Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Surenin konusu, · Nüzul Sebebi
Adı: Bu sure, adını putperest Arapların bazı büyükbaş hayvanları helâl, bazılarını da haram sayan bâtıl inançlarını reddeden 136, 138 ve 139’uncu ayetlerinden almaktadır.
Nüzul Zamanı: İbn Abbâs’tan gelen bir rivayete göre, Sure’nin tamamı bir defada Mekke’de vahyedilmiştir. Yezid’in kızı ve Hz. Muaz İbn Cebel’in ilk yeğeni Esma şöyle der: “Bu surenin indiği (vahyedildiği) sırada Hz. Peygamber (s.a.) dişi bir deve üzerinde bulunuyor ve ben de devenin yularını tutuyordum. Deve öylesine bir ağırlık hissetti ki, Peygamber’in (s.a.) altında sanki kemikleri kırılıyordu.” Daha başka rivayetlerden, Hz. Peygamber’in (s.a.) surenin tamamını indiği gece yazdırdığını öğreniyoruz.
Surenin konusu, onun Hz. Peygamber’in (s.a.) Mekke’deki son yılında indiğini açıkça göstermektedir. Yezid’in kızı Esma’dan (s.a.) gelen rivayet de bunu doğrulamaktadır. Esma Ensar’dan olduğuna ve İslâm’ı Hz. Peygamber’in (s.a.) Medine’ye hicretinden sonra kabul ettiğine göre, onun Hz. Peygamber’i (s.a.) Mekke’de ziyareti Peygamber’in Mekke’deki hayatının son yılında olsa gerektir. Çünkü bundan önce Peygamber’in (s.a.) Ensar’la ilişkisi, Ensar’dan bir kadının kendisini Mekke’de ziyarete geleceği düzeyde içten değildi.
Nüzul Sebebi: İndiği dönemi tesbit ettikten sonra, Surenin gerisinde yatan gerçeği görmek kolaydır. Hz. Peygamber’in (s.a.) insanları İslâm’a çağırmaya başlamasının üstünden oniki yıl geçmişti. Kureyş’in düşmanlığı ve yaptığı işkenceler en çekilmez ve vahşi bir durum almış, bu yüzden müslümanların çoğunluğu yurtlarını bırakıp, Habeşistan’a hicret etmek zorunda kalmışlardı.
Bütün bunların ötesinde, Hz. Peygamber’in (s.a) iki büyük destekcisi olan Ebu Talip ve Hz. Hatice artık ona daha fazla yardım edecek ve güç verecek durumda değillerdi. Peygamber (s.a.) tüm dünyevi desteklerden yoksun kalmıştı. Fakat, buna rağmen muhalefetin keskin dişleri arasında görevini sürdürüyordu. Sonuçta, bir yandan da bir bütün olarak Mekke toplumu inat ve inkârın içine girmiş bulunuyordu. İslâm’a karşı bir eğilim gösteren herkes alay, eğlence, kınama, işkence ve sosyal boykota maruz bırakılıyordu. Bu kara günlerdeydi ki, Mekke’de İslâm’ı kabul eden Evs ve Hazrec’in bir takım etkili kişilerini çabalarıyla İslâm’ın serbestçe yayılmaya başladığı Yesrib’den bir ümit ışığı belirdi. İslâm’ın başarıya giden yolunda mütevazi bir başlangıçtı bu ve kimse bu başlangıcın gizlediği büyük potansiyeli kestirebiliyor değildir. Çünkü, sıradan bir gözlemciye göre bu zamanda henüz İslâm zayıf bir hareketti; yalnızca, Peygamber’in (s.a.) kendi ailesi ve hareket’in birkaç yoksul bağlısının zayıf desteği dışında hiçbir destek yoktu. Açıktır ki, yoksul müslümanların da, düşmanları haline gelen ve kendilerine işkence yapan kendi kavimlerince terkedildiklerinden, yapabilecekleri fazla bir yardım olamazdı.
Konular: Bu sure nazil olduğu zaman şartlar böyleydi işte. Sure’de işlenen konular yedi başlık altında toplanabilir:
1) Şirk’i red ve tevhid akîdesine çağrı.
2) Ahiret’e imanın ilânı ve dünya hayatından sonra başka bir hayat olmadığının reddi.
3) O zaman geçerli olan bâtıl inançların reddi.
4) İslâm toplumunu kurmak için gerekli temel ahlâkî ilkelerin açıklanması.
5) Hz. Peygamber’in (s.a.) şahsına ve misyonuna yöneltilen itirazlara cevaplar.
6) O zaman görevin görünürde başarısız kalması nedeniyle endişe ve ümitsizliğe kapılan Hz. Peygamber’i (s.a.) ve izleyicilerini teselli ve teşvik.
7) Düşmanlık ve kendini beğenmişliklerini bırakmaları için kâfirlere ve muhaliflere uyarı ve tehditler.
Bu konuların ayrı başlıklar halinde ele alınmadığı açıktır. Sure tam bir bütünlük içinde gitmekte ve verdiğimiz konular yeni yeni ve farklı yollarla tekrar tekrar ortaya konmaktadır.
Mekkî Surelerin Gerisinde Yatan Gerçek: Bu, Kur’an’da da yer aldığı sırayla ilk uzun Mekkî Sure olduğundan, okuyucunun Mekkî sureleri ve bu surelerle getirdiğimiz yorumla bağlantılı olarak bu surelerin farklı aşamalarına telmihlerimizi kolayca anlayabilmesi için, genel olarak Mekkî surelerin indiği ortamı açıklamak yararlı olacaktır.
Herşeyden önce belirtilmelidir ki, Medeni surelerin nüzul zamanı bilinir veya az bir çabayla tesbit edilebilirken, Mekkî surelerin indiği ortam ve geride yatan gerçekle ilgili pek az malzeme vardır. Medeni surelerdeki çoğu ayetlerin nüzul sebebi hakkında bile güvenilir rivayetlere sahip olduğumuz halde, Mekkî surelerle ilgili olarak elimizde böylesi ayrıntılı bilgi bulunmuyor. Nüzul sebebi ve zamanı hakkında güvenilir rivayetler bulunan yalnızca birkaç sure ve ayet vardır. Mekkî dönemin Medeni dönem gibi ayrıntılarıyla ortaya konmadığındandır bu. Bu yüzden, iniş dönemlerini tesbit etmek için surelerin kendilerine ve içten içe verdiği delillere bağlı kalmak durumundayız; tartıştıkları konular, ele aldıkları sorunlar, taşıdıkları üslup veya nüzul sebeplerine ve ilgili olaylara doğrudan veya dolaylı telmihleri gibi. Sahip olduğumuz deliller ancak bu kadar olduğundan, şu veya bu sure veya şu ya da bu ayetin şu veya bu nedenle indiğini kesinlikle söylemiyoruz. En fazla yapabildiğimiz, bir surenin verdiği iç delili Hz. Peygamber’in (s.a.) Mekke’deki hayatını dolduran olaylarla karşılaştırıp, sonra surenin döneme ait olduğu hakkında azami ölçüde doğru bir sonuca varmaktır.
Bütün söylediklerimizi gözönüne alırsak, Hz. Peygamber’in (s.a.) Mekke’deki misyonunun tarihini dört döneme ayırabiliriz:
Birinci Dönem: Onun risaletle görevlendirilmesiyle başlar ve üç yıl sonra peygamberliğini açıkça ilân etmesiyle sona erer. Bu dönemde, mesaj gizli gizli bazı seçkin kişilere götürülüyor ve genelde Mekke halkı bundan habersiz kalıyordu.
İkinci Dönem: Peygamberliğinin ilanından sonra iki yıl sürer. Bireysel karşı çıkışlarla başlar ve yavaş yavaş düşmanlık, alay, eğlence, suçlama, kötü sözler söyleme ve sahte propaganda şeklini alır. Sonraları nisbeten yoksul, zayıf ve çaresiz müslümanlara işkence etmek üzere gruplar oluşturulmuştur.
Üçüncü Dönem: İşkencelerin başlangıcından Peygamberliğin onuncu yılında Hz. Hatice ve Ebu Talib’in ölümüne kadar sürer. Bu dönem müslümanlara yapılan işkenceler öylesine vahşi ve zalimce bir durum almıştı ki, çokları Habeşistan’a hicret etmek zorunda kalmışlardı. Hz. Peygamber’e (s.a.) ve ailesi üyelerine karşı sosyal ve ekonomik boykot uygulanıyor ve Mekke’den ayrılmayan müslümanlar kuşatma altına alınan Şi’b-i Ebî Talib’e sığınmaya zorlanıyorlardı.
Dördüncü Dönem: Peygamberliğin 10. yılından 13. yılına kadar üç yıl sürmüştür. Bu, Hz. Peygamber (s.a.) ve izleyicileri için zorlu sınavlar ve elem verici işkenceler dönemiydi. Mekke’de hayat çekilmez hale gelmişti. Mekke dışında bile sığınılacak bir yer görünmüyordu. O kadar ki, Hz. Peygamber (s.a.) Taif’e gittiğinde, kendisine ne sığınma hakkı ne de koruma sözü verilmişti. Bunun yanısıra, hacc nedeniyle İslâm çağrısını kabul etmeleri için her Arap kabilesine başvuruyor ve her cepheden açık redle karşılaşıyordu. Aynı zamanda Mekke halkı; ya öldürerek, ya tutuklayarak, ya da kentlerinden sürerek kendisinden kurtulmak için danışmalarda bulunuyorlardı. İşte bu en kritik zamanda Allah Yesrib’de Ensar’ın kapılarını İslâm’a açtı ve Hz. Peygamber (s.a.) buraya hicret etti.
Hz. Peygamber’in (s.a.) Mekke’deki hayatını bu şekilde dört döneme ayırdıktan sonra, bizim için herhangi bir Mekkî surenin nüzul zamanını mümkün olduğu kadarıyla tesbit etmek artık kolaylaşmış olmaktadır. Çünkü, belli bir döneme ait olan sureler diğer dönemlere ait olanlardan konuları ve üslûplarıyla ayırt edilebilmektedirler. Bunun yanısıra, inmelerine neden olan durum ve olaylara ışık tutacak telmihler de içermektedir. Bundan sonraki Mekkî surelerde, herbir surenin nüzul zamanını o dönemin ayırıcı özelliklerine dayanarak tesbit edecek ve ‘Giriş’te belirteceğiz.
ÖZET
Ana Konu: İslâm inancı.
Bu sure, İslâm inancının tevhid, ahiret ve nübüvvet gibi belli başlı ilkelerini ve onların günlük hayata uygulanışlarını farklı yönlerden tartışır. Bunlarla birlikte muhaliflerin yanlış inançlarını reddeder, itirazlarına cevap verir, kendilerini uyarır ve o zaman çeşitli işkencelere uğrayan Hz. Peygamber’i, (s.a.) izleyicilerini teselli eder. Kuşkusuz bu temalar ayrı başlıklar halinde ele alınmakta, olağanüstü güzellikte birbirleriyle iç içe incelenmektedir.
Konular ve Birbirleriyle Olan Bağlantıları
1-12: Bu ayetler giriş ve uyarma niteliğindedir. Kâfirler, İslâm inancını kabul etmezler ve Her Şeyi-Bilen ve Her Şeye-Kadir’den gelen Vahy’in gösterdiği ‘Işığı’ izlemezlerse, kendilerinden önceki kâfirlerin uğradıkları aynı kötü sonuca uğrayacakları konusunda uyarılmaktadırlar. Peygamber’i (s.a.) ve ona indirilen Vahy’i reddetmek noktasındaki delilleri reddedilmekte ve kendilerine tanınan süreye aldanmamaları için ikaz olunmaktadırlar.
13-24: Bu ayetler tekrar tekrar tevhid’in üzerinde durmakta ve onun kabülü yolunda en büyük engel olan şirk’i reddetmektedir.
25-32: Bu ayetlerde, kâfirleri iman ilkeleri’ni reddetmelerinin doğuracağı sonuçlar karşısında uyarmak için ahiret hayatının tasviri bir manzarası sunulmaktadır.
33-73: Başlıca konu, Hz. Peygamber (s.a.) açısından tartışılan Nübüvvet (Peygamberlik), onun misyonu, gücünün sınırları, izleyicilerine karşı tavrı ve bunların kâfirler açısından da ele alınışıdır.
74-90: Aynı konuya devamla, İbrahim Peygamber’in hikâyesine dönülmekte ve böylece putperest Araplara, karşı çıktıkları Peygamber Hz. Muhammed’in (s.a) misyonunun İbrahim Peygamber’inkiyle (a.s) aynı olduğu hatırlatılmaktadır. Araplar kendilerini İbrahim’in izleyicileri kabul ettiği, (özellikle Kureyş) onun soyundan olmakla övündüğü için böyle bir tartışma çizgisi benimsenmektedir.
91-108: Hz. Peygamber’in (s.a) Peygamberliğinin bir diğer delili kendisine Allah tarafından indirilen Kitap’tır. Çünkü bu kitabın öğretileri akide ve uygulama açısından doğru yönü göstermektedir.
109-154: Putperest Arapların bâtıl sınırlamalarına karşılık ilâhî sınırlamalar ortaya konulmakta ve böylece ikisi arasındaki çarpıcı farklılıklar gösterilerek Kur’an’ın vahyedilmiş Kitap olduğu ispatlanmaktadır.
160: Putperest Arapların yanısıra 144-147. ayetlerde eleştirilen Yahudiler Kur’an’ın öğretilerini Tevrat’inkilerle karşılaştırarak, aradaki benzerliği görmeye ve Kur’an karşısındaki geçersiz mazeretlerini bırakarak, kıyamet günü’nün azabından kurtulmak için onun hidayetini benimsemeye çağrılmaktadır.
165: Sure’nin sonucu buradadır: Güzel ve zorlayıcı bir biçimde Hz. Peygamber’e (s.a.) korkmadan İslâm inancının ilkelerini ve anlamlarıyla birlikte sonuçlarını ilân etmesi emredilmektedir.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–2
2 ayetEn’am 1
En’am 2
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَۜ ثُمَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ ١ هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ ط۪ينٍ ثُمَّ قَضٰٓى اَجَلًاۜ وَاَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ اَنْتُمْ تَمْتَرُونَ ٢
Mushaf
Okunuş
1Elḥamdü lillâhi-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa veceʿale-żżulümâti vennûr. ŝümme-lleẕîne keferû birabbihim yaʿdilûn.
2Hüve-lleẕî ḫaleḳaküm min ṭînin ŝümme ḳaḍâ ecelâ. veecelüm müsemmen ʿindehû ŝümme entüm temterûn.
Türkçe Meal
1Bütün övgüler, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur (1). Böyleyken Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirler başkalarını Rablerine denk tutuyorlar (2).
2Sizi balçıktan yaratan, sonra da bir ecel/süre tayin eden Allah’tır. O’nun katında belirlenmiş bir ecel/süre. Sonra diriliş hakkında şüphe içinde bocalıyorsunuz.
Açıklamalı meal
1Gökleri yeri ve arasındakileri yaratan, her türlü maddî-manevî karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a hamdolsun. Bütün övgüler ve şükürler Allah’a mahsustur. Böyle iken, Şirk ve küfürde inatla direnip Rablerine karşı nankörlük eden inkarcılar, Allah’ın yarattığı ve sahibi olduğu kulları üzerinde kendilerini hak sahibi görüp ilahlık iddiasında bulunarak Allah’tan yüz çeviriyorlar. Ve kendilerini besleyen, büyüten, yaşatan Rabblerine göz göre göre hâlâ birtakım sahte ilâhları, efendileri, önderleri denk ve ortaklar tutuyorlar.
2Oysa Allah sizi basit bir çamurdan yarattı, sonra hem insana hem de dünyaya bir ömür belirledi. Kendi katında da belirli adı kıyâmet olan ayrı bir süre daha vardır. Fakat bu gerçeğe rağmen siz davet edildiğiniz hayat nizamına uymakta niçin hâlâ şüphe ediyorsunuz?
Ayet 3–6
4 ayetEn’am 3
En’am 4
En’am 5
En’am 6
وَهُوَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَفِي الْاَرْضِۜ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ ٣ وَمَا تَاْت۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَ ٤ فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْۜ فَسَوْفَ يَاْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٥ اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَٓاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًاۖ وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَاْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَر۪ينَ ٦
Mushaf
Okunuş
3Vehüve-llâhü fi-ssemâvâti vefi-lʾarḍ. yaʿlemü sirraküm vecehraküm veyaʿlemü mâ teksibûn.
4Vemâ teʾtîhim min âyetim min âyâti rabbihim illâ kânû ʿanhâ müʿriḍîn.
5Feḳad keẕẕebû bilḥaḳḳi lemmâ câehüm. fesevfe yeʾtîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.
6Elem yerav kem ehleknâ min ḳablihim min ḳarnim mekkennâhüm fi-lʾarḍi mâ lem nümekkil leküm veerselne-ssemâe ʿaleyhim midrârâ. veceʿalne-lʾenhâra tecrî min taḥtihim feehleknâhüm biẕünûbihim veenşeʾnâ mim baʿdihim ḳarnen âḫarîn.
Türkçe Meal
3Zira O, göklerde de yerde de Allah’tır. O, sizin gizlinizi de aşikârınızı da bilir. Dahası ne kazanacağınızı da bilir.
4Onlara, ne zaman Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelse, tek yaptıkları ayetlerden yüz çevirmektir.
5İşte şimdi onlara Hakkın belgesi olan Kuran geldi, ama ona karşı hemen yalana sarıldılar. Hafife alıp, alay edip durdukları hakikatlerin haberleri kendilerine yakında gelecektir.
6Onlar, kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Oysa biz onları, sizi yerleştirmediğimiz verimli topraklara yerleştirmiş ve onların üzerine gökten bol bereketli yağmurlar indirmiş, ayaklarının altından nehirler akıtmıştık. Ne var ki onları günahları sebebiyle helak ettik, onlardan sonra başka nesiller var ettik.
Açıklamalı meal
3Hiç şüphe yok ki O göklerde olanları da yerde olanları da yaratan ve nizamlarını kurup yaşatan, var olan her şeyin Hâkim’i olantek gerçek ilah Allah’tır. İbadet ve itaat edilmeye layık olan yalnızca O’dur. O’nun hükmü sadece göklerde değil, yeryüzünde de geçerlidir. Kâinatın her zerresine hükmeden Allah, elbette insanoğlunun hayatına da müdahale edecek, onun için haram helal sınırları koyacaktır. O, her yerde hazır ve nâzır olmakla sizin sırrınızı içinizde sakladıklarınızı da açığa vurduklarınızı da bilir. Hayır ve şer olarak her türlü hak ettiklerinizi, Haram helal, ne kazandığınızı, iyi-kötü yaptıklarınızı ve nasıl yaşamak istediğinizi de bilir.
4O kendilerini inkâra şartlandırmış olanlara Rablerinden ne zaman bu gerçekleri hatırlatan bir ayet gelse mutlaka duymazdan gelip hemen ondan yüz çevirirler.
5Oysa artık yaratılışlarının sebebini açıklayıp, onları onurlu, erdemli ve özgür bir hayata davet eden Kur’an gelmiştir. Görüldüğü gibi hak ve hakikat olarak Kur’an âyetleri kendilerine gelince onu alaya alıp yalanladılar. Fakat eninde sonunda alay edip durdukları kıyâmet, cennet, cehennem haberleri gibi gerçeklerle yüz yüze gelecekler ve helak, azap olarak karşılarına çıkacaktır.
6Bu müşrikler Yemen’e, Şam’a, Filistin’e yaptıkları seyahatlerde, harabelerin yanlarından geçerken kendilerinden önce Allah’ın davetini reddeden Lût, Âd, Semûd kavmi gibi nice nesillerin başlarına gelenleri ve nasıl helak ettiğimizi görmediler mi? Onları sizi yerleştirmediğimiz sağlam bir biçimde yeryüzüne yerleştirmiş, sizeverdiğimiz imkanları ve nimetleri onlara da vermiş, gökten üzerlerine bardaktan boşanırcasına bol yağmur indirmiş ve ayaklarının altlarından ırmaklar akıtmıştık. Fakat bunca nimetlere nankörlükle karşılık vererek isyan ettiler. Böylece onları işledikleri günahlarından dolayı helak ettik ve peşlerinden onların yerini alacak başka nesiller ortaya çıkardık.
İlgili ayetler
Ayet 7–8
2 ayetEn’am 7
En’am 8
وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا ف۪ي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِاَيْد۪يهِمْ لَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ٧ وَقَالُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌۜ وَلَوْ اَنْزَلْنَا مَلَكًا لَقُضِيَ الْاَمْرُ ثُمَّ لَا يُنْظَرُونَ ٨
Mushaf
Okunuş
7Velev nezzelnâ ʿaleyke kitâben fî ḳirṭâsin felemesûhü bieydîhim leḳâle-lleẕîne keferû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.
8Veḳâlû levlâ ünzile ʿaleyhi melek. velev enzelnâ melekel leḳuḍiye-lʾemru ŝümme lâ yünżarûn.
Türkçe Meal
7Sana, bu vahyi kâğıtta yazılı bir metin halinde göndermiş olsaydık da buna elleriyle dokunsalardı bile (1) o kâfirler “Bu apaçık sihirden başka bir şey değildir” derlerdi(2).
8Bir de “Sana bir melek indirilseydi ya.” derler. Eğer bir melek indirseydik, karar verilmiş olurdu da kendilerine fırsat verilmezdi.
Açıklamalı meal
7Ey Resûlüm! Şayet Biz sana onların istediği gibi Kur’an’ı kâğıt üzerinde yazılı bir metin halinde gönderseydik ve onlar da gözleriyle görüp ona elleriyle dokunsalardı, inkâr edenler yine de inanmaz ve: “Bu apaçık bir sihirbazlık işi ve büyüdür ” derlerdi. Hâlbuki, gözlerini kör eden inat, kibir ve bencillik duygularından bir an için sıyrılıp Kur’an’ı dikkatli bir gözle incelemiş olsalardı, onun Allah’tan gelen en büyük mucize olduğunu göreceklerdi.
8“Ayrıca onlar dediler ki: Madem Muhammed gerçekten bir Peygamber, o halde ona yardımcı bir melek gönderilsin ki biz de onu görüp inanalım” dediler. Evet, Allah buna Kâdir’di. Ama Lût kavmi gibi, bazı kavimlere gönderdiğimiz ve onların da göreceği şekilde bir melek gönderseydik onlar yine inanmazlardı. Bundan sonra da imtihân süresi sona ermiş olur, helak edilmek üzere haklarında hüküm derhal uygulanıp bir musibetle işleri bitirilmiş olurdu. Sonra da onlara pişmanlık için tevbe etme fırsatı bile verilmeyip asla göz açtırılmazdı. Kendilerini hiçbir şey kurtaramazdı.
Ayet 9
1 ayetEn’am 9
وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَجَعَلْنَاهُ رَجُلًا وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ ٩
Mushaf
Okunuş
9Velev ceʿalnâhü melekel leceʿalnâhü racülev velelebesnâ ʿaleyhim mâ yelbisûn.
Türkçe Meal
9Eğer onu bir melek de yapsaydık, yine onu bir adam şeklinde yapardık da şu anda düştükleri şaşkınlığa yine düşerlerdi.
Açıklamalı meal
9Eğer Biz peygamber olarak insan değil de bir melek gönderseydik, ya da Peygamber’le birlikte bir melek gönderseydik onu yine bir insan şeklinde gösterirdik. Çünkü meleği aslî sureti ile görmeye dayanamazlardı. Onlar bir türlü tatmin olmayacağı, sorularının arkası bir türlü kesilmeyeceği için kâfirleri “Bu insan mı, melek mi?” diye şimdi düştükleri kuşkuya yine düşürürdük. Davete iman etmek istemeyenlerin bahaneleri bitmez, şüphelerinin önüne de geçilemez. Çünkü bunlar imtihanı kaybetmeyi hak ediyorlar.
Ayet 10
1 ayetEn’am 10
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ١٠
Mushaf
Okunuş
10Veleḳadi-stühzie birusülim min ḳablike feḥâḳa billeẕîne seḫirû minhüm mâ kânû bihî yestehziûn.
Türkçe Meal
10Zaten senden önceki elçilerle de alay edilmişti ama onlarla alay edenleri, alay ettikleri hakikat çepeçevre kuşatmıştı.
Açıklamalı meal
10Ey Resûlüm, üzülme! Sen ilk değilsin senden önceki nice peygamberlerle de öğüt ve uyarıları yüzünden alay edilmişti. Bu yüzden peygamberleri küçük görüp alaya alan küstahları, alay ettikleri gerçek, hak ettikleri acı bir azap şeklinde çepeçevre kuşatmıştı ve helak edilmişlerdi.
Ayet 11
1 ayetEn’am 11
قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ١١
Mushaf
Okunuş
11Ḳul sîrû fi-lʾarḍi ŝümme-nżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lmükeẕẕibîn.
Türkçe Meal
11De ki: “Yeryüzünde dolaşın da hakikate karşı, yalana sarılanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın!”
Açıklamalı meal
11Ey Müslüman! Onlara de ki: “Yeryüzünde ders almak için gezip dolaşın, geçmiş medeniyetleri araştırın ve tarihten ibret alın. Sonra da davet edildikleri ilâhî nizamı reddedip nankörlük eden küstahların ve peygamberleri alaya alıp hakîkati yalanlayanların sonları nasılmış görüp anlayın ve bir düşünün.
İlgili ayetler
Ayet 12
1 ayetEn’am 12
قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلْ لِلّٰهِۜ كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ١٢
Mushaf
Okunuş
12Ḳul limem mâ fi-ssemâvâti velʾarḍ. ḳul lillâh. ketebe ʿalâ nefsihi-rraḥmeh. leyecmeʿanneküm ilâ yevmi-lḳiyâmeti lâ raybe fîh. elleẕîne ḫasirû enfüsehüm fehüm lâ yüʾminûn.
Türkçe Meal
12Yine de ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?”, “Zatına rahmeti ilke edinmiş olan Allah’ındır!” de. Andolsun ki geleceğinden şüphe olmayan, kıyamet gününde hepinizi bir araya toplayacaktır. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar bu gerçeğe Kuran’a iman etmezler.
Açıklamalı meal
12Ey Peygamber! “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” diye sor ve şöyle cevap ver: “ Elbette şefkat ve merhamet etmeyi kendine prensip edinmiş olan Allah’ındır”. Bütün kullarına ve mahlûkatına şefkat ve merhamet buyurmak Allah’ın şanıdır. Muhakkak ki, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gününde Allah hepinizi davete karşı tutumunuzdan hesaba çekmek için bir araya toplayacaktır ve hak ettiğinizin karşılığını verecektir. Kaçınılması mümkün olmayan bu gerçeğe, inatla direnip kendilerine yazık edenler var ya, işte onlar bu gerçeklere kesinlikle iman etmezler.
Ayet 13
1 ayetEn’am 13
وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ١٣
Mushaf
Okunuş
13Velehû mâ sekene fi-lleyli vennehâr. vehüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Türkçe Meal
13Oysa gecenin ve gündüzün içinde bulunan her şey Allah a aittir. O, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.
Açıklamalı meal
13Gece ve gündüzün göklerin ve yerin içinde barınan, duran hareket eden her şeyin tek ve gerçek sahibi Allah’tır. O her şeyden haberdar olup her şeyi hakkıyla duyandır. Her şey O’nun bilgisinin ve kudretinin eseridir ve her şeyi hakkıyla bilendir.
İlgili ayetler
Ayet 14–16
3 ayetEn’am 14
En’am 15
En’am 16
قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُۜ قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ١٤ قُلْ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ١٥ مَنْ يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ١٦
Mushaf
Okunuş
14Ḳul egayra-llâhi etteḫiẕü veliyyen fâṭiri-ssemâvâti velʾarḍi vehüve yuṭʿimü velâ yuṭʿam. ḳul innî ümirtü en ekûne evvele men esleme velâ tekûnenne mine-lmüşrikîn.
15Ḳul innî eḫâfü in ʿaṣaytü rabbî ʿaẕâbe yevmin ʿażîm.
16Mey yuṣraf ʿanhü yevmeiẕin feḳad raḥimeh. veẕâlike-lfevzü-lmübîn.
Türkçe Meal
14De ki: "Ben, gökleri ve yeri yoktan yaratan, (1) her canlıyı doyuran fakat kendisi doyurulmaya muhtaç olmayan Allah’tan başka birini mi veli/koruyucu edineyim?" (2) De ki: "Ben, Allah’a teslim olanların öncüsü olmakla ve sakın ortak koşan müşriklerden olma!" diye emrolundum (3).
15De ki: "Eğer ben, Rabbimin emrine karşı gelirsem elbet korkunç bir günün azabından korkarım."
16O gün, kim azaptan uzak tutulursa, Allah onu rahmetiyle korumuştur. İşte, apaçık kurtuluş budur.
Açıklamalı meal
14Habibim, yapmış olduğun hak davete uymak yerine, haddi aşarak, seni kendi bâtıl inançlarına çağıran o kâfirlere: Gökleri ve yeri bir bütün olarak yoktan var eden, kusursuz işleyen nizamlarını kuran ve yarattığı her canlıyı yedirip içirip beslediği halde, kendisi beslenmeye ve hiçbir şeye muhtaç değilken benAllah’tan başkasını kendime veli, koruyucu, otorite ve dost mu edineceğim ve O’nun davet ettiği nizam ile ahlaktan başkasına mı yöneleceğim? diye sor. Ey Resûlüm “Ben Rabbimin beni davet ettiğine ve size tebliğ ettiğim emir ve yasaklara teslim olan Müslümanların ilki ve önderi olmakla emrolundum. Bana Allah’ın dışındaki varlıkların koyduğu yasalara uymamam, onların yasalarıyla Allah’ın yasalarını eşit tutmamam emredildi. Onun için hiçbir zaman Allah’ın yasa koyuculuğunun yanında başka yasa koyucular kabul etmem. Asla ümitsizliğe, yılgınlığa kapılmadan, benden önce birilerinin başlamasını beklemeden Rabb’imin buyruklarına boyun eğerek, sözlerimle, davranışlarımla, hayatımla ve ölümümle müminlere örneklik ve öncülük edeceğim ve asla müşriklerin yanında yer almayacağım. Bir başkasını ilah edinip Allah’a ortak koşanlardan olamam de ve sakın müşriklerden olma.
15De ki: “ Eğer ben müşriklerin arzu ve heveslerine uyup Rabbime nankörlükle karşı gelirsem her şeyin hesabını vereceğim büyük bir günün çetin azabından korkarım.”
16O gün kim salih amelleri sebebi ile cehennemden korunup azaptan kurtarılırsa Allah ona şefkati ile rahmet etmiş ve merhametine nail olmuş olur. Apaçık ve gerçek kurtuluş işte budur. O hâlde, ebedî kurtuluşa ulaşmak için Kur’an’a sımsıkı sarıl, başına geleceklerden de korkma.
Ayet 17
1 ayetEn’am 17
وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۜ وَاِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١٧
Mushaf
Okunuş
17Veiy yemseske-llâhü biḍurrin felâ kâşife lehû illâ hû. veiy yemseske biḫayrin fehüve ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Türkçe Meal
17Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu O’ndan başka kaldıracak yoktur. Yok, eğer sana bir hayır dilerse, O her şeye gücü yetendir.
Açıklamalı meal
17Eğer Allah sana imtihan etmek için ya da yaptıklarından dolayı bir sıkıntı verirse bunun önüne hiçbir güç geçemeyeceği gibi onu yine kendinden başkası asla gideremez. Eğer sana bir hayır dileyip bir iyilik verirse bil ki bu Allah’ın lütfudur ve o hayrın gelmesine de hiç kimse engel olamaz. Allah’ın gücünün üstünde güç yoktur. O’nun hükmüne kimse karşı çıkamaz. Sizler yeryüzünde Allah’ın yasalarına karşı çıktığınızı, Allah’ın yasalarına karşı kendi yasalarınızı koyduğunuzu, buna gücünüzün yettiğini mi sanıyorsunuz? Bu sadece sizi denemek için verilen bir fırsattır. Şüphesiz Allah dilediğini yapmaya kâdir olup her şeye mutlak güç yetirendir.
Ayet 18
1 ayetEn’am 18
وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ ١٨
Mushaf
Okunuş
18Vehüve-lḳâhiru fevḳa ʿibâdih. vehüve-lḥakîmü-lḫabîr.
Türkçe Meal
18Zira O’dur kulları üzerinde mutlak otorite sahibi olan, O’dur her şeyi yerli yerince yapan, her şeyden haberdar olan.
Açıklamalı meal
18O kullarının üstünde mutlak güç otorite ve hakimiyet sahibidir. O her hükmünde hikmet olan hakimdir, her şeyin en doğrusunu bilen ve yaşadığınız her şeyden her an hakkıyla haberdar olandır.
Ayet 19
1 ayetEn’am 19
قُلْ اَيُّ شَيْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةًۜ قُلِ اللّٰهُ شَه۪يدٌ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ وَاُو۫حِيَ اِلَيَّ هٰذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِه۪ وَمَنْ بَلَغَۜ اَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللّٰهِ اٰلِهَةً اُخْرٰىۜ قُلْ لَٓا اَشْهَدُۚ قُلْ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَاِنَّن۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۢ ١٩
Mushaf
Okunuş
19Ḳul eyyü şeyʾin ekberu şehâdeten. ḳuli-llâhü şehîdüm beynî vebeyneküm veûḥiye ileyye hâẕe-lḳurʾânü liünẕiraküm bihî vemem belag. einneküm leteşhedûne enne meʿa-llâhi âliheten uḫrâ. ḳul lâ eşhed. ḳul innemâ hüve ilâhüv vâḥidüv veinnenî berîüm mimmâ tüşrikûn.
Türkçe Meal
19De ki: “Şahitlik olarak en büyük, en güvenilir kimdir?” Cevap ver; “Benimle sizin aranızda, Allah şahittir ve bu Kuran, bana kendisiyle sizi ve bu mesajın ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu. Şimdi siz, Allah ile beraber başka ilahların olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz?” De ki; “Ben, buna asla şahitlik etmem!” ve de ki: “O, ancak tek bir ilahtır ve ben sizin şirk olarak yakıştırdığınız o şeylerden uzağım.”
Açıklamalı meal
19Ey Resûlüm! Peygamber olduğuna inanmak için senden şahit getirmeni isteyip şirk ve küfründe direnenlere de ki: ” Benimle sizin aranızda en güvenilir ve en büyük şahit kimdir? Bu sorudan sonra cevap olarak de ki: ” Allah benimle sizin aranızda elbette ki en güvenilir, en doğru ve en büyük şahittir. İşte ilahî şahitliğin en büyük kanıtı olan bu Kur’an sizi ve sizden sonra kıyâmete kadar onun ulaşacağı herkesin uyarılması için bana vahyedildi. Ey müşrikler! Bunca hakikate rağmen ve ortada Kur’an’ın şahitliği varken; davet edildiğinizden yüz çevirip de Allah’la birlikte başka ilahların varlığına şahitlik edebilir misiniz? Buna dair elinizde en küçük bir delil var mıdır? Rasûlüm sonra cevap olarak tekrar: Ben asla Allah’tan başkasını ilah edinmem ve tek başıma kalsam bu yalana şahitlik etmem” de. ” Bu kararlı duruştan sonra inkârcılara karşı açıkça tavrını ortaya koyarak: Kendisinden başka ilah olmayan, yarattığı hiçbir varlığın, kendisine zerre kadar ortak olamayacağı tek ve gerçek ilah ancak Allah’tır ve ben ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde sizin Allah’a ortak koştuklarınızdan tamamen uzağım”. İşte bunun için Allah’ın yasalarını bırakarak, sizin yasalarınıza uymam de.
İlgili ayetler
Ayet 20
1 ayetEn’am 20
اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْۢ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ۟ ٢٠
Mushaf
Okunuş
20Elleẕîne âteynâhümü-lkitâbe yaʿrifûnehû kemâ yaʿrifûne ebnâehüm. elleẕîne ḫasirû enfüsehüm fehüm lâ yüʾminûn.
Türkçe Meal
20Vaktiyle kendilerini, vahye muhatap kıldığımız kimseler bunu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar, işte onlar bu hakikate Kuran’a inanmayanlardır.
Açıklamalı meal
20Kendilerine daha önce kitap vermiş olduklarımız kendi kitaplarında kalmış olan gerçeklerle, Kur’an’ın ilahi bir kitap olduğunu ve Muhammed’in gerçek bir peygamber olduğunu pekâlâ bilir, hatta onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi bilirler. Fakat bu gerçeğin farkında oldukları halde, hakikati kabul etmeyerek kendilerini hüsrana uğratan kimseler zararlarına olmasına rağmen yine de yüz çevirip asla sana ve getirdiğin Kur’an’a iman etmezler.
İlgili ayetler
Ayet 21–24
4 ayetEn’am 21
En’am 22
En’am 23
En’am 24
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ٢١ وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَيْنَ شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ٢٢ ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا وَاللّٰهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِك۪ينَ ٢٣ اُنْظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٢٤
Mushaf
Okunuş
21Vemen ażlemü mimmeni-fterâ ʿale-llâhi keẕiben ev keẕẕebe biâyâtih. innehû lâ yüfliḥu-żżâlimûn.
22Veyevme naḥşüruhüm cemîʿan ŝümme neḳûlü lilleẕîne eşrakû eyne şürakâükümü-lleẕîne küntüm tezʿumûn.
23Ŝümme lem tekün fitnetühüm illâ en ḳâlû vellâhi rabbinâ mâ künnâ müşrikîn.
24Ünżur keyfe keẕebû ʿalâ enfüsihim veḍalle ʿanhüm mâ kânû yefterûn.
Türkçe Meal
21Kendi uydurduğu yalanı, Allah’a yakıştıran veya ayetleri karşısında yalana sarılandan daha zalim/sapkın kim vardır? Şu bir gerçek ki Allah’a iftira edenler asla iflah olmazlar.
22O gün, onların hepsini bir araya toplayacağız; sonra da Allah’a şirk koşanlara diyeceğiz ki; iddia etmiş olduğunuz ortaklarınız nerede?
23Sonra onların hilesi, “Rabbimiz Allah’a yemin ederiz ki biz ortak/şirk koşanlardan değildik.” demekten başka bir şey olmayacaktır.
24İşte bak! Kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve uydurdukları şeyler, kendilerini nasıl yüzüstü bırakıp uzaklaştı.
Açıklamalı meal
21Gerçekler apaçık bildirilip ortaya konulduğu halde kabullenmeyip, kendi uydurdukları hurafeleri Allah’a isnat ederek Allah’a karşı bile bile yalan uydurandan ya da ayetlerini yalanlayandan daha cahil daha zalim kim olabilir? Şüphesiz ki doğruların yerine yanlışları koyan bu zalimler iflah olmazlar ve asla kurtuluşa eremezler.
22Kıyamet Günü onların hepsini bir araya toplayacağız sonra Sevgide, saygıda, hükümde Allah’a denk tutup peşlerinden giderek yasalarına uyarak Allah’a ortak koşanlara: “ Söyleyin bakalım, Allah’ın dışında manevi bir güç ve yetki sahibi diye emir ve otoritesine boyun eğilmesi gerektiğini ve ilah olduklarını iddia ettiğiniz ortaklarınız hani nerede?” diye soracağız.
23Bunun üzerine onlar tam bir çaresizlik içinde: “Rabbimiz olan Allah’a yemin olsun ki, biz Allah’a ortak koşanlar değildik. Zalim güçleri yaranmak için böyle hareket ettik. Niyetimiz Sana şirk koşmak değildi ” demekten başka bir mazeret ve yalan uyduramayacaklar.
24Bak şu müşriklere! Her şeyin ortaya çıktığı mahşer günün de bile uyarıldıkları gerçeklerle karşılaşınca, kendileri hakkında nasıl yalan söylüyorlar ve suçlarını inkâr ediyorlar. Artık ilah diye uydurdukları şeyler de onları terk edip gitti. Hâlbuki onlar dünyadayken peşinden gittiklerine atamız, ilahımız, kurtarıcımız, yaratıcımız diye bağırıp çığırıyorlardı. İlahlarının emrine amade askeri olduklarını dünya âleme ilan ediyorlardı. Dünyadayken kibirlerinden yanlarına varılmıyordu. Şimdi ateşi görünce vaz mı geçtiler?
İlgili ayetler
Ayet 25–30
6 ayetEn’am 25
En’am 26
En’am 27
En’am 28
En’am 29
En’am 30
وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَۚ وَجَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْرًاۜ وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫كَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ٢٥ وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْـَٔوْنَ عَنْهُۚ وَاِنْ يُهْلِكُونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ ٢٦ وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِاٰيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٢٧ بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُۜ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ٢٨ وَقَالُٓوا اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَ ٢٩ وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلٰى رَبِّهِمْۜ قَالَ اَلَيْسَ هٰذَا بِالْحَقِّۜ قَالُوا بَلٰى وَرَبِّنَاۜ قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ۟ ٣٠
Mushaf
Okunuş
25Veminhüm mey yestemiʿu ileyk. veceʿalnâ ʿalâ ḳulûbihim ekinneten ey yefḳahûhü vefî âẕânihim vaḳrâ. veiy yerav külle âyetil lâ yüʾminû bihâ. ḥattâ iẕâ câûke yücâdilûneke yeḳûlü-lleẕîne keferû in hâẕâ illâ esâṭîru-lʾevvelîn.
26Vehüm yenhevne ʿanhü veyenʾevne ʿanh. veiy yühlikûne illâ enfüsehüm vemâ yeşʿurûn.
27Velev terâ iẕ vuḳifû ʿale-nnâri feḳâlû yâ leytenâ nüraddü velâ nükeẕẕibe biâyâti rabbinâ venekûne mine-lmüʾminîn.
28Bel bedâ lehüm mâ kânû yuḫfûne min ḳabl. velev ruddû leʿâdû limâ nühû ʿanhü veinnehüm lekâẕibûn.
29Veḳâlû in hiye illâ ḥayâtüne-ddünyâ vemâ naḥnü bimebʿûŝîn.
30Velev terâ iẕ vuḳifû ʿalâ rabbihim. ḳâle eleyse hâẕâ bilḥaḳḳ. ḳâlû belâ verabbinâ. ḳâle feẕûḳu-lʿaẕâbe bimâ küntüm tekfürûn.
Türkçe Meal
25Onlardan kimileri de var ki sanki sana kulak veriyor. Onlar her türlü ayeti görseler bile ayetlerimize inanmazlar çünkü kalplerini bilgiye kapatmışlar ve kulakları ile duymak istemiyorlar. Bir de seninle tartışmak için derler ki: “Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.”
26Onlar hem başkalarını Kuran’dan engellerler hem de kendileri bundan mahrum kalırlar. Sonuçta kendilerini helak ederler de farkında olmazlar.
27Ateşin başında durdurulduklarında, “Ah, keşke yeniden dünyaya döndürülsek de Rabbimizin ayetlerine karşı yalana sarılmasak ve müminlerden olsaydık” dediklerinde onların halini bir görmeliydin.
28Hayır, onlara önceden gizli olan hakikat ortaya çıktı da ondan. Eğer yeniden dünyaya gönderilselerdi, yine yasaklanan şeylere dönerlerdi. Çünkü onlar gerçekten yalancıdırlar.
29Zira onlar, “Hayatımız şu dünya hayatından ibarettir, bundan başka bir hayat yoktur. Biz tekrar diriltilecek de değiliz.” diyorlardı.
30Rablerinin karşısında durdurulduklarında, Allah’ın onlara: “Şimdi bu gerçek değil miymiş?” dediğinde onların: “Rabbimize andolsun ki kesinlikle gerçekmiş.” dediklerini ve (Allah’ın da): “Gerçekleri örtbas ettiğiniz için tadın bakalım azabı.” dediği anı bir görsen!
Açıklamalı meal
25Onların mahşerde bu hale düşmesinin asıl sebebine gelince: İçlerinde Kur’an okurken senin okuduğun Kur’an’a inanmak istedikleri için değil, fitne çıkarmak için alaycı şekilde kulak verip dinliyormuş gibi yaparak dinleyenler var. Fakat onlar; iman etmek için değil, inkârlarına gerekçe bulmak için seni şartlanarak dinliyorlar. Niyetlerindeki bu kötülük sebebiyle biz, Kur’an’ı sanki anlamamaları için âdeta kalplerinin üstünü perdeleyen manevi örtüler, kulaklarına da duymalarına engel ağırlıklar ve tıkaçlar yerleştirdik. Onların ön yargıları kalplerinin üstüne perde, kulaklarına sağırlık olarak döner. Bunun içindir ki, kibir, bencillik, inat, önyargı gibi saplantılarla Kur’an’a yaklaşanlar, onu doğru ve sağlıklı bir şekilde değerlendiremez, onun yol göstericiliğinden faydalanamazlar. Onlar iman hakikatlerini apaçık gösteren gerçekleri tüm delilleriyle görüp her türlü mucizeyle karşılaşsalar yine de ona inanıp iman etmezler. Hatta inkâr edenler senin yanına geldiklerinde inanmamakla kalmayıp: “Bu Kur’an’ın haber ve hükümleri, öncekilerin uydurması masallarından hurafelerinden başka bir şey değildir diyerek seninle tartışırlar. Hâlbuki biz onlar gibi yalanlar üzerine değil, yaşanan gerçek hayatlardan örnek veriyoruz! Belki düşünüp öğüt alırlar.
26Dahası kendilerinin Kur’an’dan sapıp yüz çevirdikleri yetmiyormuş gibi, başkalarının da Kur’an’ı dinleyip anlamasına engel olmaya çalışarak ondan uzak tutmaya çalışıyorlar Böylece hem kendilerini hem de hakikatten uzak tuttukları insanları peşlerine takıp felakete sürüklüyorlar, ama gafletin zirvesinde oldukları için bunun farkında değiller. Oysa yaptıklarıyla kendi ateşlerini yakıyorlar.
27Sen onların dünyada bu yaptıklarından sonra cehennemde ateşin karşısına getirildiklerinde çaresizlik ve pişmanlık içinde, Allah’a şirk koştuklarını inkâr ederek: “ Ah keşke bize bir fırsat daha verilip dünyaya geri gönderilsek. O zaman Rabbimizin imani gerçekleri apaçık gösteren ayetlerini yalanlamaz ve Rabbimizin davetine iman edip sarılan mü’minlerden olurduk” dediklerinde onların hallerini bir görseydin. Ne yapacaklarını bilmez perişan haldedirler. Ama zannediyor musunuz ki, bu kâfirlerin o zamanki pişmanlıkları ve iman etme arzuları ciddî ve samimi bir imanın belirtisidir?
28Akılları başlarına geldiği için mi böyle söylüyorlar? Hayır; bu sözlerinde de samimi değildirler ve artık çok geç. Daha önce başlarına geleceklerle uyarılmalarına rağmen, umursamayıp yüz çevirdiler gizledikleri hakikatler ve kabarık suç dosyaları bir bir karşılarına çıkmıştır ve pişmanlıkları faydasızdır. Geri dönmek istemelerinin ve sızlanmalarının asıl sebebi budur. Onlar yeniden dünya hayatına geri gönderilselerdi küfür tabiatlarına işlediği için kendileri yine Allah’la birlikte başka ilahlar edinip, müşrik olmayı seçerler ve yasak kılınan şeylere dönerler ve aynı inkârlarında diretirlerdi. Şüphesiz onlar dünya hayatından başka bir hayatın, olmadığına kendilerini şartlandırmış inkâr eden yalancılardır.
29Onlar dünyadayken de böyle başları sıkıştığında defalarca pişmanlık duyup Rablerine sığınmışlardı, fakat rahata kavuşur kavuşmaz sözlerinden dönmüş ve şöyle demişlerdi “Şu dünya hayatımızdan başka bir hayat ve Hesap Günü yoktur ve biz ölümden sonra yeniden diriltilecek değiliz” demişlerdi.
30Bir de sen, Rabblerinin huzuruna hesaba çekilmek için çıkarıldıkları zaman onların hallerini bir görsen. Allah onlara: “ Sizin dünyada inkâr ettiğiniz ahiret hayatı, tekrar diriliş ve hesaba çekiliş gerçek değil miymiş?” deyince; İşte o zaman onlar itiraf edip pişmanlık gösterecekler ve hep bir ağızdan: “Evet. Rabbimize andolsun ki ölümden sonra diriltilmek ve Hesap Günü gerçeğin ta kendisiymiş ” derler. Allah da onlara artık daha fazla konuşup kendilerini savunmaya kalkmalarına izin vermeyip: “Öyleyse sürekli küfür içinde bulunup bu gerçeği inkâr ettiğinizden dolayı ebedî azabı tadın ve cezanızı çekin ” diyecektir.
İlgili ayetler
Ayet 31
1 ayetEn’am 31
قَدْ خَسِرَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ اللّٰهِۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُوا يَا حَسْرَتَنَا عَلٰى مَا فَرَّطْنَا ف۪يهَاۙ وَهُمْ يَحْمِلُونَ اَوْزَارَهُمْ عَلٰى ظُهُورِهِمْۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ ٣١
Mushaf
Okunuş
31Ḳad ḫasira-lleẕîne keẕẕebû biliḳâi-llâh. ḥattâ iẕâ câethümü-ssâʿatü bagteten ḳâlû yâ ḥasratenâ ʿalâ mâ ferraṭnâ fîhâ vehüm yaḥmilûne evzârahüm ʿalâ żuhûrihim. elâ sâe mâ yezirûn.
Türkçe Meal
31Allah ile karşılaşmayı hesaba katmayanlar hüsrana uğramışlardır. Nihayet o saat, bu dünyanın sonu ansızın onların başına gelip çattığında, işledikleri günahları sırtlanmış bir halde “Yazıklar olsun bize ahireti hesaba katmadığımız için.” derler. Dikkat edin ne berbat şeyler yükleniyorlar öyle.
Açıklamalı meal
31Hesap Günü’nün geleceğine inanmayıp Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. Öyle ki kıyamet vakti ansızın gelince, sırtlarına günahlarını yüklenmiş bir halde şöyle derler: “Dünyada iken öğüt ve uyarıları dikkate almayıp sorumsuzca yaptıklarımızdan dolayı yazıklar olsun bize, çok hazırlıksız yakalandık. Bu an hiç gelmeyecek sanmıştık; ah, ne günahlar işledik ” diye feryat edecekler. Fakat son pişmanlık fayda vermeyecek. Bakın ve ibret alın. Ah, o yüklendikleri günah ne kadar da kötüdür ve o yükün altında inim inim inleyecekler! Onlar dünyada yaptıklarıyla sırtlarına cehennem odunu yüklemişlerdir.
Ayet 32
1 ayetEn’am 32
وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌۜ وَلَلدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ٣٢
Mushaf
Okunuş
32Veme-lḥayâtü-ddünyâ illâ leʿibüv velehv. veleddâru-lʾâḫiratü ḫayrul lilleẕîne yetteḳûn. efelâ taʿḳilûn.
Türkçe Meal
32Dünya hayatı, oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise sorumlu davranıp korunanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
Açıklamalı meal
32Yaratılışının sebebini düşünmeyenler için dünya hayatı asla geçici bir oyun ve eğlenceden ve geçici bir zevkten ibaret değildir gelir geçer. Dünya hayatı sadece ön hazırlık ve alıştırmadır. Ama Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirmek için ellerinden gelen gayreti gösteren, Allah’a karşı gelmekten ve O’nun razı olmadığı şeylerden sakınan takva sahipleri için asıl olan Ahiret yurdu ise elbette daha hayırlıdır. Onları âhirette ebedî, mutluluk huzur, güven ve sayısız nimetler beklemektedir. Hâlâ bu gerçekleri düşünmek için aklınızı kullanmayacak mısınız? Bu gerçeği ancak Allah’ı layıkıyla tanıyan temiz akıl sahipleri anlar.
İlgili ayetler
Ayet 33–34
2 ayetEn’am 33
En’am 34
قَدْ نَعْلَمُ اِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذ۪ي يَقُولُونَ فَاِنَّهُمْ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلٰكِنَّ الظَّالِم۪ينَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ ٣٣ وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ فَصَبَرُوا عَلٰى مَا كُذِّبُوا وَاُو۫ذُوا حَتّٰٓى اَتٰيهُمْ نَصْرُنَاۚ وَلَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِۚ وَلَقَدْ جَٓاءَكَ مِنْ نَبَا۬ئِ الْمُرْسَل۪ينَ ٣٤
Mushaf
Okunuş
33Ḳad naʿlemü innehû leyaḥzünüke-lleẕî yeḳûlûne feinnehüm lâ yükeẕẕibûneke velâkinne-żżâlimîne biâyâti-llâhi yecḥadûn.
34Veleḳad küẕẕibet rusülüm min ḳablike feṣaberû ʿalâ mâ küẕẕibû veûẕû ḥattâ etâhüm naṣrunâ. velâ mübeddile likelimâti-llâh. veleḳad câeke min nebei-lmürselîn.
Türkçe Meal
33Onların söylediklerinin, seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Fakat onlar, seni yalanlamıyorlar, gerçekte o yanlışta ısrar eden zalimler bu Kuran’ın hak olduğunu bildikleri halde bile bile Allah’ın ayetlerine inanmıyorlar.
34Unutma ki senden önceki elçiler de yalancılıkla suçlanmışlardı. Onlar bizim yardımımız gelene kadar sabrettiler. Zira Allah’ın yardım edeceğim diye yazdığı kelimelerini değiştirecek güç yoktur, elbette bu elçilerin haberlerinden bir kısmı sana geldi.
Açıklamalı meal
33Ey Peygamber ve Peygamberin izinden yürüyen Müslüman! Onların hakkı inkâr ederek ve seni yalancılıkla suçlayarak sana söyledikleri sözlerin attıkları iftiraların, seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Fakat, onların yalanladığı aslında sen değilsin. Onlar sen kırk yaşına gelene kadar sana “El-Emin” diyorlardı. Ne zaman ki, “sen bana vahiy geliyor” dedin, o zaman seni yalanlamaya başladılar. Gerçekte bu zalimler bile bile ve anlamsız bir inatla Allah’ın ayetlerinden yüz çevirip inkâr ediyorlar. O halde, sadece onlara gerçeklerimizi açıklayarak görevini yap ve onlar hakkındaki hükmü de Allah’a bırak.
34Sen, onların bu yaptıklarına üzülme! Bu sıkıntılar sadece sizin başınıza gelmiyor. Senden önce de peygamberler de aynen senin gibi getirdikleri mesajlardan dolayı yalanlandılar. Fakat bizden kendilerine yardım gelinceye kadar her türlü yalanlanma ve sözlü, fiilî her türlü eziyet karşısında sabrettiler. Derken yardımımız kendilerine yardımımız yetişti de sonunda kazananlar onlar oldu. Bu, ilahî bir yasadır. Kim uymak zorunda olduğu yasamızı değiştirebilir? Yoksa onlar yasalarımızı uydurdukları yasalara mı benzetiyorlar? Allah’ın peygamberlerine ve mü’minlere yardım vaadi haktır ve O’nun hükümlerini, yasalarını ve sözlerini değiştirebilecek hiçbir bir güç yoktur. Nitekim o Peygamberlerin ibret verici kıssalarından bir kısmını da zaten sana ulaştırdık.
İlgili ayetler
Ayet 35
1 ayetEn’am 35
وَاِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ اِعْرَاضُهُمْ فَاِنِ اسْتَطَعْتَ اَنْ تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الْاَرْضِ اَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَٓاءِ فَتَاْتِيَهُمْ بِاٰيَةٍۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدٰى فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ ٣٥
Mushaf
Okunuş
35Vein kâne kebüra ʿaleyke iʿrâḍuhüm feini-steṭaʿte en tebtegiye nefeḳan fi-lʾarḍi ev süllemen fi-ssemâi feteʾtiyehüm biâyeh. velev şâe-llâhü lecemeʿahüm ʿale-lhüdâ felâ tekûnenne mine-lcâhilîn.
Türkçe Meal
35Şayet onların yüz çevirmeleri senin zoruna gidiyorsa, eğer yerin dibine doğru bir tünel kazmaya veya göğe merdiven dayamaya gücün yetiyorsa, onlara istedikleri ayeti/mucizeyi getirirsin. Şayet Allah, isteseydi hepsini hidayet/doğru yol üzerinde toplardı, sakın cahillerden olma!
Açıklamalı meal
35Allah, onların hidayetini ne kadar arzuladığını biliyor. Eğer onların İslâm dininden yüz çevirmeleri ve iman etmemeleri sana ağır geliyorsa, haydi onların doğru olanı kabullenmeleri için yapabilirsen bir delik açıp yerin dibine inerek veya bir merdiven dayayıp göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye çalış! Gücün yetiyorsa hadi durma yap. İyi bil ki bunlar ve daha başka mucizeler de ortaya koyup göstersen onlar yine de inkârlarından vazgeçmezler. Allah tercihi insanlara bırakmamayı dileseydi gökyüzünde iki tane dev ekran açar; cehennemden ve cennetten canlı yayın yapardı. Böylece insanların hepsinin iradesine müdahalede bulunup, zorla iman ettirerek doğru yolda toplayabilirdi. Fakat öyle yapmadı. Çünkü bu takdirde, insanın ahlâk ve erdemliliğinin hiçbir anlam ve değeri kalmaz, onun meleklerden ayrı olarak yaratılmasının hikmeti ortadan kalkardı. Oysa Allah, insana özgür bir irade vermiş ve onu, dilediği inanç ve hayat tarzını seçme konusunda serbest bırakmıştır. O halde, Allah’ın iradesi başka yönde ise ve insanların kendi serbest tercihleriyle baş başa kalmalarını diliyorsa, sakın bu gerçekten habersiz biri gibi davranıp da Allah’ın kullanmadığı bir yöntemi kullanmak isteyen cahillerden olma ve sakın Allah’ın tüm yollarını görmemezlikten gelme.
İlgili ayetler
Ayet 36
1 ayetEn’am 36
اِنَّمَا يَسْتَج۪يبُ الَّذ۪ينَ يَسْمَعُونَۜ وَالْمَوْتٰى يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ ثُمَّ اِلَيْهِ يُرْجَعُونَ ٣٦
Mushaf
Okunuş
36İnnemâ yestecîbü-lleẕîne yesmeʿûn. velmevtâ yebʿaŝühümü-llâhü ŝümme ileyhi yürceʿûn.
Türkçe Meal
36Ancak gönülden kulak verenler daveti kabul ederler,(1) ölülere gelince, Allah onları diriltir sonra hesap vermek üzere Allah’a döndürülürler (2).
Açıklamalı meal
36Gerçek şu ki, Allah adına Kur’an ile yapılan daveti kötü niyet ve eylemlerle aklını ve kalbini karartmış zalimler değil, ancak yaratılışlarının sebebini anlamak ve samimiyetle ona uygun yaşamak arzusuyla gönülden dinleyip işitenler, senin çağrına cevap verip davetini kabul eder Gözleri dünya hayatından başka bir şey görmeyen ve kulaklarını gerçeklere kapatarak kalpleri ölmüş olan kâfirlere gelince onlar son nefeslerine kadar inkârdan vazgeçmeyeceklerdir. Allah günü gelince Kıyamet’le birlikte onları diriltir. Sonra da davranışlarının hesabını sormak üzere O’na döndürülürler.
Ayet 37
1 ayetEn’am 37
وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ قَادِرٌ عَلٰٓى اَنْ يُنَزِّلَ اٰيَةً وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٣٧
Mushaf
Okunuş
37Veḳâlû levlâ nüzzile ʿaleyhi âyetüm mir rabbih. ḳul inne-llâhe ḳâdirun ʿalâ ey yünezzile âyetev velâkinne ekŝerahüm lâ yaʿlemûn.
Türkçe Meal
37Onlar “Sana Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi” dediler. De ki; “Allah’ın her türlü mucize indirmeye elbette gücü yeter. Fakat onların çoğu bunun bilincinde değiller.”
Açıklamalı meal
37Ey Peygamber! Müşrikler sana: Rabbinden gerçekten peygamber olduğunu ispatlayan ve bizim istediğimiz türden bir mucize verilmesi gerekmez miydi!” diye soruyorlar. Sen onlara de ki: “ Size âyetlerini okuduğum şu Kur’an’ın kendisi zaten bir mucizedir. Şüphesiz Allah her türlü mucizeyi göstermeye elbette güç yetirir. Fakat onların çoğu aldıkları verdikleri her nefesin birer mucize olduğunu da mucizeler gösterilmesine rağmen yine de davete yönelmezlerse, dünya hayatlarında da azapla helak edilmeyi hak etmiş olacaklarını da bilmiyorlar.
Ayet 38
1 ayetEn’am 38
وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا طَٓائِرٍ يَط۪يرُ بِجَنَاحَيْهِ اِلَّٓا اُمَمٌ اَمْثَالُكُمْۜ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ ثُمَّ اِلٰى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ ٣٨
Mushaf
Okunuş
38Vemâ min dâbbetin fi-lʾarḍi velâ ṭâiriy yeṭîru bicenâḥayhi illâ ümemün emŝâlüküm. mâ ferraṭnâ fi-lkitâbi min şeyʾin ŝümme ilâ rabbihim yuḥşerûn.
Türkçe Meal
38Yeryüzündeki tüm canlılar ve kanat çırparak uçan bütün kuşlar sizin gibi birer topluluktur. Biz bu kitap Kuran’da hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra hepsi Rablerinin huzurunda bir araya getirilecekler.
Açıklamalı meal
38Hâlbuki Rasûlümüzden mucize isteyenler, etraflarına şöyle bir baksınlar. Yeryüzünde yürüyen bütün hayvanlar ve kanatlarıyla uçan bütün kuşlar apaçık mucizelerdir ve cebri olarak Allah’ın kâinata koyduğu yasalara uyan sizin gibi birer toplulukturlar. Onları yaratan da sizi yaratan da Biziz. Hem onların her birinin bir yaratılış sebebi olduğunu görmüyor musunuz? Onların da durumları, rızıkları, ecelleri yazılmıştır. Biz yasalarımızın işleyişinde ve gönderdiğimiz Kitap’ta ve evren kanunlarının yazılı olduğu Levh-i Mahfuz’da, sorularına cevap olacak hiçbir şeyi eksik bırakmadık, kusur da bulamazsınız. İnsanlara gerekli olacak her şeyi açıkladık Sonunda sizler de tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanacaksınız ve davete karşı tutumunuzdan hesaba çekileceksiniz.
Ayet 39
1 ayetEn’am 39
وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِۜ مَنْ يَشَاِ اللّٰهُ يُضْلِلْهُۜ وَمَنْ يَشَاْ يَجْعَلْهُ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٣٩
Mushaf
Okunuş
39Velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ ṣummüv vebükmün fi-żżulümât. mey yeşei-llâhü yuḍlilh. vemey yeşeʾ yecʿalhü ʿalâ ṣirâṭim müsteḳîm.
Türkçe Meal
39Bizim ayetlerimiz karşısında yalana sarılanlar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah sapmayı dileyenin sapkınlığını onaylar, dileyeni ise dosdoğru yoluna yöneltir.
Açıklamalı meal
39Kur’an ile apaçık yapılmakta olan bu çağrıya duyarsız davranmakla ayetlerimizi gereksiz ve geçersiz sayıp yalanlayanlar zifiri karanlıklarda kalmış körler, kulaklarını gerçeklere tıkamış sağırlar ve gerçekleri söylemeyen dilsizlerdir. Allah doğru olandan sapmayı dileyen kimseyi sapıklıkta bırakır, doğru olanı yaşamayı dileyen kimseyi de doğru yola iletir. Bile bile yanlışta direten inatçı zâlimleri sapıklıkta bırakır, hakîkate ulaşmak isteyen samimi kullarını ise doğru yola iletir. O’nun bu konudaki dileğini sizin tercih ve davranışlarınız belirleyecektir.
İlgili ayetler
Ayet 40–41
2 ayetEn’am 40
En’am 41
قُلْ اَرَاَيْتَكُمْ اِنْ اَتٰيكُمْ عَذَابُ اللّٰهِ اَوْ اَتَتْكُمُ السَّاعَةُ اَغَيْرَ اللّٰهِ تَدْعُونَۚ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٤٠ بَلْ اِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ اِلَيْهِ اِنْ شَٓاءَ وَتَنْسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ۟ ٤١
Mushaf
Okunuş
40Ḳul eraʾeyteküm in etâküm ʿaẕâbü-llâhi ev etetkümü-ssâʿatü egayra-llâhi tedʿûn. in küntüm ṣâdiḳîn.
41Bel iyyâhü tedʿûne feyekşifü mâ tedʿûne ileyhi in şâe vetensevne mâ tüşrikûn.
Türkçe Meal
40De ki: “Hiç düşündünüz mü, eğer Allah’ın azabı sizi yakalasa veya o saat, bu dünyanın bozulma anı gelip çatsa, eğer iddianızda doğruysanız söyleyin Allah’tan başkasına mı yalvarırsınız?”
41Hayır, sadece Allah’a yalvarırsınız. O da uygun görürse, kaldırılması için dua ettiğiniz belayı kaldırır da siz, ortak koştuğunuz şeyleri unutuverirsiniz.
Açıklamalı meal
40Ey Peygamber! Allah’ın hükümlerine boyun eğmekten kaçınan o müşriklerin akıllarına hitap ederek de ki: ” Söyleyin bakalım bu küstahlık ve azgınlığınızdan dolayı size Allah’ın azabı yahut kıyamet saati aniden gelirse o zaman kurtulmanız için Allah’tan başkasına mı yalvarıp yakarsınız?!” Eğer samimi ve doğru sözlü iseniz kime yalvarırsınız buna cevap verin?
41Hayır hayır aksine her dara düştüğünüzde ve o azap geldiğinde ortak koştuğunuz ilahlarınız o anda aklınıza bile gelmez ve unutursunuz da yalnız O’na yalvarırsınız. Çıkarınıza gelince inkâr, çıkarınıza gelince kurtar bizi Ya Rabbi öyle mi? Ancak Allah uygun görürse, kaldırılması için kendisine yalvardığınız belâyı belki kaldırır belki kaldırmaz.
Ayet 42–45
4 ayetEn’am 42
En’am 43
En’am 44
En’am 45
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَاَخَذْنَاهُمْ بِالْبَاْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ ٤٢ فَلَوْلَٓا اِذْ جَٓاءَهُمْ بَاْسُنَا تَضَرَّعُوا وَلٰكِنْ قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٤٣ فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِه۪ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ اَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍۜ حَتّٰٓى اِذَا فَرِحُوا بِمَٓا اُو۫تُٓوا اَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَاِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ ٤٤ فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۜ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٤٥
Mushaf
Okunuş
42Veleḳad erselnâ ilâ ümemim min ḳablike feeḫaẕnâhüm bilbeʾsâi veḍḍarrâi leʿallehüm yeteḍarraʿûn.
43Felevlâ iẕ câehüm beʾsünâ teḍarraʿû velâkin ḳaset ḳulûbühüm vezeyyene lehümü-şşeyṭânü mâ kânû yaʿmelûn.
44Felemmâ nesû mâ ẕükkirû bihî fetaḥnâ ʿaleyhim ebvâbe külli şeyʾ. ḥattâ iẕâ feriḥû bimâ ûtû eḫaẕnâhüm bagteten feiẕâ hüm müblisûn.
45Feḳuṭiʿa dâbiru-lḳavmi-lleẕîne żalemû. velḥamdü lillâhi rabbi-lʿâlemîn.
Türkçe Meal
42Doğrusu biz, senden önce gelip geçen toplumlara da elçiler göndermiş, acziyetlerini itiraf edip yalvarsınlar diye onları şiddetli darlık ve sıkıntılara sokmuştuk.
43Hiç olmazsa cezalandırmamız, kendilerine gelince acziyetlerini itiraf edip yalvarsalardı ya. Fakat onların kalpleri katılaşmıştı. Zira şeytan, yaptıklarını kendilerine güzel göstermişti.
44Ve kendilerine yapılan bütün uyarıları kulak ardı ettiler. Biz de onlara bütün nimet kapılarını ardına kadar açtık ve sunulan nimetlerin hazzıyla şımarmış bir haldeyken, ansızın öyle bir cezalandırdık ki ümitsizlik girdabına düştüler.
45Alemlerin rabbine/sahibine hamd/övgüler olsun ki, nankörlükte direnen toplumun kökü böylece kazınmıştı.
Açıklamalı meal
42Ey Muhammed Doğrusu Biz senden önceki toplumlara da mesajımızı ileten peygamberler gönderdik. Kimileri elçilerimize itaat etti, kimileri de isyan edip Allah adına yapılan çağrıyı reddettiler. İmtihan etmek için belki boyun eğerek Hakk’a dönerler de yalvarırlar diye zaman zaman kendilerini çeşitli darlık ve sıkıntılar içinde bıraktık. Yine de iman etmediler.
43Hiç olmazsa başlarına bu belalar geldiği zaman bari hatalarını anlayıp, tevbe ederek yalvarıp yakarsalardı ve yasalarımıza uysalardı ya! Fakat bu musibetlere rağmen tam aksine iyice azgınlaştılar ve davet edildikleri İslami hayat nizamına uymadılar. Şirk onların gözlerini köreltti, kalpleri kaskatı kesildi ve şeytan da kendilerine yaptıklarını süsleyip doğru ve güzel gösterdi. Kötülüğü alışkanlık hâline getirdikleri için, zamanla bu kötülüklerden etkilenmez oldular ve fenalığı iyilik, günahı sevap saymaya başladılar; vicdanları dondu, akılları tutuldu, azıttıkça azıttılar. İmtihan çeşit çeşittir. Bazen nimetleri azaltmakla, bazen de çoğaltmakla imtihan ederiz.
44Ne zaman ki kendilerine yapılan öğüt ve uyarıları umursamayıp unuttular. Biz de imtihanın şeklini değiştirdik ve bu sefer de onlara zenginlik gibi her türlü nimetin kapılarını sonuna kadar açtık. Bir müddet de böyle imtihan ettik. Fakat kendilerine verilen nimetlerden dolayı Allah’ı, âhireti unutarak şımarıp azgınlaştıkları ve günaha daldıkları bir anda onları deprem, kaza, hastalık gibi hiç beklemedikleri azapla ansızın yakalayıverdik. İşte o zaman yaşadıkları dehşetten dolayı dünyaya ait bütün hayalleri boşa çıkıp ümitleri sönüverdi. Daha dünyadayken rezil rüsva oldular. ,
45Sonunda hak ettikleri azap ile zulmeden topluluğun kökü helak edilip kesilmiş oldu. Buraya kadar yapılan tüm uyarılar, arkadan gelenlerin, öncekilerin yaşadığı akıbeti yaşamaması içindi. O halde hamd, yalnızca şükredilmeye ve her türlü övgüye layık olan alemlerin Rabbi Allah’a aittir.
İlgili ayetler
43A’raf 94En’am 122Nahl 63Mü’minûn 75Mü’minûn 76Neml 24Hadîd 16
Ayet 46–47
2 ayetEn’am 46
En’am 47
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَخَذَ اللّٰهُ سَمْعَكُمْ وَاَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَاْت۪يكُمْ بِهِۜ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ ٤٦ قُلْ اَرَاَيْتَكُمْ اِنْ اَتٰيكُمْ عَذَابُ اللّٰهِ بَغْتَةً اَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ اِلَّا الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ ٤٧
Mushaf
Okunuş
46Ḳul eraʾeytüm in eḫaẕe-llâhü semʿaküm veebṣâraküm veḫateme ʿalâ ḳulûbiküm men ilâhün gayru-llâhi yeʾtîküm bih. ünżur keyfe nüṣarrifü-lʾâyâti ŝümme hüm yaṣdifûn.
47Ḳul eraʾeyteküm in etâküm ʿaẕâbü-llâhi bagteten ev cehraten hel yühlekü ille-lḳavmu-żżâlimûn.
Türkçe Meal
46De ki: “Hiç düşündünüz mü? Allah, kulaklarınızı sağır gözlerinizi de kör etse ve kalplerinizi de mühürlese, Allah’tan başka onları size geri getirecek bir ilah mı var?” İşte bak ayetlerimizi nasıl değişik şekillerde ortaya koyuyoruz. Yine de yüz çeviriyorlar.
47De ki: “Hiç düşündünüz mü? Allah’ın azabı, size ansızın veya açıktan açığa gelip çatsa, hiç yanlışta ısrar eden zalim bir halktan başkası mı helak edilir?”
Açıklamalı meal
46Ey hak yolunun yolcusu! Verilen nimetlerin kıymetine dikkat çekmek için o bedbahtlara seslenerek de ki: “ Hiç düşündünüz mü, eğer Allah sizin işitme ve görme duyularınızı elinizden alıp kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör etse kalplerinizi de duygusuz ve bilinçsiz kimseler haline getirip hakikati idrak edemeyecek şekilde mühürlese onları size geri verebilecek Allah’tan başka bir ilah var mı? Görüşünüzü söyleyin bakalım Var mı O’nun dışında O’nun verdiği kulağı, gözü ve kalbi verebilecek bir ilah? Elbette yok! O hâlde, bu nimetler elinizden alınmadan Rabbinize dönmek için daha ne bekliyorsunuz? Bakın iyice anlasınlar diye ilmimizin ve kudretimizin delilleri olan ayetlerimizi farklı açılardan apaçık ve çeşitli misallerle tekrar tekrar nasıl açıklıyoruz. Buna rağmen gerçeği inkârı tabiatları haline getirmiş olanlar ise Allah’tan başka ilahlar edinmeye inatla devam ettiği için hâlâ yanlışta ısrar edip yine yüz çeviriyorlar ve hakkı inkârda ısrar ediyorlar.
47Onlara de ki: “ ” Söyleyin bakalım kanaatiniz nedir? Bu yüz çevirme sonucunda Allah’ın azabı aniden başınıza gelip çatsa yahut göz göre göre açıkça gelse halinizin nice olacağını düşündünüz mü? O zaman zalimler topluluğundan başkası mı helak edilir sanıyorsunuz?” İşte bu korkunç felâketten, ancak Allah’ın kitabına yönelerek kurtulabilirsiniz;
İlgili ayetler
Ayet 48–49
2 ayetEn’am 48
En’am 49
وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَل۪ينَ اِلَّا مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَۚ فَمَنْ اٰمَنَ وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ٤٨ وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ ٤٩
Mushaf
Okunuş
48Vemâ nürsilü-lmürselîne illâ mübeşşirîne vemünẕirîn. femen âmene veaṣleḥa felâ ḫavfün ʿaleyhim velâ hüm yaḥzenûn.
49Velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ yemessühümü-lʿaẕâbü bimâ kânû yefsüḳûn.
Türkçe Meal
48Zira biz, elçileri yalnızca müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Artık kim iman edip, durumunu düzeltirse onlara korku yoktur ve bunlar üzülmeyeceklerdir.
49Ayetlerimiz karşısında yalana sarılanlara gelince, Allah’ın yolundan çıkmalarından dolayı onlara azap dokunacaktır.
Açıklamalı meal
48Biz peygamberleri sadece cehennem azabıyla uyarsınlar ve cennet nimetleriyle müjdelesinler diye göndeririz. Her kim Allah’a ve âhiret gününe iman eder de günahlardan vazgeçip durumunu düzeltir ve imana yaraşır davranışlarla kendini ıslah ederse, onlara âhirette azap korkusu yoktur ve orada üzüntü de duymayacaklardır. Çünkü onlara vaat edilen cennet vardır.
49Ayetlerimizi nankörce yalanlayanlarsa, Allah’ın emrine başkaldırıp yasalarımıza karşı çıktıkları ve uydurdukları yasalarla yoldan çıktıkları için elbette can yakıcı bir azaba mahkûm edileceklerdir.
Ayet 50
1 ayetEn’am 50
قُلْ لَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ اِنّ۪ي مَلَكٌۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۜ اَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ۟ ٥٠
Mushaf
Okunuş
50Ḳul lâ eḳûlü leküm ʿindî ḫazâinü-llâhi velâ aʿlemü-lgaybe velâ eḳûlü leküm innî melek. in ettebiʿu illâ mâ yûḥâ ileyy. ḳul hel yestevi-lʾaʿmâ velbeṣîr. efelâ tetefekkerûn.
Türkçe Meal
50De ki: “Ben size, Allah’ın (Sevap ve nimet) hazinelerinin benim elimde olduğunu söylemiyorum. Gaybı da (Gelecekte neler olup biteceğini de) bilemem, ben size, ben meleğim/kralım da demiyorum. Ben, ancak bana vahyedilen Kuran’a uyuyorum.” De ki: “Hiç gerçeğe karşı kör olan ile onu gören bir olur mu? Hâlâ düşünmeyecek misiniz?”
Açıklamalı meal
50Ey Peygamber! Senden hâlâ mucize bekleyen cahillere de ki: “Ben size hiçbir zaman ‘Allah’ın rahmet hazineleri yanımdadır’ onları dilediğime, dilediğim zaman dağıtırım demiyorum. Ben Allah’tan başkasının bilemeyeceği bir âlem olan gaybı bildiğimi de söylemiyorum. Size ben bir meleğim de demiyorum. Ben size Allah’ın kulu ve elçisi olduğumu söylüyorum. O dilemedikçe ben mucize gösteremem. Ben yalnızca bana vahyedilene uyuyorum ve sizi de ona uymaya davet ediyorum.” Ey Resûlüm! Uyarılarına bir kıyasla devam ederek de ki: “ Hiç görenle görmeyen, Kur’an gibi bir mucize varken, ona iman edenle, hâlâ ondan başka bir mucize bekleyen bir olur mu? Hâlâ aklınızı kullanıp gerçeği anlamak için düşünmeyecek misiniz?
Ayet 51
1 ayetEn’am 51
وَاَنْذِرْ بِهِ الَّذ۪ينَ يَخَافُونَ اَنْ يُحْشَرُٓوا اِلٰى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ وَلِيٌّ وَلَا شَف۪يعٌ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ٥١
Mushaf
Okunuş
51Veenẕir bihi-lleẕîne yeḫâfûne ey yuḥşerû ilâ rabbihim leyse lehüm min dûnihî veliyyüv velâ şefîʿul leʿallehüm yetteḳûn.
Türkçe Meal
51Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları bu Kuran ile uyar ki, Onların orada herhangi bir veli/koruyucu ve şefaatçilerinin olmadığını anlasınlar. Belki sakınıp korunurlar. .
Açıklamalı meal
51Öldükten sonra diriltilip hesaba çekileceklerine iman edip sorguya çekilme korkusuyla, Rabblerinin huzuruna toplanacaklarından dolayı korkanları ve şirkten tevhide geçerken, geçmişteki alışkanlıklarını bırakmakta zorlananları Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye bu Kur’an’la uyar. Hesap Günü onlar için Allah’tan başka ne bir dost koruyucu ve yardımcı, ne de bir şefaatçi yoktur. Bu gerçekleri duyduktan sonra umulur ki şirk ve günah gibi Allah’ın razı olmadığı her şeyden sakınırlar ve azaptan korunacak bir yola girerler. Bu uyarı vazifesini yaparken de güç ve servet sahibi bazı kâfirleri İslâm’a kazandıracağım diye son derece masumane niyetlerle bile olsa dinin temel ilkelerinden taviz vermeyin.
Ayet 52
1 ayetEn’am 52
وَلَا تَطْرُدِ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُر۪يدُونَ وَجْهَهُۜ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِمْ مِنْ شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِم۪ينَ ٥٢
Mushaf
Okunuş
52Velâ taṭrudi-lleẕîne yedʿûne rabbehüm bilgadâti velʿaşiyyi yürîdûne vecheh. mâ ʿaleyke min ḥisâbihim min şeyʾiv vemâ min ḥisâbike ʿaleyhim min şeyʾin fetaṭrudehüm fetekûne mine-żżâlimîn.
Türkçe Meal
52O’nun hoşnutluğunu arzulayarak, sabah akşam Rablerine yalvaranları huzurundan kovma! Zira ne onların hesabı sana düşer ne de senin hesabın onlara düşer. Bu takdirde onları kovarsan onlara haksızlık eden zalimlerden olursun.
Açıklamalı meal
52Ey Resûlüm! Rablerinin huzurunda hesap vereceklerine inanmayan, zengin olmayı üstünlük sebebi sayan, müşriklere kulak asma. Fakat yaratılış sebepleri olan hayat nizamının nasıl yaşanacağını öğrenmek ve böylece Allah’ın rızasını kazanmak için sabah akşam sana gelen o fakir, kimsesiz mü’minleri ve Rabblerine dua edip yalvaranları müşrikler öyle istiyor diye sakın küçümseyerek huzurundan uzaklaştırma. Kendini beğenmiş inkârcılar, bu müminleri yanından uzaklaştırmadın diye iman etmeyeceklerse, varsın iman etmesinler. Korkma onların hesabından sen sorumlu değilsin, onlar da senin hesabından sorumlu değiller. Onları geçmişleriyle, toplumdaki konumlarıyla ya da ekonomik imkânlarıyla yargılayıp bu nedenle yanından kovarsan bil ki sen de cahil ve zalimlerden olursun. Bil ki Rabbin bağışlayan, esirgeyendir.
İlgili ayetler
Ayet 53–55
3 ayetEn’am 53
En’am 54
En’am 55
وَكَذٰلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لِيَقُولُٓوا اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنْ بَيْنِنَاۜ اَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِالشَّاكِر۪ينَ ٥٣ وَاِذَا جَٓاءَكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِنَا فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۙ اَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُٓوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَصْلَحَ فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥٤ وَكَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ وَلِتَسْتَب۪ينَ سَب۪يلُ الْمُجْرِم۪ينَ۟ ٥٥
Mushaf
Okunuş
53Vekeẕâlike fetennâ baʿḍahüm bibaʿḍil liyeḳûlû ehâülâi menne-llâhü ʿaleyhim mim beyninâ. eleyse-llâhü biaʿleme bişşâkirîn.
54Veiẕâ câeke-lleẕîne yüʾminûne biâyâtinâ feḳul selâmün ʿaleyküm ketebe rabbüküm ʿalâ nefsihi-rraḥmete ennehû men ʿamile minküm sûem bicehâletin ŝümme tâbe mim baʿdihî veaṣleḥa feennehû gafûrur raḥîm.
55Vekeẕâlike nüfeṣṣilü-lʾâyâti velitestebîne sebîlü-lmücrimîn.
Türkçe Meal
53Bu şekilde biz insanları birbirleriyle sınıyoruz ki; “Allah, aramızdan bula bula iyilik yapmak için bunları mı buldu?” desinler. Peki, Allah, şükredenleri en iyi bilen değil midir?
54Ayetlerimize yürekten inanıp güvenenler sana geldiklerinde, onlara de ki: “Selamün Aleyküm size müjdeler olsun Rabbiniz zatına rahmeti ilke edindi. Artık kim bilmeden bir kötülük işler ve hemen ardından tövbe eder/yanlıştan döner ve kendini düzeltirse, şüphesiz O, eşsiz bir bağışlayıcı ve bitimsiz bir merhametin sahibidir.”
55Böylece ayetlerimizi açık ve anlaşılır kılıyoruz ki günaha batmış olanların yolunun yanlışlığı açıkça belli olsun.
Açıklamalı meal
53Allah’ın davetini inkâra şartlandırmış olanların; “Allah bir sürü şöhret, servet sahibi varken bula bula bu fakir fukara, güçsüz insanlara mı iman ve hidayet nasip edip lütufta bulundu!” desinler diye onların fakir, köle, kimsesiz olanlardan bir kısmını zenginlik, sosyal statü gibi unsurları üstünlük sahibi zanneden diğerleriyle işte böyle imtihan ediyoruz. Hâlbuki bütün nimetleri verenin Allah olduğunun şuuru içinde kendisine şükredenleri ve dolayısıyla hidayete kimin layık olduğunu ve kimlerin de nankörlük ettiğini en iyi bilen Allah değil midir? Ne az düşünüyorlar?
54Ey Peygamber! Allah adına yapılmakta olan davete ve ayetlerimize yürekten samimiyetle iman edenler veya iman etmek üzere olanlar yanına geldiklerinde o insanlara de ki: “ Ne mutlu ki size selam olsun gözünüz aydın olsun. Rabbim mü’min kullarına merhamet etmeyi kendisine borç bilip üzerine aldı. Bu sebeple sizden kim yanılır, nefsine uyar günah olduğunu bilmeden bir kötülük işler de sonra onun günah olduğunu öğrenip ardından tevbe ederek doğruya yönelir ve durumunu düzeltirse bilsin ki Allah da tevbe ile yönelen kullarına karşı merhametli ve günahları bağışlayıcıdır.
55Biz onların akıbetlerini gösteren gerçekleri ve ayetlerimizi böyle tafsilatlı olarak açıklıyoruz. Ki suçluların güç ve iktidar sahibi âsilerin yolu tam olarak netleşip belli olsun, arkadan gelenler o yolun cazibesine kendini kaptırıp gitmesin ve tevbe edip kendini düzeltenlerin durumu ile günahı hayat tarzı haline getirmiş olanların durumlarının bir olmadığı bilinsin ve hiç kimsenin öne sürebileceği bir mazereti kalmasın
Ayet 56–57
2 ayetEn’am 56
En’am 57
قُلْ اِنّ۪ي نُه۪يتُ اَنْ اَعْبُدَ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قُلْ لَٓا اَتَّبِعُ اَهْوَٓاءَكُمْۙ قَدْ ضَلَلْتُ اِذًا وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُهْتَد۪ينَ ٥٦ قُلْ اِنّ۪ي عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَكَذَّبْتُمْ بِه۪ۜ مَا عِنْد۪ي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِه۪ۜ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِل۪ينَ ٥٧
Mushaf
Okunuş
56Ḳul innî nühîtü en aʿbüde-lleẕîne tedʿûne min dûni-llâh. ḳul lâ ettebiʿu ehvâeküm ḳad ḍaleltü iẕev vemâ ene mine-lmühtedîn.
57Ḳul innî ʿalâ beyyinetim mir rabbî vekeẕẕebtüm bih. mâ ʿindî mâ testaʿcilûne bih. ini-lḥukmü illâ lillâh. yeḳuṣṣu-lḥaḳḳa vehüve ḫayru-lfâṣilîn.
Türkçe Meal
56De ki: “Allah ile aranıza koyup dua ile yalvarıp yakardıklarınıza kulluk etmem bana yasaklandı” ve yine de ki; “Sizin uyduruk arzu ve heveslerinize de uyamam, bu takdirde sapıtmış olurum da doğruyu bulanlardan da olamam.”
57Ve yine de ki: “Ben, Rabbimden gelen apaçık belgeye Kuran’a dayanmaktayım. Ve siz de bunu yalanlamış durumdasınız. Sizin acele gelmesini istediğiniz azap benim elimde değil, hüküm yalnızca Allah’a aittir. Gerçek hükmü O verir, zira O hak ile batılın arasını ayıranların en iyisidir.”
Açıklamalı meal
56Ey Resûlüm! Bu açıklamalardan sonra sen de tavrını açıkça ortaya koyarak müşriklere de ki: “Ben, sizin Allah ile aranıza koyup yardıma çağırarak Allah’tan başka yalvardıklarınıza ve ilah edindiklerinize kulluk etmem, uydurduğunuz yasalarına uyarak taptığınız şeylere tabi olmam. Böyle yapmak zaten bana da size de Allah tarafından kesinlikle yasaklandı.” De ki: “ Ne yaparsanız yapın ben sizin çıkarınıza ve keyfinize göre oluşturulmuş yolunuza, heveslerinize uyamam. Eğer apaçık âyetlerden sonra Allah’ın yasalarını bırakır, hâlâ sizin yasalarınıza uyarsam o takdirde hidayete erenlerden değil sapıtmış ve doğru yoldan ayrılmış cahillerden olurum.”
57Sözlerine devamla de ki: “Ben sizi doğru yola davet ederken Rabbimden gelen gerçekleri ortaya koyan açık bir delile dayanmaktayım. Ne yapıyorsam Kur’an’a göre yapıyorum. Fakat sizse onu reddedip bile bile yalanladınız. Sizin “Eğer böyle bir azap gerçek ise başımıza gelsin de görelim” diye alay ederek çabucak gelmesini istediğiniz ilâhî azabı başınıza getirmek, benim elimde değildir. Onun kararını verip, zamanını belirleyecek olan da her konuda olduğu gibi, bunda da karar verme ve hükmetme yetkisi de yalnızca Allah’a aittir. Allah en doğru hakîkati dile getirir, her zaman hakkı anlatır. Çünkü O Hak ile batıl arasında doğru hüküm verenlerin doğruyu yanlıştan ayıranların en hayırlısıdır ve hükmüne kimseyi de karıştırmaz.”
Ayet 58–60
3 ayetEn’am 58
En’am 59
En’am 60
قُلْ لَوْ اَنَّ عِنْد۪ي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِه۪ لَقُضِيَ الْاَمْرُ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِالظَّالِم۪ينَ ٥٨ وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَٓا اِلَّا هُوَۜ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ ف۪ي ظُلُمَاتِ الْاَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ٥٩ وَهُوَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْ بِالَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ ف۪يهِ لِيُقْضٰٓى اَجَلٌ مُسَمًّىۚ ثُمَّ اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟ ٦٠
Mushaf
Okunuş
58Ḳul lev enne ʿindî mâ testaʿcilûne bihî leḳuḍiye-lʾemru beynî vebeyneküm. vellâhü aʿlemü biżżâlimîn.
59Veʿindehû mefâtiḥu-lgaybi lâ yaʿlemühâ illâ hû. veyaʿlemü mâ fi-lberri velbaḥr. vemâ tesḳuṭu miv veraḳatin illâ yaʿlemühâ velâ ḥabbetin fî żulümâti-lʾarḍi velâ raṭbiv velâ yâbisin illâ fî kitâbim mübîn.
60Vehüve-lleẕî yeteveffâküm billeyli veyaʿlemü mâ ceraḥtüm binnehâri ŝümme yebʿaŝüküm fîhi liyuḳḍâ ecelüm müsemmâ. ŝümme ileyhi merciʿuküm ŝümme yünebbiüküm bimâ küntüm taʿmelûn.
Türkçe Meal
58De ki: “Şayet sizin çabucak gelmesini istediğiniz azap benim elimde olsaydı, sizinle benim aramda iş bitirilmiş olurdu ama Allah, azabı hak eden zalimlerin kimler olduğunu en iyi bilendir.”
59Çünkü gaybın/bilinmezlerin anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları, kendisinden başka kimse bilemez. O, karada ve denizde olup biten her şeyi bilir. Düşen bir yaprak bile onun bilgisi dâhilindedir, yerin derinliklerinde kalmış bir tohum yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitapta/yasada mevcuttur.
60O’dur geceleyin sizi vefat ettiren/sizdeki bilinci alan ve gündüzünde neler yapıp ettiğinizi bilen. Sonra belirlenen süreye kadar yaşamanız için sizi her sabah yeniden dirilten/bilincinizi size iade eden. Sonunda dönüşünüz O’nadır, ardından O da size yaptıklarınızı bir bir haber verecek.
Açıklamalı meal
58De ki: “ Gelsin de görelim” diye acele olarak istediğiniz azap benim elimde olsaydı cezanız çoktan verilip benimle sizin aranızda mesele de halledilmiş olurdu. Fakat acele etmeyin imtihan için fırsat tanımaktadır. Allah müşrik ve zalimlerin ne zaman ve nasıl cezalandırılacağını, kimin varlık sebebine aykırı hareket ettiğini en iyi bilendir.”
59Bana azap ne zaman gelecek, kıyâmet ne zaman kopacak” diye sormayın. aratılmışların algı ve idrâk sınırlarının ötesinde bir âlem olan gaybın anahtarları O’nun yanındadır. Çünkü gaybı O’ndan başkası bilmez. O havada karada ve denizde olanları da gelecekte nelerin olacağına da karar verip bilendir. O’nun bilgisi dışında dalından bir tek yaprak bile düşmez. Toprağın derinliklerindeki tek bir tohum, kuru ve yaş canlı ya da ölü ne varsa hepsi Allah’ın bilgisinin eseridir ve bir adı da levh-i mahfuz olan apaçık bir kitaptaki yasalara tâbidir. Yaratılan her şey; yaratılış yasasıyla Rabbinin yönetimindedir.
60Evrendeki tüm yasalar o kitapta kayıtlıdır. Evrende her gün ölümün ve dirilişin provası yaşanır. Ölümün ve kabre girişin provası olarak geceleri sizi ölü gibi uyutan ve gündüzleri iyi-kötü ne yaptığınızı ne yapacağınızı bilen O’dur. Sonra belirlenmiş ömrün tamamlanması için her sabah sizi yeniden dirilten O’dur. Nihayetbir gün gerçekten ölecek ve ölümünüzden sonra tıpkı uykudan uyanır gibi dirileceksiniz. Ve dönüşünüz yine O’na olacaktır. İşte o zaman dünya hayatınızda Rabbinizin davetine karşı tutumunuz, yaptıklarınız ve hak ettikleriniz bir birsize bildirilecektir.
Ayet 61–62
2 ayetEn’am 61
En’am 62
وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه۪ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةًۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ ٦١ ثُمَّ رُدُّٓوا اِلَى اللّٰهِ مَوْلٰيهُمُ الْحَقِّۜ اَلَا لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ اَسْرَعُ الْحَاسِب۪ينَ ٦٢
Mushaf
Okunuş
61Vehüve-lḳâhiru fevḳa ʿibâdihî veyürsilü ʿaleyküm ḥafeżah. ḥattâ iẕâ câe eḥadekümü-lmevtü teveffethü rusülünâ vehüm lâ yüferriṭûn.
62Ŝümme ruddû ile-llâhi mevlâhümü-lḥaḳḳ. elâ lehü-lḥukmü vehüve esraʿu-lḥâsibîn.
Türkçe Meal
61O’dur kulları üzerinde mutlak otorite olan. O size, sizi gözetecek yaptıklarınızı kaydeden (melekler) gönderir. Nihayet sizden birine ölüm geldiği zaman, elçilerimiz görevlerini eksiksiz yerine getirirler ve onu vefat ettirirler.
62Sonra da gerçek mevlâları olan Allah’a döndürülürler. Dikkat edin, hüküm yalnızca O’na aittir. O, hesap görenlerin en hızlısıdır.
Açıklamalı meal
61Kullarının üstünde kimin ne kadar yaşayacağına karar vermekle, dilediği zaman emanetini almakla mutlak güç tasarruf ve hakimiyete sahip olan sadece Allah’tır ve hükümranlık yetkisi yalnızca O’na aittir. Kimse buna karışamaz, engelleyemez, müdahale edemez. Allah size ölüm gelinceye kadar, amellerinizi takip edip kayıtlarını tutan gözetleyici ve koruyucu melekler görevlendirir. Nihayet birinize ölüm vakti geldiğinde elçilerimiz vefat ettirip onun ruhunu alırlar ve onlar görevlerini yerine getirmekte ne eksik ne fazla asla kusur etmezler, hiçbir işi aksatmazlar.
62Sonra diriltilip vazifeli melekler tarafından gerçek sahipleri olan Allah’ın huzuruna hesap vermek üzere getirilirler. Dikkat edin, bütün hüküm egemenlik ve tasarruf yetkisi yalnız O’na aittir ve Allah gizli açık her şeyi bildiği için hüküm ve hesap görenlerin en hayırlı ve en hızlısıdır.
İlgili ayetler
Ayet 63–64
2 ayetEn’am 63
En’am 64
قُلْ مَنْ يُنَجّ۪يكُمْ مِنْ ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةًۚ لَئِنْ اَنْجٰينَا مِنْ هٰذِه۪ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ ٦٣ قُلِ اللّٰهُ يُنَجّ۪يكُمْ مِنْهَا وَمِنْ كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ اَنْتُمْ تُشْرِكُونَ ٦٤
Mushaf
Okunuş
63Ḳul mey yüneccîküm min żulümâti-lberri velbaḥri tedʿûnehû teḍarruʿav veḫufyeh. lein encânâ min hâẕihî lenekûnenne mine-şşâkirîn.
64Ḳuli-llâhü yüneccîküm minhâ vemin külli kerbin ŝümme entüm tüşrikûn.
Türkçe Meal
63De ki: “Eğer bizi kurtarırsan, kesinlikle şükredenlerden olacağız” diye içten bir yakarışla dua ettiğinizde, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kurtaran kimdir?
64De ki: “Sizi ondan ve diğer bütün sıkıntılardan kurtaracak olan Allah’tır. Buna rağmen siz hala Allah’a şirk koşuyorsunuz.”
Açıklamalı meal
63Ey Peygamber ve Ey Müslüman! Allah’ın mutlak egemenliğini tamamen veya kısmen reddeden nankörlere seslenerek de ki: ‘Eğer karanın havanın ve denizin karanlıklarında bir vasıtayla giderken hayati bir tehlike ile karşılaştığınızda; Rabbim sen bizi şu yaşadığımız zor durumdan kurtarırsan yemin ediyoruz ki mutlaka şükredenlerden olacağız ve yasalarına uyanlardan olup Senden başkasını ilah edinmeyeceğiz ‘ diyerek kendisine açıktan ve gizlice yalvarıp yakardığınızda sizi Allah’tan başka görünmez belalardan kim kurtarır?”
64Cevabı bizzat kendin vererek de ki: ” Sizi her türlü musibetten bütün felaket ve sıkıntılardan kurtaracak olan yalnızca Allah’tır. Buna rağmen belâdan kurtulur kurtulmaz şükredeceğinize siz Allah’la birlikte başka otoriteleri ilahlar edinip yasalarına uyarak yine O’na ortak koşuyorsunuz.” Ve sonuçta hem dünyayı hem de âhireti kaybediyorsunuz.
Ayet 65
1 ayetEn’am 65
قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلٰٓى اَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ اَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذ۪يقَ بَعْضَكُمْ بَاْسَ بَعْضٍۜ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ ٦٥
Mushaf
Okunuş
65Ḳul hüve-lḳâdiru ʿalâ ey yebʿaŝe ʿaleyküm ʿaẕâbem min fevḳiküm ev min taḥti ercüliküm ev yelbiseküm şiyeʿav veyüẕîḳa baʿḍaküm beʾse baʿḍ. ünżur keyfe nüṣarrifü-lʾâyâti leʿallehüm yefḳahûn.
Türkçe Meal
65De ki: “Size üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye ya da sizi gruplara ayırarak birbirinize düşürmeye kadir olan O’dur. İyice kavrasınlar diye ayetleri nasıl açık ve anlaşılır kıldığımıza bir bak!”
Açıklamalı meal
65De ki: Size başınızın üzerindeki gökyüzünden sel, fırtına, tipi, kasırga gibi yahut ayaklarınızın altındaki yerin derinliklerinden deprem toprak kayması gibi felaketleri verip bir azap gönderme gücüne sahip olan yalnızca Allah’tır. Veya yaptığınız yanlış tercihlerin bir sonucu olarak hak ettiğiniz için sizi çeşitli muhalif gruplara bölüp parçalara ayırarak birbirinize düşürmeye ve acılar yaşatmaya güç yetiren de yalnızca Allah’tır.” Bak görüyor musun? olur ya insanlar, gerçekleri ve Allah’ın yeryüzüne koyduğu yasaların işleyişini iyice anlasınlar diye iman hakikatleriyle ilgili delilleri ve ayetlerimizi çeşitli biçimlerde ve tekrar tekrar nasıl da etraflıca açıklıyoruz. Böylece onları uyarıyoruz ki, yarın Hesap Gününde hiçbir mâzeretleri kalmasın
İlgili ayetler
Ayet 66–67
2 ayetEn’am 66
En’am 67
وَكَذَّبَ بِه۪ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّۜ قُلْ لَسْتُ عَلَيْكُمْ بِوَك۪يلٍۜ ٦٦ لِكُلِّ نَبَاٍ مُسْتَقَرٌّۘ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ٦٧
Mushaf
Okunuş
66Vekeẕẕebe bihî ḳavmüke vehüve-lḥaḳḳ. ḳul lestü ʿaleyküm bivekîl.
67Likülli nebeim müsteḳarr. vesevfe taʿlemûn.
Türkçe Meal
66O hakkın kendisi olmasına rağmen, senin toplumun Kuran karşısında yalana sarıldılar. De ki: “Ben sizin vekiliniz/savunucunuz değilim.”
67Her haberin gerçekleşeceği bir an vardır. İlerde anlayacaksınız.
Açıklamalı meal
66Ey Resûlüm! Sana gönderilen bu kitap gerçeğin ta kendisi olduğu halde senin kavmin Kur’an ile bildirilen hakikatleri inkâr etti. Sen onlara de ki: “Ben görevimi yaptım ve sizi uyardım. Allah’tan gelecek olan bir azaba karşı sizin üzerinizde koruma gücüne sahip vekil de kefil de değilim. Ne inkârınızdan dolayı azaba çekilirim! Ne de inkârınız karşılığında alacağınız cezayı durdurabilirim Artık yalnızca kendiniz sorumlusunuz.
67Size vaad edilen azabın ne zaman geleceğini sorup duruyorsunuz. Gerçekleşmeyince de yalanlıyorsunuz. Azâbın henüz gelmemiş olması, sakın sizi yanıltmasın. Unutmayın ki Allah’ın bildirdiği her ilâhî haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Vaad edilen bela ve musibetlerin zamanı geldiğinde siz de olacakları bizzat görecek ve haber verdiğimiz gerçekleri anlayacaksınız.
Ayet 68–69
2 ayetEn’am 68
En’am 69
وَاِذَا رَاَيْتَ الَّذ۪ينَ يَخُوضُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا ف۪ي حَد۪يثٍ غَيْرِه۪ۜ وَاِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرٰى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٦٨ وَمَا عَلَى الَّذ۪ينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَيْءٍ وَلٰكِنْ ذِكْرٰى لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ٦٩
Mushaf
Okunuş
68Veiẕâ raeyte-lleẕîne yeḫûḍûne fî âyâtinâ feaʿriḍ ʿanhüm ḥattâ yeḫûḍû fî ḥadîŝin gayrih. veimmâ yünsiyenneke-şşeyṭânü felâ taḳʿud baʿde-ẕẕikrâ meʿa-lḳavmi-żżâlimîn.
69Vemâ ʿale-lleẕîne yetteḳûne min ḥisâbihim min şeyʾiv velâkin ẕikrâ leʿallehüm yetteḳûn.
Türkçe Meal
68Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşanları gördüğün zaman, başka bir hadise/söze geçmedikleri sürece onların yanlarında oturma! Olur da şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık Allah’ın ayetlerini hafife alıp alay eden zalimlerle bir arada bulunma!
69Gerçi sorumlu davrananlara, onların hesabından hiçbir sorumluluk yoktur. Fakat onlara da bir hatırlatma vardır, belki sakınıp korunurlar.
Açıklamalı meal
68Ey Müslüman! Hangi çağda, nerede olursa olsun fark etmez ayetlerimiz hakkında saygısızlık yapıp ileri geri sözlerle tartışmaya girenleri gördüğünde orada bulunma gibi bir mecburiyetin yoksa başka konulara geçinceye kadar tavır koy ve onların yanından uzaklaş. Eğer şeytan olur da sana bunu yapmayı bir an için unutturacak olursa, bu uyarıyı hatırladıktan sonra derhal kalk ve artık böylesi nankör ve zalimler topluluğuyla bir arada durma. Onların meclisini derhâl terk et
69Allah’a karşı sorumluluklarının bilinciyle yaşayan takva sahipleri, Allah’ın âyetleri hakkında ileri geri konuşan o müşrik nankör ve zalimlerin tutumlarından ve âyetlerle alay etmelerinin hesabından sorumlu değildir. Ancak bir daha benzeri davranışlardan belki yollarını Allah ve kitabıyla bulup sakınırlar diye onlara öğüt verip doğru olana davet ederek müspet bir şekilde takva sahipleri tarafından nasihatte bulunmak gerekir. Böylesi günahkarlara bu Kur’ân, sadece bir nasihatten ibarettir.
Ayet 70
1 ayetEn’am 70
وَذَرِ الَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِه۪ٓ اَنْ تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْۗ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِيٌّ وَلَا شَف۪يعٌۚ وَاِنْ تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذْ مِنْهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اُبْسِلُوا بِمَا كَسَبُواۚ لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَم۪يمٍ وَعَذَابٌ اَل۪يمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ۟ ٧٠
Mushaf
Okunuş
70Veẕeri-lleẕîne-tteḫaẕû dînehüm leʿibev velehvev vegarrathümü-lḥayâtü-ddünyâ veẕekkir bihî en tübsele nefsüm bimâ kesebet. leyse lehâ min dûni-llâhi veliyyüv velâ şefîʿ. vein taʿdil külle ʿadlil lâ yüʾḫaẕ minhâ. ülâike-lleẕîne übsilû bimâ kesebû. lehüm şerâbüm min ḥamîmiv veʿaẕâbün elîmüm bimâ kânû yekfürûn.
Türkçe Meal
70Dünya hayatının aldattığı, (1) böylece dinlerini oyun ve eğlence haline getirenleri kendi haline bırak (2) ve onlara Kuran’la şu gerçeği hatırlat: (3) “Her insan, kazandıkları ile rehin alınacak (4). Onun için Allah ile aralarına koyacakları herhangi bir veli/koruyucu ve şefaatçi olmayacak, (5) verilebilecek her fidyeyi verse bile ondan asla alınmayacak (6). İşte bunlar işledikleri yüzünden helake sürüklenmiş olacaklar, onlar ayetlerime inanmadıkları için içlerini yakıp kavuran bir su ve acıklı bir azap vardır.” (7)
Açıklamalı meal
70Ey Peygamber! Dünya hayatının geçici zevkleri kendilerini aldattığı için dinlerini ciddiye almayıp oyun ve eğlence edinen ve bunu hayat tarzı haline getirip Allah’ın davetine sırt dönen kimseleri, uyardığın halde Kur’an’a uymadıkları için, kendi hallerine bırak. Sen sadece Kur’an’la uyarıp başlarına gelecekleri hatırlat ki, bir kimse kazandığı günahlarla helake gitmesin. Aksi halde küfürleri ve zulümleri sebebi ile Allah’ın azabını hak ettiklerinde, kendilerini Allah’a karşı koruyabilecek ne bir dost ne de bir şefaatçisi bulamazlar. Allah’ın azabından hiçbir güç onları kurtaramaz. Allah’a karşı şefaatçim olur, beni sahiplenir gibi düşüncelerle O’na şirk koşan herhangi bir kimse şirk koşmasının karşılığında felâketten kurtulmak için her şeyini fidye verse de kesinlikle kabul edilmez. Çünkü hiçbir suç Allah katında rüşvet verilerek aklanamaz. İşte Sürekli küfür içinde bulunmaları için bu duruma düşenler, işledikleri günahlarından ve yapmaları gerekirken de yapmadıklarından dolayı azabın pençesine düşüp helake sürüklenenlerdir. Onlara inkâr etmeleri sebebiyle cehennemde boğazı yakıp parçalayan kaynar sudan kızgın bir içecek ve pek acıklı bir azap vardır. Allah’a nankörlük edip, şirk koşmanın cezası pek şiddetlidir.
Ayet 71–72
2 ayetEn’am 71
En’am 72
قُلْ اَنَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلٰٓى اَعْقَابِنَا بَعْدَ اِذْ هَدٰينَا اللّٰهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاط۪ينُ فِي الْاَرْضِ حَيْرَانَۖ لَهُٓ اَصْحَابٌ يَدْعُونَهُٓ اِلَى الْهُدَى ائْتِنَاۜ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰىۜ وَاُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ٧١ وَاَنْ اَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّقُوهُۜ وَهُوَ الَّذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٧٢
Mushaf
Okunuş
71Ḳul enedʿû min dûni-llâhi mâ lâ yenfeʿunâ velâ yeḍurrunâ venüraddü ʿalâ aʿḳâbinâ baʿde iẕ hedâne-llâhü kelleẕi-stehvethü-şşeyâṭînü fi-lʾarḍi ḥayrân. lehû aṣḥâbüy yedʿûnehû ile-lhüde-ʾtinâ. ḳul inne hüde-llâhi hüve-lhüdâ. veümirnâ linüslime lirabbi-lʿâlemîn.
72Veen eḳîmu-ṣṣalâte vetteḳûh. vehüve-lleẕî ileyhi tuḥşerûn.
Türkçe Meal
71De ki: "Allah, bize doğru yolu gösterdikten sonra, (1) Allah’tan başka bize yararı da zararı da dokunmayanlara mı yalvaralım (2). Tıpkı yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşırken, bize gel diyerek doğru yola davet eden arkadaşlarını bırakıp; (3) şeytanın ayartmalarına kanarak, uçuruma yuvarlanan kimse gibi mi olalım?" (4). De ki: “Tek doğru yol Allah’ın gösterdiği yoldur, biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.” (5)
72Ve namazı hakkını vererek kılın ve O’na karşı sorumlu davranın. Zira huzurunda toplanacağınız O’dur.
Açıklamalı meal
71De ki: “ Bizi yaratıp bunca nimetlerle donatan Allah varken, müşriklerin yaptığı gibi bize ne fayda ne de zarar verme imkânı olmayan put, türbe, yatır gibi ilahlaştırılmış şeyleri mi Allah ile aramıza koyup yalvaralım ve yardıma çağıralım?? Yaratılış sebebimizle birlikte nasıl yaşamamız gerektiğini bildiren Allah’ın daveti dururken insana hiçbir yararı dokunamayacak ilahlaştırılmış kimselerin uydurdukları hayat nizamlarına mı uyalım? Allah doğru yola ilettikten sonra şeytanların saptırdığı insanların peşine düşüp “Bize gel! Bizim yolumuz doğru yol!” diye topuklarımız üzerinde gerisin geriye dönüp çağırdıkları yola girerek cehenneme doğru koşan ahmaklar gibi tekrar inkâra mı dönelim? Yahut Allah bizi doğru yola kavuşturduktan sonra ardımıza dönüp mü’min arkadaşlarının da Hidayete gel, diye çağırdıkları ama lafını duyuramadığı gibi yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp, şeytanların ayartarak uçuruma çektikleri ahmak gibi mi olalım?” De ki: Hiç şüphesiz Allah’ın hidayeti gösterdiği yol dosdoğru ve tek yoldur. Bize âlemlerin Rabbi olan Allah’ın hükümlerine kayıtsız şartsız teslim olup, yasalarına uyarak hidayet üzere yaşamamız emredildi.
72Yine namazı hakkını vererek aksatmadan dosdoğru kılın ve razı olmadığı her şeyden uzak durarak Allah’a karşı gelmekten korkup sakının diye emredildi. Çünkü hepimiz, dünyadaki hayatını nasıl yaşadığımızın hesabını vermek üzere bir gün Allah’ın huzurunda toplanacağız.
İlgili ayetler
71Bakara 120Nahl 9Nisâ 115Yunus 18Hac 12Hac 13Yâsîn 23Yusuf 108Fussilet 33Şûrâ 15İbrahim 22Sebe’ 20Sebe’ 21Yâsîn 60Yâsîn 64Bakara 130Bakara 131Yunus 72Neml 91
Ayet 73
1 ayetEn’am 73
وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ وَيَوْمَ يَقُولُ كُنْ فَيَكُونُۜ قَوْلُهُ الْحَقُّۜ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِۜ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ ٧٣
Mushaf
Okunuş
73Vehüve-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa bilḥaḳḳ. veyevme yeḳûlü kün feyekûn. ḳavlühü-lḥaḳḳ. velehü-lmülkü yevme yünfeḫu fi-ṣṣûr. ʿâlimü-lgaybi veşşehâdeh. vehüve-lḥakîmü-lḫabîr.
Türkçe Meal
73Zira gökleri ve yeri gerçek bir amaç için yaratan O’dur (1) ve O, ol dediği an oluş sürecine girer. O’nun sözü/buyruğu mutlaka gerçekleşir, (2) sura üflendiği o günde de hükümranlık sadece O’nundur (3). O, idrak kapsamına giren ve girmeyen her şeyi bilendir. Çünkü her şeyi yerli yerince yapan ve her şeyden haberdar olan O’dur (4).
Açıklamalı meal
73Gökleri ve yeri arasındakileri insan için, insanı da yeryüzünde kurallarını Allah’ın belirlediği bir hayat nizamı kurması ve ona teslim olarak yaşaması için hak adalet ve belli bir amaç üzere yaratan Allah’tır. Allah bir şeyi yaratmaya karar verip “Ol” dediğinde o da Allah’ın belirlediği yasaların sınırları içerisinde hemen oluverir. O’nun her sözü gerçektir haktır ve derhal yerine getirilir. İnsanların diriltilmeleri için İsrâfîl tarafından Sur’a ikinci kez üflendiği gün yine hükümranlık ve hüküm yetkisi yalnızca Allah’a aittir. Bugün otorite sahibiymiş gibi görünenlerin, gerçekte ne kadar zayıf ve âciz oldukları anlaşılacak ve hâkimiyetin, yalnızca Allah’a ait olduğu apaçık ortaya çıkacaktır. Çünkü görüleni ve görülmeyeni bilineni ve bilinmeyeni en iyi Allah bilir. O, her işini hikmetli yapan hakimdir, her şeyden hakkıyla haberi olandır. İşte insan Hesap Günü bu gerçeklerle yüz yüze gelecektir.
Ayet 74
1 ayetEn’am 74
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ لِاَب۪يهِ اٰزَرَ اَتَتَّخِذُ اَصْنَامًا اٰلِهَةًۚ اِنّ۪ٓي اَرٰيكَ وَقَوْمَكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٧٤
Mushaf
Okunuş
74Veiẕ ḳâle ibrâhîmü liebîhi âzera etetteḫiẕü aṣnâmen âliheten. innî erâke veḳavmeke fî ḍalâlim mübîn.
Türkçe Meal
74Hani İbrahim, babası Azer’e şöyle demişti: “Sen putları ilah olarak mı kabul ediyorsun? Ben, seni ve toplumunu apaçık bir sapkınlık içinde görüyorum.”
Açıklamalı meal
74Bir zamanlar İbrahim babası Azer’e: “Sen kendi ellerinle yaptığın putları ve insanların putlaştırdıkları kimseleri kendine ilah edinip onların nizamlarına uymayı doğru mu sanıyorsun? Gerçek şu ki böyle yaptığınız için seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum ” demişti.
Ayet 75
1 ayetEn’am 75
وَكَذٰلِكَ نُر۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ مَلَكُوتَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِن۪ينَ ٧٥
Mushaf
Okunuş
75Vekeẕâlike nürî ibrâhîme melekûte-ssemâvâti velʾarḍi veliyekûne mine-lmûḳinîn.
Türkçe Meal
75İşte böylece biz, İbrahim’e imanı pekişip sağlamlaşsın diye göklerin ve yerin hükümranlık sistemini gösterdik/muhteşem nizamı kavramasını öğrettik.
Açıklamalı meal
75Biz İbrahim’e, şirkin çirkinliğini gösterdiğimiz gibi Allah’ın göklerde ve yerdeki yarattıkları üzerindeki hükümranlığını ve kurduğu nizamın mükemmelliğini deetrafındaki görsel âyetler üzerinden gösterdik. Ki böylece Allah İbrahim’in gerçeği kavrayışını güçlendirdi. O’nun ilmine, gücüne ve davetine yürekten teslim olup kesin bilgi edinenlerden oldu. İbrahim akıl ederek yarattıklarımız üzerine düşünüyor, gerçekçi hükümler veriyordu.
İlgili ayetler
Ayet 76–79
4 ayetEn’am 76
En’am 77
En’am 78
En’am 79
فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ الَّيْلُ رَاٰ كَوْكَبًاۚ قَالَ هٰذَا رَبّ۪يۚ فَلَمَّٓا اَفَلَ قَالَ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ ٧٦ فَلَمَّا رَاَ الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هٰذَا رَبّ۪يۚ فَلَمَّٓا اَفَلَ قَالَ لَئِنْ لَمْ يَهْدِن۪ي رَبّ۪ي لَاَكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّٓالّ۪ينَ ٧٧ فَلَمَّا رَاَ الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هٰذَا رَبّ۪ي هٰذَٓا اَكْبَرُۚ فَلَمَّٓا اَفَلَتْ قَالَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ ٧٨ اِنّ۪ي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذ۪ي فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ حَن۪يفًا وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۚ ٧٩
Mushaf
Okunuş
76Felemmâ cenne ʿaleyhi-lleylü raâ kevkebâ. ḳâle hâẕâ rabbî. felemmâ efele ḳâle lâ üḥibbü-lʾâfilîn.
77Felemmâ rae-lḳamera bâzigan ḳâle hâẕâ rabbî. felemmâ efele ḳâle leil lem yehdinî rabbî leekûnenne mine-lḳavmi-ḍḍâllîn.
78Felemmâ rae-şşemse bâzigaten ḳâle hâẕâ rabbî hâẕâ ekber. felemmâ efelet ḳâle yâ ḳavmi innî berîüm mimmâ tüşrikûn.
79İnnî veccehtü vechiye lilleẕî feṭara-ssemâvâti velʾarḍa ḥanîfev vemâ ene mine-lmüşrikîn.
Türkçe Meal
76Gecenin karanlığı üzerine bastırınca bir yıldız görmüş ve: “İşte benim Rabbim budur.” demişti. Fakat yıldız batınca: “Ben, batanları sevmem.” dedi.
77Başka bir zaman Ay’ı doğarken görünce: “İşte budur benim Rabbim!” demişti. Fakat o da batınca: “Eğer Rabbim bana doğru yolu göstermezse, ben kesinlikle sapıtmış şu toplumdan biri olurdum.” dedi.
78Sonra İbrahim doğmakta olan güneşi görünce: “İşte budur benim Rabbim, zira bu daha büyük ve daha parlak.” demiş, o da batınca: “Ey kavmim, ben sizin şirk/ortak koştuklarınızdan uzağım.”
79“İşte şimdi ben bütün varlığımla, şirkten arınmış/Hanif olarak gökleri ve yeri eşsiz bir biçimde yaratan Allah’a yöneldim ve ben Allah’a ortak koşan müşriklerden değilim.” dedi.
Açıklamalı meal
76Derken İbrahim gece karanlık bastırınca parlak bir yıldız gördü, Çevresindeki yıldızlara bakarak onların görüntülerinden, hareketlerinden anlamlar çıkaran Babasının ve kavminin putlara, yıldızlara, aya ve güneşe tapmaları karşısında: “ Söyleyin bu muymuş benim Rabbim? Böyle batıp yok olanlar ilah olamaz ” dedi. Dolayısıyla neyi nasıl yapacağıma onlara bakarak karar vereceğim, davranışlarımı ona göre mi düzenleyeceğim? Ancak gündüz yıldızlar batıp kaybolunca da çevresindekilere doğan ve batanlardan ilah olamayacağı mesajını vermek için: “Ben öyle kaybolup gidenleri sevmem. Bunlardan Rab olmaz ” dedi.
77Sonra gökyüzünde Ay çıkıp dolunay şeklinde doğmuş vaziyette görünce yıldızı, ayı, güneşi kutsayıp, onlardan medet uman kimselere bu anlayışın saçmalığını anlatıp açıklamak için: “ benim Rabbim bu olabilir mi? ” dedi. Ay da batınca etrafındakilere: “ Dinleyin ey insanlar. Eğer Rabbim gerçeği gösterip beni doğru yola eriştirmeseydi şüphesiz ben de sizler gibi yanlışın içinde debelenip Allah’tan başka ilahlar edinenler gibi doğru yolu şaşırmış sapıklardan biri olacaktım” dedi.
78Daha sonra Güneşi doğarken görünce: Bu taptığınız diğer gökcisimlerine göre daha büyük ve daha da parlak “ Ne yani, şimdi kalkıp da Rabbimiz onlar değil de benim Rabbim bu muymuş diyeceğim dedi. Ama güneş da batınca nihayet asıl gerçeği ortaya koydu. “Bu da batıp gözden kayboldu” diyerek kavmini akıllarını kullanıp düşünmeye davet etti ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Gördüğünüz gibi Allah’ın yarattığı hiçbir şey ilah olamaz. Ben sizin Allah’tan başka kendisine ilahlık yakıştırıp da O’na ortak koştuklarınızdan tamamen uzağım.
79Şunu bilin ki ben dosdoğru bir inançla tevhide yöneldim. Batıl olan her şeyden uzaklaşıp, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan, her şeyi belli bir kanun ve sisteme bağlayan Allah’a çevirdim. Haberiniz olsun; ben yıldıza, aya, güneşe ve benzeri putlara tapan, Allah’tan başka otoriteler tanıyan şu müşriklerden değilim ve asla olmayacağım. Allah’tan başka gerçek Rab ve ilah yoktur dedi. Böylece İbrahim kavmine akıl etmeyi, doğru düşünmeyi, yalanlarından kurtulma yolunu gösteriyordu. Kavminin karşısında mantıklar yürüterek onların güneşi, ayı, yıldızları saçma bir şekilde ilah ilan ettiklerini gösteriyordu.
Ayet 80–82
3 ayetEn’am 80
En’am 81
En’am 82
وَحَٓاجَّهُ قَوْمُهُۜ قَالَ اَتُحَٓاجُّٓونّ۪ي فِي اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينِۜ وَلَٓا اَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ رَبّ۪ي شَيْـًٔاۜ وَسِعَ رَبّ۪ي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًاۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ٨٠ وَكَيْفَ اَخَافُ مَٓا اَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ اَنَّكُمْ اَشْرَكْتُمْ بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًاۜ فَاَيُّ الْفَر۪يقَيْنِ اَحَقُّ بِالْاَمْنِۚ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَۢ ٨١ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُٓوا ا۪يمَانَهُمْ بِظُلْمٍ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْاَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ۟ ٨٢
Mushaf
Okunuş
80Veḥâccehû ḳavmüh. ḳâle etüḥâccûnnî fi-llâhi veḳad hedân. velâ eḫâfü mâ tüşrikûne bihî illâ ey yeşâe rabbî şeyʾâ. vesiʿa rabbî külle şeyʾin ʿilmâ. efelâ teteẕekkerûn.
81Vekeyfe eḫâfü mâ eşraktüm velâ teḫâfûne enneküm eşraktüm billâhi mâ lem yünezzil bihî ʿaleyküm sülṭânâ. feeyyü-lferîḳayni eḥaḳḳu bilʾemn. in küntüm taʿlemûn.
82Elleẕîne âmenû velem yelbisû îmânehüm biżulmin ülâike lehümü-lʾemnü vehüm mühtedûn.
Türkçe Meal
80Ve toplumu onunla tartışmaya girdi. İbrahim dedi ki: “O beni doğru yola iletmişken siz, Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ben sizin şirk koştuğunuz şeylerden hiç korkmuyorum. Rabbimin dilemesi dışında hiçbir şey gerçekleşmez. Zira Rabbim, sınırsız ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp aklınızı başınıza almayacak mısınız?”
81“Hem siz, Allah’ın hakkında hiçbir bilgi ve belge indirmediği şeyleri, O’na şirk/ortak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden niye korkayım ki? Eğer biliyorsanız söyleyin, bu iki taraftan hangisi korkudan emin olmaya daha layıktır?”
82İman edenler ve imanlarına zulüm/şirk bulaştırmayanlar, işte korkudan emin olmak bunların hakkıdır. Ve doğru yolda olanlar da bunlardır.
Açıklamalı meal
80Bunun üzerine Biz de müşriklerden değiliz” demeleri gereken kavmi, böyle demek yerine, tahtlarının sallanmaya başladığını gören kavminden ileri gelenlerin kışkırtmasıyla İbrahim’le tartışmaya girdi. Amaçları İbrâhim’e gözdağı vermekti. O da tehditlerin kendisini etkilemeyeceğini hissettiren bir dille ve tek başına hepsine meydan okuyarak şöyle dedi: “ Rabbim beni doğru yola ilettiği halde, siz kalkmış Allah hakkında benimle tartışmaya mı giriyorsunuz? Şunu iyi bilin ki ben sizin O’na ilahlık yakıştırıp kendilerine bile fayda ve zararı olmayan ortak koştuklarınızdan, putlaştırdığınız şahıslardan korkmuyorum. Rabbim benim hakkımda kötü bir şey gelmesine izin vermedikçe hiç kimse bana zarar veremez. Ancak Rabbimin dilediği olur; O ne yazmışsa başıma ancak o gelir. Rabbimin sınırsız ilmi her şeyi kuşatmıştır. Ey halkım! Gerçekler ortadayken hala düşünüp kendinize gelmiyor ve öğüt almıyor musunuz?”
81Tehditlerinizle beni korkutacağınızı zannediyorsanız nafile! “ Onların ortaklığı konusunda Allah size hiçbir delil vermemiş ve hiçbir yetki tanımamışken, O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da ben sizin şirk koştuğunuz sahte ilahlarınızdan neden korkacakmışım? Eğer biliyorsanız haydi cevap verin bakalım. Hak olan ilaha ortak koşan ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayan bu iki gruptan hangisi Allah’ın azabından emin olarak yaşamaya ve güvende olmaya daha layıktır, siz mi yoksa ben mi? Her şeyi yaratan, her şeye gücü yeten bir Allah’a inanan müminler mi yoksa âciz ve zayıf yaratılmışlara bel bağlayıp, onları Allah’a ortak koşan müşrikler mi? Rabbim bize akıl etmeyi, gerçekler üzerine düşünmeyi öğretiyor.”
82Şüphesiz, İbrâhim gibi Allah’a yürekten iman edip de imanlarına şirk ve küfür gibi herhangi birzulüm karıştırmayanlar var ya; işte her türlü güven onlaradır ve hidayete erip doğru yolda olanlar yalnız onlardır.
Ayet 83–89
7 ayetEn’am 83
En’am 84
En’am 85
En’am 86
En’am 87
En’am 88
En’am 89
وَتِلْكَ حُجَّتُنَٓا اٰتَيْنَاهَٓا اِبْرٰه۪يمَ عَلٰى قَوْمِه۪ۜ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ اِنَّ رَبَّكَ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ ٨٣ وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ كُلًّا هَدَيْنَاۚ وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ وَمِنْ ذُرِّيَّتِه۪ دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ وَاَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسٰى وَهٰرُونَۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَۙ ٨٤ وَزَكَرِيَّا وَيَحْيٰى وَع۪يسٰى وَاِلْيَاسَۜ كُلٌّ مِنَ الصَّالِح۪ينَۙ ٨٥ وَاِسْمٰع۪يلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًاۜ وَكُلًّا فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ ٨٦ وَمِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَاِخْوَانِهِمْۚ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٨٧ ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْد۪ي بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَلَوْ اَشْرَكُوا لَحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٨٨ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَۚ فَاِنْ يَكْفُرْ بِهَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بِكَافِر۪ينَ ٨٩
Mushaf
Okunuş
83Vetilke ḥuccetünâ âteynâhâ ibrâhîme ʿalâ ḳavmih. nerfeʿu deracâtim men neşâʾ. inne rabbeke ḥakîmün ʿalîm.
84Vevehebnâ lehû isḥâḳa veyaʿḳûb. küllen hedeynâ. venûḥan hedeynâ min ḳablü vemin ẕürriyyetihî dâvûde vesüleymâne veeyyûbe veyûsüfe vemûsâ vehârûn. vekeẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
85Vezekeriyyâ veyaḥyâ veʿîsâ veilyâs. küllüm mine-ṣṣâliḥîn.
86Veismâʿîle velyeseʿa veyûnüse velûṭâ. veküllen feḍḍalnâ ʿale-lʿâlemîn.
87Vemin âbâihim veẕürriyyâtihim veiḫvânihim. vectebeynâhüm vehedeynâhüm ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.
88Ẕâlike hüde-llâhi yehdî bihî mey yeşâü min ʿibâdih. velev eşrakû leḥabiṭa ʿanhüm mâ kânû yaʿmelûn.
89Ülâike-lleẕîne âteynâhümü-lkitâbe velḥukme vennübüvveh. feiy yekfür bihâ hâülâi feḳad vekkelnâ bihâ ḳavmel leysû bihâ bikâfirîn.
Türkçe Meal
83İşte bu, toplumuna karşı kullanması için İbrahim’e verdiğimiz ispat sistemimizdir. Zira biz seçtiğimiz kimseyi yüksek derecelere yüceltiriz. Şüphesiz ki Rabbin her şeyi yerli yerince yapandır ve her şeyi bilendir.
84Biz İbrahim’e, İshak ve Yakub’u bahşettik ve onların her birine doğru yolu göstermiştik. Nitekim biz önce de Nuh’u ve onun soyundan gelen Davud, Süleyman, Eyyüb, Yusuf, Musa ve Harun’u da doğru yolu göstermiştik. İşte iyileri biz böyle ödüllendiririz.
85Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas, hepsi de iyi ve erdemli kişilerdendi.
86İsmail, el-Yeseâ, Yunus ve Lut’u hepsini de bulundukları toplumlara üstün kıldık.
87Onların atalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarını seçmiştik ve doğru yola erdirmiştik.
88İşte bu, Allah’ın rehberliğidir ki kullarından hak eden kimseyi bununla doğru yola ulaştırır. Eğer onlar, Allah’a şirk koşmuş olsalardı, yapmış oldukları her şey kesinlikle boşa giderdi.
89İşte bunlar kendilerine kitap, hikmet ve nebilik verdiğimiz kimselerdir. Eğer şunlar bu vahye inanmazlarsa, biz de bunu inanacak başka bir topluma bu emaneti veririz.
Açıklamalı meal
83İşte bu, kavmine karşı doğru olanı düşündürmesi ve ona davet etmesi için İbrahim’e verdiğimiz güçlü muhakeme yeteneği, gerçekleri ortaya koyan delillerimiz ve vahyettiğimiz ayetlerimizdir. Biz takdirde uygun ve layık gördüğümüz kimselerin ilmini artır, kavrayışını güçlendirip manevî derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibi olan hakimdir, her şeyi ve kimin neye lâyık olduğunu en iyi bilendir.
84İşte bu yüzden Biz İbrâhim’e evlat olarak eşi Sâre ’den de İshak’ı verdik ve ayrıca İshak’tan bir torun olarak Yakub’u armağan ettik. Hepsine de doğru yolu gösterdik ve insanları doğru yola çağıran nebî ve resuller kıldık. Bundan önce de bu silsilenin başlarından Nuh’u ve e İbrahim’in soyundan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u doğru yola iletip peygamberlik nimeti bahşettik. Biz, Allah’a yürekten yönelip teslim olan iyilik sahiplerini işte böyle ödüllendiririz.
85Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı ve İlyas’ı da aynı nimetle nimetlendirip doğru yolun öncüleri kılmıştık. Onların hepsi bozgunculuktan uzak, erdemli, faziletli ve görevlerini canla başla yerine getiren güzel insanlardı.
86Yine onun soyundan İsmail’i, Elyesa’ı, Yunus’u ve Lut’u da doğru yola erdirip insanları Allah yoluna davet eden elçilerimiz kıldık. Hepsini erdemli, faziletli, görevlerini canla başla yerine getirdiklerinden dolayı yaşadıkları dönemin diğer insanlarından üstün kıldık.
87Onların Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden layık gördüklerimize de peygamberlik bahşedip Kitap ve hikmet vererek seçkin kullarımız arasına kattık. Biz onları seçtik ve sonu cennet olan dosdoğru bir yola ilettik.
88İşte bu, Allah’ın hidayet ve rehberliğidir. Allah kendisini rehber edinip gerekeni yapan kulunu bu hidayete eriştirir. Şayet onlar Allah’tan başka Rab ve ilah edinip Allah’a şirk koşmuş olsalardı peygamber, peygamber eşi, çocuğu veya torunu olmak onları kurtarmaz ve iyilik adına yaptıklarının tümü boşa giderdi.
89Ey Resûlüm! Bunlar da senin gibi kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Sen de onlar gibi insanları şirkten arınmaya, tevhide, güzel ahlaka çağır. O hâlde, sen de o Peygamberlerin izinden gitmelisin. En yakınlarından başlayarak, çevrendeki insanları ve halkını imana davet etmelisin. Eğer onlar, Allah adına yapmakta olduğun daveti reddeder ve bu hakikatleri inkâr ederlerse, bilsinler ki biz onların yerine davetimize sarılıp inkâr etmeyen ve Peygamber’i asla yalanlamayan bir topluluğu onların yerine getiririz. Çünkü bu din, hiçbir ırkın, cemaatin tekelinde değildir. Emaneti taşıyamayanlar, hangi ırka veya topluma ait olursa olsun bertaraf edilir ve yerlerine, İslâm sancağını lâyık olduğu şekilde taşıyabilecek yeni toplumlar gelir.
İlgili ayetler
Ayet 90
1 ayetEn’am 90
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ هَدَى اللّٰهُ فَبِهُدٰيهُمُ اقْتَدِهْۜ قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًاۜ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْعَالَم۪ينَ۟ ٩٠
Mushaf
Okunuş
90Ülâike-lleẕîne hede-llâhü febihüdâhümu-ḳtedih. ḳul lâ esʾelüküm ʿaleyhi ecrâ. in hüve illâ ẕikrâ lilʿâlemîn.
Türkçe Meal
90İşte bütün bu kimseler, Allah’ın rehberlik ettiği kişilerdir. Öyleyse sen de onların yolunu izle ve de ki “Ben bu tebliğ için sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Zira bu Kuran, bütün toplumlara sadece bir uyarı ve öğüttür.”
Açıklamalı meal
90İşte bu peygamberler Allah’ın hidayet edip doğru yola eriştirdiği kimselerdir. Ey hakikat yolunun yolcusu, Sen de İslâm’ı tebliğ ederek, onların izlediği yolu izle ve onlar gibi de ki: “ Ben Allah adına Kur’an ile yapmakta olduğum bu tebliğ ve davet için ben en büyük ücreti Allah’ın rızası biliyor ve sizden kesinlikle hiçbir ücret beklemiyorum. Çünkü bu Kur’an, bütün akıl sahibi insanlar ve alemler için kendisinden istifade edilecek bir uyarı, öğüt şeref ve onur kaynağıdır.” Keşke anlayıp öğüt alsanız.
İlgili ayetler
90Fatiha 5En’am 71Meryem 58Mü’minûn 72Furkan 57Fetih 8Müddessir 31
Ayet 91
1 ayetEn’am 91
وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ٓ اِذْ قَالُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى بَشَرٍ مِنْ شَيْءٍۜ قُلْ مَنْ اَنْزَلَ الْكِتَابَ الَّذ۪ي جَٓاءَ بِه۪ مُوسٰى نُورًا وَهُدًى لِلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاط۪يسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَث۪يرًاۚ وَعُلِّمْتُمْ مَا لَمْ تَعْلَمُٓوا اَنْتُمْ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬كُمْۜ قُلِ اللّٰهُۙ ثُمَّ ذَرْهُمْ ف۪ي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ ٩١
Mushaf
Okunuş
91Vemâ ḳaderü-llâhe ḥaḳḳa ḳadrihî iẕ ḳâlû mâ enzele-llâhü ʿalâ beşerim min şeyʾ. ḳul men enzele-lkitâbe-lleẕî câe bihî mûsâ nûrav vehüdel linnâsi tecʿalûnehû ḳarâṭîse tübdûnehâ vetuḫfûne keŝîrâ. veʿullimtüm mâ lem taʿlemû entüm velâ âbâüküm. ḳuli-llâhü ŝümme ẕerhüm fî ḫavḍihim yelʿabûn.
Türkçe Meal
91Onlar, “Allah, hiçbir beşere hiçbir şey indirmemiştir” diyerek Allah’ı gereği gibi takdir edip tanıyamadılar.(1) Sor onlara “Musa’ya gelen, insanlık için bir rehber ve nur olan, kâğıtlara yazdığınız, böylece bir kısmını açıklayıp (2) (İşinize gelmediği için) çoğunu gizlediğiniz, (3) sizin ve atalarınızın bilmediği şeyleri kendisiyle öğretildiğiniz o kitabı kim indirdi?” “Allah!” de! Sonra bırak onları, boş laflarıyla oyalanıp dursunlar. (4)
Açıklamalı meal
91Mekke müşriklerine de danışmanlık yapan bir kısım Yahudiler “Allah hiçbir insana herhangi bir kitap indirmemiştir” derken Allah’a karşı sorumluluklarının neler olduğunu öğrenmek istemeyip O’nun adâlet, kudret, ilim, hikmet gibi vasıflarıyla gereği gibi tanımadıklarını ve şanına yakışır saygıyı göstermediklerini ortaya koydular. Resûlüm sen onlara de ki: “ Madem Allah hiçbir şey indirmedi o halde Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet rehberi olarak getirdiği, sizin de bir kısmını parça parça sayfalar halinde kağıtlara yazıp işine gelenleri halka açıklayıp gösterdiğiniz, çoğunu da işinize gelmediği için gizlediğiniz Tevrat’ı kim indirdi ne diyeceksiniz? Hâlbuki bu kitapla sizin ve atalarınızın bilmediği gerçekler açıklanmıştı. Sana cevap verirlerse ne âlâ! Susmayı tercih ederlerse itiraf edemedikleri cevabı onlara sen ver: ” Musa’ya vahyedip Tevrat’ı veren, İncil’i de Kur’an’ı da indiren Allah’tır de. Sonra onları kendi hallerine bırak asılsız iddialar ve boş laflarla daldıkları bataklıkta debelenip oynayadursunlar.
İlgili ayetler
Ayet 92
1 ayetEn’am 92
وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِه۪ وَهُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ٩٢
Mushaf
Okunuş
92Vehâẕâ kitâbün enzelnâhü mübâraküm müṣaddiḳu-lleẕî beyne yedeyhi velitünẕira ümme-lḳurâ vemen ḥavlehâ. velleẕîne yüʾminûne bilʾâḫirati yüʾminûne bihî vehüm ʿalâ ṣalâtihim yüḥâfiżûn.
Türkçe Meal
92İşte bu Kuran da hem önceki hakikatleri tasdik eden hem de anakent ve çevresindeki insanları uyarman için indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Ahirete inanıp güvenenler, bu Kuran’a da inanıp güvenirler ki onlar namazlarında devamlılık gösterirler.
Açıklamalı meal
92Bu Kur’an şehirlerin anası Mekke’de ve etrafında oturanları yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamaya davet edip uyarman için sana indirdiğimiz, kendinden önce indirilmiş olan Tevrat gibi ilahi kitapları değiştirilmiş kısımlarını düzelterek aslî halleri ile onaylayan mübarek bir Kitap’tır. Ahirete inananlar bu kitaba da inanırlar ve onlar Allah’a itaat edip namazlarını vaktinde ve sürekli kılarlar. Rabbinin huzurunda kendileriyle yüzleşirler. Hatalarından döner doğruluk üzerinde yaşamaya söz verirler.
İlgili ayetler
Ayet 93
1 ayetEn’am 93
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ قَالَ اُو۫حِيَ اِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ اِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَنْ قَالَ سَاُنْزِلُ مِثْلَ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُۜ وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ ف۪ي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَاسِطُٓوا اَيْد۪يهِمْۚ اَخْرِجُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ اٰيَاتِه۪ تَسْتَكْبِرُونَ ٩٣
Mushaf
Okunuş
93Vemen ażlemü mimmeni-fterâ ʿale-llâhi keẕiben ev ḳâle ûḥiye ileyye velem yûḥa ileyhi şeyʾüv vemen ḳâle seünzilü miŝle mâ enzele-llâh. velev terâ iẕi-żżâlimûne fî gamerâti-lmevti velmelâiketü bâsiṭû eydîhim. aḫricû enfüseküm. elyevme tüczevne ʿaẕâbe-lhûni bimâ küntüm teḳûlûne ʿale-llâhi gayra-lḥaḳḳi veküntüm ʿan âyâtihî testekbirûn.
Türkçe Meal
93Kendi uydurduğu yalanı, Allah’a isnat edenden (1) veya kendisine hiçbir şey vahyedilmediği halde “Bana da vahiy geliyor” diyenden veya “Allah’ın indirdiği Kuran gibi ben de indiririm” diyenden daha büyük iftiracı kim vardır? (2) Bu zalimlerin, ölümün pençesinde acıyla kıvranırken meleklerin, canlarını almak için onlara ellerini uzatarak “Haydi elinizden geliyorsa kendinizi kurtarın bakalım, yalan yanlış şeyleri Allah’a isnat etmenizden ve O’nun ayetlerine karşı kibirli/umursamaz davranmanızdan dolayı bugün onursuzluk azabını tadın bakalım” dediklerinde onların durumunu bir görmeliydin. (3)
Açıklamalı meal
93Din adına asılsız ve saptırıcı fetvalar üreterek Allah hakkında yalan uyduran veya uydurduğu yalanı Allah’a isnat edip kendine bir şey vahyedilmediği halde, yalan yere “bana da vahiy geldi” diyenden ve “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de söyleyebilirim. Ben de hayatı düzenleyecek kanunlar, kurallar koyabilir, Allah’ın yol göstericiliğine ihtiyaç duymaksızın, insanı mutluluğa ulaştıracak hayat sistemi oluşturabilirim ” diyenden daha sapık, cahil ve zalim kim olabilir? Keşke o zalimlerin, ölüm anında can çekişirken hallerini bir görseydin. Canlarını almakla vazifeli melekler yakalarına yapışıp şöyle derler: “ Haydi ruhlarınızı teslim edin. Elinizden geliyorsa canlarınızı kurtarın da görelim bakalım. Bugün, Allah hakkında iftira atıp doğru olmayanı söylemenizden ve O’nun ayetlerine yüz çevirip karşı büyüklük taslamanızdan dolayı sizi rezil eden alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.
Ayet 94
1 ayetEn’am 94
وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادٰى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَٓاءَ ظُهُورِكُمْۚ وَمَا نَرٰى مَعَكُمْ شُفَعَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ اَنَّهُمْ ف۪يكُمْ شُرَكٰٓؤُ۬اۜ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ۟ ٩٤
Mushaf
Okunuş
94Veleḳad ciʾtümûnâ fürâdâ kemâ ḫalaḳnâküm evvele merrativ veteraktüm mâ ḫavvelnâküm verâe żuhûriküm. vemâ nerâ meʿaküm şüfeʿâekümü-lleẕîne zaʿamtüm ennehüm fîküm şürakâʾ. leḳat teḳaṭṭaʿa beyneküm veḍalle ʿanküm mâ küntüm tezʿumûn.
Türkçe Meal
94Dünya’ya ilk gelişinizde sizi yalnız yarattığımız gibi, işte huzurumuza da yapayalnız geldiniz ve size bağışladıklarımızın hepsini arkanızda bıraktınız. Size şefaatçi olacağını zannettiğiniz ve bunun için Allah ile aranıza koyduğunuz ortaklarınızı yanınızda göremiyoruz, aranızda kurmuş olduğunuz bağlar paramparça olmuş ve kurtaracağını zannettiğiniz o kimseler sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.
Açıklamalı meal
94Allah Hesap Günü onlara şöyle diyecek: İşte sizi daha önce ilk kez yarattığımız gibi yine bize tek tek ve yapayalnız geldiniz ve size dünyadayken nimet olarak verdiklerimizi de arkanızda bıraktınız. Geldiniz ama hani neredeler. Ahirette “şefaate” nail olup cennete girmenizleilgili konularda Allah’ın yetki ve egemenliğine ortakları olduğunu iddia ettiğiniz ve Allah’a ulaşmak için aracı kılıp yardımını umduğunuz şefaatçilerinizi yanınızda görmüyoruz! Belli ki onlarlaaranızdaki bütün bağlar kopmuş ve Allah’ın ilahlığına ortak olup size fayda vereceğini sandıklarınız sizi çoktan terk edip gitmişler. Keşke onların peşinden gitmeseydim diyeceksiniz. Ama iş işten geçmiş olacak.
Ayet 95
1 ayetEn’am 95
اِنَّ اللّٰهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوٰىۜ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٩٥
Mushaf
Okunuş
95İnne-llâhe fâliḳu-lḥabbi vennevâ. yuḫricü-lḥayye mine-lmeyyiti vemuḫricü-lmeyyiti mine-lḥayy. ẕâlikümü-llâhü feennâ tüʾfekûn.
Türkçe Meal
95Tohumu ve çekirdeği çatlatıp yeşerten, ölüden diriyi çıkaran diriden de ölüyü çıkaran şüphesiz ki Allah’tır. İşte budur Allah! O halde size ne oluyor?
Açıklamalı meal
95Tohumu ve çekirdeği çatlatıp yaran filizlendirip yetiştiren ve çeşitli nimetler yaratan şüphesiz Allah’tır. İşte cansız tohumlardan yararlı bitki ve meyveler yarattığı gibi cansıza can vermekle ölüden diriyi, ecel geldiğinde canlının canını almakla diriden de ölüyü çıkaran Rabb’iniz Allah budur. Bütün bunlar Allah’ın yasasıyla olmaktadır. Bu gerçeklere rağmen siz nasıl olur da kandırılıp sanki ölümden sonra diriliş yokmuş gibi şirke mahkûm şekilde yaşayarak Allah’ın davetinden yüz çeviriyorsunuz ve bâtıl sevdalar peşinde başka vadilere yöneliyorsunuz?
İlgili ayetler
Ayet 96
1 ayetEn’am 96
فَالِقُ الْاِصْبَاحِۚ وَجَعَلَ الَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًاۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ ٩٦
Mushaf
Okunuş
96Fâliḳu-lʾiṣbâḥ. veceʿale-lleyle sekenev veşşemse velḳamera ḥusbânâ. ẕâlike taḳdîru-lʿazîzi-lʿalîm.
Türkçe Meal
96Karanlığı yararak sabahı ortaya çıkaran, (1) geceyi sükûnet/dinlenme vakti kılan, (2) güneşi ve ayı da zaman ölçüsü yapan O’dur. İşte bu, mutlak üstün olan ve her şeyi bilenin koymuş olduğu bir ölçüdür. (3)
Açıklamalı meal
96Gecenin karanlığını yarıp tan yerini ağartan ve sabahı ortaya çıkaran O’dur. Allah geceyi sizler için ruhen ve bedenen bir dinlenme zamanı yapmış güneş ve ayı da yörüngesinde döndürerek vakitlerin tayinindebirer hesaplama ölçüsü yapmıştır. Bu, her işte yüce ve her şeyi bilmesiyle alim olan Allah’ın takdiridir. O halde hiçbir bilgiye, delile dayanmadan, O’ndan başkasını nasıl olur da hayatınız üzerinde yetkili kılarsınız.
İlgili ayetler
Ayet 97
1 ayetEn’am 97
وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُوا بِهَا ف۪ي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ٩٧
Mushaf
Okunuş
97Vehüve-lleẕî ceʿale lekümü-nnücûme litehtedû bihâ fî żulümâti-lberri velbaḥr. ḳad feṣṣalne-lʾâyâti liḳavmiy yaʿlemûn.
Türkçe Meal
97Karanın ve denizin karanlıklarında, konumlarına bakarak yolunuzu bulasınız diye yıldızları sizin için yaratan O’dur. Doğrusu biz, bu ayetleri hakikati anlayabilen bir toplum için etraflıca açıkladık.
Açıklamalı meal
97Dahası gecenin karanlığında karada ve denizde yönünüzü tayin edip yolunuzu bulabilesiniz diye yıldızları sizin için doğal birer pusula olarak yaratan Allah’tır. Bilen ve araştıran bir topluluk için ilmimizi ve kudretimizi akledesiniz diye gerçeğin işaretlerini ve delillerini işte böyle detaylarıyla sergiledik ve ilgili ayetlerimizi de etraflıca açıklıyoruz. O halde bunları görüp aklınızı kullanarak Allah’ın davetine yönelmeniz gerekmez mi?
Ayet 98
1 ayetEn’am 98
وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْشَاَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌۜ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ ٩٨
Mushaf
Okunuş
98Vehüve-lleẕî enşeeküm min nefsiv vâḥidetin femüsteḳarruv vemüstevdaʿ. ḳad feṣṣalne-lʾâyâti liḳavmiy yefḳahûn.
Türkçe Meal
98Yine O’dur, sizi tek bir özden/candan var eden. Geçici ve kalıcı hayat için yer tayin eden (1). Doğrusu biz, bu ayetleri kavrayabilen bir toplum için etraflıca açıkladık. (2)
Açıklamalı meal
98Sizi ilkin bir tek candan yaratan O’dur ve hepinizin mayası, özü aynıdır. Sizin için bir süreliğine dünyada kalacak bir yer ve ölüm sonrası kabirde emanet olarak duracağınız bir yer vardır. Herkesin bir geçici olarak kalacağı, bir de Ahirette sürekli yerleştiği yer vardır. Artık sizin için ilk yaratılıştan itibaren cennet veya cehenneme varıncaya kadar uzanan yolculuğunuzun her basamağında, içinde bulunacağınız bir konum ve kalacağınız bir süre, bir de her basamağın sonunda veda edeceğiniz bir konum ve süre vardır.) Biz, ince düşünüp anlayan bir topluluk için ayetleri genişçe açıkladık.
İlgili ayetler
Ayet 99
1 ayetEn’am 99
وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًاۚ وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ اُنْظُرُٓوا اِلٰى ثَمَرِه۪ٓ اِذَٓا اَثْمَرَ وَيَنْعِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٩٩
Mushaf
Okunuş
99Vehüve-lleẕî enzele mine-ssemâi mââ. feaḫracnâ bihî nebâte külli şeyʾin feaḫracnâ minhü ḫaḍiran nuḫricü minhü ḥabbem müterâkibâ. vemine-nnaḫli min ṭalʿihâ ḳinvânün dâniyetüv vecennâtim min aʿnâbiv vezzeytûne verrummâne müştebihev vegayra müteşâbih.-nżurû ilâ ŝemerihî iẕâ eŝmera veyenʿih. inne fî ẕâliküm leâyâtil liḳavmiy yüʾminûn.
Türkçe Meal
99O’dur, gökten yağmuru indiren. Bu yağmurla her türlü bitkiyi çıkardık, o bitkiden de yemyeşil ekin çıkarır da ondan da üst üste binmiş dizili taneler çıkarırız. Hurma ağacının tomurcuklarından da kolayca erişip koparılabilen salkım salkım hurmalar, yine birbirine renk ve tat olarak benzeyen ve benzemeyen nice üzüm bağları, zeytin ve nar ağaçları çıkarırız. Bu bitkiler hem oluşup gelişirken hem de olgunlaştığında meyvelerine ibret nazarıyla bir bakın. İşte bütün bunlarda, inanacak bir toplum için alınacak nice dersler vardır.
Açıklamalı meal
99O Allah ’ki Gökten yağan yağmurla su indirendir. O suyla her tür bitkiyi çıkartıp mevsimi geldiğinde yemyeşil çimenler yetiştiririz. O yeşilliklerden de birbirinin üstüne binmiş başaklar taneler çıkarırız. Hurmaların tomurcuklarından yere sarkan birbirlerine yakın salkımlar oluştururuz. Yine kimisi birbirine benzeyen, kimisi de benzemeyen üzüm bağları, zeytin ve nar bahçeleri meydana getiririz. O bahçeler ürün verdiğinde bunların meyvelerine bir ham iken bir de olgunlaştıkları zaman ibretle bir bakın. Aynı topraktan aynı gıda ile beslenmelerine rağmen tadı, lezzeti birbirinden farklı meyveleri size ikram eden Allah’tır. Şüphesiz Allah’ın azamet ve gücünün anlaşılması adına iman edip Allah’ı layıkıyla kavramak isteyen bir topluluk için bunlardan alınacak nice ibretlik dersler vardır.
Ayet 100
1 ayetEn’am 100
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَ الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُوا لَهُ بَن۪ينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يَصِفُونَ۟ ١٠٠
Mushaf
Okunuş
100Veceʿalû lillâhi şürakâe-lcinne veḫaleḳahüm veḫaraḳû lehû benîne vebenâtim bigayri ʿilm. sübḥânehû veteʿâlâ ʿammâ yeṣifûn.
Türkçe Meal
100Allah’ın yarattığı görünmez varlıkları/cinleri O’na ortak koştular. Bilgisizce O’nun için oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Oysaki O, onların bu çirkin yakıştırmalarından münezzeh ve çok yücedir.
Açıklamalı meal
100Allah’ın ilminin ve kudretinin yüceliği bu kadar açık görülüp, anlaşılır olmasına rağmen yine de birtakım cahil insanlar, kendileri gibi yaratılmış kimseleri yahut bir kısım görünmez varlıklardan olan cinleri ve melekleri Allah’la birlikte ilah edinip O’na ortak koşmaktan geri durmuyorlar. Yine hiçbir doğru bilgiye dayanmaksızın, melekler Allah’ın kızlarıdır, Üzeyr ve İsa Allah’ın oğludur diyerek Allah’a oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Oysa erkeğiyle, kadınıyla, insanların, cinlerin ve meleklerin hepsini de yaratan Allah’tır, hiçbir şey O’na denk değildir. Allah asla çocuk edinmemiştir. Hâşâ! Allah, müşrik ve kâfirlerin ileri sürdükleri yakıştırmalardan ve noksanlık ifade eden bütün beşerî vasıflardan uzak ve yücedir.
İlgili ayetler
Ayet 101–103
3 ayetEn’am 101
En’am 102
En’am 103
بَد۪يعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَنّٰى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌۜ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ١٠١ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌ ١٠٢ لَا تُدْرِكُهُ الْاَبْصَارُۘ وَهُوَ يُدْرِكُ الْاَبْصَارَۚ وَهُوَ اللَّط۪يفُ الْخَب۪يرُ ١٠٣
Mushaf
Okunuş
101Bedîʿu-ssemâvâti velʾarḍ. ennâ yekûnü lehû veledüv velem tekül lehû ṣâḥibeh. veḫaleḳa külle şeyʾ. vehüve bikülli şeyʾin ʿalîm.
102Ẕâlikümü-llâhü rabbüküm. lâ ilâhe illâ hû. ḫâliḳu külli şeyʾin faʿbüdûh. vehüve ʿalâ külli şeyʾiv vekîl.
103Lâ tüdrikühü-lʾebṣâr. vehüve yüdrikü-lʾebṣâr. vehüve-lleṭîfü-lḫabîr.
Türkçe Meal
101O, göklerin ve yerin örneksiz ve eşsiz yaratıcısıdır. O’nun hiç eşi olmadı ki nasıl çocuğu olsun? Kaldı ki her şeyi yaratan O’dur ve O, her şeyi bilendir.
102Kendisinden başka ilah olmayan (1) ve her şeyin yaratıcısı olan işte bu Allah’tır, (2) sizin Rabbiniz. Öyleyse sadece O’na kulluk edin, (3) zira O’dur her şeye vekil olan/koruyup kollayan (4).
103Hiçbir göz ve idrak O’nu kavrayıp kuşatamaz fakat O, bütün gözleri ve idrakleri kavrar ve kuşatır. O, latif/kavranamayan, sınırsız bilgisiyle her şeyi kuşatan ve her şeyden haberdar olandır.
Açıklamalı meal
101Gökleri ve yeri mükemmel bir biçimde yoktan yaratan, nizamlarını kurup, yasalarına bağlı yaşatan O’dur. O’nun bir eşi benzeri yokken nasıl olur da çocuğu olur? Allah’ın ne yardıma ne ortağa ne de eşe ve çocuk edinmeye ihtiyacı yoktur. Her şeyi Allah yaratmıştır ve O her şeyin tek doğrusunu hakkıyla bilendir.
102İşte kulluk etmeniz gereken Rabbiniz olan Allah budur. O’ndan başka ibadeti hak eden yasalarına uyulacak hiçbir gerçek ilah yoktur. O her şeyi yaratan rızıklarını veren, yaşatan, görüp gözeten ve yaratılanların idaresi O’nun elinde olan Allah’tır. O halde yalnız O’na ibadet ve kulluk edin. O, her şeyin üstünde görüp gözeten ve yöneten bir vekildir.
103Her özelliği ile sınırlı olan insana ait gözler O’nu göremez, idrak edip kuşatamaz. Hiçbir beşerî göz, Allah’ı görebilme özelliği ile yaratılmamıştır. O ise her şeyi görüp gözetir, bütün akılları, bütün gözleri ve o gözlerin gördüklerini çepeçevre kuşatır. Allah’ın mahiyeti kavranamaz, O her türlü tasavvurun üstündedir. O her şeyin içyüzünü en ince ayrıntılarıyla bilip her şeye nüfuz eden latiftir, ilmiyle her şeyden haberdar olandır.
İlgili ayetler
102Bakara 163Âl-i İmran 2Haşr 22Bakara 117Nahl 72Enbiyâ 104Âl-i İmran 51En’am 164Meryem 36Nisâ 81Hûd 12İsrâ 65Ahzab 48
Ayet 104
1 ayetEn’am 104
قَدْ جَٓاءَكُمْ بَصَٓائِرُ مِنْ رَبِّكُمْۚ فَمَنْ اَبْصَرَ فَلِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ عَمِيَ فَعَلَيْهَاۜ وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِحَف۪يظٍ ١٠٤
Mushaf
Okunuş
104Ḳad câeküm beṣâiru mir rabbiküm. femen ebṣara felinefsih. vemen ʿamiye feʿaleyhâ. vemâ ene ʿaleyküm biḥafîż.
Türkçe Meal
104Rabbinizden size basiret/bilinç kaynağı olan vahiy/Kuran gelmiştir. Kim bu vahyin gösterdiği yola girip gereğini yaparsa, bunun yararı kendisinedir; kim de körleşirse, bu da onun aleyhinedir. Zira ben, sizin koruyucunuz değilim.
Açıklamalı meal
104Ey Resûlüm de ki: “ İşte, bu ilahi kitapla Rabbinizden size yaratılış sebebinizi açıklayan açık deliller gerçeği görmeniz için gelmiştir ve size okunanları, söylenenleri anlayıp kavrayabilmeniz için akıl, hissedebilecek gönül, duyacak kulak ve görecek gözle birlikte derin görüş kazandıracak basiret bahşetmiştir. Artık kim vahyin rehberliğinde bu gerçekleri görür duyar, akleder, davet edildiği doğru yola yönelirse kendi yararına bir iş yapmış olur. Kim de aklını işletmeyip inkâr eder, ısrarla gerçeklere gözlerini kapatıp görmek istemezse, kendi zararına bir iş yapmış olur. O halde de ki: “Benim görevim tebliğ ve temsildir. Ben sizi azaptan korumak ve zorla gerçeklere inandırmak için başınıza dikilmiş bekçi değilim.”
Ayet 105–107
3 ayetEn’am 105
En’am 106
En’am 107
وَكَذٰلِكَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ وَلِيَقُولُوا دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ١٠٥ اِتَّبِعْ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِك۪ينَ ١٠٦ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَٓا اَشْرَكُواۜ وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَف۪يظًاۚ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَك۪يلٍ ١٠٧
Mushaf
Okunuş
105Vekeẕâlike nüṣarrifü-lʾâyâti veliyeḳûlû deraste velinübeyyinehû liḳavmiy yaʿlemûn.
106İttebiʿ mâ ûḥiye ileyke mir rabbik. lâ ilâhe illâ hû. veaʿriḍ ʿani-lmüşrikîn.
107Velev şâe-llâhü mâ eşrakû. vemâ ceʿalnâke ʿaleyhim ḥafîżâ. vemâ ente ʿaleyhim bivekîl.
Türkçe Meal
105Ayetlerimizi çok boyutlu ortaya koyuyoruz ki “Sen birilerinden ders almışsın.” desinler. Böylece biz, bu hakikati bilmek isteyen topluma açıklayalım.
106Sen, Rabbinden sana vahyedilen/Kuran’a uy! O’ndan başka ilah yoktur. Müşriklerden de yüz çevir/onların eziyetlerine aldırma.
107Eğer Allah, dileseydi onlar asla şirk koşamazlardı. Biz, seni onların başına bekçi kılmadık. Sen onlara vekil de değilsin.
Açıklamalı meal
105İşte böylece ayetlerimizi çeşitli biçimlerde ve etraflıca açıklıyoruz. İnkârcılar kibir ve inatlarından dolayı “ Senin bu muhteşem ayetleri uydurmana imkân yok. Sen bu sözleri Ehl-i Kitap’tan birilerinden ders alıp iyi öğrenmişin sonra da bize anlatıyorsun. Sen peygamber değilsin, başkalarının etkisinde kalmışsın ” diyorlar. Ey Resûlüm! Ne derlerse desinler sen onlara aldırma. Biz âyetlerimizi hakikati idrak edipanlayan, yaratılışlarının sebebini düşünen ve ona uygun yaşamayı isteyen kimseler için ayrıntılı olarak açıklarız.
106Rabbinden sana vahyedilen Kur’an’ın hükümlerine uy. O’ndan başka ibadeti hak eden hiçbir ilah hükmüne boyun eğilecek hiçbir gerçek otorite yoktur. Kişi kimin hükümlerine kanunlarına uyarsa, onun ilahı odur. Gerekçeleri ne olursa olsun, Allah’tan başka ilâhlara itaat eden, Allah ile beraber başka ilahlara yasama, yönetme, yargılama, cezalandırma hakkı veren o müşriklerden yüz çevir onlardan uzak dur. Çünkü onlar şirk içindedirler.
107İnsanları hak ve bâtıl olanı, seçme konusunda irade verip imtihan etmek üzere yaratmamış olsaydı ve dilediği tercihi Allah yapsaydı onları zorla imana getirir ve hiç kimse Allah’tan başkasını ilah edinemez ve O’na şirk koşamazlardı. Fakat Allah, akıllarını kullanarak kendi özgür irâdeleriyle iman etmelerini istiyor. Yine de onlar, gerçeği anlama konusunda en ufak bir gayret göstermiyorlar. O hâlde, bırak ne hâlleri varsa görsünler; Biz seni zorla inandırmak için onların üzerine bekçi dikmedik. Sen onların üzerine vekil de değilsin. Senin görevin, hakîkati onlara ulaştırmaktan ibarettir.
Ayet 108
1 ayetEn’am 108
وَلَا تَسُبُّوا الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَيَسُبُّوا اللّٰهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍۜ كَذٰلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ اُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّهِمْ مَرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٠٨
Mushaf
Okunuş
108Velâ tesübbü-lleẕîne yedʿûne min dûni-llâhi feyesübbü-llâhe ʿadvem bigayri ʿilm. keẕâlike zeyyennâ likülli ümmetin ʿamelehüm ŝümme ilâ rabbihim merciʿuhüm feyünebbiühüm bimâ kânû yaʿmelûn.
Türkçe Meal
108Müşriklerin, Allah ile aralarına koyup dua ile yalvarıp yakardığı kimselere sövmeyin ki, onlar da bilmeden taşkınlık ve densizlikle Allah’a sövmesinler. İşte böylece her topluma yanlış inanç ve davranışları kendilerine güzel göründü. Sonuçta onlar, Rablerine dönecekler; Allah da onlara yaptıklarını bir bir haber verecek.
Açıklamalı meal
108Ey iman edenler! Siz müşriklerin, Allah’la birlikte başka ilah edinip yardım umarak peşlerinden gittiklerine ve dua edip yalvardıkları, Allah ile aralarına koyarak yardıma çağırdıkları kutsallarına, uğrunda kurbanlar kestikleri putlarına önderlerine, sakın hakaretler edip sövmeyin. Aksi takdirde onlar da cehaletlerinden dolayı size öfkelenip haddi aşarak Allah’a hakaret ederler. Böylece Allah’ın yasalarından başka yasalara uyanların sizlere sövmelerini meşru hale getirmiş ve bundan dolayı da büyük suç işlemiş olursunuz. Birçoğunuz itibariyle inandığınız değerleri tanımadan önce siz de onlar gibiydiniz. Biz her topluma doğru diye yaptıklarını ve vazgeçmek istemediği nizamlarını cazip ve sevimli gösteririz. Allah tarafından ortaya konulan yasalar gereğince, insanlar sürekli yaptıkları kötülükleri zamanla doğal ve olağan davranışlar olarak algılamaya, hatta bir süre sonra onları savunmaya başlarlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, eninde sonunda dönüşleri Rablerinedir, Rablerinin huzurunda toplanıp tercihlerinden hesaba çekileceklerdir. O zaman Allah ne yaptıklarını ve ne hak ettiklerini bütün ayrıntılarıyla kendilerine bildirecektir.
İlgili ayetler
Ayet 109–110
2 ayetEn’am 109
En’am 110
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَٓاءَتْهُمْ اٰيَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَاۜ قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْۙ اَنَّهَٓا اِذَا جَٓاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ ١٠٩ وَنُقَلِّبُ اَفْـِٔدَتَهُمْ وَاَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِه۪ٓ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ۟ ١١٠
Mushaf
Okunuş
109Veaḳsemû billâhi cehde eymânihim lein câethüm âyetüh leyüʾminünne bihâ. ḳul inneme-lʾâyâtü ʿinde-llâhi vemâ yüşʿiruküm ennehâ iẕâ câet lâ yüʾminûn.
110Venüḳallibü efʾidetehüm veebṣârahüm kemâ lem yüʾminû bihî evvele merrativ veneẕeruhüm fî ṭugyânihim yaʿmehûn.
Türkçe Meal
109Onlar kendilerine bir mucize gösterilirse, O’na mutlaka iman edeceklerine var güçleriyle Allah’a yemin etmişlerdi. De ki: “Mucizeler göndermek Allah’ın elindedir. Hem siz şunun farkında değil misiniz ki mucize gelse bile onlar da inanmazlardı.”
110Biz de, onların kalplerini ve basiretlerini tersine çeviririz de ilk defa inanmadıkları gibi yine de inanmazlardı. Biz de onları, azgınlıkları içinde öylece bocalamaya terk ederiz.
Açıklamalı meal
109Müşrikler kendilerine bir mucizenin gelmesi durumunda senin peygamberliğine ve Kur’an’ın Allah’tan gönderilmekte olan ilahi bir kitap olduğuna iman edecekleri konusunda bütün güçleriyle Allah’a yemin ediyorlar. Bu sözleri duyan bazı ml’minler de onların imana gelmesi ümidiyle mucize göstermeni arzu ediyorlar. Sen onlara de ki: “ Mucize gösterip göstermemek tamamen Allah’ın elinde ve O’nun yetkisindedir.” Ey müminler! Onların mucize istemelerine bakmayın. İstedikleri tüm mucizeler gelse de kibir ve inatları yüzünden yine davet edildiklerine yönelip iman etmeyeceklerini bilmiyor musunuz?
110Biz azgınlıkları, nankörlükleri sebebiyle onların kalplerini ve gözlerini perdeleyip hakikate karşı tersine çeviririz ve onları bataklıklarında azgınlıkları içinde bocalamaya terk ederiz. Onca delile rağmen davet edildiklerinde tıpkı ilkin iman etmedikleri gibi mucizeyi gördükten sonra da yine inanmazlardı.
Ayet 111
1 ayetEn’am 111
وَلَوْ اَنَّنَا نَزَّلْنَٓا اِلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتٰى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلًا مَا كَانُوا لِيُؤْمِنُٓوا اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ ١١١
Mushaf
Okunuş
111Velev ennenâ nezzelnâ ileyhimü-lmelâikete vekellemehümü-lmevtâ veḥaşernâ ʿaleyhim külle şeyʾin ḳubülem mâ kânû liyüʾminû illâ ey yeşâe-llâhü velâkinne ekŝerahüm yechelûn.
Türkçe Meal
111Eğer Allah, onlara Melekleri indirmiş olsaydı, ölüler de onlarla konuşmuş olsaydı ve gerçeği ispat edecek her şeyi onların önüne sermiş olsaydı bile Allah dilemedikçe iman etmezlerdi. Fakat onların çoğu bu ilahi yasayı bilmemektedirler.
Açıklamalı meal
111Biz o şirk ve küfrün batağından çıkmayı göze alamayanlara onlar istedi diye, bir mucize olarak melekleri indirip göstersek, ölüleri de mezarlarından çıkıp onlarla konuştursak ve hakikatin şahitleri olarak mucize türünden vadedilen her şeyi önceden önlerine sersek de Allah adına yapılan davete karşı kör ve sağır gibi davranırlar. Ve Allah zorla Müslüman olmalarını dilemedikçe yine iman etmezler. Allah onların ilahi nizam ile yaşamaya layık olmadıklarını bilmektedir. Ancak onların kendileri bu gerçeği bilmediği gibi, onların mucize görüp Müslüman olmalarını arzu edenlerin de çoğu bu gerçeği bilmiyorlar. Biz inkârlarıyla kalplerine mührümüzü vurmuşuzdur. Ancak önyargılarından kurtuldukları zaman mührümüzü açarız. Fakat sizler, bu tip insanların asla iman etmeyeceğini, kıyâmete kadar onlarla mücâdelenin kaçınılmaz olduğunu bileceksiniz.
Ayet 112–114
3 ayetEn’am 112
En’am 113
En’am 114
وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاط۪ينَ الْاِنْسِ وَالْجِنِّ يُوح۪ي بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًاۜ وَلَوْ شَٓاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ ١١٢ وَلِتَصْغٰٓى اِلَيْهِ اَفْـِٔدَةُ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا مَا هُمْ مُقْتَرِفُونَ ١١٣ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْتَغ۪ي حَكَمًا وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ اِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلًاۜ وَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ اَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَ ١١٤
Mushaf
Okunuş
112Vekeẕâlike ceʿalnâ likülli nebiyyin ʿadüvven şeyâṭîne-lʾinsi velcinni yûḥî baʿḍuhüm ilâ baʿḍin zuḫrufe-lḳavli gurûrâ. velev şâe rabbüke mâ feʿalûhü feẕerhüm vemâ yefterûn.
113Velitaṣgâ ileyhi efʾidetü-lleẕîne lâ yüʾminûne bilʾâḫirati veliyerḍavhü veliyaḳterifû mâ hüm muḳterifûn.
114Efegayra-llâhi ebtegî ḥakemev vehüve-lleẕî enzele ileykümü-lkitâbe müfeṣṣalâ. velleẕîne âteynâhümü-lkitâbe yaʿlemûne ennehû münezzelüm mir rabbike bilḥaḳḳi felâ tekûnenne mine-lmümterîn.
Türkçe Meal
112Onlar birbirlerine insanları aldatmak için akıl çelici birtakım yaldızlı sözler fısıldamalarından dolayı görünür görünmez şeytanlar, her nebiye düşman oldular. Gerçi Rabbin seçme hakkı vermeseydi onu da yapamazlardı ya. Öyleyse onlardan ve uyduruk dinlerinden uzak dur!
113Onların amacı da ahirete inanmayanların kalplerini o sözlere meylettirerek, ondan hoşnut olmalarını sağlamaktır ki böylece işledikleri günahları işlemeye devam etsinler.
114Allah, size kitabı ayrıntılı olarak indirmişken (1)şimdi ben Allah’tan başka bir hakem mi arayayım? (2) Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, iyi bilirler ki bu Kuran, Rabbin tarafından indirilmiş hak/gerçeğin kendisidir. (3) Sen de sakın şüpheye düşenlerden olma! (4)
Açıklamalı meal
112Bu şekilde her peygambere ve peygamberlerin Allah adına yapmakta oldukları davetin karşısında şeytanlaşan insan ve cinlerin şeytan olanlarından düşman bir şebeke var etmişizdir. Onlar günahı cazip gösterip aldatmak için, birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Gerçi Rabbin zorlayıcı düzen koysaydı da onları imtihan için serbest bırakmayı dilemeseydi ve tercihi onlara bırakmasaydı bunu yapamazlardı. Ama o zaman da imtihan olmazdı. O halde sen onların kışkırtmalarından uzak dur ve uydurdukları iftiralarıyla baş başa bırak. Rahatça inkârlarının özgürlüğünü yaşasınlar. Nasılsa hesabımıza gelecekler.
113Bu şeytanlar ve onların izinden gitmekte olanların amacı; ahirete inanmak istemeyenlerin kalpleri o yalan yaldızlı sözlere kansın, boş hayallerle onlardan hoşlansınlar ve işledikleri suçu işlemeye devam etsinler, böylece de Allah’tan uzaklaşıp kendilerine kul, köle olsunlar diye böyle sözler fısıldarlar.
114Ey Resûlüm! Sen onlara de ki: “Allah size niçin yaratıldığınızı ve nasıl yaşamanız gerektiğini apaçık ortaya koyan bir Kitap indirmişken hayatıma yön verecek ilkeleri belirlemek için O’ndan başkasının hakemliğini mi isteyeceğim!” Ey Resûlüm! Kendilerine daha önce İncil, Tevrat gibi kutsal kitap verdiğimiz kimseler de iyi bilirler ki. Bu Kur’an Rabbin tarafından insanları en doğru olanı yaşamaya davet için hak üzere indirilmiştir ve gerçeğin ta kendisidir. Dolayısıyla, yolunun doğruluğu konusundasakın şüpheye düşenlerden olma.
İlgili ayetler
Ayet 115
1 ayetEn’am 115
وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًاۜ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ١١٥
Mushaf
Okunuş
115Vetemmet kelimetü rabbike ṣidḳav veʿadlâ. lâ mübeddile likelimâtih. vehüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Türkçe Meal
115Zira Rabbinin kelimeleri doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun kelimelerini/hükümlerini değiştirebilecek bir güç yoktur. O’dur her şeyi işiten, her şeyi bilen.
Açıklamalı meal
115Rabbinin sözü olan bu Kur’an ayetleri, yasaları doğruluk ve adalet bakımından hayat tarzının kaynağı ve sözlerin en mükemmelidir. Onun yasalarında değişiklik olmaz. O’nun sözlerini hiçbir gerekçe ile geçersiz kılıp değiştirebilecek yoktur. O, her şeye güç yetirip dualara icabet eden her şeyi duyandır, her şeyin en doğru olanını bilendir.
Ayet 116–117
2 ayetEn’am 116
En’am 117
وَاِنْ تُطِعْ اَكْثَرَ مَنْ فِي الْاَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ ١١٦ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۚ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ١١٧
Mushaf
Okunuş
116Vein tüṭiʿ ekŝera men fi-lʾarḍi yüḍillûke ʿan sebîli-llâh. iy yettebiʿûne ille-żżanne vein hüm illâ yaḫruṣûn.
117İnne rabbeke hüve aʿlemü mey yeḍillü ʿan sebîlih. vehüve aʿlemü bilmühtedîn.
Türkçe Meal
116Eğer yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Zira onlar, temelsiz zan ve tahminden başka bir şeyin peşine düşmezler ve onlar sadece yalan uydururlar/düşüncesizce hareket ederler.
117Hiç şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanın kim olduğunu en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.
Açıklamalı meal
116Yeryüzünde bulunanların çoğunluğa uyarsan seni Allah’ın doğru yolundan saptırırlar. Zira onların çoğu aklın ilmin ve vahyin gereklerine göre değil sadece zanna asılsız ve bâtıl olana uyuyorlar ve sadece menfaatlerine göre tahminde bulunup kendi uydurdukları yalanlarını doğru sanıyorlar.
117Şüphesiz ki Rabbin, İslâm’dan uzaklaşarak yolundan sapanları da doğru yolda olanların neler yaptığını da en iyi bilendir.
Ayet 118–119
2 ayetEn’am 118
En’am 119
فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ بِاٰيَاتِه۪ مُؤْمِن۪ينَ ١١٨ وَمَا لَكُمْ اَلَّا تَاْكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُمْ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ اِلَّا مَا اضْطُرِرْتُمْ اِلَيْهِۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا لَيُضِلُّونَ بِاَهْوَٓائِهِمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِالْمُعْتَد۪ينَ ١١٩
Mushaf
Okunuş
118Fekülû mimmâ ẕükira-smü-llâhi ʿaleyhi in küntüm biâyâtihî müʾminîn.
119Vemâ leküm ellâ teʾkülû mimmâ ẕükira-smü-llâhi ʿaleyhi veḳad feṣṣale leküm mâ ḥarrame ʿaleyküm illâ me-ḍṭurirtüm ileyh. veinne keŝîral leyüḍillûne biehvâihim bigayri ʿilm. inne rabbeke hüve aʿlemü bilmüʿtedîn.
Türkçe Meal
118Eğer Allah’ın ayetlerine inanıp güveniyorsanız, üzerine Allah’ın adının anıldığı hayvanlardan yiyin.
119Mecbur kaldığınız durumlar dışında, size nelerin haram kılındığı detaylı bir şekilde açıklanmışken siz neden Allah’ın adının anıldığı hayvanlardan yemiyorsunuz? Fakat insanların birçoğu, hiçbir bilgiye dayanmaksızın kendi arzu ve hevesleriyle bu konularda insanları saptırırlar ama Rabbin haddini aşanları (Haram ve helal koyma yetkisini kendinde bulanları) çok iyi bilendir.
Açıklamalı meal
118Doğru yolu bulan biri olarak Allah’ın ayetlerine yürekten inanıyorsanız size helâl kılınan hayvanlardan olmak şartıyla üzerine Allah’ın adı anılan şeylerden ve Besmele ile kesilen hayvanların etlerinden yiyin. O bakımdan, yeme-içmenizde de başkalarının haram kıldıklarına uymayın. Çünkü o müşrikler size inat; kendi ilahlarının adını anarak hayvanlarını kesiyorlar. Hâlbuki onlar da Allah’a inanıyorlardı.
119Allah açlıktan ölme tehlikesi gibi zorunluluk halleri dışında size haram olan şeyleri tek tek ayrıntılı olarak açıklamış olduğu halde siz hâlâ üzerine Allah’ın adı anılmış olanları niçin yemeyeceksiniz? Bilin ki insanların pek çoğu, hiçbir ilâhî bilgiye ve delile dayanmadan kendi kuruntu ve arzularına uyarak “rastgele şu haramdır yenilmez, şu helaldir yenilir” diyorlar. Böylece insanların kafalarını karıştırıp, kendi hükümlerini doğru olarak göstermeye çalışarak bilmeden insanları saptırıyorlar. Hâlbuki yarattıkları hakkında helal ve haram hükümleri koymak hakkı ve yetkisi yalnızca Allah’a aittir. Şüphesiz ki Rabbin, helale haram diyerek sınırı aşan haddini bilmezleri çok iyi bilmektedir.
Ayet 120
1 ayetEn’am 120
وَذَرُوا ظَاهِرَ الْاِثْمِ وَبَاطِنَهُۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْسِبُونَ الْاِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا يَقْتَرِفُونَ ١٢٠
Mushaf
Okunuş
120Veẕerû żâhira-lʾiŝmi vebâṭineh. inne-lleẕîne yeksibûne-lʾiŝme seyüczevne bimâ kânû yaḳterifûn.
Türkçe Meal
120Günahın açığını da gizlisini de terk edin. Zira günah işleyenler, zamanı geldiğinde günahlarının cezasını çekecekler.
Açıklamalı meal
120Ey mü’minler! Allah’ın her şeyi bildiğine iman eden biri olarak ister insan öldürme, yalan, dedikodu, iftira gibi açık olsun ister kalpte işlenen küfür, şirk, inkâr gibi gizli olsun, günahın her türlüsünden uzak durup kaçının. Unutmayın ki bilerek ve sürekli günah işleyenler mutlaka yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.
Ayet 121
1 ayetEn’am 121
وَلَا تَاْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌۜ وَاِنَّ الشَّيَاط۪ينَ لَيُوحُونَ اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْۚ وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ۟ ١٢١
Mushaf
Okunuş
121Velâ teʾkülû mimmâ lem yüẕkeri-smü-llâhi ʿaleyhi veinnehû lefisḳ. veinne-şşeyâṭîne leyûḥûne ilâ evliyâihim liyücâdilûküm. vein eṭaʿtümûhüm inneküm lemüşrikûn.
Türkçe Meal
121Üzerine Allah’ın adı anılmadan kesilmiş hayvanlardan yemeyin. İşte bu, emre isyandır. Zira şeytanlaşmış insanlar, kendi dostlarına, sizinle uğraşıp ikna etmeleri için telkinde bulunurlar. Onlara uyarsanız, siz de müşriklerden olursunuz.
Açıklamalı meal
121Üzerine Allah’ın adı anılmadan Besmelesiz ve başkasının adı anılarak kesilen hayvanların etlerini yemeyin. Şüphesiz bu büyük bir günah ve isyan olup yoldan çıkmaktır ve insanı Allah’a karşı duyarsızlaştırır. Doğrusu şeytanlar ve şeytanı dost edinmiş insanlar kafanızı karıştırıp sizinle tartışmaları için kendileriyle iş birliği halindeki dostlarına fısıldayıp telkinde bulunmaktadırlar. Bu telkinlerden biri de helal-haram konusunda hassasiyetin kaybolmasıdır. Eğer verdikleri hükmü benimseyerek onlara itaat ederseniz o zaman siz de onlar gibi Allah’tan başka varlıkların otoritesine boyun eğen müşriklerden olursunuz.
İlgili ayetler
Ayet 122–124
3 ayetEn’am 122
En’am 123
En’am 124
اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْش۪ي بِه۪ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَاۜ كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِر۪ينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٢٢ وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا ف۪ي كُلِّ قَرْيَةٍ اَكَابِرَ مُجْرِم۪يهَا لِيَمْكُرُوا ف۪يهَاۜ وَمَا يَمْكُرُونَ اِلَّا بِاَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ ١٢٣ وَاِذَا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَةٌ قَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ حَتّٰى نُؤْتٰى مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ رُسُلُ اللّٰهِۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُۜ سَيُص۪يبُ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعَذَابٌ شَد۪يدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ ١٢٤
Mushaf
Okunuş
122Evemen kâne meyten feaḥyeynâhü veceʿalnâ lehû nûray yemşî bihî fi-nnâsi kemem meŝelühû fi-żżulümâti leyse biḫâricim minhâ. keẕâlike züyyine lilkâfirîne mâ kânû yaʿmelûn.
123Vekeẕâlike ceʿalnâ fî külli ḳaryetin ekâbira mücrimîhâ liyemkürû fîhâ. vemâ yemkürûne illâ bienfüsihim vemâ yeşʿurûn.
124Veiẕâ câethüm âyetün ḳâlû len nüʾmine ḥattâ nüʾtâ miŝle mâ ûtiye rusülü-llâh. allâhü aʿlemü ḥayŝü yecʿalü risâleteh. seyüṣîbü-lleẕîne ecramû ṣagârun ʿinde-llâhi veʿaẕâbün şedîdüm bimâ kânû yemkürûn.
Türkçe Meal
122Hiç ölü iken (Vahiy ve imanla) hayat verdiğimiz, insanlar arasında yolunu bulması için yürüyeceği bir ışık/vahiy bahşettiğimiz kimsenin durumu, içinden çıkamayacağı karanlıklara gömülmüş kişi gibi olur mu? (1) Gel gör ki gerçeği örtbas eden kâfirlere yaptıkları güzel görünüyor.(2)
123Ve böylece, her memlekette oranın günahkâr ileri gelen büyükleri orada entrikalarla iş başına gelirler, yaptıkları hile ve tuzakları kendi başlarına geçer de bunun farkında olmazlar.
124Onlara herhangi bir ayet geldiğinde; “Allah’ın daha önceki elçilerine verilen bize de verilmedikçe iman etmeyeceğiz” derler. Oysa Allah, elçilik görevini nasıl yaptıracağını en iyi kendisi bilir. Suç ve günah bataklığına batmış olanlar, kurdukları hile ve entrikalarından dolayı Allah katından bir aşağılanmaya ve şiddetli bir azaba uğrayacaklar.
Açıklamalı meal
122Hiç henüz hidayetle ermediği için manevî anlamda ölü iken hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmesinden dolayı imanla tanıştırıp dirilttiğimiz ve Allah’ın kendisine insanlar arasında doğru yolda yürümesini için kendisine ışık tuttuğu kimseyle, manen karanlıklar içinde kalıp da oradan bir türlüçıkamayan kimsenin durumu bir olur mu? İşte haramı-helal, çirkini-güzel gören kâfirlere yaptıkları ameller ve işledikleri günahlar bu şekilde önyargılarıyla süslü ve cazip gösterilmiştir. Ama gel gör kişeytana uydukları için, karanlıktan aydınlığa çıkmak istemeyen, bataklıkta yaşamak kendisine güzel görünen kimseyi hakikate inandıramazsın.
123Biz halkın değer yargılarının bozulduğu her ülkenin helale-haram diyen önde gelen müşrik kimselerini kötü planlar yapmaları için iktidar imkânı vererek oranın suçluları kılarız ve şirk sistemleri kurmalarına engel olmayız. Derken onlar kendi memleketlerinde her türlü hile ve entrikalar çevirip zulüm yapmaya başlarlar. Kendini beğenmiş kibirli yöneticiler, yaptıkları her işin doğru olduğunu zanneder, öğüt ve uyarılara kulak vermezler. Bu yüzden de, sürekli fesat çıkarır, entrikalar çevirip dururlar. Halbuki onlar böyle yapmakla kendi kuyularını kazarlar çevirdikleri entrikalar, yalnız kendi aleyhlerine olur ama bunun farkında olmazlar. Zira yaptıkları her kötülük, yarın Diriliş Gününde cehennem azabı olarak karşılarına çıkacaktır.
124Böylelerine her ne zaman Allah’tan bir ayet tebliğ edilip de ona uymaya davet edilse: “Allah’ın peygamberlerine gelen âyetlerin benzeri bize de gelmedikçe asla iman etmeyeceğiz” Muhammed’den ne eksiğimiz var? Bu dünyada güç, servet ve şöhret sahibi olan bizler, Peygamberliğe ondan daha lâyık değil miyiz? derler. Oysa onlar ne derse desin Allah peygamberlik görevini kime vereceğini ve neye göre belirleyeceğini çok iyi bilir. Hadlerini aşmakla suç işleyen o kimseler kibir ve küstahlıklarına denk bir ceza olarak Allah katında aşağılık bir duruma düşecekler ve kurdukları tuzaklardan ve çevirdikleri entrikalardan dolayı Hesap Günü Allah’ın huzurunda toplandıklarında şiddetli bir azaba çarptırılacaklardır.
Ayet 125
1 ayetEn’am 125
فَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِۚ وَمَنْ يُرِدْ اَنْ يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَاَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَٓاءِۜ كَذٰلِكَ يَجْعَلُ اللّٰهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ ١٢٥
Mushaf
Okunuş
125Femey yüridi-llâhü ey yehdiyehû yeşraḥ ṣadrahû lilʾislâm. vemey yürid ey yüḍillehû yecʿal ṣadrahû ḍayyiḳan ḥaracen keennemâ yeṣṣaʿʿadü fi-ssemâʾ. keẕâlike yecʿalü-llâhü-rricse ʿale-lleẕîne lâ yüʾminûn.
Türkçe Meal
125Kim Allah’ın doğru yoluna girmek isterse, Allah, onun göğsünü İslam’a açar. Kimin de sapkınlığını onaylarsa, sanki göğe yükseliyormuş gibi göğsünü daraltır. Allah, iman etmeyenleri pislik içinde bırakır.
Açıklamalı meal
125Allah doğru davranışlarından dolayı layık gördüğü ve yola geldiğini onaylamak istediği kimsenin gönlünü doğru yol olan İslam’a yöneltir. Yanlış davranışlarından dolayı niyet ve ameline göre sapmak isteyen ve yoldan saptığını onaylamak istediği kişinin de kalbini adeta göğe yükseliyormuş da nefes almakta zorlanıyormuş gibi daraltıp sıkıştırır ve sapıklığında bırakır. İşte Allah davetine sırt dönerek her türlü âyet ve delil karşısında bile iman etmeyen nankörleri böyle pislik ve azap içinde bırakır ve bocalayarak içinden çıkılmaz sıkıntılara sokar. İnsan göğe doğru yükseldikçe oksijen azalıp basınç düştüğünden göğsü daralıp teneffüs etmesi nasıl güçleşiyorsa, İslâm’ı içine sindiremeyenlerin de İslâm’a karşı içleri daralacak, İslâm’ı yaşayanlar çoğaldıkça daha da bunalacaktır.
Ayet 126–127
2 ayetEn’am 126
En’am 127
وَهٰذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَق۪يمًاۜ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ ١٢٦ لَهُمْ دَارُ السَّلَامِ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٢٧
Mushaf
Okunuş
126Vehâẕâ ṣirâṭu rabbike müsteḳîmâ. ḳad feṣṣalne-lʾâyâti liḳavmiy yeẕẕekkerûn.
127Lehüm dâru-sselâmi ʿinde rabbihim vehüve veliyyühüm bimâ kânû yaʿmelûn.
Türkçe Meal
126İşte bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Andolsun ki öğüt almak isteyen toplum için ayetleri ayrıntılı olarak açıklamışızdır.
127Bunlar için, Rableri katında selamet mutluluk ve barış yurdu vardır. Yaptıklarından dolayı Allah, bunların velisidir/koruyup kollayanıdır.
Açıklamalı meal
126İşte Rabbinin Kur’an ile gösterdiği dosdoğru yolu İslâm budur ve daha doğru yol da yoktur. Biz aklını kullanıp düşünen öğüt ve ibret alan böylece de doğru yolu bulmak isteyen bir toplum için doğru ve eğri yolları işaret eden âyetlerimizi detaylıca açıklıyoruz.
127O öğüt alıp Allah’ın âyetleri ışığında yürümeye çalışanlara Rabblerinin katında dert, tasa ve üzüntünün olmadığı esenlik ve mutluluk yurdu olan cennet vardır. Bu seçimlerinden ve sürekli yapmakta oldukları hayırlı işlerden dolayı Allah onların yardımcısı ve gerçek dostudur.
Ayet 128
1 ayetEn’am 128
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَم۪يعًاۚ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُمْ مِنَ الْاِنْسِۚ وَقَالَ اَوْلِيَٓاؤُ۬هُمْ مِنَ الْاِنْسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَٓا اَجَلَنَا الَّذ۪ٓي اَجَّلْتَ لَنَاۜ قَالَ النَّارُ مَثْوٰيكُمْ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّ رَبَّكَ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ ١٢٨
Mushaf
Okunuş
128Veyevme yaḥşüruhüm cemîʿâ. yâ maʿşera-lcinni ḳadi-stekŝertüm mine-lʾins. veḳâle evliyâühüm mine-lʾinsi rabbene-stemteʿa baʿḍunâ bibaʿḍiv vebelagnâ ecelene-lleẕî eccelte lenâ. ḳâle-nnâru meŝvâküm ḫâlidîne fîhâ illâ mâ şâe-llâh. inne rabbeke ḥakîmün ʿalîm.
Türkçe Meal
128O gün O, onların hepsini bir araya toplayacak ve onlara diyecek ki: “Ey görünmez cin şeytanlar topluluğu, siz insanların çoğunu yoldan çıkarmak için her şeyi kullandınız.” Bunun üzerine onların yandaşları olan insanlar da: “Rabbimiz, biz birbirimizden istifade ettik/iş birliği yaptık ve nihayet bizim için belirlediğin sürenin sonuna geldik.” derler. Allah da buyurur: “Allah, sizin oradan çıkmanızı dilemedikçe, içinde yerleşip kalacağınız yer ateştir. Zira senin Rabbin, her şeyi yerli yerince yapan ve her şeyi bilendir.”
Açıklamalı meal
128Allah mahşerde cinlerin ve insanların hepsini bir araya topladığı Hesap günü: “Ey cin taifesinden olan şeytan ve şeytanı kendine dost edinmişler topluluğu! Siz dünyada kendiniz Allah’ın davetinden yüz çevirdiğiniz gibi insanlardan birçoğunu da bu günahın pençesine düşürüp peşinize takmak ve azdırmak için çok uğraştınız Birçoğunu da tuzağınıza düşürmek suretiyle kendinize kul köle edindirip aldatarak aranıza kattınız ” diyecek. O insanlardan şeytanlara uyan ve veli edinip yoldaşı olan işbirlikçi dostları da Allah’a suçlarını itiraf ederek: “Ey Rabbimiz! Biz dünyada iken şeytanlarla karşılıklı yardımlaşarak birbirimizden çok yararlandık. Onlar bizi kandırmanın mutluluğunu yaşadı, biz de kandırılıp dünya zevklerine dalmanın mutluluğunu yaşadık. Biz, dünyaya ve cazibelerine kapılmada onların vesvese ve telkinlerine uyduk; onlar da bizi kandırmakla lezzet aldılar. Böylece zulüm ve haksızlıklarla dolu bir hayat sürdük ve sonunda, bizim için belirlemiş olduğun sürenin sonuna geldik. Ama yolumuzun yanlış olduğunu gördük ve inanmayıp yüz çevirdiğimiz gerçeklerle karşılaştık ” diyecekler. Allah da onlara şöyle diyecek: Artık çok geç Allah’ın dileyip belirledikleri dışında, sonsuza kadar kalmak üzere yerleşeceğiniz yeriniz yurdunuz içinde ölmeyeceğiniz cehennemdir. Allah’ın sizin hakkınızdaki takdiri budur ” Şüphesiz Rabbin tam hüküm ve hikmet sahibi hakimdir, ilminde sınır olmayan ve her şeyi hakkıyla alimdir.
İlgili ayetler
Ayet 129–131
3 ayetEn’am 129
En’am 130
En’am 131
وَكَذٰلِكَ نُوَلّ۪ي بَعْضَ الظَّالِم۪ينَ بَعْضًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ۟ ١٢٩ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اَلَمْ يَاْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَات۪ي وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۜ قَالُوا شَهِدْنَا عَلٰٓى اَنْفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِر۪ينَ ١٣٠ ذٰلِكَ اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ ١٣١
Mushaf
Okunuş
129Vekeẕâlike nüvellî baʿḍa-żżâlimîne baʿḍam bimâ kânû yeksibûn.
130Yâ maʿşera-lcinni velʾinsi elem yeʾtiküm rusülüm minküm yeḳuṣṣûne ʿaleyküm âyâtî veyünẕirûneküm liḳâe yevmiküm hâẕâ. ḳâlû şehidnâ ʿalâ enfüsinâ vegarrathümü-lḥayâtü-ddünyâ veşehidû ʿalâ enfüsihim ennehüm kânû kâfirîn.
131Ẕâlike el lem yekür rabbüke mühlike-lḳurâ biżulmiv veehlühâ gâfilûn.
Türkçe Meal
129İşte böylece, şeytanlarla iş birliği yapan zalimler, işledikleri sebebiyle birbirlerinin ayartıcı dostları olurlar.
130“Ey görünür görünmez/bilinir bilinmez iradeli varlıklar topluluğu! İçinizden ayetlerimi size anlatan ve hesabınızla yüz yüze geleceğinizle sizi uyaran elçiler gelmedi mi?” Onlar da “Kendi aleyhimize şahitlik ederiz ki geldiler.” diyecekler. Fakat şu geçici dünya hayatının cazibesi onları aldanışa sürüklemiş ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik etmiş olacaklar.
131İşte bu, senin Rabbinin, bir memleketi, sırf halkı gerçeklerden habersizken onları haksız yere helak etmeyeceğindendir.
Açıklamalı meal
129İşte böylece, işledikleri günahlar yüzünden, Allah’ın, davetinden yüz çevirip gerçeklerin üstünü örten zalimlerin bir kısmını halktan diğer bir kısmı ile dost edip onların başına idareci yaparız. Böylece inatları yüzünden birbirlerini ayartıp felakete götürürler
130Allah, Hesap Günü de bunlara şöyle seslenecek: “Ey cin ve insan topluluğundan müşrik ve kâfir olmayı seçen sapkınlar. İçinizden, size ayetlerimi okuyup anlatan ve bugünle karşılaşacağınıza dair sizi doğru olana davet edip uyaran peygamberler gelmedi mi?” Bu soru üzerine onlar da: “ Ey Rabbimiz geldiler ve bizi bugünün geleceği ile de uyardılar ama biz onlara kulak vermedik Evet kendi aleyhimize ve haksız olduğumuza bizzat kendimiz şahitlik ediyoruz ” derler. Onlar zaten dünyada iken de kâfir olduklarını vicdanlarında hissediyor, fakat bilerek inkârı tercih ediyorlardı. İşte dünya hayatı onları aldattı ve geçici dünya hayatına olan düşkünlüklerinin, kendilerinin müşrik ve kâfir olmalarına sebep olduklarını itiraf edip kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.
131İşte bu da göstermektedir ki, senin Rabbin peygamber ve kitap gönderip uyarmadıkça halkı gerçeklerden ve Allah’ın kendilerinden ne istediğinden habersiz yaşayıp giderken hiçbir ülkeyi asla haksızlıkla helak etmez.
Ayet 132
1 ayetEn’am 132
وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُواۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ ١٣٢
Mushaf
Okunuş
132Veliküllin deracâtüm mimmâ ʿamilû. vemâ rabbüke bigâfilin ʿammâ yaʿmelûn.
Türkçe Meal
132Zira herkes için, yaptığıyla orantılı dereceler vardır. Çünkü senin Rabbin, onların yaptıklarına karşı duyarsız değildir.
Açıklamalı meal
132İyi bilin ki Allah katında herkesin bilerek ve isteyerek yaptığı amellerine göre cennet ya da cehennemde elde ettikleri türlü türlü dereceleri vardır ve Allah katında buna göre muamele görecektir. Senin Rabbin onların hangi ameli hangi niyetle yaptıklarından habersiz ve yapılanlara karşı da kayıtsız değildir. O hâlde, ey insan, en yüksek dereceyi kazanmak için Rabb’ine kulluk et!
Ayet 133
1 ayetEn’am 133
وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُو الرَّحْمَةِۜ اِنْ يَشَاْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنْ بَعْدِكُمْ مَا يَشَٓاءُ كَمَٓا اَنْشَاَكُمْ مِنْ ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ اٰخَر۪ينَۜ ١٣٣
Mushaf
Okunuş
133Verabbüke-lganiyyü ẕü-rraḥmeh. iy yeşeʾ yüẕhibküm veyestaḫlif mim baʿdiküm mâ yeşâü kemâ enşeeküm min ẕürriyyeti ḳavmin âḫarîn.
Türkçe Meal
133Rahmet sahibi olan Rabbin, hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir (1). O dilerse sizi ortadan kaldırır ve sizi, başka bir toplumdan var ettiği gibi, dilerse sizin yerinize de arkanızdan başka bir toplumu ortaya çıkarır (2).
Açıklamalı meal
133Ey insanlar! Sizin Rabbiniz hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır. Hem de şefkat ve merhamet sahibidir. Gerekli görüp de dilerse sizi ortadan kaldırır ve yerinize başka bir topluluk getirir. Tıpkı sizi başka bir topluluğun soyundan yarattığı gibi.
İlgili ayetler
Ayet 134
1 ayetEn’am 134
اِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَاٰتٍۙ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ ١٣٤
Mushaf
Okunuş
134İnne mâ tûʿadûne leâtiv vemâ entüm bimüʿcizîn.
Türkçe Meal
134Size vaat edilen o şey mutlaka gelecektir ve siz ona asla engel olamayacaksınız.
Açıklamalı meal
134Allah tarafından başta kıyâmet ve Hesap Günü gibi size vaad edilen ne varsa mutlaka gelecektir ve sakın şüpheniz olmasın ki siz ona asla engel olamazsınız
İlgili ayetler
Ayet 135–136
2 ayetEn’am 135
En’am 136
قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّ۪ي عَامِلٌۚ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ١٣٥ وَجَعَلُوا لِلّٰهِ مِمَّا ذَرَاَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْاَنْعَامِ نَص۪يبًا فَقَالُوا هٰذَا لِلّٰهِ بِزَعْمِهِمْ وَهٰذَا لِشُرَكَٓائِنَاۚ فَمَا كَانَ لِشُرَكَٓائِهِمْ فَلَا يَصِلُ اِلَى اللّٰهِۚ وَمَا كَانَ لِلّٰهِ فَهُوَ يَصِلُ اِلٰى شُرَكَٓائِهِمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ ١٣٦
Mushaf
Okunuş
135Ḳul yâ ḳavmi-ʿmelû ʿalâ mekânetiküm innî ʿâmil. fesevfe taʿlemûne men tekûnü lehû ʿâḳibetü-ddâr. innehû lâ yüfliḥu-żżâlimûn.
136Veceʿalû lillâhi mimmâ ẕerae mine-lḥarŝi velʾenʿâmi neṣîben feḳâlû hâẕâ lillâhi bizaʿmihim vehâẕâ lişürakâinâ. femâ kâne lişürakâihim felâ yeṣilü ile-llâh. vemâ kâne lillâhi fehüve yeṣilü ilâ şürakâihim. sâe mâ yaḥkümûn.
Türkçe Meal
135De ki: “Ey toplumum, siz size yakışanı yapın ben de görevimi yapıyorum. Mutlu sonun kimin olacağını nasıl olsa yakında öğreneceksiniz. Şu bir gerçek ki kendilerini helake sürükleyen zalimler asla iflah olmazlar.”
136Allah’ın yarattığı ekinden ve evcil hayvanlardan, Allah’a bir pay ayırıyorlar ve batıl inançlarına göre, “Bu, Allah’ındır, bu da ortaklarımızındır” diyorlar. Ortakları için ayırdıkları pay Allah’a ulaşmıyor ama Allah için ayırdıkları pay ortaklarına ulaşıyordu. Ne saçma hüküm veriyorlar öyle!
Açıklamalı meal
135Ey Peygamber! Çağırıldıkları gerçeklere iman etmeyip davana iman edenlere düşmanlık edip saldıranlara meydan okuyarak de ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni ardınıza koymayıp yapın, ben de insanları Allah adına davet konusunda elimden geleni yapacağım. Sonunda bu dünya yurdunda üstünlük ve şeref, âhirette ise cennet kimin olacak yakında göreceksiniz. Şüphe yok ki, varoluş gayesine aykırı hareket eden zalim nankör, müşrik ve kâfirler asla mutluluğa, şeytani amaçlarına ve kurtuluşa eremezler.”
136Bunlar bir de kalkıp Allah’ın yarattığı ekin ve koyun, keçi gibi evcil hayvanlardan Allah için bir pay ayırıp bu Allah’ın hakkıdır diyerek güya yakınlığımızı umuyorlar. Diğer taraftan da kendi bâtıl iddialarınca “Bu pay, Allah’a ait; şu da Allah’la birlikte bizi koruyan, yöneten ve ortak yaptığımız ilâhlarımızın hakkıdır” bölüştürmede bulunurlar. Fakat yine de işlerine geldiği gibi davranır ve kendi ilâhlarına ayırdıklarını onlar için harcarken, Allah için ayrılan payı ise Allah zengindir, ihtiyacı yoktur gerekçesiyle Allah için sarf etmeyip, put edindikleri ilâhları uğruna kullanırlar. İlah edindikleri için ayırdıkları paylar onları putperest yaptığı gibi, Allah için ayırdıkları payın da hiçbir anlamı ve değeri yoktur. Böyle yapmakla ne kötü hüküm verip, kendi kanunlarını da ne kötü uyguluyorlar!
Ayet 137–138
2 ayetEn’am 137
En’am 138
وَكَذٰلِكَ زَيَّنَ لِكَث۪يرٍ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ قَتْلَ اَوْلَادِهِمْ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا عَلَيْهِمْ د۪ينَهُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ ١٣٧ وَقَالُوا هٰذِه۪ٓ اَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌۘ لَا يَطْعَمُهَٓا اِلَّا مَنْ نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ وَاَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَاَنْعَامٌ لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا افْتِرَٓاءً عَلَيْهِۜ سَيَجْز۪يهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ١٣٨
Mushaf
Okunuş
137Vekeẕâlike zeyyene likeŝîrim mine-lmüşrikîne ḳatle evlâdihim şürakâühüm liyürdûhüm veliyelbisû ʿaleyhim dînehüm. velev şâe-llâhü mâ feʿalûhü feẕerhüm vemâ yefterûn.
138Veḳâlû hâẕihî enʿâmüv veḥarŝün ḥicr. lâ yaṭʿamühâ illâ men neşâü bizaʿmihim veenʿâmün ḥurrimet żuhûruhâ veenʿâmül lâ yeẕkürûne-sme-llâhi ʿaleyhe-ftirâen ʿaleyh. seyeczîhim bimâ kânû yefterûn.
Türkçe Meal
137İşte bu sapık ortaklık inançları, müşriklerin çoğuna evlatlarını öldürmeyi bile güzel göstermişti ve böylece onları hem helake ve hüsrana sürüklemiş ve batıl inançlarını da din haline getirmişlerdi. Gerçi Allah, seçme hakkı vermeseydi bunu yapamazlardı. Öyleyse sen onları uyduruk inançlarıyla baş başa bırak.
138Yine onlar batıl inançlarınca: “İşte şu hayvanlar ve ekinler kutsaldır/dokunulmazdır, dilediğimiz kimse dışında onlardan kimse yiyemez. Şu hayvanlara da binilmez ve yük vurulmaz.” derler. Ve birtakım hayvanlar da var ki Allah’a iftira ederek onların üzerine Allah’ın adını anmazlar. Zamanı gelince iftira ettiklerinden dolayı Allah, onları cezalandıracaktır.
Açıklamalı meal
137Müşriklerin, Allah’la birlikte ilah edinip ortak koştukları o putlara hizmetle görevli kimseler birçoğuna fakirlik korkusu, nüfus plânlaması, namus temizleme gibi ahmakça bahanelerle kız çocuklarını bile öldürmeyi cazip gösterdiler. Böylece hem kendilerini hüsrana sürükleyip mahvettiler hem de dinlerini bozuk anlayışlarıyla karmakarışık hale getirdiler. Allah onları kendi iradelerine bırakmamayı dileseydi, insanların irâdesine müdahalede bulunup, onları zorla îmâna getirirdi de bunları yapamazlardı. Ey Resûlüm! Sen elinden geleni yaptıktan sonra, baktın olmuyor onları uydurdukları şirk, küfür ve hurafeye dayalı yalanlarıyla baş başa bırak. İmtihan nedeniyle verdiğimiz sürede ne yapabiliyorlarsa yapsınlar! Nasılsa dönüp dolaşacakları hesabımızdır.
138Yine kendi uydurdukları düzmece bâtıl inançları sebebi ile bazı hayvanları ve mahsulleri kutsal kabul ederek: “ İlâhlarımıza ait olan bu ekinler ve koyun, keçi gibi hayvanlar haram ve dokunulmazdır. Bunları bizim belirlediğimiz ve izin verdiğimiz kutsal kimselerden başkası yiyemez diyerek insanlara verdiğimiz rızkın önüne geçtiler. Ayrıca putlara adadığımız Bâhire, Sâibe, Vâsile ve Hâmi gibi isimlerle anılan bu hayvanların sırtlarına binilmesi ve yük yüklenilmesi de yasaklanmıştır, bunlar bizim helal ve haram sınırlarımızdır ” dediler. Bununla birlikte sanki o hükümleri Allah koymuşçasına Allah’a iftirada bulunarak bazı hayvanları keserken de özellikle üzerlerine Allah’ın adını anmazlar. Besmelesiz keser veya öldürürler. Üstelik bunun böyle olmasını, “Allah diledi.” diyerek Allah’a iftira atarlar. Allah onları bütün bu mesnetsiz hurafeleri ve iftiralarından dolayı hak ettikleri ile cezalandıracaktır.
Ayet 139
1 ayetEn’am 139
وَقَالُوا مَا ف۪ي بُطُونِ هٰذِهِ الْاَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلٰٓى اَزْوَاجِنَاۚ وَاِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ ف۪يهِ شُرَكَٓاءُۜ سَيَجْز۪يهِمْ وَصْفَهُمْۜ اِنَّهُ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ ١٣٩
Mushaf
Okunuş
139Veḳâlû mâ fî büṭûni hâẕihi-lʾenʿâmi ḫâliṣatül liẕükûrinâ vemüḥarramün ʿalâ ezvâcinâ. veiy yeküm meyteten fehüm fîhi şürakâʾ. seyeczîhim vaṣfehüm. innehû ḥakîmün ʿalîm.
Türkçe Meal
139Ve bir de “Şu hayvanların karınlarındakileri sadece erkeklerimiz yiyebilir. Kadınlarımıza haramdır, ama eğer ölü doğarsa hepsi ortaktır, yiyebilir.” derler. Allah, onları haram ve helal uydurdukları için cezalandıracaktır. Zira hüküm veren de O’dur, her şeyi bilen de O’dur.
Açıklamalı meal
139Bu müşrikler bunlarla da kalmayıp, bir yana ayırdıkları bazı küçük ve büyük baş hayvanlar için yine iftiraya devam ederek: “Şu hayvanların karınlarından canlı olarak doğmuş olanlar yalnız erkeklerimize helaldir, kadınlarımıza ise haramdır. Eğer yavru ölü olarak doğarsa veya doğar doğmaz ölürse o zaman kadın-erkek hepsi de ona ortaktır. Onun etini her ikisi de yiyebilir ” dediler. Hâlbuki yarattıkları üzerinde helal ve haram hükümlerini belirlemek yalnızca Allah’a aittir. Allah’tan başka hiç kimsenin helali ve haramı belirleme hakkı ve yetkisi yoktur. Allah o yarattıkları ile ilgili kendi kafalarına göre bu helal”, “şu haram” diye sınırlar koymaya çalışanlara bu tür yakıştırmalarının cezasını çok çetin bir azap ile verecektir. O hüküm ve hikmet sahibi olan hakimdir ve her şeyin en doğrusunu bilen alimdir
İlgili ayetler
Ayet 140
1 ayetEn’am 140
قَدْ خَسِرَ الَّذ۪ينَ قَتَلُٓوا اَوْلَادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُوا مَا رَزَقَهُمُ اللّٰهُ افْتِرَٓاءً عَلَى اللّٰهِۜ قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَد۪ينَ۟ ١٤٠
Mushaf
Okunuş
140Ḳad ḫasira-lleẕîne ḳatelû evlâdehüm sefehem bigayri ʿilmiv veḥarramû mâ razeḳahümü-llâhü-ftirâen ʿale-llâh. ḳad ḍallû vemâ kânû mühtedîn.
Türkçe Meal
140Cahillikleri ve beyinsizlikleri yüzünden, çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızkı, Allah’a iftira ederek haram kılanlar, kesinlikle hüsrana uğramışlardır. Çünkü onlar, bilerek sapmışlar ve amaçlarına ulaşamamışlardır.
Açıklamalı meal
140Akılsızlıkları cehaletleri yüzünden çocuklarını öldürenler, kürtajla bebeklerini katledenler, nesillerini ahlâk ve maneviyatla terbiye etmeyenler ve Rabbimiz bize böyle emretti” diyerek bir kısım hayvanları keserken üzerlerine Allah’ın adını anmayıp Allah’a iftirada bulunanlar, Allah’ın onlara helal olarak verdiği rızkı kendi kendilerine haram kılanlar, elbette dünya ve âhirette hüsrana uğramışlardır. Onlar öyle bir sapıklığa düştüler ki Allah’ın yaratılış yasasına sırtlarını döndükleri için bir daha kesinlikle doğru yolu bulacak değillerdir. Onlar elbette ki Allah’ın âyetlerinden yüz çevirmelerinin cezasını çekeceklerdir.
Ayet 141
1 ayetEn’am 141
وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْشَاَ جَنَّاتٍ مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا اُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ كُلُوا مِنْ ثَمَرِه۪ٓ اِذَٓا اَثْمَرَ وَاٰتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِه۪ۘ وَلَا تُسْرِفُواۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَۙ ١٤١
Mushaf
Okunuş
141Vehüve-lleẕî enşee cennâtim maʿrûşâtiv vegayra maʿrûşâtiv vennaḫle vezzerʿa muḫtelifen ükülühû vezzeytûne verrummâne müteşâbihev vegayra müteşâbih. külû min ŝemerihî iẕâ eŝmera veâtû ḥaḳḳahû yevme ḥaṣâdihi. velâ tüsrifû. innehû lâ yüḥibbü-lmüsrifîn.
Türkçe Meal
141Zira O’dur aynı topraktan çıktığı halde çardaklı ve çardaksız bahçeleri, tadı birbirine benzeyen ve benzemeyen çeşitli hurma ve ekinleri, zeytin ve narları yaratan. Meyve verdikleri zaman onların meyvelerinden yiyin ve hasat zamanı geldiğinde fakire hakkını verin, fakat israf ederek savurganlık yapmayın. Çünkü O, aşırılık yapanları sevmez.
Açıklamalı meal
141Asmalı ve asmasız onca bağları bahçeleri meydana getiren, tatları görüntüleri ve meyveleri birbirinden farklı hurmaları ve çeşit çeşit ekinleri, birbirine bazı yönlerden benzeyen ve bazı yönlerden benzemeyen zeytinleri narları ve birçok nimetleri, kulları için yaratan Allah’tır. Bütün bunlar olgunlaşıp meyve verdiğinde meyvesinden yiyin ve ürünleri toplayacağınız hasat günü de o nimetlerin üzerindeki yoksulların hakkı olan zekât, infak, sadakasını verin. Fakat Allah’ın sizlere ihsan ettiği nimetleri lükse kaçarak sakın savurganlıkla israf etmeyin. Çünkü Allah helal yoldan kazandıklarınızı haram yolda harcayıp israf edenleri sevmez. Rabbiniz helali harama çevirerek yaptığınız israfı yasaklamıştır.
Ayet 142
1 ayetEn’am 142
وَمِنَ الْاَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًاۜ كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ ١٤٢
Mushaf
Okunuş
142Vemine-lʾenʿâmi ḥamûletev veferşâ. külû mimmâ razeḳakümü-llâhü velâ tettebiʿû ḫuṭuvâti-şşeyṭân. innehû leküm ʿadüvvüm mübîn.
Türkçe Meal
142Hayvanlardan yük taşıyanı da vardır, tüylerinden yatak/yorgan yapılanları da. Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden yiyin, fakat şeytanlaşmış kişilerin peşinden gitmeyin. Unutmayın ki o sizin apaçık düşmanınızdır.
Açıklamalı meal
142Gerek yük taşıyan taşımayan ve gerek kesip etlerini yediğiniz ya da yemediğiniz veya yününden döşekler yapılan tüm hayvanları emrinize amade kılmak için Allah yaratmıştır. Allah’ın size helal kılıp rızık olarak verdiklerinden makul ölçülerde yiyin için. Fakat sakın harama yönelip de şeytanın davetine uyarak yoldaşı olmayın ve şeytanî güçlerin izinden gitmeyin. Eğer şeytanın kötü fısıltılarına kulak verirseniz o size mutlaka haksızlık yaptırır. Unutmayın ki o şeytan kendisi görünmese de sizin için apaçık bir düşmandır.
Ayet 143–144
2 ayetEn’am 143
En’am 144
ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍۚ مِنَ الضَّاْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِۜ قُلْ آٰلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ اَمِ الْاُنْثَيَيْنِ اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ الْاُنْثَيَيْنِۜ نَبِّؤُ۫ن۪ي بِعِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَۙ ١٤٣ وَمِنَ الْاِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِۜ قُلْ آٰلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ اَمِ الْاُنْثَيَيْنِ اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ الْاُنْثَيَيْنِۜ اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَٓاءَ اِذْ وَصّٰيكُمُ اللّٰهُ بِهٰذَاۚ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا لِيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ۟ ١٤٤
Mushaf
Okunuş
143Ŝemâniyete ezvâc. mine-ḍḍaʾni-ŝneyni vemine-lmaʿzi-ŝneyn. ḳul âẕẕekerayni ḥarrame emi-lʾünŝeyeyni emme-ştemelet ʿaleyhi erḥâmü-lʾünŝeyeyn. nebbiûnî biʿilmin in küntüm ṣâdiḳîn.
144Vemine-lʾibili-ŝneyni vemine-lbeḳari-ŝneyn. ḳul âẕẕekerayni ḥarrame emi-lʾünŝeyeyni emme-ştemelet ʿaleyhi erḥâmü-lʾünŝeyeyn. em küntüm şühedâe iẕ veṣṣâkümü-llâhü bihâẕâ. femen ażlemü mimmeni-fterâ ʿale-llâhi keẕibel liyüḍille-nnâse bigayri ʿilm. inne-llâhe lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.
Türkçe Meal
143O (müşriklerin) iddiasına göre haram hayvanlar sekizdir, iki koyundan iki de keçiden. De ki: “Allah iki erkeği mi, yoksa iki dişiyi mi haram kıldı. Yoksa bu iki dişinin rahimlerinde olanı da kapsıyor mu? Haydi, iddianızda doğruysanız bana ilahi kaynaklı bir bilgiyle haber verin.”
144Deveden iki ve sığırdan da iki tanedir. De ki: “Allah, bu hayvanlardan iki erkeğini mi, yoksa iki dişisini mi haram kıldı yoksa bu dişilerin rahimlerinde olanı da kapsıyor mu? Yoksa siz, Allah bütün bunları haram kılarken şahitlik mi ettiniz? Hiçbir ilahi bilgiye dayanmaksızın, sırf insanları doğru yoldan saptırmak için kendi yalanını Allah’a iftira edenden daha zalim kim vardır? Hiç şüphesiz ki Allah, bu Allah’a iftira eden zalimleri emellerine ulaştırmaz.”
Açıklamalı meal
143Ve dediler ki: “Allah koyun keçi sığır ve deveden dişi ve erkek olarak sekiz çift hayvanı yarattı ve bunları da insana yasak etti.” Bunlardan dördü koyundan erkek ve dişi olarak iki çift, keçiden erkek ve dişi olarak iki çift. Ey Peygamber! Kendi kendilerine Allah’ın yarattığı hayvanlarla ilgili helal ve haram hükümleri koyan müşriklere yaşadıkları çelişkiyi gözler önüne sermek için de ki: Söyleyin bakalım Allah bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa dişilerin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kıldı?” Eğer kendi koyduğunuz âdet ve hükümleri, iddianıza göre eğer Allah koymuşsa ve bu iddianızda dürüst ve samimiyseniz, haydi bana bilgiye dayalı bir cevap verin de göreyim.
144Yine deveden erkek ve dişi olarak iki çift, sığırdan da erkek ve dişi olarak iki çift hayvanı bazen helâl, bazen haram sayıyorlar. Ey Resûlüm! Helâl kıldığımız bu hayvanların, Allah tarafından harâm kılındığını söyleyerek, Allah’a iftira atan o müşriklere aynı soruları bir kere daha tekrar ederek de ki: “ Allah, bu hayvanların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa dişilerin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kıldı? Hiçbir bilgiye dayanmadan nasıl olur da bu dört çift hayvandan hangisi ile ilgili haram ve helal hükümler koyabilirsiniz? Yoksa Allah size bunları haram kılarken siz orada şahit miydiniz?” Bir düşünün bakalım. Hiçbir gerçek delile dayanmadan bilgisizce insanları saptırmak için Allah’a karşı O’nun helal dediklerine haram diyerek yalan uydurandan daha zalim kim olabilir! İyi bilin ki, Allah müşrik ve kâfirliklerinde inatla direnip yalan uyduran zalimler topluluğunu hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmedikleri müddetçe doğru yoluna eriştirmeyi nasip etmez.
Ayet 145
1 ayetEn’am 145
قُلْ لَٓا اَجِدُ ف۪ي مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلٰى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُٓ اِلَّٓا اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً اَوْ دَمًا مَسْفُوحًا اَوْ لَحْمَ خِنْز۪يرٍ فَاِنَّهُ رِجْسٌ اَوْ فِسْقًا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ۚ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١٤٥
Mushaf
Okunuş
145Ḳul lâ ecidü fî mâ ûḥiye ileyye müḥarramen ʿalâ ṭâʿimiy yaṭʿamühû illâ ey yekûne meyteten ev demem mesfûḥan ev laḥme ḫinzîrin feinnehû ricsün ev fisḳan ühille ligayri-llâhi bih. femeni-ḍṭurra gayra bâgiv velâ ʿâdin feinne rabbeke gafûrur raḥîm.
Türkçe Meal
145De ki: “Bana vahyolunan hükümler arasında; leş, akıtılmış kan, domuz eti ki o katıksız bir pisliktir ve Allah’tan başkası adına, putperestçe kurban edilen hayvandan başka, yiyecek kimse için yenilmesi haram herhangi bir şey bulamıyorum. Fakat zorda kalan kimse de iştah duymadan ve sınırı aşmadan bunlardan yerse, iyi bilsin ki senin Rabbin eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz rahmet sahibidir.
Açıklamalı meal
145Ey Resûlüm! Kafalarına göre “şu helal, bu haram” diyen müşriklere de ki: “Bana vahyedilen Kur’an ayetleri arasında, sizin haram olduğunu ileri sürdüğünüz bu yiyeceklerin hiçbirinin onları yemek isteyen kimseye haram kılındığını görmüyorum. Haram olanlar, ancak murdar olarak ölmüş leş, akıtılan kan, necis olduğu konusunda şüphe olmayan domuz eti ve yoldan çıkma manasında bir günah olarak Allah’tan başkasının adına kesilmiş hayvanlardır. Kim başkasının zorlaması veya yiyecek başka bir şey bulamadığı için bunları yemeye mecbur kalırsa başkasının hakkına saldırmamak ve açlıktan ölmeyecek kadar aşırıya kaçmadan haram olandan yerse bilsin ki ona da günah yoktur. Allah zaruret hallerinde işlemiş olduğunuz günahları çok bağışlayıcı, tevbe eden kullarına karşı çok merhamet edendir.”
İlgili ayetler
Ayet 146
1 ayetEn’am 146
وَعَلَى الَّذ۪ينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُلَّ ذ۪ي ظُفُرٍۚ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَٓا اِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَٓا اَوِ الْحَوَايَٓا اَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍۜ ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْۘ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ١٤٦
Mushaf
Okunuş
146Veʿale-lleẕîne hâdû ḥarramnâ külle ẕî żufür. vemine-lbeḳari velganemi ḥarramnâ ʿaleyhim şüḥûmehümâ illâ mâ ḥamelet żuhûruhümâ evi-lḥavâyâ ev me-ḫteleṭa biʿażm. ẕâlike cezeynâhüm bibagyihim. veinnâ leṣâdiḳûn.
Türkçe Meal
146Yahudilere, tırnaklı bütün hayvanları haram kıldık. Sığır ve koyunun sırt bölgeleri ile bağırsaklarına ve kemiklerine bitişik yağlar hariç, iç yağlarını haram kıldık. Biz, onları azgınlıklarından dolayı böyle cezalandırdık. Elbette biz doğru söylemekteyiz.
Açıklamalı meal
146Allah’ın davetine karşı başkaldırıp isyan eden Yahudilere geçmişte bütün tek tırnaklı hayvanları ilahî hidayet çizgisinden saptıkları için bir ceza olarak haram kılmıştık. Sığırların ve koyunların, sırt ve bağırsaklarına yapışan ve kemiklerine karışan yağları dışındaki tüm içyağlarını haram kılmıştık. Biz sürekli haram-helâl sınırlarını çiğnemek, başkalarının haklarına tecavüz etmek ve insanları Allah’ın yolundan alıkoymak gibi isyankârlık ve azgınlıkları yüzünden onları işte böyle cezalandırdık. Şüphe yok ki Allah sadece doğru olanı söyler ve sözünde de durur.
İlgili ayetler
Ayet 147
1 ayetEn’am 147
فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ رَبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍۚ وَلَا يُرَدُّ بَاْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِم۪ينَ ١٤٧
Mushaf
Okunuş
147Fein keẕẕebûke feḳur rabbüküm ẕû raḥmetiv vâsiʿah. velâ yüraddü beʾsühû ʿani-lḳavmi-lmücrimîn.
Türkçe Meal
147Eğer seni yalanlamaya kalkarlarsa, de ki: “Rabbiniz, sınırsız rahmet sahibidir; fakat günaha gömülmüş bir topluma verdiği cezanın geri döndürülmesi mümkün değildir.”
Açıklamalı meal
147Ey Resûlüm! Bu gerçeğe rağmen eğer “Allah rahmet sahibidir, O böyle ceza vermez diyerek” Allah’ın âyetlerinden yüz çevirip seni yalancılıkla suçlarlarsa de ki: “ Evet Rabbimiz kullarına karşı geniş şefkat ve rahmet sahibidir. Yaptıklarınızdan dolayı hemen ceza vermez; tevbe etmenizi bekler ve sizi affetmeyi diler. Bununla birlikte, eğer halinizi düzeltmezseniz bilin ki O’nun cezalandırması ve vaad ettiği şiddetli azap, müşrik ve kâfirce yaşamakta inatla direnen günahkâr topluluk için asla geri çevrilmez. Vereceği cezayı engellemeye hiç kimsenin gücü yetmez.
İlgili ayetler
Ayet 148
1 ayetEn’am 148
سَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَٓا اَشْرَكْنَا وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ حَتّٰى ذَاقُوا بَاْسَنَاۜ قُلْ هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَاۜ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَخْرُصُونَ ١٤٨
Mushaf
Okunuş
148Seyeḳûlü-lleẕîne eşrakû lev şâe-llâhü mâ eşraknâ velâ âbâünâ velâ ḥarramnâ min şeyʾ. keẕâlike keẕẕebe-lleẕîne min ḳablihim ḥattâ ẕâḳû beʾsenâ. ḳul hel ʿindeküm min ʿilmin fetuḫricûhü lenâ. in tettebiʿûne ille-żżanne vein entüm illâ taḫruṣûn.
Türkçe Meal
148Allah’a şirk/ortak koşanlar derler ki: “Allah isteseydi ne babalarımız ne de biz ortak koşmaz ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” (Kendimizde haram ve helal koyma yetkisini bulmazdık) Onlardan önceki toplumlar da (Elçileri) böyle yalanladılar, ta ki azabımızı tadıncaya kadar (1). De ki: “Elinizde, bize sunabileceğiniz ilahi bilgiye dayalı herhangi bir belgeniz var mı? Siz, sadece mesnetsiz iddialara uyuyorsunuz ve sadece uyduruyorsunuz.” (2)
Açıklamalı meal
148Allah’tan başkasına da ilahlık yakıştırmaya, kendilerini şartlandırmış olan müşrikler şirk koşmalarına bahane bulup günahlarını mazur göstermek için diyecekler ki: “ Şayet Allah farklı bir tercihte bulunup bizim mümin olmamızı dileseydi biz de atalarımız da Allah’a ortaklar koşmaz, O’nunla birlikte başka ilahlar edinmezdik ve kendi kendimize O’nun izin verdiği hiçbir şeyi haram kılmazdık”. Halbuki onlardan önceki yaşamış müşrikler de azabımızı tadıncaya kadar böyle saçma şeyler söyleyip Allah’la birlikte başka ilahlar edinerek peygamberlerini yalanlamışlardı. Sonunda bu inatları sebebiyle şiddetli azabımızı tattılar. Ey Resûlüm! Sen onlara de ki: “Yanınızda bize açıklayacağınız kesin bir bilgi, ilahi bir dayanak veya bir delil var mı ki bunlardan vazgeçmiyorsunuz? Varsa haydi onu bize çıkarıp gösterin. Sessiz kalmanız gösteriyor ki, yok! Bu durumda gerçek olan şu ki siz sadece zanna uyuyorsunuz ve yaptıklarınızı Allah’ın dilemesiyle yaptığınızı söylemekle saçmalayıp yalan söylüyorsunuz.”
İlgili ayetler
Ayet 149
1 ayetEn’am 149
قُلْ فَلِلّٰهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُۚ فَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ ١٤٩
Mushaf
Okunuş
149Ḳul felillâhi-lḥuccetü-lbâligah. felev şâe lehedâküm ecmeʿîn.
Türkçe Meal
149De ki: “En sağlam, en kesin ve en mükemmel delil Allah’a aittir. O, isteseydi hepinizi doğru yolda kılardı.”
Açıklamalı meal
149Sözlerine devamla de ki: “En sağlam en mükemmel delil Allah’ın delilidir ve gerçek olan yalnızca Allah’ın vahyi ile bildirdikleridir. O ne şirki diler ne de haramın helâl, helâlin haram kılınmasını diler. Şayet siz isteseydiniz ya da Allah iradenizi size bırakmayıp iptal etse ve hakkınızda bir şey dilemek için tercihi Allah yapsaydı sizi iman etmeye mecbur bırakır ve hepinizi doğru yola eriştirirdi.” Ama dünya imtihan dünyası olduğu için insanları tercihlerinde serbest bırakıyor.
Ayet 150
1 ayetEn’am 150
قُلْ هَلُمَّ شُهَدَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ يَشْهَدُونَ اَنَّ اللّٰهَ حَرَّمَ هٰذَاۚ فَاِنْ شَهِدُوا فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ وَهُمْ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ۟ ١٥٠
Mushaf
Okunuş
150Ḳul helümme şühedâekümü-lleẕîne yeşhedûne enne-llâhe ḥarrame hâẕâ. fein şehidû felâ teşhed meʿahüm. velâ tettebiʿ ehvâe-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ velleẕîne lâ yüʾminûne bilʾâḫirati vehüm birabbihim yaʿdilûn.
Türkçe Meal
150De ki: “Haydi, Allah’ın şu hayvanları haram kıldığına dair şahitlik edecek şahitlerinizi getirin. Eğer yalan yere şahitlik ederlerse sen kesinlikle onların bu şahitliğini onaylama! Ve sen, bizim ayetlerimize karşı yalana sarılanların ve ahirete inanmayan, üstelik Rablerine birilerini denk tutanların arzu ve heveslerine de uyma!”
Açıklamalı meal
150De ki: “ Hayvanlarla ilgili haram saydıklarınız hakkında varsa Allah’ın bunları ilâhî bir hükme dayanarak gerçekten haram kıldığına tanıklık edecek şahitlerinizi getirin bakalım.” Eğer onlar yalan yere şahitlik edecek olurlarsa sakın onların şahitliklerine inanma ve sen onlarla birlikte kendilerini tasdik edip şahitlik etme. Eğer şahitlik için ısrar ederlerse ayetlerimizi yalanlayanların ve boş ve anlamsız hayaller peşinde ömrünü tüketip ahirete inanmayanların, heveslerine uyma. Çünkü onlar Allah’la birlikte başka ilahlar da edinip onları sevip onlara bağlanarak başkalarını Rabblerine denk tutmaktadırlar. Onlar; Allah ile putlarını eş tutarak şirk içindedirler. Bilmiyorlar mı? Şirk koşmak katımızda en büyük günahtır.
Ayet 151
1 ayetEn’am 151
قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ اَلَّا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـًٔاۜ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًاۚ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَوْلَادَكُمْ مِنْ اِمْلَاقٍۜ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَاِيَّاهُمْۚ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَۚ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ١٥١
Mushaf
Okunuş
151Ḳul teʿâlev etlü mâ ḥarrame rabbüküm ʿaleyküm ellâ tüşrikû bihî şeyʾâ. vebilvâlideyni iḥsânâ. velâ taḳtülû evlâdeküm min imlâḳ. naḥnü nerzüḳuküm veiyyâhüm. velâ taḳrabü-lfevâḥişe mâ żahera minhâ vemâ beṭan. velâ taḳtülü-nnefse-lletî ḥarrame-llâhü illâ bilḥaḳḳ. ẕâliküm veṣṣâküm bihî leʿalleküm taʿḳilûn.
Türkçe Meal
151De ki: “Gelin, size Rabbinizin neyi haram/dokunulmaz kıldığını bildireyim: Allah’a hiçbir şeyi eş ve ortak koşmayın, (1) anaya babaya iyi davranın, (2) fakirlik korkusundan dolayı çocuklarınızı öldürmeyin. Zira sizin de onların da rızıklarını veren biziz!(3) Utanç verici her hayâsızlığın açığından ve gizlisinden uzak durun.(4) Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana haksız yere kıymayın.(5) İşte, bütün bunları Allah, size emrediyor. Umulur ki aklınızı kullanırsınız." (6)
Açıklamalı meal
151Ey Resûlüm! Onlara de ki: “Gelin size Rabbinizin neleri yasaklayıp da haram kıldıklarını Kur’an’dan size okuyup bildireyim: 1) Her şeyden önce hiçkimseyi ve hiçbir şeyi Allah’tan başkasını ilâh edinip de O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, Allah’ın yasalarına karşı çıkarak insanların yasalarına uymayın. 2) Anne babaya hürmette kusur etmeyin. Her fırsatta sevginizi, saygınızı gösterip onlara her zaman iyilikte bulunun, 3) Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı Nüfus planlaması bahanesiyle anne karnında ve doğduktan sonra da öldürmeyin. Zira sizin de onların da rızkını Biz veririz! 4) Zina, eşcinsellik ve namuslu kadınlara iftira gibi bütün yüz kızartıcı hayasızlıkları kötülükleri açık ya da gizli işlemekten uzak durun ve 5) Hukukça haklı bir sebebe dayanmadan Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmeyin. İşte Allah olur ki aklınızı kullanırsınız ve düşünüp öğüt alırsınız diye size bunları bildiriyor.
Ayet 152–154
3 ayetEn’am 152
En’am 153
En’am 154
وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَت۪يمِ اِلَّا بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۚ وَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْم۪يزَانَ بِالْقِسْطِۚ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا وَاِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۚ وَبِعَهْدِ اللّٰهِ اَوْفُواۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَۙ ١٥٢ وَاَنَّ هٰذَا صِرَاط۪ي مُسْتَق۪يمًا فَاتَّبِعُوهُۚ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ١٥٣ ثُمَّ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذ۪ٓي اَحْسَنَ وَتَفْص۪يلًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ۟ ١٥٤
Mushaf
Okunuş
152Velâ taḳrabû mâle-lyetîmi illâ billetî hiye aḥsenü ḥattâ yeblüga eşüddeh. veevfü-lkeyle velmîzâne bilḳisṭ. lâ nükellifü nefsen illâ vusʿahâ veiẕâ ḳultüm faʿdilû velev kâne ẕâ ḳurbâ. vebiʿahdi-llâhi evfû. ẕâliküm veṣṣâküm bihî leʿalleküm teẕekkerûn.
153Veenne hâẕâ ṣirâṭî müsteḳîmen fettebiʿûh. velâ tettebiʿü-ssübüle feteferraḳa biküm ʿan sebîlih. ẕâliküm veṣṣâküm bihî leʿalleküm tetteḳûn.
154Ŝümme âteynâ mûse-lkitâbe temâmen ʿale-lleẕî aḥsene vetefṣîlel likülli şeyʾiv vehüdev veraḥmetel leʿallehüm biliḳâi rabbihim yüʾminûn.
Türkçe Meal
152Bir de yetimin malına, rüşt çağına ulaşıncaya kadar, onun lehine olacak tarzın dışında kötü amaçlarla yaklaşmayın (1). Ölçmede ve tartmada doğru ve adil olun (2). Zira biz, hiç kimseye altından kalkamayacağı sorumluluğu yüklemeyiz (3). Konuştuğunuz zaman, akraba bile olsa adaletli olun.(4) Ve Allah’la olan ahit/sözleşmenize sadık olun (5). İşte Allah, bunu size öğüt veriyor. Umulur ki düşünüp öğüt alırsınız (6).
153Benim gösterdiğim dosdoğru yol işte budur. Öyleyse bu yolu izleyin, sakın sizi bu yoldan ayıracak farklı yollara sapmayın. İşte bütün bunları Allah size tavsiye ediyor, umulur ki korunup sakınırsınız.
154Sonra da iyi davrananlara nimetimizi tamamlamak ve (dini açıdan gerekli olan) her şeyi ayrıntılı olarak açıklamak, bir rehber ve rahmet olarak Musa’ya o kitabı verdik ki Rableriyle buluşacaklarına tam inansınlar.
Açıklamalı meal
152Reşit olup erginlik çağına erişinceye kadar, himayeniz altında bulunan yetimin malına korumak ve artırmak gibi onun lehine olmadıkça dokunmayın sadece koruma, kullanıp artırma, zamanında teslim etme gibi niyetlerle yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı da adalete uygun bir şekilde tam ve denk yapın. Hayatınızın her alanında doğruluk ve adaleti temel ilke edinin Tabi ki Biz hiçbir kimseye kaldırabileceğinden fazla yük yüklemeyiz. En yakınınız hakkında olsa bile tanık ve bilirkişi olarak konuşacağınız zaman taraf tutmadan doğruyu söyleyin ve adalete uyun. Onun size yüklediği görev budur. Allah’a karşı sorumluluklarınızı aklınızdan çıkarmayın. Rabbinize bunlara uyacağınıza söz verin. Allah hakkı ile ilgili bütün sorumluluklarınızı, Allah’a verdiğiniz sözleri ve Allah adına başkalarıyla yaptığınız sözleşmeleri yerine getirin. Umulur ki iyice düşünüpöğüt alırsınız ve O’na karşı saygılı olup itaatsizlikten sakınırsınız diye Allah bunları size emrediyor.”
153Ey insanlar! “İşte Allah’ın size okuyup açıkladığım hükümleriyle benim dosdoğru yolum olan İslâm budur, o halde ona uyun ve verdiğiniz sözde durun. Sakın ha sizi bu yoldan ayırıp felâketlere sürükleyecek başka yollara sapmayın, yoksa bu yollar sizi grup grup parçalayarak O’nun yolundan ayırır. İyi bilin ki bunlar Allah’ın daveti olan hayat nizamına iman edip, onu yaşamak ve yaşatmak isteyenlerin vazgeçilmez ilkeleri ve Allah’ın size yüklediği sorumluluk ve emirleridir. Olur ki karşı gelmekten ve kötülüklerden sakınırsınız diye Allah’ın size yaptığı tavsiyeler işte bunlardır
154Nitekim Biz geçmişte Musa’ya da Allah’ın emirlerine itaat edip iyilik yapanlara nimetimizi tamamlamak, dini ve ahlaki açıdan gerekli olan her şeyi etraflıca açıklamak üzere bir hidayet rehberi ve rahmet kaynağı olan Tevrat isimli o Kitab’ı verdik. Umulur ki, insanlar Hesap Günü bunlardan sorulacaklarını bilirler, Rabblerinin huzuruna çıkacaklarına gerçekten iman ederler ve gereğine göre yaşarlar.
İlgili ayetler
152Nisâ 2Nisâ 6İsrâ 34İsrâ 35Rahman 8Rahman 9Mutaffifîn 1Mutaffifîn 4Bakara 286A’raf 42Mü’minûn 62Nisâ 135Mâide 8Meâric 33A’raf 172Ra’d 20Ahzab 23En’am 126Zümer 27Kamer 17
Ayet 155–157
3 ayetEn’am 155
En’am 156
En’am 157
وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَۙ ١٥٥ اَنْ تَقُولُٓوا اِنَّمَٓا اُنْزِلَ الْكِتَابُ عَلٰى طَٓائِفَتَيْنِ مِنْ قَبْلِنَاۖ وَاِنْ كُنَّا عَنْ دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِل۪ينَۙ ١٥٦ اَوْ تَقُولُوا لَوْ اَنَّٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّٓا اَهْدٰى مِنْهُمْۚ فَقَدْ جَٓاءَكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌۚ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَصَدَفَ عَنْهَاۜ سَنَجْزِي الَّذ۪ينَ يَصْدِفُونَ عَنْ اٰيَاتِنَا سُٓوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يَصْدِفُونَ ١٥٧
Mushaf
Okunuş
155Vehâẕâ kitâbün enzelnâhü mübârakün fettebiʿûhü vetteḳû leʿalleküm türḥamûn.
156En teḳûlû innemâ ünzile-lkitâbü ʿalâ ṭâifeteyni min ḳablinâ. vein künnâ ʿan dirâsetihim legâfilîn.
157Ev teḳûlû lev ennâ ünzile ʿaleyne-lkitâbü lekünnâ ehdâ minhüm. feḳad câeküm beyyinetüm mir rabbiküm vehüdev veraḥmeh. femen ażlemü mimmen keẕẕebe biâyâti-llâhi veṣadefe ʿanhâ. seneczi-lleẕîne yaṣdifûne ʿan âyâtinâ sûe-lʿaẕâbi bimâ kânû yaṣdifûn.
Türkçe Meal
155İşte bu da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Öyleyse bu Kuran’a uyun ve sorumluluğunuzu yerine getirin ki rahmete nail olasınız.
156Kalkıp da “O kitap, bizden önceki iki topluma indirildi. Biz, onlardaki öğretilerden habersizdik” dersiniz diye.
157Yahut “Eğer bize de kitap indirilseydi, onlardan daha doğru yolda olurduk” dersiniz diye. İşte size Rabbinizden hakikatin apaçık belgesi, kılavuz ve rahmet olarak Kuran geldi. Bu durumda Allah’ın ayetlerine karşı yalana sarılandan ve ondan yüz çevirenden daha zalim biri olabilir mi? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, ona karşı bu büyük suçlarından dolayı çok kötü bir azap ile cezalandıracağız.
Açıklamalı meal
155İlahi bir nizam ve ahlak içeren bu Kur’an bizim tüm insanlığa gönderdiğimiz mübarek ve bereket kaynağı bir kitaptır. O halde onu rehber edinip teslim olup ona uyun Allah’a karşı gelmekten ve onu adım adım izleyip kötülüklerden zulümden sakının ki dünyada da Âhiret’te de size O’nun tarafından merhamet edilsin.
156Bu Kur’an’ı indirmemizin sebebi “Kitap yalnızca bizden önceki Hristiyan ve Yahudi iki topluluğa indirilmişti. Dolayısıyla dillerini bilmediğimiz için biz onların okuduklarından ve o kitaplardaki bilgilerden habersizdik. Bu yüzden doğru yolu bulmamıza imkân yoktu ” demeyesiniz diyedir.
157Yahut: “Eğer bize de kitap gönderilseydi biz de onun rehberliğinde Allah’ın bildirdiklerine daha çok sarılıp teslim olurduk ve onlardan daha fazla hidayet ehli olurduk “demeyesiniz diye Kur’an size indirildi. İşte artık size Rabbinizden Kur’an ile apaçık bir delil, doğru yolu gösteren bir kılavuz ve rahmet gelmiştir. Buna rağmen Allah’ın ayetlerini görmezden gelip yasalarına karşı çıkarak yalanlayan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir. İnsanları “geçmişin masalları” diyerek ayetlerimizden yüz çevirip başkalarını da ondan uzaklaştırmaya çalışanları, yasalarımıza aykırı davranıp yüz çevirmelerinden dolayı şiddetli bir azapla cezalandıracağız.
Ayet 158
1 ayetEn’am 158
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَاْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَاْتِيَ رَبُّكَ اَوْ يَاْتِيَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَۜ يَوْمَ يَاْت۪ي بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا ا۪يمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ ف۪ٓي ا۪يمَانِهَا خَيْرًاۜ قُلِ انْتَظِرُٓوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ ١٥٨
Mushaf
Okunuş
158Hel yenżurûne illâ en teʾtiyehümü-lmelâiketü ev yeʾtiye rabbüke ev yeʾtiye baʿḍu âyâti rabbik. yevme yeʾtî baʿḍu âyâti rabbike lâ yenfeʿu nefsen îmânühâ lem tekün âmenet min ḳablü ev kesebet fî îmânihâ ḫayrâ. ḳuli-nteżirû innâ münteżirûn.
Türkçe Meal
158Şimdi onlar, kendilerine illa ki meleklerin gelmesini ya da bizzat Rabbinin gelmesini veya Rabbinin bazı azap ölüm işaretlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin azap işaretinin geldiği o gün, daha önceden iman etmemiş ya da imanıyla bir iyilik ortaya koymamış kimsenin imanı kendine fayda sağlamayacaktır. De ki: “Bekleyin bakalım, zaten biz de beklemekteyiz!”
Açıklamalı meal
158Allah’ın ayetlerini yalanlayan bu müşrikler, Kur’an ile bildirilenlere iman etmek için daha neyi bekliyorlar? İlle de kendilerine ölüm veya azap meleklerinin gelmesini yahut Rabbinin bizzat gelip görünmesini veya Rabbinden helak edici bir azabın gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin kıyametle ilgili, kesin işaretleri ve yok edici azap geldiğinde, önceden uyarılıp, davet edildiği halde iman etmemiş veya iman ettiğini söylediği halde gereklerini yerine getirmediği ve hayır işlemediği için imanının hayrını görmemiş olan kimseye, tövbe kapısının kapandığı gün artık iman etmesinin hiçbir yararı olmayacaktır. Ey Resûlüm! Sen onlara de ki: “ Ya şimdiden iman edin ve faydalı işler yapın, ya da geleceği kesin olan o günü bekleyin bakalım. Doğrusu biz de sizin başınıza gelecekleri bekleyip göreceğiz.”
İlgili ayetler
Ayet 159
1 ayetEn’am 159
اِنَّ الَّذ۪ينَ فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ ف۪ي شَيْءٍۜ اِنَّمَٓا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ ١٥٩
Mushaf
Okunuş
159İnne-lleẕîne ferraḳû dînehüm vekânû şiyeʿal leste minhüm fî şeyʾ. innemâ emruhüm ile-llâhi ŝümme yünebbiühüm bimâ kânû yefʿalûn.
Türkçe Meal
159Dinlerini parça parça edip, gruplara ayrılanlar ile senin hiçbir ilişkin olamaz. Onların işi Allah’a kalmıştır. İleride Allah, onlara yapıp ettiklerini bildirecektir.
Açıklamalı meal
159Allah’ın vahyettiği kitaplarını tahrif ederek ve bir kısmını uygulayıp, bir kısmını uygulamaktan kaçınarak Dinlerini, bölen, parça parça edip tanınmaz hale getiren ve böylece birbirine düşman gruplara ayrılan ve belli kişiler etrafında toplanan kimselerle senin hiçbir ilişiğin ve benzerliğin olamaz. Onlara yapabileceğin de bir şey yoktur. Unutma ki, onların cezalandırılma işi Allah’a kalmıştır. Ve sonra bir gün gelecek, Allah onlara ne yaptıklarını tek tek bildirecektir ve yaptıklarının hesabını elbette soracaktır.
İlgili ayetler
Ayet 160
1 ayetEn’am 160
مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ اَمْثَالِهَاۚ وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ١٦٠
Mushaf
Okunuş
160Men câe bilḥaseneti felehû ʿaşru emŝâlihâ. vemen câe bisseyyieti felâ yüczâ illâ miŝlehâ vehüm lâ yużlemûn.
Türkçe Meal
160Kim ilahi huzura bir iyilik ile gelirse, ona onun on katı vardır; kim de bir kötülük ile gelirse, ona da yalnızca yaptığının karşılığı vardır ve onlar asla haksızlığa uğramayacaklardır.
Açıklamalı meal
160Her kim Allah’ın huzuruna bir iyilik ve tevhitle gelirse ona Allah’ın rahmeti gereği mükâfat olarak yaptığının on kat fazlası karşılık vardır. Kim de bir kötülükle Rabbinin huzuruna gelirse Allah’ın adaleti gereği o da ancak yaptığının dengiyle cezalandırılır. Onlar zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar. Çünkü Allah hiç kimseye haksızlık etmez.
Ayet 161–163
3 ayetEn’am 161
En’am 162
En’am 163
قُلْ اِنَّن۪ي هَدٰين۪ي رَبّ۪ٓي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۚ د۪ينًا قِيَمًا مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفًاۚ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ١٦١ قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ١٦٢ لَا شَر۪يكَ لَهُۚ وَبِذٰلِكَ اُمِرْتُ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُسْلِم۪ينَ ١٦٣
Mushaf
Okunuş
161Ḳul innenî hedânî rabbî ilâ ṣirâṭim müsteḳîm. dînen ḳiyemem millete ibrâhîme ḥanîfâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.
162Ḳul inne ṣalâtî venüsükî vemaḥyâye vememâtî lillâhi rabbi-lʿâlemîn.
163Lâ şerîke leh. vebiẕâlike ümirtü veenâ evvelü-lmüslimîn.
Türkçe Meal
161De ki: “Hiç kuşku yok ki Rabbim beni, dosdoğru yola, her türlü şirkten arınmış İbrahim’in inanç sistemi olan sağlam dine yöneltti. Zira İbrahim, asla ortak koşan müşriklerden olmadı.”
162De ki: “Benim bütün bedensel ve mali ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi/sahibi Allah içindir.”
163Zira O’nun hiçbir ortağı ve benzeri yoktur. İşte ben, sadece bu tevhit ile emrolundum ve ben Müslümanların öncüsüyüm.
Açıklamalı meal
161Ey Peygamber! Sen gerçeğe karşı gözlerini kapayıp kulağını tıkayıp dinlerini parçalayanlara de ki: “Şüphesiz, Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine diğer bütün Peygamberlerin ortak mesajı olan tevhid inancı üzere ve şirkten arınmış olan İbrahim’in dinine iletti. İbrahim, hiçbir zaman Allah’a ortak koşanlardan olmamıştı.”
162Ve Ey Müslüman! Atamız İbrâhim diyenlere örnek olma adına ve onun dininin hayatın pratiğine nasıl yansıtılacağını gösterme adına de ki: “Benim namazım duam ve hac, kurban gibi diğer tüm ibadetlerim, hayatım ve ölümüm kısacası her şeyim alemlerin Rabbi olan Allah içindir.” Sadece O’nun rızasını kazanmak için ve yalnızca O’na yönelerek duâ ve ibâdet ederim; ancak O’nun egemenlik ve otoritesine boyun eğerek yaşarım ve ancak O’nun uğrunda canımı veririm!
163“O’nun yaratma ve yönetme ve yasa koymada hiçbir eşi yardımcısı veya ortağı yoktur. Yaratma da yönetme de Allah’a aittir. Allah hükümlerin en dorusunu verir. Hükmünde ortak tanımaz. Bana böylece O’ndan başkasını Rab ve ilah edinmemek emredildi ve ben bu ümmette Allah’a teslim olmuş Müslümanların öncüsü ve ilkiyim.”
İlgili ayetler
Ayet 164
1 ayetEn’am 164
قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْغ۪ي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍۜ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ اِلَّا عَلَيْهَاۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۚ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ ١٦٤
Mushaf
Okunuş
164Ḳul egayra-llâhi ebgî rabbev vehüve rabbü külli şeyʾ. velâ teksibü küllü nefsin illâ ʿaleyhâ. velâ teziru vâziratüv vizra uḫrâ. ŝümme ilâ rabbiküm merciʿuküm feyünebbiüküm bimâ küntüm fîhi taḫtelifûn.
Türkçe Meal
164De ki: “Allah, her şeyin Rabbi iken, ben O’ndan başka bir Rabb mı/kural koyucu mu arayayım? (1) Herkesin işlediği günahlar yalnızca kendini bağlar (2). Zira hiçbir sorumlu, bir başkasının sorumluluğunu yüklenemez (3). Sonra hepinizin dönüşü Rabbinize olacak, O da tartışıp anlaşamadığınız tüm gerçekleri size haber verecektir.”(4)
Açıklamalı meal
164Ey Resûlüm! Gelin bizim inandığımız gibi yaşayın diyenlere de ki: “Allah her şeyin Rabbi iken ben O’ndan başka kendime Rab mi arayacağım? Herkesin yapıp ettiği kötülükler ve yerine getirmediği sorumlulukları yalnızca kendisini bağlar. Ve herkesin kazandığı sevap günah ancak kendinedir. İnsanların yaptığı eylemler yalnızca kendilerini ilgilendirir. Hiçbir kimse başkasının günahını ve sorumluluğunu yüklenmez. Hiçbir kimse de günahsız olarak azap görmez. Sonunda hesap vermek üzere dönüşünüz Rabbinizedir ve orada yaptıklarıyla yüzleşecektir. Döndüğünüzde O, size neyin hak ve doğru olduğunu hakkında çekişip anlaşmazlığa düştüğünüz her şeyi açık bir şekilde bildirecektir. Öyleyse, inanç ve davranışlarınızı bu hakîkate göre belirleyin ve yaratılış gayenize uygun bir hayat sürün.
İlgili ayetler
Ayet 165
1 ayetEn’am 165
وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ الْاَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ سَر۪يعُ الْعِقَابِۘ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ١٦٥
Mushaf
Okunuş
165Vehüve-lleẕî ceʿaleküm ḫalâife-lʾarḍi verafeʿa baʿḍaküm fevḳa baʿḍin deracâtil liyeblüveküm fî mâ âtâküm. inne rabbeke serîʿu-lʿiḳâb. veinnehû legafûrur raḥîm.
Türkçe Meal
165O’dur, sizi bu toprakların varisleri ve idarecileri yapan. Size verdiği nimet ve imkânları da sizi sınamak için birbirinize derecelerle üstün yapan O’dur. Şüphesiz ki senin Rabbin hemen cezalandırmayandır hem de O çok bağışlayan ve merhamet edendir.
Açıklamalı meal
165Sizi yaratılış sebebiniz olan Allah merkezli bir hayatı yaşayın diye yeryüzünün Allah’ın hükümlerini uygulamakla yükümlü halifeleri yapan ve verdikleriyle bahşettiği nimetleri bu uğurda kullanış biçiminizle sizi imtihan etmek için mal, makam, servet, güç, zekâ gibi bazı hususlarda bazılarınızı bazılarınızdan derecelerle üstün kılan O’dur. Üstünlüklerinizi kardeşlerinizle paylaşıp paylaşmayacağınıza bakar. Kiminizi kiminize üstün kıldığı kabiliyetlerinizi kullanış biçiminizle de deneneceksiniz. Şüphesiz Rabbin bahşettiği nimetlere karşı nankörlük ederek davetinden yüz çevirenleri, şiddetli bir azapla cezalandırması çok çabuk olandır. İstese bu cezayı dünyada hemen verebilir ama O kullarına mühlet veriyor, O tevbe edip de yanlışlarından, doğru olana dönüp, sorumluluklarını yerine getirenlere karşı da bağışlayıcı, İman eden kimseye şefkatli ve merhametlidir.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Hicr, sonra Sâffât indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla