Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı : Sure adını ilk kelimesi olan “saffat”tan almıştır.
Nüzul Zamanı : Muhtevasından surenin Mekke dönemi ortalarında veya sonlarına doğru nazil olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim surenin üslûbundan Hz. Peygamber’in (s.a.) ve ashabının şiddetli bir muhalefet ile karşı karşıya bulundukları belli olmaktadır.
Konu: Mekkeli müşrikler, “Sizler Rasûlullah’ın (s.a) tebliğ ettiği tevhid ve ahiret akidesini, alayla karşılıyor ve onun peygamberliğini inkâr ediyorsunuz. Ancak reddettiğiniz bu peygamber kısa bir süre içinde sizleri hüsrana uğratacak ve kendinizi Allah’ın askerlerinin ayakları altında bulacaksınız” şeklinde ikaz edilmektedir. (171,179). Bu ültimatom, Rasûlullah’ın (s.a.) zafere ulaşacağı ile ilgili hiçbir belirti dahi bulunmadığı ve Allah’ın “ordu” biçiminde vasıflandırdığı müslümanların, günlerini baskı ve zulüm altında geçirdiği bir dönemde verilmişti. O dönemlerde müslümanların dörtte üçü, ülkelerini terk ederek hicret etmek zorunda kalmışlardı. Rasûlullah (s.a) ile birlikte Mekke’de kalan 40-50 müslüman ise, her bakımdan çaresizlik içinde oldukları halde, her türlü zulüm ve işkenceye de hâlâ dayanmaktaydılar. Böyle bir ortamda, Rasûlullah’ın (s.a) ve bir avuç çaresiz müslümanın zafere ulaşacaklarını hiç kimse tahmin dahi edemezdi. Hatta çoğu insan bu hareketin Mekke dağları arasında yok olup gideceğini sanıyordu. Fakat daha 15-16 yıl bile geçmeden Mekke fethedildi ve oradaki müşrikler Allah’ın önceden bildirdiği gibi kendilerini Allah’ın askerlerinin ayakları altında buldular.
Bu bölümde, sadece ikaz ve tehdit ile yetinilmemiş, kafirlerin idrak edebilmeleri için nasihat yoluyla tevhid ve ahiret hakkında da deliller öne sürülmüştür. Ayrıca onlar bâtıl düşüncelerden ötürü eleştirilerek bunun kötü sonuçlarından haberdar edilirken, müminlere de salih amellerinin güzel sonuçları hakkında müjde verilmiştir. Bunların yanısıra geçmiş kavimlerin, kıssaları aktarılmak suretiyle, Allah’ın peygamberlerine nasıl yardım ettiği, peygamberlerini yalanlayanları nasıl helâk ettiği ve kendisine itaat eden kullarını nasıl mükâfatlandırdığı beyan edilmiştir.
Burada beyan edilen kıssalardan en dikkati çekeni Hz. İbrahim’in (a.s) kıssasıdır. Hz. İbrahim’in (a.s) bir işaret aldıktan hemen sonra Allah’ın emrini yerine getirmek üzere, biricik oğlunu kurban etmeyi göze alışının zikredilmesi, sadece kendilerini Hz. İbrahim’e (a.s) nisbet etmek suretiyle övünen kafirlere yönelik bir uyarı değildir. Ayrıca müslümanlara, mümin bir kimsenin Allah’ın rızası için herşeyi nasıl göze aldığı örneği verilerek, İslâm’ın gerçek ruhu öğretilmek istenmiştir.
Surenin son ayetlerinde yalnız kafirlere uyarıda bulunulmakla kalınmıyor, ayrıca Rasûlullah (s.a) ile birlikte güç bir dönem geçirmekte olan müminlere de müjde veriliyor. Onlara şöyle denilmektedir. “Yolun başında çektiğiniz meşakkatlerden ye’se kapılmayın, sonunda mutlaka sizler galip geleceksiniz. Şimdi bu kafirler belki galip durumda gözükmekdedirler ama aynı kimseler çok geçmeden sizlere mağlup olacaklardır.” Gerçektende bir kaç yıl sonra, Allah’ın bildirdiklerinin bir teselliden ibaret olmadığı ve O’nun iman edenlerin kalplerini sağlamlaştırmak için verdiği haberlerin kesin birer gerçek olduğu ortaya çıkmıştır.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–4
4 ayetSâffât 1
Sâffât 2
Sâffât 3
Sâffât 4
وَالصَّٓافَّاتِ صَفًّاۙ ١ فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًاۙ ٢ فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًاۙ ٣ اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۜ ٤
Mushaf
Okunuş
1Veṣṣâffâti ṣaffâ.
2Fezzâcirâti zecrâ.
3Fettâliyâti ẕikrâ.
4İnne ilâheküm levâḥid.
Türkçe Meal
1Allah’ın emrine amade olarak saf saf duranlara...
2Şeytanların vahye müdahalesine engel olanlara...
3Uyarıcı ayetleri iletenlere and olsun ki.
4Sizin İlahınız, kesinlikle tek bir İlahtır!
Açıklamalı meal
1Meleklerden ve mü’minlerden kulluk şuuruyla saflar halinde dizilenlere, cephede sıra sıra dizilip Allah’a yolunda cihat edenlere, namazda saf tutan müminlere andolsun
2Gerçekleri Haykırıp şeytanların vahye müdahalesine engel olanlara ve halkı kötülükten menedenlere, yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar zâlimlere karşı mücâdele için savaşmaya ant içmiş mücahitlere, bulutları sürükleyip götüren meleklere, iyiliği emredip, kötülüğü yasaklayanlara andolsun.
3İnsanlara yaratılışlarının sebebini ve buna uygun nasıl yaşanacağını bildirmek üzere birbiri ardınca indirilen âyetlere ve zikir olarak Kur’an okuyup anlamaya çalışanlara ve âyetlerin gereklerini yerine getirmek için öğüt ve uyarıda bulunanlara, hakîkati tüm insanlığa duyurmak ve muhtaç gönüllere taşımak için seferber olan İslâm dâvetçilerine ve doğru bilginin peşinde olanlara andolsun ki;
4Evet, bütün bunlara yemin olsun ki, ey insanlar! Hiç şüphesiz ki sizin ilâhınız tek bir İlah olan Allah’tır.
İlgili ayetler
Ayet 5
1 ayetSâffât 5
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ ٥
Mushaf
Okunuş
5Rabbü-ssemâvâti velʾarḍi vemâ beynehümâ verabbü-lmeşâriḳ.
Türkçe Meal
5O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbi ve bütün doğuların da Rabbidir.
Açıklamalı meal
5Allah göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin Rabbidir. Güneşin ve doğup battığı her yönün, bütün gündoğumu noktalarının, doğu ve batı arasındaki bütün diyarların tek ve gerçek Rabbi de Kâinatın tek sahibi de O’dur. Bu gündoğumu ve günbatımlarıyla aydınlığı karanlığa, karanlıkları aydınlığa çeviren Allah, gönderdiği Kur’an sayesinde zulüm ve cehâlet karanlıklarını paramparça edecek ve ışığa susamış gönülleri iman ve İslâm nuruyla aydınlatacaktır. Rabbin bildiğiniz bilmediğiniz, gördüğünüz görmediğiniz bütün varlıkların sahibidir. Çünkü O, bütün zamanların ve mekânların Hâkimidir.
İlgili ayetler
Ayet 6–10
5 ayetSâffât 6
Sâffât 7
Sâffât 8
Sâffât 9
Sâffât 10
اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِز۪ينَةٍۨ الْكَوَاكِبِۙ ٦ وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍۚ ٧ لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍۗ ٨ دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ ٩ اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ ١٠
Mushaf
Okunuş
6İnnâ zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bizînetini-lkevâkib.
7Veḥifżam min külli şeyṭânim mârid.
8Lâ yessemmeʿûne ile-lmelei-lʾaʿlâ veyuḳẕefûne min külli cânib.
9Düḥûrav velehüm ʿaẕâbüv vâṣib.
10İllâ men ḫaṭife-lḫaṭfete feetbeʿahû şihâbün ŝâḳib.
Türkçe Meal
6Şüphesiz biz, en yakın göğü yıldızlarla süsledik.
7Ve orayı azgın ve isyankâr her şeytandan koruduk.
8Onlar, meleklerin yüce meclisine kulak verip dinleyemezler ve yaklaşmak istediklerinde her yandan kovulurlar.
9Oradan uzaklaştırılırlar ve onlar için sürekli bir azap vardır.
10Ancak, onlardan biri oradan bir bilgi kırıntısı kapacak olursa yakıcı bir alev topu yetişip onu hemen yok eder.
Açıklamalı meal
6Şüphesiz biz dünyaya en yakın gökyüzünü insanların yön bulmalarında yardımcı olan yıldızlarla bezeyip süsledik. Gökyüzü bir kısım müşriklerin inandığı gibi cin şeytanlarının yeryüzünde olacakları ve insanların başlarına gelecekleri, meleklerin konuşmalarından duyup da insanlardan bazılarına ulaştırdığı bir yer değildir.
7Ve biz o göğü itaat dışına çıkıp, vahyin kaynağını bulandırmak için dinleme yapacak her türlü azgın ve isyankâr şeytani güçlerden ve asılsız inançlarından koruruz. Levhi Mahfuzdan gönderilen ayetlerimiz; Resulümüz Muhammed aracılığıyla size ulaşıncaya kadar korumamız altındadır. Şeytanların veya bilmediğiniz varlıkların hiç biri ayetlerimize dokunmaya cesaret edemez.
8O şeytanlar mele-i a’la adı verilen yüce melekler meclisini asla dinleyemezler ve ne zaman yaklaşıp o alemi dinlemeye teşebbüs etseler her yandan bombardımana tutulup atılırlar. Böylesi hurafeler, âyetlerimiz ve onlara iman edenler tarafından kovulurlar.
9Bu gerçeklere rağmen, göklerden bir haber aldık diyen ve onun kırıntısına bile inananlar rahmetten uzaklaştırılırlar. Onlar için ahirette yakalarını bırakmayan kesintisiz bir azap vardır.
10Ancak her şeye rağmen o yüce topluluktan, herhangi bir söz kırıntısı çalıp kapan olursa, onu da alıcılara ulaştırmadan önce parlak bir yakıcı ve delici bir ateş topu peşlerine düşüp yok eder. Şu hâlde: Geleceği bildiğini iddia eden kahinler, medyumlar, falcılar kesinlikle yalan söylüyorlar.
Ayet 11–13
3 ayetSâffât 11
Sâffât 12
Sâffât 13
فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمْ مَنْ خَلَقْنَاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ ط۪ينٍ لَازِبٍ ١١ بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ ١٢ وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَۖ ١٣
Mushaf
Okunuş
11Festeftihim ehüm eşeddü ḫalḳan em men ḫalaḳnâ. innâ ḫalaḳnâhüm min ṭînil lâzib.
12Bel ʿacibte veyesḫarûn.
13Veiẕâ ẕükkirû lâ yeẕkürûn.
Türkçe Meal
11Şimdi sor onlara: -Yaratılış bakımından onlar mı daha zor; yoksa bizim yarattığımız insanlar mı? Biz insanları yapışkan basit bir çamurdan yarattık.
12Sen onların haline şaşırırken onlar seninle alay ediyorlar.
13Kendilerine öğüt verildiğinde de o bilgiyle ilgilenmiyorlar.
Açıklamalı meal
11Ey Peygamber! Müşrikler öldükten sonra dirilmeyi akıldan uzak görüyorlar. O Allah’a eş koşanlara bu ayetleri oku ve sor bakalım: Kendilerini tekrar yaratmak mı daha zor yoksa yarattığımız göklerle, yer ve arasında olan diğer varlıkları yaratmak mı?” Onların yarattıkları mı daha güçlüdür yoksa bizim yarattığımız mı? Doğrusu Allah için hiçbir zorluk yoktur ama düşündüğünüzde gökleri ve yeri yaratan için, insanı yaratmanın hiç de zor olmadığını anlarsınız. Hâlbuki Biz insanı ilk önce basit görünümlü yapışkan ve dayanıklı bir çamurdan yarattık. Âhirette diriltmek ise bundan daha kolaydır. Bu gerçeği görüp Allah’ın ilmine şahitlik etmelerine rağmen, yeniden diriltileceklerine nasıl olup da inanmamakta direniyorlar?
12Bak ey inanan insan, sen Allah’ın yarattıklarına hayran kalırken; onların ahirete inanmayışlarına, Allah’ın kudretini inkâr etmelerine ve ilgisizliğine de şaşırıyorsun. Fakat onlarsa yaratılıştaki bu güzellikleri görmezden gelip hâlâ seninle ve Allah’ın âyetleriyle alay ediyorlar. Madem basit görüyorlar. Öyleyse yoktan bir şey yaratsınlar da görelim?
13Alay edenler o kadar şartlanmışlar ki dönüp de kendi yaratılışlarına bir bakmıyor. Ve akıllarını kullanmayanlar, kendilerine Kur’an ile öğüt verildiği halde düşünüp öğüt almıyorlar. Hâlbuki onlar için en büyük yaratılış gerçeği kendileri değil mi?
İlgili ayetler
Ayet 14–21
8 ayetSâffât 14
Sâffât 15
Sâffât 16
Sâffât 17
Sâffât 18
Sâffât 19
Sâffât 20
Sâffât 21
وَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَسْتَسْخِرُونَۖ ١٤ وَقَالُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ١٥ ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ١٦ اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَۜ ١٧ قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَۚ ١٨ فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ ١٩ وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدّ۪ينِ ٢٠ هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ۟ ٢١
Mushaf
Okunuş
14Veiẕâ raev âyetey yestesḫirûn.
15Veḳâlû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.
16Eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev veʿiżâmen einnâ lemebʿûŝûn.
17Eveâbâüne-lʾevvelûn.
18Ḳul neʿam veentüm dâḫirûn.
19Feinnemâ hiye zecratüv vâḥidetün feiẕâ hüm yenżurûn.
20Veḳâlû yâ veylenâ hâẕâ yevmü-ddîn.
21Hâẕâ yevmü-lfaṣli-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.
Türkçe Meal
14Gerçeği söyleyen bir ayet gördüklerinde onu hafife alıyorlar.
15Ve “Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değil!” diyorlar.
16Biz ölüp, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra yeniden mi diriltileceğiz?”
17Ölmüş gitmiş atalarımız da mı? Diyorlar.
18Onlara de ki: -Evet, hem de rezil rüsva bir halde!
19Onun için çok şiddetli bir ses yeter! O da ne! İşte gerçeklerle yüz yüzeler!
20– Yazıklar olsun bize, işte bu hesap gününün ta kendisi! Diyecekler.
21Onlara, “Daha önce yalanlayıp hesaba katmadığınız ayırım günü işte bu!” diye seslenilecek.
Açıklamalı meal
14Müşrikler, gerçeği gösterenbir mucize ya da ayet gördüklerinde ve doğru olan hayat tarzını yaşamaya davet edildiklerinde ya görmezden gelirler ya da alaya alırlar.
15Bununla da kalmazlar “Bu gördüğümüz Kur’an bizleri büyülemek için söylenmekte olan apaçık bir sihirli sözlerdir ” derler.
16Ne yani, şimdi biz “ öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra gerçekten mi kabirlerimizden çıkarılıp tekrar diriltileceğiz?
17Ve bizden önceki ölmüş olan atalarımız da mı diriltilecekler?“ Mümkün değil, inanmayız derler.
18Ey Resûlüm! Sen onlara de ki: “Evet hem de hepiniz müşrik ve kâfir olarak ölmeniz sebebi ile küçük düşürülmüş olarak perişan bir vaziyette diriltileceksiniz.”
19O Kıyâmet ve ölümden sonraki diriliş günü ancak korkunç bir ses ve bir tek çığlıktan ibarettir. Ki Sur’a üflendiğinde onların hepsi kabirlerinden dirilerek gerçeklerle yüz yüze gelirler ve gözleri fal taşı gibi açılarak, neler oluyor diye dehşet içinde etraflarına bakar dururlar.
20Olanları fark ettiklerinde “Eyvah vay bizim halimize! İşte bu, inkâr ettiğimiz ve amellerimizin karşılığını göreceğimiz hesap gününün ta kendisiymiş ve gerçekmiş ” diyecekler.
21Melekler de kâfirlere şöyle seslenecek: “ Evet İşte yalanlayıp durduğunuz gerçeklerin ortaya çıkacağı, iyiyi kötüden ayırma ve nihaî hükmün verilme günüdür bugün. Allah’ın davetine uyan mü’minlerle, uymayan kâfirlerin birbirlerinden ayırt edileceği gün bu gündür.“
İlgili ayetler
Ayet 22–35
14 ayetSâffât 22
Sâffât 23
Sâffât 24
Sâffât 25
Sâffât 26
Sâffât 27
Sâffât 28
Sâffât 29
Sâffât 30
Sâffât 31
Sâffât 32
Sâffât 33
Sâffât 34
Sâffât 35
اُحْشُرُوا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَۙ ٢٢ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاهْدُوهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَح۪يمِۙ ٢٣ وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَۙ ٢٤ مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ ٢٥ بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ ٢٦ وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ٢٧ قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَاْتُونَنَا عَنِ الْيَم۪ينِ ٢٨ قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَۚ ٢٩ وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغ۪ينَ ٣٠ فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَاۗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ ٣١ فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاو۪ينَ ٣٢ فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ٣٣ اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ ٣٤ اِنَّهُمْ كَانُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَۙ ٣٥
Mushaf
Okunuş
22Uḥşürü-lleẕîne żalemû veezvâcehüm vemâ kânû yaʿbüdûn.
23Min dûni-llâhi fehdûhüm ilâ ṣirâṭi-lceḥîm.
24Veḳifûhüm innehüm mesʾûlûn.
25Mâ leküm lâ tenâṣarûn.
26Bel hümü-lyevme müsteslimûn.
27Veaḳbele baʿḍuhüm ʿalâ baʿḍiy yetesâelûn.
28Ḳâlû inneküm küntüm teʾtûnenâ ʿani-lyemîn.
29Ḳâlû bel lem tekûnû müʾminîn.
30Vemâ kâne lenâ ʿaleyküm min sülṭân. bel küntüm ḳavmen ṭâgîn.
31Feḥaḳḳa ʿaleynâ ḳavlü rabbinâ. innâ leẕâiḳûn.
32Feagveynâküm innâ künnâ gâvîn.
33Feinnehüm yevmeiẕin fi-lʿaẕâbi müşterikûn.
34İnnâ keẕâlike nefʿalü bilmücrimîn.
35İnnehüm kânû iẕâ ḳîle lehüm lâ ilâhe ille-llâhü yestekbirûn.
Türkçe Meal
22(22-23) Ve meleklere şöyle seslenilecek:
– Toplayın, şu ortak koşanları, onların yoldaşlarını ve Allah ile aralarına koyup kulluk ettiklerini ve hepsine cehennemin yolunu gösterin!
23(22-23) Ve meleklere şöyle seslenilecek:
– Toplayın, şu ortak koşanları, onların yoldaşlarını ve Allah ile aralarına koyup kulluk ettiklerini ve hepsine cehennemin yolunu gösterin!
24Ama şimdilik durdurun onları, çünkü onlar önce sorgulanacaklar.
25– Ne oldu size, neden birbirinize yardım edemiyorsunuz?
26Ama hayır, artık onlar, bugün tam manasıyla teslim olmuşlardır.
27Bu arada dönüp birbirlerini suçlayacaklar ve önderlerine:
28– Siz bize hep sureti haktan görünerek yaklaşırdınız, diyecekler.
29Diğerleri de;
– Hayır, asıl siz bile bile inanmadınız...
30– Ayrıca bizim sizin üzerinizde hiç bir yaptırım gücümüz yoktu. Bilakis siz ta baştan azgın ve isyankâr bir toplum idiniz.
31– Artık Rabbimizin hakkımızdaki azap sözü gerçekleşti. Çaresi yok hep birlikte bu azabı çekeceğiz.
32– Evet sizi azgınlığa teşvik ettik, çünkü biz de azgın kimseler idik.
33Öyleyse bugün hepsi o azapta ortaktırlar.
34İşte biz suçluları böyle cezalandıracağız.
35Çünkü onlar, kendilerine:
– Allah’tan başka ilah yoktur, denildiği zaman büyüklenirlerdi.
Açıklamalı meal
22Allah O Gün görevli meleklere şöyle buyuracak: Allah’a şirk koşarak en büyük zulmü işlemiş bulunan müşrikleri ve onlar tarafından ilah kabul edilen bütün inkârcı Zalimleri, onların zulümlerine destek veren taraftarlarını ve Allah’ın dışında putlaştırıp ibadet ettiklerini, Allah’tan başka yasalarına uyarak taptıklarını gruplar hâlinde bir araya toplayın.
23Allah ile aralarına koyduklarını ve Allah’ın yanı sıra ilah kabul edip kulluk ettikleri o ilâhlık taslayan liderlerini cehennemin yoluna yöneltin. Hepsine cehennemin nerede olduğunu gösterin!
24Cehennemin kapısına geldiklerinde durdurup bekletin orada onları. Çünkü onlar dünyada iken yaptıkları zulüm ve haksızlıklardan dolayı sorguya çekilecekler.
25Hani, dünyada ilahlaştırıp ardından gittikleriniz sizi kurtaracaktı. Şimdi söyleyin bakalım. Size ne oldu ki azaptan kurtulmak için niçin dünyada olduğu gibi burada da birbirinize yardım etmiyorsunuz? Hâlbuki dünyada iken birbirinize arka çıkardınız. Birbirinizin yalanına şahitlik ederdiniz. Elbirliğiyle gerçeklerimizi inkâr ederdiniz denildiğinde söyleyecek söz bulamazlar.
26Hayır, kimse kimseye yardım edemez! Onlar bugün en küçük bir kibir ve direniş ortaya koyamadan mecburen Allah’ın hükmüne boyun eğip tamamen teslim olmuşlardır. Artık gerçek karşısında başlarını eğip teslim olmaktan başka yapacakları hiçbir şey de kalmamıştır.
27Ancak buraya gelmemize, sizler sebep oldunuz diye kendi aralarında çekişip birbirlerini ve bir zamanlar arkalarından gidip kulluk ettikleri liderlerini düşmanca suçlamaya başlarlar.
28Kötülükte kendilerine uyanlar, peşlerinden gittikleri önderlerine şöyle derler: “Doğrusu siz bize hep Allah’ın adını kullanıp, güya doğrudan yana ve iyilik yanlısı olduğunuzu söyleyerek en sağlam taraf olan sağdan geliyordunuz ve doğru din budur, diyerek yanıltıyordunuz.” Sanki iyiliğimizi istiyormuşçasına bize yaklaşır ve bâtılı hak göstererek, bizi ona çağırırdınız.”
29Buna karşılık önderleri de onlara “Hayır aslında siz peygamber ve kitaplarla, Allah adına yapılan davete inanmak istemediniz ve zaten Allah’ın âyetlerine samimiyetle inanmıyordunuz. O nedenle bizim söylediklerimiz hoşunuza gitti. Siz sadece inkârınızı bizimle güçlendirmek istediniz derler.
30Üstelik bizim sizin üzerinizde zorla sapıklığa götürmek gibi bir gücümüz de yoktu. Aksine siz zaten azgın nankör, kibre kapılmış ve kendi isteğinizle, gerçeği inkâr eden ve Rabbinizin emrine asi olmuş sapık bir topluluktunuz.
31Önderlerle uyanlar, hep birlikte: Artık ne desek boş, şimdi birbirimizi suçlamamızın kimseye bir faydası yok, Rabbimizin hepimizi ihtar ettiği azap hükmü sizin için de, bizim için de kesinleşip üzerimize hak oldu. Çaresi yok hep birlikte bu azabı mutlaka çekeceğiz. Bunu tatmak zorundayız.
32Ama şöyle veya böyle biz sizi de yoldan çıkarıp dünyada isyana, azgınlığa teşvik ettik ve azdırdık. Çünkü biz zaten yoldan çıkan azgın kimselerdik diyecekler.”
33Karşılıklı suçlamalar bir şeyi değiştirmeyecek. Artık o gün onların hepsi dünyada inkârda ortak oldukları için azapta da ortak olacaklar.
34İşte biz davet edildikleri Allah merkezli hayat nizamından yüz çevirip, müşrik ve kâfir olmayı tercih eden ve tevbe etmeden gelen suçlulara ahirette böyle davranırız.
35Neden böyle davranmayalım ki! Çünkü onlar, kendilerine: “La ilahe illallah” yani tevhide dâvet edilip “Allah’tan başka gerçek ilâh yoktur” gelin Allah’ın davetine uyun dendiğinde iman etmek yerine bu tebliği yapanlara karşı çıkıp kibirlenir ve büyüklük taslarlardı. Kendilerine bile faydası zararı olmayan aciz insanların çıkardıkları yasalara uyarak; onlara taparlardı. Süslü hayat, mevki, makam ve gösteriş peşinde koşarlardı. Onlara sadece Allah’ın yasalarına uyun denildiğinde öfkelerinden çılgına dönerler, alaylı bir şekilde; “Biz gökten indirildiği sanılan kitaplara uymayız!” derler; aciz akıllarını, yalanlar üzerine kurulu bilimsel teorilerini kendilerine yol edinir, zulmü, haksızlığı topluma dayatırlardı.
İlgili ayetler
34Nisâ 147
Ayet 36–37
2 ayetSâffât 36
Sâffât 37
وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍۜ ٣٦ بَلْ جَٓاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَل۪ينَ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36Veyeḳûlûne einnâ letârikû âlihetinâ lişâʿirim mecnûn.
37Bel câe bilḥaḳḳi veṣaddeḳa-lmürselîn.
Türkçe Meal
36Ve deli bir şairin sözüne bakarak “İlahlarımızı terk mi edeceğiz?” derlerdi.
37Oysa O, sadece hakkı/Kuran’ı getirmiş ve önceki elçileri de doğrulamıştı.
Açıklamalı meal
36Hatta peygambere karşı hakarete varan sözlerle şöyle derlerdi: Ne yani biz cinlerin etkisindeki delirmiş mecnun bir şairin söylediklerine inanıp da bunun için atalarımızın taptığı ilâhlarımızı terk mi edelim diye, üste çıkmaya çalışırlardı.
37Allah, onların bu sözlerini ret için buyurdu ki: Hayır asla! Gerçek onların dediği gibi değil. Peygamber deli değildir. Onlara yaratılış sebeplerini ve ona uygun nasıl yaşamaları gerektiğini bildiren hak kitap Kur’ân ile gelmiştir. O Kur’an kendinden önce gönderilmiş olan ilahi kitaplardan kalmış olan gerçekleri ve elçilerin tebliğ ettiği evrensel inanç sistemini doğrulamıştı.
Ayet 38–39
2 ayetSâffât 38
Sâffât 39
اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَل۪يمِۚ ٣٨ وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ ٣٩
Mushaf
Okunuş
38İnneküm leẕâiḳu-lʿaẕâbi-lʾelîm.
39Vemâ tüczevne illâ mâ küntüm taʿmelûn.
Türkçe Meal
38Şimdi siz bu acı veren azabı çekeceksiniz.
39Bilin ki bu azap ancak yaptıklarınızın karşılığıdır.
Açıklamalı meal
38Ey müşrikler! Şüphesiz siz yaptığınız bu hakaretler, ayetlerimi yalanlamanız ve isyanınız sebebiyle müstahak olduğunuz acıklı azabı tadacaksınız.
39Ve sadece yaptığınız kötülüklerin cezasını çekeceksiniz. Allah adaleti mutlaktır. Her ne yapıyor iseniz, ancak onun karşılığını görürsünüz. Bizim katımızda haksızlık yoktur. Kim ne yaptıysa onun karşılığıyla cezalandırılır.
Ayet 40–49
10 ayetSâffât 40
Sâffât 41
Sâffât 42
Sâffât 43
Sâffât 44
Sâffât 45
Sâffât 46
Sâffât 47
Sâffât 48
Sâffât 49
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ٤٠ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ ٤١ فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ ٤٢ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِۙ ٤٣ عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ ٤٤ يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَاْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ٤٥ بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ ٤٦ لَا ف۪يهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ ٤٧ وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ ع۪ينٌۙ ٤٨ كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ ٤٩
Mushaf
Okunuş
40İllâ ʿibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
41Ülâike lehüm rizḳum maʿlûm.
42Fevâkih. vehüm mükramûn.
43Fî cennâti-nneʿîm.
44Alâ sürurim müteḳâbilîn.
45Yüṭâfü ʿaleyhim bikeʾsim mim meʿîn.
46Beyḍâe leẕẕetil lişşâribîn.
47Lâ fîhâ gavlüv velâ hüm ʿanhâ yünzefûn.
48Veʿindehüm ḳâṣirâtu-ṭṭarfi ʿîn.
49Keennehünne beyḍum meknûn.
Türkçe Meal
40Ancak dini Allah’a has kılan kullar hariç.
41İşte bunlar için belirlenmiş rızıklar vardır.
42Kendilerine çeşit çeşit meyveler ikram olunacaktır.
43Nimetlerle dolu cennetlerde.
44Tahtların üzerine karşılıklı oturacaklar.
45Etraflarında berrak bir kaynaktan doldurulmuş kâseler dolaştırılacak.
46Bembeyaz ve içenlere zevk veren içeceklerle dolu kâseler.
47O içecekler ne baş ağrıtır ne de sarhoş eder.
48Yanlarında başkasına bakmayan olacak.
49Sanki gün yüzü görmemiş deve kuşu yumurtası gibi bembeyaz.
Açıklamalı meal
40Ancak Allah’ın davetine iman edip, ona uygun yaşamak için ellerinden gelen çabayı gösteren ihlaslı ve samimi kulları müstesna olup bu cezanın dışındadır ve yaptıklarının karşılığını kat kat fazlasıyla alacaktır. Onlar Allah’a inanmış, ayetleri kabul etmiş, Allah’ın yasalarına göre hayatını yaşamış, kötülüklerden uzak durmuş, hakkı, adaleti savunmuş, sevgiyi, saygıyı, paylaşımı toplumda esas almışlardır.
41İşte onlar için cennette özel hazırlanmış tadı ve özellikleri bizce bilinen sayısız nimetler vardır.
42Çeşit çeşit meyveler eşliğinde onlar orada en güzel şekilde ağırlanırlar.
43Bu ağırlama nimetleri bol cennetlerde yapılır.
44Onlar mutluluk tahtları üzerinde ikramlara mazhar olurlar ve birbirlerine karşı sevgi ve saygı ile bakışıp sohbet ederek otururlar.
45Hizmetçileri tarafından cennet pınarlarından doldurulmuş lezzetli, tertemiz içecekler, billur kadehlerle ikram edilip çevrelerinde dolaştırılır.
46O içecekler bembeyaz ve berraktır, içenlere tarifsiz bir lezzet verir.
47Onda ne bir sersemletme vardır ne de onunla başları ağrıyıp sarhoş olurlar.
48Yanlarında gözlerini ve bakışlarını yalnız kendilerine dikmiş iri gözlü yumuşak huylu ve ceylan bakışlı eşler vardır.
49Onlar adeta kumda gizlenmiş, gün yüzü görmemiş devekuşunun sarılmış yumurtası ve saklanmış inciler gibidirler. Her türlü lekeden uzak bembeyazdırlar.
Ayet 50–61
12 ayetSâffât 50
Sâffât 51
Sâffât 52
Sâffât 53
Sâffât 54
Sâffât 55
Sâffât 56
Sâffât 57
Sâffât 58
Sâffât 59
Sâffât 60
Sâffât 61
فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ٥٠ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّ۪ي كَانَ ل۪ي قَر۪ينٌۙ ٥١ يَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّق۪ينَ ٥٢ ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَد۪ينُونَ ٥٣ قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ ٥٤ فَاطَّلَعَ فَرَاٰهُ ف۪ي سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِ ٥٥ قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْد۪ينِۙ ٥٦ وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّ۪ي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ ٥٧ اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّت۪ينَۙ ٥٨ اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ ٥٩ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ٦٠ لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ ٦١
Mushaf
Okunuş
50Feaḳbele baʿḍuhüm ʿalâ baʿḍiy yetesâelûn.
51Ḳâle ḳâilüm minhüm innî kâne lî ḳarîn.
52Yeḳûlü einneke lemine-lmüṣaddiḳîn.
53Eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev veʿiżâmen einnâ lemedînûn.
54Ḳâle hel entüm müṭṭaliʿûn.
55Feṭṭaleʿa feraâhü fî sevâi-lceḥîm.
56Ḳâle tellâhi in kitte letürdîn.
57Velevlâ niʿmetü rabbî leküntü mine-lmuḥḍarîn.
58Efemâ naḥnü bimeyyitîn.
59İllâ mevtetene-lʾûlâ vemâ naḥnü bimüʿaẕẕebîn.
60İnne hâẕâ lehüve-lfevzü-lʿażîm.
61Limiŝli hâẕâ felyaʿmeli-lʿâmilûn.
Türkçe Meal
50Öte yandan bunlar cennette karşılıklı oturup sohbet ederken.
51İçlerinden biri:
– Bir zamanlar benim bir yakın arkadaşım vardı, der.
52Bana derdi ki:
– Sen gerçekten yeniden dirilişi tasdik mi ediyorsun?
53Şimdi biz ölüp, toprağa karışıp kemik yığına haline geldikten sonra tekrar diriltilip hesaba çekileceğiz öyle mi?
54Öteki:
– Şimdi onun ne durumda olduğunu bilmek ister misin? Der.
55Cehenneme şöyle bir bakar ki onun ateşin tam ortasında olduğunu görür.
56– Aman Allah’ım! Az kalsın sen, neredeyse beni de mahvedecektin! Der.
57– Eğer Rabbimin hidayeti olan, Kuran nimeti olmasaydı, az kalsın ben de cehenneme atılanlardan olacaktım.
58Artık biz bir daha ölmeyeceğiz değil mi?
59– Önceki ölümümüzden başka. Artık biz azap da görmeyeceğiz değil mi?
60İşte budur muhteşem zafer!
61Çalışacaklar, böyle bir zafer için çalışıp didinsinler.
Açıklamalı meal
50Cennet ehli dünyadaki eski günleri yâd etmek için sohbet ederken, sohbet döner dolaşır ve dünyada yaşananlara gelir. Birbirlerine dönüp dünyadaki maceralarını sorarlar.
51Sohbet sırasında içlerinden söz alan bir mümin şöyle diyecek: “ Bir zamanlar benim dünyada öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden bir müşrik yakın arkadaşım vardı.
52O dostum bana dünyada iken hep alay ederek derdi ki: ” Sen âhiret hayatına ve burada yaptıklarının karşılığını öldükten sonra alacağına, gerçekten inanıyor musun?
53Yani, senin inancına göre; biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldikten sonra tekrar diriltilip hesaba mı çekileceğiz? “ Bu masala sen demi inanıyorsun diyerek âhireti inkâr ederdi.
54Bu konuşmayı aktaran mü’min böyle diyenin durumunu görmek için yanındaki cennet arkadaşlarına dönüp diyecek ki: “Siz bahsettiğim arkadaşımın başına ne geldiğini ve bu zâlimin şimdi cehennemin neresindedir görmek ister misiniz?”
55Derken O da bahsettiği arkadaşını görmek için diğerleriyle beraber cehenneme baktı ve onu dehşetli cehennem alevlerinin tam ortasında cezasını çekerken gördü. Dünyada alay ederek inkâr eden kişi cehennemin ortasındaydı. Cennettekiler cehennemdekileri görüyor, onları tanıyorlardı.
56Mümin olan, ateşteki arkadaşına seslenip şöyle der: “Allah’a yemin olsun, eğer senin aklına uysaydım az kalsın beni de mahvedip helâke götürecektin.
57Eğer Rabbimin gerçekleri anlatan ayetleri ve hidayet edici nimeti olmasaydı da, Allah’ın davetine iman edip yönelmeseydim ben de senin gibi feryat edip cehennemde eli–kolu bağlı hazır edilenlerden olurdum.
58Bu sözlerin ardından cennetteki arkadaşlarına dönüp konuşmasına şöyle devam eder: Ne mutlu bize. Artık bir daha bize ölüm yok burada ebedi kalacağız değil mi?
59Dünyadan ayrılırken tattığımız o ilk ölümümüzden başka ölüm yüzü görmeyecek ve azap da görmeyeceğiz öyle mi?
60Meleklerde cennetliklere diyecek ki: Allah’a hamd olsun. Dünyada Allah’a inanıp hayırlı davranışlarda bulunanlar, cehennemden uzakta cennettedirler. Muhakkak ki bu, gerçek zafer ve büyük kurtuluştur.
61Hiç kuşkusuz budur o çok büyük kazanç, o çok büyük başarı. Öyleyse çalışıp çabalamak isteyenler asıl böylesi bir mükâfat için çalışsınlar.
İlgili ayetler
Ayet 62–70
9 ayetSâffât 62
Sâffât 63
Sâffât 64
Sâffât 65
Sâffât 66
Sâffât 67
Sâffât 68
Sâffât 69
Sâffât 70
اَذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ ٦٢ اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِم۪ينَ ٦٣ اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ ف۪ٓي اَصْلِ الْجَح۪يمِۙ ٦٤ طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُ۫سُ الشَّيَاط۪ينِ ٦٥ فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۜ ٦٦ ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَم۪يمٍۚ ٦٧ ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَح۪يمِ ٦٨ اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَٓاءَهُمْ ضَٓالّ۪ينَۙ ٦٩ فَهُمْ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ ٧٠
Mushaf
Okunuş
62Eẕâlike ḫayrun nüzülen em şeceratü-zzeḳḳûm.
63İnnâ ceʿalnâhâ fitnetel liżżâlimîn.
64İnnehâ şeceratün taḫrucü fî aṣli-lceḥîm.
65Ṭalʿuhâ keennehû ruûsü-şşeyâṭîn.
66Feinnehüm leâkilûne minhâ femâliûne minhe-lbüṭûn.
67Ŝümme inne lehüm ʿaleyhâ leşevbem min ḥamîm.
68Ŝümme inne merciʿahüm leile-lceḥîm.
69İnnehüm elfev âbâehüm ḍâllîn.
70Fehüm ʿalâ âŝârihim yühraʿûn.
Türkçe Meal
62Söyleyin bakalım böyle bir nimetle ağırlanmak mı iyidir yoksa zakkum ağacı mı?
63Biz, zakkumu yanlışta ısrar eden zalimler için sınama vesilesi yaptık.
64O ağaç, cehennemin dibinden çıkar.
65Tomurcukları şeytanların başları gibi çirkindir.
66İşte onlar, bu zakkumdan yiyecek ve karınlarını onunla dolduracaklar.
67Bunun üzerine bağırsakları yakan kaynar su içecekler.
68Onların dönüp dolaşıp gelecekleri yer işte böyle bir cehennemdir.
69Çünkü onlar, sapkın atalarının başlarına sardığı geleneğe uydular.
70Ve onların izinden akılsızca gidiyorlardı.
Açıklamalı meal
62Ey cennet ve cehenneme ait bu manzaraları izleyen insanlar! Şimdi siz karar verip gerçekçi olarak düşünün. Allah’ın yasalarına göre yaşadığınız hayatın karşılığı ziyafet ve ikram olarak bu cennet nimetleriyle ödüllendirilmek ve bahtiyar yaşamak mı daha hayırlıdır. Yoksa inkârınızdan dolayı Allah’ın yasalarına karşı çıkıp, kulların uyduruk yasalarına göre yaşadığınız hayatın karşılığı olan cehennemdeki zakkum ağacının zehirli olan meyvesini yemek ve ateşe mahkûm olmak mı? Aklınız varsa kıyasını yapın!
63Bu soru üzerine müşrikler; “Cehennemde alevlerin arasında ağaçlar da mı yetişiyormuş?” diyerek seninle alay edecekler. Farkında değiller ama Biz o ağacı Allah’ın âyetleriyle alay etmek için sürekli bahane arayan zalimleri azaptan uyarmak için bir fitne ve sınama vesilesi kıldık. Onlar Rabbinin gücünü, kudretini anlamazlar.
64Muhakkak ki o cehennemin dibinde çıkan acı, dili damağa yapıştıran, kötü kokulu ve dünyadaki ağaçlara benzemeyen bir ağaçtır.
65Onun meyvesi olan tomurcukları sanki onları aldatan şeytanların başları gibi çok çirkin ve tiksindiricidir.
66Muhakkak ki müşrik ve kâfirler, karınları tıka basa doluncaya kadar ondan zorla yiyeceklerdir.
67Bu zakkumu yemeğini yedikten sonra, üzerine bağırsakları parça parça eden kaynar su ile karıştırılmış kusmuk ve irin türünden içecekler vardır. Onlar korkunç bir ümitsizlik cezasına çarpılacaklardır!
68Davet edildikleri hayat nizamına sırt dönüp, Rablerine nankörlük edenlerin sonunda dönüp dolaşıp varacakları yer elbette cehennemedir ve yaşayacakları hayat azap olacaktır. Peki, onları bu acı sona götüren süreç nasıl başlamıştı?
69Çünkü onlar dünyada atalarını yanlış yolda ve sapıtmış halde bulmalarına rağmen, kendilerine ayetlerimizle gönderdiğimiz gerçekleri, babalarının sapık yollarına uyarak terk ettiler.
70Ne var ki kendileri de atalarının şirk düzeni ve ahlakı ile yaşamayı tercih edip, körü körüne onların peşinden gitmek için akılsızca koşturanlardır ve onların Allah’la birlikte ilah edindiklerini ilah edinenlerdir. Babaları suçlarının cezalarını nasıl çekiyorlar, onlarda suçlarının cezalarını çekeceklerdir.
İlgili ayetler
Ayet 71–74
4 ayetSâffât 71
Sâffât 72
Sâffât 73
Sâffât 74
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّل۪ينَۙ ٧١ وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ مُنْذِر۪ينَ ٧٢ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَۙ ٧٣ اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ۟ ٧٤
Mushaf
Okunuş
71Veleḳad ḍalle ḳablehüm ekŝeru-lʾevvelîn.
72Veleḳad erselnâ fîhim münẕirîn.
73Fenżur keyfe kâne ʿâḳibetü-lmünẕerîn.
74İllâ ʿibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Türkçe Meal
71And olsun ki onlardan öncekilerin çoğu da doğru yoldan sapmıştı.
72Biz de onlara uyarıcılar göndermiştik.
73Uyarılan fakat uyarılara kulak vermeyenlerin sonu nasıl oldu bir bak!
74Kurtulanlar yalnızca dini Allah’a has kılan kullar oldu.
Açıklamalı meal
71Hiç şüphesiz onlardan önce, gelip geçen milletlerin çoğu da Allah adına yapılan daveti reddederek sapıtıp doğru yoldan çıkmıştı.
72Yemin ·olsun ki biz kendilerini uyarmak için onların içlerinden, kitaplarla birlikte kendileriyle aynı dili konuşan uyarıcı peygamberler göndermiştik. Onlara başlarına gelebilecek her şeyi açıklayan ayetlerimizi gönderdik. Resullerimiz onları yeterince uyardı.
73Geriye dönüp de uyarılanların ve uyarıldığı halde atalarının izinde gidip kula kulluk edenlerin sonlarının nasıl olduğuna şöyle bir bak ve felakete uğramış akıbetlerini bir düşün!
74Ancak uyarılara kulak veren Allah’ın ihlâslı ve samimi kulları bu sondan müstesnadır. Allah adına kendilerine yapılan davete iman edip, onun gerektirdiği hayat nizamına sarılanlar, dünyada ve âhirette kazananlardan oldular. Onlar Allah’a inanarak, Allah’ın yasalarına göne yaşayarak hayatlarını sürdürdüler.
Ayet 75–79
5 ayetSâffât 75
Sâffât 76
Sâffât 77
Sâffât 78
Sâffât 79
وَلَقَدْ نَادٰينَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُج۪يبُونَۚ ٧٥ وَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۘ ٧٦ وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاق۪ينَۘ ٧٧ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَۘ ٧٨ سَلَامٌ عَلٰى نُوحٍ فِي الْعَالَم۪ينَ ٧٩
Mushaf
Okunuş
75Veleḳad nâdânâ nûḥun feleniʿme-lmücîbûn.
76Venecceynâhü veehlehû mine-lkerbi-lʿażîm.
77Veceʿalnâ ẕürriyyetehû hümü-lbâḳîn.
78Veteraknâ ʿaleyhi fi-lʾâḫirîn.
79Selâmün ʿalâ nûḥin fi-lʿâlemîn.
Türkçe Meal
75And olsun ki vaktiyle Nuh, bizden imdat dilemiş biz de ona ne güzel karşılık vermiştik.
76Onu ailesini ve ona uyanları da, o büyük felaketten kurtarmıştık.
77Böylece onun soyunu da devam ettirdik.
78(78-79) Biz onun gelecekte bütün toplumlar içinde “Selam olsun Nuh’a!” diye anılmasını sağladık.
79(78-79) Biz onun gelecekte bütün toplumlar içinde “Selam olsun Nuh’a!” diye anılmasını sağladık.
Açıklamalı meal
75Andolsun, Nuh ihlaslı kullarımıza en güzel örneklerden biridir. Hani, Bize gece gündüz kavminin hidayeti için yalvarıp yakarmıştı Onlar yola gelmeyince de bu sefer de şirk ve küfürden vazgeçmeyen kavminin helaki için dua etmişti. Biz de onun duasınane güzel cevap vermiştik!
76Hanımı ve oğlu hariç, kendisini ve davetine icabet eden mümin ailesini tufan gibi o büyük felâketten kurtardık, gerisini de helak ettik.
77O tufandan sonra yeryüzündesadece Nûh’un soyunu yeryüzünde kalan ve O’ndan türeyip çoğalan bir toplum olarak kıyamete kadar kalıcı kıldık. İnkâr edenlere gelince onların yıkıntılarından başka hiçbir şeyleri kalmadı.
78Sonra gelenler arasında örnek duruşundan dolayı, Nûh’un övgüyle anılmasını, adının geçtiği yerde sevgi ve saygı ile hatırasından bahsedilmesini sağlayıp ona iyi bir nam ve isim bıraktık.
79Alemler içinde Nuh’a selâm olsun. İnsanlığın soyunun devamına vesile olduğu için Cümle âlem onu “Nûh’a selam olsun” diye övgü ve sevgi ile anar.
İlgili ayetler
Ayet 80–82
3 ayetSâffât 80
Sâffât 81
Sâffât 82
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ٨٠ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ٨١ ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَ ٨٢
Mushaf
Okunuş
80İnnâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
81İnnehû min ʿibâdine-lmüʾminîn.
82Ŝümme agraḳne-lʾâḫarîn.
Türkçe Meal
80İşte biz iyi ve güzel davrananları böyle ödüllendiririz.
81Çünkü O, bizim yürekten inanıp güvenen mümin kulumuzdu.
82Diğerlerini ise suda boğmuştuk.
Açıklamalı meal
80İşte biz kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışıp Allah’ı görürcesine iyilik edenleri ahirette cennetle mükâfatlandırmadan önce, dünyada da böyle güzel bir şekilde mükâfatlandırırız.
81Çünkü o Nüh en zor zamanlarda duruşunu değiştirmeyen, Rabbine yürekten bağlı, imanında samimi ve teslim olan mü’min kullarımızdandı.
82İyileri ödüllendirirken O’nun gemisine binmeyip inkâr ve isyan eden diğerlerini yaptıkları yüzünden tufanda suda boğup helak ettik.
Ayet 83–84
2 ayetSâffât 83
Sâffât 84
وَاِنَّ مِنْ ش۪يعَتِه۪ لَاِبْرٰه۪يمَۢ ٨٣ اِذْ جَٓاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍ ٨٤
Mushaf
Okunuş
83Veinne min şîʿatihî leibrâhîm.
84İẕ câe rabbehû biḳalbin selîm.
Türkçe Meal
83Şüphesiz İbrahim de Nuh’un yolunu izleyen biriydi.
84Nitekim O, Rabbine tertemiz bir kalp ile yönelmişti.
Açıklamalı meal
83Doğrusu İbrahim de Nûh’un dini ve milletinden gelen ve tevhidde Nûh’un yolunu izleyen biriydi.
84Çünkü o da her türlü günahın kirinden arınmış olarak tertemiz bir kalple Rabbine yönelmişti. Rabbinin huzuruna sağlam bir yürekle çıkmıştı ve O’nun davetini ömrünün sonuna kadar devam ettirmişti. Ey Mekke müşrikleri! Neden putlar karşısında “atamız” diye övündüğünüz İbrâhim’in duruşunu sergilemiyorsunuz?
Ayet 85–87
3 ayetSâffât 85
Sâffât 86
Sâffât 87
اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَاذَا تَعْبُدُونَۚ ٨٥ اَئِفْكًا اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُر۪يدُونَۜ ٨٦ فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨٧
Mushaf
Okunuş
85İẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâẕâ taʿbüdûn.
86Eifken âliheten dûne-llâhi türîdûn.
87Femâ żannüküm birabbi-lʿâlemîn.
Türkçe Meal
85Bir gün babasına ve kavmine şöyle demişti:
– Siz, nelere kulluk ediyorsunuz böyle?
86Allah ile aranıza koyup uydurma ilahlara kulluk mu etmek istiyorsunuz?
87Peki âlemlerin Rabbi hakkındaki düşünceniz nedir?
Açıklamalı meal
85Hani İbrahim babasına ve kavmine bir gün şöyle seslenmişti: “Siz nelere kulluk ve ibadet ediyorsunuz?
86Sizleri ve bunca nimetleri yaratan Allah’ı ilah edinmek yerine, katıksız yalan ve iftira ile Allah’la aranızda düzmece ilâhlar olmasını mı istiyorsunuz? Uydurma ilahları Allah’a mı tercih ediyorsunuz? Birtakım yalanlar uydurarak Allah’ın peşi sıra atalarınızın uydurduğu sizin gibi yaratılmış kimseleri ya da nesneleri ilah edindiğinizin farkında mısınız?
87Peki o zaman Allah’ın üzerinizdeki hakkı ne olacak? Öyle ise bütün varlıkların ve alemlerin Rabbi hakkındaki kanaatiniz nedir?” Madem ki evreni yoktan var eden, yöneten, yönlendiren ve tüm canlıları besleyen bir Yaratıcının varlığına inanıyorsunuz, o hâlde neden yalnızca O’na kulluk etmiyorsunuz? Sizi yaratmasının sebebini hiç düşünmez misiniz?” Bu yaptığınızı cezasız bırakacağını mı düşünüyorsunuz? İbrâhim’in kavmi, bu sorulara cevap veremedikleri gibi rahatsız da oluyorlardı. İbrâhim onları daldıkları bu çok derin gaflet uykusundan uyandırmak için sıra dışı bir yöntemi izlemeye karar verdi. İbrâhim’in kavmi bir bayram günü şehir dışında yapacakları kutlamalara İbrâhim’i de çağırmışlardı.
Ayet 88–96
9 ayetSâffât 88
Sâffât 89
Sâffât 90
Sâffât 91
Sâffât 92
Sâffât 93
Sâffât 94
Sâffât 95
Sâffât 96
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِۙ ٨٨ فَقَالَ اِنّ۪ي سَق۪يمٌ ٨٩ فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِر۪ينَ ٩٠ فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَاْكُلُونَۚ ٩١ مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ ٩٢ فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَم۪ينِ ٩٣ فَاَقْبَلُٓوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ ٩٤ قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ ٩٥ وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ ٩٦
Mushaf
Okunuş
88Feneżara nażraten fi-nnücûm.
89Feḳâle innî seḳîm.
90Fetevellev ʿanhü müdbirîn.
91Ferâga ilâ âlihetihim feḳâle elâ teʾkülûn.
92Mâ leküm lâ tenṭiḳûn.
93Ferâga ʿaleyhim ḍarbem bilyemîn.
94Feaḳbelû ileyhi yeziffûn.
95Ḳâle etaʿbüdûne mâ tenḥitûn.
96Vellâhü ḫaleḳaküm vemâ taʿmelûn.
Türkçe Meal
88Nihayet İbrahim kafasında bir şey tasarladı.
89Ve “Ben hastayım” dedi.
90Bunun üzerine onu orada bırakıp gittiler.
91Ve İbrahim, onların putlaştırdığı ilahlarıyla baş başa kaldı onlara:
-Buyursanıza niçin yemiyorsunuz? Dedi.
92– Ne oldu size niye konuşmuyorsunuz?
93Sonra, hiddetle üzerlerine sağ eliyle bir darbe indirdi.
94Bunu duyan halk telaş ve hışımla koşarak ona geldiler.
95İbrahim, onlara:
– Elinizle yonttuğunuz bu şeylere niye kulluk ediyorsunuz? Dedi.
96Oysa sizi de yonttuklarınızı da yaratan Allah’tır.
Açıklamalı meal
88Müşrikler, bayram günü evlerinden yiyecekler getirir ve onları, —o yılki mahsullerin bereketlenmesi için— putların önüne bırakarak kırlara çıkıp eğlenirlerdi. Yıldızlara bakarak manalar çıkaran bir toplumda yaşayan İbrahim bir bayram günü kavmin dinî törenlerine katılmaya çağrılınca başını gökyüzüne doğru kaldırıp her biri birer tevhid delili olan yıldızlara kehânet yapıyormuş gibi şöyle bir baktı.
89Bir de bu delillere rağmen gaflette olan kavminin haline baktı ve yanında bulunanlara “ Siz bu asılsız, düzmece putlarla Allah’ın yarattığı yıldızları, ayı, güneşi de hurafelerinize alet ediyorsunuz. Ben sizin bu tutumunuzdan rahatsızım ” dedi ((Bende tâün hastalığı gibi bir şey görünüyor. Bunun için muhakkak ben hastayım” dedi)
90Kavminden ayrı bir yerde dinlenmeye çekildi. Bunun üzerine yanında bulunanlar da İbrahim’e arkalarını dönüp şehir dışına eğlenmeye gittiler.
91Karanlık iyice çökmüş, putların olduğu alan tamamen boşalmıştı. Yalnız kalan İbrahim kavminin putperestliğini, onlara başka bir yol ile de göstermeyi düşündü ve kalkıp gizlice putların yanına gitti. Putperest halkın onların önüne koydukları yemekleri de görünce alaycı bir tavırla putlara: “ Haydi buyursanız ya önünüze kutsallaştırılmak üzere konulmuş olan şu leziz yemekleri niçin yemiyorsunuz?” dedi.
92“Size ne oluyor ki niçin bana konuşmuyorsunuz yoksa beni duymuyor musunuz?” dedi. Hâliyle, putlardan bir cevap çıkmadı.
93Sonunda gizlice üzerlerine yürüyüp sağ elindeki baltayı bütün gücüyle vurarak putlara bir darbe indirdi. En büyüğü hariç, hepsini parçaladı. Baltayı da en büyük putun boynuna astı.
94Bunun üzerine kavminden birçok insan sabahleyin telâşla ve süratle koşarak İbrâhim’e geldiler ve etrafını sarıp onu sorgulamaya başladılar. Ona bu işi yapıp yapmadığını sordular, o da onları düşündürmek için kırmadığı tek putu göstererek “belki o yapmıştır” dedi.
95İbrahim de onlara dönüp can alıcı şu soruyu yöneltip dedi ki: “Kendi ellerinizle yonttuğunuz meydanlara heykellerini diktiğiniz, kendilerini benden korumaktan da aciz, size de hiçbir yararı dokunmayan şu cansız, ruhsuz şeylerden sorunlarınızın çözümünü bekleyip onlara mı ibadet edip tapıyorsunuz?
. Oysa sizi de ellerinizle yaptığınız ve ilah diye putlaştırıp taptıklarınızı da, yasalarına uyarak taptığınız insanları da Allah yaratmıştır. Hiç yaratılan, yaratılana tapar mı?” dedi. İbrâhim’in fikirlerine yenik düşen kavmi, onun bedenini ortadan kaldırmak için uyduruk bir mahkeme kurdular.
İlgili ayetler
Ayet 97–98
2 ayetSâffât 97
Sâffât 98
قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَاَلْقُوهُ فِي الْجَح۪يمِ ٩٧ فَاَرَادُوا بِه۪ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَل۪ينَ ٩٨
Mushaf
Okunuş
97Ḳâlü-bnû lehû bünyânen feelḳûhü fi-lceḥîm.
98Feerâdû bihî keyden feceʿalnâhümü-lʾesfelîn.
Türkçe Meal
97Bunun üzerine:
– İbrahim’i yakmak için bir bina yapın ve onu ateşin içine atın! Dediler.
98Onlar İbrahim’e tuzak kurmak istediler ama biz de tuzaklarını bozup onları perişan ettik.
Açıklamalı meal
97İbrahim bunları söyleyince orada toplananlar İbrahim’i nasıl cezalandırılacaklarını aralarında görüştüler ve dediler ki: “ İlahlarımıza dil uzatan bu adamın derhal öldürülmesi gerekir! Ona yakmak için fırın gibi büyük bir bina yapın ve odun toplayın da kendisini yakıp putlarımıza yaptığı bu saygısızlığının cezasını vermek için oradan alevli ateşe atın dediler.“
98Böylelikle ona bir tuzak kurup zarar vermek istediler. Ama biz İbrahim’i kurtarıp onların bu heveslerini kursaklarında bıraktık ve planlarını boşa çıkarıp, hayal kırıklığına uğratarak rezil ettik. İnandığı davada İbrâhim’in önüne ateş çıkmıştı. Ya dönecek zelil olarak yaşayıp ölecek ya da ateşe girecek izzetle ölecekti. O davasından dönmedi. Bunun üzerine Allah, şartları İbrâhim’in lehine değiştirdi ve ateşi yakmaz hale getirdi
Ayet 99–100
2 ayetSâffât 99
Sâffât 100
وَقَالَ اِنّ۪ي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ ٩٩ رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنَ الصَّالِح۪ينَ ١٠٠
Mushaf
Okunuş
99Veḳâle innî ẕâhibün ilâ rabbî seyehdîn.
100Rabbi heb lî mine-ṣṣâliḥîn.
Türkçe Meal
99Sonunda İbrahim:
– Ben, Rabbime kulluk edebileceğim bir yere gideceğim. O bana mutlaka bir yol gösterecektir, dedi.
100Ve “Rabbim, bana iyilerden bir evlat bağışla.
Açıklamalı meal
99Biz İbrahim’i o zalimlerin elinden kurtarınca, İbrahim de dedi ki: “Ben küfrün egemen olduğu bu toprakları terk edeceğim ve Rabbim beni ne tarafa yönlendirirse, oraya gideceğim. Şüphesiz ki O beni yaratılış sebebim olan hayat nizamı ile yaşayabileceğim doğru yola iletecektir.
100İbrahim inkâr edenlerin arasından ayrılıp Filistin’e yerleşen İbrâhim’in yaşı bir hayli ilerleyince: Rabbim bana seni hakkıyla tanıyacak ve seni tanıtıp sevdirmeyi en büyük dert ve dava edinecek hayırlısından güzel ahlaklı bir evlat nasip et.” diye dua etti.
Ayet 101–108
8 ayetSâffât 101
Sâffât 102
Sâffât 103
Sâffât 104
Sâffât 105
Sâffât 106
Sâffât 107
Sâffât 108
فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ ١٠١ فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪ٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ ١٠٢ فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ ١٠٣ وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ ١٠٤ قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٠٥ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُ۬ا الْمُب۪ينُ ١٠٦ وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظ۪يمٍ ١٠٧ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ ١٠٨
Mushaf
Okunuş
101Febeşşernâhü bigulâmin ḥalîm.
102Felemmâ belega meʿahü-ssaʿye ḳâle yâ büneyye innî erâ fi-lmenâmi ennî eẕbeḥuke fenżur mâẕâ terâ. ḳâle yâ ebeti-fʿal mâ tüʾmer. setecidünî in şâe-llâhü mine-ṣṣâbirîn.
103Felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn.
104Venâdeynâhü ey yâ ibrâhîm.
105Ḳad ṣaddaḳte-rruʾyâ. innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
106İnne hâẕâ lehüve-lbelâü-lmübîn.
107Vefedeynâhü biẕibḥin ʿażîm.
108Veteraknâ ʿaleyhi fi-lʾâḫirîn.
Türkçe Meal
101Biz de ona yumuşak huylu, ağır başlı bir oğul vereceğimizi müjdeledik.
102Çocuk, onun çaba ve tasasına ortak olacak yaşa gelince, ona dedi ki;
– Yavrucuğum, rüyamda seni kurban ettiğimi görüyorum, bir düşün ne dersin bu işe? Çocuk;
– Babacığım, sen sana emrolunanı yap! Dedi. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın!
103Sonunda her ikisi de teslimiyet gösterip, İbrahim oğlunu alnı üzerine yatırınca.
104Biz: Ey İbrahim! Diye seslendik.
105– Sen rüyanın gereğini yerine getirdin. İşte biz teslimiyet gösterenleri böyle ödüllendiririz.
106Gerçekten bu, apaçık ve zor bir sınavdı.
107Biz ona çocuğun yerine fidye olarak büyük bir kurban kesmesini emrettik.
108(108-109) Biz onun, sonraki nesiller arasında “Selam olsun İbrahim’e!” diye anılmasını sağladık.
Açıklamalı meal
101İbrahim’in duasından sonra Biz de ona İsmâil adında güzel huylu halim selim ve ağır başlı bir erkek evlat müjdeledik. İlahî müjde gerçekleşti ve İbrâhim’in ikinci hanımı Hacer’den İsmâil adı verilen çocuk dünyaya geldi.
102Çocuk büyüyüp babasıyla beraber iş yapacak çağa yani doğru ile yanlışı birbirinden ayırabileceği ergenlik çağına erişince İbrâhim bir baba olarak, hayatının en zor konuşmasını yaptı: “ Yavrucuğum! Ben üst üste rüyamda seni boğazlayıp kurban ederken görüyorum. Bir düşün bakalım, bu işe ne dersin?” diye sordu. İsmail de babasından aldığı terbiyenin bir sonucu olarak hiç tereddüt etmeden dedi ki: “Ey babacığım! Sen rüyanda görüp te emrolunduğun şeyi yap. Benim için endişelenme. İnşallah beni buna itiraz etmeyip tüm sıkıntılara sabredenlerden olarak bulacaksın.”
103Böylece her ikisi de içtenlikle Allah’ın emrine teslim olunca, İbrahim onu kesmek için şakağı üzerine yatırdı ve yüzüstü bırakıp mağdur etti.
104Tam kesecekti ki son Biz de anda ona: “Ey İbrahim! diye seslendik.
105Sen gerçekten sadakat gösterip rüyanda gördüğünü gerçekleştirmeye kalkıştın. Rüyadan beklenen sonuç gerçekleşti, siz sınavı kazandınız. İşte biz teslimiyet gösteren ve emrimize itaat edip iyilik yapan kullarımızı yanlışlar yapmaktan koruyup böyle mükâfatlandırırız.” diye vahyettik
106Doğrusu bu herkesin dayanamayacağı pek büyük bir imtihandı. Bu, İbrahim’in kendi kendini imtihan ettiği, yanlış ve çok zor bir sınama idi. Sözünü yerine getirmek için harekete geçtiğinde imtihanı kazanmıştı.
107Biz rahmet hazinelerimizin kapısını sonuna kadar açtık ve çocuğunu kurban etmek yerine İbrahim’e Kurtuluş bedeli yani, fidye olarak manâ itibariyle çok büyük bir kurbanlık verdik ve onu kesmesini emredip, yanlışından kurtardık. İşte o günden beri müminler, Allah yolunda her şeylerini seve seve fedâ etmeye hazır olduklarını göstermek üzere, Kurban Bayramı’nda kurban keser, böylece ataları İbrahim’in izinden gittiklerini gösterirler.
108Sonra verdiği söz oğlunu kesmek bile olsa; verdiği sözü yerine getirmeye azmettiği için, Kıyamet’e kadar arkasından gelecek nesiller arasında hayırla yâd edilmesi için, İbrahim’in adını yüceltip ona iyi bir saygı ve ün bıraktık. Gelecek nesiller arasında İbrahim, bu yanlışının Allah tarafından düzeltilmesi ile de anılacaktır. İbrahim’in ismiyle birlikte kurban ibadeti de devam etti.
İlgili ayetler
103Enbiyâ 35
104Bakara 124
105Bakara 177
106Ankebut 2
Ayet 109–111
3 ayetSâffât 109
Sâffât 110
Sâffât 111
سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ ١٠٩ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١١٠ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ١١١
Mushaf
Okunuş
109Selâmün ʿalâ ibrâhîm.
110Keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
111İnnehû min ʿibâdine-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
109(108-109) Biz onun, sonraki nesiller arasında “Selam olsun İbrahim’e!” diye anılmasını sağladık.
110İşte biz, görevini samimiyetle yerine getirenleri böyle ödüllendiririz.
111Çünkü o, inanıp güvenen mümin kullarımızdan biri idi.
Açıklamalı meal
109İbrahim’e ve ailesine selâm olsun. Dileğimiz İbrahim’in esenliğidir.
110Biz Allah’ı görürcesine layıkıyla iyilik yapanları ve Rabbine yürekten bağlı olup kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları, O’nun davetinin yaşanması ve yaşatılması uğrunda bütün gücüyle çaba harcayanların zor zamanlarında imdadına yetişir, onları sıkıntısından kurtarır ve böyle mükâfatlandırırız.
111Çünkü İbrahim’de, bize tüm kalbiyle inanıp güvenen mü’min kullarımızdandı. Onun bize yönelişleri hep içtendi.
Ayet 112–113
2 ayetSâffât 112
Sâffât 113
وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ ١١٢ وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ مُب۪ينٌ۟ ١١٣
Mushaf
Okunuş
112Vebeşşernâhü biisḥâḳa nebiyyem mine-ṣṣâliḥîn.
113Vebâraknâ ʿaleyhi veʿalâ isḥâḳ. vemin ẕürriyyetihimâ muḥsinüv veżâlimül linefsihî mübîn.
Türkçe Meal
112Ardından ona salihlerden bir nebi olacak olan İshak’ı müjdeledik.
113Onu da İshak’ı da soyunu da bereketlendirdik. Ama her ikisinin soyundan iyi insanlar çıktığı gibi onların mirasına ihanet edenler de çıkmıştır.
Açıklamalı meal
112Biz ayrıca Ona İsmâil’den sonra zamanı gelince Sâlihlerden bir peygamber olacak olan İshak’ı evlat olarak müjdeledik.
. Ona ve oğlu İsmâil İshak’a bereketler ihsan ettik ve onları onurlandırıp mübarek kıldık. Fakat böyle mübarek bir Peygamberin soyundan gelmek, kişiye Allah katında özel bir statü, bir ayrıcalık kazandırmaz. Her ikisinin neslinden Allah’a gönülden teslim olup davetine koşarak iyilik yapanlar da oldu, Allah adına yapılan davete ihanet edip inkâr ve isyanla kendilerine açıkçayazık eden nankör, müşrik, kâfir ve zalimler de oldu.
Ayet 114–119
6 ayetSâffât 114
Sâffât 115
Sâffât 116
Sâffât 117
Sâffât 118
Sâffât 119
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَۚ ١١٤ وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ ١١٥ وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَۚ ١١٦ وَاٰتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَب۪ينَۚ ١١٧ وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۚ ١١٨ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْاٰخِر۪ينَ ١١٩
Mushaf
Okunuş
114Veleḳad menennâ ʿalâ mûsâ vehârûn.
115Venecceynâhümâ veḳavmehümâ mine-lkerbi-lʿażîm.
116Veneṣarnâhüm fekânû hümü-lgâlibîn.
117Veâteynâhüme-lkitâbe-lmüstebîn.
118Vehedeynâhüme-ṣṣirâṭa-lmüsteḳîm.
119Veteraknâ ʿaleyhimâ fi-lʾâḫirîn.
Türkçe Meal
114Biz Musa ve Harun’a da nübüvvet vererek ikramda bulunmuştuk.
115Onları ve kavimlerini büyük bir felaketten kurtarmıştık.
116Onlara öyle bir yardım etmiştik ki sonunda galip gelen onlar oldu.
117Biz onlara hakikati apaçık ortaya koyan o kitabı vermiştik.
118Böylece onlara dosdoğru yolu göstermiştik.
119(119-120) Biz onların ikisini de sonraki nesiller arasında “Selam olsun Musa ve Harun’a” diye anılmasını sağladık.
Açıklamalı meal
114Andolsun ki, biz Musa’ya ve Harun’a da İbrâhim’in neslinden gelen iyi kimseler olmanın yanında peygamberlik vererek lütufta bulunduk.
115Onları da kavimlerini de Firavun ve adamlarına köle olmak ve işkence gibi büyük sıkıntılardan kurtardık.
116Üstelik zorda kaldıklarında ve doğru yolda oldukları sürece yardımımızla desteklemiştik. Böylece zâlimlere karşı üstün gelenler onlar oldu.
117Onlara da açıklayıcı delillerle doğru ile yanlışı apaçık ortaya koyan ve hükümlerimizi açıklayan Tevrat adındaki ilahi kitabı verdik. Ona sımsıkı sarılıp başarıya kavuşmuşlardı.
118Böylece onları vahyin rehberliğinde her konuda dosdoğru yola iletmiştik.
119Kıyamet’e kadar gelecek sonraki nesiller arasında kıyâmete kadar hayırla yâd edilmeleri ve övgüyle anılmaları için onlara da iyi bir saygı ve ün bıraktık.
Ayet 120–122
3 ayetSâffât 120
Sâffât 121
Sâffât 122
سَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ ١٢٠ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٢١ اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ١٢٢
Mushaf
Okunuş
120Selâmün ʿalâ mûsâ vehârûn.
121İnnâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
122İnnehümâ min ʿibâdine-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
120(119-120) Biz onların ikisini de sonraki nesiller arasında “Selam olsun Musa ve Harun’a” diye anılmasını sağladık.
121İşte biz görevini samimiyetle yerine getirenleri böyle ödüllendiririz.
122Çünkü ikisi de inanıp güvenen mümin kullarımızdan idi.
Açıklamalı meal
120İbrâhim’e olduğu gibi onun tevhid çizgisini takip eden Musa’ya ve Harun’a da selâm olsun. Dileğimiz. Mûsa ve Harun’un esenliğidir.
121İşte biz Rablerine karşı sorumluluklarını bilinçle ve gayretle yerine getirmek için çaba harcayıp iyilik edenleri ve kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları her türlü sıkıntıdan kurtarıp böyle mükâfatlandırırız.
122Şüphesiz Musa ile Harun da bize içten yönelmişti. Onlar insanları Allah adına yaratılış sebeplerine bütün güçleriyle davet edip gönülden inanan ve bu inanç doğrultusunda hayat programlarını çizen kullarımızdandı.
Ayet 123–126
4 ayetSâffât 123
Sâffât 124
Sâffât 125
Sâffât 126
وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ١٢٣ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ ١٢٤ اَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِق۪ينَۙ ١٢٥ اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ١٢٦
Mushaf
Okunuş
123Veinne ilyâse lemine-lmürselîn.
124İẕ ḳâle liḳavmihî elâ tetteḳûn.
125Etedʿûne baʿlev veteẕerûne aḥsene-lḫâliḳîn.
126Allâhe rabbeküm verabbe âbâikümü-lʾevvelîn.
Türkçe Meal
123Hiç kuşku yok ki İlyas da elçilerden biri idi.
124O, halkına şöyle demişti:
– Hiç Allah’tan kokmuyor musunuz?
125(125-126) Yaratıcıların en mükemmeli olan, sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp Ba’lin putlarına mı yalvarıyorsunuz.
126(125-126) Yaratıcıların en mükemmeli olan, sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp Ba’lin putlarına mı yalvarıyorsunuz.
Açıklamalı meal
123Şüphesiz Mûsâ ve Hârûn’dan uzun bir zaman sonra gelen İlyas da, Allah’ın dinini tebliğ için İsrâiloğulları’na gönderilmiş peygamberlerdendi.
124Hani o kavmine ayrılığa düşmekten sakının diye şöyle demişti: “Sizleri yaratıp bunca nimetlerle donatan Allah’ın azabından korkup O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız ve Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu hiç düşünmez misiniz?
125Kâinatı ve içinde ne varsa her şeyi en mükemmel şekilde yaratan, nizamlarını kurup yaşatan Allah’a aracısız olarak yalvarmayı bırakıp da atalarınız Fenikelilerin bereket ve yağmur tanrısı ve sizin gibi yaratılmış bir varlık olan Baal denilen puta mı dua edip yalvarıyorsunuz? Siz, yaratıcınızı hayalinizde şöyle ya da böyle kurgulamış olabilirsiniz. Sizin hayaliniz sınırlıdır. O, sizin hayalinizdekinden sonsuz derecede daha güzeldir.
126Oysa Sizin de sizden önceki atalarınızın da Baal dediğiniz putlarınızın da gerçek Rabbi ve ilahı Allah’tır
Ayet 127–132
6 ayetSâffât 127
Sâffât 128
Sâffât 129
Sâffât 130
Sâffât 131
Sâffât 132
فَكَذَّبُوهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ ١٢٧ اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ١٢٨ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ ١٢٩ سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْيَاس۪ينَ ١٣٠ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٣١ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ١٣٢
Mushaf
Okunuş
127Fekeẕẕebûhü feinnehüm lemuḥḍarûn.
128İllâ ʿibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
129Veteraknâ ʿaleyhi fi-lʾâḫirîn.
130Selâmün ʿalâ ilyâsîn.
131İnnâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
132İnnehû min ʿibâdine-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
127Sonunda onu yalanladılar, bu yüzden onlar, elbette huzurda yargılanıp azaba çarptırılacaklar.
128Yalnız dini Allah’a has kılanlar bunun dışında olacak.
129(129-130) Biz de onun, sonraki nesiller arasında “Selam olsun İlyas’a!” diye anılmasını sağladık.
130(129-130) Biz de onun, sonraki nesiller arasında “Selam olsun İlyas’a!” diye anılmasını sağladık.
131Biz görevini güzel bir şekilde yerine getirenleri işte böyle ödüllendiririz.
132Çünkü o, inanıp güvenen mümin kullarımızdan biri idi.
Açıklamalı meal
127Ancak onlar bütün uyarılarına rağmen ne yazık ki İlyas’ı da yalanladılar ve onun Allah adına yaptığı daveti reddettiler. Bundan dolayı elbette onlar da hak ettikleri azap için hesap vermek üzere yakalanacak veAllah’ın huzuruna çıkarılıp, aşağılanmış olarak Cehennemce getirileceklerdir.
128Ancak davet edildikleri yaratılış sebeplerine iman edip onu yaşamak için ellerinden geleni yapıp Allah’ın rızasını arayan samimî ve ihlâslı kullarının yeri bir başkadır. İhlaslı kullar, hakkı kabul ettiler, uyarıları dinlediler, asıl hayat için hazırlık yaptılar, sonunda cenneti kazandılar. Onlar bu azabın dışında kalıp ödüllendireceklerdir.
129Kıyamet’e kadar gelecek sonraki nesiller arasında İlyas için övgüyle söz edilen güzel bir nam bıraktık.
130Selâm olsun İlyas’a ve onun yolundan gitmeye çalışanlara.
131İşte biz kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışıp iyilik edenleri ve Allah’ı görüyor ve huzurunda imtihan veriyor gibi yaşayan kimseleri böyle mükâfatlandırırız.
132Şüphesiz ki İlyas tüm kalbiyle ve layıkıyla inanan kullarımızdandı.
Ayet 133–136
4 ayetSâffât 133
Sâffât 134
Sâffât 135
Sâffât 136
وَاِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ١٣٣ اِذْ نَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ ١٣٤ اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَ ١٣٥ ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَ ١٣٦
Mushaf
Okunuş
133Veinne lûṭal lemine-lmürselîn.
134İẕ necceynâhü veehlehû ecmeʿîn.
135İllâ ʿacûzen fi-lgâbirîn.
136Ŝümme demmerne-lʾâḫarîn.
Türkçe Meal
133Kuşkusuz ki Lut da gönderilmiş elçilerdendi.
134Vaktiyle biz onu ve ailesini kurtarmıştık.
135Ancak ihtiyar hanımı geride kalıp helak olanlardan oldu.
136Ardından da diğerlerini yerle bir etmiştik.
Açıklamalı meal
133Muhakkak ki İbrâhim’in yeğeni olan Lût da Allah’ın dinini tebliğ için Sedüm halkına tarafımızdan gönderilmiş elçilerimizden birisiydi.
134Vaktiyle Biz onu ve ailesinden iman edenlerin hepsini o suçlular memleketinden çıkarıp helak olmaktan kurtarmıştık.
135Ancak geri kalanların içindeki azgınlarla iş birliği yapan ve bedeninin kalıntısı kalacak olan yaşlı karısı da müşrik kavmi ile birlikte kalıp helak oldu. Lut’un hanımı olan bu kadın, müminlerle birlikte şehri terk etmek yerine, inkârcılarla kalmayı tercih etmişti.
136Sonra gökten yağmur gibi yağan taşlarla diğerlerini yerle bir ettik. Azgın ve zalim olan o kavmin de kökünü kazıdık.
İlgili ayetler
Ayet 137–138
2 ayetSâffât 137
Sâffât 138
وَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِح۪ينَۙ ١٣٧ وَبِالَّيْلِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟ ١٣٨
Mushaf
Okunuş
137Veinneküm letemürrûne ʿaleyhim muṣbiḥîn.
138Vebilleyl. efelâ taʿḳilûn.
Türkçe Meal
137(137-138) Siz de sabah akşam onların yaşadıkları yerden gelip geçmektesiniz. Hiç mi düşünüp ibret almıyorsunuz?
138(137-138) Siz de sabah akşam onların yaşadıkları yerden gelip geçmektesiniz. Hiç mi düşünüp ibret almıyorsunuz?
Açıklamalı meal
137Muhakkak ki siz yolculuklarınız sırasında onların yaşadıkları helak edilen yıkıntıların yakınlarından sabahleyin geçip gidiyorsunuz;
138Ve geceleyin de yolunuz üzerindeki kalıntılarını görüp durmaktasınız. Yalanlayanların başlarına gelenlerden dersler almanız gerekmez mi? Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? Onları bu sona götüren sebepler hakkında hiç düşünmüyor musunuz?
Ayet 139–144
6 ayetSâffât 139
Sâffât 140
Sâffât 141
Sâffât 142
Sâffât 143
Sâffât 144
وَاِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ١٣٩ اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ ١٤٠ فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَض۪ينَۚ ١٤١ فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُل۪يمٌ ١٤٢ فَلَوْلَٓا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّح۪ينَۙ ١٤٣ لَلَبِثَ ف۪ي بَطْنِه۪ٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ١٤٤
Mushaf
Okunuş
139Veinne yûnüse lemine-lmürselîn.
140İẕ ebeḳa ile-lfülki-lmeşḥûn.
141Fesâheme fekâne mine-lmüdḥaḍîn.
142Felteḳamehü-lḥûtü vehüve mülîm.
143Felevlâ ennehû kâne mine-lmüsebbiḥîn.
144Lelebiŝe fî baṭnih ilâ yevmi yübʿaŝûn.
Türkçe Meal
139Şüphesiz Yunus da gönderilmiş elçilerdendi.
140Vaktiyle kaçak bir köle gibi dolu gemiye binmişti.
141Derken yolcular arasında kura çekilmiş ve Yunus kaybedenlerden olmuştu.
142O kendisini kınayıp dururken bir balık onu yutuverdi.
143Eğer o, Allah’ı tespih edip tövbe edenlerden olmasaydı.
144Yeniden diriliş gününe kadar balığın karnında kalacaktı.
Açıklamalı meal
139Şüphesiz Yunus da Allah’ın dinini tebliğ için kavmine gönderilmiş peygamberlerdendi.
140Hani o davetinden yüz çeviren kavminden umudunu kesip vaadettiği azap hemen gelmeyince, otuz küsur yıl tebliğ yaptığı kavminin bulunduğu yerden Rabbinden izinsiz ayrılmış ve kaçak bir köle gibi halkını terk edip yolcularla dolu bir gemiye binmişti.
141Gemi fırtınaya yakalandı ve batma tehlikesi geçiriyordu. O zamanın inancına göre buna sebep, gemide bir kaçak köle ve günahkâr bir kişinin bulunması idi. Gemide uğursuz birinin olduğuna inananlar, gemi ağırlığından batmasın diye denize atılmak üzere yolcular arasında kura çekmişti. Kura üçüncü defa da Yunus’a çıkmış ve kaybedenlerden olmuştu.
142Bunun üzerine Allah’ın emrini beklemeden izinsiz kaçan benim diye kusurunu itiraf ederek kendi kendini suçlarken onu denize attılar. Yunus, Allah’ın verdiği görevi bırakıp kaçmanın pişmanlığı içinde Dev dalgalarla boğuşurken, balina cinsi büyük bir balık onu hemen yutmuştu.
143Eğer o Allah’a yürekten bağlı boyun eğenlerden ve O’nun yüceliğini aklından çıkarmayıp tövbe ederek tesbih edenlerden olmasaydı;
144Balığın karnı ona mezar olacak ve insanların diriltilecekleri Kıyamet ’gününe kadar mutlaka onun karnında yahut zindanda bunalımın içinde kalacaktı.
Ayet 145–148
4 ayetSâffât 145
Sâffât 146
Sâffât 147
Sâffât 148
فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ سَق۪يمٌۚ ١٤٥ وَاَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْط۪ينٍۚ ١٤٦ وَاَرْسَلْنَاهُ اِلٰى مِائَةِ اَلْفٍ اَوْ يَز۪يدُونَۚ ١٤٧ فَاٰمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى ح۪ينٍۜ ١٤٨
Mushaf
Okunuş
145Fenebeẕnâhü bilʿarâi vehüve seḳîm.
146Veembetnâ ʿaleyhi şeceratem miy yaḳṭîn.
147Veerselnâhü ilâ mieti elfin ev yezîdûn.
148Feâmenû femettaʿnâhüm ilâ ḥîn.
Türkçe Meal
145Derken biz onu baygın ve bitkin bir halde ıssız bir sahile attık.
146Ve üzerine de gölge etmesi için kabak türü geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.
147Nihayet onu nüfusu yüz bin kişiden fazla bir topluma elçi olarak yeniden görevlendirdik.
148Bu sefer Yunus’a iman ettiler, biz de onları belirli bir süreye kadar dünya nimetlerinden faydalandırdık.
Açıklamalı meal
145Yûnus derin bir pişmanlık yaşadı. Nefsine zulmettiğini itiraf etti. ‘Yalvardı, bizi andı, biz de tevbesini kabul ettik ve onu, bitkin bir halde ağaçsız çıplak ıssız bir sahile bıraktık.
146Güneşten korunup gölge yapması ve üzerine örtünmesi için asmaya sarılmış bal kabağı türündengeniş yapraklı korunaklı bir ağaç yetiştirdik. Böylece, iman etmeyecek zannedilen çorak gönüllere nasıl hayat verebileceğimizi göstererek, asla umutsuzluğa, yılgınlığa düşmemesi gerektiğini ona öğrettik.
147Ve kendini toparlayınca sayısı yüz bin kişiye hatta daha fazlasına ulaşan Musul’daki Nineva şehrine onu bir kez daha peygamber olarak gönderdik.
148O da kavmini tekrar yaratılış sebepleri olan hakikate çağırmaya devam etti. Bu sefer tehdit olundukları azabın geleceğini anlayınca Yunus’un çağrısına uyup iman ettiler. Biz de azabı geri çevirdik ve onları yaşayacakları bir süreye daha dünya nimetlerinden bol bol yararlandırıp huzurlu bir hayat yaşattık.
Ayet 149–150
2 ayetSâffât 149
Sâffât 150
فَاسْتَفْتِهِمْ اَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَۙ ١٤٩ اَمْ خَلَقْنَا الْمَلٰٓئِكَةَ اِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ ١٥٠
Mushaf
Okunuş
149Festeftihim elirabbike-lbenâtü velehümü-lbenûn.
150Em ḫalaḳne-lmelâikete inâŝev vehüm şâhidûn.
Türkçe Meal
149Şimdi sor onlara, kızlar Rabbinin de, oğlanlar onlarınmış öyle mi?
150Yoksa biz melekleri kızlar olarak yaratmışız da onlar buna şahit mi olmuşlar?
Açıklamalı meal
149Ey Peygamber! Şimdi sen meleklerin Allah’ın kızları olduğuna inananlara ve yeniden diriltilip hesap vereceklerine inanmayıp hâlâ şirklerine devam eden ve kendilerine lâyık görmedikleri sıfatları Allah’a yakıştırmaya kalkışan putperest Mekkelilere sor bakalım: Değersiz görüp, utanç duydukları kız çocukları senin Rabbinin de babaları olmakla övündükleri erkek çocuklar onların öyle mi? Bunu neye dayanarak söylüyorlar? Hâlbuki biz onlara kızları da oğlanları da birer evlat olarak verdik. Kızları oğlanlardan ayırmadık. Onlar hangi hakla kızların haklarını çalıp oğlanlara veriyor?
150Bu ayrımı neye göre yapıyorlar? Yoksa biz onlar gibi dişileri hor ve hakir gördüğümüz için melekleri dişi olarak yarattık da Biz yaratırken onlar da buna şahit mi olmuşlar? Meleklerin yaratılışıyla ilgili olarak hiçbir şey bilmedikleri halde; melekler dişidir diyorlar!
Ayet 151–157
7 ayetSâffât 151
Sâffât 152
Sâffât 153
Sâffât 154
Sâffât 155
Sâffât 156
Sâffât 157
اَلَٓا اِنَّهُمْ مِنْ اِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَۙ ١٥١ وَلَدَ اللّٰهُۙ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ١٥٢ اَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَن۪ينَۜ ١٥٣ مَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ ١٥٤ اَفَلَا تَذَكَّرُونَۚ ١٥٥ اَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُب۪ينٌۙ ١٥٦ فَاْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ١٥٧
Mushaf
Okunuş
151Elâ innehüm min ifkihim leyeḳûlûn.
152Velede-llâhü veinnehüm lekâẕibûn.
153Aṣṭafe-lbenâti ʿale-lbenîn.
154Mâ leküm. keyfe taḥkümûn.
155Efelâ teẕekkerûn.
156Em leküm sülṭânüm mübîn.
157Feʾtû bikitâbiküm in küntüm ṣâdiḳîn.
Türkçe Meal
151(151-152) İyi bilin ki, “Allah çocuk sahibi oldu” demeleri onların uydurduğu iftiralardan biridir. Onlar düpedüz yalan söylemektedirler.
152(151-152) İyi bilin ki, “Allah çocuk sahibi oldu” demeleri onların uydurduğu iftiralardan biridir. Onlar düpedüz yalan söylemektedirler.
153Allah, kızları oğlanlara tercih etmiş öyle mi?
154Ne oluyor size? Nasıl böyle hükümler veriyorsunuz?
155Bunun ne büyük bir iftira olduğunu hiç düşünmüyor musunuz?
156Yoksa elinizde bunu ispatlayacak apaçık belge mi var?
157Eğer doğru söylüyorsanız, haydi kitabınızı getirin de görelim.
Açıklamalı meal
151İyi bilin ki onlar düpedüz Allah’a iftira atarak diyorlar ki:
152“Allah erkek çocuk sahibi oldu. O’nun da çocukları vardır“ diyorlar. Hâşâ! Onlar var ya kesinlikle yalan söylemektedirler. Bu onların kendi boş, anlamsız ve asılsız hayallerinin ürünü uydurduklarıdır. Üstelik, kızları erkeklerden değersiz gören bu zâlimler, utanç ve alçaklık sebebi saydıkları bir durumu Allah’a yakıştırarak, ne büyük bir cehâlet içinde olduklarını gösteriyorlar.
153Üstelik bir de Allah, cinsiyet ayırımı yapmış da kızları oğullara tercih mi etmiş, öyle mi? Ne kızlar ne de oğlanlar Rabbinizin evladı değildir. Rabbin kız erkek bütün insanları yaratmıştır. Allah sizin bu iftiralarınızdan münezzehtir.
154Ey müşrikler! Size ne oluyor, nasıl ve neye dayanarak böyle saçma sapan hüküm veriyorsunuz! Nasıl oluyor, neye dayanarak, hangi cüretle Allah’a böyle iftiralar atabiliyorsunuz?
155Size bildirilen Allah’ın âyetleri üzerinde düşünüp öğüt almaz mısınız? Siz Allah’ı layıkıyla tanımıyor, tanımak da istemiyorsunuz.
156Yoksa meleklerin, Allah’ın kızları oldukları hakkında sizin iddialarınızı ispatlayacak apaçık bir deliliniz mi var?
157Eğer doğru söylüyorsanız Allah’tan gelmiş olması gereken kitabınızdan iddianızı ispat edecek yazılı kanıtlar varsa ortaya koyun da görelim.
Ayet 158–160
3 ayetSâffât 158
Sâffât 159
Sâffât 160
وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًاۜ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ ١٥٨ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ ١٥٩ اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ١٦٠
Mushaf
Okunuş
158Veceʿalû beynehû vebeyne-lcinneti nesebâ. veleḳad ʿalimeti-lcinnetü innehüm lemuḥḍarûn.
159Sübḥâne-llâhi ʿammâ yeṣifûn.
160İllâ ʿibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Türkçe Meal
158Tutmuşlar bir de Allah ile görünmeyen varlıklar arasında bir soy bağı olduğunu ileri sürüyorlar. Oysa böyle bir iddiada bulunanların cezalandırılacağını o görünmeyen varlıklar da çok iyi biliyorlar.
159Allah, onların attıkları bütün iftiralardan uzaktır ve yücedir.
160Yalnız dini Allah’a has kılan kullar cezalandırılmayacak.
Açıklamalı meal
158Bazıları da cinlerde esrarengiz ilâhî güçler olduğunu iddia ederek iftirada sınır tanımıyorlar. Allah ile cin ve melekler gibi görünmeyen varlıklar arasında melekler Allah’ın kızlarıdır” diyerek bir soy bağı uydurup onları Allah’ın aile fertleri gibi göstermeye çalışıyorlar. Oysa andolsun ki, cinler de bu asılsız iddia sahiplerinin Cehennemlik olduğunu ve kendilerinin de insanlar gibi Allah’ın kulu olduklarını ve hesap yerine yakalanıp getirileceklerini çok iyi bilirler.
159Hâşâ! Allah onların hayal ürünü olan uydurduklarından uzak ve uluhiyete yakışmayan her türlü noksanlık ifâde eden tanım ve tasavvurlarının üstünde, tek yücedir.
160Ancak Allah’ın âyetlerine ve peygamberlerine gönülden iman eden ihlaslı kulları bunların dışındadır. Allah’ın içtenlikli kullan yakalanarak getirilmezler. Onlar, müşrikler gibi inanmaz ve o tür iddialarda bulunmazlar. Allah’ı en güzel isimleri ile anarlar ve yalnızca O’na kulluk ederler. Onlar her türlü küfür ve kötülükten sakınmaktadır ve bu yüzden azaba ve haksızlığa uğratılmayacaklardır.
İlgili ayetler
Ayet 161–163
3 ayetSâffât 161
Sâffât 162
Sâffât 163
فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَۙ ١٦١ مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِن۪ينَۙ ١٦٢ اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَح۪يمِ ١٦٣
Mushaf
Okunuş
161Feinneküm vemâ taʿbüdûn.
162Mâ entüm ʿaleyhi bifâtinîn.
163İllâ men hüve ṣâli-lceḥîm.
Türkçe Meal
161Siz ve kulluk ettikleriniz.
162(162-163) Kendi ayaklarıyla cehenneme koşanların dışında hiç kimseyi yoldan çıkaramazsınız.
163(162-163) Kendi ayaklarıyla cehenneme koşanların dışında hiç kimseyi yoldan çıkaramazsınız.
Açıklamalı meal
161Size gelince ey müşrikler! Artık ne Allah’a iftirada bulunan sizler ne de ilahlaştırıp ibadet ederek kulluk ettikleriniz.
162Hiçbiriniz, hiç kimseyi kandırıp Allah yolundan saptıramazsınız ve Allah’ın seçkin ve samîmî kullarından bir tekini bile zorla peşinizden sürükleyip ortak koşmaya bulaştıramazsınız.
163Ancak şirkte ısrar edip kendi ayakları ile cehenneme koşanları azdırabilirsiniz. Aklı başında olan size uymaz. Fakat sizin arkanızdan ateşe girmeye hevesli olup sapmak isteyenler koşup gelirler.
Ayet 164–166
3 ayetSâffât 164
Sâffât 165
Sâffât 166
وَمَا مِنَّٓا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ ١٦٤ وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّٓافُّونَۚ ١٦٥ وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ ١٦٦
Mushaf
Okunuş
164Vemâ minnâ illâ lehû meḳâmüm maʿlûm.
165Veinnâ lenaḥnu-ṣṣâffûn.
166Veinnâ lenaḥnü-lmüsebbiḥûn.
Türkçe Meal
164(Oysa o melekler şöyle der) - Bizim her birimizin Allah katında belli bir makamı ve yeri vardır.
165Evet biz saf saf durup O’ndan ferman bekleyenleriz.
166Ve biz Allah’ın emrinden çıkmayan kimseleriz.
Açıklamalı meal
164Müşrikler tarafından haklarında “Allah’ın kızları iftirası atılan melekler ve Allah’ın davetine iman edip, ilâhî nizam ile ahlakı yaşamak uğrunda canla başla gayret edenler derler ki: “Bizim her birimizin Rabbimizin katında bilinen belli bir makamı ve güzel bir yeri vardır. Biz müminler, bir ailenin bireyleri gibi, düzenli bir şekilde birbirimize kenetlenmişizdir. Herkes hizmet ve görev sınırının farkındadır.
165Şüphesiz, Rabbimizin emirlerini yerine getirmek için omuz omuza verip sıra sıra saflar halinde dizilenler biziz. Biz melekler hem kendimiz onun huzurunda diziliriz hem de varlıkları düzene sokarız.
166Ve biz şüphesiz Allah’ın yüceliğini idrak edip O’na teslim olanlar ve sürekli tesbih edenleriz.” Rabbimizin yasalarına uyanlar bizleriz!” derler. Onlar Rabbine isyan etmez, ilahlık taslamazlar ve yaratılmış olduklarının bilincindedirler.
Ayet 167–170
4 ayetSâffât 167
Sâffât 168
Sâffât 169
Sâffât 170
وَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَۙ ١٦٧ لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ١٦٨ لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ١٦٩ فَكَفَرُوا بِه۪ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ١٧٠
Mushaf
Okunuş
167Vein kânû leyeḳûlûn.
168Lev enne ʿindenâ ẕikram mine-lʾevvelîn.
169Lekünnâ ʿibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
170Fekeferû bih. fesevfe yaʿlemûn.
Türkçe Meal
167Hâlbuki onlar, şöyle diyorlardı:
168– Eğer bizim elimizde öncekilere verilen vahiyler olsaydı.
169Kesinlikle dini Allah’a has kılan kullar olurduk.
170Şimdi ise kendilerine gelen bu vahye Kuran’a inanmadılar. Ama yakında gerçeği öğrenecekler.
Açıklamalı meal
167Doğrusu Allah ve meleklere attıkları iftiraların cevabını alan Kureyş müşrikleri Kur’an gönderilmeden önce hakikati inkâr ederek ısrarla şunu söylerlerdi:
168“Eğer bizim elimizde de önceki kavimlere gönderilen Tevrat ve İncil gibi Allah’ın mesajlarının ulaştığı ilahi bir kitap olsaydı, ya da atalarımızdan bize böyle öğüt verici bir kitap miras kalmış olsaydı,
169Muhakkak biz de Allah’ın emirlerine uyan, yasaklarından sakınan kalbi temiz ihlâslı kullarından olurduk.”
170Hep böyle derler. Fakat şimdi ise gerçek yüzleri ortaya çıktı. Kendilerini gerçeğe davet eden ilahi kitap gelince hem Kitabı hem de onu tebliğ eden peygamberi kabule yanaşmayıp inkâr ettiler. Yakında bu tutumlarının yanlış olduğunu hak ettikleri ceza ile karşılaştıklarında sonlarının ne olacağını anlayacaklar.
Ayet 171–173
3 ayetSâffât 171
Sâffât 172
Sâffât 173
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٧١ اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَۖ ١٧٢ وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ ١٧٣
Mushaf
Okunuş
171Veleḳad sebeḳat kelimetünâ liʿibâdine-lmürselîn.
172İnnehüm lehümü-lmenṣûrûn.
173Veinne cündenâ lehümü-lgâlibûn.
Türkçe Meal
171And olsun ki bizim elçi olarak gönderdiğimiz kullarımıza şu kelime yazılmıştır.
172Onlara mutlaka yardım edilecek.
173Bizim ordumuz mutlaka galip gelecektir.
Açıklamalı meal
171Andolsun ki, geçmişten bugüne peygamber olarak gönderdiğimiz kullarımıza ve onlarla birlikte iman edip imanlarının gerektirdiği hayatı yaşamak uğrunda gayret eden davetçilere geçmişte verilmiş şu sözümüz vardır:
172Onlar Allah’ın kitabına bağlı kaldıkları sürece Mutlaka zafere ulaşmak için kendilerine ilâhî yardım yapılacak ve mutlaka zafer kazanacaklardır.
173Ve bizim mücadele eden ordularımız ve askerlerimiz olma liyakatini kazanan mü’minler, hiç şüphesiz vakti saati geldiğinde galip gelecektir.
Ayet 174–178
5 ayetSâffât 174
Sâffât 175
Sâffât 176
Sâffât 177
Sâffât 178
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ ١٧٤ وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ١٧٥ اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ١٧٦ فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَٓاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَر۪ينَ ١٧٧ وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ ١٧٨
Mushaf
Okunuş
174Fetevelle ʿanhüm ḥattâ ḥîn.
175Veebṣirhüm fesevfe yübṣirûn.
176Efebiʿaẕâbinâ yestaʿcilûn.
177Feiẕâ nezele bisâḥatihim fesâe ṣabâḥu-lmünẕerîn.
178Vetevelle ʿanhüm ḥattâ ḥîn.
Türkçe Meal
174Öyleyse sen bir süre onlardan yüz çevir!
175Bekle gör onların hallerini, onlar da görecekler kendi hallerini.
176Şimdi onlar bizim azabımızın acele gelmesini mi istiyorlar?
177Şunu iyi bilsinler ki bir sabah azap onların yurtlarına çökünce, uyarıldıkları halde yola gelmeyenlerin sabahları çok korkunç olacak.
178Evet sen bir süreliğine onlardan uzaklaş.
Açıklamalı meal
174Ey Peygamber ve ey Müslüman! Sen şimdilik onların çirkin sözlerine, baskı ve eziyetlerine şimdilik sabret, söylediklerine de kulak asma. Sana zafer vaad olunan Bedir Günü veya Mekke’nin fethi gibi bir vakte kadar o müşriklerden yüz çevir. Bu çağrıya kulak verecek tertemiz gönüllere ulaşıncaya dek, bıkıp usanmadan tebliğine devam et.
175Başlarına gelecekleri bekle. Gözün, üstlerinde olsun. Nitekim onlar da davete karşı gelmelerinin cezasını anlayacaklar yakında mü’minlerin üstün geldiğini göreceklerdir. Onlar için hiçbir şey; inkâr ederken şişindikleri, kibirlendikleri, birbirlerine arka çıktıkları gibi olmayacak.
176Yoksa onlar azabın bir an önce başlarına gelmesini mi istiyorlar?
177Fakat bilmiyorlar ki azap onların kapılarına dayanıp da ansızın başlarına geldiğinde, şunu çok iyi bilsinler ki uyarılan fakat uyarılara kulak asmayanların sabahı ne kötü olur o zaman anlarlar. Artık uyarılarımızın kendilerine hiçbir yararı olmaz ve pişmanlıkları da bir fayda vermez.
178Sen müşriklerin baskı ve eziyetlerine biraz daha sabret. Şirk ve küfür nizamlarından uzak durmaya devam et ve sakın duruşundan taviz verip isteklerine uyma. Şimdilik bu sebeple onları kendi hallerine bırak ve bir süre onlardan yüz çevir.
Ayet 179
1 ayetSâffât 179
وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ١٧٩
Mushaf
Okunuş
179Veebṣir fesevfe yübṣirûn.
Türkçe Meal
179Bekle gör onların hallerini, onlar da görecekler kendi hallerini.
Açıklamalı meal
179Nitekim hezimetleri yakındır onlar da kendilerini bekleyen acı akıbeti yakında görecekler. Başlarına geleceği bekleyip gözetle ve gör hallerini. Sen de buna şahit olacaksın
Ayet 180
1 ayetSâffât 180
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَۚ ١٨٠
Mushaf
Okunuş
180Sübḥâne rabbike rabbi-lʿizzeti ʿammâ yeṣifûn.
Türkçe Meal
180Hiç kuşkun olmasın ki izzet ve kudret sahibi olan senin Rabbin onların tüm iftiralarından münezzehtir ve yüceler yücesidir.
Açıklamalı meal
180Müşrikler Allah’ın kudretini, izzetini, azametini ve yüceliğini layıkıyla kavramak, O’nun insanların gerçek ve tek ilahı olduğunu anlamak istemiyorlar. Senin izzet güç, şeref ve kudret sahibi yüceler yücesi Rabbin, onların hayal ürünü uydurmalarından ve her türlü asılsız yakıştırmalarından son derece uzaktır. Allah, âlemlerin Rabbidir.
Ayet 181
1 ayetSâffât 181
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٨١
Mushaf
Okunuş
181Veselâmün ʿale-lmürselîn.
Türkçe Meal
181Gönderilen bütün elçilere selam olsun!
Açıklamalı meal
181O hâlde, hep birlikte deyin ki: Allah’ın selamı tüm peygamberlere ve onları adım adım izleyen fedakâr müminlerin üzerine olsun.
İlgili ayetler
181Neml 59
Ayet 182
1 ayetSâffât 182
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ١٨٢
Mushaf
Okunuş
182Velḥamdü lillâhi rabbi-lʿâlemîn.
Türkçe Meal
182Ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd/övgüler olsun.
Açıklamalı meal
182Hamd ve şükür, yalnızca alemlerin Rabb’i ve ilahı olan yolunda mücadele eden kullarını da yardımsız bırakmayan her şeyi yerli yerince yaratan Allah’adır. Bütün övgüler, şükürler varlık türlerini koruyup gözeterek terbiye eden Allah içindir.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce En’am, sonra Lokman indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla