Kur’an Meali ve Tefsiri
سُورَةُ الْاَعْرَافِ مَكِّيَّةٌ آيَاتُهَا ٢٠٦

A’raf Sûresi Açıklamalı Meali

Okunan yer · Ayet 1

Ayette göster
Dinle
Arapça
Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu

Adı: Bu sure adını 46-47. ayetlerde geçen el-a’raf’tan almaktadır.

Nüzul Zamanı: Surede anlatılan konular hakkında yapılacak dikkatli bir inceleme bu sure ile En’am suresinin hemen hemen aynı zamanda, yani Hz. Peygamber’in (s.a) Mekke’de geçen hayatının son yıllarında nazil olduklarını gösterir. Ancak hangisinin daha önce geldiği kesin olarak bilinmemekte. Her halukârda, En’am ve A’raf surelerinin ele aldıkları konular ve anlatım biçimleri arasındaki benzerlik, bu iki surenin de aynı döneme ait olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. İkisi de aynı tarihsel arka-plana sahip olduklarından, okuyucu En’am suresinin mukaddimesini de göz önünde bulundurmalıdır.

Konu: Surenin ana konusu, dikkat çekici bir uslûpla, “Hz. Muhammed’e (s.a) gönderilen ‘İlâhî Tebliğ’e çağrı’dır. Bu, Hz. Peygamber’in (s.a) Mekkelilere yaptığı uzun süren nasihatleri neticesinde, onlar üzerinde bir tesir görülmemesi nedeniyledir. Hatta onlar, Peygamber’in (s.a) davetine karşı adeta sağır bir kulak kesilmişler ve o kadar inatçı, o kadar vurdumduymaz olmuşlardı ki, neticede Hz. Peygamber’e (s.a), yalnızca Mekkelilerle uğraşmayı bırakıp başka insanlara da yönelmesi emrolunmuştu. Bundan dolayı Mekkelilere ?

lâhî Daveti kabul etmeleri için sürekli çağrıda bulunulmasının yanında, daha önceki kavimlerin, peygamberlerine karşı takındıkları yanlış tavırlarının sonuçları sert bir dille anlatılarak, bu hususa dikkatleri çekilmektedir. (O vakitte Hz. Peygamber (s.a) Mekke’den hicret etmek üzereydi.) Hitabın sonuç bölümü, Hz. Peygamber’in (s.a) ileride kendileriyle ilişkiler içinde olacağı Ehl-i Kitab’a yöneltilmektedir. Bu, hicret vaktinin artık yaklaşmakta olduğunun, “mesaj”ın öncekilerde olduğu gibi sadece kendi kavmine münhasır kalmayıp bütün insanlığa yayılacağının ifadesi idi.

Yahudilere hitab edildiğinde, onların peygamberlik müessesesine karşı münafıkça tutumlarının sonuçlarına işaret edilmektedir. Çünkü onlar sözle Hz. Musa’ya inandıklarını söylüyorlar, yalandan ibadet ediyorlar, fakat gerçekte onun öğretisine karşı gelerek ve itaattan kaçındılar. Bütün bu tavırlarının neticesi olarak, alçaklık ve rezillikle suçlandılar.

Surenin sonunda, Hz. Peygamber (s.a) ve ona uyanlara, İslam’ın tebliğ vazifesini hikmetlice yapabilmeleri için, bazı talimatlar verilmektedir. En önemlisi; muhaliflerin tahriklerine karşılık verme konusunda, kendilerini tutma ve sabretme hususuydu. Ayrıca, hislerin etkisiyle, hedeflerine zarar verecek herhangi bir yanlış adımın atılmaması tavsiye edilmektedir.

ÖZET Ana Fikir: İlâhî Çağrı’ya Davet.

Konular ve birbirleriyle alâkaları:

1-10 Bu bölümde; bütün insanlar, Hz. Muhammed (s.a) vasıtasıyla, kendilerine gönderilmiş olan Mesaj’ı izlemeye davet edilmekte ve bunu reddedişin sonuçları hakkında da uyarılmaktalar.

11-25 Hz. Adem’in hikâyesi, onun zürriyetinin, şeytanın tuzaklarına karşı uyarılması gayesiyle nakledilmektedir. Çünkü Şeytan, (Hz. Adem ve Havva örneğinde de görüldüğü gibi) her an onları saptırmaya hazırdır.

26-53 Bu bölüm; bazı İlâhi talimatları ve bunların Şeytan’ın talimatları ile olan zıdlıklarını içermekte olup her ikisinin sonuçlarının ve meyvelerinin bir resmi çizilmektedir.

54-58 Yeri, göğü ve onlarda olan herşeyi yaratan Allah tarafından gönderildiği için bu mesaj’a uyulmalıdır; o mesaj ki; O’nun, kuru toprağı diriltmek için indirdiği yağmura benzer.

59-171 Bazı meşhur Peygamberlerin -Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb, Musa- (Allah’ın selâmı üzerlerine olsun) hayatlarından olaylar, bu İlâhî Çağrıyı reddedişin kötü sonuçlarını gözler önüne sermek için verilmekte, ve yine bu maksatla, Hz. Muhammed’in (s.a) azabtan kurtulmaları için yaptığı, daveti kabullenme ve izlemeye- çağrı, hitap ve konuşmaları nakledilmektedir.

172-174 Bir önceki bölümün sonunda, İsrailoğulları ile yapılmış antlaşmadan bahsedilirken, tüm insanlığa daha en başta Adem’in Allah’ın halifesi olarak atandığı zaman yapılan sözleşmeye münasip bir şekilde telmihte bulunularak, onun zürriyetinden gelen bütün insanların verilen o ahdi hatırlaması ve Hz. Peygamber (s.a) tarafından kendilerine sunulan Mesaj’ı kabul edip izlemeleri gerçeğine dikkat çekilmektedir.

175-179 Mesaj hakkında bilgisi olduğu halde buna aldırış etmeyen insanın örneği, bu çağrıyı bâtıl addedenlere bir ihtar olsun diye verilmektedir. Mesajı tanımak için bütün kapasitelerini kullanmaya teşvik edilmekteler. Aksi halde cehennem onların kalacağı yer olacaktır.

180-198 Surenin bu sonuç kısmında, Mesaj’ı anlamak için melekelerini doğru dürüst kullanamayanların bazı sapkınlıklarına değinilmekte, bu kimseler uyarılmakta ve Hz. Peygamber’in (s.a) çağrısına karşı gösterdikleri düşmanca tutumların ciddi sonuçları konusunda bunlara ikazda bulunulmaktadır.

199-206 Sonuçta, Hz. Peygamber’e ve O’na uyanlara, davete karşı gelen ve ondan yüz çevirenlere karşı takınmaları gereken tavırlar hususunda bazı talimatlar verilmektedir.

Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

Ayet 1–2

2 ayet

A’raf 1

A’raf 2

الٓمٓصٓۜ ۝١ كِتَابٌ اُنْزِلَ اِلَيْكَ فَلَا يَكُنْ ف۪ي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ لِتُنْذِرَ بِه۪ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ ۝٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

1Elif-lâm-mîm-ṣâd.

Okunuş

2Kitâbün ünzile ileyke felâ yekün fî ṣadrike ḥaracüm minhü litünẕira bihî veẕikrâ lilmüʾminîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

1Elif Lâm Mîm Sâd.

Türkçe Meal

2Müminlere öğüt olsun ve inanmayanları da bu Kuran ile uyarman için sana indirilen bu kitap, sakın ola ki senin içinde bir sıkıntıya sebep olmasın.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

1Elif. Lam. Mim. Sad. Manası konusunda sözün tükenmeyeceği bu harfler hakikate ve Allah Resul’ünün aldığı vahyi tek bir harfini dahi zayi etmeden ilettiğinin şahididirler.

Açıklamalı meal

2Bu sana indirilen ve insanları yaratılışlarının sebebine davet eden bir Kitap’tır. Müminler onu, akıllarından çıkarmasınlar diye indirilmiştir. Ey Resûlüm onunla yoldan sapanları, uğrayacakları akıbete karşı uyarman ve mü’minlere öğüt vermen hususunda, iman etmeyenlerden gelecek baskılar ve görevinin zorluğundan dolayı içinde bir sıkıntı kalbinde bir şüphe ve daralma olmasın. Onunla kâfirleri korkutup müminlere öğüt veresin ve gittikleri yolun neticeleri konusunda uyarasın. Sen görevini yap, cihadını sürdür, zalimlerin ve kâfirlerin hıncına ve hücumuna aldırma. Yapmakta olduğun davete karşı çıkanların saldırganlıkları seni bunaltıp üzmesin. Sen tebliğle görevlisin. Kitabı senin hayatını zora sokmak için göndermedik. Onlar daveti düşünüp öğüt almasalar da gerçeği arayanlar öğüt alıp doğruya yönelirler.

Ayet 3

1 ayet

A’raf 3

اِتَّبِعُوا مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۜ قَل۪يلًا مَا تَذَكَّرُونَ ۝٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

3İttebiʿû mâ ünzile ileyküm mir rabbiküm velâ tettebiʿû min dûnihî evliyâʾ. ḳalîlem mâ teẕekkerûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

3Rabbinizden size indirilen Kuran’a uyun. Allah’tan başka bir takım evliyaya uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

3Ey insanlar! Rabbinizden size indirilen emir ve yasaklarına riayet edip Kuranı rehber edinin. Nelere iman ettiğinizi bilerek ve inanmanın gereklerini yerine getirerek Kur’an’a uyun ve Allah’tan başka hiçbir güce boyun eğmeyin. Kur’an’ın hükümlerini terk etmeyin. Allahtan başka, işlerinizi kendilerine havale edeceğiniz kendi otoritelerine kayıtsız şartsız boyun eğmenizi isteyen lider ve O’nun razı olmadığı önderleri, dost ve veliler edinip onlara uymayın. Unutmayın ki yarattıklarının nizamını kurma ve ahlakını belirleme hakkı ve yetkisi yalnız Allah’a aittir. Ondan başkasının hayatınız üzerinde belirleyici olmasına rıza göstermeyin. Allah’a inanmakla beraber onun dışındaki lider, şeyh, mürşit, hoca, alim, cemaat, mezhep, tarikat gibi kişi ya da oluşumlar sizi Kur’an’dan kopararak başka mecralara çekmesin. Yapılan onca uyarıya rağmen pek az düşünüyorsunuz ve pek az öğüt alıyorsunuz. Kulağınıza küpe olması gereken bu öğütleri ne kadar da az düşünüyorsunuz! Allah ile arasına, başka birini koymayan herkes Allah’ın velisidir.

Ayet 4

1 ayet

A’raf 4

وَكَمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا فَجَٓاءَهَا بَاْسُنَا بَيَاتًا اَوْ هُمْ قَٓائِلُونَ ۝٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

4Vekem min ḳaryetin ehleknâhâ fecâehâ beʾsünâ beyâten ev hüm ḳâilûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

4Biz nice uygarlıkları helak ettik. Kahredici azabımız, onlara gece ya da öğle vakti uyurlarken gelip çattı.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

4Öğüt almayanları nasıl bir son bekliyor?” derseniz geçmişe bakın. Biz elçilerimize düşmanlık eden, emrimize başkaldırıp uyarılarımızı ve öğütlerimizi dikkate almayan nice toplumları ve memleketleri helak ettik. Azabımız onlara ya Lut kavminde olduğu gibi kendilerini güvenlik içinde hissettikleri en gafil oldukları bir gece vakti, ya da Şuayip kavmindeki gibi gündüz uykusuna yattıkları sırada ansızın gelmişti. Uyarılarımıza aykırı davrandılar. Bunun üzerine onların üstüne gece gündüz fark etmeden felaketler gönderdik.

Ayet 5

1 ayet

A’raf 5

فَمَا كَانَ دَعْوٰيهُمْ اِذْ جَٓاءَهُمْ بَاْسُنَٓا اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ۝٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

5Femâ kâne daʿvâhüm iẕ câehüm beʾsünâ illâ en ḳâlû innâ künnâ żâlimîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

5Azabımız onları yakaladığı vakit, feryatları: “Biz, gerçekten azabı hak eden zalimlerden olmuştuk” demekten başka bir şey olmadı.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

5Kendilerine zorlu azabımız geldiğinde: “Yazıklar olsun, biz onca öğüt ve uyarıyı dikkate almayıp gerçekten Allah’a şirk koşan, resullerini yalanlayan, haddi aşanlardandık. Biz bunu çoktan hak ettik, kendimiz ettik kendimiz bulduk diyerek ve aciz çaresiz biçimde dua edip yalvararak “şüphesiz biz zalimlerdik” demekten ve suçlarını itiraf etmekten başka diyecek sözleri olmadı. Ve bu son pişmanlıkları bir yarar da sağlamadı. Ama iş bununla da bitmeyecek, öyle bir gün gelecek ki:

Ayet 6

1 ayet

A’raf 6

فَلَنَسْـَٔلَنَّ الَّذ۪ينَ اُرْسِلَ اِلَيْهِمْ وَلَنَسْـَٔلَنَّ الْمُرْسَل۪ينَۙ ۝٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

6Felenesʾelenne-lleẕîne ürsile ileyhim velenesʾelenne-lmürselîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

6Andolsun ki kendilerine elçi gönderilenleri sorgulayacağız, gönderilen elçileri de sorgulayacağız.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

6Şüphesiz kendilerine peygamber gönderilmiş olanlara ve yaratılış sebeplerine uygun yaşamaya davet edilenlere: “Peygamberler size tebliğ de bulundular mı? Size gelen peygamberin tebliğine nasıl karşılık verdiniz? niçin elçilere düşmanlık yaptınız” diye soracağız. Peygamberlere iftira atan kişilerin yalancılıklarını ortaya çıkarmak için, Peygamberlere de şahit olarak “Ümmetiniz size ne cevap verdi?” diye elbette soracağız.

Ayet 7

1 ayet

A’raf 7

فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِمْ بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَٓائِب۪ينَ ۝٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

7Feleneḳuṣṣanne ʿaleyhim biʿilmiv vemâ künnâ gâibîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

7Sonra da onlara, her şeyi bilgi ve belge ile açıklayacağız. Zaten biz habersiz değildik ki.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

7Şüpheniz olmasın bu sorgulama esnasında kimseye zerre kadar haksızlık yapılmayacaktır. Biz insanın amel defterlerindeki kayıtlı bilgi ve belgeleri önlerine koyacağız. Onlara yaptıklarını en gizli durumlarına varıncaya kadar ayrıntılarıyla bir bir anlatacağız. Çünkü biz her an onların yanındaydık. Yaptıkları hiçbir şeyden asla habersiz değildik. Bizim bulunmadığımız bir zaman, kaybolduğumuz bir vakit yoktu ki. Yakında bunu anlayacaklardır. Hesap günü olup biteni bütün gerçekleriyle açıklayacağız.

Ayet 8–9

2 ayet

A’raf 8

A’raf 9

وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍۨ الْحَقُّۚ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ۝٨ وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَظْلِمُونَ ۝٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

8Velveznü yevmeiẕin-lḥaḳḳ. femen ŝeḳulet mevâzînühû feülâike hümü-lmüfliḥûn.

Okunuş

9Vemen ḫaffet mevâzînühû feülâike-lleẕîne ḫasirû enfüsehüm bimâ kânû biâyâtinâ yażlimûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

8İşte o gün tartı değerlendirme kesinlikle gerçekleşecektir. İyilikleri ağır gelenler, işte bunlar, kurtulmuş olanlardır.

Türkçe Meal

9İyilikleri hafif gelenler ise, işte onlar da ayetlerimize karşı haksızlık etmekle kendilerini ziyana uğratan zalimlerdir.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

8Adil yargılanmanın sembolü olan gerçek terazi o gündedir. O Gün hiç kimseye haksızlık yapılmaz, ölçü ve tartı hakkıyla gerçekleşir. Dünyada yapılmış olan bütün iyilik ve kötülükler dosdoğru bir şekilde ölçülecek ve ilâhî adâlet tam anlamıyla gerçekleşecektir. O gün verilen karar kesindir. Herkes kendi yaptıklarına kendisi şahitlik edecektir. Bu konuda hiçbir şüpheye mahal yoktur. O yüce mahkemede verilen karara itiraz edilemez. Tamamıyla gerçeklere göre hüküm verilir. Salih amel yönünden kimin iyilik sevap ve hayır tartıları ağır gelirse kurtuluşa ve ebedî mutluluğa erecekler onlardır. Kâr ve zarar hesabı, bunların toplamından çıkacaktır. En büyük sevap ise imandır, imanı olmayanın yapmış olduğu iyi ameller ne kadar çok olsa da kâr hanesine yazılmayacak heder olup gidecektir.

Açıklamalı meal

9Kimin de günahları ağır basarsa ve sevap tartıları hafif gelirse onlar da açıklanan sorumlulukları hiçe sayıp ayetlerimize karşı haksızlık etmelerinden ve Allah adına yapılan davete sırtlarını dönmelerinden dolayı kendilerine yazık edenlerdir. Yaptıkları iyi şeyler, kötü şeylerden fazla olanlar Cennet’e; yaptıkları kötü şeyler iyi şeylerden fazla olanlar da Cehenneme gidecektir.

Ayet 10

1 ayet

A’raf 10

وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِي الْاَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ ف۪يهَا مَعَايِشَۜ قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ۟ ۝١٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

10Veleḳad mekkennâküm fi-lʾarḍi veceʿalnâ leküm fîhâ meʿâyiş. ḳalîlem mâ teşkürûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

10Sizi yeryüzüne yerleştirdik. Burada sizin geçiminizi sağlayacak bir ortam hazırladık. Bu nimetlerin hakkını ne kadar da az veriyorsunuz!

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

10Ey İnsanlar! Biz sizi yaratıp gerçekten rahat ve huzurlu bir vaziyette yeryüzüne yerleştirdik. Size orada güç itibar, iktidar ve sayısız nimetlerle çeşitli geçim imkanları verdik. Hal böyleyken, Rabbinizin davetine ne kadar az yöneliyor ve O’na ne kadar az şükrediyorsunuz.

Ayet 11

1 ayet

A’raf 11

وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَۗ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَ ۝١١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

11Veleḳad ḫalaḳnâküm ŝümme ṣavvernâküm ŝümme ḳulnâ lilmelâiketi-scüdû liâdem. fesecedû illâ iblîs. lem yeküm mine-ssâcidîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

11Doğrusu sizi biz yarattık sonra sizi biçimlendirdik, sonrada meleklere, "Adem’e secde edin/emrine amade olun" dedik, İblis hariç, o secde edenlerden olmadı.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

11Atanız babanız olan Âdem’i ilk olarak şekilsiz bir balçıktan, sizi ve ruhlarınızı da hiç yoktan Biz yarattık. Sonra atanız Âdem’e ve size insan şekli verdik. Sonra meleklere: “Adem’e hizmete hazır olun hürmet için saygı duyun, O’nu yüceltip secde edin” dedik. Aslen bir cin olan İblis dışında hepsi üstünlük verdi, Âdem’i yücelterek secde etti. İblis Allah’ın emrine başkaldırma pahasına itaat secdesinde bulunmadı. Zira o, bunu gururuna yediremedi, kibirlendi ve küfre kaydı.

Ayet 12–13

2 ayet

A’raf 12

A’raf 13

قَالَ مَا مَنَعَكَ اَلَّا تَسْجُدَ اِذْ اَمَرْتُكَۜ قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۚ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ ۝١٢ قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ اَنْ تَتَكَبَّرَ ف۪يهَا فَاخْرُجْ اِنَّكَ مِنَ الصَّاغِر۪ينَ ۝١٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

12Ḳâle mâ meneʿake ellâ tescüde iẕ emertük. ḳâle ene ḫayrum minh. ḫalaḳtenî min nâriv veḫalaḳtehû min ṭîn.

Okunuş

13Ḳâle fehbiṭ minhâ femâ yekûnü leke en tetekebbera fîhâ faḫruc inneke mine-ṣṣâgirîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

12Allah:
– Sana emrettiğimde, secde etmekten seni alıkoyan nedir? Dedi. İblis:
– Ben, ondan üstünüm. Zira beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın, dedi.

Türkçe Meal

13Allah:
– O bulunduğun makamdan hemen defol, orada büyüklük taslamak senin haddine değildir. Hemen çık git. Çünkü sen aşağılık birisin!

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

12Allah İblis’in niçin secde etmediğini gayet iyi bildiği hâlde, insanlığa ibret olması için ona sordu: “Sana emrettiğimde, seni Âdem’e secde etmekten alıkoyan ne oldu?” dedi. Gerçek üstünlüğün Allah’ın emirlerini her şeyin üstünde tutmak olduğunu unutan İblis: “Ben ondan üstünüm. Beni ateşten yarattın onu ise değersiz bir çamurdan yarattın” dedi. Oysa, insan, hangi maddeden yaratıldığına değil ne için yaratıldığına bakmalı. İnsanın elinde olmayan ve doğuştan gelen bir özelliği üstünlük ölçüsü olarak görmesi hem yanlıştır hem de şeytanî bir davranıştır. Bu düşünceyle, “biz peygamber soyundan geliyoruz”, “biz falan kabileye mensubuz” gibi çıkışlar arasında herhangi bir mantık farkı yoktur. Irk, renk, servet, şöhret, güzellik, makam, güç gibi özellikler, İslâm’a göre asla üstünlük ölçüsü olamazlar. İlâhî değer ölçülerine göre en kıymetli, insan; ortaya koyduğu faydalı çalışmalar ve ahlâkî erdemler bakımından en önde olan insandır.

Açıklamalı meal

13Allah: Öyleyse, sana bahşettiğim yüce makam olan cennetten defol in aşağıya. Orada böbürlenmeye, büyüklenmeye hakkın olamaz. Hiç kimse, soyundan, sopundan, makamından dolayı üstünlük iddiasında bulunamaz. Sen oraya layık değilsin. O yüce makam, haddini bilen Rabbinin emirlerine itaat edenlere mahsustur. O makamda ancak Allah’ın emirlerine itaat edilir, O’nun emri karşısında büyüklük taslayıp fikir beyan edilmez. Hemen huzurumdan ve nimet ortamımdan çık. Sen değersiz aşağılık ve alçaklardansın dedi. İblis’in, Allah’a inanması, O’nun varlığını ve sıfatlarını biliyor olması kendisini kovulmaktan, aşağılanmaktan kurtaramadı, kendisine bir yarar sağlamadı. Demek ki doğru olan Allah’a inanmakla beraber, O’nun emirlerine itaat etmektir. Kim Allah’ın emirlerine itaatsizlik ederse o da İblis gibi ilâhî rahmetten uzaklaştırılır.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

12Sâd 74Sâd 76

Ayet 14–17

4 ayet

A’raf 14

A’raf 15

A’raf 16

A’raf 17

قَالَ اَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ۝١٤ قَالَ اِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَ ۝١٥ قَالَ فَبِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ۝١٦ ثُمَّ لَاٰتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَٓائِلِهِمْۜ وَلَا تَجِدُ اَكْثَرَهُمْ شَاكِر۪ينَ ۝١٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

14Ḳâle enżirnî ilâ yevmi yübʿaŝûn.

Okunuş

15Ḳâle inneke mine-lmünżarîn.

Okunuş

16Ḳâle febimâ agveytenî leaḳʿudenne lehüm ṣirâṭake-lmüsteḳîm.

Okunuş

17Ŝümme leâtiyennehüm mim beyni eydîhim vemin ḫalfihim veʿan eymânihim veʿan şemâilihim. velâ tecidü ekŝerahüm şâkirîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

14İblis:
– Yeniden diriliş gününe kadar bana süre ver, dedi.

Türkçe Meal

15Allah:
– Sen zaten süre verilenlerdensin! Dedi.

Türkçe Meal

16İblis:
– Senin beni saptırmana karşılık, yemin olsun ki ben de senin dosdoğru yolunun üzerinde oturup pusu kuracağım.

Türkçe Meal

17Sonra onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından yaklaşacağım. Sen de onların çoğunu şükreder bulamayacaksın, dedi.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

14Bunun üzerine (İblis): “Onların öldükten sonra yeniden diriltilecekleri güne kadar yani Kıyâmet Gününe kadar bana mühlet ver” dedi. İblis; bu ifadeyle ölmeden ahirete ulaşma hesabı yaptı. iblisin küfrü, Allah’ı ve Âhireti inkâr değil, Allah’a itaatsizlik ve Allah ile tartışmaya kalkışmaktır. İblis, Allah’ı ve âhireti bilen, fakat inanmayan kâfirlerin sembolüdür.

Açıklamalı meal

15(Allah: “Şu imtihan dünyasında, insanın terakkisi için) Sana (kıyâmete kadar) süre verilmiştir. (Fakat bu süre içinde şunu hiç unutma: Sen kötü olarak yaratılmadın. Kötü olmayı ve sürekli kötülük yaparak varlığını devam ettirmeyi sen seçtin.)” dedi.

Açıklamalı meal

16(İblis de) Allah’a iftira edip kendisine verilen bu uzun ömre şükredeceği ve şükür ile kurtuluşa kullanacağı yerde, kendi günahını Allah’a isnat ederek şöyle dedi: Madem ki benim yoldan çıkıp hataya düşmeme ve sapmama izin verdin, yaptıklarım yüzünden rahmetinden uzaklaştırarak azgın bıraktın. Hz. Adem’e secde etmek gibi nefsime ağır gelen bir imtihana tâbi tutmakla, Beni azgınlığa düşürmene karşılık Ademoğullarını saptırmak, azdırmak için onlara karşı senin doğru yolunun üstünde Allah merkezli bir hayat yaşaması için yaratıp, onunla imtihan edeceğin insana tuzak kurup oturacağım. Her dönemdeki en haklı ve hayırlı davanın ortasında pusu kurup duracağım. İblis, kibir göstererek ve küfrü tercih ederek yüz çevirdiği ilâhî emrin faturasını Yüce Allah’a havale etmekte, aslında kendi sapmasını gizleyerek onu Allah’ın saptırdığını söylemekteydi. Bu apaçık bir yalan ve iftiraydı. Yanlış tercihini Allah’a nisbet ederek sorumluluğunu inkâr eden kişi iblisleşir. İblis, yaptığı eylemin sorumluluğunun Allah’a ait olduğunu iddia etmektedir. Diğer bir ifadeyle “Sen, bu işin buraya varacağını biliyordun” demiştir. Günümüz kadercilik anlayışının temelinde de benzeri bir düşünce yapısı mevcuttur.

Açıklamalı meal

17Sonra (da onları aldatmak için dört farklı yönden geleceğim:

1) Ahirete ait şüpheler vermekle) önlerinden

2) Dünyayı ebedi zannetmelerini sağlamakla) arkalarından

3) Suret-i haktan görünmekle, yaptıkları hayırlara gurur, kibir, riya karıştırmakla) sağlarından

4) Günahın her türünü en güzel ambalajlar içinde servis yapmakla) sollarından onlara yaklaşacağım. (Kısaca onları aldatmak için her türlü yol ve yöntemi kullanarak dört bir yandan üzerlerine saldıracağım) Ve (bu saldırılar sonucunda) pek çoklarının nankör kimseler olduğunu göreceksin.

14. (İblis): “Onların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver” dedi.

15. (Allah): “Haydi, sen kendilerine mühlet verilenlerdensin” dedi.

16. (İblis de) şöyle dedi: “Beni azgınlığa düşürmene karşılık onlara karşı senin doğru yolunun üstünde oturacağım.

17. Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Böylece sen onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.”

14-17 Bunun üzerine İblis, “O halde bana insanların yeniden diriltecekleri Kıyamet Günü’ne kadar süre ver.” dedi. Allah da ona, “Sen o güne kadar süre verilenlerden oldun.” dedi. İblis kibri yüzünden Allah’ın emrine itaat etmemekle birlikte dönüp bir de şöyle demeye başladı: “Mademki Sen benim yoldan çıkıp sapmama izin verdin. Ben de yeryüzünde Allah merkezli bir hayat yaşaması için yaratıp, onunla imtihan edeceğin insana tuzaklar kuracağım. Onlara açıktan açığa, gizliden gizliye sokulup altlarından girip, üstlerinden çıkarak, haktan, hukuktan yana gözükerek, zaaflarını kullanıp akıllarını karıştırıp doğru yoldan uzaklaştıracağım. Sen de onların çoğunu nankörler ve emrine başkaldıranlar olarak bulacaksın.

14. Bunun üzerine tevbe etmek yerine hatasında ısrar eden İblis: “Onların öldükten sonra yeniden diriltilecekleri Kıyâmet Gününe kadar bana mühlet ver” dedi. İblis; bu ifadeyle ölmeden ahirete ulaşma hesabı yaptı. İblisin küfrü, Allah’ı ve Âhireti inkâr değil, Allah’a itaatsizlik ve Allah ile tartışmaya kalkışmaktır. İblis, Allah’ı ve âhireti bilen, fakat inanmayan kâfirlerin sembolüdür.

15. Allah bu isteğini kabul etmiş ve: “Haydi, sen kendilerine kıyamet gününe kadar yeryüzünde süre verilenlerdensin” dedi. Allah dileseydi, İblis’i oracıkta yok edip işini bitirebilirdi. Fakat sonsuz ilim ve hikmeti gereğince, İblis’e istediği süreyi verdi.

16. İblis de Allah’a iftira ederek kendisine verilen bu uzun ömre şükredeceği yerde, sanki Allah onu kötü olmaya zorlamış gibi kibri yüzünden Allah’ın emrine itaat etmeyip şöyle dedi: Madem ki benim yoldan çıkıp sapmama izin verdin. Hz. Adem’e secde etmek gibi nefsime ağır gelen bir imtihana tâbi tuttun. Beni azgınlığa düşürmene karşılık Ademoğullarını saptırmak için onlara karşı senin doğru yolunun üstünde pusu kurup oturacağım. Allah merkezli bir hayat yaşaması için yaratıp, onunla imtihan edeceğin insana tuzaklar kuracağım. İblis, kibir göstererek ve küfrü tercih ederek yüz çevirdiği ilâhî emrin faturasını Yüce Allah’a havale etmekte, aslında kendi sapmasını gizleyerek onu Allah’ın saptırdığını söylemekteydi. Bu apaçık bir yalan ve iftiraydı. İblis, yaptığı eylemin sorumluluğunun Allah’a ait olduğunu iddia etmektedir. Diğer bir ifadeyle “Sen, bu işin buraya varacağını biliyordun” demiştir. Günümüz kadercilik anlayışının temelinde de benzeri bir düşünce yapısı mevcuttur.

17. Sonra onları aldatmak için dört farklı yönden geleceğim. Onlara bazen açıktan ahiretle ilgili şüpheler vererek önlerinden, bazen sinsice pusu kurup Dünyayı ebedi zannetmelerini sağlamayarak arkalarından, bazen Müslüman kimliğine bürünüp yaptıkları hayırlara gurur, kibir, riya karıştırarak sağlarından ve bazen de şehvet ve ihtirâslarını azdırarak günahın her türüyle sollarından, mümkün olan her vesileyle, her vasıtayla sokulacağım. Onlara açıktan açığa, gizliden gizliye sokulup altlarından girip, üstlerinden çıkarak, haktan, hukuktan yana gözükerek, zaaflarını kullanıp akıllarını karıştırıp doğru yoldan uzaklaştıracağım. Onları aldatmak için her türlü yol ve yöntemi kullanarak dört bir yandan üzerlerine saldıracağım Böylece sen onların çoğunu artık dinin ve nimetlerin sayesinde eriştikleri faziletlere şükretmeyen nankör kimseler olduğunu göreceksin. Çünkü onlara nankörlük ve hıyanet yaptıracağım. İblisin sen çoğunu şükredenlerden, bulamayacaksın demesi, sadece bu şeytanlaşmaya müsait olanlar içindir. Yani; gerçek Müslümanların dışındakiler, tamamen iblise uydular veya onlar da şeytanlaştılar. Böylece de iblis bu saptırma işini kendi gücüyle yaptığını zannetti.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

14Sâd 79Sâd 80

İlgili ayetler

15Sâd 79Sâd 80

İlgili ayetler

16Bakara 35Hicr 39

İlgili ayetler

17Sebe’ 20Sebe’ 21

Ayet 18

1 ayet

A’raf 18

قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُ۫مًا مَدْحُورًاۜ لَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ اَجْمَع۪ينَ ۝١٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

18Ḳâle-ḫruc minhâ meẕʾûmem medḥûrâ. lemen tebiʿake minhüm leemleenne cehenneme minküm ecmeʿîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

18Allah da: Çık git huzurumdan! Andolsun ki ben de cehennemi seninle ve senin peşinden gelenlerle dolduracağım.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

18Bunun üzerine Allah da şöyle dedi: Emre itaatsizlikle kalmadın, bana iftira attın. Artık eski konumunda kalamazsın. Haydi cennetten defol. “Oradan kınanmış ve rahmetimden kovulup aşağılanmış olarak çık. Çünkü melekler arasında, o yüce makamda bulunmaya senin hakkın yok. Yakında yeryüzüne inecek ve ilâhî sınavın gerçekleşmesi için insanları kötülüğe dâvet edeceksin. Fakat kullarımın üzerinde herhangi bir zorlayıcı gücün olmayacak, Yemin olsun dışlanmış, kovulmuş şeytanlaşmış birisi olduğun halde insanlardan, kim sana uyarsa bilin ki cehennemi hep sizinle dolduracağım.” Suç işleyip kabahati Rabbine atanlar, Rabbim istemeseydi sapıtmazdım diyenler, mutlaka cezalandırılacaklardır. Cehennemin insanlarla doldurulması “sonuç”, insanların İblis’e uyması ise “sebeptir.

İlgili ayetler

Ayet 19

1 ayet

A’raf 19

وَيَٓا اٰدَمُ اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلَا مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هٰذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِم۪ينَ ۝١٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

19Veyâ âdemü-skün ente vezevcüke-lcennete fekülâ min ḥayŝü şiʾtümâ velâ taḳrabâ hâẕihi-şşecerate fetekûnâ mine-żżâlimîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

19– Allah buyurdu ki; Ey Adem, sen ve eşin bu dünya bahçesine yerleşin. Her ikiniz de dilediğiniz yerden yiyin ve sakın belirlenmiş olan kötülüğe/günaha yaklaşmayın. Aksi halde kendinize yazık eden zalimlerden olursunuz.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

19Sonra Allah, Adem’e şöyle buyurdu: Ey Âdem! Sen ve eşin birlikte has bahçe olarak bilinen cennete yerleşin ve orada tercihlerinizi isabetli kullanarak istediğiniz her şeyden, canınızın çektiği her türlü meyveden bol bol yiyin. Ancak sınırsız özgürlüğe sahip olmadığınızı, size bu nimetleri bahşeden Allah’a muhtaç birer kul olduğunuzu asla unutmayın. Bunun için de sizi imtihân etmek üzere meyvesini yasakladığım şu ağaca yaklaşmayın. Aksi halde büyük bir günah işleyerek kendinize yazık edenlerden, emrime itaat etmeyen zalimlerden ve haddi aşanlardan olursunuz.”

İlgili ayetler

Ayet 20–22

3 ayet

A’raf 20

A’raf 21

A’raf 22

فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُ۫رِيَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْاٰتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهٰيكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هٰذِهِ الشَّجَرَةِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَا مَلَكَيْنِ اَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِد۪ينَ ۝٢٠ وَقَاسَمَهُمَٓا اِنّ۪ي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِح۪ينَۙ ۝٢١ فَدَلّٰيهُمَا بِغُرُورٍۚ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۜ وَنَادٰيهُمَا رَبُّهُمَٓا اَلَمْ اَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَاَقُلْ لَكُمَٓا اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ۝٢٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

20Fevesvese lehüme-şşeyṭânü liyübdiye lehümâ mâ vûriye ʿanhümâ min sevʾâtihimâ veḳâle mâ nehâkümâ rabbükümâ ʿan hâẕihi-şşecerati illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ mine-lḫâlidîn.

Okunuş

21Veḳâsemehümâ innî lekümâ lemine-nnâṣiḥîn.

Okunuş

22Fedellâhümâ bigurûr. felemmâ ẕâḳe-şşecerate bedet lehümâ sevʾâtühümâ veṭafiḳâ yaḫṣifâni ʿaleyhimâ miv veraḳi-lcenneh. venâdâhümâ rabbühümâ elem enhekümâ ʿan tilküme-şşecerati veeḳul lekümâ inne-şşeyṭâne lekümâ ʿadüvvüm mübîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

20Şeytan Allah’ın yaklaşmayın dediği kötülüğü/günahı işlemeleri için eğer bunu yaparsanız birer melek veya burada kalıcı olanlardan olursunuz diye vesvese verdi.

Türkçe Meal

21Ve her ikisine de yemin ederek; Ben sizin, iyiliğiniz için öğüt veriyorum dedi.

Türkçe Meal

22Ve onları aldattı böylece onlar yasaklandıkları kötülüğü/günahı işlediler ve yaptıklarının farkına varınca Rableri onlara: “Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır dememiş miydim?” diye seslendi.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

20Şeytan boş durmuyordu. O, insanı çok iyi tanıyor, onun en büyük zaaflarından birinin şehvet duygusu olduğunu biliyordu. İkisinin birbirine gizlenmiş olan ayıp ve edep yerlerini kendilerine göstermek ve böylece cinsi tahrikle şehvet tuzağına kaptırmak için onlara vesvese verdi, akıllarını çeldi. Şeytan vesveseyi verirken de niyetinin anlaşılmaması için teklifini farklı bir şekilde onlara sundu ve: Rabbinizin size bu ağacı ve meyvesini yasaklamasının nedeni sırf güçlü, kuvvetli melekler gibi ölümsüz olmanızı yahut hep burada sonsuza kadar yaşamanızı istemediği içindir. Oysa cennette ebedi sultan olmak çok güzeldir ve tam da size göredir. Cennete gözde melekler olursunuz ve ebedî hayat yaşayanlardan olursunuz dedi. Âdem ile eşini kıskanıp, ilahi ilmin ve hikmetin gereği onların kulaklarına fısıldayarak yasaklanan bitkinin meyvesinden yemeyi cazip gösterdi.

Açıklamalı meal

21Ayrıca: Şeytan yalanını daha inandırıcı yapmak için “Şüphesiz Allah şahidimdir ki ben melekler gibi ölümsüz ve hep burada yaşayanlardan olmanızı ve sadece iyiliğinizi istediğim için size öğüt veriyorum” diye onlara karşı yalan yere yemin etti. Doğruluğuna ve onların hayrına olduğuna dair yeminler edip her ikisini de inandırdı.

Açıklamalı meal

22Böylece Şeytan amacına ulaştı ve onları yanıltıcı düşüncelerle yönlendirdi. Onları aldatarak yasak ağaca yaklaşmalarını sağladı. Onlardaki cinsellikle alakalı duyguların aktif hale gelmesini sembolize eden ağacın meyvesini şehvetle tattıklarında işledikleri suçun farkına vardılar. Nurdan cennet örtüleri kayboldu kendilerine mahrem olan edep yerleri göründü. Çıplak vaziyetlerinden utandılar ve cezalandırılma korkusuyla oraya buraya kaçmaya başladılar. Gizlenmek görünmemek için ağaçların yaprakların arkasına girerek, üzerlerini cennet yaprakları ile hemen örtmeye başladılar. Korkularından ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Sanki üzerlerine yaprak örttüklerinde Allah onları görmeyecekti. Bunun üzerine Rabbleri onlara: “Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim ve şüphesiz ki “şeytan göze görünmese de size açık bir düşmandır” dememiş miydim?” diye seslendi. Böylece Âdem ile Havva, kıyâmete kadar insanlara musallat olacak baş düşmanları İblisle olan ilk karşılaşmalarında imtihanı kaybettiler. Fakat umutsuzluğa düşmediler, kibre kapılmadılar, günahlarını bir başka günahla telafi yoluna da gitmediler. Aksine, hatalarını itiraf ederek Rabi’lerine yalvardılar: Şeytani dürtülere aldanıp mal edinme hırsına saplanan Âdem ve eşi, yanlışlarını fark edip kusurlarını anladılar.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

21İbrahim 22

İlgili ayetler

22Tâhâ 121

Ayet 23

1 ayet

A’raf 23

قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ۝٢٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

23Ḳâlâ rabbenâ żalemnâ enfüsenâ veil lem tagfir lenâ veterḥamnâ lenekûnenne mine-lḫâsirîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

23Ve her ikisi de şöyle yalvardılar: "Rabbimiz biz kendimize zalimlik ederek yazık ettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz."

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

23Düştükleri bu durumun ardından Âdem ile eşi, şeytan gibi suçu başkasına atmak ve hata da ısrar etmek yerine dediler ki: “Ey Rabbimiz! Biz yaratılış gayemize aykırı hareket ettik, biz söz dinlememek ve şeytana uymakla kendimize yazık ettik. Sen bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen muhakkak ki azabını hak edip hüsrana uğrayanlardan oluruz. Ne olur bizi bağışla” dediler ve pişmanlıklarını dile getirdiler. Bunun üzerine, Allah ikisini de bağışladı ve işledikleri günahın cezasını çekmeleri için değil de asıl yaratılış gayeleri olan halîfelik görevini yerine getirmeleri için cennetten çıkarıp yeryüzüne gönderdi. Çünkü zaten tövbeleri kabul edilmiş, suçları da bağışlanmıştı:

İlgili ayetler

İlgili ayetler

23A’raf 151Hûd 47

Ayet 24–25

2 ayet

A’raf 24

A’raf 25

قَالَ اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ وَلَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلٰى ح۪ينٍ ۝٢٤ قَالَ ف۪يهَا تَحْيَوْنَ وَف۪يهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ۟ ۝٢٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

24Ḳâle-hbiṭû baʿḍuküm libaʿḍin ʿadüvv. veleküm fi-lʾarḍi müsteḳarruv vemetâʿun ilâ ḥîn.

Okunuş

25Ḳâle fîhâ taḥyevne vefîhâ temûtûne veminhâ tuḫracûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

24Allah buyurdu ki:
– Birbirinize düşman olarak o bahçeden çıkın. Yeryüzünde belirli bir süreye kadar yerleşip yaşamak ve geçimlik sizi bekliyor.

Türkçe Meal

25Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

24Allah da dualarını kabul ederek onları affetti ve Âdem’e, eşine ve şeytana şöyle seslendi: Şeytana uyduğunuz için buradan ilişiğinizi keserek, şeytan ve siz “Birbirinize düşman olarak cennetten çıkıp yeryüzüne inin. Siz yeryüzünde belli bir süreye kadar kalacak ve orada geçim süreceksiniz” dedi. İman küfür mücadelesi, kafirleri temsilen şeytan ve insanları temsilen Âdem arasında başlamıştır ve kıyamete kadar devam edecektir.

Açıklamalı meal

25Allah dedi ki: Yine “Orada yaşar, orada ölür ve oradan Allah’ın size önerdiği hayat tarzına uygun yaşayıp yaşamadığınızdan hesaba çekilmek üzere dirilip mahşere çıkarılırsınız. Eğer siz gayret eder, Allah da lütfederse çıkarıldığınız cennetinize tekrar gireceksiniz.” dedi.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

24Bakara 36Tâhâ 123

İlgili ayetler

25Tâhâ 55Nûh 18

Ayet 26

1 ayet

A’raf 26

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَار۪ي سَوْاٰتِكُمْ وَر۪يشًا۠ وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌۜ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ ۝٢٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

26Yâ benî âdeme ḳad enzelnâ ʿaleyküm libâsey yüvârî sevʾâtiküm verîşâ. velibâsü-ttaḳvâ ẕâlike ḫayr. ẕâlike min âyâti-llâhi leʿallehüm yeẕẕekkerûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

26Ey Ademoğulları, örtünmeniz için elbise, sizin için daha hayırlı olan bolluk bereket için takva elbisesini indirdik ki işte o Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alırsınız.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

26Ey Âdem oğulları! Size mahrem yerlerinizi ve görüldüğünde şehveti tahrik eden vücut bölgelerinizi örten ve giyinip süsleneceğiniz giysi yapma bilgisini öğrettik. Sizi hem çıplaklığınızı örtecek hem de dış etkilerden koruyacak, aynı zamanda süsünüz olacak giysi yapma becerileri ile yarattık. Örtünme duygusu fıtridir ve ilk insanla başlamıştır. Öyleyse, küfür ve zulüm sistemlerinin en belirgin alâmeti ve temel dayanağı olan, toplumda her türlü fuhşun, sapık ilişkilerin ve cinsel sömürünün yaygınlaşmasına yol açan çıplaklık kültüründen uzak durun! Namus, iffet ve ahlâk gibi yüce değerleri pekiştirerek toplumsal yozlaşmanın önüne geçen elbiselerle daha zarif, daha güzel göründüğünüzü unutmayın. Kötülüklerden titizlikle kaçınarak dürüst ve erdemli bir insan olmak ve size güzel şeyler yaptıracak kurallar anlamına gelen takva elbisesi ile de donanmanız ise en hayırlı olandır. Çünkü takva elbisesi kişinin, kişiliğini öne çıkaran, Allah’ın razı olmadığı her şeyden sakınarak dürüst ve erdemli bir insan olmayı temsil eden manevî bir elbisedir. İşte bunlar Allah’ın üzerinde düşünüp ibret almanızı isteyen ve size yol gösteren ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alırlar, Araştırıp, akıllarını ve vicdanlarını çalıştırıp, ibret ve hikmet öğrenirler diye gönderilmiştir.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

26A’raf 31Nahl 112

Ayet 27

1 ayet

A’raf 27

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَٓا اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَاۜ اِنَّهُ يَرٰيكُمْ هُوَ وَقَب۪يلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْۜ اِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ ۝٢٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

27Yâ benî âdeme lâ yeftinennekümü-şşeyṭânü kemâ aḫrace ebeveyküm mine-lcenneti yenziʿu ʿanhümâ libâsehümâ liyüriyehümâ sevʾâtihimâ. innehû yerâküm hüve veḳabîlühû min ḥayŝü lâ teravnehüm. innâ ceʿalne-şşeyâṭîne evliyâe lilleẕîne lâ yüʾminûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

27Ey Ademoğulları, şeytan atalarınızı aldatıp belirlenmiş yasağı/günahı işleterek, yaşadıkları bahçeden çıkartılmasına neden olduğu gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve kabilesi sizin onları göremeyeceğiniz yerden görürler. Şeytanlar inanmayanların evliyaları/dostlarıdırlar.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

27Ey Âdem oğulları! Şeytan, atalarınızı aldatıp Hz. Adem’le Havva’nın edep yerlerini kendilerine göstermek ve şehvetlerini tahrik etmek için verdiği vesveselerle önce onları aldattı. Sonra da üzerlerindeki elbiselerini soyarak onları cennetten çıkardığı gibi sizi de Allah’ın emirlerine uymaktan ve razı olduğu yoldan uzaklaştırıp yanılgıya düşürmesin. Çıplaklık modasıyla günaha fitneye ve cinsi azgınlığa sürüklemesin. Bu fırsatı ona vermeyin. O şeytan ve taraftarları gerçek kimliklerini hissettirmeden ustalıkla aranıza sızar, hiç beklemediğiniz bir anda, akıl almaz yöntemlerle sizi aldatmaya çalışarak sizin kendilerini göremediğiniz yerlerde tuzağa düşürmek için pusuda beklerler ve sizi görürler. Üstelik insanlar arasında, onlarla iş birliği yapmak için can atan nice hainler de vardır. Biz şeytanları, iman etmeyenlerin akıl hocası ve dostları kıldık. Hayatın merkezine Allah’ı koymayanlar şeytanları dost edinirler. Siz eğer mü’min iseniz, açıklık-saçıklıktan ve ahlâksızlıktan sakının. Rabbiniz korunmanız için size elbiseler verdi. Bunlar; sevgi, saygı, paylaşım, merhamet, şefkat, kötülükten sakınmaktır. Ayrıca size iyiliğin kötülüğün ne olduğunu açıklayan ayetler gönderdi. Şeytan iyi yönlerinizi örter, kötü yönlerinizi açar. Sakın ona kanmayın! Şeytan sizi azdırmak için bilmeyeceğiniz yerlerden tuzaklar kurar. Çünkü şeytan ve arkadaşları sizi hep takip eder.

İlgili ayetler

Ayet 28

1 ayet

A’raf 28

وَاِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً قَالُوا وَجَدْنَا عَلَيْهَٓا اٰبَٓاءَنَا وَاللّٰهُ اَمَرَنَا بِهَاۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَاْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِۜ اَتَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ۝٢٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

28Veiẕâ feʿalû fâḥişeten ḳâlû vecednâ ʿaleyhâ âbâenâ vellâhü emeranâ bihâ. ḳul inne-llâhe lâ yeʾmüru bilfaḥşâʾ. eteḳûlûne ʿale-llâhi mâ lâ taʿlemûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

28Onlar çirkin bir iş yaptıklarında
– Biz atalarımızı böyle yaparken bulduk, bunu bize Allah emretti, derler. De ki:
– Allah, çirkin işleri emretmez. Yoksa siz bilip bilmeden Allah adına mı konuşuyorsunuz?

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

28Şeytanın inkârcı ve münafık yandaşları bir kötülük ve hayasızlık yaptıklarında yaptıkları kötülükleri örtmek ve savunmak için: “Biz atalarımızı babalarımızı bu işleri yaparken bulduk o yüzden de devam ediyoruz. Allah’ta hem onlara hem de bize bu hayat tarzını emretti” derler. Ey Müslüman! Çıplaklığı medeniyet, utanmazlığı medenî cesaret sayan bu şaşkınlara de ki: Hayır “Allah kesinlikle meşrû olmayan, aklın mantığın kabul etmeyeceği bir düzeni yaşamayı, zinayı, haddi aşmayı, utanç verici bir hayat yaşamanızı ve hayasızlığı emretmez. Zaten edep ve haya duygusu, her insanın yaratılışında vardır. Siz Allah hakkında Allah bize böyle emretti demekle bilmediğiniz ve gerçekle alakası olmayan şeyleri böyle cahil cesaretiyle söylüyorsunuz. Siz Allah’ı yeterince tanımak istemediğiniz için O’na iftira ediyorsunuz. Cahiliye dönemi müşrikleri Kâbe’yi çıplak olarak tavaf eder ve: “Biz atalarımızı bu işler üzere bulduk, Allah da bize böyle emretti” derlerdi. O’nun emir ve hükümleri hakkında, nasıl böyle bilip bilmeden konuşabiliyorsunuz?” Allah Teâlâ’nın herhangi bir şeyi emrettiği, kesin olarak bilinmiyorsa, O’nun hakkında “Allah falan şeyi emretti.” demek asla doğru olmaz. Durum bu iken, bir de Allah’ın emretmediğini bile bile “Allah bunu emretti.” demek, şiddetle reddedilmesi gereken katmerli bir iftiradır. Peki, gerçekte nedir Allah’ın emrettiği?

Ayet 29

1 ayet

A’raf 29

قُلْ اَمَرَ رَبّ۪ي بِالْقِسْطِ۠ وَاَق۪يمُوا وُجُوهَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۜ كَمَا بَدَاَكُمْ تَعُودُونَۜ ۝٢٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

29Ḳul emera rabbî bilḳisṭ. veeḳîmû vucûheküm ʿinde külli mescidiv vedʿûhü muḫliṣîne lehü-ddîne. kemâ bedeeküm teʿûdûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

29De ki:
– Benim Rabbim sadece doğru olanın yapılmasını emretmiştir. Her secde mahalline girdiğinizde bütün varlığınızla O’na yönelin ve dini O’na has kılarak yürekten O’na yalvarın. Nasıl ki sizi ilk O yarattıysa sonunda yine O’na döneceksiniz.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

29Ey Resûlüm de ki: “Rabbim her konuda adaleti, sizleri yaratmasının amacı olan hayat nizamına uygun yaşamanızı, tevhidi ve yalnızca doğru olanın yapmanızı emretti. Allah sizin dile getirdiğiniz her türlü iftiradan uzaktır. Allah’ın dinine gönülden boyun eğmek için kulluğunuzu göstermek üzere giriştiğiniz her ibadetinizde her mescitte yüzlerinizi ve gönüllerinizi Allah’a doğrultun. O’na kulluğunuzu ve sadakatinizi ancak O’nun davetine iman edip, şirkten kendinizi arındırarak gösterebilirsiniz. Namaz kılarken, özellikle de ibadetin doruk noktaya ulaştığı secdeye varırken, tüm benliğinizle Rabbinize yönelin ve dini yalnız Allah’a has kılarak tam bir samimiyet ile, O’nun hükümlerini esas alarak, O’nun rızasını amaçlayarak sadece Allah’a yalvarıp dua edin. Her yerde her zaman Allah’ı hatırlayın! Allah’ın yasalarını her yasadan üstün tutun! İnsanı doğru yola götürecek olanın Allah’ın yasalarına göre yaşamak olduğunu bilin! Allah’ın yasalarına uyarken asla insanların yasalarına uymayın! Ne babalarınızın geçmişten getirdiği örfler, adetler, yasalar ne siyasi liderlerin yasaları ne de insanların meclislerinden çıkarılan yasalar, Allah’ın yasalarından üstün değildir. Allah’ın yasaları bütün yasalardan üstün, hepsinden daha adil daha gerçektir. Sakın Allah’ın yasalarına uyarken aynı zamanda insanların yasalarına uyarak yaşamınızı allak bullak etmeyin! Böyle yaparsanız şirke girersiniz. Onun için sadece Allah’ın yasalarına uyarak yaşayın ki; kişiliğiniz, hayatınız tertemiz olsun! Eğer Allah’ın yasalarıyla birlikte insanların yasalarına da uyarsanız, kimliğiniz, kişiliğiniz, hayatınız kirlenir. Yalancı, riyakâr, çıkarcı olup çıkarsınız. Unutmayın ki, Başlangıçta nasıl sizi yaratan oysa, döneceğiniz kimse de O’dur. Allah’tan başka size gerçek dost yoktur.” Onun için Allah’ın kurallarına uyarak Allah’a yakın olun! Ne isteyecekseniz Allah’tan isteyin! Kısacık dünya hayatında yaşamınızı insanlara yalvararak geçirmeyin. Unutmayın ki sizi yaratıp bunca nimetle donatan da öldükten sonra diriltip kime ve neye göre yaşadığınızın hesabını soracak olan da Allah’tır. Başkalarına vereceğiniz hesaba göre değil, Allah’a vereceğiniz hesaba göre yaşayın! Çünkü gerçek hesap Allah katındaki hesaptır

Ayet 30

1 ayet

A’raf 30

فَر۪يقًا هَدٰى وَفَر۪يقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُۜ اِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاط۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ ۝٣٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

30Ferîḳan hedâ veferîḳan ḥaḳḳa ʿaleyhimu-ḍḍalâleh. innehümü-tteḫaẕü-şşeyâṭîne evliyâe min dûni-llâhi veyaḥsebûne ennehüm mühtedûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

30İnsanların bir bölümü doğru yolu buldu, bir bölümüne ise sapıklık kaçınılmaz oldu; çünkü onlar, Allah’tan önce şeytanları veliler olarak benimsediler de kendilerini hala doğru yolda zannediyorlar.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

30Allah içinizden doğruya yönelmek isteyen bir grubu kurtuluşa ulaştırıp aydınlatıcı bilgiler vererek doğru yola yöneltti. Bir grupta özgürce seçme hakkına sahipken davetinden yüz çevirdiklerinden dolayı dalalet ve sapıklığı hak etti. Çünkü Onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost tutan ve yularını şeytanlara kaptırmış insanları veli, otorite ve yönetici edinmişlerdi. Bunları veli edinenler, Onların velayetini kabul etmiş ve davranışlarının belirlenmesinde yetkiyi onlara devretmiş demektir ve kendilerinin hâlâ doğru yol üzere olduklarını sanmaktadırlar. Ancak Rabbine inanmayanlar, Rabbinin yasalarına uymayanlar sapıklık içindedir. Onlar yaptıkları hatalar nedeniyle tövbe etmedikleri müddetçe sapıklıkta kalırlar. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edinirler. Rabbin hiç kimseye haksızlık yapmaz. Ancak hiç kimseyi de zorla doğru yola sokmaz. Çünkü Rabbin adildir. Kendiliğinden doğru yola girenler varken, inanmayanları doğru yola zorla sokarak adaletsizlik yapmaz. Doğru yola girmek isteyene doğru yolun kapılarını açar. Şeytanın yolundan gitmek için ısrar edeni zorla doğru yola döndürmez. Bunlar Rabbinizin temel ilkesidir.

İlgili ayetler

Ayet 31

1 ayet

A’raf 31

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ خُذُوا ز۪ينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ۟ ۝٣١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

31Yâ benî âdeme ḫuẕû zîneteküm ʿinde külli mescidiv vekülû veşrabû velâ tüsrifû. innehû lâ yüḥibbü-lmüsrifîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

31- Ey Ademoğulları, her secde mahalline girişinizde güzel elbisenizi giyin; yiyin, için ama israf etmeyin. Zira Allah, israf edenleri sevmez.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

31Ey Âdem oğulları! Allah’a boyun eğilen, saygı gösterilen her mescide gidişinizde ve Allah’ın davetini tebliğ ve temsil ederken, kendinize çeki düzen verin, nezaketi, zarafeti elden bırakmayın. Bilgiye dayalı sözlerle edep ve vakarla davranın, miskinlik ve küçültücü davranışlardan uzak durun. Allah’a kulluk olsun diye, yapıp ettiğiniz her işte giyim kuşamınıza dikkat edin, niyet, ciddiyet, samimiyet, ihlas ve takva gibi her türlü süslerinizi takının. Kâbe’yi çıplak tavaf etmeyi bir dindarlık, bir erdemlilik sayan Arap müşriklerinin yaptığı gibi, birtakım hurafeleri, batıl inançları taklit ederek imana ve İslâm’a aykırı davranışlar göstermeyin. Dindarlığın, takvanın ölçüsü olarak ilahî hükümleri kendinize ölçü edinin. Bu ölçülere göre üstünüze başınıza, kılık kıyafetinize çekidüzen verin. Bilhassa giysilerin en güzeli olan takva elbisesini kuşanın. Helâl ve temiz nimetlerimi yiyin, için. Fakat harama yönelerek veya yoksulun hakkını çiğneyerek yahut ihtiyaçtan fazlasını harcayarak ya da aşırı lükse kaçarak, helal olarak kazandıklarınızı, haram yollarda harcayarak israf etmeyin. Bilesiniz ki israf; haram olmayan şeyleri yiyip içmek değil, haram olmayan şeyleri harama dönüştürmektir. Ölçülü, sağlıklı ve meşru yeme-içme sınırını aşmayın. Unutmayın Çünkü O, israf edenleri sevmez. Örtünmede tıpkı yeme ve içmede olduğu gibi israf etmek, yani örtüyü bir cazibe ve övünme aracı haline getirmek haramdır. Allah gereksiz ve gösteriş için yapılan harcamadan hoşlanmamaktadır. İslâm, israf yasağı ile özel mülkiyet hakkına bir sınır getirmiş ve servet kimin olursa olsun, onda toplumun hakkı bulunduğu ilkesini benimseyerek, israfla bu hakkın yok edilmesine engel olmuştur.

İlgili ayetler

Ayet 32

1 ayet

A’raf 32

قُلْ مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ٓي اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ قُلْ هِيَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ۝٣٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

32Ḳul men ḥarrame zînete-llâhi-lletî aḫrace liʿibâdihî veṭṭayyibâti mine-rrizḳ. ḳul hiye lilleẕîne âmenû fi-lḥayâti-ddünyâ ḫâliṣatey yevme-lḳiyâmeh. keẕâlike nüfeṣṣilü-lʾâyâti liḳavmiy yaʿlemûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

32De ki:
– Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti, helal ve temiz rızıkları haram kılmak kimin haddine? De ki:
– Onlar, bu dünya hayatında iman edenler ve herkes içindir. Kıyamet gününde ise yalnız inananların istifadesine sunulacaktır. İşte biz kavrama yeteneği olan bir toplum için ayetlerimizi böyle açıklıyoruz.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

32Kendilerini dünyanın meşrû lezzet ve nimetlerinden mahrum bırakarak Allah’ın hoşnutluğunu kazanacaklarını zanneden cahillere seslenerek de ki: “Allah’ın kulları için yarattığı helal, temiz ve güzel rızıkları ve yeraltı madenlerinden, denizlerin altından veya bitki ve hayvanlardan elde edilen ziyneti haram kılan kimdir, kim yasaklayabilir? Onlara böyle sorular sorarak düşünmelerini sağla! Bu nimetler dünya hayatında bütün insanlar, âhiret hayatında ise dünya hayatını Allah’ın davetine iman ederek yaşama gayreti gösterenler içindir. Güzel şeyler, temiz rızıklar haram değildir. Güzel şeyleri haram yollarda harcamak israftır. Size helal şeyleri harama dönüştürmek haram kılınmıştır. Helal yoldan kazandıklarınızı helal yollarda sonuna kadar harcaya bilirsiniz. Sözlerine devamla de ki: “Onlar aslında dünya hayatında kâfirler için değil, iman edenler içindir. Fakat imtihân hikmeti gereğince mü’min-kâfir herkesin istifadesine sunulmuştur. Kıyamet gününde ise yalnız dünya hayatını Allah’ın davetine iman ederek yaşama gayreti gösteren müminlere özeldir.” İnkârcılar kıyamette, ondan mahrum bırakılacaktır. Allah’ın kurallarına uyarak yaşayanlar, helal yoldan kazandıklarını haram yollara harcayarak israf etmeyenler, hesap gününde kazançlı çıkacaklardır. Hakikat bilgisinin kıymetini Bilen aklı başında ve anlama yeteneği olan, Allah’ın davetine yönelen bir topluluk için ayetlerimizi ibret alsınlar diye işte böyle etraflıca açıklıyoruz.

Ayet 33

1 ayet

A’raf 33

قُلْ اِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْاِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاَنْ تُشْرِكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَانًا وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ۝٣٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

33Ḳul innemâ ḥarrame rabbiye-lfevâḥişe mâ żahera minhâ vemâ beṭane velʾiŝme velbagye bigayri-lḥaḳḳi veen tüşrikû billâhi mâ lem yünezzil bihî sülṭânev veen teḳûlû ʿale-llâhi mâ lâ taʿlemûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

33De ki: Benim Rabbim ancak gizli ve açık işlenen bütün çirkinlikleri/ahlaksızlığı, günahın her türünü, haksız yere saldırganlığı/azgınlığı, hakkında hiçbir delil indirmediği halde herhangi bir şeyi Allah’a isnat ederek şirk koşmanızı ve bilip bilmeden Allah’a ait şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

33De ki: “Rabbim ancak, gizli olsun açık olsun bütün hayasızlıkları, Allah, davetine karşı açık ya da gizlice saldırıyı, her türlü fuhuş ve ahlâksızlığı, zinayı ve livatayı, utanç verici davranışları, Allah’ın emir ve yasaklarını çiğneyerek günah işlemeyi, haksız yere başkalarının elindeki hak ve özgürlüklerine göz dikerek saldırıp taşkınlık etmeyi, Haram helâl sınırlarını belirleme, değer yargıları oluşturma, emirlerine kayıtsız şartsız itaat edilme gibi konularda kendilerine yetki verildiğine dâir Allah’ın Kitap veya Elçisi aracılığıyla hakkında bir delil indirmediği bir şeyi bazı kimseleri tanrısal niteliklerle yüceltip mutlak otorite kabul ederek onların, sanki vahiy alıyormuşçasına uydurdukları her şeye ve ürettikleri her senaryoya kayıtsız şartsız inanmayı ve itaat etmeyi bir vecibe olarak görmeyi, servet, güç, makam, şöhret gibi değerleri hayatın biricik ölçüsü hâline getirerek ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz asılsız şeyleri söylemenizi Allah adına konuşmanızı/Allah’ın hüküm belirtmediği konularda Allah adına hüküm vermeyi, böylece Allah’a hüküm de ortak olmayı, yasaklayıp haram kılmıştır.” Allah’tan başka elbette bir tanrı yoktur. Ama faraza böyle bir şey yani Yüce Yaratıcının yanında, O’nun kendisine yetki verdiği birinin şerik olması söz konusu ise, Allah’tan gelen bir yetki belgesi olması gerekmez mi? O’nun verdiği böyle bir belge olmadıkça, O’na birini ortak kılmak kimin haddine? Allah’ı kafanıza göre tanımlamanızı, efendilerinizin sanki vahiy alıyormuşçasına uydurdukları “yakaza hallerinde” kendilerine ğaibten bir sesin getirdikleri yalanlarını, kendileri tarafından üretilen senaryoların kendilerine rüya halinde geldiği iftiralarını, sanki haşa Allah’la ahbalaşmışlar gibi Onun adına fermanlar uydurmalarını… kesinlikle haram kılmıştır. Unutmayın ki; Allah’ın düzeni İslam adına sadece Allah hüküm verir. Allah’ın hüküm vermediği konularda; ne Resuller, ne âlimler, ne insanlar Allah adına, Allah’ın dini için hüküm veremezler. Bunu yapanlar Allah’a ortak koşarak şirke düşmüşlerdir. Bu haramları işleyen toplumlar, dünyada da, âhirette de bunun cezasını çekeceklerdir. Fakat günah işlediler diye hemen helâk edilmeyecek, kendilerine biraz mühlet verilecektir:

Ayet 34

1 ayet

A’raf 34

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَاْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ ۝٣٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

34Velikülli ümmetin ecel. feiẕâ câe ecelühüm lâ yesteʾḫirûne sâʿatev velâ yestaḳdimûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

34Her toplumun bir vadesi vardır. Vadeleri geldiğinde; o süre ne bir saat ertelenir ne de öne alınır.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

34Her insanın bir eceli olduğu gibi her toplumun da Allah tarafından belirlenen bir süresi bir eceli vardır. Her medeniyet ve devletin de belli bir ömrü bulunmaktadır. Vadeleri dolup ecelleri geldiğinde ne bir an geciktirebilirler ne de bir an öne alabilirler. Adaleti uygulayan ve ilme dayanan devletler ayakta kalır, zulüm yapan ve geri kalan devletler yıkılır. Bu süre içinde toplumlar vahiy yoluyla kendilerine teklif edilen hidayet yolunu kabul ya da reddetmek konusunda serbesttirler. Uygarlıklar ağaçlara benzerler. Kökleri çürümüş ağaçlar ne kadar kalın olurlarsa olsunlar, onları yıkacak bir fırtına mutlaka kopar. Bunların uzun ya da kısa ömürlü oluşu, toplumun maddi ve manevi yapısının sağlamlığına bağlıdır. Onun için inkâr edenler mevcut durumlarına bakarak, kendilerinin ilelebet yaşayacaklarını zannetmesinler. Halkın karşısına çıkıp bizim ilkelerimiz, bizim yasalarımız, bizim devletimiz ilelebet yaşayacak demesinler.

Ayet 35–36

2 ayet

A’raf 35

A’raf 36

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اِمَّا يَاْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَات۪يۙ فَمَنِ اتَّقٰى وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ۝٣٥ وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ۝٣٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

35Yâ benî âdeme immâ yeʾtiyenneküm rusülüm minküm yeḳuṣṣûne ʿaleyküm âyâtî femeni-tteḳâ veaṣleḥa felâ ḫavfün ʿaleyhim velâ hüm yaḥzenûn.

Okunuş

36Velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vestekberû ʿanhâ ülâike aṣḥâbü-nnâr. hüm fîhâ ḫâlidûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

35- Ey Ademoğulları, aranızdan size ayetlerimizi beyan eden/ileten elçiler geldiği zaman, kim korunur ve davranışlarını düzeltirse; artık bunlar için ne korku ne de üzüntü olacaktır.

Türkçe Meal

36Ayetlerimiz karşısında yalana sarılan ve onları küçümseyenler var ya işte onlar ateş halkıdır ve orada kalıcıdırlar.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

35Ey Âdem oğulları! Size, ayetlerimizi ayrıntılarıyla anlatıp okuyan, sizleri Allah adına gerçeğe çağıran peygamberler geldiğinde, kim bu çağrıya uyar, sorumluluklarını yerine getirmek için gayret eder ve Allah’ın razı olmadığı şeylerden sakınırsa. Ve iman edip salih amel işleyerek kendini ıslah edip davranışlarını düzeltirse, onlar için kıyamet günü korku yoktur ve onlar geçmişte yaptıkları için üzülmeyeceklerdir. Sonsuz cennet nimetleri onlar içindir.

Açıklamalı meal

36Ayetlerimizi yalanlayıp boyun eğmeyi gururlarına yediremeyen onlara karşı kibirlenerek önemsemeyen ve “Bunlar geçmişin masalları” diyerek, büyüklük taslayanlar var ya. İşte ecel geldiğinde asıl korkması gereken onlardır. Onlar ateşin arkadaşları olan cehennemliklerdir ve orada sürekli kalacaklardır.

İlgili ayetler

Ayet 37

1 ayet

A’raf 37

فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ يَنَالُهُمْ نَص۪يبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْۙ قَالُٓوا اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِر۪ينَ ۝٣٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

37Femen ażlemü mimmeni-fterâ ʿale-llâhi keẕiben ev keẕẕebe biâyâtih. ülâike yenâlühüm neṣîbühüm mine-lkitâb. ḥattâ iẕâ câethüm rusülünâ yeteveffevnehüm ḳâlû eyne mâ küntüm tedʿûne min dûni-llâh. ḳâlû ḍallû ʿannâ veşehidû ʿalâ enfüsihim ennehüm kânû kâfirîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

37Kendi uydurduğunu Allah’a isnat ederek iftira eden ve ayetlerimiz karşısında yalana sarılandan daha zalim kim vardır? Onların kitaptan/yasadan nasipleri kendilerine ulaşacaktır. İşte o zaman elçilerimiz onların canlarını almaya gelince:
– Nerede Allah ile aranıza koyup dua ile yalvarıp yakardıklarınız? Diye soracaklar. Onlar da:
– Bizi yüz üstü bırakıp uzaklaştılar, diyerek kâfir oldukları hakkında kendi aleyhlerine şahitlik etmiş olacaklar.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

37Uydurduğu hükümleri Allah’a nispet ederek Allah’a karşı ve Allah adına şu helal bu haram diyerek yalan uydurandan yahut O’nun davetine sırt dönerek ayetlerini inkâr edip kibirlenen ve yalanlayandan daha nankör daha zalim kim olabilir? Azıcık ilimleriyle bilgiç geçinip Kitaptaki dini hükümleri dejenere edenler bunlardır. Kitap’tan hak edişleri azap olan nasipleri onlara ulaşacaktır. Onlara kitapta hangi cezalar verileceği söylenmişse aynen verilecektir. Onların cezamızdan kurtuluşu yoktur. Nihâyet ölüm melekleri olan Elçilerimiz canlarını almak üzere kapılarına geldiklerinde onlara: “Allah’tan başka taptıklarınız, Allah’ı bırakıp da kendilerine yalvarıp yakardıklarınız, menfaat umarak veya zarar vereceklerinden korkarak kendilerine sığınıp uşaklık yaptıklarınız hani neredeler?” Allah’tan başka sığınıp güvenerek peşinden gittikleriniz, Allah’ın yasasının önüne geçip sizi ölümden, kurtarsalar ya diye soracaklar. Buna karşılık onlar da: pişmanlık ve çaresizlik içinde “Peşine takıldıklarımız bizim yanımızdan uzaklaşıp gittiler bizi yüzüstü bırakıp kayboldular. Onların işe yaramadıklarını anladık, fakat artık iş işten geçti, geriye dönüş de yok derler. Bunlar, verdikleri cevapla Allah’ın yasalarına uymayıp inkâr ettiklerine, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden kimseler olduklarına, gerçekten nankör müşrik ve kâfir olduklarına dair son nefeslerinde kendi aleyhlerine kendileri şahitlik ederler. Onlar dünyada yaşarken Allah’ın yasalarına karşılık kendi liderlerinin, kendi meclislerinden çıkan yasaların üstünlüğüne inanırlar. Allah’ın yasalarını bırakıp insanların yasalarına uyarlar. Hesap günü yasalarına uyarak taptıkları insanlar ortadan kaybolur. Dünyada alkış tufanına tuttukları liderleri ortadan kaybolur. Allah takdir etti diye insan iyi ya da kötü yaşamaz. Ancak insanın kendi özgür iradesiyle yapacaklarını Allah daha önceden bilir. İşte “kader” bu yaşanacakların Allah tarafından bilinmesidir. Yani bir anlamda yaptıklarımızın sonuçlarıdır.

Ayet 38

1 ayet

A’raf 38

قَالَ ادْخُلُوا ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِي النَّارِۜ كُلَّمَا دَخَلَتْ اُمَّةٌ لَعَنَتْ اُخْتَهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا ادَّارَكُوا ف۪يهَا جَم۪يعًاۙ قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِۜ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ ۝٣٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

38Ḳâle-dḫulû fî ümemin ḳad ḫalet min ḳabliküm mine-lcinni velʾinsi fi-nnâr. küllemâ deḫalet ümmetül leʿanet uḫtehâ. ḥattâ iẕe-ddârakû fîhâ cemîʿan ḳâlet uḫrâhüm liûlâhüm rabbenâ hâülâi eḍallûnâ feâtihim ʿaẕâben ḍiʿfem mine-nnâr. ḳâle liküllin ḍiʿfüv velâkil lâ taʿlemûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

38Ve Allah diyecek ki;
– Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplumları içerisinde ateşe girin! Ateşe giren her toplum diğer yandaş topluluğa lanet edecek. Sonunda tüm topluluklar cehenneme dolunca, sonraki kuşaklar, öncekiler için:
– Rabbimiz, bizi yoldan saptıranlar işte bunlar, onlara ateşten azabı iki kat ver! Derler. Allah: Zaten herkese iki kat azap vardır, fakat bunun farkında değilsiniz, der.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

38Allah dünya hayatını davetinden yüz çevirmiş olarak yaşamış olanlara Hesap Günü: O hâlde, sizden önce verdiğimiz onca nimetlere nankörlük edip küfre ve kötülüğe yönelen geçmiş cin ve insan topluluklarıyla birlikte siz de ateşe girin” diyecek. Her topluluk ateşe girdikçe inanç ve ideoloji bakımından kardeş gibi gördükleri ve peşinden gittikleri kendi yandaşlarına idarecilerine güç ve iktidar sahiplerine lanet eder. Nihayet hepsi birbirlerinin ardından cehennemin kapısında toplandıklarında arkadan gelenler, kendilerine yol gösterip, öncülük eden iktidar sahibi liderleri kastederek önden gidenler hakkında şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi başımıza buyruk hale getirip, yoldan çıkaranlar işte bunlardı. O hâlde, onların azabını iki kat daha artır” derler. Buna karşılık Allah’ta: Evet! Sizden öncekiler hem kendileri yoldan çıktığı için hem de arkadan gelenlere kötü örnek olup onları yoldan çıkardıkları için iki kat ceza çekecekler. Fakat siz de aynı şekilde sizden sonrakilere öncülük edip onları saptırdınız. O hâlde, Her birinizin azabı ikiye katlanmıştır. Dünyada atalarımızın yolundan gidiyoruz diyenler, yolundan gittikleri atalarıyla birlikte cehennemi boylayınca gerçeği öğrenecekler. Onlar dünyada yaşarken kabahatlerini atalarına atarak arzularına heveslerine uymuşlardı. Onları uyararak atalarınızın yoluna değil, Rabbinizin yoluna uyun demiştik. Ama onlar uyarılara kulak vermediler. Böylece günahkârlardan oldular. Siz de onlara uymakla aynı cezayı hak ettiniz, hepiniz iki kat fazlasını hak ediyorsunuz, bu bakımdan birbirinizden hiç farkınız yok. Fakat bu üçe de dörde de katlanabilir çünkü başkalarına kötü örnek olmanız sebebiyle nicelerinin sizden etkilenip kötülüğe yöneldiğini siz bilmiyorsunuz” der. Böylece biz atalarımızı bu yolda bulduk. Onların yolundan gittik. Bir suç varsa atalarımızın suçudur diyenler iki kat cezalandırılırlar. Toplumu yanlış yolda yürüten liderlere hem kendi kâfirliklerinden hem de başkalarını doğru yoldan saptırdıklarından ötürü; bunların peşinden gidenlere de hem kâfir olduklarından hem de sapık liderleri taklit etmelerinden dolayı iki kat azap edilecektir.

Ayet 39

1 ayet

A’raf 39

وَقَالَتْ اُو۫لٰيهُمْ لِاُخْرٰيهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ۟ ۝٣٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

39Veḳâlet ûlâhüm liuḫrâhüm femâ kâne leküm ʿaleynâ min faḍlin feẕûḳu-lʿaẕâbe bimâ küntüm teksibûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

39Ve öncekiler de, sonraki kuşaklara:
– Küfürde sizin, bizden bir farkınız yoktur, öyleyse siz de kazanmış olduklarınıza karşılık azabı tadın! Derler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

39Karşılıklı suçlamalar devam eder. Bu defa öncekiler de küfür ve kötülükte, peşlerine takılan sonraki kimselere: “Sizin bize karşı sizi aklayacak bir üstünlüğünüz yok. Bizden ne farkınız var? Sizler de bizim yaptığımız gibi, kendi özgür iradenizle yanlış yolda yürüdünüz; Allah’ın daveti size de yapılmıştı, kabul ettiniz de biz mi engel olduk? Bize uymayı siz tercih ettiniz. Dolayısıyla, siz de bizimle aynı sorumluluğu taşıyorsunuz, işinize geldiği için bizi takip ve taklit ettiniz. Uyarıldığınız halde bizim gibi Allah’ın yasalarına uymadınız. Dünyada bize uyarken, bize uymanın nimetlerinden tadarken iyiydi. O halde siz de şimdi kendi nefsi arzularınıza Kazandıklarınıza ve yaptığınız tüm kötülüklere karşılık azabı da bizimle birlikte tadın” derler.

Ayet 40–41

2 ayet

A’raf 40

A’raf 41

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ اَبْوَابُ السَّمَٓاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتّٰى يَلِجَ الْجَمَلُ ف۪ي سَمِّ الْخِيَاطِۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِم۪ينَ ۝٤٠ لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ ۝٤١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

40İnne-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vestekberû ʿanhâ lâ tüfetteḥu lehüm ebvâbü-ssemâi velâ yedḫulûne-lcennete ḥattâ yelice-lcemelü fî semmi-lḫiyâṭ. vekeẕâlike neczi-lmücrimîn.

Okunuş

41Lehüm min cehenneme mihâdüv vemin fevḳihim gavâş. vekeẕâlike neczi-żżâlimîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

40Gerçek şu ki; ayetlerimiz karşısında yalana sarılan ve onları küçümseyenlere göklerin rahmet kapıları açılmayacak ve halat iğne deliğinden geçmedikçe, onlar cennete giremeyeceklerdir. İşte biz, suçluları böyle cezalandırırız.

Türkçe Meal

41Onlar için cehennem ateşi, altlarına bir yatak ve üstlerine bir örtü olacaktır. İşte biz ayetlerimize haksızlık edenleri böyle cezalandırırız.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

40Ey öncekiler ve sonrakiler! Boşa tartışmayın. Ayetlerimizi yalanlayan ve emirlerimize boyun eğmeyi gururlarına yediremeyerek onlara karşı büyüklük taslayanlara göğün rahmet ve af kapıları asla açılmaz ve halat iğne deliğinden geçmedikçe onlar cennete giremezler. Halatın iğne deliğinden geçmesi ya da balığın kavak ağacına çıkması nasıl mümkün değilse, inkârcıların da cehennemden çıkıp cennete girmeleri öylece imkânsızdır. Bu uyarılara rağmen küfürde direnen günahkâr suçluları işte biz böyle cezalandırırız.

Açıklamalı meal

41Cehennemde onların hem altlarındaki yatakları hem de onları yorgan gibi saran üstlerindeki örtüleri azap verici ateş olacak. Biz günahında ısrar edenleri varoluş gayesine aykırı hareket edenleri ve zalimleri işte böyle cezalandırırız.

Ayet 42

1 ayet

A’raf 42

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۘ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ۝٤٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

42Velleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti lâ nükellifü nefsen illâ vusʿahâ. ülâike aṣḥâbü-lcenneh. hüm fîhâ ḫâlidûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

42Ama İman eden iyi ve güzel işler yapanlar ise ki biz hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemeyiz, işte bunlar da cennet halkıdır ve onlar, orada kalıcıdırlar.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

42Biz hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazla sorumluluk yüklemeyiz. Allah’ın davetine iman edip onu yaşamak ve yaşatmak için ellerinden gelen çabayı gösteren ve imanlarına yaraşır güzellikte iyi işler yapanlar ise içlerinde daima kalacakları cennete girecek olanlardır. Onlar orada sonsuz, sürekli kalacaklardır. Cennet Allah’ın yüklediği sorumlulukları bilinçle, severek yerine getirenlerin yurdu olacaktır. Unutmayın ki siz yeryüzünde yaşarken hiç kimseye gücünün üstünde bir görev yüklemedik. Yasalarımızda belirtilenler her insanın yapabileceği şeylerdi.

İlgili ayetler

Ayet 43

1 ayet

A’raf 43

وَنَزَعْنَا مَا ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُۚ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَٓا اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُۚ لَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۜ وَنُودُٓوا اَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ۝٤٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

43Venezaʿnâ mâ fî ṣudûrihim min gillin tecrî min taḥtihimü-lʾenhâr. veḳâlü-lḥamdü lillâhi-lleẕî hedânâ lihâẕâ vemâ künnâ linehtediye levlâ en hedâne-llâh. leḳad câet rusülü rabbinâ bilḥaḳḳ. venûdû en tilkümü-lcennetü ûriŝtümûhâ bimâ küntüm taʿmelûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

43Onları içlerindeki tüm olumsuz duygu ve düşüncelerden arındıracağız. Ayaklarının altından nehirler çağlayacak ve şöyle söyleyecekler:
– Bizi buna ulaştıran Allah’a hamd/övgüler olsun eğer Allah bize doğru yolunu göstermeseydi biz doğru yolu bulamazdık. Rabbimizin elçileri vaktiyle bize hakkı/gerçeği söylemişler. Ve şöyle bir nida yükselir: - İşte yaptıklarınızın karşılığı olarak sizin hak ettiğiniz cennet bu!

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

43Cennete layık gördüklerimizi oraya sokmadan önce, gönüllerinde kin öfke ve haset adına ne varsa hepsini silmişizdir. Onlar her türlü olumsuz duygu ve düşünceden arınmış olarak cennete girerler ve altlarından sürekli ve ferahlık verici ırmaklar akmaktadır. Rablerine el açıp yalvararak sevinçle derler ki: “Bizi doğru yola ileterek bu cennet yurduna kavuşturan Allah’a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermiş olmasaydı, dünya hayatımızı niçin ve nasıl yaşamamız gerektiğini göstermeseydi biz doğru yola giremezdik. Şüphesiz ki Rabbimizin davetine uymuş olmanın ödülüne kavuşturan elçileri, bize gerçekten de hakikati hakkı bildirip getirmişler. Bugün Rabbimizin davetine uymuş olmanın ödülüne kavuştuk” derler. Ve bu sözlerin ardından, Allah tarafından onlara: “İşte dünyadaki gayret ve çabalarınızın karşılığı olarak size bahşedilen cennet, budur. Cennet yaratılış sebebinize uygun yaşama gayretinizin mükâfatıdır. Ölünce dünyada yaptığınız bütün iyiliklere karşılık cennete sahip olmanız ne güzel diye seslenilir.

Ayet 44–45

2 ayet

A’raf 44

A’raf 45

وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابَ النَّارِ اَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّاۜ قَالُوا نَعَمْۚ فَاَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ اَنْ لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِم۪ينَ الظَّالِم۪ينَۙ ۝٤٤ اَلَّذ۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًاۚ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ كَافِرُونَۜ ۝٤٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

44Venâdâ aṣḥâbü-lcenneti aṣḥâbe-nnâri en ḳad vecednâ mâ veʿadenâ rabbünâ ḥaḳḳan fehel vecettüm mâ veʿade rabbüküm ḥaḳḳâ. ḳâlû neʿam. feeẕẕene müeẕẕinüm beynehüm el laʿnetü-llâhi ʿale-żżâlimîn.

Okunuş

45Elleẕîne yeṣuddûne ʿan sebîli-llâhi veyebgûnehâ ʿivecâ. vehüm bilʾâḫirati kâfirûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

44Ve cennet halkı, cehennem halkına şöyle seslenir:
– Biz, Rabbimizin bize vaat ettiğini gerçekleşmiş bulduk. Siz de Rabbinizin size vaat ettiğini gerçekleşmiş buldunuz mu? Onlar da:
– Evet! Derler. Aralarında bir nidacı seslenir: Allah’ın laneti bu zalimlerin üzerine olsun.

Türkçe Meal

45Onlar ki insanları Allah’ın yolundan saptırırlar ve O’nun yolunu eğri büğrü göstermeye çalışırlar ve de ahireti hesaba katmazlar.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

44Orada Cennetlikler cehennemliklere seslenip: Ey kâfirler! “Biz Rabbimizin bize vaad ettiğinin gerçek olduğunu gördük ve kavuştuk hepsi hakikatmiş, siz de Rabbinizin size vaad ettiği cezanın gerçek olduğunu gördünüz mü?” diye seslenirler. Cehennemdekiler: Evet maalesef gördük derler. O sırada içlerinden bir seslenici ya da Allah tarafından görevlendirilmiş bir çağrıcı melek: “Allah’ın laneti insanları O’nun yolundan saptıranların, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen güç ve iktidar sahibi zalimlerin, âhireti inkâr ederek Allah’ın yolundan ayrılanların üzerinedir. Cehennemde azap görmek, siz yaratılış gayesine aykırı hareket edenleredir diye seslenir.

Açıklamalı meal

45Meleğe “Onlar bu laneti hak edecek ne yaptı?” diye sorulduğunda, melek şöyle der: O zalimler insanları Allah’ın daveti olan hayat nizamından Allah’ın yolundan yüz çevirip alıkoyar hem de İslam ve Kur’an yolunu sinsi propagandalarla anlaşılmaz çarpık bir hale sokmak isterler. İslâm’da tezatlık ortaya çıksın beklentisine girerler. Kendileri sapmakla kalmayıp, başkalarının sapmaları için de ellerinden geleni yaparlar. Onlar din adına dünyaya tapınarak aynı zamanda ahireti de inkâr ederler. Kendileri ve kendilerine uyanlar için cenneti garanti gösterirler. Dünyadayken de Ahiret gerçeğinin üstünü örttüler. İşte onlar inkârcılardır.

Ayet 46–48

3 ayet

A’raf 46

A’raf 47

A’raf 48

وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌۚ وَعَلَى الْاَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّا بِس۪يمٰيهُمْۚ وَنَادَوْا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ ۝٤٦ وَاِذَا صُرِفَتْ اَبْصَارُهُمْ تِلْقَٓاءَ اَصْحَابِ النَّارِۙ قَالُوا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟ ۝٤٧ وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْاَعْرَافِ رِجَالًا يَعْرِفُونَهُمْ بِس۪يمٰيهُمْ قَالُوا مَٓا اَغْنٰى عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ ۝٤٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

46Vebeynehümâ ḥicâb. veʿale-lʾaʿrâfi ricâlüy yaʿrifûne küllem bisîmâhüm. venâdev aṣḥâbe-lcenneti en selâmün ʿaleyküm lem yedḫulûhâ vehüm yaṭmeʿûn.

Okunuş

47Veiẕâ ṣurifet ebṣâruhüm tilḳâe aṣḥâbi-nnâri ḳâlû rabbenâ lâ tecʿalnâ meʿa-lḳavmi-żżâlimîn.

Okunuş

48Venâdâ aṣḥâbü-lʾaʿrâfi ricâley yaʿrifûnehüm bisîmâhüm ḳâlû mâ agnâ ʿanküm cemʿuküm vemâ küntüm testekbirûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

46Ve o ikisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur bulunacak ve o surun üzerinde burçlarda bulunan ve herkesi simalarından tanıyan bir takım kişiler olacak ve onlar, cennete henüz girmemiş ama girmek için sabırsızlanan cennet halkına “Selamün Aleyküm ne mutlu size!” diye seslenecekler.

Türkçe Meal

47Gözleri cehennemlikler tarafına kaydığında:
– Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu ile bir arada bulundurma! Derler.

Türkçe Meal

48Araf’taki o kişiler simalarından kim olduklarını tanıdıkları kişilere seslenirler:
– Bakın o birikimleriniz/mal, mülk ve kibirlenmeniz size hiçbir fayda sağlamadı.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

46İki taraf olan Cennette olanlarla cehennemdekiler arasında iki grubu birbirinden ayıran yüksek bir sûr bir perde bir ara bölge engel vardır, (Mahmut Kısa yorumu: Bu sûrun Ârâf denilen burçları üzerinde ise, kendilerine daha baştan cennete kesinlikle girecekleri müjdesi verilen, Peygamberler, şehitler ve sıddıklar gibi seçkin insanlar olacaktır. Allah’ın bu has kullarına bir lütuf ve ikram olarak o günkü muhteşem manzarayı dışardan ve yukardan seyretme imkanı verilecektir. Bunlar cennetlik ve cehennemlik her insanı çehresinden tanıyacaklar.) A’raf’ta da herkesi – cennetlik ve cehennemlik olanların hepsini, her iki tarafa layık olanları yüzlerinden- simalarından tanıyan birtakım adamlar –arafta kalmış fakat cennete girmek için can atan kimseler vardır. Cennetliklere: “Size selam olsun” diye seslenirler. Bunlar henüz oraya girmemiş olan ama girmeyi arzulayan kimselerdir. (A`raf burçlar anlamına gelmektedir. Ancak A`raf kelimesi cennet ile cehennem arasındaki bir yerin özel adı olarak kullanılmaktadır. Bu adın sözlük anlamından A`raf`ın burçlar üstünde bir yer olduğu anlaşılmaktadır. A’raf ehlinin kimler olduğu hakkında muhtelif görüşler olmakla beraber tefsircilerin çoğuna göre; iyilikleri ile kötülükleri eşit olanlar Allah’ın takdir edeceği bir zamana kadar burada bekletilirler. Bu bekleme esnasında cennete girecekleri kesinleşmiş ama henüz yerleşimleri yapılmamış olan cennet ehline özenerek selam verirler. Bir sonraki ayette görüldüğü gibi cehennem ehlini görünce de korku ve endişe ile Allah’a sığınırlar. Ancak 48 ve 49. ayetlerle birleştirildiğinde Â’raf’ta bulunanların ma’ruf insanlar ya da melekler olabileceğini düşünmek de mümkündür.) (Bunlar, henüz cehennemde olup Allah’ın sözü gereği ebedi cehennem cezası almamış olanlardır. O söz Allah’ın şirk günahı dışında kalanları bağışlayacağı sözüdür)

Açıklamalı meal

47(A’raf ehlinin) Gözleri cehennemliklerin tarafına çevrildiği zaman: “Ey Rabbimiz! Bizi inkâr ile, isyan ile, baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu ve Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen güç ve iktidar sahibi, şu zalimler topluluğu ile birlikte bulundurma” bu zalimlerden uzak tut derler. (yalvarırlar). (Bu ifade a‘raftakilerin cehennemlikler tarafına bakmak istemediklerini, ancak bir sıkıntı sebebi olsun, manevi anlamda belki de bir ceza şeklini oluştursun diye onların bakışları ilahi irade tarafından cehennemliklerin bulunduğu yere çevrileceği bilgisini içermektedir.)

Açıklamalı meal

48Sûrun yüksek burçlarında her yanı seyreden bu A’raf’ta bulunanlar simalarından tanıdıkları (zalim ve kâfirlerden ileri gelen birtakım) birtakım cehennemlik adamlara şöyle seslenirler: (Gördünüz mü) “Çokluğunuz (veya biriktirdikleriniz) gücünüz kibriniz, gururunuz, ordularınız, iktidarınız ve büyüklenmeleriniz bugün size bir yarar sağlamadı. Mal biriktirip övünmenizin, makamınızla böbürlenmenizin size ne faydası oldu? (İşte bugün tutuklanıp cehenneme atılmış durumdasınız!)” Derler. (A’raftaki erlerin kimler olduğunda ihtilâf vardır. Ehlibeyt olabilir. İyilikleriyle kötülükleri eşit ve denk olanlar, müşriklerin, ergenlik çağına girmeden ölen evlâdı, fetret devrinde, yani İsa dini bozulduktan sonra Hz. Muhammed (s.a.a)’in peygamberliğine kadar süren devirde yaşayanlar, A’râfta kalacaklar, sonra Tanrı bunları da cennete sokacak denmiştir. Bunlar yüzlerinden tanındıklarına göre kendi toplumlarının ve çağdaşlarının meşhur kimseleri olmalıdır. Örneğin Firavun bunlardandır.) Sonra inkârcılara, dünyadayken alay edip aşağıladıkları zayıf müminleri göstererek soracaklar:

Ayet 49

1 ayet

A’raf 49

اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ اَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللّٰهُ بِرَحْمَةٍۜ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَٓا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ ۝٤٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

49Ehâülâi-lleẕîne aḳsemtüm lâ yenâlühümü-llâhü biraḥmeh. üdḫulü-lcennete lâ ḫavfün ʿaleyküm velâ entüm taḥzenûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

49Hani bir zamanlar “Allah bunlara rahmetini ulaştırmaz” diye var gücünüzle yemin ettiğiniz kişiler bunlar mıydı? Derler.
– Şöyle seslenilir: - Girin cennete artık size ne bir korku vardır ne de bir hüzün.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

49A’raftakiler, kâfirlerin ileri gelenlerine fakir müminleri göstererek Cehennem ehline, cennete girmekte olanlar gösterilerek Allah’ın kendilerine hakir görüp rahmet ulaştırmayacağına yemin ettiğiniz, Sizin bir zamanlar, kendileri hakkında ‘Allah lütuf ve rahmetini böyle yoksul ve çaresiz kimselere vermez’ diye yemin ettiğiniz ve hiçbir nimet ve fazilete layık görmediğiniz kimseler bunlar mı? Bunlar, müminlerin zayıfları değil midir ki, siz dünyada bunları tahkir edip onlar Allah’ın rahmetine erişemez, cennete giremezler diye yemin ediyordunuz? Şimdi bakın ve pişmanlık içinde kıvranın ki, iman, itaat ve sadakat ehli mü’minler, ne kutlu ve mutlu bir sona kavuşmuşlardır.Ve mü’minlere dönerek: Girin cennete! Bundan böyle Size bir ne geçmiş ne de gelecek korkusu yoktur ve üzülmeyeceksiniz de!” denilecek. (Bu cümle dünya hayatında inkârcıların alay ettiği imanlılara Yüce Allah’ın ikramda bulunacağını, beğenmedikleri insanların cennete girdiklerini görerek alay edenlerin alaycılıklarının feci akıbetini bir kez de bu şekilde yaşayacaklarını ifade etmektedir.)

Ayet 50–52

3 ayet

A’raf 50

A’raf 51

A’raf 52

وَنَادٰٓى اَصْحَابُ النَّارِ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ اَف۪يضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَٓاءِ اَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُۜ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ ۝٥٠ اَلَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۚ فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَٓاءَ يَوْمِهِمْ هٰذَاۙ وَمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ۝٥١ وَلَقَدْ جِئْنَاهُمْ بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلٰى عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ۝٥٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

50Venâdâ aṣḥâbü-nnâri aṣḥâbe-lcenneti en efîḍû ʿaleynâ mine-lmâi ev mimmâ razeḳakümü-llâh. ḳâlû inne-llâhe ḥarramehümâ ʿale-lkâfirîn.

Okunuş

51Elleẕîne-tteḫaẕû dînehüm lehvev veleʿibev vegarrathümü-lḥayâtü-ddünyâ. felyevme nensâhüm kemâ nesû liḳâe yevmihim hâẕâ vemâ kânû biâyâtinâ yecḥadûn.

Okunuş

52Veleḳad ciʾnâhüm bikitâbin feṣṣalnâhü ʿalâ ʿilmin hüdev veraḥmetel liḳavmiy yüʾminûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

50Cehennem halkı, cennet halkına:
– Üzerimize biraz su dökün veya Allah’ın size verdiği rızıklardan bize gönderin diye seslenirler. Cennet halkı da onlara:
– Allah, kâfirlere ikisini de haram kılmıştır! Derler.

Türkçe Meal

51Onlar ki dinlerini hafife alıp oyun ve eğlence edinmişler ve dünya hayatının cazibesi onları aldatmıştır. Nasıl bu günlerine kavuşacaklarını unuttular ve bile bile ayetlerimize inanmadılarsa biz de onları bu gün unutulmaya terk edeceğiz.

Türkçe Meal

52Çünkü biz onlara, inanıp güvenen mümin bir toplum için, doğru yol rehberi ve rahmet olan ve bilgi ile açıkladığımız bir kitap getirmiştik.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

50Bu konuşmaların ardından Ateşin yolcuları olan Cehennemlikler de cennetliklere: Ne olur üzerimize biraz su döküp bizi serinletin veya Rabbinizin size verdiği nimetlerden rızıklardan bize de ikram edin diye yalvararak seslenirler. Bu istekleri duyan Cennetlikler de cehennem ehline: “Yapacak bir şey yok. Doğru yola davet edilmesine rağmen, bundan yüz çevirenler ve gerçekleri örtbas edenler serinletici sudan ve cennet nimetlerinden mahrum edilmişlerdir. Allah onları kâfirlere haram kılmıştır” derler.

Açıklamalı meal

51Allah’ın davetini İslâm’ı alay konusu edip, arzu ve heveslerine dinleri gibi sahip çıkarak Ahireti yok sayanlar, dinlerini hoş vakit geçirme aracı, ömürlerini de oyun ve eğlence haline getirmişlerdi. Nefislerinin hoşuna giden şeytani yorumlara ve yollara özenmişlerdi. Ayrıca günahkâr vicdanlarını bastıran, fakat his ve heyecanlarını da coşturan dindarlık numaraları ile, zikir ve ibadet yaptıklarını zannederek, müzik eşliğinde raks ve dans yapmayı kendilerine din olarak benimsemişlerdi. Dünya hayatı da nefislerine hoş geldiği için kendilerini aldatmıştı. Onlar bu hesap günüyle karşılaşacaklarını diriltilerek hesaba çekileceklerini unuttukları ve unutmuş gibi davrandıkları için, bizim ayetlerimizi artık gereksiz geçersiz sayıp ve çarpıtarak bile bile yanlış yorumlayıp inkâr ettikleri gibi biz de bugün onları cehennem azabına atıp unuturuz. Onlardan yüz çeviririz.

Açıklamalı meal

52Hâlbuki Biz onlara tam bir bilgi ile ilmî esaslara göre, Peygamber gönderip uygulamalı açıkladığımız, iman edenler topluluğu için yol gösterici, doğru olana davet eden ve rahmet olan temel nizam kaynağı olup başlarına geleceklerle uyaran bir kitap getirdik. Onun hükümlerini ayrı ayrı beyan ettik. İnanan bir toplum için yol gösterici olarak kitap gönderdik. Kitapta insanlara lazım olacak her şey açıklanmıştır. Kitapta çeşitli misaller verdik ki iyice anlasınlar. Geleceklerine yönelik konuşmalar yaptırdık. Belki düşünüp öğüt alırlar. Onları henüz yeryüzünde yaşarken hayallerinde, idraklerinde cennete cehenneme götürdük. Cennetliklerle cehennemliklerle konuşturduk. Ey dünyada yaşayanlar; sizler dünyada Araf ehlisiniz. Gönderdiğimiz ayetlerle akıl ederek düşünürsünüz. İşte gözlerinizin önünde cennetliklerin hali, gözlerinizin önünde cehennemliklerin hali! Onları birbiriyle atıştırdık ki anlayasınız. Onları birbiriyle konuşturduk ki anlayasınız. Sizi onlarla konuşturduk ki anlayasınız. Henüz vakit varken, ölüm size gelmemişken, dünyanızdan geleceğinizi görün istedik. Kitabımızda size bu yönde ışık tutan senaryolar kurduk. Oturduğunuz yerden cennete cehenneme gittiniz. Onlarla diyaloglar kurdunuz. Belki akıl edersiniz, belki düşünüp öğüt alırsınız. Böylece size hidayet yollarınızı gösterecek birçok delil sunduk. Kitabımızda anlayasınız diye her şeyi açıkça anlattık.[ Kur’an-ı Kerim; ilmi prensiplere ve bilimsel gerçeklere uygun olmak şartıyla yorumlanabilen bir kitaptır.]

Ayet 53

1 ayet

A’raf 53

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا تَاْو۪يلَهُۜ يَوْمَ يَاْت۪ي تَاْو۪يلُهُ يَقُولُ الَّذ۪ينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۚ فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَٓاءَ فَيَشْفَعُوا لَنَٓا اَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ قَدْ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟ ۝٥٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

53Hel yenżurûne illâ teʾvîleh. yevme yeʾtî teʾvîlühû yeḳûlü-lleẕîne nesûhü min ḳablü ḳad câet rusülü rabbinâ bilḥaḳḳ. fehel lenâ min şüfeʿâe feyeşfeʿû lenâ ev nüraddü fenaʿmele gayra-lleẕî künnâ naʿmel. ḳad ḫasirû enfüsehüm veḍalle ʿanhüm mâ kânû yefterûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

53Yoksa onlar sonucunun ortaya çıkmasını mı bekliyorlar? Onun neticesinin ortaya çıktığı gün, daha önce onu unutmuş olanlar:
– Doğrusu Rabbimizin elçileri bize hakkı getirmişlerdi. Şimdi, bize şefaat edecek bir şefaatçi veya yaptıklarımızın dışında iyi işler yapmamız için geriye döndürülmemize imkân var mı? Derler. Onlar, kendilerini ziyana sürüklemiş ve uydurdukları şeyler de onları yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

53Ama o zalimler, ayetlerimizi bilerek inkâr ettiler. Şimdi de Hesap Gününün geleceği kendilerine bildirilmiş olanlar, başka bir şeyle mi karşılaşacaklarını sanıyorlar? Bugünün kesin olarak geleceği ve Allah’ın davetine karşı olan tutumlarından sorulacakları kendilerine bildirilmesine rağmen, Kur’an’a iman etmek için kıyâmet, mahşer, cehennem… gibi olayların gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Kitapta söylenenlerin gelip çıkmasını mı bekliyorlar. Onun haber verdiği sonuçlardan başka bir şey mi bekliyorlar? ki dikkate almamış, umursamayıp, sırt dönmüşlerdi. Onun haber verdiği sonuçların gerçekleşip geldiği gün daha önce onu unutmuş olanlar: pişmanlık ve çaresizlik içinde şöyle diyeceklerdir: “Eyvah, demek “Rabbimizin peygamberleri, gerçeği hakkı bildirmişlerdi. Rabbimizin elçilerinin söyledikleri meğer gerçekmiş, acaba bugün bizi bu azaptan kurtaracak, bize sahip çıkacak, şefaat edecek kimse yok mu? Ah, keşke Allah katında sözü geçen ve kurtuluşumuz için aracılık edebilecek şefaatçilerimiz olsaydı da, bizim adımıza şefaat etselerdi! Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler? Yahut dünyaya geriye döndürülsek de yanlışlarımızdan vazgeçerek, daha önce yaptıklarımızdan farklı işler yapsak” Allah’ın davetine teslim olarak yaşayabilsek derler. ama nafile İş işten çoktan geçmiştir Onlar boşuna hayal kuracaklar, artık hak ettikleri son ile yüz yüze gelmişlerdir. İşte, böylece kendi elleriyle kendilerini zarara sokmuşlardır ve şefaatçi diye uydurdukları o sahte ilâhlar da o şeyler de yanlarından kaybolmuştur. Onları yüzüstü bırakıp kayboldular! artık hak ettikleri son ile yüz yüze gelmişlerdir. Buna rağmen inkâr edenler ayetlerimizi tevil etmekten başka bir şey yapmadı. Ayetlerimize uymamak için anlattıklarımızı kendilerine göre yorumladılar. Ayetlerimizi anlamından saptırarak inkârlarına delil yaptılar. Ama uzak değil. Onların sandığı gibi uzun zaman beklemeyecekler. Yaptığımız her uyarı başlarına gelecek. İşte o gün doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş diyecekler. Sonra başlayacaklar yardımcılar aramaya, birbirlerine soracaklar; bizi bu durumdan kurtaracak şefaatçilerimiz var mı? Bizim şefaate ihtiyacımız var diyecekler. Veya dünyaya geri döndürülmemiz mümkün mü? Dünyaya gidip iman eden bir hayat yaşayalım! Hesap gününe iman ederek Allah’ın yasalarına göre yaşayalım! Hayır! Onların artık ne şefaatçileri ne de dünyaya geri dönüşleri vardır. Onlara tek bir hayat verilmiştir. Bütün uyarılar yapılmıştır. Onlar kendilerine yazık ettiler. Dünyada uydurdukları her şey; ideolojiler, ilkeler, yasalar, düzenler, ağdalı sözler, kaybolup gitti. Bütün düzenler yıkıldı sadece Allah’ın düzeni kaldı. Yerlere göklere sığdıramadıkları liderler, baniler, kahramanlar, evliyalar, erenler, şeyhler, üstatlar, müçtehitler fakihler, resuller o hesap gününde inkâr ederek Allah’ın yasalarına uymayanların yanında olmayacak! Ne yapacaklarını bilmez halde ortada kalacaklar.) (dünya hayatına aldanan kâfirler, bu Kitab’a iman etmeyip «Bakalım sonu nereye varacak» diyerek sonunu gözetirler, işi ileriye atarlar, ahirete inanmak için kıyametin kopmasını, ahiretin bilfiil gelmesini beklerler. Ama o gün geldiğinde onlardan hiçbir amelin kabul olmayacağını unuturlar.

Ayet 54

1 ayet

A’raf 54

اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَث۪يثًاۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِاَمْرِه۪ۜ اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ۝٥٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

54İnne rabbekümü-llâhü-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa fî sitteti eyyâmin ŝümme-stevâ ʿale-lʿarşi yugşi-lleyle-nnehâra yaṭlübühû ḥaŝîŝev veşşemse velḳamera vennücûme müseḫḫarâtim biemrih. elâ lehü-lḫalḳu velʾemr. tebârake-llâhü rabbü-lʿâlemîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

54Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı aşamada yaratmış, sonra yarattığı her şeyi emrine boyun eğdirip hükümranlığını kurmuştur. O’dur, sürekli kendisini takip eden gündüzü geceyle örten, güneşi, ayı ve yıldızları da emrine amade kılan. Dikkat edin, yaratma, idare ve emir yalnızca O’na aittir. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yüce bir bereket kaynağıdır.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

54Şüphesiz sizin yegâne Rabbiniz sahibiniz, terbiyeciniz, efendiniz, yöneticiniz, gökleri ve sayısız nîmetlerle donatılmış yeryüzünü altı devrede altı aşamada altı günde yaratıp sonra bir kenara çekilip mahlukâtı kendi kaderiyle baş başa bırakmayan, aksine gerek evreni idâre etmek, gerekse tüm hayata program belirlemek yetkisiyle kâinâtın mutlak hâkimi olarak egemenlik tahtı olan Arş’ı kuşatan hükmü altına alan kudret ve rahmetiyle kuşatan, nizamlarını kurup yasalarını oluşturarak hükümranlık makamına kurulan, saltanatını kurup, şaşmayan kanunlarıyla varlık aleminin hayatlarını programlayan Allah’tır. Ki, Kâinatın ve tüm varlıkların yönetimini kudret eline almıştır. O, geceyi kendisini durmadan kovalayan gündüze örter. Emrine ve koyduğu yasalara boyun eğen Güneş, ay ve yıldızları kendi buyruğuna baş eğmiş olarak var eden ve yönlendiren O’dur. Gündüzü durmadan takip eden geceyle örten, güneşi, ayı ve yıldızları koyduğu yasalarla emrine boyun eğdiren de Allah’tır. Dikkat edin, yaratma ve emir vermek, yönetmek, plan da, düzen de, idare de O’na aittir. Bilesiniz ki yaratmak, yarattıklarına yasa koymak, yasalarına uymalarını istemek, yasalarıyla yönetmek Allah’a aittir. Allah istediğini yaratacak güçtedir. Yarattığı hiçbir varlık Allah’a eşit olamaz, Allah’tan üstün olamaz. Onun için kim, kimler yaratmadıkları varlıklara kendi yasalarını koyarak, emretmeye, yönetmeye, yasalarına uymayanları cezalandırmaya kalkarsa, onlar kendilerine ilahlık payesi vermeye çalışan, azgınlar, şımarıklardır. Rabbin katında onların hiçbir değeri yoktur. Zamanı gelince Rabbin onları cezalandıracaktır. Yaratan, yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzeni veren, koruyan, kontrol eden Alemlerin Rabbi olan Allah pek yücedir pek uludur. Sonsuz kerem ve bereket kaynağıdır. (Allah’ın Arş’ı istiva etmesi mecazi olarak söylenmiştir. Anlatılmak istenen: şaşmayan kanunlarıyla varlık âlemini belli bir düzen ve disiplin içerisinde yaratarak, kudretiyle her şeye egemen olması demektir.)

Ayet 55

1 ayet

A’raf 55

اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةًۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَۚ ۝٥٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

55Üdʿû rabbeküm teḍarruʿav veḫufyeh. innehû lâ yüḥibbü-lmüʿtedîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

55Rabbinize alçak gönüllü, içten ve gizlice dua edin. Zira o, sınırı aşanları sevmez.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

55Rabbinize gönülden yalvararak, O’na alçak gönüllülükle yüreğinizin derinliklerinden yönelerek ve gizlice yardım dileyerek dua edin. Dua ederken, zikir yaparken bağırıp çağırarak veya bunu bir gösteriye dönüştürerek saygı sınırlarını aşmayın. Zikir ve yakarışta ölçüyü taşırmayın. Güçsüzlüğünüzü aklınızdan çıkarıp da haddinizi aşmayın. Gönülden, bütün samimiyetinizle af etmesi için dilekte bulunun! Şüphesiz ki O emirlerine saygı göstermeyenleri, aşırıya gidenleri haddi aşanları sevmez. Bağırıp çağırarak, feryat ederek dua edilmez. Yüksek sesle gösterişe kaçarak dua etmek, günah olan şeyleri istemek, “duada haddi aşmak” anlamındadır.

İlgili ayetler

Ayet 56

1 ayet

A’raf 56

وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًاۜ اِنَّ رَحْمَتَ اللّٰهِ قَر۪يبٌ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ ۝٥٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

56Velâ tüfsidû fi-lʾarḍi baʿde iṣlâḥihâ vedʿûhü ḫavfev veṭameʿâ. inne raḥmete-llâhi ḳarîbüm mine-lmuḥsinîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

56Ülkede dirlik ve düzenlik tesis edildikten sonra, bozgunculuk yapmayın. Allah’tan korkarak ve rahmetini de ümit ederek O’na dua edin. Zira Allah’ın rahmeti iyi kimselere pek yakındır.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

56Ey insanlar! Yeryüzünde ve ülkenizde: Allah’ın gönderdiği hükümler uygulanarak Düzene (Hakka dayalı bir nizama ve intizama) sokulmasından, Islah edildikten, din ve dünya işleri, sosyal ilişkiler düzeltildikten, yeniden düzene konduktan, geliştirildikten, barış sağlandıktan , putperestliğe son veren hükümlerimizin inmesinden sonra Risâlet ile yer yüzünün ıslah olunmasından sonra yeryüzünde Allah’ın belirlediği sınırları çiğneyip de yeryüzünde adaleti ve huzuru ortadan kaldırıp bozgunculuk yapmayın. Halkı Allah yolundan alıkoymaya çalışmayın. Allah’ın yasalarına uyarak yaşıyorken bozgunculuk yaparak küfre geri dönmeyin! İnsanları Kur’an ilkelerinden uzaklaştırıp inkâr ve zulüm bataklığına sürüklemeyin! fesat çıkarmayın. Adil bir düzeni bırakıp bâtıl sistemlerin peşine takılmayın. Allah’a verdiğiniz sözleri tutun! Eğer bilerek veya bilmeyerek bir hata yaptıysanız; O’na Derin bir ürperti, iştiyak korku ve ümit ile Allah’a kulluk, ibadet ve yalvararak dua edin. Allah’ın sevgisini kaybetmekten korkarak Allah’a yönelin! Af etmesi için dilekte bulunun! Korku anında ümitsizliğe, ümit anında gaflete kapılmayın ve dâimâ iyi insan olma yolunda gayret gösterin! Rabbinize ortak koşmaktan vazgeçin Muhakkak ki Allah’ın bereket ve rahmeti davetine uyup da iyilik edenlere dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idarecilere, askerî erkâna ve müslümanlara pek yakındır. Muhakkak ki yaptıkları hatalardan dolayı özür dileyenlere, yaptıkları hataları bir daha yapmayanlara, iyilik edenlere Allah’ın af kapıları açıktır. (“Muhsin” İyi kimse, iyi işler yapan, iyi davranmayı ilke edinen, iyilikte bulunan, lütuf ve ihsan eden, erdemli, güzel ahlak sahibi olan ki)mse demektir. Ali İmran suresi 3/134. Ayetinde Muhsinler şöyle tarif edilmektedir: Bollukta ve darlıkta (Allah için) harcarlar, (kızdıklarında) öfkelerine hâkim olurlar ve kendilerine karşı kusurlu davranan insanları bağışlarlar.) (Duâ: Küçüğün büyükten, âcizin güçlüden, ihtiyaç ve arzusunu sözle, davranışla ve hal diliyle talep ve ricâsı demektir. Duâ’nın ihlâs ve ciddiyet içerisinde, çalım satmadan, saygısızlık etmeden, bağırıp çağırmadan, gösteriş yapmadan ve şikâyet etmeden sadece Allah’a, gönülden ve yalvararak yapılması gerekir. Allah, duâları ancak bu şartlarla kabul eder. Duâda lâyık olmayan ve günâh olan şeyleri talep etmek duâya tecavüz ve onu kötüye kullanmaktır.)

Ayet 57

1 ayet

A’raf 57

وَهُوَ الَّذ۪ي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَنْزَلْنَا بِهِ الْمَٓاءَ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۜ كَذٰلِكَ نُخْرِجُ الْمَوْتٰى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ۝٥٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

57Vehüve-lleẕî yürsilü-rriyâḥa büşram beyne yedey raḥmetih. ḥattâ iẕâ eḳallet seḥâben ŝiḳâlen suḳnâhü libeledim meyyitin feenzelnâ bihi-lmâe feaḫracnâ bihî min külli-ŝŝemerât. keẕâlike nuḫricü-lmevtâ leʿalleküm teẕekkerûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

57Rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen Allah’tır. Rüzgâr, ağır ağır yağmur yüklü bulutları bir araya topladığında biz, onu ölü bir toprağa yönlendirir bu yolla su indiririz ve onunla her türlü ürünün yeşerip boy vermesini sağlarız. İşte ölüleri de böyle dirilteceğiz. Belki düşünüp, ibret alırsınız.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

57Yeryüzündeki yaşama iyice bakın! Doğa her an Allah’ın koyduğu yasaya göre hareket ediyor. Unutmayın! Rüzgarları Yağmur rahmeti öncesinde yağmurla gelecek nîmet ve bereketleri müjdeci olarak gönderen O’dur. Nitekim bunlar bu rüzgarlar, su taneciklerinden oluşan ve kendisinden çok daha ağır olan yağmur yüklü bulutları tonlarca su buharı taşıdıklarında, onları kuraklıktan ölmüş susuzluktan toprağı çatlamış, bitki örtüsü kurumuş ölü bir beldeye iletiriz. Yağmur yüklü bulutları bir araya toplayıp onları çorak bölgeye sürükler ve yağmuru yağdırırız, Onlardan o çorak topraklara hayat veren yağmurlar yağdırır, su indirir toprağı canlandırır, ve onunla her tür ürün çıkarırız, çeşit çeşit ürünün yeşerip boy vermesini sağlarız. İşte Biz su ile genetik şifrelerini harekete geçirerek bitkilere hayat verdiğimiz gibi, İnananları, yasalarımıza göre yaşayanları mükâfatlandırmak, inkâr eden, yasalarımıza aykırı davrananları cezalandırmak için öldükten sonra ölüleri de Kıyâmet Günü böyle diriltip çıkarırız ve mahşere toplarız. Böyle canlı ve anlaşılır misâllerle hakkı ortaya koyuyoruz. İsteriz ki hiçbir haksızlık olmasın! Keyfine göre yiyip içen, keyfine göre yaşayan ile yasalarımıza göre yiyip içen, yasalarımıza göre yaşayanların farkı olsun! Allah için fedakârlık yapıp yasalarına uyanlarla, çıkarlarına göre hayatı yaşayıp yasamızı tanımayanlar ayrılsın! Hiç kimse biz yaptık oldubitti demesin. Hiç kimse dünya hayatı bitince her şey bitecek diye sorumsuzca davranmasın! İşte biz gerçekleri böyle açıklarız. Umulur ki düşünüp öğüt alırsınız diye bunları anlatmaktayız. Âyetlerimiz, düşünüp ders almak isteyenler için rahmetimizin önündeki müjdecileridir.( Burada: “Peygamberlerin,” Allah’ın rahmetinin müjdecisi olarak rüzgârlara, “getirdikleri emir ve yasakların” tertemiz sularla dolu ağır bulutlara, “Allah’ın dininden uzaklaşan toplumların” ise çorak ve susuzluktan ölmüş memlekete benzetilmesi düşünülebilir. Gönlünü hakikate açık tutanları verimli toprağa, onu inkara kalkışanları da çorak toprağa benzetirken aynı meselin uzantısı durumundadır. Yağmur suyu aynı su olduğu halde, topraktaki tanelerden çıkan bitkilerin kimi şifalı olur, kimisi de zehirli. Tanelerin ne vereceği ise ancak, topraktan çıktıktan sonra belli olur.. ekinin tanesi ekmek olur, sofralara konulur, samanı ise ocaklarda yakılır… Bunun gibi, Rablerinin ayetlerini Peygamberlerinin hak davetini, o belde halkının tümü işitir ama, kimi imana gelir, kimi ise daha fazla azar, şirk ve küfürde direnir. Kulların dünyadayken yaptığı iyi- kötü ameller tarla sahibinin ekini ekmesine benzer – ekinin sonu hasat zamanı belli olacağı gibi- işlenen amellerin mükafat ve cezası da, ancak kıyamet gününde belli olur! Kimi cennete gider sofralara kurulur, ağırlanır, kimi ise cehennemin odunu olur. Havanın, sırf hareketten aldığı kuvvetle su taneciklerinin toplanmasından ibaret olan o ağır bulut kütlelerini kaldırıp yüklenmesi, bir harikadır. Zira tabiata göre hafif, çok ağır yükü kaldırıp taşıyamaz. Fakat, Rabbimiz bu harika özellikleri tabiata kanun olarak yerleştirmek suretiyle muazzam kudret ve rahmetini tanıttırmak istemiştir. Hareketin, hafiflik ve ağırlık hükmünü tersine çevirdiğine işaret eden bu mânayı öğrenme neticesinde uçaklar yapılmıştır. “Ağır bulut kütlelerini yüklenip kaldıran hava” cümlesi, Kur’ân’ın fennî mûcizelerinden birini ihtiva etmektedir. Bu işaretle Kur’ân, cisimlerin havada uçacaklarına ima ve teşvik etmektedir. İşte Kur’an ayetleri de, tıpkı rahmet yağmurları gibi ölü kalplere hayat verir. Fakat gönlünü hakîkate kapamış, kibir ve bencilliğin kölesi olmuş insanlar, bu rahmet hazinesinden bir şey alamazlar. Nitekim:

Ayet 58

1 ayet

A’raf 58

وَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِاِذْنِ رَبِّه۪ۚ وَالَّذ۪ي خَبُثَ لَا يَخْرُجُ اِلَّا نَكِدًاۜ كَذٰلِكَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَشْكُرُونَ۟ ۝٥٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

58Velbeledu-ṭṭayyibü yaḫrucü nebâtühû biiẕni rabbih. velleẕî ḫabüŝe lâ yaḫrucü illâ nekidâ. keẕâlike nüṣarrifü-lʾâyâti liḳavmiy yeşkürûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

58Rabbinin izniyle bereketli ve verimli toprağın bitkisi çok güzel olur, çorak topraktan ise hiçbir şey bitmez, bitse de işe yaramayan şeyler biter. Nimetlerin değerini bilen bir toplum için biz ayetlerimizi işte böyle detaylı bir şekilde ortaya koyuyoruz.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

58Etrafınıza bir bakın! Görmüyor musunuz? Toprağı güzelce işlenmiş, tohumu ekilmiş ve iklim şartları Güzel arazinin ve verimli bir beldenin bitkisi yağmuru görür görmez Rabbinin izniyle bereket ve bollukla ürünler çıkar. Bereketli toprak, üzerine yağmur yağınca canlanır ve ürün vermeye başlar. Yaratılış sebebini bilmek ve ona göre yaşamak isteyen insan da bereketli toprak gibidir. Allah’ın âyetleriyle karşılaşınca o da hemen canlanır ve ondan da doğru, güzel ve anlamlı davranışlar ortaya çıkar. ekime elverişli olmayan Çoraklaşmış bakımsız olan beldeden ise ne kadar yağmur yağarsa yağsın; ancak çok zorlukla çalı, diken gibi cılız veya yararsız otlar bitki çıkar. Allah’ın davetini umursamayıp yüz çevirenler ise taşlaşmış verimsiz toprak gibidir. Onun üzerine ne kadar yağmur yağsa da orada hiçbir şey yetişmez. Güzel ülkelerin bitkileri güzeldir. Kötü, kurak, iklimi güzel olmayan ülkelerin bitkileri güzel olmuyor. Kötü kurak yerlerde işe yaramaz faydasız bitkiler çıkıyor. Size bu örnekleri veriyoruz ki bazı gerçekleri anlayasınız. İşte Biz gönülden kulluk ederek Şükreden doğruyu arayan bir topluluk için ayetleri işte böyle herkesin anlayacağı çeşitli ve zengin misallerle genişçe açıklarız. Yani; hayırlı insanlar verimli topraklar gibidir. Ki orada hoş ve yararlı bitkiler kolaylıkla ve bollukla yetişir. Hayırsız insanlar ise çorak araziye benzer. Dikenlerden ve acı otlardan başka bir şey yetişmez ve üretmez durumdadır. Unutmayın ki iyi güzel toplumlardan, Allah’ını bilen, Allah’ın yasalarına uyan toplumlardan güzel insanlar çıkar. Kötü çirkin toplumlardan iyi güzel insanlar nadiren çıkar. Oralardan genelde kötü insanlar çıkar. Onlar birbirine zulmeder. Etraflarına zarar verir! İnsanların haklarına saldırır. Barış, esenlik, huzur içinde yaşamak yerine, sürekli savaş halindedirler. Kin nefret, intikam kılavuzlarıdır. Toplumlarından kan gözyaşı eksik olmaz. Dünyada ulaşabildikleri her yeri kana bularlar. (Burada ders alınması gereken ciddi bir teşbih vardır. İnanan ve inandığını hayata geçiren erdemli insan verimli toprak gibi Allah’tan aldığı buyruklarla hayatını inşa ederek faydalı eylemler ortaya koyar. Bu faydalı eylemlerle dünyanın düzelmesine, insanlığın huzuruna ve saadetine vesile olur. Ama Hakk’a karşı direnmeyi âdet haline getirmiş ve Kur’an mesajına olan inancını bütünüyle yitirmiş olan kimse ise kötü toprak gibi kötü ve zararlı şeyler üretir. Bu da üretmiş olduğu kötülüklerle toplumu yozlaştırır, dünyanın düzenini bozar ve hayatı yaşanmaz hale getirir. Rahmet rüzgârları gibi Peygamberler de ilâhî rahmetin müjdeleyicileridir. Tebliğine memur oldukları semavî kitaplar yağmur yüklü bulutlar gibi kalplerin can suyudur. Toprak gibi insanların da iyisi, kötüsü vardır. İyiler verimli toprak gibi, topluma yararlı olurlar. Kötüler ise çorak toprağa benzerler. Topluma faydaları dokunmaz. Mümin, toprağı verimli olan güzel memlekete benzetilmiştir ki o hak sözü işitince onu kabul ederek faydalanır ve güzel ameller ortaya çıkar. Münafık da kötü topraklı yere benzetilmiştir ki o, hak sözü işittiği halde onu kabul etmez ve ondan faydalanmaz. İyiler, iyi ve verimli toprak gibi, topluma faydalı olurlar; kötüler de çorak ve verimsiz toprak gibi topluma hiç faydaları olmaz. Bilakis zararları olur. Saf su ile dolu ağır bulutlar gibi, Kur’an’ın muhatap olduğu kalplerin sahibi insanlar da iki kısımdır: Topraklar gibi insanların da iyisi ve kötüsü, mümini ve kâfiri vardır. İyiler iyi düşünür, peygamberlerin tebliğ ettiği ilahi mesajlardan istifade eder, ayetleri [tefekkür] ve [tezekkür] ederek onlardan ibret alırlar; iman eder, hayat bulur, ilahi nimetler için şükrederler. Ahiret için sâlih ameller yapar ve güzel ürünler verirler. Çorak yer gibi fena olanlar ise Yüce Allah’ın nimetlerine karşı küfür içerisinde bulunur, nankörlük yaparlar ve bunlardan yararlanmaktan da mahrum kalırlar. Güzel iş üretmediklerinden ilahi irade onlar için olumlu şekilde tecelli etmez. Toprağı yeşerten su misali, vahyin prensiplerine kulak vermeyen bu kişiler için çorak benzetmesi gayet yerindedir. Toprakta verim kapasitesi yoksa su ne yapsın.) Nitekim, insanlık tarihi boyunca her Peygamber bu gerçeği dile getirmişti:

Ayet 59

1 ayet

A’raf 59

لَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ۝٥٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

59Leḳad erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî feḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. innî eḫâfü ʿaleyküm ʿaẕâbe yevmin ʿażîm.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

59Doğrusu biz Nuh’u kendi toplumuna elçi olarak gönderdik. O da dedi ki:
– Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, zira sizin ondan başka bir ilahınız yoktur. Şüphesiz ki ben sizin korkunç bir günün azabına uğramanızdan korkarım.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

59Biz Nuh’u kendi kavmine ilâhî mesajı getiren bir Resul olarak doğruları bildirmesi için gönderdik. O da dedi ki: “Ey kavmim yalnızca Allah’a kulluk ve ibadet edin. Allah’ın yasalarına daveti olan hayat nizamı ve ahlakına uyun. Sizi Allah’tan başka yönetecek hükümdarınız yoktur. Allah yarattığı varlıklar üzerinde tek hükümdardır. Sizin O’ndan başka otoritesine kayıtsız şartsız boyun eğeceğiniz ilahınız yoktur. Doğrusu Allah’ın yasalarına uymayarak Allah’la birlikte başka ilahlar edinmeye kalkarsanız ben sizin başınıza büyük bir azabın geleceğinden korkarım.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

59Hûd 1Hûd 49Hûd 71

Ayet 60

1 ayet

A’raf 60

قَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِه۪ٓ اِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ۝٦٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

60Ḳâle-lmeleü min ḳavmihî innâ lenerâke fî ḍalâlim mübîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

60Toplumun ileri gelen seçkinleri:
– Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz/saçmalayıp duruyorsun, dediler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

60Bunun üzerine Halkın alın terini sömürerek kurdukları kölelik sisteminin yıkılacağından, yıllarca kandırdıkları insanların uyanmasından böylece de alışageldikleri lüks ve refah dolu yaşantının sona ereceğinden endişe eden Kavminin ileri gelenleri Nûh’un yapmış olduğu bu tebliğden oldukça rahatsız oldu. Nuh’a senin söylediklerine inanmıyoruz ne söylediğini bilmiyorsun “Biz seni açık bir sapıklık ve yanılgı içinde görüyoruz” dediler ve karşı çıktılar.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

60Hûd 27

Ayet 61–63

3 ayet

A’raf 61

A’raf 62

A’raf 63

قَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ ب۪ي ضَلَالَةٌ وَلٰكِنّ۪ي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ۝٦١ اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَاَنْصَحُ لَكُمْ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ۝٦٢ اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَلِتَتَّقُوا وَلَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ۝٦٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

61Ḳâle yâ ḳavmi leyse bî ḍalâletüv velâkinnî rasûlüm mir rabbi-lʿâlemîn.

Okunuş

62Übelliguküm risâlâti rabbî veenṣaḥu leküm veaʿlemü mine-llâhi mâ lâ taʿlemûn.

Okunuş

63Eveʿacibtüm en câeküm ẕikrum mir rabbiküm ʿalâ racülim minküm liyünẕiraküm velitetteḳû veleʿalleküm türḥamûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

61Nuh:
– Ey kavmim, ben sapıtmış falan değilim, aksine ben âlemlerin Rabbi Allah tarafından gönderilmiş bir elçiyim.

Türkçe Meal

62Size, Rabbimin mesajlarını iletiyor ve size öğüt veriyorum. Ben, Allah’tan gelen (vahiy) sayesinde sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.

Türkçe Meal

63Sizi uyarmak, sorumlu davranmanızı hatırlatmak ve böylece rahmete nail olmanız için içinizden bir kimse vasıtasıyla Rabbinizden size bir öğüt ve hatırlatma gelmesine şaşıyor musunuz? Dedi.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

61Nûh da onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Beni yeni tanımıyorsunuz. Ben şaşkın, ne söylediğini bilmez, sapıtmış ve aklından zoru olan biri değilim. Bende herhangi bir art niyet yanılgı sapıklık yok, tam aksine ancak ben yaratan, yaşama gücü veren, alemlerin Rabbinden bir elçiyim diye hatırlatmıştı. Ve bu durumda siz beni değil, bana bu görevi veren Rabb ’imi suçlamış oluyorsunuz,

Açıklamalı meal

62Zira: Ben Size, kendi görüşlerimi, kuruntu ve saplantılarımı değil, doğrudan doğruya Rabbimin vahiyle bildirdiklerini ulaştırıyorum, tebliğ ile sorumlu tuttuğu hükümleri tebliğ ediyorum. Ayrıca size öğüt veriyorum, O’nun bana bildirdikleri ile öğüt verip uyarmaktayım. Ve ben Allah katından bana vahiy aracılığıyla bildirilen ilim sayesinde sizin bilmediğiniz kıyâmet, âhiret, cennet, cehennem gibi gerçekleri Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum

Açıklamalı meal

63Hz. Nuh, kavmine: Ey halkım! “Siz, küfür ve kötülükten Olur ki ilâhî lütuf ve merhamet olunursunuz diye aklınızı başınıza alıp inkârdan, zulümden, ahlâksızlıktan sakınmanız için sizi dehşet verici bir günün azâbına karşı uyarması için aranızdan bir adam vasıtasıyla Allah adına yaratılışınızın sebebi olan doğru yola, onurlu ve erdemli bir hayata çağıran birine ve size bir uyarı bir Kitap zikir gelmesine hayret mi ettiniz?” Allah’ın azabından sakınıp mükâfata kavuşmanız ümidiyle, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size kitap gelmesine mi şaştınız? Bunun böyle olması benim takdirim değil. Takdir eden sizleri yaratan Allah’tır. Hiç kimse kendisi isteyerek görev yüklenemez. Hiç kimse de Allah’ın ilminde olan bilgileri kendi başına elde edemez. Ancak Rabbim görevlendirir, Rabbim bilgilendirir. Niye buna şaşıyorsunuz? Sanki ben üstüme vazife olmayan bir işe karışmışım, başınıza musallat olmuşum muamelesini yapıyorsunuz. Hayır! Ben sadece Rabbimin bana emrettiğini yapıyorum!” Evrenin her zerresini kontrol ve idare eden, tüm ihtiyaçlarınızı gözeterek yeryüzünü sayısız nîmetlerle donatan Allah’ın, ruh dünyanızı ve toplumsal hayatınızı şekillendirmek üzere, seçtiği elçileri aracılığıyla size kanun ve ilkeler göndermesini niçin yadırgıyorsunuz?”

İlgili ayetler

İlgili ayetler

61Nûh 2

İlgili ayetler

62Hûd 34

İlgili ayetler

63En’am 48Yunus 71

Ayet 64

1 ayet

A’raf 64

فَكَذَّبُوهُ فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَاَغْرَقْنَا الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا عَم۪ينَ۟ ۝٦٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

64Fekeẕẕebûhü feenceynâhü velleẕîne meʿahû fi-lfülki veagraḳne-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. innehüm kânû ḳavmen ʿamîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

64Sonunda onu yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları boğulmaktan kurtardık. Ayetlerimiz karşısında yalana sarılanları da suda boğduk. Zira onlar (uyarı ve öğütlerimi görmek istemeyen) kör bir toplum idi.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

64Kavmi, bütün bu öğüt ve uyarılara rağmen Nûh’u yalanladı, söylediklerinden yüz çevirdi. Biz de tüm ülkeyi sular altında bırakan büyük bir tufan gönderdik. Nûh’u ve onunla birlikte olan mü’minleri gemiye bindirip boğulmaktan kurtardık. Nuh’un Allah adına yaptığı daveti reddedip, ayetlerimizi yalanlayan Allah’la birlikte başka ilahlar da edinmiş olan kavmini de suda boğduk, helak ettik. Şüphesiz onlar kalpleri katılaşmış, gönül gözleri kör olmuş, gerçekleri görmek istemeyen, akılsız ve azgın bir topluluk idiler. Ve aradan yıllar geçti, yeni nesiller geldi. İsimler ve şekiller değişti, fakat değişmeyen tek şey vardı; hak ile bâtılın amansız mücadelesi:

İlgili ayetler

İlgili ayetler

64Hûd 40Hûd 41

Ayet 65–66

2 ayet

A’raf 65

A’raf 66

وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ ۝٦٥ قَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ٓ اِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ي سَفَاهَةٍ وَاِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ۝٦٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

65Veilâ ʿâdin eḫâhüm hûdâ. ḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.

Okunuş

66Ḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî innâ lenerâke fî sefâhetiv veinnâ leneżunnüke mine-lkâẕibîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

65Ad kavmine de, soydaşları Hud’u gönderdik. Hud, onlara:
– Ey kavmim! Sadece Allah’a kulluk edin, zira sizin O’ndan başka bir ilahınız yoktur. O’na karşı gelmekten sakınmayacak mısınız? Dedi.

Türkçe Meal

66Toplumunun önde gelen kâfirleri:
– Biz, senin beyinsiz birisi olduğunu görüyoruz. Ayrıca biz senin yalancılardan olduğuna inanıyoruz, dediler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

65Ad’ kavmine de kardeşleri Hud’u gönderdik. O onlara: “Ey kavmim! Yalnız Allah’a kulluk edin. sizin O’ndan başka otoritesine kayıtsız şartsız boyun eğeceğiniz bir efendiniz ilahınız yoktur. O’nun daveti olan hayat nizamına tabi olup kula kulluktan kurtulun. Yaratıcınız olduğunu bildiğiniz Rabbinizin, sizi yönetmesine başkalarını ortak etmeyin. Hâlâ korkup küfür, zulüm ve kötülükten Sakınmaz mısınız?” dürüst ve erdemlice bir hayat yaşayarak kötülüğün her çeşidinden korunmayacak mısınız? Hâlâ Allah’a sığınmayacak, emirlerine yapışmayacak, günahlardan arınıp, azaptan korunmayacak, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkmayacak şahsiyetli davranmayacak, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olmayacak mısınız? dedi. (Âd kavmi, Güney Arabistan’dan başlayarak Doğu Arabistan’dan Irak’a kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada hüküm süren bir devlet kurmuştu. Âd kavmi, Nuh kavmi gibi isyanları yüzünden Allah’ın gazabına uğrayarak yok olan eski bir Arap kabilesidir. Âd, Hz. Nuh’un torunlarından olan Avs’ın oğludur. Hz. Nuh’un oğlu Sam, Sam’ın oğlu İrem, İrem’in oğlu Avs, Avs’ın oğlu da Âd’dır. Âd kavminin putperest bir millet olduğu “Semud” ve “Hetar” adında iki büyük putları bulunduğu söylenir. Umman ile Aden’in doğusuna düşen Hadramut arasında yaşadıkları sanılmaktadır. Hadramut, Yemen’in doğusunda yer alan bir bölgedir.) (Âd Kavmi; haksız yere büyüklük taslayan, güçlü-kuvvetli, muhteşem sarayların süslediği İrem (Fecr: 6-8) diye anılan büyük bir şehirleri olan, heykellere tapan, zorba, zalim, yeryüzünde kendilerinden daha güçlü bir şeyin bulunmadığına inanan bir toplum idi. Bu toplumun liderinin Şeddâd olduğu rivâyet edilir. Bu topluma Hûd (a.s.) peygamber olarak gönderilmiş fakat bunlar, Hûd (a.s.)’ın peygamberliğini kabul etmemişlerdi. Hûd (a.s.)’ın tebliği karşısında iyiden iyiye hırçınlaşan Âd kavmi, heykellerinin kendilerini koruyacaklarından oldukça emin idiler. Hâkimiyetin kayıtsız-şartsız kendilerine ait olduğu iddiasına iman etmişlerdi. Sürekli olarak; “Biz azâba uğratılacak da değiliz” (Şuara: 138) diyerek kendi kendilerini ikna etme yoluna gidiyorlardı. Hûd (a.s.)’ın tebliğini kabul eden müminlere, işkence etmekten asla çekinmeyen Âd kavmi, alay ederek: “Haydi tehdit ettiğin azâbı getir” sloganına sarılmıştı. Kısa bir süre sonra azâbın belirtileri görüldü. Akarsular kurumaya, yeşillikler sararmaya başladı. Ünlü İrem bağları birer birer yok oluyordu. Kuraklık etrafı kasıp kavuruyordu. Sonunda Âd kavmi üzerlerine doğru gelen ve yağmur bulutu zannettikleri korkunç bir rüzgârla helak olmuşlardı. Böylece şirk’in ve zulmün cezasını bu dünyada gördüler.)

Açıklamalı meal

66Halk, bu davete sıcak bakarsa, kaybedecekleri şeylerin çok büyük olacağını bilen Kavminden ileri gelen ve Allah’tan gelen gerçeği tanımaya yanaşmayan kâfirler ve zalimler ise dediler ki: Doğrusu “Biz seni dar kafalı boş hayaller peşinde koşan akli yetersizlik içinde birisi olarak görüyoruz. Ve Sen saçmalamakta olan yalancı birisin, söylediklerine de inanmıyoruz.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

65Hûd 50

Ayet 67–69

3 ayet

A’raf 67

A’raf 68

A’raf 69

قَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ ب۪ي سَفَاهَةٌ وَلٰكِنّ۪ي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ۝٦٧ اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَاَنَا۬ لَكُمْ نَاصِحٌ اَم۪ينٌ ۝٦٨ اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْۜ وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَصْۣطَةًۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ۝٦٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

67Ḳâle yâ ḳavmi leyse bî sefâhetüv velâkinnî rasûlüm mir rabbi-lʿâlemîn.

Okunuş

68Übelliguküm risâlâti rabbî veenâ leküm nâṣiḥun emîn.

Okunuş

69Eveʿacibtüm en câeküm ẕikrum mir rabbiküm ʿalâ racülim minküm liyünẕiraküm. veẕkürû iẕ ceʿaleküm ḫulefâe mim baʿdi ḳavmi nûḥiv vezâdeküm fi-lḫalḳi baṣṭah. feẕkürû âlâe-llâhi leʿalleküm tüfliḥûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

67- Ey kavmim! Dedi. Ben beyinsiz değilim, ben, yalnızca âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim!

Türkçe Meal

68- Size Rabbimin mesajlarını iletiyorum. Ben, sizin için güvenilir bir nasihatçiyim.

Türkçe Meal

69Aranızdan biri vasıtasıyla sizi uyarmak için Rabbinizden bir uyarı gelmesine şaşıyor musunuz? O’nun, sizi Nuh kavminden sonra bu uygarlığa varis yaptığını ve yaratılış bakımından sizi onlardan daha güçlü yaptığını hatırlayın. Allah’ın size bahşettiği nimetlerini düşünün ki kurtuluşa eresiniz.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

67Hûd Peygamber de onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Bende herhangi bir akli yetersizlik şaşkınlık, şaşırmışlık yoktur. Ancak ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilen sizi yaratılış sebebine davet eden bir elçiyim deyip ikaz etmişti. Ve bu durumda siz beni değil, beni görevlendiren Rabb ‘imi suçlamış oluyorsunuz.

Açıklamalı meal

68Ben Size kendi görüşlerimi, kuruntu ve saplantılarımı değil, doğrudan doğruya Rabbimin vahiyle bildirdiklerini ulaştırıyorum. Ancak böylece Allah’a kulluk edebilir, kula kulluktan kurtulabilirsiniz ve emin olun ki ben sizin için güzelce öğüt veren ve iyiliğiniz için çırpınan gerçek bir dost, güvenilir bir öğüt verenim. Uyarılarımı niçin yadırgıyorsunuz?

Açıklamalı meal

69Dehşet verici bir günün azabına karşı Sizi uyarması için içinizden bir adam vasıtasıyla Rabbinizden size bir uyarı İlahi öğüt ve prensipler gelmesine hayret mi ettiniz? Siz elçiyle uğraşmak yerine elçinin mesajına kulak verin. Düşünün ki Allah’ın yok ettiği Nuh kavminin yerine sizi geçirip halifeler kıldı. Bu topraklarda egemen olmanızı sağladı, bunca nimetlerle donattı. Sizin yaratılıştaki gücünüzü özel yeteneklerinizi daha da artırdı. Allah’ın saymakla bitiremeyeceğiniz nimetlerini hatırlayın. Allah’a nankörlük etmeyin, Allah’ın davetine yönelin Rabbinize gereğince kulluk edin ki kurtuluşa mutluluğa erersiniz diyerek, onları imana ve İslam’a çağırmıştı.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

67Nûh 1

İlgili ayetler

68Nûh 2

İlgili ayetler

69Hûd 52Neml 60Fâtır 3

Ayet 70

1 ayet

A’raf 70

قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ اللّٰهَ وَحْدَهُ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَاۚ فَاْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ۝٧٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

70Ḳâlû eciʾtenâ linaʿbüde-llâhe vaḥdehû veneẕera mâ kâne yaʿbüdü âbâünâ. feʾtinâ bimâ teʿidünâ in künte mine-ṣṣâdiḳîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

70- Ve onlar: Sen bize bir tek Allah’a kulluk etmemizi dolayısıyla atalarımızın kulluk ettiği şeyleri terk etmemizi söylemek için mi geldin? Öyleyse bize vaat ettiğin o azabı getir eğer doğru sözlü isen, dediler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

70Bunun üzerine Onlar bu güzel çağrıya karşılık, Hûd Peygamber’e dedi ki: “Sen bize, bundan sonra yalnızca Allah’ı ilah edinmemizi babalarımızın taptığı şeyleri geleneksel tutumlarını bırakmamız atalarımızdan beri uymakta olduğumuz nizam ile ahlakımızı terk etmemiz ve onlarla bütün bağlarımızı koparmamız, ilahlarımızdan vazgeçmemiz ve bize her istediğimizi yapma imkânı sağlayan, üstelik can sıkıcı emirlerle keyfimizi bozmayan; gerektiğinde kendileri adına hükümler uydurup halkı çıkarlarımız doğrultusunda yönlendirebileceğimiz tanrıları bırakmamız ve yalnız Allah’a kulluk etmemiz için mi geldin? Bir de kalkmış, öğütlerini dinlemediğimiz takdirde dünya ve âhirette cezaya çarptırılacağımızı söylüyorsun. Sen sadece Allah’ın yasalarına uymamızı istiyorsun? Bizim atalarımızdan gelen yasaları terk etmemizi istiyorsun? Hâlbuki bizler atalarımıza bağlı bir topluluğuz. Andolsun ki bizler atalarımıza hainlik yapıp Allah’ın yasalarına uymayız. Böyle bir sapıklığın içinde bulunmayız. Biz bildiğimiz yoldan şaşmayacağız. İşte Allah’ın yasalarını inkâr ediyor, kendi atalarımızın yasalarına uyuyoruz. Eğer doğru sözlülerden isen bize, seninle yapılan daveti kabul etmememiz halinde, başımıza gelebilecek tehdit ettiğin şeyi getir de görelim ” dediler. (Âd kavminin tevhidi reddetme sebebi “atalar dinini taklit”tir. İnkarcılar bir hatası olduğunda yani herhangi bir çirkinlik işlediğinde bahane olarak A‘râf 7:28’de belirtildiği gibi “atalarını böyle buldukları”, dahası “Allah’ın böyle emrettiği” yalanına sarılmışlardır. Mekkeli müşrikler işte bu ateşe çağıran hatalı yolu izleyenler olmuştur ancak mesaj onlarla sınırlı değildir. Şeytanın izini takip eden herkesin bu noktada muhatap olduğu unutulmamalıdır.)

İlgili ayetler

Ayet 71

1 ayet

A’raf 71

قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌۜ اَتُجَادِلُونَن۪ي ف۪ٓي اَسْمَٓاءٍ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا نَزَّلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ فَانْتَظِرُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ ۝٧١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

71Ḳâle ḳad veḳaʿa ʿaleyküm mir rabbiküm ricsüv vegaḍab. etücâdilûnenî fî esmâin semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ nezzele-llâhü bihâ min sülṭân. fenteżirû innî meʿaküm mine-lmünteżirîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

71Hud: Size zaten Rabbinizden bir ahlaki kokuşmuşluk ve gazap gelmiş durumda. Şimdi siz, Allah’ın, hakkında hiç bilgi ve belge indirmediği sizin ve atalarınızın kutsal isimler vererek yücelttiği bir takım isimler hakkında benimle tartışıyor musunuz? Öyleyse bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim! Dedi.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

71Hûd örnek ve cesaretli bir tavırla onlara Dedi ki: Ben, bana düşen tebliğ görevini elimden geldiği kadar yaptım. Sergilediğiniz bu tavır karşısında artık Siz inkârcılara, Rabbinizden vadedilen lânet bir azap ve dehşet verici bir gazap kesinleşti. Aklınızı başınıza almak yerine Allah’ın haklarında bunlara inanabilirsiniz şeklinde kendilerine ilâhî bir yetki verildiğine dair hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın uydurduğu ve sizin gözünüzde büyüttüğünüz birtakım ilahlar, ilahlaştırıp izinden gittiğiniz hayal ürünü isimler hakkında benimle tartışıyorsunuz öyle mi? Atalarınızın uydurduğu yalan yanlış yolları kendinize din mi ediniyorsunuz? Madem inkârda ısrar ediyorsunuz küstahlıkta bu kadar ileri gittiniz, O halde başınıza gelecekleri bekleyin bakalım. Bu inadınızdan vazgeçmeyecekseniz kaçınılmaz olan büyük felaketinizi ben de sizinle birlikte bekliyorum.

İlgili ayetler

Ayet 72

1 ayet

A’raf 72

فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَمَا كَانُوا مُؤْمِن۪ينَ۟ ۝٧٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

72Feenceynâhü velleẕîne meʿahû biraḥmetim minnâ veḳaṭaʿnâ dâbira-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vemâ kânû müʾminîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

72Nihayet katımızdan bir rahmet olarak onu ve onunla beraber olanları kurtardık. Ayetlerimiz karşısında yalana sarılanların kökünü kazıdık, zaten onlar mümin değillerdi.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

72Nitekim biz Hûd ve beraberindekileri, yani müminleri tarafımızdan bir rahmet ile zâlimlerin elinden kurtardık. Ayetlerimizi hüküm ve haberlerimizi yalanlayarak iman etmeyenlerin, zulme ve haksızlığa devam edenlerin, yasalarımıza uymayanların, davetimizi yalan sayıp sırtını dönenlerin de sonlarını getirdik, azabımızla yakalayıp köklerini kazıdık ve yerin dibine batırdık. (Âd kavminin helâki, Hakka 69/6-7. âyetlerinde şöyle anlatılmaktadır: Âd kavmi, yedi gece, sekiz gün kesintisiz olarak salıverilen uğultulu ve dondurucu bir kasırga ile helâk edilmiştir. Âd kavminin inkârcılarının akıbetiyle ilgili olarak da Kur’an’da çeşitli bilgiler yer almaktadır. Bu bağlamda “kendilerine köklerini kesen bir kasırga gönderildiği” (A‘râf 7:72; Zâriyât 51:41), “dünyada olduğu gibi kıyamet gününde de lanete uğratılacakları” (Hûd 11:60), “korkunç bir gürültünün onları yakaladığı, sel süprüntüsü haline getirildikleri” (Mü’minûn 23:41), “helak edildikleri” (Şu‘arâ 26:139), “üzerlerine uğursuz, uğultulu ve her şeyi alt üst eden kasırgaların gönderildiği” (Fussilet 41:16; Ahkâf 46:25) ve “köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi oldukları” (Kamer 54:19-20), “üzerlerine azap kamçılarının salındığı” (Fecr 89:13) bildirilmektedir.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

72Yunus 103Kasas 47Nûh 25

Ayet 73–74

2 ayet

A’raf 73

A’raf 74

وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْۜ هٰذِه۪ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَاْكُلْ ف۪ٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَاْخُذَكُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ۝٧٣ وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّاَكُمْ فِي الْاَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتًاۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ ۝٧٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

73Veilâ ŝemûde eḫâhüm ṣâliḥâ. ḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. ḳad câetküm beyyinetüm mir rabbiküm. hâẕihî nâḳatü-llâhi leküm âyeten feẕerûhâ teʾkül fî arḍi-llâhi velâ temessûhâ bisûin feyeʾḫuẕeküm ʿaẕâbün elîm.

Okunuş

74Veẕkürû iẕ ceʿaleküm ḫulefâe mim baʿdi ʿâdiv vebevveeküm fi-lʾarḍi tetteḫiẕûne min sühûlihâ ḳuṣûrav vetenḥitûne-lcibâle büyûtâ. feẕkürû âlâe-llâhi velâ taʿŝev fi-lʾarḍi müfsidîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

73Ve Semud kavmine de içlerinden biri olan Salih’i gönderdik, dedi ki:
– Ey kavmim, yalnız Allah’a kulluk edin. Zira sizin O’ndan başka bir ilahınız yoktur. Doğrusu Rabbinizden apaçık bir belge gelmiştir. İşte bu, Allah’ın devesi, sizin için bir ayettir/mucizedir. Bırakın onu Allah’ın arazisinde otlasın, sakın ona bir zarar vermeyin. Yoksa sizi acıklı bir azap yakalar.

Türkçe Meal

74Allah’ın sizi Ad kavminden sonra onların varisleri yaptığını, ovalarında köşkler inşa edip, dağlarını da yontarak evler yaptığınız bu topraklara yerleştirdiğini bir hatırlayın. Allah’ın nimetlerini düşünün de yeryüzünde bozgunculuk yaparak taşkınlık etmeyin!

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

73Semud kavmine de yakından tanıdıkları kardeşleri soydaşları Salih’i elçi olarak gönderdik. Salih onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! saygıyla Allah’a gönülden boyun eğin, yalnızca O’na kulluk ve ibadet edin. Allah’ın yasalarına uyun! Sizin Allah’tan başka yönetecek hükümdarınız yoktur. Sizi yaratıp bunca nimetle donatan Allah’tan başkasını ilah edinmeyin. Sizin Rabbiniz O’dur Zira sizin, O’ndan başka otoritesine kayıtsız şartsız boyun eğeceğiniz bir efendiniz, gerçek ilahınız yoktur. Size Rabbinizden benim Peygamberliğimi kesin olarak ispatlayan açık bir belge mucize geldi. Peygamberliğimin ve daveti Allah adına yapmakta olduğumun bir delili olmak üzere, Allah sizlere ait olmayan, bugüne kadar görmediğiniz Şu Allah’ın devesi, sizin için samimiyetinizi sınayan bir imtihan vesilesidir/delildir mucizedir. Bu sahipsiz deveye karşı tavrınız, kaba kuvvete baş vurarak zayıf ve çaresiz insanları ezme huyundan vazgeçip geçmediğinizi ortaya koyan bir ölçü olacaktır. Onu kendi haline bırakın Allah’ın toprağında otlasın ve Sakın ona bir kötülükte bulunmayın. Sakın nefsinize ve şeytani heveslerinize kapılmayın, Yoksa sizi acıklı bir azap yakalar diye uyarmıştı. (Semud kavmi, Ad kavminden az bir zaman sonra gelmiş ve Ad kavminin topraklarına sahip olmuş saygın bir toplumdur. Öyle ki; eski Yunan ve Rum tarihçileri de Semud halkından bahsederler. Söylendiğine göre; Kuzeybatı Arabistan’da Hicr denilen bölgede yaşamış bu insanlar, Salih Peygamberden bir mucize isteyerek: “Eğer sen gerçekten peygambersen bizim için Allah’tan dişi bir deve iste” dediler. Salih peygamber de dua etti ve Kamer suresinin 54/27. ayetinde ifade buyrulduğu gibi Allah da onlara dişi bir deve gönderdi. Bu mucize karşısında inananlar olduysa da Hakkı inkâra şartlanmış olanlar inanmadılar. Hz. Salih deveye dokunmamalarını istedi ama onlar inadına deveyi ayaklarını keserek öldürdüler. Hz. Salih’in Kur’an’da muhtelif yerlerde sözü geçen bu sahipsiz hayvana kavminin iyi davranması yönündeki özel ısrarı; zayıf durumda olan herkese kaba kuvvet kullanan despot ve bozguncu kavminin kalplerinin yumuşaması, küstahlıklarının azalması yönünde bir gayreti olduğunu göstermektedir. Semûd Kavmi ’ne kardeşleri Salih (a.s.) peygamber olarak gönderilince, dediler ki: «Eğer sen hakikaten bir peygamber isen dua et de şu taşın içinden bir dişi deve çıksın. O zaman senin peygamber olduğuna inanırız.» Hz. Salih de dua etti, o taştan istedikleri gibi bir deve çıkıverdi. Bu mucizeyi görenlerden bir kısmı ona iman etti, diğerleri ise kâfirliklerinde devam ettiler. Hz. Salih kavminden, deveye dokunmamalarını, devenin serbestçe yeyip-içip dolaşmasını istediği halde onlar deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler. Bunun üzerine Salih Peygamber bulunduğu bölgeden hicret etti, kavmi ise şiddetli bir deprem ile helâk oldu.)

Açıklamalı meal

74Salih kavmine dedi ki: Düşünün ve unutmayın ki Allah sizi yok edilen Ad kavminden sonra Âd kavminin yerine dünya düzenini kurmaya, ilâhî hükümleri icraya, yeryüzünü imara yetkili halifeler yetkili temsilci ve takipçiler kıldı ve sizi yeryüzünde Şam-Medine arası HİCR bölgesine yerleştirdi. Size güç kuvvet verdi. Öyle ki, ülkenin geniş ovalarında, Düzlüklerinde muazzam saraylar köşkler yapıyor, dağlarında kayaları yontarak güvenli evler inşa ediyorsunuz. Şu halde Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve şükredin, yeryüzünde inkârı, zulmü, ahlâksızlığı yaygınlaştırıp bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.” O’na nankörlük etmeyin, bilakis davetine icabet edin dedi. (Semûd kavmi Şam ile Hicâz arasında «Hicr» denilen bölgede yaşamış güçlü bir kavim idi. Dağlarda, vadilerde kayaları, mermerleri keser ve biçerlerdi. Yontma taşlardan evler, saraylar, havuzlar ve istedikleri binaları yaparlardı. Âyet-i kerimede «O’nun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz; dağlarında, evler yontuyorsunuz» meâlindeki bölüm buna işaret etmektedir. Kaya ve mermerleri ilk defa yontanın Semûd kavmi olduğu ve bu şekilde bin yediyüz kadar şehir yaptıkları rivayet edilmektedir. Âd kavminin yaşadığı bölge Arabistan’ın güneyinde Ahkâf adıyla bilinen Umman ve Hadramevt taraflarıydı. Semûd kavmi ise Arabistan’ın kuzeyinde yaşamıştı. Semûd kavminin yaşadığı bölge bugün Medâin-i Sâlih adıyla bilinen ve Arabistan’ın kuzeyindeki Hicr bölgesidir. Kastedilen yöre Hz. Salih’in kavminin yaşadığı ve kayalardan oyularak şekillendirilen kaya şehirdir. Burada yaşamaları Yüce Allah’ın bir lütfuydu ve Hz. Salih de onlara bu nimeti hatırlamalarını öğütlemekteydi. Demek ki Semûd kavmi Âd kavminin yaşadığı topraklara yerleştirilmemişti; onların helakinden sonra yaşadıkları bölgenin sorumluları oldukları hatırlatılmaktadır.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

73Hûd 61

Ayet 75–76

2 ayet

A’raf 75

A’raf 76

قَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ اَتَعْلَمُونَ اَنَّ صَالِحًا مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ بِه۪ مُؤْمِنُونَ ۝٧٥ قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا بِالَّذ۪ٓي اٰمَنْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ۝٧٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

75Ḳâle-lmeleü-lleẕîne-stekberû min ḳavmihî lilleẕîne-stuḍʿifû limen âmene minhüm etaʿlemûne enne ṣâliḥam mürselüm mir rabbih. ḳâlû innâ bimâ ürsile bihî müʾminûn.

Okunuş

76Ḳâle-lleẕîne-stekberû innâ billeẕî âmentüm bihî kâfirûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

75Kavminin büyüklük taslayanlarından ileri gelenleri, zayıflar arasından iman edenlere dediler ki:
– Siz Salih’in gerçekten Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçi olduğuna inanıyor musunuz? Onlar:
– Elbette biz ona ve onunla birlikte gönderilen vahye iman edip mümin olmuş kimseleriz, dediler.

Türkçe Meal

76Büyüklük taslayanlar ise:
– Biz de sizin iman ettiklerinize inanmıyoruz, dediler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

75Salih’in bu çağrısına karşılık, Semûd Kavminin emeğini sömürerek elde ettikleri güç ve servetle küstahça büyüklük taslayan müstekbir yöneticiler ve Allah’a boyun eğmeyi kibirlerine yediremeyen ileri gelenleri bunları işitmelerine rağmen içlerindeki ezilmiş, sömürülmüş zayıf düşürülmüşlerden toplum içindeki zayıf gördükleri mustaz’aflardan iman edenlere sataşıp onlarla şöyle alay ettiler: “Siz Salih’in peygamber olarak görevlendirildiğine inanıyor musunuz, Rabbi tarafından gönderilmiş biri olduğunu kesinlikle biliyor musunuz?” Sakın o, sizi kullanarak iktidarı ele geçirmek isteyen bir mâceraperest olmasın? dediler. Müminler de: “Biz O’nun peygamberliğine ve davet ettiğinin Allah’ın kullarına önerdiği hayat tarzı olduğuna onunla gönderilene dosdoğru inanç sistemine yürekten iman edenleriz” dediler. (Bu ve benzer örneklerde sözü edilen “zayıf düşürülenler” her zaman bu baskıya boyun eğmiş de değillerdir. Nitekim Firavun’un karşısına dikilen büyücüler son derece net bir iman duruşu ortaya koymuş ve Firavun’un tehditlerine aldırış etmemişlerdi. İşte bu ayette de durum aynıdır. Semûd kavminin azgın yöneticileri içlerinden iman etmiş ve zayıf düşürülmüş müminlere soru sormuşlar ve belki de hiç tahmin etmedikleri bir cevapla karşılamışlardı) (Müstekbir, kendisi büyük olmayıp bilakis zayıf ve aciz olduğu halde kendisini başkalarından üstün gören, kendisini Allah’tan müstağni sayarak Allah’ın emirlerine itaat etmeyen kimse demektir. Allah’a karşı gelerek müstekbir olan ilk varlık, İblis’dir. Allah her peygamberi gönderdiğinde davete ilk karşı çıkanlar bu, toplumun güya seçkinleri ve mevki sahipleri durumunda olan müstekbirler olmuştur. Müstekbirler kendilerindeki iyiliklere değil de dünya hayatında sahip oldukları kuvvet, mevki, sermaye gibi geçici şeylere güvenirler. Müstekbirler, halkı çeşitli hile ve baskılarla hak yoldan döndüremeyince en son aşama olarak da davetçileri ve inanmış halkı yok etmek ve türlü işkencelerle ortadan kaldırmak için çalışırlar. İmtiyazlarını korumak için bütün hak ve şuurlu davetlere karşı amansız bir mücadeleye girişirler. Çünkü bu mücadele onların ölüm kalım mücadelesidir. İslâm dışı toplumlarda toplum, sistematikleri farklı olsa da baskı altına alınan ve ezilen büyük çoğunluk ve onlara baskı yapan ve ezen küçük azınlıktan oluşur. Bu toplumlarda kişilerin liyakatleri ve kabiliyetleri hiç önemli değildir. Hiç liyakatleri olmasa da hâkimiyeti elinde bulunduranlar daima yetenekli kişiler olarak kabul ettirilmeye çalışılmıştır. “Müstekbir” kelimesi Kur’an-ı Kerim’de “müstez’af” kelimesinin karşıtı olarak kullanılır. Her iki kelime de “istif’al babından” geldiği için bu kelimelerin anlamı içerisinde, “aslında öyle olmadıkları halde öyle görünme” içeriği yatar. Yani müstekbirler büyüklüğü hak etmedikleri halde büyük sayılanlar, müstez’aflar da ezilmeyi hak etmedikleri halde ezilenler, sömürülenler.” demektir. Müstekbirler, Hz. Âdem’den bu yana hak dinlerin, haklı davasının ilk çilekeşleriyle alay etmişler, onları küçük görmüşler ve sömürü aracı olarak kullandıkları kendi sözde kutsallarını ve kutsallaştırdıkları sistemlerini bu kimselere kabul ettirmek için tüm güçleriyle zulmetmişlerdir ve hâlâ da zulmetmeye devam etmektedirler. Peygamberlere ilk inananlar genelde müstez’aflardır. Allah’ın peygamberleri ile gönderdiği hak nizamların temel amaçlarından birisi de bu müstekbirlerle mücadele yöntemlerinin en güzelini göstermektir. Zira Allah’ın koyduğu kurallarla yapılmayan mücadelelerin sonunda mutlaka yeni müstekbirler ortaya çıkmış yani zulüm, zalimlerle mazlumlar arasında el değiştirmiştir. Asrımız, müstaz’aflara ezilmişliklerinin de unutturulduğu çağdaş ve teknik bir zulüm asrı haline getirildiği için öncelikle bu insanlara ezildiklerini, daha sonra da uyanmaları gerektiğini hatırlatma ve müstekbirlere başkaldırıya hazırlama çağıdır. Eğer müstaz’aflar Allah yolunda gerçekten mücadele ederlerse Allah onları yeryüzüne önderler yapacağını ve müstekbirlerin de cezasını vereceğini Kitabında iman eden kullarına va’detmektedir. 2 Müstez’af: Zayıf buldu, zayıf gördü, zillete duçar etti anlamındaki (ضَعُفَ) fiilinden edilgen sıfat fiilidir. Cahiliyye toplumlarında toplumun çoğunluğunu meydana getiren, ezilen, hor görülen, güçsüz bırakılmış halk tabakası demektir. İslâm dışı toplumlarda toplum, sistematikleri farklı olsa da baskı altına alınan ve ezilen büyük çoğunluk ve onlara baskı yapan ve ezen küçük azınlıktan oluşur. Müstez’af kelimesi Kur’an-ı Kerim’de müstekbirler (büyüklük taslayanlar) kelimesinin karşıtı olarak kullanılır. Her iki kelime de istif’al babından geldiği için bu kelimelerin anlamı içerisinde, aslında öyle olmadıkları halde öyle görünme içeriği yatır. Yani müstekbirler büyüklüğü hak etmedikleri halde büyük sayılanlar, müstez’aflar da ezilmeyi hak etmedikleri halde ezilenler, sömürülenler demektir. Genelde Peygamberlere ilk inananlar müstez’aflardır ve Hz. Âdem (a.s.)’den bu yana hak dinlerin, haklı davasının ilk çilekeşleri bunlardır. Müstekbirler ise bu inananlarla devamlı alay etmişler, onları küçük görmüşler ve sömürü aracı olarak kullandıkları kendi sözde kutsallarını ve kutsallaştırdıkları sistemlerini bu kimselere kabul ettirmek için tüm güçleriyle zulmetmişlerdir. Allah’ın peygamberleri ile gönderdiği hak nizâmların temel amaçlarından birisi de bu müstekbirlerle mücadele yöntemlerinin en güzelini göstermektir. Eğer bu müstez’aflar Allah yolunda gerçekten mücadele ederlerse Allah onları yeryüzüne önderler yapacağını Kitabında îman eden kullarına va’detmektedir. 3 Bu toplumda sadece Müslümanlar değil, diğer insanlar da eziliyordu. Ancak Müslümanlar, ileri gelen adamlardan değil bu ezilen insanlardandı. Bu anlamı vurgulamak için tercüme yukarıdaki şekilde yapılmıştır. Ancak, “îman etmiş olanlar,” Müslümanlardan bedel olarak düşünülürse; âyetin anlamı “kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, ezilenlere, yani îman etmiş olanlara” şeklinde olur. Bk. (Kasas: 5)

Açıklamalı meal

76Bunun üzerine büyüklenen müşrik ve kâfirler “Biz de sizin iman ettiğinizi inkâr edenleriz, kesinlikle reddediyoruz. Çünkü evrensel adâlet, doğruluk, erdemlilik, fedakârlık, hak, hukuk gibi safsatalarla keyfimizi bozmaya hiç niyetimiz yok dediler. Bununla da kalmadılar. Halkın Sâlih peygamberin yanında toplanmasına vesile olan ve Allah tarafından “dokunulmaz” ilan edilen deveye olan düşmanlıkları her geçen gün artıyordu.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

75Ra’d 43Mü’minûn 24

İlgili ayetler

76Yunus 72

Ayet 77

1 ayet

A’raf 77

فَعَقَرُوا النَّاقَةَ وَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا يَا صَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ۝٧٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

77Feʿaḳarü-nnâḳate veʿatev ʿan emri rabbihim veḳâlû yâ ṣâliḥu-ʾtinâ bimâ teʿidünâ in künte mine-lmürselîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

77Nihayet o deveyi hunharca öldürdüler. Böylece Rablerinin emrine başkaldırdılar ve:
– Ey Salih, eğer gerçekten Allah’ın elçisi isen bizi korkutup durduğun o azabı getir! Dediler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

77Nihayet uyarılmalarına rağmen Allah’a itaatin simgesi olan dişi deveyi işkence ederek hunharca boğazladılar. Rablerinin emrine başkaldırdılar ve: Salih’e de meydan okuyan bir dille “Ey Salih! Eğer dediğin gibi gerçekten peygamber olarak gönderilenlerden isen bizi tehdit ettiğin azap gelsin de görelim” dediler. Deveyi normal şartlarda değil de işkenceyle öldürdüler. Böylece hem Allah’a büyük bir saygısızlık gösterdiler hem de peygamberlerini aşağılamak konusunda kendilerince bir eylem ortaya koydular.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

77Hûd 62Mülk 25Şems 14

Ayet 78

1 ayet

A’raf 78

فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَ ۝٧٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

78Feeḫaẕethümü-rracfetü feaṣbeḥû fî dârihim câŝimîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

78Bunun üzerine şiddetli bir sarsıntı onları ansızın yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

78Bunun bu haksızlıkları ve ahlâksızlıkların üzerine ansızın onları kuvvetli dehşet verici bir gürültüyle patlayarak şehrin altını üstüne getiren korkunç bir sarsıntı aldı ve düne kadar güven içinde oturdukları yurtlarında cansız diz üstü çöküp kaldılar. Deprem onları yakaladı ve bulundukları yerde helak edildiler. Kestikleri dişi develer onların hayat kaynağıydı. Develeri kestikleri için onları besleyecek hayvanlar yok oldu. Yurtları yaşanmaz hale geldi. İnat uğruna yaşam kaynaklarını kesmişlerdi. Suya sahip çıkarken yiyecekleri etleri, içecekleri sütleri kaybettiler. Böylece yurtlarında açlıktan yok olup gittiler. Hâlbuki Allah onlara doğal denge olarak deveyi işaret etmişti. Yaşam yasası gereği Allah onlara develeri vermişti. Yaşam kaynağı olarak verdiği develere dokunmamalarını emretmişti. Allah’ın emrini çiğnediler! Develeri keserek yaşamlarını yok ettiler. Farkında değillerdi. (Semûd kavmi dişi deveyi hunharca katlettikten sonra pişman olmuşlardı; ancak iş işten geçtiği için bunun kendilerine hiçbir faydası dokunmamış, hak ettikleri azapla buluşturulmuşlardı.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

78Hûd 67

Ayet 79

1 ayet

A’raf 79

فَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبّ۪ي وَنَصَحْتُ لَكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِح۪ينَ ۝٧٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

79Fetevellâ ʿanhüm veḳâle yâ ḳavmi leḳad eblagtüküm risâlete rabbî veneṣaḥtü leküm velâkil lâ tüḥibbûne-nnâṣiḥîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

79Salih ise, onları arkalarında bırakırken şöyle söylendi:
– Ey kavmim, andolsun ki ben size Rabbimin mesajını tebliğ etmiştim ve size öğüt vermiştim. Ne var ki siz öğüt verenleri hiç sevmiyorsunuz.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

79Salih de onların ardından bakarak şöyle dedi: “Ey kavmim! Ben size Rabbimin âyetlerini tebliğ ettim, size öğüt vererek doğru olana çağırdım ama siz bunlardan hiç hoşlanmadınız.” dedi.

79. Salih bu müthiş olaydan sonra oradan ayrıldı. Onlardan üzülerek yüz çevirip uzaklaşırken kendi kendine söylenerek şöyle dedi: “Ey isyankâr kavmim ne olurdu da sözümü dinleyip zulüm ve haksızlıklardan vazgeçseydiniz. Oysa, Ben size Rabbimin bildirdiğini ulaştırdım, âyetleri tebliğ ettim ve bu korkunç akıbetten kurtarmak için size elimden geldiği kadar içtenlikle doğru olana çağırıp öğüt verdim. Fakat ne yazık ki siz öğüt verenlerden hoşlanmıyorsunuz.”

İlgili ayetler

Ayet 80–81

2 ayet

A’raf 80

A’raf 81

وَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَاْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ ۝٨٠ اِنَّكُمْ لَتَاْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ ۝٨١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

80Velûṭan iẕ ḳâle liḳavmihî eteʾtûne-lfâḥişete mâ sebeḳaküm bihâ min eḥadim mine-lʿâlemîn.

Okunuş

81İnneküm leteʾtûne-rricâle şehvetem min dûni-nnisâʾ. bel entüm ḳavmüm müsrifûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

80Ve Lût da kavmine demişti ki:
– Sizden önce geçmiş toplumlardan hiç kimsenin yapmadığı ahlaksızlığı mı yapıyorsunuz?

Türkçe Meal

81- Yani siz, kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz. Meğer siz, alçaklık sınırlarını aşan bir toplummuşsunuz!

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

80Lut’u da erkek erkeğe sapık ilişkilere giren azgın bir toplumu uyarması için peygamber olarak gönderdik ve kavmine şöyle dedi: Siz nasıl insanlarsınız? Dünyada “Sizden önce hiçbir toplumun yapmadığı eşcinsellik gibi iğrenç bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? 81. Aman Allah’ım! Demek siz kadınları bırakıp cinsellik arzunuzu tatmin etmek için erkeklere şehvetle ve sapıkça yanaşıyorsunuz. Erkek erkeğe cinsel ihtiyaçlarınızı gidererek apaçık aşırı gidiyorsunuz. Doğrusu siz sınır tanımayıp kuralları çiğneyerek çok ileri giden isyankâr ve azgın bir topluluksunuz.” Rabbiniz bu iş için erkeği ve kadını yaratmıştır. Allah’ın yaratılış yasası budur. Sizler yaptığınız şeyle Allah’ın yasasını çiğniyorsunuz.”

Açıklamalı meal

81Aman Allah’ım! Demek Siz apaçık aşırı gidiyor, Allah’ın yasasını çiğniyorsunuz, Siz kadınları bırakıp cinsellik arzunuzu tatmin etmek için şehvetle erkeklere sapıkça yanaşıyorsunuz. Erkek erkeğe cinsel ihtiyaçlarınızı gideriyorsunuz. Doğrusu siz sınır tanımayıp çok ileri giden kuralları çiğneyen, cahil, isyankâr azgın bir topluluksunuz.” Taşkın bir milletsiniz. Rabbiniz bu iş için erkeği ve kadını yaratmıştır. Allah’ın yaratılış yasası budur. Sizler yaptığınız şeyle Allah’ın yasasını çiğniyorsunuz.” (Bu ayetlerle Lût kavminin kıssası anlatılarak, hayvanlar dünyasında bile eşine rastlanmayan erkekle erkeğin ilişkisi (homoseksüellik-eşcinsellik) ağır bir dille kınanıyor. İmandan mahrum ve vahiyden kopuk olarak fıtrat bozulması yaşayan, yaratılış safiyetinden bütünüyle uzaklaşan insanların her an ne yapacağının belli olamayacağına, hayvanların bile ortaya koymadığı davranışlar (Furkan 25/44) sergileyebileceğine dikkat çekiliyor. Bugün bile kalıntılarına rastlanan bu kavmin yaptıklarını Kur’an, yaşayan milletlere ibret olsun diye 27 yerde anlatmaktadır. Bugün, eşcinsellik dünyanın geneli tarafından kabul görmese de bu işi normal karşılayanların ve hatta destekleyenlerin sayısı her geçen gün çığ gibi büyümektedir. Lut kıssalarında farklı versiyonlarla sık sık dile getirilen felaketler; yaşadığımız dünyada bu tip ahlaksızlıkların hayata geçirilmesi durumunda aynı felaketlerin tekrar edebileceği konusunda uyarı niteliğindedir. Batı toplumlarında yaygınlaştıktan sonra İslâm toplumları içinde de yayılmak ve yerleştirilmek istenen anlayış ise, bu fiili iğrençliğinden soyutlayarak normal bir davranış biçimi olarak benimsetmeyi amaçlamakta ve, ne yazık ki, bu yönde belirli bir mesafe de almış bulunmaktadır. Bunda, sadece ahlâksızlığı yaymak isteyenlerin değil, onları hoşgörmek, doğal karşılamak, benimsemek veya tehlikeyi küçümsemek suretiyle buna çanak tutanların da payının bulunduğu dikkatten uzak tutulmamalıdır. 4:140 ve 6:108 gibi âyetler, günahı hoşgörmenin veya günaha sebep olmanın da onu işlemek gibi vebal teşkil ettiğini bildirmektedir.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

81Ankebut 29

Ayet 82

1 ayet

A’raf 82

وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْۚ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ ۝٨٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

82Vemâ kâne cevâbe ḳavmihî illâ en ḳâlû aḫricûhüm min ḳaryetiküm. innehüm ünâsüy yeteṭahherûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

82Kavminin cevabı da;
– Çıkarın onları memleketinizden, besbelli bunlar tertemiz insanlarmış! Demekten başka bir şey olmadı.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

82Bu uyarıya karşı Kavminin cevabı ise Lût ve ona iman eden yandaşlarını kast ederek, alaycı bir dille: “Onları sürüp memleketinizden çıkarın. Onlar pek fazla temiz olmaya çalışan insanlarmış, ahlak polisi gibi başımıza dikildiler bize namus dersi vermeye kalkışanların aramızda yeri yok” dediler. Böylece, Lut ile halkı arasında, yıllar sürecek zorlu bir mücadele başladı. Fakat inkârcılar, tüm uyarılara rağmen ilâhî dâvetten yüz çevirdiler, azıttıkça azıttılar.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

82Neml 56

Ayet 83–84

2 ayet

A’raf 83

A’raf 84

فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ كَانَتْ مِنَ الْغَابِر۪ينَ ۝٨٣ وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًاۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِم۪ينَ۟ ۝٨٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

83Feenceynâhü veehlehû ille-mraeteh. kânet mine-lgâbirîn.

Okunuş

84Veemṭarnâ ʿaleyhim meṭarâ. fenżur keyfe kâne ʿâḳibetü-lmücrimîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

83Bunun ardından onu ve ailesini kurtardık; yalnız hanımı geride kalıp helak içinde kalanlardan oldu.

Türkçe Meal

84Onların üzerine azap yağmuru yağdırdık. İşte bak, günaha gömülenlerin sonu nice olurmuş.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

83Lût’un çabaları sonucu değiştirmedi. Biz de onu ve karısı hariç diğer aile fertlerini ve Lût’a inananları bir gece vakti şehirden çıkararak, gelecek olan azaptan kurtardık. O karısı ise azap içinde kalanlardandı. Çünkü o, bir peygamber eşi olmasına rağmen, Lût’a düşmanlık edenlerle gizlice iş birliği yaptı. Fuhuş yapanları hoş karşılayıp, kâfirlerin zulmünü onayladı ve o zalimlerle birlikte hareket etti

Açıklamalı meal

84Geride kalanların, Onların üzerine zalimleri kırıp geçiren taşlardan şiddetli bir azap yağmuru yağdırdık. Yağmur gibi taş yağdırıp hepsini helak ettik. İşte, Suçluların utanmaz günahkârların, İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsilerin, sonlarının nasıl olduğuna, bu ibret verici olaya bir bakın! Suçluların cezası nasılmış, görün! Allah’ın davetine başkaldıranlara ders olsun. (Hz. İbrahim’in kardeşinin torunu olan Hz. Lût, Humus’ta bulunan «Sodom» şehri halkına peygamber olarak gönderilmişti. Bu şehir halkı başka hiçbir milletin yapmadığı bir fuhuş (homoseksüellik) yapıyorlardı. Lût (a.s.)ın nasihatlerini dinlemediler, kötülüklerine devam ettiler. Nihayet Lût Peygamber kendine inananlarla beraber geceleyin şehri terketti. Kavmi ise zelzele, başlarına yağan müthiş taş ve yağmur ile helâk olup gittiler. İşte küfür ve fuhşun sonu böyle neticelendi.) [Not: Bu asırda da, eşcinselliği ve başka cinsi rezaletleri meşrulaştırıp yaygınlaştıran Batı ülkelerinin ve işbirlikçi takipçilerinin aynı korkunç sonuçlara uğratılmayacağını sananlar aldanmaktaydı.]

İlgili ayetler

İlgili ayetler

83Zâriyât 35Zâriyât 36

İlgili ayetler

84Zâriyât 33Zâriyât 34

Ayet 85–87

3 ayet

A’raf 85

A’raf 86

A’raf 87

وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْم۪يزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَاۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ ۝٨٥ وَلَا تَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِه۪ وَتَبْغُونَهَا عِوَجًاۚ وَاذْكُرُٓوا اِذْ كُنْتُمْ قَل۪يلًا فَكَثَّرَكُمْۖ وَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ ۝٨٦ وَاِنْ كَانَ طَٓائِفَةٌ مِنْكُمْ اٰمَنُوا بِالَّذ۪ٓي اُرْسِلْتُ بِه۪ وَطَٓائِفَةٌ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاصْبِرُوا حَتّٰى يَحْكُمَ اللّٰهُ بَيْنَنَاۚ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِم۪ينَ ۝٨٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

85Veilâ medyene eḫâhüm şuʿaybâ. ḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. ḳad câetküm beyyinetüm mir rabbiküm feevfü-lkeyle velmîzâne velâ tebḫasü-nnâse eşyâehüm velâ tüfsidû fi-lʾarḍi baʿde iṣlâḥihâ. ẕâliküm ḫayrul leküm in küntüm müʾminîn.

Okunuş

86Velâ taḳʿudû bikülli ṣirâṭin tûʿidûne veteṣuddûne ʿan sebîli-llâhi men âmene bihî vetebgûnehâ ʿivecâ. veẕkürû iẕ küntüm ḳalîlen fekeŝŝeraküm. venżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lmüfsidîn.

Okunuş

87Vein kâne ṭâifetüm minküm âmenû billeẕî ürsiltü bihî veṭâifetül lem yüʾminû faṣbirû ḥattâ yaḥküme-llâhü beynenâ. vehüve ḫayru-lḥâkimîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

85Medyen halkına da soydaşları Şuayb’i gönderdik. Dedi ki:
– Ey kavmim, yalnızca Allah’a kulluk edin. Zira sizin O’ndan başka bir ilahınız yoktur. Şüphesiz size Rabbinizden apaçık belge gelmiştir. Bundan böyle alım satımlarda ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların mallarından (çalıp-çırparak) haklarını yemeyin. Ortalık düzelmişken yeryüzünü fesada vermeyin. Eğer inanırsanız bu, sizin için daha hayırlıdır.

Türkçe Meal

86Bir de, köşe başlarında pusu kurup türlü tehditler ile inananları Allah’ın yolundan döndürmeye ve O’nun yolunu eğri büğrü göstermeye çalışmayın. Siz azınlık iken O’nun sizi çoğalttığını hatırlayın. Bozguncuların sonunun ne olduğuna da bakıp ibret alın!

Türkçe Meal

87Mademki bana gönderilen mesaja içinizden bir grup inanıyor, bir grup da inanmıyor, öyleyse Allah aranızda hükmünü verinceye kadar sabredin. Zira O hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

85Sina Yarımadası’nda yaşayan Medyen kavmine de kardeşleri gibi yakından tanıdıkları Şuayb’ı peygamber olarak gönderdik. Şuayb Mûsâ’nın hem kayınpederi hem de hocası idi. O da her peygamber gibi tebliğ öncesi yapılması gerekenleri yaptıktan sonra onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’ın yasalarına uyun, Sizin Allah’tan başka yönetecek hükümdarınız yoktur. Yalnız Allah’a gönülden boyun eğin ve yalnızca O’na kulluk edin. Sizin Allah’tan başka otoritesine kayıtsız şartsız boyun eğeceğiniz bir ilahınız yoktur. İşte Size benimle beraber Rabbinizden hakikati tüm berraklığıyla ortaya koyan apaçık âyetler deliller mucizeler geldi. Artık siz de hayatınızı Allah’ın bildirdiği yasalarına göre yaşayın. İnsanlar arasındaki ilişkilerde hakkı hukuku koruyun! Alışverişlerinizde Ölçüyü tartıyı tam yapın adâleti gözetin ve insanların hakları olan mallarını ve eşyasını değerinden eksik vermeyin. Hiç kimsenin hakkını çiğnemeyin, Her zaman adil olun! Hırsızlık haksızlık ve haksız rekabet yapmayın. Aldatarak hile yaparak, fırsat kollayarak, gasp ederek insanların haklarını yemeyin. Yeryüzünde ilâhî hükümler uygulanarak düzene sokulmasından sonra sakın yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. İnsanı vahyin rehberliğinden uzaklaştırarak onu inkâr, zulüm ve ahlâksızlık bataklığına sürüklemeyin. Eğer gerçekten Allah’a inanan mü’minler iseniz bu sizin dünyada ve âhirette kurtuluşunuz için daha hayırlıdır.

Açıklamalı meal

86Kavmi, Şuayb’ı dinlemediği gibi ona iman edenleri de taciz ediyordu. Sonra da uyarılarına şöyle devam etti. “Ey kavmim! İnananları şantaj baskı ve tehditlerle Allah’ın yolundan alıkoymak ve asılsız iftiralarla dosdoğru olan bu yolu insanların gözünde eğri büğrü göstermek için, öyle her köşe başında pusu kurmayın! İnananları tehdit ederek, Allah’ın yasalarını eğip bükerek adaleti engellemeyin! Unutmayın ki sizin bir zamanlar maddî imkânlarınız bu kadar çok değildi, sayıca da pek azdınız. Allah sizi çoğalttı ve güçlü, zengin bir toplum yaptı. Bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna ibretle bakın ve ona göre davranın. Hepsinin yerinde yeller esiyor.

Açıklamalı meal

87İçinizden bir grup benimle gönderilmiş olana iman edip onun gereklerini yerine getirmeye çalışırken, bir grup da daveti reddedip kabul edilmesine engel olmaya çalışarak iman etmedi. Yapacak bir şey yok. Kimseyi inanmaya zorlayamam. Ey mü’minler! Siz imanınızda sabır ve sebat ederek müşriklere karşı direnin ve artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”

İlgili ayetler

Ayet 88–89

2 ayet

A’raf 88

A’raf 89

قَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لَنُخْرِجَنَّكَ يَا شُعَيْبُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ ف۪ي مِلَّتِنَاۜ قَالَ اَوَلَوْ كُنَّا كَارِه۪ينَ ۝٨٨ قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اِنْ عُدْنَا ف۪ي مِلَّتِكُمْ بَعْدَ اِذْ نَجّٰينَا اللّٰهُ مِنْهَاۜ وَمَا يَكُونُ لَنَٓا اَنْ نَعُودَ ف۪يهَٓا اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُ رَبُّنَاۜ وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًاۜ عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَاۜ رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَاَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِح۪ينَ ۝٨٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

88Ḳâle-lmeleü-lleẕîne-stekberû min ḳavmihî lenuḫricenneke yâ şuʿaybü velleẕîne âmenû meʿake min ḳaryetinâ ev leteʿûdünne fî milletinâ. ḳâle evelev künnâ kârihîn.

Okunuş

89Ḳadi-fteraynâ ʿale-llâhi keẕiben in ʿudnâ fî milletiküm baʿde iẕ neccâne-llâhü minhâ. vemâ yekûnü lenâ en neʿûde fîhâ illâ ey yeşâe-llâhü rabbünâ. vesiʿa rabbünâ külle şeyʾin ʿilmâ. ʿale-llâhi tevekkelnâ. rabbene-ftaḥ beynenâ vebeyne ḳavminâ bilḥaḳḳi veente ḫayru-lfâtiḥîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

88Kavminden büyüklük taslayanlarının ileri gelenleri dediler ki:
- Ey Şuayb! Ya seni ve seninle birlikte iman edenleri ülkemizden sürüp çıkarırız, ya da bizim inanç sistemimize geri dönersiniz! Şuayb: - Biz bunu istemesek de mi? dedi ve devam etti:

Türkçe Meal

89- Allah bizi, ondan kurtardıktan sonra sizin dininize dönecek olursak, o zaman Allah’a iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah dilemedikçe sizin inancınıza dönmemiz mümkün değildir, zira Rabbimiz ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Biz, yalnızca Allah’a dayandık. Rabbimiz! Bizim ile kavmimiz arasındaki engelleri kaldır, zira sen gönülleri fethedenlerin en hayırlısısın!

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

88Kavminden kendini beğenip büyüklük taslayan ve iman etmeyi kibirlerine yediremeyen ileri gelenleri dediler ki: “Ey Şuayb! Ya seni ve seninle birlikte iman edenleri yurdumuzdan çıkaracağız. Ya da dinimize, geleneklerimize ve yerleşik düzenimize döneceksiniz. Bizim yaşadığımız hayatı benimseyip yasalarımıza uyarsanız ülkemizde kalırsınız. Ya bunu böylece kabul eder, bizimle birlikte aynı hayatı yaşarsınız, ya da ülkemizi terk edersiniz. Şuayb de şöyle dedi: “Biz İstemesek de mi, zorla mı yapacaksınız bunu. Hayır, bizi zorla küfre ve kötülüğe sokamazsınız.

Açıklamalı meal

89Allah bizi sizin kokuşmuş, zulme dayalı, insanı insana kul eden nizamınızdan, şu bâtıl dininizden bizi kurtardıktan sonra eğer yeniden sizin dininize tekrar dönersek, bu Allah’a güvenmemek, âyetlerini yalanlamak, nankörlük ve iftira etmek demektir. Allah asla bundan razı olmaz. O yüzden sizin talebinizi kabul etmemiz mümkün değildir. Doğru ile yanlışı birbirine karıştırmış ve açıkça Allah’a iftirada bulunmuş oluruz. Rabbimiz Allah sizin dininize dönmemizi dilemedikçe de zaten sizin dininize dönmemiz söz konusu olamaz. Doğrusu Allah bizi sizin düzeninizden kurtardıktan sonra, tekrar sizin düzeninize dönersek, Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Çünkü sizler Allah’ın yasalarını bırakıp, kendi uydurduğunuz yasalara göre yaşıyorsunuz. İnsanları kandırarak haklarını yiyorsunuz. Eğer bizim sizin düzeninize tekrar dönmemizi Allah dilemiş olsa zaten döneriz. Zaten Allah inkâra dönmemizi asla dilemez Ancak böyle bir şey mümkün değil. Bizler Allah istemedikçe asla sizin düzeninize dönmeyiz. İnsanoğlunun bilgisi sınırlıdır, fakat Rabbimiz sonsuz ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Bu yüzden Biz yalnızca Allah’a güvendik. Şuayb Peygamber hakikati bile bile reddeden bu inatçı kâfirlerin imana geleceğinden iyice ümit kesince, Allah’a el açıp yalvarmaya başladı: Ey Rabbim Bizimle şu müşrik zalim kavim arasında gerçek olan neyse onu ortaya çıkar ve aramızda hükmünü ver. Ne olur, gönüllerini fethetmek için bizimle kavmimiz arasındaki engelleri kaldır. Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın. Her türlü engel arasından en iyi en güzel yolları açansın” diye dilekte bulundu.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

89Hûd 88

Ayet 90

1 ayet

A’raf 90

وَقَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لَئِنِ اتَّبَعْتُمْ شُعَيْبًا اِنَّكُمْ اِذًا لَخَاسِرُونَ ۝٩٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

90Veḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî leini-ttebaʿtüm şuʿayben inneküm iẕel leḫâsirûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

90Toplumundan ileri gelen kâfirleri dediler ki:
– Eğer siz Şuayb’e uyarsanız işte o zaman tamamen kaybedersiniz!

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

90Medyen Kavminden ileri gelen yöneticiler ve bile bile inkâr eden kâfirler müminleri ikna yoluyla bu yoldan çeviremeyeceklerini anlayınca, bu kez yaptıkları tehdidin dozunu artırarak dediler ki:” Şuayb’e uyup peşinden giderseniz kaybeden ve hüsrana uğrayanlardan olursunuz sonuçlarına katlanırsınız” diyerek tehdit ettiler.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

90Hûd 89

Ayet 91–92

2 ayet

A’raf 91

A’raf 92

فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۚۛ ۝٩١ اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۚۛ اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَانُوا هُمُ الْخَاسِر۪ينَ ۝٩٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

91Feeḫaẕethümü-rracfetü feaṣbeḥû fî dârihim câŝimîn.

Okunuş

92Elleẕîne keẕẕebû şuʿayben keel lem yagnev fîhâ. elleẕîne keẕẕebû şuʿayben kânû hümü-lḫâsirîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

91Derken dehşetli bir sarsıntı onları ansızın yakalayıverdi ve bulundukları yere öylece cansız yığılıp kaldılar.

Türkçe Meal

92Şuayb’i yalancılıkla suçlayanlar sanki orada hiç yaşamamışlardı. Sonunda asıl kaybedenler Şuayb’i yalanlayanlar oldu.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

91Bunun üzerine onları ansızın dehşet verici bir gürültüyle patlayan ve şehrin altını üstüne getiren korkunç müthiş bir depremle kuvvetli bir sarsıntı aldı ve yurtlarında cansız bir hâlde diz üstü çöküp kaldılar. Hepsi helak oldular. (Bu felaketlerin yaşandığı Akabe körfezi kıyısında yer alan bölgenin jeolojik yapısı incelendiğinde, söz konusu bölgenin geçmişte volkanik hareketlere maruz kaldığı anlaşılmaktadır.)

Açıklamalı meal

92Sonunda Musibet öyle bir geldi ki, adeta bir pisliği temizlercesine, geride hiçbir iz bırakmadı. Şu’ayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamış gibi yok olup gittiler. Böylece Asıl zarara ziyana uğrayanlar Şu’ayb’ı yalanlayanlar oldu.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

91Şuarâ 188Şuarâ 190

Ayet 93

1 ayet

A’raf 93

فَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَنَصَحْتُ لَكُمْۚ فَكَيْفَ اٰسٰى عَلٰى قَوْمٍ كَافِر۪ينَ۟ ۝٩٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

93Fetevellâ ʿanhüm veḳâle yâ ḳavmi leḳad eblagtüküm risâlâti rabbî veneṣaḥtü leküm. fekeyfe âsâ ʿalâ ḳavmin kâfirîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

93Ve (Şuayb) onları ardına bırakıp giderken dedi ki:
- Ey kavmim ben size Rabbimin mesajlarını tebliğ etmiş ve size öğüt vermiştim. Şimdi ben kâfir bir toplumun akıbetine nasıl üzüleyim.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

93Şu’ayb da onlardan yüz çevirip arkalarından bakıp şöyle dedi: “Ey isyankâr kavmim! Ne olurdu, sözümü dinleyip zulmünüzden vazgeçseydiniz! Oysa Ben size Rabbimin bildirdiklerini ulaştırdım ve bu korkunç âkıbetten kurtarmak için size öğüt verdim ve uyardım. Artık sizin gibi hakkı ve hakikati inkar eden, böylesine azgın sizin gibi nankör inkarcılar topluluğuna nasıl üzülürüm? Nasıl yas tutup kederlenirim. Çünkü herkesin hak ettiği akıbete uğraması gerekir. Yani evvel emirde Şuayb (a.s) kavminin helâkinden bir hüzün duydu. Fakat onların teessüfe lâyık olmadıklarını ve küfürleriyle azabı hak ettiklerini düşünerek onlardan bütün alâkasını kesti. Hâsılı “oh olsun!” demedi fakat “vah!” demenin de caiz olmayacağını mülâhaza etti ve “artık kâfir bir kavme nasıl acırım?” diyerek onlardan tamamen sarf-ı nazar eyledi. (Bu âyetten, helâk edilen kâfir toplumlara acımanın yasak olduğu anlaşılmaktadır. Hümanistlik adına, bu kâfirlere acıma hastalığı, Müslümanların Müslümanlara acımasını bile unutturup, Filistin’deki Müslümanlar yerine İsrâil’deki Yahudilere acıma şaşkınlığına kadar düşürmüştür.) (Buradaki “nankörlük”, içerisinde ısrarlı inkârı barındıran bir nankörlüktür. Bu ifade, kavmi topluca helâk olan bir rasulün iç dünyasını ele vermesi açısından hayli anlamlıdır.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

93Hûd 91Hûd 95

Ayet 94–95

2 ayet

A’raf 94

A’raf 95

وَمَٓا اَرْسَلْنَا ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَبِيٍّ اِلَّٓا اَخَذْنَٓا اَهْلَهَا بِالْبَاْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ ۝٩٤ ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ السَّيِّئَةِ الْحَسَنَةَ حَتّٰى عَفَوْا وَقَالُوا قَدْ مَسَّ اٰبَٓاءَنَا الضَّرَّٓاءُ وَالسَّرَّٓاءُ فَاَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ۝٩٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

94Vemâ erselnâ fî ḳaryetim min nebiyyin illâ eḫaẕnâ ehlehâ bilbeʾsâi veḍḍarrâi leʿallehüm yeḍḍarraʿûn.

Okunuş

95Ŝümme beddelnâ mekâne-sseyyieti-lḥasenete ḥattâ ʿafev veḳâlû ḳad messe âbâene-ḍḍarrâü vesserrâü feeḫaẕnâhüm bagtetev vehüm lâ yeşʿurûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

94Biz, hangi ülkeye bir nebi göndermişsek, Allah’a gönülden yalvarmaları için onları kıtlık ve yoklukla mutlaka imtihan etmişizdir.

Türkçe Meal

95Daha sonra bu yokluk ve kıtlığı bolluk ve bereketliliğe dönüştürmüşüzdür. Onlar da bu nimetlere şükretmek yerine, "Atalarımız da bizim gibi yokluk ve bolluk günleri görmüşler" diyerek şımardılar. Biz de onları hiç beklemedikleri bir anda yakalayıp cezalandırdık.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

94Bütün bu kıssalardan alınacak derse gelince, ey insan! Adına musibet dediğiniz şeyler bile, bizim rahmetimizin farklı bir tecellisidir. Biz hangi topluma ülkeye peygamber ve kitap gönderdiysek, onlara kurallarını Allah’ın belirlediği hayatı yaşamaya davet ettik. Bir yandan da oranın inanmayan halkını, gaflet uykusundan uyanırlar, aciz olduklarını anlarlar ve gönülden yalvarıp yakarırlar, pişman olup iman ve itaate yanaşırlar diye sıkıntı ve darlıkla sınadık. Yokluklarla, şiddet, hastalık ve ekonomik darboğazlarla, mallarına ve kendilerine gelen zararlarla karşı karşıya getirdik. Onlara bakarız. Başlarına gelen darlıkta yoksullukta Allah’a mı yalvarıyorlar yoksa başka şeylere mi? 95. Sonra da o sıkıntı ve kötülüğün yerine iyilik, bolluk verdik. Nihayet refah seviyeleri iyice yükseldi varlıkları arttı ve: Allah’ın her iki durumu da yaşatmasına rağmen birçoğu Allah’a yönelip şükretmek yerine, yavaş yavaş azgınlaşmaya başlayarak, “Atalarımız da bazen darlığa uğramış bazen de bolluk ve refah içinde yaşamışlardı. Demek ki, bu olaylar ilâhî bir uyarı, imtihân veya ceza filan değil, tamamen tesadüflere bağlı basit olaylarmış dediler. Ahlâksızlık nankörlük ve azgınlıklarına devam ettiler Bunun üzerine onları hiç beklemedikleri bir zamanda ve farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık. Ve hak ettikleri azapla cezalandırdık.

Açıklamalı meal

95Sonra da o sıkıntı ve kötülüğün yerine iyilik, bolluk ve refah verdik. Derken hayli çoğaldılar, varlıkları arttı ve: Allah’ın her iki durumu da yaşatmasına rağmen birçoğu Allah’a yönelip şükretmek yerine, Nihâyet, refah seviyeleri iyice yükselince yavaş yavaş azgınlaşmaya başlayarak, “Babalarımıza da böyle bazen darlık ve bazen de rahatlık dokunmuştu” Atalarımız da tıpkı bizim gibi, bazen yokluk, sıkıntı çekmiş, bazen de bolluk ve refah içinde yaşamışlardı, Demek ki, bu olaylar ilâhî bir uyarı, imtihân veya ceza filan değil, tamamen tesadüflere bağlı olarak öteden beri süregelen basit tabîat hâdiseleri ve sosyal olaylarmış dediler ve haksızlıke, ahlâksızlık, nankörlük ve azgınlıklarına devam ettiler Bunun üzerine onları hiç beklemedikleri bir zamanda farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık. Ve hak ettikleri azapla cezalandırdık. Doğal yasalarımız gereği bazen kuraklıklar, bazen verimli zamanlar yaşanır. Salgın hastalıklar toplumları yakalar, sonra iyileşirler. Başlarına depremler, doğal felaketler gelir. Bunlar hep doğal yasalarımızdan kaynaklanır. Dünyada yaşayanlar bunları bilir. Yasalarımız gereği başları sıkıştığında ne yapıyorlar bakarız. Onların çoğu: “Atalarımız da böyle sıkıntı ve sevinç yaşamışlardı” diyerek başlarına gelenlerle denendiklerini anlamazlar. Hâlbuki onlara yaşadıkları dünyanın sağlam bir yer olmadığını gösteririz. İsteriz ki dünyaya dalıp gitmesinler, yasalarımıza uyarak yaşasınlar. Ama onların çoğu başlarına gelenlerden ibret almazlar. Tam tersine yasalarımıza uymaz, dünyaya daldıkça dalarlar. Aralarında haksızlık yapar, insanları sınıflara ayırırlar. Biz de onları ansızın yakalarız. Ölümleri başlarına gelince neye uğradıklarını şaşırırlar. Çünkü onlar hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlardı. (Önceki nesillerdeki kâfirlerin peygamberlerine yönelik olarak birbirine benzer tepkiler vermeleri nedeniyle Kur’an’da onların bu durumu aynı anda yaşanmış gibi sunulmakta, küfrün tek millet olduğuna dikkat çekilmektedir.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

94En’am 42A’raf 96

Ayet 96

1 ayet

A’raf 96

وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْقُرٰٓى اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنْ كَذَّبُوا فَاَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ۝٩٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

96Velev enne ehle-lḳurâ âmenû vetteḳav lefetaḥnâ ʿaleyhim berakâtim mine-ssemâi velʾarḍi velâkin keẕẕebû feeḫaẕnâhüm bimâ kânû yeksibûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

96Oysa bu ülkelerin halkları iman edip, sorumlu davransalardı, biz de onlara göklerin ve yerin bereket kapılarını ardına kadar açardık. Fakat yalana sarıldılar. Biz de onları kazandıkları günahlar sebebiyle cezalandırdık.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

96Eğer, helâk edilen bu toplumlar kasabaların halkı, ileri gelenleri, idarecileri, elçilerinin getirdiği hakîkate iman etmiş ve dürüst ve erdemlice davranarak her türlü küfür ve kötülükten sakınmış olsalardı, davet edildiklerine yönelselerdi, günahlardan arınıp, azaptan korunsalar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davransalar, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olsalar, takvâya dayalı düzeni benimseselerdi, onları elbette helâk etmezdik; tam tersine, onlara göklerin ve yerin bereketlerini, kapılarını sonuna kadar açardık. Ve üzerlerine bolluk ve bereket yağdırırdık. Ancak onlar yasalarımızı, dünyalık çıkarlarına ve nefsi arzularına kapılıp Hakkı ve daveti, hakîkati bile bile inkâr ettiler, yalanladılar biz de onları kazandıklarına karşılık zulüm ve kötülükler nedeniyle kıskıvrak yakalayıverdik. Ve helak ettik, yerin dibine geçirdik. (Yüce Allah insanlığı doğru yola iletmek için zaman zaman onların içinden seçtiği yüksek şahsiyetleri peygamber olarak göndermiştir. Fakat bazı memleketlerin halkı, şeytana ve nefislerine uymada son derece ileri gittikleri için peygamberlerin uyarılarını kabul etmemiş ve onları reddetmişlerdir. Cenab-ı Allah böyle davrananların kimini hemen cezalandırmış, kimini de bir müddet mühlet verip müreffeh bir hayattan sonra ansızın yakalamış ve helâk etmiştir.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

96En’am 6Cin 16

Ayet 97–98

2 ayet

A’raf 97

A’raf 98

اَفَاَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰٓى اَنْ يَاْتِيَهُمْ بَاْسُنَا بَيَاتًا وَهُمْ نَٓائِمُونَۜ ۝٩٧ اَوَاَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰٓى اَنْ يَاْتِيَهُمْ بَاْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ ۝٩٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

97Efeemine ehlü-lḳurâ ey yeʾtiyehüm beʾsünâ beyâtev vehüm nâimûn.

Okunuş

98Eveemine ehlü-lḳurâ ey yeʾtiyehüm beʾsünâ ḍuḥav vehüm yelʿabûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

97Şimdi o ülkelerin halkı, geceleyin uyurken azabımızın kendilerine ansızın gelip çatmayacağından emin midirler?

Türkçe Meal

98Ya da o ülkelerin halkı gündüzün eğlenirken azabımızın kendilerine ansızın gelip çatmayacağından emin midirler?

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

97Bu cezalandırmalar her zaman olabilir. O halde davetimize sırtını dönmesi halinde hangi toplum ve gaflet içinde olan insanlar bir gece uyurken aniden kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin olabilir?

Açıklamalı meal

98Yahut şu anda yeryüzünde hüküm süren hangi toplum bir gündüz vakti iş güçle oyalanıp dururken ya da dünyanın zevk ve nimetlerine dalıp eğlenirken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin olabilir? Var mı garantisi olan?

İlgili ayetler

İlgili ayetler

97A’raf 4

İlgili ayetler

98Mülk 20

Ayet 99

1 ayet

A’raf 99

اَفَاَمِنُوا مَكْرَ اللّٰهِۚ فَلَا يَاْمَنُ مَكْرَ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْخَاسِرُونَ۟ ۝٩٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

99Efeeminû mekra-llâh. felâ yeʾmenü mekra-llâhi ille-lḳavmü-lḫâsirûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

99Yani onların Allah’ın azabından yana bir güvenceleri mi var? Allah’ın cezalandırmasından hüsrana uğramış bir toplumdan başkası emin olamaz.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

99Onlar Allah’ın davetinden yüz çevirip, O’nun Rabliği ve ilahlığını örtmeye çalışan böyleleri, Allah’ın önceden kestirilemeyen kurduğu plan ve tuzağından ve bu plân uyarınca mutlaka gelecek olan azabından kendilerini nasıl güvende hissedebilirler ki güvende miydiler? Zarara uğrayan hüsrana mahkûm olmuş bir topluluktan başka kimse Allah’ın tuzağından ve plânına karşı güvende olamaz. Azabın kendilerine hiç gelmeyeceğini zannedenler, büyük bir gaflet içindedirler. Ne yazık ki onlar azabımızın gelmeyeceğini sandılar! Bilsinler ki ancak düşüncesiz, uyarılara kulak asmayan, öğütlerden gerekli dersleri almayanlar azabımızın gelmeyeceğinden emin olurlar. Hâlbuki biz hatalarını anlasınlar diye onlara süre vermiştik. Onlar verilen süreye güvenip aldandılar.( Allah’ın tuzağı” demek, onların hile ve tuzaklarını karşı bir tuzakla Allah’ın bozması demektir. inkârcılara mühlet verip, sonra onları ansızın yakalaması”, “inkârcıların inkârlarına karşılık vermesi” gibi anlamlar ifade eder. Tuzak kurmak insanlar için bir acizliğin ifadesidir; mertçe yapılamayan bir mücadelenin kaçamak yolunu tercih etmektir. Yüce Allah ise her gücün üstündedir. Tuzak, karşıdakinin bilemeyeceği bir şekilde kurulur. Oysa Yüce Allah’ın bilemeyeceği, O’na gizli olan hiçbir alan ve hile söz konusu olamaz. Ayetlerde Yüce Allah için kullanılan bu tür ifadeler, O’nun cezalandırmasını ve yapılanlardan haberdar olduğunu bildirmesidir.)

İlgili ayetler

Ayet 100

1 ayet

A’raf 100

اَوَلَمْ يَهْدِ لِلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ اَهْلِهَٓا اَنْ لَوْ نَشَٓاءُ اَصَبْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْۚ وَنَطْبَعُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ۝١٠٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

100Evelem yehdi lilleẕîne yeriŝûne-lʾarḍa mim baʿdi ehlihâ el lev neşâü eṣabnâhüm biẕünûbihim. venaṭbeʿu ʿalâ ḳulûbihim fehüm lâ yesmeʿûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

100Şimdi oranın halkından sonra, o topraklarda hayat sürenler şunu anlamadılar mı? Eğer istersek önceki nesiller gibi kalplerini hakikate kapatan ve hakkı duymak istemeyenleri de günahlarından dolayı cezalandırırız. Ve

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

100Önceki halklar helâk olup gittikten sonra bugün bu topraklarda hayat süren müşrikler yaşadıkları ülkelerin ibret dolu tarihlerini, hâlâ anlayamadılar mı? Öncekilerden sonra yeryüzüne halife yaptıklarımızın, kendilerine bildirilen bu olup bitenlerden dersler çıkarması gerekmez mi? Şayet biz dileseydik daveti reddetmeleri ve günahlarından dolayı öncekiler gibi onları da azaba uğratırdık. Ve kalplerine mühür vururduk da kulakları olduğu halde hakkı duymazlardı gözleri olduğu halde gerçeği görmezlerdi. İsteriz ki insanlar gerçekleri kendi gözüyle görsün, kendi kalpleriyle tasdik etsinler. Böylece hiçbir zorlama olmadan gerçeklere sahip çıksınlar. Unutmayın ki inanmak da inanmamak da insanın kendisine kalmıştır. Rabbiniz inanana da inanmayana da baskı yapmaz. Sadece inanmak isteyenlerin yolunu açar. İnkâr edenlere başlarına gelecekleri açıklar.

İlgili ayetler

Ayet 101

1 ayet

A’raf 101

تِلْكَ الْقُرٰى نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓائِهَاۚ وَلَقَدْ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۚ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا مِنْ قَبْلُۜ كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِ الْكَافِر۪ينَ ۝١٠١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

101Tilke-lḳurâ neḳuṣṣu ʿaleyke min embâihâ. veleḳad câethüm rusülühüm bilbeyyinât. femâ kânû liyüʾminû bimâ keẕẕebû min ḳabl. keẕâlike yaṭbeʿu-llâhü ʿalâ ḳulûbi-lkâfirîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

101İşte bu sana haberlerini anlattığımız ülkelerdir. Onlara elçilerimiz apaçık belgelerle gelmişlerdi de daha önce yalan dediklerine bir daha iman etmeye yanaşmadılar. İşte Allah’ın uyarılarına kalplerini kapatan bu kâfirlerdir.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

101Ey Peygamber ve onu adım adım izleyen Müslüman! İşte o geçmişte helâk edilmiş yok olup giden memleketlerin toplumların kasabaların başlarına gelen felâket haberlerinden ve tarihi hadiselerinden bazılarını sana anlatıyoruz. Şüphesiz onlara peygamberleri hakîkatin bütün delillerini ortaya koyarak yaratılış sebeplerinden apaçık belgeler ve deliller getirmişlerdi ki onları doğru yola davet etmişlerdi. Ancak daha önce kibir ve inatları yüzünden peşinen yalanladıklarına iman etmeye yanaşmadılar, daveti yalan saydılar, umursamayıp sırtlarını döndüler. İşte Allah, akıllarını doğru kullanmadıkları için hakîkati bile bile reddeden bu gibi kâfirlerin kalplerini böyle mühürler. ( Allah, insanlığın saadeti için her devirde peygamberler göndermiştir. İnsanlardan bu peygamberlere inananlar olduğu gibi karşı çıkanlar da olmuştur. Hiçbir gerekçeye dayanmadan sırf bozgunculuk olsun ve insanların doğru yola gitmesi engellensin diye peygamberleri alaya alarak ortalığı karıştıranların cezası çok ağır olmuştur. “Allah inkarcıların kalbine mühür basar” ifadesi mecazi olup, inkara şartlanmış olanların hakka direnmesine karşılık “kalp gözlerini köreltir ve böylece kendi kendilerini gerçeği göremez hale getirirler” demektir.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

101Yunus 74Hûd 120Tâhâ 99

Ayet 102

1 ayet

A’raf 102

وَمَا وَجَدْنَا لِاَكْثَرِهِمْ مِنْ عَهْدٍۚ وَاِنْ وَجَدْنَٓا اَكْثَرَهُمْ لَفَاسِق۪ينَ ۝١٠٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

102Vemâ vecednâ liekŝerihim min ʿahd. veiv vecednâ ekŝerahüm lefâsiḳîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

102Biz onların çoğunu ahitlerinde/sözlerinde durur bulmadık. Aksine onların çoğunu yoldan çıkmış fasıklar olarak bulduk.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

102Oysa Biz insanı yaratıp, doğru ile yanlışı birbirlerinden ayırt etme kapasitesi ile donatıp, Rabbinin de Allah olduğunu ona bildirmiştik. Fakat buna rağmen Onların çoğunda doğruluk, dürüstlük, Rablerine ve peygamberlerine verdikleri söze bağlılık görmedik. Çoğunu iman ve itaatten çıkan sözünde durmayan yoldan çıkmış kimseler ve nankörlük ederek yüz çevirenler olduğunu gördük. Maalesef her asırda çoğunluk kendi arzusuna ve dünyalık hesabına dalan insanlardı

İlgili ayetler

Ayet 103

1 ayet

A’raf 103

ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَظَلَمُوا بِهَاۚ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ ۝١٠٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

103Ŝümme beʿaŝnâ mim baʿdihim mûsâ biâyâtinâ ilâ firʿavne vemeleihî feżalemû bihâ. fenżur keyfe kâne ʿâḳibetü-lmüfsidîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

103Onların ardından Musa’yı, ayetlerimizle Firavun’a ve onun önde gelen adamlarına gönderdik. Fakat ayetlerimize haksızlık ettiler. Yanlışta ısrar eden bozguncu zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

103Bu kavimlerin ardından Musa’yı Peygamberliğini ispatlayan mucizeler ve hakikati açıkça ortaya koyan ayetlerimizle, Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Ancak onlar da davet edildikleri hayat nizamına karşı çıktılar. Mucizeler karşısında düştükleri acizliği idrak etmelerine rağmen, buyruklarımıza karşı gelerek ayetlerimize ve elçimize haksızlık ettiler. Allah’ın kitabını kendilerine tebliğini engellediler. Bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna başlarına nelerin geldiğine bir bak! Ve muhataplarına anlat ki, inananlar bundan ders çıkarsınlar. Şimdi sana Musa’nın hayatından örnekler vereceğiz.

İlgili ayetler

Ayet 104–105

2 ayet

A’raf 104

A’raf 105

وَقَالَ مُوسٰى يَا فِرْعَوْنُ اِنّ۪ي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ ۝١٠٤ حَقِيقٌ عَلٰٓى اَنْ لَٓا اَقُولَ عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّۜ قَدْ جِئْتُكُمْ بِبَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَرْسِلْ مَعِيَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ۝١٠٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

104Veḳâle mûsâ yâ firʿavnü innî rasûlüm mir rabbi-lʿâlemîn.

Okunuş

105Ḥaḳîḳun ʿalâ el lâ eḳûle ʿale-llâhi ille-lḥaḳḳ. ḳad ciʾtüküm bibeyyinetim mir rabbiküm feersil meʿiye benî isrâîl.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

104Musa şöyle dedi:
– Ey Firavun, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş elçiyim!

Türkçe Meal

105Gerçek şudur ki: Ben Allah hakkında doğru olandan başka bir şey söylemiyorum. Size Rabbinizden apaçık bir belgeyle/mucizeyle geldim. İsrailoğullarını benimle beraber gönder.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

104Musa Firavun’a şöyle demişti: “Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbi gerçek sahibi, yöneticisi tarafından size gönderilmiş gönderilmiş bir peygamberim diye uyardı. (Bu ayette Hz. Musa risaletle ilgili konumunu açıkça ortaya koymakta, söylemlerinin kendisine ait olmadığını, aksine âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu Firavun’un yüzüne baka baka adeta haykırmıştır.)

Açıklamalı meal

105Bana yaraşan, Allah’ın davetini duyurmaktır, Allah’ın bana bildirdiği hakîkati dile getirmekten başka bir şey değildir. Allah hakkında gerçek olandan başkasını söylememektir. Size sözlerimin doğruluğunu ispatlamak üzere, Rabbinizden açık bir belge açık mucizeler getirdim, delillerle ve bilgilerle geldim. Artık İsrailoğullarının hürriyetlerinin kısıtlanmasına son ver benimle birlikte gönder.” Buna rağmen inanmıyorsan hiç olmazsa köleleştirdiğin esir olarak muamele ettiğin şu İsrailoğullarının, benimle birlikte Mısır’dan çıkıp gitmesine izin ver. Mısır’dan çıkıp atalarının yurduna, Filistin’e gelsinler. Onları serbest bırak şeklinde davetini yaptı. (Bilindiği gibi Firavun kendisini ilâh diye tanıtmakta, İsrailoğulları’nın kendisinden başka ilahının bulunmadığını onlara dikte etmekteydi. İşte böyle korkunç bir kibrin sahibi olan Firavun’a ve yöneticilerine Yüce Allah’tan başka ilah olmadığını, üstelik Yüce Allah’ın onların da Rabbi olduğunu kendilerine bildirmiştir. Bu haliyle hem bu tebliği yapmış hem de tevbe etmeleri halinde Yüce Allah’ın onları da sahipleneceğini onlara hatırlatmış olmaktaydı. ) (Hz. Yusuf Mısır’da bakan olunca, babası Hz. Yakup ve oğulları (İsrailoğulları) Filistin’den çıkıp Mısır’a yerleşmişlerdi. Daha sonraki zamanlarda, Mısır Firavunları İsrailoğullarını esir gibi ağır işlerde kullanmaya başlamıştı. Mısır firavunları İsrailoğullarını parya sınıfı olarak geri ve ağır işlerde istihdam ettiler, bunlara birçok zulüm ve işkenceyi reva gördüler. Hz. Musa da onları hem İslam’la şereflendirmek hem de Firavunların esaretinden kurtarıp, atalarının vatanı olan Filistin’e yerleştirmek istemişti.)

Ayet 106–108

3 ayet

A’raf 106

A’raf 107

A’raf 108

قَالَ اِنْ كُنْتَ جِئْتَ بِاٰيَةٍ فَاْتِ بِهَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ۝١٠٦ فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُب۪ينٌۚ ۝١٠٧ وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟ ۝١٠٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

106Ḳâle in künte ciʾte biâyetin feʾti bihâ in künte mine-ṣṣâdiḳîn.

Okunuş

107Feelḳâ ʿaṣâhü feiẕâ hiye ŝüʿbânüm mübîn.

Okunuş

108Venezaʿa yedehû feiẕâ hiye beyḍâü linnâżirîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

106– (Firavun) Eğer bir belge/mucize ile geldiysen ve eğer doğru söylüyorsan haydi getir onu ortaya koy dedi.

Türkçe Meal

107Bunun üzerine Musa asasını yere bıraktı. O anda ne görsünler! Asa apaçık bir yılan oluvermiş!

Türkçe Meal

108Ve elini koynundan çıkardı, o anda o seyredenlere bembeyaz bir el oldu!

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

106Bunun üzerine Firavun istese güç kullanarak Mûsâ’yı hemen etkisiz hale getirebilirdi ama hem onu kavmi önünde küçük düşürmek hem de kendisinin meydan okumadan kaçmadığını göstermek için teklifine karşı Musa’ya dedi ki: “Eğer peygamberliğinin tasdiki ile ilgili bir mucize getirdiysen; doğru söylüyorsan hadi onu ortaya koy” da gerçekten peygamber misin görelim dedi.

Açıklamalı meal

107Bunun üzerine Musa arkasında Allah olanın önünde hiçbir gücün duramayacağını gösteren bir sembol olan asasını yere bıraktı ve Allah’ın dilemesiyle bir anda gerçek bir yılan oluverdi. Firavuna gönderilen ayetleri okumaya başladı. Ayetler Firavunun inancını sorguluyor. O’na insan olduğunu hatırlatıyor. Allah’a inanmasını, yasalarına uymasını istiyordu. Okuduğu ayetler Musa’nın inancının dayandığı esaslardı. Kendini İlah zanneden Firavun ne yapacağını şaşırdı. Okunan ayetler sarayın her yanını bir ejderha gibi sarmış, Firavunun sarayının sütunları sarsılmıştı. Firavunun kurduğu ilahlık düzeninin sallanmaya başladığını anladı. Çünkü Musa’nın elindeki güç (asa) çok kuvvetliydi! Firavun inancının temelini allak bullak etmişti.

Açıklamalı meal

108Ardından koynuna sokmadan önce normal olan elini koynuna sokup çıkardı. O da bakanların gözünü hayranlık verecek derecede kamaştıran bembeyaz bir ışık kaynağına dönüştü. Bembeyaz olan bu el; geçmişinde kazara adam öldüren bir elin, gelecekte Allah yolunda hizmet eden bir ele dönüşebileceğini gösteren bir semboldü. Böylece Firavunun ve adamlarının, Mûsâ’nın doğru söylediğine dair en ufak bir kuşkuları kalmadı. Fakat kibir ve ihtirasları onları imandan alıkoydu. Musa eline güç veren bütün ayetleri ortaya koymaya başladı. Musa yeni bir düzeni anlatıyordu. Musa insanların önüne bembeyaz bir sayfa açıyor, insanlığın kimliği, kişiliği, yaşamı yeniden çiziliyordu. Bu yüzden, Mûsâ’nın dâvetini etkisiz kılmak amacıyla plânlar kurmaya başladılar:

İlgili ayetler

İlgili ayetler

107Şuarâ 30Şuarâ 33

İlgili ayetler

108Şuarâ 33Kasas 32

Ayet 109–112

4 ayet

A’raf 109

A’raf 110

A’raf 111

A’raf 112

قَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَل۪يمٌۙ ۝١٠٩ يُر۪يدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْۚ فَمَاذَا تَاْمُرُونَ ۝١١٠ قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَاَرْسِلْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ ۝١١١ يَاْتُوكَ بِكُلِّ سَاحِرٍ عَل۪يمٍ ۝١١٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

109Ḳâle-lmeleü min ḳavmi firʿavne inne hâẕâ lesâḥirun ʿalîm.

Okunuş

110Yürîdü ey yuḫriceküm min arḍiküm. femâẕâ teʾmürûn.

Okunuş

111Ḳâlû ercih veeḫâhü veersil fi-lmedâini ḥâşirîn.

Okunuş

112Yeʾtûke bikülli sâḥirin ʿalîm.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

109Firavunun kavminden ileri gelenler:
– Belli ki bu işini iyi bilen bir sihirbaz, dediler.

Türkçe Meal

110Tüm amacı sizi yerinizden yurdunuzdan etmek. O halde ne öneriyorsunuz?

Türkçe Meal

111– Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere adamlarını gönder.

Türkçe Meal

112– Tüm usta sihirbazları toplayıp sana getirsinler, dediler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

109Hiç kimse Musa’nın elinin bu kadar güçlü olduğunu tahmin etmemişti. Herkes şaşkınlık içindeydi. Bu mucizeleri gören Firavunun adamları Mûsâ’nın doğru söylediğini hemen anladılar. Fakat bunu halka söyledikleri zaman Mûsâ’nın halk nezdinde kahraman olacağını da biliyorlardı. Firavunun kavminden ileri gelenler ortaya atıldılar. Musa’nın etkisini silip süpürmek, oluşan havayı dağıtmak istiyorlardı. Şaşkınlığa uğrayan Firavun toplumundan ileri gelenler Mûsâ’yı halkın gözünde küçük düşürmek için dediler ki: “Bu Musa bu işleri iyi öğrenen usta bir sihirbazdır. İnsanları sözleriyle etkiliyor. Gözlerimizi boyuyor.

Açıklamalı meal

110Firavun etrafındakilere: Anlaşılan o ki, O’nun asıl amacı toplumu ayaklandırıp Sizi toprağınızdan çıkarmak, sisteminizi yıkıp, yerine kendi nizamını kurup tahtınıza oturmak istiyor. Firavun adamlarına, Peki Buna göre engel olmak için ne yapalım ne öneriyorsunuz ne buyurursunuz?” dedi. (“Sizi, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?” sözü, her iki âyette de Firavun’a aittir. Çeviri yapanları yanıltan Arapça’daki bir kurala dikkat etmemeleridir. Arapça’da, kim olursa olsun tek kişiye “siz” diye hitap edilmez. Firavun tek kişi olduğu için ayetlerdeki “siz” kelimeleri ve “Ne dersiniz?” sözleri, ancak Firavun tarafından çevresinde yer alan kişilere hitaben söylenebilir. “Bu, bilgin bir sihirbazdır” sözünü ise Araf’ta Firavun, Şura’da ise çevresindekiler söylemektedirler. Bunları bütün halinde düşündüğümüz zaman Firavun ve çevresinin ciddi bir telaşa düştüklerini görürüz. Çünkü onlar, onun yaptığının sihir olmadığını anladıkları halde sihir diyerek birbirlerini teselli etmektedirler. Sihirbazlıkla uğraşan kimselerin Firavun gibi güçlü bir hükümdara bir şey yapamayacağı açık olduğu halde onun; “Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?” diyerek çevresini yanına çekme çabası, büyük bir korkuya kapıldığını da gösteriyor. Onun bu korkusu, davranışlarını anlatan bütün ayetlerde görülebilir. Üstelik Musa’nın (a.s.) en baştan itibaren Firavun ve halkını o ülkeden çıkartmayı değil, aksine İsrailoğullarını alıp kendisi oradan gitmeyi talep ediyor. Fakat Firavun yalan söyleyerek, ileri gelenleri ve halkını kandırıp onların korkuya kapılmasını arzu ediyor ki peşinden ayrılmasınlar. Bu tavrı Dünya siyasi tarihinde ve günümüzde de gözlemleyebiliriz. Modern zamanlarda bu türden faaliyetlere “propaganda” deniyor ve toplumsal algıyı yönetmek veya bozmak için ustaca kullanılıyor. Kur’an ile kendini geliştiren ümmetler(toplumlar) bu müdahaleye karşı bağışık ve güçlü duruş sergileyebilir, üstelik o ümmetin (toplumun) liderine siyasal açıdan bağlı olmakla birlikte kişisel hürriyetlerinin kısıtlanmasına neden olabilecek her türlü faaliyeti sezerek (furkan ile), hür ve adil sosyal yapılarının bozulmasına engel olabileceklerdir.)

Açıklamalı meal

111Onlar da Yılana dönüşen bu asa Mûsâ’nın elinde olduğu sürece, onu öldürmemize imkân yok. Hadi öldürdük diyelim, o zaman da İsrail Oğulları isyan edecektir ki, bunu asla göze alamayız. Sen “Musa ve kardeşi Harun’u öldürmek yerine şimdilik bir süre oyala ve beklet. Başkaları ile görüşüp konuşmasına engel ol. Eğer onları öldürürsen, halkın gönlünde birer kahraman olarak yaşarlar. Sonra sihirbazları toplayıp huzuruna getirmek için, vereceğin cezayı erteleyip etraftaki şehirlere çağrıcı (toplayıcı) denilen adamlarını gönder.

Açıklamalı meal

112Böylece Bütün usta ve maharetli sihirbazları toplayıp sana getirsinler. Sonra onları ve Mûsâ’yı halkın huzurunda yarıştıralım. Nasıl olsa halk, sihirbazların göz boyaması ile Peygamberin mucizesi arasındaki farkı ayırt edemez. Mûsâ’nın taraftar toplamasına, ancak bu şekilde engel olabiliriz. Musa’nın ortaya koyduklarının mucize değil birer sihirbazlık olduğunu gösterip Musa’nın oluşturduğu etkiyi silsinler dediler. Bu teklif kabul edildi ve plân uygulanmaya başlandı:

İlgili ayetler

İlgili ayetler

109Şuarâ 34

İlgili ayetler

110Yunus 78

İlgili ayetler

111Şuarâ 36

İlgili ayetler

112Şuarâ 37

Ayet 113–114

2 ayet

A’raf 113

A’raf 114

وَجَٓاءَ السَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالُٓوا اِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ ۝١١٣ قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ ۝١١٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

113Vecâe-sseḥaratü firʿavne ḳâlû inne lenâ leecran in künnâ naḥnü-lgâlibîn.

Okunuş

114Ḳâle neʿam veinneküm lemine-lmüḳarrabîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

113Sihirbazlar Firavun’a gelerek dediler ki:
– Eğer biz galip gelirsek bize ödül vardır, değil mi?

Türkçe Meal

114– Evet, elbette siz benim yanımda yüksek bir mevkide olacaksınız, dedi.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

113Şehirlerden toplanan en ünlü sihirbazlar olayı haber aldıklarında Firavunun kendilerine olan ihtiyacını da anlamışlardı. Bu durumu fırsata dönüştürmek için Firavun’a gelip: “Eğer yapacaklarımızla Musa’yı mağlup edip üstün çıkan biz olursak herhalde bize yüklü bir mükafat olacak değil mi?” dediler.

Açıklamalı meal

114Firavun’ da: “Evet siz kazanacak olursanız o zaman siz, bana yakın makam sahibi saygın ve varlıklı kimselerden olacaksınız” dedi.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

113Şuarâ 40Şuarâ 41

İlgili ayetler

114Şuarâ 42

Ayet 115–117

3 ayet

A’raf 115

A’raf 116

A’raf 117

قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ نَحْنُ الْمُلْق۪ينَ ۝١١٥ قَالَ اَلْقُواۚ فَلَمَّٓا اَلْقَوْا سَحَرُٓوا اَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَٓاؤُ۫ بِسِحْرٍ عَظ۪يمٍ ۝١١٦ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَلْقِ عَصَاكَۚ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَاْفِكُونَۚ ۝١١٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

115Ḳâlû yâ mûsâ immâ en tülḳiye veimmâ en nekûne naḥnü-lmülḳîn.

Okunuş

116Ḳâle elḳû. felemmâ elḳav seḥarû aʿyüne-nnâsi vesterhebûhüm vecâû bisiḥrin ʿażîm.

Okunuş

117Veevḥaynâ ilâ mûsâ en elḳi ʿaṣâk. feiẕâ hiye telḳafü mâ yeʾfikûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

115Sihirbazlar:
– Ey Musa, önce sen mi atacaksın yoksa biz mi atalım, dediler.

Türkçe Meal

116O da:
– Siz atın! Dedi ve attılar. Attıkları zaman insanların gözlerini boyadılar ve onları korkuttular sonuçta büyük bir sihir gösterisi yaptılar.

Türkçe Meal

117Biz de Musa’ya "Elindeki asayı at!" diye vahyettik o da ne! Onların uydurduklarını yalayıp yutuyor.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

115Nihayet Musa ve sihirbazlar, belirlenen yer ve zamanda Firavun, Firavun’un önde gelen adamları ve halkın da toplandığı meydanda bir araya geldiler. Gösteri için halkın en kalabalık olacağı bir bayram günü belirlendi. Firavunun vaadiyle iyice motive olan sihirbazlar: “Ey Musa! Maharetini göstermek için Önce Sen mi hünerlerini ortaya koyup asânı yere atacaksın, yoksa önce atan biz mi olalım?” dediler.

Açıklamalı meal

116Musa: hiç korkmadan “önce siz başlayın asanızı Atın” dedi. Bunun üzerine, onlar sihirbazlık sanatlarını kullanarak asaları ve ipleri yere Attıklarında insanların gözlerini boyayıp büyülediler, onları dehşete düşürdüler büyük ve etkileyici bir sihirbazlık gösterisi ortaya koydular. Zira attıkları sopalar ve ipler, ortalıkta hareket eden korkunç yılanlara, çıyanlara dönüşmüşlerdi. Bu manzara karşısında, Mûsâ bile korku içerisinde donakalmıştı. 117. Mûsâ içinde bir korku hissetti. Bunun üzerine biz de Musa’ya: “Sen de Asanı meydandaki yılanların ortasına at ve bırak” diye vahyettik. Mûsâ da yeniden cesaret kazanarak asasını attı. Bir de baktılar ki o, Musa’nın yere bıraktığı asası dev bir yılana dönüştü. Büyücülerin gerçek gibi gösterip uydurdukları yılan, çıyan türünden şeyleri yutuverdi. Hepsi birden şaşkınlığa uğramışlardı. Musa’ya “Sen de dayandığın esasları (asanı) ortaya koy!” diye vahyettik! Bir de baktılar ki Musa’nın okuduğu ayetler, onların bütün yalanlarını ortaya çıkardı. Sihirbazlar ve dinleyenler Firavunun tanrı olmadığını, Firavunluk düzeninin ve yasalarının uydurma olduğunu, Firavunlar tarihinin kan, zulüm, gözyaşı olduğunu, insanları sınıflara ayırarak kölelik düzeni getirdiğini öğrendiler.

Açıklamalı meal

117Mûsâ içinde bir korku hissetti. Bunun üzerine biz de Musa’ya: “Sen de Asanı meydandaki yılanların ortasına at ve bırak” diye vahyettik. Mûsâ da yeniden cesaret kazanarak asasını attı. Bir de baktılar ki o, Musa’nın yere bıraktığı asası dev bir yılana dönüştü. Büyücülerin gerçek gibi gösterip uydurdukları yılan, çıyan türünden şeyleri yutuverdi. Hepsi birden şaşkınlığa uğramışlardı. Musa’ya “Sen de dayandığın esasları (asanı) ortaya koy!” diye vahyettik! Bir de baktılar ki Musa’nın okuduğu ayetler, onların bütün yalanlarını ortaya çıkardı. Sihirbazlar ve dinleyenler Firavunun tanrı olmadığını, Firavunluk düzeninin ve yasalarının uydurma olduğunu, Firavunlar tarihinin kan, zulüm, gözyaşı olduğunu, insanları sınıflara ayırarak kölelik düzeni getirdiğini öğrendiler.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

115Yunus 80Tâhâ 65Şuarâ 43

İlgili ayetler

116Tâhâ 66Şuarâ 44

İlgili ayetler

117Tâhâ 69Şuarâ 45

Ayet 118–122

5 ayet

A’raf 118

A’raf 119

A’raf 120

A’raf 121

A’raf 122

فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ ۝١١٨ فَغُلِبُوا هُنَالِكَ وَانْقَلَبُوا صَاغِر۪ينَۚ ۝١١٩ وَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۚ ۝١٢٠ قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ۝١٢١ رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ ۝١٢٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

118Feveḳaʿa-lḥaḳḳu vebeṭale mâ kânû yaʿmelûn.

Okunuş

119Fegulibû hünâlike venḳalebû ṣâgirîn.

Okunuş

120Veülḳiye-sseḥaratü sâcidîn.

Okunuş

121Ḳâlû âmennâ birabbi-lʿâlemîn.

Okunuş

122Rabbi mûsâ vehârûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

118Böylece gerçek karşısında. Onların uydurduklarının batıl olduğu ortaya çıktı.

Türkçe Meal

119Orada yenildiler ve küçük düştüler.

Türkçe Meal

120Sihirbazlar orada hemen secdeye kapandılar ve

Türkçe Meal

121Biz âlemlerin Rabbine iman ettik dediler,

Türkçe Meal

122Musa ve Harun’un Rabbine.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

118Böylece Musa’nın peygamber olduğuna dair gerçek tüm berraklığıyla ortaya çıktı. Ve sihirbazların birer düzenbaz ve yaptıklarının birer aldatmacadan ibaret olduğu anlaşıldı. Ayrıca gerek Firavun’un gerek sihirbazların yaptıkları işler, kurdukları bunca hile ve entrikalar, boşa çıkarak ortadan silindi. Sihirbazların oluşturduğu olumsuz hava dağıldı. Halk Musa’ya hak vermeye başladı. Halkın gözünün önünde olan bu görüşme Firavunun aleyhine oldu. O güne kadar hiç kimse Firavuna, Firavunun düzenine karşı ciddi bir eleştiri getirmemişti. Halk gösterilen bu cesarete, anlatılan gerçeklere karşı hayranlığını gizleyemedi. , Firavun ve taraftarlarının bütün itibarları yerle bir oldu. İşte o anda Firavun ve adamları burada küçük düşerek yenildiler. O hâlde, ey müminler; siz de zamanınızın Mûsâ’sı olup zalimlerin karşısına Mûsâ’nın asasından çok daha büyük bir mucize olan Allah’ın ayetleriyle çıktığınız takdirde, emin olun ki, benzer firavunların her türlü sihirbazları, düzenleri ve sistemleri, Allah’ın ayetleri karşısında eriyecektir. Böylece zâlimler bir kez daha yenilgiye uğrayıp küçük düşecek, hatta onların “sihirbazları” bile, hakikatin gücü karşısında teslim olacaklardır.

Açıklamalı meal

119Böylece Firavunun güvendiği dağlara karlar yağdı. Sihirbazlar karşılaşmayı kaybedince, Firavun ve taraftarlarının bütün itibarları yerle bir oldu. İşte o anda Firavun ve adamları burada küçük düşerek yenildiler. O hâlde, ey müminler; siz de zamanınızın Mûsâ’sı olup zalimlerin karşısına Mûsâ’nın asasından çok daha büyük bir mucize olan Allah’ın ayetleriyle çıktığınız takdirde, emin olun ki, benzer firavunların her türlü sihirbazları, düzenleri ve sistemleri, Allah’ın ayetleri karşısında eriyecektir. Böylece zâlimler bir kez daha yenilgiye uğrayıp küçük düşecek, hatta onların “sihirbazları” bile, hakikatin gücü karşısında teslim olacaklardır.

Açıklamalı meal

120Evet, apaçık mûcizeleri görmesine rağmen, Firavun hakîkati kabule yanaşmadı. Fakat hakîkati görür görmez kalbinden vurulan birileri vardı: Neyin sihir, neyin sihir olmadığını en iyi bilen ve Musa’nın yaptığının apaçık bir mûcize olduğunu anlayan Büyücüler, Mûsâ’nın sihirbaz olmadığını, tam tersine, göstermiş olduğu mucizeler ile peygamber olduğunu anlayınca hemen diz çöküp secdeye kapandılar.

Açıklamalı meal

121Hepsi birden: Bizler “Alemlerin Rabbine, Musa’nın peygamberliğine ve davetine iman ettik, çünkü bu gördüklerimizi ancak gerçek Rabbimiz olan Allah yapabilirdi. 122. Ve Musa ile Harun’un Allah adına yaptığı davete ve tüm varlıkların gerçek sahibi, yöneticisi olan âlemlerin Rabbine” iman ettik dediler.

Açıklamalı meal

122Ve Musa ile Harun’un Allah adına yaptığı davete ve tüm varlıkların gerçek sahibi, yöneticisi olan âlemlerin Rabbine” iman ettik dediler.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

120Tâhâ 70

İlgili ayetler

121Şuarâ 47

İlgili ayetler

122Tâhâ 70Şuarâ 48

Ayet 123–124

2 ayet

A’raf 123

A’raf 124

قَالَ فِرْعَوْنُ اٰمَنْتُمْ بِه۪ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِي الْمَد۪ينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَٓا اَهْلَهَاۚ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۝١٢٣ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ ثُمَّ لَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ ۝١٢٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

123Ḳâle firʿavnü âmentüm bihî ḳable en âẕene leküm. inne hâẕâ lemekrum mekertümûhü fi-lmedîneti lituḫricû minhâ ehlehâ. fesevfe taʿlemûn.

Okunuş

124Leüḳaṭṭiʿanne eydiyeküm veercüleküm min ḫilâfin ŝümme leüṣallibenneküm ecmeʿîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

123Firavun: - Demek siz benden izin almadan O’na iman ettiniz öyle mi? Şüphesiz ki bu, halkı buradan sürüp çıkarmak için kurguladığınız bir tuzaktır. Yakında bunun cezasını göreceksiniz.

Türkçe Meal

124Andolsun ki ben de sizin bütün haklarınızı elinizden alacağım ve sizi yoksun bırakacağım diye tehdit etti.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

123Bu manzara karşısında çılgına dönen Firavun da iman eden sihirbazlara dönüp şöyle dedi: “Ben size izin vermeden önce ona yani Hz. Mûsâ’nın peygamberliğine iman mı ettiniz? Demek siz, ta başından beri Mûsâ adına çalışan birer ajan idiniz! Nasıl da akıl edemedim? Bu bir hiledir. Bu, halkı buradan sürüp çıkarmak ve İsrailoğullarıyla birlikte beni devirip iktidarıma son vermek amacıyla bana kendi şehrimde Mûsâ ile birlikte kurmuş olduğunuz bir tuzaktır. Öyleyse siz buna karşılık ne yapacağımı Yakında göreceksiniz. Ben size bunun bedelini ödeteceğim. Firavun kendisine karşı tuzak kurulduğunu, düzenine yapılan büyük bir başkaldırı olduğunu düşündü. Zaten Musa sarayda büyümüştü. Saraydan kovulmasaydı, Risalet göreviyle görevlendirilmeseydi, belki de Firavun’un yerine geçecekti. Firavunun kafasında oluşan şey iktidarına karşı yapılan bir ayaklanmaydı. Ona göre Musa ile sihirbazlar önceden anlaşıp tuzak kurmuşlardı.

Açıklamalı meal

124Otoriteme başkaldırma cüretinde bulunduğunuz için yemin olsun ki, önce Sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesecek sonra hepinizi asacağım diye tehdide başlamıştı. (Firavun’un sihirbazları toptan Hz. Musa’ya iman edince, Firavun bu işin bir komplo olduğunu sandı ve halkın da toptan iman edeceğinden korktu. Bunu önlemek maksadıyla sihirbazları tehdit ederek hem onlara, hem de halka gözdağı verdi. Ayrıca Hz. Musa ve ona inananlara karşı halkı tahrik etmek ve kendi durumunu korumak maksadıyla da halkın yurtlarından çıkarılmak istendiğini ileri sürdü. Bunun bir başka nedeni de, Firavun’un, baskı altında tuttuğu İsrailoğulları’nın savaşabilecek erkekleri çoğalınca iktidarını tehdit etmeleri korkusudur.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

123Tâhâ 71Şuarâ 49

İlgili ayetler

124Tâhâ 71Şuarâ 49

Ayet 125–126

2 ayet

A’raf 125

A’raf 126

قَالُٓوا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ ۝١٢٥ وَمَا تَنْقِمُ مِنَّٓا اِلَّٓا اَنْ اٰمَنَّا بِاٰيَاتِ رَبِّنَا لَمَّا جَٓاءَتْنَاۜ رَبَّنَٓا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِم۪ينَ۟ ۝١٢٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

125Ḳâlû innâ ilâ rabbinâ münḳalibûn.

Okunuş

126Vemâ tenḳimü minnâ illâ en âmennâ biâyâti rabbinâ lemmâ câetnâ. rabbenâ efrig ʿaleynâ ṣabrav veteveffenâ müslimîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

125–Sihirbazlar: –(Hiç dert değil) Biz zaten Rabbimize döneceğiz.

Türkçe Meal

126Sen, Rabbimizin ayetleri bize geldiği zaman ona iman ettiğimiz için, evet yalnızca bunun için bizden intikam alıyorsun. "Rabbimiz üzerimize sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak vefat ettir" dediler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

125Bu tehditler karşısında zerre kadar sarsılmayan Sihirbazlar da Firavun’a şöyle dediler:, “Hiç önemli değil!” “Muhakkak ki biz nasıl olsa sonunda Rabbimize döneceğiz diye cevap verdiler, Bu ha üç gün önce, ha üç gün sonra olmuş, ne fark eder? Artık senin tehditlerine boyun eğecek değiliz diyerek dik durmuşlardı. (Bu ayet: “1- Biz nasıl olsa öleceğiz, sen istesen de öleceğiz istemesen de… Binaenaleyh başımıza gelmesi muhakkak olan ölüm, ölüm olmak itibariyle ha senin tarafından olmuş ha olmamış bizce müsavidir. 2- Sen bizi keser, asarsan biz şehit olur ve Rabbimizin rahmetine kavuşuruz. Binaenaleyh bu tehdidinden korkmak şöyle dursun hak uğrunda can vermeyi canımıza minnet sayarız. 3- Biz ölüp de sen sağ kalacak değilsin, şüphesiz gerek biz ve gerek sen hepimiz ölüp Rabbimizin huzuruna varacağız, binaenaleyh o aramızda hükmünü verir.” şekillerinde de anlaşılabilir.)

Açıklamalı meal

126Sihirbazlar Firavun’a: Belli ki Sen sırf, Hz. Musa aracılığıyla Rabbimizin ayetleri ve daveti bize geldiğinde onlara iman ettiğimiz için ve başka iman edeceklere engel olup, onların gözlerini korkutmak ve iktidarını korumak için bizden intikam alıyorsun. Yoksa iddia ettiğin gibi bir komplo içerisinde olmadığımızı sen de adın gibi biliyorsun dediler. Ve bu kılıçtan keskin sözlerden sonra ellerini açıp Allah’a yalvararak: Ey Rabbimiz! bu zalimin zulmüne karşı Bize bolca dayanma gücü sabır ver ve canlarımızı sana yürekten bağlanmış Müslümanlar olarak al diye duaya sığınmışlardı. Böylece, Firavunun saltanatını koruma adına Mûsâ’ya meydan okuma cüretini gösteren sihirbazlar, ruhlarında müthiş bir devrim gerçekleştirerek müminler kervanına katılmış ve aynı günün akşamı şehâdet şerbetini içerek en yüce makama ulaşmışlardı. Onların bu “şehadeti” Firavun’un bütün suçlamalarını anlamsız kılmış ve Hz. Mûsâ’nın Peygamberliğini açıkça gözler önüne sermişti.

Ayet 127

1 ayet

A’raf 127

وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اَتَذَرُ مُوسٰى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ وَيَذَرَكَ وَاٰلِهَتَكَۜ قَالَ سَنُقَتِّلُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَنَسْتَحْي۪ نِسَٓاءَهُمْۚ وَاِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ ۝١٢٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

127Veḳâle-lmeleü min ḳavmi firʿavne eteẕeru mûsâ veḳavmehû liyüfsidû fi-lʾarḍi veyeẕerake veâlihetek. ḳâle senüḳattilü ebnâehüm venestaḥyî nisâehüm. veinnâ fevḳahüm ḳâhirûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

127Firavun kavminden ileri gelenler:
– Musa’yı ve toplumunu kendi haline bırakıp, ülkede bozgunculuk yapmalarına seni ve senin ilahlarını terk etmelerine göz mü yumacaksın? Dediler. Firavun:
– Biz onların erkek çocuklarını öldürtüp, kadınlarını/kızlarını da sağ bırakırız. Biz onlara her şeyi yapabilecek konumdayız, dedi.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

127Bunun üzerine Firavun toplumundan ileri gelenler ve kurmayları toplanıp Firavun’a: “Sen Musa’yı ve kavmini, senin Rabliğini ve ilahlığını terk etsinler ve insanları buna çağırıp birlik ve beraberliğimizi bozarak bu ülkede karışıklık çıkarsınlar diye kendi başlarına mı bırakacaksın?”. Şimdi hepsinden kurtulacak bir çare bulmalısın dediler. Firavun da onlara dönüp dedi ki: Merak etmeyin “Genç nüfusun kökünü kurutmak için Onların erkeklerini, erkek çocuklarını öldürecek ve kadınlarını da her türlü hizmetimizde kullanmak üzere sağ bırakacağız. Biz onların üstünde ezici bir güce sahibiz” dedi.

İlgili ayetler

Ayet 128

1 ayet

A’raf 128

قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اسْتَع۪ينُوا بِاللّٰهِ وَاصْبِرُواۚ اِنَّ الْاَرْضَ لِلّٰهِ۠ يُورِثُهَا مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ ۝١٢٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

128Ḳâle mûsâ liḳavmihi-steʿînû billâhi vaṣbirû. inne-lʾarḍa lillâh. yûriŝühâ mey yeşâü min ʿibâdih. velʿâḳibetü lilmütteḳîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

128Musa da kavmine şöyle dedi:
– Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır ve O kullarından dilediğini oraya varis kılar. Mutlu son Allah’a karşı sorumlu davrananlarındır.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

128Firavunun bu kararından sonra, Mısır’da acı ve ızdırap dolu, çok zor günler başladı. Bu günlerde Musa da kavmine inanç ve kulluğun esaslarını öğreterek şöyle diyordu: “Ey kavmim! Bütün güç ve kudret Allah’ın elindedir ve O dilemedikçe, hiç kimsenin size bir şey yapamayacağını bilin! Sakın ürküp gevşemeyin, telaş etmeyin ümitsizliğe düşmeyin, yalnız Allah’tan medet umarak yardım dileyin ve O’nun yolunda zalimlere karşı mücadele verirken, tam bir direnç göstererek sabredin. İyi bilin ki bütün Yeryüzü Allah’ındır, dilediği kullarını ona mirasçı ve egemen kılar. Unutmayın, dünyada da âhirette de mutlu Sonuç ve nihai zafer, Allah’a saygıyla bağlanarak kötülüklerden sakınan dürüst ve erdemli kimselerin, günahlardan arınıp azaptan korunanların ve takva sahiplerinindir. Allah’ın davetine uyup da sorumluluklarını bilinçle yerine getirenler mutlaka kazanacaktır dedi.

İlgili ayetler

Ayet 129

1 ayet

A’raf 129

قَالُٓوا اُو۫ذ۪ينَا مِنْ قَبْلِ اَنْ تَاْتِيَنَا وَمِنْ بَعْدِ مَا جِئْتَنَاۜ قَالَ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ۟ ۝١٢٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

129Ḳâlû ûẕîne min ḳabli en teʾtiyenâ vemim baʿdi mâ ciʾtenâ. ḳâle ʿasâ rabbüküm ey yühlike ʿadüvveküm veyestaḫlifeküm fi-lʾarḍi feyenżura keyfe taʿmelûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

129Kavmi ise:
– Sen bize gelmeden önce de biz işkence ve baskı görüyorduk sen geldikten sonra da işkence ve baskı görüyoruz, dediler. Musa da:
– Belki de Rabbiniz düşmanlarınızı helak edecek, sizi o topraklara varis yapacak ve nasıl yaşayacağınızı görmek için sizi sınayacaktır, dedi.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

129Bu sözler üzerine vahiy terbiyesi ile henüz istenen kıvama gelmemiş olan İsrailoğulları, Hz. Musa’ya dönüp sitem ederek: “İyi hoş söylüyorsun da Bize, sen Peygamber olarak gelmeden önce de Firavun’un zulmüne maruz kalıp eziyet çektik. Sen geldikten sonra da eziyet devam ediyor!” Hakk dine ve davaya uyduk diye umduğumuz rahata ve menfaate bir türlü kavuşamadık. Güya bizi kurtarmaya gelmiştin, fakat uyuyan fitneyi uyandırdın ve Firavunu iyice azdırarak başımıza belâ ettin değişen bir şey yok dediler. Musa da onlara: Hele biraz daha sabredin, kardeşlerim! “Allah belki de düşmanımızı yok edip sizi onların yerine halife kılıp yerleştirecek. Ama öncelikle sizin nasıl hareket edeceğinize, sizin O’nun davetine olan inancınızdaki samimiyet ve gayretinizle buna ne kadar layık olduğunuza bakacak. İşte asıl zor imtihân o zaman başlayacak. Allah, sizi güç ve servet ile imtihân edip sadıklarla sahtekârları ayıracaktır “dedi. Derken ilâhî plân, aşama aşama gerçekleşmeye başladı.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

129Yunus 13Yunus 14Enbiyâ 35

Ayet 130

1 ayet

A’raf 130

وَلَقَدْ اَخَذْنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ بِالسِّن۪ينَ وَنَقْصٍ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ ۝١٣٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

130Veleḳad eḫaẕnâ âle firʿavne bissinîne venaḳṣim mine-ŝŝemerâti leʿallehüm yeẕẕekkerûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

130Andolsun ki biz Firavun hanedanını, belki akıllanırlar diye yıllarca kıtlık ve kuraklıkla cezalandırdık.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

130Şüphesiz biz Firavun’un kavmini ailesini belki öğüt alırlar düşünüp de akıllarını başların alırlar, gerçeği görüp Rablerinin davetine yönelirler diye kuraklık, kıtlık vererek ve orada yetişen meyveleri azaltarak defalarca cezalandırarak uyardık ki, belki düşünüp ibret alırlar. Fakat ibret alamadılar. Şöyle ki: (Allah, insanları bollukla ve toklukla imtihan ettiği gibi yoklukla ve yoksullukla da dener. Kuraklık yoluyla gelen kıtlık, tamamıyla helak olmaktan çok daha ehvendir. Allah, insanlar felaketi hak etseler de önce onlara yoksulluk ve kıtlık gibi hadiselerle tevbe imkânı sunar. Yani artçı musibetlerle akıllarını başlarına devşirmelerini ister. Tevbe edip kendilerine geldikleri takdirde helak olmaktan kurtulurlar. Ama azgınlıklarına ısrarla devam ederlerse helak olup giderler. Nitekim Kur’an’da bunun çokça örneklerini görmekteyiz.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

130Bakara 155A’raf 133Hac 11

Ayet 131

1 ayet

A’raf 131

فَاِذَا جَٓاءَتْهُمُ الْحَسَنَةُ قَالُوا لَنَا هٰذِه۪ۚ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَطَّيَّرُوا بِمُوسٰى وَمَنْ مَعَهُۜ اَلَٓا اِنَّمَا طَٓائِرُهُمْ عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ۝١٣١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

131Feiẕâ câethümü-lḥasenetü ḳâlû lenâ hâẕih. vein tüṣibhüm seyyietüy yeṭṭayyerû bimûsâ vemem meʿah. elâ innemâ ṭâiruhüm ʿinde-llâhi velâkinne ekŝerahüm lâ yaʿlemûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

131Ama onlar bolluk ve refaha ulaştıklarında "Bu bizim en doğal hakkımızdı" derler, sıkıntı ve darlığa düştüklerinde ise Musa’yı ve onunla birlikte olanları uğursuzlukla suçlarlardı. Oysa onların uğursuzluk saydıkları Allah katından bir yasadır. Fakat bu gerçeği onların çoğu bilmiyorlar.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

131Onlara bir iyilik geldiğinde, bolluk ve refaha kavuştuklarında: “Bu zaten bizim hakkımızdır, bizim doğru yolda olduğumuzu açıkça gösteren bir delildir ve sırf bizim bilgi ve becerimiz sayesinde gerçekleşmiştir” derlerdi. Başlarına bir kötülük geldiğinde de Musa ve beraberindekilerin uğursuzluk getirdiğine, uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluğu aslında kendi kötülükleri yüzünden hak ettiklerinin bir karşılığıdır, Allah katındandır, asıl uğursuz olanlar kendileridir ve uğradıkları felaketler, kendi fesatlıkları nedeniyledir ancak çoğu bu gerçeği bunu bilmez ve kabul etmez. İnkâr edenlerin yaptıkları hiçbir zaman değişmiyor. Muhakkak ki inkâr edenler başlarına gelenlerden hiç ders almaz. İşlerine gelen bir şey olursa hemen sahip çıkarlar. Onların başına bir iyilik gelse; “Bu bizim hakkımızdır” der, eğer kendilerine bir fenalık gelirse Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlardı. Bilesiniz ki onlara gelen uğursuzluk da iyilik de Allah katındandır, fakat onların çoğu bunu bilmezler. Hepsi yasalarımız doğrultusunda cereyan eder. Biz yeryüzünü gökyüzünü yasalarımızla yönetiriz. Yasalarımızda bir değişiklik bulamazsınız. Dünyada yaşarken yasalarımız gereği gökyüzünden yeryüzünden sizin bazen bolluk dediğiniz, bazen felaket dediğiniz olaylar meydana gelir. Bolluk dediğiniz olaylar hoşunuza gider. Felaket dediğiniz olaylardan hoşlanmazsınız. Buna rağmen yasalarımız gereği başınıza gelen bolluklar için biz yaptık bizim sayemizde geldi der, felaket dediğiniz olaylar başınıza geldiği zaman başkalarını suçlarsınız. Hâlbuki Rabbinizin yasalarıyla meydana gelen olaylar, yaşadığınız dünyanın size ait olmadığını hatırlatır. Sizler bolluğuna, yokluğuna, iyiliğine, felaketine egemen olamadığınız yeryüzünde yaşarsınız. Bunu fark edip haddinizi bilerek yaşayacağınıza şımararak azarsınız. Etrafınızdaki olaylardan ders çıkarmazsınız. Olayları kendi çıkarlarınıza göre yorumlayarak zanlarda bulunursunuz. (Firavuncuların yaşadıkları kuraklık ve kıtlık belasının Musa’nın ve onun yanında yer alanlarla bir ilgisi yoktur. Bu belalar, kendi yaptıklarının karşılığı olarak Allah tarafından bir cezalandırılmadır.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

131Neml 47Yâsîn 18

Ayet 132

1 ayet

A’raf 132

وَقَالُوا مَهْمَا تَاْتِنَا بِه۪ مِنْ اٰيَةٍ لِتَسْحَرَنَا بِهَاۙ فَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِن۪ينَ ۝١٣٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

132Veḳâlû mehmâ teʾtinâ bihî min âyetil litesḥaranâ bihâ femâ naḥnü leke bimüʾminîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

132–(Musa’ya) Bizi sihrinle etkilemek için her ne ayet getirirsen getir biz yine de sana inanmayacağız, dediler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

132Başlarına gelenlerden ders almayarak Musa’ya dönüp: “Bizi senin peygamberliğine davet ettiğin hayat nizamına inandırmak ve etkileyip büyülemek için, Sen ne kadar mucize ve ayet getirirsen getir biz yine de sana inanmayacağız.” Bu küfür ve zulüm düzenini bile bile tercih ettik dediler. Keşke ayetlerin anlattığı gerçekleri anlayıp, dünyanın sahibi olmadığınızı, dünyada geçici bir hayat yaşadığınızı anlamış olsanız. Bunları akıl edip düşünmez misiniz?

İlgili ayetler

İlgili ayetler

132Yunus 78İsrâ 59

Ayet 133

1 ayet

A’raf 133

فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الطُّوفَانَ وَالْجَرَادَ وَالْقُمَّلَ وَالضَّفَادِعَ وَالدَّمَ اٰيَاتٍ مُفَصَّلَاتٍ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِم۪ينَ ۝١٣٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

133Feerselnâ ʿaleyhimu-ṭṭûfâne velcerâde velḳummele veḍḍafâdiʿa veddeme âyâtim müfeṣṣalâtin festekberû vekânû ḳavmem mücrimîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

133Bunun üzerine biz de onlara, tufanı, çekirgeyi, küçük keneyi, kurbağaları ve kanı apaçık mesajlar olarak musallat ettik. Buna rağmen onlar yine de büyüklendiler. Onlar zaten günaha dalmış bir toplum idi.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

133Bunun üzerine Biz de kudretimiz ayrı ayrı alametler mucizeler ve musibetler olarak üzerlerine günlerce sel suları boşaltan tufan, her yeri kaplayarak hayatı felç eden sürü sürü çekirge, ürünleri mahveden zararlı haşarat, buğday güveleri gökten nehirleri ve şehirleri dolduran kurbağalar ve içme sularını kızıla boyayan kana dönüştürdüğümüz suyu –kan- musallat edip gönderdik. Bunlar onlara Allah’ın apaçık mesajları idi. Ama bütün bu uyarılara karşılık onlar yine de büyüklük tasladılar, kibirlenmeyi serkeşliği, zorbalığı, diktatörlüğü terk etmediler ve suçlular toplumu oldular. Müşrik ve kâfir olmaktan vazgeçmediler. İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen, güç ve iktidar sahibi âsi, suçlu ve günahkâr bir kavim olmaya devam ettiler. Yaşadığınız zamanlara bir bakın! Ayrı ayrı zamanlarda başınıza neler geldi. Tufanlar yaşadınız. Ürünlerinize çekirgeler saldırdı. Yaşadığınız yerleri haşereler bastı. İçtiğiniz kullandığınız suları kurbağalar istila etti. Kendi içinizde huzursuzluklar oluştu. İç isyanlar yaşadınız. İç savaşlarda birçok insan öldü. Birlikte yaşadığınız toplumlarla, başka toplumlarla aranıza kan girdi. Bunlar sizin istediğiniz şeyler miydi? Bunlar için başımıza gelen felaketler demediniz mi? Başınıza gelen bütün felaketler üzerinde düşünmeniz gereken, aklınızı başınıza getirecek delillerdi. Unutmayın ki; bizim koyduğumuz, her an dinamik bir şekilde aksamadan işleyen yasalarımızın gereği başınıza bolluk veya felaket getiren her şey, yine bizim değişmez yasalarımızın sonucudur. Bizim yasamız sizin için önemli ayetlerdir. Sizler ayetlerimizi doğru değerlendirip kendinize çeki düzen vereceğinize yanlış yorumlar yapıyorsunuz. Halâ gerçekleri anlamıyor musunuz? Dünyanın yasasını yönetmek sizin elinizde değildir. Dünyanın da, şu gördüğünüz gökyüzünün de yasasını biz yönetiriz. Öyleyken niçin bireysel toplumsal hayatınızın yasasında da Rabbinizin yasasına uymuyorsunuz? (Mısırlılar Hz. Musa’ya inanmadıkları için Allah Teâlâ onlara yağmur ve sel tufanı gönderdi, bilahare sırasıyla çekirge, haşere, kurbağalar gönderdi ki bu hayvanlar onların ağızlarına ve gözlerine girecek derecede çok idiler. Daha sonra gökten kan yağdırdı, bütün sular kan oldu ve kan içtiler. Bu belâların kalkması için Hz. Musa’ya baş vurdular, o da Allah’a dua etti ve belâlar kalktı; fakat onlar, «Ey Musa, sen gerçekten büyük bir sihirbaz imişsin!» diyerek inkâr etmekte ısrar ettiler. Firavun halkına gönderilen bu felaketlerin gerek nitelikleri, gerek süreleri hakkında, Kur’ân’da hiçbir bilgi ve işaret bulunmuyor. İsrailiyat kaynaklı ayrıntılı hikayeler bazı tefsirlerde yer almıştır. Yaşadığımız çağda da bu uyarıcı işaretleri alıyoruz. Cinsel ilişkilerde sınır tanımamamızın sonucu ortaya çıkan, kandaki bağışıklık sistemini etkisiz hale getiren AİDS hastalığı; kimyasal maddelerle kirlettiğimiz göllerde rastlanan deforme olmuş kurbağalar; kömür, petrol ve orman gibi doğal kaynakları sorumsuzca kullanmamız sonucu oluşan “greenhouse” nedeniyle artan sel felaketleri, aşırılıklarımıza karşı tanrısal uyarılardır.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

133A’raf 130İsrâ 101

Ayet 134–135

2 ayet

A’raf 134

A’raf 135

وَلَمَّا وَقَعَ عَلَيْهِمُ الرِّجْزُ قَالُوا يَا مُوسَى ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَۚ لَئِنْ كَشَفْتَ عَنَّا الرِّجْزَ لَنُؤْمِنَنَّ لَكَ وَلَنُرْسِلَنَّ مَعَكَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ ۝١٣٤ فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الرِّجْزَ اِلٰٓى اَجَلٍ هُمْ بَالِغُوهُ اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ ۝١٣٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

134Velemmâ veḳaʿa ʿaleyhimü-rriczü ḳâlû yâ mûse-dʿu lenâ rabbeke bimâ ʿahide ʿindek. lein keşefte ʿanne-rricze lenüʾminenne leke velenürsilenne meʿake benî isrâîl.

Okunuş

135Felemmâ keşefnâ ʿanhümü-rricze ilâ ecelin hüm bâligûhü iẕâ hüm yenküŝûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

134Ne zaman bu belalar başlarına gelse şöyle derlerdi: - Ey Musa Rabbinin seninle olan ahdinin hatırına Rabbine yalvar, eğer bizden bu belaları kaldırırsa kesinlikle sana inanacağız ve kesinlikle İsrailoğullarını seninle beraber salıvereceğiz.

Türkçe Meal

135Ama ne zaman verdikleri sözü yerine getirecek kadar bir süre onlardan belaları kaldırsak her seferinde onlar verdikleri sözü hemen bozuyorlardı.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

134Sonunda Başlarına dayanılmaz bir felaket geldiğinde Musa’ya gelip: “Ey Musa! Sana olan peygamberlik ahdine dayanarak bizim bu musibetten kurtulmamız için Rabbine dua et. Eğer üzerimizden bu felaketi kaldırırsan sana iman edecek, senin Allah adına yaptığın daveti kabul edip ona uyacağız ve İsrailoğullarını temel hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmasına son vererek seninle birlikte göndereceğiz” diyorlardı. Hâlbuki sizin felaket diye başınıza gelen her şey sürekli değildir. Sürekli olsaydı sizin dünyada yaşamanız mümkün olmazdı. Bunlar gelip geçicidir. Musa olsaydı da olmasaydı da; doğal yasalarımız gereği bu tür felaketler başınıza gelecektir. Musa ile mücadele ederken gelince mi felaketlerin Rabbinizden geldiğine inandınız? Musa size ayetlerimizi getirmeden bu tür felaketler yaşamadınız mı? Ne biçim akıl ediyorsunuz? Musa sizin için dua etse ne olur etmese ne olur? Felaketler sizi uyarmak için sürekli gelecek! Size yasalarımızı hatırlatacak. (Demek ki Allah insanları her şekilde imtihan ediyor. Şu anda içinde bulunduğumuz, Çin’den başlayarak dünyanın 195 ülkesini kasıp kavuran ve yüzbinlerce kişinin ölümüne sebep olan ve herkesi evlerinde karantinaya aldıran ve hâlâ devam etmekte olan, ister doğal isterse laboratuarda üretilsin küresel salgın coronavirüsün (Covid-19)’un; dünyayı yaşanmaz hale getiren, ekolojik dengeyi bozan, alabildiğine kibir ve gurur içinde yüzen, fakir ve yoksulları, hayvanları ezen, ahlak, merhamet ve adaletten uzak hâle gelmiş insanlık için bir nevi imtihan olduğunu düşünebiliriz. İnsanoğlu bu gibi felaketlerden, ders çıkarmalı, eksik ve yanlışlarını görüp düzeltmeli, gerekli tedbirleri almalı ve bu gibi felaketlere karşı her zaman hazır olmalı, insanlığa ve çevreye zulümden vazgeçmeli ve kendine gelmelidir. Başta temizlik olmak üzere, ahlaki ve insani değerleri, adaleti, eğitimi, eşitliği, ilim ve irfanı ön plana almalı ve içinde yaşadığımız dünyanın ve atmosferin vb kıymetini bilmeliyiz.)

Açıklamalı meal

135Biz verdikleri sözü yerine getirebilecekleri samimiyetlerini gösterebilecekleri bir süre için musibeti üzerlerinden kaldırınca sözlerinden hemen dönüyorlardı ve eski hallerini devam ettiriyorlardı. Felaketler ortadan kalkınca ne yapıyorsunuz? Ayetlerimizi inkâr edip yalanlamıyor musunuz? Elçimiz Musa ile mücadeleye girmiyor musunuz?

İlgili ayetler

İlgili ayetler

134Bakara 61

Ayet 136

1 ayet

A’raf 136

فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَاَغْرَقْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ بِاَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِل۪ينَ ۝١٣٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

136Fenteḳamnâ minhüm feagraḳnâhüm fi-lyemmi biennehüm keẕẕebû biâyâtinâ vekânû ʿanhâ gâfilîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

136Biz de onlara bunun acısını tattırdık ve onları, ayetlerimizi yalanladıkları ve onlara karşı umursamaz davrandıkları için denizde boğduk.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

136Biz de ayetlerimizi yalanladıklarından, Rablerinin davetine karşı küstahlıklarından ve onları umursamadıklarından ikiyüzlülüklerinden dolayı kendilerinden öç aldık ve tümünü denizde boğduk ve helak ettik. Musa ile gönderdiğimiz ayetleri hep yalanladılar. Başlarına gelen olayları çıkarlarına göre yorumladılar. Peki! Ne oldu? Elçimizle yaptıkları mücadele sonunda denizde boğulup gittiler. Şimdi arkalarından sanki bir masal gibi söz ediliyor. Bir zamanlar Mısır’da Firavunlar yaşardı deniliyor. Hâlbuki onlar masal değil, hayatı gerçekten yaşayanlardı. (Yüce Allah için kullanılan ve [intikam] kökünden gelen kelimelerin geçtiği bütün ayetlerde, zalimlerden, haddini aşanlardan, suçlulardan, suçtan beslenenlerden, yoldan çıkanlardan, kısaca azabı hak edenlerden söz edilmekte, işledikleri haksızlığın karşılığında Yüce Allah’ın onlardan intikam alacağı, hesap soracağı, bunların işlediği fiillerin karşılıksız bırakılmayacağı, kötülüklerinin yanlarına kâr kalmayacağı ifade edilmektedir. Çünkü hiç kimsenin Allah’a zarar vermeye gücü yetmez. Bu ayette onların denizde boğulmalarının iki sebebi yer almaktadır: İlki Allah’ın ayetlerini yalanlamaları, diğeri ise o ayetlere karşı ilgisiz davranıp gafleti tercih etmeleriydi. Onlar haksız bir cezalandırmayı değil, hak edilmiş bir sonu yaşamışlardı.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

136A’raf 36Yunus 90

Ayet 137

1 ayet

A’raf 137

وَاَوْرَثْنَا الْقَوْمَ الَّذ۪ينَ كَانُوا يُسْتَضْعَفُونَ مَشَارِقَ الْاَرْضِ وَمَغَارِبَهَا الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَاۜ وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ الْحُسْنٰى عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ بِمَا صَبَرُواۜ وَدَمَّرْنَا مَا كَانَ يَصْنَعُ فِرْعَوْنُ وَقَوْمُهُ وَمَا كَانُوا يَعْرِشُونَ ۝١٣٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

137Veevraŝne-lḳavme-lleẕîne kânû yüstaḍʿafûne meşâriḳa-lʾarḍi vemegâribehe-lletî bâraknâ fîhâ. vetemmet kelimetü rabbike-lḥusnâ ʿalâ benî isrâîle bimâ ṣaberû. vedemmernâ mâ kâne yaṣneʿu firʿavnü veḳavmühû vemâ kânû yaʿrişûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

137Vaktiyle horlanmış ve ezilmiş olan toplumu bereketli kıldığımız o ülkelerin doğusundan batısına kadar tamamına hâkim kıldık ve İsrailoğullarının göstermiş olduğu dirençten dolayı Rabbinin verdiği o güzel vaat böylece yerine gelmiş oldu. Firavun ve hanedanın gururlandığı sarayları bağları ve binaları yerle bir ederek tarihe gömdük.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

137Sonra da Firavun ve yandaşlarının zayıf bırakıp zulmettiği insanları zayıf düşürülen, Hor görülen baskıcı, zâlim idareler tarafından kahır altında ezilmekte olan mü’min ve mücahit topluluğu ise, (mustaz’afları) bereketlendirdiğimiz yerin doğularına ve batılarına yani Filistin diyarına ,bütün dünyaya mirasçı ve hükümran kıldık. Böylece Rabbinin İsrailoğullarına olan vaadi ,güzel sözü sabırla, sebatla direnmeleri sebebi ile, her türlü sıkıntı ve zorluklara karşı sabretmelerine karşılık gerçekleşmiş olarak tam yerine geldi. Firavun ile toplumunun yapmakta olduklarını ve yükselttiklerini saraylarını köşklerini de helak ettik ve yıktık. Bu hak ettikleri bir akıbetti. Yani onları denizde boğduktan sonra, âhireti kaybetme pahasına uğrunda mücâdele ettikleri malı, servet, şan, şöhret ve saltanatlarını yıkıp yok ettik. Onların hor gördüğü, ezdiği, köle olarak kullandığı toplum onlardan kurtuldu. Batı taraflarında bereketli topraklara ulaştılar. Rabbin onlara söz vermişti. Sabrederseniz, iyilik, güzellik, doğruluk için mücadele verirseniz, size mükâfat edilecektir denilmişti. Andolsun ki doğruluk üzerinde olanları, özgürlükleri için mücadele verenleri, zulme haksızlığa karşı çıkanları, gösterdikleri mücadele, sabır, azim, kararlılık için başarıya ulaştırırız. Onları mücadelede galip kılarız. İşte biz Firavun kavmini böyle cezalandırdık. Horladıkları topluma hidayetimizi gönderdik. Onlar hidayetimiz doğrultusunda, iyilikler, güzellikler için mücadele verdiler. Özgürlükleri için ellerinden geleni yaptılar. Başlarına gelen her türlü sıkıntıya her türlü belaya karşı azimle karşı durdular. Firavuna boyun eğmediler. Musa ile gönderdiğimiz ayetlere uyarak haklarına sahip çıktılar. Firavun kavmiyle aralarında büyük mücadele oldu. Kanlar döküldü. Ama hidayet edenler zafere ulaştı. İşte, Mûsâ ve arkadaşları için asıl imtihân, bundan sonra başlıyordu: (Firavun, İsrailoğullarını çok ağır şartlarda çalıştırıyor, onlardan cizye alıyor, erkek çocuklarını öldürüyor, hiçbir şekilde onlara sosyal statü tanımıyordu. Yapılan bunca haksızlığa sabırla direnen İsrailoğulları Allah’a ve peygamberine olan iman ve sadakatlerinden dolayı ödüllendiriliyor. Ayette de ifade edildiği gibi Firavunun egemen olduğu Mısır ve Şam’ın doğu ve batısında bulunan verimli topraklar ellerine geçiyor ve o topraklardan elde ettikleri mahsullerle refah seviyeleri yükseliyor. Uzun müddet bu bölgede yaşayan İsrailoğulları daha sonra Kudüs ve Şam bölgelerini hakimiyetleri altına alarak hayatlarına o bölgede devam ediyor. Onun için Bakara suresi 2/47. âyetinde İsrailoğullarına bu nimetler hatırlatılıyor; “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetleri ve sizi bir zamanlar diğer kavimlere karşı üstün kıldığımı hatırlayın!” Bazı âlimler burasının, “Şam ve Mısır topraklarının doğuları ve batıları” olduğunu, çünkü bu bölgenin Firavun’un yetkisi altında olan bölgeler olduğunu söylemişlerdir. Bir başka görüşe göre, kastedilen bütün yeryüzüdür. Çünkü Hz. Davud ve Hz. Süleyman da İsrailoğullarından olup, çok geniş bir coğrafyaya hâkim olmuşlardır. Bu da ayetteki [el-ard] “yer” kelimesi ile bütün “yeryüzünün” kastedildiğine delalet eder. Bu bölgenin daha önce Hz. İbrahim ve peygamber çocuklarının yaşadığı, şimdi israil’in işgal ettiği Filistin toprakları olma ihtimali de vardır. Yani İsrailoğulları’nın geçmişte mirasçı kılındığı topraklar Ürdün-Filistin-Suriye topraklarının doğusundan batısına kadar tamamı olabilir)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

137Duhân 25Duhân 33

Ayet 138–140

3 ayet

A’raf 138

A’raf 139

A’raf 140

وَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ الْبَحْرَ فَاَتَوْا عَلٰى قَوْمٍ يَعْكُفُونَ عَلٰٓى اَصْنَامٍ لَهُمْۚ قَالُوا يَا مُوسَى اجْعَلْ لَنَٓا اِلٰهًا كَمَا لَهُمْ اٰلِهَةٌۜ قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ ۝١٣٨ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مُتَبَّرٌ مَا هُمْ ف۪يهِ وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ۝١٣٩ قَالَ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْغ۪يكُمْ اِلٰهًا وَهُوَ فَضَّلَكُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَ ۝١٤٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

138Vecâveznâ bibenî isrâîle-lbaḥra feetev ʿalâ ḳavmiy yaʿküfûne ʿalâ aṣnâmil lehüm. ḳâlû yâ mûse-cʿal lenâ ilâhen kemâ lehüm âliheh. ḳâle inneküm ḳavmün techelûn.

Okunuş

139İnne hâülâi mütebberum mâ hüm fîhi vebâṭilüm mâ kânû yaʿmelûn.

Okunuş

140Ḳâle egayra-llâhi ebgîküm ilâhev vehüve feḍḍaleküm ʿale-lʿâlemîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

138Ve biz İsrailoğullarını sağ salim denizden karşıya geçirmiştik. Orada bir takım kutsadıklarına tapan insanlarla karşılaştılar ve:
– Ey Musa bize de bunlarınki gibi ilah yapsana, dediler. Musa da onlara:
– Siz gerçekten çok cahil bir toplumsunuz! Dedi.

Türkçe Meal

139Onlar içinde bulundukları yanlış inançlarından dolayı eninde sonunda helak olacaklardır. O yaptıkları şeyler batıldır.

Türkçe Meal

140O sizi bütün toplumlara üstün kılmış iken ben size Allah’tan başka bir ilah mı arayayım? Dedi.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

138Mücadelelerinin sonunda İsrailoğullarını Firavun zulmünden kurtarıp denizden geçirdik ve Yollarına devam ederken Allah’tan başka da ilahlar edinen, ağaçtan yontularak, metalden dökülerek yapılan heykellere, tapmakta olan ve putları önünde eğilen ve putlaştırdıkları kimselerin kurdukları nizam ile yönetilen bir topluluğa bir kavime rastladılar. Bunu gören ve Yüzyıllarca putperest bir toplumun esâreti altında yaşamış olan İsrailoğulları da Musa’ya “Ey Musa! Onların ilahları olduğu gibi bize de görebileceğimiz, dokunabileceğimiz bir ilah/ tanrı yap” dediler. (Musa) onlara dedi ki: “Siz gerçekten cahillik eden nankör ve doğruyla yanlışı birbirinden ayırt edemeyen bir topluluksunuz diyerek azarladı. (Ayetin hemen ilk cümlesindeki; “İsrailoğullarını denizden geçirdik” ifadesi, “İsrailoğullarına özgürlük ve zulümden kurtuluş gibi lütufların ihsan edildiğini” gösteriyor. Her türlü sosyal ve siyasi nimetlerin başlangıcını oluşturan “denizden geçme” hadisesi Allah’ın yardımıyla Hz. Musa’nın bir mucizesi olarak gerçekleşiyor. Fakat İsrailoğulları yine de puta tapan ve Amalikalılar olduğu söylenen bir topluluğu görünce onlara özenerek Hz. Musa’dan kendilerine de bir put yapmasını istiyorlar. Demek onca ilahi desteğe ve mucizeye rağmen puta tapma geleneğinin etkisi hala üzerlerinde ve Allah’a olan imanları bu geleneği yıkacak güce tam ulaşamamış. Denizi geçtikten sonra kendilerine ait putlara tapmakta olan kavmin kimlerden oluştuğuna dair ayette herhangi bir bilgi yoktur. Müfessirlerimiz bu bağlamda çeşitli isimler ileri sürmekte, bir kısmı Lahm, bir kısmı Hz. Musa’nın kendileriyle savaşması emredilen Ken‘âniler olduğunu belirtmişlerdir. Haklarında Kur’an’da bilgi verilmemesinden hareketle, bu kavmin kimlerden oluştuğuna dair net bir şeyler söylemek durumunda değiliz. Bunların tapındığı putların “inek” şeklinde olduğu, daha sonra Sâmirî’nin de bunlardan esinlenerek bir buzağı putu yaptığı ifade edilmektedir. Çeşitli ayetlerde geçen [asnâm] kelimesi ise daha çok madeni bir kaynaktan yapılmış “putlar” anlamına gelmektedir. Burada önemli olan, denizden geçirilen İsrailoğulları’nın onlara bakarak ortaya koydukları çirkin tavırdır. Bu kıssada esas vurgulanmak istenen konu: İsrâil Oğullarının firavundan kurtulduktan sonra, meylettikleri ilk küfürdür. Bu küfür meyli de çok enteresandır. Zîrâ onların; yıllarca Firavunun zulmünden Allah’ın izniyle kendilerini kurtaran bir peygamber başlarındayken, “denizden geçme mûcizesinin” üzerinden fazla bir zaman geçmemişken, böyle bir istekte bulunmaları, gerçekten son derece dikkat çekici bir beyinsizlik örneğidir. Ayrıca bu ve benzeri olaylardan İsrail Oğullarının Hz. Musa’ya samimi bir imanla inanmadıkları anlaşılmaktadır.)

Açıklamalı meal

139Bu gördüğünüz topluma gelince Şunların putlara tapanların din diye içinde bulundukları şey imrenerek kendinize model aldığınız bu insanların içinde bulundukları inanç sistemi, uydurma ve sapkın din, benimseyip yaşadıkları o hayat onları kaçınılmaz bir biçimde kahredici bir yok oluşa sürükleyecektir ve mahvolup gitmeye mahkumdur; yapmakta oldukları ibadetler da hep boşunadır.” Şüphesiz görüp özendiğiniz putperestlik dini yıkılmıştır. Onların heykellerini yaparak taptıkları tanrıları batıldır. İnandığınız Allah’ın heykelini yapmanıza gerek yoktur. Buna ihtiyacınız da yok. Bizim inancımız gösteriş, şaşa, şatafat dini değildir. (Bu kıssada esas vurgulanmak istenen konu: İsrâil Oğullarının firavundan kurtulduktan sonra, meylettikleri ilk küfürdür. Bu küfür meyli de çok enteresandır. Zîrâ onların; yıllarca Firavunun zulmünden Allah’ın izniyle kendilerini kurtaran bir peygamber başlarındayken, “denizden geçme mûcizesinin” üzerinden fazla bir zaman geçmemişken, böyle bir istekte bulunmaları, gerçekten son derece dikkat çekici bir beyinsizlik örneğidir. Ayrıca bu ve benzeri olaylardan İsrail Oğullarının Hz. Musa’ya samimi bir imanla inanmadıkları anlaşılmaktadır. Firavun ’un zulmünden özgürlüğe kavuşan, Kızıldeniz’i geçtikten sonra Sina Çölünde yaşamlarını devam ettirebilmek için farklı nimetlerle desteklenen İsrailoğullarının hâlâ tapma duygularının canlı ve tapınmaya istekli olduğunu gören Allah, Bakara suresi 2/47 ayetinde olduğu gibi akıllarını başlarına devşirmeleri için onlara bir hatırlatma yapıyor.)

Açıklamalı meal

140Musa Dedi ki: “Allah sizi iman ve hidayet gibi nimetlerle içinde yaşadığınız zulüm nizamından kurtarıp bütün alemlere ve çevrenizdeki gafil ve kâfir kavimlere üstün kılmışken hâşâ ben sizin için Allah’tan başka hükmüne boyun eğilecek bir otorite, kulluk ve ibadet edilecek ilah mı arayacağım!” Sizler başka bir zulüm nizamına yönelerek Allah’tan başka ilah mı arıyorsunuz? Bana nasıl böyle şaşkın ve sapkın bir teklif yaparsınız? Bunu yaparsam inandığım değerlere ihanet etmiş olurum.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

138A’raf 148

İlgili ayetler

139İsrâ 81Enbiyâ 18

Ayet 141

1 ayet

A’raf 141

وَاِذْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِۚ يُقَتِّلُونَ اَبْنَٓاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَٓاءَكُمْۜ وَف۪ي ذٰلِكُمْ بَلَٓاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظ۪يمٌ۟ ۝١٤١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

141Veiẕ enceynâküm min âli firʿavne yesûmûneküm sûe-lʿaẕâb. yüḳattilûne ebnâeküm veyestaḥyûne nisâeküm. vefî ẕâliküm belâüm mir rabbiküm ʿażîm.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

141Hani, size işkencenin en kötüsünü çektiren, erkek çocuklarınızı öldürüp, kadınlarınızı sağ bırakan Firavun hanedanından kurtarmıştık. İşte bunda Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

141Ve onlara, Allah’ın şu sözlerini iletti: Ey İsrailoğulları! Düşünün ki, Hani bir zamanlar size en kötü işkenceleri yapan, bir soykırım olarak neslinizi yok etmek için yeni doğanları ve oğullarınızı sizlerin gözleri önünde öldüren, kadınlarınızı utanç verici işlerde köle olarak kullanmak üzere sağ bırakan Firavun hanedanından ve zulüm sisteminden sizi kurtardık. Bunda sizin için Rabbinizin katından sizi eğitip olgunlaştırmak ve böylece insanlığı doğru yola ileten örnek ve öncü bir toplum yapmak adına büyük bir imtihan vardı. Siz bu ağır sınavları geçmişken, şimdi bu yaptığınız size yakışıyor mu?”

İlgili ayetler

Ayet 142

1 ayet

A’raf 142

وَوٰعَدْنَا مُوسٰى ثَلٰث۪ينَ لَيْلَةً وَاَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ م۪يقَاتُ رَبِّه۪ٓ اَرْبَع۪ينَ لَيْلَةًۚ وَقَالَ مُوسٰى لِاَخ۪يهِ هٰرُونَ اخْلُفْن۪ي ف۪ي قَوْم۪ي وَاَصْلِحْ وَلَا تَتَّبِعْ سَب۪يلَ الْمُفْسِد۪ينَ ۝١٤٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

142Vevâʿadnâ mûsâ ŝelâŝîne leyletev veetmemnâhâ biʿaşrin fetemme mîḳâtü rabbihî erbeʿîne leyleh. veḳâle mûsâ lieḫîhi hârûne-ḫlüfnî fî ḳavmî veaṣliḥ velâ tettebiʿ sebîle-lmüfsidîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

142Biz Musa ile otuz geceliğine sözleşmiştik ve ona on gece daha ekledik böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye tamamlanmış oldu. Musa kardeşi Harun’a:
– Halkımın içinde benim görevimi sen üstlen ve düzeni sağla sakın fitne ve fesat çıkaranların yoluna uyma! Dedi.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

142Biz Musa ile huzurumda ibadet ve riyazetle vakit geçirmek üzere, insanların yaratılış sebeplerine uygun olan nizam ile ahlakın yasalarını öğretmek için, Tevrat’ın ilk ayetlerini vermek üzere huzurumuza çağırmadan önce, oruç ve benzeri ibâdetlerle bu büyük buluşmaya hazırlanması için otuz günlüğüne Sina Dağı’na çağırdık, otuz gece (münacaatta bulunması) üzere sözleştik. Sonra buna on gece on günlük rûhî hazırlık süresi daha ekledik ve, böylece Rabbinin onun için belirlemiş olduğu süre kırk geceye tamamlandı. Musa, da çağırılan yere gelirken kardeşi Harun’a: “Kavmimim içinde benim yerime geç, halifem ol. Ben dönünceye kadar onlara göz kulak ol, onları ıslah et düzelt ve bozgunculuk çıkarmak isteyenlere izin verme bozguncuların yoluna uyma” dedi ve ayrıldı. (İsrailoğulları hürriyetlerine kavuşunca muvahhid topluluğun uyacakları şeriatı bildirmek üzere Cenab-ı Allah Hz. Mûsâ’yı kırk günlüğüne Sina’ya çağırdı. Sina dağının tepesinde bugün, Hz. Mûsâ’nın kırk gün kaldığı söylenen bir mağara bulunur. Kutsal bir ziyaret yeri olan bu mağara yakınında bir cami, bir kilise, bir de Justinyen zamanında yapılmış bir manastır vardır. İsrailoğullarının Firavun zulmünden kurtulmasından sonra, onlara dinlerinin esaslarını öğretecek bir kitabı Allah tarafından getirmek üzere, Hz. Musa Tur Dağına çıkmış; burada otuz günü oruç ve ibadetle geçirdikten sonra, anlaşıldığına göre, son on gün içinde de kendisine Tevrat indirilmişti.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

142Bakara 51Tâhâ 83

Ayet 143

1 ayet

A’raf 143

وَلَمَّا جَٓاءَ مُوسٰى لِم۪يقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُۙ قَالَ رَبِّ اَرِن۪ٓي اَنْظُرْ اِلَيْكَۜ قَالَ لَنْ تَرٰين۪ي وَلٰكِنِ انْظُرْ اِلَى الْجَبَلِ فَاِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرٰين۪يۚ فَلَمَّا تَجَلّٰى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ مُوسٰى صَعِقًاۚ فَلَمَّٓا اَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ اِلَيْكَ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُؤْمِن۪ينَ ۝١٤٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

143Velemmâ câe mûsâ limîḳâtinâ vekellemehû rabbühû ḳâle rabbi erinî enżur ileyk. ḳâle len terânî velâkini-nżur ile-lcebeli feini-steḳarra mekânehû fesevfe terânî. felemmâ tecellâ rabbühû lilcebeli ceʿalehû dekkev veḫarra mûsâ ṣaʿiḳâ. felemmâ efâḳa ḳâle sübḥâneke tübtü ileyke veenâ evvelü-lmüʾminîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

143Ve Musa tayin ettiğimiz vakitte belirlediğimiz yere gelince, Rabbi onunla konuştu. Musa dedi ki:
– Rabbim, bana kendini göster de sana bakayım! Rabbi:
– Beni asla göremeyeceksin fakat şu dağa bak; eğer o dağ yerinde durursa o zaman sen de beni görürsün, dedi. Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir etti ve Musa bayılarak yere yığıldı, ayıldığında dedi ki:
– Seni tenzih ederim/senin şanın çok yücedir, bu isteğimden tövbe ettim ve (senin görülemeyeceğine) iman edip mümin olanların ilki benim.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

143Musa belirlediğimiz vakitte Sina Dağına gelip Rabbi kendisiyle konuştu. Bunun verdiği sonsuz zevk ve heyecanla, “Ey Rabbim! ne olur Bana kendini göster sana bakayım dedi. Allah da: “Beni burada ve dünya gözüyle asla göremeyeceksin. Çünkü buna dayanamazsın! Fakat mutlaka beni görmek istiyorsan önce şu dağa bak şimdi o dağa tecelli edeceğim. Eğer o dağ yerinde durursa beni görebilirsin” dedi. Rabbi dağa nurunu gösterip tecelli edince, onu dümdüz etti ve Musa da gördükleri karşısında düşüp bayıldı. Mûsâ ayılınca: Sen pek yücesin. Seni eksikliklerden tenzih ederim Allah’ım Sana yöneldim ve Dünya gözüyle seni görme isteğimden dolayı tevbe ettim. Ben Seni dünya gözüyle görmenin imkânsız olduğuna şahit olup da inananların ilkiyim” dedi.

İlgili ayetler

Ayet 144

1 ayet

A’raf 144

قَالَ يَا مُوسٰٓى اِنِّي اصْطَفَيْتُكَ عَلَى النَّاسِ بِرِسَالَات۪ي وَبِكَلَام۪يۘ فَخُذْ مَٓا اٰتَيْتُكَ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ ۝١٤٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

144Ḳâle yâ mûsâ inni-ṣṭafeytüke ʿale-nnâsi birisâletî vebikelâmî. feḫuẕ mâ âteytüke veküm mine-şşâkirîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

144– Allah da Musa’ya şöyle buyurdu: Ey Musa, sana risalet (mesajımı iletme görevi) vererek ve seninle konuşarak insanlar arasından seni seçip onurlandırdım, öyleyse sen de sana vahyettiklerime sımsıkı sarıl ve şükredenlerden ol!

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

144(Rabbi): “Ey Musa! Ben ilahi tebliğlerimle, sana verdiğim elçilik göreviyle ve seninle konuşmamla, seni insanlara karşı seçkin kıldım. Seni özel bir konuma yükselttim, o hâlde Sana verdiğimi al, sana vahyettiklerimin değerini bil ,Vahyin hükümlerine uyarak sorumluluklarını yerine getir, şu levhalarda yazılı olan emirlere sımsıkı sarıl ve Rabb’ine gönülden boyun eğerek şükredenlerden ol!” dedi. (Allah’ın, Hz. Musa’ya konuşmasını bir insanın diğer bir insanla konuşması gibi düşünmemek gerekir. Çünkü Allah’ın elçisi de olsa, insan gözü dünyalık varlıkları görebilmeye programlanmıştır. Güneşe bakmak için bile, katarakta sebep olabilecek ultraviyole ışınlarından korunmak için renkli veya koyu camlardan ve çeşitli biçimlerde yapılan filtreli özel görme cihazları kullanmak gerekirken, aynı gözler Allah’ı nasıl görecek ve buna nasıl dayanacak. Dünya gözüyle ancak Allah’ın yarattıklarında Allah’ı görmek mümkün olur. Kasas 28/30 ve Taha 20/11-14 ayetlerine bakıldığında Allah’ın Hz. Musa’ya konuşmasının mahiyeti daha iyi anlaşılacaktır. Bunlar Hz. Musa’nın aldığı ilk vahiydir ve bunlarla Hz. Musa peygamber olduğunu anlamıştır. Nitekim daha sonraki zamanlarda (Taha 20/17-18) de görüldüğü gibi bu konuşma farklı şekillerde devam etmiştir. “Sağ elindeki nedir ey Musa?” (Musa) Dedi ki: “O, benim asamdır.” Kuşkusuz Allah, Hz. Musa’nın elindekinin asa olduğunu bilmektedir. Fakat Hz. Musa’yı eğitmek, onun heyecanını azaltmak ve ona Kendi gücünü göstermek için böyle hitap etmiştir. Rabbimizin bu ifadesi Hz. Musa’ya risalet öğretileri ve hitabı sayesinde onu peygamber kıldığının bir göstergesidir. Bunu hatırlatmasının sebebi Hz. Musa’nın Yüce Allah’ı göremeyince üzülmemesi gerektiğini, çünkü ona verdiği peygamberlik ve gerçekleştirdiği hitabın çok daha önemli olduğunu teselli cümleleriyle belirtmek istemesidir. Söylenmek istenen şudur: “Sen sana verilen nimetlerle ve büyük görevle meşgul ol; onlara sımsıkı sarıl ve onlar nedeniyle şükret!”)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

144Mâide 67Tâhâ 13Tâhâ 41

Ayet 145

1 ayet

A’raf 145

وَكَتَبْنَا لَهُ فِي الْاَلْوَاحِ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْعِظَةً وَتَفْص۪يلًا لِكُلِّ شَيْءٍۚ فَخُذْهَا بِقُوَّةٍ وَاْمُرْ قَوْمَكَ يَاْخُذُوا بِاَحْسَنِهَاۜ سَاُر۪يكُمْ دَارَ الْفَاسِق۪ينَ ۝١٤٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

145Veketebnâ lehû fi-lʾelvâḥi min külli şeyʾim mevʿiżatev vetefṣîlel likülli şeyʾ. feḫuẕhâ biḳuvvetiv veʾmür ḳavmeke yeʾḫuẕû biaḥsenihâ. seürîküm dâra-lfâsiḳîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

145Biz ona levhalarda her türden öğüdü yazdık ve her şeyi detaylı şekilde kaydettik. Ve Musa’ya şöyle vahyettik. “Bu ilahi hükümlere sımsıkı sarıl, halkına da en güzel şekilde bu hükümlere uymalarını söyle!” Ben, yakında size yoldan çıkan fasıkların yurtlarını göstereceğim.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

145Onun için Musa’ya verdiğimiz ayet ve emirlerimin yer aldığı Tevrat yazılı levhalarda her şeyle ihtiyaçları ile ilgili bilgileri, Allah’ın rıza ve gazap yollarını anlatan Müslümanca yaşamaya dair bir öğüt ve insanlığı dünya ve âhirette kurtuluşa iletecek her şey hakkında, insanların yaratılış sebeplerine uygun Allah merkezli hayatın gerektirdiği her türlü bilgiyi ve hükümleri belirten bir açıklama yazdık. Musa’ya şöyle emrettik: “Bunlara ilahi nizamın hükümleri ve ahlakına titizlikle uy sıkıca sarıl emirlerime sağlam yapış; çünkü kuvvet ve hükümet olmadan, Hakk nizamı uygulamak imkânsızdır ve kavmine de bunlara yani bu hükümlere en güzel şekilde uymalarını emret. Zamanı geldikçe bir ibret ve imtihân olmak üzere Size fasıkların yoldan çıkmışların yurdunu, Allah’ın davetinden yüz çevirenlerin içine düştükleri bataklıkları onların acı ve alçaltıcı akıbetlerini pek yakında göstereceğim.” Onlara da bu mesajı iletecek, hak ve hakîkatin bayraktarlığını yapacaksınız. Fakat inatla karşınıza dikilenler olacak. Zira bu kitap, yalnızca gerçeğe ulaşmak isteyenleri doğru yola iletir: İnananların uyacağı yasaları levhalara yazdık. Sana bildirilen emirleri hayatında uygula! Emirlerimizin dışına çıkma! Kavmine emirlerimizi açıkla! Kavmin emirlerimin dışına çıkmasın! Daima doğruluk, iyilik, güzellik içinde olsunlar! Başka yollara sapmasınlar! Onlara yoldan çıkmışların ülkelerini göstereceğim! Gerekli dersleri çıkarsınlar! Kitaba güzellikle uysunlar, emirleri en güzel şekliyle uygulasınlar. (Bu, Kur’ân’da sık sık tekrarlanan bir öğüttür. Bununla, insanlar sadece birtakım yükümlülükleri üstün körü yerine getirmek veya işleri sadece kitabına uydurmakla yetinmeyip, Allah’ın buyruklarına gönülden yönelerek onu en güzel şekilde uygulamanın yollarını aramaya teşvik edilmektedir. İki şık arasında serbest bırakıldığında en güzelini seçmek de (cezalandırmak yerine affetmeyi tercih etmek gibi) bu öğüt kapsamındadır. )

İlgili ayetler

Ayet 146

1 ayet

A’raf 146

سَاَصْرِفُ عَنْ اٰيَاتِيَ الَّذ۪ينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَاۚ وَاِنْ يَرَوْا سَب۪يلَ الرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَب۪يلًاۚ وَاِنْ يَرَوْا سَب۪يلَ الْغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَب۪يلًاۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِل۪ينَ ۝١٤٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

146Seaṣrifü ʿan âyâtiye-lleẕîne yetekebberûne fi-lʾarḍi bigayri-lḥaḳḳ. veiy yerav külle âyetil lâ yüʾminû bihâ. veiy yerav sebîle-rruşdi lâ yetteḫiẕûhü sebîlâ. veiy yerav sebîle-lgayyi yetteḫiẕûhü sebîlâ. ẕâlike biennehüm keẕẕebû biâyâtinâ vekânû ʿanhâ gâfilîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

146Haksız yere yeryüzünde büyüklük taslayanları ayetlerimden uzak tutacağım Onlar her türlü ayeti görseler bile ona inanmazlar, doğru yolu görüp bilseler bile onu yol edinmezler ama taşkınlık yolunu gördüklerinde ise hemen onu yol edinirler. İşte bu, onların ayetlerimiz karşısında yalana sarılmaları ve onlara karşı duyarsız olmalarındandır.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

146Ey bu âyetlere muhatap olanlar. Siz de Mûsâ’nın kavmi gibi şirkten tevhide çağrılıyorsunuz. “Bizim vahyin rehberliğine, peygamberin örnekliğine ihtiyacımız yok” diyerek yaşayanlar şunu iyi bilin. Yeryüzünde haddini aşarak haksız yere zorbalığa başvurup büyüklük taslayanları, ders almaları için ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar âyetlerimi anlamaktan ve kâinattaki hikmetli yaratılışların sahibini kavramaktan uzaktırlar. Öyle ki Onlar bütün ayetleri mucizeleri görseler de asla iman etmezler. Onlar önyargı perdesinin ardından ayetlerimi dinleyip okurlar. Perdeden dolayı ayetlerin açıkladığı gerçekleri göremezler. Artık önyargılarıyla gözleri kör, kulakları sağırlaşmıştır. Ta ki ön yargılarını kaldırarak iman etsinler. Ön yargılarını kaldırmadan ayetlerimizde anlatılan gerçekleri anlayamazlar. Hatta dosdoğru yolu görseler de o yola girmezler. Fakat sonu pişmanlıkla biten, Azgınlık yolunu görürlerse hemen onu yol olarak benimserler. Bunun sebebi ayetlerimizi yalanlamaları ve onlara karşı duyarsız davranmaları, yüzündendir.

Ayet 147

1 ayet

A’raf 147

وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْۜ هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ۟ ۝١٤٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

147Velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ veliḳâi-lʾâḫirati ḥabiṭat aʿmâlühüm. hel yüczevne illâ mâ kânû yaʿmelûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

147Ayetlerimiz karşısında yalana sarılan ve ahiret buluşmasını hesaba katmayanların iyilik namına yaptıkları her şey boşa gitmiştir. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı karşılık bekliyorlar?

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

147Ayetlerimizi ve ahirete ki o büyük kavuşmayı yalanlayanların İslâm’ı ortadan kaldırmak için gösterdikleri bütün gayret ve çalışmaları ise yaptıkları sonuçsuz kalacak ve onların sözde iyilikleri de amelleri boşa gitmiştir. Onlar, bu fecî âkıbeti bizzat kendileri hazırlamışlardır. İşlediklerinden başka bir şeyle mi cezalandırılıyorlar? yapmakta olduklarının cezasını çekecekler. herkes amellerinin ve niyetlerinin karşılığını görecektir. Bilmiyorlar mı? Ayetlerimizi yalanlayan, hesap gününü unutanların yaptıkları boşa çıkar. Ayetlerimizi yalanlayanları, hesap gününü unutanları mutlaka cezalandıracağız. Boşu boşuna cezalandırılıyoruz demesinler. Uyarılarımızı dikkate almayanları, inkâr ettikleri için cezalandırırız. Yaptıkları kötülükler için cezalandırırız. (Bu ayette Kur’an’ın temel ilkelerinden birisine yer verilmekte, inkarcılığın “sebep”, sonrasında yaşanacakların da “sonuç” olduğuna dikkat çekilmektedir. Âhirete inanmadıklarından, orada da bekleyecekleri hiç bir karşılık olamaz. Mesele bu kadar vazıhtır! Çünkü, âhiretin varlığını hesabına alarak yaşayanlar oraya göre hazırlananlar, oradan faydalanmaya hak kazanırlar. Bir şeyi inkâr edenin, ondan hak taleb etmeye hakkı olamaz.)

İlgili ayetler

Ayet 148

1 ayet

A’raf 148

وَاتَّخَذَ قَوْمُ مُوسٰى مِنْ بَعْدِه۪ مِنْ حُلِيِّهِمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌۜ اَلَمْ يَرَوْا اَنَّهُ لَا يُكَلِّمُهُمْ وَلَا يَهْد۪يهِمْ سَب۪يلًاۢ اِتَّخَذُوهُ وَكَانُوا ظَالِم۪ينَ ۝١٤٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

148Vetteḫaẕe ḳavmü mûsâ mim baʿdihî min ḥuliyyihim ʿiclen cesedel lehû ḫuvâr. elem yerav ennehû lâ yükellimühüm velâ yehdîhim sebîlâ. itteḫaẕûhü vekânû żâlimîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

148Musa’nın halkı, onun (Sina dağına) gidişinden sonra süs eşyalarından böğürebilen bir buzağı yapıp ona taptılar. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara bir yol göstermediğini görmüyorlar mıydı? Ama yine de ona bağlandılar ve zalimlerden oldular.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

148Musa’nın kavmi, onun vahiy almak üzere Sînâ dağına (Tûr’a) gitmesinin ardından otuz gün sonra topladıkları altın ziyneti ateşte eritip yaptıkları süs eşyalarından yapılmış, buzağı görünümde ve ağzından arkasına kadar açılan borudan girip çıkan havanın çıkardığı ses ve, rüzgârın etkisi ile böğürtü sesi çıkaran, böğürmesi olan bir buzağı heykeli yapıp onu ilah olarak benimsediler. Gerçekten sanatkârane bir iş yapmışlardı. Rüzgâr buzağı heykelinin ağzından geçtikçe heykel böğürüyordu. Yaptıkları işle övünerek büyük bir kibirle işte tanrımız budur dediler. Üstelik Tanrımız ses çıkarıyor diye hava attılar. Görmediler mi? Onun yani taptıkları bu eski Mısır putunun kendileriyle konuşmadığını ve kendilerini bir yola iletmediğini, onlara yol göstermediğini, hidayete erdirmediğini akledip görmediler mi? Evet, görmesine görüyorlardı, fakat işlerine öyle geldiği için, Onu ilah olarak benimsediler ve zalim kimseler oldular. Sadece yaptıkları ustalıkla rüzgârımızı kullanarak buzağıya ses çıkarttılar. Bu onların yaptığı hileden başka bir şey değildir. Buzağı heykelini kendilerinin yaptıklarını bildikleri halde nasıl Tanrımız diye ilan ederler? Bu kadar mı akılları çalışmıyor? Yaptıklarının farkında değiller mi? Buzağıyı Tanrı olarak benimsedikleri için zalimlerden oldular. Cehennemi hak ettiler. (Buradan anlaşılıyor ki; İsrailoğulları tapınma geleneğinden bir türlü kopamıyor. Kendilerini Firavun’un zulmünden kurtararak Allah’ın yardımıyla bulundukları bölgenin en üstün toplumu durumuna getiren peygamberleri Allah’tan vahiy almaya gidiyor, onlar da peygamberlerini hevesle ve heyecanla beklemesi gerekirken, fırsat bu fırsattır diyerek Hz. Musa’nın arkasından buzağıya taparak dönekliklerini ortaya koyuyor. Hz. Musa’ya inanan ve fakat en küçük bir fırsatta onu yalnız bırakan, o günün dönek İsrailoğulları ile, Hz. Muhammed’e inandığı halde çok küçük bir dünyalık çıkar için onu yalnız bırakabilen Müslümanın ne farkı var?)

İlgili ayetler

Ayet 149

1 ayet

A’raf 149

وَلَمَّا سُقِطَ ف۪ٓي اَيْد۪يهِمْ وَرَاَوْا اَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّواۙ قَالُوا لَئِنْ لَمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ۝١٤٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

149Velemmâ süḳiṭa fî eydîhim veraev ennehüm ḳad ḍallû ḳâlû leil lem yerḥamnâ rabbünâ veyagfir lenâ lenekûnenne mine-lḫâsirîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

149Ne zaman ki pişmanlıktan elleri kolları dökülüp saptıklarını anladıklarında "Rabbimiz eğer bize merhamet etmezsen ve bizi bağışlamazsan büsbütün kaybedenlerden oluruz" dediler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

149Bir süre sonra ilah edindikleri bu heykelin hiçbir işe yaramadığını, kendilerine doğru yolu göstermek gibi bir özelliğinin de olmadığını görünce yaptıklarına pişman olup sapıklığa düştüklerini anladılar. İşte o zaman, ellerini dizlerine vurup pişmanlıkla “Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsan azabı hak edip zarar edenlerden oluruz dediler.

İlgili ayetler

Ayet 150

1 ayet

A’raf 150

وَلَمَّا رَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِه۪ غَضْبَانَ اَسِفًاۙ قَالَ بِئْسَمَا خَلَفْتُمُون۪ي مِنْ بَعْد۪يۚ اَعَجِلْتُمْ اَمْرَ رَبِّكُمْۚ وَاَلْقَى الْاَلْوَاحَ وَاَخَذَ بِرَاْسِ اَخ۪يهِ يَجُرُّهُٓ اِلَيْهِۜ قَالَ ابْنَ اُمَّ اِنَّ الْقَوْمَ اسْتَضْعَفُون۪ي وَكَادُوا يَقْتُلُونَن۪يۘ فَلَا تُشْمِتْ بِيَ الْاَعْدَٓاءَ وَلَا تَجْعَلْن۪ي مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ۝١٥٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

150Velemmâ raceʿa mûsâ ilâ ḳavmihî gaḍbâne esifen ḳâle biʾsemâ ḫaleftümûnî mim baʿdî. eʿaciltüm emra rabbiküm. veelḳa-lʾelvâḥa veeḫaẕe biraʾsi eḫîhi yecürruhû ileyh. ḳâle-bne ümme inne-lḳavme-staḍʿafûnî vekâdû yaḳtülûnenî. felâ tüşmit biye-lʾaʿdâe velâ tecʿalnî meʿa-lḳavmi-żżâlimîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

150Musa kavmine öfkeli ve üzgün bir halde dönünce:
– Benim ardımdan ne kötü işler yaptınız böyle! Rabbinizin emrini çiğnemede bu kadar mı acele ettiniz? Dedi. Kızgınlıkla levhaları yere attı ve kardeşinin yakasından tutarak kendisine doğru çekti. Harun:
– Ey anamın oğlu, toplum beni etkisiz hale getirdi, az kalsın beni öldürüyorlardı. Şimdi beni düşmanlar karşısında küçük düşürüp onları halimize güldürme ve beni bu zalimlerle bir tutma! Dedi.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

150Musa öfkeli ve üzgün bir halde kavminin yanına döndüğünde: üzüntü ve öfkeyle “Benim yokluğumda arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini çiğnemekte olduğunuzu hiç düşünmediniz mi ki, beklemeyip acele mi ettiniz?” Rabbinizin buyruğunun acele gelmesini mi istediniz?” dedi. Allah’ın emirleri yazılı olan Levhaları yere bıraktı ve yerine vekil bırakmış olduğu kardeşinin yani Harun’un kafasından tutup kendine doğru çekti. Bunun üzerine Kardeşi Harun da ona: “Ey annemin oğlu! fırsatçı ve fesatçı olan Bu topluluk hep birlikte bana karşı çıktı, beni iyice zayıf çaresiz görüp hırpaladı ve neredeyse beni öldüreceklerdi. Sakin ol, sen de bana böyle davranarak zalimleri sevindirme, Üzerime Sen de beni böyle hesaba çekerek düşmanları güldürme ve beni zalimler topluluğu ile beraber -bir- tutma” dedi. (Buradaki acele ile neyin kastedildiği konusunda tefsirlerde iki farklı açıklamada bulunulmuştur. Birincisine göre Musa (a.s.) bu sözüyle “Benim münacaattan dönmemi böylece Rabbinizin kesin emirlerini size ulaştırmamı beklemeden aceleyle kendi kafanıza göre bir şeyler mi uydurdunuz?” demek istemiştir. İkinci açıklamaya göre ise: “Bu şekilde buzağı heykeline taparak Rabbinizin azabının çabucak gelmesini mi istediniz?” demek istemiştir. Musa’nın elindeki Tevrat levhalarını bırakması” günümüz Müslümanına ciddi mesaj niteliğindedir. Hz. Musa, Tevrat levhalarını yere bırakarak âdeta şu mesajı veriyor: “İlahi emir ve yasaklarla dolu olan bu levhalara uymak zorundayız. Bizim için esas olan bunların fiziksel yapısı değil, üzerlerine yazılı olan ilahi metinlerin hayata geçirilmesidir. Madem bunlara uymayacağız o halde bunları taşımanın da bir anlamı yoktur.” Bu konuda Cuma suresi 62/5. Ayetinde muhteşem bir benzetme yapılmaktadır. Bugün aynı durum Müslümanlar için de söz konusudur. Kur’an, yaldızlı ve kaliteli sayfalara basılıyor, kaliteli kapaklarla Mushaf haline getiriliyor, kadife kumaşlarla kaplanıyor, pahalı kutularda saklanıyor, torpidolarda korunuyor, dikiz aynalarında asılıyor, sandıklarda muhafaza ediliyor ama maalesef Hz. Musa’nın toplumunda olduğu gibi hükümlerine itibar edilmiyor. Tevrat ve Kur’an ilişkisi konusunda Hz. Musa’nın kavmiyle Hz. Muhammed’in ümmetinin bir bölümü ne kadar da birbirine benziyor.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

150A’raf 156

Ayet 151–152

2 ayet

A’raf 151

A’raf 152

قَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَلِاَخ۪ي وَاَدْخِلْنَا ف۪ي رَحْمَتِكَۘ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ۟ ۝١٥١ اِنَّ الَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا الْعِجْلَ سَيَنَالُهُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَذِلَّةٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُفْتَر۪ينَ ۝١٥٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

151Ḳâle rabbi-gfir lî velieḫî veedḫilnâ fî raḥmetik. veente erḥamü-rrâḥimîn.

Okunuş

152İnne-lleẕîne-tteḫaẕü-lʿicle seyenâlühüm gaḍabüm mir rabbihim veẕilletün fi-lḥayâti-ddünyâ. vekeẕâlike neczi-lmüfterîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

151Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla ve bizi merhametinle kuşat. Çünkü sen merhametlilerin en merhametlisisin!

Türkçe Meal

152Buzağıyı ilah edinenlere gelince onlar yakında Rablerinden bir gazaba uğrayacaklar ve dünya hayatında da zillete mahkûm olacaklar. Zira biz (Allah’a) iftira edenleri böyle cezalandırırız.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

151Bunun üzerine Sakinleşen ve yaptığından pişmanlık duyan Musa da kendini toplayıp: “Ey Rabbim! Bu tedbirsizlik ve beceriksizlikten dolayı, Beni de kardeşimi de bağışla ve bizi rahmetine kavuştur ve koru. Sen merhametlilerin en merhametlisisin” dedi. Kardeşini tartaklamasının hata olduğunu anlayan Hz. Musa, bunun için Yüce Allah’tan bağışlanma dileğinde bulunmuştu.

Açıklamalı meal

152Sonra da onlara dönerek Buzağıyı ve servet putlarını ilah olarak benimseyenler gibi Allah’la birlikte başka ilahlar edinip onlardan kendilerine doğru yolu göstermesini ve yardım etmesini bekleyenler tevbe etmedikleri takdirde Rablerinin gazabına ve dünya hayatında da zillete uğrayıp onursuzluğa mahkûm olacaklardır. İşte tevhitten tekrar şirke dönen iftiracıları hakikati çarpıtarak Allah adına yalanlar uyduranları ve haramları helâl sayanları böyle cezalandırırız.

Ayet 153

1 ayet

A’raf 153

وَالَّذ۪ينَ عَمِلُوا السَّيِّـَٔاتِ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِهَا وَاٰمَنُواۘ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ۝١٥٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

153Velleẕîne ʿamilü-sseyyiâti ŝümme tâbû mim baʿdihâ veâmenû. inne rabbeke mim baʿdihâ legafûrur raḥîm.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

153Ama kötülükleri işleyen sonra ardından tövbe edip yanlışından dönen ve iman edenler, şüphesiz ki Rabbin de bundan sonra eşsiz bir bağışlayıcıdır ve çok merhamet edendir.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

153Bu gibi nankörlük ve sapıklık içinde yaşayıp, Günahlar işleyen, sonra da samimiyetle tevbe edip şirkten arınarak Allah’ın davetine iman edenlere gelince; hiç şüphesiz ki Allah bu tövbenin ardından çok merhametli ve çok bağışlayıcıdır. Rabbin yaptıklarından pişman olarak tövbe edenleri karşılıksız bırakmaz.

İlgili ayetler

Ayet 154–157

4 ayet

A’raf 154

A’raf 155

A’raf 156

A’raf 157

وَلَمَّا سَكَتَ عَنْ مُوسَى الْغَضَبُ اَخَذَ الْاَلْوَاحَۚ وَف۪ي نُسْخَتِهَا هُدًى وَرَحْمَةٌ لِلَّذ۪ينَ هُمْ لِرَبِّهِمْ يَرْهَبُونَ ۝١٥٤ وَاخْتَارَ مُوسٰى قَوْمَهُ سَبْع۪ينَ رَجُلًا لِم۪يقَاتِنَاۚ فَلَمَّٓا اَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ اَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِيَّايَۜ اَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَٓاءُ مِنَّاۚ اِنْ هِيَ اِلَّا فِتْنَتُكَۜ تُضِلُّ بِهَا مَنْ تَشَٓاءُ وَتَهْد۪ي مَنْ تَشَٓاءُۜ اَنْتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الْغَافِر۪ينَ ۝١٥٥ وَاكْتُبْ لَنَا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ اِنَّا هُدْنَٓا اِلَيْكَۜ قَالَ عَذَاب۪ٓي اُص۪يبُ بِه۪ مَنْ اَشَٓاءُۚ وَرَحْمَت۪ي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍۜ فَسَاَكْتُبُهَا لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِاٰيَاتِنَا يُؤْمِنُونَۚ ۝١٥٦ اَلَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ الَّذ۪ي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ يَاْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَٓائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ اِصْرَهُمْ وَالْاَغْلَالَ الَّت۪ي كَانَتْ عَلَيْهِمْۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِه۪ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذ۪ٓي اُنْزِلَ مَعَهُٓۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ۟ ۝١٥٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

154Velemmâ sekete ʿam mûse-lgaḍabü eḫaẕe-lʾelvâḥ. vefî nüsḫatihâ hüdev veraḥmetül lilleẕîne hüm lirabbihim yerhebûn.

Okunuş

155Vaḫtâra mûsâ ḳavmehû sebʿîne racülel limîḳâtinâ. felemmâ eḫaẕethümü-rracfetü ḳâle rabbi lev şiʾte ehlektehüm min ḳablü veiyyây. etühlikünâ bimâ feʿale-ssüfehâü minnâ. in hiye illâ fitnetük. tüḍillü bihâ men teşâü vetehdî men teşâʾ. ente veliyyünâ fagfir lenâ verḥamnâ veente ḫayru-lgâfirîn.

Okunuş

156Vektüb lenâ fî hâẕihi-ddünyâ ḥasenetev vefi-lʾâḫirati innâ hüdnâ ileyk. ḳâle ʿaẕâbî üṣîbü bihî men eşâʾ. veraḥmetî vesiʿat külle şeyʾ. feseektübühâ lilleẕîne yetteḳûne veyüʾtûne-zzekâte velleẕîne hüm biâyâtinâ yüʾminûn.

Okunuş

157Elleẕîne yettebiʿûne-rrasûle-nnebiyye-lʾümmiyye-lleẕî yecidûnehû mektûben ʿindehüm fi-ttevrâti velʾincîl. yeʾmüruhüm bilmaʿrûfi veyenhâhüm ʿani-lmünkeri veyüḥillü lehümu-ṭṭayyibâti veyüḥarrimü ʿaleyhimü-lḫabâiŝe veyeḍaʿu ʿanhüm iṣrahüm velʾaglâle-lletî kânet ʿaleyhim. felleẕîne âmenû bihî veʿazzerûhü veneṣarûhü vettebeʿü-nnûra-lleẕî ünzile meʿahû ülâike hümü-lmüfliḥûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

154Musa sakinleşip öfkesi yatışınca levhaları aldı. Levhaların içinde Rabbinden korkup çekinenler için yol gösterici ve rahmet olan öğretiler vardı.

Türkçe Meal

155Ve Musa bizim belirlediğimiz yer ve zamanda halkından yetmiş kişiyi seçip getirdi. Onları şiddetli bir sarsıntı tutunca:
– Rabbim, eğer dileseydin beni ve onları daha önce helak ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin? Bu senin imtihanından başka bir şey değildir. Sen, onunla dileyeni sapıklıkta bırakır ve dileyene de doğru yolunu gösterirsin. Sen bizim velimizsin/koruyucumuzsun. Bizi bağışla, bize merhamet et! Zira sen bağışlayanların en hayırlısısın!

Türkçe Meal

156Bize bu dünyada ve ahirette iyilik yaz; biz pişmanlık içinde sana yöneldik. Allah da buyurdu ki:
– Hak eden kimseyi cezalandırabilirim, ama rahmetim her şeyi kuşatmıştır, rahmetimi sorumlu davrananlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize inanıp güvenen müminlere yazacağım.

Türkçe Meal

157Onlar ki, ellerindeki Tevrat ve İncil’de tanıtılmış bulacakları ümmi nebi olan elçiye tabi olan kimselerdir. O (elçi) onlara iyi ve güzel, kötü ve çirkin olanı bildirir ve onlara temiz ve yararlı şeyleri helal; pis ve zararlı olanları da haram kılan Allah’ın emirlerini haber verir, onları zorlayan ve ağır gelen hükümleri ve yükümlülükleri kaldırır, kendilerine yasaklananların kaldırıldığını görürler. Ona inanıp güvenen, ona saygı gösteren, ona yardım eden ve ona indirilen o nura/Kuran’a uyanlar işte bunlar kurtuluşa erenlerdir.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

154Musa’nın öfkesi geçince az önce bir kenara bıraktığı Tevrat’ın Kutsal Emirlerinin kayıtlı olduğu ve Allah sevgisini kaybetmekten korkanlara rehberlik eden levhaları eline aldı. Onların içinde Rabblerinden korkanlar için elbette hak yolu aydınlatan hidayet ve rahmet bilgileri vardır. Rabbinin yasalarına göre yaşayanlar elbette kurtulacaktır yazıyordu.

Açıklamalı meal

155Derken Musa bağışlanma için dua etmek üzere Sina Dağı’nda belirlediğimiz ikinci buluşma için kavminden onları temsil edebilecek yetmiş adamı temsilci seçti. Sonra beraberce Sîna Dağına çıkıp Rabb’in kelâmını işittiler. Fakat yine bazıları oraya vardıklarında oraya gidiş amaçlarını unutup azgınlaşarak, Allah’ı doğrudan görmek istedi. Ey Mûsâ, biz Allah’ı açıkça görmedikçe, sana asla inanmayacağız dediler. Üstelik bunu, tövbe etmek için geldikleri bir yerde söylüyorlardı. Bu sözlerden bir süre sonra Onları şiddetli bir deprem sarsmaya başlayınca hepsi korkudan bayıldı. Musa şöyle dedi: “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de daha önce helak ederdin. Bundan çok daha büyük günah işledikleri zaman bile onları affetmiştin; işte bu engin şefkat ve merhametine sığınarak sana yalvarıyorum, affet bizi Allah’ım! Şimdi İçimizdeki beyinsizler ve düşüncesizlerin işledikleri günahlar yüzünden bizleri helak mı edeceksin? Bu şimdi ne yapacak, kime sığınıp kimden yardım dileyecekler diye sırf senin bizi denediğin bir imtihanındır. Onunla aramızdaki ikiyüzlüleri ayıklamak üzere dilediğini/ dileyeni sapıklığa düşürür dilediğini/ dileyeni de doğru yola eriştirirsin. Sen bizim gerçek Rabbimiz ilahımız ve dostumuzsun. Artık bizi merhametinle bağışla. Sen bağışlayanların en hayırlısısın dedikten sonra duasına şöyle devam etti:

Açıklamalı meal

156Rabbim Bizim için bu dünyada razı olacağın güzellikleri yaşamayı ahirette de cennetine girmeyi nasip edip iyilik yaz. Şüphesiz biz isyandan vazgeçtik, dönüp pişmanlık içinde affını ümit ederek yalnızca sana yöneldik.” diye dua etti. Bu içten yakarışa karşılık Allah dedi ki: “Müstahak olan kullar arasından Azabıma dilediğimi uğratırım. Ama Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Rahmetimi Rabbinden korkan, kötülüğün her çeşidinden sakınan, arınmak için verilmesi gereken zekâtı veren Allah’ın rızasını kazanmak için ödenmesi gereken bedelleri severek ödeyen, Allah’ın emirlerine tabi olan ve ayetlerimize gönülden iman edenlere nasip edeceğim.

Açıklamalı meal

157Onlar, kendi yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de geleceği ismini ve özelliklerini yazılı buldukları okuma yazma bilmeyen, kendilerine iyiliği emredip kötülükten sakındıran, temiz şeyleri onlara helal kılıp pis şeyleri haram eden, ağır yüklerini ve daha önce üzerlerinde bulunan Sözde din adamlarının, insanlığın sırtına acımasızca yüklediği o anlamsız ve ağır sorumluluk yükleri ve bağları sırtlarından indiren o nebi peygambere yani Hz. Muhammed’e iman ederler. Ona iman eden, saygı gösteren, yardımda bulunan ve onunla birlikte indirilmiş olan nura Kur’an’a uyan kimseler işte onlar dünyada ve âhirette kurtuluşa erenlerdir. Ey insanlar! Bilin ki insanların kendi kendilerine koydukları yasalar onlar için bir ağırlıktır. İnsanlar; kendi yasalarıyla kendilerini zincirleyerek kendi yasalarına kölelik yaparlar. Rabbin gönderdiği yasalarla onları ağırlıklarından bağılı oldukları zincirlerden kurtarır. Böylece Rabbinin yasalarına uyanlar kulların yasalarına karşı özgürleşirler. Nebi’ye inanıp saygı gösteren, Nebi’ye yardım eden, gönderdiğimiz ayetlere uyarak aydınlığa kavuşanlar var ya; işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Onlar cehaletin karanlıklarından gönderdiğimiz ayetlerin ışığıyla kurtulmuşlardır. Ayetlerimiz onların hayatlarının ışığı olarak daima parlayacaktır. İnananların yollarını sürekli aydınlatacaktır. Ve nihâyet, Son Elçi geldi ve işte çağrısını yapıyor: (Hz. Mûsâ (a.s.) rahmeti kendisi ve halkı için istedi. Allah Teâlâ da bunun, ancak bütün insanlığa gönderilecek “Rahmet Peygamberi” olan âhir zaman elçisine uymaya bağlı olduğunu buyurmak sûretiyle bu müjdeyi, tüm insanlığa vaad buyurdu. İşte Mûsâ kıssasının sonuçta vardığı nokta, bu rahmet şeriatının ve ahir zaman Peygamberinin ileride geleceği meselesidir. Burada Hz. Peygamber hakkında ümmî sıfatının kullanılması çok dikkate değer. Bu kelimenin “öğrenim görmemiş, okuma yazma bilmeyen” mânasından başka, bir de Yahudiler arasında “Kitap sahibi olmayan, yani Yahudi olmayan (gentil)” anlamı vardır. Burada her ikisi de kastedilmiştir. Yahudiler ümmîlere değer vermezlerdi (3,75). Allah onların yersiz kavmî gurur ve küstahlıklarını kırmak istemiştir. Hz. Peygamber (a.s.)’ın Tevrat ve İncîl’de müjdelenmesi hk. bkz. 6,20.)

Ayet 158

1 ayet

A’raf 158

قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَم۪يعًاۨ الَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۖ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ الَّذ۪ي يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِه۪ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ ۝١٥٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

158Ḳul yâ eyyühe-nnâsü innî rasûlü-llâhi ileyküm cemîʿan-lleẕî lehû mülkü-ssemâvâti velʾarḍ. lâ ilâhe illâ hüve yuḥyî veyümît. feâminû billâhi verasûlihi-nnebiyyi-lʾümmiyyi-lleẕî yüʾminü billâhi vekelimâtihî vettebiʿûhü leʿalleküm tehtedûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

158De ki:
– Ey insanlar, Ben, göklerin ve yerin egemenliğinin yalnızca kendisine ait olduğu, kendisinden başka ilah olmayan, hayatı ve ölümü yaratan Allah’ın hepinize gönderilmiş elçisiyim. Öyleyse Allah’a ve O’nun mesajlarına tam olarak inanıp güvenmiş, ümmi nebi olan elçiye iman edin. O elçiyi izleyin ki doğru yolu bulabilesiniz.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

158Ey Peygamber! De ki: “Ey insanlar! Ben, göklerin ve yerin mülkiyeti de egemenliği de kendisine ait olan, kendisinden başka ilah hükmüne boyun eğilecek hiçbir otorite olmayan, öldüren ve dirilten, hayatı ve ölümü yaratan Allah tarafından sizin tümünüze gönderilmiş bir peygamberim. Allah’a ve O’nun, Allah’a ve sözlerine iman eden, Rabbinizin adına sizleri yaratılışınızın sebebi olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet eden okuma yazma bilmeyen fakat kalbine nakşedilen Kur’an sayesinde insanlığı kurtuluşa iletecek bütün hidâyet bilgilerini göğsünde toplayan nebi peygamberine ve çağrısına —ki bizzat kendisi de Allah’a ve O’nun bütün kutsal kitaplardaki sözlerine yürekten inanmaktadır— iman edin ve ona hakkıyla tâbi olarak uyun; olur ki doğru yola erersiniz. Dikkat edin! Allah’tan başka insanlara hükmeden yasalar bildiren yoktur. İnsanların hükümranlığı sahtedir. İnsanların emrettiği yasalar yalandır. Ancak Rabbinizin yasalarında hak ve adalet vardır. O Rabbiniz ki sizi diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah’a, ayetleriyle kendini temizleyen Nebi’si Resul’e, onun tebliğ ettiği ayetlere inanır, Rabbinizin yasalarına uyarak yaşayarak doğru yola ulaşırsınız. Rabbiniz gerçekleri açıklamak için Resulünü O’nunla birlikte ayetlerini göndermiştir. Bu gerçeği Tevrat’ı ve İncil’i okuyanlar daha iyi anlamalıdır. Onların Musa’dan İsa’dan sonra gönderilen Resule karşı gelmeleri Tevrat’a ve İncil’e uymadıklarını gösterir. Gerçekten Tevrat’a ve İncil’e uymuş olsalardı, son elçimize de inanmaları, O’nunla gönderdiğimiz ayetleri tasdik etmeleri gerekirdi. (Artık yahudilerin, “Muhammed s.a.s. sırf kendi kavmi olan Arab’a gönderilmiş bir peygamberdir, İsrailoğullarına ve diğer kavimlere gönderilmiş değildir, peygamber ancak Musa a.s.’dır.” demeleri aslında onu ve Tevrat’ı tanımamaktır.)( Nebi ve resul kavramları. Nebi ve resul kelimelerinin aynı cümle içinde geçtiği bu ayet, iki kavramın farklılığının anlaşılması açısından çok önemlidir. “Nebi olan ümmi resul” ifadesi, Hz. Peygamberin hem resul hem nebi ve hem de ümmi olduğunu anlatmaktadır. Yani resul ve nebi olan Muhammed daha önce ne şirke bulaşmıştır ne de kutsal kitapları okumuştur. O, fıtratıyla çelişen şer dürtülerin etkisinde kalmadan, ahlaki ve manevi kirlenmelerden korunarak tevhid dininin öncüsü ve nebisi seçilmiştir. Önceki Peygamberler, sadece kendi bölgelerine ve toplumlarına gönderilmiştir. Bu bakımdan “Eski Ahid” yalnızca İsrailoğullarına hitap etmektedir. Buna karşılık Kur’an’ın mesajı evrenseldir. Yani, bütün bir insanlığa hitap etmekte ve ne zamana bağlıdır ne de herhangi bir kültürel çevreye kayıtlıdır. Bunun içindir ki, Kur’an mesajının tebliği için görevlendirilen Hz. Peygamber, Enbiya 21/107 ayetinde “âlemlere/bütün toplumlara Allah’ın rahmetinin bir tecellisi olarak tanımlanmıştır.)

Ayet 159

1 ayet

A’raf 159

وَمِنْ قَوْمِ مُوسٰٓى اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِه۪ يَعْدِلُونَ ۝١٥٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

159Vemin ḳavmi mûsâ ümmetüy yehdûne bilḥaḳḳi vebihî yaʿdilûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

159Musa’nın kavminden hakkı gösteren ve o hakla adaleti gözeten bir topluluk vardı.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

159Musa’nın kavminden insanları hakka hayra yönelten doğru düşünmeye ve yaşamaya davet eden, mümtaz yönetici cemaatler ve müesseseler ve onunla Allah’ın kitabıyla adaleti uygulayan halkı hidayet ve adaletle yöneten bir grup vardı. Hakkı gözeterek adâletle, sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî düzeni temin ederlerdi. (Hz. Muhammed dönemindeki ve sonrasındaki bütün insanlara gönderilmiş peygamberdir. Onun yaşadığı dönemde çevrede bulunan kitap ehli kişilerden Hz. Musa’nın izini takip edenler arasında bir topluluğun hak ve hakikati anladığı ve hayatı düzgün yaşadığı ifade edilmiş olmaktadır. Bunların kimler olduğu hakkında farklı rivâyetler vardır. Fakat âyetten açıkça anlaşılan şudur ki bunlar, selefte, Hz. Mûsâ’dan sonra gelen İsrail neslinden olan peygamberler ve onlara uyan âdil hükümdarlar, hak hukuk gözeten rabbanîler, hahamlar ve bunlara tâbi olan bir kısım iyi insanlardı ki, Asr-ı saadette Hatemu’l-enbiya Efendimizi (a.s.) tasdik edenler de bunların halefleri olmuştur. Demek ki Hz. Mûsâ’nın kavminin hepsi, yukarıda kötü halleri bildirilenler gibi haksız ve zalim değildirler, onlar farklı topluluklara ayrılmışlardır.)

Ayet 160

1 ayet

A’raf 160

وَقَطَّعْنَاهُمُ اثْنَتَيْ عَشْرَةَ اَسْبَاطًا اُمَمًاۜ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اِذِ اسْتَسْقٰيهُ قَوْمُهُٓ اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَۚ فَانْبَجَسَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًاۜ قَدْ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْۜ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْهِمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰىۜ كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْۜ وَمَا ظَلَمُونَا وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ۝١٦٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

160Veḳaṭṭaʿnâhümü-ŝnetey ʿaşrate esbâṭan ümemâ. veevḥaynâ ilâ mûsâ iẕi-stesḳâhü ḳavmüh eni-ḍrib biʿaṣâke-lḥacer. fembeceset minhü-ŝnetâ ʿaşrate ʿaynâ. ḳad ʿalime küllü ünâsim meşrabehüm. veżallelnâ ʿaleyhimü-lgamâme veenzelnâ ʿaleyhimü-lmenne vesselvâ. külû min ṭayyibâti mâ razaḳnâküm. vemâ żalemûnâ velâkin kânû enfüsehüm yażlimûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

160Biz onları on iki kabileye ayırmıştık. Toplumu Musa’dan su istediğinde ona “Asan ile kayaya vur” diye vahyetmiştik. Oradan on iki pınar fışkırmış ve her kabile hangi pınardan su içeceğini bilmişti. Ayrıca biz onları çölde bulut ile gölgelendirmiş ve onlara men ve selva/kudret helvası ve bıldırcın eti ikram etmiştik de size verdiğimiz rızıkların temiz ve güzel olanlarından yiyin! Demiştik. Hâlbuki onlar bize kötülük etmiyorlar sadece kendilerine zulmediyorlardı.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

160Biz onları Yakup Peygamberin on iki oğlundan türeyen oymaklar torunlar halinde on iki topluluğa ayırdık. Çölde giderlerken, Kavmi kendisinden ihtiyaç duydukları suyu dua ederek istediğinde biz Musa’ya: “Asanla taşa vur” Bilginle yani asanla doğada araştırma yap! Taşların arasını incele! Oralardan su bulacaksın!” diye vahyettik. Musa da asası ile kayaya vurunca, yaptığı araştırmalar sonunda on iki su pınarı keşfetti. Ondan on iki pınar on iki göze fışkırdı. Böylece Her topluluk başkasının hakkına saldırmaksızın su içeceği yeri (gözeyi) öğrendi. Su ihtiyaçlarını karşıladılar. Artık her kabile kendi pınarından su ihtiyacını giderecek kimse diğer kabilenin hakkına tecavüz etmeyecekti. Onların üzerlerine sıcaktan korunsunlar diye bulutları gölge ettik ve kendilerine rızık olarak kudret helvası ile bıldırcın eti indirdik ve ikram ettik. “Size rızk olarak verdiklerimizin temizlerinden yiyin dedik” Verimsiz çöllerde, gökten çiğ damlası gibi dökülen, yerden mantar gibi biten tatlı bir gıdayla sizi besledik ve gelip ayaklarınızın dibine düşen bıldırcın sürülerini size gönderdik. Buna rağmen içlerinden emirlerimizi çiğneyenler, haddi aşanlar, yasalarımıza uymayarak kendilerine zulmedenler vardı. onlar bütün bu nimetlere karşı yine de nankörlük edip, davetimize yönelmediler Onlar böyle yapmakla bize haksızlık etmediler, ancak kendi kendilerine zarar verip haksızlık ediyorlardı. (İsrailoğulları, Yakup Peygamberin on iki oğlundan türeyerek on iki kabile halinde çoğalmışlardır. İsrailoğullarının tamamı Hz. Yakup peygamberin torunudur. Bakara suresinin 60. ayetinde görüldüğü gibi Musa Peygamber, İsrailoğulları arasında otorite kurmak ve kavgalara ve sürtüşmelere son vermek için bu on iki kabileyi -küçük de olsa- bugünkü deyimle eyaletlere ayırmıştı. Allah, İsrailoğullarını dışlanmışlık ve horlanmışlıktan kurtararak kutsal toprakların mirasçısı yapmak için Hz. Musa’nın kontrolünde Mısır’dan çıkarmıştı. Yahudiler de Allah’ın verdiği bu nimetlere karşın eski hatalarından vaz geçerek kulluklarını ortaya koymaları gerekiyordu. Fakat onlar, Allah’ın emirleri doğrultusunda yaşamak yerine O’nun verdiği nimetlere büyük vefasızlık göstererek anarşi çıkarmaya, düzeni bozmaya, toplumu fesada uğratmaya devam ediyorlardı. Bu ayette Allah, hatalarıyla ma’ruf olan o günün İsrailoğullarına her zaman olduğu gibi farklı dönemlerde verdiği çeşitli nimetleri -ki bu nimetler o günün şartlarında sıradan nimetler değildi- hatırlatarak haddi aşmamaları ve şımarıklığa kapılarak aynı kötülükleri devam ettirmemeleri ve yeryüzünde kargaşa ve bozgunculuk çıkarmamaları gerektiğine vurgu yapıyor.)

Ayet 161

1 ayet

A’raf 161

وَاِذْ ق۪يلَ لَهُمُ اسْكُنُوا هٰذِهِ الْقَرْيَةَ وَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ وَقُولُوا حِطَّةٌ وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا نَغْفِرْ لَكُمْ خَط۪ٓيـَٔاتِكُمْۜ سَنَز۪يدُ الْمُحْسِن۪ينَ ۝١٦١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

161Veiẕ ḳîle lehümü-skünû hâẕihi-lḳaryete vekülû minhâ ḥayŝü şiʾtüm veḳûlû ḥiṭṭatüv vedḫulü-lbâbe sücceden nagfir leküm ḫatiâtiküm. senezîdü-lmuḥsinîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

161Hani bir zamanlar onlara:
– Şu beldeye yerleşin ve oradaki nimetlerden istediğiniz gibi istifade edin ve "Bizi bağışla’ diye tevazu ile kapıdan girin ki biz de sizin günahlarınızı bağışlayalım, iyi davrananları daha fazla ödüllendiririz denilmişti.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

161Hatta O vakit halkı zâlim olan bir şehri fethedecekleri zaman Onlara demiştik ki: Ey İsrailoğulları “Adı Kudüs olan Şu gördüğünüz şehire yerleşin ve oturun, nimetlerinden siz de yararlanın. Orada dilediğiniz gibi helâl ve meşru şekilde kazanıp yiyin. Ve Kelime-i tevhidi ikrar edin, doğruları söyleyerek dua edin ‘bağışlanma diliyoruz affet deyin. Ve kapıdan kibirle değil başlarınızı eğerek tevazu ile hürmet edip girin. Bize yönelin ki biz de hatalarınızı günahlarınızı bağışlayalım. Biz İyilik edenlere muhsin kullara ise daha fazlasını vereceğiz” denilmişti. Ve bu teklifi bile kötüye kullanmışlardı.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

161Bakara 61

Ayet 162

1 ayet

A’raf 162

فَبَدَّلَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ قَوْلًا غَيْرَ الَّذ۪ي ق۪يلَ لَهُمْ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِجْزًا مِنَ السَّمَٓاءِ بِمَا كَانُوا يَظْلِمُونَ۟ ۝١٦٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

162Febeddele-lleẕîne żalemû minhüm ḳavlen gayra-lleẕî ḳîle lehüm feerselnâ ʿaleyhim riczem mine-ssemâi bimâ kânû yażlimûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

162Fakat onlardan emri dinlemeyen zalimler, sözü kendilerine söylenenden başkası ile değiştirdiler. Biz de üzerlerine gökten azap yağdırdık.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

162İçlerinden şirke ve küfre meyledip zulme sapanlar zulmedenler sözü kendilerine söylenmiş olandan başkasıyla değiştirdiler. Bu sözlere uymak yerine, onu değiştirip kendi bildiklerine uydular. Bazen de ayetlerin lafzını değil, anlamını dejenere edip, kâfirlerin hoşuna gittiler. Allah’ın sözlerini ya değiştirdiler, ya da içlerini boşaltıp keyiflerince yorumlayarak kendi arzu ve heveslerine uydurdular. Af kapısından yasalarımıza uyarak girmediler. Kendilerine okunan ayetlerimizi değiştirdiler. Yasalarımızı çıkarlarına göre yorumladılar. Kelimeler üzerinde oynayarak hükümlerimizi değiştirdiler. Biz de zulmetmelerinden dolayı onların üzerine gökten şiddetli bir azap indirdik. (Bu cümle şöyle de tercüme edilebilir: “Onların arasındaki zalimler bu emirleri kulak ardı edip kendilerine yönelik ilâhî emirlerin aksine işler yapmışlardı.” Bu takdirde İsrailoğulları’nın içindeki bu zalimlerin ilahi emirlere itibar etmedikleri, tam tersine işler yaptıkları, bu nedenle yoldan çıktıkları hatırlatılmış olmaktadır. Dahası, [hıttah] ve [hıntah] kelimeleri İbranice veya Aramice değil, Arapça oldukları için, ifadeler arasındaki bir harflik değişiklik üzerinden yorum yapmak da makul değildir.,A‘râf 7:133-134. ayetlerinde başka bir suç nedeniyle kendilerine uygulanan azap gibi, burada da zulmetmeleri nedeniyle üzerlerine gökten bir belanın ve azabın indirildiği ifade edilmektedir. Ayette kastedilen; “bağışla” anlamına gelen “hıtta” kelimesiyle “buğday” anlamına gelen “hınta” kelimesinin değiştirilmesidir. İsrailoğullarından bazıları Allah’ın kendilerini affetmesi için söylemeleri gereken; “Ya Rabbi bizi affet” şeklindeki dua yerine “Ya Rabbi bize buğday ver” anlamına gelen bir cümle kullanırlardı ve böylece Hz. Musa’nın dua talebini ehemmiyetsiz hale getirerek onunla alay ederlerdi. Bu pervasızlıkları sebebiyle ayetin son cümlesinde ifade edildiği gibi bir saat gibi kısa bir zamanda binlerce İsrailoğlu veba salgını ile helâk olmuştur.)

İlgili ayetler

Ayet 163

1 ayet

A’raf 163

وَسْـَٔلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّت۪ي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِۢ اِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ اِذْ تَاْت۪يهِمْ ح۪يتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعًا وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَۙ لَا تَاْت۪يهِمْۚ كَذٰلِكَ نَبْلُوهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ ۝١٦٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

163Vesʾelhüm ʿani-lḳaryeti-lletî kânet ḥâḍirate-lbaḥr. iẕ yaʿdûne fi-ssebti iẕ teʾtîhim ḥîtânühüm yevme sebtihim şürraʿav veyevme lâ yesbitûne lâ teʾtîhim. keẕâlike neblûhüm bimâ kânû yefsüḳûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

163Onlara deniz kıyısındaki kasaba halkının başına gelenleri sor! Hani avlanma yasağı olan Cumartesi günü balıklar kıyıya akın ediyorlar diğer günlerde ise görünmüyorlardı. Böylece o beldenin halkı tamah edip Cumartesi yasağını çiğniyordu işte biz de onları yoldan sapmalarından dolayı böyle sınıyorduk.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

163Ey peygamber! Onlara Dâvûd Peygamber zamanında deniz kıyısındaki o şehrin başına gelen felaketleri sor ve onlara hatırlat. Hani onlara avlanmak yasak edildiği halde başka günlerde balıklar sahile gelmiyor diye cumartesi gününde balıkları avlayarak saygısızlık edip haddi aşıyorlardı. Yasağı çekinmeden çiğniyorlardı. Çünkü ibadet için saygı gösterdikleri ve tatil yaptıkları cumartesi günü balıklar sürüler halinde kıyıya gelirlerdi. Cumartesi gününü tatil yapmadıklarında ise balıklar kıyıya gelmezlerdi. Biz onları işledikleri kötülükler sebebiyle, işte böylece imtihan ediyorduk. Onlardan bir kısmı bu yasağın hikmetini anlayıp, ders almak yerine, balığın çok geldiği cumartesi günü onları havuzlarda toplayıp, diğer günlerde avlıyorlardı. Yaptıkları şey onlara emrettiğimiz yasayı çıkarlarına göre değiştirmekti. Böyle yaparak azgın bir topluluk olduklarını gösterdiler.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

163Bakara 65Nisâ 47Nahl 124

Ayet 164

1 ayet

A’raf 164

وَاِذْ قَالَتْ اُمَّةٌ مِنْهُمْ لِمَ تَعِظُونَ قَوْمًاۨۙ اللّٰهُ مُهْلِكُهُمْ اَوْ مُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًاۜ قَالُوا مَعْذِرَةً اِلٰى رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ۝١٦٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

164Veiẕ ḳâlet ümmetüm minhüm lime teʿiżûne ḳavmen-llâhü mühlikühüm ev müʿaẕẕibühüm ʿaẕâben şedîdâ. ḳâlû maʿẕiraten ilâ rabbiküm veleʿallehüm yetteḳûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

164İçlerinden bir grup:
– Allah’ın helak edeceği ve şiddetli bir ceza ile cezalandıracağı topluma ne diye öğüt verip duruyorsunuz? Demişti. Uyaranlar da "Rabbimizin huzurunda ona sunacağımız bir mazeretimiz olsun, belki de öğüt alıp sakınırlar" dediler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

164İsrailoğulları İçlerinden fasık ve gafil bir topluluk cumartesi yasağını çiğnerken, onların yaptığına farklı tepki veren iki grup daha vardı. Bunlardan biri bu yanlışa seyirci kalmazken diğerleri onlara seslenerek: Allah’ın zaten kendilerini yeryüzünden silip helak edeceği yahut şiddetli bir şekilde azaba çarptıracağı bir topluluğa hâlâ neden boşu boşuna öğüt veriyorsunuz? Bizi niye rahatsız ediyorsunuz?” dediler. Bu yasağı çiğnemekte olanlara öğüt verenler ve doğruları anlatmaya kararlılıkla devam edenler ise şöyle dediler: Biz, üzerimize düşeni yaptığımıza dair Rabbimize karşı hiçbir mazeretimiz kalmasın. İnsanlara Rabbimizin gerçeklerini anlatalım. İlerde Rabbinize verilebilecek bir cevabımız olsun. Rabbimizin katında uyarmamaktan dolayı sorumlu olmayalım. Biz Rabbimizin ayetlerini onlara anlatarak görevimizi yapar, Rabbimizin huzuruna görevimizi yapmanın şahitliğiyle gideriz. Böylece dünya hayatını boşu boşuna yaşamadığımızı gösteririz diye onlara öğüt veriyoruz. Ve hem ne biliyorsunuz belki öğütlerimiz fayda verir de söz dinleyip ıslah olurlar, sakınırlar” dediler.

İlgili ayetler

Ayet 165–166

2 ayet

A’raf 165

A’raf 166

فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِه۪ٓ اَنْجَيْنَا الَّذ۪ينَ يَنْهَوْنَ عَنِ السُّٓوءِ وَاَخَذْنَا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا بِعَذَابٍ بَـ۪ٔيسٍ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ ۝١٦٥ فَلَمَّا عَتَوْا عَنْ مَا نُهُوا عَنْهُ قُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَ ۝١٦٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

165Felemmâ nesû mâ ẕükkirû bihî enceyne-lleẕîne yenhevne ʿani-ssûi veeḫaẕne-lleẕîne żalemû biʿaẕâbim beîsim bimâ kânû yefsüḳûn.

Okunuş

166Felemmâ ʿatev ʿam mâ nühû ʿanhü ḳulnâ lehüm kûnû ḳiradeten ḫâsiîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

165Ve onlar kendilerine yapılan öğüt ve uyarıları umursamayınca biz de kötülüğe engel olmaya çalışanları kurtardık ve yasağı çiğneyen o zalimleri de yoldan çıkmalarından dolayı çok kötü bir şekilde cezalandırdık.

Türkçe Meal

166Ve haddi aşıp kendilerine yasaklananları çiğnediklerinde biz de onlara “Alçak maymunlar olun"! Dedik.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

165Onlar yani zâlimler kendilerine yapılan tüm uyarıları kulak ardı edip unuttuklarında, kötülükten alıkoymaya çalışanları o büyük azaptan kurtardık. Böylece ayetlerimizi insanlara açıklayanların boşu boşuna yapmadıklarını gösterdik. Varoluş gayesine aykırı hareket edenleri ve zulmedenleri ve onları uyarma görevini terk ederek bu zulme seyirci kalanları da yoldan çıkmalarına karşılık çok şiddetli bir azaba uğrattık.

Açıklamalı meal

166Kibirlenip Büyüklük taslayarak yasalarımıza uymayanlara kendilerine yasak edilenleri ısrarla bırakmamaları üzerine onlara: “ Arzularına gem vuramayan Aşağılık maymunlar olun” dedik. Onları taklitçi ve bâtılın takipçisi şahsiyetsiz kimseler haline getirdik. Onlar kendileri gibi insanların yasaları önünde oyuncak oldular. Biz kullara kulluk etmeyiz derken kulların yasalarıyla yönetildiler. Güçlü olanlar hayatlarıyla oynayarak onları şaklabana çevirdi. Sirklerde insanları güldürmek için oynatılan maymunlara döndüler. Böylece, onları şeklen maymunlara dönüştürdük ve üç gün sonra helâk ettik. Onların izinden yürüyenleri ise, ihtirâsları uğruna tüm insânî değerleri ayaklar altına alan, gözü doymaz, onursuz ve kişiliksiz insanlar hâline getirdik. (2:65’in açıklamasında da geçtiği gibi, bir kısım müfessirlere göre bu kimseler gerçekten maymuna çevrilmiş ve bir süre öylece yaşadıktan sonra ölüp gitmiş; diğerlerine göre de, insanlığa yakışır bir tarafları kalmadığı için, onların aşağılık durumları bu şekilde anlatılmıştır. Kur’an’da üç ayrı yerde (Bakara 2/65, Maide 5/60 ve A’raf Surelerinde) “maymunlaşın, maymuna dönün” ifadesi kullanılmıştır. Otoritelerin bir kısmı bunu zahiri anlamda değerlendirerek itaat etmeyenlerin maymuna döndüğü diğer bir kısmı da ruhen, karakter ve davranış bakımından maymuna benzetildikleri şeklinde yorumlamışlardır. Kur’an’ın genel anlam örgüsü içinde bir değerlendirme yaptığımız zaman ikinci görüşün daha doğru olacağını söyleyebiliriz. )

İlgili ayetler

İlgili ayetler

165Mü’min 44Kasas 47

İlgili ayetler

166Bakara 65Mâide 60

Ayet 167

1 ayet

A’raf 167

وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ يَسُومُهُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِۜ اِنَّ رَبَّكَ لَسَر۪يعُ الْعِقَابِۚ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ۝١٦٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

167Veiẕ teeẕẕene rabbüke leyebʿaŝenne ʿaleyhim ilâ yevmi-lḳiyâmeti mey yesûmühüm sûe-lʿaẕâb. inne rabbeke leserîʿu-lʿiḳâb. veinnehû legafûrur raḥîm.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

167Rabbin, kıyamet gününe kadar onlara büyük acılar çektirecek kişileri ortaya çıkaracağını bildirmişti. Zira senin Rabbin hem hesabı çok hızlı görendir hem de çok merhametli ve çok bağışlayandır.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

167İşte o zaman Rabbin, Yahudiler bu kötü huylarından vazgeçmedikleri sürece, onların başlarına, kendilerine kıyamet gününe kadar en kötü şekilde azap edecek birilerini musallat edeceğini yeminle bildirmişti. Bu yüzden Yahudiler fitne ve hile ile her azdıklarında, onları rezil ve zelil edecek kimseler gönderildi ve gönderilecektir. Muhakkak ki Rabbin cezayı çabuk verendir. Dilerse, tüm günahkârları derhâl yok edebilir. Fakat kullarının yaşadıklarından ders almasını istediği için onlara mühlet veriyor. Çünkü O aynı zamanda tevbe edip Rabbine yönelenleri bağışlayıcı, rahmet edicidir. Rabbin kendini maymuna çeviren insanların üzerine eziyet yapacak kimseler göndereceğini ilân etti. (Bu mucizevî bir önceden haber vermedir (ihbar). Yahudi tarihi bunun tanığıdır.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

167Mâide 26En’am 65

Ayet 168

1 ayet

A’raf 168

وَقَطَّعْنَاهُمْ فِي الْاَرْضِ اُمَمًاۚ مِنْهُمُ الصَّالِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذٰلِكَۘ وَبَلَوْنَاهُمْ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّـَٔاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ۝١٦٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

168Veḳaṭṭaʿnâhüm fi-lʾarḍi ümemâ. minhümu-ṣṣâliḥûne veminhüm dûne ẕâlik. vebelevnâhüm bilḥasenâti vesseyyiâti leʿallehüm yerciʿûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

168Biz İsrailoğullarını paramparça ederek gruplar halinde yeryüzüne dağıttık. Gerçi onlardan erdemli ve dürüst olanlar da vardır, böyle olmayanlar da. Onları belki dönerler diye bolluk ve sıkıntılarla sınadık.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

168İsrailoğullarını hile ve hıyanetleri, isyan ve fitneleri sebebiyle yeryüzünde farklı gruplara ayırdık ve ayrı ayrı bölgelere dağıttık. Onların içinde Allah’ın davetine iman edip, salih olanlar da vardır müşrik, kâfir, zalim kalmakta inatla direnip aşağı derecelerde olanlar da vardır. Belki tevbe edip dönerler diye onları kimi zaman iyiliklerle ve kimi zamanda bela ve kötülüklerle hem bolluk hem de darlıkla sürekli imtihan ettik.

İlgili ayetler

Ayet 169

1 ayet

A’raf 169

فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُوا الْكِتَابَ يَاْخُذُونَ عَرَضَ هٰذَا الْاَدْنٰى وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَاۚ وَاِنْ يَاْتِهِمْ عَرَضٌ مِثْلُهُ يَاْخُذُوهُۜ اَلَمْ يُؤْخَذْ عَلَيْهِمْ م۪يثَاقُ الْكِتَابِ اَنْ لَا يَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّ وَدَرَسُوا مَا ف۪يهِۜ وَالدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ۝١٦٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

169Feḫalefe mim baʿdihim ḫalfüv veriŝü-lkitâbe yeʾḫuẕûne ʿaraḍa hâẕe-lʾednâ veyeḳûlûne seyugferu lenâ. veiy yeʾtihim ʿaraḍum miŝlühû yeʾḫuẕûh. elem yüʾḫaẕ ʿaleyhim mîŝâḳu-lkitâbi el lâ yeḳûlû ʿale-llâhi ille-lḥaḳḳa vederasû mâ fîh. veddâru-lʾâḫiratü ḫayrul lilleẕîne yetteḳûn. efelâ taʿḳilûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

169Onların ardından, onları izleyen ve kitaba varis olan bir nesil geldi. Bu dünyanın geçici malını alıyor, nasıl olsa bağışlanacağız diyerek ayaklarına gelen benzer fırsatlara da hemen koyuluyorlardı. Hâlbuki o kitaptan aldıkları ders ile Allah hakkında haktan başka bir şey söylemeyeceklerine dair kendilerinden sağlam bir misak/söz alınmamış mıydı? Oysa sorumlu davrananlar için ahiret yurdu daha iyidir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

169Onların ardından yerlerine, Kitab’a mirasçı olarak İlahi kurallardan haberi olan Tevrat’ı -daha sonra Kur’an’ı- okuyan ama uymayan, fakat dünyanın geçici zevklerine, mal ve mülküne sarılıp saldıran bozuk bir nesil geldi ki, Bunlar imkân ve iktidar fırsatı bulunca şu aşağılık gelip geçici dünya menfaatini alır da: “Biz seçkin bir kavimiz ne yaparsak ve nasıl yaşarsak yaşayalım, nasıl olsa ileride tövbe eder ve eninde sonunda bağışlanırız” derler. Her türlü zulüm ve ahlâksızlığı hayat tarzı haline getiriyorlar. Her ne yaparlarsa yapsınlar bağışlanacaklarına inanıyorlar. Sonra güya tövbe ediyorlar, fakat Onun gibi karşılarına bir başka benzer bir menfaat olarak haram ve haksız bir kazanç fırsatı gelse tövbelerini unutarak onu da alırlar. Onlar güya Musa ile gönderdiğimiz kitaba uyduklarını söylüyorlar. Oysa Kendilerinden Kitap’ta Allah hakkında gerçekten başkasını söylemeyeceklerine din adına yalan uydurmayacaklarına ve halkı aldatmayacaklarına, Tevrat’ta olandan başka bir şeyi uydurup, Allah’a iftira etmeyeceklerine dair kesin söz alınmıştı. Fakat maalesef Onlar da o Kitab’ın içindekileri okuyup incelediler ama hükümlerine uymadılar. Tevrat’ın hükümlerinin üstünü örtüp, kendilerine göre değiştirdiler. O hâlde, sizi yeniden Kitaba dâvet ediyorum! Unutmayın ki, aklını kullanıp düşünenler Allah’tan korkanlar ve Sakınanlar için ahiret hayatını kazanmak bu dünyanın gelip geçici nimetlerinden daha hayırlıdır, hâlâ Akıl etmiyor musunuz? Onlara sor bakalım! “Allah’ın yasalarından başka yasalara uymayacaklarına dair söz vermemişler miydi? Elbette okudukları kitapta bunlar tembih edilmiş, onlardan kitaba uygun davranacaklarına, asla kitabı çıkarlarına göre yorumlamayacaklarına dair söz alınmıştı. Sözlerine riayet etmediler. Onlar ahiret hayatlarını dünya hayatıyla değişerek büyük yanılgı içine girdiler. Hâlâ aklınız ermiyor mu?

Ayet 170

1 ayet

A’raf 170

وَالَّذ۪ينَ يُمَسِّكُونَ بِالْكِتَابِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ الْمُصْلِح۪ينَ ۝١٧٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

170Velleẕîne yümessikûne bilkitâbi veeḳâmu-ṣṣalâh. innâ lâ nüḍîʿu ecra-lmuṣliḥîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

170Bu Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazın hakkını verenlere gelince biz böyle ıslah edicilerin mükâfatını asla zayi etmeyiz.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

170Kitab’a sımsıkı sarılan, Allah’ın insanı yaratma sebebi olan hayat nizamı ile yaşamak uğrunda ellerinden gelen gayreti gösteren ve namazı titizlikle kılanlar bilsinler ki; Rabbinin yasalarına uyarak bir hayat yaşarsa, onların yaptıkları asla kaybolmaz. Yaptıklarının katımızda mutlaka değeri vardır biz iyiliğe çalışanların ecirlerini zayi etmeyiz. onların Emeklerini boşa vermeyiz. Kutsal Kitap Kur’an’a sırt çeviren İsrail Oğulları’na hatırlat ki: (Bu cümle namaz ibadetinin en eski ibadetlerden olduğunun delilidir. Ayet İsrailoğullarından bahsettiği için, “ekamu’s-salât” cümlesine, “namazlarını ikame edenler” yerine “kulluklarını yerine getirenler” manası verenler olsa da doğru olan “namazlarını ikame edenlerdir”. Çünkünamaz, bütün peygamberlerin şeraitinde bulunan yani mü’minlerin hayatında devamlı var olan temel bir ibadettir. Bu ayetten de anlaşılıyor ki Yahudilerin hayatında da namaz vardı.)

Ayet 171

1 ayet

A’raf 171

وَاِذْ نَتَقْنَا الْجَبَلَ فَوْقَهُمْ كَاَنَّهُ ظُلَّةٌ وَظَنُّٓوا اَنَّهُ وَاقِعٌ بِهِمْۚ خُذُوا مَٓا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ۟ ۝١٧١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

171Veiẕ netaḳne-lcebele fevḳahüm keennehû żulletüv veżannû ennehû vâḳiʿum bihim. ḫuẕû mâ âteynâküm biḳuvvetiv veẕkürû mâ fîhi leʿalleküm tetteḳûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

171Dağı onların üzerine sanki bir gölgelik gibi kaldırmıştık. Öyle ki dağın başlarına düşeceğini zannettiler. Ve onlara “Size verdiğimiz vahye kuvvetle sarılın. Onun içindekileri aklınızda tutun ki sorumlu davranasınız.” dedik.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

171Kur’an’a sırt çeviren İsrail Oğullarına hatırlat ki: Hani Bir zamanlar Allah’a verdikleri sözün önemini iyice idrak etmeleri ve bu antlaşmayı bozdukları takdirde doğabilecek vahim sonuçları akıllarında hep canlı tutmaları için, kudretimizi göstermek ve onları ikaz etmek adına Sina dağını onların üzerlerine doğru adeta bir gölgelik gibi kaldırmıştık da koskoca dağın sanki üzerlerine düşeceğini sanmışlardı. Dağa baktıkları zaman sanki dağ üzerlerine devrilecekmiş gibi görünüyordu. Bu hâldeyken, onlardan şu sözü almıştık: “Size verdiğimiz Kitaba ve kitapla davet ettiğimiz hayata, İlahi emir ve hükümlerimize sımsıkı sarılın ve kitabın içinde bulunanları sürekli düşünün. İçindekileri aklınızdan çıkarmayıp ona uyun, yasalarımıza göre yaşayın olur ki küfür ve kötülükten sakınırsınız ve doğru yolu bulursunuz. Dünya ve âhiret hayatında kurtuluşunuz ancak böylece mümkün olur.

İlgili ayetler

Ayet 172–173

2 ayet

A’raf 172

A’raf 173

وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَن۪ٓي اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْۚ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْۜ قَالُوا بَلٰىۚۛ شَهِدْنَاۚۛ اَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّا كُنَّا عَنْ هٰذَا غَافِل۪ينَۙ ۝١٧٢ اَوْ تَقُولُٓوا اِنَّمَٓا اَشْرَكَ اٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِنْ بَعْدِهِمْۚ اَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ الْمُبْطِلُونَ ۝١٧٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

172Veiẕ eḫaẕe rabbüke mim benî âdeme min żuhûrihim ẕürriyyetehüm veeşhedehüm ʿalâ enfüsihim. elestü birabbiküm. ḳâlû belâ. şehidnâ. en teḳûlû yevme-lḳiyâmeti innâ künnâ ʿan hâẕâ gâfilîn.

Okunuş

173Ev teḳûlû innemâ eşrake âbâünâ min ḳablü vekünnâ ẕürriyyetem mim baʿdihim. efetühlikünâ bimâ feʿale-lmübṭilûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

172Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından soylarını çıkardığında/buluğ çağına gelince, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki:
– Ben, sizin Rabbiniz/sahibiniz değil miyim? Onlar:
– Evet, sen bizim Rabbimizsin/sahibimizsin dediler. Kıyamet günü, “Bizim bundan haberimiz yoktu” dersiniz diye biz de şahit olduk.

Türkçe Meal

173Ve bir de: - Atalarımız daha önceden şirk koşmuşlar. Biz de onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi batılı hayat tarzına dönüştürmüş olanların yüzünden bizi helak mi edeceksin? Dersiniz diye.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

172Hani Rabbin gelecek nesillerin dinî, ahlâkî ve insanî eğitimi ile ilgili, sorumluluklarını da sırtlarına yükleyerek Adem oğullarının bellerinden/sırtlarından soylarını (zürriyetlerini) bütün insanların ruhaniyetlerini huzuruna almış yaratmış ve onları kendi kendilerine nefislerine karşı karşı şahit tutmuştu: Onlar dünyada bir insan olarak var oldukça her birini gönderdiği Peygamberler ve onların yolunda giden elçileri aracılığıyla muhatab kabul eder. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Size vücutlar, çeşitli imkân ve fırsatlar verip dünyaya gönderirsem, Bana iman ve itaat eder misiniz? demişti de) (Size vücutlar, çeşitli imkân ve fırsatlar verip dünyaya gönderirsem, Bana iman ve itaat eder misiniz? demişti de) ” Onlar: “Evet, Sen bizim yegâne koruyucumuz, sahibimiz, efendimiz ve Rabbimizsin. Buna şahidiz ve söz veriyoruz derler.” demişlerdi. Bu Böylece Biz her insanın ruhunun derinliklerine, Peygamberler aracılığıyla ulaştırılan vahiy ve bu doğrultuda yaşanan hayatın etkisiyle Rabb’ini tanıyıp emirlerine itaat etme duygusunu yerleştirdik ki, yarın Kıyamet gününde: hesaba çekilirken, “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz diye. Bu yüzden sürekli insanlara yolumuzu hatırlatıyoruz. İnsanlar Rabbini unutmasın! Rabbinin yolunda yürüsün! Rabbinin yolundan çıkarak zalimlerden olmasın! (Bu âyette Cenab-ı Allah, Kendisini Rab kabul ettiklerine dair insanlardan ikrar aldığını bildirmektedir. Bu ahdin zaman ve mekânı hakkında farklı anlayışlar mevcuttur. Âyet-i kerime bu esas prensibi kesin olarak ortaya koymakla beraber, işin cereyan tarzını kesin olarak bildirmediğinden anlayış farkları ortaya çıkmıştır. Şöyle ki: a- Babasının sulbünden ayrıldığı sırada olmuştur. b- Baba sulbünden çıkıp ana rahmine düşerek yumurtayı döllemesiyle ceninin oluşmasını müteakip ruh üflenme vaktinde (takriben dört aylık iken) olmuştur. c- Büluğa erme çağında Allah’ın nimetlerine ve rububiyetine bizzat şahit olmaları tarzında olmuştur. Bu yorumu yapanlar âyette temsilî (sembolik) bir anlatım olduğunu düşünürler ve derler ki: Allah varlığının, birliğinin delillerini kâinata yerleştirmiştir. Kendi varlıklarına yerleştirdiği akılları da buna tanıklık etmiştir. Bunları yapmakla, insanın Rabbini ikrar etmesi için bütün şartları hazırlamasıyla âdeta onun şahitliğini almış saymıştır. d- İnsanlığın babası Hz. Âdemin sulbünden kıyamete kadar gelecek bütün zürriyetini çıkarıp onlara: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi. Onlar da: “Elbette” dediler. Ve o gün takdir kalemi, kıyamete kadar olacak şeyleri yazdı, bitirdi. Bu son izah aslında çeşitli tariklerden hadis olarak rivâyet edilmiştir. Tefsircilerin ekserisi bunu kabul ettikleri gibi, Müslümanlar arasında en yaygın inanç da budur. Bütün insanların aslını teşkil eden genlerin, bütün insanların Babasının sulbüne sığabileceğini genetik biliminden öğrenmekteyiz. Allah rûhlar aleminde bu ilk ahdi almış olup, bizlerin “kalû belâ”dan beri Müslüman olmamıza mani yoktur. Allah’ın kudreti böyle yapmayı dilemişse öyledir. Vallahu a’lem.)

Açıklamalı meal

173Yahut: başka bir bahane öne sürerek, “Daha önce Allah’a ortak koşanlar biz değil babalarımızdı Edindikleri ilahların yasalarına uydular. Allah’ın yasalarına karşı çıktılar ilahlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak-şirk- koştular, Şimdi doğru yoldan sapan atalarımız zalim oldular biz de Doğru olan yol budur diye onların peşinden gittik, artlarından gelen bir nesildik onları takip ve taklit ederek sapıtmışız. Şu hâlde, hak dini reddeden ve uydurdukları bâtıl inanç ve ideolojileri kurumsallaştırarak Batıla çalışanların yaptıklarından dolayı onların hakkı baskı altına alan güç ve iktidar sahiplerinin yaptıkları yüzünden bizi helak eder misin?” demeyesiniz mazeret belirtmeyesiniz diye uyarıyoruz.. Andolsun ki ayetlerimiz size bütün gerçekleri anlatıyor. Atalarınızın sapmasında elbette sizin suçunuz yok. Ama saptıklarını bilerek onlara uymanız yanlıştır. Böyle yaparak siz de sapkınlardan olursunuz. Biz de sapanları cezalandırırız. doğru yolu rahatlıkla bulmanızı sağlayacak imkanlarla sizleri donattık. Böylece, hangi olumsuz şartlarda yetişmiş olursa olsun her insan, aklını vahye teslim ettiği sürece, doğruyu eğriyi birbirinden ayırt edebilecek, kendisine tebliğ edilen hakîkati kabullenmekte zorlanmayacaktır. (Allah’ın insanoğlundan aldığı bu ahid, halk arasında “Kalû belâ” adıyla bilinen ahiddir. Bu ahdin zamanı ve şekli ile ilgili olarak çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bir kısım müfessirler bu ahdin ruhlar âleminde, insanların yaratılmasından önce cereyan ettiği görüşünü savunurken, diğer bazıları insan yaratılışının veya hayatının çeşitli aşamalarında bu ahdin alındığını söylemektedirler ki, tefsirler, bu konuda sayfalarca süren tartışmalarla doludur. Ancak âyet bu konuda bir ayrıntı vermemiş, buna karşılık birşeye dikkat çekmiştir: Her nefis, Allah huzurunda bir söz vermiş, bir taahhüt altına girmiş ve böylece, “Bizim haberimiz yoktu,” yahut “Atalarımız böyle yapmış” gibi bir mazeretin arkasına sığınma imkânı kalmamıştır. Bu konudaki ifadelerin netliği, bu dünyada gerçekten âdil bir imtihanla karşı karşıya bulunduğumuzu ortaya koymaktadır. Böyle bir ahdi bizim bu dünya hayatımızda hatırlamamamız ise imtihanın kurallarından biri olmalıdır; aksi takdirde gayba iman söz konusu olmaz ve herkes gözüyle görüp hatırladığı birşeye eşit şekilde inanmak zorunda bırakılmış olurdu.)

Ayet 174

1 ayet

A’raf 174

وَكَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ وَلَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ۝١٧٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

174Vekeẕâlike nüfeṣṣilü-lʾâyâti veleʿallehüm yerciʿûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

174Belki öğüt alıp dönersiniz diye ayetleri işte böyle etraflıca açıklıyoruz.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

174İşte Biz âyetleri böyle birer birer açıklarız, umulur ki (gaflete dalanlar vicdanlarının sesine kulak verir ve doğru yola) dönerler. (Doğru yolu bulanın da doğru yolda olanın da doğru yolda kalma ve ölme garantisi yoktur. İşte size ibretlik bir örnek:)

174. Belki dönerler diye ayetlerimizi böyle etraflıca açıklıyoruz.

174 İşte Biz ayetlerimizle gerçekleri böylece apaçık bildirmekteyiz, belki düşünür de doğru olana yönelirsiniz diye.

174. Gaflet uykusuna dalmış olan inkârcılar Belki düşünürler vicdanlarının sesine kulak verirler ve günahtan şirkten, atalarının taptıklarından vazgeçip yeniden Rablerine dönerler diye gerçekleri bildiren ayetlerimizi birer birer etraflıca açıklıyoruz.

İlgili ayetler

Ayet 175–176

2 ayet

A’raf 175

A’raf 176

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ الَّذ۪ٓي اٰتَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَاَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاو۪ينَ ۝١٧٥ وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلٰكِنَّهُٓ اَخْلَدَ اِلَى الْاَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوٰيهُۚ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِۚ اِنْ تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ اَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَثْۜ ذٰلِكَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ ۝١٧٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

175Vetlü ʿaleyhim nebee-lleẕî âteynâhü âyâtinâ fenseleḫa minhâ feetbeʿahü-şşeyṭânü fekâne mine-lgâvîn.

Okunuş

176Velev şiʾnâ lerafaʿnâhü bihâ velâkinnehû aḫlede ile-lʾarḍi vettebeʿa hevâh. femeŝelühû kemeŝeli-lkelb. in taḥmil ʿaleyhi yelheŝ ev tetrukhü yelheŝ. ẕâlike meŝelü-lḳavmi-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. faḳṣuṣi-lḳaṣaṣa leʿallehüm yetefekkerûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

175Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde ondan sıyrılıp şeytanın oyuncağı olan büsbütün sapıtıp azgınlardan olup çıkan kimsenin haberini de ilet.

Türkçe Meal

176Eğer isteseydik onu ayetlerimizle yüceltirdik. Fakat o dünyaya sarıldı heveslerine uydu ve hırsına mağlup oldu. İşte böylesinin durumu üstüne varsan da kendi haline bıraksan da hırlayıp dilini sarkıtan köpeğin durumuna benzer. Ayetlerimiz karşısında yalana sarılan toplumun durumu işte böyledir. Öyleyse sen bu kıssaları anlat, belki düşünüp öğüt alırlar.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

175Ey Peygamber! Musa’nın yoluna uyduklarını söyleyenlere hatırlat! Onlar bunu çok iyi bilirler. Sen Onlara, kendisine mükemmel bir zekâ ve derin kavrayış yeteneği armağan etmiş, ilim ve hikmet nurlarıyla kendisini aydınlatmıştık. Bunun da ötesinde, insanı hakîkate ulaştıracak bütün delillerimizi önüne koymuş ve ayetlerimizi en üst seviyede anlama ve ilâhî Kitabın muhteşem güzelliğini kavrama yeteneğini kendisine cömertçe verdiğimiz dini bilgi ve hikmetleri öğrettiğimiz sonra da yaratılışlarının amacına uymaya çağırmamıza rağmen, yersiz bir gurura kapılarak onlardan yani ayetlerden elinin tersi sıyrılıp çıkan ve şeytanın onu peşine takması dolayısıyla birçokları gibi, azgınlardan olan kimsenin haberini de oku ve anlat ki, bugünkü bel’am benzeri bilgiçleri tanısınlar ve sakınsınlar. Hani ayetlerimize inanan biri vardı. Yasalarımıza göre yaşıyor. Toplumda çok iyi bir insan olarak biliniyordu. Sonra yasalarımıza aykırı davranmaya başladı. Şeytana uyarak yoldan çıktı. Arzularına heveslerine kapıldı. Azgın sapkın bir insan oldu. Onun gibi mi olmak istiyorlar? Onlar da yasalarımıza karşı çıkarak yoldan çıkmak mı istiyorlar? [Not: Demek ki, ilim ve iman; insanın içine sinmez ve onun ahlâkı, amacı ve hayat tarzı haline gelmez de, sadece zahiri bilgi birikimi olarak kalırsa; sonunda nefsi çıkarlar, korkular ve şeytani dolduruşlar yüzünden dalâlete sapması ve bu bilgi kisvesini eğreti bir elbise gibi çıkarıp atması kaçınılmaz hale gelebilir.] (Ayette adı geçen adamın Bel’am b. Bâura olduğunu söyleyenler ağırlıktadır. Bu adam, İsrailoğullarından, Yemen diyarından veya Ken’an ilinden Allah’ın dinini öğrenmiş, itibar gören, saygın, ilim, irfan sahibi bir mü’mindi. Etrafındakiler, duasının mutlaka kabul olduğuna inanırdı. Yaşadığı şehrin adamları Hz. Musa’nın getirdiği şeriata karşı çıkmışlardı. Hz. Musa ile savaşan bu adamlar Bel’am b. Baura’dan Hz. Musa ve ordusuna beddua etmesini istemişlerdi. O da havaya girerek ve ısrarlara dayanamayarak beddua etmişti. Bunun üzerine Baura Allah tarafından cezalandırılarak ne dediğini bilmeyen, kimsenin itibar etmediği geveze bir adama dönüşmüştü. Bazılarına göre de Medine’deki münafıkların liderlerinden “keşiş” Abdullah b. Amr’dır. Ya da bazılarının iddia ettiği gibi Ümeyye b. Ebi’s-Salt’tır. Bir sonraki ayette “onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik” ifadesi onun Hz. Peygamber zamanında yaşayabileceğine işaret etmektedir. Bu adam ister Hz. Musa zamanında yaşayan Bel’am olsun, isterse Hz. Muhammed zamanında yaşayan Abdullah b. Amr ya da başka herhangi biri. Burada örnek verilen kişi dünyalık çıkar için, Allah’ın dininden taviz veren ve dinin hükümlerini kafasına göre değiştiren insanları sembolize etmektedir.)

Açıklamalı meal

176Hâlbuki davetimize yönelseydi ve Biz dileseydik bel’am gibileri, lütfettiğimiz nimet ve faziletlerin kıymetini bilselerdi onu onlarla (o ayetlerle) kendisine verilen ilim ve hikmetler dolayısıyla) şerefli makâma yükseltirdik. (yüceltir, onurlu ve şerefli bir hayata kavuştururduk.) Ancak o bunları dünya rahatı ve menfaati için kötüye kullandı. kendisini yeryüzünde —sanki hiç ölmeyecekmiş gibi— sonsuza kadar kalacak sandı aşağılığa ve bayağılığa saplandı(dünyaya sarıldıkça sarıldı ve keyfi istek ve arzularına uydu. Nefsi hevâsına kapıldı, ihtirâs ve tutkularının peşine takıldı. Onun gibi İşte böyle azgın nankörlerin durumu kızıp kovmak için üstüne varsan da soluyan, dilini çıkarıp hırlayan, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp hırlayan kışkırtılmış tedirgin ve bitkin şekilde soluyan bir kuduz köpeğin durumuna benzer. Bu tiplerin ne mü’minler yanında kıymeti bilinir, ne zalimler katında rağbet edilir. İşte ayetlerimizi Hakk Dinimizi ve Adil Düzenimizi yalanlayan elinin tersi ile iten topluluğun durumu böyledir. Sen Ey Müslüman yoldan çıkan insanlara Bu ibret verici kıssayı örnek ve ibret alsınlar diye onlara anlat, olur ki ibret alıp gerçeği görüp düşünürler. Dileseydik yolumuzdan sapanı zorla düzeltirdik. Ancak ayetlerimize uyarak kendi iradesiyle düzelsin, düştüğü çukurdan kurtularak yükselsin istedik. Ama O dünyaya saplandı. Arzularının heveslerinin peşine düştü. Sonra tavırları köpeğin durumuna benzedi. İyi niyetle hatırlatmak için “Bunu niye böyle yapıyorsun?” diye sorsan köpek gibi havlardı. Doğruları hatırlatanları terslerdi. Yaptıkları hataların sorgulanmasını istemezdi. Onu tanıyanlar, onu sevenler durumuna üzülür uyarmak isterlerdi. Ama o hepsini terslerdi. Yüzlerine köpek gibi çemkirirdi. Serbest bırakırsan, yaptıklarına karışmazsan susardı. İşte ayetlerimizi yalanlayanların durumu böyledir. Ayetlerimizi yalanlayanlar, yasalarımıza uymayanlar, kendilerine yapılan uyarılara büyük tepki gösterirler. Hemen “Sana ne? Benim imanıma! Benim dinime karışma! Allah ile arama girme!” derler. Yaptıkları kötülüğün söylenmesini istemezler. Allah’ın yasalarına aykırı davranışlarının yüzlerine vurulmasını istemezler. Adeta köpekleşerek havlamaya başlarlar. İşte sen bunları anlat ki belki öğüt alırlar. Köpek gibi havlamayı bırakarak insan gibi düşünmeye, insan gibi öğüt alıp güzel insan olmaya, Rabbinin yasalarına göre yaşamaya başlarlar. (Burada amaçlanan, ilahî iradenin bu şekilde yarattığı köpekleri kötülemek veya aşağılamak değil, yaratılış amacına uygun davranmayanların uyarılara itibar etmeme durumlarını eleştirmektir.)

Ayet 177

1 ayet

A’raf 177

سَٓاءَ مَثَلًاۨ الْقَوْمُ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاَنْفُسَهُمْ كَانُوا يَظْلِمُونَ ۝١٧٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

177Sâe meŝelen-lḳavmü-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ veenfüsehüm kânû yażlimûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

177Ne berbattır, ayetlerimiz karşısında yalana sarılan ve böylece kendilerine zulmedip yazık eden toplumun örneği!

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

177Ayetlerimizi yalanlayarak, yasalarımıza uymayarak sapkınlık ve azgınlıklarıyla sadece kendi kendilerine zulum ve haksızlık eden, hüsrana uğrayan, doğru yoldan, İslâm’dan uzak durarak isyan ile, inkâr ile kendilerine yazık etmeyi, birbirlerine zulmetmeyi alışkanlık haline getiren topluluğun durumu ve akıbeti ne kadar da kötüdür ! Bu duruma düşmek istemiyorsanız, değer yargılarını Allah’tan, yani O’nun kitabından almalı, onun rehberliğinde hayat programınızı çizmelisiniz. Zira: (Doğru yola iletenin de, saptıranın da Allah olduğunu bildiren âyetlerin yanlış yorumlanmasını önleyecek birçok âyet-i kerime vardır ki, bu iki âyet de onlar arasındadır. Anlatılan vak’a, tam anlamıyla bir kronolojik seyir izlemekte ve yanlış bir yoruma ihtimal bırakmamaktadır. Buna göre, kıssası anlatılan kimseye (1) önce Allah âyetlerini vermiş, (2) sonra o bundan sıyrılıp çıkmış, (3) bunun üzerine şeytan da onu peşine takmıştır. İlâhî iradenin rolü ise, bu olayın tahlili sırasında belirtilmekte ve “Dileseydik Biz onu yüceltirdik” buyurulmaktadır. Ancak İlâhî iradenin o şekilde tecellî etmemesinin nedeni de yine o kişinin kendi tercihidir; çünkü o, semâvî olandan yüz çevirmiş ve “yere saplanmıştır.” Bütün bunlardan dolayı da Allah ona hidayet vermeyi ve âyetleriyle yüceltmeyi dilememiştir. Yoksa Allah hiç sebepsiz yere kulunu inkâra ve sapıklığa zorlayıp sonra da onu cezalandırmış değildir. “Allah dilediğini doğru yola iletir, dilediğini de saptırır” şeklindeki ifadeleri içeren âyetlerin, böyle bir arka planının bulunduğu dikkatten uzak tutulmamalıdır. Nitekim bu mealdeki âyetlerden biri de hemen bu kıssayı izlemekte (178. âyet) ve konuya iyice açıklık getirmektedir.)

İlgili ayetler

Ayet 178

1 ayet

A’raf 178

مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَد۪يۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ۝١٧٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

178Mey yehdi-llâhü fehüve-lmühtedî. vemey yuḍlil feülâike hümü-lḫâsirûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

178Kimin rehberi Allah ise işte o doğru yolu bulmuştur ve O kimin de sapıklığını onaylamışsa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

178Hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmesinden dolayı Allah kimi doğru yola eriştirirse o âyetlerinin rehberliğine yönelenler doğru yoldadır. Kimleri de hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmediği ve ısrarla hakkı inkâr ettiği için, cüz’î irâdesi ile tercih etmiş olduğu, hıyaneti ve kötü niyeti yüzünden, sapıklığa düşürürse onlar da ziyandadırlar. Unutmayın ki Allah ayetleri anlamak için çaba gösterenlere doğru yolunu gösterir. Onların ufkunu açar. Onları yanlışa düşmekten korur. Ama inkâr edenleri, yasalarına uymayanları şaşkınlık içinde ortada bırakır. Onlara yardım etmez. Onlar cahilliklerine bakmadan her şeyi bildiğini zannederler. Aklın ürettiği fikirlere köle olurlar. İnsanların çıkardığı yazboz yasalarının oyuncağı olurlar. Sorunlardan başlarını kaldıramazlar. Aralarında sürekli kin, nefret, intikam dolaşır. Sosyal, ekonomik, siyasi olayların gündemlerinde kaybolup giderler. Böylece şaşkınlık içinde ziyana uğrar, hayatlarını boşuna yaşamış olurlardı. (Uygun gördüğünü. Yani, kişinin seçimine göre uygun olan karşılığı vererek. Bu terkip: Allah, doğru yola iletilmeyi hak edeni doğru yola iletir; sapkınlıkta kalmayı hak edeni de sapkınlıkta bırakır; sapkınlığı gerektiren şeyler yapanı saptırır, doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir anlamına gelmektedir. Hidayet ve dalalet insanın dilemesine bağlıdır. Allah, hiç kimseyi zorla “hidayete” de “dalalete” iletmez. İman ve inkâr konusunda sorumluluk tümüyle insana aittir. Ayetteki “Şâe” sözcüğü, “dilediğini” anlamının yanı sıra, “şey edeni”, “gayret göstereni”, “bir şey elde etme çabasında olanı” anlamlarına da gelmektedir. “Ne diyor” değil de “ne demek istiyor” dikkate alındığında, “dilediğini” sözcüğü, aslında “dileyeni” anlamına gelmektedir.)

İlgili ayetler

Ayet 179

1 ayet

A’raf 179

وَلَقَدْ ذَرَاْنَا لِجَهَنَّمَ كَث۪يرًا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۘ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ ۝١٧٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

179Veleḳad ẕeraʾnâ licehenneme keŝîram mine-lcinni velʾins. lehüm ḳulûbül lâ yefḳahûne bihâ. velehüm aʿyünül lâ yübṣirûne bihâ. velehüm âẕânül lâ yesmeʿûne bihâ. ülâike kelʾenʿâmi bel hüm eḍall. ülâike hümü-lgâfilûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

179Andolsun ki, kalpleri olup da gerçeği anlamayan, gözleri olup da gerçeği görmeyen ve kulağı olup da gerçeği duymayan insan ve cinlerden çoğu cehennemi hak etmişlerdir. İşte onlar hayvanlar gibidir, hayır onlardan daha aşağıdırlar, çünkü onlar gerçeklerden habersizdirler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

179Andolsun Biz yaratılış sebeplerini bildirip, kendilerini ona uygun yaşamaya davet ettiğimiz cinler ve insanlardan, akılları ve kalpleri olup da bunlarla gerçeği anlamayan, gözleri olup da bunlarla ibret alıp doğruları görmeyen, kulakları olup da bunlarla hakikati işitmeyen kısacası küfre, kötülüğe ve nankörlüğe sapan nicelerini cehennemlik yapmışızdır. Bu nimetleri görmezden gelerek, davete kulak asmayıp akıllarını kullanmayanlar cehennemi hak etmişlerdir. Bu inatçı, önyargılı, kibirli tavırlarından dolayı onları cehennemlik yapmışızdır. Onlar sanki cehennemi hak etmek için her şeyi yaparlar. Bunlar kendilerine söylenenleri kavramak bakımından ahlâk ve erdemlilikten yoksun olup hayvanlar gibi hatta bozulmada sınır tanımadıkları için hayvanlardan daha aşağıdırlar. Çünkü bunlar, hayvanların aksine kendilerini hakikate ulaştıracak akıl ve idrak yeteneğine sahip oldukları hâlde özgür iradeleriyle inkâra saplanmışlardır. İşte asıl gerçeklerden uzak olan, kendilerine yazık eden bunlar, yaratılış amacından ve ahiret hazırlığından gafildirler. Çünkü onlar Rablerine de ortak koşmaktan çekinmezler, gafletlerinden dolayı Onu anmazlar, ansalar bile, O’nun şanına layık olmayan isim, sıfat ve özelliklerle anarlar.

Ayet 180

1 ayet

A’raf 180

وَلِلّٰهِ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى فَادْعُوهُ بِهَاۖ وَذَرُوا الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اَسْمَٓائِه۪ۜ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ۝١٨٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

180Velillâhi-lʾesmâü-lḥusnâ fedʿûhü bihâ. veẕerü-lleẕîne yülḥidûne fî esmâih. seyüczevne mâ kânû yaʿmelûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

180En güzel isimler Allah’ındır. O’na o isimleri ile dua edin. O’nun isimleri konusunda sapanları bırakın. Nasıl olsa onlar zamanı geldiğinde yaptıklarının cezasını görecekler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

180En mükemmel özellikler, En güzel nitelikler ve isimler ve mükemmelliklerin tümü Allah’ındır. Allah insanı da mükemmel bir hayat nizamına uymaya davet etmektedir. O halde O’na onlarla/ bu güzel isimlerle seslenerek dua edin, O’nun davetine yönelin ve O’nun sıfat ve isimleri hakkında aykırılığa ve uygunsuz yorumlara sapanları ve onların bâtıl inançlarını bırakın. Onlar, Allah’ı tanımayıp O’na eksik ve çirkin sıfatlar yakıştıranlar, yaptıklarının cezasını eninde sonunda göreceklerdir. Allah, davetinden yüz çevirenlerle, onu bulandırmaya çalışanlardan yaptıklarının hesabını sorup cezalarını verecektir. (Yani Onun isimlerini canlarının istediği gibi yorumlayanları, bir kısım isimlerini kabul etmeyenleri, Allah’a ait olan sıfatları Allah’ın dışında başka varlıklara ve mahlûkata verenleri veya şunu-bunu ilâh, mabut, yaratıcı, rızık verici ve koruyucu kabul edenleri terk edin.) (Tefsirlerde ifade edildiğine göre burada kastedilen putperestlerin, putlarının adlarını Allah`ın güzel isimlerine benzetmeye çalışmalarıdır. Mesela, rivayete göre putperestler Uzza putunun adını Allah`ın Aziz adına, Menat putunun adını Allah`ın Mennan adına, Lat putunun adını da İlah adına benzeterek belirlemişlerdir. Bir başka açıklamaya göre ise burada dikkat çekilen husus Yüce Allah`ın kendi zatı hakkında kullanmadığı bir adın O`nun hakkında kullanılmasıdır.) Evet, cehennem için yaratılmış bunca gâfillere, sapıklara karşılık:

İlgili ayetler

İlgili ayetler

180İsrâ 110Tâhâ 8Haşr 24

Ayet 181

1 ayet

A’raf 181

وَمِمَّنْ خَلَقْنَٓا اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِه۪ يَعْدِلُونَ۟ ۝١٨١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

181Vemimmen ḫalaḳnâ ümmetüy yehdûne bilḥaḳḳi vebihî yaʿdilûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

181Yarattığımız insanlardan kimileri de vardır ki hakka ve hakikate yöneltirler ve bununla adaleti gerçekleştirirler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

181Yarattıklarımız içinde hakka yönelten hidayete çağıran hayrı gözeterek doğru yolu gösteren ve hakikate dayanarak yani Kur’an’la adaleti uygulayan, davetimize iman edip, sorumluluklarını bilinçle yerine getiren seçkin bir topluluk da vardır. Onların sayısı ne kadar az olsa da daima gerçeklerden yana olanlar, hakkı, adaleti yerine getirenler kazanacaktır.

Ayet 182–183

2 ayet

A’raf 182

A’raf 183

وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۚ ۝١٨٢ وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ ۝١٨٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

182Velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ senestedricühüm min ḥayŝü lâ yaʿlemûn.

Okunuş

183Veümlî lehüm. inne keydî metîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

182Ayetlerimiz karşısında yalana sarılanları ise onları bilmedikleri bir yerden yavaş yavaş bitişe ve helake sürükleyeceğiz.

Türkçe Meal

183Ama onlara mühlet veriyorum, fakat vakti geldiğinde cezalandırmam çok çetin olacak.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

182Ancak her türlü imkân ve iktidara kavuşturulduğu halde, Ayetlerimizi yalanlayanları, ondan yüz çevirenleri, Kur’ani hükümleri gereksiz ve geçersiz sayanları, yetki ve fırsatları olduğu halde dini emirleri uygulamaya çalışmayanları ve İslam’ın icraatını değil, sadece edebiyatını ve istismarını yapanları, bilmedikleri ve fark edemeyecekleri bir yönden hesap edemeyecekleri yerlerden yavaş yavaş derece dereceyükseltip, riyakârlık ve istismarcılıkla yüreklendirip, sonunda çok acı ve alçaltıcı akıbetlerine helake yani cehennem azabına yaklaştıracağız. Onlar bunu anlamaz. Kendilerini yok edecek tuzakların birçoğunu bilmeden kendileri kurar. Çünkü onlar gerçeklerimize göre hareket etmiyorlar, yalanlarıyla hayatlarını karartıyorlar. (Onlara haklarında iyi olacağını zannettikleri servetler, zevkler vererek, hissettirmeden o kâfirleri derece derece azap uçurumuna çeker, bilemeyecekleri bir yönden onları oraya yuvarlarız. Kendilerine birbiri ardınca nimetler gelir, onları hak ettiklerini, Rablerinin daimi lutfu sanıp şımarırlar. İşte o zaman üzerlerine Allah’ın azabı hak olur.)

Açıklamalı meal

183Şimdilik Ben Onlara doğru olanı kavramaları için, şahsi ikbal ve ihtirasları için dine ve davaya hıyanete kalkışanlara, bunların gerçek ayarları ortaya çıksın diye mühlet veriyorum. Diledikleri gibi yaşarlar. Şüphesiz benim tuzağım, cezalandırmam hakkı inkâr edenler için, akıllarını başlarına almaları için çok sağlamdır ve çok şiddetlidir. bu sürenin sonunda hak ettikleri ile karşılaştıracağız. Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacaktır. O hâlde, Allah’ın ayetlerini inkâr edenler, bu mühleti fırsat bilsinler de, bir düşünsünler: Verilen süreyi değerlendirip yola gelirlerse ne ala, eğer yola gelmezlerse cezam çetindir.(Uyarılardan ders almayı reddederek inkâr ve isyanlarında devam edenler, aslında, her an kötü sonlarına bir adım daha yaklaşmaktadırlar. Bu süre içinde başlarına birşey gelmeden nimetler içinde yaşayıp gitmeleri onların gafletini ve cür’etini daha da arttırır. Bu ise apaçık bir aldanmadan başka birşey değildir; kendileri tuzaklar tasarlamakla günlerini geçirirken, Allah’ın onlara vermiş olduğu süreyi doldurmakta ve adım adım kendilerini bekleyen tuzağa doğru yaklaşmaktadırlar.)

İlgili ayetler

Ayet 184–185

2 ayet

A’raf 184

A’raf 185

اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِهِمْ مِنْ جِنَّةٍۜ اِنْ هُوَ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ۝١٨٤ اَوَلَمْ يَنْظُرُوا ف۪ي مَلَكُوتِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍۙ وَاَنْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَدِ اقْتَرَبَ اَجَلُهُمْۚ فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ ۝١٨٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

184Evelem yetefekkerû mâ biṣâḥibihim min cinneh. in hüve illâ neẕîrum mübîn.

Okunuş

185Evelem yenżurû fî melekûti-ssemâvâti velʾarḍi vemâ ḫaleḳa-llâhü min şeyʾiv veen ʿasâ ey yekûne ḳadi-ḳterabe ecelühüm. febieyyi ḥadîŝim baʿdehû yüʾminûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

184Şimdi onlar arkadaşları (Muhammed’de) delilikten bir eser olmadığını hiç düşünmüyorlar mı? O ancak açıkça bir uyarıcıdır.

Türkçe Meal

185Onlar göklerin ve yerin yönetim sistemine ve Allah’ın yaratmasındaki özelliklere ve ecellerinin yaklaşmış olabilme ihtimaline bakmıyorlar mı? Artık bu haberden sonra daha hangi hadise inanacaklar?

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

184Müşrikler, halkı doğru yoldan alıkoymak için Muhammed ’e delilik atfetmekten de çekinmediler. Allah’ın Elçisini akıl hastası olarak göstermeye çalışan Mekke müşrikleri, çocukluğundan beri tanıdıkları kendileriyle iç içe yaşamış olan Arkadaşları Muhammed’de delilikten hiçbir eser olmadığını bilmiyor ve düşünmüyorlar mı? Çok iyi biliyorlar ki Muhammed’in tutarsız, aklından zoru olan biri olması mümkün değildir. Çünkü bir deli ancak saçma sapan sözler söyler, teklif edildiği halde benzerini getiremedikleri Kur’an ayetlerini bir delinin söyleyebilmesine imkân var mıdır? Onların bütün endişesi, Resulullah [s.a.s]’ın getirdiği dinin “Allah’tan başka ilah yoktur” esasına dayanması ve bu dinin, atalarının ve kendilerinin puta tapmalarını yasaklamasıdır ki, bu gerçekleştiği takdirde toplumdaki egemenlikleri silinip gidecektir. Bütün hayatı boyunca, parlak zekâsı ve üstün kişiliğiyle gönlünüzde taht kurmuş olan bir insanı, alışık olmadığınız bir mesaj getirdi diye nasıl delilikle suçlayabilirsiniz? Bu iftiraları bir kenara bırakın, şu hakikate kulak verin Hayır, tam aksine O yalnızca apaçık bir uyarıcıdır.

Açıklamalı meal

185(Onun deli olmadığına, onun apaçık bir uyarıcı olduğuna şu âlemleri yaratan Allah şahittir. Bu şahitliğin güçlü bir belgesi olarak) Göklerin ve yerin nasıl bir hükümranlık altında idare edildiğini görmüyorlar mı? Allah’ın yarattığı bunca varlığa (ibret nazarıyla) hiç bakmıyorlar mı? Ve (bir kum saati gibi çalışan kâinattaki dekordan yola çıkarak kendi) ecellerinin iyice yaklaşmış olabileceğini hiç akıllarına getirmiyorlar mı? Bunlara da inanmıyorlarsa, artık hangi söze inanacaklar? (Yazık ki, yazık!)

185. Peki Allah’ın göklerdeki ve yerdeki mutlak muhteşem egemenliğini kâinatın ve tabiatın bağlı olduğu İlahi kudret ve kanunlarını yarattıklarını hiç görmüyorlar mı? Müşrikler nasıl oluyor da Rablerine ortak koşabiliyorlar? Etraflarında olan olaylardan ders almıyorlar mı? Ve sormuyorlar mı kendilerine, ya vakit tükenip ecelleri gelmişse? Göklerin, yerin ve arasında olanların yaratıcısının, sahibinin ve nizamlarının kurucusunun Allah olduğunu ve ölümün kendilerine de ulaşacağını düşünmezler mi? Artık bundan sonra, kendilerini bunu düşünmeye davet eden Peygamber’e ve Kur’an’a inanmayıp da başka hangi söze inanacaklar? Bütün bunlara rağmen, yine de inanmazlarsa, o zaman sapıklığı hak ediyorlar demektir.

Ayet 186

1 ayet

A’raf 186

مَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَا هَادِيَ لَهُۜ وَيَذَرُهُمْ ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ۝١٨٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

186Mey yuḍlili-llâhü felâ hâdiye leh. veyeẕeruhüm fî ṭugyânihim yaʿmehûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

186Allah kimin sapıklığını onaylamışsa onu doğru yola getirecek yoktur. O, onları azgınlıkları içerisinde debelenmeye terk eder.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

186Bile bile dalâlete kaydıkları ve Allah’ın davetine icabet etmedikleri için Allah’ın müşrik olarak yaşamakta ısrarla direnen, Hakk yoldan saptırdığı kimseye artık hidayet verecek yoktur. Böylelerine kurtuluş yolunu gösterebilecek kimse bulunmayacaktır Ve Allah onları tuğyanları isyan ve azgınlıkları, tağutlara kullukları ve marazlı münafıklıkları, kibirli, inatçı, nankörce tavırlarından dolayı, inkâr içinde şaşkınca dolaşır bir durumda, bocalar bir hâlde bırakır. Allah onları sapkınlıkları içinde, körcesine sağa sola sendeler halde bırakır. Çünkü onlar Rabbinin gösterdiği yola inanmadılar. Onlara doğru yolu gösterecek de yoktur. Onlar azgınlıklarıyla, şımarıklıklarıyla, kötülükleriyle kendini bilmezliğin şaşkınlığı içinde hayatlarını yaşarlar. Bir türlü kendileri için doğru olan yolu bulamazlar. Çıkarcıların peşine düşerek yok olup giderler. (llah, insanın yaptığı seçime göre uygun olan karşılığı vererek, sapkınlığı gerektiren şeyleri yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir. Hidayet ve dalalet konusu insanın dilemesiyle ilişkilidir. Sorumluluk bütünüyle insana aittir)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

186Ra’d 33Câsiye 14

Ayet 187

1 ayet

A’raf 187

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَاۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪يۚ لَا يُجَلّ۪يهَا لِوَقْتِهَٓا اِلَّا هُوَۜ ثَقُلَتْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ لَا تَاْت۪يكُمْ اِلَّا بَغْتَةًۜ يَسْـَٔلُونَكَ كَاَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَاۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ۝١٨٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

187Yesʾelûneke ʿani-ssâʿati eyyâne mürsâhâ. ḳul innemâ ʿilmühâ ʿinde rabbî. lâ yücellîhâ livaḳtihâ illâ hû. ŝeḳulet fi-ssemâvâti velʾarḍ. lâ teʾtîküm illâ bagteten. yesʾelûneke keenneke ḥafiyyün ʿanhâ. ḳul innemâ ʿilmühâ ʿinde-llâhi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

187Sana o saatin bu dünyanın sonunun ne zaman geleceğini soruyorlar. De ki:
– Onun bilgisi sadece Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O göklerde ve yerde çok ağır bir olaydır ve o size ansızın gelecektir, Sanki sen onun bilgisini elde etmen mümkünmüş gibi sana soruyorlar. De ki:
– Onun bilgisi sadece Allah’a mahsustur. Ama insanların çoğu bu gerçeği bilmez.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

187Ey Peygamber! Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun vaktinin bilgisi Rabbimin katındadır. Rabbinden başka onun vaktini bildirecek yoktur, onu hiç kimseye bildirmemiştir. Allah kıyameti tam vaktinde gerçekleştirecektir. Bu öylesine korkunç bir hâdisedir ki, Kıyametin dehşetine ne gökler dayanabilir ne de yeryüzü. Bana bildirilen o Kıyamet’in ansızın kopacağı ve O Gün göklerle yerin onun dehşetinden, bütün ağırlıklarıyla çökeceğidir. O size ancak ansızın hiç hesap edilmeyen ve beklenmeyen bir zamanda ve ortamda gelir.” Geldiğinde ise hiçbir güç onu durduramaz. Ey Peygamber! Sanki sen onun hakkında bilgi sahibiymişsin gibi senden onu soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi Allah katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler, müşrikler inanmak istemezler ve gerçeği araştırıp öğrenmezler, çünkü cahil ve gafil takımıdırlar.”

İlgili ayetler

Ayet 188

1 ayet

A’raf 188

قُلْ لَٓا اَمْلِكُ لِنَفْس۪ي نَفْعًا وَلَا ضَرًّا اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ وَلَوْ كُنْتُ اَعْلَمُ الْغَيْبَ لَاسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِۚ وَمَا مَسَّنِيَ السُّٓوءُ اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ۟ ۝١٨٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

188Ḳul lâ emlikü linefsî nefʿav velâ ḍarran illâ mâ şâe-llâh. velev küntü aʿlemü-lgaybe lestekŝertü mine-lḫayr. vemâ messeniye-ssûü in ene illâ neẕîruv vebeşîrul liḳavmiy yüʾminûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

188De ki:
– Allah dilemedikçe benim kendim için bir fayda sağlamaya ve başıma gelecek belayı def etmeye gücüm yetmez. Eğer ben, bilmiş olsaydım, kendi hayrıma ne varsa temin ederdim de bana hiçbir sıkıntı dokunmazdı. Oysa ben inanmak isteyen bir toplum için sadece uyarıcı ve müjdeciyim.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

188Ey Muhammed! Peygamberlerin ancak birer fâni insan olduklarını, bu yüzden gaybı bilemeyeceklerini öğretmek üzere, onlara De ki: “Bakın, kıyâmetin ne zaman kopacağını bilmediğim gibi Allah dilemedikçe ben kendime herhangi bir yarar veya zarar verecek güce sahip değilim, benim elimde değil. Ayrıca, Allah’tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği bir âlem olan gaybı bildiğimi de söylemiyorum. Eğer ben, Kıyamet’in ne zaman kopacağını ve buna benzer Rabbimin bana bildirmediği gaybı biliyor olsaydım, hayrı artırırdım, kendi adıma birçok faydalar elde ederdim ve önceden tedbir alacağımdan dolayı bana bir kötülük dokunmazdı. Kötülüklerin bana vereceği zararlar başıma gelmeden önüne geçerdim. Fakat gördüğünüz gibi ne gaybı bilirim ne de başıma gelecek kötülükleri engelleyebilirim. Ben tanrısal niteliklere sahip olduğunu iddia eden bir meczup değil, sadece iman eden bir topluluk için ve Allah’ı layıkıyla kavramak ve yaratılış sebeplerini öğrenip ona uygun yaşamak isteyenler için, Allah’ın mesajını ileten bir uyarıcı ve iman etmek isteyenler için bir müjdeciyim.

Ayet 189

1 ayet

A’raf 189

هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ اِلَيْهَاۚ فَلَمَّا تَغَشّٰيهَا حَمَلَتْ حَمْلًا خَف۪يفًا فَمَرَّتْ بِه۪ۚ فَلَمَّٓا اَثْقَلَتْ دَعَوَا اللّٰهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ اٰتَيْتَنَا صَالِحًا لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ ۝١٨٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

189Hüve-lleẕî ḫaleḳaküm min nefsiv vâḥidetiv veceʿale minhâ zevcehâ liyesküne ileyhâ. felemmâ tegaşşâhâ ḥamelet ḥamlen ḫafîfen femerrat bih. felemmâ eŝḳalet deʿave-llâhe rabbehümâ lein âteytenâ ṣâliḥal lenekûnenne mine-şşâkirîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

189O, sizi tek bir özden/candan yarattı, onun teskin olup huzur bulması için aynı özden/candan eşini var etti. Erkek eşine sarılınca kadın hafif bir yük yüklendi ve o yükü belirli bir süre taşıdı nihayet yükü ağırlaşınca her ikisi de Allah’a "Eğer bize sağlıklı bir evlat verirsen kesinlikle şükredenlerden olacağız" diye dua ettiler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

189Ey insanlar! Allah sizi başlangıçta tek bir candan nefisten aynı genetik özellikten Hz. Adem’den ve aynı cinsten yarattı; ondan kendisiyle huzur ve sükun bulması için, Kendisine ilgi duyup, ona meyletsin, onunla durulup yatışsın diye aynı özden, bedeni ve ruhi yoldaşı olsun sevgiyle kadına meyletsin diye, onunla aynı özden, aynı unsurdan Havvâ adındaki eşini var etti. İnsana başka varlıklardan eş yaratılmadı. Böyle yaptı ki eşinizle uyum sağlayın! Eğer iki ayrı cinsi birbirine eş yapsaydık uyum sağlayamazdınız. Yani erkek ve kadın eşitlikten de öte, bir tek bedenin iki bütünleyici parçaları gibidir. Ve insan nesli, bu ikisinden türeyip çoğalarak, bugüne kadar sürüp geldi: Eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklendi ve onu gezdirdi. Yükü, yani Havva’nın gebeliği ağırlaşınca Rabbleri Allah’a: “Eğer bize sağlıklı bir çocuk verirsen sana şükredenlerden olacağız” diye dua ettiler. Böyle bir yolla nesillerini devam ettirdik. Nesillerinizin devamının yasası böyleydi. (Ayette geçen “kendi özünden” ifadesi, onun türünden şeklinde anlaşılmalıdır. Yani nasıl ki insan cinsinin erkek türü olan Âdem’i yarattı ise, yine aynı cinsten kadın türü olan eşi Havva’yı yarattı.Yani, Âdem’in eşini başka türden değil, kendisi gibi insan cinsinden meydana getirdi. Ancak bir sonraki ayetten anlıyoruz ki; bu nefis Âdem olabileceği gibi her insanın babası da olabilir. Burada verilmek istenen mesaj ilk nesil erkekler nereden yaratıldıysa eşlerinin de aynı şeyden yaratıldığını bildirmektir.)

İlgili ayetler

Ayet 190

1 ayet

A’raf 190

فَلَمَّٓا اٰتٰيهُمَا صَالِحًا جَعَلَا لَهُ شُرَكَٓاءَ ف۪يمَٓا اٰتٰيهُمَاۚ فَتَعَالَى اللّٰهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ ۝١٩٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

190Felemmâ âtâhümâ ṣâliḥan ceʿalâ lehû şürakâe fîmâ âtâhümâ. feteʿâle-llâhü ʿammâ yüşrikûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

190Allah da onlara sağlıklı bir evlat verince o çocuğun dünyaya gelmesinde, başka varlık ve kişileri pay sahibi yaptılar. Oysa Allah onların şirk koştukları şeylerden çok yücedir.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

190(Allah) onlara Adem’in çocukları olan erkek ve kadınlara sağlıklı bir çocuk verince de, verdikleri sözü unutup, ve sayıları çoğalıp bunlar Hakk’tan yüz çevirince, Yaratıcının kendilerine verdiği nimet olan şeylerde şımarıp Allah’ın bahşettiği çocuğu ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, Allah’a şükretmeleri gerekirken, onlar kalkıp putları, bu çocuğun dünyaya gelmesinde başka güçlerin de pay sahibi olduğunu, dolayısıyla onlara da mutlak itaat edilmesi gerektiğini söyleyerek, O’na ortak koşmaya başladılar. İlâh edindikleri putların kulu olduğunu ifade eden Abdullât, Abduluzzâ gibi uydurdukları kelimeleri, çocuklarına isim olarak verdiler. Yani Ademoğulları, çocuklarının ve aile efradının rahatı ve çıkarı uğruna helâl-haram ölçülerini ve cihad -Hakk yolunda mücadele- hükümlerini hiçe saydılar. Oysa Allah onların ortak koştuklarından müşrikçe yaklaşımlarının ürünü olan ve içinde eksiklik, noksanlık, acizlik barındıran bütün sıfatların üzerinde ve ötesindedir, yücedir. Onlar çocuklara sahip olunca yoldan saptılar. Kendilerine verdiğimiz çocuklar için biz doğurduk, biz yarattık demeye başladılar. Kendilerini yaratıcı yerine koyarak Allah’a ortak koştular. Doğurdukları çocuklara ilahlık payesi verdiler. Çocuklarını yasa koymada Allah’a ortak koştular. Allah onların ortak koşmalarından uzaktır. Allah yaratmada, yasa koymada, kimseyi kendine ortak etmez. Her yaratılan varlığın yaratıcısı Allah’tır. İnkâr edenlerin cahilce sözlerinin bir anlamı yoktur. (Bu ayetler, duası kabul olsa bile nankörlük ederek şirke giren her bir insanın durumunu anlatır. Âyette geçen şirk olayı Âdem ile Havva’dan değil, onların çocukları olan insanlıktan meydana gelmiştir. Mesela Kureyş müşrikleri putlara nisbet ederek çocuklarına «Menat’ın kulu, Uzzâ’nın kulu» şeklinde isim verirlerdi. İşte bu durum hatırlatılmakta ve oğulların işlediği suçtan ötürü babalarının itab edilmesi şeklinde tecelli etmektedir. Nitekim, çoğul olarak gelmiş olan «yuşrikûn» kelimesi de buna delâlet eder.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

190Şûrâ 49Şûrâ 50

Ayet 191–193

3 ayet

A’raf 191

A’raf 192

A’raf 193

اَيُشْرِكُونَ مَا لَا يَخْلُقُ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَۘ ۝١٩١ وَلَا يَسْتَط۪يعُونَ لَهُمْ نَصْرًا وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ ۝١٩٢ وَاِنْ تَدْعُوهُمْ اِلَى الْهُدٰى لَا يَتَّبِعُوكُمْۜ سَوَٓاءٌ عَلَيْكُمْ اَدَعَوْتُمُوهُمْ اَمْ اَنْتُمْ صَامِتُونَ ۝١٩٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

191Eyüşrikûne mâ lâ yaḫlüḳu şeyʾev vehüm yuḫleḳûn.

Okunuş

192Velâ yesteṭîʿûne lehüm naṣrav velâ enfüsehüm yenṣurûn.

Okunuş

193Vein tedʿûhüm ile-lhüdâ lâ yettebiʿûküm. sevâün ʿaleyküm edeʿavtümûhüm em entüm ṣâmitûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

191Yoksa onlar kendileri yaratılmış olup, hiçbir şey yaratamayanları şirk koşarak Allah’a ortak mı ediyorlar?

Türkçe Meal

192Oysa onlar kendilerine bile yardım edemezler. Kaldı ki onlara yardım etsinler.

Türkçe Meal

193Onları doğru yola çağırsanız da size uymazlar. Onlara yalvarsanız da sessiz kalsanız da sizin için bir şey değişmez.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

191Peki şimdi siz hiçbir şeyi yaratmaya güç yetiremeyen, Kendileri de Allah tarafından yaratılan insanları ve putları ve bir şey yaratmayan varlıkları ilah edinip Allah’a ortak mı koşuyorsunuz? Bu açıkça bir gaflet ve cehalettir!

Açıklamalı meal

192Oysa biraz düşünseler anlayacaklar ki Ortak koştukları putlar ne onlara yardımda bulunabilir ne de bizzat kendilerine yardım edebilirler. Hepsi de Allah’a karşı acizdir ve hiç hükmündedirler. Düşünmüyorlar mı? Onların yaratıcı ilah diye ilan ettiklerinin kendilerine bile yararı yokken, başkalarına nasıl faydası olabilir?

Açıklamalı meal

193Ey müşrikler! Size doğru yolu göstermeleri için o ilâh edindiğiniz putlara yalvarsanız, bir talepte bulunsanız, herhangi bir konuda onlardan yardım isteseniz size cevap bile veremezler. güçleri de yetmez. Öyle ki, ha onlara yalvarıp dua etmişsiniz, ha etmemişsiniz size hiçbir yararları dokunmaz, sizin için hiçbir şey değişmeyecektir. Karşılarına geçip ister yalvarın ister boyun büküp bekleyin, elinize hiçbir şey geçmez. Aynı şekilde aklını ve vicdanını kullanmayıp inkâr edenleri de doğru yola çağırsanız icabet edip size uymazlar. Onları çağırsanız davet edip uyarsanız da sussanız da sizin için size karşı tutumları birdir.

Ayet 194

1 ayet

A’raf 194

اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ عِبَادٌ اَمْثَالُكُمْ فَادْعُوهُمْ فَلْيَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ۝١٩٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

194İnne-lleẕîne tedʿûne min dûni-llâhi ʿibâdün emŝâlüküm fedʿûhüm felyestecîbû leküm in küntüm ṣâdiḳîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

194Şüphesiz ki Allah ile aranıza koyup yardıma çağırdıklarınız sizin gibi kullardır, eğer onların size yardım edeceğine dair iddianızda doğruysanız haydi çağırın da cevap versinler!

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

194Ey gafil ve cahil insanlar! Allah’ı bırakıp da kendilerine kulluk edip yalvardıklarınız, Allah’tan başka taptıklarınız kendinize kurtarıcı ve şefaatçi yaptıklarınız da hiç şüphe yok ki, sizin gibi yaratılmış aciz ve muhtaç kullardır. Ancak siz ve atalarınız, onlar adına putlar, heykeller diktiniz ve zamanla bu putları ilâhlaştırarak, önlerinde eğilmeye, onlara tapınmaya başladınız. Eğer bunların boyun eğilmeye, dua edilmeye lâyık varlıklar olduğuna dâir iddianızda gerçekten samîmî iseniz, doğru sözlü iseniz haydi çağırın duâ edin onları da size, dualarınıza ,isteklerinize cevap versinler, de görelim, ihtiyaçlarınızı karşılasınlar bakalım. İnkâr edenlere hatırlat! Allah’a tapmayı bırakanların taptıkları kendileri gibi insanlardan ibarettir. Yasalarına uymak suretiyle taptıklarınızı yaratıcı ve ilah olarak görüyorsanız; haydi onları çağırın da size cevap versinler. Mezarları başında veya heykelleri karşısında; “Ey yaratıcımız, ey kurtarıcımız diye çağırıyorsunuz!” Onlar size cevap veriyorlar mı? Ne az düşünüyorsunuz? Onlardan kimi ölüp gitmiş, kimi de ölüp gidecektir! Onların hangisi kendini ölümden kurtarabilmiş? Onlardan hangisi kendini ölümden kurtarabilecek? Yaptıklarından dolayı onlara en şiddetli ceza verilecektir. Onlara denilmişti! Allah’a inanın! Allah’ın yasalarına göre yaşayın! Onlar inkâr ederek kendi ilkelerine, kendi yasalarına uydular. Üstelik insanları kendi yasalarına uymaya zorlayarak zulüm yaptılar. Elbette onları yaptıkları zulümler nedeniyle cezalandıracağız. Sizler onların kurtulacağına mı inanıyorsunuz? Eğer öyleyse cidden çok cahillerdensiniz. (Eğer (putların ilâh olduğu hakkındaki iddiânızda) doğru iseniz, haydi onları çağırın da siz (in istekleriniz) e karşılık versinler”; Bazı âyet-i kerîmelerdeki bu tür ifadeler, bâtıl iddiâları hususunda kâfirleri âciz bırakmak ve susturmak için bir meydan okumadır.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

194Mü’min 42Mü’min 43

Ayet 195

1 ayet

A’raf 195

اَلَهُمْ اَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اَيْدٍ يَبْطِشُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اَعْيُنٌ يُبْصِرُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَاۜ قُلِ ادْعُوا شُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ ك۪يدُونِ فَلَا تُنْظِرُونِ ۝١٩٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

195Elehüm ercülüy yemşûne bihâ. em lehüm eydiy yebṭişûne bihâ. em lehüm aʿyünüy yübṣirûne bihâ. em lehüm âẕânüy yesmeʿûne bihâ. ḳuli-dʿû şürakâeküm ŝümme kîdûni felâ tünżirûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

195Onların yürüyebilecek ayakları mı, yoksa tutacakları elleri mi, yoksa görebilecek gözleri mi var, yoksa işitebilecek kulakları mı var? De ki:
– Ortak koştuklarınızı yardıma çağırın sonra bana tuzaklarınızı kurun da bana hiç fırsat tanımayın.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

195Hem nasıl olur da kendinizden daha aşağı bir seviyede bulunan bu cansız taşlara, heykellere putlara tapar, onlardan medet umarsınız? Bir düşünün bakalım. Onların yürüyecek ayakları mı yoksa tutacak elleri mi yoksa görecek gözleri mi yoksa duyacak kulakları mı var? ki Onlardan yardım umuyor, önlerinde eğiliyor ve Allah’a ortak koşuyorsunuz. Geçmişsiniz heykellerinin karşısına onlardan yardım isteyerek bağırıp çağırıyorsunuz. O heykelleri siz yapmadınız mı? Onların birer tahta, taş, tunç, demir olduğunun farkında değil misiniz? Cidden çok cahillersiniz. Ey Resulüm Ey Müslüman, “İlâhlarımız aleyhinde konuşmaktan vazgeçmeyecek olursan, onların gazabına uğrayıp helâk olacaksın” diyerek seni tehdit eden zalimlere meydan okuyarak De ki: “Haydi Bana karşı bütün ilah koştuklarınızı ve sizinle beraber olan kör, sağır ortaklarınızı yardıma çağırın, sonra bana bütün hile ve entrikalarınızla çıkın karşıma ve istediğiniz kadar tuzak kurun. Hep birden elinizden geleni ardınıza koymayın, haydi yüreğiniz yetiyorsa, bir an bile bana hiç göz açtırmayın!” Böylece onların hiçbir işinize yaramadığını görün.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

195Enfal 30Ra’d 42Tûr 42

Ayet 196

1 ayet

A’raf 196

اِنَّ وَلِيِّيَ اللّٰهُ الَّذ۪ي نَزَّلَ الْكِتَابَۘ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِح۪ينَ ۝١٩٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

196İnne veliyyiye-llâhü-lleẕî nezzele-lkitâb. vehüve yetevelle-ṣṣâliḥîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

196–Benim velim ve yardımcım bu kitabı/Kuran’ı indiren Allah’tır. Zira O iyi kullarını korumaya devam eder.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

196Ey Peygamber! De ki: Ne yaparsanız yapın, beni durduramayacaksınız Benim velim, koruyucum emrinde olduğum otorite ve yegâne dostum Kur’an’ı indiren Allah’tır. Ve O, iyilik yapan kullarını asla yardımsız, çaresiz bırakmayacaktır. O’ndan başka gerçek ilah yoktur. O salihleri kendine dost edinir, sâlih kullarının velâyetini, idaresini, korumasını üzerine almıştır. Doğru yolu gösteren de, koruyup gözeten de O’dur.

İlgili ayetler

Ayet 197–198

2 ayet

A’raf 197

A’raf 198

وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ ۝١٩٧ وَاِنْ تَدْعُوهُمْ اِلَى الْهُدٰى لَا يَسْمَعُواۜ وَتَرٰيهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ وَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ ۝١٩٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

197Velleẕîne tedʿûne min dûnihî lâ yesteṭîʿûne naṣraküm velâ enfüsehüm yenṣurûn.

Okunuş

198Vein tedʿûhüm ile-lhüdâ lâ yesmeʿû. veterâhüm yenżurûne ileyke vehüm lâ yübṣirûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

197Allah ile aranıza koyup dua ile yalvarıp yakardıklarınızın size yardım etmeye güçleri yetmez. Çünkü onlar kendilerine bile yardım edemezler.

Türkçe Meal

198Onları doğru yola çağırsanız da sizin çağrınızı işitmezler. Onları sana bakar görürsün fakat onlar göremezler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

197O’ndan başka yasalarına uyarak taptıklarınız, yalvarıp yakardıklarınız, kendilerinden medet umarak yardıma çağırdığınız putlar ve diğer bütün düzmece ilâhlar ise ne size yardımda bulunabilir ne de bizzat kendilerine yardım edebilirler. O putlar ne doğru yolu bilir ne de gösterebilirler.

Açıklamalı meal

198Ey Peygamber! Öyle ki Onları ne kadar doğru yola, Allah’ın kitap ve peygamberle gösterdiği yola çağırsanız ısrarla hakkı inkâr ettikleri için bu insanlar çağrına kulak vermezler veya doğru yolu görsünler ve başkalarına da göstersinler diye gayrete çağırsanız duymazlar, duyma kabiliyetlerini hakkı duymak için kullanmazlar. Resûlüm! Sen onların sana baktıklarını sanırsın ama aslında hiçbir gerçeği, hiçbir şeyi görmezler. Onların ne kendilerine ne de size bir yararı dokunmaz.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

197Neml 62Zümer 38

Ayet 199

1 ayet

A’raf 199

خُذِ الْعَفْوَ وَاْمُرْ بِالْعُرْفِ وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِل۪ينَ ۝١٩٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

199Ḫuẕi-lʿafve veʾmür bilʿurfi veaʿriḍ ʿani-lcâhilîn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

199Sen hoş görülü davran iyi ve güzel olanı tavsiye et ve kendini bilmezlere aldırış etme!

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

199Sen davet edildiğin Allah merkezli hayatı yaşamaya gayret et ve insanlara onu tebliğ et. Hakîkati görmekte zorluk çeken bu insanlara kaba ve sert davranma, bu müşrikler bir gün iman ederlerse af yolunu tut, iyiliği emret. Ve hakîkati bildikleri hâlde, inatla ona karşı koyan bilgisizlerden ve cahillerden yüz çevir. Ondan başkasına uymakta ısrar edenlere aldırma, bırak şimdilik kendi hallerine, bataklıklarında oyalanıp dursunlar. Bu çağrıya kulak verecek tertemiz gönüllere ulaşıncaya dek, bıkmadan tebliğine devam et!

İlgili ayetler

Ayet 200

1 ayet

A’raf 200

وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ۝٢٠٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

200Veimmâ yenzeganneke mine-şşeyṭâni nezgun festeʿiẕ billâh. innehû semîʿun ʿalîm.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

200Şayet şeytan seni kışkırtıp kötü düşünce ve davranışa sürükleyecek olursa hemen Allah’a sığın. Zira O her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

200Şeytandan bir aykırı düşünce (vesvese) seni dürtükleyecek olursa, öfkeyle bir yanlışa yönlendirmeye çalışırsa, emrolunduğun şeyi yapmaktan çevirecek olursa hemen Allah’a sığın. O’nun bu konudaki tavsiyelerini hatırla! Muhakkak ki O her şeyi duyandır, bilendir. Şeytani düşünceleri giderecektir. (Bu ayette şeytanın müdahalesinden kurtulmak için Yüce Allah’ın yardımına sığınmanın gerekliliğine dikkat çekilmektedir. Kişi peygamber bile olsa kendi başına şeytanın müdahalesinden kurtulamaz. Allah’ın emirlerine ve rızasına aykırı tarafa çeken, içten içe dürten herhangi bir vesvese gelirse, müminin Allah’a sığınması, istiaze kalesine girmesi emrolunuyor. İnanç esasları, ibadetler, haramlar, insanlara karşı davranışlar, hülasa insanın hayatında karşılaşacağı her türlü durumda vesveseye mâruz kalınca Allah’a yönelmek, O’nun korumasına girmek gerekir. Âyetin muhatabı zahiren Hz. Peygamber görünmekle beraber, aslında bu hitabı işiten bütün insanlardır. )

Ayet 201

1 ayet

A’raf 201

اِنَّ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا اِذَا مَسَّهُمْ طَٓائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَاِذَا هُمْ مُبْصِرُونَۚ ۝٢٠١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

201İnne-lleẕîne-tteḳav iẕâ messehüm ṭâifüm mine-şşeyṭâni teẕekkerû feiẕâ hüm mübṣirûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

201Sorumluluk bilincini kuşananlar şeytani bir kışkırtmaya maruz kaldıklarında hemen gerçeği düşünür ve basiretli davranırlar.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

201Allah’a yürekten bağlı ve O’na karşı sorumluluklarının bilincinde olan, kötülüğün her çeşidinden titizlikle sakınan takva sahiplerine şeytan tarafından bir vesvese gelecek olursa hemen Allah’a yönelerek, Allah’ın emir ve yasaklarını hatırlarlar ve hemen yaratılışlarının sebebini aklına getirip duygularının esiri olmaktan kurtulur ve gerçeği görürler. Gerçek olan şu ki; Allah insanı kötülüğe, kine, nefrete, intikama çağırmaz. Bilin ki kim sizi, kine, nefrete, intikama çağırıyorsa o şeytandır. Ondan uzak durun. Ta ki üzerinize gelen, canına kastedenlere karşı nefsi müdafaanız hariç, hiç kimseye saldıramazsınız. Onlara şiddet uygulayamazsınız.

İlgili ayetler

Ayet 202

1 ayet

A’raf 202

وَاِخْوَانُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِي الْغَيِّ ثُمَّ لَا يُقْصِرُونَ ۝٢٠٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

202Veiḫvânühüm yemüddûnehüm fi-lgayyi ŝümme lâ yuḳṣirûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

202Zira onların şeytan/haktan uzaklaştıran kardeşleri onları azgınlığa sürüklemekten asla geri durmazlar.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

202(Şeytanlar) kendisini dost edinenleri kardeşlerini ise azgınlığın içine, ve Allah’a karşı nankörlüğe sürüklerler ve onları bir kere avuçlarına aldılar mı, sonra hiç peşlerini bırakmazlar. Yakalarından düşmezler. Böylece insanlar arasında nefret, kin, intikam, savaş sürer. (Yani, onları öfkeye sürükleyerek ya da yararsız tartışmalara sokmaya çalışarak. “Kendi kardeşleri”, gerçeğe karşı inatla cahil kalmayı seçenlerdir. Burada cümleciğin başında gelen ve bağlacı, “hatta” yahut “ise bile” anlamındadır. Tıpkı psikoaktif maddelere kendini kaptıran madde bağımlısı gibi, yaratılış safiyetinden uzaklaşarak her geçen gün gafletin tesir alanında kötüleri kendi bakış açısına göre iyi görerek şeytanın esiri olanlar bir daha kolay kolay yakalarını kurtarıp özgürlüklerine kavuşamazlar.)

Ayet 203–204

2 ayet

A’raf 203

A’raf 204

وَاِذَا لَمْ تَاْتِهِمْ بِاٰيَةٍ قَالُوا لَوْلَا اجْتَبَيْتَهَاۜ قُلْ اِنَّمَٓا اَتَّبِعُ مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ مِنْ رَبّ۪يۚ هٰذَا بَصَٓائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ۝٢٠٣ وَاِذَا قُرِئَ الْقُرْاٰنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ وَاَنْصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ۝٢٠٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

203Veiẕâ lem teʾtihim biâyetin ḳâlû levle-ctebeytehâ. ḳul innemâ ettebiʿu mâ yûḥâ ileyye mir rabbî. hâẕâ beṣâiru mir rabbiküm vehüdev veraḥmetül liḳavmiy yüʾminûn.

Okunuş

204Veiẕâ ḳurie-lḳurʾânü festemiʿû lehû veenṣitû leʿalleküm türḥamûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

203Sen onlara istedikleri bir ayet getirmediğin zaman:
– Onu kendin uyduruverseydin ya! Derler. De ki:
– Ben, ancak Rabbimden bana vahyedilene uyarım, işte bu Kuran Rabbinizden bir bilinç kaynağı ve iman eden bir toplum için doğru yol kılavuzu ve rahmettir.

Türkçe Meal

204Öyleyse Kuran okunduğu zaman buna kulak verip dinleyin ve susun ki rahmete nail olabilesiniz.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

203Ey Resûlüm. Gerçeği inkâra kendilerini şartlandırmış olan müşriklere arzu ve heveslerini okşayacak bir ayet veya istedikleri türden mucize göstermediğin zaman ya da işlerine gelmeyen, hoşlarına gitmeyen bir âyet okuduğun zaman şöyle derler: Madem Rabb’in bizim arzu ve beklentilerimize uygun ayetler göndermiyor, bari sen bir şeyler uydursaydın ya. Bize uyacak bir âyet göndermesi için Rabbine ısrar etseydin olmaz mıydı?” derler. Onlara De ki: “Ben ancak bana Rabbimden gönderilen emir ve direktiflere, vahyedilene uyuyorum. Siz, dünyada ve âhirette kurtuluşun, mutluluğun yolunu gösteren mükemmel bir rehber, apaçık bir mûcize mi istiyorsunuz?” İşte bu Kur’an âyetleri, hayatı aydınlatan deliller, Rabbinizden gerçeği görmenizi sağlayacak işaretler ve iman edenler topluluğu için bir hidayet rehberi ve rahmettir. Onun davetine uyup, O’na göre yaşamak isteyenler için gönderilen yol gösterici rehberdir, Rabbinizin ayetlerine uyarsanız, akıl, gönül, kalp gözleriniz açılır. Böylece gerçekleri daha iyi görür, daha iyi anlarsınız.

Açıklamalı meal

204Kur’an okunduğu zaman tam bir saygı ve teslimiyetle ona kulak verip anlamaya çalışın, Kur’an bir konuda hüküm vermişse, ona alternatif görüşler öne sürmeyin, susup onu anlamak için dinleyin. Başka şeyler konuşmayın ki onun öğütlerini anlayın duyduklarınızı uygulayın, saygıyla takip edin. Evlerinizde de bu ayetlerin mealini okuyup öğrenin ki Kur’an’ı dinleme, anlama, yaşama ve yaşadığınız güzellikleri hayatın pratiğine taşıma konusunda gösterdiğiniz gayretlerden dolayı size merhamet edilsin.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

204Fussilet 26

Ayet 205–206

2 ayet

A’raf 205

A’raf 206

وَاذْكُرْ رَبَّكَ ف۪ي نَفْسِكَ تَضَرُّعًا وَخ۪يفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ وَلَا تَكُنْ مِنَ الْغَافِل۪ينَ ۝٢٠٥ اِنَّ الَّذ۪ينَ عِنْدَ رَبِّكَ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِه۪ وَيُسَبِّحُونَهُ وَلَهُ يَسْجُدُونَ ۝٢٠٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

205Veẕkür rabbeke fî nefsike teḍarruʿav veḫîfetev vedûne-lcehri mine-lḳavli bilgudüvvi velʾeṣâli velâ teküm mine-lgâfilîn.

Okunuş

206İnne-lleẕîne ʿinde rabbike lâ yestekbirûne ʿan ʿibâdetihî veyüsebbiḥûnehû velehû yescüdûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

205Sen içten bir yalvarış ve derin bir ürperti ile sesini yükseltmeden sabah akşam her daim Rabbini an ve sakın gafillerden olma!

Türkçe Meal

206Şüphesiz ki Rabbine yakın olan varlıklar bile ona kullukta kibre kapılmazlar ve her daim O’nun emriyle hareket eder ve O’na saygıyla secdeye kapanırlar.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

205Ve sen, ey hakikat yolunun yolcusu Ey Kur’an talebesi Ey Resulüm! Rabbini gönülden engin bir tevazu ile boyun büküp yalvararak, içten bir yönelişle yaratılış sebebinizi düşünüp verdiği nimetleri göz önüne getirerek ve O’nun ihtişam ve azameti karşısında titreyip ürperen bir korku ile ve kendini bilmezlerin yaptığı gibi bağırıp çağırmadan, yüksek olmayan bir sesle, sabah akşam alçak gönüllülükle ve huzurla an. Ve sakın Rabbini anmayan veya sadece bir anlık hatırlayan sonra da unutan gafillerden olma. Ayetlerde anlatılan gerçeklerden gerekli dersleri çıkar. Kendini tertemiz bir yola sokmak için kendini bilgiyle bilinçle güçlendir. Gün içerisinde yaptıklarını, sabah akşam Rabbinin huzurunda durduğun zaman muhasebesini yap, kendini hesaba çek! Bundan asla vazgeçme! Unutarak gaflete düşme! Bunu her gün sürekli tekrar et!

Açıklamalı meal

206Şüphesiz Rabbinin katında yüksek dereceye sahip ve Rabbine yakın olanlar O’na ibadet etmekte büyüklük taslamazlar, sorumluluklarını severek yerine getirirler ve nankörlük edip, kibirlenmezler. O’nun yüceliğinin karşısında eğilir ve gece-gündüz övgüyle Allah’ı tesbih ederler ve yalnızca O’na saygıyla secde eder yani kendisini Rabbinin kurallarının dışına çıkartacak hiçbir kişi, kurum veya güce biat etmezler. Şüphesiz Rabbinin huzuruna duranlar; Allah’ın emirlerini yerine getirmekten, yasalarına uymaktan çekinmezler. Allah’ın emirlerine büyüklenip karşı çıkmazlar. Kendi yasalarını Allah’ın yasalarına tercih etmezler. Rabbinin huzuruna duranlar sürekli Allah’ı anar, emirlerini yerine getirerek, Allah’ı her şeyden üstün tutarlar. Her zaman yapacakları işi Allah’ın rızasını gözeterek yapmaya çalışırlar.

Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.

Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.

Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Sâd, sonra Cin indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla