Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Tarihsel Arka-Planı · Anafikir ve Konular
Adı: Sure adını 16. ayetten alır.
Nüzul Zamanı: Bu sure Habeşistan’a hicretten önce nazil olmuştur. Sahih hadislere göre, Hz. Cafer (r.a), Necaşi, muhacirleri sarayında topladığı zaman onun huzurunda bu sûrenin 1-40. ayetlerini okumuştur.
Tarihsel Arka-Planı: O dönemin şartlarına Kehf Suresi’nin giriş bölümünde de kısaca değinmiştik. Burada daha çok bu ve benzeri surelerin anlamını kavramamıza yardımcı olacak ayrıntılara yer vermek istiyoruz. Kureyş’in ileri gelenleri İslâmî hareketi alay ve küçümseme ile, tehditler yaparak, iftiralar atarak bastıramayacaklarını anlayınca işkence, maddi baskı ve ekonomik kısıtlamalara baş vurdular. Yeni müslümanları kabilelerinden ayırıyor, onlara işkence yapıyor, onları açlığa mahkum ediyor, hatta İslâm’dan vazgeçmeleri için onlara fiziksel baskı ve acı uyguluyorlardı. Bu işkencenin en zavallı kurbanları ise fakirler, köleler ve Kureyş’e sığınan yabancılardı. Örneğin, Bilal, Amir bin Füheyra, Ummi Ubeys, Zinnire, Ammar bin Yasir ve onun anne-babası. Bu zavallı insanlar dövülüyor, hapsediliyor aç ve susuz bırakılıyor ve Mekke’nin kaynar kumları üzerinde sürükleniyorlardı. Çoğu kimse vasıflı işçileri çalıştırıyor ve yaptıkları işin karşılığını vermiyordu. Buna örnek olarak Buhari ve Müslim’de yer alan Habbab b. Eret olayını gösterebiliriz.
“Mekke’de demircilik (nalbantlık) yapıyordum; bir keresinde As ibn Vail’in bir işini yaptım. Paramı almaya gittiğimde “Muhammed’den vazgeçmedikçe sana ücretini ödemeyeceğim” dedi.
Aynı bağlamda Habbab derki: “Bir gün Nebi (s.a) Kabe’nin gölgesinde oturuyordu. Ona gittim ve “Ey Allah’ın Rasûlu! İşkence son sınırına ulaştı. Niçin Allah’a dua etmiyorsun?” Nebi (s.a) buna çok kızdı. Dedi ki: “Sizden önce geçen müminler sizden daha çok acı çektiler. Onların kemikleri demir taraklarla tarandı, başları testere ile kesildi, fakat yine de imanlarından dönmediler. Seni temin ederim ki, Allah dinini tamamlayacaktır ve öyle bir zaman gelecek ki bir kimse Sana’dan Hadramut’a kadar yolculuk yapacak ve Allah’dan başka korkulacak hiçbir kimse ile karşılaşmayacaktır. Fakat siz sabırsızlığa düşüyorsunuz.” (Buhari)
Şartlar artık dayanılmaz hale geldiğinde, Peygamber (s.a) Peygamberliğinin 5. yılının Recep ayında ashabına şöyle bir tavsiyede bulundu: “Habeşistan’a hicret edebilirsiniz, çünkü orada hiç kimsye haksızlık yapılmasına izin vermiyen bir kral vardır. Onun ülkesinde hayır vardır. Allah size bu beladan bir kurtuluş verinceye kadar orada kalabilirsiniz.”
Bundan sonra ilk planda 11 erkek ve 4 kadın Habeşistan’a doğru yola çıktılar. Kureyşliler onları sahile kadar takip etti, fakat müslümanlar şans eseri olarak Şuaybiye limanında hemen Habeşistan’a gidecek olan bir gemiye rastladılar ve kurtuldular. Birkaç ay sonra bir grup mümin daha Habeşistan’a hicret etmiş ve sayıları, Kureyş’ten 83 erkek ve 11 kadın, Kureyşli olmayanlardan da 7 kişiye ulaşmıştı. Bundan sonra Mekke’de Peygamber’le (s.a) birlikte sadece 40 kişi kalmıştı.
Bu hicretten sonra Mekke’de “onları yakalayın” diye büyük bir feryat başladı. Çünkü Kureyşli her aile bu olaydan olumsuz bir şekilde etkilenmişti. Bir oğul, bir damat, bir kız, bir kızkardeş veya bir erkek kardeş kaybetmeyen hemen hemen hiç bir aile yoktu. Mesela, muhacirler arasında Ebu Cehil’in, Ebu Süfyan’ın ve müslümanlara yaptıkları işkencelerle meşhur Kureyş’in diğer ileri gelenlerinin yakın akrabaları da vardı. Örneğin Ebu Cehil’in kardeşi, Selma bin Hişam ve yeğeni Hişam bin Ebi Huzeyfe, Ayyaş bin Ebi Rabeyye, Ümmü Seleme, Ebu Süfyan’ın kızı Ümmü Habibe, Utbe’nin oğlu ve Hind’in kardeşi Ebu Huzeyfe, Suheyl bin Amr’ın kızı Sehile vs. Bu nedenle bazılarının İslâm’a düşmanlığı daha da artarken, bazıları bundan etkilenerek İslâmı kabul ediyordu. Mesela bu hicret Hz. Ömer üzerinde çok derin etkiler yaratmıştı. Onun akrabalarından biri olan Hasme’nin kızı Leyla şöyle anlatıyor: “Kocam Ambr b. Rebia gitmişti, ben de hicret için eşyalarımı hazırlıyordum. O sırada Ömer geldi ve ben yolculuk için hazırlanmakla meşgulken beni seyretmeye başladı.
Sonra “Sen de mi hicret edeceksin?” dedi. Ben de: “Evet, Allah’a andolsun siz bize çok işkence ettiniz. Fakat Allah’ın geniş arzı bizim için açıktır. Şimdi Allah’ın bize barış ve huzur ihsan edeceği bir yere gidiyoruz.” diye cevap verdim. O zaman Ömer’in yüzünde o güne dek görmediğim bir duygu ifadesi gördüm. Sadece “Allah sizinle beraber olsun” dedi ve gitti.”
Hicretten sonra Kureyşliler toplantılar yaptılar ve Ebu Cehil’in üvey kardeşi Abdullah ibni Ebi Rebia’yı ve Amr b. As’ı Necaşi’yi muhacirleri Mekke’ye geri iade etmeye ikna etmek üzere değerli hediyelerle Habeşistan’a göndermeye karar verdiler. Hz. Ümmü Seleme (Nebi’nin hanımlarından biri) muhacirler arasındaydı ve olayın bu kısmını şöyle anlatmıştır: “Kureyş’in bu iki akıllı sözcüsü Habeşistan’a ulaştıklarında değerli hediyeleri Necaşi’nin sarayındaki adamları arasında dağıttılar ve onları Necaşi’yi muhacirleri geri vermeye teşvik etmeleri için ikna ettiler. Daha sonra Necaşi’nin huzuruna çıktılar, ona da değerli hediyeler verip: “Şehrimizden bazı akılsız insanlar ülkenize sığınmış, liderlerimiz bizi, bu insanları geri iade etmenizi rica etmek üzere size gönderdiler. Bu sapıklar bizim inancımızdan döndüler, sizin dininize de girmediler, fakat yeni bir din icad ettiler,” dediler. Onlar konuşmalarını bitirir bitirmez, saray adamları onları destekledi ve: “Biz onları memleketlerine geri göndereceğiz, çünkü kendi kavimleri onları daha iyi bilir. Onları burada barındırmamız doğru değil. “Kral buna sinirlendi ve yeterli bir araştırma yapmadan onları geri vermeyeceğim. Bu insanlar başka bir ülkeye değil de benim ülkeme sığındıkları ve buraya barınmaya geldikleri için onlara ihanet etmeyeceğim. İlk önce onlara haber gönderip daha sonra bu insanların onlar hakkında öne sürdükleri suçlamaları araştıracağım. Sonra son kararımı vereceğim” dedi. Bundan sonra Kral Peygamber’in (s.a) ashabına haber gönderdi ve onları sarayına çağırdı.
Muhacirler Kral’ın gönderdiği haberi duyunca toplandı ve Kral’a ne söyleyeceklerini tartıştılar. Sonunda şu karara vardılar: “Kral’a Peygamberimizin (s.a) öğrettiklerini, ona hiçbir şey ekleyip eksiltmeden, bildirelim ve bizi ülkesinde barındırma veya dışarı atma kararını ona bırakalım.” Saraya geldiklerinde Kral hemen onlara şu soruyu yöneltti: “Kavminizin dininden çıkıp, ne benim inandığım dine, ne de varolan dinlerden hiçbirine girmediğinizi biliyorum. İnandığınız bu yeni dinin ne olduğunu bilmek istiyorum.” Bunun üzerine Cafer ibn Ebi Talib Muhacirler adına önceden hazırlanmadığı bir konuşma yaptı.
“Ey Kral! Biz cehalete batmış ve sapıtmıştık. İşte o zaman Muhammed (s.a) bize Allah’ın Rasûlü olarak geldi ve bizi islah etmek için elinden geleni yaptı. Fakat Kureyşliler ona uyanlara işkence etmeye başladılar. Bizde bu işkence ve acılardan kurtulmak amacıyla sizin ülkenize geldik.” Bu konuşmadan sonra Kral: “Allah tarafından sizin peygamberinize gönderilen vahiyden bir bölümünü oku!” dedi. Bunun üzerine Cafer, Meryem suresinin Yahya ve İsa (a.s) ile ilgili kıssayı anlatan bölümünü okudu. Kral bunu dinledi ve ağlamaya başladı, o denli ağladı ki sakalları gözyaşından ıslandı. Cafer (r.a) okumasını bitirdiğinde: “Muhakkak bu söz İsa’ya indirilen aynı kaynaktan geliyor. Allah’a andolsun sizi bunların eline teslim etmeyeceğim” dedi.
Ertesi gün Amr b. As, Necaşi’ye gitti ve şöyle dedi: “Onlara bir haber daha gönder ve onların Meryem oğlu İsa ile ilgili inançlarını sor, çünkü onlar onun hakkında kötü şeyler söylüyorlar.” Kral tekrar muhacirlere haber gönderdi. Muhacirler o zamana kadar Amr’ın düzenini öğrenmişlerdi. Tekrar bir araya geldiler ve Kral, Hz. İsa ile ilgili soruyu sorduğunda ne cevap vereceklerini tartıştılar. İçinde bulundukları durumun çok kritik olmasına ve hepsinin de bundan korkmalarına rağmen, bu konuda Allah’ın ve Rasûlü’nün kendilerine öğrettiği gerçekleri söylemeye karar verdiler. Saraya gittiklerinde, Kral onlara Amr İbn As’ın teklif ettiği soruyu sordu. Bunun üzerine Cafer b. Ebi Talib ayağa kalktı ve hiç tereddüt göstermeden cevap verdi: “O Allah’ın bir kulu ve elçisiydi. O bir Ruh ve Allah’ın Meryem’e ilka ettiği bir kelimesi idi” Kral yerden bir çöp aldı ve “Allah’a andolsun! İsa, sizin söylediğinizden ancak şu çöp kadar farklıdır” dedi. Bundan sonra Kral, Kureyş’in gönderdiği elçilere döndü ve: “Ben rüşvet kabul etmem”, dedi. Daha sonra muhacirlere dönerek: “Burada huzur ve güvenlik içinde kalabilirsiniz.” dedi.
Anafikir ve Konular: Bu tarihsel arka-planı göz önünde bulundurursak, bu surenin muhacirlere Habeşistan’a yapacakları yolculuk için bir “erzak” olarak indirildiği anlaşılmaktadır. Surede sanki onlara şöyle denilmektedir: “Siz işkence çeken muhacirler olarak kendi ülkenizi bırakıp bir Hıristiyan memleketine sığınıyorsunuz. Fakat buna rağmen sahip olduğunuz bilgilerden hiçbirini gizlememelisiniz. Bu nedenle Hz. İsa’nın, Allah’ın oğlu olmadığını, Hıristiyanlara apaçık ilan etmelisiniz.”
(1-40) ayetler, İsa (a.s) ve Yahya (a.s) kıssaları anlatıldıktan sonra (41-50) ayetlerde İbrahim’in (a.s) kıssasına değinilmektedir. Bu da muhacirlere bir teselli sunmaktadır, çünkü İbrahim de (a.s) onlar gibi babası, ailesi ve kavmi tarafından yapılan işkencelerle memleketinden ayrılmaya zorlanmıştır.
Bu bir taraftan muhacirlerin Hz. İbrahim’in izinden yürüdükleri ve aynı o Peygamber gibi iyi bir akibete kavuşacakları anlamına gelmektedir. Diğer taraftan bu Mekke’li müşriklere, kendilerinin müslümanların ataları ve liderleri olan İbrahim’e (a.s) işkence yapan insanların konumunda oldukları, oysa müminlerin Hz. İbrahim’in konumunda oldukları söylenmek istenmektedir.
Daha sonra (51-65) ayetlerde Hz. Muhammed’in (s.a) daha önce peygamberlerin getirdiği aynı hayat tarzını tebliğ ettiğini fakat onlara uyanların sonradan sapıttıklarını vurgularcasına diğer bazı peygamberlere de değinilmektedir.
Son bölümde (66-98) Mekkeli müşriklerin kötü tavırları sert bir şekilde eleştirilirken, müminlere hak düşmanlarının tüm çabalarına rağmen kendilerinin başarılı olacakları ve insanların en çok sevileni olacakları konusunda müjde verilmektedir.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1
1 ayetMeryem 1
كٓهٰيٰعٓصٓۜ ١
Mushaf
Okunuş
1Kâf-hâ-yâ-ʿayn-ṣâd.
Türkçe Meal
1Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
Açıklamalı meal
1Kaf. Ha. Ya. Ayn. Sad Dinle, ey insanoğlu! Bu Kur’an, dilinizin harflerinden oluşan âyetlerle Allah’ın mesajlarını iletmektedir. Hem lafzı hem de manasıyla vicdanları sarsıp derinden etkileyen bu eşsiz mesaja kulak ver.
Ayet 2
1 ayetMeryem 2
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ ٢
Mushaf
Okunuş
2Ẕikru raḥmeti rabbike ʿabdehû zekeriyyâ.
Türkçe Meal
2Bu ayetler kulu Zekeriya’ya Rabbinin, rahmetinin anısıdır.
Açıklamalı meal
2Ey işleriyle meşgul olan insanlar! Dikkat edin! Bütün dikkatlerinizi Rabbinizden gelen sözlere verin! işte şimdi Allah’ın senden önce gönderdiği peygamberlere verdiği nimetleri anlatacak, o peygamberlerin zor şartlar altında sabırlı davrandıklarını ve bunun karşılığında ilahi yardımı hak ettiklerini ortaya koyacağız. Öncelikle bu okuyacağın âyetlerde Rabbinin kulu Zekeriyya’ya bahşettiği rahmetini ihsanı ve ikramını bütün insanlara anlatılmak için dile getiren ibretlik bir hatırlatmadan bahsedeceğiz.
İlgili ayetler
Ayet 3–6
4 ayetMeryem 3
Meryem 4
Meryem 5
Meryem 6
اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِيًّا ٣ قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّاْسُ شَيْبًا وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِيًّا ٤ وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِرًا فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّاۚ ٥ يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا ٦
Mushaf
Okunuş
3İẕ nâdâ rabbehû nidâen ḫafiyyâ.
4Ḳâle rabbi innî vehene-lʿażmü minnî veşteʿale-rraʾsü şeybev velem eküm bidüʿâike rabbi şeḳiyyâ.
5Veinnî ḫiftü-lmevâliye miv verâî vekâneti-mraetî ʿâḳiran feheb lî mil ledünke veliyyâ.
6Yeriŝünî veyeriŝü min âli yaʿḳûb. vecʿalhü rabbi raḍiyyâ.
Türkçe Meal
3Hani o, Rabbine ta yürekten şöyle yalvarmıştı.
4Rabbim, şüphesiz kemiklerim eridi/gücüm kuvvetim kesildi, saçım sakalım ağardı, Rabbim bu zamana kadar sana yaptığım dualarımda hiç eli boş dönmedim.
5Ben gittikten sonra yakınlarımdan endişe duyuyorum, üstelik hanımım da kısır, bana katından yerimi dolduracak ehil bir evlat bağışla!
6Hem bana hem Yakupoğullarına varis olsun. Rabbim onu hoşnut olacağın bir kimse eyle.
Açıklamalı meal
3Hani Zekeriyya Rabbinden isteyeceğini hiç kimseye açıklamamıştı da Rabbine gizlice ve gönülden şöyle yalvarmıştı:
4Demişti ki: “Rabbim halimi sana arz ediyorum artık çok yaşlandım Doğrusu yaşlılıktan benim bedenim ve kemiklerim zayıfladı, gücüm-kuvvetim de kalmadı. Saçım sakalım da iyice ağarmaya başladı. Rabbim! şimdiye kadar Sana karşı asla isyankâr olmadım. Ne zaman dua ettimse hiçbir duamın, geri çevrilip cevapsız bırakıldığını ve eli boş döndüğümü de asla görmedim.
5Bu yaşıma kadar halkıma senin emirlerini ve yasaklarını anlattım ve onları senin yolunda tutmaya gayret ettim. Ancak ben bu dünyadan göçüp gittikten sonra arkamdan yerime geçecek yakınlarımın yoldan çıkıp isyankâr olmalarından ve bu davayı omuzlayıp mücadelemi bıraktığım yerden sürdüremeyecekleri ve şirke sapacakları endişesiyle korkuyorum. Bu yüzden isterdim ki hayırlı bir evladım olsun da benden sonra onlara rehberlik etsin. Ama gel gör ki ben çok yaşlıyım. Ardımdan misyonumu sürdürecek bir evladım da yok. Üstelik karım da baştan beri kısırdır. İsrailoğullarının perişan hâli de ortada. Bundan dolayı bu ümmetin, kendilerine yeni bir ruh kazandıracak, tertemiz bir nesle ihtiyacı var. Sana yalvarıyorum ya Rab; sonsuz lütuf ve rahmetinle bana katından tevhid sancağını omuzlayacak hayırlı bir nesil ve gözümü arkada bırakmayacak güvenilir birisini bağışla ki gözüm arkada kalmasın.
6Bu öyle bir halef olsun ki hem peygamberlik yolunda bana hem de Yakub oğulları yani İsrailoğullarına sınırlarını Allah’ın belirlediği nizam ile ahlaka sahip çıkan manevi bir mirasçı olsun. Rabbim! Onu razı olup hoşnutluğunu kazanan kullarından dürüst ve erdemli biri eyle!”
İlgili ayetler
Ayet 7–10
4 ayetMeryem 7
Meryem 8
Meryem 9
Meryem 10
يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍۨ اسْمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا ٧ قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا ٨ قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًٔا ٩ قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا ١٠
Mushaf
Okunuş
7Yâ zekeriyyâ innâ nübeşşiruke bigulâmin-smühû yaḥyâ lem necʿal lehû min ḳablü semiyyâ.
8Ḳâle rabbi ennâ yekûnü lî gulâmüv vekâneti-mraetî ʿâḳirav veḳad belagtü mine-lkiberi ʿitiyyâ.
9Ḳâle keẕâlik. ḳâle rabbüke hüve ʿaleyye heyyinüv veḳad ḫalaḳtüke min ḳablü velem tekü şeyʾâ.
10Ḳâle rabbi-cʿal lî âyeh. ḳâle âyetüke ellâ tükellime-nnâse ŝelâŝe leyâlin seviyyâ.
Türkçe Meal
7Ey Zekeriya, biz sana Yahya adında bir oğlan müjdeliyoruz. Bu adı daha önce hiç kimseye vermedik.
8– Zekeriya: Rabbim, hanım kısır ben ise güçsüz ve yaşlı biriyim nasıl benim bir oğlum olabilir ki? Dedi.
9– Melek: Dedi ki, evet doğrudur, öyledir, ama Rabbin diyor ki bu benim için çok kolaydır. Unutma ki daha önce ben seni yarattığımda sen hiçbir şey değildin.
10– Rabbim, öyleyse bana bir alamet göster! Dedi. -Rabbi: Senin alametin, tam üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır. Buyurdu.
Açıklamalı meal
7Bunun üzerine Allah gönderdiği melek ile Zekeriyya’nın duasına şöyle karşılık verdi: “Ya Zekeriyya! Sana müjdeler olsun! Seni adı Yahya olan ve dürüstlüğüyle hep canlı kalıp, sürekli “gönüllerde yaşayacak’ anlamına gelen” bir erkek çocukla müjdeliyoruz. Daha önce bu ismi hiçbir kimseye vermedik ve O’na bahşedeceğimiz üstün niteliklerle daha önce kimseyi övmedik.”
8Zekeriya hayretle dedi ki: “Ey Rabbim! Karım kısır, ben de ihtiyarlığın son evresine vardım ve yaşlanarak bütünüyle güçsüz bir duruma düştüm. Hal böyleyken evlat bahşetmen büyük lütuftur. Benim nasıl çocuğum olabilir ki?
9Ona gelen melek dedi ki: “Elbette orası öyle ama. Rabbin diyor ki: ‘Senin yaşlanmış olman, karının da kısır olması bir şey değiştirmez. Bu benim için çok kolaydır, Kaldı ki sen daha önce hiçbir şey değilken seni de yoktan var etmiştim dedi.” Rabbinin istediği her şey olur. Düşünmez misin? Yoktan var etmeye gücü yeten Rabbinin yaşlı birine oğul vermeye gücü yetmez mi?
10Zekeriya bu defa: “Rabbim! Ben onlara bu durumu nasıl izah ederim? Öyleyse bana çocuğum olacağına dair Sana şükranlarımı arz edebilmem için bana bir yol ve bir işaret göster ki kalbim mutmain olsun ve toplumum karşısında mahcup olmayayım” dedi. Allah ise: Ey Zekeriya! “Sana verdiğimiz bu müjdenin şükrü olarak, senin işaretin konuşma yeteneğin ve gücün sapasağlam olduğun halde aralıksız üç gün üç gece insanlarla meşgul olmaman ve işaretleşme dışında konuşamamandır diye buyurdu” İşte bu, sana delildir. Üç gün boyunca sana verilen oğul müjdesini önce kendin kabul et! Rabbin anne baba yokken sizi var ediyor da kısır bir kadına ve yaşlı bir adama oğul veremez mi?
İlgili ayetler
Ayet 11
1 ayetMeryem 11
فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا ١١
Mushaf
Okunuş
11Feḫarace ʿalâ ḳavmihî mine-lmiḥrâbi feevḥâ ileyhim en sebbiḥû bükratev veʿaşiyyâ.
Türkçe Meal
11Bunun üzerine Zekeriya mabetteki hücresinden kavminin huzuruna çıkarak işaretle onlara "Sabah akşam Allah’ın şanını yüceltmeye devam edin" diye emretti.
Açıklamalı meal
11Bunun üzerine Zekeriyya mabetten ayrılıp kavminin karşısına çıktı. Dili dönmüyor, bir tek kelime bile konuşamıyordu. Fakat bu, Rabbinin ayetlerini gündeme getirmeye, insanları iyiliğe çağırmaya engel değildi. Onlara “Rabbinizin, sınırsız kudret ve yüceliğini aklınızdan çıkarmayın” anlamında: “Allah’a kulluk gereği ibadetleriniz yerine getirip sabah akşam her daim O’nu tesbih edin” diye işaret diliyle konuştu”
İlgili ayetler
11Âl-i İmran 35Âl-i İmran 41Meryem 2Meryem 15Enbiyâ 89Enbiyâ 90
Ayet 12–15
4 ayetMeryem 12
Meryem 13
Meryem 14
Meryem 15
يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّاۙ ١٢ وَحَنَانًا مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةًۜ وَكَانَ تَقِيًّاۙ ١٣ وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّارًا عَصِيًّا ١٤ وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا۟ ١٥
Mushaf
Okunuş
12Yâ yaḥyâ ḫuẕi-lkitâbe biḳuvveh. veâteynâhü-lḥukme ṣabiyyâ.
13Veḥanânem mil ledünnâ vezekâh. vekâne teḳiyyâ.
14Veberram bivâlideyhi velem yekün cebbâran ʿaṣiyyâ.
15Veselâmün ʿaleyhi yevme vulide veyevme yemûtü veyevme yübʿaŝü ḥayyâ.
Türkçe Meal
12– Ey Yahya, Kitaba sımsıkı sarıl. Biz ona daha çocukken sağlam akıl ve doğru karar verme yeteneği vermiştik.
13Ayrıca ona katımızdan şefkatli bir kalp ve tertemiz bir karakter bahşetmiştik, o da bizim emir ve yasaklarımıza karşı gayet duyarlı biriydi.
14Anne ve babasına oldukça iyi davranırdı. Onlara karşı asla zorba ve isyankâr biri olmadı.
15Onun içindir ki doğduğu gün ilahi esenlik kapsamındaydı öldüğü gün ve yeniden dirileceği gün de öyle.
Açıklamalı meal
12Zekeriyya’nın çocuğu Yahya doğup ilahi bir şefkatle büyüdüğünde, Zekeriyya ona: Ey Yahyâ, adı Tevrat olan Peygamberlik mirası kitaba tüm gücünle sıkı sıkı sarıl ve dikkatle oku. Tevrat’ta olan hükümlerle amel et, onları tam bir ciddiyetle uygula. Peygamberlik mirasına sahip çık. Çünkü kitabın hükmü ancak, sağlam manevi bir teslimiyet ve devlet otoritesi gücüyle yürütülebilir diye öğüt verdi.” Biz ona daha çocukken ilahi hükümlerin önemini dosdoğru kavrama yeteneği olan hikmeti ve yerli yerinde karar verebilme imkânı verdik. Çünkü Yahya, Allah’ın rızasına uygun yaşayıp, sorumluluklarını yerine getirme konusunda çok gayretli bir kuldu. Böylece o ne yapacağını bilen, olayların gerçeğini gören bir ilim sahibi oldu.
13Yahya bu mirasa layık biriydi Bu samimiyetinden dolayı tarafımızdan ona armağan olarak, ince bir ruh güzelliği şefkatli bir yürek ve tertemiz bir ahlak da verdik. Emrimize uyarak kalbini kinden, nefretten, insanları kötülüğe sürükleyen duygulardan arındırdı. Helali haramı tanıdı. İnsanları kötülüklere karşı uyardı. O alçak gönüllü, anlayışlı, güzel davranan, emirlerimize sımsıkı tutunarak günah ve yanlışların tümünden de sakınan hiç şirke bulaşmamış ve takva sahibi biriydi. İnsanlara adil davranmayı onların haklarına saygı göstermeyi hayatının temeli yapmıştı.
14Bunun yanında hayırlı ve itaatkâr bir evlattı. Anne babasına çok iyi ve saygılı davranırdı. Asla Allah’a isyankâr ve zorba biri değildi.
15Tam bir esenlik ve güvenlik içinde, doğduğu gün de öleceği gün de Allah’ın selâmı o’nun üzerindeydi. Ve kabrinden diri olarak kaldırılacağı gün de selâm onun üzerine olacaktır. Allah’ın rahmeti ve şefkati ona ulaşacaktır. Yahya Rabbinin verdiklerinden razı olmuş, Rabbi de O’ndan razı olmuştur.
İlgili ayetler
13Bakara 177Âl-i İmran 133Âl-i İmran 136En’am 85En’am 89Âl-i İmran 35Âl-i İmran 41Meryem 2Meryem 15Enbiyâ 89Enbiyâ 90
Ayet 16–21
6 ayetMeryem 16
Meryem 17
Meryem 18
Meryem 19
Meryem 20
Meryem 21
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَۢ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّاۙ ١٦ فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا ١٧ قَالَتْ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِيًّا ١٨ قَالَ اِنَّمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا ١٩ قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِيًّا ٢٠ قَالَ كَذٰلِكِۚ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌۚ وَلِنَجْعَلَهُٓ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّاۚ وَكَانَ اَمْرًا مَقْضِيًّا ٢١
Mushaf
Okunuş
16Veẕkür fi-lkitâbi meryem. iẕi-ntebeẕet min ehlihâ mekânen şerḳiyyâ.
17Fetteḫaẕet min dûnihim ḥicâben feerselnâ ileyhâ rûḥanâ fetemeŝŝele lehâ beşeran seviyyâ.
18Ḳâlet innî eʿûẕü birraḥmâni minke in künte teḳiyyâ.
19Ḳâle innemâ ene rasûlü rabbik. liehebe leki gulâmen zekiyyâ.
20Ḳâlet ennâ yekûnü lî gulâmüv velem yemsesnî beşeruv velem ekü begiyyâ.
21Ḳâle keẕâlik. ḳâle rabbüki hüve ʿaleyye heyyin. velinecʿalehû âyetel linnâsi veraḥmetem minnâ. vekâne emram maḳḍiyyâ.
Türkçe Meal
16– Bu kitapta Meryem’i de gündeme taşı! Hani o, ailesinden ayrılarak mabedin doğusunda bir yere çekilmişti.
17Meryem onlarla kendisi arasına perde çekmişti. O’na Ruhumuzu göndermiştik. O da Meryem’e tam bir beşer suretinde görünmüştü.
18– Meryem "Ben senden Rahman olan Allah’a sığınırım Eğer Allah’tan korkup sakınan biriysen bana yaklaşma" Dedi.
19Ben, Rabbinin sadece bir elçisiyim, sana tertemiz bir oğlan çocuğu vermeye geldim.
20– Meryem: Bana hiçbir beşer eli değmemişken benim nasıl oğlum olabilir ki, üstelik ben iffetsiz bir kadın da değilim. Dedi.
21Orası öyle fakat Rabbin diyor ki bu benim için çok kolaydır, üstelik biz onu bütün insanlığa kudretimizin bir delili ve katımızdan bir rahmet kılacağız. Böylece kararlaştırılmış iş gerçekleşmiş oldu.
Açıklamalı meal
16Ey Muhammed Kitap’ta sana bildirmekte olduğumuz iffet ve ahlâk örneği Meryem’in kıssasını da insanlara anlat. Hani o kendisini Allah’a adayıp ilim, ibadet ve tefekkürle meşgul olmak için, evinden ve ailesinden ayrılıp Beytü’l-Makdis’in doğu tarafında tenha bir yere ibadete çekilmişti.
17İffet ve mahremiyetin bir gereği olarak Meryem’in yakınlarından kendisini gizleyip uzak durması sağlanmıştı. Ve gelebilecek her türlü kötülüğe karşı insanlardan uzaklaşıp ibadetle meşgul olabilmek için kendini gizlemişti. Toplumun ön yargılarından, dedikodularından, dünyadaki meşgalelerden uzakta, bütün düşünceleriyle, tamamen Rabbine yönelerek kimsenin görmediği alanda kendini ibadete ve tefekküre vermişti. Meryem yapayalnız kalmışken, biz de ona vahyimizi iletmek üzere meleğimiz yani Cebrail’i göndermiştik. Vahyi getiren o melek Meryem’e eli yüzü düzgün ve her şeyi yerli yerinde tam bir insan kılığında göründü. Meryem onun melek olduğunu anlamadı Böyle yaptık ki yalnız başına iken korkmasın. Emrimizi doğru bir şekilde idrak edip anlasın.
18Odasında bir erkek olduğunu zanneden Meryem vahiy meleğini görünce bir zarar vermesinden korktu ve telaşlı bir halde dedi ki: “Ben senden sınırsız merhamet sahibi Rahman’a ve O’nun koruyuculuğuna sığınırım. Eğer sen Allah’tan korkup fenalıktan sakınıyorsan bana yaklaşıp, dokunma ve kötülük etme.
19Vahiy meleği olan Cebrail ise Meryem’e dedi ki: Benden korkma “Haberin olsun ben bir insan değilim. Rabbin tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Sana babasız olarak dünyaya gelecek tertemiz bir erkek evlat bağışlandığı müjdesini vermek üzere geldim.”
20Meryem bunu duyunca şaşkınlıkla dedi ki: “Ben evli değilim. Bana henüz bir erkek eli bile değmedi. Ve ben iffetsiz bir kadın olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir, nasıl gebe kalabilirim? diyerek, korku ve heyecanla şaşkınlığını belirtti. “
21Allah adına konuşan melek dedi ki: “Orası öyle bu dediğin doğru. “Elbette iffetsiz biri değilsin ve sana hiçbir erkek dokunmadı. Ama Rabbin buyurdu ki: Oğlunun babası olmayacak ama annesi olacak. Bu babasız çocuk yaratma meselesi, benim için çok kolaydır. Sadece “Ol!” emrimizle, senin karnında babasız olarak bir çocuk yaratacağım. Hem o olacak çocuk, ona tabi olacak insanlara sınırsız kudretimizi gösteren bir mucizedir. İlahi rahmetin tecellisi olan peygamberlik görevini üstlenecek. Öldükten sonra da diriliş gerçeğini ispatlayan bir delil ve tarafımızdan bir rahmet ve bereket vesilesi kılmak için, bunu yapacağız. Bunun böyle olacağı Allah tarafından, önceden verilmiş ve ezelde olup bitmiş bir hükümdür dedi.” Unutma ki Rabbin insanların ilkini hem anasız hem de babasız yarattı. Bu nedenle sana anası olup da babası olmayan bir çocuk vermesine şaşma. Rabbinin gücü her şeye yeter. Rabbinin hükmü kesindir. Artık bunu kimse değiştiremez.
İlgili ayetler
Ayet 22–26
5 ayetMeryem 22
Meryem 23
Meryem 24
Meryem 25
Meryem 26
فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِه۪ مَكَانًا قَصِيًّا ٢٢ فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِۚ قَالَتْ يَا لَيْتَن۪ي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْيًا مَنْسِيًّا ٢٣ فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَٓا اَلَّا تَحْزَن۪ي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا ٢٤ وَهُزّ۪ٓي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّاۘ ٢٥ فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْنًاۚ فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَدًاۙ فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْمًا فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِيًّاۚ ٢٦
Mushaf
Okunuş
22Feḥamelethü fentebeẕet bihî mekânen ḳaṣiyyâ.
23Feecâehe-lmeḫâḍu ilâ ciẕʿi-nnaḫleh. ḳâlet yâ leytenî mittü ḳable hâẕâ veküntü nesyem mensiyyâ.
24Fenâdâhâ min taḥtihâ ellâ taḥzenî ḳad ceʿale rabbüki taḥteki seriyyâ.
25Vehüzzî ileyki biciẕʿi-nnaḫleti tüṣâḳiṭ ʿaleyki ruṭaben ceniyyâ.
26Fekülî veşrabî veḳarrî ʿaynâ. feimmâ terayinne mine-lbeşeri eḥaden feḳûlî innî neẕertü lirraḥmâni ṣavmen felen ükellime-lyevme insiyyâ.
Türkçe Meal
22İşte böylece Meryem hamile kaldı doğumu yaklaşınca uzak bir yere çekildi.
23Doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine kadar sürüklediğinde: Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gidenlerden olsaydım, diye sızlandı.
24Alt tarafından ona şöyle seslenildi:
– Sakın üzülme zira Rabbin doğurduğun çocuğu şerefli kılmıştır.
25Haydi hurma dalını kendine çekerek silkele de üzerine taze hurmalar dökülsün.
26Ye, iç, gözün aydın olsun. Şayet herhangi bir beşere rastlarsan, ben O Rahman’a oruç adadım bugün hiç kimseyle konuşmayacağım de!
Açıklamalı meal
22Böylece Allah’ın emri gerçekleşti. Meryem, ilahi takdir gereği İsa’ya mucizevi şekilde gebe kaldı ve yine Allah’ın emri uyarınca, karnındaki bebeğiyle insanlardan ayrılıp Beytül-makdıs’te gözden uzak bir yere çekildi.
23Derken saklanıp dayanmak için doğum sancısı onu bir hurma ağacının gövdesine yaslanmaya sevk etti. Duyduğu acıdan dolayı, sırtını ağaca yasladı ve ağacın dallarını kendine gölgelik yaptı. Anlatacağı şeylere hiç kimsenin inanmayacağını düşünerek üzüntü ve yalnızlık duygusuyla kendi kendine şöyle dedi: Yazıklar olsun bana. İnsanların bana inanmayıp, zina suçlamasıyla karşılaşacağıma, keşke bu durum başıma gelmeden önce ölseydim. Öldükten bir müddet sonra büsbütün unutulup gitseydim diye yakındı. Doğumdan sonra kucağında çocukla insanlar arasına nasıl çıkacaktı? İnsanlar ne diyecekti? Bin türlü düşünce kafasında dolaşıyor, endişeler kalbini sıkıştırıyordu. Üstelik ilk defa doğumla karşı karşıyaydı ve tek başınaydı.
24. Geçmişten kadınların doğumuyla ilgili bir şeyler biliyordu. Onları hatırladı. Hatırladığı bilgiler sanki ona sesleniyordu. Bir ses ya da melek, hurma ağacının altından Meryem’e şöyle seslendi. “Sakın bir çocuk doğuracağım diye üzülme. Rabbin dünyaya getirmekte olduğun çocuğu şerefli, değerli kıldı ve en itibarlı bir şahsiyet olarak görevlendirecektir. Rabbin seni unutmuş veya başkalarının insafına bırakmış değildir. Bak senin için ayaklarının alt tarafından ondan iç diye tatlı ve serin suyu olan bir ırmak meydana getirip akıttı.
25Haydi şu hurma ağacının bir dalını, kendine doğru silkele ki, sana doğru olgun ve taze hurmalar dökülsün diye seslendi.
26O hurmadan ye, sudan iç ki, doğumun gerçekleşip oğlun ile de gözün gönlün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen ve “sen nasıl gebe kaldın, bu çocuk nedir?” diye sorarlarsa işaret yoluyla onlara: Ben bir süre sessizlik orucu tutarak sınırsız merhamet ve şefkat sahibi Rahman’a susup konuşmama sözü verdim. Onun için bugün beden dili olan işaretleşme dışında hiçbir insanla konuşmayacağım de.” Böylece içinde bulunduğun sıkıntılı durumu insanlara açıklamak zorunda kalmazsın. Durumunu insanlara açıklayacak bilgiye, bilince ulaşıncaya kadar susma orucuna devam et ki insanlar konuşmalarıyla seni üzmesin.
İlgili ayetler
Ayet 27–28
2 ayetMeryem 27
Meryem 28
فَاَتَتْ بِه۪ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۜ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـًٔا فَرِيًّا ٢٧ يَٓا اُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِيًّاۚ ٢٨
Mushaf
Okunuş
27Feetet bihî ḳavmehâ taḥmilüh. ḳâlû yâ meryemü leḳad ciʾti şeyʾen feriyyâ.
28Yâ uḫte hârûne mâ kâne ebûki-mrae sevʾiv vemâ kânet ümmüki begiyyâ.
Türkçe Meal
27Daha sonra Meryem çocuğu kucağına alıp halkının yanına getirdi.
– Onlar: Ey Meryem, çirkin ve utanılacak bir iş yapmışsın! Dediler.
28Ey Harun soyunun kızı, senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz bir kadın değildi dediler.
Açıklamalı meal
27Meryem bir süre sonra kalbi huzur ve güvenle dopdolu bir hâlde bebeğini kucağında taşıyarak yakınlarının yanına döndü. Onu bu hâlde gören önyargılı insanlar, olup bitenleri sormaya bile gerek görmeden dediler ki: “Ey Meryem, senden böyle bir şey beklemezdik büyük bir günah işledin. Hakikaten sen çocuk peydahlamakla çok şaşırtıcı ve utandırıcı bir iş yaptın. Zina etmeyi asla sana yakıştıramadık.”
28Ey Harun’un kız kardeşi Meryem! Sen bir peygamberin soyundan geliyorsun. Bu çocuk da neyin nesi? Üstelik senin baban, asla kötü bir kimse değildi. Annen de namuslu, iffetli ve terbiyeli bir kadındı.” Sen böyle çirkin bir işi nasıl yapabildin? diyerek onu kınadılar.
İlgili ayetler
Ayet 29–33
5 ayetMeryem 29
Meryem 30
Meryem 31
Meryem 32
Meryem 33
فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا ٢٩ قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِيًّاۙ ٣٠ وَجَعَلَن۪ي مُبَارَكًا اَيْنَ مَا كُنْتُۖ وَاَوْصَان۪ي بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ مَا دُمْتُ حَيًّاۖ ٣١ وَبَرًّا بِوَالِدَت۪يۘ وَلَمْ يَجْعَلْن۪ي جَبَّارًا شَقِيًّا ٣٢ وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ اَمُوتُ وَيَوْمَ اُبْعَثُ حَيًّا ٣٣
Mushaf
Okunuş
29Feeşârat ileyh. ḳâlû keyfe nükellimü men kâne fi-lmehdi ṣabiyyâ.
30Ḳâle innî ʿabdü-llâh. âtâniye-lkitâbe veceʿalenî nebiyyâ.
31Veceʿalenî mübâraken eyne mâ künt. veevṣânî biṣṣalâti vezzekâti mâ dümtü ḥayyâ.
32Veberram bivâlidetî. velem yecʿalnî cebbâran şeḳiyyâ.
33Vesselâmü ʿaleyye yevme vulittü veyevme emûtü veyevme übʿaŝü ḥayyâ.
Türkçe Meal
29Meryem bunun üzerine çocuğu işaret etti.
– Onlar: Beşikteki bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz.
30İsa dedi ki:
– Ben, Allah’ın kuluyum. O, bana vahiy verecek ve beni nebi tayin edecek.
31Beni bulunduğum her konumda kutlu kıldı ve bana namazı ve zekâtı emretti.
32Anneme karşı iyi davranmayı emretti ve beni zorba ve azgın biri yapmadı.
33Nitekim doğduğum gün, ilahi esenlik kapsamındaydım öldüğüm gün ve yeniden diriltileceğim gün de öyle. Dedi.
Açıklamalı meal
29Bunun üzerine sükût orucunda olan Meryem de kendisine yapılan sataşmalardan bunalıp onlara: “Benimle değil, onunla konuşun.” diye tanıklık için eliyle çocuğunu işaret etti. Orada bulunanlar da şaşkınlık içinde: “Beşikte bulunan bir bebekle nasıl konuşuruz yahut o bizimle nasıl konuşur ki?” dediler.
30Bu sözün ardından büyük bir mucize gerçekleşti Hz. İsa olan beşikteki bebek konuşmaya başlayıp onlara dedi ki: “Önce şunu belirteyim ki ben Allah’ın bir mucize olarak yarattığı kuluyum. O beni ilahi vahye mazhar kılarak, bana kitabı verip beni peygamber kılacak.” Yüce Allah, Hristiyanların gelecekte Hz. İsa’ya ilâhlık yakıştıracaklarını bildiği için, burada ona her şeyden önce Allah’ın kulu olduğunu söyletti.
31Her nerede olursam olayım Rabbim beni küfrün ve şirkin karanlığından aydınlığa çıkarmakla görevlendirerek verdiği bereketiyle şereflendirdi. Bana yaşadığım sürece namaz kılmamı ve imkânım olursa arınmak için zekât vermemi ve Allah yolunda cömertçe harcamayı emretti. Ve yaşadığım sürece tevhide uygun bir şekilde ibadet edip şirkten uzak durmamı söyledi. Rabbim bilgisiz davranmamayı, huzuruna varıp sürekli kendimi ölçüp biçmemi öğretti. Ben her zaman onun huzuruna durur kendimi hesaba çekerim.
32Özellikle anneme saygılı olmayı ve merhametli ve hayırlı biri olup iyilik yapmamı da emretti. Beni özel rahmetiyle eğitip olgunlaştırarak azgın, hayırsız ve zorba biri yapmadı. Bütün bunlar Rabbimin bana bir hediyesidir. Bana değer vermesidir. Sizler niçin değersizmişim gibi hareket ediyorsunuz? Size karşı bir saygısızlığım, bir nefretim, bir kötülüğüm oldu mu?”
33Böyle olduğum takdirde doğduğum günden, öleceğim güne kadar selâm benim üzerimdedir. Ve Rabbimin huzuruna çıkarılmak için öldükten sonra diriltildiğim günden den itibaren, Bana güven içinde olacağıma dair söz verildi. Selâmet, esenlik Allah’ın rahmeti ve şefkati benim üzerimde olacak denildi”
İlgili ayetler
30Âl-i İmran 51Âl-i İmran 52Nisâ 172Mâide 77Mâide 116Mâide 117
Ayet 34
1 ayetMeryem 34
ذٰلِكَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَۚ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذ۪ي ف۪يهِ يَمْتَرُونَ ٣٤
Mushaf
Okunuş
34Ẕâlike ʿîse-bnü meryem. ḳavle-lḥaḳḳi-lleẕî fîhi yemterûn.
Türkçe Meal
34İnsanların hakkında tartışıp şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa ile ilgili gerçek söz işte budur.
Açıklamalı meal
34İşte Yahudilerin hakkında anlaşmazlığa ve şüpheye düşerek tartışıp durdukları, Hristiyanların da kendisini ilahlaştırdığı Meryem oğlu İsa’nın doğumu, peygamberliği, beşeriyeti ve akıbeti] hakkında söylenecek gerçek söz ve meselenin içyüzü budur. Onlar İsa ve Meryem hakkında ileri geri konuştular. Bilmedikleri şeyleri iftira ettiler.
İlgili ayetler
34Âl-i İmran 34Âl-i İmran 61Nisâ 171Mâide 17Mâide 116Tevbe 31
Ayet 35
1 ayetMeryem 35
مَا كَانَ لِلّٰهِ اَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍۙ سُبْحَانَهُۜ اِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُۜ ٣٥
Mushaf
Okunuş
35Mâ kâne lillâhi ey yetteḫiẕe miv veledin sübḥâneh. iẕâ ḳaḍâ emran feinnemâ yeḳûlü lehû kün feyekûn.
Türkçe Meal
35Allah’ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O, böyle şeylerden münezzehtir/uzaktır, O, bir şeyin olmasına hükmettiği zaman "Ol" der ve o şey hemen oluş sürecine girer.
Açıklamalı meal
35İyi bilsinler ki İsa Allah’ın oğludur diyen Hristiyanların, iddiaları tamamen uydurmadır iftiradır. Çünkü böyle bir iddia, Allah’ın âciz ve muhtaç olduğunu ileri sürmek demektir. Hâşâ Allah’ın çocuk edinmesi asla söz konusu olamaz. Bu Allah’ın şanına da yakışmaz. Rabbinin çocuk edinmeye ihtiyacı yoktur. Rabbinin makamı onların düşünüp tasavvur ettikleri babalık makamından yücedir. O bütün noksan sıfatlardan uzaktır ve Isa Allah’ın oğlu değil, yarattığı kuludur. Her şeyin ötesinde, her şeyden yüce ve her şeye gücü yetendir. O, Bir işin olmasına hükmedince mesela bir çocuğun babasız doğmasını isteyince, ona “ol” der o da hemen oluverir. Hâlâ bu gerçeği anlamıyorlar mı? Hâlâ Rabbinin gücü hakkında şüpheleri mi var? Nitekim İsa da hayatı boyunca hep bu gerçeği dile getirmiştir.
Ayet 36
1 ayetMeryem 36
وَاِنَّ اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ٣٦
Mushaf
Okunuş
36Veinne-llâhe rabbî verabbüküm faʿbüdûh. hâẕâ ṣirâṭum müsteḳîm.
Türkçe Meal
36Şüphesiz ki Allah, benim de Rabbimdir sizin de Rabbinizdir. O halde sadece ona kulluk edin, budur dosdoğru yol.
Açıklamalı meal
36İsa’nın Meryem hakkında kötü düşünenlere söylediği gerçek hep şu olmuştur: “Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O yüzden O’nun ayetleriyle yaşamaya yönelip, yalnız O’nu ilah edinerek O’na ibadet edin ve yasalarına uyarak kulluk edin. O’nun şeriatına bağlanın, O’na boyun eğin. İşte Rabbimin emrettiği dosdoğru yol yalnızca budur.” Rabbimin bildirdiği gerçekten başka doğru yol yoktur.
Ayet 37–38
2 ayetMeryem 37
Meryem 38
فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ٣٧ اَسْمِعْ بِهِمْ وَاَبْصِرْۙ يَوْمَ يَاْتُونَنَاۚ لٰكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٣٨
Mushaf
Okunuş
37Faḫtelefe-lʾaḥzâbü mim beynihim. feveylül lilleẕîne keferû mim meşhedi yevmin ʿażîm.
38Esmiʿ bihim veebṣir yevme yeʾtûnenâ lâkini-żżâlimûne-lyevme fî ḍalâlim mübîn.
Türkçe Meal
37Buna rağmen gruplar kendi aralarında ihtilafa düştüler, her şeyin şahitlendireleceği o büyük gün vay buna inanmayan kâfirlerin haline!
38Bizim huzurumuza geldikleri o gün, her şeyi öyle bir işitecek ve öyle bir görecekler ama o gün bu yanlışta ısrar eden zalimler tam bir şaşkınlık içinde olacaklar.
Açıklamalı meal
37İsa ile ilgili gerçek bu olmasına rağmen, Hristiyanlar içindeki birtakım gruplar asılsız uydurmalarla, bilgisizce tartışıp kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Kimileri “İsa Allah’ın oğlu ve Allah’ın kendisidir” derken kimileri de “Allah” üç ilâhın üçüncüsü” ve ortağıdır dediler. Böyle diyenler kâfir oldular. Kimileri ise İsa “Allah’ın kulu ve resuldür” dedi. Artık bütün gerçeklerin apaçık tekrar ortaya konulacağı Kıyamet ve Hesap denilen büyük güne şahit olduklarında İsa hakkındaki gerçekleri inkâr edenlerin yaşayacaklarından dolayı vay haline.
38Bizim karşımıza çıkacakları gün, nasıl olsa inkâr ettikleri bütün gerçekleri kabullenecekler. Bir bilsen başlarına gelecek olanları öyle güzel duyacaklar ve öyle güzel görecekler ve öyle bir yola gelecekler ki. İsa’nın Allah olmadığına, O’nun çocuğu ve ortağı olmadığını işitecekler göreceklerdir ve yaptıklarının cezasını çekeceklerdir. Fakat Allah hakkında şirk ve benzeri yanlış inançlar besleyen o zalimler kulaklarını ve gözlerini hakikate kapayarak bugün de dünyada apaçık bir sapıklık içinde diretiyorlar. Yaratılışa aykırı hareket ederek yaşayanlar Bizim huzurumuza geldiklerinde sapıklıklarını anlayacaklar fakat iş işten geçmiş olacak.
İlgili ayetler
Ayet 39
1 ayetMeryem 39
وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ اِذْ قُضِيَ الْاَمْرُۚ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٣٩
Mushaf
Okunuş
39Veenẕirhüm yevme-lḥasrati iẕ ḳuḍiye-lʾemr. vehüm fî gafletiv vehüm lâ yüʾminûn.
Türkçe Meal
39– Öyleyse sen onları, hüküm kesinleştiğinde büyük pişmanlığın yaşanacağı o gün ile uyar! Zira onlar o günü umursamıyorlar dahası onlar ona inanmıyorlar.
Açıklamalı meal
39O hâlde, Ey Peygamber ve Ey Müslüman! Bildirdiğin gerçeklere rağmen umursamazlık içinde olanlar var. Onları çok büyük pişmanlıkların yaşanıp eyvah diyecekleri ve en adil hükmün verileceği hesap ve kıyamet gününe karşı şimdiden uyar. Azap hükmünün yürek acısıyla gerçekleşeceği gün pişmanlıklarının fayda etmeyeceğini şimdiden bilsinler. Onlar hâlâ dünyanın geçici zevklerine kapılarak gaflet içindedirler. Onlar hâlâ dirileceklerine inanmıyorlar iman etmemekte direniyorlar. Çünkü bu gerçek insanların başına ansızın gelecektir. Dünyada hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlarken, gerçeklerimize karşı kör sağır dilsiz davranırlarken ölüm insanları aniden yakalar. Ölüm insanları yakalayınca yapacak hiçbir şey yoktur. Onun için insanları yaşarken uyar ki; belki düşünüp öğüt alırlar.
İlgili ayetler
Ayet 40
1 ayetMeryem 40
اِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ۟ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40İnnâ naḥnü neriŝü-lʾarḍa vemen ʿaleyhâ veileynâ yürceʿûn.
Türkçe Meal
40Şüphesiz o gün yeryüzü ve üstündeki herkes yok olacak sadece biz kalacağız ve sonunda hesap vermek üzere hepsi bize getirilecekler.
Açıklamalı meal
40O Gün, Şüphesiz yeryüzü ve onun üstünde ne varsa hepsi yok olacak biz yeryüzüne ve onun üzerinde bulunanlara varis olacağız, geride yalnız Allah kalacak ve onlar diriltilip Allah’ın huzurunda hesap vermek üzere bize döndürülecekler. İnsanların yaşadıkları dünya kendilerinin değildir. Hiçbir zaman da olmayacaktır. Her insan dünyadaki yaşamlarından sonra bize gelecek! Dünyada kazandıkları dünyada kalacaktır. Dünya ve üzerindekiler Rabbinindir. İnsanlara belirli bir süre kullanma izni verilmiştir. Bakalım nasıl değerlendirecekler? İyilik yolunda mı kötülük yolunda mı kullanacaklar? Sonra insanları öldürür, kazandıkları her şeyi ellerinden alır, sınamak için başkasına veririz. Görmüyorlar mı? Bizim düzenimiz nasıl işliyor? Sahip olmadıkları dünyaya doğarlar. Haksız bir şekilde sahip çıkarlar. Sahip olduklarını hak hukuk içinde doğru bir şekilde değerlendirmezler. Sonra ölerek sahip çıktıklarını bize bırakırlar. Biz de onları bir başkasına veririz. Bu düzen yeryüzünde insanlık silininceye kadar devam edecektir. Dünyada yaşama hakkı verdiğimiz her insan mutlaka sınanacaktır. Hâlâ anlamıyorlar mı?
İlgili ayetler
Ayet 41–45
5 ayetMeryem 41
Meryem 42
Meryem 43
Meryem 44
Meryem 45
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِبْرٰه۪يمَۜ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقًا نَبِيًّا ٤١ اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْن۪ي عَنْكَ شَيْـًٔا ٤٢ يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي قَدْ جَٓاءَن۪ي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَاْتِكَ فَاتَّبِعْن۪ٓي اَهْدِكَ صِرَاطًا سَوِيًّا ٤٣ يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِيًّا ٤٤ يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّا ٤٥
Mushaf
Okunuş
41Veẕkür fi-lkitâbi ibrâhîm. innehû kâne ṣiddîḳan nebiyyâ.
42İẕ ḳâle liebîhi yâ ebeti lime taʿbüdü mâ lâ yesmeʿu velâ yübṣiru velâ yugnî ʿanke şeyʾâ.
43Yâ ebeti innî ḳad câenî mine-lʿilmi mâ lem yeʾtike fettebiʿnî ehdike ṣirâṭan seviyyâ.
44Yâ ebeti lâ taʿbüdi-şşeyṭân. inne-şşeyṭâne kâne lirraḥmâni ʿaṣiyyâ.
45Yâ ebeti innî eḫâfü ey yemesseke ʿaẕâbüm mine-rraḥmâni fetekûne lişşeyṭâni veliyyâ.
Türkçe Meal
41Bu kitapta İbrahim’i de gündeme getir, O özü sözü doğru biri ve bir nebi idi.
42– O bir gün babasına şöyle demişti: Babacığım, duymayan görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayanlara niye kul oluyorsun?
43Babacığım, gerçekten bana, sana gelmeyen bir bilgi/vahiy gelmiştir. Öyleyse bana uy da seni dosdoğru yola yönlendireyim.
44Babacığım, ne olur artık şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan Rahman’a isyan etmiştir.
45Babacığım korkuyorum ki bu gidişle sen Şeytanı veli/dost edinip Rahman’ın azabına uğrayacaksın.
Açıklamalı meal
41Ey Muhammed! Kitap’ta Allah’ın gönderdiği bütün elçilere ve kitaplara iman eden dosdoğru bir peygamber olan İbrahim’in öyküsünü de anlat gündeme getir. Tevhidin ve teslimiyetin sembolü olarak İbrahim’i de hatırlatacağız. Şüphesiz o özü sözü bir olup dosdoğru ve insanları da yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinmeye davet eden sadık bir peygamberdi.
42Hani o Allah’a şirk koşmasından duyduğu üzüntüyle putlara tapmakta olan babasını imana davet etmek için, şöyle demişti: “Ey babacığım! Kendileri de yaratılmış olup duymayan, görmeyen ve senden bir sıkıntıyı gidermeyip, ihtiyaç duyduğun herhangi bir şeyi temin edemeyen ve sana hiçbir faydası dokunmayanlara niçin ilahlık yakıştırıp da hayat tarzını onlara göre belirliyorsun ve böylece Allah’tan başkalarına kulluk ediyorsun?
43Ey babacığım! İnan ki sana ve senin peşinden gittiğin insanlara gelmeyen ve bilmediğin ilahi gerçeklerin bilgisi peygamber olmam sebebi ile bana ulaştı. Allah beni peygamber olarak seçip doğru olanla buluşturdu. Artık ne olur sen de bana uy ve yanlışlardan uzaklaş da Allah’ın izniyle seni doğru yola ileteyim.
44Ey babacığım! Gel, şeytan ve şeytanlaşmış kimselerin takipçisi olup da onların vesvese ve dürtülerini yerine getirme. Gösterdikleri yolda yürüyerek de onlara kulluk ve itaat etme. Çünkü şeytan ve şeytanlaşmış kimseler sınırsız merhamet sahibi olan Allah’a ortaklar koşup, nankörlükle isyan ederek baş kaldırır.
45Ey Babacığım! Bu gidişle Allah adına yapmakta olduğum bu Hak daveti reddettiğin takdirde, şeytanın velisi ve yakın arkadaşı olursun. Bunun sonucu olarak hem dünyada hem de ahirette Rahman’ın lanetine ve azabına uğramandan korkuyorum.
İlgili ayetler
41Bakara 124Bakara 135Âl-i İmran 65Âl-i İmran 68İbrahim 35İbrahim 41Nahl 120Nahl 123Hac 78Şuarâ 69Şuarâ 103Mümtehine 4Mümtehine 6
43En’am 74En’am 85Bakara 124Bakara 135Âl-i İmran 65Âl-i İmran 68İbrahim 35İbrahim 41Nahl 120Nahl 123Hac 78Şuarâ 69Şuarâ 103Mümtehine 4Mümtehine 6
Ayet 46
1 ayetMeryem 46
قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْن۪ي مَلِيًّا ٤٦
Mushaf
Okunuş
46Ḳâle erâgibün ente ʿan âlihetî yâ ibrâhîm. leil lem tentehi leercümenneke vehcürnî meliyyâ.
Türkçe Meal
46Babası: Yoksa sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun Ey İbrahim! Eğer buna bir son vermezsen andolsun ki seni öldüresiye taşlarım, şimdi yıkıl karşımdan gözüme görünme!
Açıklamalı meal
46İbrahim’den bunları dinleyen babası öfkeyle dedi ki: “Demek sen benim ilâhlarıma değer vermeyip onlardan yüz çeviriyor ve beni de onlara ibadet etmekten vazgeçirmeye çalışıyorsun öyle mi, ey İbrahim? Eğer ilahlarıma dil uzatıp, onları aşağılamaktan vazgeçmezsen senin canına okurum. Yeminle söylüyorum seni öldüresiye taşlayıp cezalandırırım. Şimdi seni rezil etmeden derhal yıkıl karşımdan. Haydi, uzun bir süre benden uzak dur ve seni gözüm görmesin.
Ayet 47–48
2 ayetMeryem 47
Meryem 48
قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَۚ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّ۪يۜ اِنَّهُ كَانَ ب۪ي حَفِيًّا ٤٧ وَاَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَاَدْعُوا رَبّ۪يۘ عَسٰٓى اَلَّٓا اَكُونَ بِدُعَٓاءِ رَبّ۪ي شَقِيًّا ٤٨
Mushaf
Okunuş
47Ḳâle selâmün ʿaleyk. seestagfiru leke rabbî. innehû kâne bî ḥafiyyâ.
48Veaʿtezilüküm vemâ tedʿûne min dûni-llâhi veedʿû rabbî. ʿasâ ellâ ekûne bidüʿâi rabbî şeḳiyyâ.
Türkçe Meal
47İbrahim:
– Sana selam olsun babacığım senin bağışlanman için Rabbime yalvaracağım, zira O bana karşı oldukça lütufkârdır.
48Artık hem sizi hem de Allah ile aranıza koyup yalvarıp yakardıklarınızı terk ediyorum, zira ben yalnızca Rabbime dua ediyorum umarım ki Rabbim benim duamı karşılıksız bırakmaz.
Açıklamalı meal
47Bir şefkat pınarı olan İbrahim, gördüğü bu sert muameleye rağmen üslubunu değiştirmedi ve babasına dedi ki: ““Madem öyle, sana selam olsun, sağlıcakla kal. Bundan sonrası sana kalmış, ben gidiyorum. Sen her ne kadar bana sert konuşsan da, ben yine de senin hidayete ermen ve affedilmen için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. Şirkten vazgeçmen ve iman etmen için rabbime dua edeceğim. Şüphesiz Rabbim, bana karşı çok merhametli ve lütufkardır.
48Ey halkım! Sizden ve sizin dua ederek Allah ile aranıza koyup yalvardıklarınızdan da Allah’ın yanına koyup çağırdığınız ve arkasından gittiğiniz bütün ilahlardan da uzaklaşıyorum. Ve sizleri de medet umduğunuz varlıkları da terk edip gidiyorum. Zira ben hayatımın her döneminde yaptığım gibi sadece Rabbime kulluk edip, sadece O’na yalvarırım. Ben yalnızca kâinatı ve içinde olanların hepsini yaratan Allah’ı Rab ve ilah edinip O’na teslim olurum. Dünya hayatımı da böyle yaşayıp tamamlatması için Rabbime dua edeceğim. Umudum odur ki senin hidâyete ermen için Rabbime yalvarmakla, sizin gibi ümitleri boşa giden bedbahtlardan olmam.
Ayet 49–50
2 ayetMeryem 49
Meryem 50
فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا ٤٩ وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا۟ ٥٠
Mushaf
Okunuş
49Felemme-ʿtezelehüm vemâ yaʿbüdûne min dûni-llâhi vehebnâ lehû isḥâḳa veyaʿḳûb. veküllen ceʿalnâ nebiyyâ.
50Vevehebnâ lehüm mir raḥmetinâ veceʿalnâ lehüm lisâne ṣidḳin ʿaliyyâ.
Türkçe Meal
49Sonunda onları ve Allah ile aralarına koyup kulluk ettikleri şeyleri terk edince, bizde ona İshak’ı ardından Yakub’u armağan ettik her ikisine de nebilik verdik.
50Dahası onlara rahmet hazinemizden bolca lütufta bulunduk ve onlara doğruluk timsali olarak anılacak yüksek bir şöhret nasip ettik.
Açıklamalı meal
49Böylece İbrâhim, onlardan ve Allah ile aralarına koyup da Allah’tan başka, ilah diye kulluk ettiklerini de terk edip başka diyarlara gitti. Biz de ona önce oğlu İshak’ı ve daha sonra da İshak’ın oğlu olan torunu Yakub’u bahşettik ve ikisini de tıpkı İbrahim’e verdiğimiz gibi peygamberlik görevini bahşettik.
50Onlara rahmetimizden ilim, mal, mülk ve evlatlar vererek lütufta bulunduk. Doğru olanı başkalarına ulaştırmaları için üstün bir anlatım gücü bahşettik. Kıyâmete kadar onların her toplumda saygıyla övgüyle anılmalarını sağladık ve dillere destan olacak şekilde Allah merkezli bir hayatın gayretli temsilcileri yaptık. Onlar yasalarımıza uyarak tertemiz yaşayanlardı. Biz de yüksek bir şöhret nasip edip onların dünyadaki sayfalarını tertemiz bir sayfa yaptık ve arkalarında güzel bir nam bırakarak gelecek kuşaklar içerisinde hayırla yad edilmeyi nasip ettik.
İlgili ayetler
Ayet 51
1 ayetMeryem 51
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰىۘ اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا ٥١
Mushaf
Okunuş
51Veẕkür fi-lkitâbi mûsâ. innehû kâne muḫleṣav vekâne rasûlen nebiyyâ.
Türkçe Meal
51– Bu Kitap’ta Musa’yı da gündeme getir. Gerçekten O, samimi, seçkin bir kul ve seçilmiş bir elçi, nebi idi.
Açıklamalı meal
51Ey Peygamber! Mü’minlere yol göstermesi için Kitap’ta bildirmekte olduğumuz Musa’nın kıssalarından da hayırla bahset. Şüphesiz o inandığı davada iradesinin hakkını veren ve yaratılış sebepleri olan hayat nizamına davet eden seçkin ve samimi bir kuldur. Hem Kitap verilmiş ve tebliğle görevlendirilmiş bir Resul hem de vahiy yoluyla haber vererek nebi olan bir peygamberdir.
Ayet 52–53
2 ayetMeryem 52
Meryem 53
وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا ٥٢ وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِيًّا ٥٣
Mushaf
Okunuş
52Venâdeynâhü min cânibi-ṭṭûri-lʾeymeni veḳarrabnâhü neciyyâ.
53Vevehebnâ lehû mir raḥmetinâ eḫâhü hârûne nebiyyâ.
Türkçe Meal
52Vaktiyle Sina dağının sağ yamacından biz ona seslenmiş ve vahyimizi iletmek için onu yaklaştırmıştık.
53Ve rahmetimizin bir nişanesi olsun diye kardeşi Harun’u Nebi kılarak ona yardımcı yapmıştık.
Açıklamalı meal
52Vaktiyle Musa eşiyle birlikte Medyen’den Mısır’a dönerken Biz ona ilk kez vahye mazhar olduğu yer olan Sina dağının sağ yamacından kendisiyle fısıltıyla konuşacak kadar yakınlaşıp seslendik ve onu doğrudan vahyimizi alma mertebesine yükseltip başa konuşacak kadar huzurumuza yaklaştırdık.
53Ona ikramımız ve rahmetimizden dolayı duasını kabul edip kendisine destek olması için kardeşi Harun’u insanları doğruya davet eden bir nebi peygamber olarak bahşettik. İstedik ki birlikte yasalarımızı insanlara ulaştırsınlar.
Ayet 54–55
2 ayetMeryem 54
Meryem 55
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّاۚ ٥٤ وَكَانَ يَاْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِيًّا ٥٥
Mushaf
Okunuş
54Veẕkür fi-lkitâbi ismâʿîl. innehû kâne ṣâdiḳa-lvaʿdi vekâne rasûlen nebiyyâ.
55Vekâne yeʾmüru ehlehû biṣṣalâti vezzekâh. vekâne ʿinde rabbihî merḍiyyâ.
Türkçe Meal
54– Bu Kitap’ta İsmail’i de gündeme getir. O, vaadine/sözüne sadık bir kimseydi. O, bir elçi ve bir nebiydi.
55O, ailesine namazı ve zekâtı emrederdi. Rabbinin katında O’nun hoşnutluğunu kazanmış birisiydi.
Açıklamalı meal
54Ey Peygamber! Sana Kitap’ta fedakârlık ve teslimiyetin sembolü olarak bildirilen ve ilahi emirlere sadakatle bağlı İsmail’den de bahset. Gündeminde örnek şahsiyet olarak bulunsun ve başkalarına da hatırlat. Şüphesiz o son derece sözünde duran çok doğru biriydi ve tarafımızdan seçilerek vahiy gönderilmiş Resul bir peygamberdi ve nebiydi.
55Hz. İsmail ailesine ve ümmetine sadece Allah’a kulluk ederek ibadetlerini bu ilkeye göre yapmayı, namazı ve zekâtı emrederdi. Ulaşabildiği insanları, kendisi gibi malları ve canları ile Allah’ın daveti uğrunda gayret göstermeye çağırırdı. O da Allah katında değerli bir konuma sahipti ve kendisinden razı olunmuş bir kuldu.
İlgili ayetler
Ayet 56–57
2 ayetMeryem 56
Meryem 57
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْر۪يسَۘ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقًا نَبِيًّاۗ ٥٦ وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا ٥٧
Mushaf
Okunuş
56Veẕkür fi-lkitâbi idrîs. innehû kâne ṣiddîḳan nebiyyâ.
57Verafaʿnâhü mekânen ʿaliyyâ.
Türkçe Meal
56– Bu kitapta İdris’i de gündeme getir. O, doğruluk timsali bir nebi idi.
57Biz onu katımızda yüksek bir konuma yücelttik.
Açıklamalı meal
56Kitap’ta sana bildirilenler arasında olan İdris’i de anlat. Şüphesiz o özü sözü bir ve dosdoğru bir peygamberdi.
57Biz onu da peygamber olarak seçip kimsenin tahmin edemeyeceği yüce bir makama yükselttik.
Ayet 58
1 ayetMeryem 58
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۘ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْرَٓاء۪يلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَاۜ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا ٥٨
Mushaf
Okunuş
58Ülâike-lleẕîne enʿame-llâhü ʿaleyhim mine-nnebiyyîne min ẕürriyyeti âdeme vemimmen ḥamelnâ meʿa nûḥ. vemin ẕürriyyeti ibrâhîme veisrâîle vemimmen hedeynâ vectebeynâ. iẕâ tütlâ ʿaleyhim âyâtü-rraḥmâni ḫarrû süccedev vebükiyyâ.
Türkçe Meal
58İşte bütün bu anılan nebiler, Allah’ın kendilerine nimetler ihsan ettiği nebilerden Adem’in ve Nuh ile birlikte gemide taşıdıklarımızın soyundan gelen ve İbrahim’in ve İsrail’in (Yakup’un) neslinden olup kendilerine doğru yolu gösterip seçtiğimiz kimselerden bazılarıdır. Ne zaman onlara Rahman’ın ayetleri okunsa hepsi de gözyaşları içinde secdeye kapanırlardı.
Açıklamalı meal
58Sûrenin başından beri isimleri sayılan ve sana kıssalarını anlattığımız Zekeriyyâ, Yahyâ, İsa, İbrâhim, Mûsâ, İsmâil ve İdrîs. İşte bunlar, onurlandırıp kendilerine peygamberlik ve kitap nimeti verdiğimiz nebilerdendir. Yani bütün bu peygamberler insanlığın ilk atası olan Âdem’in ve ikinci atası olan Nuh ile beraber gemiyle taşıdıklarımızın soyundan gelen İbrahim’in ve asıl adı Yakup olan İsrail’in soyundandır. Bunlar insanlara kılavuzluk yapsınlar diye seçip doğru yolu gösterdiğimiz ve bütün insanların da kendilerini örnek olarak gösterdiği seçkin kimselerdir. Bu Peygamberler sorumluluklarını yerine getirebilmeleri ve mesajları insanlara gerektiği gibi ulaştırabilmeleri konusunda Rablerinden yardım isterlerdi. Kendilerine sınırsız merhamet sahibi Rahman’ın ayetleri okunduğu zaman derin bir saygı ve alçak gönüllülükle ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Ayet 59
1 ayetMeryem 59
فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّاۙ ٥٩
Mushaf
Okunuş
59Feḫalefe mim baʿdihim ḫalfün eḍâʿu-ṣṣalâte vettebeʿü-şşehevâti fesevfe yelḳavne gayyâ.
Türkçe Meal
59Sonra onların ardından öyle bir nesil geldi ki salâtı/namazı zayi ettiler/içini boşalttılar şehevi arzu ve hevalarına uydular yakında cehennemi gayyayı boylayacaklar.
Açıklamalı meal
59Ne var ki, onların peşinden yerlerine öyle kötü bir nesil geldi ki gelen kuşaklardan çoğu mal, makam, gibi dünyalıklara yöneldiler. Bırakın ağlayarak secdeye kapanmayı, Allah’a tevhide göre ibadet etmeyi bırakıp Allah ile aralarındaki en sağlam bağ olan namazı ve onu kılma duyarlılığını bile boşladılar. Bunun doğal sonucu olarak sınır tanımadan arzu ve heveslerine kapılıp şeytana uydular. Haramların peşine düştüler. Rabbinin huzurunda durarak hesaplaşmayı, kendilerini özeleştiriye tabi tutup yanlışlarından tövbe etmeyi terk ettiler. Kısacık dünya hayatının geçici zevkleri peşinde koşarak, yaratılış sebeplerini umursamayıp Kitabı ve Peygamber’i hayatlarından dışladılar. Gönderdiğimiz ayetleri ya görmezlikten geldiler ya da işlerine geldiği gibi yorumlarına kullandılar. İşte bunlar doğru olandan yüz çevirmenin Allah’a başkaldırmanın ve yaptıkları bu azgınlığın cezasını cehennemi boylayarak göreceklerdir.
İlgili ayetler
Ayet 60–61
2 ayetMeryem 60
Meryem 61
اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـًٔاۙ ٦٠ جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَاْتِيًّا ٦١
Mushaf
Okunuş
60İllâ men tâbe veâmene veʿamile ṣâliḥan feülâike yedḫulûne-lcennete velâ yużlemûne şeyʾâ.
61Cennâti ʿadnini-lletî veʿade-rraḥmânü ʿibâdehû bilgayb. innehû kâne vaʿdühû meʾtiyyâ.
Türkçe Meal
60Ancak tövbe ile dönüş yapan, iman ederek iyi ve yararlı işler yapanlar müstesna, işte bunlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlığa uğramayacaklar.
61Bunlar, Rahman’ın kullarına vaat ettiği, idrak kapasitesinin üstünde güzellikte olan Adn cennetleridir, onun vaadi mutlaka yerine gelecektir.
Açıklamalı meal
60Ancak yol yakınken hatasından dönüp gittikleri yanlış yollardan vazgeçmek suretiyle geçmişin kirlerinden arınarak şirk ve küfründen tevbe edenler, Allah’ın davetine hakkıyla iman ederek gereklerini yerine getirenler ve salih amel işleyenlerde olmuştur. İşte onlar bağışlanıp ödüllendirilerek cennete girerler ve hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmazlar. Yaptıkları bu doğru işler asla boşa gitmeyecektir.
61O cennet sonsuz merhameti ile Rahmân olan Allah’ın kullarına vadettiği ve görmedikleri halde gıyaben iman ettikleri Adn cennetleridir. Şüphesiz O’nun vaadi yerine gelecektir. O cennet, insanın kavrayıp algılama kapasitesinin çok üstünde mutluluk ve güzellik yurdudur. Muhakkak ki Allah’ın iyi kulları, O’nun vaad ettiği cennete kavuşacaklardır.
İlgili ayetler
Ayet 62–63
2 ayetMeryem 62
Meryem 63
لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا اِلَّا سَلَامًاۜ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ ف۪يهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا ٦٢ تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِيًّا ٦٣
Mushaf
Okunuş
62Lâ yesmeʿûne fîhâ lagven illâ selâmâ. velehüm rizḳuhüm fîhâ bükratev veʿaşiyyâ.
63Tilke-lcennetü-lletî nûriŝü min ʿibâdinâ men kâne teḳiyyâ.
Türkçe Meal
62Onlar burada mutluluk selam tebriği dışında hiçbir boş söz işitmeyecekler ve onlar yiyeceklerini sabah akşam hazır bulacaklar.
63Kullarımızdan sakınıp korunanları varis yapacağımız işte bu cennetlerdir.
Açıklamalı meal
62Cennete girenler orada asla müşriklerden duydukları tarzda boş çirkin ve yararsız söz işitmezler. Ancak meleklerin ve cennet arkadaşlarının sağlık mutluluk ve esenlik temennisi olan selâm sözüyle karşılanırlar. Selam onlar için esenliktir, kurtuluştur Orada Allah’ın ikramı olan ziyafetler ve her an her arzu ettikleri cennet sofraları en güzel şekliyle sabah akşam hazırdır.
63İşte, kullarımızdan yolunu Allah’ın kitabıyla bularak Rablerinin davetine uyanlara ve takva sahibi kimselere verdiğimiz daimî cennet işte budur. O hâlde, ey hak yolunun yolcusu. Bu hedefe ulaşmak için tüm engel ve zorluklara sabırla göğüs germelisin. Allah’tan beklediğin bir yardım “sana göre” geciktiğinde aceleci davranmamalı, yılgınlığa düşüp meleklerin yolunu gözlememelisin.
Ayet 64
1 ayetMeryem 64
وَمَا نَتَنَزَّلُ اِلَّا بِاَمْرِ رَبِّكَۚ لَهُ مَا بَيْنَ اَيْد۪ينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّاۚ ٦٤
Mushaf
Okunuş
64Vemâ netenezzelü illâ biemri rabbik. lehû mâ beyne eydînâ vemâ ḫalfenâ vemâ beyne ẕâlik. vemâ kâne rabbüke nesiyyâ.
Türkçe Meal
64Biz, yalnızca Rabbinin emri ile buraya yerleştik, önümüzde olan/bilebildiğimiz ve ardımızda olan/bilemediğimiz ve ikisi arasındaki her durum O’nun bilgisi dâhilindedir zira senin Rabbin hiçbir şeyi unutmuş değildir.
Açıklamalı meal
64Muhammed, bir süre vahiy gelmemesi üzerine üzülmüş ve inanmayanların eleştirileriyle zor durumda kalmıştı. İşte, Allah’ın kime ne zaman yardım edeceği ve ne zaman melek göndereceği konusunda, bak bizzat melekler sana neler söylüyor? Cebrail Allah’ın mesajlarının insanlara ulaştırılması için, peygamberlere iner ve der ki: “Ey Allah’ın Resûlü. Toplumun yaptıkları seni sıkıntıya sokuyor. İstiyorsun ki her sıkıldığında Rabbinden bir haber gelsin. Hayır! İşler her zaman senin istediğin gibi olmaz. Sıkıntıya düştüğünde Rabbimden haber gelmedi diye daralıyorsun. Biz melekler ancak, Rabbimizin buyruğuyla ineriz. Önümüzde gördüklerimiz, arkamızda görmediklerimiz, yer, gök ve aralarındaki her şeyimiz O’nundur. Ey Muhammed! Elçimiz Cebrail sana vahyi getirirken sadece ve sadece Allah’ın emri ile hareket eder. Geçmişe, geleceğe ve şimdiye dair bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm bilgiler Allah’a aittir. Bize bildirilen ve bildirilmediği içinde bilemediğimiz ne varsa, hepsini bilen Allah’tır. Dolayısıyla hangi ayeti ne zaman indireceğine karar veren de O’dur. Yoksa senin Rabbin asla hiçbir şeyi unutmaz.” Rabbin sana ne zaman elçi göndereceğini bilir. Seni her zaman gözetir, kollar. Her haber beklediğinde sana elçilerimizi göndermediysek bunda büyük hikmetler vardır. Sen onları düşün! O hâlde sakın üzülüp endişe etme.
Ayet 65–70
6 ayetMeryem 65
Meryem 66
Meryem 67
Meryem 68
Meryem 69
Meryem 70
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه۪ۜ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا۟ ٦٥ وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَيًّا ٦٦ اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـًٔا ٦٧ فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاط۪ينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّاۚ ٦٨ ثُمَّ لَنَنْزِعَنَّ مِنْ كُلِّ ش۪يعَةٍ اَيُّهُمْ اَشَدُّ عَلَى الرَّحْمٰنِ عِتِيًّاۚ ٦٩ ثُمَّ لَنَحْنُ اَعْلَمُ بِالَّذ۪ينَ هُمْ اَوْلٰى بِهَا صِلِيًّا ٧٠
Mushaf
Okunuş
65Rabbü-ssemâvâti velʾarḍi vemâ beynehümâ faʿbüdhü vaṣṭabir liʿibâdetih. hel taʿlemü lehû semiyyâ.
66Veyeḳûlü-lʾinsânü eiẕâ mâ mittü lesevfe uḫracü ḥayyâ.
67Evelâ yeẕküru-lʾinsânü ennâ ḫalaḳnâhü min ḳablü velem yekü şeyʾâ.
68Feverabbike lenaḥşürannehüm veşşeyâṭîne ŝümme lenuḥḍirannehüm ḥavle cehenneme ciŝiyyâ.
69Ŝümme lenenziʿanne min külli şîʿatin eyyühüm eşeddü ʿale-rraḥmâni ʿitiyyâ.
70Ŝümme lenaḥnü aʿlemü billeẕîne hüm evlâ bihâ ṣiliyyâ.
Türkçe Meal
65Çünkü O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin tümünün Rabbidir. Öyleyse sadece O’na kulluk et ve O’na kullukta sabırlı ol! Hem sen O’nun ismine ve şanına denk birini biliyor musun?
66İnsan, bir de kalkmış “Ben öldükten sonra yeniden diriltilecek miyim?” Diyor.
67Peki bu İnsan, daha önce hiçbir şey değilken kendisini bizim yarattığımızı hiç düşünmüyor mu?
68Rabbine andolsun ki, onları ve peşinden gittikleri şeytanları bir araya toplayacağız sonra da hepsini diz çökmüş bir halde cehennemin yanı başına getireceğiz.
69Daha sonra da her topluluktan Rahman’a karşı gelmede en azgın olanını seçip ortaya çıkaracağız.
70Çünkü onlardan hangisinin cehenneme daha önce atılmaya müstahak olduğunu en iyi biz biliriz.
Açıklamalı meal
65Ey Peygamber! Göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin Rabbi sahibi Allah’tır. Kulları üzerinde nizam kurma yetkisi de yalnızca O’na aittir. O halde Allah’ın davetine yönelerek yalnızca O’na kulluk et ve O’na ibadette ısrarlı, emir ve yasaklarına uyma konusunda ise kararlı ol. Yoluna çıkan engellere karşı azimli güçlü ol. Şimdi O’nun her şeyi yaratan olduğuna inanmayan insanı düşündürmek için sor: O’nun hiç adaşı hâşâ yoldaşı ve iş ortağı olan, ismi O’nunla birlikte anılmaya değer bir başkasını biliyor musun? Asla! Allah’ın bir benzeri ve yanında anılmaya değer bir ilah yoktur.
66Bu gerçeğe rağmen yaratıcı hakkında şüpheleri olan bir kısım akılsız ve inançsız insan bunca uyarıları görmezlikten gelir ve der ki: “ Ne yani öldükten ve kabirde toprak olduktan sonra yeniden mi diriltileceğiz? Bu olacak iş değil“ diye alay eder.
67Bu soruyu soran nankör insan, daha önce ortada yokken, bizim onu yoktan yarattığımızı düşünmüyor mu? Bunlar ne zaman akıllanacaklar?
68Bütün müşrikler bir araya gelip ahiret yok dese de Rabbine yemin olsun ki, Kıyamet Günü’nü yalanlayanları ve onları saptıran şeytanları hesap gününde mutlaka diriltip bir araya toplayacağız Sonra onları korkudan dizlerinin bağı çözülmüş vaziyette cehennemin yanı başına getireceğiz.
69Sonra her bir milletten, Rahman’a karşı azgınlık ve düşmanlıkta başı çekip en çok ileri giden nankörleri aralarından çekip ayıracak ve önce onları cehenneme sokacağız.
70Onlar arasında da bir sıralama yaptıktan elbette hangilerinin, öncelikle cehenneme atılmaya müstahak olduğunu en iyi Biz biliriz.
İlgili ayetler
Ayet 71
1 ayetMeryem 71
وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّاۚ ٧١
Mushaf
Okunuş
71Veim minküm illâ vâridühâ. kâne ʿalâ rabbike ḥatmem maḳḍiyyâ.
Türkçe Meal
71Ve siz azgınlar! Siz hepiniz istisnasız cehennemi boylayacaksınız! Zira bu Rabbinin gerçekleştirmeyi üzerine aldığı kesin bir hükümdür.
Açıklamalı meal
71Siz ey müşrik ve kâfir olarak dünya hayatını tamamlayanlar. Hepiniz hak ettiğiniz o cehennem azabını ebedî olarak çekeceksiniz. Şu bir gerçek ki içinizden Rahman’a baş kaldıran her kes İstisnasız o cehenneme mutlaka varacaktır. Bu Cehennem, Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür.
Ayet 72
1 ayetMeryem 72
ثُمَّ نُنَجِّي الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِم۪ينَ ف۪يهَا جِثِيًّا ٧٢
Mushaf
Okunuş
72Ŝümme nünecci-lleẕîne-tteḳav veneẕeru-żżâlimîne fîhâ ciŝiyyâ.
Türkçe Meal
72Sonra, sakınıp korunanları kurtaracağız, fakat o zalim azgınları dizüstü çökmüş vaziyette cehennemde bırakacağız.
Açıklamalı meal
72Ancak bir kere daha hatırlatmış olalım ki. İçinizden iman edip, Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getiren ve dünyadayken ateşten sakınır gibi günahtan sakınan takva sahiplerini, cehennem azabından koruyup kurtarırız. Ama, yaratılış gayesi dışında hareket etmiş zalimleri ise perişan ve pişmanlıklarıyla dizüstü çökmüş ve kıvranır halde o azapla baş başa bırakırız.
İlgili ayetler
Ayet 73–74
2 ayetMeryem 73
Meryem 74
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓواۙ اَيُّ الْفَر۪يقَيْنِ خَيْرٌ مَقَامًا وَاَحْسَنُ نَدِيًّا ٧٣ وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثًا وَرِءْيًا ٧٤
Mushaf
Okunuş
73Veiẕâ tütlâ ʿaleyhim âyâtünâ beyyinâtin ḳâle-lleẕîne keferû lilleẕîne âmenû eyyü-lferîḳayni ḫayrum meḳâmev veaḥsenü nediyyâ.
74Vekem ehleknâ ḳablehüm min ḳarnin hüm aḥsenü eŝâŝev veriʾyâ.
Türkçe Meal
73(Dünyada iken) Kendilerine ayetlerimiz apaçık bir şekilde okunduğunda ayetlerimize inanmayanlar iman edenlere derlerdi ki; Bu iki gruptan hangisi makam ve mevki olarak daha üstün ve toplum nezdinde daha itibarlı?
74Oysa biz onlardan önce varlık ve görkem bakımından onlardan daha yüksek nice uygarlıkları helak ettik.
Açıklamalı meal
73ahiretin bu gerçeklerini apaçık hatırlatan ayetlerimiz kendilerine okunduğunda inkâr edenler, zenginliğin verdiği şımarıklıkla iman edenlere hiç düşünmeden derler ki: “ Biz iman ettik, Allah bizimle beraber diyorsunuz ama, bir kendi halinize bakın, bir de bizim. Siz fakir, biz zengin; siz zayıf biz güçlü. Sizce iki topluluktan hangisi makam ve sayı bakımından daha üstün, saygınlık bakımından ise daha seçkin ve itibarlıdır?” Toplumda mevki ve makamı yüksek olan, hatırı sayılan, itibar görenler siz misiniz, yoksa Biz miyiz?” Bize bunca nimetlerin verilmiş olması, doğru yolda olduğumuzun ispatı değil midir? Bizim gibi üstün niteliklere sahip güçlü bir toplumun helâk olacağını mı iddia ediyorsunuz? şeklinde kibirlenip böbürlenmeye kalkışmışlardı.
74Oysa güçlerine de fazla güvenmesinler. Onların bu sözleri ne kadar düşüncesizce ve ne kadar da aldatıcıdır. Biz onlardan önce de onlar gibi kibirlenip, böbürlenen nice azgın ve nankör nesilleri helâk ettik ki, onlar mal mülk, mevki bakımından daha varlıklı daha fazla sayıda ve güç bakımından daha gösterişliydi.
Ayet 75
1 ayetMeryem 75
قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَدًّاۚ حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضْعَفُ جُنْدًا ٧٥
Mushaf
Okunuş
75Ḳul men kâne fi-ḍḍalâleti felyemdüd lehü-rraḥmânü meddâ. ḥattâ iẕâ raev mâ yûʿadûne imme-lʿaẕâbe veimme-ssâʿah. feseyaʿlemûne men hüve şerrum mekânev veaḍʿafü cündâ.
Türkçe Meal
75De ki:
– Dalalet bataklığına saplananlara Rahman varsın bu dünyada biraz mühlet versin ne çıkar. Nihayet o saat bu dünyanın bozulmasını ya da uyarıldıkları cehennem azabını gördüklerinde işte o zaman anlayacaklar kimin konum olarak daha kötü, kimin daha zayıf ve güçsüz olduğunu.
Açıklamalı meal
75Ey Resûlüm! Sen varlıklı ve müreffeh oldukları için şımaran ve bu konumlarına bakarak doğru bir yol üzere olduklarını iddia eden müşriklere de ki: “ Allah’ın sizin için takdir ettiği ömür ne kadar uzun olursa olsun ve Rahman sapıklıkta olana ne kadar mühlet verirse versin ne çıkar. Sonuçta kendilerine vadedilen dünyadaki azabı veya uyarılmanıza rağmen kabul etmediğiniz kıyameti gördüklerinde bu iki gruptan hangisinin yeri ve mevkisi daha kötüymüş, kimin taraftarları ve yardımcıları daha zayıfmış, makam bakımından kim daha yüksekmiş ve kim daha itibarlıymış mutlaka göreceklerdir.” O gün övündükleri mallar, mülkler, mevkiler, makamlar yüzlerine çarpılacaktır.
İlgili ayetler
Ayet 76
1 ayetMeryem 76
وَيَز۪يدُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا هُدًىۜ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَرَدًّا ٧٦
Mushaf
Okunuş
76Veyezîdü-llâhü-lleẕîne-htedev hüden. velbâḳiyâtu-ṣṣâliḥâtü ḫayrun ʿinde rabbike ŝevâbev veḫayrum meraddâ.
Türkçe Meal
76Allah, doğru yolda olanların imanlarını güçlendirir. Kalıcı olan iyi ve güzel işler ise Rabbinin katında mükâfat olarak daha hayırlı ve kazanç olarak da daha üstündür.
Açıklamalı meal
76Allah davet edildikleri hayat nizamını yaşamak uğrunda Hakka ve hayra yönelip gayret edenlerin samimiyetine göre hidayetlerini ve inançlarını artırır. İmanlarını pekiştirip yardımı ile onları destekler. O hâlde, vahyin sesine kulak vermeli, şu gelip geçici nimetleri elde etme uğruna dürüstlük ve erdemlilikten asla taviz vermemelisiniz. Unutmayın ki müşriklerin övündükleri mal ve konum fanidir. Kalıcı olan iyi ve güzel davranışlar ise Rabbinin katında sevap ve mükâfat bakımından dünyevî kazançlardan daha değerlidir. Allah’ın emirlerine uyarak yapılan iyi işler de varılacak yer ve sonuç bakımından daha hayırlıdır.
Ayet 77–82
6 ayetMeryem 77
Meryem 78
Meryem 79
Meryem 80
Meryem 81
Meryem 82
اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًاۜ ٧٧ اَطَّلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًاۙ ٧٨ كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّاۙ ٧٩ وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَاْت۪ينَا فَرْدًا ٨٠ وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّاۙ ٨١ كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا۟ ٨٢
Mushaf
Okunuş
77Eferaeyte-lleẕî kefera biâyâtinâ veḳâle leûteyenne mâlev veveledâ.
78Eṭṭaleʿa-lgaybe emi-tteḫaẕe ʿinde-rraḥmâni ʿahdâ.
79Kellâ. senektübü mâ yeḳûlü venemüddü lehû mine-lʿaẕâbi meddâ.
80Veneriŝühû mâ yeḳûlü veyeʾtînâ ferdâ.
81Vetteḫaẕû min dûni-llâhi âlihetel liyekûnû lehüm ʿizzâ.
82Kellâ. seyekfürûne biʿibâdetihim veyekûnûne ʿaleyhim ḍiddâ.
Türkçe Meal
77Ayetlerimize inanmayanlar bir de kalkıp elbette bana mal da verilecek evlat da diyen şu tipi görüyor musun?
78Bu adam gaybı mı biliyor yoksa Rahman’dan bu konuda bir ahit/söz mü almış?
79Biz onun bu sözlerini kaydedeceğiz ve onun cezasını uzattıkça uzatacağız.
80Onun dediği mal da evlat da bize kalacak ve bizim huzurumuza yapayalnız gelecek.
81Onlar kendilerine güç ve itibar sağlasın diye Allah’tan başka bir takım ilahlar edindiler.
82Hayır! Tam aksine kul oldukları o ilahlar, kendilerine yapılan ibadeti hem reddedecekler hem de onlara düşman kesilecekler.
Açıklamalı meal
77Şirk ve küfürde direnip ayetlerimizi inkâr eden ve kendisine borçlu olduğu bir mümine borcunu ödememek için ona, senin peygamberliğini inkâr etmesini şart koşan ve mümin kişi bu şartı kabul etmeyince de: “ Nasıl olsa beni yaratan Allah bana dünyada verdiği gibi ahirette de güçlü kuvvetli çocuklar ve zenginlik verecektir, o zaman senin borcunu öderim” diye alay eden şu müşriği gördün mü? Şu küstahın düştüğü durumu bir düşünsene. Ne zannediyor kendini? Neye dayanarak böyle konuşuyor?
78Her istediği makam ve mala erişeceğini iddia eden o müşrik, kimsenin bilmediklerini mi biliyor? Sanki ahirette olup bitecekler için gaybden böyle bir haber mi alıyor. Yahut Allah’tan her arzusunun yerine getirileceği ve kendisine ahirette mal mülk ve evlat verileceğine dair bir söz mü aldı ki, ona göre konuşup duruyor? Yeryüzünde inkâr edip dururken, yasalarımıza aykırı yaşarken, onlara ahirette mükâfatlandıracağız diye bir söz mü verdik?
79Asla böyle bir söz vermedik. Elbette ki hayır, bunların hiçbiri doğru değil. Biz onun dediğini kayda geçirip yazacağız ve onun hak ettiği cehennem azabını katbekat daha da arttıracağız.
80Onun İkide bir sözünü ettiği mal mülk evlat gibi şeyler öldüğünde yine bize kalacak. İmtihan amacı ile kendisine emanet ettiklerimizi de elinden alacağız. Ve o Hesap Günü huzurumuza bu zenginlik ve güçten yoksun bir şekilde her şeyini kaybetmiş olarak, tek başına ve yapayalnız gelecek. Onlar dünyadan ahiret hayatına günahlarına karşılık azaptan başka hiçbir şey götüremeyecekler. Katımıza hesap için geldiklerinde yanlarında ne malları ne makamları ne mevkileri ne evlatları ne de onları çılgınca alkışlayan arkalarından giden kalabalıklar olacak.
81Onlar kendilerine destek olup şefaat ederler ve güç kuvvet ve itibar sağlarlar diye gözlerinde büyüttükleri kimseleri, Allah ile aralarına aracılar koydular. Böylece kendileri gibi yaratılmış varlıklardan medet umarak Allah’la birlikte onları yedek ilâhlar edindiler. Bunun sonucunda “Allah tek ve gerçek ilahtır” düşüncesinden uzaklaştılar.
82Bu yedek ilahların güya kendilerini Allah’a yaklaştıracağını zannedip, onlar sayesinde cehennemden kurtulacaklarını düşündüler. Hayır asla boşuna ümitlenmesinler! Allah’tan başka medet umdukları ve böylece de şirk koşup ilah edindikleri o yedek kimseler, Kıyamet Günü ilah olduklarını ve onların kendilerine dua amacıyla yaptıkları tüm ibadetleri de inkâr edecekler. Hatta şefaat veya benzeri bir yardım şöyle dursun, tam aksine onların aleyhine şahitlik edip onlara düşman kesilecekler. Hesap günü kabahati birbirlerine atarak tartışacak ve birbirlerini düşman ilan edecekler.
İlgili ayetler
Ayet 83–84
2 ayetMeryem 83
Meryem 84
اَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ تَؤُزُّهُمْ اَزًّاۙ ٨٣ فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّاۚ ٨٤
Mushaf
Okunuş
83Elem tera ennâ erselne-şşeyâṭîne ʿale-lkâfirîne teüzzühüm ezzâ.
84Felâ taʿcel ʿaleyhim. innemâ neʿuddü lehüm ʿaddâ.
Türkçe Meal
83Görmüyor musun şeytanların kâfirlerin üzerine gidip, onları kışkırttıklarını.
84– O halde, sen onlar için acele etme. Biz onlar için gün sayıyoruz.
Açıklamalı meal
83Görmedin mi? “Şeytandan Allah’a sığının” dememize rağmen, yaratılış sebeplerini inkâr eden ve uyarılarımızı dinlemeyen kâfirlerin üzerine kendilerini günaha kışkırtan şeytanları bir ceza olarak Biz saldık. İstesek onları, bu şeytanca işleri yaptıranları engelleyebilirdik. Biz onları hür yarattık. Fakat kendi iradeleriyle o şeytanların peşine düşüyorlar. Şeytan da onları aldatıcı vaatlerle günaha kışkırtıp duruyor ve azdıkça azıp yoldan çıkıyorlar. Şeytanların tek amacı var. Yeryüzünde yasalarımızı uygulatmamak! Bunun için her türlü engeli koyuyorlar. Her türlü bahaneyi üretiyorlar
84Ey Peygamber! Sakın onların hakkında bir an önce azaba çarptırılmalarını istemekle acele etme ve sabret. Onlara imtihân hikmeti gereği mühlet verdik. Fakat bu süre elbette sonsuz değildir. Biz yaptıkları her şey için onların azaba uğratılacağı günlerin hesabını mükemmel bir şekilde kaydediyoruz. Aldıkları nefesleri de aksatmadan teker teker sayıyoruz ve onlar her gün azaba biraz daha yaklaşıyor.
Ayet 85–86
2 ayetMeryem 85
Meryem 86
يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْدًاۙ ٨٥ وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْدًاۢ ٨٦
Mushaf
Okunuş
85Yevme naḥşüru-lmütteḳîne ile-rraḥmâni vefdâ.
86Venesûḳu-lmücrimîne ilâ cehenneme virdâ.
Türkçe Meal
85O gün geldiğinde günahlardan korunanları Rahman’ın huzurunda ağır konuklar olarak toplarız.
86Ve günaha batmış olanları sulamaya götürülen hayvan sürüsü gibi Cehenneme süreriz.
Açıklamalı meal
85O gün yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamaya yönelen ve O’nun azabından korkup şirkten sakınan takva sahiplerini, seçkin konuklara yaraşır kafileler hâlinde merhameti sonsuz Rahman’ın huzuruna toplayacağız ve en güzel şekilde ağırlayacağız.
86Bu güzel sonuç herkese nasip olmayacak. İşleri güçleri inkâr olan günahkârları da yakıcı güneşin altında susamış hayvan sürüsünün suya götürüldüğü gibi perişan bir halde cehenneme doğru süreceğiz.
Ayet 87
1 ayetMeryem 87
لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًاۢ ٨٧
Mushaf
Okunuş
87Lâ yemlikûne-şşefâʿate illâ meni-tteḫaẕe ʿinde-rraḥmâni ʿahdâ.
Türkçe Meal
87O gün hiç kimse şefaat yetkisine sahip değildir ancak yapmış olduğu iman sözleşmesine sadık olanlara Rahman şefaat edecektir.
Açıklamalı meal
87Kendilerine şefaatçi ve işlerinin görülmesi için aracı olsunlar diye Allah’tan başka ilâhlar edinenler şunu iyi bilmelidirler. Hesap günü, Rahman’ın katında imanı ve salih amelleri bulunduğu için bir ahit almış olanlar Allah’ın şefaatine ve yardımına kavuşurlar ve bir başkasının kurtuluşu için de aracılık edemez. Dünyada şefaatçi olarak belledikleri o varlıklardan umduklarını bulamayacaklardır. Çünkü şefaat ve kayırma ancak Rahmanın nezdinde imanı ve salih amelleri bulunan kimseler için söz konusudur. Şefaat eden de ancak O’nun izin verdiği ve gerçekten bağışlanmayı hak eden kimselere şefaat edebilecektir. O gün ancak Allah’a ve elçisine inananlar Allah’ın af ve mağfireti sayesinde bağışlanmayı hak edeceklerdir.
İlgili ayetler
Ayet 88–92
5 ayetMeryem 88
Meryem 89
Meryem 90
Meryem 91
Meryem 92
وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَدًاۜ ٨٨ لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـًٔا اِدًّاۙ ٨٩ تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّاۙ ٩٠ اَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمٰنِ وَلَدًاۚ ٩١ وَمَا يَنْبَغ۪ي لِلرَّحْمٰنِ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًاۜ ٩٢
Mushaf
Okunuş
88Veḳâlü-tteḫaẕe-rraḥmânü veledâ.
89Leḳad ciʾtüm şeyʾen iddâ.
90Tekâdü-ssemâvâtü yetefeṭṭarne minhü vetenşeḳḳu-lʾarḍu veteḫirru-lcibâlü heddâ.
91En deʿav lirraḥmâni veledâ.
92Vemâ yembegî lirraḥmâni ey yetteḫiẕe veledâ.
Türkçe Meal
88–Ve onlar “Rahman çocuk edindi” Dediler.
89Andolsun ki siz çok çirkin bir iftira attınız ortaya.
90Onların bu iftiralarından az kalsın gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp yerle bir olacaktı.
91Rahman’a çocuk isnadı yüzünden.
92Hâlbuki çocuk edinmek Rahman’ın şanına yakışmaz.
Açıklamalı meal
88Hal böyleyken, sapıklıkta o kadar ileri gittiler ki, Bir kısım Yahudiler, “Üzeyir Allah’ın oğludur”, Hristiyanlar “İsa Mesih Allah’ın oğludur” ve Mekkeli müşrikler de “Melekler Allah’ın kızılandır” diyerek, “Rahman olan Allah hâşâ çocuk edindi” dediler.
89Doğrusu siz, Allah’a ortak koşmak ve O’nun hakkında bu kadar cüret göstererek Allah’a karşı çok çirkin ve korkunç bir iddia ortaya attınız.
90Öyle ki, bu çirkin iddianın dehşetinden dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar korkunç bir gürültü ile yıkılıp yerle bir olacaktı.
91Rahman’a çocuk isnat etmeleri yüzünden bunlar başlarına gelecekti.
92Oysa çocuk edinmek yaratılmışlara ait bir özelliktir. Rahman olan Allah’ın şanına asla yakıştırılamaz ve akıl dışı bir iftiradır. Çünkü O, her bakımdan eşsiz ve benzersizdir.
İlgili ayetler
88En’am 101Nahl 58Nahl 59İsrâ 40Meryem 35Meryem 93Sâffât 149Zümer 4Zuhruf 15Zuhruf 19Tûr 39Necm 21Necm 23Cin 3
89Nahl 58Nahl 59İsrâ 40Meryem 88Meryem 93Sâffât 149Zuhruf 15Zuhruf 19Tûr 39Necm 21Necm 23
90Nahl 58Nahl 59İsrâ 40Meryem 88Meryem 93Sâffât 149Zuhruf 15Zuhruf 19Tûr 39Necm 21Necm 23
Ayet 93
1 ayetMeryem 93
اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْدًاۜ ٩٣
Mushaf
Okunuş
93İn küllü men fi-ssemâvâti velʾarḍi illâ âti-rraḥmâni ʿabdâ.
Türkçe Meal
93Zira göklerde ve yerde bulunan herkes Rahman’ın huzuruna ancak ve ancak bir kul olarak gelecektir.
Açıklamalı meal
93Göklerde yerde ve aralarında bulunanların hepsini yaratan Allah’tır. Sizin O’na çocuk diye isnat ettiğiniz İsa, Üzeyir ve melekler de Allah’ın kullandır. Ve İsrafil sura üflediğinde kim varsa herkes boyun eğmiş birer kul olarak sınırsız rahmet sahibi Rahmanın huzuruna gelecektir.
İlgili ayetler
Ayet 94–95
2 ayetMeryem 94
Meryem 95
لَقَدْ اَحْصٰيهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّاۜ ٩٤ وَكُلُّهُمْ اٰت۪يهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْدًا ٩٥
Mushaf
Okunuş
94Leḳad aḥṣâhüm veʿaddehüm ʿaddâ.
95Veküllühüm âtîhi yevme-lḳiyâmeti ferdâ.
Türkçe Meal
94Andolsun ki Allah, onları sonsuz ilmiyle kuşatmış ve yapıp ettiklerini bir bir tesbit etmiştir.
95Ve onların hepsi de kıyamet günü Rahman’ın huzuruna yalnız başına gelecekler.
Açıklamalı meal
94Andolsun Allah, onların yaptıklarını sınırsız ilmiyle çepeçevre kuşatmış ve onların kimler olduğunu, ömürlerini, nefeslerini dahi kısaca her amellerin tümünü bir bir tespit etmiştir. O’nun için gizli saklı hiçbir şey yoktur. Herkesin söyleyip durduklarının, yapıp ettiklerinin tek tek kaydını tutturmaktadır.
95Ve onların hepsi kıyamet günü Allah’ın huzuruna mallarından, mülklerinden, evlatlarından yoksun olarak gelecek ve tek başına çıkıp hesap verecektir.
İlgili ayetler
Ayet 96
1 ayetMeryem 96
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُدًّا ٩٦
Mushaf
Okunuş
96İnne-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti seyecʿalü lehümü-rraḥmânü vuddâ.
Türkçe Meal
96Ama İman edip iyi ve yararlı işler yapanlar var ya Rahman onlara tarifsiz bir sevgi ile yaklaşacaktır.
Açıklamalı meal
96Hesap günü geldiğinde, Allah’a şirk koşup O’nun hakkında böyle çirkin iddialarda bulunanlar cezasız kalmayacaklardır. Fakat Allah’ın daveti olan hayat nizamına samimi olarak iman edip de bu uğurda malları ve canları ile cihat edip salih ameller işleyenlere gelince. Rahman olan Allah onları sevecek sevdirecek ve ödüllendirmek için aralarında sevgi bağı oluşturacaktır. Allah onların içlerine sevgi ve muhabbet yerleştirecek, helal ve temiz kazanç elde etme imkânı sağlayacak ve gelecek nesiller tarafından hayırla yad edilmeyi nasip edecektir. İnsanlar onlara kötülük yapsa da onlar af yolunu tutup haksızlık etmezler.
Ayet 97
1 ayetMeryem 97
فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ وَتُنْذِرَ بِه۪ قَوْمًا لُدًّا ٩٧
Mushaf
Okunuş
97Feinnemâ yessernâhü bilisânike litübeşşira bihi-lmütteḳîne vetünẕira bihî ḳavmel lüddâ.
Türkçe Meal
97Biz bu Kuran’ı, korunan muttakileri müjdelemen ve küfürde inat eden bir toplumu uyarman için, senin dilin ile kolaylaştırdık.
Açıklamalı meal
97Ey Muhammed! Biz kolayca anlaşılsın diye Kur’an’ı senin ve kavminin konuşup anlaştığınız ve yazıştığınız anadiliniz ile indirdik. Ki böylece Allah’a kullukta samimi olup günah olan her şeyden sakınan takva sahiplerine ne ödüller verileceğini onunla müjdeleyesin. Ve şirk koşup, inkârda inatla direnen müşrikleri de verilecek azaplar konusunda yine onunla uyarasın.
İlgili ayetler
Ayet 98
1 ayetMeryem 98
وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍۜ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا ٩٨
Mushaf
Okunuş
98Vekem ehleknâ ḳablehüm min ḳarn. hel tüḥissü minhüm min eḥadin ev tesmeʿu lehüm rikzâ.
Türkçe Meal
98Oysa biz onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Şimdi sen onlardan herhangi birisinin varlığını hissediyor veya sesini sedasını işitiyor musun?
Açıklamalı meal
98Bu uyarılara kulaklarını tıkayanlar şunu da unutmasın. Onlardan önce onlar gibi gaflet uykusundan uyanmayan, inkâr ve isyan eden nice kavimleri helâk ettik. Şimdi onlardan geriye kalan birini görebiliyor varlığını hissedebiliyor veya en ufak fısıltılarını duyuyor musun? Onlar arkalarında viran harabeler bırakarak geçmişin karanlıklarında kaybolup gittiler. Şimdi sanki yaşamamış gibiler. Onları yok ederken ne malları ne mevkileri ne makamları ne de evlatları elimizden kurtarabildi. Biz bu Kur’an’ıAllah’a şirk koşmaktan ve seni yalanlamaktan vazgeçmezlerse aynı şeyin başlarına geleceği konusunda kendilerini uyarasın diye vahyetmekteyiz.
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Fâtır, sonra Tâhâ indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla