Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: İlk kelimesi, sureye ad olarak verilmiştir. Bu surenin ikinci adı birinci ayette geçen el-melaike’dir.
Nüzul Zamanı: Surenin ne zaman nazil olduğu ancak muhtevasından tahmin edilebilmektedir. Bu sure, muhtemelen Mekkeli müşriklerin şiddete başvurdukları, aynı zamanda İslam davetini önlemek ve Allah’ın Rasûl’ünü (s.a) mağlub edebilmek için, hiçbir hileden geri kalmadıkları dönemde, yani Mekke döneminin ortalarında nazil olmuştur.
Konu: Bu sure şöyle özetlenebilir: Allah, Mekke toplumunun ileri gelenlerini davete karşı olan tutumlarından dolayı ikaz etmekte ve onlara bir nasihatçı, bir öğretmen gibi hitab etmektedir; “Ey akılsızlar! Bu peygamber iyiliğiniz için sizlere İslam’ı anlatmaya çalışırken siz ona kızıyor ve onu çeşitli hilelerle yalanlamaya kalkışıyorsunuz. Bu davetin size bir zararı mı var? Oysa siz ona zarar veremezsiniz. Peygamber’in (s.a) size ne anlatmaya çalıştığını hiç düşündünüz mü? O halde bunda tuhaf olan nedir? O size şirkten kaçınmanızı söylemektedir. Biraz düşünün, bu kâinat nizamında şirke yer var mıdır? Fakat sizler Allah’a şirk koşuyorsunuz. Peygamber (s.a) size Allah’ın birliğini tebliğ ediyor, biraz düşünün, yeri ve göğü yaratan Allah’tan başkası bu sıfatları taşıyabilir mi? O, size bu dünyada başıboş bırakılmadığınızı, sonunda Allah’a döneceğinizi ve yaptıklarınızdan hesaba çekilerek, hesabın sonunda ceza ve mükâfat göreceğinizi söylemektedir.
Bunda şaşıracak ne var? Kâinatta herşeyin aslına rücu ettiğini görmüyor musunuz? O halde sizin dönüşünüz niçin mümkün olmasın? Allah sizi bir damla sudan, nutfeden meydana getiriyorken, sizi ölümünüzden sonra diriltmesi niye zor olsun? İyilik ve kötülüğün bir olmaması gerektiği, akla daha yatkın değil midir? Düşünün bir kere; iyi bir kimseye mükâfat, kötü bir kimseye ise ceza vermek mi daha makuldur, yoksa ölümden sonra toz olarak hiçbir karşılık görmemek mi? İşte size bu gerçekleri anlatan Peygamber’i (s.a) reddetmekte ısrar eder, sahte tanrılara tapmakta ve sorumsuzca hayat sürmekte devam ederseniz, zararlı çıkacak olan yine sizler olursunuz. Peygamber (s.a) için hiçbir zarar sözkonusu değildir. Çünkü onun vazifesi sadece tebliğ etmektir ve o da bu görevini yapmıştır.”
Burada Allah, Rasûlüne (s.a) “üzülme senin görevin sadece tebliğ ve nasihat etmektir” diye hatırlatmaktadır. “Sen inkarında ısrar eden kimseleri düzeltmekle mükellef değilsin. Sen üzülmeden tebliğine devam et, hidayeti kabul eden ve tebliğe kulak verenlere yönel.”
Bu surede müminlere, “İmanları artsın ve böylece Allah’ın vaadettiklerine olan güvenleri daha da sağlamlaşsın” diye, hakikatler tekrar tekrar bildirilmektedir.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1
1 ayetFâtır 1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلًا اُو۬ل۪ٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۜ يَز۪يدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١
Mushaf
Okunuş
1Elḥamdü lillâhi fâṭiri-ssemâvâti velʾarḍi câʿili-lmelâiketi rusülen ülî ecniḥatim meŝnâ veŝülâŝe verubâʿ. yezîdü fi-lḫalḳi mâ yeşâʾ. inne-llâhe ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Türkçe Meal
1Bütün övgüler, gökleri eşsiz bir şekilde yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler olarak gönderen Allah’a mahsustur. Dilediğini yaratmada O’na bir sınır yoktur. Çünkü Allah her şeye gücü yetendir.
Açıklamalı meal
1Gökleri ve yeri ve ikisi arasındaki her şeyi insan için yoktan var eden, melekleri de taşıdıkları sorumluluklarına göre, her biri farklı güç, yetenek ve özelliklere sahip ikişer, üçer dörder ve daha fazla kanatlı elçiler kılıp övülmeye ve şükredilmeye layık olan Allah’a hamdolsun. O’nun yaratmada sınırı yoktur, gerekli gördüğü özellikler vererek dilediği miktarda artırır. Meleklerin değişik özelliklerini çoğaltıp, azaltmak O’na aittir. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla güç yetirendir. O’nun yaratması için sadece ol demesi yeter! Yaratırken başkasından izin almadığı gibi, O’na başkası da yardım edemez. Yaratma, hâkimiyet, otorite sadece Allah’a aittir. Dilediğini yaratarak artırır, dilediğini yok ederek eksiltir. Şüphesiz istediğini yapacak güçtedir.
Ayet 2
1 ayetFâtır 2
مَا يَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَاۚ وَمَا يُمْسِكْۙ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٢
Mushaf
Okunuş
2Mâ yefteḥi-llâhü linnâsi mir raḥmetin felâ mümsike lehâ. vemâ yümsik felâ mürsile lehû mim baʿdih. vehüve-lʿazîzü-lḥakîm.
Türkçe Meal
2Allah’ın insanlar için açtığı rahmet kapısını hiç bir güç kapatamaz. O’nun kapattığı kapıyı da hiç bir güç açamaz. Zira O’dur mutlak üstün ve yüce olan ve her hükmü doğru olan.
Açıklamalı meal
2Allah takdir edip insanlar için bir nimet ve rahmet kapısı açarsa, onu hiç kimse ve hiçbir güç engelleyemez. O’nun kapattığı kapıyı da hiç kimse açamaz. Çünkü O her şeyden üstündür, her işinde mutlak galip olandır. O’nun gücüne hiçbir güç erişemez ve yaptığı her şeyi yerli yerince yapan hüküm ve hikmet sahibidir. Ey insanlar onun için, nimetleri sadece Rabbinizden bekleyiniz. Allah’tan başka hiçbir varlığın insanlara rahmet ulaştırma veya kısma gücü yoktur. Bu nedenle tüm beklentileriniz tüm dualarınız Allah’a olmalıdır. Allah insanlarla arasına hiçbir aracı koymaz. Rabbinizden bir şey isteyeceğiniz zaman Allah ile aranıza Resulleri, imamları, şeyhleri, gavsları, erenleri, evliyaları sokmayın! Onun için kendilerine bile yararı olamayanları, Allah ile aranıza sokup, onların aracılığıyla Allah’tan bir şey istemek akıl kârı değildir.
Ayet 3
1 ayetFâtır 3
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٣
Mushaf
Okunuş
3Yâ eyyühe-nnâsü-ẕkürû niʿmete-llâhi ʿaleyküm. hel min ḫâliḳin gayru-llâhi yerzüḳuküm mine-ssemâi velʾarḍ. lâ ilâhe illâ hû. feennâ tüʾfekûn.
Türkçe Meal
3Ey insanlar! Allah’ın size verdiği nimetleri bir düşünün. Gökten ve yerden size rızık verecek Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? O’ndan başka ilah yoktur. O halde nasıl böylesine aldanıyorsunuz?
Açıklamalı meal
3Ey insanlar! Allah’ın sizler için yarattığı sayısız nimetleri hatırlayıp düşünmez misiniz? Allah’tan başka, sizi gökten ve yerden rızıklandıracak başka bir yaratıcı güç var mıdır? Elbette hayır. Akıl edip düşünürseniz göreceksiniz ki O’ndan başka ilah yoktur. Apaçık gerçek bu iken nasıl olur da O’ndan başka varlıkları şefaatçi kabul edip tevhidden şirke dönüyorsunuz ve bâtıl iddialar peşinde cahilce koşuyorsunuz? Rabbinizin davetinden yüz çevirerek Allah’la birlikte başka varlıkları kendinize nasıl ilah ediniyor ve sizlere tevhidi anlatan elçimizi yalanlıyorsunuz? Şüphesiz O yeryüzünde de gökyüzünde de hükümrandır
İlgili ayetler
Ayet 4
1 ayetFâtır 4
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ٤
Mushaf
Okunuş
4Veiy yükeẕẕibûke feḳad küẕẕibet rusülüm min ḳablik. veile-llâhi türceʿu-lʾümûr.
Türkçe Meal
4Eğer seni yalanlarlarsa, bil ki senden önceki elçiler de yalanlanmıştı. Bütün işler döner dolaşır sonunda Allah’a varır.
Açıklamalı meal
4Ey Muhammed ve ey Müslüman! Kur’an’a çağırdığın insanlar senin Allah adına yaptığın daveti kabul etmeyip yalanlıyorlarsa ümitsizliğe kapılıp üzülme. Unutma bu ilk değil senden önce onları doğru yola davet eden nice peygamberler de kavimleri tarafından yalanlanmıştı. Aslında onlar seni değil, ayetlerimizi ve dolayısıyla bizi yalanlıyorlar. Onlar sabretmişlerdi. Sen de sabret. Unutma ki Allah her şeyi görmektedir ve bütün işler eninde sonunda dönüp dolaşıp yalnızca Allah katına getirilir ve O, neye hükmederse o olur. Elbette Rabbinin onlara dünyada verdiği süre bitecek ve her insan Allah’ın hükmüne boyun eğerek, huzurunda hesap vermek üzere toplanacaktır. Dünyada olmasa bile ahirette kazananlar, hep O’nun yolunda olanlar olacaktır.
Ayet 5
1 ayetFâtır 5
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ٥
Mushaf
Okunuş
5Yâ eyyühe-nnâsü inne vaʿde-llâhi ḥaḳḳun felâ tegurrannekümü-lḥayâtü-ddünyâ. velâ yegurranneküm billâhi-lgarûr.
Türkçe Meal
5Ey insanlar, bilin ki Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Sakın ha şu geçici dünya hayatı sizi aldatmasın dahası hiç bir aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.
Açıklamalı meal
5Ey insanlar! Size dünya hayatı için bir süre verilmiştir. Allah’ın size ayetlerinde bildirdiği kıyamet ve ahiretle ilgili vaadi elbette gerçektir ve mutlaka gelecektir. O halde kısacık dünya hayatının sahte cazibesi sakın ola ki sizi Allah’a kulluktan alıkoyup aldatmasın. Yine sakın ola ki, o aldatıcı şeytan ve şeytana yoldaş olanlar da Allah’ın ayetlerini çarpıtarak veya Rabbinizin şefkat ve merhametine güvendirerek isyana sürüklemesin. O çok hilekâr şeytan ve dostları, “nasıl yaşarsanız yaşayın sonunda mutlaka affedilirsiniz” gibi yalan yanlış bilgilerle sizi günahlara daldırıp Allah ile aldatmasın. Öyleyse keyfinize göre yaşayıp kurtulacağınızı sanmayın! Şeytanlaşan insanlar sizlere şöyle der: “İstediğini yap, günahmış sevapmış aldırma, helal haram tanıma, nasılsa tövbe kapısı var. Yaşlanınca tövbe eder kurtulursun!” Bu sözler şeytanın sözleridir. Bu sözlere aldanmayın! Bu tür düşünceler Allah’ın tövbe kapısını istismar etmektir. Tövbe kapısını istismar ederseniz cehennemi boylarsınız. Sakın şeytanın bu tuzağına düşmeyin.
Ayet 6
1 ayetFâtır 6
اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّاۜ اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّع۪يرِۜ ٦
Mushaf
Okunuş
6İnne-şşeyṭâne leküm ʿadüvvün fetteḫiẕûhü ʿadüvvâ. innemâ yedʿû ḥizbehû liyekûnû min aṣḥâbi-sseʿîr.
Türkçe Meal
6Unutmayın ki şeytan sizin düşmanınızdır. O halde siz de onu düşman belleyin. Zira o, ancak kendine uyanları cehenneme sürükler.
Açıklamalı meal
6Şüphesiz şeytan sizin mahvolmanız için elinden geleni yapmaya ant içmiş acımasız ve apaçık düşmanınızdır. O halde siz de onu düşman edinin. Düşman bilmenin gereği olarak onun yapmanızdan hoşlanacağı her şeyden uzak durun. O şeytan kendi zihniyetini benimseyen yandaşlarını, Allah’a karşı gelerek alevli ateşin ahalisi olmaya sinsice çağırır ve çılgın cehennem ateşine sürükler. Şeytanı ve şeytanın dostlarını tanımak için ayetlerimizi dikkatle okuyun. Bilin ki her kim sizi ayetlerimizi anlamaktan ve yasalarımıza uymaktan alıkoyuyorsa onlar şeytanın dostlarıdır. Onlardan hemen ayrılın. Çünkü onlar iman edenlerin düşmanlarıdır.
İlgili ayetler
Ayet 7
1 ayetFâtır 7
اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ۟ ٧
Mushaf
Okunuş
7Elleẕîne keferû lehüm ʿaẕâbün şedîd. velleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti lehüm magfiratüv veecrun kebîr.
Türkçe Meal
7Gerçekleri örtbas eden kâfirleri şiddetli bir azap beklemektedir. İman edenler, iyi ve güzel işler yapanlara da bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
Açıklamalı meal
7Allah merkezli hayata sırt dönüp, nankörlük ederek inkâr eden müşrikler için Kıyamet Günü şiddetli bir azap vardır. Diğer taraftan Allah’ın davetine iman edip O’na ortak koşmayan ve sorumluluklarını yerine getirerek sâlih ameller işleyenler için ise Allah tarafından bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. İman edenlere azap edilmeyecek ve en iyi şekilde ödüllendirileceklerdir. İnkâr edenler pişkin tavırlarla ahireti, cezayı, mükâfatı inkâr ederler. İnkârlarını güzel sözlerle süslerler. Sakın onlara aldanmayın. Günü gelince kimin pişman olacağını, kimin sevineceğini çok iyi bilecekler.
Ayet 8
1 ayetFâtır 8
اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ فَرَاٰهُ حَسَنًاۜ فَاِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۘ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ٨
Mushaf
Okunuş
8Efemen züyyine lehû sûü ʿamelihî feraâhü ḥasenâ. feinne-llâhe yüḍillü mey yeşâü veyehdî mey yeşâʾ. felâ teẕheb nefsüke ʿaleyhim ḥaserât. inne-llâhe ʿalîmüm bimâ yaṣneʿûn.
Türkçe Meal
8İşlediği kötülükler kendisine süslü püslü görünen böylece yaptığı kötülükleri fazilet ve erdem gören kimseye ne demeli? Şüphesiz ki Allah, sapıklığı tercih edenin sapkınlığını onaylar, doğru yolu tercih edeni de doğru yola iletir. Dolayısıyla onlar için üzülüp kendini mahvetme! Zira Allah, onların neler yapmakta olduklarını biliyor.
Açıklamalı meal
8İnkâr edenlerin en kolay yaptığı şey kendi kendilerini kandırmalarıdır. Onların aklı ve kalbi şeytanlaşır. Allah’ın davetinin inkârı kendisine cazip gözüken, bazı varlıkları aracı görüp, şirk koşmak gibi kötü işleri kendine güzel gösterilir. Yaptıkları yanlış şeyleri doğru kabul eden kimsenin durumu, her türlü kötülükten uzak duran ve Allah’ın davetine iman edip doğru yolda olanla bir olur mu? Şüphesiz Allah doğru olanı kabul etmeyip, sapıklığı tercih etmekte ısrar edeni ve ısrarla bâtılı tercih etmek isteyeni sapıklığı içinde bırakır. İman edip samimi bir kalple doğru yola ulaşmak isteyeni de karanlıklardan aydınlığa çıkarıp doğru yoluna kabul eder. O halde ey peygamber ey Müslüman! İnkârlarından dolayı helâk olacaklar diye onlara üzülüp kendini perişan etme. Şüphesiz Allah onların yaptıklarını çok iyi bilmektedir ve elbette ki cezasız bırakacak değildir. Kim aklını kullanıp hidayet talep ederse O’na gerçeklerimizi ulaştırırız. Kim aklını kullanmayıp şeytana uyarak hidayetimize karşı çıkarsa ona engel olmayız. Hesap günü huzurumuza nasılsa gelecekler. Onlar sanmasınlar ki yaptıklarından habersiziz. Hesap günü yaptıkları her şeyi yüzlerine okuruz. Ne yapacaklarını şaşırırlar.
Ayet 9
1 ayetFâtır 9
وَاللّٰهُ الَّذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَابًا فَسُقْنَاهُ اِلٰى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَحْيَيْنَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ كَذٰلِكَ النُّشُورُ ٩
Mushaf
Okunuş
9Vellâhü-lleẕî ersele-rriyâḥa fetüŝîru seḥâben fesuḳnâhü ilâ beledim meyyitin feaḥyeynâ bihi-lʾarḍa baʿde mevtihâ. keẕâlike-nnüşûr.
Türkçe Meal
9Allah’tır rüzgârları elçi olarak gönderip onunla bulutları tetikleyen. Biz de o bulutları kurak topraklara sevk edip yağmur yağdırırız, böylece ölü toprakları canlandırırız: İşte diriliş de böyle olacaktır.
Açıklamalı meal
9Ey insanlar! Aklınızı başınıza toplayın! Hesaptan kaçacağınızı da sanmayın! Hatırlayın, bulutları harekete geçirmek için, rahmetinin müjdecisi olan rüzgarları gönderip estiren Allah’tır. Sonra biz onları susuzluktan kurumuş çorak beldelere sürükler ve yağmur suları ile buluşturup yeşerterek cansız toprağa hayat veririz. İşte Allah’ın kudretiyle çürümüş kemikler de dahil olmak üzere ölülerin yeniden yaratılması ve diriltilmesi de böyle olacaktır. Siz toprağa bakınca insanlar çürüdü, toprağa karıştı, yok olup gitti sanırsınız. Hayır! Dünyada ölmeniz yok olup gitmek değildir. Ölüm ahiret yolculuğunda sadece bir duraktır. O durakta bekleyenleri Sur’a üfürerek çağırırız. Hepsi anında dirilirler. Koşarak hesaba gelirler. O hâlde, sizi yeniden diriltip hesaba çekecek olan Rabbinize kulluk edin! Böylece cennet nimetlerine kavuşmakla kalmayacak, dünyada da güç ve şeref elde edeceksiniz.
Ayet 10
1 ayetFâtır 10
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَم۪يعًاۜ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُۜ وَالَّذ۪ينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ ١٠
Mushaf
Okunuş
10Men kâne yürîdü-lʿizzete felillâhi-lʿizzetü cemîʿâ. ileyhi yaṣʿadü-lkelimu-ṭṭayyibü velʿamelu-ṣṣâliḥu yerfeʿuh. velleẕîne yemkürûne-sseyyiâti lehüm ʿaẕâbün şedîd. vemekru ülâike hüve yebûr.
Türkçe Meal
10Kim, şeref ve itibar arıyorsa iyi bilsin ki bütün şeref ve itibarın kaynağı Allah’tır. O’na sadece güzel sözler/tevhit inancı yükselir. İyi ve güzel işler de o tevhit inancıyla yücelir. Bu tevhidi yıkmak için sinsice tuzaklar planlayanlar var ya onlar için çok şiddetli bir azap vardır ve onların kurdukları tüm tuzaklar boşa çıkacaktır.
Açıklamalı meal
10İnsanı onurlandıracak ve yüceltecek şey yalnızca Allah’a kulluk etmektir. Kim dünyada ve âhirette izzetli ve şerefli yaşayıp güç, kudret ve yücelik istiyorsa bunu Allah’tan istesin. İyi bilin ki yücelik izzet ve şerefin kaynağı tamamen Allah’a aittir. Onu dilediğine verir ve dolayısıyla onu Allah’tan istemelidir. Fakat bunu elde etmek için, dosdoğru bir imana sahip olmanız ve bu inancınızı güzel davranışlarla ortaya koymanız gerekir. Çünkü O’nun katına ancak sağlam iman güzel düşünceler ve güzel sözler yükselir. Onları da Allah’a güzel davranışlar ve salih amel yükseltir. Unutmayın ki yalnızca O’na kulluk etmeniz ve O’nun emir ve yasaklarına uymanız Allah katında sizin değerinizi arttırır. Hiç şüphesiz güzel sözler ve salih amellerle Allah’a yakınlaşılır. Dolayısıyla, ibadetlerle, güzel davranışlarla desteklenmeyen kupkuru bir iman, sahibine hiçbir yarar sağlamayacaktır. Bunun içindir ki, insanları Allah’ın davetinden alıkoymak için İslâm’a ve Müslümanlara karşı sinsice ve şeytani niyetlerle çirkin tuzaklar peşinde Allah’a şirk koşanlara gelince, onlar için her iki dünyada da şiddetli bir azap vardır. Onların şeytani planları ve tuzakları Allah tarafından kendilerine zarar veren bir tuzağa dönüştürülerek eninde sonunda boşa çıkar. Allah katında değerleri düşer ve acı bir azaba maruz kalırlar. Kötü sözlerin kötü işlerin Allah’ın katında değeri yoktur. Ayetlerimizi dinleyip yasalarımıza uyanları iyiler olarak kabul ederiz. Ayetlerimize karşı tuzak kuran, yasalarımıza karşı çıkanlara büyük bir ceza hazırlamışızdır. Onlar hesap günü geldiğinde yeryüzündeki böbürlenip Allah’a, ayetlerine, yasalarına meydan okuyamazlar.
Ayet 11
1 ayetFâtır 11
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجًاۜ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ١١
Mushaf
Okunuş
11Vellâhü ḫaleḳaküm min türâbin ŝümme min nuṭfetin ŝümme ceʿaleküm ezvâcâ. vemâ taḥmilü min ünŝâ velâ teḍaʿu illâ biʿilmih. vemâ yüʿammeru mim müʿammeriv velâ yünḳaṣu min ʿumürihî illâ fî kitâb. inne ẕâlike ʿale-llâhi yesîr.
Türkçe Meal
11Allah, sizi önce topraktan, sonra bir damla sudan/spermden yaratmış. Sonra sizi dişi ve erkekler olarak çiftler kılmıştır. Hiçbir dişi O’nun bilgisi/koyduğu yasa dışında ne hamile kalabilir ne de doğurabilir. Bir kişinin ömrünün uzun veya kısa olması ancak O’nun koyduğu yasalara bağlıdır. Zira bütün bunları yapmak Allah’a çok kolaydır.
Açıklamalı meal
11Allah sizi ve ilk insan olan Âdem’i önce topraktan, sonra da neslinizin sürmesi için bir damla su olan meniden yarattı. Sonra sizi birbirinize uyumlu dişili erkekli çiftler kıldı. O’nun bilgisi dışında hiçbir dişi ne hamile kalabilir ne de doğum yapabilir. Allah’ın bilgisi olmadan iradesi ve yasası dışında hiç kimsenin ömrü ne uzatılabilir ne de kısaltılabilir. Öyle ki hangi kadının rahminde nasıl bir çocuk taşıdığından tutun da, kimin uzun kimin kısa yaşayacağına varıncaya kadar her şey O’nun bilgisi dahilindedir. Bir canlıya ömür verilip onun uzun bir hayat sürmesi de veya kısa bir ömür takdir edilip kısa bir hayat sürmesi de mutlaka her şeyin işleyişine dair yasaların kayıtlı olduğu bir kitaptadır. Bu nasıl olur demeyin. Şüphesiz bu, Allah’a göre çok kolaydır ve bunları belirleme yetkisi yalnız Allah’a aittir. Böyleyken sizlere ne oluyor ki, kendi zanlarınızla ömürler biçiyor, ömürleri kısaltıyor veya uzatıyorsunuz. Ölüm size gelince asla geciktiremezsiniz erkene de alamazsınız. Ölüm vakti bir imtihan vaktidir. Bir doktorun ölüm vakti gelmeyene müdahale ederek hastayı iyileştirmesi, tayin ettiğimiz eceli uzatması değildir. Sadece görevini yaparak insanı sağlığına kavuşturmasıdır.
Ayet 12
1 ayetFâtır 12
وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِۗ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَٓائِغٌ شَرَابُهُ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌۜ وَمِنْ كُلٍّ تَاْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ ف۪يهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ١٢
Mushaf
Okunuş
12Vemâ yestevi-lbaḥrân. hâẕâ ʿaẕbün fürâtün sâigun şerâbühû vehâẕâ milḥun ücâc. vemin küllin teʾkülûne laḥmen ṭariyyev vetestaḫricûne ḥilyeten telbesûnehâ. vetera-lfülke fîhi mevâḫira litebtegû min faḍlihî veleʿalleküm teşkürûn.
Türkçe Meal
12İki büyük su kütlesi birbirine benzemez. Birinin suyu tatlı ve içimi kolay diğerinin suyu ise tuzlu ve acı ama siz her birinden taze et yer ve takı olarak kullanacağınız ziynet eşyaları çıkarırsınız. Öte yandan Allah’ın lütfundan payınızı aramanız ve nimetlerin hakkını verip şükretmeniz için denizlerde gemilerin suları yara yara akıp gittiğini görürsün.
Açıklamalı meal
12Benzerlikleri ve farklılıkları yaratmak da Allah’a aittir. Allah’ın kudretini anlamak için O’nun sizlere bahşettiği suyu bir düşününüz Birbirlerine bitişik hâlde bulunan, bu yüzden de aynı özelliklere sahip olması beklenen iki su kütlesi her zaman bir değildir. Aralarında görünür de hiçbir engel olmadığı hâlde, bunlardan biri içilir ve tatlıdır. Susuzluğu giderir tatlıdır ve içimi kolaydır. Diğeri ise denizlerdeki tuzlu sudur, içimi zordur ve boğazı yakar. Hepsinden de su ürünleri ve taze balık eti yer ve bir kısmından da inci, mercan, sedef gibi takınacağınız ziynet eşyaları çıkarırsınız. İznimizle gemilerin denizleri, uçakların da havayı yararak her tarafa akıp gittiğini görürsün. Nitekim onlarla seyahat eder, ticaret yapar ve daha birçok iş görürsünüz. Sizler için bunların hepsi bir nimettir. Bu Allah’ın lütfundan nasibinizi aramanız ve size bahşettiği sayısız nimetlerden dolayı Rabbinize şükretmeniz içindir. Düşünün, sizin iyiliğiniz ve istifadeniz için Allah neler ve hangi dengeler yaratmıştır? Bu nimetlerini düşünerek Rabbinize şükredip, davetine yönelmeniz gerekmez mi?
Ayet 13–14
2 ayetFâtır 13
Fâtır 14
يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۙ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْم۪يرٍۜ ١٣ اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَب۪يرٍ۟ ١٤
Mushaf
Okunuş
13Yûlicü-lleyle fi-nnehâri veyûlicü-nnehâra fi-lleyli veseḫḫara-şşemse velḳamer. küllüy yecrî liecelim müsemmâ. ẕâlikümü-llâhü rabbüküm lehü-lmülk. velleẕîne tedʿûne min dûnihî mâ yemlikûne min ḳiṭmîr.
14İn tedʿûhüm lâ yesmeʿû düʿâeküm. velev semiʿû me-stecâbû leküm. veyevme-lḳiyâmeti yekfürûne bişirkiküm. velâ yünebbiüke miŝlü ḫabîr.
Türkçe Meal
13Geceyi kısaltarak gündüze katan, gündüzü de kısaltarak geceye katan O’dur. Her biri belirli bir süreye kadar kendi yörüngelerinde akıp giden güneşi ve ayı sizin istifadenize sunan da O’dur. İşte bütün hâkimiyet kendisinin olan bu Allah’tır sizin Rabbiniz. Oysa Allah ile aranıza koyup dua ile yalvarıp yakardıklarınız, bir çekirdeğin zarına bile sahip değillerdir.
14Siz onlara yalvarsanız da sizin duanızı işitmezler, işitmiş olsalar bile cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin bu şirkinizi reddedecekler. Bütün bunları sana her şeyden haberdar olan Allah gibi hiç kimse haber veremez.
Açıklamalı meal
13Allah ortaya koyduğu mükemmel ölçü uyarınca, bazen geceyi kısaltarak, gündüzü uzatır, bazen de gündüzü kısaltarak, geceyi uzatır. Bazı mevsimlerde geceler gündüzlerden, gündüzler de gecelerden uzun olur. Böylece kâinatta inşa ettiği muhteşem düzenin bir eseri olarak gece ve gündüzün art arda gelmesini sağlayan Allah, şaşmaz bir düzende akıp giden güneşi ve ayı da sizin istifadenize sunmak için koyduğu kanunlarla buyruk altına almıştır. Her biri kendi yörüngelerinde belli bir süreye kadar hareket eder. İşte kâinatın nizamını kurup bunları yapan Allah sizin gerçek sahibiniz, efendiniz ve Rabbinizdir. Göklerde ve yerde mutlak egemenlik ve mülk O’nundur. Yarattıkları üzerinde hüküm koyma ve hükümranlık hakkı yalnızca Allah’a aittir ve O’ndan başka İlah yoktur. Ey müşrikler! Oysa Allah’la birlikte ilâh diye kendilerine yalvarıp yardıma çağırdıklarınız ve yasalarına uyduklarınız ise bir çekirdeğin incecik zarını bile yaratıp, ona hükmedemezler. Allah’ın her şeye gücü yeter, yarattıklarını da dilediği şekilde yönetir. Allah yarattıklarının sahibi, hâkimi ve hükümranıdır. Böyleyken Allah’ı bırakıp başkalarının emrine mi giriyorsunuz? Allah’ın yasalarına karşı çıkıp insanların yasalarına mı uyuyorsunuz? Andolsun! Yasalarına uyarak taptığınız insanlar hiçbir şey yaratmamıştır. Onlar sadece sizleri yasalarıyla kendilerine köle yaparlar. Onlara bir bakın yaratmaya güçleri var mı? Görmüyor musunuz? Yasalarına uyarak taptıklarınız sizin gibi insanlardır. Onların sizden ne farkı var? Ölüm gelip onları da sizin gibi mezara koymuyor mu?
14Siz onlara yalvarıp yakarsanız da dua etseniz de cansız oldukları için çağrınızı ve duanızı duymazlar. Olur ya, diyelim ki duyduklarını varsaysanız bile size cevap veremezler. Çünkü böyle bir güç ve yetkiye sahip değiller. Üstelik kıyamet gününde sizin onları Allah’a ortak koşmanızı da şefaatçi olsunlar diye kendilerine ettiğiniz onca dua ve ibadeti de müşrikliğinize sebep olduklarını da inkâr ederler ve böyle bir şeyden haberlerinin bile olmadıklarını söylerler. Ey insan! Bu âyetleri duyduktan sonra şunu bil ki; sana hiç kimse her şeyden haberdar olan ve en doğru olanı bilen Allah gibi gerçekleri ve başınıza gelecekleri haber veremez. Allah’ın Kur’an’da haber verdiği bilgiler gibi bilgi veremez ve doğru yolu gösteremez. Çünkü Allah, sonsuz ilim sahibidir, her şeyden haberdardır. Onların yeryüzünde sağladıkları hâkimiyet kurdukları otorite çürüktür. Ecelleri gelince yıkılır gider. Rabbinizin hâkimiyeti kurduğu otoritesi ise süreklidir. İnsanlar yasamız gereği doğar, büyür, yaşar, ölür. İnsanın dünyadaki yaşamı imtihandır. Dünyada imtihan yasasına tabidir. İnsana imtihan yasamız gereği dilediklerini yapma hakkı verdik. Bununla imtihan edilirler. İmtihan vaktinde kimi yasalarımıza uyar, kimi suç işler. İmtihan vaktine güvenerek suç işlemeye güvenenler yanılır. Zannederler ki işledikleri suçlar yanlarına kâr kalacak. Hayır mutlaka hesabını verecekler. Keşke düşünüp anlasalar.
İlgili ayetler
Ayet 15–17
3 ayetFâtır 15
Fâtır 16
Fâtır 17
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ١٥ اِنْ يَشَاْ يُذْهِبْكُمْ وَيَاْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۚ ١٦ وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ ١٧
Mushaf
Okunuş
15Yâ eyyühe-nnâsü entümü-lfüḳarâü ile-llâh. vellâhü hüve-lganiyyü-lḥamîd.
16İy yeşeʾ yüẕhibküm veyeʾti biḫalḳin cedîd.
17Vemâ ẕâlike ʿale-llâhi biʿazîz.
Türkçe Meal
15Ey İnsanlar, hepiniz tüm ihtiyaçlarla Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiç bir şeye ihtiyacı olmayan ve övgülerin tamamına layık olandır.
16Eğer O, dilerse sizi yok edip yerinize yeni bir toplum getirir.
17Bu Allah için hiç de zor değildir.
Açıklamalı meal
15Ey insanlar! Allah’ın sizin imanınıza da ibadetinize de ihtiyacı yoktur. Aksine siz var olmak ve varlığınızı devam ettirmek için Allah’ın rahmet ve nimetlerine muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, fakat sizlere sayısız nimetler bahşettiği için şükredip övülmeye yüceltilmeye layık olandır. İnsanların, Allah’ın halifesi ve temsilcisi olacak adil bir devlet himayesine ihtiyaçları vardır. Aksi halde ezilmekten ve esaretten kurtulamayacaklardır.
16Eğer Allah dilerse yaratmaktaki maksadının yerine gelmesi için sizi cezalandırarak ortadan kaldırır ve yerinize zenginliğinin ancak O’nunla mümkün bulunduğunu kavrayacak tevhit ve ibadet ehli olan bambaşka bir topluluk getirirdi.
17Unutmayın; bu sizi yok etme ve yerinize başka bir topluluk getirme işi, Allah’a hiç de zor değildir. O dilediğini “Kün” emriyle yapandır. Fakat o, sizlere merhamet etmekte ve nimetler bahşetmektedir. Sizin iyiliğiniz için sizlere elçiler göndermektedir. Öyleyse, Rabbinize itaat ederek kendinizi kurtarmaya bakın.
İlgili ayetler
Ayet 18
1 ayetFâtır 18
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۜ اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِه۪ۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ١٨
Mushaf
Okunuş
18Velâ teziru vâziratüv vizra uḫrâ. vein tedʿu müŝḳaletün ilâ ḥimlihâ lâ yuḥmel minhü şeyʾüv velev kâne ẕâ ḳurbâ. innemâ tünẕiru-lleẕîne yaḫşevne rabbehüm bilgaybi veeḳâmu-ṣṣalâh. vemen tezekkâ feinnemâ yetezekkâ linefsih. veile-llâhi-lmeṣîr.
Türkçe Meal
18Hiç bir günahkâr, bir başkasının günahını yüklenemez. Yükü ağır olan biri başka birini çağırıp yükünün bir kısmını taşımasını istese o kişi en yakını bile olsa ona hiç bir yük yüklenmez. Sen ancak Rablerine içten derin bir saygı duyan ve namazı hakkıyla kılan kimseleri uyarabilirsin! Artık kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur, zira dönüş Allah’adır.
Açıklamalı meal
18Hesap Günü hiçbir kimse başkasının günahını suçunu yüklenmez ve onunla yargılanmaz. Fakat bu, hiçbir baskı ve zorlama olmaksızın onun sözüne uyup günah işleyen kişiyi kurtaramayacaktır. Herkesin günahı da sevabı da kendinedir. Günaha teşvik eden de, bunun cezasını elbette çekecektir. Bu konuda hüküm kesindir. Kendi günah yükü ağır olan biri, onu taşımak için bir başkasını yardıma çağırsa, bu yakını olan bir başkası annesi babası kardeşi, eşi, çocukları, bile olsa kendisine yardım edemez. Sakın! Şeytanlaşmış bazı kişilerin yaptıkları seni aldatmasın! “Ne olur, hatırım için yeyiver, içiver. Eğer günahı varsa benim boynuma!” gibi sözlerle kimse seni günah işlemeye sevk etmesin! Sakın siz de onların bu sözlerine aldanmayın! Bilin ki hiç kimsenin hatırı nazı Allah’ın katında geçmez. Ey Peygamber ve ey onun yolundan giden Müslüman! Bütün bu ikna edici apaçık delillere rağmen, yine de Kur’an’dan yüz çevirenler olacaktır. Sen, akılları körelmiş bu zalimleri doğru yola iletemezsin. Sen ancak görmedikleri halde yürekten Allah’a yönelip Rablerinden ve O’nun azabından korkanları ve namazı dosdoğru kılanları uyarabilirsin, ancak da onlarla yola çıkabilirsin. Yani senin uyarıların, sadece böyle temiz yürekli samimi ve ciddi insanlarda etkisini gösterir. Kim Allah’ın daveti yolunda malı ve canı ile gayret edip, şirk koşmaktan sakınır ve haramlardan uzaklaşarak günah kirlerinden arınırsa ancak kendi yararına arınmış olur. Unutmayın ki bütün yolların dönüşü de Allah’a olacaktır. Hesap günü herkes yaptıklarının hesabını verecektir.
Ayet 19–24
6 ayetFâtır 19
Fâtır 20
Fâtır 21
Fâtır 22
Fâtır 23
Fâtır 24
وَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ ١٩ وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُۙ ٢٠ وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ ٢١ وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ ٢٢ اِنْ اَنْتَ اِلَّا نَذ۪يرٌ ٢٣ اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يرًا وَنَذ۪يرًاۜ وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا ف۪يهَا نَذ۪يرٌ ٢٤
Mushaf
Okunuş
19Vemâ yestevi-lʾaʿmâ velbeṣîr.
20Vele-żżulümâtü vele-nnûr.
21Vele-żżillü vele-lḥarûr.
22Vemâ yestevi-lʾaḥyâü vele-lʾemvât. inne-llâhe yüsmiʿu mey yeşâʾ. vemâ ente bimüsmiʿim men fi-lḳubûr.
23İn ente illâ neẕîr.
24İnnâ erselnâke bilḥaḳḳi beşîrav veneẕîrâ. veim min ümmetin illâ ḫalâ fîhâ neẕîr.
Türkçe Meal
19Ne gerçeği görenle görmeyen bir olur...
20Ne de karanlıklar ile aydınlık.
21Ne serinlik ile sıcak bir olur.
22Ne de dirilerle ölüler. Allah bu mesajı duymak isteyene işittirir. Fakat sen kabirdeki ölülere işittiremezsin.
23Zira sen sadece bir uyarıcısın.
24Çünkü biz seni bu Kuran ile müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Zira kendilerine uyarıcı gelmemiş hiç bir ümmet/toplum yoktur.
Açıklamalı meal
19Ayetlerimizin gösterdiği gerçekleri görmeyenle görenle bir olmadığı gibi, mü’min ve kâfir de olmaz.
20Karanlıklarla aydınlık bir olmadığı gibi bâtıl ile hak da bir tutulamaz. Ayetlerimizin aydınlattığı yol ile uydurduğunuz yollar bir olmaz. Uydurduğunuz yollar zifiri kopkoyu karanlık yollardır. Uydurduğunuz yolların sonu cehenneme çıkar.
21Serinletici gölge ile kavurucu sıcak da bir olamaz. Cennet gölgelerinin serinliğiyle cehennem ateşinin harareti nasıl bir olur?
22Aynen bunlar gibi dirilerle ölüler, senin peygamberliğine iman edenlerle seni yalanlayan inkarcılar ve tevhit ile de şirk de elbette bir olamaz. Allah yaratılış sebebini kavrayan ve ona uygun yaşamaya talip olup davetini dinlemek isteyen kimselere hakikati ve vahyini işittirir. Ey Peygamber! Gönlünü kibir, inatçılık, bencillik örtüleriyle karartmış olanlara, hakikate duyarsız kalanlara gelince; Sen istesen de kabirlerde olanlara, ısrarla küfrü tercih ettiği için kalpleri adeta ölmüş gafil insanlara ve yaşayıp ta manen ölü olanlara, hakikat karşısında duyarsız kalan zalimlere hiçbir şey işittiremezsin. Onlar ayetlerdeki gerçeklere karşı kör, sağır, dilsizlerdir. Rabbinizin katında inkâr edip yasalarına uymayanlarda aynı ölüler gibidir. Gerçekleri görmez, duymazlar.
23Şunu da bil ki sen sadece tevhide çağıran bir davetçi, hesap ve cezayı hatırlatan bir uyarıcısın. Daha ötesinde kimseyi inanmaya zorlayamazsın ve insanların hidayetinden de sorumlu değilsin.
24Şüphesiz Biz seni en yakın çevrenden başlamak üzere, arayış içinde olan insanların, doğruyu ve gerçeği bulmaları için tüm insanlığa Kur’an ile seslenen bir uyarıcı, müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. Zaten her millet için onların içinden bir peygamberi mutlaka uyarıcı ve korkutucu olarak göndermişizdir.
Ayet 25–26
2 ayetFâtır 25
Fâtır 26
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ٢٥ ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟ ٢٦
Mushaf
Okunuş
25Veiy yükeẕẕibûke feḳad keẕẕebe-lleẕîne min ḳablihim. câethüm rusülühüm bilbeyyinâti vebizzübüri vebilkitâbi-lmünîr.
26Ŝümme eḫaẕtü-lleẕîne keferû fekeyfe kâne nekîr.
Türkçe Meal
25Eğer seni yalancılıkla suçlarlarsa bil ki, onlardan öncekiler de elçilerimiz kendilerine apaçık belgeler, hikmetli sahifeler ve aydınlatıcı kitaplar ile geldiği halde onları yalanlamışlardı.
26Sonunda ben de gerçekleri örtbas eden kâfirleri öyle bir cezalandırdım ki bana inanmamak nasıl olurmuş gördüler.
Açıklamalı meal
2526 Allah adına yaptığın daveti kabul etmeyip, seni yalancılıkla suçlayanlara da aldırma ve üzülme, senden önce gönderdiğimiz peygamberler de apaçık delillerle ve kitaplarla, kavimlerini hakikatin aydınlığına davet etmişlerdi. Fakat onlar da yalancılıkla suçlanıp, reddedilmişlerdi. Sonunda Biz de inkârcıları kıskıvrak yakalayıp nankörlüklerinin cezasına çarptırdık.
25. Ey Resûlüm Allah adına Kur’an’a çağırdığın daveti kabul etmeyerek seni yalancılıkla itham edenlere aldırma ve üzülme. Unutma ki, onlar ilk değildi. Vaktiyle onlardan öncekiler de kendilerine apaçık deliller, hikmet dolu öğütler ve Tevrat ve İncil gibi aydınlatıcı kitaplar getiren peygamberlerini yalanlamışlardı. Şöyle düşün! Aslında onlar elçileri yalanlamıyor. Onlar Allah’ı ve O’nun ayetlerini yalanlıyorlar. Sen Allah’ı, ayetlerini, yasalarını hatırlatmaktan başka ne yapıyorsun? Hesap günü neyi yalanladıklarını görecekler.
26Sonra inkâr ederek, inatla küfre sapanları kıskıvrak yakalayıverdim. İşte tarih bunun şahididir. Baksınlar geçmişe, görsünler nasıl onları azaplandırdım. Beni inkâr etmek nasılmış işte o zaman cezamızın nasıl olduğunu gördüler. Bunun için, hakikati tüm insanlığa duyur.
Ayet 27–28
2 ayetFâtır 27
Fâtır 28
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهَاۜ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ ب۪يضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَاب۪يبُ سُودٌ ٢٧ وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَٓابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذٰلِكَۜ اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ غَفُورٌ ٢٨
Mushaf
Okunuş
27Elem tera enne-llâhe enzele mine-ssemâi mââ. feaḫracnâ bihî ŝemerâtim muḫtelifen elvânühâ. vemine-lcibâli cüdedüm bîḍuv veḥumrum muḫtelifün elvânühâ vegarâbîbü sûd.
28Vemine-nnâsi veddevâbbi velʾenʿâmi muḫtelifün elvânühû keẕâlik. innemâ yaḫşe-llâhe min ʿibâdihi-lʿulemâʾ. inne-llâhe ʿazîzün gafûr.
Türkçe Meal
27Allah’ın gökten indirdiği yağmura bir baksana! Biz onunla çeşit çeşit renk ve tatta ürünler yetiştirdik. Dağlarda kimi beyaz, kimi kırmızı, türlü renklerde ve simsiyah yollar oluşturduk.
28Aynı şekilde çeşitli renklerde insanlar, canlılar ve hayvanlar yarattık. Ancak kullarından bu konuda bilgili olanlar Allah’a derin bir saygı duyarlar. Zira Allah, üstün bir güç sahibi ve eşsiz bir bağışlayıcıdır.
Açıklamalı meal
27Allah’ın sonsuz kudretiyle gökten su indirdiğini ve toprağı nasıl dirilttiğini görmedin mi? Böylece su aracılığı ile toprağın altında birer ölü gibi duran tohum ve çekirdeklerden renkleri ve lezzetleri değişik olan meyveler çıkardık. Yaratılıştaki şu çeşitliliğe baksanıza. Dağlarda da sizin için ayrı bir güzellik, ayrı bir zenginlik var ettik. O dağların altında hem sizin için hem de gelecek kuşaklar için doğal su depolarının yanında beyaz, kırmızı, değişik renklerde madenler ve simsiyah yollar geçitler, tüneller ve hendekler kazdırıp var ettik.
28Farklı ırklardaki insanlardan, hayvanlardan ve diğer canlılardan da böyle renkleri ve şekilleri değişik olanlar vardır. Dağlardaki hayvanlar ve evde beslenen büyük–küçük baş hayvanlar da aynı şekilde farklı renklerdedir. Dünyanın her yerindeki siyah, beyaz, kızıl, sarı renklerde insan ırkları; hayranlık veren şekil ve renkleriyle insanı büyüleyen kuşlar, kelebekler, vahşî ve evcil hayvanlar, Allah’ın renkleriyle sanatının mükemmel bir örnek olarak karşınızda duruyor. Bunlar kâinat kitabının ayetleridir. İnsanlar da tek tip değildir. Kulları içinde ancak yaratılış sırlarını ve sorumluluklarını çok iyi kavrayan, vahiy bilgisine sahip olanlar O’na ortak koşmazlar. Yine vahyin rehberliğinde ilmiyle amel edip, bilgiyi ahlaka dönüştüren alimler ve Kur’an’ın dile getirdiği bu gerçekleri bilenler Allah’tan korkar. Kulları arasında, anlama ve kavrama yeteneğini kullananlar bunları düşünüp, Rablerinin davetine yönelip iman ederler. Allah çok güçlü ve yücedir, çok bağışlayandır. O’nun gücüne hiçbir güç erişemez. İnsanlar Rabbinin üstünlüğüne inanır, yaptıkları hatalardan dolayı af diler, bir daha yapmazlarsa Rabbin onlara bağışlanma sözü verir. Ancak hatalarında ısrar edenler bağışlanma hakkından yararlanamazlar. Çünkü bilirler ki Allah sınırsız güç ve kudret sahibidir, kendisine ortak koşanları ve emirlerini dikkate almayanları cezalandıracak, iman edip emirlerine uyanları ise bağışlayacaktır
Ayet 29–30
2 ayetFâtır 29
Fâtır 30
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ ٢٩ لِيُوَفِّيَهُمْ اُجُورَهُمْ وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ ٣٠
Mushaf
Okunuş
29İnne-lleẕîne yetlûne kitâbe-llâhi veeḳâmu-ṣṣalâte veenfeḳû mimmâ razaḳnâhüm sirrav veʿalâniyetey yercûne ticâratel len tebûra.
30Liyüveffiyehüm ücûrahüm veyezîdehüm min faḍlih. innehû gafûrun şekûr.
Türkçe Meal
29Hiç şüphe yok ki Allah’ın kitabı/Kuran’ı okuyup iletenler, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve aşikâr infak edenler asla tükenmeyecek bir kazanç elde etmeyi umabilirler.
30Çünkü Allah, onların yaptıklarının karşılığını tastamam verecek, hatta lütfundan fazlasını da verecektir. Çünkü O, eşsiz bir bağışlayıcı ve şükre sınırsız bir karşılık verendir.
Açıklamalı meal
29Peki, kimdir bu ilim sahipleri? Şüphesiz Allah’ın gönderdiği kitabını anlamaya çalışarak okuyanlar ve böylece Allah’ın, hayatın bütün yönlerinde kural koymaya yetkisini onaylayan onu pratik hayata uygulayanlar, hatalarından dolayı pişmanlıkla af dileyenler, bitip tükenmeyen bir kazanç içindedirler. Yine namazı aksatmadan bilinçli ve devamlı kılanlar, davet edildikleri hayat nizamını yaşamak uğrunda tevhide uygun bir biçimde gayret edenler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak Allah yolunda karşılık beklemeden, ihtiyaç sahipleri için hayır yolunda harcayanlar, Allah’dan asla hiç tükenmeyecek bir manevi kazanç umarlar.
30Çünkü Allah vaadi gereği onların mükâfatını eksiksiz verir ve sonsuz lütfu sayesinde onlara hak ettiklerinden çok daha fazlasını bahşeder. Şüphesiz O iman eden ve emirlerine uygun yaşamaya çalışan kimselerin hatalarını bağışlayandır, bütün iyiliklerin ve şükrün karşılığını bolca verendir.
Ayet 31
1 ayetFâtır 31
وَالَّذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِعِبَادِه۪ لَخَب۪يرٌ بَص۪يرٌ ٣١
Mushaf
Okunuş
31Velleẕî evḥaynâ ileyke mine-lkitâbi hüve-lḥaḳḳu müṣaddiḳal limâ beyne yedeyh. inne-llâhe biʿibâdihî leḫabîrum beṣîr.
Türkçe Meal
31Sana vahiy ettiğimiz bu kitap/Kuran, kendinden önceki vahiyleri tasdik eden hakkın ta kendisidir. Elbette Allah, kullarının her halinden haberdardır, onları görmektedir.
Açıklamalı meal
31Ey Peygamber! Sana vahyettiğimiz bu Kur’an, kendinden önceki peygamberlere gönderdiğimiz kitapların aslını ve gerçeklerini tasdik eden ilahi bir kitaptır. Allah insanlara olan merhametiyle bu kitaplan vahyetmekte, böylece onlar için en yararlı olan şeyi yapmaktadır. Allah, ebetteki kullarının yaptıklarından ve yapmaları gerekirken de yapmadıkları bütün hâllerinden haberdardır ve her şeyi hakkıyla görendir. İnsanların vahiy hakikatlerine nasıl muhtaç olduklarını gören ve bilendir. Göreceksin gerçekler nasıl ortaya çıkacak. Sen onlara gerçeklerimizi okumazsan, onlar seni tahrif ettikleri kitaba uymaya zorlar. Hâlbuki onlar kitaba yalanlarını doldurmuştur. Onun için onlar ne derse desin sana gönderdiklerimiz asıl gerçeklerdir. Bu nedenle onların çağrılarına uyma! Onlarla gereksiz tartışmalara girme! Allah herkesin ne yaptığını bilir.
Ayet 32–33
2 ayetFâtır 32
Fâtır 33
ثُمَّ اَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذ۪ينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَاۚ فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۚ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَب۪يرُۜ ٣٢ جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۚ وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ ٣٣
Mushaf
Okunuş
32Ŝümme evraŝne-lkitâbe-lleẕîne-ṣṭafeynâ min ʿibâdinâ. feminhüm żâlimül linefsih. veminhüm muḳteṣid. veminhüm sâbiḳum bilḫayrâti biiẕni-llâh. ẕâlike hüve-lfaḍlü-lkebîr.
33Cennâtü ʿadniy yedḫulûnehâ yüḥallevne fîhâ min esâvira min ẕehebiv velüʾlüâ. velibâsühüm fîhâ ḥarîr.
Türkçe Meal
32Ardından bu ilahi kelamı, kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bıraktık. Onlardan bazıları bu mirasın hakkını vermeyerek kendine yazık edip zalim oldu. Bazıları orta bir yol izler. Bazıları da Allah’ın izniyle bu emanetin hakkını vermede en önde gider. İşte en büyük fazilet budur.
33Onların mükâfatı Adn cennetleridir ki onlar oraya girecekler ve orada altından bilezikler ve inciden takılar takınacaklar. Orada elbiseleri ise ipekten olacak.
Açıklamalı meal
32İnsanlık tarihi boyunca, her devirde Kitap ve elçi göndererek insanlığa yol gösterdik. Biz bu ilahi kitapla bildirilen hükümlere uymak üzere söz verdikleri için bu Kur’ân’ı, kullarımızdan bu göreve lâyık görüp seçtiklerimize mirasçı ve Muhammed ümmetine emanetçi bıraktık. Önceki kitaplarımıza iman eden Ehl-i kitabı da Kur’an’a iman etmek ve ondaki emirlere uymakla mükellef kıldık. İşte bütün bu ilahi kitaplara iman edenler Allah katında seçkin ve değerli kullardır. Buna karşılık onlardan bir kısmı bu mirasın hakkını vermeyerek, kendisine zulmedip, yaratılış gayesi dışında günahkâr yaşamaktadır. Onlardan diğer bir kısmı dengeli bir hayatı yaşayıp orta yolda hareket eder. Yani sâlih amellerin yanında ara sıra günah işler. Onlardan kimileri de Allah’ın izniyle ve Allah’ın emirlerini yerine getirmede, hayırlarda öncülük edip herkesten ileri gider, bu ise en büyük fazilettir.
33Onların mükafatı, içine girecekleri ebedî huzur mutluluk ve nimetler yurdu ve her türlü güzelliğin kaynağı olan Adn cennetleridir. Zira orada dünya hayatlarında Allah yolunda sarf ettikleri gayretlerinin karşılığı olarak Allah yolunda harcadıkları altın bilezikler ve incilerle süslenirler, orada giyecekleri elbiseleri de ipektir.
İlgili ayetler
Ayet 34–35
2 ayetFâtır 34
Fâtır 35
وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ٓي اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَۜ اِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌۙ ٣٤ اَلَّذ۪ٓي اَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِه۪ۚ لَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا لُغُوبٌ ٣٥
Mushaf
Okunuş
34Veḳâlü-lḥamdü lillâhi-lleẕî eẕhebe ʿanne-lḥazen. inne rabbenâ legafûrun şekûr.
35Elleẕî eḥallenâ dâra-lmüḳâmeti min faḍlih. lâ yemessünâ fîhâ neṣabüv velâ yemessünâ fîhâ lügûb.
Türkçe Meal
34Ve orada şöyle dua edecekler; “Hüznü ve kederi bizden gideren Allah’a övgüler olsun! Gerçekten Rabbimiz eşsiz bir bağışlayıcı ve şükre sınırsız karşılık verenmiş!”
35Çünkü O, lütuf ve rahmetiyle bizi bu kalıcı yurda yerleştirdi. Artık burada bize ne bir yorgunluk ne de bir bıkkınlık vardır.
Açıklamalı meal
34Ahirette bu muhteşem nîmetlerle karşılaşan cennet halkı sevinçle ve teşekkürle dua ederek derler ki: “O müthiş Hesap Gününde bizden Allah yolunda yaşadığımız bütün sıkıntıları tasayı giderip ebedi huzur ve saadeti lütfeden Allah’a hamdolsun. Allah’ım Sana sonsuz şükürler olsun. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayıcı, mükâfat bakımından çok cömert ve her güzel iş ve davranışın sonunda şükrün karşılığını bolca verendir.
35O yüceler yücesi Rabbimiz, bizi kendi lütfuyla kalınacak cennet yurduna yerleştirdi. Dünya hayatı bir imtihandı, onu aştık; mahşer bir merhale idi, onu da geçtik. Artık biz burada ne bir yorgunluk ne de bir bıkkınlık ve can sıkıntısı çekmeyeceğiz diye dua ederler.
Ayet 36–37
2 ayetFâtır 36
Fâtır 37
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَۚ لَا يُقْضٰى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَاۜ كَذٰلِكَ نَجْز۪ي كُلَّ كَفُورٍۚ ٣٦ وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ ف۪يهَاۚ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ ف۪يهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَٓاءَكُمُ النَّذ۪يرُۜ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ۟ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36Velleẕîne keferû lehüm nâru cehennem. lâ yuḳḍâ ʿaleyhim feyemûtû velâ yüḫaffefü ʿanhüm min ʿaẕâbihâ. keẕâlike neczî külle kefûr.
37Vehüm yaṣṭariḫûne fîhâ. rabbenâ aḫricnâ naʿmel ṣâliḥan gayra-lleẕî künnâ naʿmel. evelem nüʿammirküm mâ yeteẕekkeru fîhi men teẕekkera vecâekümü-nneẕîr. feẕûḳû femâ liżżâlimîne min neṣîr.
Türkçe Meal
36Gerçekleri örtbas eden kâfirler için ise cehennem ateşi vardır. Ölmelerine karar verilmez ki ölüp kurtulsunlar dahası azapları da hafifletilmez. İşte biz her nankör kâfiri böyle cezalandırırız.
37Orada var güçleriyle feryat ederler:
– Rabbimiz, bizi buradan çıkar da daha önce yaptığımız kötülüklerin aksine iyi ve güzel işler yapalım. Allah:
– Biz size düşünüp öğüt almak isteyen birisine yetecek kadar bir ömür vermedik mi? Üstelik size bir de uyarıcı gelmişti. Öyleyse şimdi cehennem azabını tadın bakalım. Artık uyarılara kulak asmayan zalimlerin herhangi bir yardımcısı da olmayacaktır.
Açıklamalı meal
36Allah’a ortak koşup ayetlerimizi inkâr edenlere gelince, onlar için hak ettikleri cehennem ateşi vardır. Onlar hemen ölüp azaptan kurtulmak isterler! Öyle çaresiz bir hâlde olacaklar ki, Orada ikinci defa haklarında hüküm verilip canları alınmaz ki ölüp azaptan kurtulsunlar ve rahata kavuşsunlar. Onların azabı da hafifletilmez. Öyle çaresiz bir hâlde olacaklar ki, orada ne öldürülüp hayatlarına son verilir ne de içine atıldıkları ateş söndürülür. İşte biz Allah’ın nimetlerine nankörlük eden ve gerçekleri örtbas ederek azabı hak eden her kâfiri böyle cezalandırırız.
37Bu azabı tattıkları zaman onlar orada şöyle yalvaracakladır: “Rabbimiz! Ne olur bize bir şans daha ver ve bizi buradan çıkar da dünyaya tekrar dönelim. Daha önceki yanlışlarımızdan dönüp senin emrinden hiç çıkmayalım. Yaptığımız kötülüklerin yerine doğru ve iyi işler yapalım” diye feryat ederler. Buna karşılık Allah onlara şu cevabı verecektir: Hayır, ikinci bir şansınız olmayacak. Size uyaran ve öğüt verenin gelmesinden sonra, aklınızı kullananın doğru olanı anlayıp yaşayacağı ve öğüt alacak olanın da düşünüp öğüt alabileceği ve gereğini yapacağı kadar uzun bir ömür vermemiş miydik? Verdik. Hem siz bugünün gelip çatacağını haber veren peygamberler ve kitaplarla uyarılmadınız mı? Uyarılmıştınız, fakat siz uyarıldığınız halde bile bile kötülüğü tercih ettiniz. Bütün bunlara rağmen Rabbinizin adına yapılan davete sırt dönüp O’nun ilahlığını kabule yanaşmadınız. İnatla ve ısrarla elçilerimi yalanladınız. Artık bahane uydurmayın. Şimdi bunun cezasını çekmenin zamanıdır. Öyleyse yaptıklarınızın cezasını çekin ve azabı tadın bakalım. Yeryüzünde yaşarken inkâr eden, ayetlerimize karşı kör, sağır, dilsiz kesilen, yasalarımıza karşı çıkarak insanların yasalarına uyan zalimler için asla hiçbir yardımcı yoktur diyecek. O hâlde, ey insanlar, bugün gelip çatmadan önce Rabbinize kulluk edin!
Ayet 38
1 ayetFâtır 38
اِنَّ اللّٰهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٣٨
Mushaf
Okunuş
38İnne-llâhe ʿâlimü gaybi-ssemâvâti velʾarḍ. innehû ʿalîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
Türkçe Meal
38Hiç şüphe yok ki Allah, göklerin ve yerin bütün gizliliklerini bilendir. Dolayısıyla O, göğüslerdeki en mahrem sırları da bilendir.
Açıklamalı meal
38Şüphesiz size zerre kadar zulmedilmez. Çünkü Allah göklerin ve yerin bilinmeyenlerini ve görünmezliklerini bilendir. O, kalplerde gizlenen bütün düşünce, duygu ve niyetler dahil saklı ne varsa tamamıyla bilir. Onun için sakın Rabbinizi kandırmaya kalkmayın ve bu anlatılanlardan gerekli dersleri alın.
İlgili ayetler
Ayet 39
1 ayetFâtır 39
هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ فِي الْاَرْضِۜ فَمَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۜ وَلَا يَز۪يدُ الْكَافِر۪ينَ كُفْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ اِلَّا مَقْتًاۚ وَلَا يَز۪يدُ الْكَافِر۪ينَ كُفْرُهُمْ اِلَّا خَسَارًا ٣٩
Mushaf
Okunuş
39Hüve-lleẕî ceʿaleküm ḫalâife fi-lʾarḍ. femen kefera feʿaleyhi küfruh. velâ yezîdü-lkâfirîne küfruhüm ʿinde rabbihim illâ maḳtâ. velâ yezîdü-lkâfirîne küfruhüm illâ ḫasârâ.
Türkçe Meal
39O’dur sizi yeryüzünün halifeleri/yöneticileri yapan, ama kim bu nimetlere nankörlük ederse ancak kendi aleyhine nankörlük etmiş olur. Zira kâfirlerin küfrü Rabbleri katında sadece alçalışlarını arttırır ve kâfirlerin küfrü sadece onların hüsranlarını artırır.
Açıklamalı meal
39Ey insanlar! Allah önceki ümmetlerin ardından, davet ettiği hayat nizamının sınırları içinde yaşayasınız ve ilâhî adâleti egemen kılasınız diye, yeryüzünde şimdi de sizi yönetici ve halifeler kılmıştır. Ve sizi bu göreve uygun yetki, güç ve yeteneklerle donatmıştır. O hâlde, her kim bu gerçeği kabul etmeyip yeteneklerini kötü yönde kullanarak Allah’a karşı nankörlük eder ve inkâr ederse bilsin ki, onun nankörlüğü ve inkârı kendi aleyhinedir. Bunun zararını görüp cezasını çekecektir. Onların inkârı ve yüz çevirip inatla direnmeleri Rablerinin onlara karşı yanlızca azabını ve öfkesini artırır. Yine azgın kafirlerin inkârı sadece, yıkılış ve yok oluşlarını hızlandırmaktan ve pişmanlıklarını arttırmaktan başka bir işe yaramaz. Size verilen yetenekler Rabbinizi inkâr etmek, Rabbinize karşı çıkmak, yasalarına aykırı davranmak için değildir. Aksine Rabbinize iman edip yasalarına uyarak, iyi, güzel, hayırlı işler yapmanız içindir.
Ayet 40
1 ayetFâtır 40
قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۚ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُۚ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا اِلَّا غُرُورًا ٤٠
Mushaf
Okunuş
40Ḳul eraʾeytüm şürakâekümü-lleẕîne tedʿûne min dûni-llâh. erûnî mâẕâ ḫaleḳû mine-lʾarḍi em lehüm şirkün fi-ssemâvât. em âteynâhüm kitâben fehüm ʿalâ beyyinetim minh. bel iy yeʿidu-żżâlimûne baʿḍuhüm baʿḍan illâ gurûrâ.
Türkçe Meal
40De ki:
– Allah ile aranıza koyup dua ile yalvarıp yakardıklarınız hakkında hiç düşündünüz mü? Gösterin bana onlar yeryüzünde neyi yaratmışlar? Yoksa onların göklerin yönetiminde bir ortaklıkları mı var? Ya da onlara bir kitap vermişiz de ondaki bir belgeye dayanarak mı şirk koşuyorlar? Hayır, gerçekte bu ortak koşanlar birbirlerine aldatmacadan başka bir vaatte bulunmuyorlar.
Açıklamalı meal
40Ey Resûlüm Senin peygamber olduğunu kabul etmeyen müşriklere de ki: “Allah’la birlikte ilah edinerek yalvarıp peşine düştüğünüz ve Allah’a ortak sayıp O’ndan önce yardıma çağırdıklarınızı ve putlaştırdığınız liderlerinizi, hiç düşündünüz mü? Yeryüzünde şefaatçi kabul edip Allah’a ortak koştuğunuz varlıklar neyi yaratmışlar bana gösterin. Yoksa onların, göklerin yaratılışında ve yönetilişinde bir payları bir ortaklıkları mı var? Haydi gösterin bana. Yoksa onlara Kur’an dışında bu iddialarını destekleyici olarak elçilerimize verdiğimiz gibi bir kitap vermişiz de o kitaptan buldukları açık bir delile mi dayanıyorlar? Yahut onlara bir kitap gönderip de insanlar üzerinde nizam kurma yetkisi mi vermişiz? Hayır! Andolsun! Onları inkâra sürükleyecek bir kitap göndermedik. Aksine sizler birtakım asılsız iddialar ve yalanlar ortaya atıp bunu dilden dile dolaştırarak inanç haline getirmiş bulunuyorsunuz. Hayır onların bu sorulara verecek bir cevabı yoktur. Siz de biliyorsunuz ki Allah’tan başka hiçbir varlığın yaratıcı gücü yoktur ve her varlık O’nun kuludur. Bakın, zalimler, nasıl da göz göre göre hakikatten yüz çeviriyorlar. Yaratılış gayesi dışında yaşayan zalimler birbirlerini hüsrana uğratmaktan ve aldatmaktan başka bir şey vaat etmiyorlar. Bunu da yakında anlayacaklardır.
Ayet 41
1 ayetFâtır 41
اِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَاۚ وَلَئِنْ زَالَتَٓا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِه۪ۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يمًا غَفُورًا ٤١
Mushaf
Okunuş
41İnne-llâhe yümsikü-ssemâvâti velʾarḍa en tezûlâ. velein zâletâ in emsekehümâ min eḥadim mim baʿdih. innehû kâne ḥalîmen gafûrâ.
Türkçe Meal
41Hiç kuşku yok ki gökleri ve yeri kurduğu sistem ile bir dengede tutan ve onları yok olmaktan koruyan Allah’tır. Şayet göklerin ve yerin kurulu düzeni bozulmuş olsa onu yeniden düzene koyabilecek olan da Allah’tan başkası değildir. Hiç şüphe yok ki O, kullarına karşı çok müsamahakâr ve çok bağışlayıcıdır.
Açıklamalı meal
41Kurduğu nizam ve koyduğu yasalarla göklerin ve yerin düzeninin bozulmaması ve mükemmel bir sistem çerçevesinde gök cisimlerinin hareketlerini devam ettirip yörüngelerinden çıkmaları için kudreti ile kontrolü altında tutan sadece Allah’tır. Eğer gökler ve yer iznimiz ile bir kere yörüngelerinden çıkıp yıkılacak olsa O’ndan başka hiç kimse onların nizamını sağlayıp dengeye getiremez. O, bir an için varlıkları kendi haline bıraksa, evrende müthiş bir kargaşa meydana gelir. Eğer hâlâ helâk olmadıysanız, ey zalimler, bunun tek sebebi var: Hiç kuşkusuz O, hemen cezalandırmayan onlara mühlet verendir. Günahı sebebiyle cezalandırmada aceleci değildir. Fakat tevbe edip doğruya yönelen kullarına karşı da şefkatli ve çok bağışlayıcı olandır.
Ayet 42–43
2 ayetFâtır 42
Fâtır 43
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَٓاءَهُمْ نَذ۪يرٌ لَيَكُونُنَّ اَهْدٰى مِنْ اِحْدَى الْاُمَمِۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ نَذ۪يرٌ مَا زَادَهُمْ اِلَّا نُفُورًاۙ ٤٢ اِسْتِكْبَارًا فِي الْاَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِۜ وَلَا يَح۪يقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ اِلَّا بِاَهْلِه۪ۜ فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا سُنَّتَ الْاَوَّل۪ينَۚ فَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَبْد۪يلًاۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَحْو۪يلًا ٤٣
Mushaf
Okunuş
42Veaḳsemû billâhi cehde eymânihim lein câehüm neẕîrul leyekûnünne ehdâ min iḥde-lʾümem. felemmâ câehüm neẕîrum mâ zâdehüm illâ nüfûrâ.
43İstikbâran fi-lʾarḍi vemekra-sseyyiʾ. velâ yeḥîḳu-lmekru-sseyyiü illâ biehlih. fehel yenżurûne illâ sünnete-lʾevvelîn. felen tecide lisünneti-llâhi tebdîlâ. velen tecide lisünneti-llâhi taḥvîlâ.
Türkçe Meal
42Oysa onlar kendilerine bir uyarıcı geldiği takdirde O’nun rehberliğine tüm toplumlardan daha fazla uyacaklarına dair var güçleriyle Allah’a yemin ediyorlardı. İşte şimdi kendilerine bir uyarıcı geldi fakat bu Kuran onların sadece nefretlerini artırdı.
43Uyarıcının gelmesi onların memlekette büyüklük taslamalarına ve ona karşı sinsice tuzaklar kurmalarına sebep oldu. Oysa bu sinsi tuzaklara ancak o tuzağı planlayanlar düşer. Şimdi onlar kendilerinden öncekilere uygulanan toplumsal yasadan başka bir şey mi bekliyorlar. Unutmayın ki Allah’ın sünnetinde/yasasında herhangi bir değişiklik bulamazsın ve Allah’ın sünnetinde/yasasında herhangi bir sapma da bulamazsın.
Açıklamalı meal
42Sen henüz peygamber değilken insanların bir kısmı Yahudi ve Hıristiyanlara geldiği gibi kendilerine de öğüt verip, uyaracak bir uyarıcı gelirse, diğer iman eden toplumlardan daha iyi ve daha doğru yolda olacaklarına bütün güçleriyle Allah’a yemin etmişlerdi. Peki! Onlara uyarıcı Resul olarak gönderdik de ne oldu? Elçimiz onlara Allah’ın mesajını iletmeye başladığında, bu söylediklerini unutuverdiler. Hâlbuki u kendilerine uyarıcı tarafından Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşama daveti gelince onlar çok sert ve küstahça tepki gösterdiler. Bu durum onların sadece nefretlerini ve haktan uzaklaşmalarını artıyordu. Kendilerini şirkte ısrar ettikleri takdirde müstahak olacakları ilahi ceza ile uyaran elçimizi küçümsediler, Allah’ a ortak koşmaya devam ettiler. Andolsun ki onların yeminleri doğruluk üzerine değil yalan üzerinedir.
43Onlar yeminlerine aykırı davrandılar. Elçiye karşı çıkmalarının sebebi ise; yeryüzünde büyüklük taslamaları, azgınlıklarını artırarak kibirlenmeleri ve sahip oldukları imtiyazları kaybetmemek için Kur’an’a, Peygamber ve onunla birlikte olan mü’minlere karşı tuzak kurmalarıydı. Oysa bu tür tuzaklar er geç Allah’ın inayetiyle onu kuranların ayağına dolanır da kazdıkları kuyuya kendileri düşerler. Hal böyleyken, bu zâlimler Allah’a ve Elçisine inanmak için daha ne bekliyorlar? Yoksa onlar, kendilerinden öncekilerin başlarına gelenlerin, kendi başlarına da gelmesini mi bekliyorlar? Anlaşılan o ki, böyleleri öncekilerin akıbetinden ders almıyor Öncekiler ya bir azapla helâk edilerek ya düşman istilasına uğrayarak ya da Peygamberin takipçileri tarafından yenilgiye uğratılarak cezalandırılmışlardı. Bugün de böyledir bu, yarın da böyle olacaktır. Unutma; toplumlar ve çağlar ne kadar değişirse değişsin, Allah’ın toplumların hayatı için koyduğu yasasında asla bir değişiklik göremezsin. Allah’ın yasaları yazboz yasaları değil ki iki de bir çıkarlara göre değiştirilerek saptırılsın! Allah’ın kanununda kıyamete kadar bir aksaklık bozulma ve herhangi bir sapma da kesinlikle bulamazsın! Allah insanlara, iman etmeleri için fırsatlar verir, onlara elçiler gönderir ve ayetlerini açıklar. İnsanlar içerisinde inatla iman etmeyenler ise, artık iman etme ihtimalleri kalmadığında ilahi cezaya müstehak olurlar. Geçmişte inkâr ederek yasalarımıza karşı çıkanları nasıl cezalandırdıysak, onları da öyle cezalandırırız. Onlar cezamızdan kurtulacağını mı sanıyorlar? İnkâr eden hiç kimse cezamızdan kurtulamaz. İstedikleri kadar mevkileri, makamları, orduları, malları, mülkleri, varlıkları, evlatları olsun! Onları yeryüzünden siler atarız. Hesap günü de cehennemin dibine göndeririz.
Ayet 44
1 ayetFâtır 44
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَيْءٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ اِنَّهُ كَانَ عَل۪يمًا قَد۪يرًا ٤٤
Mushaf
Okunuş
44Evelem yesîrû fi-lʾarḍi feyenżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lleẕîne min ḳablihim vekânû eşedde minhüm ḳuvveh. vemâ kâne-llâhü liyüʿcizehû min şeyʾin fi-ssemâvâti velâ fi-lʾarḍ. innehû kâne ʿalîmen ḳadîrâ.
Türkçe Meal
44Onlar yeryüzünde dolaşıp kendilerinden önceki kavimlerin akıbetinin nasıl olduğunu düşünüp ibret almıyorlar mı? Oysa onlar kendilerinden çok daha güçlü idiler. Unutmayın ki Allah’ı göklerde ve yerde aciz bırakacak hiçbir güç yoktur. Çünkü O, her şeyi bilendir ve her şeye güç yetirendir.
Açıklamalı meal
44Ey müşrikler! Eğer Allah’ın toplumlar üzerinde işlemekte olan bu yasası hakkında bir kuşkunuz mu var. Eğer varsa yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden önce yaşamış ve kendileri gibi davranmış zâlim toplumların sonlarının nasıl olduğuna ve nasıl bir akıbete uğrayıp helak edildiklerine bakmadılar mı? İşte o geçmiş medeniyetlerin ve milletlerin şu harabelerine baksınlar. Hâlbuki onlar her bakımdan kendilerinden daha bilgili, daha gelişmiş ve daha güçlü idiler. Fakat yine de cezalarını çekmekten kurtulamadılar. Ey İnkâr edenler! Anlayın ki Allah inkarcıları cezalandırmaya karar verdiğinde hiçbir güç O’na engel olamaz. Dolayısıyla güç ve servetinize güvenip elçimize karşı küstahlık yapmayın. Gerçek şu ki, göklerde ve yerde hangi çağda olursa olsun hiçbir şey Allah’ı aciz bırakamaz ve O’nun iradesine karşı koyamaz. Onlar gökte ve yeryüzünde ancak yasalarımıza uymak zorundadırlar. Yasalarımızdan bazılarını öğrenip çıkarlarına göre kullanmaya başladıklarında güçlendik mi sanıyorlar? Gerekirse onların bilmediği yerden yasalarımızı çevirir onları yok ederiz. Hiç düşünmüyorlar mı? Muhakkak ki O bütün bir geçmişi ve geleceği kısacası her şeyi bilendir. Gücü her şeye yeten istediğini yapmaya güç yetirendir ve kudreti sonsuz olandır. Bununla birlikte O, yeterince fırsat vermeden hiç kimseyi cezalandırmaz.
Ayet 45
1 ayetFâtır 45
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلٰى ظَهْرِهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِعِبَادِه۪ بَص۪يرًا ٤٥
Mushaf
Okunuş
45Velev yüâḫiẕü-llâhü-nnâse bimâ kesebû mâ terake ʿalâ żahrihâ min dâbbetiv velâkiy yüʾeḫḫiruhüm ilâ ecelim müsemmâ. feiẕâ câe ecelühüm feinne-llâhe kâne biʿibâdihî beṣîrâ.
Türkçe Meal
45Şayet Allah, işledikleri sebebiyle insanları hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde bir tek canlı bırakmazdı. Fakat belli bir süreye kadar onlara mühlet veriyor. Nihayet süreleri dolunca gerekeni yapacaktır. Zira Allah, kullarının ne yapıp ettiğini görmektedir.
Açıklamalı meal
45Eğer Allah yaptıkları günahlar yüzünden kullarına mühlet vermese ve şirk koşan insanları hemen yakalayıp hesaba çekerek cezalandırsaydı, yeryüzünde helâk edilmedik hiç kimse kalmazdı. Fakat O, zalimleri cezalandırmakta acele etmez, imtihan gereği ve merhametinden dolayı onlara yasayla belirlediği bir süreye kadar inanmaları için fırsat vermiştir. Cezayı erteleriz ki insanlar akıllarını kullansın, düşünsün, hatalarından vazgeçsin, Rabbine dönerek af dilesin! Akıllarını kullanmıyorlar mı? Düşünüp hatalarından vazgeçmiyorlar mı? Rabbine dönerek af dilemiyorlar mı? Kendileri bilir. Hesap vakti gelince onların amellerine göre hak ettiklerini verecektir. Kuşkusuz Allah kullarını çok iyi gözetip sürekli görendir.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Furkan, sonra Meryem indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla