Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Anafikir ve Konular
Adı: Bu sure adını, içinde “el-Kehf” ismi geçen 9. ayetten alır.
Nüzul Zamanı: Bu sure, Mekke döneminin üçüncü aşamasında indirilen ilk surelerden biridir. Hz. Peygamber’in (s.a) Mekke’de yaşadığı dönemi, En’am Suresi’nin giriş bölümünde dört aşamaya ayırmıştık. Bu ayrıma göre üçüncü aşama peygamberliğin beşinci yılından onuncu yılına kadar sürmüştür. Bu aşamayı ikinci ve dördüncü merhalelerden ayıran nokta şudur: İkinci aşama boyunca Kureyşliler, İslâmı hareketi bastırmak için Peygamber (s.a) ve müminlerle alay ettiler, onları tehdit ettiler, onlara karşı itirazlarda bulundular. İftiralar attılar. Fakat üçüncü aşamada aynı amaçla işkence araçları, ekonomik baskı ve kaba kuvvet kullanmaya başladılar. Öyle ki müslümanların büyük bir kısmı Habeşistan’a hicret etmek zorunda kaldı, geride kalanlar ise, Peygamber (s.a) ve ailesi ile birlikte Şi’bi Ebi Talib’de (Ebu Talib Mahallesinde) muhasara altına alındı. Bunun ötesinde onlara tam anlamıyla sosyal ve ekonomik bir boykot uygulandı. Tek teselli verici nokta Ebu Talib ve Hz. Hatice (r.a) gibi önemli şahıslar nedeniyle Kureyş’in büyük ailelerinin onlara yardım etmesiydi. Fakat Peygamberliğin gelişinin onuncu yılında bu iki önemli şahıs öldüğünde, Peygamber (s.a) ve tüm sahabenin Mekke’den hicret etmesine neden olan çok ağır işkenceler dönemi olan dördüncü merhale başladı.
Bu surede ele alınan konulardan, surenin üçüncü merhalesinin başlangıcında yani işkencelere rağmen henüz Habeşistan’a hicretin gerçekleşmediği dönemde indirildiği anlaşılmaktadır. İşte bu nedenle, işkence gören müminleri teselli etmek onları cesaretlendirmek ve onlara mümin insanların geçmişte imanlarını nasıl koruduklarını göstermek amacıyla bu surede Ashab-ı Kehf (Mağarada uyuyanların) hikayesi anlatılmıştır.
Anafikir ve Konular: Bu sure Ehli Kitapla birlik olup Hz. Peygamber’i (s.a) imtihan etmek için üç soru soran Mekke’li müşriklerin sorularına bir cevap olarak gönderilmiştir. Bu sorular şunlardı: 1) “Mağarada uyuyanlar” kimlerdir? 2) Hızır’ın gerçek hikayesi nedir? 3) Zü’l Karneyn hakkında ne biliyorsun? Bu üç soru, Hıristiyanların ve Yahudilerin tarihiyle ilgili olduğu ve Hicaz’da bilinmediği için Hz. Peygamber’in (s.a) gayb bilgisine sahip olup olmadığını imtihan etmek üzere sorulmuştur. Allah, bu üç soruya sadece cevap vermekle kalmamış, aynı zamanda hikayeleri o dönemde Mekke’de İslâm’la küfür arasında süren çatışmada kafirlerin aleyhine bir tarzda ele almıştır.
1) Soru soranlara “Mağarada uyuyanların da Kur’an’ın tebliğ ettiği aynı Tevhid’e inandıkları ve onların durumunun da aynı işkence çeken Mekkeli müminlere benzediği söylenmektedir. Diğer taraftan “Mağarada uyuyanlar”a işkence yapanlar onlara, aynen Kureyş müşriklerinin müslümanlara davrandığı gibi davranıyorlardı. Bunun yanı sıra müslümanlara, bir mümine zalim bir topluluk tarafından işkence edildiğinde, bâtıla boyun eğmemesi ve gerekirse Allah’a güvenerek oradan hicret etmesi gerektiği öğretilmektedir. Aynı zamanda Mekkeli müşriklere “Mağarada uyuyanlar”ın kıssasının ahiret inancının açık bir delili olduğu söylenmektedir. Çünkü bu, Mağarada uyuyanlar da olduğu gibi, Allah’ın uzun süre ölüm uykusunda kaldıktan sonra bile dilerse bir kimseyi diriltme kudretine sahip olduğunu göstermektedir.
2) Mağarada uyuyanlar kıssası, yeni oluşmuş küçük İslâm toplumuna işkence eden Mekke’nin ileri gelenlerini de uyarmaktadır. Aynı zamanda Hz. Peygamber’e (s.a) işkence edenlerle hiç bir uzlaşmaya girmemesi ve onları kendisine uyan fakir ve zayıflardan daha önemli görmemesi söylenmektedir. Diğer taraftan Mekke’nin ileri gelenlerine şu anda yaşadıkları dünyanın geçici zevklerine aldanmamaları ve ebedi nimetleri kazanmaya çalışmaları tavsiye edilmektedir.
3) Hızır ile Hz. Musa’nın hikayesi kafirlerin sorularını cevaplamak ve müminleri de teskin etmek için bu şekilde ele alınmıştır. Bu kıssadan alınacak ders şudur: “Allah’ın mülkünde Allah’ın dileğine uygun olarak meydana gelen şeylerin hikmetine tamamen iman etmelisiniz. Gerçeklik sizden gizli olduğu için siz meydana gelen şeylerin hikmetini anlayamazsınız. Bazen de bu olaylarda size göre bir terslik varmış gibi görünür ve “bu neden oldu, nasıl oldu?” diye sorular sorarsınız. Gerçek şu ki, görünmeyenin (gayb) perdesi kaldırılsa, o zaman meydana gelenin, yaşananın en iyi olduğunu siz de anlayacaksınız. Bazen bir şeyin sizin için kötü olduğu izlenimine kapılsanız bile, sonunda onun sizin için bazı iyi sonuçlara yol açtığını görürsünüz.”
4) Aynı şeyler Zü’l-Karneyn kıssası için de geçerlidir. Çünkü bu kıssa da soruları yöneltenleri uyarmaktadır. “Ey gururlu ve kendini beğenmiş Mekke uluları! Zu’l-Karneyn’den ders almalısınız. Zü’l-Karneyn, büyük bir kral, büyük bir fatih ve büyük kaynaklara ve yeteneklere sahip bir insan olmasına rağmen, yine de yaratıcısına teslim oldu. Oysa siz onunla karşılaştırıldığında küçük ve önemsiz birer lider olmanıza rağmen Allah’a isyan ediyorsunuz. Bunun yanısıra Zü’l-Karneyn korunma için en güçlü duvarlardan birini inşa etmiş olmasına rağmen yine de gerçek güvencesi Allah’tı. “duvar” değil. O duvarın ancak Allah dilediği sürece kendisini düşmanlarından koruyabileceğine ve Allah dilerse onda çatlakların, deliklerin oluşacağına inanıyordu. Oysa siz onunla karşılaştırıldığında önemsiz ve küçük bazı bina ve evlere sahip olduğunuz halde, tüm felaketlere karşı kendinizi emin ve korunmuş sanıyorsunuz.”
Kur’an bu sûrede Peygamber’i (s.a) safdışı bırakmaya çalışanların oyunlarını yine kendine çevirmektedir. Fakat surenin sonunda başlangıçta belirtilen ilkeler yine tekrarlanmaktadır: “Tevhid ve Ahiret haktır, gerçektir ve sizin iyiliğiniz içindir. Bunları kabul etmeli, buna göre gidişatınızı düzeltmeli ve bu dünyada, ahirette Allah’a hesap vereceğinizin farkında olarak yaşamalısınız. Aksi takdirde hayatınızı mahvedersiniz, yaptığınız şeylerin değeri de bir hiç olur.”
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1
1 ayetKehf 1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا ۜ۔ ١
Mushaf
Okunuş
1Elḥamdü lillâhi-lleẕî enzele ʿalâ ʿabdihi-lkitâbe velem yecʿal lehû ʿivecâ.
Türkçe Meal
1Bütün övgüler, kuluna bu kitabı/Kuran’ı indiren ve bunda hiçbir tutarsızlığa yer vermeyen Allah’a aittir.
Açıklamalı meal
1Bütün övgüler ve şükür, insanlara dosdoğru tevhidi anlatan bu, Kitabı kulu Muhammed’e indiren Allah’a aittir. Allah, övgüye ve kulluk edilmeye layık yegâne kudrettir. O, kâinat ve içinde olan ne varsa hepsini yaratan, yaşatan, indirdiği Kur’an ile de kullarına yaratılış sebeplerini ve nasıl yaşamaları gerektiğini apaçık bildirendir. O ilahi kitabın içinde insanı kuşkuya düşürecek en ufak bir çelişki ve anlaşılmasını güçleştirecek hiçbir tutarsızlık yoktur.
Ayet 2–4
3 ayetKehf 2
Kehf 3
Kehf 4
قَيِّمًا لِيُنْذِرَ بَاْسًا شَد۪يدًا مِنْ لَدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْرًا حَسَنًاۙ ٢ مَاكِث۪ينَ ف۪يهِ اَبَدًاۙ ٣ وَيُنْذِرَ الَّذ۪ينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًاۗ ٤
Mushaf
Okunuş
2Ḳayyimel liyünẕira beʾsen şedîdem mil ledünhü veyübeşşira-lmüʾminîne-lleẕîne yaʿmelûne-ṣṣâliḥâti enne lehüm ecran ḥasenâ.
3Mâkiŝîne fîhi ebedâ.
4Veyünẕira-lleẕîne ḳâlü-tteḫaẕe-llâhü veledâ.
Türkçe Meal
2(2-3) Aksine dosdoğru kıldı ki katından gelecek şiddetli bir azap ile kâfirleri uyarsın ve güzel ve doğru işler yapan müminleri de içinde ebedi olarak kalacakları güzel bir ödülle müjdelesin.
3(2-3) Aksine dosdoğru kıldı ki katından gelecek şiddetli bir azap ile kâfirleri uyarsın ve güzel ve doğru işler yapan müminleri de içinde ebedi olarak kalacakları güzel bir ödülle müjdelesin.
4Ve de “Allah çocuk edinmiştir.” diyen kimseleri uyarsın diye.
Açıklamalı meal
2Allah, ilâhî hayat nizamı ile yaşamayı reddedenleri katından gelecek şiddetli bir azapla uyarmak için dosdoğru ve çelişkisiz bir kitap olarak Kur’an’ı indirdi. Ve bu kitap iman edip salih ameller işleyen mü’minleri cennet gibi güzel bir mükafatla müjdelemektedir.
3Onlar mutluluk içinde sonsuza kadar kalacaklardır.
4Yine “Allah çocuk edindi ve melekler Allah’ın kızları " diyenlerin hesabının sorulacağını bildirmek ve uyarmak üzere bu Kitabı indirmiştir.
Ayet 5–6
2 ayetKehf 5
Kehf 6
مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِبًا ٥ فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ اِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَسَفًا ٦
Mushaf
Okunuş
5Mâ lehüm bihî min ʿilmiv velâ liâbâihim. kebürat kelimeten taḫrucü min efvâhihim. iy yeḳûlûne illâ keẕibâ.
6Feleʿalleke bâḫiʿun nefseke ʿalâ âŝârihim il lem yüʾminû bihâẕe-lḥadîŝi esefâ.
Türkçe Meal
5Oysa ne onların ne de atalarının bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Ağızlarından çıkan ne dehşet bir kelime öyle! Onlar yalandan başka bir şey söylemiyorlar.
6Şimdi onlar bu hadise Kuran’a inanmıyorlar diye onların arkasından üzülüp kendini helak mi edeceksin?
Açıklamalı meal
5Halbuki bu çirkin iftirayı ortaya atan müşriklerin, bu konuda ne kendilerinin ne de atalarının böyle bir yalanı dayandıracakları gerçek bir bilgi ve delilleri yoktur. Allah’ın çocuğu olduğuna dair ağızlarından çıkan bu iftira ne kadar büyüktür! Onlar yalandan başka bir şey söylemiyorlar. Üstelik bütün uyarılara rağmen, inatla hakikatten yüz çeviriyorlar.
6Ey Peygamber! Şimdi sen Allah’ın Kur’an ile bildirdiği gerçeklere ve bu ilahî kelama inanmıyorlar diye arkalarından üzülüp kendini harap mı edeceksin? Hayır, kendini böylesine üzmene gerek yok, çünkü biz seni sadece uyarıcı bir elçi olarak gönderiyoruz. Şunu unutma, sen elinden geleni yaptıktan sonra onların hidayetlerinden sen sorumlu değilsin.e
Ayet 7
1 ayetKehf 7
اِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْاَرْضِ ز۪ينَةً لَهَا لِنَبْلُوَهُمْ اَيُّهُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا ٧
Mushaf
Okunuş
7İnnâ ceʿalnâ mâ ʿale-lʾarḍi zînetel lehâ lineblüvehüm eyyühüm aḥsenü ʿamelâ.
Türkçe Meal
7Biz yeryüzünde göz alıcı güzellikler meydana getirerek kim daha iyi ve güzel işler ortaya koyacak diye onları sınamak istedik.
Açıklamalı meal
7Biz mal, mülk ve evlat gibi yeryüzünde insanları cezbeden göz alıcı birçok nimet yarattık. Böylece kim daha iyi ve güzel işler ortaya koyacak ve bu nimetleri veren Allah' a ne kadar şükredecekler diye onları denemek istedik. Gönderdiğimiz Kitapla kimin mümin olmayı seçeceğini kimin de nankörlük edip müşrik olmayı tercih edeceğini ortaya çıkarıp, kendi amellerini kendilerine şahit kılmak için birer imtihan vesilesi kıldık.
Ayet 8
1 ayetKehf 8
وَاِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَع۪يدًا جُرُزًاۜ ٨
Mushaf
Okunuş
8Veinnâ lecâʿilûne mâ ʿaleyhâ ṣaʿîden cüruzâ.
Türkçe Meal
8Zamanı geldiğinde biz yeryüzündeki tüm güzellikleri kupkuru toprak haline getiririz.
Açıklamalı meal
8Biz sınama döneminin bittiği kıyamet vakti geldiğinde mutlaka yeryüzünde yarattığımız tüm güzellikleri yerle bir edip oradaki her şeyi bomboş ve kupkuru bir toprak haline getireceğiz. Ve zamanı gelince de, tüm evreni kıyâmetle yok edip yepyeni bir hayatı başlatacağız. Gün gelecek bu imtihan bitecek ve müşriklerin nimetlerle dolu yeryüzünden faydalanmaları sona erecek, hesap vermek üzere rabbinin huzurunda toplanacaklardır.
İlgili ayetler
Ayet 9–12
4 ayetKehf 9
Kehf 10
Kehf 11
Kehf 12
اَمْ حَسِبْتَ اَنَّ اَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّق۪يمِ كَانُوا مِنْ اٰيَاتِنَا عَجَبًا ٩ اِذْ اَوَى الْفِتْيَةُ اِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَٓا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَدًا ١٠ فَضَرَبْنَا عَلٰٓى اٰذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِن۪ينَ عَدَدًاۙ ١١ ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ لِنَعْلَمَ اَيُّ الْحِزْبَيْنِ اَحْصٰى لِمَا لَبِثُٓوا اَمَدًا۟ ١٢
Mushaf
Okunuş
9Em ḥasibte enne aṣḥâbe-lkehfi verraḳîmi kânû min âyâtinâ ʿacebâ.
10İẕ eve-lfityetü ile-lkehfi feḳâlû rabbenâ âtinâ mil ledünke raḥmetev veheyyiʾ lenâ min emrinâ raşedâ.
11Feḍarabnâ ʿalâ âẕânihim fi-lkehfi sinîne ʿadedâ.
12Ŝümme beʿaŝnâhüm linaʿleme eyyü-lḥizbeyni aḥṣâ limâ lebiŝû emedâ.
Türkçe Meal
9Yoksa sen mağara arkadaşlarını ve anıt kitabeyi çok mu hayret verici buldun.
10Hani zamanın birinde bir kaç imanlı genç mağaraya sığınmış ve şöyle dua etmişlerdi:
– Rabbimiz, bize katından bir rahmet bahşet ve bize içinde bulunduğumuz durumdan kurtaracak bir çıkış yolu göster.
11Onları mağarada yıllarca süren derin bir uykuya daldırdık.
12Sonra onları uyandırdık ve iki grubun orada ne kadar kaldıklarına dair tartışmalarına şahit olduk.
Açıklamalı meal
9Yoksa bizim sınırsız ilim ve kudretimizle yarattığımız kâinatın içinde yaşayıp dilediğimizi yapmaya kadir olduğumuzu görüp şahit olmana rağmen. Sen Ashab-ı Kehf adı verilen mağara arkadaşlarını, kaç kişi olduklarını, ne kadar mağarada kaldıklarını ve anıt kitabede isimleri yazılı olan gençlerin başından geçenleri çok mu hayret verici buldun. Ve bazı kimselerin o mağara arkadaşları ile ilgili kitabeden okuyup söylediklerine çok mu şaşırdın? Halbuki Allah’ın şu uçsuz bucaksız gökleri ve yeryüzünü yaratmasını, insanı su ve topraktan var etmesini ve ölüm sonrasında onu tekrar diriltecek olmasını düşündüğünde mağaraya sığınan gençlerin orada uzun yıllar boyunca uyuyup uyanmış olmaları çok da hayret edilecek bir şey değildir.
10Şimdi sana onların hikayesini maksada uygun olarak anlatacağız. Vakti zamanında putperest bir kavmin içinde, putlara tapmayı reddettikleri için hükümdarın baskısına maruz kalan bu gençler ülkelerindeki şirk ve küfür nizamının zulmüne başkaldırmışlardı. Bu yüzden de tevhit inancına mensup bu gençler, çok ağır baskılara maruz kalıp mağaraya sığınmış ve Rablerine şöyle demişlerdi: "Ey Rabbimiz! bizden rahmetini esirgeme ve koru. Ve içinde bulunduğumuz şu durumdan kurtaracak bir çıkış yolu göster diye dua etmişlerdi. Biz de onların bu cesur ve kararlı tavırlarına destek olarak kalplerini pekiştirmiş, kendilerine cesaret ve kararlılık vermiştik.
11Bunun üzerine Biz de o gençlerin kulaklarını kapatıp işitmez yapıp, onları sığındıkları mağarada yıllarca süren derin bir uykuya daldırdık ve dış dünyanın telaş ve kaygılarından uzak kalmalarını sağladık. Terk ettikleri toplum onlardan habersiz kendi yaşamlarını devam ettiriyordu.
12Daha sonra mağarada geçen zamanın iki bakış açısından, hangisi tarafından daha iyi değerlendirildiğini, insanlara gösterelim diye onları uykularından uyandırdık. Yani bütün olay ve olgularda ilâhî kudretin imzasını görebilen müminler mi, yoksa kâinatı kör tesadüfler yumağı zanneden inkârcılar mı, bunlardan hangisinin onların mağarada bunca zaman kalışlarındaki hikmet ve amacı daha güzel değerlendirdiklerini ve dolayısıyla, bu iki bakış açısı arasındaki bariz farkı insanlara gösterelim. Uyanınca da o durumda ne kadar kaldıkları konusunda iki gruba ayrıldılar. Bu iki grup kendi aralarında ne kadar uyumuş olduklarını birbirlerine sormaya başladılar. Yaşadıkları yerden ne kadar ayrı kaldıklarını bile unutmuşlardı.
Ayet 13–15
3 ayetKehf 13
Kehf 14
Kehf 15
نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًىۗ ١٣ وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَنْ نَدْعُوَ۬ا مِنْ دُونِه۪ٓ اِلٰهًا لَقَدْ قُلْنَٓا اِذًا شَطَطًا ١٤ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمُنَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ لَوْلَا يَاْتُونَ عَلَيْهِمْ بِسُلْطَانٍ بَيِّنٍۜ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۜ ١٥
Mushaf
Okunuş
13Naḥnü neḳuṣṣu ʿaleyke nebeehüm bilḥaḳḳ. innehüm fityetün âmenû birabbihim vezidnâhüm hüdâ.
14Verabaṭnâ ʿalâ ḳulûbihim iẕ ḳâmû feḳâlû rabbünâ rabbü-ssemâvâti velʾarḍi len nedʿuve min dûnihî ilâhel leḳad ḳulnâ iẕen şeṭaṭâ.
15Hâülâi ḳavmüne-tteḫaẕû min dûnihî âliheh. levlâ yeʾtûne ʿaleyhim bisülṭânim beyyin. femen ażlemü mimmeni-fterâ ʿale-llâhi keẕibâ.
Türkçe Meal
13Şimdi biz sana onların haberini gerçek bir amaç doğrultusunda aktarıyoruz. Onlar, Rablerine iman etmiş gençlerdi. Biz de onların inançlarını güçlendirmiştik.
14Ve onların yüreğine cesaret vermiş ve şöyle demişlerdi:
– Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin rabbidir. O’ndan başka bir ilaha asla dua ile yalvarmayacağız. Aksi halde gerçeğe aykırı saçma sapan bir söz söylemiş oluruz.
15–Şu bizim halkımız, Allah’tan başka bir takım ilahlar edindiler. Onlar hakkında açık ve sağlam bir delil getirselerdi ya, öyleyse kendi uydurduğu yalanı Allah’a isnat ederek iftira edenden daha zalim kim olabilir?
Açıklamalı meal
13Ey Peygamber! Biz sana onların başlarından geçen kıssalarını gerçek bir amaç doğrultusunda anlatıyoruz. Bu olayın nerede, ne zaman yaşandığı ve kahramanlarının hangi isimleri taşıdığı hiç önemli değil. Önemli olan, içinde barındırdığı ve tüm insanlığa ışık tutacak ibret dolu mesajlarıdır. Onlar Rablerine yürekten iman etmiş ve yaratılış sebeplerini kavrayıp hayatı davet olundukları gibi yaşamak için bütün güçleri ile gayret gösteren gençlerdi. Biz de onların doğru yoldaki duyarlılık ve bilinçlerini yani hidayetlerini artırmıştık.
14Bununla da kalmadık. Onların imanlarını güçlendirip kalplerine kuvvet ve metanet verdik. Bunun üzerine onlar da kendilerini mevcut nizam ile yaşamaya zorlayan hükümdarın karşısına dikilerek haykırmışlardı: "Bizim kendisine boyun eğeceğimiz Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’tır. Bu yüzden biz yeri ve göğü yaratan Allah’a kulluk ederiz. O’ndan başkasını asla ilah olarak kabul etmeyiz ve O’ndan başkasına asla dua edip yardım da istemeyiz. O’ndan başka bir ilahın egemenliğini asla tanımayacak; zulüm sistemini ayakta tutmak için uydurduğunuz o sahte ilahlarınıza hiçbir zaman yalvarıp yakarmayacağız! Aksi takdirde, inancımıza ve bu sözlerimize ters düşerek doğru olandan sapmış oluruz ve gerçeğe aykırı çok saçma bir söz söylemiş oluruz.
15Ama şu bizim halkımız; bu gerçeği kabul etmeyip Allah’tan başka birtakım sahte ilahlar edindiler. Bari bu ilahlar konusunda Allah’tan başka ibadete layık ilah olduğunu gösteren açık bir delil getirseler ya. Allah' tan başka edinmiş olduğunuz ilahların Allah' tan daha üstünlüğü hakkında, kesin bir kanıt getirebilir misiniz? Asla getiremezsiniz. Böyle bir delil olmadan nasıl şirk koşarsınız. Fakat bizim halkımız şirk nizamları ile onun yöneticilerini Rab ve ilah edinip uydurdukları yalan ve iftiraları da Allah’a mal etmeye çalıştılar. Bu durumda Allah’tan başka varlıklardan medet umarak O’na şirk koşan ve Allah’tan başka ilah olduğu yalanını söyleyerek Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir demişlerdi. Bunu duyan zamanın hükümdarı, inançlarından vazgeçmeleri için onlara bir süre tanımış, hak dinden dönmedikleri takdirde idam edileceklerini söylemişti.
Ayet 16–18
3 ayetKehf 16
Kehf 17
Kehf 18
وَاِذِ اعْتَزَلْتُمُوهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ فَاْوُ۫ٓا اِلَى الْكَهْفِ يَنْشُرْ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيُهَيِّئْ لَكُمْ مِنْ اَمْرِكُمْ مِرْفَقًا ١٦ وَتَرَى الشَّمْسَ اِذَا طَلَعَتْ تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَاِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ ف۪ي فَجْوَةٍ مِنْهُۜ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِۜ مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُرْشِدًا۟ ١٧ وَتَحْسَبُهُمْ اَيْقَاظًا وَهُمْ رُقُودٌۗ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَذَاتَ الشِّمَالِۗ وَكَلْبُهُمْ بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِالْوَص۪يدِۜ لَوِ اطَّلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَارًا وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْبًا ١٨
Mushaf
Okunuş
16Veiẕi-ʿtezeltümûhüm vemâ yaʿbüdûne ille-llâhe feʾvû ile-lkehfi yenşür leküm rabbüküm mir raḥmetihî veyüheyyiʾ leküm min emriküm mirfeḳâ.
17Vetera-şşemse iẕâ ṭaleʿat tezâveru ʿan kehfihim ẕâte-lyemîni veiẕâ garabet taḳriḍuhüm ẕâte-şşimâli vehüm fî fecvetim minh. ẕâlike min âyâti-llâh. mey yehdi-llâhü fehüve-lmühted. vemey yuḍlil felen tecide lehû veliyyem mürşidâ.
18Vetaḥsebühüm eyḳâżav vehüm ruḳûd. venüḳallibühüm ẕâte-lyemîni veẕâte-şşimâl. vekelbühüm bâsiṭun ẕirâʿayhi bilveṣîd. levi-ṭṭalaʿte ʿaleyhim levelleyte minhüm firârav velemüliʾte minhüm ruʿbâ.
Türkçe Meal
16Onlardan biri şöyle dedi:
– Madem ki onları ve onların Allah ile aralarına koyup kulluk ettikleri ilahları terk ettiniz öyleyse mağaraya sığının ki Rabbiniz sizi rahmetiyle kuşatsın ve işinizde kolaylık sağlayıp sizi kurtarsın.
17Güneş doğup yükselirken mağaranın sağ tarafına vurup geçtiğini, batarken de sol tarafına vurup geçtiğini içeriye güneş ışığının girmediğini görürdün. Onlar, mağaranın dip tarafında geniş kısımda idiler. İşte bu Allah’ın ayetlerinden biridir. Kim Allah’ın gösterdiği yoldaysa o doğru yoldadır. Kim de saparsa onun için bir veli/dost ve yol gösterici bulamazsın.
18Onlar uyudukları halde sen onları uyanık zannederdin. Biz onları bir sağ tarafa bir sol tarafa döndürüyorduk. Köpekleri ise mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatıyordu. Onları görseydin, kesinlikle onlardan kaçardın ve içini bir ürperti kaplardı.
Açıklamalı meal
16Bunun üzerine, ne yapacaklarını aralarında görüşmeye başladılar. İçlerinden biri dedi ki: "Madem ki onların Allah ile aralarına koyup kulluk ettikleri ilahlarını terk ettik, o halde tekrar bizi kendi dinlerine döndürememeleri için mağaraya sığınalım. Umarız ki Rabbimiz bize rahmetini genişletir ve içinde bulunduğumuz sıkıntılı durumdan kurtarır. Bu teklif kabul edildi ve gizlice mağaraya sığındılar. Bir süre sonra da, uzun zaman sürecek bir uykuya daldılar.
17Ey Peygamber! Eğer orada olsaydın şu hayret verici manzaranın şahidi olacaktın; mağaranın girişi kuzey yönüne baktığı için güneşin sabah doğup yükselirken sığınıp uykuya daldıkları mağaranın içine değil, sağ tarafından nasıl yükselerek geçtiğini, akşam batarken de onların üzerine doğrudan vurmaksızın sol tarafından nasıl dönüp gittiğini ve içeriye güneş ışığının girmediğini görürdün. Böylece güneşin yakıcı ve kavurucu etkisine maruz kalmıyorlardı. Onlar ise her şeyden habersiz mağaranın dip tarafındaki geniş bir alanda uyuyorlardı. İşte bu Allah’ın sınırsız kudretini gösteren mucizelerindendir. O hâlde, bu delilleri doğru okuyarak Rabb’inizin gösterdiği yolda yürüyün. Unutmayın; Allah kimi doğru yola iletirse o doğru yoldadır. Kimi de tercihine bakarak şaşırtırsa artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın. Kim doğru olana talip olur, ona ulaşmak için gayret gösterirse, Allah da ona yardım eder, doğru olana kavuşturur.
18Ey Peygamber! Sen o gençleri görseydin bile uykuda oldukları halde uyanık sanırdın. Çünkü o kadar süre uyumuş olmalarına rağmen bedenlerinde hiçbir bozulma olmamıştı. Oysa onlar uykudadırlar. Zira biz onları vücutlarında uzun süre yatmaktan hâsıl olan çürümeler olmasın diye bazen sağ yana ve bazen de sol yana döndürüyorduk. Köpekleri de onları korumak için mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi. Onların bu hallerini görecek olsaydın kesinlikle korkudan arkanı dönüp kaçardın ve gördüklerin yüzünden büyük bir dehşete kapılırdın.
İlgili ayetler
Ayet 19–21
3 ayetKehf 19
Kehf 20
Kehf 21
وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَٓاءَلُوا بَيْنَهُمْۜ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْۜ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُٓوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِه۪ٓ اِلَى الْمَد۪ينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَامًا فَلْيَاْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَدًا ١٩ اِنَّهُمْ اِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ اَوْ يُع۪يدُوكُمْ ف۪ي مِلَّتِهِمْ وَلَنْ تُفْلِحُٓوا اِذًا اَبَدًا ٢٠ وَكَذٰلِكَ اَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُٓوا اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاَنَّ السَّاعَةَ لَا رَيْبَ ف۪يهَاۚ اِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ اَمْرَهُمْ فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِمْ بُنْيَانًاۜ رَبُّهُمْ اَعْلَمُ بِهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ غَلَبُوا عَلٰٓى اَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِمْ مَسْجِدًا ٢١
Mushaf
Okunuş
19Vekeẕâlike beʿaŝnâhüm liyetesâelû beynehüm. ḳâle ḳâilüm minhüm kem lebiŝtüm. ḳâlû lebiŝnâ yevmen ev baʿḍa yevm. ḳâlû rabbüküm aʿlemü bimâ lebiŝtüm febʿaŝû eḥadeküm biveriḳiküm hâẕihî ile-lmedîneti felyenżur eyyühâ ezkâ ṭaʿâmen felyeʾtiküm birizḳim minhü velyeteleṭṭaf velâ yüşʿiranne biküm eḥadâ.
20İnnehüm iy yażherû ʿaleyküm yercümûküm ev yüʿîdûküm fî milletihim velen tüfliḥû iẕen ebedâ.
21Vekeẕâlike aʿŝernâ ʿaleyhim liyaʿlemû enne vaʿde-llâhi ḥaḳḳuv veenne-ssâʿate lâ raybe fîhâ. iẕ yetenâzaʿûne beynehüm emrahüm feḳâlü-bnû ʿaleyhim bünyânâ. rabbühüm aʿlemü bihim. ḳâle-lleẕîne galebû ʿalâ emrihim lenetteḫiẕenne ʿaleyhim mescidâ.
Türkçe Meal
19Biz onları nasıl uyuttuysak aynı şekilde uyandırdık ve aralarında ne olup bittiğini sormaya başladılar içlerinden biri:
– Bu halde ne kadar kaldınız? Diye sordu. Bir diğeri:
– Bir gün veya daha az kalmış olmalıyız dedi. Diğerleri ise:
– Ne kadar uyuyup kaldığınızı en iyi Rabbimiz bilir, şimdi içinizden birini şu parayla şehre gönderin de bir baksın hangi yiyecek daha temiz ise ondan size yiyecek alıp getirsin. Fakat çok dikkatli olsun, bizim burada olduğumuzu kimseye hissettirmesin, dediler.
20–Eğer onlar sizi ele geçirecek olurlarsa ya sizi taşlayarak öldürürler ya da zorla sizi kendi dinlerine geri döndürürler. İşte o zaman ebediyen iflah olmazsınız.
21İşte böylece halkın onlardan haberdar olmalarını sağladık ki, Allah’ın öldükten sonra diriltme vaadinin hak olduğunu ve o saatin bu dünyanın bozulacağı şüphe götürmez bir gerçeklik olduğunu anlasınlar. Bir süre sonra halk, aralarında onlar hakkında tartışmaya başladı, bir kısmı “Onların üzerine bir anıt dikin onların durumunu Rableri daha iyi bilir” dedi, onlar üzerinde egemenlik kurmuş grup ise kesinlikle oraya bir mescit inşa edeceğiz dediler.
Açıklamalı meal
19Derken, aradan uzun yıllar geçti ve zamanı gelince Biz onları nasıl ki uzun süre uykuda bıraktıysak onları yeniden uyandırdık. Onlar uyandıktan sonra şaşkınlıkla neler olup bittiğine dair kendi aralarında tartışmaya başladılar. İçlerinden biri: " Acaba burada ne kadar uyuyup kalmışızdır?” diye sordu. Diğerleri “Olsa olsa " Bir gün, hatta daha kısa bir süre kaldık " dediler. Fakat kesin bir kanaate varamadıkları için hükmü Allah’a bırakarak dediler ki: "Ne kadar uyuyup kaldığımızı Rabbimiz daha iyi bilir dediler. Neticede bu tartışmayı bırakıp açlıklarını gidermenin yollarını aramaya koyuldular. İçlerinden biri: Şimdi, içimizden biri şu parayı alıp şehre gitsin. Şehirin hangi insanları haram karışmamış ve temiz gıdalar satıyorsa baksın da size ondan bir rızık getirsin. Ancak alışveriş yaparken çok çok dikkatli ve tedbirli davransın da dikkat çekmesin ve sakın başkası burada olduğumuzu anlamasın.
20Eğer onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler ya da işkence ederek kendi dinlerine döndürürler. Onların dinine ve nizamları ile yaşamaya dönersek işte o zaman da Allah’la birlikte başka Rab ve ilah da edinmiş oluruz. Tevhitten döndüğümüz takdirde, dünyada ve âhirette asla kurtuluşa eremeyiz ve ilahi azaptan asla kurtulamayız." Onlar her türlü tedbiri almalarına rağmen, gümüş para ile şehre giden arkadaşları insanlar tarafından fark edildi; elindeki para ve üzerindeki giysiler çok uzun yıllar öncesine ait olunca insanların dikkatini çekti. Onların zamanında zalim olan hükümdar ölmüş geçen zaman içinde onun yerine adil ve dindar bir hükümdar gelmişti. Sonra durum yöneticilere haber verildi. Hep birlikte mağaraya geldiler ve mağaradaki gençlerin durumunu görerek, hayret verici gerçeği öğrendiler. Bir süre sonra gençler, uyandıkları yerde Rabb’lerine ruhlarını teslim ettiler.
21İşte böylece şehre alışveriş için giden genç yoluyla halkın onlardan haberdar olmasını sağladık ve yıllar sonra uyandırılmış olan mağaradaki gençlerle buluşturduk. Allah’ın öldükten sonra tekrar diriltme vaadinin gerçek olduğunu, kıyametin şüphe götürmez bir gerçek olduğunu anlasınlar. Bir süre sonra halk, şehre inen gencin kullandığı paranın çok eski bir tarihe ait olduğunu görüp anlayınca, onlarla ilgili durumdan haberdar oldu. Bir müddet sonra da gençler ölünce, halk aralarında onlarla ilgili ne yapmaları gerektiğini tartışmaya başladı. İçlerinden bir kısmı “Onların uyuyakaldıkları mağaranın üstüne üzerine bir anıt dikelim, mağarayı da türbeye dönüştürelim dedi. Halk kendi aralarında böyle tartışırken, Rableri onların durumunu daha iyi biliyordu Bir kısmı da onların durumunu Allah daha iyi bilir” dedi.” Onların durumuna vâkıf olup gençlerin inanmış kişiler olduğuna inanmış mü’min grup ise: Kesinlikle oraya bir mescit inşa edeceğiz dediler. Sonuçta sözü geçenler bu ikinci görüşü desteklediler. Onların başına ne geldi, neler oldu, haklarındaki bilgiyi doğru olarak ancak Rabbimiz bilir. İşte, Ashab-ı Kehf kıssası bundan ibarettir ve kıssadan alınması gereken dersler bunlardır.
Ayet 22
1 ayetKehf 22
سَيَقُولُونَ ثَلٰثَةٌ رَابِعُهُمْ كَلْبُهُمْۚ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْمًا بِالْغَيْبِۚ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْۜ قُلْ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِعِدَّتِهِمْ مَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا قَل۪يلٌ۠ فَلَا تُمَارِ ف۪يهِمْ اِلَّا مِرَٓاءً ظَاهِرًۖا وَلَا تَسْتَفْتِ ف۪يهِمْ مِنْهُمْ اَحَدًا۟ ٢٢
Mushaf
Okunuş
22Seyeḳûlûne ŝelâŝetür râbiʿuhüm kelbühüm. veyeḳûlûne ḫamsetün sâdisühüm kelbühüm racmem bilgayb. veyeḳûlûne sebʿatüv veŝâminühüm kelbühüm. ḳur rabbî aʿlemü biʿiddetihim mâ yaʿlemühüm illâ ḳalîlün. felâ tümâri fîhim illâ mirâen żâhirâ. velâ testefti fîhim minhüm eḥadâ.
Türkçe Meal
22Bir zaman sonra bilinmeyen hakkında atıp tutma kabilinden bazıları, onlar üç kişiydiler dördüncüleri köpekleriydi, bir kısmı da beş kişiydiler altıncıları köpekleriydi bir diğeri de onlar yedi kişiydiler sekizincileri de köpekleriydi diyecekler. De ki: “Onların sayısını en iyi Rabbim bilir.” Unutma ki onlar hakkında pek az kişi bilgi sahibidir. Bu konuda sana verilen bilgi ile yetin ve onlarla tartışmaya girme ve onlar hakkında da hiç kimseye bir şey sorma!
Açıklamalı meal
22Ey Peygamber! Bu olaydan asırlar sonra, bazıları rakamlar üzerinden tartışıp bilmedikleri bir konuda atıp tutarak "Onlar üç kişiydi, dördüncüsü de köpekleriydi " diyecekler. Yahut onlar beş kişiydi, altıncıları da köpekleriydi " diyecekler Birileri de " Onlar yedi kişiydiler, sekizincileri köpekleriydi " diyecekler. Sen onlara de ki: "Onların sayılarını en iyi Rabbim bilir. Zaten çok az kimse onlar hakkında bir bilgiye sahiptiler. Herkes ancak tahmin yürütüyor. Bu konuda Kur’an’ın verdiği bilgi ile yetin ve verilmek istenen mesajın dışındakilerle ilgilenme. Konunun özünü anlattıktan sonra çıkarılması gereken dersin dışında artık onlarla tartışmaya girme ve gereksiz sorularla, gereksiz bilgiler edinmeye de çalışma. Onlar hakkında da hiç kimseye bir şey sorma ve söylediklerine de itibar etme. Geçmişe yönelik bilinmeyen konularda tartışmaktan kaçındığın gibi, geleceğe yönelik gaybî konularda da aynı titizliği göster
Ayet 23–24
2 ayetKehf 23
Kehf 24
وَلَا تَقُولَنَّ لِشَا۬يْءٍ اِنّ۪ي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَدًاۙ ٢٣ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۘ وَاذْكُرْ رَبَّكَ اِذَا نَس۪يتَ وَقُلْ عَسٰٓى اَنْ يَهْدِيَنِ رَبّ۪ي لِاَقْرَبَ مِنْ هٰذَا رَشَدًا ٢٤
Mushaf
Okunuş
23Velâ teḳûlenne lişeyʾin innî fâʿilün ẕâlike gadâ.
24İllâ ey yeşâe-llâh. veẕkür rabbeke iẕâ nesîte veḳul ʿasâ ey yehdiyeni rabbî liaḳrabe min hâẕâ raşedâ.
Türkçe Meal
23Ve hiçbir şey için de “Ben şunu yarın mutlaka yapacağım” deme!
24“İnşallah Allah dilerse yaparım” de. Olur da bunu unutursan derhal Rabbini an ve “Umulur ki Rabbim beni bundan daha güzel bir bilinç ve davranışa eriştirir” de!
Açıklamalı meal
23Herhangi bir şeyi yapmaya karar verdiğin zaman, o işi ancak Allah’ın izniyle yapabileceğini unutma. Hiçbir konuda ve hiçbir iş için: " Allah’ın yardımını hesaba katmadan, sanki her istediğini yapmaya gücün yetermiş gibi ben bunu yarın mutlaka yapacağım" diyerek kesin konuşma.
24Bunun yerine, "Allah izin verip dilerse inşallah yapacağım de. Çünkü Allah dilemedikçe sen hiçbir şey yapamazsın. Onun için, geleceğe yönelik plânlar, projeler üretirken, Allah’ın rızasını, olaylara yön veren iradesini hesaba katmayı, O’nun yardımı olmadan bir adım bile atamayacağını hiçbir zaman unutma! Şayet inşallah demeyi unutursan hatırlar hatırlamaz derhal Rabbini an ve de ki: " İnşallah bir daha unutmam ve Rabbim en yakın bir zamanda, beni bu sıkıntıdan kurtarır ve beni bundan böyle daha isabetli ve bilinçli davranmaya muvaffak kılar diye dua et.
Ayet 25–27
3 ayetKehf 25
Kehf 26
Kehf 27
وَلَبِثُوا ف۪ي كَهْفِهِمْ ثَلٰثَ مِائَةٍ سِن۪ينَ وَازْدَادُوا تِسْعًا ٢٥ قُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُواۚ لَهُ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَبْصِرْ بِه۪ وَاَسْمِعْۜ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّۘ وَلَا يُشْرِكُ ف۪ي حُكْمِه۪ٓ اَحَدًا ٢٦ وَاتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَۚ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَدًا ٢٧
Mushaf
Okunuş
25Velebiŝû fî kehfihim ŝelâŝe mietin sinîne vezdâdû tisʿâ.
26Ḳuli-llâhü aʿlemü bimâ lebiŝû. lehû gaybü-ssemâvâti velʾarḍ. ebṣir bihî veesmiʿ. mâ lehüm min dûnihî miv veliyy. velâ yüşrikü fî ḥukmihî eḥadâ.
27Vetlü mâ ûḥiye ileyke min kitâbi rabbik. lâ mübeddile likelimâtihî velen tecide min dûnihî mülteḥadâ.
Türkçe Meal
25O gençler, mağarada üç yüz sene kaldılar,” dediler. Buna dokuz sene daha eklediler.
26De ki: “Onların uykuda ne kadar kaldıklarını en iyi bilen Allah’tır. Zira göklerin ve yerin bilinmeyenlerini bilmek Allah’a aittir. O, öyle mükemmel görür öyle mükemmel işitir ki, göklerde ve yerde bulunanların Allah’tan başka velileri yoktur. O, otoritesine ve hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.
27O halde sen Rabbinin kitabı Kuran’dan sana vahyedileni oku. Zira O’nun kelimelerini değiştirebilecek bir güç yoktur, O’ndan başka bir sığınak bulman da mümkün değildir.
Açıklamalı meal
25Bir kısım kimseler o gençlerin mağarada güneş takvimine göre üç yüz yıl kaldıklarını söylerken, bir kısım kimseler de ay takvimini esas aldıkları için buna dokuz yıl daha ekleyerek üç yüz dokuz yıl kaldıklarını söylerler. Oysa bu konuda hiçbir bilgiye sahip değillerdi. Üstelik, onların mağarada kaç yıl kaldığını bilmek, bu kıssada verilmek istenen mesaja herhangi bir katkı sağlayacak da değildi.
26Ey Peygamber! Sen yeterli bilgiye sahip olmadıkları halde ileri geri konuşan bu insanlara de ki: " Onların orada ne kadar uykuda kaldıklarını en iyi Allah bilir. Çünkü göklerde, yerde ve aralarında olup bitenlerin en doğrusunu yalnızca O bilir. O, size bilmeniz gerekenleri bildirmektedir. O ne güzel gören ve ne güzel duyandır. Göklerde ve yerde bulunanların Allah’tan başka dostu, koruyucusu ve yöneticisi yoktur. O’ndan başka gerçek dost da yoktur. O hükümranlığına otoritesine ve yönetimine yarattığı hiç kimseyi ortak etmez. Yarattıkları üzerinde hüküm koyma ve koyduğu hükümlerle onları yönetme hakkı yalnızca Allah’a aittir."
27Ey Muhammed! Biz sana dosdoğru tevhit yolunu ortaya koyan ilahi kitabı vahyediyoruz, dolayısıyla sana verdiğimiz görevi yerine getir ve Rabbinin Kitabından sana vahyedileni tebliğ et ve insanları yaratılış sebepleri olan hayat nizamına davet et. Rabbinin bildirdiklerinden başkası ile ilgilenme, onlara ilaveler yapıp, eksiltenlerin tuzaklarına düşme. Rabbinin sözlerini kimse değiştiremez. Öyleyse, sakın Kur’an’la irtibatını koparma; aksi hâlde, dünya ve âhirette felâketlere uğrarsın. O’ndan başka sığınılacak kimse de yoktur. Yoksul ve gariban oldukları için hor ve hakir görülmüş mü’minleri kovarsan, seninle görüşebiliriz” diyen Mekke’nin kibirli zenginlerine de aldırma.
Ayet 28
1 ayetKehf 28
وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُر۪يدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْۚ تُر۪يدُ ز۪ينَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطًا ٢٨
Mushaf
Okunuş
28Vaṣbir nefseke meʿa-lleẕîne yedʿûne rabbehüm bilgadâti velʿaşiyyi yürîdûne vechehû velâ taʿdü ʿaynâke ʿanhüm. türîdü zînete-lḥayâti-ddünyâ velâ tüṭiʿ men agfelnâ ḳalbehû ʿan ẕikrinâ vettebeʿa hevâhû vekâne emruhû füruṭâ.
Türkçe Meal
28Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam ona yalvaranlarla birlikte olmaya devam et! Dünya hayatının çekiciliğine aldanıp onlardan yüz çevirme. Hevasının peşinden gittiği için işi gücü aşırılık olan bundan dolayı kalbini zikrimiz Kuran’dan gafil bırakan kimseye sakın uyayım deme!
Açıklamalı meal
28Şu halde sakın müşriklere meyledip de çevrendeki yoksul müminleri dışlama. Allah’ın rızasını isteyerek sabah ve akşam her vakit Rablerine dua eden mü’minlerle beraber sen de sabret ve onlardan uzak da durma. Sakın dünya hayatının cazibesine aldanıp da mü’minlerden yüz çevirme ve gözlerini o fakir müslümanların üzerinden bir an olsun ayırma. Şirki ve küfrü tabiatları haline getirip kendilerini şartlandırdıkları için kalbini bizi anmaktan mahrum bıraktığımız, boş arzularına uyan ve işi gücü azgınlık olan nankör kimselere boyun eğme. Yoksul ve zayıf müminleri yanından uzaklaştırdığın takdirde sana iman edeceklerini söyleyen bu kendini beğenmiş kâfirlerin teklifine uymayı aklından bile geçirme!
Ayet 29
1 ayetKehf 29
وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِم۪ينَ نَارًاۙ اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَاۜ وَاِنْ يَسْتَغ۪يثُوا يُغَاثُوا بِمَٓاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَۜ بِئْسَ الشَّرَابُۜ وَسَٓاءَتْ مُرْتَفَقًا ٢٩
Mushaf
Okunuş
29Veḳuli-lḥaḳḳu mir rabbiküm femen şâe felyüʾmiv vemen şâe felyekfür innâ aʿtednâ liżżâlimîne nâran eḥâṭa bihim sürâdiḳuhâ. veiy yestegîŝû yügâŝû bimâin kelmühli yeşvi-lvucûh. biʾse-şşerâb. vesâet mürtefeḳâ.
Türkçe Meal
29Ve de ki:
– Hak Rabbinizden gelen Kuran’dır, artık dileyen iman edip mümin olsun, dileyen inanmasın kâfir olsun. Ama şunu iyi bilsin ki bu mesaja karşı yanlışta ısrar eden zalimler için kendilerini alevden duvarların çepeçevre kuşattığı bir ateş hazırladık. Susuzluktan kavrulup su istediklerinde kendilerine suratlarını yakıp kavuran demir eriği gibi bir su sunulacak. Ne kötü bir içecektir o ve ne korkunç bir yerdir orası.
Açıklamalı meal
29Ey Peygamber! İslâm’ın kendilerine muhtaç olduğunu zanneden ve çevrendeki zayıf müminleri uzaklaştırmanı şart koşan bu kibirli müşriklere de ki: " Bu Kur’an, Rabbinizin sizleri yaratmaktaki amacını bildirmek ve bu amaca uygun yaşamanıza rehberlik etmek için indirilmiştir Kur' an' dan size tebliğ ettiklerim Rabbinizden gelen bir hakikattir ve ben de onu tebliğ ediyorum. Artık gerçek ayan beyan ortadadır. İnsan bu dünyada tercihlerinde özgürdür. Allah tevhidi bütün açıklığı ile ortaya koymuştur ve ben de onu tebliğ ediyorum. İsteyen Kur’an ile indirilene inanıp ona göre yaşasın. İsteyen de bundan yüz çevirip inkâr etsin ve dilediği gibi yaşasın. Çünkü ahirette herkes dünyadaki tercihlerine göre muamele görecektir. Biz gereği, insanların hak-bâtıl tercihlerinde, iradelerine müdahalede bulunup da iman etmeleri için zorlayacak değiliz. Ama şunu bilin ki biz yanlışta ısrar edip kâfir olarak dünya hayatlarını tamamlayan zalimlere duvarları kendilerini çepeçevre kuşatacak bir ateş hazırladık. İşte o korkunç ateşin içinde susuzluktan feryat edip yardım istediklerinde kendilerine buharı yüzlerini yakıp kavuran demir eriyiğini andıran kaynar bir su sunulacak. O ne kötü bir içecektir ve o ateş ne kötü bir yerdir.
İlgili ayetler
Ayet 30–31
2 ayetKehf 30
Kehf 31
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ مَنْ اَحْسَنَ عَمَلًاۚ ٣٠ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَابًا خُضْرًا مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۜ نِعْمَ الثَّوَابُۜ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقًا۟ ٣١
Mushaf
Okunuş
30İnne-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti innâ lâ nüḍîʿu ecra men aḥsene ʿamelâ.
31Ülâike lehüm cennâtü ʿadnin tecrî min taḥtihimü-lʾenhâru yüḥallevne fîhâ min esâvira min ẕehebiv veyelbesûne ŝiyâben ḫuḍram min sündüsiv veistebraḳim müttekiîne fîhâ ʿale-lʾerâik. niʿme-ŝŝevâb. veḥasünet mürtefeḳâ.
Türkçe Meal
30Ama iman edip, imanının gereği güzel işler yapanlara gelince biz böyle güzel işler yapanların mükâfatını asla zayi etmeyiz.
31İşte bunlar için altından ırmakların çağladığı Adn cennetleri vardır. Orada onlar altın bilezikler takıp süslenirler, ince ve kalın ipekten yapılmış yeşil elbiseler giyerler. Orada tahtlar üzerine zevkle kurulurlar. Ne güzel ödüldür o. Ne güzel ne hoş bir yerdir orası!
Açıklamalı meal
30Diğer taraftan Allah’ın davetine iman edip imanlarına yakışır şekilde salih ameller işleyenlere gelince. Bilsinler ki biz böyle güzel ve yararlı işler yapanların emeklerini elbette boşa çıkarmayacağız. Allah davetine icabet edenlerin emeklerini asla zayi etmez.
31Onlar için içlerinden çeşitli ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Onlara orada altın bilezikler takılır. İnce ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyerek tahtlar üzerine zevkle kurulup zevk içinde yaşatılacaklar. İşte bu ne güzel bir mükâfattır ve cennet ne yüce bir makamdır.
Ayet 32–41
10 ayetKehf 32
Kehf 33
Kehf 34
Kehf 35
Kehf 36
Kehf 37
Kehf 38
Kehf 39
Kehf 40
Kehf 41
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا رَجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِاَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ اَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعًاۜ ٣٢ كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ اٰتَتْ اُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْـًٔاۙ وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَرًاۙ ٣٣ وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌۚ فَقَالَ لِصَاحِبِه۪ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَنَا۬ اَكْثَرُ مِنْكَ مَالًا وَاَعَزُّ نَفَرًا ٣٤ وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ قَالَ مَٓا اَظُنُّ اَنْ تَب۪يدَ هٰذِه۪ٓ اَبَدًاۙ ٣٥ وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُدِدْتُ اِلٰى رَبّ۪ي لَاَجِدَنَّ خَيْرًا مِنْهَا مُنْقَلَبًا ٣٦ قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَكَفَرْتَ بِالَّذ۪ي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلًاۜ ٣٧ لٰكِنَّا۬ هُوَ اللّٰهُ رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِرَبّ۪ٓي اَحَدًا ٣٨ وَلَوْلَٓا اِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَٓاءَ اللّٰهُۙ لَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِۚ اِنْ تَرَنِ اَنَا۬ اَقَلَّ مِنْكَ مَالًا وَوَلَدًاۚ ٣٩ فَعَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يُؤْتِيَنِ خَيْرًا مِنْ جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَانًا مِنَ السَّمَٓاءِ فَتُصْبِحَ صَع۪يدًا زَلَقًاۙ ٤٠ اَوْ يُصْبِحَ مَٓاؤُ۬هَا غَوْرًا فَلَنْ تَسْتَط۪يعَ لَهُ طَلَبًا ٤١
Mushaf
Okunuş
32Vaḍrib lehüm meŝeler racüleyni ceʿalnâ lieḥadihimâ cenneteyni min aʿnâbiv veḥafefnâhümâ binaḫliv veceʿalnâ beynehümâ zerʿâ.
33Kilte-lcenneteyni âtet ükülehâ velem tażlim minhü şeyʾev vefeccernâ ḫilâlehümâ neherâ.
34Vekâne lehû ŝemer. feḳâle liṣâḥibihî vehüve yüḥâviruhû ene ekŝeru minke mâlev veeʿazzü neferâ.
35Vedeḫale cennetehû vehüve żâlimül linefsih. ḳâle mâ eżunnü en tebîde hâẕihî ebedâ.
36Vemâ eżunnü-ssâʿate ḳâimetev veleir rudittü ilâ rabbî leecidenne ḫayram minhâ münḳalebâ.
37Ḳâle lehû ṣâḥibühû vehüve yüḥâviruhû ekeferte billeẕî ḫaleḳake min türâbin ŝümme min nuṭfetin ŝümme sevvâke racülâ.
38Lâkinnâ hüve-llâhü rabbî velâ üşrikü birabbî eḥadâ.
39Velevlâ iẕ deḫalte cenneteke ḳulte mâ şâe-llâhü lâ ḳuvvete illâ billâh. in terani ene eḳalle minke mâlev veveledâ.
40Feʿasâ rabbî ey yüʾtiyeni ḫayram min cennetike veyürsile ʿaleyhâ ḥusbânem mine-ssemâi fetuṣbiḥa ṣaʿîden zeleḳâ.
41Ev yuṣbiḥa mâühâ gavran felen testeṭîʿa lehû ṭalebâ.
Türkçe Meal
32Onlara şu iki adamın ibretlik hikâyesini örnek ver: Onlardan birisine iki üzüm bağı vermiş çevresini de hurma ağaçlarıyla donatmış ve iki bağının arasında da ekinler bitirmiştik.
33Her iki bağ da ürünlerini tam veriyor, verimlilikte en küçük bir düşüş yaşanmıyordu üstelik bu iki bağın arasından bir de ırmak akıtmıştık.
34Üstelik onun başka gelir kaynakları da vardı, arkadaşıyla konuşurken “Benim servetim seninkinden çok ve nüfus olarak da senden üstünüm” dedi.
35Kibir ve gururla kendine yazık etmiş olan bu adam bahçesine girerek “Bu bahçenin kuruyup yok olacağını hiç sanmıyorum.
36–Aslında ben o saatin bu dünyanın bozulacağını da zannetmiyorum ama şayet böyle bir şey olurda Rabbime döndürülecek olursam bundan daha iyisini bulacağımdan da eminim” dedi.
37Konuştuğu arkadaşı ona şöyle dedi:
– Seni önce topraktan, sonra bir damla sudan/spermden yaratan, sonra da seni adam haline getiren Allah’a nankörlük mü ediyorsun?
38Fakat O Allah, benim Rabbimdir ve ben, Rabbime hiç kimseyi ortak ederek şirk koşmam.
39–Yazık keşke bahçene girdiğinde böbürleneceğine “Maşallah, Allah ne güzel dileyip yaratmış O’nun gücü ve kuvveti olmadan hiçbir şey olmaz” deseydin ya. Her ne kadar sen beni kendinden mal ve evlat bakımından küçük görüyorsan da.
40–Belki de Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Senin bağının üzerine gökten bir afet gönderir de kupkuru bir çöle döndürür.
41–Ya da bir daha ulaşamayacağın bir biçimde bahçenin suyu çekilir.
Açıklamalı meal
32Ey Peygamber! Allah’ın davetinden yüz çeviren müşriklere örnek olarak şu iki adamın ders çıkarılması gereken ibretlik kıssasını anlat: Vakti zamanında iki adam vardı. Biz bu adamlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların etrafını hurma ağaçlarıyla donatmış ve iki bağın arasında ekinler ve meyvelikler yetiştirmiştik.
33Her iki bağ da eksiksiz ürün veriyordu ve bu iki bağın aralarından bir de ırmak akıtmıştık. Ayrıca bahçeler iyi sulandıkları için verimlilikte en küçük bir düşüş yaşanmıyordu.
34Dolayısıyla bahçelerinden bol bol ürün kaldırıp, bolluk içinde de yaşıyordu. Üstelik onun başka gelir kaynakları da vardı. Derken verdiğimiz bu nimetlerle o adam her geçen gün zenginleşti ve sonunda onun büyük bir serveti oldu. Fakat bu durum onu şımarıklığa sevk etmişti. Tıpkı Mekkeli müşriklerin yoksul müminlere dedikleri gibi kendisi gibi varlıklı olmayan komşusuyla konuşurken ona dedi ki: "Benim malım mülküm seninkinden daha çok. Üstelik akrabalarım, emrimdeki adamlar ve itibar bakımından da daha güçlüyüm, sen de kimsin diyerek gururlanıp, böbürlendi. "
35Böyle kibir ve gururla düşünüp konuşarak kendine yazık eden bu adam bağına girdi ve arkadaşına dedi ki: " Şu bahçemdeki nimetlerin bir gün kuruyup yok olacağını hiç mi hiç sanmıyorum diyerek gaflete yöneldi. Ardından da şunu söyledi:
36Aslında ben Kıyamet denilen günün de gelip çatacağına inanmıyorum. Şayet böyle bir şey gerçek olur da yeniden diriltilip Rabbime huzuruna çıkarılırsam bile hiçbir kaybım olmaz, üstelik orada şu an sahip olduklarımdan daha güzel nimetler bulacağımdan da eminim dedi."
37Bunun üzerine arkadaşı ona cevaben dedi ki: "Seni önce topraktan sonra da bir damla sudan yaratıp mükemmel bir insan haline getiren ve rızıklandıran Rabbinin gücünü ve ahireti inkâr mı ediyorsun ve böylece Allah’a nankörlük etmiş olmuyor musun?” dedikten sonra da sözlerine şöyle devam etti:
38Ben senin gibi Allah’a karşı nankör değilim. Ben çok iyi biliyor ve inanıyorum ki benim rabbim Allah’tır. Senin de, benim de sahibi olduğumuzu söylediğimiz şeylerin gerçek sahibi Allah’tır. Ve ben Rabbimden başka hiçbir güce inanmam hiç kimseyi ortak ederek şirk koşmam. Keşke sen de Allah’ın sana lütfettiği bağ ve bahçelerin birer nimet olduğunu kabul etseydin de, O’na ortak koşmasaydın. Yarattığı nimetlerin nasıl kullanılması gerektiğini bildiren O’dur ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur.
39Sana kibrinden, nankörlüğünden dolayı da yazıklar olsun. Zenginliğine bakıp kendini benden daha güçlü ve nüfuzlu görsen de, bunun sürekli olmadığını unutma Keşke bağına girdiğin zaman böbürlenip küstahlaşmak yerine: "Maşallah Allah ne güzel yaratmış ve bana lütfetmiş. Ondan başka gerçek güç ve kuvvet sahibi yoktur. O’nun gücü ve kuvveti olmadan hiçbir şey olmaz. İnşallah ben de O’nun razı olacağı gibi kullanıp, şükredenlerden olurum " demen gerekmez miydi? Halbuki sen bu bahçelerini Allah’ın bir nimeti değil de, kendi gücünden görüyorsun. Gerçi sen Rabbimin sana bahşettiği nimetlerle şımarıp mal ve evlat bakımından beni kendinden daha zayıf ve güçsüz görüp küçümsüyorsun ya.
40Hiç belli olmaz belki Rabbim dilerse bana senin bağından bahçenden daha güzelini verir ve bana daha büyük servet ve soy nasip edebilir. Yahut dilerse senin bağına da gökten bir afet gönderip yerle bir edebilir de şu güzelim bahçen kupkuru bir toprak haline gelebilir.
41Yahut bağının suyu dibe çekilip kökünü kurutabilir de bir daha tekrardan su bulmaya güç yetiremezsin veya bunlar olmadan önce ecel gelir sen toprak olursun diyerek cevap verir ve onu bir nevi ikaz da eder."
Ayet 42–44
3 ayetKehf 42
Kehf 43
Kehf 44
وَاُح۪يطَ بِثَمَرِه۪ فَاَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلٰى مَٓا اَنْفَقَ ف۪يهَا وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي لَمْ اُشْرِكْ بِرَبّ۪ٓي اَحَدًا ٤٢ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ فِئَةٌ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَمَا كَانَ مُنْتَصِرًاۜ ٤٣ هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلّٰهِ الْحَقِّۜ هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا۟ ٤٤
Mushaf
Okunuş
42Veüḥîṭa biŝemerihî feaṣbeḥa yüḳallibü keffeyhi ʿalâ mâ enfeḳa fîhâ vehiye ḫâviyetün ʿalâ ʿurûşihâ veyeḳûlü yâ leytenî lem üşrik birabbî eḥadâ.
43Velem tekül lehû fietüy yenṣurûnehû min dûni-llâhi vemâ kâne münteṣirâ.
44Hünâlike-lvelâyetü lillâhi-lḥaḳḳ. hüve ḫayrun ŝevâbev veḫayrun ʿuḳbâ.
Türkçe Meal
42Nihayet bir afet geldi ve onun varını yoğunu aldı götürdü. Adam tarumar olmuş bağına girince boşa giden emeklere, çökmüş çardaklara bakıp ellerini ovuşturarak pişmanlığını şöyle dile getiriyordu “Ah keşke Rabbime hiç kimseyi ortak ederek şirk koşmasaydım.”
43Zira ona Allah’tan başka yardım edecek ne birileri vardı ne de kendi başının çaresine bakabilecek durumdaydı.
44İşte orada ve o anda yar ve yardımcı olmak da gerçek ilah olan Allah’a aittir. Zira O, en iyi ödülü verendir ve en iyi sonucu belirleyendir.
Açıklamalı meal
42Nihayet öyle de oldu ve hiç beklenmedik bir zamanda bir afet geldi ve onun övünmesine ve şımarmasına sebep olan bağı, bahçesi ve serveti kül oldu. Kendisine verilen nimetlerin, Allah tarafından verildiğini unutarak, her şeyi kendinden bilen ve yeniden diriltilmeyi inkâr eden o kâfir adam tarumar olmuş bağına girince boşa giden emeklere, çökmüş çardaklara baktı ve diz üstü çöküp ellerini ovuştura ovuştura pişmanlığını şöyle dile getirdi “Ah keşke uyarılara kulak verseydim de Rabbime karşı kibirlenip küstahça o lafları etmeseydim ve Allah’la birlikte nefsimi ilah edinip de hiç kimseyi O’na ortak koşmasaydım. Ne olurdu, arkadaşımın tavsiyesini dinleyip yalnızca Rabbime kulluk etseydim diyordu. Ama iş işten geçmişti.”
43Servetinin ve emrindeki adamlarının çokluğuna güvenmişti. Kendilerinden medet umduğu varlıklar da ona fayda vermedi. Hâlbuki akledip de bilmeliydi ki, bunca nimeti veren Allah’tan başka ona, yardım edecek bir çevresi yoktu. Kendisini Allah’ın azabından kurtarabilecek ve hiçbir güç de yoktu. İnsanın kendi kendine yetmesi ve kendi sorunlarını kendi başına çözmesi de mümkün değildir. Ne kendini tekrar toparlayacak gücü kalmıştı ne de kendi başının çaresine bakabilecek durumdaydı ve bir yardım da görmedi.
44İşte bu örnekten de anlaşılacağı gibi insan; malına mülküne, evladına, makamına ya da kendisine arka çıkan bir topluluğa değil, ancak Allah’a güvenmelidir. Bunun içindir ki hüküm verme ve egemenlik yetkisi de koruyup kollamak da yar ve yardımcı olmak da yalnızca tek ve gerçek ilah olan Allah’a mahsustur. Şüphesiz Allah kendisine sığınanların gerçek dostu, yardımcısı ve koruyup kollayıcısıdır. En güzel mükâfatı veren de, en güzel akıbetlerle karşılaştıran da O’dur. Gerçekten de yegâne mabut olan Allah, cezayı da ödülü de verecek olan kudrettir.
Ayet 45
1 ayetKehf 45
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِه۪ نَبَاتُ الْاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَش۪يمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُقْتَدِرًا ٤٥
Mushaf
Okunuş
45Vaḍrib lehüm meŝele-lḥayâti-ddünyâ kemâin enzelnâhü mine-ssemâi faḫteleṭa bihî nebâtü-lʾarḍi feaṣbeḥa heşîmen teẕrûhü-rriyâḥ. vekâne-llâhü ʿalâ külli şeyʾim muḳtedirâ.
Türkçe Meal
45Servetleriyle övünenlere şu dünya hayatının örneğini ver: O aynen şuna benzer; gökten yağdırdığımız yağmurun toprağa karışmasıyla yeryüzünde sık bir bitki örtüsü oluşur sonra da bu yeşillikler kuruyup rüzgârın savurup götüreceği çerçöp haline gelir. Zira Allah her şeyi yapmaya muktedirdir.
Açıklamalı meal
45Ey Peygamber! Kendilerine dünya hayatlarında nasip ettiğimiz mal, mülk ve servetle övünüp şımaranlara dünya hayatının fâniliği hakkında şu misali de anlat: Kısacık dünya hayatınızda sahip olduğunuzu zannettikleriniz tıpkı gökten indirdiğimiz yağmur suyuyla yeryüzünde yeşertip gürleştirdiğimiz bitkiler gibidir. Daha sonra bu yeşillikler kuruyup rüzgârın savurduğu çer çöp haline dönüşürler. İşte aynı şekilde insanlar da canlanıyor ve bir süre sonra ceset oluyorlar. Tabiat nizamının yasalarını Allah böyle takdir etmiştir. Unutmayın ki tüm bunları gerçekleştiren Allah her şey üzerinde mutlak güç ve kudret sahibidir.
Ayet 46
1 ayetKehf 46
اَلْمَالُ وَالْبَنُونَ ز۪ينَةُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ اَمَلًا ٤٦
Mushaf
Okunuş
46Elmâlü velbenûne zînetü-lḥayâti-ddünyâ. velbâḳiyâtu-ṣṣâliḥâtü ḫayrun ʿinde rabbike ŝevâbev veḫayrun emelâ.
Türkçe Meal
46Sahip olduğunuz mal ve evlat şu dünya hayatının geçici süsleridir. Asıl kalıcı olan iyi ve güzel davranışlarsa Rabbinin katında sevapça daha hayırlı ve ümit bağlamaya daha layıktır.
Açıklamalı meal
46Sahip olduğunuz mal mülk ve çocuklar dünya hayatının gelip geçici güzellikleridir. Asıl kalıcı olan iyi işler ve güzellikler Allah’ın rızasına uygun yaşamakla elde edilecek olan daimi cennet hayatının güzellikleridir. Rabbinin katında hem mükâfat bakımından daha hayırlı hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır. Çünkü gün gelecek, dünyadaki her şey kıyametle yok edilecektir.
İlgili ayetler
Ayet 47–49
3 ayetKehf 47
Kehf 48
Kehf 49
وَيَوْمَ نُسَيِّرُ الْجِبَالَ وَتَرَى الْاَرْضَ بَارِزَةًۙ وَحَشَرْنَاهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ اَحَدًاۚ ٤٧ وَعُرِضُوا عَلٰى رَبِّكَ صَفًّاۜ لَقَدْ جِئْتُمُونَا كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۘ بَلْ زَعَمْتُمْ اَلَّنْ نَجْعَلَ لَكُمْ مَوْعِدًا ٤٨ وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِم۪ينَ مُشْفِق۪ينَ مِمَّا ف۪يهِ وَيَقُولُونَ يَا وَيْلَتَنَا مَا لِهٰذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغ۪يرَةً وَلَا كَب۪يرَةً اِلَّٓا اَحْصٰيهَاۚ وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِرًاۜ وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ اَحَدًا۟ ٤٩
Mushaf
Okunuş
47Veyevme nüseyyiru-lcibâle vetera-lʾarḍa bârizetev veḥaşernâhüm felem nügâdir minhüm eḥadâ.
48Veʿuriḍû ʿalâ rabbike ṣaffâ. leḳad ciʾtümûnâ kemâ ḫalaḳnâküm evvele merrah. bel zaʿamtüm ellen necʿale leküm mevʿidâ.
49Vevuḍiʿa-lkitâbü fetere-lmücrimîne müşfiḳîne mimmâ fîhi veyeḳûlûne yâ veyletenâ mâ lihâẕe-lkitâbi lâ yügâdiru ṣagîratev velâ kebîraten illâ aḥṣâhâ. vevecedû mâ ʿamilû ḥâḍirâ. velâ yażlimü rabbüke eḥadâ.
Türkçe Meal
47O gün dağları yerlerinden söküp yürüttüğümüzde yeryüzünün dümdüz olduğunu göreceksin ve o gün geride tek bir kişi bile bırakmadan insanların hepsini bir araya toplayacağız.
48Ve insanlar Rablerinin huzuruna sıra sıra getirilecekler. Biz de onlara diyeceğiz ki: “Bakın sizi daha önce nasıl yarattıysak öylece teker teker huzurumuza geldiniz, oysa siz, bizim böyle bir buluşmayı gerçekleştiremeyeceğimizi zannediyordunuz.”
49Sonunda tutulan kayıtlar amel defterleri ortaya konulduğunda günahkârların orada yazılanlardan dehşete düşüp şöyle dediklerini görürsün: “Eyvahlar olsun bize bu nasıl bir kitapmış ki büyük küçük dememiş ne varsa hepsini sayıp dökmüş.” Ve yapıp ettikleri her şeyi orada kayıtlı bulacaklar. Zira senin Rabbin kimseye haksızlık etmez.
Açıklamalı meal
47Bugün kendilerini büyük gören müşrikler, ahirette bütün servet ve nüfuzlarını kaybetmiş bir şekilde Allah’ın huzuruna çıkıp hesap vereceklerini unutmasınlar. O gün geldiğinde dağları yerlerinden söküp yerle bir edeceğiz. Yeryüzünün dümdüz ve çırılçıplak hale geldiğini göreceksin. İşte O Gün istisnasız bütün insanları yeniden diriltip Mahşer Yeri’nde bir araya toplayacağız.
48İnsanlar birbiri ardınca dünyada iken hakimiyetini kabul etmek istemedikleri Rabbinin huzuruna sıra sıra saflar hâlinde getirilecekler. Rableri onlara şöyle diyecek: Evet, sizi daha önce nasıl yarattıysak bugün de yapayalnız huzurumuza geldiniz. Oysa size bu uyarıyı yapan elçimizi inkâr etmiştiniz. Dünyada iken çoğunuz huzurumuza çıkıp hesap vereceğinize inanmıyor ve sizin için bir buluşma zamanı tayin etmediğimizi ve yaptıklarınızın hesabını vermek üzere asla diriltilmeyeceğinizi iddia ediyordunuz değil mi?
49Ve o gün her insanın dünya hayatındaki bütün iyi ve kötü amellerin yazılı olduğu kitap önlerine konulacak. İşte o zaman suçlu günahkârların o kitapta olandan dolayı korku ve endişe içinde olduğunu göreceksin. Allah’ın davetini görmezden gelerek yaşamış olanlar amel defterlerindeki kayıtları görünce, dehşetle: " Vay başımıza gelenler! Eyvah! Bu nasıl bir defter ki, büyük küçük dememiş ne varsa her sözümüz kayda geçirilmiş" diye feryat edecekler. Böylece dünyadayken yaptıkları her şeyle yüzleşecekler. Gerçek şu ki, Rabbin hiç kimseye zerre kadar haksızlık etmez ve asla sebepsiz yere azap ederek cezalandırmaz.
Ayet 50
1 ayetKehf 50
وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ اَمْرِ رَبِّه۪ۜ اَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُٓ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُون۪ي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّۜ بِئْسَ لِلظَّالِم۪ينَ بَدَلًا ٥٠
Mushaf
Okunuş
50Veiẕ ḳulnâ lilmelâiketi-scüdû liâdeme fesecedû illâ iblîs. kâne mine-lcinni fefeseḳa ʿan emri rabbih. efetetteḫiẕûnehû veẕürriyyetehû evliyâe min dûnî vehüm leküm ʿadüvv. biʾse liżżâlimîne bedelâ.
Türkçe Meal
50Hani bir zamanlar meleklere:
– Adem’e secde edin/emrine amade olun demiştik, İblis dışında hepsi emre amade olmuşlardı. O, cinlerden idi ve Rabbinin emrine karşı geldi. Şimdi siz, o sizin düşmanınız olduğu halde onu ve soyunu benim dışımda dostlar mı ediniyorsunuz? Bu zalimler için ne kötü bir değiş tokuş!
Açıklamalı meal
50Ey Muhammed! Yoksul müminleri küçük gören kibirli müşriklere ibret olmak üzere, tıpkı kendileri gibi kibirlenip cezaya maruz kalan İblis ‘in kıssasını anlat! Vaktiyle biz Âdem’i yarattığımızda Meleklere: " Adem’e yaşatacağımız hayatta Adem’in üstünlüğünü kabul edip saygı gösterin, ona yardıma, hizmete hazır olun " diye emretmiştik. Bunun üzerine bütün melekler Bize secde ederek emrimize itaat edeceklerini gösterdiler. Fakat sadece İblis kibirlenip emrimize itaate yanaşmayıp karşı çıktı. İblis dışında hepsi üstünlüğünü kabul ettiler. Meleklerin arasında yaşamakta olan O İblis, aslen cinlerdendi ve rabbinin emrine karşı geldi. Ey müşrik ve kâfirler! Şimdi sizler İblis’in kibirlenip, Rabbinin emrine karşı çıkışı gibi benim dışımda İblis ve avenesine itaat ediyorsunuz öyle mi? Onu ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Düşmanınız olan şeytanın ve yandaşlarının yolunu mu izlemek niyetindesiniz. Oysa onlar sizin hem dünyanızı hem de ahiretinizi kaybettirmeye çalışan düşmanlarınızdır. Şimdi buna rağmen yine de İblis’in izinden giderek ne kötü bir değiş tokuş yapıyorsunuz? İnkârından ötürü sonsuz cehennemi hak etmekle kendine yazık eden zalimlerin yaptığı bu dost değişimi ne kötü bir tercihtir.
Ayet 51
1 ayetKehf 51
مَٓا اَشْهَدْتُهُمْ خَلْقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَا خَلْقَ اَنْفُسِهِمْۖ وَمَا كُنْتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلّ۪ينَ عَضُدًا ٥١
Mushaf
Okunuş
51Mâ eşhettühüm ḫalḳa-ssemâvâti velʾarḍi velâ ḫalḳa enfüsihim. vemâ küntü mütteḫiẕe-lmüḍillîne ʿaḍudâ.
Türkçe Meal
51Ben, İblis ve avenesini ne göklerin ve yerin yaratılışına şahit kıldım ne de kendilerinin yaratılışına. Ben insanları saptıran bu varlıkları hiç bir zaman kendime yardımcı da edinecek değilim.
Açıklamalı meal
51Ey müşrikler! Sizlere, Allah katında yardımcı olacağını iddia ettiğiniz şu varlıklar sanki yerin ve göğün yaratılışına tanık mı olmuşlar, sanki yaratıcılık güçleri mi var? Ne göklerin, ne yerin, ne de arasında olanların yaratılışlarında hiç kimsenin bir bilgisi ve payı olmadığı gibi, onlar yaratılışa tanık da olmadılar. Ben kâinatı yaratırken onlar ortada yoktu. Ben insanları yoldan çıkaran bu varlıkları hiçbir zaman görevli de kılmadım ve kendime yardımcı da edinmedim. Yarattıklarımız üzerinde hüküm koyma ve hükmetme yetkisi de vermedik. Böyleyken siz nasıl olur da sizin gibi yaratılmış varlıkların hükmüne boyun eğer ve onları benim ilahlığıma ortak koşarsınız?
İlgili ayetler
Ayet 52–53
2 ayetKehf 52
Kehf 53
وَيَوْمَ يَقُولُ نَادُوا شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ مَوْبِقًا ٥٢ وَرَاَ الْمُجْرِمُونَ النَّارَ فَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ مُوَاقِعُوهَا وَلَمْ يَجِدُوا عَنْهَا مَصْرِفًا۟ ٥٣
Mushaf
Okunuş
52Veyevme yeḳûlü nâdû şürakâiye-lleẕîne zaʿamtüm fedeʿavhüm felem yestecîbû lehüm veceʿalnâ beynehüm mevbiḳâ.
53Verae-lmücrimûne-nnâra feżannû ennehüm müvâḳiʿûhâ velem yecidû ʿanhâ maṣrifâ.
Türkçe Meal
52Ve o gün Allah, benim yetkilerime ortak olduğunu zannettiklerinizi çağırın diye onlara seslenecek, onları çağıracaklar fakat onlar bu çağrıya hiçbir cevap veremeyecekler. Çünkü biz onların arasına aşılamaz bir uçurum koymuşuzdur.
53Sonunda suçlular ateşi görünce onun içine düşeceklerini anladılar. Ama ondan kaçıp kurtulacak bir çare bulamayacaklar.
Açıklamalı meal
52O Hesap günü şeytanın izinden giderek şeytanları ve daha başkalarını dost edinen, böylece de Allah’a şirk koşarak Rablerine başkaldıran o müşriklere Allah şöyle seslenecek: " Haydi bakalım. Benim davetime karşı çıkıp arkasına düşüp ilah edindiğiniz ve yetkilerime ortak olduğunu iddia ettiğiniz ve şefaatçılarınız zannettiğiniz şu varlıkları yardımınıza çağırın. Yasa koyup insanları yönetme ve yasalara uymadığı için insanlara ceza verme konusunda Allah’a ortak kabul ettiklerinizi yardıma çağırın da, gelip sizi azaptan kurtarsınlar. Katımızda size yardımcı olacaklarını iddia ettiğiniz varlıklara dua edin de size yardım etsinler." diyeceğiz. Onları çağıracaklar fakat çağırdıklarından hiç ses çıkmayacak ve dünyadayken yasalarına uydukları sahte ilâhlar onların çağrısına cevap bile veremeyecekler. O zaman dualarınızın işe yaramadığını, medet umduğunuz varlıkların size yardım edemeyeceklerini anlayacaksınız. Çünkü Biz onlarla kendi aralarına ateşle doldurulmuş bir nefret perdesini andıran ve kavuşmalarına engel olan aşılamaz çukurlar koymuşuzdur.
53İşte dünyada uyarıları ciddiye almayıp şirke saplanan suçlular ateş çukurlarının başına getirildiklerinde ve tüm dehşetiyle ateşi karşılarında gördüklerinde, onun içine atılacaklarını anlayacaklar. Kurtulmak için çırpınacaklar fakat ondan kaçacak ne bir yer ne de kurtulacak bir çare bulamayacaklar.
Ayet 54–56
3 ayetKehf 54
Kehf 55
Kehf 56
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا ف۪ي هٰذَا الْقُرْاٰنِ لِلنَّاسِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ اَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلًا ٥٤ وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰى وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ اِلَّٓا اَنْ تَاْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ اَوْ يَاْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلًا ٥٥ وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَل۪ينَ اِلَّا مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَۚ وَيُجَادِلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ وَاتَّخَذُٓوا اٰيَات۪ي وَمَٓا اُنْذِرُوا هُزُوًا ٥٦
Mushaf
Okunuş
54Veleḳad ṣarrafnâ fî hâẕe-lḳurʾâni linnâsi min külli meŝel. vekâne-lʾinsânü ekŝera şeyʾin cedelâ.
55Vemâ meneʿa-nnâse ey yüʾminû iẕ câehümü-lhüdâ veyestagfirû rabbehüm illâ en teʾtiyehüm sünnetü-lʾevvelîne ev yeʾtiyehümü-lʿaẕâbü ḳubülâ.
56Vemâ nürsilü-lmürselîne illâ mübeşşirîne vemünẕirîn. veyücâdilü-lleẕîne keferû bilbâṭili liyüdḥiḍû bihi-lḥaḳḳa vetteḫaẕû âyâtî vemâ ünẕirû hüzüvâ.
Türkçe Meal
54Andolsun ki biz bu Kuran’da insanlar için her misali verdik. Fakat insanların çoğunun tek yaptığı tartışmaktır.
55İnsanlara doğru yol kılavuzu Kuran geldiği zaman, onları iman edip mümin olmaktan ve Rabblerinden günahlarının bağışlanmasını dilemekten alıkoyan tek şey; öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesini veya ahiret azabının getirilip gözlerinin önüne serilmesini istemeleridir.
56Oysa biz elçileri sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Gerçeği örtbas eden kâfirler ise aslı esası olmayan batıl inanç ve iddialara sarılarak hakikati Kuran’ı geçersiz kılmak için mücadele ederler ve ayetlerimizi ve uyarılarımızı hafife alarak alay ederler.
Açıklamalı meal
54Gerçek şu ki, insanlar için bu Kur’an’da şirkten ve cehennem azabından muhafaza edecek her şeyi açıkça ortaya koyduk. Akıllarını kullanıp düşünsünler diye her tür ibret verici örneği tekrar tekrar ve ayrıntılı biçimde ve delilleriyle açıkladık. Ne var ki bu delilleri reddetmelerinin bir sebebi olarak insanların çoğu her konuda kavga ve tartışmaya o kadar düşkün ki, inanmamakta ısrar ediyorlar. Ve ayetlerimiz üzerinde düşünüp gerçeğe ulaşmak yerine itiraz edip karşı çıkma ve körü körüne reddetme yolunu seçiyorlar.
55Nitekim kendilerine hidayet kaynağı olarak, doğru yolu gösteren kitap ve peygamberler gelmesine rağmen. İnsanları, iman etmekten ve Rablerinin kendilerini bağışlamasını dilemekten alıkoyan şey; geçmişteki atalarının inanç ve geleneklerini aynen uygulamaktan vazgeçmeyip helak olan kâfirler gibi davranmaları yahut ahiret azabının gözle görecek şekilde başlarına aniden gelmesini beklemeleri, fakat bu istekleri hemen gerçekleşmeyince de elçileri yalancılıkla itham etmeleridir.
56Oysa Biz peygamberleri ve kitabı azap ve helak vesilesi olarak göndermeyiz. Ancak iman eden kullarımızı cennetle müjdelemek ve bundan yüz çevirenleri de cehennem ateşiyle uyarmak için göndeririz. Fakat Allah’ın davetine başkaldırıp gerçeği örtbas eden kafirler ise aslı esası olmayan batıl inanç ve ideolojilerle, güya hakkı çürütmek ve Allah’ın ayetlerini hükümsüz kılıp ortadan kaldırmak için mücadele ederler. Hatta bununla da kalmaz zulme dayalı beşerî nizamların peşlerine düşüp ayetlerimizi ve kendilerine yapılan azap uyarılarını da alaya alırlar.
Ayet 57–59
3 ayetKehf 57
Kehf 58
Kehf 59
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ فَاَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِيَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُۜ اِنَّا جَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْرًاۜ وَاِنْ تَدْعُهُمْ اِلَى الْهُدٰى فَلَنْ يَهْتَدُٓوا اِذًا اَبَدًا ٥٧ وَرَبُّكَ الْغَفُورُ ذُو الرَّحْمَةِۜ لَوْ يُؤَاخِذُهُمْ بِمَا كَسَبُوا لَعَجَّلَ لَهُمُ الْعَذَابَۜ بَلْ لَهُمْ مَوْعِدٌ لَنْ يَجِدُوا مِنْ دُونِه۪ مَوْئِلًا ٥٨ وَتِلْكَ الْقُرٰٓى اَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِمْ مَوْعِدًا۟ ٥٩
Mushaf
Okunuş
57Vemen ażlemü mimmen ẕükkira biâyâti rabbihî feaʿraḍa ʿanhâ venesiye mâ ḳaddemet yedâh. innâ ceʿalnâ ʿalâ ḳulûbihim ekinneten ey yefḳahûhü vefî âẕânihim vaḳrâ. vein tedʿuhüm ile-lhüdâ feley yehtedû iẕen ebedâ.
58Verabbüke-lgafûru ẕü-rraḥmeh. lev yüâḫiẕühüm bimâ kesebû leʿaccele lehümü-lʿaẕâb. bel lehüm mevʿidül ley yecidû min dûnihî mevʾilâ.
59Vetilke-lḳurâ ehleknâhüm lemmâ żalemû veceʿalnâ limehlikihim mevʿidâ.
Türkçe Meal
57Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığında, ondan yüz çeviren ve önceden yaptıklarını unutan kimseden daha zalim kim olabilir? Bunlar kalplerinin üzerine Kuran’ı anlamamak için engel olacak perdeler gerdiler, kulakları ile duymak istemediler. Dolayısıyla sen onları doğru yola çağırsan da onlar asla doğru yola gelmezler.
58Bütün bunlara rağmen senin Rabbin yine de çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir. Eğer onları işledikleri günahlar dolayısıyla hemen cezalandıracak olsaydı onların azabını hızlandırır hemen cezalandırırdı. Fakat onların cezalandırılması için bir süre vardır. İşte o gün gelince Allah dışında bir sığınak asla bulamayacaklar.
59İşte kendilerine zulmedip yazık ettikleri için helak ettiğimiz ülkeler ortada, onlara da helak etmeden önce bir süre vermiştik.
Açıklamalı meal
57Kendisine Rabbinin ayetleri ulaştırıldıktan sonra onca nasihate karşı umursamaz davranıp yüz çeviren ve daha önceden işlediği günahlarını unutup görmezden gelen kimseden daha cahil ve zalim kim olabilir? Çünkü biz, yaratılış gayesi dışında yaşamaya kendini şartlandırmış nankörlerin kalplerinin üstüne Kur’an’ı anlamalarına engel olan manevî perdeler gerdik. Gerçekleri işitmemeleri için kulaklarına da manevi bir ön yargı yasası koyup sağırlık verdik. Ey Peygamber! Onların iman etmemelerine üzülme! Sen onları en ikna edici delillerle doğru yola davet etsen de fayda etmez. Çünkü bu inatçı tavırları devam ettiği müddetçe asla doğru yola gelmezler. Onların kalpleri iyice kararmış, basiretleri de körelmiş durumdadır.
58Bütün bunlara rağmen senin Rabbin gerçeği kavrayıp, şirkinden ve küfründen tövbe ederek doğruya yönelenler için çok bağışlayıcı ve sonsuz merhamet sahibidir. Şayet Rabbin dileseydi ve onları işledikleri günahlar yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı elbette cezalarını çoktan verirdi ve hepsini derhal helak ederdi. Fakat; onların cezalandırması için yasa ile belirlenmiş bir süre vardır. İşte o gün gelip de süre dolana kadar durumlarını düzeltmezlerse, Allah’ın azabından kaçıp kurtulmaları mümkün değildir ve sığınacak hiçbir yer de bulamazlar.
59Tıpkı şirk ve küfürleri sebebiyle sonsuz cehennemi hak etmekle kendilerine zulmedip yazık ettikleri için helak ettiğimiz nice toplumlara tanıdığımız süre gibi. Onların helâk edilmesi için de yollarını düzeltmeleri için önceden belirlenmiş bir zaman belirlemiştik.
Ayet 60–70
11 ayetKehf 60
Kehf 61
Kehf 62
Kehf 63
Kehf 64
Kehf 65
Kehf 66
Kehf 67
Kehf 68
Kehf 69
Kehf 70
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِفَتٰيهُ لَٓا اَبْرَحُ حَتّٰٓى اَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ اَوْ اَمْضِيَ حُقُبًا ٦٠ فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَبًا ٦١ فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتٰيهُ اٰتِنَا غَدَٓاءَنَاۘ لَقَدْ لَق۪ينَا مِنْ سَفَرِنَا هٰذَا نَصَبًا ٦٢ قَالَ اَرَاَيْتَ اِذْ اَوَيْنَٓا اِلَى الصَّخْرَةِ فَاِنّ۪ي نَس۪يتُ الْحُوتَۘ وَمَٓا اَنْسَان۪يهُ اِلَّا الشَّيْطَانُ اَنْ اَذْكُرَهُۚ وَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِۗ عَجَبًا ٦٣ قَالَ ذٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِۗ فَارْتَدَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمَا قَصَصًاۙ ٦٤ فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَٓا اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا ٦٥ قَالَ لَهُ مُوسٰى هَلْ اَتَّبِعُكَ عَلٰٓى اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًا ٦٦ قَالَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْرًا ٦٧ وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلٰى مَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ خُبْرًا ٦٨ قَالَ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ صَابِرًا وَلَٓا اَعْص۪ي لَكَ اَمْرًا ٦٩ قَالَ فَاِنِ اتَّبَعْتَن۪ي فَلَا تَسْـَٔلْن۪ي عَنْ شَيْءٍ حَتّٰٓى اُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْرًا۟ ٧٠
Mushaf
Okunuş
60Veiẕ ḳâle mûsâ lifetâhü lâ ebraḥu ḥattâ eblüga mecmeʿa-lbaḥrayni ev emḍiye ḥuḳubâ.
61Felemmâ belegâ mecmeʿa beynihimâ nesiyâ ḥûtehümâ fetteḫaẕe sebîlehû fi-lbaḥri serabâ.
62Felemmâ câvezâ ḳâle lifetâhü âtinâ gadâenâ. leḳad leḳînâ min seferinâ hâẕâ neṣabâ.
63Ḳâle eraʾeyte iẕ eveynâ ile-ṣṣaḫrati feinnî nesîtü-lḥût. vemâ ensânîhü ille-şşeyṭânü en eẕkürah. vetteḫaẕe sebîlehû fi-lbaḥr. ʿacebâ.
64Ḳâle ẕâlike mâ künnâ nebgi. ferteddâ ʿalâ âŝârihimâ ḳaṣaṣâ.
65Fevecedâ ʿabdem min ʿibâdinâ âteynâhü raḥmetem min ʿindinâ veʿallemnâhü mil ledünnâ ʿilmâ.
66Ḳâle lehû mûsâ hel ettebiʿuke ʿalâ en tüʿallimeni mimmâ ʿullimte ruşdâ.
67Ḳâle inneke len testeṭîʿa meʿiye ṣabrâ.
68Vekeyfe taṣbiru ʿalâ mâ lem tüḥiṭ bihî ḫubrâ.
69Ḳâle setecidünî in şâe-llâhü ṣâbirav velâ aʿṣî leke emrâ.
70Ḳâle feini-ttebaʿtenî felâ tesʾelnî ʿan şeyʾin ḥattâ uḥdiŝe leke minhü ẕikrâ.
Türkçe Meal
60Hani bir zamanlar Musa genç yoldaşına:
– İki denizin birleştiği yere ulaşmaya kararlıyım oraya ulaşmam yıllar sürse bile, demişti.
61O ikisi, iki denizin birleştiği yere ulaştıklarında balıklarını unuttular. O sırada balık denizde kaybolup gitti.
62İki denizin birleştiği yeri geçince Musa yanındaki gence:
– Haydi, azığımızı getir de yiyelim bu yolculuk bizi bir hayli yordu, dedi.
63– Gördün mü bak, hani biz kayanın dibinde mola vermiştik ya işte orada balığı unutmuşum, onu bana mutlaka şeytan unutturdu şaşılacak bir şekilde o da deniz de kaybolup gitti, dedi.
64Musa:
– İşte bizimde aradığımız tam orasıydı, dedi ve geldikleri yere izlerini takip ederek geri döndüler.
65Derken orada kendisine rahmet/vahiy verdiğimiz ve katımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan biriyle karşılaştılar.
66Musa ona:
– Sana öğretilen özel bilgiden hakikate ulaştıracak kadar bana öğretmen için seninle birlikte gelebilir miyim? Dedi.
67O da:
– Sen benimle birlikte olmaya katlanamazsın.
68– İç yüzünü bilmediğin şeylere nasıl katlanabilirsin ki? Dedi.
69– Allah’ın izniyle benim sabırlı olduğumu göreceksin ve senin yaptığın hiçbir işe karşı çıkmayacağım, dedi.
70– Eğer benimle geleceksen yaptığım işin iç yüzünü sana anlatıncaya kadar bana hiçbir şey sormayacaksın.
Açıklamalı meal
60Ey Muhammed! Mal ve sayı çokluğuna güvenerek müminleri küçük gören müşriklere ibret olmak üzere vaktiyle elçimiz Musa’nın yaşadığı şu olayı anlat. Umarım üzerinde dikkatli düşünür ve gereken dersleri çıkarırlar. Hani bir zamanlar Musa Allah’ın kendisine lütufta bulunup, üstün ilim bahşettiği âlim bir zat ile buluşmak ve onun bilgisinden istifade etmek amacıyla Yuşa bin Nun isimli arkadaşıyla birlikte yola koyulmuştu. Genç yol arkadaşına: " Ömrümün sonuna kadar yıllarca yürümem gerekse bile iki denizin birbirine birleştiği yere varıncaya dek yoluma devam edeceğim " demişti.
61Böylece dinlenmek için konakladıkları iki denizin birleştiği yere vardıklarında bu yerin aradıkları yer olduğunu fark etmeksizin bir kayanın dibinde mola verdiler. Fakat orada yemek için yanlarında bulundurdukları balıklarını kayalıkların yanında unuttular. Zaten o sırada balık da denize düşüp denizde kaybolmuştu.
62İki denizin birleştiği yeri geçince Musa yanındaki gence dedi ki: " Bu yolculuk bizi epeyce yordu. Azığımızı getir de yiyelim.
63Genç arkadaşı ona dedi ki: "Gördün mü! Hani en son dinlenmek için oturduğumuz kaya var ya. İşte orada balık şaşılacak biçimde denize düşüp kayboldu. Biz kayanın yanında mola verdiğimizde balığın kaçıp gittiğini sana söylemeyi unutmuşum. Bunu sana söylemeyi de galiba şeytan bana unutturdu dedi.
64Bunun üzerine Musa heyecanla: " İşte aradığımız yer olan buluşma noktası orasıydı " dedi. Böylece geldikleri yoldan sevinç içinde geriye doğru yürümeye başladılar.
65Derken orada kullarımızdan kendisine katımızdan bir bilgelik ve rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan üstün bir ilim öğrettiğimiz bir kulumuzla karşılaştılar.
66Musa hemen ona: " Yaşanmakta olanların gerçek mahiyetini öğrenmek ve doğru karar verebilmem için Allah tarafından sana öğretilen bu özel ilimden, bana da öğretmen ve bu konuda beni eğitmen için seninle birlikte gelebilir miyim?” diye sordu.
67İlim verdiğimiz o kişi de dedi ki: "Doğrusu sen benimle birlikteyken karşılaşacaklarımıza, olup biteceklere asla katlanıp sabredemezsin ve yaptıklarıma doğal olarak karşı çıkarsın.
68İç yüzünü etraflıca bilmediğin ve gerçek mahiyetini anlayamadığın işlere nasıl katlanabilirsin ki dedi."
69Musa da ona dedi ki: " İnşallah benim sabırlı biri olduğumu göreceksin ve hiçbir işte sana itiraz etmeyeceğim."
70Bunun üzerine ilim verdiğimiz kulumuz da Musa’ya dedi ki: " Şayet benimle birlikte gelip bana uyacaksan hangi konuda olursa olsun ben sana o konuda bilgi verinceye kadar bana hiçbir şey sormayacaksın."
Ayet 71–73
3 ayetKehf 71
Kehf 72
Kehf 73
فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَا رَكِبَا فِي السَّف۪ينَةِ خَرَقَهَاۜ قَالَ اَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ اَهْلَهَاۚ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـًٔا اِمْرًا ٧١ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْرًا ٧٢ قَالَ لَا تُؤَاخِذْن۪ي بِمَا نَس۪يتُ وَلَا تُرْهِقْن۪ي مِنْ اَمْر۪ي عُسْرًا ٧٣
Mushaf
Okunuş
71Fenṭaleḳâ. ḥattâ iẕâ rakibâ fi-ssefîneti ḫaraḳahâ. ḳâle eḫaraḳtehâ litugriḳa ehlehâ. leḳad ciʾte şeyʾen imrâ.
72Ḳâle elem eḳul inneke len testeṭîʿa meʿiye ṣabrâ.
73Ḳâle lâ tüâḫiẕnî bimâ nesîtü velâ türhiḳnî min emrî ʿusrâ.
Türkçe Meal
71Ve böylece yola koyuldular ve bir gemiye bindiler. Bilge kişi durduk yerde gemide bir delik açtı. Musa ona:
– Sen yolcuları boğmak için mi deldin? Sen gerçekten çok tehlikeli bir şey yaptın, dedi.
72– Bilge kişi:
– Ben sana benimle beraber olmaya katlanamazsın dememiş miydim? Diye cevap verdi.
73– Musa:
– Unuttuğum şeyden dolayı beni azarlama ne olur bu yolculuğumda bana zorluk çıkarma! Dedi.
Açıklamalı meal
71Mûsâ, özel ilimle donatılan ve özel görevler verilen bu kişinin şartlarını kabul etti. Böylece ikisi anlaştılar ve birlikte yola koyuldular. Nihayet bir kıyı şehrine varınca da yollarına devam etmek üzere gemiye bindiler. Gemiden inecekleri sırada, âlim zat geminin hasarlanıp su alması için tabanındaki tahtalardan birkaçını söktü ve gemiyi deldi. Bunun üzerine Musa: "Sen içindeki yolcuları boğmak için mi gemiyi deldin? Andolsun sen çok kötü bir şey yaptın. Bu yaptığın hiç de doğru olmayan bir iştir " dedi.
72Kendisine ilim verilmiş olan kişi de Musa’ya verdiği sözü hatırlatarak: "Ben, sana benimle birlikte olmaya katlanamazsın dememiş miydim?" diye cevap verdi.
73Musa özür dileyerek dedi ki: " Bir an sözümü unuttum, boş bulunup sordum. Unuttuğum şeyden dolayı beni azarlama ve bilginden yararlanma konusunda bana güçlük çıkarma!"
İlgili ayetler
Ayet 74–78
5 ayetKehf 74
Kehf 75
Kehf 76
Kehf 77
Kehf 78
فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَا لَقِيَا غُلَامًا فَقَتَلَهُۙ قَالَ اَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍۜ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـًٔا نُكْرًا ٧٤ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْرًا ٧٥ قَالَ اِنْ سَاَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْن۪يۚ قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنّ۪ي عُذْرًا ٧٦ فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَيَٓا اَهْلَ قَرْيَةٍۨ اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا ف۪يهَا جِدَارًا يُر۪يدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُۜ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْرًا ٧٧ قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَيْن۪ي وَبَيْنِكَۚ سَاُنَبِّئُكَ بِتَاْو۪يلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا ٧٨
Mushaf
Okunuş
74Fenṭaleḳâ. ḥattâ iẕâ leḳiyâ gulâmen feḳatelehû ḳâle eḳatelte nefsen zekiyyetem bigayri nefs. leḳad ciʾte şeyʾen nükrâ.
75Ḳâle elem eḳul leke inneke len testeṭîʿa meʿiye ṣabrâ.
76Ḳâle in seeltüke ʿan şeyʾim baʿdehâ felâ tüṣâḥibnî. ḳad belagte mil ledünnî ʿuẕrâ.
77Fenṭaleḳâ. ḥattâ iẕâ eteyâ ehle ḳaryetin-staṭʿamâ ehlehâ feebev ey yüḍayyifûhümâ fevecedâ fîhâ cidâray yürîdü ey yenḳaḍḍa feeḳâmeh. ḳâle lev şiʾte letteḫaẕte ʿaleyhi ecrâ.
78Ḳâle hâẕâ firâḳu beynî vebeynik. seünebbiüke biteʾvîli mâ lem testeṭiʿ ʿaleyhi ṣabrâ.
Türkçe Meal
74Tekrar yola koyuldular derken bir oğlan çocuğuna rastladılar ve o kişi tuttu çocuğu oracıkta öldürüverdi. Musa:
– Masum bir çocuğu sebepsiz yere niye öldürdün gerçekten yaptığın iş çok kötü, dedi.
75– Ben sana, benimle birlikte olmaya katlanamazsın dememiş miydim? Dedi.
76– Musa:
– Bundan sonra sana bir şey soracak olursam artık benimle arkadaşlık etme! Zaten sana karşı özür dileyecek yüzüm kalmadı, dedi.
77Bunun ardından yeniden yola koyuldular. Nihayet bir kasabanın halkıyla karşılaştılar ve onlardan yiyecek istediler. Fakat halk onlara konukseverlik göstermedi. Orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler ve o kişi duvarı hemen onarıp doğrulttu. Musa ona:
– Eğer isteseydin bunun karşılığında bir ücret alabilirdin, dedi.
78Bilge kişi:
– Artık seninle benim ayrılma vaktimiz geldi ama katlanamayıp müdahale ettiğin olayların iç yüzünü sana açıklayacağım, dedi.
Açıklamalı meal
74Mûsâ’nın özrü kabul edilince, gemiden inip yeniden yola koyuldular. Nihayet yol üstünde bir erkek çocuğa rastladıklarında alim zat sorgusuz sualsiz hemen oracıkta onu öldürdü. Bunun üzerine Musa öfkeyle: " Bir başka cana karşılık olmaksızın sebepsiz yere suçsuz birinin canına nasıl kıyarsın? Doğrusu çok kötü bir şey yaptın!" dedi.
75Kendisine ilim verilmiş olan âlim zat tekrar Musa’ya dönüp yolculuğun başındaki sözü hatırlatarak: " Ben sana, benimle birlikte olmaya katlanamazsın dememiş miydim?" dedi.
76Musa hemen kendini toplayıp dedi ki: " Bana son bir şans daha ver. Bundan sonra sana bir şey soracak olursam artık benimle arkadaşlık yoldaşlık etme. Zaten senden özür dileyecek yüzüm de kalmadı dedi ve yollarına devam ettiler.
77Bunun ardından yeniden yola koyuldular. Karınları acıkmıştı. Nihayet yol üzerinde uğradıkları bir kasaba halkının yanına varıp onlardan biraz yiyecek istediler. Ancak belde halkı, onları misafir etmekten kaçındı ve onlara yiyecek vermedi. Orada dolaşırken geçmekte oldukları bir sokakta yıkılmak üzere bir duvara rastladılar ve bilge kişi yıkılmak _üzere olan duvarı hemen onarıp sağlamlaştırdı. Musa yine konuşmadan edemedi ve dedi ki: " Bu işe karşılık bir ücret isteseydin, fena mı olurdu? Hem bu sayede karnımızı da doyurmuş olurduk "
78Bunun üzerine âlim zat Musa’ya dedi ki: " Üç hadise yaşadık, söz vermene rağmen –balığı unuttuğun gibi– üçünde de verdiğin sözü unuttun. Artık yollarımızı ayırmanın zamanı geldi. Şimdi sana, katlanamayıp müdahale ettiğin olayların içyüzünü tek tek açıklayacağım.
İlgili ayetler
Ayet 79–82
4 ayetKehf 79
Kehf 80
Kehf 81
Kehf 82
اَمَّا السَّف۪ينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاك۪ينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَاَرَدْتُ اَنْ اَع۪يبَهَا وَكَانَ وَرَٓاءَهُمْ مَلِكٌ يَاْخُذُ كُلَّ سَف۪ينَةٍ غَصْبًا ٧٩ وَاَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ اَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَش۪ينَٓا اَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًاۚ ٨٠ فَاَرَدْنَٓا اَنْ يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِنْهُ زَكٰوةً وَاَقْرَبَ رُحْمًا ٨١ وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَت۪يمَيْنِ فِي الْمَد۪ينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحًاۚ فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْر۪يۜ ذٰلِكَ تَاْو۪يلُ مَا لَمْ تَسْطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًاۜ۟ ٨٢
Mushaf
Okunuş
79Emme-ssefînetü fekânet limesâkîne yaʿmelûne fi-lbaḥri feerattü en eʿîbehâ vekâne verâehüm meliküy yeʾḫuẕü külle sefînetin gaṣbâ.
80Veemme-lgulâmü fekâne ebevâhü müʾmineyni feḫaşînâ ey yürhiḳahümâ ṭugyânev veküfrâ.
81Feeradnâ ey yübdilehümâ rabbühümâ ḫayram minhü zekâtev veaḳrabe ruḥmâ.
82Veemme-lcidâru fekâne ligulâmeyni yetîmeyni fi-lmedîneti vekâne taḥtehû kenzül lehümâ vekâne ebûhümâ ṣâliḥâ. feerâde rabbüke ey yeblügâ eşüddehümâ veyestaḫricâ kenzehümâ. raḥmetem mir rabbik. vemâ feʿaltühû ʿan emrî. ẕâlike teʾvîlü mâ lem tesṭiʿ ʿaleyhi ṣabrâ.
Türkçe Meal
79– Gemiden başlayalım. O gemi, geçimlerini denizden sağlayan engelli kişilere aitti. Onu hasarlı hale getirmek istedim zira onların varacağı yerde gördüğü her sağlam gemiye el koyan bir hükümdar vardı.
80– Öldürdüğüm çocuğa gelince; onun ana babası mümin kimseler idi. Çocuğun, ana babasını azgınlık ve küfre sürüklemesinden endişe ettik.
81– Böylece Rablerinin onlara ahlakça daha temiz, ondan daha iyi, sevgi ve şefkat olarak onlara daha yakın bir evlat vermesini istedik.
82– Gelelim duvara: Duvar şehirde yaşayan iki yetim çocuğa aitti. Duvarın altında da o çocuklara ait bir define vardı. Babaları da temiz ve iyi bir insandı. Rabbin, onların ergenlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak bu defineyi çıkarmalarını istedi. Dolayısıyla bütün bunları ben, kendiliğimden yapmış değilim. İşte senin bir türlü katlanamadığın olayların iç yüzü budur.
Açıklamalı meal
79Gemi olayından başlayalım. O sağlam olarak gördüğün gemi, denizde çalışan birtakım engelli kimselere aitti. Ben onu özellikle hasarlı hale getirdim. Çünkü onların varacağı yerde gördüğü her sağlam gemiye zorla el koyan ve sahiplerini esir eden zalim bir kral vardı. Bu yüzden onu birazcık delip kusurlu hale getirdim ki hükümdar el koymasın.
80Öldürdüğüm gence gelince: Onun anne babası yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinmiş, O’nun davetine iman etmiş mü’min kimselerdi. O gencin anne ve babasına derin acılar yaşatması sebebiyle öldürülmesi gerektiği bilgisi bana ulaştırılmıştı. Biz onun ileride ana babasını azgınlığa ve küfre sürükleyeceğinden endişe ettik.
81Böylece Rablerinin bu gencin yerine kendilerine ahlakça daha temiz ve daha merhametli evlat vermesini istedik. Allah, onlara bu çocuk yerine hayırlı ve merhametli bir evlat nasip etsin.
82Yıkılmak üzere olan duvara gelince: O duvar şehirdeki iki yetim çocuğun evlerinin duvarı idi ve duvarın altında onlara ait anne ve babasından miras kalmış bir hazine vardı. Babaları da yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinip O’na iman etmiş temiz ve iyi bir insandı. Eğer yıkılsaydı insanlar hazineyi fark eder ve çocuklardan gasp ederlerdi. Rabbin onların erişkin birer insan olunca ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerine kavuşmalarını diledi. Bunun için de duvarın bir müddet daha ayakta kalması gerekiyordu. Bu yüzden, rabbin, çocuklar büyüyüp kendi mallarına sahip çıkıncaya kadar duvarın sağlam kalmasını istedi. Demek ki, biz o duvarı düzeltmekle, misafirlerinden bir lokma yiyeceği esirgeyecek derecede alçalan o kasaba halkına mükâfat değil, ceza vermiş olduk ve aynı zamanda, yetimlere ait hazinenin korunmasını sağladık. Dolayısıyla ben bütün bunları kendi irademle yapmadım. İşte senin sabredemeyip katlanamadığın işlerin iç yüzü ve merak ettiğin soruların cevapları bunlardır. Musa’nın bu yaşadıkları ile Allah bizlere karşılaşılan yahut yaşanılan olayları içyüzünü peygamberlerin dahi bilip anlayamayacağı gerçeğini bildirmektedir. Şimdi sen düşün! Rabbin sana muhakeme yürütmen, olayların arka perdesini Allah’a bırakman gerektiği hakkında iman etmen için örnekler veriyor. Senin akıl yürütmeni, muhakemene kurmanı istiyor.
Ayet 83–88
6 ayetKehf 83
Kehf 84
Kehf 85
Kehf 86
Kehf 87
Kehf 88
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِۜ قُلْ سَاَتْلُوا عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْرًاۜ ٨٣ اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْاَرْضِ وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًاۙ ٨٤ فَاَتْبَعَ سَبَبًا ٨٥ حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًاۜ قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْنًا ٨٦ قَالَ اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ اِلٰى رَبِّه۪ فَيُعَذِّبُهُ عَذَابًا نُكْرًا ٨٧ وَاَمَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُ جَزَٓاءًۨ الْحُسْنٰىۚ وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ اَمْرِنَا يُسْرًاۜ ٨٨
Mushaf
Okunuş
83Veyesʾelûneke ʿan ẕi-lḳarneyn. ḳul seetlû ʿaleyküm minhü ẕikrâ.
84İnnâ mekkennâ lehû fi-lʾarḍi veâteynâhü min külli şeyʾin sebebâ.
85Feetbeʿa sebebâ.
86Ḥattâ iẕâ belega magribe-şşemsi vecedehâ tagrubü fî ʿaynin ḥamietiv vevecede ʿindehâ ḳavmâ. ḳulnâ yâ ẕe-lḳarneyni immâ en tüʿaẕẕibe veimmâ en tetteḫiẕe fîhim ḥusnâ.
87Ḳâle emmâ men żaleme fesevfe nüʿaẕẕibühû ŝümme yüraddü ilâ rabbihî feyüʿaẕẕibühû ʿaẕâben nükrâ.
88Veemmâ men âmene veʿamile ṣâliḥan felehû cezâen-lḥusnâ. veseneḳûlü lehû min emrinâ yüsrâ.
Türkçe Meal
83Sana Zülkarneyn’i soruyorlar. De ki:
– Onunla ilgili size bir takım bilgiler vereceğim.
84Gerçekten biz ona yeryüzünde geniş imkânlar güç ve kudret verdik ve ona muhtaç olduğu her şeye ulaşma imkânı ve yollarını bahşettik.
85O da sahip olduğu imkânlarla yola koyuldu.
86Nihayet güneşin battığı yere varınca, orada gördü ki güneş sanki kara balçıklı bir suya batıyor. Orada bir toplum buldu. Ona dedik ki: Ey Zülkarneyn, istersen onları cezalandırır; istersen iyi davranırsın.
87Zülkarneyn şöyle dedi:
– Kim, kötülük ve zulüm yaparsa onu biz cezalandırırız, zamanı geldiğinde de Rabbine döndürülür. Rabbi de onu korkunç bir azapla cezalandırır.
88Fakat kim de iman eder ve güzel işler yaparsa, ona da karşılık olarak güzel bir mükâfat vardır ve biz ona her türlü kolaylığı sağlayacağız.
Açıklamalı meal
83Ey Peygamber! Sana bir zamanlar yeryüzünün doğusuna ve batısına hükmetmiş adil ve güçlü bir hükümdar ve salih bir kul olan Zülkarneyn’i soruyorlar. De ki: " Şimdi ben size ders almanız için onun hakkında bana bildirilenleri bahsedeceğim."
84Allah buyuruyor ki, Gerçekten biz ona yeryüzünde geniş imkânlar, güç ve iktidar bahşettik ve ona ihtiyacı olan her şeye ulaşma imkânı lütfettik ve gideceği yerlerin bilgisini verip yollarını gösterdik.
85O da sahip olduğu bu bilgi ve güç ile görevlerini yerine getirmek üzere bir yola koyuldu.
86Nihayet arka arkaya ülkeler fethederek batıya doğru giderek güneşin battığı yere ulaştı. Gidebildiği en uzak yere ulaştığında güneşi sanki koyu bulanık balçıklı bir suya batar vaziyette gördü. Zülkarneyn orada müşrik, ahlaksız bir kavim ile karşılaştı. Bunun üzerine biz de ona şöyle buyurduk: "Ey Zülkarneyn! İstersen savaşıp onları cezalandırırsın, istersen de merhamet edip iyi davranırsın.
87Zülkarneyn de onlara dedi ki: " Her kim şirk inancında direnirse ve Allah’ın daveti olan doğru yolda yaşamayı reddedip zulüm ve haksızlık yaparsa onu dünyada cezalandıracağız. Sonra Hesap Günü gelince o kimseler Rabbinin huzuruna çıkarılacak. Ve Rabbimde onu korkunç azapla cezalandırılacak.
88Ancak iman edip, o imana yaraşır güzel işler yapanlara ve yaratılış sebebine uygun yaşamak gayreti içinde olanlara gelince. Onlar Allah’a yönelmelerine karşılık olarak ahirette en güzel ikramlarla mükâfatlandırılacaklar. Ve biz bu gayretleri sırasında yardım edip onlara her türlü kolaylığı göstereceğiz.
Ayet 89–92
4 ayetKehf 89
Kehf 90
Kehf 91
Kehf 92
ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا ٨٩ حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْرًاۙ ٩٠ كَذٰلِكَۜ وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا ٩١ ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا ٩٢
Mushaf
Okunuş
89Ŝümme etbeʿa sebebâ.
90Ḥattâ iẕâ belega maṭliʿa-şşemsi vecedehâ taṭlüʿu ʿalâ ḳavmil lem necʿal lehüm min dûnihâ sitrâ.
91Keẕâlik. veḳad eḥaṭnâ bimâ ledeyhi ḫubrâ.
92Ŝümme etbeʿa sebebâ.
Türkçe Meal
89Sonra sahip olduğu imkânlarla yola koyuldu.
90Sonunda, güneşin hiç batmadığı bir yere vardığında onlar için güneşe karşı bir örtü/gece yapmadığımız ve güneşin sürekli üzerlerine doğduğu bir toplum buldu.
91O’nun güç ve bilgisi işte böyle, zira biz O’nun sahip olduğu her şeyi kapsamlı olarak biliyorduk.
92Sonra başka bir yola daha koyuldu.
Açıklamalı meal
89Zülkarneyn, batıda işini bitirdikten bir süre sonra oradan ayrılıp yeni bir görev için doğuya doğru yine yola koyuldu.
90Nihayet güneşin doğduğu yöne doğru ulaşabildiği en son yere ulaştı. Oraya varınca güneşin üzerlerinden hiç eksik olmadığı ve gölgelik yapacak bir bitki örtüsünden mahrum bir coğrafyada yaşadıkları için kendilerini güneşten muhafaza edecek çadır ve yapılara sahip olmayan bir kavim ile karşılaştı. Zülkarneyn batıdakileri eğittiği gibi bunları da eğitti.
91İşte Zülkarneyn böylesine güçlü bir hükümranlığa sahipti. Biz, Zülkarneyn’e buralara ve böylesi toplumlara ulaşabilecek kadar ilim, güç ve imkân vermiştik. Onun sahip olduğu her şeyi ve neler yapıp ettiğini bütün ayrıntısıyla biliyorduk ve bahşettiklerimizin sınırını ve neler olduğunu da Biz biliriz.
92Zülkarneyn batıya da doğuya da hâkim olduktan sonra başka bir yola daha koyuldu.
Ayet 93–97
5 ayetKehf 93
Kehf 94
Kehf 95
Kehf 96
Kehf 97
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْمًاۙ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلًا ٩٣ قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَاْجُوجَ وَمَاْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا ٩٤ قَالَ مَا مَكَّنّ۪ي ف۪يهِ رَبّ۪ي خَيْرٌ فَاَع۪ينُون۪ي بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًاۙ ٩٥ اٰتُون۪ي زُبَرَ الْحَد۪يدِۜ حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُواۜ حَتّٰٓى اِذَا جَعَلَهُ نَارًاۙ قَالَ اٰتُون۪ٓي اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًاۜ ٩٦ فَمَا اسْطَاعُٓوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا ٩٧
Mushaf
Okunuş
93Ḥattâ iẕâ belegae beyne-sseddeyni vecede min dûnihimâ ḳavmel lâ yekâdûne yefḳahûne ḳavlâ.
94Ḳâlû yâ ẕe-lḳarneyni inne yeʾcûce vemeʾcûce müfsidûne fi-lʾarḍi fehel necʿalü leke ḫarcen ʿalâ en tecʿale beynenâ vebeynehüm seddâ.
95Ḳâle mâ mekkennî fîhi rabbî ḫayrun feeʿînûnî biḳuvvetin ecʿal beyneküm vebeynehüm radmâ.
96Âtûnî zübera-lḥadîd. ḥattâ iẕâ sâvâ beyne-ṣṣadefeyni ḳâle-nfüḫû. ḥattâ iẕâ ceʿalehû nâran ḳâle âtûnî üfrig ʿaleyhi ḳiṭrâ.
97Feme-sṭâʿû ey yażherûhü veme-steṭâʿû lehû naḳbâ.
Türkçe Meal
93Sonunda iki dağ arasında bir mevkiye vardı. Dağın ötesinde hiç söz anlamaz laf dinlemez bir toplum buldu.
94Ey Zülkarneyn, dediler, Ye’cüc ve Me’cüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir set yapman karşılığında sana vergi verelim mi?
95Zülkarneyn:
– Rabbimin bana verdiği konum ve imkânlar sizin vereceğinizden daha değerlidir, haydi bana kuvvetinizle destek olun da sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım.
96– Bunun için bana demir kütleleri getirin. Nihayet iki dağın arası dolup düzleşince onlara:
– Ateşi körükleyin, dedi. Sonunda demir eriyip akkor haline gelince:
– Bana erimiş bakır getirin onun üzerine dökeyim, dedi.
97Bundan sonra düşmanları ne o seddi aşabildi ne de orada bir gedik açabildi.
Açıklamalı meal
93Zülkarneyn yönünü değiştirip, yoluna devam ederken nihayet iki dağ arasında bir mevkiye vardı. Dağın eteğinde kendi dillerinden başka bir dil bilmedikleri için çok farklı bir dil ile konuşan ve neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir topluluğa ulaştı. Bunlar çok az da olsa onun konuştuğu dili zor da olsa anlıyorlardı.
94Onlarla anlaşmanın bir yolunu bulan Zülkarneyn’e dediler ki: "Ey Zulkarneyn! Doğrusu Ye’cuc ve Me’cuc sürekli aramıza sızıp, memleketimizde fesat çıkarıyor ve bozgunculuğa sebep oluyorlar. Bizimle onların arasına bir set yapıp kurtarman karşılığında sana vergi verelim mi?"
95Zülkarneyn de onlara dedi ki: " Vergiye gerek yok. Rabbimin bana verdiği ilim güç ve nimet sizin bana vereceğiniz vergiden çok daha değerlidir. Siz bana işçi ve malzeme verin. Sadece beden ve iş gücüyle yardım edin. Ben de sizinle onların arasına istediğiniz gibi sağlam aşılmaz bir engel yapayım.
96Şimdi bana demir madeninin kütleleri getirin." İşçiler iki dağın arasını getirilen demir kütleleriyle doldurunca odunlarla ateş yakıldı. Zülkarneyn onlara: "Ateşi körükleyin" dedi ve ateşi körüklerle güçlendirerek, demir madenini eritti. Sonunda demir külçeleri iyice eriyip akkor haline gelince: "Şimdi de bana diğer tarafta eritilmekte olan bakırı getirip, üzerine dökün " dedi.
97Böylece arada aşılması mümkün olmayan bir set yaptı. İşte bundan sonra Ye’cuc ve Me’cuc ne o seddi ne aşabildi ne de oradan bir delik açabildi.
Ayet 98–102
5 ayetKehf 98
Kehf 99
Kehf 100
Kehf 101
Kehf 102
قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪يۚ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي جَعَلَهُ دَكَّٓاءَۚ وَكَانَ وَعْدُ رَبّ۪ي حَقًّاۜ ٩٨ وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ ف۪ي بَعْضٍ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًاۙ ٩٩ وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِر۪ينَ عَرْضًاۙ ١٠٠ اَلَّذ۪ينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ ف۪ي غِطَٓاءٍ عَنْ ذِكْر۪ي وَكَانُوا لَا يَسْتَط۪يعُونَ سَمْعًا۟ ١٠١ اَفَحَسِبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَاد۪ي مِنْ دُون۪ٓي اَوْلِيَٓاءَۜ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ نُزُلًا ١٠٢
Mushaf
Okunuş
98Ḳâle hâẕâ raḥmetüm mir rabbî. feiẕâ câe vaʿdü rabbî ceʿalehû dekkâʾ. vekâne vaʿdü rabbî ḥaḳḳâ.
99Veteraknâ baʿḍahüm yevmeiẕiy yemûcü fî baʿḍiv venüfiḫa fi-ṣṣûri fecemaʿnâhüm cemʿâ.
100Veʿaraḍnâ cehenneme yevmeiẕil lilkâfirîne ʿarḍâ.
101Elleẕîne kânet aʿyünühüm fî giṭâin ʿan ẕikrî vekânû lâ yesteṭîʿûne semʿâ.
102Efeḥasibe-lleẕîne keferû ey yetteḫiẕû ʿibâdî min dûnî evliyâʾ. innâ aʿtednâ cehenneme lilkâfirîne nüzülâ.
Türkçe Meal
98Zülkarneyn:
– İşte bu bana Rabbimin bir lütfudur. Rabbimin vaadi geldiği zaman onu yerle bir edecektir, Zira Rabbimin vaadi haktır, dedi.
99O gün gelince biz onları dalgalar halinde birbirlerine çarparak çalkanır şekilde kendi hallerine terk edeceğiz ve sura yeniden üflenince de hepsini bir araya toplayacağız.
100Ve o gün, gerçeği örtbas eden kâfirleri cehennemle yüz yüze getireceğiz.
101Çünkü onlar dünyadayken zikrime/Kuran’a karşı kör kesilmişler ve ayetlerimi duymaya da tahammül edemiyorlardı.
102Gerçekleri örtbas eden kâfirler kullarımı benimle aralarına evliya koyup kurtulabileceklerini mi zannediyorlar. İşte biz cehennemi bu kâfirler için bir konak olarak hazırladık.
Açıklamalı meal
98Zülkarneyn seddin bitmesinin ardından halkı toplayıp onlara dedi ki: " Bu olanlar bana, Rabbimden bir lütuftur. Bunun yapılmasının bilgisini ve gücünü lütfeden Rabbime şükürler olsun. Artık güvendesiniz ama unutmayınız ki Rabbim kıyamet vakti geldiğinde onu yerle bir eder. Rabbimin kıyamet vaadi gerçektir ve o gün mutlaka gelecektir."
99O gün insanları birbirleri içinde dalgalanır gibi çalkalanır halde bırakırız. Onlar da korku ve dehşet içinde oradan oraya koşuşup dururlar. Nihayet Sur’a bir kere daha üflenir ve artık onların hepsini bir araya toplarız.
100İşte o gün Allah’ın davetinden yüz çeviren kâfirleri cehennemle yüz yüze getireceğiz.
101Çünkü onlar dünyadayken hakikate karşı kör kesilip Kur’an’dan yüz çeviriyordu. Ve beni hatırlatan âyetlere karşı kibir, önyargı ve inat örtüleriyle sanki gözleri perdelenmişti. Ayetlerimi duymaya bile tahammülleri yoktu.
102İnkâr edenler Allah’ın dostluğunu bırakıp, O’nun kullarını veliler edinerek onlardan yardım umuyorlardı. Yoksa o müşrikler, Beni ilâh edinmekle birlikte yaratmış olduğum kullarımı aralarına veliler koyarak, onların şefaati sayesinde kurtuluşa ereceklerini mi sanıyorlar? Kullarımın dostluğunun kendilerine bir fayda verebileceğini ya da kendilerini kurtaracağını mı sanıyorlar? Bazı varlıkları şefaatçi kabul edip onları Allah’a ortak koştukları halde cezasız kalacaklarını mı sanıyorlar? İşte biz böylesi kâfirlere cehennemi ebedî kalacakları bir yer olarak hazırladık.
Ayet 103–106
4 ayetKehf 103
Kehf 104
Kehf 105
Kehf 106
قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْاَخْسَر۪ينَ اَعْمَالًاۜ ١٠٣ اَلَّذ۪ينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا ١٠٤ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَٓائِه۪ فَحَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَلَا نُق۪يمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَزْنًا ١٠٥ ذٰلِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُٓوا اٰيَات۪ي وَرُسُل۪ي هُزُوًا ١٠٦
Mushaf
Okunuş
103Ḳul hel nünebbiüküm bilʾaḫserîne aʿmâlâ.
104Elleẕîne ḍalle saʿyühüm fi-lḥayâti-ddünyâ vehüm yaḥsebûne ennehüm yuḥsinûne ṣunʿâ.
105Ülâike-lleẕîne keferû biâyâti rabbihim veliḳâihî feḥabiṭat aʿmâlühüm felâ nüḳîmü lehüm yevme-lḳiyâmeti veznâ.
106Ẕâlike cezâühüm cehennemü bimâ keferû vetteḫaẕû âyâtî verusülî hüzüvâ.
Türkçe Meal
103De ki:
– Çalışma bakımından en çok ziyanda olanları size haber verelim mi?
104Bunlar, iyi şeyler yaptıklarını sandıkları halde dünyadaki tüm çabaları boşa gitmiştir.
105İşte onlar Rabblerinin ayetlerine inanmamış ve O’nunla buluşmasını hesaba katmamış böylece yaptığı onca şey boşa gitmiştir. Biz onların amellerini tartmaya dahi değer görmeyeceğiz.
106İşte onların cezası, inanmamaları, ayetlerimi ve elçilerimi hafife almalarından dolayı cehennemdir.
Açıklamalı meal
103Ey Peygamber de ki: "Ameller bakımından sizi cehenneme attıracak şeyleri ve kıyamet günü en çok ziyana uğrayacakları size haber verelim mi?
104Bunlar, bizim kalbimizde hiçbir kötülük yok deyip gerçekte iyi ve doğru işler yaptıklarını zanneden fakat dünya hayatındaki bütün emekleri ahirette boşa giden kimselerdir.
105İşte onlar dünya hayatının hesabını vermeyecekmiş gibi yaşamışlardı. Rablerinin ayetleri ile bildirdiği gerçekleri umursamayıp yalanlamış Hesap Günü’nü ve Allah’ın huzuruna çıkmayı hesaba katmayıp inkâr etmişlerdi. İşte bu yüzden de iyilik adına dünyada yaptıkları işler boşa gitmiştir. Artık kıyamet günü onların amellerini tartmak için bir teraziye bile gerek görmeyiz ve onlara hiçbir değer vermeyiz.
106İşte, hakikati inkâr ederek ayetlerimi ve peygamberlerimi alaya aldıkları için onların cezaları içerisinde ebedi kalacakları cehennem ateşidir.
İlgili ayetler
Ayet 107–108
2 ayetKehf 107
Kehf 108
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلًاۙ ١٠٧ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلًا ١٠٨
Mushaf
Okunuş
107İnne-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti kânet lehüm cennâtü-lfirdevsi nüzülâ.
108Ḫâlidîne fîhâ lâ yebgûne ʿanhâ ḥivelâ.
Türkçe Meal
107İman edip imanına yaraşır güzel işler yapanların ise, konuk edilecekleri yer en görkemli cennetler olacaktır.
108Orada kalıcıdırlar. Oradan ayrılmak istemeyecekler.
Açıklamalı meal
107İman edip salih ameller işleyenlerin konakları ise mükâfat olarak her türlü nimetlerle donatılmış Firdevs cennetleridir.
108Onlar Firdevs cennetlerinde sonsuza kadar kalacaklar, oradan hiç ayrılmak da istemeyecekler ve hiç çıkarılmayacaklardır.
Ayet 109
1 ayetKehf 109
قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبّ۪ي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّ۪ي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِه۪ مَدَدًا ١٠٩
Mushaf
Okunuş
109Ḳul lev kâne-lbaḥru midâdel likelimâti rabbî lenefide-lbaḥru ḳable en tenfede kelimâtü rabbî velev ciʾnâ bimiŝlihî mededâ.
Türkçe Meal
109De ki:
– Rabbimin kelimelerini/hükümlerini yazmak için bütün denizler mürekkep olsa hatta ona bir o kadar daha ilave etsek yine de denizler tükenir de Rabbimin kelimeleri tükenmezdi.
Açıklamalı meal
109Ey Peygamber! Bu hatırlatma ve uyarmayı yeterli görmeyip de daha fazla açıklama isteyenlere de ki: "Rabbimin ilim ve hikmet dolu sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, hatta o denizlere bir o kadarını daha üzerine ilave etsek denizler biter tükenir de Rabbimin sözleri bitip tükenmezdi."
İlgili ayetler
109Lokman 27
Ayet 110
1 ayetKehf 110
قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَدًا ١١٠
Mushaf
Okunuş
110Ḳul innemâ ene beşerum miŝlüküm yûḥâ ileyye ennemâ ilâhüküm ilâhüv vâḥid. femen kâne yercû liḳâe rabbihî felyaʿmel ʿamelen ṣâliḥav velâ yüşrik biʿibâdeti rabbihî eḥadâ.
Türkçe Meal
110De ki:
– Ben de yalnızca sizin gibi bir beşerim, şu var ki bana ilahınızın sadece tek bir ilah olduğu vahyediliyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi ve güzel işler yapsın ve Rabbine kullukta hiç kimseyi O’na şirk koşarak ortak etmesin!/Hiç kimseyi araya sokmasın!
Açıklamalı meal
110Ey Peygamber de ki: Ben de sizin gibi ölümlü bir insanım. Ancak bana Rabbimiz ve ilahımızın yalnız Allah olduğu ve şirk inancını terk edip sadece Allah’ın yasalarına uymanız gerektiği vahyolunuyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa O’nu razı edecek salih amel işlesin ve Allah’ın yasalarına uygun yaşamak için gayret etsin. Rabbine olan kullukta hiç kimseyi hiç kimseyi araya sokmasın ve O’na ortak etmesin. Kim Rabbinin rızasını kazanmak istiyorsa Allah’ın hükmünü bırakıp insanların hükmüne uyarak şirke girmesin ve O’ndan başkasından medet ummasın ve böylece de kula kulluk etmekten kurtulsun.
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Gâşiye, sonra Nahl indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla