Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–14
14 ayetCin 1
Cin 2
Cin 3
Cin 4
Cin 5
Cin 6
Cin 7
Cin 8
Cin 9
Cin 10
Cin 11
Cin 12
Cin 13
Cin 14
قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰنًا عَجَبًاۙ ١ يَهْد۪ٓي اِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِه۪ۜ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَٓا اَحَدًاۙ ٢ وَاَنَّهُ تَعَالٰى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًاۙ ٣ وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَف۪يهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطًاۙ ٤ وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ تَقُولَ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۙ ٥ وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًاۙ ٦ وَاَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ اَحَدًاۙ ٧ وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَٓاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَد۪يدًا وَشُهُبًاۙ ٨ وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِۜ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًاۙ ٩ وَاَنَّا لَا نَدْر۪ٓي اَشَرٌّ اُر۪يدَ بِمَنْ فِي الْاَرْضِ اَمْ اَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًاۙ ١٠ وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذٰلِكَۜ كُنَّا طَرَٓائِقَ قِدَدًاۙ ١١ وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ نُعْجِزَ اللّٰهَ فِي الْاَرْضِ وَلَنْ نُعْجِزَهُ هَرَبًاۙ ١٢ وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدٰٓى اٰمَنَّا بِه۪ۜ فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّه۪ فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَا رَهَقًاۙ ١٣ وَاَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَۜ فَمَنْ اَسْلَمَ فَاُو۬لٰٓئِكَ تَحَرَّوْا رَشَدًا ١٤
Mushaf
Okunuş
1Ḳul ûḥiye ileyye ennehü-stemeʿa neferum mine-lcinni feḳâlû innâ semiʿnâ ḳurʾânen ʿacebâ.
2Yehdî ile-rruşdi feâmennâ bih. velen nüşrike birabbinâ eḥadâ.
3Veennehû teʿâlâ ceddü rabbinâ me-tteḫaẕe ṣâḥibetev velâ veledâ.
4Veennehû kâne yeḳûlü sefîhünâ ʿale-llâhi şeṭaṭâ.
5Veennâ żanennâ el len teḳûle-lʾinsü velcinnü ʿale-llâhi keẕibâ.
6Veennehû kâne ricâlüm mine-lʾinsi yeʿûẕûne biricâlim mine-lcinni fezâdûhüm raheḳâ.
7Veennehüm żannû kemâ żanentüm el ley yebʿaŝe-llâhü eḥadâ.
8Veennâ lemesne-ssemâe fevecednâhâ müliet ḥarasen şedîdev veşühübâ.
9Veennâ künnâ naḳʿudü minhâ meḳâʿide lissemʿ. femey yestemiʿi-lʾâne yecid lehû şihâber raṣadâ.
10Veennâ lâ nedrî eşerrun ürîde bimen fi-lʾarḍi em erâde bihim rabbühüm raşedâ.
11Veennâ minne-ṣṣâliḥûne veminnâ dûne ẕâlik. künnâ ṭarâiḳa ḳidedâ.
12Veennâ żanennâ el len nüʿcize-llâhe fi-lʾarḍi velen nüʿcizehû herabâ.
13Veennâ lemmâ semiʿne-lhüdâ âmennâ bih. femey yüʾmim birabbihî felâ yeḫâfü baḫsev velâ raheḳâ.
14Veennâ minne-lmüslimûne veminne-lḳâsiṭûn. femen esleme feülâike teḥarrav raşedâ.
Türkçe Meal
1De ki: -Bana, cinlerden bir topluluğun Kuran’ı dinleyip kendi toplumlarına giderek şöyle dedikleri vahyedildi:
2– Bu Kuran dosdoğru yolu gösterdiği için biz ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize hiç kimseyi ortak ederek şirk koşmayacağız.
3– Şu bir gerçek ki Rabbimizin şanı çok yücedir. O eş ve çocuk edinmemiştir.
4– Meğer bizim beyinsiz, Allah hakkında asılsız şeyler söylüyormuş.
5– Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asılsız şeyler söylemeyeceklerini zannederdik.
6– Gerçi birtakım insanlar cinlerden birilerine sığınıyor bu da onların azgınlığını artırıyor.
7– İşte o insanlar da sizin gibi, Allah’ın hiç kimseyi yeniden diriltemeyeceğini, hiç kimseyi elçi olarak göndermeyeceğini zannederlerdi.
8– Biz, bilgi çalmak için göklere erişmek istedik fakat onun, güçlü bekçiler ve alev toplarıyla donatılmış olduğunu gördük.
9– Hâlbuki vaktiyle biz gizli bilgiler edinmek için gökyüzünün bazı yerlerine otururduk. Şimdi ise oradan kim haber çalmaya kalkışacak olsa hemen yakıcı bir alev topuyla karşılaşıyor.
10– Doğrusu yeryüzündekiler hakkında şer mi murat edilmiş yoksa Rabbleri onları doğru yol bilincine ulaştırmayı mı murat ediyor? Biz bilmiyoruz.
11– Nitekim bizden iyi olanlar da var, öyle olmayanlar da var. Biz, farklı farklı yollarda yürümekteyiz.
12– Artık kesinkes anladık ki biz yerde Allah’ın gücüne asla karşı koyamayız ve ondan asla kaçıp kurtulamayız.
13– Evet biz hidayet kaynağı Kuran’ı dinledik ve iman ettik. Her kim Rabbine inanır ve mümin olursa artık o, mükâfatının eksik olmasından veya haksızlığa uğramaktan asla endişe etmez.
14– İçimizden Müslüman olanlar da var, hak yoldan sapmış olanlar da. Teslim olanlar, işte onlar doğru yolu araştırıp bulanlardır.
Açıklamalı meal
1Ey Peygamber! Tüm insanlara ve cinlere seslenerek de ki: Tanıyıp bilmediğimiz Cinlerden bir topluluğun beni Kur’an okurken gizlice dinleyip sonrada kendi toplumlarına giderek şöyle dedikleri bana Allah tarafından vahyedildi:” Biz bu gece insanı doğruya, yaratılışının amacına davet edip bütün ilâhî kitaplardaki esasları içeren harikulade ve olağanüstü güzellikte bir Kur’an dinledik.
2O Kur’an kendisine kulak veren herkesi her konuda Hakka, doğru yola iletiyor. Bu yüzden ona inandık ve duyduklarımıza da iman ettik. Artık söz veriyoruz bundan böyle asla Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız ve O’ndan başkasını da ilah edinmeyeceğiz. Rabbimizin emirlerinden başkasına uymayacağız. Eğer uyarsak Allah’a ortak koşanlardan oluruz diye söz vermişlerdir.
3Çünkü Kur’an’ı duyunca doğrusunu öğrendik ki Rabbimizin şanı büyüklüğü çok yücedir. İçimizdeki şeytan yandaşlarının uydurduğu gibi Rabbimiz, eş ve çocuk edinmemiştir. Demek ki, Allah’ın bir çocuk edindiğini iddia edenler Allah’a iftira ediyorlarmış.
4Meğer aramızdaki bilgili görünüp de beyinsizlerden olan İblis veya cinlerin kafirleri, yıllarca bizi kandırmışlar ve Allah hakkında ipe sapa gelmez saçma sapan gerçek dışı sözler söylüyormuş. Ama şimdi dinlediğimiz Kur’an’dan öğrendik ki gerçek böyle değilmiş.
5Oysa biz de çok safmışız, insanların ve cinlerin, Allah’a karşı bu kadar pervasızca ve bile bile yalan söyleyeceklerine ve iftira atacaklarına inanmazdık. Allah hakkında bizi kandırmayacaklarını sanıyorduk. Biz bilmediğimiz tanımadığımız bütün insanların da aynı şekilde, insanları kandırmayacaklarına inanıyorduk. Bu nedenle insanlara güvendik. Onların sözlerine uyarak peşlerinden gitmiştik. Hâlbuki onlar bize yalan söylemişler. Onun için o beyinsizin sözüne uymuştuk ama şimdi dinlediğiniz Kur’an’dan öğrendik ki gerçek böyle değilmiş.
6Maalesef dünya menfaatleri peşinde koşan bazı insanlar, korktukları zaman, Allah’a sığınmaları gerekirken cinlere ve onların yardımlarına sığınırlardı. Onlardan birtakım bilgiler alıp başkalarına üstünlük taslarlardı ve böylece cinlerin şımarıklığını ve azgınlıklarını artırırlardı. Bizlere bundan önce bir kısım insanların yaratılışları farklı, görünmez yaratıklardan olan cinlerle temas halinde oldukları söylenmiş, onlardan gayba dair haberler alabilecekleri bildirilmiş ve yardımlarına sığınılabileceği öğretilmişti. İnsanların kendilerine sığındığı o cinler, haddi aşarak, “İnsanların da cinlerin de efendisi biziz” diyorlardı.
7Önceleri, cinler de sizin bir zamanlar sandığınız gibi, Allah’ın insan ve cinlerin hayatına hiçbir zaman müdahale etmeyeceğini, dolayısıyla hiç kimseyi peygamber olarak göndermeyeceğini öldükten sonra ahirette hesaba çekmek üzere tekrar diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Şayet Allah, Hz. Muhammed’i peygamber olarak gönderip bu gerçekleri bildirmese yine de öğrenemeyecektik.
8Kuşkusuz biz cinler, meleklerin sözünü dinlemek için göğe ulaşmak istedik ve gökyüzünden medet umduk. Fakat onu meleklerden oluşan çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla, yıldızlardan kopan ateşten alevlerle korunmuş bulduk. İşte, bunu görünce yeryüzünde tarihin akışını değiştirecek bir olayın gerçekleştiğini anladık. İnsanlardan bazıları göklerden bilgi alabileceklerine inanıyor. Bu tür palavralarla insanları kandırıyorlardı. Onlara bakarak biz de göklerden bilgi almak için uğraştık. Gördük ki göklerden bilgi almak mümkün değil. Çünkü göklerin kuvvetli bekçileri var. Oraya ulaşmamız mümkün değil. Gökler Rabbimiz tarafından koruma altına alınmış.
9Hâlbuki biz, daha önce gökyüzünün bazı yerlerine çıkardık. Sonra gizli gayb haberlerini ve melekler arasında geçen konuşmaları dinlemek için ve oradan aldığımız bilgileri de yerdeki kâhinlerle, falcılarla, sihirbazlarla paylaşmak üzere uygun yerlere otururduk. Yıldızları inceler geleceğimizi okumak isterdik. Orada işittiğimiz bazı bilgi kırıntılarını bire yüz katarak gelip kahinlere, falcılara haber verirdik. Fakat şimdi Son Elçinin gönderilmesinden sonra, bizden kim göğe çıkıp melekleri dinlemeye ve bilgi hırsızlığı yapmaya kalksa, karşısında kendisini helâk etmek üzere gözetleyen yıldızlardan kopan alev topu, parlak bir yakıcı ateş bulur ve kovulur. Şimdi oralardan haberler alınmasının mümkün olmadığını, dahası buna inananların peşlerini cehennem ateşinin bırakmayacağını da öğrendik. Anladık ki bilgilerimizi inançlarımızı boş şeylerle doldurmuşuz. İşte bu Kur’an’ın âyetleri böylesi asılsız, karanlık inançları ışığıyla yok ediyor.
10Doğrusu bunun sebebini hikmetini bilmiyoruz bununla yani gökyüzünün böyle sıkı denetim altına alınmasıyla yeryüzündekilere kötülük mü yapılmak istendi, yoksa Rabbimiz peygamber göndererek onları doğru yola iletmeyi mi diledi? Meraklarımızı insanların hayrına olan şeyler için mi kullanalım, yoksa insanların kötülüğüne mi kullanalım? Bu imtihanı geçemedik. Bu sorunun gerçeğini bilmeden hareket ediyormuşuz. Kur’an’ı dinleyinceye kadar yeryüzünde böyle yaşamakta olanlar için Rabbimizin neyi murad ettiğini, hükmünün ne olacağını da bilmiyorduk.
11Fakat ikinci ihtimal daha yakın görünüyor. Çünkü biz cinler hepimiz aynı değiliz; Bize gelince, içimizde doğru ve hayırdan yana yaşamak arzusunda olan dürüst, erdemli ve iyi olanlar da var, dünyevi çıkarlarını her şeyin üstünde tutup doğru yanlış demeden ona uyan başka türlü olan zalimler de var. Biz de insanlar gibi farklı görüş ve inançlara sahip ihtilaflı, gruplara ayrıldık. Bu da gösteriyor ki, bizim de Allah’ın yol göstericiliğine şiddetle ihtiyacımız var.
12Yeryüzüne dair elde ettiğimiz bilgileri Allah’ı inkâr etmek için kullandık. Edindiğimiz bilgilerle gökyüzüne yöneldik. Gökyüzünden elde edebileceğimizi düşündüğümüz bilgilerle Allah’ı aciz bırakacağımızı sandık. Sanki göklere ulaşırsak Allah’ın bize yeryüzünde yüklediği görevlerden, sorumluluklardan kurtulabileceğiz. Artık dinlediğimiz Kur’an sayesinde şunu çok iyi anladık. Biz cinler, ne kadar güçlü olursak olalım şüphesiz, Allah’ın iradesini asla engelleyemeceğimizi, gücüne karşı koyamayacağımızı Allah’ı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı, Allah’ın belirlediği sınırların dışına çıkıp, evrenin başka bir yerine başka yere kaçmak suretiyle de O’nun elinden, azabından hiçbir şekilde kurtulamayacağımızı, koyduğu kanunların dışına çıkarak yakamızı kurtaramayacağımızı anlamış olduk. Anladık ki Allah’ın verdiği özelliklerle Allah’ın verdiği yetilerle bilgi sahibi oluyoruz. Biz Allah’ın verdikleriyle Allah’ı yüceltip yasalarına uyacağımıza, şımarıp azgınlaştık.
13İşte siz de şâhit olun; Biz, yol gösteren Kur’an’ın dâvetini dinleyip işitince bütün saçma düşünce ve inançlardan vazgeçerek tüm kalbimizle ona iman ettik. Çünkü biliyoruz ki, kim Rabbine ve özellikle de O’nun adaletine güvenip iman ederse ne haksızlığa uğratılmaktan ne de Allah’ın izni olmadan kendisine kötülük edilmesinden korkmaz. Zira Allah daima adildir. Asla zulmedici değildir.
14Kuşkusuz içimizde insanlar arasında olduğu gibi dinlediğimiz Kur’an ile davet edildiğine iman edip Rabbine teslim olan müslümanlar da var. Daveti kabul etmeyip haddini aşan, Allah’a isyan yolunu seçip müşrik kalmakta direnen ve doğru yoldan sapanlar da var. Ama her kim Allah’a yürekten boyun eğip Allah’a teslimiyet yolunu seçerek müslüman olursa işte onlar huzurlu, aydınlık ve doğru yolu bulanlardır.
İlgili ayetler
10Neml 65
Ayet 15–17
3 ayetCin 15
Cin 16
Cin 17
وَاَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَبًاۙ ١٥ وَاَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّر۪يقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقًاۙ ١٦ لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۚ وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّه۪ يَسْلُكْهُ عَذَابًا صَعَدًاۙ ١٧
Mushaf
Okunuş
15Veemme-lḳâsiṭûne fekânû licehenneme ḥaṭabâ.
16Veel levi-steḳâmû ʿale-ṭṭarîḳati leesḳaynâhüm mâen gadeḳâ.
17Lineftinehüm fîh. vemey yüʿriḍ ʿan ẕikri rabbihî yeslükhü ʿaẕâben ṣaʿadâ.
Türkçe Meal
15Sapanlara gelince, işte onlar da cehenneme odun olacaklar.
16Eğer onlar doğru yolda yürüselerdi, onlara bol bol yağmur yağdırır ve bolca nimete gark ederdik.
17Ve bu nimetlerle onları sınardık. Kim Rabbinin zikrinden/Kuran’dan yüz çevirirse bilsin ki Rabbi onu katlanması zor bir azaba çarptırır.
Açıklamalı meal
15İnkâra ve isyana yönelip Hak yoldan sapanlara, Allah’ın hükümlerinde haksızlık yapıp kendilerine yazık edenlere ve zulmedenlere gelince; onlar tevbe edip doğru olana dönmezlerse, ancak cehenneme odun olurlar.
16Şayet o insanlar ve cinler davet edildikleri Allah merkezli hayatı yaşamaya yönelir ve iman edip hak yolda dosdoğru giderlerse, onlara bulutlar vasıtasıyla bol bol yağmur yağdırırız ve bereketli bir rızık ve nimet veririz.
17Fakat şunu da iyi bilin ki Bu yağmurla rızıklarını bollaştırmamız onları, bu nimetlerle imtihan etmek içindi. Kim Rabbini anmaktan ve Kur’an ile davet edildiğinden yüz çevirirse, dünyanın lüks ve refahına dalarsa Rabbi onu, şiddeti gittikçe artan çetin bir azaba sürükler. Unutmayın ki kim bir iş yaparken Rabbini aklına getirmez, Rabbini aklına getirse bile emirlerimize karşı gelirse, onu çetin bir azaba sokarız.
Ayet 18–19
2 ayetCin 18
Cin 19
وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَدًاۙ ١٨ وَاَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللّٰهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًاۜ۟ ١٩
Mushaf
Okunuş
18Veenne-lmesâcide lillâhi felâ tedʿû meʿa-llâhi eḥadâ.
19Veennehû lemmâ ḳâme ʿabdü-llâhi yedʿûhü kâdû yekûnûne ʿaleyhi libedâ.
Türkçe Meal
18İyi bilin ki mescitler yalnızca Allah’ındır. O halde Allah ile aranıza koyduklarınıza dua ile yalvarıp yakarmayın.
19Hal böyleyken tek bir Allah’a kulluk için davete kalktığında onu etkisiz kılmak için neredeyse birbirlerini ezecek şekilde onun çevresine üşüşüyorlardı.
Açıklamalı meal
18Allah’a ibadet maksadıyla yaptığınız mescitler ve oralarda yapılan tüm ibadetler sadece Allah’a mahsustur ve yalnızca O’na ibadet amacıyla yapılmışlardır. Öyleyse, mescitlerde ve başka yerlerde Allah ile beraber Rabler ve ilahlar edinerek yardım talep etmeyin, onlara sığınıp dua ve ibadet etmeyin ve hiç kimseye yalvarmayın. Eğer mescitlerde Allah’tan başkasına yalvararak dua ederseniz, onların koruyup kurtarması için yalvarırsanız; apaçık bir şirkin içine girmiş olursunuz. Şüphesiz sizi koruyacak, sizi kurtaracak, size yardım edecek sadece Allah’tır.
19Şu bir gerçek ki, Allah’ın kulu olan Muhammed kalkıp O’na yalvarınca müşrikler hemen Peygamberin etrafını telaşla kuşatıp üzerine üşüşerek kalabalıktan nerdeyse birbirini ezeceklerdi. Bütün müşrikler ve münafık kimseler de Hz. Peygamber Efendimize düşmanlık hususunda birleşip kenetleniyorlardı. İnkâr edenler; sizin Allah’tan başkasının emirlerini dinlemeyeceğinizi, Allah’tan başka varlıklara yalvarmayacağınızı işittiklerinde, sinirlerinden keçe gibi kaskatı kalırlar. Onlar ister ki; yolundan gittikleri, yasalarına uydukları ve böylece ilahlaştırdıkları insanların arkasından gidin. Hatta onlar ölmüş olsa bile onlardan medet umun. Ey kurtarıcımız, ey koruyucumuz, bizi kurtar, bizi koru, bize yardım et deyin! Onlar böyle ister. Taptıkları insanlara sizin de tapmanızı isterler.
Ayet 20
1 ayetCin 20
قُلْ اِنَّمَٓا اَدْعُوا رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِه۪ٓ اَحَدًا ٢٠
Mushaf
Okunuş
20Ḳul innemâ edʿû rabbî velâ üşrikü bihî eḥadâ.
Türkçe Meal
20De ki:
– Ben ancak Rabbime dua ile yalvarıp yakarırım ve O’na hiç bir kimseyi ortak ederek şirk koşmam.
Açıklamalı meal
20Resûlüm! Haddi aşarak, seni bâtıl inançlarına çağıran o müşriklere de ki: Baskılar beni yıldıramaz. Ne yaparsanız yapın, “Ben yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinip hiçbir şeyi ilâhlık makamına yüceltmem ve yalnızca Rabbime ibadet edip yalvarırım. O’ndan yardım dilerim O’na dua edip sığınırım. İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, hiç kimseyi O’na ortak koşmam, başka otoriteleri kabul etmem.” Allah’tan başka kimsenin korumasını kabul etmem. Korunma yalvarma konusunda yaratılan varlıkları Allah’a ortak etmem. Ben asla benim gibi olan varlıkların korumasına girip onlardan bir şey istemem.
Ayet 21–24
4 ayetCin 21
Cin 22
Cin 23
Cin 24
قُلْ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا رَشَدًا ٢١ قُلْ اِنّ۪ي لَنْ يُج۪يرَن۪ي مِنَ اللّٰهِ اَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَدًاۙ ٢٢ اِلَّا بَلَاغًا مِنَ اللّٰهِ وَرِسَالَاتِه۪ۜ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ ٢٣ حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ اَضْعَفُ نَاصِرًا وَاَقَلُّ عَدَدًا ٢٤
Mushaf
Okunuş
21Ḳul innî lâ emlikü leküm ḍarrav velâ raşedâ.
22Ḳul innî ley yücîranî mine-llâhi eḥadüv velen ecide min dûnihî mülteḥadâ.
23İllâ belâgam mine-llâhi verisâlâtih. vemey yaʿṣi-llâhe verasûlehû feinne lehû nâra cehenneme ḫâlidîne fîhâ ebedâ.
24Ḥattâ iẕâ raev mâ yûʿadûne feseyaʿlemûne men aḍʿafü nâṣirav veeḳallü ʿadedâ.
Türkçe Meal
21De ki:
– Ben, sizi ne doğru yoldan saptırma ne de sizi doğru yola iletme gücüne sahibim.
22De ki:
– Bu takdirde ne beni Allah’a karşı kimse koruyabilir ne de ben O’ndan başka bir sığınak bulabilirim.
23– Benim görevim, Allah’tan gelen vahyi size tebliğ etmek böylece bana yüklediği elçilik görevini yerine getirmekten ibarettir. Artık kim Allah’a ve Allah’ın mesajlarını tebliğ eden elçisine isyan ederse bilsin ki böylelerin hakkı ebedi kalmak üzere cehennem ateşini boylamaktır.
24Sonunda onlar kendilerine vaat edilen azabı gördüklerinde, yardıma kim daha muhtaçmış ve sayıca kim daha azmış o zaman anlayacaklar.
Açıklamalı meal
21Eğer senden mucizeler isterlerse onlara de ki: “Ben de sadece sizin gibi bir insanım. Rabb’im izin vermediği sürece, size ne zarar ne de akıl ve fayda verme, sizi doğru yola götürme gücüne sahip değilim.” Görevim tebliğimi tamamlamaktır. Size akıl da verecek değilim. Sizler kendinizi çok akıllı görüyorsunuz? Benim dediklerimi anlayacak, anlayıp idrak edecek aklınız var. Buyurun akıl edip düşünün. Ben tek başıma olduğum halde size nasıl zarar verebilirim?”
22Buna karşılık, eğer seninle inanç konusunda pazarlığa girişmeye kalkışırlarsa, o kâfirlere de ki: “Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edinirsem ve tebliğ görevimi yapmayıp davama ihanet edecek olursam, hiç kimse hiçbir güç Allah’ın azabından beni kurtaramaz ve asla O’ndan başka sığınacak kimse bulamam.”
23Benim yapabileceğim ve görevim sadece Allah’tan bana gelenleri örnek uygulama ve açıklamalarla size duyurmak, sizi yaratılış sebebi olan hayat nizamını yaşamaya davet etmek ve O’nun elçilik görevlerini yerine getirmektir. Benim yapacağım bu kadar. O hâlde ey insanlar ve cinler, dinleyin: Artık kim Allah’a ve Elçisine isyan edip baş kaldırırsa, ona içinde sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır.
24Şimdi bırak, sizi az ve zayıf görüp küçümsemeye devam etsinler. Ama müşrik kalmakta inatla direnen ve küstahça kibirlenen zalimler, kendilerine vadedilen azabı ve kıyamet saatini gördükleri zaman, kimin yardımcılarının daha zayıf ve sayıca daha az olduğunu, yardım beklediklerinin hiçbir işe yaramadıklarını, sayılarının da hiçbir anlamı olmadığını anlayacaklardır. Fakat o zaman da iş işten geçmiş olacak. Hesap günü dünyada güvendikleri, bize yardım edecekler diye inandıkları kimseler onların yanından kaçacaklar. Onlar bu gerçeği bizzat görecekler.
Ayet 25
1 ayetCin 25
قُلْ اِنْ اَدْر۪ٓي اَقَر۪يبٌ مَا تُوعَدُونَ اَمْ يَجْعَلُ لَهُ رَبّ۪ٓي اَمَدًا ٢٥
Mushaf
Okunuş
25Ḳul in edrî eḳarîbüm mâ tûʿadûne em yecʿalü lehû rabbî emedâ.
Türkçe Meal
25De ki:
– Size vaat edilen azap yakın mı yoksa Rabbim onu bir müddet erteledi mi bilmiyorum.
Açıklamalı meal
25Ey Resûlüm bunun ne zaman gerçekleşeceğini soracak olurlarsa, onlara de ki: “Size söylenen uyarılıp tehdit edildiğiniz Kıyamet ve azap günü yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi belirlemiştir onu bilemem.” Bu gaybi bilgiler Allah katındadır.
İlgili ayetler
Ayet 26–28
3 ayetCin 26
Cin 27
Cin 28
عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَدًاۙ ٢٦ اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ رَصَدًاۙ ٢٧ لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا ٢٨
Mushaf
Okunuş
26Âlimü-lgaybi felâ yużhiru ʿalâ gaybihî eḥadâ.
27İllâ meni-rteḍâ mir rasûlin feinnehû yeslükü mim beyni yedeyhi vemin ḫalfihî raṣadâ.
28Liyaʿleme en ḳad eblegû risâlâti rabbihim veeḥâṭa bimâ ledeyhim veaḥṣâ külle şeyʾin ʿadedâ.
Türkçe Meal
26– Çünkü geçmişi, geleceği yalnızca Allah bilir ve o gayb bilgisini kimseye bildirmez.
27Ancak Allah’ın razı olup seçtiği elçilerine gayb ile ilgili bazı bilgileri vahy ederek bildirir ve O onu getiren (meleğin) önüne ve arkasına gözcüler koyar ki.
28Elçilerin, vahyi eksiksiz bir şekilde size ilettiğini ve Rabbinin onları her taraftan kontrol ettiğini ve her şeyi bir bir kaydedip muhafaza ettiğini ortaya koysun.
Açıklamalı meal
26Geleceği ve gizli olan Gaybı görülmez bilgi hazinesini bilen ancak Allah’tır. Gayb bilgisini kimseye bildirip göstermez. Bilinmeyenleri bilen Rabbimdir. Rabbim katındaki bilgilere kimseyi ortak etmez.
27Ancak bilinmesi gereken kadarını Allah’ın dileyip razı olduğu ve seçtiği elçilere gösterir. Onlara gaybi bilgilerden bir kısmını ulaştırır Allah beşerin ihtiyacı olan gayb bilgisini onlara öğretmek için elçilerinden dilediğini seçer ve o elçiye dilediği kadar bildirir. Çünkü Allah Peygambere gaybı bildirirken, onu şeytanın dürtülerine ve ayartma girişimlerine karşı korumak için elçisinin önüne ve arkasına gözetleyici melekler koyar. Bu gözcüler, görev ihmâline yol açabilecek her türlü tehlikelere karşı Peygamberleri korurlar. Şunu iyi bilin ki; Allah’ın elçilerine vahiy alırken hiçbir varlık zarar veremez. Peygamberler de Allah’ın bildirdiğini, O’nun her şeyden haberdar olduğunu ve her şeyi kayıt altına aldığını tebliğ ederler.
28Allah, nebilerine de bazı gaybi bilgiler aktarır ki, Böylece Peygamber aldığı bilgilerin hayal veya vehim olmadığını, vahiy getiren meleklerin Rablerinin vahyini yani insanlara gönderilenleri kendisine, dosdoğru ve eksiksiz bir şekilde ulaştırdığını kat’î suretle bilsin. Peygamberler de Allah’ın bildirdiğini, O’nun her şeyden haberdar olduğunu ve her şeyi kayıt altına aldığını tebliğ ederler. Allah, onların her hâlini, yani iç dünyalarında, hayatlarında ve çevrelerinde olup biten bütün gelişmeleri sonsuz ilmiyle kuşatmış, kâinatta olmuş ve olacak her şeyi bir bir kaydetmiştir. İnsan ona göre davranmalıdır. Ben Allah’tan habersiz iş yapabilirim düşüncesine girmemelidir.
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce A’raf, sonra Yâsîn indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla