Kur’an Meali ve Tefsiri
سُورَةُ الْاَعْرَافِ مَكِّيَّةٌ آيَاتُهَا ٢٠٦

A’raf Sûresi 75. Ayet

Okunan yer · Ayet 75

Ayette göster
Dinle
Arapça

Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.

Ayet 75–76

2 ayet

A’raf 75

قَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ اَتَعْلَمُونَ اَنَّ صَالِحًا مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ بِه۪ مُؤْمِنُونَ ۝٧٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

75Ḳâle-lmeleü-lleẕîne-stekberû min ḳavmihî lilleẕîne-stuḍʿifû limen âmene minhüm etaʿlemûne enne ṣâliḥam mürselüm mir rabbih. ḳâlû innâ bimâ ürsile bihî müʾminûn.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

75Kavminin büyüklük taslayanlarından ileri gelenleri, zayıflar arasından iman edenlere dediler ki:
– Siz Salih’in gerçekten Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçi olduğuna inanıyor musunuz? Onlar:
– Elbette biz ona ve onunla birlikte gönderilen vahye iman edip mümin olmuş kimseleriz, dediler.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

75Salih’in bu çağrısına karşılık, Semûd Kavminin emeğini sömürerek elde ettikleri güç ve servetle küstahça büyüklük taslayan müstekbir yöneticiler ve Allah’a boyun eğmeyi kibirlerine yediremeyen ileri gelenleri bunları işitmelerine rağmen içlerindeki ezilmiş, sömürülmüş zayıf düşürülmüşlerden toplum içindeki zayıf gördükleri mustaz’aflardan iman edenlere sataşıp onlarla şöyle alay ettiler: “Siz Salih’in peygamber olarak görevlendirildiğine inanıyor musunuz, Rabbi tarafından gönderilmiş biri olduğunu kesinlikle biliyor musunuz?” Sakın o, sizi kullanarak iktidarı ele geçirmek isteyen bir mâceraperest olmasın? dediler. Müminler de: “Biz O’nun peygamberliğine ve davet ettiğinin Allah’ın kullarına önerdiği hayat tarzı olduğuna onunla gönderilene dosdoğru inanç sistemine yürekten iman edenleriz” dediler. (Bu ve benzer örneklerde sözü edilen “zayıf düşürülenler” her zaman bu baskıya boyun eğmiş de değillerdir. Nitekim Firavun’un karşısına dikilen büyücüler son derece net bir iman duruşu ortaya koymuş ve Firavun’un tehditlerine aldırış etmemişlerdi. İşte bu ayette de durum aynıdır. Semûd kavminin azgın yöneticileri içlerinden iman etmiş ve zayıf düşürülmüş müminlere soru sormuşlar ve belki de hiç tahmin etmedikleri bir cevapla karşılamışlardı) (Müstekbir, kendisi büyük olmayıp bilakis zayıf ve aciz olduğu halde kendisini başkalarından üstün gören, kendisini Allah’tan müstağni sayarak Allah’ın emirlerine itaat etmeyen kimse demektir. Allah’a karşı gelerek müstekbir olan ilk varlık, İblis’dir. Allah her peygamberi gönderdiğinde davete ilk karşı çıkanlar bu, toplumun güya seçkinleri ve mevki sahipleri durumunda olan müstekbirler olmuştur. Müstekbirler kendilerindeki iyiliklere değil de dünya hayatında sahip oldukları kuvvet, mevki, sermaye gibi geçici şeylere güvenirler. Müstekbirler, halkı çeşitli hile ve baskılarla hak yoldan döndüremeyince en son aşama olarak da davetçileri ve inanmış halkı yok etmek ve türlü işkencelerle ortadan kaldırmak için çalışırlar. İmtiyazlarını korumak için bütün hak ve şuurlu davetlere karşı amansız bir mücadeleye girişirler. Çünkü bu mücadele onların ölüm kalım mücadelesidir. İslâm dışı toplumlarda toplum, sistematikleri farklı olsa da baskı altına alınan ve ezilen büyük çoğunluk ve onlara baskı yapan ve ezen küçük azınlıktan oluşur. Bu toplumlarda kişilerin liyakatleri ve kabiliyetleri hiç önemli değildir. Hiç liyakatleri olmasa da hâkimiyeti elinde bulunduranlar daima yetenekli kişiler olarak kabul ettirilmeye çalışılmıştır. “Müstekbir” kelimesi Kur’an-ı Kerim’de “müstez’af” kelimesinin karşıtı olarak kullanılır. Her iki kelime de “istif’al babından” geldiği için bu kelimelerin anlamı içerisinde, “aslında öyle olmadıkları halde öyle görünme” içeriği yatar. Yani müstekbirler büyüklüğü hak etmedikleri halde büyük sayılanlar, müstez’aflar da ezilmeyi hak etmedikleri halde ezilenler, sömürülenler.” demektir. Müstekbirler, Hz. Âdem’den bu yana hak dinlerin, haklı davasının ilk çilekeşleriyle alay etmişler, onları küçük görmüşler ve sömürü aracı olarak kullandıkları kendi sözde kutsallarını ve kutsallaştırdıkları sistemlerini bu kimselere kabul ettirmek için tüm güçleriyle zulmetmişlerdir ve hâlâ da zulmetmeye devam etmektedirler. Peygamberlere ilk inananlar genelde müstez’aflardır. Allah’ın peygamberleri ile gönderdiği hak nizamların temel amaçlarından birisi de bu müstekbirlerle mücadele yöntemlerinin en güzelini göstermektir. Zira Allah’ın koyduğu kurallarla yapılmayan mücadelelerin sonunda mutlaka yeni müstekbirler ortaya çıkmış yani zulüm, zalimlerle mazlumlar arasında el değiştirmiştir. Asrımız, müstaz’aflara ezilmişliklerinin de unutturulduğu çağdaş ve teknik bir zulüm asrı haline getirildiği için öncelikle bu insanlara ezildiklerini, daha sonra da uyanmaları gerektiğini hatırlatma ve müstekbirlere başkaldırıya hazırlama çağıdır. Eğer müstaz’aflar Allah yolunda gerçekten mücadele ederlerse Allah onları yeryüzüne önderler yapacağını ve müstekbirlerin de cezasını vereceğini Kitabında iman eden kullarına va’detmektedir. 2 Müstez’af: Zayıf buldu, zayıf gördü, zillete duçar etti anlamındaki (ضَعُفَ) fiilinden edilgen sıfat fiilidir. Cahiliyye toplumlarında toplumun çoğunluğunu meydana getiren, ezilen, hor görülen, güçsüz bırakılmış halk tabakası demektir. İslâm dışı toplumlarda toplum, sistematikleri farklı olsa da baskı altına alınan ve ezilen büyük çoğunluk ve onlara baskı yapan ve ezen küçük azınlıktan oluşur. Müstez’af kelimesi Kur’an-ı Kerim’de müstekbirler (büyüklük taslayanlar) kelimesinin karşıtı olarak kullanılır. Her iki kelime de istif’al babından geldiği için bu kelimelerin anlamı içerisinde, aslında öyle olmadıkları halde öyle görünme içeriği yatır. Yani müstekbirler büyüklüğü hak etmedikleri halde büyük sayılanlar, müstez’aflar da ezilmeyi hak etmedikleri halde ezilenler, sömürülenler demektir. Genelde Peygamberlere ilk inananlar müstez’aflardır ve Hz. Âdem (a.s.)’den bu yana hak dinlerin, haklı davasının ilk çilekeşleri bunlardır. Müstekbirler ise bu inananlarla devamlı alay etmişler, onları küçük görmüşler ve sömürü aracı olarak kullandıkları kendi sözde kutsallarını ve kutsallaştırdıkları sistemlerini bu kimselere kabul ettirmek için tüm güçleriyle zulmetmişlerdir. Allah’ın peygamberleri ile gönderdiği hak nizâmların temel amaçlarından birisi de bu müstekbirlerle mücadele yöntemlerinin en güzelini göstermektir. Eğer bu müstez’aflar Allah yolunda gerçekten mücadele ederlerse Allah onları yeryüzüne önderler yapacağını Kitabında îman eden kullarına va’detmektedir. 3 Bu toplumda sadece Müslümanlar değil, diğer insanlar da eziliyordu. Ancak Müslümanlar, ileri gelen adamlardan değil bu ezilen insanlardandı. Bu anlamı vurgulamak için tercüme yukarıdaki şekilde yapılmıştır. Ancak, “îman etmiş olanlar,” Müslümanlardan bedel olarak düşünülürse; âyetin anlamı “kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, ezilenlere, yani îman etmiş olanlara” şeklinde olur. Bk. (Kasas: 5)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

75Ra’d 43Mü’minûn 24

A’raf Sûresi’nin tamamını okuyun

Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.

Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.