Sûre hakkındaSurenin Adı · Nüzul Zamanı · Konu ve Anafikir
Surenin Adı: Bu sure adını, içinde Sebe kelimesi geçen 15. ayetten alır. Bu da surede Sebe’den (yani Sabiî’lerden) bahsedildiğini belirtmektedir.
Nüzul Zamanı: Surenin kesin nüzul zamanını bildiren sahih rivayetler yoktur. Fakat surenin üslubu Mekke döneminin ilk zamanlarında veya ortalarında nâzil olduğunu göstermektedir. Eğer Mekke döneminin ortalarını kabul edersek, henüz işkencelerin çok ağırlaşmadığı ve İslâmî hareketin sadece alay, küçümseme, söylenti ve dedikodular yayma ve insanların düşüncelerini yanlış yönlendirme gibi araçlarla bastırılmaya çalışıldığı zamanlarda indirilmiş olması muhtemeldir.
Konu ve Anafikir: Sure, kafirlerin Hz. Peygamber’e (s.a) çoğunlukla alay ederek ve küçümseyerek itirazlar yönelttikleri tevhid, ahiret ve Hz. Muhammed’in peygamberliği gibi konuları ele almaktadır. Bu itirazlara bazan, itirazın kendisine değinilerek, bazan da hiç değinilmeksizin cevap verilmekte ve konunun akışı cevaplanan itirazın ne olduğunu göstermektedir. Cevaplar genellikle talimat, öğüt verme ve delil getirme, tartışma şeklinde olmakta, fakat bazı yerlerde kafirler inatçılıklarının yol açacağı kötü akibet ile uyarılmaktadır. Bu hususta Sabiîlerin, Davud ve Süleyman Peygamberlerin kıssaları onlara şu dersi vermek için anlatılmaktadır: “Sizden önce bu iki grup insan da yaşadı. Bir tarafta Allah’ın kendilerinden önce hiç kimseye nasip etmediği büyük güçler, şöhret ve zafer ihsan edilen Davud ve Süleyman Peygamberler var. Bu nimetlere rağmen onlar kibir ve gurura kapılmayıp Rabblerine şükreden kullar olarak yaşadılar. Diğer tarafta ise Allah’ın kendilerine lütuflar ihsan ettiğinde kibre kapılan ve bu yüzden sadece efsanelerde ve destanlarda hatırlanacak şekilde ortadan kaldırılıp helak edilen Sebe’ halkı var. Bunları göz önünde bulundurarak kendiniz için hangi hayatın daha hayırlı olduğuna karar verebilirsiniz. Tevhid’e ve ahiret inancına ve Allah’a karşı şükredici bir tavır takınmaya dayanan bir hayat mı, yoksa küfür, şirk ve ahireti inkara ve dünyaya tapmaya dayanan bir hayat mı?
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1
1 ayetSebe’ 1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْاٰخِرَةِۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ ١
Mushaf
Okunuş
1Elḥamdü lillâhi-lleẕî lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍi velehü-lḥamdü fi-lʾâḫirah. vehüve-lḥakîmü-lḫabîr.
Türkçe Meal
1Bütün övgüler göklerde ve yerde bulunan her şeyin gerçek sahibi olan Allah’a mahsustur. Ahirette de tüm övgüler O’na mahsus olacaktır. Zira O’dur her hükmü doğru olan ve her şeyden haberdar olan.
Açıklamalı meal
1Her türlü Hamd, göklerde ve yerde ne varsa her türlü nimeti yaratıp nizamlarını kurup, yasalarına bağlı yaşatan ve gerçek sahibi olan Allah’a aittir ve yalnızca O’na yaraşır. Şükredilip övülmeye layık olan tek ilah Allah’tır. Ahirette de ve övgüler yine hamd O’na mahsustur. Her işin başında ve sonunda; hamd edilmeye, övülüp yüceltilmeye lâyık olan sadece O’dur. Allah her hükmü mutlak doğru olan, yer-gök arasında her şeyi yerli yerinde yapan hikmet sahibidir, asla yanlış, çelişkili hüküm vermez. Faydasız ve gereksiz iş yapmaz. Gizli olan her şeyden hakkıyla haberdar olandır, her şeyin iç yüzünü bilendir. O her yaptığınızdan bilgi sahibi olduğu halde size anlayışlı davranandır O’nun ilmi dışında hiçbir şey cereyan etmez. Sizler açığa vursanız da vurmasanız da yaptığınız yapacağınız, düşündüğünüz düşünmediğiniz, kalbinizde sakladığınız saklamadığınız her şeyi bilir.
İlgili ayetler
Ayet 2
1 ayetSebe’ 2
يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ ف۪يهَاۜ وَهُوَ الرَّح۪يمُ الْغَفُورُ ٢
Mushaf
Okunuş
2Yaʿlemü mâ yelicü fi-lʾarḍi vemâ yaḫrucü minhâ vemâ yenzilü mine-ssemâi vemâ yaʿrucü fîhâ. vehüve-rraḥîmü-lgafûr.
Türkçe Meal
2Çünkü O, toprağa giren, topraktan çıkan, gökten inen ve göğe yükselen ne varsa hepsini bilir. O’dur sonsuz rahmet kaynağı ve eşsiz bağışlayıcı olan.
Açıklamalı meal
2Allah toprağa gizlenen tohumları, böcek, madenler gibi bütün varlıklar ve yerden su, bitki, maden gibi çıkanları da, gökten inen rızıkları yağmurları, şimşekleri ve oraya yükselen duâ gaz, bulut, ses dalgaları, gibi ne varsa hepsini bilir. Yerde ne olup bitiyor, oraya her an ne girip oradan ne çıkıyor ve gökten ne inip, oraya ne yükseliyorsa, O hepsini bilir. Hiçbir şey Rabbinizin bilgisi dışında değildir. O, mü’minlere karşı rahmet edendir, şefkatli ve günahları bağışlayandır.
Ayet 3
1 ayetSebe’ 3
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَاْت۪ينَا السَّاعَةُۜ قُلْ بَلٰى وَرَبّ۪ي لَتَاْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِۚ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَلَٓا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرُ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍۙ ٣
Mushaf
Okunuş
3Veḳâle-lleẕîne keferû lâ teʾtîne-ssâʿah. ḳul belâ verabbî leteʾtiyenneküm ʿâlimi-lgaybi. lâ yaʿzübü ʿanhü miŝḳâlü ẕerratin fi-ssemâvâti velâ fi-lʾarḍi velâ aṣgaru min ẕâlike velâ ekberu illâ fî kitâbim mübîn.
Türkçe Meal
3O saat bu dünyanın sonunun geleceği gerçeğine inanmayan kâfirler dediler ki:
– Başımıza o saat falan gelmeyecek. Onlara de ki:
– Hayır! Tüm geleceği bilen Rabbime andolsun ki o saat mutlaka başınıza gelecektir. Zira göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile onun bilgisi dışında değildir. İster bundan daha küçük olsun isterse daha büyük hepsi apaçık bir yasayla kayıt altındadır.
Açıklamalı meal
3Tekrar diriliş hakikatini inkâr eden kâfirler alay ederek: ” Kıyamet aslabize gelmeyecek, ahiret ve hesap günü diye bir şey hiç olmayacak ” dediler. Ey Resûlüm! Onlara de ki: “Hayır tam aksine yanılıyorsunuz. Geçmişe, geleceğe ve yönelik ne varsa, insan kavrayışının ötesindeki bütün gaybı bilen Rabbime yemin olsun ki o Kıyamet ve Hesap Günü size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca küçük ya da büyük ne varsa ne oluyorsa hepsi Allah’ın bilgisi dahilinde ve kayıt altındadır. Hiçbir bilinmez ve görünmez şey O’ndan gizli değildir. Sizin bildiğiniz ve bilmediğiniz her şey Allah’ın ilminde vardır. Allah her şeyi bilir Bundan küçük olsun büyük olsun ne varsa hepsi O’nun sonsuz ve sınırsız ilminin unvanı olan levh-i mahfuz adlı apaçık bir kitapta kayıtlıdır. O Gün her insan yaptığıyla yüzleşecektir
İlgili ayetler
Ayet 4
1 ayetSebe’ 4
لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ ٤
Mushaf
Okunuş
4Liyecziye-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti. ülâike lehüm magfiratüv verizḳun kerîm.
Türkçe Meal
4Ki böylece Allah iman edip doğru ve güzel işler yapanları ödüllendirsin. İşte bunları sınırsız bir bağış ve tarifsiz güzellikte bir rızık beklemektedir.
Açıklamalı meal
4Evet, Allah her şeyi bilir, kaydettirir ve muhafaza eder. Çünkü Allah’ın davetine yaraşır güzellikte iman edip imanlarının gereklerini yaşamak için ellerinden geleni yapan ve salih amel işleyenler cennette nimetlerin en güzelleriyle ödüllendireceklerdir. İşte onlara günahlardan bağışlama ve ardı arkası kesilmeyen cömertçe bahşedilmiş muhteşem rızıklar vardır.
Ayet 5
1 ayetSebe’ 5
وَالَّذ۪ينَ سَعَوْ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَل۪يمٌۗ ٥
Mushaf
Okunuş
5Velleẕîne seʿav fî âyâtinâ müʿâcizîne ülâike lehüm ʿaẕâbüm mir riczin elîm.
Türkçe Meal
5Ayetlerimizi geçersiz kılmak için gayret gösterenlere gelince işte onlar için de can yakıcı ve kötü bir azap vardır.
Açıklamalı meal
5Kur’an’ın insanlara ulaşmasına engel olup akıllarınca hükümlerini geçersiz kılmak ve güya Allah’ı acze düşürmek amacıyla ayetlerimiz aleyhine birbirleriyle yarışırcasına mücâdele edenlere ve Allah’ın hayat nizamı ile yaşamayı reddedenlere gelince. İşte o kurtulacaklarını sananlara yaptıkları bu kötü işlerinin karşılığı olarak, yok dedikleri cehennemde elem dolu ve tiksinti veren can yakıcı bir azap vardır.
Ayet 6
1 ayetSebe’ 6
وَيَرَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ الَّذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ هُوَ الْحَقَّۙ وَيَهْد۪ٓي اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِ ٦
Mushaf
Okunuş
6Veyere-lleẕîne ûtü-lʿilme-lleẕî ünzile ileyke mir rabbike hüve-lḥaḳḳa veyehdî ilâ ṣirâṭi-lʿazîzi-lḥamîd.
Türkçe Meal
6Kendilerine gelen hakikati anlayıp kavrayanlar, sana Rabbinden indirilen bu Kuran’ın hak bir kitap olduğunu ve insanlara, mutlak üstün ve bütün övgülere layık olan Allah’ın yolunu gösterdiğini bilmektedirler.
Açıklamalı meal
6Ey Peygamber! Mü’minlerden kendilerine ilim verilenler ve kendilerine daha önce vahiy gönderilen kitap ehli kimseler bilirler ki: Rabbinden sana indirilen Kur’an ayetleri, hakikate davetin ta kendisidir. Onlar Kur’an’ın sonsuz kudret sahibi ve her türlü övgüye lâyık olan Allah’ın dosdoğru yoluna ulaştırdığını da açıkça görmektedirler.
İlgili ayetler
Ayet 7–11
5 ayetSebe’ 7
Sebe’ 8
Sebe’ 9
Sebe’ 10
Sebe’ 11
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا هَلْ نَدُلُّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ يُنَبِّئُكُمْ اِذَا مُزِّقْتُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍۙ اِنَّكُمْ لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۚ ٧ اَفْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَمْ بِه۪ جِنَّةٌۜ بَلِ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ فِي الْعَذَابِ وَالضَّلَالِ الْبَع۪يدِ ٨ اَفَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ اِنْ نَشَاْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِكُلِّ عَبْدٍ مُن۪يبٍ۟ ٩ وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ مِنَّا فَضْلًاۜ يَا جِبَالُ اَوِّب۪ي مَعَهُ وَالطَّيْرَۚ وَاَلَنَّا لَهُ الْحَد۪يدَۙ ١٠ اَنِ اعْمَلْ سَابِغَاتٍ وَقَدِّرْ فِي السَّرْدِ وَاعْمَلُوا صَالِحًاۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ١١
Mushaf
Okunuş
7Veḳâle-lleẕîne keferû hel nedüllüküm ʿalâ racüliy yünebbiüküm iẕâ müzziḳtüm külle mümezzeḳin inneküm lefî ḫalḳin cedîd.
8Efterâ ʿale-llâhi keẕiben em bihî cinneh. beli-lleẕîne lâ yüʾminûne bilʾâḫirati fi-lʿaẕâbi veḍḍalâli-lbeʿîd.
9Efelem yerav ilâ mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehüm mine-ssemâi velʾarḍ. in neşeʾ naḫsif bihimü-lʾarḍa ev nüsḳiṭ ʿaleyhim kisefem mine-ssemâʾ. inne fî ẕâlike leâyetel likülli ʿabdim münîb.
10Veleḳad âteynâ dâvûde minnâ faḍlâ. yâ cibâlü evvibî meʿahû veṭṭayr. veelennâ lehü-lḥadîd.
11Eni-ʿmel sâbigâtiv veḳaddir fi-sserdi vaʿmelû ṣâliḥâ. innî bimâ taʿmelûne beṣîr.
Türkçe Meal
7Gerçekleri örtbas eden kâfirler:
– Size, paramparça olup dağıldıktan sonra yeniden diriltileceğinizi iddia eden bir adam gösterelim mi? diyorlar.
8O, bu iddiayı uydurup Allah’a iftira mı atmaktadır, yoksa cinlerle ilişkisi olan bir deli midir? Hayır! Asıl iftiracı ve deli olanlar, ahirete inanmayarak ıstırap ve sapkınlık batağına gömülenlerdir.
9Peki onlar göğün ve yerin her bir yandan kendilerini çepeçevre kuşattığını görmüyorlar mı? Eğer biz dilersek onları yerin dibine geçirir veya gökten başlarına taş yağdırırız. Şüphesiz bunda, Allah’a tüm benliği ile yönelmiş her kul için alınacak bir ders vardır.
10Andolsun ki biz Davud’a vahiy ve hükümdarlık vererek katımızdan büyük bir lütufta bulunmuştuk:
– Ey dağlar Davud’la birlikte Allah’ı tespih edin ey kuşlar siz de ona katılın! Demiştik. Ayrıca biz ona demiri eritmeyi de öğretmiştik.
11Böylece “O demirden ne ince ne kalın vücut yapısına uygun zırhlar yap ve ey Davud ailesi siz de iyi ve güzel işler yapmak için çalışın!” Diye emrettik. Zira ben yaptıklarınızı görmekteyim.
Açıklamalı meal
7Gerçeğin üstünü örtmeye kendilerini şartlandırıp Kur’an âyetlerini inkâr edenler, peygamberi de itibarsızlaştırmak için birbirlerine alaylı bir biçimde: “Siz parçalanıp çürüyerek un ufak olduktan sonra hesaba çekilmek için yeniden diriltileceğinizi bildiren şaşırmış bir adam var onu yani Hz Muhammed peygamberi size gösterelim mi? Kim bilir daha buna benzer neler söyleyecek derler
8Arkasından da şöyle demeye devam ederler: “ Bilmiyoruz, bu adam acaba kendi uydurduklarını Allah’a isnat ederek bile bile Allah’a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa aklını oynatmış bir deli midir anlayamadık? dediler” Hayır asla! Peygamber’de hiçbir delilik yoktur ve gerçek hiç de onların dediği gibi değildir. Allah’ın peygamberine iftira atanlar ve tekrar diriltilmeyi inkâr ederek Ahiret gününe inanmayanlar zihnen ve kalben azap içindedirler. Ve doğru yoldan uzak derin bir sapıklığın içindedirler. Manevi bir azap ve bunalım içinde kıvranıyorlar ve bu yüzden böylesine büyük bir yanılgı içindeler. Hesap Günü ile karşılaşmak istemedikleri için saplandıkları bataklıkları içinde debelenip durmakta, gerçeği duymak istememektedirler.
9Onlar göğün ve yerin ne kadar az kısmının önlerine serildiğini ne kadarının da gizlendiğini ne kadarının da kendilerini çepeçevre kuşattığını ve önlerinde üstlerinde altlarındaki, mucizelere ibret nazarıyla hiç bakmazlar mı? Göğün yerin ve her ikisinin arasında bulunanlara, kurduğumuz nizamla nasıl hükmettiğimizi görüp de göklerden geleni, yerden çıkanı, önlerinde ve artlarında olanı hiç düşünmüyorlar mı? Şu uçsuz bucaksız evrenin hikmetsiz ve amaçsız yaratılmış olamayacağını, her şeyi mükemmel bir sistem hâlinde düzenleyen Allah’ın onları başıboş bırakmayacağını anlamıyorlar mı? Şayet Biz şartlar oluşup ta uygun görseydik, âyetlerimizi yalanladıkları için onları şiddetli bir depremle yerin dibine geçirir veya gökten başlarına taş yağdırırdık da mahvolup giderlerdi. Şüphesiz bunda aklını kullanıp düşünerek ve pişmanlık duyarak Rabbine boyun eğip gönülden yönelen her kul için âyetlerden çıkarılacak dersler ve ibretler vardır.
10Andolsun, gökyüzünde ve yeryüzünde yarattıklarımıza nasıl hükmettiğimizi görüp düşünen Davud’ Rabbinin ilim ve kudretinin yüceliğini kavrayıp, O’nun davetine yürekten sarılınca, Biz de ona tarafımızdan peygamberlik ve hükümdarlık gibi lütuflarda bulunduk. “Ey dağlarda yaşayanlar! Siz de Onunla birlikte yankılarla Allah’ın yüceliğini tesbih edin. Ve ey kuşlar sizde cıvıltılarınızla onun zikrine eşlik edin dedik” Dağların ve kuşların Rablerinin kendileri için oluşturduğu nizam ve yasalara teslim olarak yaşayışları, âdeta Davud’un teslimiyetine de ilham kaynağı olup onu teşvik ediyordu. Ayrıca Biz Davud’a demiri mum gibi eritip işlemeyi ve demirden araç gereç yapmanın yolunu da öğrettik.
11Ona savaşta insan vücudunu koruyacak geniş sağlam zırhlar yapmasını ve ne ince ne de kalın olmak üzere zırhların parçalarını ölçülü biçimde takmasını, böylece de demiri hayatın her alanında kullanmasını bellettik. Siz ey Davud ailesi ve O’nun ashabı! Hepiniz Allah’ın rızası doğrultusunda İyi ve güzel işler yapın. Şüphesiz ben ne yaparsanız yapın sizin yaptıklarınızı görmekteyim aklınızdan çıkarmayın ” diye bildirdik. Size örnek olsun diye peygamberlerin yaptıklarını anlatıyoruz. Çalışın, siz de benzerlerini yapın!
Ayet 12–13
2 ayetSebe’ 12
Sebe’ 13
وَلِسُلَيْمٰنَ الرّ۪يحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌۚ وَاَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِۜ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِاِذْنِ رَبِّه۪ۜ وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّع۪يرِ ١٢ يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَٓاءُ مِنْ مَحَار۪يبَ وَتَمَاث۪يلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍۜ اِعْمَلُٓوا اٰلَ دَاوُ۫دَ شُكْرًاۜ وَقَل۪يلٌ مِنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ ١٣
Mushaf
Okunuş
12Velisüleymâne-rrîḥa gudüvvuhâ şehruv veravâḥuhâ şehr. veeselnâ lehû ʿayne-lḳiṭr. vemine-lcinni mey yaʿmelü beyne yedeyhi biiẕni rabbihî. vemey yezig minhüm ʿan emrinâ nüẕiḳhü min ʿaẕâbi-sseʿîr.
13Yaʿmelûne lehû mâ yeşâü mim meḥârîbe vetemâŝîle vecifânin kelcevâbi veḳudûrir râsiyât. iʿmelû âle dâvûde şükrâ. veḳalîlüm min ʿibâdiye-şşekûr.
Türkçe Meal
12Süleyman’a da, rüzgâr gücünden yararlanmayı bahşetmiştik. Böylece sabahleyin bir aylık yola gidiyor, akşam da bir aylık yoldan geri geliyordu. Ayrıca bakırdan yararlanma hususunda ona geniş imkânlar bahşettik. Rabbinin izniyle onun emrinde bir takım cinler çalışıyordu. Onlardan emrimizin dışına çıkanları can yakıcı bir azapla cezalandırıyorduk.
13O ustalar Süleyman için onun isteğine göre; mabetler, heykeller, havuz gibi büyük çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Davud ailesi! Şükretmek/Nimetlerin hakkını vermek için çalışın zira kullarımın arasında nimetlerin hakkını verip şükreden gayet azdır.
Açıklamalı meal
12Davud’un emrine çeşitli nimetler verdiğimiz gibi, izinden giden oğlu Süleyman’a da rüzgârlardan yararlanmayı öğretip emrine vermiştik. Bu bilgi sayesinde daha önce rüzgâr esince onun yelkenli gemileri bir ayda gidilen mesafeyi sabah gidip, bir ayda dönülen mesafeyi de akşam da aşarak geri gelirdi. Bir ayda gidilip, bir ayda dönülen yerlere bir günde gidip, bir günde de geri dönüyorlardı. Dâvûd’a demiri işlemeyi öğrettiğimiz gibi, ona da bakırı işlemeyi öğrettik. Onun kullanması için bakırı su gibi eritip ondan yararlanmanın bilgisini akıttık. Cinlerden ya da Rabbinin izniyle onun emrinde cin gibi diye adlandırılan zeki, ele avuca sığmayan, sanatkâr ve fakat şeytani vasıflı, bir kısım çalışmaya mecbur kılınan savaş esiri yabancılar vardı. Onları. Egemenliğine boyun eğmiş yabancı topluluklar Süleyman’ın devletine hizmet ederlerdi. Onlardan kim yasalarımıza uymayıp emrimizden sapacak olsa şiddetli bir azaba çarptırılırlardı.
13Bunlar Süleyman için dilediği gibi yüksek kaleler, bunların etrafını süsleyen cansız varlıklara ait figürler, gemiler büyüklüğünde havuzlar çanaklar ve yere sabitlenmiş çok büyük kazanlar yapıyorlar ve şehirleri imar ediyorlardı. Biz demiştik ki: “Ey Davud ailesi! Rabbinize ve size bahşedilen bunca nimete şükretmek için Allah’ın rızası doğrultusunda sürekli çalışın. Hayır amelle çalışınız ta ki, bununla size verilen nimetlerin şükrünü eda edesiniz.” Maalesef kullarımdan nimet ve fırsatlarımın gereğini yerine getirip şükredenler çok azdır.
Ayet 14
1 ayetSebe’ 14
فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلٰى مَوْتِه۪ٓ اِلَّا دَٓابَّةُ الْاَرْضِ تَاْكُلُ مِنْسَاَتَهُۚ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ اَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُه۪ينِ ١٤
Mushaf
Okunuş
14Felemmâ ḳaḍaynâ ʿaleyhi-lmevte mâ dellehüm ʿalâ mevtih illâ dâbbetü-lʾarḍi teʾkülü minseeteh. felemmâ ḫarra tebeyyeneti-lcinnü el lev kânû yaʿlemûne-lgaybe mâ lebiŝû fi-lʿaẕâbi-lmühîn.
Türkçe Meal
14Nihayet biz Süleyman’ın iktidarının sonunu getirince, o, dayanağı olan devletinin içten bir kurt gibi kemirilip yıkıldığı fark edemedi. Şu ortaya çıktı ki cinler geleceği bilmiş olsalardı kendilerini alçaltan o ağır işlerde çalışmaya devam etmezlerdi.
Açıklamalı meal
14Biz her fâni gibi bir gün Süleyman’ın ölümüne asasına dayanmış otururken hükmettik. Bir ağaç kurdu bastonunu kemirince baston kırılıp o Süleyman yüzüstü yere yıkıldı. Süleyman’ın emrinde çalışan cin gibi, şeytan vasıflı kimseler onun ölümünü ağaç kurdu sayesinde fark edebildiler Böylece, “cinler her şeyi bilir” diyen bazı insanlar tarafından anlaşıldı ki ona boyun eğmiş olan bu kimseler eğer gaybı biliyor olsalardı Süleyman’ın ölümünden daha önce haberleri olur, ölü bir adamın emri altında zor işlerde çalışmayı bırakıp esaretten kurtulmaya bakarlardı. Böylece kendilerine işkence gibi gelen aşağılayıcı hizmetçilik azabının içinde yaşamaya devam etmezlerdi. Ülkesindeki yabancı topluluklar Süleyman’ın iktidar gücünün kalmadığını bilselerdi; isyan ederler, Süleyman’ın hükmüne boyun eğmezlerdi. Ancak onlar gizlenmiş bilgileri bilmiyorlardı.
İlgili ayetler
Ayet 15–17
3 ayetSebe’ 15
Sebe’ 16
Sebe’ 17
لَقَدْ كَانَ لِسَبَاٍ ف۪ي مَسْكَنِهِمْ اٰيَةٌۚ جَنَّتَانِ عَنْ يَم۪ينٍ وَشِمَالٍۜ كُلُوا مِنْ رِزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُۜ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ ١٥ فَاَعْرَضُوا فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ وَبَدَّلْنَاهُمْ بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَيْ اُكُلٍ خَمْطٍ وَاَثْلٍ وَشَيْءٍ مِنْ سِدْرٍ قَل۪يلٍ ١٦ ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِمَا كَفَرُواۜ وَهَلْ نُجَاز۪ٓي اِلَّا الْكَفُورَ ١٧
Mushaf
Okunuş
15Leḳad kâne lisebein fî meskenihim âyeh. cennetâni ʿay yemîniv veşimâl. külû mir rizḳi rabbiküm veşkürû leh. beldetün ṭayyibetüv verabbün gafûr.
16Feaʿraḍû feerselnâ ʿaleyhim seyle-lʿarimi vebeddelnâhüm bicenneteyhim cenneteyni ẕevâtey ükülin ḫamṭiv veeŝliv veşeyʾim min sidrin ḳalîl.
17Ẕâlike cezeynâhüm bimâ keferû. vehel nücezî ille-lkefûra.
Türkçe Meal
15Andolsun ki Sebe halkının yurtlarından alınacak nice ibretler vardır: Vadinin sağından ve solundan boylu boyunca uzanan o güzelim bahçeler! Adeta şöyle diyordu:
– Rabbinizin bahşettiği rızıklardan yiyin ve O’na olan şükrünüzü eda edin, bakın ne güzel bir yurdunuz ve ne kadar bağışlayıcı bir Rabbiniz var!
16Ne var ki onlar şükürden yüz çevirdiler. Biz de onların üzerine barajlarını yıkan şiddetli bir sel gönderdik. Sonuçta onların o güzelim bahçelerini, buruk meyveli çalılar ve ılgınlarla kaplı içinde birkaç sedir ağacı bulunan çorak bir araziye dönüştürdük.
17Nankörlük ettikleri için biz onları işte böyle cezalandırdık. Biz hiç nankör kâfirlerden başkasını cezalandırır mıyız?
Açıklamalı meal
15Andolsun ki şehircilikte çok ileri olan ve Allah’ın sayısız nimetlerle donattığı Sebe halkının yurtlarında ve yaşadıklarında, yaratıcının kudretine delâlet eden nice alınacak dersler vardır. Onların yaşadıkları yemyeşil vadinin iki yanında, çeşit çeşit meyvelerle bezenmiş sağlı sollu bağlar ve dillere destan bahçelerle çevriliydi. Bu nimetler onlara âdeta şu çağrıyı yapıyordu: “Rabbinizin bahşettiği rızkından yiyin için. Yaratılışınız ve nimetlerle donatılışınız sebebiyle yalnızca O’na şükredin. Daha ne istiyorsunuz ne güzel bir yurdunuz ve topraklarınız var, Rabbiniz de hatalarınıza karşı ne kadar bağışlayıcı!” düşünün diyorlardı.
16Ancak onlar bunca nimete rağmen şükretmek yerine nankörlük edip davetten yüz çevirdiler. Bu yüzden biz de üzerlerine bentlerini yıkıp bahçelerini yok eden Arim ismindeki müthiş bir sel gönderdik. Bu selin ardından onların güzelim bağlarını bahçelerini, acı meyveli dikenli kuru çalılıklara ve içinde birkaç sedir ağacının bulunan harabe ve çorak arazilere dönüştürdük.
17Evet onları Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edip bahşettiğimiz nimetlere karşı nankörlük ettiklerinden dolayı işte böyle cezalandırdık. Biz nimetlere nankörlük yapanlardan başkasını cezalandırmayız.
Ayet 18–20
3 ayetSebe’ 18
Sebe’ 19
Sebe’ 20
وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْقُرَى الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَا قُرًى ظَاهِرَةً وَقَدَّرْنَا ف۪يهَا السَّيْرَۜ س۪يرُوا ف۪يهَا لَيَالِيَ وَاَيَّامًا اٰمِن۪ينَ ١٨ فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ اَسْفَارِنَا وَظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاد۪يثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ ١٩ وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ اِبْل۪يسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ اِلَّا فَر۪يقًا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٢٠
Mushaf
Okunuş
18Veceʿalnâ beynehüm vebeyne-lḳura-lletî bâraknâ fîhâ ḳuran żâhiratev veḳaddernâ fîhe-sseyr. sîrû fîhâ leyâliye veeyyâmen âminîn.
19Feḳâlû rabbenâ bâʿid beyne esfârinâ veżalemû enfüsehüm feceʿalnâhüm eḥâdîŝe vemezzaḳnâhüm külle mümezzeḳ. inne fî ẕâlike leâyâtil likülli ṣabbârin şekûr.
20Veleḳad ṣaddeḳa ʿaleyhim iblîsü żannehû fettebeʿûhü illâ ferîḳam mine-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
18Biz Sebe halkının yurtları ile topraklarını bereketli kıldığımız beldeler arasına, birbirini gören ve oldukça yakın köyler ve konaklayacak mekânlar yerleştirmiş, “Geceler ve gündüzler boyunca güven içinde seyahat edin!” diye bunlar arasında kolay ve güvenli bir seyahat imkânı oluşturmuştuk.
19Buna rağmen onlar nankörlükleri ile “Rabbimiz, seyahat ederken konakladığımız mesafeler arasını uzat!” demeye getirdiler, böylece kendilerine zulmedip yazık ettiler. Biz de onları selin ardından paramparça edip dağıttık ve geçmişin efsanelerine döndürdük. İşte bunda zorluklara direnip sabreden ve nimetlere şükreden kimseler için alınacak nice ibretler vardır.
20Andolsun ki İblis’in insanlar hakkındaki vaadi böylece Sebeli’ler üzerinde gerçekleşmiş oldu. Zira pek az mümin dışında hepsi ona uydular.
Açıklamalı meal
18Oysa Biz, bu helakten önce Onlarla bereketli ve mübarek kıldığımız şehirler arasında birbirlerini görüş mesafesinde kolayca görebilen nice kasabalar var ettik ve oralarda rahatça gidip gelerek yolculuk yapmayı kolaylaştırdık. Ve onlara: “ Ey Sebe halkı! Bu topraklarda gece gündüz huzur ve güven içinde gezin dolaşın birbirinizden istifade edip, doğruya yönelin demiştik!” Bu bereket ve rahat sebebiyle fakirler bile, köyden köye azıksız gidip geldikleri için zengin tacirler bunu kıskandılar.
19Ve Yemen’den Şam’a kadar şehirlerin, kasabaların ve konak yerlerinin aralarının yakın olması, küçük sermaye sahiplerinin de ticaret yapması, fiyatların düşük olması büyük sermaye sahiplerini rahatsız etti. Bunun üzerine fakirler gelip onları rahatsız etmesin diye ve daha çok kazanma hırslıyla bu imkânlardan yüz çevirerek: “Rabbimiz! Aramızdaki yolculuk mesafesini uzat, bizi birbirimizden uzaklaştır, tâ ki, bu ticaret işi herkesin kolayca yapabileceği bir iş olmaktan çıksın. Kısa mesafeli yolculuklar güvenli olsa da, fazla kazanç getirmiyor. Ticaret kervanlarının yol güzergâhı üzerinde bulunan konak yerlerinin arasındaki mesafeyi uzat ki, çok yüksek fiyatlarla ticaret yapıp kısa yoldan zengin olalım dediler. Böylece nimetlere şükretmeyi terk etmekle kendi kendilerine zulmettiler. Dünyanın kendilerinin olmasını istiyorlardı. Hâlbuki yakın olmanın nimetlerinden yararlanarak Rablerine nankörlükten birbirlerini koruyabilirlerdi. Biz de onları nimetlere şükretmeyi terk ettiklerinden dolayı, ibret dolu kıssalara konu olan bir azapla cezalandırdık ve kendilerinden sonra gelenler için unutulmuş bir efsaneye çevirdik. Ve bir zamanlar dillere destan olan Sebe’ halkını bu aç gözlü ve bencilce davranışları nedeniyle kendilerini şehirlere yayarak darmadağın ettik. Şüphesiz bu Sebe Halkının kıssasında çokça sabreden ve verilen nimetlere gönülden şükredip öğüt almak isteyen herkes için ibretler vardır.
20Hırslarına yenik düşüp kendilerine yazık eden ve Sebe’ halkının paramparça olmasına sebep olanlar iblis’i haklı çıkardı. İblis onlarla ilgili “Çağrıma kulak verenleri saptıracağım” derken doğru söylemişti. Böylece İblis’in insanoğlunu yoldan çıkaracağına dair yemini de, Sebe Halkı üzerindeki hayali de gerçekleşmiş oldu. Çünkü Sebe’ halkından bazı mü’minler dışında hepsi onun çağrısına uydu.
Ayet 21
1 ayetSebe’ 21
وَمَا كَانَ لَهُ عَلَيْهِمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يُؤْمِنُ بِالْاٰخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا ف۪ي شَكٍّۜ وَرَبُّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَف۪يظٌ۟ ٢١
Mushaf
Okunuş
21Vemâ kâne lehû ʿaleyhim min sülṭânin illâ linaʿleme mey yüʾminü bilʾâḫirati mimmen hüve minhâ fî şekkin. verabbüke ʿalâ külli şeyʾin ḥafîż.
Türkçe Meal
21Oysaki İblis’in onlar üzerinde hiçbir yaptırım gücü yoktu. Ona bu fırsatı vermemizin sebebi; ahirete gönülden inananlar ile bu konuda şüphe içinde olanları ortaya çıkarmaktı. Unutma ki her şey Rabbinin gözetimi altındadır.
Açıklamalı meal
21Birçoklarının yaptığı gibi Sebe’ halkından şeytanın çağrısına kulak verenler de, kendi hatalarını ona fatura ettiler. Hâlbuki İblisin, o insanlar üzerinde hiçbir otoritesi ve zorlayıcı gücü yoktu. Biz İblîs’e sadece, onları kötülüğe çağırma yetkisi verdik. O insanlara zorla bir şey yaptıramaz. Onun yaptığı sadece günahı allayıp, pullayıp cazip göstermekti. Zaten biz kim Allah’ın davetine ve ahiret gününe yakinen inanıyor, kim de sanki hesap günü yokmuş gibi yaşayarak ondan şüphe edip sırt dönüyor kesin bir şekilde ayırt edelim ve birbirlerine şahit kılalım diye insanın şeytanla imtihanı için şeytana bu fırsatı verdik. Sen şeytandan Rabbine sığın! Rabbin her şeyi görüp gözeten ve koruyandır.
Ayet 22
1 ayetSebe’ 22
قُلِ ادْعُوا الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِۚ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَمَا لَهُمْ ف۪يهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَه۪يرٍ ٢٢
Mushaf
Okunuş
22Ḳuli-dʿü-lleẕîne zaʿamtüm min dûni-llâh. lâ yemlikûne miŝḳâle ẕerratin fi-ssemâvâti velâ fi-lʾarḍi vemâ lehüm fîhimâ min şirkiv vemâ lehû minhüm min żahîr.
Türkçe Meal
22De ki:
– Allah ile aranıza koyduğunuz kişilere dua ile yalvarın bakalım. Onlar ne göklerde ne yerde zerre kadar bir güce sahip değiller. Çünkü onların göklerde ve yerde bir ortaklığı yoktur ve Allah onlardan herhangi birini kendisine yardımcı olarak da atamamıştır.
Açıklamalı meal
22Ey Müslüman! Allah’a kulluktan yüz çeviren çağdaş inkârcılara de ki: “ Allah’ın yanı sıra hem Allah’a yakın hem de uydurma güçlere sahip olduğunu zannedip, kendisine koşulsuz bağlılık göstererek ilah edindiklerinize istediğiniz kadar yalvarın ve Allah ile aranıza koyduklarınızdan yardım talep etmeye devam edin bakalım. İstediklerinizi size verebilecekler mi ve size faydaları dokunacak mı? Hayır onların göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir güç ve yetkileri olmadığı gibi, göklerin ve yerinyaratılmasında ve yönetilmesinde de en ufakbir ortaklıkları yoktur ki, size faydaları olsun. Bilâkis onlar, kesinlikle âcizdirler, asla ilâh olamazlar. Zannettiğiniz gibi Allah onlar arasından destek için hiçbir yardımcı da seçmemiştir.” Onun için kim kendini Allah’ın yardımcısı görür veya kim bazılarını Allah’ın yardımcısı olarak ilan ederse yalancıdır. Rabbin elbet onlara yaptıklarını soracaktır.
Ayet 23
1 ayetSebe’ 23
وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُٓ اِلَّا لِمَنْ اَذِنَ لَهُۜ حَتّٰٓى اِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَاۙ قَالَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا الْحَقَّۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ ٢٣
Mushaf
Okunuş
23Velâ tenfeʿu-şşefâʿatü ʿindehû illâ limen eẕine leh. ḥattâ iẕâ füzziʿa ʿan ḳulûbihim ḳâlû mâẕâ ḳâle rabbüküm. ḳâlü-lḥaḳḳ. vehüve-lʿaliyyü-lkebîr.
Türkçe Meal
23Allah katında şefaat, onun izin verdiklerinin dışında hiç kimseye fayda vermez. Sonunda onların yüreklerindeki korku giderilince:
– Rabbiniz ne buyurmuştu? Dediler. Onlar: “Hak ve hakikati şimdi anladık ki O, yüceler yücesi ve büyükler büyüğüdür” Dediler.
Açıklamalı meal
23Allah hiç kimseye bir başkası hakkında şefaat izni vermemişken, nasıl olur da birilerinin şefaatinden fayda umulur? Onların şefaat edecekler diye inandıklarına biz ne zaman izin vermişiz? Bu nedenle onlardan şefaat beklemeyin. Ancak Allah izin verirse başka. Çünkü Allah’ın huzurunda hiç kimse bir başkasını cezadan kurtarmak için aracılık edemez. Yalnızca izin verilen kimselere O’nun şefaat için izin verdiği mü’min kimselerin şefaati fayda verir. Allah’ın bağışlamasının dışında kişinin şefaatçisi kendi amelleridir. Sonunda Hesap günü, mahşer meydanında şefaat bekleyen müşriklerin kalplerindeki kıyamet korkusu ve panik havası yatışınca melekler onlara: “Rabbimiz dünya hayatınızda size ne söyledi ne buyurup, neye davet etmişti?” diye sorarlar. Onlar da: Rabbimiz her zamanki gibi bizi yaratmasının sebebi olan hayat nizamı ile Hakkı yaşamaya çağırmıştı. Şefaat beklentisinde olduğunuz hiçbir varlığın şefaat edemeyeceğine dair gerçeği söyledi. Şimdi anladık ki uymamız gereken, yüce Rabbimizin davetidir. Allah’ın verdiği cezayı kimse geri döndüremez. Doğru O her şeyden büyüktür derler.
İlgili ayetler
Ayet 24–26
3 ayetSebe’ 24
Sebe’ 25
Sebe’ 26
قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلِ اللّٰهُۙ وَاِنَّٓا اَوْ اِيَّاكُمْ لَعَلٰى هُدًى اَوْ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٢٤ قُلْ لَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّٓا اَجْرَمْنَا وَلَا نُسْـَٔلُ عَمَّا تَعْمَلُونَ ٢٥ قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِالْحَقِّۜ وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَل۪يمُ ٢٦
Mushaf
Okunuş
24Ḳul mey yerzüḳuküm mine-ssemâvâti velʾarḍ. ḳuli-llâhü veinnâ ev iyyâküm leʿalâ hüden ev fî ḍalâlim mübîn.
25Ḳul lâ tüsʾelûne ʿammâ ecramnâ velâ nüsʾelü ʿammâ taʿmelûn.
26Ḳul yecmeʿu beynenâ rabbünâ ŝümme yefteḥu beynenâ bilḥaḳḳ. vehüve-lfettâḥu-lʿalîm.
Türkçe Meal
24De ki:
– Göklerden ve yerden size rızık veren kimdir? De ki:
– Allah’tır. O halde ya biz doğru yoldayız yahut siz! Ya siz apaçık bir sapkınlık içindesiniz ya da biz.
25De ki:
– Ne size bizim işlediğimiz suçlardan dolayı hesap sorulacak ne de biz sizin işlediğiniz suçlardan dolayı hesaba çekileceğiz.
26De ki:
– Çünkü Rabbimiz huzurunda hepimizi bir araya toplayacak, sonra da hakkımızda hak ile hüküm verecektir. Zira O’dur adaletle hükmeden ve her şeyi bilen.
Açıklamalı meal
24Ey Resûlüm! Ahirete ait bu manzarayı gösterdikten sonra müşriklere sor bakalım: “ Geçiminizi sağlamak için göklerden yağmur ile ve yerden bitkiler ile size rızık veren kimdir?” Ve onların da itiraz edemeyeceği cevabı kendin vererek de ki: “ Elbette Allah’tır. O’ndan başka, O’nun yaratıp size verdiklerini, verebilecek hiçbir ilah yoktur. İşte biz, her şeyi yaratan, yöneten ve besleyen bir tek Allah’a kulluk eder ve yalnızca O’nun hükmüne boyun eğeriz. Siz ise, yaratamayan, rızık veremeyen başka ilâhlar ediniyorsunuz. Şimdi putlardan ve ölümlü insanlardan medet bekleyenler bir düşünün bakalım. O’nun çağrısına uymak mı yoksa nimetlerinden istifade edip nankörlük ederek yaşamak mı insana yaraşır?” Bu durumda her ikimizin de doğru yolda olması mümkün değildir. Ya O’na ortaklar koşan siz inkârcılar ya da yalnızca O’na ibadet eden biz mü’minler. Evet hangimiz doğru yoldayız veya açıkça bir sapkınlık içindeyiz” Birimiz hidayet üzereyse, öteki mutlaka sapıklık içinde olmalıdır. Ben, Rabbimden bir hidayet üzere olduğuma göre, geriye tek seçenek kalmaktadır. Düşünüp aklınızı kullanın ve kimlerin doğru, kimlerin yanlış yolda olduğuna kendiniz karar verin.
25Ey Resûlüm! Onlara De ki: ” Eğer sadece Bir Allah’a iman ve ibadet ediyoruz diye yanlış yoldaysak, siz bizim işlediğimiz suçlardan sorumlu değilsiniz. Hiç kimse bir başkasının günahını yüklenemez. Fakat siz yanlış yoldaysanız, bunun cezasını çekecek olan da sadece sizsiniz! Çünkü biz de sizin küfür ve şirk gibi suçlarınızdan sorumlu değiliz.
26Ve De ki: “Rabbimiz kıyamet günü hepimizi bir araya toplayacak sonra hak ve adalet ile bizi birbirimizden ayırıp aramızda hükmünü verecektir. Çünkü O hakikati apaçık ortaya koyup her hükmünde adil hüküm verendir ve doğru yolda gidenle yanlış yolda gideni birbirinden ayırıp hayır kapılarını açandır. Her şeyi de en mükemmel biçimde ve hakkıyla bilendir.
Ayet 27
1 ayetSebe’ 27
قُلْ اَرُونِيَ الَّذ۪ينَ اَلْحَقْتُمْ بِه۪ شُرَكَٓاءَ كَلَّاۜ بَلْ هُوَ اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٢٧
Mushaf
Okunuş
27Ḳul erûniye-lleẕîne elḥaḳtüm bihî şürakâe kellâ. bel hüve-llâhü-lʿazîzü-lḥakîm.
Türkçe Meal
27De ki:
– O’na ortaklar olarak kabül edip şirk koştuklarınızı bana gösterin bakalım! Asla onların hiçbir özelliği yok! Gerçek şu ki mutlak üstün ve yüce olan ve her şeyi yerli yerince yapan O Allah’tır.
Açıklamalı meal
27Yine onlara de ki: “ Allah’ın yanı sırailah edinip itaat ve ibâdette O’na ortak saydıklarınız neyi yaratmışlar, güçleri nelere yetiyor, başınıza gelebilecek hangi sıkıntıyı giderebilirler düşünün de bana gösterin bakalım. Hangi sıfatlarından ötürü Allah’a ortak kılıyordunuz. Bütün her şeyin yaratıcısının Allah olduğunu bildiğinize göre nasıl olur da bu işlere güç yetiremeyen varlıkları Allah’a ortaklar koşarsınız? Yücelttiğiniz yetmiyormuş gibi; mallarınızdan paralarınızdan vererek onları güçlendiren sizlersiniz. Sorun kendinize; başkalarından beslenen ilah olabilir mi? Bunlar gerçekten kulluk edilmeye lâyık kimseler mi? Hayır böyle bir şeyin olması asla mümkün değildir. Onlar hiçbir şeye de güç yetiremezler ve asla Allah’ın ortağı olamazlar. Gerçek şu ki Allah, mutlak güçlüdür. Hiçbir hükmünde ortağı olmadığı için hikmet sahibi olan Hakîm’dir. İlim üstünlük ve yarattıklarını gücüyle yönetmek yalnızca âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
Ayet 28–30
3 ayetSebe’ 28
Sebe’ 29
Sebe’ 30
وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا كَٓافَّةً لِلنَّاسِ بَش۪يرًا وَنَذ۪يرًا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٢٨ وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٢٩ قُلْ لَكُمْ م۪يعَادُ يَوْمٍ لَا تَسْتَاْخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةً وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ۟ ٣٠
Mushaf
Okunuş
28Vemâ erselnâke illâ kâffetel linnâsi beşîrav veneẕîrav velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.
29Veyeḳûlûne metâ hâẕe-lvaʿdü in küntüm ṣâdiḳîn.
30Ḳul leküm mîʿâdü yevmil lâ testeʾḫirûne ʿanhü sâʿatev velâ testaḳdimûn.
Türkçe Meal
28Biz seni ancak bütün insanlık için bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat onların çoğu bunu bile bilmiyorlar.
29Ve bir de kalkıp şöyle diyorlar:
– Eğer iddianızda doğruysanız haydi söyleyin bakalım bizi tehdit ettiğiniz o vaat ne zaman?
30Sen onlara de ki:
– Size verilen her vaadin bir saati vardır. Siz onu ne bir an geciktirebilir ne de bir an öne alabilirsiniz.
Açıklamalı meal
28Ey Rasûlüm! Biz seni kıyâmete kadar gelecek bütün insanlığa onları şirkten koruyup yaratılış sebebi olan Allah merkezli bir hayatı yaşamaya davet etmek, itâat edip sadece Allah’a yönelenleri rahmetimizle müjdelemek ve dalâlet yollarında gidenleri ise azabımızla uyarmak için gönderdik. Fakat insanların çoğu bu hakikati anlamıyorlar ve ne yazık ki uyarıları dikkate almayıp kulak vermiyorlar.
29Üstelik inkârcılar seninle ve uyarıldıkları azapla alay edercesine: “Eğer iddialarında doğru ve samimi isen bu vaadettiğin kıyâmet ve azap ne zaman başımıza gelecekmiş onu da söyle Gelsin de görelim bakalım? ” diyorlar.
30Sen onlara de ki: ” Herkes için olduğu gibi sizin için de vaktini yalnızca Rabbimin bilip belirlediği öyle bir buluşma günü vardır ki siz onun zamanını ne bir an öne alabilir ne de geciktirebilirsiniz.” O Gün gelecek ve herkes hesabı ile mutlaka karşılaşacaktır.
Ayet 31–33
3 ayetSebe’ 31
Sebe’ 32
Sebe’ 33
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ نُؤْمِنَ بِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَلَا بِالَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِۜ وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ مَوْقُوفُونَ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ يَرْجِعُ بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍۨ الْقَوْلَۚ يَقُولُ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا لَوْلَٓا اَنْتُمْ لَكُنَّا مُؤْمِن۪ينَ ٣١ قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُٓوا اَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدٰى بَعْدَ اِذْ جَٓاءَكُمْ بَلْ كُنْتُمْ مُجْرِم۪ينَ ٣٢ وَقَالَ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ اِذْ تَاْمُرُونَنَٓا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَنَجْعَلَ لَهُٓ اَنْدَادًاۜ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۜ وَجَعَلْنَا الْاَغْلَالَ ف۪ٓي اَعْنَاقِ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٣٣
Mushaf
Okunuş
31Veḳâle-lleẕîne keferû len nüʾmine bihâẕe-lḳurʾâni velâ billeẕî beyne yedeyh. velev terâ iẕi-żżâlimûne mevḳûfûne ʿinde rabbihim. yerciʿu baʿḍuhüm ilâ baʿḍin-lḳavle. yeḳûlü-lleẕîne-stuḍʿifû lilleẕîne-stekberû levlâ entüm lekünnâ müʾminîn.
32Ḳâle-lleẕîne-stekberû lilleẕîne-stuḍʿifû enaḥnü ṣadednâküm ʿani-lhüdâ baʿde iẕ câeküm bel küntüm mücrimîn.
33Veḳâle-lleẕîne-stuḍʿifû lilleẕîne-stekberû bel mekru-lleyli vennehâri iẕ teʾmürûnenâ en nekfüra billâhi venecʿale lehû endâdâ. veeserrü-nnedâmete lemmâ raevu-lʿaẕâb. veceʿalne-lʾaglâle fî aʿnâḳi-lleẕîne keferû. hel yüczevne illâ mâ kânû yaʿmelûn.
Türkçe Meal
31Gerçekleri örtbas eden kâfirler:
– Biz, bu Kuran’a da ondan önce gelen vahiylere de asla inanmıyoruz dediler. Sen bu vahye inanmayan zalimleri Rablerinin huzurunda tutulduklarında birbirlerini suçladıkları o anı bir görmeliydin. Zayıf bırakılıp kandırılanlar büyüklük taslayıp kandıran liderlerine:
– Siz olmasaydınız biz kesinlikle müminlerden olacaktık derler.
32Büyüklük taslayanlar zayıf bıraktıklarına:
– Size doğru yol rehberi Kuran geldikten sonra sizi ondan zorla biz mi alıkoyduk? Hayır, asıl suçlu sizsiniz, derler.
33Bu kez zayıflar büyüklenenlere:
– Hayır, gece gündüz kurduğunuz hile ve tuzaklar ile bize, Allah’a yabancılaşmamızı ve birilerini O’na denk güçler edinmemizi dayatıyordunuz. Onlar asıl pişmanlığı, kendilerini bekleyen azabı görünce yüreklerinin ta derinliklerinde yaşayacaklar. Biz de o kâfirlerin boyunlarına demirden halkalar geçireceğiz. Hem yaptıklarının bunun dışında bir karşılığı mı var?
Açıklamalı meal
31İnkâr edenler dünyadayken: “Biz ne bu Kur’an’a da ondan önceki kutsal kitapların da Allah katından gönderilmiş olduğuna asla inanmıyoruz diyorlar.” Sen Kur’an’ın hükümlerini inkâr eden o zalim kimseleri, Hesap Günü yaptıklarının hesabını vermek üzere Rablerinin huzuruna el pençe divan getirildiklerinde, yaratılış gayesi dışında yaşayan bu kimselerin birbirlerini suçlarken hallerini bir görsen. Yeryüzünde zayıf, ezilen ve azgın yöneticiler tarafından yönetilen durumunda olanlar, gücü elinde bulundurdukları için körü körüne itaat ettikleri o kibirlenen müşrik önderlerine: Bizi buraya ve bu duruma siz düşürdünüz. “Eğer siz bizim baskıcı ve yanıltıcı olarak başımızda olmayıp saptırmasaydınız, biz kesinlikle iman eden mü’min kimselerden olurduk” diyecekler. Ey Rabbimiz, asıl suçlu ve sorumlu olan bu gaddar ve hilekâr idarecilerimizdir!“ deyip kurtulmaya çalışacaklar.
32Büyüklenen ve haksız yere hakimiyet kurup onları ezen azgın yöneticiler de savunmaya geçerek, güçsüz durumda olanlara derler ki: “ Nasıl olur? Siz Allah adına yapılan davete uymak istediniz yahut uyup hidayet rehberi ve doğru yolu gösteren Kur’an geldikten sonra siz ona iman edecektiniz de biz mi zorla İslam’ın adalet nizamından alıkoyduk? Hayır siz zaten inkâra yatkın günahkâr kimselerdiniz. Fikirlerimizin ve fiillerimizin bâtıl ve bozuk olduğunu bile bile, hidayet yolunu değil, bizi tercih edip seçtiniz, sevdiniz ve desteklediniz. Kendi tercihinizle inkâr ettiniz, onun için asıl suçu kendinizde arayın ”
33Bunun üzerine zayıf ve güçsüz olanlar da dünyada iken büyüklenip küstahça kibirlenenlere ve itaat ettiklerine: “Hayır asıl suçlu sizsiniz. Sizler gece gündüz basın-yayın, televizyon ve internet yoluyla, kanun ve karakol zoruyla bizleri Allah’tan uzaklaştırmak ve kendinize kul köle yapmak için planlar yapıp tuzaklar kuruyordunuz. Çünkü siz bize Allah’ın ortaksız olduğu gerçeğini ve O’nun ayetlerini inkâr etmemiz ve birtakım otoriteler icat ederek daima O’na rakip ortaklar koşmamız için bize baskı yapıyordunuz. Allah’ın yasalarını bırakıp kendi yasalarınıza uymamızı emrediyordunuz. Allah’a ve emirlerine bağlanmak yerine onlara bağlanmamızı emrediyordunuz. Evet, zulüm ve zorbalığa karşı çıkan şuurlu ve onurlu bir Müslüman olmamızı istemiyordunuz. ” derler. Nihayet her iki topluluk da karşılıklı atışırken kendilerini bekleyen cehennem azabını gördüklerinde birbirlerini unutup kendi dertlerine düşer ve Allah adına yapılan davete uymadıkları için yüreklerinde için için yanarak derin bir pişmanlık duyarlar. Fakat O Gün pişmanlıklarının onlara hiçbir yararı olmayacak. Çünkü Biz inkâr eden müşrik önderlerin ve onlara uyanların boyunlarına, kızgın demirden halkalar geçireceğiz ve onları sürekli ateşte tutacağız. Ne yani dünyada yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılacaklardı? Onlara zerre kadar haksızlık yapılmaz, ancak yaptıklarının cezasını çekerler. Bu ceza İlahi adaletin gereği ve onların Allah’a nankörlük edip başkaldırmalarının adil olan karşılığıdır.
İlgili ayetler
Ayet 34–36
3 ayetSebe’ 34
Sebe’ 35
Sebe’ 36
وَمَٓا اَرْسَلْنَا ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ٣٤ وَقَالُوا نَحْنُ اَكْثَرُ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًاۙ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ ٣٥ قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٣٦
Mushaf
Okunuş
34Vemâ erselnâ fî ḳaryetim min neẕîrin illâ ḳâle mütrafûhâ innâ bimâ ürsiltüm bihî kâfirûn.
35Veḳâlû naḥnü ekŝeru emvâlev veevlâdev vemâ naḥnü bimüʿaẕẕebîn.
36Ḳul inne rabbî yebsüṭu-rrizḳa limey yeşâü veyaḳdiru velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.
Türkçe Meal
34Biz hangi memlekete bir elçi gönderdiysek oranın şımarık zenginleri:
– Biz sizin getirdiğinize inanmıyoruz. Derler.
35– Hem bizim malımız mülkümüz ve evladımız sizinkinden çok, dolayısıyla biz azap falan görmeyiz, derler.
36De ki:
– Benim Rabbim, gerekli çabayı gösterene rızkı yayar ve bir ölçüye göre verir. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.
Açıklamalı meal
34Biz ne zaman bir memlekete yaratılış sebepleri olan hayat nizamına davet eden bir peygamberi uyarıcı olarak göndermişsek muhakkak oranın şımarık ve ileri gelen zenginleri halkın alın terini sömürerek kurdukları düzeninin yıkılacağı endişesiyle İslâm dâvetçilerine şöyle derler: Şunu peşinen söyleyelim, biz sizinle gönderilen ilahi hüküm ve haberleri tanımıyoruz, reddediyoruz”
35Yine güç sarhoşluğu ile sözlerine devam edip Peygamber ve onunla birlikte olan mü’minlere: “Bizim mallarımız ve çocuklarımız sizlerden daha çok. Bu durum, bizim doğru yolda olduğumuzun ispatıdır. Siz doğru yolda olsaydınız bu nimetlere biz değil siz sahip olurdunuz. Madem dünyada bu kadar nîmete nâil olduk. Bu gücümüz sayesinde sizin iddiâ ettiğiniz gibi âhirette azaba uğratılacak falan değiliz” dediler.
36Ey Resûlüm! Sen onlara de ki: “Şüphesiz benim Rabbim imtihan sırrı gereğince gayret edene ve tercih ettiğine dilediği kadar rızkı bol bol verir ve dilediğine de kısıtlı verir. Bundan dolayı kibirlenmeye hakkınız yoktur. Ancak insanların çoğu gerçek üstünlük ölçüsünün ancak ahlâk, dürüstlük ve erdemlilik olduğunu anlayıp bilmek istemezler. Bilâkis malın ve evlâdın çokluğunu şeref zannederler.
İlgili ayetler
Ayet 37–38
2 ayetSebe’ 37
Sebe’ 38
وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ بِالَّت۪ي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًاۘ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ اٰمِنُونَ ٣٧ وَالَّذ۪ينَ يَسْعَوْنَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ ٣٨
Mushaf
Okunuş
37Vemâ emvâlüküm velâ evlâdüküm billetî tüḳarribüküm ʿindenâ zülfâ illâ men âmene veʿamile ṣâliḥâ. feülâike lehüm cezâu-ḍḍiʿfi bimâ ʿamilû vehüm fi-lgurufâti âminûn.
38Velleẕîne yesʿavne fî âyâtinâ müʿâcizîne ülâike fi-lʿaẕâbi muḥḍarûn.
Türkçe Meal
37Sizi, bize yaklaştıracak olan ne servetiniz ne de soyunuzdur. Ancak kim inanır, iyi ve güzel işler yaparsa, işte bunlara, yaptıklarının karşılığı olarak kat kat mükâfat verilecek. Bunlar, cennet köşklerinde huzur ve güven içinde yaşayacaklar.
38Ama ayetlerimizi geçersiz kılmak için uğraşanlar var ya; işte onlar, cehenneme atılacaklar.
Açıklamalı meal
37Ey insanlar! Bilin ki Bizim katımızda sizi mertebece Allah’a yaklaştıracak olan ne makamlarınız ne mallarınızın çokluğu ne de çocuk sayılarınızdır. Ancak Allah’a iman edip yalnız O’nu ilah edinen ve malını hayra harcayıp, çocuklarını da dini emirlere yönelterek imanlarına yaraşır güzellikte salih amel işleyenler ve Allah’ın istediği hayat nizamını yaşayıp yaşatmak uğrunda elinden gelen gayreti gösterip yasalarımıza uyanlar, bu üstünlüğe lâyık olabilirler. İşte onlara yaptıkları güzel şeylere karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennetin yüksek köşklerinde sonsuza dek huzur ve güven içinde yaşayacaklardır.
38Kur’an’ın hükümlerini geçersiz kılmak ve insanlara ulaşmasına engel olarak için Allah adına yapılan davete sırt dönenlere ve yasalarımıza karşı çıkıp ayetlerimize karşı yarışırcasına mücâdele edenlere gelince. İşte onlar da yaptıklarının karşılığı olarak inkâr ettikleri cehennemde, korkunç bir azapla yüz yüze geleceklerdir.
İlgili ayetler
37Âl-i İmran 10Tevbe 35Zümer 73Zümer 74Mürselât 41Mürselât 44
Ayet 39
1 ayetSebe’ 39
قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ ٣٩
Mushaf
Okunuş
39Ḳul inne rabbî yebsüṭu-rrizḳa limey yeşâü min ʿibâdihî veyaḳdiru leh. vemâ enfaḳtüm min şeyʾin fehüve yuḫlifüh. vehüve ḫayru-rrâziḳîn.
Türkçe Meal
39De ki:
– Şüphesiz Rabbim, kullarından gerekli çabayı gösterene rızkı yayar ve ona bir ölçüye göre verir. Bilin ki siz her ne infak ederseniz O, onun yerini hemen doldurur. Zira O, rızık verenlerin en iyisidir.
Açıklamalı meal
39Servetinden eksilir korkusuyla yoksullara yardım etmekten kaçınanlara de ki: “Rabbim kullarından gereği üzere çaba sarf edene ve istediğine imtihan için rızkı arttırır ve gerekirse de bir ölçüye göre azaltır. Öyleyse, malınızı cömertçe harcamaktan korkmayın! Unutmayın ki, her kim kendine verilenden Allah’ın daveti ve hayır yolunda her ne harcamışsa, Allah daima onun yerini servet veya kalp huzuru vererek doldurur. Ve dilediği zaman, dilediği şekilde harcadığınız değerli malların yerine bu dünyada daha iyisini ve yenisini verir. Âhirette ise kat kat fazlasıyla verecektir. İyi bilin ki O rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Ayet 40–43
4 ayetSebe’ 40
Sebe’ 41
Sebe’ 42
Sebe’ 43
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَم۪يعًا ثُمَّ يَقُولُ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِيَّاكُمْ كَانُوا يَعْبُدُونَ ٤٠ قَالُوا سُبْحَانَكَ اَنْتَ وَلِيُّنَا مِنْ دُونِهِمْۚ بَلْ كَانُوا يَعْبُدُونَ الْجِنَّۚ اَكْثَرُهُمْ بِهِمْ مُؤْمِنُونَ ٤١ فَالْيَوْمَ لَا يَمْلِكُ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ نَفْعًا وَلَا ضَرًّاۜ وَنَقُولُ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّت۪ي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ ٤٢ وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا رَجُلٌ يُر۪يدُ اَنْ يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬كُمْۚ وَقَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّٓا اِفْكٌ مُفْتَرًىۜ وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْۙ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ٤٣
Mushaf
Okunuş
40Veyevme yaḥşüruhüm cemîʿan ŝümme yeḳûlü lilmelâiketi ehâülâi iyyâküm kânû yaʿbüdûn.
41Ḳâlû sübḥâneke ente veliyyünâ min dûnihim. bel kânû yaʿbüdûne-lcinn. ekŝeruhüm bihim müʾminûn.
42Felyevme lâ yemlikü baʿḍuküm libaʿḍin nefʿav velâ ḍarrâ. veneḳûlü lilleẕîne żalemû ẕûḳû ʿaẕâbe-nnâri-lletî küntüm bihâ tükeẕẕibûn.
43Veiẕâ tütlâ ʿaleyhim âyâtünâ beyyinâtin ḳâlû mâ hâẕâ illâ racülüy yürîdü ey yeṣuddeküm ʿammâ kâne yaʿbüdü âbâüküm. veḳâlû mâ hâẕâ illâ ifküm müfterâ. veḳâle-lleẕîne keferû lilḥaḳḳi lemmâ câehüm in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.
Türkçe Meal
40Mahşer günü Allah onların hepsini huzurunda bir araya toplayacak ve meleklere:
– Size kulluk eden bunlar mıydı? Diye soracak.
41Melekler:
– Hâşâ sen yücesin, zatını tenzih ederiz, bizim velimiz onlar değil sensin. Bilakis onlar cinlere kulluk ediyorlardı, zira onların çoğu cinlere inanıyordu, derler.
42Biz o gün yanlışta ısrar eden zalimlere şöyle deriz:
– Bugün birbirinize ne bir fayda ne de zarar verebilecek durumdasınız, öyleyse yalana sarılıp hesaba katmadığınız cehennemin azabını tadın bakalım!
43Çünkü onlar, apaçık ayetlerimiz kendilerine aktarıldığında:
– Bu adamın amacı sizi atalarımızın kulluk ettiklerinden alıkoymaktan başka bir şey değildir. Ayrıca bu Kuran da Allah kelamı değil düzme saçma sözlerdir, demişlerdi. Evet, bu kâfirlere hak olan Kuran anlatıldığında; “Bu düpedüz bir sihirden başka bir şey değildir” dediler.
Açıklamalı meal
40Kıyâmetin ardından O Hesap günü, Allah meleklerin yardımına sığınmış olanların hepsini bir araya toplayacak sonra da meleklere soracak: ” Bana ibadet etmeleri gerekirken Allah’la birlikte sizleri ilah edinip yardım talep eden ve böylece Allah’a ortak koşup kulluk edenler bunlar mıydı? Bunu onlara siz mi emrettiniz?
41Melekler ise derler ki: “ Hâşâ! Biz asla onlara bize tapmalarını emretmedik, böyle bir şey söylemek bizim ne haddimize Ey Rabbimiz! Seni şirkten tenzih ederiz Sen her türlü kudret ve egemenliğinde eksiksiz ve kusursuz olan Subhân’sın. Bizim asla onların bizden beklediklerini yapmaya gücümüz yetmez. Bizim bu iftiralar karşısında sığınacağımız dostumuz velimiz yakın olan koruyucumuz onlar değil yalnız sensin. Aslında, onlar şeytanın vesvesesine kapıldılar ve onun tuzağına düşüp oyununa alet oldular Onlar bize ibadet ettiklerini zannettikleri zaman aslında melek olduklarını zannettikleri görünmez hayali ve varlıklar olan şeytani cinlere körcesine yalvarıp ibâdet ediyorlardı. Hattâ çoğu onların yalanlarına inanmıştı.”
42Allah Meleklerin bu tanıklığından sonra, müşrik ve kâfirlere şöyle diyecek: Siz yaratılmış olanlar bugün hesap günü. Burada birbirinize fayda veya zarar vermeye ve gelecek bir zararı önlemeye gücünüz yetmez. Şirk ve isyanla nefislerine zulüm edenlere de diyeceğiz ki: Dünyada iken yalanlamakta olduğunuz ateşin azabını tadın bakalım!”.
43Allah adına apaçık ayetlerimiz birbirini açıklayacak şekilde onlara okunduğunda o zalimler kendilerini davet eden Peygamber’e ve halka seslenerek: “ Muhammed’in güzel sözlerine aldanmayın! Bu adam atalarınızın kulluk ettiği hayat nizamındansizi vazgeçirmek ve onun yerine başka bir nizam kurmak istiyor ” derler. Bu şekilde halkı kandıramayacaklarını anlayınca: “Bu söyledikleri de Allah’a karşı kendi uydurduğu yalandan başka bir şey değildir” dediler. İnkâr edenler, hakikat kendilerine ulaşıp Kur’an gönülleri fethetmeye başlayınca onun kitlelerce benimsenmesini engellemek için bu sefer de ağız değiştirip: “Bu Kur’an açıkça büyüleyici ve düzmece sözlerden başka bir şey değildir Çünkü okuma yazma bilmeyen bir insan, böylesine harikulade sözler söyleyemez” dediler. Peki bu zâlimler, hangi delile dayanarak Kur’an’ı reddediyorlar?
İlgili ayetler
Ayet 44
1 ayetSebe’ 44
وَمَٓا اٰتَيْنَاهُمْ مِنْ كُتُبٍ يَدْرُسُونَهَا وَمَٓا اَرْسَلْنَٓا اِلَيْهِمْ قَبْلَكَ مِنْ نَذ۪يرٍۜ ٤٤
Mushaf
Okunuş
44Vemâ âteynâhüm min kütübiy yedrusûnehâ vemâ erselnâ ileyhim ḳableke min neẕîr.
Türkçe Meal
44Hâlbuki biz onlara da ders alacakları kitap vermiş ve senden önce de onlara bir uyarıcı göndermiştik.
Açıklamalı meal
44Sana bu iftirayı atan Mekke’li müşrikler, hangi bilgi veya belgeye dayanıyorlar ki, Kur’an hakkında ileri geri konuşuyorlar? Ey Muhammed Halbuki biz onlara şirk nizamlarının doğru olduğunu bildiren ve Allah’a ortak koşmanın doğruluğuna delil olacak okuyacakları bir kitap göndermedik ki araştırıp ondan ders alsınlar da onu savunuyor olsunlar. Ayrıca senden önce Allah’a ortak koşmaya davet eden kendi aralarından bir uyarıcı da göndermemiştik ki peygamberden de duymuş olamazlar. Hal böyleyken şimdi onlar Kur’an’ı reddedip küfre ve şirke sarılırlarken, bu küfürlerini, bu şirklerini hangi kitaba, hangi elçiye dayandırıyorlar? Uydurulduğunu nereden biliyorlar? Büyülü sözler olduğunu nereden biliyorlar? Dinleyip öğüt almaları gerekmez miydi? O halde kâfirler ve münafık kimseler bu cesareti nereden almaktalar?
Ayet 45
1 ayetSebe’ 45
وَكَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۙ وَمَا بَلَغُوا مِعْشَارَ مَٓا اٰتَيْنَاهُمْ فَكَذَّبُوا رُسُل۪ي۠ فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟ ٤٥
Mushaf
Okunuş
45Vekeẕẕebe-lleẕîne min ḳablihim vemâ belegû miʿşâra mâ âteynâhüm fekeẕẕebû rusülî. fekeyfe kâne nekîr.
Türkçe Meal
45Dahası onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Hâlbuki bunlar onlara verdiğimiz güç ve nimetlerin onda birine bile sahip değiller. Evet, onlar elçilerimi yalancılıkla suçlamışlar, ama sonuçta benim cezalandırmam nasılmış?
Açıklamalı meal
45Mekke müşrikleri ilk değil, onlardan önceki Âd, Semûd ve Lût gibi gelip geçen ümmetlerin de çoğu Allah adına yapılan daveti reddetmiş, kitap ve uyarıcılar gönderilmesine rağmen, peygamberlerini yalancılıkla suçlamışlardı. Bugünkü müşrikleri de aynı âkıbet bekliyor! Sakın servetlerine, güçlerine güvenmesinler. Halbuki bu Mekkeliler, öncekilere verdiğimiz güç kuvvet ve nimetlerin onda birine bile ulaşamadılar. Fakat bahşettiğimiz bunca nimete rağmen onlar şımararak gerçeği ve elçilerimi yalanladılar. Ama Mekke müşriklerinden on kat güçlü olmaları başlarına gelen felaketi engelleyemez. Sonunda yapmış oldukları küfür ve isyana karşılık olarak kendilerini öyle cezalandırdık ki Beni tanımamak ve inkâr etmek nasılmış gördüler.
Ayet 46–47
2 ayetSebe’ 46
Sebe’ 47
قُلْ اِنَّمَٓا اَعِظُكُمْ بِوَاحِدَةٍۚ اَنْ تَقُومُوا لِلّٰهِ مَثْنٰى وَفُرَادٰى ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا۠ مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍۜ اِنْ هُوَ اِلَّا نَذ۪يرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَيْ عَذَابٍ شَد۪يدٍ ٤٦ قُلْ مَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ ٤٧
Mushaf
Okunuş
46Ḳul innemâ eʿiżuküm bivâḥideh. en teḳûmû lillâhi meŝnâ vefürâdâ ŝümme tetefekkerû. mâ biṣâḥibiküm min cinneh. in hüve illâ neẕîrul leküm beyne yedey ʿaẕâbin şedîd.
47Ḳul mâ seeltüküm min ecrin fehüve leküm. in ecriye illâ ʿale-llâh. vehüve ʿalâ külli şeyʾin şehîd.
Türkçe Meal
46De ki:
– Sizden tek bir isteğim var. İster bir araya gelip istişare edin, ister teker teker görüş bildirin, Allah için iyice bir düşünüp değerlendirin. Anlayacaksınız ki arkadaşınızda delilikten bir eser yoktur. O, sadece şiddetli bir azabın öncesinde sizi uyaran bir elçidir.
47Yine de ki:
– Ben bu tebliğe karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. O sizin olsun. Benim ücretimi Allah verecektir ki zaten O, her şeye şahittir.
Açıklamalı meal
46Ey Peygamber! Hakikate sırt dönenlere de ki: “ Hakkı yalanlamaya devam ederseniz, sizin de sonunuz iyi olmaz. Size bir tek öğüt veriyorum: Bu öğüdümü ister teker teker veya ister baş başa verip ikişer ikişer bir araya gelip Allah’a yönelin. Sonra kendi kendinizle baş başa kaldığınızda samîmî olarak elinizi vicdanınıza koyup Allah için bir düşünün. O zaman anlayacaksınız ki çocukluğunuzdan beri aranızda bulunan ve peygamber olarak görevlendirilmiş arkadaşınızda delilikten hiçbir eser yoktur. O ancak zâlimleri bekleyen şiddetli bir azap öncesinde sizin için bir uyarıcıdır.”
47De ki: “ Öğüdüm üzerinde düşünürken şunu da dikkate alın. Ben sizden bu tebliğ vazifeme karşılık en ufak bir ücret ya da başka bir şey istemiyorum. Eğer istemişsem o ücret misliyle sizin olsun. Allah’ın rızasını kazanmak gibi bir ücret varken, dünyada hiçbir ücretin benim için zerre kadar kıymeti yoktur. Benim mükâfatım ancak Allah’a aittir. Ecrimi verecek olan Allah’tır. Başkalarının ne düşündüğü umurumda değil, çünkü O, her şeyi görüp bilir ve her şeye hakkıyla şahittir.”
Ayet 48
1 ayetSebe’ 48
قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَقْذِفُ بِالْحَقِّۚ عَلَّامُ الْغُيُوبِ ٤٨
Mushaf
Okunuş
48Ḳul inne rabbî yaḳẕifü bilḥaḳḳ. ʿallâmü-lguyûb.
Türkçe Meal
48De ki:
– Hiç şüphe yok ki benim Rabbim, batılı hak ile ortadan kaldıracaktır. Çünkü O, bütün gizlilikleri bilendir.
Açıklamalı meal
48Ey Peygamber de ki: “Şüphesiz Rabbim bildirdiği âyetler ile amel etmemiz halinde bâtılı ortadan kaldıracak hakikati ve yalan olana karşı değişmez olan tüm gerçeği ortaya koyar ve böylece bâtıl yok olup gider. Siz gerçekler karşısında ne kadar direnseniz de O, bütün hiç kimsenin bilmediği ve görme imkânı olmayan gaybı gizlilikleri doğruları çok iyi bilendir? Gayb âlemini, sizin bilmediklerinizi, bilemeyeceklerinizi, yalnız o bilir.
İlgili ayetler
Ayet 49
1 ayetSebe’ 49
قُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَمَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ وَمَا يُع۪يدُ ٤٩
Mushaf
Okunuş
49Ḳul câe-lḥaḳḳu vemâ yübdiü-lbâṭilü vemâ yüʿîd.
Türkçe Meal
49De ki:
– Çünkü sonsuz hakikat Kuran gelmiştir. Artık batıl, ne yeni bir şey ortaya koyabilir ne de eski gücüne geri dönebilir.
Açıklamalı meal
49O hâlde, küfrün karanlıklarını parçalayıp âlemleri aydınlatan Kur’an’ın meydana getireceği değişimi şimdiden müjdeleyerek de ki: “ Artık Kur’an’la birlikte size yaratılışınızın sebebi olan ilâhî hakikat ve gerçek sistem, İslâm geldi ve değişmez gerçek bütün açıklığı ile ortaya çıktı. Yalan ve sahte olan beşerî sistemler sönüp gitmeye mahkûmdur. Çünkü Müslümanlar Kur’an’a bağlı kaldıkları sürece, batıl yani değersiz ve sahte olan şirk sistemleri, ne yeni bir şey başlatıp ortaya çıkarabilir, ne de eski gücünü geri getirebilir. Rabbimin gerçekleri ortaya konulunca; yalanların hiçbir hükmü yoktur.“
Ayet 50–54
5 ayetSebe’ 50
Sebe’ 51
Sebe’ 52
Sebe’ 53
Sebe’ 54
قُلْ اِنْ ضَلَلْتُ فَاِنَّمَٓا اَضِلُّ عَلٰى نَفْس۪يۚ وَاِنِ اهْتَدَيْتُ فَبِمَا يُوح۪ٓي اِلَيَّ رَبّ۪يۜ اِنَّهُ سَم۪يعٌ قَر۪يبٌ ٥٠ وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ فَزِعُوا فَلَا فَوْتَ وَاُخِذُوا مِنْ مَكَانٍ قَر۪يبٍۙ ٥١ وَقَالُٓوا اٰمَنَّا بِه۪ۚ وَاَنّٰى لَهُمُ التَّنَاوُشُ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍۚ ٥٢ وَقَدْ كَفَرُوا بِه۪ مِنْ قَبْلُۚ وَيَقْذِفُونَ بِالْغَيْبِ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ ٥٣ وَح۪يلَ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ مَا يَشْتَهُونَ كَمَا فُعِلَ بِاَشْيَاعِهِمْ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا ف۪ي شَكٍّ مُر۪يبٍ ٥٤
Mushaf
Okunuş
50Ḳul in ḍaleltü feinnemâ eḍillü ʿalâ nefsî. veini-htedeytü febimâ yûḥî ileyye rabbî. innehû semîʿun ḳarîb.
51Velev terâ iẕ feziʿû felâ fevte veüḫiẕû mim mekânin ḳarîb.
52Veḳâlû âmennâ bih. veennâ lehümü-ttenâvuşü mim mekânim beʿîd.
53Veḳad keferû bihî min ḳabl. veyaḳẕifûne bilgaybi mim mekânim beʿîd.
54Veḥîle beynehüm vebeyne mâ yeştehûne kemâ fuʿile bieşyâʿihim min ḳabl. innehüm kânû fî şekkim mürîbün.
Türkçe Meal
50De ki:
– Eğer buna rağmen ben sapkınlığa düşmüşsem bunun vebali benim boynumadır. Ama eğer doğru yola girmişsem bu da Rabbimin bana vahyettiği Kuran sayesindedir. Zira O, her şeyi işitendir ve insana çok yakındır.
51Sen onların kaçıp kurtulamayacakları yakın bir yerden yakalanıp tutuklandıklarında nasıl dehşetli bir korkuya kapıldıklarını görmeliydin!
52Onlar orada “Biz inandık” diye feryat ederler ama iş işten geçtikten sonra bunca uzak mesafeden inanıp kurtuluşa ermek ne mümkün!
53Oysaki onlar bu gerçekler karşısında yalana sarılmış. Dünya gibi uzak bir mesafeden ahirete dil uzatıyorlardı.
54Sonuçta, tıpkı kendilerinden önce gelip geçmiş benzerlerine yapıldığı gibi, bunların da geri dönüş isteklerine bir engel konulmuştur. Çünkü onlar şimdi inandık dedikleri hakikatlere karşı dünyada iken derin bir şüphe içindeydiler.
Açıklamalı meal
50De ki: “Eğer ben sizin iddia ettiğiniz gibi bir yanlış yapar da doğru yoldan saparsam kendi aleyhime zulmedip sapıtmış ve zarar vermiş olurum. Sapıklığımın vebali ancak bana aittir. Eğer doğru yoldaysam bilin ki bu Rabbimin daveti olan, bana vahyettiği Kur’an’a ayetlerine uymam sayesindedir. Şüphesiz O kullarının yaptığı her şeyi duyandır ve her daim kuluna şah damarından daha yakın olandır.”
51Ey Resûlüm! Allah’ın âyetlerine kulağını tıkayıp aklını kullanmayanların Kıyâmet günü kabirlerinden kalkıp korkuya kapıldıkları zaman nasıl perişan olduklarını bir görseydin. Artık onlar için azaptan hiçbir geri dönüş yeri ve kurtuluş yoktur. Ölüm melekleri tarafından cehenneme yakın bir yerde can damarlarından kıskıvrak yakalanmışlardır.
52İşte o gün. Azabı gördüklerinde:“ Biz o Kur ’ana ve peygamberlerin Allah adına yaptıkları davete şimdi inandık” derler. Fakat iş işten geçip ahirete göçtükten sonra bu kadar uzaktan o kurtarıcı imana ulaşmak için tekrar dünyaya dönmek nasıl mümkün olur? Artık iş işten geçmiştir ve asıl inandık, iman ettik demeleri gereken dünya, artık onlardan çok uzakta kalmıştır. Bugün iman etmelerinin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır. Orası tevbe ve iman yeri değildir.
53Halbuki onlar daha önce dünyadayken inanmaları gereken zamanda Kur’an’ı ve peygamberin tebliğ ettiklerini inkâr etmişlerdi ve uzak bir yerden cennet, cehennem gibi bilmedikleri gayb hakkında umursamayıp atıp tutuyorlardı. Hâlbuki hiçbir şey bilmiyorlardı.
54Şimdi bunlar kendilerinden öncekiler gibi dünyaya geri döndürülüp O’na yönelmenin arzusu ile yalvaracaklar. Fakat daha önce benzerlerine yapıldığı gibi kendileriyle dünyaya dönüş arzuları ve iştah duyup peşlerinden koştukları şeyler arasına aşılması imkânsız bir set çekilmiştir. Çünkü onlar ahiret hakkında halkı tereddüde düşüren derin bir şüphe içinde bocalayıp duruyorlardı ve hakikate sırtlarını dönmüşlerdi. Ey insan! Ahirete ait bu gerçekleri öğrendikten sonra yapacağın şey: Gittiğinde, dünyada yaptıkların için keşke demeyeceğin, güzel bir hayatla Rabbinin huzuruna gitmeyi en büyük hedef yapmak olmalı.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Lokman, sonra Zümer indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla