Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Ana Fikir · Ele Alınan Konular
Adı: Bu sureye adını veren “en-Nahl” kelimesi, surenin 68. ayetinden ve sadece sureyi diğerlerinden ayırdetmek için alınmıştır.
Nüzul Zamanı: Aşağıdaki tesbitler surenin, Mekke döneminin sonlarında nazil olduğunu göstermektedir:
1) 41. ayet, işkence nedeniyle birçok müslümanın bu sure nazil olmadan önce Habeşistan’a göç etmek zorunda kaldığını göstermektedir.
2) 106. ayetten, o dönemde müslümanlara yapılan işkencenin doruk noktasına ulaştığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, dayanılmaz şartlar altında, bir kimsenin gerçekten kâfir olmadığı halde inkâr ettiğini söylemek durumunda kalışıyla ilgili bir mesele ortaya çıkmıştı. Bu, eğer bir kişi böyle yaparsa, ona nasıl davranılacağı meselesiydi.
3) 112-114. ayetler, açıkça peygamberliğin gelişinden birkaç yıl sonra başlayan ve Mekke’yi sarsan yedi yıllık kuraklık ve kıtlık döneminin sonuna işaret etmektedir.
4) En’am Suresi, 119. ayette, bu surenin 115. ayetine değinilmekte, bu surenin 118. ayetinde ise En’am Suresi’nin 146. ayetine işaret edilmektedir. Bu da, her iki surenin (En’am ve Nahl) aynı dönemde nazil olduğunu gösteren bir delil niteliğindedir.
Surenin genel üslubu da, Mekke döneminin sonlarında indirildiği tezini desteklemektedir.
Ana Fikir
Surenin bütün konuları; tebliğin çeşitli yönleri, yani şirkin reddedilmesi, tevhidin ispatı, hakka düşmanlığın, karşı çıkmanın ve onu reddetmenin sonuçlarına karşı uyarılar gibi konular etrafında dönüp dolaşmaktadır.
Ele Alınan Konular
İlk ayette, daveti açıktan inkâr edenlere açık ve kesin bir uyarıda bulunulmakta ve onlara şöyle denilmektedir: “Sizin daveti reddetmenizle ilgili olarak Allah’ın hükmü gelmiştir. Peki neden ondan hemen tereddüt ediyorsunuz? Neden size verilen süreyi kullanmıyorsunuz?” Bu surenin indirildiği dönemde, Mekkeli müşriklerin ihtiyaç duyduğu şey buydu. Çünkü onlar tekrar tekrar Hz. Peygamber’e (s.a) ihtar ediyorlardı “Bizi tehdit ettiğin azabı neden getirmiyorsun? Çünkü biz sadece senin davetini kabul etmemekle kalmadık, aynı zamanda uzun süredir ona açıktan düşmanlık yapıyoruz.” Bu, onların Hz. Muhammed’in (s.a) gerçekten peygamber olmadığının ispatı olarak kabul ettikleri bir teklifti.
Bu uyarıdan hemen sonra onlara şirkten vazgeçmeleri tavsiye edilmektedir. Çünkü bu, ilahi davete giden yolda onları durduran en önemli engeldi. Daha sonra arka arkaya aşağıdaki konular ele alınmaktadır.
1) Tevhidi ispat eden ve şirki çürüten deliller, evrendeki ve insanın kendisindeki apacık işaretlere ve ayetlere dayandırılmaktadır.
2) Kâfirlerin itirazlarına cevap verilmekte, iddiaları çürütülmekte, şüpheleri ortadan kaldırılmakta ve yanlış düşünceleri eleştirilmektedir.
3) Davete düşman olmanın ve bâtıl yollara uymakta direnmenin sonuçları ile ilgili uyarılar sunulmaktadır.
4) Hz. Peygamber’in (s.a) getirdiği mesajın insan hayatında yapmayı amaçladığı değişiklikler göz alıcı bir şekilde apaçık ortaya konulmaktadır. Müşriklere, tasdik ettiklerini söyledikleri Allah inancının, sadece dilin söylemesi ile sınırlı olmadığı ve bu inancın insanın ahlâkî ve pratik hayatında somut bir şekle bürünmesi gerektiği anlatılmaktadır.
5) Hz. Peygamber (s.a) ve sahabeye, kâfirlerin düşmanlığına ve işkencelerine karşı nasıl bir tavır takınmaları gerektiği bildirilmekte ve onlar bu konuda teselli edilmektedirler.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1
1 ayetNahl 1
اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ١
Mushaf
Okunuş
1Etâ emru-llâhi felâ testaʿcilûh. sübḥânehû veteʿâlâ ʿammâ yüşrikûn.
Türkçe Meal
1Allah’ın emri gelmiştir, artık onun acele gelmesini istemenize gerek yok.(1) Allah onların koştukları bütün şirklerden münezzehtir ve çok yücedir.(2)
Açıklamalı meal
1Ey insanlar! Allah’ın zamanını belirleyip, bir yasaya bağladığı Kıyamet ve Hesap Günü ile ilgili emri vâdesi dolduğunda mutlaka gelecektir. Artık onu istemekte acele etmeyin. Müşriklerin bir kısmının alay konusu ederek, “O gün bir an önce gelsin de görelim” demesiyle Allah onun zamanını değiştirecek değildir. Yarattıklarının nizamını kurmak yalnızca Allah’a mahsustur ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Allah onların ortak koştuklarından çok uzaktır ve çok yücedir. Allah yarattığı hiçbir varlığı yaratma, hüküm ve yönetme konusunda kendine ortak etmez. O, sınırsız güç ve kuvvetiyle, her şeyden üstündür, eşi benzeri yoktur.
Ayet 2
1 ayetNahl 2
يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاتَّقُونِ ٢
Mushaf
Okunuş
2Yünezzilü-lmelâikete birrûḥi min emrihî ʿalâ mey yeşâü min ʿibâdihî en enẕirû ennehû lâ ilâhe illâ ene fetteḳûn.
Türkçe Meal
2O, “Benden başka ilah yok, yalnızca ben varım. Öyleyse sadece benden sakının!” emriyle insanları uyarmaları için kullarından dilediğine, katından melekleri vahiyle indirendir.
Açıklamalı meal
2O Allah ki, kullarından dilediği kimselere, peygamberlik bahşeder. Onlara “Ben’den başka ibadeti hak eden gerçek ilah yoktur. Benden başka insanların üzerinde hâkim ve otoriter yoktur. O halde Bana karşı gelmekten ve ortak koşmaktan sakının.” emriyle insanları uyarmak için melekler aracılığı ile vahiy indirir. Allah insanları kendisine karşı sorumlu ve bilinçli davranmaya çağırır. Böylece peygamberlerin insanları şirkten uzaklaşıp sadece Allah' a kulluk etmeleri için uyarmalarını sağlar.
Ayet 3
1 ayetNahl 3
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ تَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ٣
Mushaf
Okunuş
3Ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa bilḥaḳḳ. teʿâlâ ʿammâ yüşrikûn.
Türkçe Meal
3Zira O, gökleri ve yeri gerçek bir amaç için yaratmıştır. Allah, onların koştukları bütün şirk unsurlarından çok yücedir.
Açıklamalı meal
3Allah, gökleri ve yeri insanlar için mükemmel bir nizam ve şaşmaz yasalara bağlı olarak gerçek bir amaç ve imtihan için yaratmıştır. O müşriklerin ilâhlık pâyesi vererek ortak koştukları bütün şirk unsurlarından ve her türlü eksiklikten münezzehtir. Allah hiç kimseye yaratma, yönetme, yasa koyma, yargılama ve cezalandırma hakkı vermemiştir. Bu yetkilerinde kimseyi kendine ortak etmemiştir. O, her şeyin üstünde ve ötesindedir.
Ayet 4
1 ayetNahl 4
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ ٤
Mushaf
Okunuş
4Ḫaleḳa-lʾinsâne min nuṭfetin feiẕâ hüve ḫaṣîmüm mübîn.
Türkçe Meal
4O, insanı bir damla sudan/spermden yarattı.(1) Buna rağmen insan, Allah’a apaçık bir düşman oluverdi.(2)
Açıklamalı meal
4Allah insanları bir damla su olan meniden yaratıp bunca nimetlerle donatmıştır. Ne var ki bu kadar nimete rağmen insanların çoğu, büyüyüp gelişince Allah hakkında apaçık tartışmaya girer ve Allah’la birlikte başka ilahlar edinerek O’na isyan eder. Yaratıcısına karşı çıkma cüreti göstererek O’na apaçık bir düşman kesiliverir.
İlgili ayetler
Ayet 5–8
4 ayetNahl 5
Nahl 6
Nahl 7
Nahl 8
وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَاۚ لَكُمْ ف۪يهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَاْكُلُونَۖ ٥ وَلَكُمْ ف۪يهَا جَمَالٌ ح۪ينَ تُر۪يحُونَ وَح۪ينَ تَسْرَحُونَۖ ٦ وَتَحْمِلُ اَثْقَالَكُمْ اِلٰى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغ۪يهِ اِلَّا بِشِقِّ الْاَنْفُسِۜ اِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ ٧ وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَم۪يرَ لِتَرْكَبُوهَا وَز۪ينَةًۜ وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٨
Mushaf
Okunuş
5Velʾenʿâme ḫaleḳahâ. leküm fîhâ difʾüv vemenâfiʿu veminhâ teʾkülûn.
6Veleküm fîhâ cemâlün ḥîne türîḥûne veḥîne tesraḥûn.
7Vetaḥmilü eŝḳâleküm ilâ beledil lem tekûnû bâligîhi illâ bişiḳḳi-lʾenfüs. inne rabbeküm leraûfür raḥîm.
8Velḫayle velbigâle velḥamîra literkebûhâ vezîneh. veyaḫlüḳu mâ lâ taʿlemûn.
Türkçe Meal
5Evcil hayvanları da o yarattı. Onlardan giysiler yapar, daha birçok yararları yanında bir de yiyecek elde edersiniz.
6Ve onlarda, sabah yaylıma salarken akşam da otlaktan gelirken, sizin için apayrı bir güzellik vardır.
7Ancak zor bela ulaşabileceğiniz uzak yerlere yüklerinizi onlar taşır. Hiç şüphe yok ki Rabbiniz çok şefkatli ve çok merhametlidir.
8O; atları, katırları ve merkepleri hem binmeniz hem de hayatınıza renk katması için yarattı. Ve O, daha sizin bilmediğiniz neler yaratacaktır.
Açıklamalı meal
5Koyun, keçi, deve, sığır gibi evcil hayvanları da sizin yararınız için O yarattı. Onlardan sizi soğuktan koruyan giysiler yaparsınız. Gelir kazanmak gibi çeşitli faydalar sağlarsınız. Hem onların etlerinden sütlerinden yiyecek ihtiyacınızı karşılarsınız.
6Onları akşamleyin ağıllarına gelirken, sabahleyin otlaklara salarken seyredip neşelenir ve bambaşka bir zevk alırsınız
7Zorlukla varabileceğiniz uzak yerlere yüklerinizi onlar taşırsınız. Şüphesiz Rabbiniz kullarına karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir.
8Yüklerinizi taşıttığınız atları, katırları ve merkepleri de üzerlerine binmeniz ve bir süs ve ziynet olarak hayatınıza renk katması için yarattı. Bilmediğiniz daha nice şeyleri de sizin için yaratan Allah’tır.
Ayet 9
1 ayetNahl 9
وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ وَمِنْهَا جَٓائِرٌۜ وَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟ ٩
Mushaf
Okunuş
9Veʿale-llâhi ḳaṣdü-ssebîli veminhâ câir. velev şâe lehedâküm ecmeʿîn.
Türkçe Meal
9Doğru yolu göstermek Allah’a aittir isteyen kimse Allah’ın gösterdiği yola girer (1) ama saptırıcı başka yollar da vardır. Eğer Allah isteseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.(2)
Açıklamalı meal
9Peygamber ve Kitap göndererek insanlığa doğru yolu göstermek sizin yaratıcınız olduğu için Allah’a düşer. İsteyen kimse Allah’ın dosdoğru yol olarak gösterdiği tevhit yoluna girer. Ama o doğru yoldan sapanlar da vardır. Allah doğru yolu bulmayı iradenize bırakmıştır. Şunu bilin ki O dileseydi ve seçim hürriyeti vermeyip insanları tek bir yolda gitmeğe zorunlu kılsaydı, hepinizi zorla imana getirip doğru yola iletebilirdi. O zaman sınavdan söz edilemezdi. Ancak dünya hayatı imtihandır. Her insan özgür aklıyla ve iradesiyle imtihan edilmektedir. Allah insana doğru ile yanlıştan birini tercih etme iradesi vermiştir ve iradesini kullanma biçiminden hesaba çekecektir. Şu hâlde seçiminizi yapın. Zira insan, ancak kendi özgür iradesiyle ve bilinçli olarak doğru yolu seçtiği takdirde gerçek anlamda ahlâk ve erdemliliğe ulaşabilir.
İlgili ayetler
Ayet 10–11
2 ayetNahl 10
Nahl 11
هُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ ١٠ يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخ۪يلَ وَالْاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ١١
Mushaf
Okunuş
10Hüve-lleẕî enzele mine-ssemâi mâel leküm minhü şerâbüv veminhü şecerun fîhi tüsîmûn.
11Yümbitü leküm bihi-zzerʿa vezzeytûne venneḫîle velʾaʿnâbe vemin külli-ŝŝemerât. inne fî ẕâlike leâyetel liḳavmiy yetefekkerûn.
Türkçe Meal
10O’dur, gökten size su indiren. Onunla hem içme suyu temin eder hem de onunla, hayvanlarınızı otlattığınız bitkileri ve ağaçları yetiştirirsiniz.
11Allah, o su ile sizin için ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzüm ve türlü türlü meyveler yetiştirir. İşte bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.
Açıklamalı meal
10Yarattığı muazzam düzen içerisinde tüm canlılar ve sizin için gökten yağmuru indiren Allah’tır. Bununla hem içme suyu temin eder hem de hayvanlarınızın su ihtiyacı karşılarsınız. Ve yine o suyla hayvanları otlattığınız yemyeşil meralar, bitkiler ve ağaçlar yetişir.
11Bu sayede ekinler, hurmalıklar, zeytinlikler, üzüm bağları, türlü türlü meyveler ve ürünler de yetişir. Şüphesiz bütün bunlarda aklını kullanıp düşünen bir topluluk için Allah’ın ilmine, kudretine ve ilahlığına işaret eden nice ibretlik deliller vardır. Allah yarattığı varlıklara yasa koyar. Aklı başında insanlar bütün bunlardan ders alır ve O’na ortak koşmaz.
Ayet 12–13
2 ayetNahl 12
Nahl 13
وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِاَمْرِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ ١٢ وَمَا ذَرَاَ لَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ ١٣
Mushaf
Okunuş
12Veseḫḫara lekümü-lleyle vennehâra veşşemse velḳamer. vennücûmü müseḫḫarâtüm biemrih. inne fî ẕâlike leâyâtil liḳavmiy yaʿḳilûn.
13Vemâ ẕerae leküm fi-lʾarḍi muḫtelifen elvânüh. inne fî ẕâlike leâyetel liḳavmiy yeẕẕekkerûn.
Türkçe Meal
12O, geceyi ve gündüzü, sizin istifadenize sunmuştur. Güneş, ay ve yıldızlarda onun emriyle sizin istifadenize sunulmuştur. İşte bunda da aklını kullanan bir toplum için nice deliller vardır.
13O, yeryüzünde sizin için rengârenk nimetler var etmiştir. İşte bunda düşünüp ibret alan bir toplum için bir delil vardır.
Açıklamalı meal
12Allah geceyi ve gündüzü yaratıp içinde yaşadığınız şu muazzam kâinatın tamamını, koyduğu yasalarla sizin hizmetinize sunmuştur. Güneş ay ve yıldızlar da O’nun emriyle ilâhî ve fiziki yasalara boyun eğmiş durumdadırlar. Dikkat edin! Bunda aklını kullanıp düşünenler için ilâhî sanatın ihtişâmını haykıran nice ibretlik dersler vardır.
13Yeryüzünde sizin için yaratılmış çeşit çeşit rengârenk yarattığı bitkiler de O’nun ilminin ve kudretinin yüceliğini göstermektedir. Şüphesiz bunda öğüt almasını bilen bir topluluk için gerçeğe ulaştıran deliller ve alınacak pek çok dersler vardır. Ancak gerçeği arayanlar bunları görüp Allah’ın davetine yönelirler.
Ayet 14
1 ayetNahl 14
وَهُوَ الَّذ۪ي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَاْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ ف۪يهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ١٤
Mushaf
Okunuş
14Vehüve-lleẕî seḫḫara-lbaḥra liteʾkülû minhü laḥmen ṭariyyev vetestaḫricû minhü ḥilyeten telbesûnehâ. vetera-lfülke mevâḫira fîhi velitebtegû min faḍlihî veleʿalleküm teşkürûn.
Türkçe Meal
14Ve yine O, yemeniz için taze et ve takınıp kuşanacağınız mücevheratı ondan çıkarasınız diye denizi sizin istifadenize sunmuştur. Allah’ın lütfundan payınıza düşeni arayasınız diye, denizlerde gemilerin akıp gittiğini görürsün. Umulur ki bütün bu nimetlerin hakkını verirsiniz.
Açıklamalı meal
14Allah denizleri de sizin istifadenize sunmuştur. Ki siz bu sayede ondan taze balık eti yer ve birçok deniz ürünü nimetler elde edersiniz. Hem de takı olarak kullandığınız inci, mercan gibi süs eşyaları çıkarır ve ticaretinizin bir kısmını onlarla yaparsınız. Suya verdiği kaldırma gücü ile gemilerin suyu yara yara gittiğini görürsün. Böylece Allah’ın ilminin eserlerinden ve cömertliğinden yararlanır, lütfuna nail olursunuz. İşte bütün bu nimetler yalnız Allah’ı ilah edinerek O’nun lütfundan nasip aramanız ve Allah’ı layıkıyla kavrayıp O’na sürekli şükretmeniz için apaçık delillerdir. Umulur ki bütün bu nimetlerin hakkını Allah’a iman ve itaat ederek verirsiniz.
Ayet 15–17
3 ayetNahl 15
Nahl 16
Nahl 17
وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَاَنْهَارًا وَسُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۙ ١٥ وَعَلَامَاتٍۜ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ ١٦ اَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ١٧
Mushaf
Okunuş
15Veelḳâ fi-lʾarḍi ravâsiye en temîde biküm veenhârav vesübülel leʿalleküm tehtedûn.
16Veʿalâmât. vebinnecmi hüm yehtedûn.
17Efemey yaḫlüḳu kemel lâ yaḫlüḳ. efelâ teẕekkerûn.
Türkçe Meal
15Ve yine O, sarsılmayasınız diye yeryüzüne ağırlık koymuş ve yolunuzu bulasınız diye de nehirler ve yollar yerleştirmiştir.
16Ve daha nice alametler... Nitekim insanlar yıldızlarla yollarını bulurlar.
17Siz hiç düşünmez misiniz, bütün bunları yaratanla hiçbir şey yaratamayan bir olur mu?
Açıklamalı meal
15Allah yeryüzündeki dengeyi sağlayıp hayatın devamı için sarsılmaz dağlar yerleştirdi. Ayrıca gideceğiniz yerlere ulaşımı kolay sağlamanız için ırmaklar ve dağların eteklerine yollar açtı. Olur ki doğru yolu bulursunuz.
16Bütün bunların yanında, varlığına birliğine işaret eden daha nice alâmetler de yarattı. Bu alâmetler insanların doğru yolu bulmaları içindir. Nitekim karada ve denizde gece yolculuk yapan insanlar yön gösteren yıldızlar sayesinde yollarını kolaylıkla bulurlar. İnsanın gideceği hedefe rahatça ulaşabilmesi için evrene bunca alâmetler yerleştiren Allah’ın, doğru yolu gösterme işini başka varlıklara bıraktığı hiç düşünülebilir mi?
17O halde ey Allah' a şirk koşanlar! Her şeyi muazzam bir şekilde yaratan Allah ile hiçbir şey yaratma gücü bulunmayan ve kendisine şirk koştuğunuz âciz varlıklar bir olur mu? Yaratılmışı yaratana ortak koşmak sırf cehalet ve inattır. Siz artık aklınızı kullanıp ders almayacak mısınız? Sonra da düşünüp yanlış itikadınızdan vazgeçmeyecek misiniz?
Ayet 18–19
2 ayetNahl 18
Nahl 19
وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ١٨ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ١٩
Mushaf
Okunuş
18Vein teʿuddû niʿmete-llâhi lâ tuḥṣûhâ. inne-llâhe legafûrur raḥîm.
19Vellâhü yaʿlemü mâ tüsirrûne vemâ tüʿlinûn.
Türkçe Meal
18Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, onları asla sayamazsınız.(1) Şüphesiz ki Allah, yine de eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz rahmet kaynağıdır.(2)
19Ve Allah, gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir.
Açıklamalı meal
18Allah’ın size lütfettiği nimetlerini saymaya kalksanız onları saymakla bitiremezsiniz. Şüphesiz Allah aklını kullanıp, bu gerçekleri idrak ederek tevbe edenlere karşı hata ve günahları çok bağışlayan ve çok merhametlidir.
19Unutmayın ki Allah sizin gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. O hâlde, doğru inanç sistemini O’ndan almalısınız.
İlgili ayetler
Ayet 20–21
2 ayetNahl 20
Nahl 21
وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَۜ ٢٠ اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟ ٢١
Mushaf
Okunuş
20Velleẕîne yedʿûne min dûni-llâhi lâ yaḫlüḳûne şeyʾev vehüm yuḫleḳûn.
21Emvâtün gayru aḥyâʾ. vemâ yeşʿurûne eyyâne yübʿaŝûn.
Türkçe Meal
20Oysa onların, Allah ile aralarına koyup dua ile yalvardıkları herhangi bir şeyi yaratmak şöyle dursun, onlar kendileri yaratılmışlardır.
21Onlar; ölüdürler, canlı değil. Üstelik ne zaman diriltileceklerini de bilemezler.
Açıklamalı meal
20Oysa onların Allah ile aralarına koyup dua ile yardıma çağırdıkları kimselere gelince. Kendilerini şefaatçi kabul edip Allah’la birlikte canlı ya da cansız ne varsa ilah edindikleri, tüm varlıklar hiçbir şeyi yaratamazlar. Aksine onların kendileri Allah tarafından yaratılmışlardır. Onların yaptığı şey; sadece kendi akıllarıyla insanların üzerinde egemenlik kurmaktır.
21Üstelik onların çoğu da diri değil ölüdürler. Bir gün gelip sizinle yüzleştirilmek üzere diriltileceklerdir. Fakat ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
Ayet 22–25
4 ayetNahl 22
Nahl 23
Nahl 24
Nahl 25
اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ ٢٢ لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِر۪ينَ ٢٣ وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۙ قَالُٓوا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَۙ ٢٤ لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟ ٢٥
Mushaf
Okunuş
22İlâhüküm ilâhüv vâḥid. felleẕîne lâ yüʾminûne bilʾâḫirati ḳulûbühüm münkiratüv vehüm müstekbirûn.
23Lâ cerame enne-llâhe yaʿlemü mâ yüsirrûne vemâ yüʿlinûn. innehû lâ yüḥibbü-lmüstekbirîn.
24Veiẕâ ḳîle lehüm mâẕâ enzele rabbüküm ḳâlû esâṭîru-lʾevvelîn.
25Liyaḥmilû evzârahüm kâmiletey yevme-lḳiyâmeti vemin evzâri-lleẕîne yüḍillûnehüm bigayri ʿilm. elâ sâe mâ yezirûn.
Türkçe Meal
22Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Fakat ahirete inanmayanların kalpleri, büyüklük taslamalarından dolayı bu gerçeği inkâr etmektedir.
23Hiç şüphe yok ki Allah, onların kalplerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilmektedir.(1) Zira O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.(2)
24Ve onlara, “Rabbiniz ne indirdi?” diye sorulduğunda “Eskilerin masallarını” derler.
25Böylece onlar, kıyamet günü kendi günahlarını tastamam yüklendikleri gibi, bilgisizlikleri sebebiyle saptırdıklarının günahlarını da kısmen yüklenmiş olurlar. Ne berbat bir yüktür o yüklendikleri.
Açıklamalı meal
22Ey insanlar! Sizin doğru yola davet eden ilâhınız tek gerçek ilâh olan Allah’tır. Gerçek bu olmasına rağmen âhirete inanmayan o müşriklerin kalpleri nankörlükleri ve kibirleri yüzünden yalnız Allah’ın ilah olduğunu belirten tevhid gerçeğini inkâr etmekte ve âhireti kabule yanaşmamaktadır
23Şüphe yok ki, Allah onların kalplerinde gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Doğrusu O imana gelmeyi kibirlerine yediremeyen nankörleri ve böbürlenip büyüklük taslayanları asla sevmez.
24Onlara: "Rabbiniz size ne indirdi sizi neye çağırıyor diye sorulduğunda, onlar da alaycı bir tavırla: öncekilerin masalları diye cevap verirler.
25Onlar böyle demekle Kıyamet günü kendi günahlarını tastamam yüklendikleri gibi, bilgisizlikleri sebebiyle Allah’ın davetinden saptırdıklarının günahlarını da kısmen yüklenmiş olacaklar. Böylece çok ağır, çok da berbat bir yük yüklenmiş olurlar. Dikkat edin sırtlarında ne kötü bir yük taşıyorlar.
İlgili ayetler
Ayet 26–29
4 ayetNahl 26
Nahl 27
Nahl 28
Nahl 29
قَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ ٢٦ ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ ٢٧ اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْۖ فَاَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍۜ بَلٰٓى اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٢٨ فَادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ ٢٩
Mushaf
Okunuş
26Ḳad mekera-lleẕîne min ḳablihim feete-llâhü bünyânehüm mine-lḳavâʿidi feḫarra ʿaleyhimü-ssaḳfü min fevḳihim veetâhümü-lʿaẕâbü min ḥayŝü lâ yeşʿurûn.
27Ŝümme yevme-lḳiyâmeti yuḫzîhim veyeḳûlü eyne şürakâiye-lleẕîne küntüm tüşâḳḳûne fîhim. ḳâle-lleẕîne ûtü-lʿilme inne-lḫizye-lyevme vessûe ʿale-lkâfirîn.
28Elleẕîne teteveffâhümü-lmelâiketü żâlimî enfüsihim. feelḳavu-sseleme mâ künnâ naʿmelü min sûʾ. belâ inne-llâhe ʿalîmüm bimâ küntüm taʿmelûn.
29Fedḫulû ebvâbe cehenneme ḫâlidîne fîhâ. felebiʾse meŝve-lmütekebbirîn.
Türkçe Meal
26Onlardan öncekiler de tuzaklar kurmuşlardı. Fakat Allah, onların kurdukları o bina gibi sapasağlam tuzakları; ta temelinden çökertmiş ve çatısını da başlarına geçirmişti ve nereden geldiğini anlayamadan azap onları yakalayıvermişti.
27Sonra da kıyamet günü Allah onları aşağılayarak şöyle der: “Hani nerede, uğrunda mücadele ettiğiniz, şirk koştuğunuz ortaklarım?” Hakikat bilgisine ulaşanlar: “Bugün, rezillik ve azap gerçeği örtbas eden bu kâfirler için kaçınılmazdır!” derler.
28Onlar şirke gömülmüş bir halde melekler canlarını alırken, teslim olmuş bir vaziyette şöyle derler: “Biz herhangi bir kötülük yapmamıştık!” Melekler: “Neler yaptığınızı Allah çok iyi biliyor!”
29Haydi içinde kalacağınız cehennem kapılarından girin bakalım. Büyüklük taslayanların barınağı ne kötüdür!
Açıklamalı meal
26Onlardan önceki müşrikler de elçileri reddetmişler ve insanları saptırmak için Allah’ın peygamberlerine karşı tuzaklar kurmuşlardı. Ama Allah’ın azabı gelip onların sağlam sandıkları tuzaklarını boşa çıkardığı gibi binalarını da temellerinden yıkıp yerle bir ederek evlerinin çatıları başlarına geçirmişti. Üstelik başlarına böyle bir azabın geleceğini düşünmüyorlardı. Allah’ın azabı onları nereden geldiğini anlayamadan ve hiç beklemedikleri bir anda yakalayıverdi.
27Fakat cezaları sadece bununla sınırlı kalmayacak. Sonra da kıyamet günü Allah onları rezil edip aşağılayacak ve diyecek ki: Hani dünyada kendilerini şefaatçi kabul edip Allah’a şirk koştuğunuz ve uğrunda mücadele ettiğiniz sözde ortaklarım tağuti nizamlarınız, evliyamız ve kurtarıcımız diye tabulaştırdıklarınız şimdi nerede? Söyleyin bakalım. Sorunlarımızı o çözer, kurtarıcımız odur dediğiniz ve onları savunmak adına, mü’minlere saldırıp zulümler ettiğiniz ilahlarınız şimdi neredeler. Haydi, şimdi gelsinler ve sizi kurtarsınlar diyecek. İşte O Gün kendilerine kitap ve peygamber aracılığı ile ilahi kaynaklardan bilgi verilerek Allah’ın davetine iman edenler de bu manzarayı gördüklerinde şöyle derler: "Gerçekten aşağılanmanın ve hak edilen azabın yaşanmaya başlandığı bugün, inkârcılar için ne kötü bir gündür. Şüphesiz ki bugün rezillik ve kötülük kâfirler için kaçınılmazdır" derler.
28Allah’a ortak koşarak kendilerine yazık eden bu müşrikler ölüm anında pişman olacak ve şirke gömülmüş bir halde melekler de canlarını alacaklar. Hesap Günü cezalarını çekmek üzere teslim olmuş bir vaziyette çağrıldıklarında ise "Bizim Allah’a şirk koşmak gibi bir niyetimiz yoktu, dünyadayken kötü bir şey yapmadık ki " diyerek kurtulmaya çalışacaklar. O zaman melekler de onlara: Hayır boşuna kendinizi kurtarmaya çalışmayın. Yalan söylemeniz sizi kurtarmayacak. Sizler neyi yapmanız ve neyi yapmamanız konusunda uyarılmıştınız. Doğrusu Allah sizin neyi ne maksatla yaptığınızı elbette eksiksiz olarak bilir. Yapmadık dediklerinizi kibirlenerek yaptınız.
29"O halde, içinde sonsuza kadar kalmak üzere hak ettiğiniz cehennemin kapılarından girin bakalım. Gerçekten büyüklük taslayıp kibirlenenlerin yeri ne kötüdür.
İlgili ayetler
Ayet 30–32
3 ayetNahl 30
Nahl 31
Nahl 32
وَق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا خَيْرًاۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌۜ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّق۪ينَۙ ٣٠ جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ لَهُمْ ف۪يهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَۜ كَذٰلِكَ يَجْزِي اللّٰهُ الْمُتَّق۪ينَۙ ٣١ اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ طَيِّب۪ينَۙ يَقُولُونَ سَلَامٌ عَلَيْكُمُۙ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٣٢
Mushaf
Okunuş
30Veḳîle lilleẕîne-tteḳav mâẕâ enzele rabbüküm. ḳâlû ḫayrâ. lilleẕîne aḥsenû fî hâẕihi-ddünyâ ḥaseneh. veledâru-lʾâḫirati ḫayr. veleniʿme dâru-lmütteḳîn.
31Cennâtü ʿadniy yedḫulûnehâ tecrî min taḥtihe-lʾenhâru lehüm fîhâ mâ yeşâûn. keẕâlike yeczi-llâhü-lmütteḳîn.
32Elleẕîne teteveffâhümü-lmelâiketü ṭayyibîne yeḳûlûne selâmün ʿaleykümü-dḫulü-lcennete bimâ küntüm taʿmelûn.
Türkçe Meal
30Allah’a karşı gelmekten sakınanlara; “Rabbiniz size ne indirdi?” denildiğinde, “İyilik ve güzellik!” diye karşılık verirler. İyi ve güzel davrananlara bu dünya da güzellik vardır, hele ahiret yurdu daha da hayırlıdır. Sakınıp korunanların yurdu ne güzeldir.
31O yurtlar, tabanından ırmakların çağladığı Adn cennetleridir ki, onlar oraya girecekler ve orada diledikleri her şey onların olacak. Sakınıp korunanları Allah böyle ödüllendirir.
32Melekler onların canlarını güzel bir şekilde incitmeden alacaklar ve onlara “Selamün Aleyküm, ne mutlu size yaptıklarınızın karşılığı olarak girin cennete!” diyecekler.
Açıklamalı meal
30Allah’ın davetine iman O’na karşı gelmekten sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi sizi neye çağırdı?" diye sorulduğunda, onlarda. " Tümüyle iyilik hayır ve hakikati indirip bizi de ona teslim olarak yaşamaya çağırdı derler. İnanıp samimiyetle Allah’ın yasaları doğrultusunda güzel işler yapanlara ahirette güzel mükâfatlar vardır. İşte bu dünyada gerçeği kavrayıp Allah’ın emirlerine en güzel şekilde uyanlar nimetlerle ödüllendirilir ve böyle güzelliklere nail olurlar. Çünkü iyiliklerin yaygınlaştığı toplumlarda haksızlık ve zulüm en alt seviyeye indirilir, toplumsal adâlet sağlanarak karşılıklı güven ortamında huzur dolu bir hayat yaşanır. Hele ahiret yurdunda alacakları ödül ise onlar için çok daha güzel olacaktır. Allah’a itaatsizlikten sakınan takva sahiplerinin ebedi yurdu olan cennet gerçekten ne güzeldir!
31Onlar altından akan ırmakların çağladığı Adn cennetlerine girecekler. Orada diledikleri her şeyi bulacaklar. İşte Allah, emirlerine karşı gelmekten sakınarak yaşayan takva sahiplerini böyle mükâfatlandırır.
32Bu müminler son nefeslerini verirken, melekler onları cennetle müjdeleyip canlarını hiç incitmeden alır ve onlara: "Size selâm olsun. Dünya hayatında yapmış olduğunuz iyi ve güzel işlere karşılık daimî kalmak üzere buyurun cennete!" diyecekler.
İlgili ayetler
Ayet 33–36
4 ayetNahl 33
Nahl 34
Nahl 35
Nahl 36
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَاْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَاْتِيَ اَمْرُ رَبِّكَۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّٰهُ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ٣٣ فَاَصَابَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٣٤ وَقَالَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ٣٥ وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ٣٦
Mushaf
Okunuş
33Hel yenżurûne illâ en teʾtiyehümü-lmelâiketü ev yeʾtiye emru rabbik. keẕâlike feʿale-lleẕîne min ḳablihim. vemâ żalemehümü-llâhü velâkin kânû enfüsehüm yażlimûn.
34Feeṣâbehüm seyyietü mâ ʿamilû veḥâḳa bihim mâ kânû bihî yestehziûn.
35Veḳâle-lleẕîne eşrakû lev şâe-llâhü mâ ʿabednâ min dûnihî min şeyʾin naḥnü velâ âbâünâ velâ ḥarramnâ min dûnihî min şeyʾ. keẕâlike feʿale-lleẕîne min ḳablihim. fehel ʿale-rrusüli ille-lbelâgu-lmübîn.
36Veleḳad beʿaŝnâ fî külli ümmetir rasûlen eni-ʿbüdü-llâhe vectenibu-ṭṭâgût. feminhüm men hede-llâhü veminhüm men ḥaḳḳat ʿaleyhi-ḍḍalâleh. fesîrû fi-lʾarḍi fenżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lmükeẕẕibîn.
Türkçe Meal
33Şimdi onlar meleklerin gelmesini veya Rabbinin azap emrinin gelmesini mi bekliyorlar? İşte onlardan öncekiler de aynen böyle davranmışlardı. Oysa Allah, onlara haksızlık yapmıyordu ama onlar kendilerine zulmedip yazık ediyorlardı.
34Nihayet yaptıkları kötülüklerin, kötü sonucu başlarına geldi ve hafife alıp alay edip durdukları o şey kendilerini çepeçevre kuşatıverdi.
35Allah’a ait nitelikleri başkalarına yakıştırarak şirk koşanlar “Allah dilemiş olsaydı ne biz ne de atalarımız, Allah’tan başka hiçbir şeye kulluk etmez, onun dışında birisinin sözüyle hiçbir şeyi haram kılmazdık.” derler. Onlardan öncekiler de aynen böyle söylediler. Oysa elçilerin vahyi apaçık bir şekilde tebliğ etmekten başka ne görevi var?
36Andolsun ki biz, “Sadece Allah’a kulluk edin ve O’nun yolundan saptıran şer güçlerden uzak durun!” emrini bildirmesi için her topluma bir elçi gönderdik. Onlardan kimi Allah’ın gösterdiği yola uydu, kimi de sapıklık damgasını hak etti. Yeryüzünü dolaşın da, hakikat karşında yalana sarılanların sonu nasılmış bir görün.
Açıklamalı meal
33Ey Peygamber! Belli ki gerçeğin üstünü örtüp inkâr eden kafirler, canlarını almak üzere kendilerine ölüm meleklerinin gelmesini yahut bir an önce Rabbinin azap emriyle başlarına bir musibetin gelmesini mi bekliyorlar? Oysa geçmiş toplumları ibretle incelemiş olsalardı, kendilerini ne büyük bir felâketin beklediğini anlayacaklardı. Çünkü kendilerinden önceki kafirler de aynen böyle davranmışlardı ve yaptıklarının cezasını en ağır biçimde ödemişlerdi. Bilin ki Allah hak ettikleri cezayı vermekle onlara haksızlık yapıp zulmetmedi. Ancak onlar şirk ve inkârda bile bile ısrar ederek kendi kendilerine zulmettiler.
34Nihayet Allah’a başkaldırmaları ve nankörlükleri sebebi ile azaba davetiye çıkardılar. Yaptıkları kötülükler hak edilmiş bir ceza olarak dönüp kendilerini buldu. Ve ne zaman gelecek diye hafife alıp alaya aldıkları azap kendilerini çepeçevre kuşatıverdi. Allah onları elbette haksız yere cezalandırmış değildi, çünkü onlar peygamberlerle alay etmişler ve ısrarla kendilerine ilahi azap gelmesini isteyerek meydan okumuşlardı.
35Allah’a ait nitelikleri başkalarına yakıştırarak bazı varlıkları şefaatçi kabul edip onları Allah’a ortak koşanlar alaycı bir tavırla: " Eğer Allah isteseydi tercihlerimize müdahale eder, biz de atalarımız da Allah’tan başkasına kulluk etmez, Allah’a ortak koşmazdık. Ve O’nun harâm kıldığından başka hiçbir şeyi bir başkasının sözüyle harâm kılmazdık diyorlar. Bunlardan önceki şirk koşanlar da uyarılara rağmen tercihlerini Allah’ın razı olmadığı yönde yapıp aynen böyle alaycı sözler söyleyip O’na iftira etmişlerdi. Bilin ki onların bu tutumları karşısında peygamberlere düşen görev kafirleri zorla imana getirmek değil, Allah’ın ayetlerini açıkça tebliğdir. Hiçbir peygamberin insanları zorla inandırma gibi bir görevi yoktur.
36Gerçek şu ki biz her topluma peygamber göndererek: " Yalnız Allah’a kulluk edin ve başka dinler, icat edip O’nun yolundan saptıran tağuti nizamlardan ve yeryüzünde Allah’ın hükümlerini hiçe sayarak şirk sistemini kurumsallaştırmaya çalışan şer güçlerden kaçının" diye bir peygamber gönderip öğüt verdik. Onlardan bir kısmı uyarıları dikkate alıp yapılan davete uydu ve Allah’ta onları doğru yola iletti. Bir kısmı da peygamberleri yalanlayarak davetten yüz çevirdikleri için kendi kararlarıyla sapıklığı hak ettiler. Ey insanlar! Bunun canlı örneklerini görmek istiyorsanız, şöyle yeryüzünde bir dolaşın da âyetlerimizi yalanlayan güçlü toplumların ve Allah adına yapılan daveti reddedenlerin sonlarının nasıl olduğunu ibret alıp bir düşünün.
İlgili ayetler
Ayet 37–39
3 ayetNahl 37
Nahl 38
Nahl 39
اِنْ تَحْرِصْ عَلٰى هُدٰيهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٣٧ وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْۙ لَا يَبْعَثُ اللّٰهُ مَنْ يَمُوتُۜ بَلٰى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۙ ٣٨ لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذ۪ي يَخْتَلِفُونَ ف۪يهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِب۪ينَ ٣٩
Mushaf
Okunuş
37İn taḥriṣ ʿalâ hüdâhüm feinne-llâhe lâ yehdî mey yüḍillü vemâ lehüm min nâṣirîn.
38Veaḳsemû billâhi cehde eymânihim lâ yebʿaŝü-llâhü mey yemût. belâ vaʿden ʿaleyhi ḥaḳḳav velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.
39Liyübeyyine lehümü-lleẕî yaḫtelifûne fîhi veliyaʿleme-lleẕîne keferû ennehüm kânû kâẕibîn.
Türkçe Meal
37Sen, onların doğru yola girmelerini ne kadar çok istersen iste şu bir gerçek ki; Allah sapıklığı tercih edeni doğru yola yöneltmez ve bunların yardımcısı da olmayacaktır.
38Bir de onlar “Allah, ölen bir kimseyi asla diriltemeyecek” diye Allah’ın adına var güçleriyle yemin ediyorlar. Hayır, bu Allah’ın gerçekleştirmeyi kendine borç bildiği bir vaadidir. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyorlar.
39Evet bu diriltme, hakkında ihtilaf ettikleri konuları beyan etmek ve kâfirlerin de birer yalancı olduklarını açığa çıkarmak içindir.
Açıklamalı meal
37Ey Peygamber! Müşrikleri imana getirmek için çok çalıştığını, adeta kendini paraladığını biliyoruz. Sen inatla direnenleri Allah’ın davetine uymaya ne kadar bilgi ve delil ile çağırsan da ikna edemez, inandıramazsın. Onların hidayete ermelerini çok arzulasan da Allah inatlarından vazgeçmeyip sapkınlıkta ısrar edenleri tövbe edip hakka yönelmedikleri müddetçe doğru yola yöneltmez. Ayrıca bile bile sapıklığı tercih eden bu insanlara Hesap Gününde yardım edecek kimse de bulunmaz.
38Üstelik böyleleri: "Allah ölen bir kimseyi asla diriltmez" diye Allah’ın ismini anarak var güçleriyle yemin ediyorlar. Hayır ölüleri diriltmek bilakis Allah’ın gerçekleştirmeyi bizzat üzerine aldığı gerçek bir vaaddir ve zamanı gelince hesap vermek üzere herkesi diriltecektir. Ancak insanların çoğu bu gerçeği bilmek ve kabul etmek istemiyor.
39Allah, âyetlerine inanmak istemeyenlerin ayrılığa düştükleri bütün tartışmalı konuları ve Hesap Günü’nün gerçek olduğunu, onlara gösterecektir. İşte o zaman inkâr edenler de yaptıkları ve söyledikleri ile yüzleştirilip yalancı olduklarını bizzat görecekler.
Ayet 40
1 ayetNahl 40
اِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ اِذَٓا اَرَدْنَاهُ اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40İnnemâ ḳavlünâ lişeyʾin iẕâ eradnâhü en neḳûle lehû kün feyekûn.
Türkçe Meal
40Zira biz, bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona “Ol” deriz ve hemen oluş sürecine girer.
Açıklamalı meal
40Kaldı k bizim için, ölmüş insanları yeniden diriltmek hiç de zor değildir. Bir şeyin olmasını istediğimizde bu iş için bir emrimiz yeterlidir. Ona sadece “Ol!” deriz. O da hemen oluş sürecine girer. O’nun ol dediğine hiç kimse engel olamaz, zamanı geldiğinde o mutlaka olur. Öyleyse, Rabb’inize sonsuz güven duyarak zulme karşı mücâdeleye devam edin. Gerekirse, bu uğurda tüm sevdiklerinizi fedâ etmeye hazır olun. Sizi bu yoldan çevirebilecek her şeyi terk ederek, İslâm’ı yaşayabileceğiniz yepyeni bir hayata geçiş yapın.
İlgili ayetler
Ayet 41–42
2 ayetNahl 41
Nahl 42
وَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا فِي اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةًۜ وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَۙ ٤١ اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ٤٢
Mushaf
Okunuş
41Velleẕîne hâcerû fi-llâhi mim baʿdi mâ żulimû lenübevviennehüm fi-ddünyâ ḥaseneh. veleecru-lʾâḫirati ekber. lev kânû yaʿlemûn.
42Elleẕîne ṣaberû veʿalâ rabbihim yetevekkelûn.
Türkçe Meal
41Beri taraftan, zulme ve işkenceye uğradıktan sonra Allah yolunda yurtlarını terk edip göç edenlere gelince; onları dünya hayatında güzel bir yurt ve imkâna kavuşturacağız. Ahiret ödülü ise, o çok daha büyük olacaktır. İnanmayanlar keşke bunu anlayabilseler.
42Bunlar, davalarında direnip sabredenler ve sadece Rabblerine dayanıp güvenenlerdir.
Açıklamalı meal
41Peygamberlerin Allah adına yaptıkları davete iman edip, onu yaşamak için gösterdikleri çaba sebebiyle müşrik ve kâfirlerin zulmüne uğratıldıktan sonra yurtlarını terk edip Allah yolunda hicret edenlere gelince. Onları bu dünyada daha güzel yerlere yerleştiririz. Ama onların ahiretteki mükâfatları ise çok daha güzel ve daha büyüktür. Keşke inkârcılar müminlerin inandıkları bu hakikati anlayabilselerdi!
42Allah yolunda hicret eden o müminler sıkıntılara karşı göğüs gerip sabreden ve yalnız Rablerine iman edip güvenen kimselerdir.
İlgili ayetler
Ayet 43–44
2 ayetNahl 43
Nahl 44
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ ٤٣ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِۜ وَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
43Vemâ erselnâ min ḳablike illâ ricâlen nûḥî ileyhim fesʾelû ehle-ẕẕikri in küntüm lâ taʿlemûn.
44Bilbeyyinâti vezzübür. veenzelnâ ileyke-ẕẕikra litübeyyine linnâsi mâ nüzzile ileyhim veleʿallehüm yetefekkerûn.
Türkçe Meal
43Senden önce kendilerine vahyederek elçi olarak gönderdiklerimiz de senin gibi adamlardan başkası değildi. Eğer bilmiyorsanız önceki vahiylerin mensuplarına sorun.
44Onları hakikatin apaçık belgeleri ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni beyan edesin diye sana da bu Kuran’ı indirdik. Bunu belki derinlemesine düşünürler.
Açıklamalı meal
43Ey Muhammed! Şirk koşanlar, senin de onlar gibi bir insan olduğun için senin elçiliğini içlerine sindiremiyorlar. Melek bir peygamber bekleyenler bilsinler ki senden önce de kendilerine vahyettiğimiz adamlarda melek değil tıpkı senin gibi birer insandı. Sabırla, sebatla, zalimlere boyun eğmeden görevlerini yerine getirerek, insanları doğru olanı yaşamaya davet ettiler. Ey insanlar! Eğer bu gerçeği bilmiyorsanız gidin Tevrat ve İncil hakkında bilgi sahibi olan güvenilir insanlara, yani zikir ehlinin ileri gelenlerine sorun. Bunun böyle olduğunu, kendilerine daha önce kitap gönderilen nesillerin kitaplarında kalan gerçeklerden bilirler.
44Biz o peygamberleri de insanlar içerisinden seçip apaçık delillerle ve kitaplarla gönderdik. Sana da Kur’an’ı indirdik ki, indirileni insanlara açıklayasın. Belki geçmiş toplumların başına gelenleri düşünüp öğüt alır ve doğruya yönelip akıllarını kullanırlar.
Ayet 45–47
3 ayetNahl 45
Nahl 46
Nahl 47
اَفَاَمِنَ الَّذ۪ينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ يَاْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَۙ ٤٥ اَوْ يَاْخُذَهُمْ ف۪ي تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُمْ بِمُعْجِز۪ينَۙ ٤٦ اَوْ يَاْخُذَهُمْ عَلٰى تَخَوُّفٍۜ فَاِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ٤٧
Mushaf
Okunuş
45Efeemine-lleẕîne mekerü-sseyyiâti ey yaḫsife-llâhü bihimü-lʾarḍa ev yeʾtiyehümü-lʿaẕâbü min ḥayŝü lâ yeşʿurûn.
46Ev yeʾḫuẕehüm fî teḳallübihim femâ hüm bimüʿcizîn.
47Ev yeʾḫuẕehüm ʿalâ teḫavvuf. feinne rabbeküm leraûfür raḥîm.
Türkçe Meal
45Şimdi sana çirkin tuzaklar planlayanların, Allah’ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden yahut hiç ummadıkları bir yerden azabın tepelerine binmeyeceğinden yana bir garantileri mi var?
46Yahut gündelik işlerin peşinde dolaşırlarken asla kaçamayacakları bir azabın kendilerini yakalayıvermeyeceğinden yana bir garantileri mi var?
47Veyahut içlerine salınan bir korkuyla, yok oluşa sürüklenmeyeceklerinden yana bir garantileri mi var? Şüphe yok ki Rabbiniz, yine de çok şefkatli ve çok merhametlidir.
Açıklamalı meal
45Ey Peygamber! Zulüm nizamlarını devam ettirmek istedikleri için sana çirkin tuzaklar kuran bu inkârcılar Allah’ın o tuzakları boşa çıkarıp kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya hiç ummadıkları bir zamanda beklemedikleri bir yerden üzerlerine korkunç bir azabın birdenbire gelmeyeceğinden emin midirler ki şirk ve inkarlarından vazgeçmiyorlar?
46Yahut yeryüzünde gündelik işlerinin peşinde dolaşıp dururlarken asla kaçamayacakları bir azabın kendilerini yakalamayacağından yana bir garantileri mi var? Şayet azap gelirse, böyle bir cezayı önlemeye kimsenin gücü yetmez. Allah cezalandırmak isterse onlar olacağa engel olamazlar.
47Yahut Allah’ın verdiği nimetleri azaltarak onları adım adım felâketlere sürüklemeyeceğinden, sahip oldukları maddi imkanları yavaş yavaş tüketip, cezalandırmayacağından ve yüreklerine korku salınmak suretiyle yok edilmeyeceklerinden nasıl emin olabilirler? Bunlar, Allah adına yapılan davetten yüz çevirmeleri sebebi ile O’nun kendilerini içten içe çürütüp helak olmaya mahkûm ederek, kendi başlarına bırakacağını hiç düşünmezler mi? Fakat bunca nankörlüklerine karşılık Allah, onları derhal cezalandırmıyor, Eğer tevbe ederlerse şüphe yok ki sizin Rabbiniz kullarına karşı çok şefkatli, tevbe edenlere karşı çok merhametli ve bağışlayıcıdır. O yüzden tevbe edip doğru olana ulaşmaları için zaman tanır, onları hemen cezalandırmaz.
Ayet 48–51
4 ayetNahl 48
Nahl 49
Nahl 50
Nahl 51
اَوَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍ يَتَفَيَّؤُ۬ا ظِلَالُهُ عَنِ الْيَم۪ينِ وَالشَّمَٓائِلِ سُجَّدًا لِلّٰهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ ٤٨ وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ مِنْ دَٓابَّةٍ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ٤٩ يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ۟ ٥٠ وَقَالَ اللّٰهُ لَا تَتَّخِذُٓوا اِلٰهَيْنِ اثْنَيْنِۚ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَاِيَّايَ فَارْهَبُونِ ٥١
Mushaf
Okunuş
48Evelem yerav ilâ mâ ḫaleḳa-llâhü min şeyʾiy yetefeyyeü żilâlühû ʿani-lyemîni veşşemâili süccedel lillâhi vehüm dâḫirûn.
49Velillâhi yescüdü mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍi min dâbbetiv velmelâiketü vehüm lâ yestekbirûn.
50Yeḫâfûne rabbehüm min fevḳihim veyefʿalûne mâ yüʾmerûn.
51Veḳâle-llâhü lâ tetteḫiẕû ilâheyni-ŝneyn. innemâ hüve ilâhüv vâḥid. feiyyâye ferhebûn.
Türkçe Meal
48Şimdi onlar, Allah’ın yarattığı şeylerin gölgelerinin bir yasayla sağa ve sola dönerek, derin bir tevazu ile Allah’a secde ederek boyun eğdiklerini görmüyorlar mı?
49Zira göklerde ve yerde bulunan tüm canlılar ve melekler hiç büyüklenmeden Allah’a secde ederler/yasaya boyun eğerler.
50Çünkü onlar üstlerinde egemen olan Rabblerinden korkarlar ve verilen emirleri aynen uygularlar.
51Allah buyurdu ki: “İki ilah edinmeyin. Çünkü O, ancak tek bir ilahtır. Öyleyse sadece benden korkun!”
Açıklamalı meal
48Kur’an ile yapılan davetten ısrarla kaçınanlar, Allah’ın yarattığı bitki ve hayvan gibi onca varlığa ve onlarla ilgili kurduğu nizamların mükemmelliğine dikkatle bakmazlar mı? Müşrikler, Allah’ın kâinatı ne kadar mükemmel bir düzen içerisinde yarattığını ve her şeyin yaratılıştan kendilerine verilen görevlerini yerine getirerek nasıl Allah’a kulluk ettiğini görüp de ibret almazlar mı? İşte onların gölgeleri bile, Allah’ın yasaları gereği gün boyunca bir sağa bir sola dönerek uzayıp kısalmakta ve Allah’ın tabiat kanununa secde edip nasıl da yere kapanmaktadır. Görmezler mi dağları, taşlan, bitkileri! Hepsi nasıl da sabahtan akşama kadar çeşitli şekillere bürünüyorlar. Bu tabloyu her an gördükleri halde nasıl olur da Allah’tan başka varlıklardan medet umarlar.
49Zira şeytan ve onun izinden giden kimselerin dışında, göklerde ve yerde bulunan melekler ve tüm canlılar hiç büyüklük taslamadan kendilerini yaratan Allah'ın tabiat kanununa teslim olup Rablerinin hükümlerine boyun eğer ve asla kibirlenmezler. Diğer bir ifade ile sürekli olarak zaten Allah' a saygı ile secde ederler.
50İşte onlar mutlak hükümranlık sahibi olarak azap göndermeye gücü yeten Allah’tan korkarlar ve kendilerine verilen emirleri itiraz etmeksizin aynen uygularlar.
51Çünkü Allah buyurmuştur ki: "Sakın Allah’tan başka bir varlıktan medet ummayın ve O’ndan başkasının otoritesine boyun eğmeyin. Onun emrine karşı büyüklük taslamayın ve Allah’la birlikte ikinci ilâh edinmeyin. Bilin ki O eşi ve ortağı olmayan bir tek ilâhtır. O halde sadece Bana kulluk edin ve tek gerçek ilah olarak yalnızca benden korkun. Sadece Allah’ın yasalarına uyun ve Ondan başka kurtarıcı aramayın.
İlgili ayetler
51Bakara 133Bakara 163Bakara 255Âl-i İmran 2Âl-i İmran 18Hûd 61
Ayet 52
1 ayetNahl 52
وَلَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَهُ الدّ۪ينُ وَاصِبًاۜ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ تَتَّقُونَ ٥٢
Mushaf
Okunuş
52Velehû mâ fi-ssemâvâti velʾarḍi velehü-ddînü vâṣibâ. efegayra-llâhi tetteḳûn.
Türkçe Meal
52Zira göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ındır. Din ve kural koymak da sadece O’nun hakkıdır. Şimdi siz Allah’tan başkasından mı çekiniyorsunuz?
Açıklamalı meal
52Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin gerçek sahibi Allah’tır, din de yalnız O’nundur. Bu yüzden İtaat ibadet ve kulluğun da sadece O’nun hakkıdır. O’ndan başka gerçek ilah ve sakınılması gereken yoktur. Gerçek böyleyken Allah’tan başkasından mı çekiniyorsunuz? Onların size bir zarar veya bir fayda sağlama imkânları yoktur.
Ayet 53–56
4 ayetNahl 53
Nahl 54
Nahl 55
Nahl 56
وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ ثُمَّ اِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَاِلَيْهِ تَجْـَٔرُونَۚ ٥٣ ثُمَّ اِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَۙ ٥٤ لِيَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَيْنَاهُمْۜ فَتَمَتَّعُوا۠ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ٥٥ وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَص۪يبًا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْۜ تَاللّٰهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ ٥٦
Mushaf
Okunuş
53Vemâ biküm min niʿmetin femine-llâhi ŝümme iẕâ messekümu-ḍḍurru feileyhi tecʾerûn.
54Ŝümme iẕâ keşefe-ḍḍurra ʿanküm iẕâ ferîḳum minküm birabbihim yüşrikûn.
55Liyekfürû bimâ âteynâhüm. fetemetteʿû. fesevfe taʿlemûn.
56Veyecʿalûne limâ lâ yaʿlemûne neṣîbem mimmâ razaḳnâhüm. tellâhi letüsʾelünne ʿammâ küntüm tefterûn.
Türkçe Meal
53İyi bilin ki, sahip olduğunuz nimetlerin hepsi Allah’tandır. Sonra size bir sıkıntı dokunduğu zaman da sadece O’na yalvarırsınız.
54Ardından başınıza gelen sıkıntıdan sizi kurtarınca, içinizden bir grup Rabblerine şirk koşmaya başlarlar.
55Böylece verdiklerimize nankörlük etmiş olurlar. Bir süre daha nimetlerin keyfini sürün bakalım, nasıl olsa bir gün gerçeği öğreneceksiniz!
56Üstelik onlara verdiğimiz rızıktan, ne işe yaradıklarını bilmedikleri varlıklara pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki sizden, uydurmakta olduklarınızın hesabı mutlaka sorulacaktır.
Açıklamalı meal
53Size ulaşan her nimet Allah’tandır. Sahibi olduğunu zannettiğiniz her şeyi emanet eden Allah’tır. Sonra başınıza ne zaman bir sıkıntı gelse ve azıcık zorda kalsanız hemen O’na sığınır ve el açıp yalvarırsınız. Demek ki O’ndan başka varlıkların size yardım edemeyeceğini siz de biliyorsunuz.
54Ama O, dualarınıza karşılık verip sizden sıkıntıyı giderdiğinde içinizden bir grup hemen Rablerine ettiği duâları unutur ve başka varlıklardan medet umarak tekrar ortak koşmaya başlar.
55Böylece kendilerine verdiğimiz onca nimete nankörlük etmiş olurlar. Ey müşrikler! Bir süre daha Allah’ın bahşettiği nimetlerden faydalanıp keyfini sürün bakalım. Hesap Günü nasıl olsa hak ettiğiniz gerçeği yakında göreceksiniz. Böyle yapan o nankör müşrikler şunu iyi bilsinler ki eğer tövbe edip tevhide dönmezlerse, şimdilik refah içinde olmalarına rağmen ileride bu yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.
56Bu müşrikler kendilerine verdiğimiz rızıklardan ve kazançlarından bir kısmını Allah ile birlikte ilah edindiklerine ve gerçekte ne işe yaradıklarını bilmedikleri varlıklara pay olarak ayırırlar. Bunları da Allah’ın emri üzere yaptıklarını iddia ederler. Fakat bu ayırdıklarının ne kendilerine ne de ilah edindikleri putlarına hiçbir yararı olmaz. Allah şahittir ki, uydurduklarınızın hesabı sizden mutlaka sorulacak ve hak ettiğiniz ceza verilecektir.
İlgili ayetler
Ayet 57–60
4 ayetNahl 57
Nahl 58
Nahl 59
Nahl 60
وَيَجْعَلُونَ لِلّٰهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُۙ وَلَهُمْ مَا يَشْتَهُونَ ٥٧ وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِالْاُنْثٰى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظ۪يمٌۚ ٥٨ يَتَوَارٰى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُٓوءِ مَا بُشِّرَ بِه۪ۜ اَيُمْسِكُهُ عَلٰى هُونٍ اَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ ٥٩ لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِۚ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰىۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟ ٦٠
Mushaf
Okunuş
57Veyecʿalûne lillâhi-lbenâti sübḥânehû velehüm mâ yeştehûn.
58Veiẕâ büşşira eḥadühüm bilʾünŝâ żalle vechühû müsveddev vehüve keżîm.
59Yetevârâ mine-lḳavmi min sûi mâ büşşira bih. eyümsikühû ʿalâ hûnin em yedüssühû fi-ttürâb. elâ sâe mâ yaḥkümûn.
60Lilleẕîne lâ yüʾminûne bilʾâḫirati meŝelü-ssevʾ. velillâhi-lmeŝelü-lʾaʿlâ. vehüve-lʿazîzü-lḥakîm.
Türkçe Meal
57Bir de kızları Allah’a isnat ediyorlar. Hâşâ, olacak şey mi bu? Çok istedikleri erkek çocukları da kendilerine.
58Oysa onlardan birine bir kız çocuğu müjdelendiği zaman, öfkeden suratı kapkara kesilir.
59Ve kendisine verilen bu kötü haberden dolayı halkın içine çıkamaz. Şimdi bu utançla çocuğu tutmalı mı, yoksa onu diri diri toprağa mı gömmeli? Dikkat edin ne iğrenç bir hüküm veriyorlar!
60Böylesine çirkin niteliklerin tamamı ahirete inanmayanlara aittir. Allah ise en yüce sıfatların sahibidir. Çünkü O her işinde mükemmel ve her kararı doğru olandır.
Açıklamalı meal
57Cahillik ve küstahlıkları yetmezmiş gibi, onlar bir de hoşlarına giden erkek çocuklarını kendilerine layık görürken, kendilerine yakıştıramadıkları ve sırtlarında bir yük gibi görüp utanç duydukları kız çocuklarını ise Allah’a evlat olarak yakıştırmaktan çekinmiyorlar! Hâşâ olacak şey mi bu? Allah ancak yaratıklara yakıştırılabilecek olan bütün bu sıfatlardan münezzehtir ve yaptıklarının bedelini onlara ödetecektir.
58Nitekim onlardan birine kız çocuğunun dünyaya geldiği müjdelendiği zaman kendisinin yüzü üzüntüden kapkara kesilirken, hanımına karşı da pek öfkeli olur.
59Sanki kız çocuğu sahibi olmak utanç verici bir şeymiş gibi kendisine verilen kötü haberden dolayı halkın içine çıkamaz ve o yüzden kavminden bile gizlenir. Bir kız çocuğu babası olmanın verdiği aşağılık duygusu içinde çocuğu evimde büyüteyim mi yoksa bu zilletten kurtulmak için diri diri toprağa mı gömeyim diye, kara kara düşünür? Bak Allah’a çocuk isnat etmekle ne kadar kötü düşüncelere saplanıyorlar. Yazıklar olsun bu iğrenç örflerine ve hükümlerine.
60Müşriklerle kâfirler bu zulümleri, âhirete ve Hesap Günü’ne inanmadıkları için yaparlar. Böylesine iğrenç düşünceler ve kötü örneklerin tamamı ahirete inanmayan müşrik ve kafirlere aittir. Halbuki en yüce sıfatlar ise Allah’a aittir. Çünkü O üstün kudret sahibi ve her kararı doğru olan hakimdir. Allah her hükmünde mutlak isabetlidir ve kulları üzerinde hüküm yetkisi de yalnız O’na aittir. O hâlde, inanç, düşünce ve davranışlarınızı Allah’ın gönderdiği kitaba göre düzenlemelisiniz.
İlgili ayetler
57Nahl 58Nahl 59İsrâ 40Meryem 88Meryem 93Sâffât 149Zuhruf 15Zuhruf 19Tûr 39Necm 21Necm 23
58Nahl 57Nahl 59İsrâ 40Meryem 88Meryem 93Sâffât 149Zuhruf 15Zuhruf 19Tûr 39Necm 21Necm 23
59Nahl 57Nahl 58İsrâ 40Meryem 88Meryem 93Sâffât 149Zuhruf 15Zuhruf 19Tûr 39Necm 21Necm 23
60En’am 29Ra’d 5Nahl 38İsrâ 49İsrâ 52İsrâ 98Mü’minûn 34Mü’minûn 37
Ayet 61
1 ayetNahl 61
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَاْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ ٦١
Mushaf
Okunuş
61Velev yüâḫiẕü-llâhü-nnâse biżulmihim mâ terake ʿaleyhâ min dâbbetiv velâkiy yüʾeḫḫiruhüm ilâ ecelim müsemmâ. feiẕâ câe ecelühüm lâ yesteʾḫirûne sâʿatev velâ yestaḳdimûn.
Türkçe Meal
61Eğer Allah, insanları yaptıkları zulümler sebebiyle hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki Allah, onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler. Onların süreleri dolunca artık ne bir an geciktirebilirler ne de öne çekebilirler.
Açıklamalı meal
61Gerçek şu ki Allah son derece merhametlidir. Eğer zulümlerinden dolayı insanları hemen cezalandıracak olsaydı yeryüzünde bir tek canlı kimse kalmazdı. Fakat imtihan dünyasının bir gereği olarak Allah, bu insanlara yaptıklarından tevbe etmeleri ve doğruya dönmeleri için belirli bir süre doluncaya kadar zaman tanır. Artık tanıdığı süre dolup ecelleri gelince artık ne bir an geciktirebilir ne de bir an öne alabilirler. Hala iman etmemiş olanlar için ceza kesinleşir ve artık iş işten geçmiş olur.
İlgili ayetler
Ayet 62
1 ayetNahl 62
وَيَجْعَلُونَ لِلّٰهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ اَلْسِنَتُهُمُ الْكَذِبَ اَنَّ لَهُمُ الْحُسْنٰىۜ لَا جَرَمَ اَنَّ لَهُمُ النَّارَ وَاَنَّهُمْ مُفْرَطُونَ ٦٢
Mushaf
Okunuş
62Veyecʿalûne lillâhi mâ yekrahûne veteṣifü elsinetühümü-lkeẕibe enne lehümü-lḥusnâ. lâ cerame enne lehümü-nnâra veennehüm müfraṭûn.
Türkçe Meal
62Onlar hem hoşlanmadıklarını Allah’a layık görürler, hem de ahirette en güzel akıbetin kendilerini beklediği yalanını dillerine dolarlar. Hiç kuşku yok ki ateş onlar içindir ve onlar haddi aşanlardır.
Açıklamalı meal
62Onlar utanmadan hem hoşlanmadıkları kız çocuklarını Allah’a layık görürler, hem de inanmadıkları halde ahirette en güzel akıbetin ve cennetin kendilerini beklediği yalanını dillerine dolayıp küstahça saçmalayıp dururlar. Oysa akıbet olarak onları cennet değil cehennem ateşi beklemektedir ve onlar şirkleri sebebiyle ateşe en önce gireceklerdir.
Ayet 63
1 ayetNahl 63
تَاللّٰهِ لَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٦٣
Mushaf
Okunuş
63Tellâhi leḳad erselnâ ilâ ümemim min ḳablike fezeyyene lehümü-şşeyṭânü aʿmâlehüm fehüve veliyyühümü-lyevme velehüm ʿaẕâbün elîm.
Türkçe Meal
63Allah şahittir ki, senden önceki ümmetlere de elçiler göndermiştik. Fakat şeytan onlara yaptıkları kötülükleri güzel göstermişti. Bugün de O, hâlâ onların velisidir ve onları da can yakıcı bir azap beklemektedir.
Açıklamalı meal
63Allah' a yemin olsun ki Biz senden önceki toplumlara da peygamberler gönderdik. Onlar da senin gibi hakka davet etti. Ancak şeytan Allah yolundan alıkoymak için o toplumlara şirk, küfür ve zulüm gibi yaptıkları kötü işleri cazip gösterdi. Ona uymaya istekli olan çoğunluk da şeytana yoldaş olup, azgınlaştılar ve peygamberlerini yalanladılar. Nitekim aynı şeytan geçmişte olduğu gibi bugün de onların dostudur. İşte bu yüzden onlara acıklı bir azap vardır.
İlgili ayetler
Ayet 64
1 ayetNahl 64
وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ اِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا ف۪يهِۙ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٦٤
Mushaf
Okunuş
64Vemâ enzelnâ ʿaleyke-lkitâbe illâ litübeyyine lehümü-lleẕi-ḫtelefû fîhi vehüdev veraḥmetel liḳavmiy yüʾminûn.
Türkçe Meal
64Biz sana bu kitabı/Kuran’ı, yalnızca hakkında anlaşmazlığa düştükleri konuların çözümünü onlara beyan etmen ve inanıp güvenen bir topluma bir rehber ve rahmet olsun diye indirdik.
Açıklamalı meal
64Ey Peygamber! Biz ilahi bir kitabı sana vahyetmekle insanlara yaratılış sebeplerini ve ona uygun olan hayat nizamını gösterip onları tevhide sevk etmeni istiyoruz. Bu Kur’an’ı, özellikle, tartışıp durdukları sorunların çözümünü Kur' an' a göre açıklaman için ve iman eden bir topluluğa doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmet kaynağı olsun diye indirdik. Ancak doğruyu arayanlar bundan yararlanır.
Ayet 65
1 ayetNahl 65
وَاللّٰهُ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ۟ ٦٥
Mushaf
Okunuş
65Vellâhü enzele mine-ssemâi mâen feaḥyâ bihi-lʾarḍa baʿde mevtihâ. inne fî ẕâlike leâyetel liḳavmiy yesmeʿûn.
Türkçe Meal
65Allah’tır gökten su indirerek onunla ölümünden sonra toprağa hayat veren. Hiç şüphe yok ki, hakikate kulak veren bir toplum için bunda bir ibret vardır.
Açıklamalı meal
65Görmez misiniz, Allah öyle muazzam bir kâinat yaratmıştır ki gökten indirdiği yağmurla kupkuru ölü toprağa hayat verir sonra da onu yeşillendirip canlandırır. Şüphesiz bunda aklını kullanıp da düşünen bir topluluk için Allah’ın kudretine ve rahmetine işaret eden ibretlik dersler vardır. Fakat Kur’an’ın, ölü kalpleri nasıl dirilttiğini hakikatin sesine kulak veren kimseler anlar.
Ayet 66–67
2 ayetNahl 66
Nahl 67
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِه۪ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَٓائِغًا لِلشَّارِب۪ينَ ٦٦ وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخ۪يلِ وَالْاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٦٧
Mushaf
Okunuş
66Veinne leküm fi-lʾenʿâmi leʿibrah. nüsḳîküm mimmâ fî büṭûnihî mim beyni ferŝiv vedemil lebenen ḫâliṣan sâigal lişşâribîn.
67Vemin ŝemerâti-nneḫîli velʾaʿnâbi tetteḫiẕûne minhü sekerav verizḳan ḥasenâ. inne fî ẕâlike leâyetel liḳavmiy yaʿḳilûn.
Türkçe Meal
66Sizin için sağmal hayvanlarda da bir ibret vardır. Nitekim size, onların karınlarındaki besin artıklarıyla kan arasından süzülüp gelen ve içenlerin boğazından yağ gibi akıp geçen tertemiz halis bir süt içiriyoruz.
67Hurma ağaçlarının ve üzüm bağlarının ürünlerinden hem sarhoşluk verici/aklı örten içecekler hem de güzel yiyecekler elde ediyorsunuz. İşte bunda da aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır.
Açıklamalı meal
66Şüphesiz sizin için koyun, keçi, sığır ve deve gibi sağmal hayvanlarda da büyük bir ibret vardır. Zira size, onların karınlarındaki yarı sindirilmiş gıdalar ile kan arasından süzülüp gelen ve içenlerin boğazından kolayca geçen halis bir süt içiriyoruz. Salgılanan sütün mükemmel bir sistemle hazırlanışını, size ikram edilişindeki ilim ve kudreti bir düşünün.
67Öte yandan Rabbiniz olan Allah’ın sizin için yarattığı hurma ve üzüm meyvelerinden kimileriniz sarhoş edici zararlı içecekler imal edersiniz. Kimileriniz de kurutulmuş meyve, reçel sirke ve helva gibi temiz ve helal gıdalar edinirsiniz. İşte Kur’an’a karşı tavrınız da böyledir: Kiminiz onu inkâr ederek azaba uğrar, kiminiz de onunla hidayet bularak dünya ve ahirette kurtuluşa erişir. Şüphesiz bunda Allah’ı layıkıyla tanımak isteyip akıl eden topluluk için hakîkati gösteren nice ibretlik deliller vardır.
Ayet 68–69
2 ayetNahl 68
Nahl 69
وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذ۪ي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ ٦٨ ثُمَّ كُل۪ي مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُك۪ي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلًاۜ يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ ف۪يهِ شِفَٓاءٌ لِلنَّاسِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ٦٩
Mushaf
Okunuş
68Veevḥâ rabbüke ile-nnaḥli eni-tteḫiẕî mine-lcibâli büyûtev vemine-şşeceri vemimmâ yaʿrişûn.
69Ŝümme külî min külli-ŝŝemerâti feslükî sübüle rabbiki ẕülülâ. yaḫrucü mim büṭûnihâ şerâbüm muḫtelifün elvânühû fîhi şifâül linnâs. inne fî ẕâlike leâyetel liḳavmiy yetefekkerûn.
Türkçe Meal
68Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: “Dağlarda, ağaçlarda ve insanların yaptıkları çardaklarda kendine yuvalar yap!”
69“Sonra da her türlü meyveden ye ve Rabbinin sana öğrettiği yol güzergâhına uyarak git!” Bu arıların karınlarının içinde, insanlar için şifa olan rengârenk bir içecek çıkar. İşte bunda da derinlemesine düşünen bir toplum için bir ibret vardır.
Açıklamalı meal
68Rabbiniz Allah bal arısına: Dağlarda, ağaçlarda ve insanların kurdukları çardak ve kovanlarda kendine peteklerden yuva yap.
69Sonra bal yapmak için her türlü meyvenin çiçeğinden ye ve Rabbinin sana rızık bulman için öğrettiği yol güzergâhlarını harfiyen takip ederek çiçek özlerini topla diye vahyetti." Arılarda, Allah’ın vahyine teslim olur. Onların karınlarında yediklerinden insanlar için şifa bulunan, farklı renk ve lezzette bir şerbet olan bal çıkar. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için Allah’ın ilminin, kudretinin ve kurduğu nizamının mükemmelliğini gösteren ibretlik dersler vardır. Fakat bunu aklını kullanıp sağduyuyla düşünen kimseler anlar ve başka varlıkları O’na ortak koşmaz.
İlgili ayetler
Ayet 70
1 ayetNahl 70
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفّٰيكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْـًٔاۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ۟ ٧٠
Mushaf
Okunuş
70Vellâhü ḫaleḳaküm ŝümme yeteveffâküm veminküm mey yüraddü ilâ erẕeli-lʿumüri likey lâ yaʿleme baʿde ʿilmin şeyʾâ. inne-llâhe ʿalîmün ḳadîr.
Türkçe Meal
70Sizi yaratan sonra da sizi öldürecek olan Allah’tır. İçinizden kimilerinin ne söylediğini ve ne yaptığını bilemez hale geleceği, ömrünün en düşkün çağına kadar yaşatır. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilen ve her şeye gücü yetendir.
Açıklamalı meal
70Sizi yoktan yaratıp yaşatan sonra da zamanı geldiğinde canınızı alacak olan Allah’tır. Allah içinizden bazılarını genç yaşta vefat ettirir. Bazılarına da elden ayaktan düşüp hiçbir şey hatırlamaz hale geleceği uzun bir yaşam verir. Yani ne söylediğini ve ne yaptığını dahi bilemez hale geleceği, ihtiyarlık çağına ulaştırır. Şüphesiz Allah sonsuz ilmiyle her şeyi hakkıyla bilendir, her şeye güç yetirendir.
Ayet 71
1 ayetNahl 71
وَاللّٰهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍ فِي الرِّزْقِۚ فَمَا الَّذ۪ينَ فُضِّلُوا بِرَٓادّ۪ي رِزْقِهِمْ عَلٰى مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَهُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌۜ اَفَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ ٧١
Mushaf
Okunuş
71Vellâhü feḍḍale baʿḍaküm ʿalâ baʿḍin fi-rrizḳ. feme-lleẕîne füḍḍilû birâddî rizḳihim ʿalâ mâ meleket eymânühüm fehüm fîhi sevâün. efebiniʿmeti-llâhi yecḥadûn.
Türkçe Meal
71Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden farklı kılmıştır. Oysa kendisine zenginlik verilen kimseler, sahip olduğu malları ellerinin altında bulunanlarla paylaşmaya ve böylece onlarla eşit seviye ye gelmeye yanaşmıyorlar da şimdi onlar bile bile Allah’ın nimetini paylaşmıyorlar?
Açıklamalı meal
71Allah rızık ve maddi imkânlar bakımından kiminizi kiminizden varlıklı kılar. Hal böyleyken kendilerine zenginlik nasip edilenler sahip oldukları zenginliği emirleri altındaki çalışanlarla eşit olarak paylaşmazlar. Böylece onlarla denk hale gelmeye yanaşmazlar. Yoksa onlara verdiklerimizi kendilerinin kazandıklarını mı sanıyorlar? Hâlbuki rızık konusunda bunlarla onlar eşit hakka sahiptir. Fakat emrindekileri servetlerine ortak etmeyen müşrikler, her şeyi yaratan Allah ile, hiçbir şey yaratamadığı gibi kendisi de yaratılan putları Allah’a denk tutuyorlar? Kendi mülk ve nüfuz alanınızda başka bir ortağa tahammül edemeyen sizler, nasıl olur da Allah’ın birer âciz kulu olan sözde “yüce şahsiyetleri” ya da uydurduğunuz sahte ilâhları Allah’ın mülk ve egemenliğinde O’na ortak kabul edersiniz. Şimdi bu müşrikler, böyle yaparak Allah’ın onca nimetini göz göre göre inkâr ediyor ve emirlerini duymazdan gelerek Allah’a nankörlük ediyorlar?
İlgili ayetler
Ayet 72–74
3 ayetNahl 72
Nahl 73
Nahl 74
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَن۪ينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ اللّٰهِ هُمْ يَكْفُرُونَۙ ٧٢ وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ شَيْـًٔا وَلَا يَسْتَط۪يعُونَۚ ٧٣ فَلَا تَضْرِبُوا لِلّٰهِ الْاَمْثَالَۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ٧٤
Mushaf
Okunuş
72Vellâhü ceʿale leküm min enfüsiküm ezvâcev veceʿale leküm min ezvâciküm benîne veḥafedetev verazeḳaküm mine-ṭṭayyibât. efebilbâṭili yüʾminûne vebiniʿmeti-llâhi hüm yekfürûn.
73Veyaʿbüdûne min dûni-llâhi mâ lâ yemlikü lehüm rizḳam mine-ssemâvâti velʾarḍi şeyʾev velâ yesteṭîʿûn.
74Felâ taḍribû lillâhi-lʾemŝâl. inne-llâhe yaʿlemü veentüm lâ taʿlemûn.
Türkçe Meal
72Allah, kendi cinsinizden sizin için eşler var etmiş. Eşlerinizden de çocuklar ve torunlar meydana getirmiş; size temiz ve hoş yiyecekler bahşetmiştir. Şimdi onlar anlamsız ve boş şeylere inanıp, Allah’ın bunca nimetine mi nankörlük ediyorlar?
73Ve nasıl oluyor da Allah’tan başka, kendilerine ne göklerden ne de yerden herhangi bir rızık verme imkânı olmayan ve hiçbir şeye gücü yetmeyenlere kulluk ediyorlar.
74Bir de kalkıp kulluk ettiklerinizle Allah arasında benzetmeler yapıp durmayın. Zira bu benzetmelerin nereye vardığını Allah biliyor fakat siz bilmiyorsunuz.
Açıklamalı meal
72Allah size kendi cinsinizden eşler yarattı. Eşlerinizden de size çocuklar ve torunlar verdi. Ve size tertemiz geçim kaynaklarıyla rızıklar ihsan etti. Bütün bunlara rağmen müşrikler nasıl oluyor da duâlarına cevap verme, hayatlarında kanun koyma gibi güç ve yetkilere sahip Allah’tan başka varlıklar bulunduğuna dâir batıl bir inanç besliyorlar. Ve hâlâ bu tür asılsız şeylere inanıp da Allah’ın bunca nimetine karşı nasıl yüz çevirip nankörlük edebiliyorlar?
73Allah’ın yanı sıra başka ilahlar edinen müşrikler, kendilerine göklerden ve yerden herhangi bir rızık verme imkânı olmayan ve hiçbir şeye gücü yetmeyenlerin peşine düşerek onlara kulluk ediyorlar ve Allah’ın yasalarını terk ederek onların yasalarına uyuyorlar?
74Ey müşrikler! Allah’ın benzeri olan bir şey yoktur. O yüzden Allah’ın daveti olan hayat nizamının içine kendi uydurduklarınızı katmayın ve Allah ile o medet umduğunuz varlıklar arasında benzerlikler kurup şirk koşmayın. Hiç Yaratan ile yaratılan kıyaslanır mı? Şüphesiz Allah her şeyin en doğrusunu ve tüm niyetlerinizi çok iyi bilendir. Ama böyle benzetmeler yapmanızdan dolayı ne büyük bir azaba çarptırılacağınızı siz bilemezsiniz. Çünkü Allah, sizin sınırlı ilminize karşı, sonsuz ilim sahibidir.
Ayet 75–76
2 ayetNahl 75
Nahl 76
ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا عَبْدًا مَمْلُوكًا لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًا فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ سِرًّا وَجَهْرًاۜ هَلْ يَسْتَوُ۫نَۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٧٥ وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا رَجُلَيْنِ اَحَدُهُمَٓا اَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلٰى مَوْلٰيهُۙ اَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَاْتِ بِخَيْرٍۜ هَلْ يَسْتَو۪ي هُوَۙ وَمَنْ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِۙ وَهُوَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ۟ ٧٦
Mushaf
Okunuş
75Ḍarabe-llâhü meŝelen ʿabdem memlûkel lâ yaḳdiru ʿalâ şeyʾiv vemer razaḳnâhü minnâ rizḳan ḥasenen fehüve yünfiḳu minhü sirrav vecehrâ. hel yestevûn. elḥamdü lillâh. bel ekŝeruhüm lâ yaʿlemûn.
76Veḍarabe-llâhü meŝeler racüleyni eḥadühümâ ebkemü lâ yaḳdiru ʿalâ şeyʾiv vehüve kellün ʿalâ mevlâhü eynemâ yüveccihhü lâ yeʾti biḫayr. hel yestevî hüve vemey yeʾmüru bilʿadli vehüve ʿalâ ṣirâṭim müsteḳîm.
Türkçe Meal
75Bakın Allah, size şöyle bir misal veriyor: Başkasının boyunduruğu altında olan ve hiçbir şeye gücü yetmeyen biri ile kendisine bolca rızık verdiğimiz ve ondan gizli veya açık dilediği gibi harcayan biri eşit olur mu? Övgülerin tümü her nimeti veren Allah’a aittir fakat insanların çoğu bunu bilmiyorlar.
76Allah, şu iki adamı da örnek olarak veriyor: Birisi dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve üstelik sahibine de yük; sahibi onu hangi işe gönderse bir şey beceremez. Bununla, hak ve adaleti emreden ve dosdoğru bir yolda olan kimse eşit olur mu?
Açıklamalı meal
75Allah, gerçeği daha iyi anlamanız için bakın size şu iki insanın misalini veriyor: Birisi hiçbir şeye gücü yetmeyen ve birinin boyunduruğu altında olan köle. Diğeri ise kendisine katımızdan güzel bir rızık olarak bolca mal-mülk verdiğimiz ilim sahibi ve ondan açık ya da gizli olarak özgürce Allah yolunda infak edip harcayan hür bir kimse. Bunların durumu hiç eşit olur mu? Aralarında benzerlik ya da denklik söz konusu edilebilir mi? Elbette hayır! Nasıl bu insanlar eşit olamıyorsa, Allah’ın yarattıklarından herhangi bir şey de asla O’na eşit ve denk olamaz. İşte bu yüzden her türlü övgü ve şükür yalnızca bu nimetleri yaratıp kullarına bahşeden Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu bu nimetlerin kıymetini bilmezler.
76Allah bununla birlikte bir de şu iki kişiyi daha örnek vermektedir: İki kişi düşünün. Bunlardan birisi sizin taptığınız şu putlar gibi sağır ve dilsizdir. Doğruyu göstermek adına hiçbir şey söyleyemez ve bir şeye gücü yetmez. Sahibi üzerine yük olmaktan başka bir işe yaramaz ve efendisi ona hangi işi verirse versin beceremez. Söyleyin bakalım şimdi bu adamla, hak ve adaleti emreden, kendisi de dosdoğru bir yolda olup başkalarını da doğruya çağıran kimsenin durumu birbirine benzer mi ya da bunlar birbirlerine denk olur mu? Siz bunlardan hangisi olmak isterdiniz? Seçimi erken yapmak gerekir, zira ecelin ne zaman geleceği bilinmez ve Allah gerçeklere karşı dilsiz olanları sevmez. Ancak müşrikler bunu bir türlü anlamak istemiyor.
Ayet 77
1 ayetNahl 77
وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَٓا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٧٧
Mushaf
Okunuş
77Velillâhi gaybü-ssemâvâti velʾarḍ. vemâ emru-ssâʿati illâ kelemḥi-lbeṣari ev hüve aḳrab. inne-llâhe ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Türkçe Meal
77Göklerin ve yerin idraki aşan gerçeklerini bilmek Allah’a aittir. O saat bu dünyanın bozulma hadisesi göz açıp kapayıncaya veya ondan daha kısa bir zaman da gerçekleşecektir. Zira Allah her şeye bir ölçü koyandır.
Açıklamalı meal
77Göklerin ve yerin yaratıcısı, nizamlarının kurucusu Allah’tır ve görünüp bilinmeyen gizliliklerini bilmek sadece Allah’a aittir. Şunu bilin ki yerde ve gökte hiçbir şey Allah’tan gizli kalamaz. Bilin ki o gaybi gerçeklerden biri olan Kıyâmet hadisesi göz açıp kapayıncaya kadar hatta ondan daha kısa bir zaman da gerçekleşecektir. O güne kadar size verilen bu hayat süresi de göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş olacaktır. Şüphesiz Allah sonsuz ilim ve kudretiyle her şeye güç yetirendir.
Ayet 78
1 ayetNahl 78
وَاللّٰهُ اَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْـًٔاۙ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۙ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٧٨
Mushaf
Okunuş
78Vellâhü aḫraceküm mim büṭûni ümmehâtiküm lâ taʿlemûne şeyʾev veceʿale lekümü-ssemʿa velʾebṣâra velʾefʾidete leʿalleküm teşkürûn.
Türkçe Meal
78Sizi analarınızın karnından hiçbir şey bilmez bir halde çıkaran ve belki hakkını verip şükredesiniz diye size duyma, işitme, görme ve düşünme kabiliyeti veren Allah’tır.
Açıklamalı meal
78Allah sizi annelerinizin karınlarından hiçbir şey bilmez halde çıkardı. Ve bahşedilen nimetler için Rabbinize şükredip itaat edesiniz diye size işitmek için kulaklar, görmek için gözler ve düşünmek için akletme yeteneği bahşetti. Size bu nimetleri bahşeden Allah’a şükretmeniz gerekirken nasıl olur da başka varlıkları O’na ortak koşarsınız?
İlgili ayetler
Ayet 79
1 ayetNahl 79
اَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ ف۪ي جَوِّ السَّمَٓاءِۜ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلَّا اللّٰهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٧٩
Mushaf
Okunuş
79Elem yerav ile-ṭṭayri müseḫḫarâtin fî cevvi-ssemâʾ. mâ yümsikühünne ille-llâh. inne fî ẕâlike leâyâtil liḳavmiy yüʾminûn.
Türkçe Meal
79Peki onlar göğün boşluğunda Allah’ın koyduğu yasalar çerçevesinde kuşların nasıl uçtuğunu görmüyorlar mı? Onları gökte tutan Allah’tan başkası değildir. İşte bunda mümin bir toplum için nice deliller vardır.
Açıklamalı meal
79Size bahşedilen bu yetenekleri kullanarak çevrenizi dikkat ve ibretle inceleyin. Hiç düşünmeden Kur’an âyetlerini inkâr edenler göğün boşluğunda Allah’ın kurduğu nizam sayesinde kuşların Allah’ın emrine boyun eğerek nasıl süzülüp uçtuklarını görmüyorlar mı? Ağırlıklarından ötürü düşmeleri gerekirken koyduğu yasalarla onların havada uçmasını sağlayan ancak Allah’tır. Şüphesiz bunda Allah’ın ilmini, kudretini görüp inanan bir topluluk için çıkarılacak nice dersler vardır.
Ayet 80–82
3 ayetNahl 80
Nahl 81
Nahl 82
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ الْاَنْعَامِ بُيُوتًا تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ اِقَامَتِكُمْۙ وَمِنْ اَصْوَافِهَا وَاَوْبَارِهَا وَاَشْعَارِهَٓا اَثَاثًا وَمَتَاعًا اِلٰى ح۪ينٍ ٨٠ وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَانًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمُ الْحَرَّ وَسَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمْ بَاْسَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ ٨١ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ٨٢
Mushaf
Okunuş
80Vellâhü ceʿale leküm mim büyûtiküm sekenev veceʿale leküm min cülûdi-lʾenʿâmi büyûten testeḫiffûnehâ yevme żaʿniküm veyevme iḳâmetiküm vemin aṣvâfihâ veevbârihâ veeşʿârihâ eŝâŝev vemetâʿan ilâ ḥîn.
81Vellâhü ceʿale leküm mimmâ ḫaleḳa żilâlev veceʿale leküm mine-lcibâli eknânev veceʿale leküm serâbîle teḳîkümü-lḥarra veserabîle teḳîküm beʾseküm. keẕâlike yütimmü niʿmetehû ʿaleyküm leʿalleküm tüslimûn.
82Fein tevellev feinnemâ ʿaleyke-lbelâgu-lmübîn.
Türkçe Meal
80Size huzur içinde oturacağınız evler yapma, hayvanların derilerinden gerek konup göçerken gerekse yerleşme sırasında kolayca taşıyıp kurabileceğiniz çadırlar yapma imkân ve kabiliyeti lütfeden Allah’tır. Onların yünlerinden, kürklerinden ve kıllarından kısa veya uzun süreli kullanacağınız ev eşyası ve ticaret malları üretme yeteneği veren de Allah’tır.
81Yine yarattığı şeylerden sizin için gölgelikler kılan, dağlarda sığınacağınız mağaralar meydana getiren ve sizi sıcaktan koruyacak giysiler ve savaşta koruyacak zırhlar yapma imkân ve yeteneği bahşeden Allah’tır. İşte böylece Allah size nimetlerini tastamam sunmaktadır. Umulur ki O’na tam manasıyla teslim olursunuz.
82Bunlara rağmen yine de yüz çevirecek olurlarsa, unutma ki sana düşen sadece apaçık bir tebliğdir.
Açıklamalı meal
80Yaşamınız içerisinde Allah’ın size bahşettiği nimetlere bir göz atınız! Size huzur içinde oturacağınız evler yapabilme bilgi ve becerisi, hayvanların derilerinden gerek konup göçerken gerekse yerleşme sırasında kolayca taşıyıp kurabileceğiniz çadırlar yapma kabiliyet ve imkânlarını lütfeden Allah’tır. Onların yünlerinden, kürklerinden ve kıllarından kısa veya uzun süreli kullanacağınız döşemelik kumaşlar, dayanıklı ev eşyaları ve ticaret malları üretme yeteneği veren de Allah’tır.
81Allah yarattıklarından sizin için güneşin sıcağından korunacağınız ağaçlar gölgelikler ve dağlarda sizin için yolculuk esnasında sığınabileceğiniz doğal mağaralar var etti. Yine sizi sıcaktan ve soğuktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi düşmandan koruyacak zırhlar yapmanız için demiri ve onu işleme becerisini verdi. İşte Allah size böyle mükemmel nimetler bahşediyor. Dünya hayatınızda ihtiyacınız olan her türlü nimeti bahşeden Rabbiniz, bu nimetlerden doğru yararlanabilmeniz ve kendisine şükretmeniz için de peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Umulur ki aklınızı kullanıp Allah’a ortak koşmaya son verir ve O’nun emirlerine itaat edip tam manasıyla Allah’ın dinine teslim olursunuz.
82Ey Peygamber! Ey Müslüman! Ancak onlar bunca nimete rağmen Rabbinin davetinden yine de yüz çevirirlerse, bil ki sen onları zorla doğruya yöneltemezsin. Çünkü senin üzerine düşen vazife insanları Allah adına doğru olana davet ederek, onlara açık bir şekilde hakkı tebliğ etmektir.
Ayet 83
1 ayetNahl 83
يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ اللّٰهِ ثُمَّ يُنْكِرُونَهَا وَاَكْثَرُهُمُ الْكَافِرُونَ۟ ٨٣
Mushaf
Okunuş
83Yaʿrifûne niʿmete-llâhi ŝümme yünkirûnehâ veekŝeruhümü-lkâfirûn.
Türkçe Meal
83Zira onlar Allah’ın nimetini pekâlâ tanıyorlar sonra kalkıp inkâr ediyorlar. Onların çoğu nimetlere karşı nankörler.
Açıklamalı meal
83Aslında şirk koşan insanlar sahip oldukları bütün bu nimetlerin kendilerine Allah tarafından verilmiş olduğunu biliyor. Ama nankör olan çoğunluk buna rağmen Allah’ın daveti olan hayat nizamına uymamakta direnip onu bile bile inkâr ediyorlar. Ya doğrudan başkasına ibadet ediyorlar veya araya başka kişi, nefis veya eşyayı koyup böylece sözde Allah' a ibadet etmiş gibi görünüyorlar. Dolayısıyla onların çoğu nimetlere karşı nankörlük yaparak küfre düşüyorlar.
İlgili ayetler
Ayet 84–87
4 ayetNahl 84
Nahl 85
Nahl 86
Nahl 87
وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يدًا ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ ٨٤ وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ٨٥ وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا شُرَكَٓاءَهُمْ قَالُوا رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُرَكَٓاؤُ۬نَا الَّذ۪ينَ كُنَّا نَدْعُوا مِنْ دُونِكَۚ فَاَلْقَوْا اِلَيْهِمُ الْقَوْلَ اِنَّكُمْ لَكَاذِبُونَۚ ٨٦ وَاَلْقَوْا اِلَى اللّٰهِ يَوْمَئِذٍۨ السَّلَمَ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٨٧
Mushaf
Okunuş
84Veyevme nebʿaŝü min külli ümmetin şehîden ŝümme lâ yüʾẕenü lilleẕîne keferû velâ hüm yüstaʿtebûn.
85Veiẕâ rae-lleẕîne żalemü-lʿaẕâbe felâ yüḫaffefü ʿanhüm velâ hüm yünżarûn.
86Veiẕâ rae-lleẕîne eşrakû şürakâehüm ḳâlû rabbenâ hâülâi şürakâüne-lleẕîne künnâ nedʿû min dûnik. feelḳav ileyhimü-lḳavle inneküm lekâẕibûn.
87Veelḳav ile-llâhi yevmeiẕin-sseleme veḍalle ʿanhüm mâ kânû yefterûn.
Türkçe Meal
84Gün gelecek biz her toplumdan bir şahit çıkaracağız. İşte o zaman kâfirlerin özür beyan etmelerine izin verilmeyecek (1) ve geri dönüş istekleri de kabul edilmeyecektir.(2)
85Kendilerine yazık edenler azabı gördükleri zaman, ne azapları hafifletilecek ne de yüzlerine bakılacak.
86Allah’a şirk koşanlar, koştukları ortaklarını karşılarında görünce diyecekler ki; “Rabbimiz! İşte şunlardır senden önce dua ile yalvardıklarımız” berikiler de onlara laf atarak şöyle diyecekler; “Kesinlikle siz yalancısınız.”
87İşte o gün onlar Allah’a teslimiyetlerini sunmuşlardır ve uydurdukları ortakları, onlardan uzaklaşıp kendilerini yüzüstü bırakacaktır.
Açıklamalı meal
84O Hesap günü gelecek ve her ümmetten onlara gönderdiğimiz peygamberleri de bir şahit olarak huzurumuza getireceğiz. İşte her şeyin hesabının sorulduğu O Gün, dünya hayatını hakikate gözlerini kapatarak tamamlamış olanlar, Allah’ın davetinden habersiz olduklarını beyan edemez, böyle bir mazeretin arkasına da sığınamazlar. Artık inkâr edenlere mazeret beyan etmeleri için herhangi bir izin verilmeyeceği gibi tövbeleri de asla kabul edilmez.
85Şirk batağındaki o zalimler kendilerini bekleyen azabı gördüklerinde dünya hayatlarında ateşin şiddetli azabı ile uyarıldıkları halde umursamadıklarına çok pişman olacaklar ve azaplarının hafifletilmesini isteyecekler. Ama artık iş işten geçmiştir. Onlardan azap hafifletilmeyecek ve af dilemeleri için kendilerine bir süre de tanınmayacak. Yeniden dünyaya döndürülüp, Allah’ın davetine uygun yaşama istekleri için çırpınışları onlara fayda vermeyecek ve yüzlerine de bakılmayacak.
86Ve dünyadayken Allah’ın yasalarını terk edip insanların yasalarına uyarak Allah’a şirk koşanlar, peşlerinden gittikleri ortaklarını cehennemde gördüklerinde: "Rabbimiz! İşte bunlar yalvarıp medet umarak seninle birlikte ilah olarak kabul ettiğimiz ve böylece bizi yoldan çıkaran suç ortaklarımız. Biz bunların şefaat yetkisine sahip olduğunu düşünüyorduk. Bunlar bizim Senin davetinden yüz çevirmemize sebep oldular ve kendilerini Seninle birlikte ilah gibi gösterdiler " diyecekler ve böylece kendilerini temize çıkarmaya çalışacaklar. Fakat şefaatçi kabul edip ilah edindikleri kimseler de onlara: " Hayır! Biz sizi zorla kendimize itaat etmeye mecbur etmedik. Hattâ bizi ilah edindiğinizden haberimiz bile yoktu. Bizim yasalarımız çıkarınıza geldiği için Allah’ın yasalarını terk etmiştiniz. Siz asıl kendi çıkarlarınıza tapıyordunuz. Yalan söyleyip kendinizi suçsuzmuş gibi göstermeyin. Asıl yalancı kesinlikle sizsiniz "diyerek müşriklere cevap verecekler.
87Artık O gün Allah’tan başka ilah edinenlerin ve ilah edindiklerinin birbirlerine hiç faydası yoktur. O gün kafirlerin hepsi kayıtsız şartsız Allah’a boyun eğecekler. Çünkü uydurdukları ve şefaatini umdukları sözde ilahları da kendilerini yüzüstü bırakıp gidecek ve hepsinin asılsız olduğu gün gibi ortaya çıkacaktır.
İlgili ayetler
84En’am 26En’am 28Câsiye 34Câsiye 35A’raf 53İbrahim 44Nahl 89Mü’minûn 99Mü’minûn 108Ahzab 45Ahzab 46Zümer 69Şûrâ 44Münafikun 10Münafikun 11
Ayet 88
1 ayetNahl 88
اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ زِدْنَاهُمْ عَذَابًا فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُونَ ٨٨
Mushaf
Okunuş
88Elleẕîne keferû veṣaddû ʿan sebîli-llâhi zidnâhüm ʿaẕâben fevḳa-lʿaẕâbi bimâ kânû yüfsidûn.
Türkçe Meal
88Kendileri gerçekleri örtbas ettiği gibi başkalarını da Allah’ın yolundan alıkoyanlar var ya biz onlara, sebep oldukları toplumsal çürümeden dolayı azap üstüne azap vereceğiz.
Açıklamalı meal
88Kendileri inkâr edip de müşrik ve nankör olarak yaşamakta inatla direndikleri gibi, başkalarını da Allah’ın yolunda yaşanmaktan alıkoyanlar ve Allah’ın yasalarına karşı çıkıp kendi yasalarını insanlara zorla dayatanlar var ya. Bozgunculuk yapmaları ve sebep oldukları bozulma ve toplumsal çürüme yüzünden onların azabını kat kat arttıracağız. Böylece hem kendi işledikleri suçların hem de başkalarının işlemesine sebep oldukları günahların cezasını çekecekler.
Ayet 89
1 ayetNahl 89
وَيَوْمَ نَبْعَثُ ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يدًا عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَه۪يدًا عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ۟ ٨٩
Mushaf
Okunuş
89Veyevme nebʿaŝü fî külli ümmetin şehîden ʿaleyhim min enfüsihim veciʾnâ bike şehîden ʿalâ hâülâʾ. venezzelnâ ʿaleyke-lkitâbe tibyânel likülli şeyʾiv vehüdev veraḥmetev vebüşrâ lilmüslimîn.
Türkçe Meal
89Her topluma kendi içlerinden onların aleyhine bir şahit getirdiğimiz gün, seni de şunların aleyhine şahit olarak getireceğiz!(1) Çünkü sana her şeyi açıklayan ve gönülden Müslüman olanlar için bir yol gösterici, bir rahmet ve müjde olan bu kitabı/Kuran’ı indirdik.(2)
Açıklamalı meal
89Ey Muhammed! Hesap Günü her ümmet için kendilerinden olan bir peygamberi şahit olarak göndereceğiz ve inkarcılarla yüzleştireceğiz. İşte o zaman seni de davet ettiğin bu insanlar hakkında şahit tutacağız. Çünkü sana yaratılış sebepleri adına her şeyi açıklayan ve hiç kimsenin bahanesi kalmasın diye de doğru yolu gösteren bir rehber, tevhide gönülden bağlanmış müslümanlara da bir rahmet kaynağı ve iman edenlere bir müjde olan bu Kur’an’ı indirdik.
Ayet 90
1 ayetNahl 90
اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَا۪يتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ٩٠
Mushaf
Okunuş
90İnne-llâhe yeʾmüru bilʿadli velʾiḥsâni veîtâi ẕi-lḳurbâ veyenhâ ʿani-lfaḥşâi velmünkeri velbagy. yeʿiżuküm leʿalleküm teẕekkerûn.
Türkçe Meal
90Hiç şüphe yok ki Allah, adil olmayı,(1) iyilik yapmayı (2) ve akrabaya yardım etmeyi emreder.(3) Her türlü ahlaksızlığı, çirkin işleri ve haddi aşmayı da yasaklar.(4) Düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.(5)
Açıklamalı meal
90Şüphesiz Allah insanlara adaleti, iyilik yapmayı ve ihtiyacı olan akrabaya yardım etmeyi emreder. Zina, fuhuş gibi her türlü ahlaksızlığı, kötülüğü, azgınlığı ve cimriliği de yasaklar. Aklınızı başınıza alıp düşünürsünüz diye Allah tekrar tekrar size öğüt verip bilgilendiriyor
Ayet 91
1 ayetNahl 91
وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْك۪يدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّٰهَ عَلَيْكُمْ كَف۪يلًاۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ ٩١
Mushaf
Okunuş
91Veevfû biʿahdi-llâhi iẕâ ʿâhettüm velâ tenḳuḍü-lʾeymâne baʿde tevkîdihâ veḳad ceʿaltümü-llâhe ʿaleyküm kefîlâ. inne-llâhe yaʿlemü mâ tefʿalûn.
Türkçe Meal
91Sözleşme yaptığınız zaman, Allah’a verdiğiniz ahdi yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil tutarak pekiştirdiğiniz yeminlerinizi sonradan bozmayın. Çünkü Allah, sizin ne yaptığınızı çok iyi biliyor.
Açıklamalı meal
91Ey Müminler! Bir antlaşma yaptığınız zaman Allah’a ve insanlara verdiğiniz sözleri yerine getirin ve sözünüzde duracağınıza dâir Allah’ı şahit tutarak pekiştirdiğiniz yeminlerinizi asla sonradan bozmayın. İman edip tevhide sapasağlam sarıldıktan sonra da sakın şirke geri dönmeyin. Unutmayın ki Allah bütün yaptıklarınızı çok iyi bilir ve her şeyden haberdardır.
İlgili ayetler
Ayet 92
1 ayetNahl 92
وَلَا تَكُونُوا كَالَّت۪ي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثًاۜ تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِيَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍۜ اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّٰهُ بِه۪ۜ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ ٩٢
Mushaf
Okunuş
92Velâ tekûnû kelletî neḳaḍat gazlehâ mim baʿdi ḳuvvetin enkâŝâ. tetteḫiẕûne eymâneküm deḫalem beyneküm en tekûne ümmetün hiye erbâ min ümmeh. innemâ yeblûkümü-llâhü bih. veleyübeyyinenne leküm yevme-lḳiyâmeti mâ küntüm fîhi taḫtelifûn.
Türkçe Meal
92Bir topluluk diğerinden daha güçlü ve nüfuzlu diye çıkar sağlamak amacıyla, ipliğini iyice eğirdikten sonra geri çevirip bozan kadın gibi yeminlerinizi kendi aranızda bir aldatmacaya dönüştürmeyin. Zira Allah, sizi yeminlerinizle sınamaktadır. Allah kıyamet günü anlaşmazlığa düştüğünüz konuları kesinlikle açıklayacaktır.
Açıklamalı meal
92İçinizden bir topluluğun diğerinden daha güçlü ve nüfuzlu olması sebebi ile onlardan korkarak ya da menfaat umarak yeminlerinizi aranızda zayıfı aldatma ve bir çıkar aracı olarak kullanmayın Böyle yaparak ipliğini sıkıca sarılmış güzel bir yumak haline getirip sağlamca büktükten sonra onu tekrar söküp bozan kadın gibi olmayın. Şüphesiz Allah yeminlerinize sadakatinizle sizi imtihan eder. Allah o kafirlerle tartıştığınız anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri ve bütün amellerinizi kıyamet günü zaten karşınıza çıkarıp size açıklayacak ve kimin doğru yolda kimin yanlış yolda olduğu konusunda gereken hükmü verecektir.
İlgili ayetler
Ayet 93–94
2 ayetNahl 93
Nahl 94
وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٩٣ وَلَا تَتَّخِذُٓوا اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّٓوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۚ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ٩٤
Mushaf
Okunuş
93Velev şâe-llâhü leceʿaleküm ümmetev vâḥidetev velâkiy yüḍillü mey yeşâü veyehdî mey yeşâʾ. veletüsʾelünne ʿammâ küntüm taʿmelûn.
94Velâ tetteḫiẕû eymâneküm deḫalem beyneküm fetezille ḳademüm baʿde ŝübûtihâ veteẕûḳu-ssûe bimâ ṣadettüm ʿan sebîli-llâh. veleküm ʿaẕâbün ʿażîm.
Türkçe Meal
93Eğer Allah isteseydi, sizi kesinlikle tek bir ümmet yapardı.(1) Fakat O sapıklığı tercih edeni sapıklıkta bırakır, doğru yolu tercih edeni de doğru yoluna iletir. Zira siz, yapıp ettiklerinizden kesinlikle sorgulanacaksınız.(2)
94Yeminlerinizi aranızda bir aldatma aracı olarak kullanmayın. Aksi takdirde ayağınız sağlam bir zemine basmışken kayar gider ve Allah’ın yolundan ayrılmanız sebebiyle bunun cezasını çekersiniz. Ve korkunç bir azaba mahkûm olursunuz.
Açıklamalı meal
93Allah isteseydi size hayat tarzınızı seçme iradesi vermez ve hepinizi tevhid inancına bağlı tek bir ümmet yapardı. Ancak böyle yapmadı; bunun yerine, size iyiyi kötüyü ayırt etme yeteneği vererek dilediğiniz inanç ve hayat tarzını seçme konusunda sizi özgür bıraktı. Allah, imtihân gereği doğru yoldan uzaklaşmak isteyeni sapık sayar ve sapıklığıyla baş başa bırakır. Samimi olarak doğruya ve gerçeğe ulaşmak isteyeni de doğru yola iletir. İyi bilin ki, Allah sizi doğruya da yanlışa da mecbur etmez. O İnsanları zorlamaz ve herkese iman etmesi için fırsat verir. Bu nedenle yaptıklarınızdan ve tercih ettiğiniz yaşayış biçiminden mutlaka hesaba çekileceksiniz.
94Ey Müminler! Bilinçli bir Müslüman olmanızın göstergesi olan yeminlerinizi aranızda birbirinizi aldatma aracına dönüştürmeyin. Yemin ederek insanlar arasında fitne fesat çıkarmayın ve Allah’ın yasalarıyla oluşturulan düzenine karşı çıkmayın! Aksi halde ahlaki yapınız sarsılıp yere sağlam bastığını sandığınız ayağınız kayıverir ve Allah yolundan ayrılmanız sebebiyle dünyada bunun cezasını çekersiniz. Böylece Allah’ın adını basit çıkarlarınıza alet etmiş olup hem dünyada hem de âhirette kaybedenlerden olursunuz. Üstelik âhirette korkunç bir azapla da cezalandırılırsınız.
İlgili ayetler
93Mâide 48Şûrâ 8Âl-i İmran 86Nisâ 88Nisâ 115En’am 35A’raf 30A’raf 146Ra’d 31Câsiye 23Muhammed 25Muhammed 26
Ayet 95–96
2 ayetNahl 95
Nahl 96
وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ اِنَّمَا عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٩٥ مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍۜ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذ۪ينَ صَبَرُٓوا اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٩٦
Mushaf
Okunuş
95Velâ teşterû biʿahdi-llâhi ŝemenen ḳalîlâ. innemâ ʿinde-llâhi hüve ḫayrul leküm in küntüm taʿlemûn.
96Mâ ʿindeküm yenfedü vemâ ʿinde-llâhi bâḳ. velenecziyenne-lleẕîne ṣaberû ecrahüm biaḥseni mâ kânû yaʿmelûn.
Türkçe Meal
95Sakın ha Allah’a verdiğiniz ahdi basit bir dünyalığa değişmeyin. Eğer bilirseniz Allah katındaki mükâfat sizin için çok daha değerlidir.
96Zira sizin sahip olduğunuz şeyler tükenir, fakat Allah’ın katındakiler hiç tükenmez.(1) Ve biz sabredenleri, kesinlikle yaptıklarının en güzeline göre ödüllendireceğiz.(2)
Açıklamalı meal
95Ey mü’minler! Yalnız Allah’ı ilah edinip, O’nun davetine iman etme konusunda Allah’a verdiğiniz sözleşmeye sımsıkı bağlı kalın. Sözünüzü mevkiler, makam gibi geçici dünya menfaatleri uğruna değiştirmeyin ki aldanıp imanınızdan dönmeyin. Eğer sözünüze bağlı kalmanın önemini bilirseniz Allah’ın katında size verilecek olan ödül sizin için dünyada kazanacaklarınızdan çok daha büyük ve değerlidir.
96Zira Sizin dünya hayatında sahip olduğunuz geçici nimetler eninde sonunda tükenir. Ama Allah katındaki sizi bekleyen nimetler asla tükenmez. Hiç şüpheniz olmasın ki verdiği söze bağlı kalarak, taviz vermeden mücadele edenlerin ve güçlüklere karşı sabredenlerin ödüllerini muhakkak en güzel şekilde vereceğiz.
Ayet 97
1 ayetNahl 97
مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةًۚ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٩٧
Mushaf
Okunuş
97Men ʿamile ṣâliḥam min ẕekerin ev ünŝâ vehüve müʾminün felenuḥyiyennehû ḥayâten ṭayyibeh. velenecziyennehüm ecrahüm biaḥseni mâ kânû yaʿmelûn.
Türkçe Meal
97İster erkek olsun ister kadın olsun her kim mümin olarak iyi ve yararlı işler yaparsa, biz ona bu dünya hayatında kesinlikle güzel bir hayat yaşatırız ve elbette onları yaptıklarının en güzeline göre ödüllendiririz.
Açıklamalı meal
97İster erkek olsun ister kadın olsun her kim mü’min olarak iffetli, erdemli, dürüst davranıp imanına yaraşır güzellikte iyi ve yararlı işler yaparsa, elbette ona bu dünyada da temiz ve güzel bir hayat yaşatacağız. Âhirette ise elbette onların mükâfatlarını daha güzeliyle ve kat kat fazlasıyla ebedi cennet olarak vereceğiz.
İlgili ayetler
Ayet 98–100
3 ayetNahl 98
Nahl 99
Nahl 100
فَاِذَا قَرَاْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ ٩٨ اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ٩٩ اِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذ۪ينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِه۪ مُشْرِكُونَ۟ ١٠٠
Mushaf
Okunuş
98Feiẕâ ḳaraʾte-lḳurʾâne festeʿiẕ billâhi mine-şşeyṭâni-rracîm.
99İnnehû leyse lehû sülṭânün ʿale-lleẕîne âmenû veʿalâ rabbihim yetevekkelûn.
100İnnemâ sülṭânühû ʿale-lleẕîne yetevellevnehû velleẕîne hüm bihî müşrikûn.
Türkçe Meal
98Kuran okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.
99Gerçek şu ki, iman edenler ve yalnızca Rabblerine dayanıp güvenenler üzerinde, şeytanın hiçbir yaptırım gücü yoktur.
100Onun yaptırım gücü, ancak onu veli edinenler ve şirk koşanlar üzerindedir.
Açıklamalı meal
98Ey müminler! Kafirler, sinsi propagandalarla Kur’an üzerinde şüpheler oluşturmaya ve sizi Allah’ın kitabından koparmaya çalışacaklar. Bunu başaramayınca, en azından onu doğru anlamanı engellemek için ayetlerin anlamını çarpıtıp hak ile bâtılı uzlaştırma yoluna gidecekler. İşte bütün bu saldırılara karşı: Sizleri dünya ve âhiret hayatında mutluluğa ulaştıracak olan bu Kur’an’ı okuyup anlamaya ve yaşamaya çalışırken, ilâhî rahmetten kovulmuş şeytanın aklınızı karıştırıp, duygularınızı bulandırmasından “eûzübillahi mine’şşeytânirracîm” diyerek Allah’a sığının. Kuranın hükümlerine aykırı davranma hususunda şeytanın, aklınızı çelmesine fırsat vermeyin.
99Şunu da iyi bilin ki şeytan Allah’a kesin olarak güvenmeyenlere musallat olur. Allah’a yürekten iman eden ve yalnız Rablerine güvenenler üzerinde şeytanın hiçbir yaptırım gücü yoktur.
100Şeytan ancak Allah’la birlikte başka ilahlar edinen, onlara güvenip yardım bekleyenleri kendine dost edinir ve kendi yandaşları olan müşrikler üzerinde etkili olup dilediğini yaptırır. Onun gücü ancak Allah’ın razı olmadığı şeyleri yaparak zaten yoldan çıkmış olup da kendisini dost edinenlere ve para, şöhret, makam, itibar gibi azdırıcı şeylere tapınırcasına bağlanarak Allah’a ortak koşanlar üzerindedir. Şeytan; şeytanı dost edinenlere, şeytanlaşan insanlara, Allah’ın yasalarına karşı yasa yapanlara egemen olur. Siz Allah’a tam güvenip imanınızda sebat ediniz ve şeytanın fısıltılarına aldırmayınız.
İlgili ayetler
100Bakara 268Nisâ 119Nisâ 120En’am 112A’raf 20A’raf 22İbrahim 22Nûr 21
Ayet 101–103
3 ayetNahl 101
Nahl 102
Nahl 103
وَاِذَا بَدَّلْنَٓا اٰيَةً مَكَانَ اٰيَةٍۙ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مُفْتَرٍۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ١٠١ قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ ١٠٢ وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّهُمْ يَقُولُونَ اِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌۜ لِسَانُ الَّذ۪ي يُلْحِدُونَ اِلَيْهِ اَعْجَمِيٌّ وَهٰذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُب۪ينٌ ١٠٣
Mushaf
Okunuş
101Veiẕâ beddelnâ âyetem mekâne âyetiv vellâhü aʿlemü bimâ yünezzilü ḳâlû innemâ ente müfter. bel ekŝeruhüm lâ yaʿlemûn.
102Ḳul nezzelehû rûḥu-lḳudüsi mir rabbike bilḥaḳḳi liyüŝebbite-lleẕîne âmenû vehüdev vebüşrâ lilmüslimîn.
103Veleḳad naʿlemü ennehüm yeḳûlûne innemâ yüʿallimühû beşer. lisânü-lleẕî yülḥidûne ileyhi aʿcemiyyüv vehâẕâ lisânün ʿarabiyyüm mübîn.
Türkçe Meal
101Biz bir mesajı, başka bir mesaj ile değiştirdiğimizde ki, Allah hangi mesajı indireceğini pek ala bilir. Onlar “Bunu sen uyduruyorsun” derler. Hayır, aslında onların çoğu vahiy gerçeğini bilmiyorlar.
102De ki: “Kutsal ruh onu Rabbinden, sana hem imanınızı pekiştirsin hem de Müslümanlara doğru yol haritası ve müjde olsun diye gerçek bir amaç için indirmiştir.”
103Biz onların, “Bu Kuran’ı bir insan öğretiyor” dediklerini elbette biliyoruz. Oysa onların kastettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kuran ise apaçık bir Arapçadır.
Açıklamalı meal
101Önceki toplumlar gönderdiğimiz âyetlerin hükümlerini terk edip ortadan kaldırınca Biz de geçmiş kitaplardaki bir ayetin yerine Kur’ân ile başka bir yeni ayet getirdiğimizde Allah ne indirdiğini pek iyi bilir ve ayetlerin hükümlerinin uygulanmasının zamanını ve şartlarını da Allah belirler. Müşrikler de Peygamber’e " Bütün bunları sen uydurup söylüyorsun, işine gelmeyeni de değiştiriyorsun " dediler. Hayır hiç de öyle değil! Aslında onların çoğu vahiy gerçeğini duymak ve bilmek istemiyorlar.
102Ey Peygamber! Sen onların bu sözlerine aldırma ve de ki: Bunları ben uydurmuyorum. Bu Kur’an Ruhu’l-Kudüs yani Cebrail aracılığıyla iman edenlerin imanlarını güçlü kılıp sağlamlaştırsın ve Müslümanlar için bir rehber ve müjde olsun diye Allah adına doğru yolu göstermek gibi gerçek bir amaç için indirilmektedir.
103Sen müşriklere aldırma ve onları ciddiye de alma. Çünkü Biz müşriklerin: " Bu Kur’an’ı Muhammed’e ehli kitaptan bir insan öğretiyor, o da gelip bize okuyor " dediklerini elbette biliyoruz. Fakat kastettikleri kişinin dili Arapça değil ki yabancı bir dildir. Bu Kur’an ise Arap diliyle apaçık ve anlaşılır olarak indirilmektedir.
Ayet 104–105
2 ayetNahl 104
Nahl 105
اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۙ لَا يَهْد۪يهِمُ اللّٰهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١٠٤ اِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ ١٠٥
Mushaf
Okunuş
104İnne-lleẕîne lâ yüʾminûne biâyâti-llâhi lâ yehdîhimü-llâhü velehüm ʿaẕâbün elîm.
105İnnemâ yefteri-lkeẕibe-lleẕîne lâ yüʾminûne biâyâti-llâh. veülâike hümü-lkâẕibûn.
Türkçe Meal
104Allah’ın ayetlerine inanmayanları, Allah asla amaçlarına ulaştırmaz ve onlar için acıklı bir azap vardır.
105Zaten böyle bir yalanı ancak Allah’ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar yalancıların ta kendileridir.
Açıklamalı meal
104Gördüğün gibi müşrikler bu kitabın ilahi vahiy olduğunu reddetmek için bahane bulayım derken iyice şaşırmışlardır. Allah’ın ayetlerini inkâr edip inanmayanlar ve bu şekilde zulümde diretenler var ya. Allah inkârda ısrar ettikleri için onları asla amaçlarına ulaştırmaz ve yaratılışlarının sebebi olan hayat nizamını yaşamayı onlara nasip etmez. Ahirette de onlar için acıklı bir azap vardır.
105Gerçek şu ki Kur’an’ı Muhammed’e birileri öğretti gibi bir yalanı ancak Allah’ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar iftiracı ve yalancıların ta kendileridir.
Ayet 106–109
4 ayetNahl 106
Nahl 107
Nahl 108
Nahl 109
مَنْ كَفَرَ بِاللّٰهِ مِنْ بَعْدِ ا۪يمَانِه۪ٓ اِلَّا مَنْ اُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالْا۪يمَانِ وَلٰكِنْ مَنْ شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْرًا فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللّٰهِۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ١٠٦ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمُ اسْتَحَبُّوا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِۙ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ ١٠٧ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ ١٠٨ لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرُونَ ١٠٩
Mushaf
Okunuş
106Men kefera billâhi mim baʿdi îmânihî illâ men ükrihe veḳalbühû muṭmeinnüm bilʾîmâni velâkim men şeraḥa bilküfri ṣadran feʿaleyhim gaḍabüm mine-llâh. velehüm ʿaẕâbün ʿażîm.
107Ẕâlike biennehümü-steḥabbü-lḥayâte-ddünyâ ʿale-lʾâḫirati veenne-llâhe lâ yehdi-lḳavme-lkâfirîn.
108Ülâike-lleẕîne ṭabeʿa-llâhü ʿalâ ḳulûbihim vesemʿihim veebṣârihim. veülâike hümü-lgâfilûn.
109Lâ cerame ennehüm fi-lʾâḫirati hümü-lḫâsirûn.
Türkçe Meal
106Kalbi iman ile dopdolu olduğu halde, zorlama ile kâfir oldum diyen kişinin durumu hariç; kim iman ettikten sonra kâfir olur ve kalbini küfre açarsa dünyada Allah’ın gazabına uğrar. Ve ahirette de onlar için korkunç bir azap vardır.
107İşte bu azap; onların dünya hayatını ahirete tercih etmelerindendir. Hiç şüphe yok ki, Allah böyle nankör kâfirleri umduklarına ulaştırmayacaktır.
108Bunlar Allah’ın mesajını kulakları ile duymak gözleri ile görmek istemeyen kimselerdir, kalplerini de mühürlemişlerdir ve işte bunlar, gaflette olanların ta kendileridir.
109Hiç kuşku yok ki onlar, ahirette hepten kaybedecekler.
Açıklamalı meal
106Gönülden iman etmiş olmasına rağmen baskı ve şiddet altında Allah’a imanından vazgeçtiğini söylemek zorunda kalan ve bu yüzden istemediği halde sadece dilleri ile küfür sözü söyleyenlere bir azap olmayacaktır. Fakat bu kimseler hariç, iman ettikten sonra hiçbir zorlama olmadan imanından vazgeçer ve İslâm dışı herhangi bir inanç veya ideolojiyi bilerek ve isteyerek onaylayıp küfre dönenler dünyada Allah’ın gazabını hak etmişlerdir. Bunlar için âhirette de çok büyük bir azap vardır.
107Peki bir insan, niçin inkâra yönelir? Çünkü onlar imandan sonra tekrar küfre dönmekle geçici olan dünya hayatını ahirete tercih etmiş ve basit çıkarlar peşinde koşarak bu cezayı hak etmişlerdir. Hiç şüphe yok ki, Allah bile bile inkârda ısrar eden nankörleri hiçbir zaman doğru yola ulaştırmaz ve umduklarına kavuşturmaz.
108Allah tarafından konulan yasalar gereğince, doğru olan hayat nizamı ile yaşamak bunlara nasip olmaz. Allah onların bu nankörce yönelişleri sebebi ile kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürler. Kalpleri katılaşmış, basiretleri körelmiş ve hakikate karşı sağır kesilmiş olanları Allah zorla doğru yola getirecek değildir. Rabbiniz inanan hiç kimsenin kalbini, gözünü, kulağını hidayete kapatmaz. Rabbiniz insanın iradesiyle verdiği kararı tasdik ederek sorumlu tutar. Böyleleri başlarına gelecekleri hiç düşünmedikleri için gerçeği görme, işitme ve anlamaktan mahrum gafillerin ta kendileridir.
109Şüphe yok ki, onlar dünyada ömürlerini boşuna geçirmişlerdir. Ahirette de mutlaka bunun cezası ile karşılaşıp hüsrana uğrayacaklardır.
İlgili ayetler
106Âl-i İmran 105Âl-i İmran 106Nisâ 137Tevbe 66Muhammed 32Münafikun 1
109Bakara 27Âl-i İmran 85Âl-i İmran 149En’am 31A’raf 178Yunus 45
Ayet 110
1 ayetNahl 110
ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذ۪ينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ١١٠
Mushaf
Okunuş
110Ŝümme inne rabbeke lilleẕîne hâcerû mim baʿdi mâ fütinû ŝümme câhedû veṣaberû inne rabbeke mim baʿdihâ legafûrur raḥîm.
Türkçe Meal
110Öte yandan Rabbin, baskı ve zulme uğradıktan sonra yurtlarından göç eden, sonra da Allah yolunda bütün gayretini sarf eden ve her türlü sıkıntıya direnip sabreden kimseleri gözetecektir. Zira senin Rabbin bundan sonra onlara bağışlama ve merhametiyle muamele edecektir.
Açıklamalı meal
110Ey Peygamber! Senin Rabbin, iman edip sorumluluklarını yerine getirmek için mücadele ederken, baskı ve zulme maruz kaldıktan sonra inandıkları gibi yaşayabilmek için yurtlarından hicret edenlerin ve sonra da karşılaştıkları zorluklara sabredip Allah yolunda cihad edenlerin yardımcısıdır. Bunun da ötesinde yaptıkları hatalar yüzünden Rabbin inananları ortada bırakmaz. Senin Rabbin elbette mü’minlere karşı merhametli ve bu güzel davranışlarına karşılık olarak günahları bağışlayandır.
İlgili ayetler
Ayet 111
1 ayetNahl 111
يَوْمَ تَاْت۪ي كُلُّ نَفْسٍ تُجَادِلُ عَنْ نَفْسِهَا وَتُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ١١١
Mushaf
Okunuş
111Yevme teʾtî küllü nefsin tücâdilü ʿan nefsihâ vetüveffâ küllü nefsim mâ ʿamilet vehüm lâ yużlemûn.
Türkçe Meal
111Gün gelecek herkes, kendi başının derdine düşecek. Zira o gün herkes, yapıp ettiklerinin karşılığını tastamam alacak ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaktır.
Açıklamalı meal
111Sonunda öyle bir gün gelecek ki. O kıyamet günü herkes yalnız kendi canının derdine düşecek ve gözü başkasını görmeyip yapayalnız olarak hesap verecektir. Zira o gün herkese yaptığının karşılığı Allah’ın huzurunda eksiksiz ve tam olarak verilecek ve hiç kimseye asla haksızlık yapılmayacaktır.
Ayet 112–113
2 ayetNahl 112
Nahl 113
وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا قَرْيَةً كَانَتْ اٰمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَاْت۪يهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِاَنْعُمِ اللّٰهِ فَاَذَاقَهَا اللّٰهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ ١١٢ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ ١١٣
Mushaf
Okunuş
112Veḍarabe-llâhü meŝelen ḳaryeten kânet âminetem muṭmeinnetey yeʾtîhâ rizḳuhâ ragadem min külli mekânin fekeferat bienʿumi-llâhi feeẕâḳahe-llâhü libâse-lcûʿi velḫavfi bimâ kânû yaṣneʿûn.
113Veleḳad câehüm rasûlüm minhüm fekeẕẕebûhü feeḫaẕehümü-lʿaẕâbü vehüm żâlimûn.
Türkçe Meal
112Allah, halkı güven ve refah içinde yaşayan bir şehri örnek olarak veriyor. Onlara rızıkları her bir taraftan bolca gelirken, onlar Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler. Bunun üzerine de Allah yaptıklarından dolayı onlara, açlık ve korku belasını tattırdı.
113Zira onlara içlerinden bir elçi gelmişti de onu yalancılıkla suçlamışlardı. Onlar bu haksızlığı yapar dururken azap onları yakalayıverdi.
Açıklamalı meal
112Allah ders alıp düşünmeniz için halkı güven ve refah içinde yaşayan ve her asırda benzerini görebileceğiniz bir şehrin başına gelenlerini örnek olarak veriyor. Allah’ın verdiği nimetler ve rızıkları oraya her taraftan bol miktarda geliyordu. Ancak onlar davet edildikleri hayat nizamından yüz çevirip Allah’ın emirlerine başkaldırarak, O’nun nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Hem kibirlenerek yanlışa saptılar hem de şirk koşup, inkâr ederek küfre sapmaya da başladılar. Allah da işledikleri günahlar ve yaptıkları nankörlük sebebi ile onlara tüm ülkeyi kasıp kavuran açlık kıtlık ve korku belasını tattırdı.
113Üstelik onlara kendi içlerinden ve kendi dillerini konuşan bir peygamber veya peygamberin mesajını duyuran bir davetçi de gelmişti. Ama onu da yalancılıkla suçlamışlardı. Sonunda onlar Allah’a şirk koşmak ve peygamberi yalanlamak sûretiyle nankörlük edip zulümlerine devam ederken açlık ve korku yaşatan azap kendilerini kıskıvrak yakalayıverdi. İşte bu fecî âkıbete uğramak istemiyorsanız, Allah’ın emirlerine sımsıkı sarılmalı, haram helâl konusunda, yalnızca O’nun verdiği hükümleri ölçü almalısınız.
Ayet 114
1 ayetNahl 114
فَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالًا طَيِّبًاۖ وَاشْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ ١١٤
Mushaf
Okunuş
114Fekülû mimmâ razeḳakümü-llâhü ḥalâlen ṭayyibâ. veşkürû niʿmete-llâhi in küntüm iyyâhü taʿbüdûn.
Türkçe Meal
114O halde siz, Allah’ın verdiği rızıkların temiz ve helal olanından yiyin. Ve eğer sadece Allah’a kulluk ediyorsanız, Allah’ın verdiği nimetlere şükredin.
Açıklamalı meal
114Allah’ın size verdiği rızıklardan helal ve temiz olanlarından yiyin ve eğer gerçekten O’na kulluk ediyor ve O’nun koyduğu hükümlere boyun eğiyorsanız, verdiği nimetler söz ve davranışlarınızla Allah’a şükredin ki kurtulasınız. Ve sakın, Allah’ın helâl kıldığı nîmetleri haram kılmaya kalkışmayın.
İlgili ayetler
Ayet 115
1 ayetNahl 115
اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ۚ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١١٥
Mushaf
Okunuş
115İnnemâ ḥarrame ʿaleykümü-lmeytete veddeme velaḥme-lḫinzîri vemâ ühille ligayri-llâhi bih. femeni-ḍṭurra gayra bâgiv velâ ʿâdin feinne-llâhe gafûrur raḥîm.
Türkçe Meal
115Zira O, size sadece leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanların etlerini haram kıldı. Fakat kim açlıktan dolayı zorda kalırsa, iştah duymadan ve sınırı aşmadan yiyebilir. Şüphesiz ki Allah, eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz rahmet sahibidir.
Açıklamalı meal
115Allah, size Sayısız nimet helal iken, kendiliğinden ölüp murdar olmuş hayvanın leşini, hayvan boğazlanırken akan kanı, domuz etini ve Allah’tan başkasının adına kesilen hayvanların etini haram kılmıştır. Fakat kim açlıktan ölme tehlikesi gibi bir zorlukla karşı karşıya kalırsa, ihtiyacının dışına çıkmamak şartıyla sınırı aşmadan ve zaruret miktarını aşmamak şartıyla bunlardan yiyebilir. Allah böyle bir mecburiyetle karşılaşanları bağışlar. O, mü’min kullarına karşı çok bağışlayıcı ve sonsuz merhametlidir.
İlgili ayetler
Ayet 116–117
2 ayetNahl 116
Nahl 117
وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَۜ ١١٦ مَتَاعٌ قَل۪يلٌۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١١٧
Mushaf
Okunuş
116Velâ teḳûlû limâ teṣifü elsinetükümü-lkeẕibe hâẕâ ḥalâlüv vehâẕâ ḥarâmül litefterû ʿale-llâhi-lkeẕib. inne-lleẕîne yefterûne ʿale-llâhi-lkeẕibe lâ yüfliḥûn.
117Metâʿun ḳalîl. velehüm ʿaẕâbün elîm.
Türkçe Meal
116Artık bundan böyle gelişi güzel, yalan yanlış konuşarak “Şu helaldir, şu haramdır” demeyin; aksi halde uydurduğunuz yalanı Allah’a iftira etmiş olursunuz. Hiç şüphe yok ki, Allah’a iftira edenler asla iflah olmazlar.
117Dünyada kısa ve geçici bir haz, ahirette ise acıklı bir azap onları bekler.
Açıklamalı meal
116Allah’tan gelen bir bilgiye ve delile dayanmadan, ağzınıza geldiği gibi yalan yanlış ve gelişi güzel hükümler koyarak: " Bu helaldir, bu da haramdır" demeyin, Aksi halde kendi kafanıza göre hüküm koyarak Allah’a iftira etmiş ve bilgisizce konuşarak O’na karşı yalan uydurmuş olursunuz. Helal ve haramı belirleme yetkisi yalnızca Allah’a aittir. Kim bundan saparsa, helal haram hükmü koyma hakkı verdiklerini ilahlaştırmış, Rabbine ilahlıkta onları ortak ederek şirke düşmüştür. Unutmayın ki Allah’a karşı yalan uyduranlar ve kendi uydurdukları yalanlarla hüküm koymaya kalkanlar asla kurtuluşa eremezler. Ayrıca O’na ortak koşan ve putları adına bazı şeyleri haram kılıp Allah’a isnat edenler, böyle yapmakla hiçbir hayırlı sonuç da elde edemezler.
117Gerçi bu yalanları söyleyenler bu dünyada kazandıklarıyla azıcık bir menfaat elde edip az çok bir sefa sürerler. Fakat geçici dünya hayatında bir miktar çıkar elde etmek için, kendi koydukları hükümlere uyan ve başkalarını da buna uymaya teşvik edenler var ya. İşte onlar için ahirette şiddetli azap vardır.
İlgili ayetler
Ayet 118
1 ayetNahl 118
وَعَلَى الَّذ۪ينَ هَادُوا حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُۚ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ١١٨
Mushaf
Okunuş
118Veʿale-lleẕîne hâdû ḥarramnâ mâ ḳaṣaṣnâ ʿaleyke min ḳabl. vemâ żalemnâhüm velâkin kânû enfüsehüm yażlimûn.
Türkçe Meal
118Sana daha önce sözünü ettiğimiz şeyleri Yahudilere de haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmiyorduk. Fakat onlar kendi kendilerine zulmedip yazık ediyorlardı.
Açıklamalı meal
118En’âm süresinin 146. âyetinde saydığımız ve size bildirdiklerimizin dışında aslında helâl olan bir kısım yiyecekleri Yahudilere ceza olarak daha önce haram kılmıştık. Fakat Biz bu haram hükmümüzle onlara haksızlık yapıp zulmetmedik. Ama onlar sürekli suç işlemekle bu cezayı hak ediyor ve kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Ayet 119
1 ayetNahl 119
ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذ۪ينَ عَمِلُوا السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ١١٩
Mushaf
Okunuş
119Ŝümme inne rabbeke lilleẕîne ʿamilü-ssûe bicehâletin ŝümme tâbû mim baʿdi ẕâlike veaṣleḥû inne rabbeke mim baʿdihâ legafûrur raḥîm.
Türkçe Meal
119Sonra da senin Rabbin, cahilce bir kötülük işleyen ve bunun ardından tövbe edip dönüş yapan ve durumunu düzelten kimseleri gözetecektir. Rabbin bundan sonra da eşsiz bir bağışlamayla ve rahmetle onlara muamele edecektir.
Açıklamalı meal
119Ey müşrikler! Şirkten tövbe edin! Allah’ın af kapısı açıktır. Şunu iyi bilin ki sizin Rabbiniz, bilerek veya bilmeyerek cahillik edip günah işleyen, sonra da bunun ardından günah olduğunu öğrenince içtenlikle doğru olana yönelip tevbe eden ve durumlarını düzeltenlerin yanındadır. Çünkü Rabbiniz bu dönüşünden sonra teslim olup imanın gereğini yerine getirenlere karşı çok bağışlayıcıdır. Allah’tan ümit kesmeyip pişmanlıkla tevbe eden ve kendisine yönelen kullarına da çok merhametlidir.
Ayet 120–122
3 ayetNahl 120
Nahl 121
Nahl 122
اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتًا لِلّٰهِ حَن۪يفًاۜ وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ ١٢٠ شَاكِرًا لِاَنْعُمِهِۜ اِجْتَبٰيهُ وَهَدٰيهُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ١٢١ وَاٰتَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةًۜ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِح۪ينَۜ ١٢٢
Mushaf
Okunuş
120İnne ibrâhîme kâne ümmeten ḳânitel lillâhi ḥanîfâ. velem yekü mine-lmüşrikîn.
121Şâkiral lienʿumih. ictebâhü vehedâhü ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.
122Veâteynâhü fi-ddünyâ ḥaseneh. veinnehû fi-lʾâḫirati lemine-ṣṣâliḥîn.
Türkçe Meal
120Hiç kuşku yok ki İbrahim, Allah’a yürekten bağlı; tek başına ümmet idi. Ve o asla ortak koşan müşriklerden olmadı.
121O, her daim Allah’ın nimetlerine şükreden biri idi. Allah da onu seçti ve onu dosdoğru yola yöneltti.
122Biz de ona bu dünyada iyilik ve güzellik vermiştik. Şüphesiz o, ahirette de iyiler arasında yerini alacaktır.
Açıklamalı meal
120Ey müşrikler! Doğrusu atamız dediğiniz İbrahim yalnızca Allah’a boyun eğip yalnızca O’nu ilah edinmişti. Allah’ın daveti olan hayat nizamına iman eden müminler için örnek bir önder ve dosdoğru çizgide âdeta tek başına bütün gücüyle cihat eden, bir ümmetti. O, Allah’a yürekten bağlanmış, şirkten arınmış bir inanca sahipti ve asla ortak koşan müşriklerden olmadı.
121İbrahim kendisine doğru yolu gösteren Allah’ın nimetlerine daima şükreden ve sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan biriydi. Allah onu peygamber olarak seçti ve doğru yola iletti.
122Biz ona bu dünyada vahiy, peygamberlik, hayırlı evlat gibi iyilik ve güzellikler nasip ettik. Şüphesiz o tevhit ehli bir önder olarak ahirette de Allah’ın seçkin kulları arasında yer alacaktır.
İlgili ayetler
Ayet 123
1 ayetNahl 123
ثُمَّ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفًاۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ١٢٣
Mushaf
Okunuş
123Ŝümme evḥaynâ ileyke eni-ttebiʿ millete ibrâhîme ḥanîfâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.
Türkçe Meal
123İşte bu nedenle sana da “Her türlü şirkten arınmış olan İbrahim’in inanç sistemine uy!” diye vahyettik. Zira o, asla ortak koşan müşriklerden olmadı.
Açıklamalı meal
123Yahudilerin, Hıristiyanların ve hattâ müşriklerin iftiharla sahiplendikleri İbrahim, işte böyle bir inanca sahiptir. Ne var ki, bu dupduru tevhid inancı onun izinden gittiğini öne süren insanlar tarafından zamanla değiştirildi. Ey Peygamber! İşte bu yüzden Biz sana: tevhid inancına sahip biri olarak sen de yürekten Rabbine bağlanmış ve yalnız O’nu ilah edinmiş olan İbrahim’in tebliğ ettiği o mükemmel inanç sistemine tâbi ol ve bu mesajı anlat. Çünkü o hiçbir zaman Rabbinin yasalarını inkâr eden müşriklerden olmadı" diye vahyettik.
İlgili ayetler
Ayet 124
1 ayetNahl 124
اِنَّمَا جُعِلَ السَّبْتُ عَلَى الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ١٢٤
Mushaf
Okunuş
124İnnemâ cüʿile-ssebtü ʿale-lleẕîne-ḫtelefû fîh. veinne rabbeke leyaḥkümü beynehüm yevme-lḳiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.
Türkçe Meal
124Cumartesi yasağı, sadece inanç sisteminde görüş ayrılığına düşenlerin aleyhine konulmuş bir yasaktır. Hiç şüphesiz ki senin Rabbin, kıyamet günü onların anlaşmazlığa düştükleri konularda gerekli hükmü verecektir.
Açıklamalı meal
124Cumartesi günü çalışma ve avlanma yasağı herkes için geçerli olan bir yasak değildir. O yasak ancak İbrahim’in soyundan oluşlarını üstün bir ırk diye yorumlayıp birtakım asılsız iddialarda bulunan ve ilahi emirlere muhalefet eden Yahudiler içindir. O günü tatil edip ibadet günü yapmak ve o tatil günündeki ağır hükümler, Yahudilere farz kılınmıştı. Dahası Cumartesi günüyle ilgili yasaklar, ibadetle emrolundukları Cuma gününe itiraz edip Allah’ın emirlerine karşı gelmeleri sebebiyle sırf Yahudilere mahsus bir cezadır. Dolayısıyla bu cezanın İbrahim’in diniyle hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü onların dedikleri gibi İbrahim’in davet ettiği dinde böyle yasaklar yoktu. Muhakkak Rabbin ayrılığa düştükleri yasaklar konusunda kıyamet günü kimin haklı olduğunu tartışıp duranlarla ilgili hükmü bildirecek ve gereken cezayı verecektir.
İlgili ayetler
124Bakara 213Âl-i İmran 55Yunus 93Nahl 39Nahl 92Zümer 3Şûrâ 10
Ayet 125
1 ayetNahl 125
اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ١٢٥
Mushaf
Okunuş
125Üdʿu ilâ sebîli rabbike bilḥikmeti velmevʿiżati-lḥaseneti vecâdilhüm billetî hiye aḥsen. inne rabbeke hüve aʿlemü bimen ḍalle ʿan sebîlihî vehüve aʿlemü bilmühtedîn.
Türkçe Meal
125Sen hikmetle ve güzel öğüt Kuran ile Rabbinin yoluna çağır. Onlarla en güzel bir metotla mücadele et! Şüphesiz ki senin Rabbin, kendi yolundan sapanın kim olduğunu ve doğru yola yönelenlerin de kim olduğunu en iyi bilendir.
Açıklamalı meal
125Ey Peygamber! Sen insanları Rabbinin yoluna ilimle hikmetle, güzel öğüt ve nasihatle tevhide davet etmeye devam et. Rabbinin mesajını tebliğ etmekten sakın geri durma. Gerektiği zaman da onlarla en güzel yöntemle ve bilgiye dayalı mücadeleyi sürdür ve uyarılarını yap. Bütün bunlara rağmen, yine de inat edip yüz çevirirlerse, üzülme. Sana düşen ancak tebliğ ve dâvettir. Muhakkak Rabbin yolundan sapanları da davetine yürekten iman edip doğru yolda olanları da en iyi bilendir.
İlgili ayetler
Ayet 126–128
3 ayetNahl 126
Nahl 127
Nahl 128
وَاِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِه۪ۜ وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِر۪ينَ ١٢٦ وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ اِلَّا بِاللّٰهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ ف۪ي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ ١٢٧ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا وَالَّذ۪ينَ هُمْ مُحْسِنُونَ ١٢٨
Mushaf
Okunuş
126Vein ʿâḳabtüm feʿâḳibû bimiŝli mâ ʿûḳibtüm bih. velein ṣabertüm lehüve ḫayrul liṣṣâbirîn.
127Vaṣbir vemâ ṣabruke illâ billâhi velâ taḥzen ʿaleyhim velâ tekü fî ḍayḳim mimmâ yemkürûn.
128İnne-llâhe meʿa-lleẕîne-tteḳav velleẕîne hüm muḥsinûn.
Türkçe Meal
126Eğer birine ceza verecekseniz, size yapılanın aynısıyla karşılık vermekle yetinin. Eğer sabrederseniz, bu sabredenler için çok daha iyidir.
127Ve sen, sana yapılanlara karşı sabret! Bil ki sana sabır/direnme gücü veren Allah’tır. Ve onların sana yaptıklarından dolayı da sakın üzülme, hele çevirdikleri entrikalardan dolayı sakın için daralmasın.
128Çünkü Allah, sabredip sakınan ve iyilik yapıp hoşgörülü davrananların yanındadır.
Açıklamalı meal
126Ey mü’minler! Eğer size karşı zor kullanan zulmedenlere bir ceza ya da karşılık verecekseniz size yapılanın aynısıyla karşılık verin. Size karşı yapılan saldırılara cevap vereyim derken ölçüyü kaçırmayın ve size yapılandan fazlasını yapmayın. Ama bunlara göğüs gerer ve ceza verecek bir güce sahip olduğunuz hâlde sabredip af yolunu seçerseniz elbette bu, sabredenler için daha hayırlı sonuçlara sebep olacakdır.
127Allah yolunda karşılaşılan eziyetlere taviz vermeden sabredip direnin. Unutma ki Allah sabır gösterenlerin gücünü artırır. Sen elinden geleni yaptın. Israrla senin peygamberliğini yalanlayan müşriklerin sana yaptıklarına üzülme. Hele seni bertaraf etmek için kurdukları tuzaklara ve yaptıkları eziyetlere de aldırma. Allah’ın dinine karşı uydurdukları asılsız iddialardan dolayı da sakın için daralmasın.
128Şundan emîn ol; zafer, eninde sonunda inananların olacaktır. Çünkü Allah samimiyetle gayret edip kötülüklerden sakınanlar ve iyiliği ilke edinerek hoşgörülü davrananlarla beraberdir. Allah onları destekleyecek ve zafere ulaştıracaktır.
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Kehf, sonra Nûh indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla