Kur’an Meali ve Tefsiri
سُورَةُ الْاَنْعَامِ مَكِّيَّةٌ آيَاتُهَا ١٦٥

En’am Sûresi - Mustafa Çevik Meali (Ayetler Konu Bütünlüğü İçinde)

Okunan yer · Ayet 1

Ayette göster
Dinle
Arapça
Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Surenin konusu, · Nüzul Sebebi

Adı: Bu sure, adını putperest Arapların bazı büyükbaş hayvanları helâl, bazılarını da haram sayan bâtıl inançlarını reddeden 136, 138 ve 139’uncu ayetlerinden almaktadır.

Nüzul Zamanı: İbn Abbâs’tan gelen bir rivayete göre, Sure’nin tamamı bir defada Mekke’de vahyedilmiştir. Yezid’in kızı ve Hz. Muaz İbn Cebel’in ilk yeğeni Esma şöyle der: “Bu surenin indiği (vahyedildiği) sırada Hz. Peygamber (s.a.) dişi bir deve üzerinde bulunuyor ve ben de devenin yularını tutuyordum. Deve öylesine bir ağırlık hissetti ki, Peygamber’in (s.a.) altında sanki kemikleri kırılıyordu.” Daha başka rivayetlerden, Hz. Peygamber’in (s.a.) surenin tamamını indiği gece yazdırdığını öğreniyoruz.

Surenin konusu, onun Hz. Peygamber’in (s.a.) Mekke’deki son yılında indiğini açıkça göstermektedir. Yezid’in kızı Esma’dan (s.a.) gelen rivayet de bunu doğrulamaktadır. Esma Ensar’dan olduğuna ve İslâm’ı Hz. Peygamber’in (s.a.) Medine’ye hicretinden sonra kabul ettiğine göre, onun Hz. Peygamber’i (s.a.) Mekke’de ziyareti Peygamber’in Mekke’deki hayatının son yılında olsa gerektir. Çünkü bundan önce Peygamber’in (s.a.) Ensar’la ilişkisi, Ensar’dan bir kadının kendisini Mekke’de ziyarete geleceği düzeyde içten değildi.

Nüzul Sebebi: İndiği dönemi tesbit ettikten sonra, Surenin gerisinde yatan gerçeği görmek kolaydır. Hz. Peygamber’in (s.a.) insanları İslâm’a çağırmaya başlamasının üstünden oniki yıl geçmişti. Kureyş’in düşmanlığı ve yaptığı işkenceler en çekilmez ve vahşi bir durum almış, bu yüzden müslümanların çoğunluğu yurtlarını bırakıp, Habeşistan’a hicret etmek zorunda kalmışlardı.

Bütün bunların ötesinde, Hz. Peygamber’in (s.a) iki büyük destekcisi olan Ebu Talip ve Hz. Hatice artık ona daha fazla yardım edecek ve güç verecek durumda değillerdi. Peygamber (s.a.) tüm dünyevi desteklerden yoksun kalmıştı. Fakat, buna rağmen muhalefetin keskin dişleri arasında görevini sürdürüyordu. Sonuçta, bir yandan da bir bütün olarak Mekke toplumu inat ve inkârın içine girmiş bulunuyordu. İslâm’a karşı bir eğilim gösteren herkes alay, eğlence, kınama, işkence ve sosyal boykota maruz bırakılıyordu. Bu kara günlerdeydi ki, Mekke’de İslâm’ı kabul eden Evs ve Hazrec’in bir takım etkili kişilerini çabalarıyla İslâm’ın serbestçe yayılmaya başladığı Yesrib’den bir ümit ışığı belirdi. İslâm’ın başarıya giden yolunda mütevazi bir başlangıçtı bu ve kimse bu başlangıcın gizlediği büyük potansiyeli kestirebiliyor değildir. Çünkü, sıradan bir gözlemciye göre bu zamanda henüz İslâm zayıf bir hareketti; yalnızca, Peygamber’in (s.a.) kendi ailesi ve hareket’in birkaç yoksul bağlısının zayıf desteği dışında hiçbir destek yoktu. Açıktır ki, yoksul müslümanların da, düşmanları haline gelen ve kendilerine işkence yapan kendi kavimlerince terkedildiklerinden, yapabilecekleri fazla bir yardım olamazdı.

Konular: Bu sure nazil olduğu zaman şartlar böyleydi işte. Sure’de işlenen konular yedi başlık altında toplanabilir:

1) Şirk’i red ve tevhid akîdesine çağrı.

2) Ahiret’e imanın ilânı ve dünya hayatından sonra başka bir hayat olmadığının reddi.

3) O zaman geçerli olan bâtıl inançların reddi.

4) İslâm toplumunu kurmak için gerekli temel ahlâkî ilkelerin açıklanması.

5) Hz. Peygamber’in (s.a.) şahsına ve misyonuna yöneltilen itirazlara cevaplar.

6) O zaman görevin görünürde başarısız kalması nedeniyle endişe ve ümitsizliğe kapılan Hz. Peygamber’i (s.a.) ve izleyicilerini teselli ve teşvik.

7) Düşmanlık ve kendini beğenmişliklerini bırakmaları için kâfirlere ve muhaliflere uyarı ve tehditler.

Bu konuların ayrı başlıklar halinde ele alınmadığı açıktır. Sure tam bir bütünlük içinde gitmekte ve verdiğimiz konular yeni yeni ve farklı yollarla tekrar tekrar ortaya konmaktadır.

Mekkî Surelerin Gerisinde Yatan Gerçek: Bu, Kur’an’da da yer aldığı sırayla ilk uzun Mekkî Sure olduğundan, okuyucunun Mekkî sureleri ve bu surelerle getirdiğimiz yorumla bağlantılı olarak bu surelerin farklı aşamalarına telmihlerimizi kolayca anlayabilmesi için, genel olarak Mekkî surelerin indiği ortamı açıklamak yararlı olacaktır.

Herşeyden önce belirtilmelidir ki, Medeni surelerin nüzul zamanı bilinir veya az bir çabayla tesbit edilebilirken, Mekkî surelerin indiği ortam ve geride yatan gerçekle ilgili pek az malzeme vardır. Medeni surelerdeki çoğu ayetlerin nüzul sebebi hakkında bile güvenilir rivayetlere sahip olduğumuz halde, Mekkî surelerle ilgili olarak elimizde böylesi ayrıntılı bilgi bulunmuyor. Nüzul sebebi ve zamanı hakkında güvenilir rivayetler bulunan yalnızca birkaç sure ve ayet vardır. Mekkî dönemin Medeni dönem gibi ayrıntılarıyla ortaya konmadığındandır bu. Bu yüzden, iniş dönemlerini tesbit etmek için surelerin kendilerine ve içten içe verdiği delillere bağlı kalmak durumundayız; tartıştıkları konular, ele aldıkları sorunlar, taşıdıkları üslup veya nüzul sebeplerine ve ilgili olaylara doğrudan veya dolaylı telmihleri gibi. Sahip olduğumuz deliller ancak bu kadar olduğundan, şu veya bu sure veya şu ya da bu ayetin şu veya bu nedenle indiğini kesinlikle söylemiyoruz. En fazla yapabildiğimiz, bir surenin verdiği iç delili Hz. Peygamber’in (s.a.) Mekke’deki hayatını dolduran olaylarla karşılaştırıp, sonra surenin döneme ait olduğu hakkında azami ölçüde doğru bir sonuca varmaktır.

Bütün söylediklerimizi gözönüne alırsak, Hz. Peygamber’in (s.a.) Mekke’deki misyonunun tarihini dört döneme ayırabiliriz:

Birinci Dönem: Onun risaletle görevlendirilmesiyle başlar ve üç yıl sonra peygamberliğini açıkça ilân etmesiyle sona erer. Bu dönemde, mesaj gizli gizli bazı seçkin kişilere götürülüyor ve genelde Mekke halkı bundan habersiz kalıyordu.

İkinci Dönem: Peygamberliğinin ilanından sonra iki yıl sürer. Bireysel karşı çıkışlarla başlar ve yavaş yavaş düşmanlık, alay, eğlence, suçlama, kötü sözler söyleme ve sahte propaganda şeklini alır. Sonraları nisbeten yoksul, zayıf ve çaresiz müslümanlara işkence etmek üzere gruplar oluşturulmuştur.

Üçüncü Dönem: İşkencelerin başlangıcından Peygamberliğin onuncu yılında Hz. Hatice ve Ebu Talib’in ölümüne kadar sürer. Bu dönem müslümanlara yapılan işkenceler öylesine vahşi ve zalimce bir durum almıştı ki, çokları Habeşistan’a hicret etmek zorunda kalmışlardı. Hz. Peygamber’e (s.a.) ve ailesi üyelerine karşı sosyal ve ekonomik boykot uygulanıyor ve Mekke’den ayrılmayan müslümanlar kuşatma altına alınan Şi’b-i Ebî Talib’e sığınmaya zorlanıyorlardı.

Dördüncü Dönem: Peygamberliğin 10. yılından 13. yılına kadar üç yıl sürmüştür. Bu, Hz. Peygamber (s.a.) ve izleyicileri için zorlu sınavlar ve elem verici işkenceler dönemiydi. Mekke’de hayat çekilmez hale gelmişti. Mekke dışında bile sığınılacak bir yer görünmüyordu. O kadar ki, Hz. Peygamber (s.a.) Taif’e gittiğinde, kendisine ne sığınma hakkı ne de koruma sözü verilmişti. Bunun yanısıra, hacc nedeniyle İslâm çağrısını kabul etmeleri için her Arap kabilesine başvuruyor ve her cepheden açık redle karşılaşıyordu. Aynı zamanda Mekke halkı; ya öldürerek, ya tutuklayarak, ya da kentlerinden sürerek kendisinden kurtulmak için danışmalarda bulunuyorlardı. İşte bu en kritik zamanda Allah Yesrib’de Ensar’ın kapılarını İslâm’a açtı ve Hz. Peygamber (s.a.) buraya hicret etti.

Hz. Peygamber’in (s.a.) Mekke’deki hayatını bu şekilde dört döneme ayırdıktan sonra, bizim için herhangi bir Mekkî surenin nüzul zamanını mümkün olduğu kadarıyla tesbit etmek artık kolaylaşmış olmaktadır. Çünkü, belli bir döneme ait olan sureler diğer dönemlere ait olanlardan konuları ve üslûplarıyla ayırt edilebilmektedirler. Bunun yanısıra, inmelerine neden olan durum ve olaylara ışık tutacak telmihler de içermektedir. Bundan sonraki Mekkî surelerde, herbir surenin nüzul zamanını o dönemin ayırıcı özelliklerine dayanarak tesbit edecek ve ‘Giriş’te belirteceğiz.

ÖZET

Ana Konu: İslâm inancı.

Bu sure, İslâm inancının tevhid, ahiret ve nübüvvet gibi belli başlı ilkelerini ve onların günlük hayata uygulanışlarını farklı yönlerden tartışır. Bunlarla birlikte muhaliflerin yanlış inançlarını reddeder, itirazlarına cevap verir, kendilerini uyarır ve o zaman çeşitli işkencelere uğrayan Hz. Peygamber’i, (s.a.) izleyicilerini teselli eder. Kuşkusuz bu temalar ayrı başlıklar halinde ele alınmakta, olağanüstü güzellikte birbirleriyle iç içe incelenmektedir.

Konular ve Birbirleriyle Olan Bağlantıları

1-12: Bu ayetler giriş ve uyarma niteliğindedir. Kâfirler, İslâm inancını kabul etmezler ve Her Şeyi-Bilen ve Her Şeye-Kadir’den gelen Vahy’in gösterdiği ‘Işığı’ izlemezlerse, kendilerinden önceki kâfirlerin uğradıkları aynı kötü sonuca uğrayacakları konusunda uyarılmaktadırlar. Peygamber’i (s.a.) ve ona indirilen Vahy’i reddetmek noktasındaki delilleri reddedilmekte ve kendilerine tanınan süreye aldanmamaları için ikaz olunmaktadırlar.

13-24: Bu ayetler tekrar tekrar tevhid’in üzerinde durmakta ve onun kabülü yolunda en büyük engel olan şirk’i reddetmektedir.

25-32: Bu ayetlerde, kâfirleri iman ilkeleri’ni reddetmelerinin doğuracağı sonuçlar karşısında uyarmak için ahiret hayatının tasviri bir manzarası sunulmaktadır.

33-73: Başlıca konu, Hz. Peygamber (s.a.) açısından tartışılan Nübüvvet (Peygamberlik), onun misyonu, gücünün sınırları, izleyicilerine karşı tavrı ve bunların kâfirler açısından da ele alınışıdır.

74-90: Aynı konuya devamla, İbrahim Peygamber’in hikâyesine dönülmekte ve böylece putperest Araplara, karşı çıktıkları Peygamber Hz. Muhammed’in (s.a) misyonunun İbrahim Peygamber’inkiyle (a.s) aynı olduğu hatırlatılmaktadır. Araplar kendilerini İbrahim’in izleyicileri kabul ettiği, (özellikle Kureyş) onun soyundan olmakla övündüğü için böyle bir tartışma çizgisi benimsenmektedir.

91-108: Hz. Peygamber’in (s.a) Peygamberliğinin bir diğer delili kendisine Allah tarafından indirilen Kitap’tır. Çünkü bu kitabın öğretileri akide ve uygulama açısından doğru yönü göstermektedir.

109-154: Putperest Arapların bâtıl sınırlamalarına karşılık ilâhî sınırlamalar ortaya konulmakta ve böylece ikisi arasındaki çarpıcı farklılıklar gösterilerek Kur’an’ın vahyedilmiş Kitap olduğu ispatlanmaktadır.

160: Putperest Arapların yanısıra 144-147. ayetlerde eleştirilen Yahudiler Kur’an’ın öğretilerini Tevrat’inkilerle karşılaştırarak, aradaki benzerliği görmeye ve Kur’an karşısındaki geçersiz mazeretlerini bırakarak, kıyamet günü’nün azabından kurtulmak için onun hidayetini benimsemeye çağrılmaktadır.

165: Sure’nin sonucu buradadır: Güzel ve zorlayıcı bir biçimde Hz. Peygamber’e (s.a.) korkmadan İslâm inancının ilkelerini ve anlamlarıyla birlikte sonuçlarını ilân etmesi emredilmektedir.

Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

En’am 1–2

2 ayet

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَۜ ثُمَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ ۝١ هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ ط۪ينٍ ثُمَّ قَضٰٓى اَجَلًاۜ وَاَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ اَنْتُمْ تَمْتَرُونَ ۝٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

1Elḥamdü lillâhi-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa veceʿale-żżulümâti vennûr. ŝümme-lleẕîne keferû birabbihim yaʿdilûn.

Okunuş

2Hüve-lleẕî ḫaleḳaküm min ṭînin ŝümme ḳaḍâ ecelâ. veecelüm müsemmen ʿindehû ŝümme entüm temterûn.

Ayet 1–2

Bütün övgüler ve şükürler; gökleri, yeri ve arasındakileri, karanlığı ve aydınlığı yaratan Allah’a mahsustur. Şirk ve küfürde inatla direnenler, Allah’ın yarattığı ve sahibi olduğu kulları üzerinde kendilerini hak sahibi görüp ilahlık iddiasında bulunuyorlar.

Hâlbuki insanı balçıktan yaratan, sonra da hem insana hem de dünyaya bir ömür tayin eden, öldükten sonra diriltip hesap soracak olan da Allah’tır. Bu gerçeğe rağmen davet edildiğiniz hayat nizamına uymakta niçin tereddüt ediyorsunuz?

En’am 3–6

4 ayet

وَهُوَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَفِي الْاَرْضِۜ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ ۝٣ وَمَا تَاْت۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَ ۝٤ فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْۜ فَسَوْفَ يَاْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ۝٥ اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَٓاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًاۖ وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَاْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَر۪ينَ ۝٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

3Vehüve-llâhü fi-ssemâvâti vefi-lʾarḍ. yaʿlemü sirraküm vecehraküm veyaʿlemü mâ teksibûn.

Okunuş

4Vemâ teʾtîhim min âyetim min âyâti rabbihim illâ kânû ʿanhâ müʿriḍîn.

Okunuş

5Feḳad keẕẕebû bilḥaḳḳi lemmâ câehüm. fesevfe yeʾtîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.

Okunuş

6Elem yerav kem ehleknâ min ḳablihim min ḳarnim mekkennâhüm fi-lʾarḍi mâ lem nümekkil leküm veerselne-ssemâe ʿaleyhim midrârâ. veceʿalne-lʾenhâra tecrî min taḥtihim feehleknâhüm biẕünûbihim veenşeʾnâ mim baʿdihim ḳarnen âḫarîn.

Ayet 3–6

Hiç şüphe yok ki göklerde olanları da, yerde olanları da yaratan ve nizamlarını kurup yaşatan Allah’tan başka gerçek ilah yoktur, ibadet ve itaat edilmeye layık olan yalnızca O’dur. O, sizin içinizde sakladıklarınızı da, açığa vurduklarınızı da ve nasıl yaşamak istediğinizi de bilir.

Kendilerini bu gerçeği inkâra şartlandırmış olanlar ne zaman Allah’ın âyetlerine uymaya çağırılsalar hemen ondan yüz çevirir, duymazdan gelirler. Oysa artık yaratılışlarının sebebini açıklayıp, onları onurlu, erdemli ve özgür bir hayata davet eden Kur’an gelmiştir fakat buna rağmen Kur’an’ın âyetlerini yalan sayıp, onlarla alay etmekteler. Günü gelince alay ettiklerinin gerçek olduğunu anlayıp pişman olacaklar.

Bu müşrikler kendilerinden önce Allah’ın davetini reddeden toplumların başlarına gelenleri bilmiyorlar mı? Size verdiğimiz nimetleri onlara da vermiş, üzerlerine gökten bol yağmurlar indirmiş, ayaklarının altlarından ırmaklar akıtmıştık. Buna rağmen nankörlük ederek günah işlemeye devam ettiler. Bu yüzden Biz de onları azaba uğratıp helak ettik ve yerlerine başka nesilleri mirasçı kıldık.

En’am 7–8

2 ayet

وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا ف۪ي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِاَيْد۪يهِمْ لَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ۝٧ وَقَالُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌۜ وَلَوْ اَنْزَلْنَا مَلَكًا لَقُضِيَ الْاَمْرُ ثُمَّ لَا يُنْظَرُونَ ۝٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

7Velev nezzelnâ ʿaleyke kitâben fî ḳirṭâsin felemesûhü bieydîhim leḳâle-lleẕîne keferû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.

Okunuş

8Veḳâlû levlâ ünzile ʿaleyhi melek. velev enzelnâ melekel leḳuḍiye-lʾemru ŝümme lâ yünżarûn.

Ayet 7–8

Ey Peygamber! Şayet Biz sana Kur’an’ı yazılı bir metin halinde gönderseydik ve onlar da ona elleriyle dokunsalardı, yine de inkârcılığa kendilerini şartlandırmış olanlar inanmaz, “Bu bir aldatmaca, bir sihirbazlık işidir.” derlerdi.

Ardından da, “Madem Peygambersin, o halde sana yardımcı bir melek gönderilsin ki biz de onu görüp inanalım.” derler fakat melek de göndersek yine inanmazlardı. Bundan sonra da tevbe etmeye fırsat bile bulamadan helak edilmek üzere haklarında hüküm verilirdi.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

7Neml 13Kasas 36Sâd 4

En’am 9

1 ayet

وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَجَعَلْنَاهُ رَجُلًا وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ ۝٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

9Velev ceʿalnâhü melekel leceʿalnâhü racülev velelebesnâ ʿaleyhim mâ yelbisûn.

Ayet 9

Şayet Biz, Peygamber’le birlikte bir melek göndersek, elbette onu da insan şeklinde gönderirdik. Davete iman etmek istemeyenlerin bahaneleri bitmez, şüphelerinin önüne de geçilemez.

İlgili ayetler

En’am 10

1 ayet

وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ۝١٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

10Veleḳadi-stühzie birusülim min ḳablike feḥâḳa billeẕîne seḫirû minhüm mâ kânû bihî yestehziûn.

Ayet 10

Senden önceki peygamberlerin de öğüt ve uyarıları ile alay edilmişti. Bu yüzden alay edenler hak ettikleri azap ile helak edildiler.

İlgili ayetler

En’am 11

1 ayet

قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ۝١١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

11Ḳul sîrû fi-lʾarḍi ŝümme-nżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lmükeẕẕibîn.

Ayet 11

De ki: “Yeryüzünü dolaşın da davet edildikleri ilâhî nizam ile ahlakı reddedip nankörlük eden küstahların sonlarının nasıl olduğunu görüp anlayın.”

En’am 12

1 ayet

قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلْ لِلّٰهِۜ كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ۝١٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

12Ḳul limem mâ fi-ssemâvâti velʾarḍ. ḳul lillâh. ketebe ʿalâ nefsihi-rraḥmeh. leyecmeʿanneküm ilâ yevmi-lḳiyâmeti lâ raybe fîh. elleẕîne ḫasirû enfüsehüm fehüm lâ yüʾminûn.

Ayet 12

Ey Peygamber! O müşriklere “Göklerde ve yerde olanlar kimin?” diye sor ve de ki: “Elbette Allah’ındır. Merhametli ve şefkatli olmak da O’nun sıfatlarındandır.”

Geleceği kesin olan Kıyamet Günü, Allah hepinizi bir araya toplayıp davetine karşı tutumunuzdan hesaba çekecek ve hak ettiğinizin karşılığını verecektir. Kaçınılması mümkün olmayan bu gerçeğe, şirk ve küfürde inatla direnenler inanmazlar.

İlgili ayetler

En’am 13

1 ayet

وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ۝١٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

13Velehû mâ sekene fi-lleyli vennehâr. vehüve-ssemîʿu-lʿalîm.

Ayet 13

Gecenin ve gündüzün barındırdığı her şeyin tek ve gerçek sahibi Allah’tır. Her şey O’nun bilgisinin ve kudretinin eseridir, O her şeyden haberdardır.

En’am 14–16

3 ayet

قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُۜ قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ۝١٤ قُلْ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ۝١٥ مَنْ يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ۝١٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

14Ḳul egayra-llâhi etteḫiẕü veliyyen fâṭiri-ssemâvâti velʾarḍi vehüve yuṭʿimü velâ yuṭʿam. ḳul innî ümirtü en ekûne evvele men esleme velâ tekûnenne mine-lmüşrikîn.

Okunuş

15Ḳul innî eḫâfü in ʿaṣaytü rabbî ʿaẕâbe yevmin ʿażîm.

Okunuş

16Mey yuṣraf ʿanhü yevmeiẕin feḳad raḥimeh. veẕâlike-lfevzü-lmübîn.

Ayet 14–16

De ki: “Gökleri ve yeri bir bütün olarak yaratıp, sonra da bir çekirdeği yarar gibi birbirinden ayıran, kusursuz işleyen nizamlarını kuran ve yarattıklarını yedirip içirip rızıklandıran, kendisinin de hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah dururken, ben O’nun davet ettiği nizam ile ahlaktan başkasına mı yöneleceğim?”

De ki: “Ben Rabbimin beni davet ettiğine teslim (müslüman) olanların ilki ve öncüsü olmakla emrolundum. O’ndan başkasını ilah edinmem, Rabbime nankörlükle isyan edersem Kıyamet Günü’nün o çetin azabına mahkûm olmaktan korkarım.”

O Gün kim salih amelleri sebebi ile azaptan esirgenmişse, Allah’ın şefkat ve merhametine nail olup bahtiyar olacaktır.

En’am 17

1 ayet

وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۜ وَاِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ۝١٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

17Veiy yemseske-llâhü biḍurrin felâ kâşife lehû illâ hû. veiy yemseske biḫayrin fehüve ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.

Ayet 17

Eğer Allah sana imtihan etmek için ya da ellerinle işlediklerinden dolayı bir zarar dokundurmak isterse, onu yine Allah’tan başkası gideremez ya da sana bir hayır dilerse ona da kimse engel olamaz. Şüphesiz Allah dilediğini yapmaya kâdirdir.

En’am 18

1 ayet

وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ ۝١٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

18Vehüve-lḳâhiru fevḳa ʿibâdih. vehüve-lḥakîmü-lḫabîr.

Ayet 18

Kulları üzerinde hükümranlık hakkı yalnızca Allah’a aittir. O, her hükmünde hikmet olan, her şeyin en doğrusunu bilendir.

İlgili ayetler

En’am 19

1 ayet

قُلْ اَيُّ شَيْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةًۜ قُلِ اللّٰهُ شَه۪يدٌ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ وَاُو۫حِيَ اِلَيَّ هٰذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِه۪ وَمَنْ بَلَغَۜ اَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللّٰهِ اٰلِهَةً اُخْرٰىۜ قُلْ لَٓا اَشْهَدُۚ قُلْ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَاِنَّن۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۢ ۝١٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

19Ḳul eyyü şeyʾin ekberu şehâdeten. ḳuli-llâhü şehîdüm beynî vebeyneküm veûḥiye ileyye hâẕe-lḳurʾânü liünẕiraküm bihî vemem belag. einneküm leteşhedûne enne meʿa-llâhi âliheten uḫrâ. ḳul lâ eşhed. ḳul innemâ hüve ilâhüv vâḥidüv veinnenî berîüm mimmâ tüşrikûn.

Ayet 19

Ey Peygamber! O şirk ve küfründe direnenlere de ki: “Benimle sizin aranızda en güvenilir ve en büyük şahit kimdir? Elbette ki Allah’tır. Bu Kur’an bana, sizin ve sizden sonra ulaşacağı kimselerin uyarılması için indirildi, buna rağmen davet edildiğinizden yüz çevirip de Allah’tan başka ilah mı edineceksiniz?” De ki: “Ben asla Allah’tan başkasını ilah edinmem, tek ve gerçek ilah Allah’tır ve ben, sizin O’na ortak koştuklarınızdan uzağım.”

En’am 20

1 ayet

اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْۢ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ۟ ۝٢٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

20Elleẕîne âteynâhümü-lkitâbe yaʿrifûnehû kemâ yaʿrifûne ebnâehüm. elleẕîne ḫasirû enfüsehüm fehüm lâ yüʾminûn.

Ayet 20

Kendilerine daha önce kitap verdiklerimiz kendi kitaplarında kalmış olan gerçeklerle, Kur’an’ın ilahi bir kitap olduğunu kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanıyıp bilirler fakat birçoğu zararlarına olmasına rağmen yine de yüz çevirip inanmazlar.

İlgili ayetler

En’am 21–24

4 ayet

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ۝٢١ وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَيْنَ شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ۝٢٢ ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا وَاللّٰهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِك۪ينَ ۝٢٣ اُنْظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ۝٢٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

21Vemen ażlemü mimmeni-fterâ ʿale-llâhi keẕiben ev keẕẕebe biâyâtih. innehû lâ yüfliḥu-żżâlimûn.

Okunuş

22Veyevme naḥşüruhüm cemîʿan ŝümme neḳûlü lilleẕîne eşrakû eyne şürakâükümü-lleẕîne küntüm tezʿumûn.

Okunuş

23Ŝümme lem tekün fitnetühüm illâ en ḳâlû vellâhi rabbinâ mâ künnâ müşrikîn.

Okunuş

24Ünżur keyfe keẕebû ʿalâ enfüsihim veḍalle ʿanhüm mâ kânû yefterûn.

Ayet 21–24

Gerçekler apaçık bildirilip ortaya konulduğu halde kabullenmeyip, kendi uydurdukları hurafeleri Allah’a isnat ederek iftira edenlerden daha cahil, daha zalim kim olabilir? Bunlar asla iflah olmazlar.

Kıyamet Günü bunların hepsini bir araya toplayacağız ve onlara “Allah’a ortak koşarak, ilah edinip peşinden gittikleriniz nerede?” diye soracağız. Onlar da o zaman, “Rabbimiz! Yemin ederiz ki niyetimiz, onları ilah edinerek Sana şirk koşmak değildi.” demekten başka mazeret uyduramayacaklar. Bakın işte uyarıldıkları gerçeklerle karşılaşınca nasıl da yalana sarılıp suçlarını inkâr ediyorlar. Artık ilahlık yakıştırdıkları da onları terk edip yok olmuşlardır.

En’am 25–30

6 ayet

وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَۚ وَجَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْرًاۜ وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫كَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ۝٢٥ وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْـَٔوْنَ عَنْهُۚ وَاِنْ يُهْلِكُونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ ۝٢٦ وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِاٰيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ۝٢٧ بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُۜ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ۝٢٨ وَقَالُٓوا اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَ ۝٢٩ وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلٰى رَبِّهِمْۜ قَالَ اَلَيْسَ هٰذَا بِالْحَقِّۜ قَالُوا بَلٰى وَرَبِّنَاۜ قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ۟ ۝٣٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

25Veminhüm mey yestemiʿu ileyk. veceʿalnâ ʿalâ ḳulûbihim ekinneten ey yefḳahûhü vefî âẕânihim vaḳrâ. veiy yerav külle âyetil lâ yüʾminû bihâ. ḥattâ iẕâ câûke yücâdilûneke yeḳûlü-lleẕîne keferû in hâẕâ illâ esâṭîru-lʾevvelîn.

Okunuş

26Vehüm yenhevne ʿanhü veyenʾevne ʿanh. veiy yühlikûne illâ enfüsehüm vemâ yeşʿurûn.

Okunuş

27Velev terâ iẕ vuḳifû ʿale-nnâri feḳâlû yâ leytenâ nüraddü velâ nükeẕẕibe biâyâti rabbinâ venekûne mine-lmüʾminîn.

Okunuş

28Bel bedâ lehüm mâ kânû yuḫfûne min ḳabl. velev ruddû leʿâdû limâ nühû ʿanhü veinnehüm lekâẕibûn.

Okunuş

29Veḳâlû in hiye illâ ḥayâtüne-ddünyâ vemâ naḥnü bimebʿûŝîn.

Okunuş

30Velev terâ iẕ vuḳifû ʿalâ rabbihim. ḳâle eleyse hâẕâ bilḥaḳḳ. ḳâlû belâ verabbinâ. ḳâle feẕûḳu-lʿaẕâbe bimâ küntüm tekfürûn.

Ayet 25–30

Ey Peygamber! Müşriklerin bir kısmı, sen Kur’an’ı okurken dinliyormuş gibi yaparlar. Onlar âdeta Kur’an’ı anlamamak için kalplerini perdeleyip kulaklarına tıkaçlar yerleştirmişlerdir. Onlar gerçeği tüm delilleriyle görüp, her türlü mucize ile karşılaşsalar da yine inanıp iman etmezler. Üstelik seninle tartışıp, “Bunlar eskilerin masalları.” demekten de geri durmazlar. Ayrıca başkalarının da Kur’an’ı dinleyip anlamasına engel olmaya çalışırlar ve böylece kendilerini cehenneme sürüklerken onları da peşlerine takarlar ama bunun farkında değiller.

Sen onların ateşin karşısına getirildiklerinde yaşadıkları aczi ve pişmanlık içinde, “Ah keşke dünyaya dönmek için bize bir fırsat daha verilse de Rabbimizin davetine iman edip sarılan mü’minlerden olabilsek.” deyişlerini bir bilsen.

Fakat artık çok geç, daha önce başlarına geleceklerle uyarılmalarına rağmen, umursamayıp yüz çevirmişlerdi. Onlar yeniden dünya hayatlarına döndürülseler yine Allah’la birlikte başka ilahlar edinip, müşrik olmayı seçerlerdi. Çünkü onlar dünya hayatından başka bir hayatın, ölümden sonra dirilişin ve Hesap Günü’nün olmadığına kendilerini şartlandırmış yalancılardır.

Bir de sen onların Rablerinin karşısına çıkarıldıklarında, “Ölümden sonra diriltilme ve Hesap Günü gerçek değil miymiş?” diye kendilerine sorulduğundaki hallerini bir görsen! İşte o zaman onlar hep bir ağızdan, “Rabbimize andolsun ki ölümden sonra diriltilmek ve Hesap Günü gerçeğin ta kendisiymiş.” diye seslenirler. Allah da onlara, “Bu gerçeği inkâr ederek yaşamanızın cezasını çekin.” diyecektir.

En’am 31

1 ayet

قَدْ خَسِرَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ اللّٰهِۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُوا يَا حَسْرَتَنَا عَلٰى مَا فَرَّطْنَا ف۪يهَاۙ وَهُمْ يَحْمِلُونَ اَوْزَارَهُمْ عَلٰى ظُهُورِهِمْۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ ۝٣١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

31Ḳad ḫasira-lleẕîne keẕẕebû biliḳâi-llâh. ḥattâ iẕâ câethümü-ssâʿatü bagteten ḳâlû yâ ḥasratenâ ʿalâ mâ ferraṭnâ fîhâ vehüm yaḥmilûne evzârahüm ʿalâ żuhûrihim. elâ sâe mâ yezirûn.

Ayet 31

Son Saat’in ve Hesap Günü’nün geleceğine inanmayanlar o günlerle karşılaşınca “Dünyada iken öğüt ve uyarıları dikkate almadığımız için yazıklar olsun bizlere, çok hazırlıksız yakalandık.” diyerek omuzlarındaki günah yüklerinin altında inim inim inleyecekler.

En’am 32

1 ayet

وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌۜ وَلَلدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ۝٣٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

32Veme-lḥayâtü-ddünyâ illâ leʿibüv velehv. veleddâru-lʾâḫiratü ḫayrul lilleẕîne yetteḳûn. efelâ taʿḳilûn.

Ayet 32

Dünya hayatı yaratılışının sebebini düşünmeyenler için yalnızca geçici bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Oysa asıl olan âhiret hayatıdır. Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirmek için ellerinden gelen gayreti gösterenleri âhirette ebedî mutluluk, huzur, güven ve sayısız nimetler beklemektedir. Bu gerçeği ancak Allah’ı layıkıyla tanıyan temiz akıl sahipleri anlar.

En’am 33–34

2 ayet

قَدْ نَعْلَمُ اِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذ۪ي يَقُولُونَ فَاِنَّهُمْ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلٰكِنَّ الظَّالِم۪ينَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ ۝٣٣ وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ فَصَبَرُوا عَلٰى مَا كُذِّبُوا وَاُو۫ذُوا حَتّٰٓى اَتٰيهُمْ نَصْرُنَاۚ وَلَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِۚ وَلَقَدْ جَٓاءَكَ مِنْ نَبَا۬ئِ الْمُرْسَل۪ينَ ۝٣٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

33Ḳad naʿlemü innehû leyaḥzünüke-lleẕî yeḳûlûne feinnehüm lâ yükeẕẕibûneke velâkinne-żżâlimîne biâyâti-llâhi yecḥadûn.

Okunuş

34Veleḳad küẕẕibet rusülüm min ḳablike feṣaberû ʿalâ mâ küẕẕibû veûẕû ḥattâ etâhüm naṣrunâ. velâ mübeddile likelimâti-llâh. veleḳad câeke min nebei-lmürselîn.

Ayet 33–34

Ey Peygamber! Allah adına yaptığın davete karşı çıkıp, seni yalancılıkla suçlamalarına üzüldüğünü biliyoruz. Aslında onların yalanladıkları, yüz çevirip reddettikleri Allah’ın âyetleridir.

Onlardan öncekiler de kendilerine gelen peygamberleri yalanlayıp eziyet etmişlerdi. Peygamberleri de, Bizden kendilerine yardım gelinceye kadar yapılan eziyetlere, iftiralara sabırla direndiler ve sonunda Allah’ın yardımı imdada yetişti. O’nun peygamberlerine ve mü’minlere yardım vaadi haktır ve bunun önüne hiç kimse geçemez. Sana o peygamberlerle ilgili bir kısım kıssaları da ulaştırdık.

En’am 35

1 ayet

وَاِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ اِعْرَاضُهُمْ فَاِنِ اسْتَطَعْتَ اَنْ تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الْاَرْضِ اَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَٓاءِ فَتَاْتِيَهُمْ بِاٰيَةٍۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدٰى فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ ۝٣٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

35Vein kâne kebüra ʿaleyke iʿrâḍuhüm feini-steṭaʿte en tebtegiye nefeḳan fi-lʾarḍi ev süllemen fi-ssemâi feteʾtiyehüm biâyeh. velev şâe-llâhü lecemeʿahüm ʿale-lhüdâ felâ tekûnenne mine-lcâhilîn.

Ayet 35

Ey Peygamber! Allah’ın kitabına uymaya davet ettiğin kimselerin yüz çevirmeleri ve saldırıları ağırına gidiyor, onlar adına üzülüyor olsan da iyi bil ki, onların doğru olanı kabullenmeleri için bir delik açıp yerin dibine insen, göğe bir merdiven dayayıp çıksan, daha başka mucizeler de ortaya koyup göstersen onlar yine de inkârlarından vazgeçmezler.

Allah dileseydi, insanları iradelerini kullanarak hayat tarzlarını belirleme özellikleri ile yaratmaz ve onları yaratılış sebeplerine uymaya mecbur olacakları bir yaratılışla var ederdi. O halde sen de sakın bu gerçekten habersiz biri gibi davranma.

En’am 36

1 ayet

اِنَّمَا يَسْتَج۪يبُ الَّذ۪ينَ يَسْمَعُونَۜ وَالْمَوْتٰى يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ ثُمَّ اِلَيْهِ يُرْجَعُونَ ۝٣٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

36İnnemâ yestecîbü-lleẕîne yesmeʿûn. velmevtâ yebʿaŝühümü-llâhü ŝümme ileyhi yürceʿûn.

Ayet 36

Gerçek şu ki, Allah adına Kur’an ile yapılan daveti ancak yaratılışlarının sebebini anlamak ve samimiyetle ona uygun yaşamak arzusunda olanlar anlayıp kabullenirler.

Gözleri dünya hayatından başka bir şey görmeyen, kalplerini karartmış, kulaklarını gerçeklere kapatmış ve sırtlarını dönmüş olanları da Allah, günü gelince Kıyamet’le birlikte diriltip bu davranışlarının hesabını soracak.

En’am 37

1 ayet

وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ قَادِرٌ عَلٰٓى اَنْ يُنَزِّلَ اٰيَةً وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ۝٣٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

37Veḳâlû levlâ nüzzile ʿaleyhi âyetüm mir rabbih. ḳul inne-llâhe ḳâdirun ʿalâ ey yünezzile âyetev velâkinne ekŝerahüm lâ yaʿlemûn.

Ayet 37

Ey Peygamber! Müşrikler sana, “Şayet gerçekten peygambersen neden Rabbin tarafından verilmiş bir mucizen yok, bize bir mucize göstermen gerekmez miydi?” diye soruyorlar.

Sen onlara de ki: “Elbette Allah her türlü mucizeyi göstermeye muktedir olandır.” Fakat onlar mucizeler gösterilmesine rağmen yine de davete yönelmezlerse, dünya hayatlarında da azapla helak edilmeyi hak etmiş olacaklarını bilmiyorlar.

En’am 38

1 ayet

وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا طَٓائِرٍ يَط۪يرُ بِجَنَاحَيْهِ اِلَّٓا اُمَمٌ اَمْثَالُكُمْۜ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ ثُمَّ اِلٰى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ ۝٣٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

38Vemâ min dâbbetin fi-lʾarḍi velâ ṭâiriy yeṭîru bicenâḥayhi illâ ümemün emŝâlüküm. mâ ferraṭnâ fi-lkitâbi min şeyʾin ŝümme ilâ rabbihim yuḥşerûn.

Ayet 38

Hâlbuki yeryüzünde yürüyen hayvanlar, kanatlarıyla uçan kuşlar, sizin yaratılışınız, içinde yaşadığınız kâinat ve nizamı apaçık mucizeler değil mi? Hem onların her birinin bir yaratılış sebebi olduğunu görmüyor musunuz? Bizim nizam ve yasalarımızın işleyişinde ve gönderdiğimiz Kitap’ta hiçbir eksik, hiçbir kusur bulamazsınız. Sonunda sizler de tekrar diriltilip, Allah’ın huzurunda toplanacak ve daveti olan hayat nizamına karşı tutumunuzdan hesaba çekileceksiniz.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

38Yusuf 111Nahl 89

En’am 39

1 ayet

وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِۜ مَنْ يَشَاِ اللّٰهُ يُضْلِلْهُۜ وَمَنْ يَشَاْ يَجْعَلْهُ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ۝٣٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

39Velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ ṣummüv vebükmün fi-żżulümât. mey yeşei-llâhü yuḍlilh. vemey yeşeʾ yecʿalhü ʿalâ ṣirâṭim müsteḳîm.

Ayet 39

Kur’an ile apaçık yapılmakta olan bu çağrıya duyarsız davranıp kıymetini takdir etmeyenler, zifiri karanlıklara gömülmüş körler, kulaklarını gerçeklere tıkamış sağırlar ve gerçekleri söylemeyen dilsizlerdir.

Allah doğru olandan sapmak isteyenleri sapıklıkta bırakır, doğru olanı yaşamak isteyeni de ona ulaştırır.

İlgili ayetler

En’am 40–41

2 ayet

قُلْ اَرَاَيْتَكُمْ اِنْ اَتٰيكُمْ عَذَابُ اللّٰهِ اَوْ اَتَتْكُمُ السَّاعَةُ اَغَيْرَ اللّٰهِ تَدْعُونَۚ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ۝٤٠ بَلْ اِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ اِلَيْهِ اِنْ شَٓاءَ وَتَنْسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ۟ ۝٤١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

40Ḳul eraʾeyteküm in etâküm ʿaẕâbü-llâhi ev etetkümü-ssâʿatü egayra-llâhi tedʿûn. in küntüm ṣâdiḳîn.

Okunuş

41Bel iyyâhü tedʿûne feyekşifü mâ tedʿûne ileyhi in şâe vetensevne mâ tüşrikûn.

Ayet 40–41

Ey Peygamber! O müşriklere de ki: “Bu nankörlük, küstahlık ve azgınlığınız sebebi ile Allah’ın azabı ya da Son Saat aniden gelip çatsa, o zaman sizler Allah’tan başkasına mı yalvarıp yakaracak, yardım isteyeceksiniz?

Hayır, o zaman yalnız Allah’a yalvarırsınız ancak Allah dilerse ondan sizi kurtarır, O’na ortak koştuğunuz ilahlarınız o anda aklınıza bile gelmez.”

En’am 42–45

4 ayet

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَاَخَذْنَاهُمْ بِالْبَاْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ ۝٤٢ فَلَوْلَٓا اِذْ جَٓاءَهُمْ بَاْسُنَا تَضَرَّعُوا وَلٰكِنْ قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ۝٤٣ فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِه۪ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ اَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍۜ حَتّٰٓى اِذَا فَرِحُوا بِمَٓا اُو۫تُٓوا اَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَاِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ ۝٤٤ فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۜ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ۝٤٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

42Veleḳad erselnâ ilâ ümemim min ḳablike feeḫaẕnâhüm bilbeʾsâi veḍḍarrâi leʿallehüm yeteḍarraʿûn.

Okunuş

43Felevlâ iẕ câehüm beʾsünâ teḍarraʿû velâkin ḳaset ḳulûbühüm vezeyyene lehümü-şşeyṭânü mâ kânû yaʿmelûn.

Okunuş

44Felemmâ nesû mâ ẕükkirû bihî fetaḥnâ ʿaleyhim ebvâbe külli şeyʾ. ḥattâ iẕâ feriḥû bimâ ûtû eḫaẕnâhüm bagteten feiẕâ hüm müblisûn.

Okunuş

45Feḳuṭiʿa dâbiru-lḳavmi-lleẕîne żalemû. velḥamdü lillâhi rabbi-lʿâlemîn.

Ayet 42–45

Biz sizden önceki toplumlara da peygamberler gönderdik, onlar da Allah adına yapılan çağrıyı reddettiler. Sonra da sıkıntı ve zorluklarla onları imtihan ettik. Fakat başlarına gelen sıkıntılara, musibetlere rağmen davet edildikleri İslami hayat nizamına uymadılar. Şirk onların gözlerini köreltmiş, kalplerini taşlaştırmış, böylece şeytan da onlara yaptıklarını güzel ve doğru olarak göstermişti.

Onlar, kendilerine öğüt ve uyarılarla yapılan daveti umursamayıp, sırtlarını döndüler. Biz de onlara bu defa her türlü nimet kapılarını ardına kadar açtık, kendilerine verilen nimetlerin sarhoşluğu ile şımarıp azgınlaştıklarında, ansızın hiç beklemedikleri bir anda onları azabımızla yakaladık. İşte o zaman bütün hayalleri, ümitleri, hevesleri boşa çıktı.

Sonunda hak ettikleri azap ile helak edildiler. Şükredilmeye ve her türlü övgüye layık olan yalnızca Allah’tır.

En’am 46–47

2 ayet

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَخَذَ اللّٰهُ سَمْعَكُمْ وَاَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَاْت۪يكُمْ بِهِۜ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ ۝٤٦ قُلْ اَرَاَيْتَكُمْ اِنْ اَتٰيكُمْ عَذَابُ اللّٰهِ بَغْتَةً اَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ اِلَّا الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ ۝٤٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

46Ḳul eraʾeytüm in eḫaẕe-llâhü semʿaküm veebṣâraküm veḫateme ʿalâ ḳulûbiküm men ilâhün gayru-llâhi yeʾtîküm bih. ünżur keyfe nüṣarrifü-lʾâyâti ŝümme hüm yaṣdifûn.

Okunuş

47Ḳul eraʾeyteküm in etâküm ʿaẕâbü-llâhi bagteten ev cehraten hel yühlekü ille-lḳavmu-żżâlimûn.

Ayet 46–47

De ki: “Düşünün ki Allah sizin işitme ve görme duyularınızı elinizden alıp sağır ve kör etse, kalplerinizi mühürleyip duygusuz ve bilinçsiz kimseler haline getirse, onları size verebilecek Allah’tan başka bir ilah var mı?”

Biz böylece ilmimizin ve kudretimizin delillerini apaçık ve çeşitli biçimlerde ortaya koyuyoruz. Buna rağmen gerçeği inkârı tabiatları haline getirmiş olanlar, Allah’tan başka ilahlar edinmeye inatla devam ediyorlar.

Onlara de ki: “Allah’ın azabı aniden başınıza gelip çatsa, o zaman halinizin nice olacağını bir düşünsenize!”

En’am 48–49

2 ayet

وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَل۪ينَ اِلَّا مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَۚ فَمَنْ اٰمَنَ وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ۝٤٨ وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ ۝٤٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

48Vemâ nürsilü-lmürselîne illâ mübeşşirîne vemünẕirîn. femen âmene veaṣleḥa felâ ḫavfün ʿaleyhim velâ hüm yaḥzenûn.

Okunuş

49Velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ yemessühümü-lʿaẕâbü bimâ kânû yefsüḳûn.

Ayet 48–49

Biz peygamberleri yalnızca uyarıcı ve müjdeci olsunlar diye gönderdik. Her kim iman edip kendini ıslah ederse, artık böyleleri için âhirette azap korkusu olmayacak, üzüntü de duymayacaklardır.

Âyetlerimizi yalanlayan nankörlere gelince, onlar da bu tutumlarının cezasını azaba mahkûm edilerek çekecekler.

En’am 50

1 ayet

قُلْ لَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ اِنّ۪ي مَلَكٌۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۜ اَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ۟ ۝٥٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

50Ḳul lâ eḳûlü leküm ʿindî ḫazâinü-llâhi velâ aʿlemü-lgaybe velâ eḳûlü leküm innî melek. in ettebiʿu illâ mâ yûḥâ ileyy. ḳul hel yestevi-lʾaʿmâ velbeṣîr. efelâ tetefekkerûn.

Ayet 50

Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Ben size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum, ayrıca ben gaybı bildiğimi de söylemiyorum, kalkıp bir meleğim de demiyorum, ben yalnızca bana vahyedilene uymaktayım ve sizi de ona uymaya davet ediyorum.”

De ki: “Hiç görenle görmeyen bir olur mu, hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”

En’am 51

1 ayet

وَاَنْذِرْ بِهِ الَّذ۪ينَ يَخَافُونَ اَنْ يُحْشَرُٓوا اِلٰى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ وَلِيٌّ وَلَا شَف۪يعٌ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ۝٥١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

51Veenẕir bihi-lleẕîne yeḫâfûne ey yuḥşerû ilâ rabbihim leyse lehüm min dûnihî veliyyüv velâ şefîʿul leʿallehüm yetteḳûn.

Ayet 51

Öldükten sonra diriltilip hesaba çekileceklerine iman eden ve Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanları da Kur’an ile uyar! Hesap Günü onlara Allah’tan başka dost ve şefaatçi yoktur.

En’am 52

1 ayet

وَلَا تَطْرُدِ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُر۪يدُونَ وَجْهَهُۜ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِمْ مِنْ شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِم۪ينَ ۝٥٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

52Velâ taṭrudi-lleẕîne yedʿûne rabbehüm bilgadâti velʿaşiyyi yürîdûne vecheh. mâ ʿaleyke min ḥisâbihim min şeyʾiv vemâ min ḥisâbike ʿaleyhim min şeyʾin fetaṭrudehüm fetekûne mine-żżâlimîn.

Ayet 52

Ey Peygamber! Yaratılış sebepleri olan hayat nizamının nasıl yaşanacağını öğrenmek ve böylece Allah’ın rızasını kazanmak için sabah akşam sana gelenleri sakın küçümseyerek huzurundan uzaklaştırma. Onların yapıp ettiklerinden sen sorumlu değilsin, onlar da senin yapıp ettiklerinden sorumlu değiller. Onları geçmişleriyle, toplumdaki konumlarıyla ya da ekonomik imkânlarıyla yargılayıp değerlendirirsen sen de cahil ve zalimlerden olursun.

En’am 53–55

3 ayet

وَكَذٰلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لِيَقُولُٓوا اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنْ بَيْنِنَاۜ اَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِالشَّاكِر۪ينَ ۝٥٣ وَاِذَا جَٓاءَكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِنَا فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۙ اَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُٓوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَصْلَحَ فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ۝٥٤ وَكَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ وَلِتَسْتَب۪ينَ سَب۪يلُ الْمُجْرِم۪ينَ۟ ۝٥٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

53Vekeẕâlike fetennâ baʿḍahüm bibaʿḍil liyeḳûlû ehâülâi menne-llâhü ʿaleyhim mim beyninâ. eleyse-llâhü biaʿleme bişşâkirîn.

Okunuş

54Veiẕâ câeke-lleẕîne yüʾminûne biâyâtinâ feḳul selâmün ʿaleyküm ketebe rabbüküm ʿalâ nefsihi-rraḥmete ennehû men ʿamile minküm sûem bicehâletin ŝümme tâbe mim baʿdihî veaṣleḥa feennehû gafûrur raḥîm.

Okunuş

55Vekeẕâlike nüfeṣṣilü-lʾâyâti velitestebîne sebîlü-lmücrimîn.

Ayet 53–55

Biz insanları kendi içlerinde birbirleriyle sınar, imtihan ederiz. Kendilerini Allah’ın davetini inkâra şartlandırmış olanlar, “Allah bizleri bırakıp da bu fakir fukara, güçsüz, toplumda yeri olmayan kimselere mi iman ve hidayet nasip etti?” derler. Hâlbuki hidayete kimin layık olduğunu en iyi bilen Allah’tır.

Ey Peygamber! Allah adına yapılmakta olan davete yürekten samimiyetle iman etmek üzere, sana gelen o insanlara de ki: “Selam olsun size, gözünüz aydın olsun, Rabbim mü’min kullarına şefkat ve merhameti kendisine prensip edinmiştir. Haberiniz olsun, kim günah olduğunu bilmeden günah işler de, sonra onun günah olduğunu öğrenip tevbe ederek doğruya yönelirse, Allah da ona karşı merhametli ve bağışlayıcıdır.”

Biz âyetlerimizi böylece açıklıyoruz ki tevbe edip kendini düzeltenlerin durumu ile günahı hayat tarzı haline getirmiş olanların durumlarının bir olmadığı bilinsin.

En’am 56–57

2 ayet

قُلْ اِنّ۪ي نُه۪يتُ اَنْ اَعْبُدَ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قُلْ لَٓا اَتَّبِعُ اَهْوَٓاءَكُمْۙ قَدْ ضَلَلْتُ اِذًا وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُهْتَد۪ينَ ۝٥٦ قُلْ اِنّ۪ي عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَكَذَّبْتُمْ بِه۪ۜ مَا عِنْد۪ي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِه۪ۜ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِل۪ينَ ۝٥٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

56Ḳul innî nühîtü en aʿbüde-lleẕîne tedʿûne min dûni-llâh. ḳul lâ ettebiʿu ehvâeküm ḳad ḍaleltü iẕev vemâ ene mine-lmühtedîn.

Okunuş

57Ḳul innî ʿalâ beyyinetim mir rabbî vekeẕẕebtüm bih. mâ ʿindî mâ testaʿcilûne bih. ini-lḥukmü illâ lillâh. yeḳuṣṣu-lḥaḳḳa vehüve ḫayru-lfâṣilîn.

Ayet 56–57

Müşriklere de ki: “Ben sizin ilah edindiklerinize tapmam. Böyle yapmak zaten bana da size de Allah tarafından yasak edildi.”

De ki: “Ben sizin mesnetsiz, anlamsız, birilerinin çıkarına ve keyfine göre oluşturulmuş yolunuza uysaydım, o zaman sapıtmış, doğru yoldan ayrılmış cahillerden olurdum. Ben, Rabbimden gelen apaçık delillerle, sizi doğru yola davet ediyorum fakat siz O’nu reddedip yalan sayıyorsunuz. Sizin bir an önce ‘Başımıza gelsin de görelim’ diye alay ettiğiniz azabı başınıza getirmek benim elimde değildir. Onun kararını verip, zamanını belirleyecek olan Allah’tır. O, en doğru hükmü verendir ve hükmüne kimseyi de karıştırmaz.”

En’am 58–60

3 ayet

قُلْ لَوْ اَنَّ عِنْد۪ي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِه۪ لَقُضِيَ الْاَمْرُ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِالظَّالِم۪ينَ ۝٥٨ وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَٓا اِلَّا هُوَۜ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ ف۪ي ظُلُمَاتِ الْاَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ۝٥٩ وَهُوَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْ بِالَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ ف۪يهِ لِيُقْضٰٓى اَجَلٌ مُسَمًّىۚ ثُمَّ اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟ ۝٦٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

58Ḳul lev enne ʿindî mâ testaʿcilûne bihî leḳuḍiye-lʾemru beynî vebeyneküm. vellâhü aʿlemü biżżâlimîn.

Okunuş

59Veʿindehû mefâtiḥu-lgaybi lâ yaʿlemühâ illâ hû. veyaʿlemü mâ fi-lberri velbaḥr. vemâ tesḳuṭu miv veraḳatin illâ yaʿlemühâ velâ ḥabbetin fî żulümâti-lʾarḍi velâ raṭbiv velâ yâbisin illâ fî kitâbim mübîn.

Okunuş

60Vehüve-lleẕî yeteveffâküm billeyli veyaʿlemü mâ ceraḥtüm binnehâri ŝümme yebʿaŝüküm fîhi liyuḳḍâ ecelüm müsemmâ. ŝümme ileyhi merciʿuküm ŝümme yünebbiüküm bimâ küntüm taʿmelûn.

Ayet 58–60

De ki: “‘Gelsin de görelim’ dediğiniz azabı getirmek benim elimde olsaydı cezanız çoktan verilmiş, böylece aramızdaki mesele de halledilmiş olurdu fakat müşrik ve kâfirlerin ne zaman ve nasıl cezalandırılacağını en iyi Allah bilir. Çünkü gaybı bilen yalnız O’dur. O; karada, denizde ve gelecekte nelerin olacağına karar verendir, dalından düşen bir yaprak bile O’nun bilgisi dahilindedir, toprağın derinliklerine atılan bir tohum, kuru, yaş, canlı ya da ölü her şey Allah’ın bilgisinin eseri ve yasalarına tâbidir. Allah her şeyden haberdardır.

Nitekim sizi geceleyin ölü gibi uyutan ve gündüzün ne yaptığınızı, ne yapacağınızı bilen de O’dur. Belirlediği ömrü tamamlayacak olanları her sabah hayata döndürür, ölümünüzden sonra da hepiniz tıpkı uykudan uyanır gibi Rabbinize döndürüleceksiniz. İşte o zaman dünya hayatınızda Rabbinizin davetine karşı tutumunuz sizlere apaçık bildirilecek ve hak ettiklerinizle karşılaşacaksınız.”

En’am 61–62

2 ayet

وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه۪ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةًۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ ۝٦١ ثُمَّ رُدُّٓوا اِلَى اللّٰهِ مَوْلٰيهُمُ الْحَقِّۜ اَلَا لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ اَسْرَعُ الْحَاسِب۪ينَ ۝٦٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

61Vehüve-lḳâhiru fevḳa ʿibâdihî veyürsilü ʿaleyküm ḥafeżah. ḥattâ iẕâ câe eḥadekümü-lmevtü teveffethü rusülünâ vehüm lâ yüferriṭûn.

Okunuş

62Ŝümme ruddû ile-llâhi mevlâhümü-lḥaḳḳ. elâ lehü-lḥukmü vehüve esraʿu-lḥâsibîn.

Ayet 61–62

Kulları üzerinde mutlak hüküm sahibi Allah’tır ve hükümranlık yetkisi yalnızca O’na aittir. Sizden birine ölüm gelinceye kadar, Allah’ın sizin için görevlendirdiği melekler amellerinizi takip edip kayıtlarını tutarlar. Vakti gelince de canlarını alırlar. Hesap Günü ölenler diriltilip gerçek sahipleri olan Rablerinin huzurunda hesap vermek üzere toplanırlar. Allah hüküm verenlerin ve hesap görenlerin en hayırlısıdır.

En’am 63–64

2 ayet

قُلْ مَنْ يُنَجّ۪يكُمْ مِنْ ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةًۚ لَئِنْ اَنْجٰينَا مِنْ هٰذِه۪ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ ۝٦٣ قُلِ اللّٰهُ يُنَجّ۪يكُمْ مِنْهَا وَمِنْ كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ اَنْتُمْ تُشْرِكُونَ ۝٦٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

63Ḳul mey yüneccîküm min żulümâti-lberri velbaḥri tedʿûnehû teḍarruʿav veḫufyeh. lein encânâ min hâẕihî lenekûnenne mine-şşâkirîn.

Okunuş

64Ḳuli-llâhü yüneccîküm minhâ vemin külli kerbin ŝümme entüm tüşrikûn.

Ayet 63–64

Ey Peygamber! De ki: “Karada ve denizde hayati bir tehlike ile karşılaştığınızda ‘Rabbimiz! Sen bizi bu tehlikeden kurtarırsan, yemin ediyoruz ki Sana şükredip Senden başkasını ilah edinmeyeceğiz.’ diye yalvarıp yakardığınızda sizi Allah’tan başka kurtaracak olabilir mi?”

De ki: “Sizi her türlü sıkıntı ve musibetten kurtaracak olan yalnızca Allah’tır. Buna rağmen siz hâlâ O’nunla birlikte başka ilahlar mı ediniyorsunuz?”

En’am 65

1 ayet

قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلٰٓى اَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ اَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذ۪يقَ بَعْضَكُمْ بَاْسَ بَعْضٍۜ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ ۝٦٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

65Ḳul hüve-lḳâdiru ʿalâ ey yebʿaŝe ʿaleyküm ʿaẕâbem min fevḳiküm ev min taḥti ercüliküm ev yelbiseküm şiyeʿav veyüẕîḳa baʿḍaküm beʾse baʿḍ. ünżur keyfe nüṣarrifü-lʾâyâti leʿallehüm yefḳahûn.

Ayet 65

De ki: “Size gökten ve yerden felaketler göndererek, azapla kuşatma gücüne sahip olan yalnızca Allah’tır. Hak ettiğiniz takdirde sizi muhalif toplumlar halinde bölüp parçalayarak birbirinize düşürüp acılar yaşatmaya da Allah kâdirdir.” İşte Biz mesajlarımızı iyice anlayasınız diye âyetlerimizle tekrar tekrar çeşitli biçimlerde açıklıyoruz.

En’am 66–67

2 ayet

وَكَذَّبَ بِه۪ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّۜ قُلْ لَسْتُ عَلَيْكُمْ بِوَك۪يلٍۜ ۝٦٦ لِكُلِّ نَبَاٍ مُسْتَقَرٌّۘ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۝٦٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

66Vekeẕẕebe bihî ḳavmüke vehüve-lḥaḳḳ. ḳul lestü ʿaleyküm bivekîl.

Okunuş

67Likülli nebeim müsteḳarr. vesevfe taʿlemûn.

Ayet 66–67

Ey Peygamber! Senin kavmin Kur’an ile bildirilen gerçekleri yalanladı. Sen onlara de ki: “Ben sizi Allah’tan gelecek olan bir azaba karşı koruma gücüne sahip vekiliniz değilim. Unutmayın ki Allah’ın bildirdiği her haberin bir gerçekleşme zamanı vardır, zamanı geldiğinde siz de bunu öğreneceksiniz.”

En’am 68–69

2 ayet

وَاِذَا رَاَيْتَ الَّذ۪ينَ يَخُوضُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا ف۪ي حَد۪يثٍ غَيْرِه۪ۜ وَاِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرٰى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ۝٦٨ وَمَا عَلَى الَّذ۪ينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَيْءٍ وَلٰكِنْ ذِكْرٰى لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ۝٦٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

68Veiẕâ raeyte-lleẕîne yeḫûḍûne fî âyâtinâ feaʿriḍ ʿanhüm ḥattâ yeḫûḍû fî ḥadîŝin gayrih. veimmâ yünsiyenneke-şşeyṭânü felâ taḳʿud baʿde-ẕẕikrâ meʿa-lḳavmi-żżâlimîn.

Okunuş

69Vemâ ʿale-lleẕîne yetteḳûne min ḥisâbihim min şeyʾiv velâkin ẕikrâ leʿallehüm yetteḳûn.

Ayet 68–69

Âyetlerimiz hakkında ileri geri konuşanları gördüğün zaman, onlar başka konulara geçinceye kadar oradan uzaklaş. Şayet şeytan bunu yapmayı sana unutturursa hatırladıktan sonra böylesi nankör ve zalimlerle bir arada durma.

Allah’a karşı sorumluluklarının bilinciyle yaşayanlar müşrik, nankör ve zalimlerin tutumlarından sorumlu değiller, ancak onlara öğüt verip uyarmakla ve doğru olana davet etmekle mükelleftirler.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

68Nisâ 140

En’am 70

1 ayet

وَذَرِ الَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِه۪ٓ اَنْ تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْۗ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِيٌّ وَلَا شَف۪يعٌۚ وَاِنْ تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذْ مِنْهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اُبْسِلُوا بِمَا كَسَبُواۚ لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَم۪يمٍ وَعَذَابٌ اَل۪يمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ۟ ۝٧٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

70Veẕeri-lleẕîne-tteḫaẕû dînehüm leʿibev velehvev vegarrathümü-lḥayâtü-ddünyâ veẕekkir bihî en tübsele nefsüm bimâ kesebet. leyse lehâ min dûni-llâhi veliyyüv velâ şefîʿ. vein taʿdil külle ʿadlil lâ yüʾḫaẕ minhâ. ülâike-lleẕîne übsilû bimâ kesebû. lehüm şerâbüm min ḥamîmiv veʿaẕâbün elîmüm bimâ kânû yekfürûn.

Ayet 70

Ey Peygamber! Sen bu dünya hayatının geçici zevklerine, kendini tamamen kaptırıp da, bunu hayat tarzı haline getiren ve Allah’ın davetine sırt dönüp, onu oyun eğlence konusu yapanları Kur’an’la uyarıp başlarına gelecekleri de hatırlattıktan sonra kendi hallerine bırak. Şunu iyi bilsinler ki, şirkleri, küfürleri ve zulümleri sebebi ile Allah’ın azabını hak ettiklerinde, kendilerini Allah’a karşı koruyabilecek bir dost ve şefaatçi bulamazlar, Allah’ın azabından hiçbir güç onları kurtaramaz, orada fidye kabul edilmez. Bunlar yapıp ettiklerinin ve yapmaları gerekirken de yapmadıklarının hesabını, azabın pençesine düşerek verecekler. Onlara cehennemde kaynar sudan bir içecek vardır. Allah’a nankörlük edip, şirk koşmanın cezası pek şiddetlidir.

En’am 71–72

2 ayet

قُلْ اَنَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلٰٓى اَعْقَابِنَا بَعْدَ اِذْ هَدٰينَا اللّٰهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاط۪ينُ فِي الْاَرْضِ حَيْرَانَۖ لَهُٓ اَصْحَابٌ يَدْعُونَهُٓ اِلَى الْهُدَى ائْتِنَاۜ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰىۜ وَاُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ۝٧١ وَاَنْ اَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّقُوهُۜ وَهُوَ الَّذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ۝٧٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

71Ḳul enedʿû min dûni-llâhi mâ lâ yenfeʿunâ velâ yeḍurrunâ venüraddü ʿalâ aʿḳâbinâ baʿde iẕ hedâne-llâhü kelleẕi-stehvethü-şşeyâṭînü fi-lʾarḍi ḥayrân. lehû aṣḥâbüy yedʿûnehû ile-lhüde-ʾtinâ. ḳul inne hüde-llâhi hüve-lhüdâ. veümirnâ linüslime lirabbi-lʿâlemîn.

Okunuş

72Veen eḳîmu-ṣṣalâte vetteḳûh. vehüve-lleẕî ileyhi tuḥşerûn.

Ayet 71–72

De ki: “Bizi yaratıp bunca nimetlerle donatan ve yaratılış sebebimizle birlikte nasıl yaşamamız gerektiğini bildiren, Allah’ın daveti dururken insana hiçbir yararı dokunamayacak ilahlaştırılmış kimselerin uydurdukları hayat nizamlarına mı uyalım? Allah’ın rehberliği yegâne rehberliktir.

Allah bize doğru yolu bildirmişken, şimdi tutup da şeytanların ayarttığı kimselerin peşine düşüp, gerçeklerden yüz çevirip topuklarımız üzerinde gerisin geriye dönerek cehenneme doğru koşan ahmaklar gibi mi olalım?”

De ki: “Tek doğru yol Allah’ın gösterdiği yoldur. Bizler âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim olup, namazı hakkını vererek bilinçle kılmak ve böylece hidayet üzere yaşamakla emrolunduk. Hepimiz sonunda O’nun huzurunda toplanıp dünyadaki hayatımızı kime ve neye göre yaşadığımızdan hesaba çekileceğiz.”

En’am 73

1 ayet

وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ وَيَوْمَ يَقُولُ كُنْ فَيَكُونُۜ قَوْلُهُ الْحَقُّۜ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِۜ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ ۝٧٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

73Vehüve-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa bilḥaḳḳ. veyevme yeḳûlü kün feyekûn. ḳavlühü-lḥaḳḳ. velehü-lmülkü yevme yünfeḫu fi-ṣṣûr. ʿâlimü-lgaybi veşşehâdeh. vehüve-lḥakîmü-lḫabîr.

Ayet 73

Allah gökleri, yeri ve arasındakileri insan için, insanı da yeryüzünde kurallarını Allah’ın belirlediği bir hayat nizamı kurması ve ona teslim olarak yaşaması için yaratmıştır.

Allah bir şeyi yaratmaya karar verdiğinde ona yalnızca “Ol” der ve o da Allah’ın belirlediği yasaların sınırları içerisinde hemen oluş sürecine girerek oluverir. O’nun sözü haktır ve derhal yerine getirilir. Yarattıkları içinde insandan başkasına, Rablerinin emir ve tekliflerine itiraz edip, hayır deme iradesi verilmemiştir.

İnsanların diriltilmeleri için Sûr’a üfürülüp de, hesap süreci başladığında yine hükümranlık ve hüküm yetkisi yalnızca Allah’a aittir. O, insanın gördüğü, göremediği, bildiği ve bilemediği her şeyin iç yüzünü en iyi bilen ve her şeyden haberi olandır. İşte o Hesap Günü insan bu gerçeklerle yüz yüze gelecektir.

En’am 74

1 ayet

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ لِاَب۪يهِ اٰزَرَ اَتَتَّخِذُ اَصْنَامًا اٰلِهَةًۚ اِنّ۪ٓي اَرٰيكَ وَقَوْمَكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ۝٧٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

74Veiẕ ḳâle ibrâhîmü liebîhi âzera etetteḫiẕü aṣnâmen âliheten. innî erâke veḳavmeke fî ḍalâlim mübîn.

Ayet 74

Vaktiyle İbrahim, babası Azer’e, “Sen insanların putlaştırdıkları kimseleri ilah edinip onların nizamlarına uymayı doğru mu sanıyorsun? Gerçek şu ki, sen ve halkın böyle yaparak apaçık bir sapıklık içinde yaşıyorsunuz.” demişti.

En’am 75

1 ayet

وَكَذٰلِكَ نُر۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ مَلَكُوتَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِن۪ينَ ۝٧٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

75Vekeẕâlike nürî ibrâhîme melekûte-ssemâvâti velʾarḍi veliyekûne mine-lmûḳinîn.

Ayet 75

İbrahim, Allah’ın göklerdeki ve yerdeki yarattıkları üzerindeki hükümranlığını ve kurduğu nizamın mükemmelliğini düşünerek O’nun ilmine, gücüne ve davetine yürekten teslim oldu. Böylece Allah da İbrahim’in gerçeği kavrayışını güçlendirdi.

En’am 76–79

4 ayet

فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ الَّيْلُ رَاٰ كَوْكَبًاۚ قَالَ هٰذَا رَبّ۪يۚ فَلَمَّٓا اَفَلَ قَالَ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ ۝٧٦ فَلَمَّا رَاَ الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هٰذَا رَبّ۪يۚ فَلَمَّٓا اَفَلَ قَالَ لَئِنْ لَمْ يَهْدِن۪ي رَبّ۪ي لَاَكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّٓالّ۪ينَ ۝٧٧ فَلَمَّا رَاَ الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هٰذَا رَبّ۪ي هٰذَٓا اَكْبَرُۚ فَلَمَّٓا اَفَلَتْ قَالَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ ۝٧٨ اِنّ۪ي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذ۪ي فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ حَن۪يفًا وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۚ ۝٧٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

76Felemmâ cenne ʿaleyhi-lleylü raâ kevkebâ. ḳâle hâẕâ rabbî. felemmâ efele ḳâle lâ üḥibbü-lʾâfilîn.

Okunuş

77Felemmâ rae-lḳamera bâzigan ḳâle hâẕâ rabbî. felemmâ efele ḳâle leil lem yehdinî rabbî leekûnenne mine-lḳavmi-ḍḍâllîn.

Okunuş

78Felemmâ rae-şşemse bâzigaten ḳâle hâẕâ rabbî hâẕâ ekber. felemmâ efelet ḳâle yâ ḳavmi innî berîüm mimmâ tüşrikûn.

Okunuş

79İnnî veccehtü vechiye lilleẕî feṭara-ssemâvâti velʾarḍa ḥanîfev vemâ ene mine-lmüşrikîn.

Ayet 76–79

Gece karanlık basıp da gökyüzünde yıldızlar ortaya çıkınca İbrahim, çevresindeki yıldızlara bakarak onların görüntülerinden, hareketlerinden anlamlar çıkarıp yıldızları kutsayanlara dedi ki: “Demek benim Rabbim (Sahibim) bunlar öyle mi? Dolayısıyla neyi nasıl yapacağıma onlara bakarak karar vereceğim, davranışlarımı ona göre mi düzenleyeceğim?”

Gündüz yıldızlar kaybolunca da, çevresindekilere: “Ben kaybolup, yok olan şeyleri sevmem. Bunlardan Rab olmaz.” dedi. Sonra gökyüzünde ay çıkınca yıldızı, ayı, güneşi kutsayıp, onlardan medet uman kimselere bu anlayışın saçmalığını anlatıp açıklamak için, “Bu ay, yıldızdan daha büyük olduğuna göre asıl Rabbimiz bu olsa gerek.” dedi ve çevresinde bulunanlara dönüp “Rabbim bana gerçeği gösterip, doğru olanı bildirmeseydi ben de sizler gibi yanlışın içinde debelenip bunları Rab edinecektim.” dedi.

Sonra da çevresindekilere güneşi göstererek, “Bu, diğerlerinden daha büyük ve daha da parlak! Ne yani, şimdi kalkıp da Rabbimiz onlar değil de bu mu diyeceğiz? Gördüğünüz gibi bu da batıp gözden kaybolacak.” diyerek kavmini akıllarını kullanıp düşünmeye davet ederek, “Ey kavmim! Ben sizin Allah’tan başka kendisine ilahlık yakıştırıp da O’na ortak koştuklarınızdan tamamen uzağım. Ben yüzümü böylesi bâtıl olan şeylerden Allah’a çevirdim, yeri ve gökleri yaratan Allah’tan başka gerçek Rab ve ilah yoktur.” dedi.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

77Zuhruf 27

İlgili ayetler

78Şuarâ 75

İlgili ayetler

79Bakara 135

En’am 80–82

3 ayet

وَحَٓاجَّهُ قَوْمُهُۜ قَالَ اَتُحَٓاجُّٓونّ۪ي فِي اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينِۜ وَلَٓا اَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ رَبّ۪ي شَيْـًٔاۜ وَسِعَ رَبّ۪ي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًاۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ۝٨٠ وَكَيْفَ اَخَافُ مَٓا اَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ اَنَّكُمْ اَشْرَكْتُمْ بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًاۜ فَاَيُّ الْفَر۪يقَيْنِ اَحَقُّ بِالْاَمْنِۚ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَۢ ۝٨١ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُٓوا ا۪يمَانَهُمْ بِظُلْمٍ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْاَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ۟ ۝٨٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

80Veḥâccehû ḳavmüh. ḳâle etüḥâccûnnî fi-llâhi veḳad hedân. velâ eḫâfü mâ tüşrikûne bihî illâ ey yeşâe rabbî şeyʾâ. vesiʿa rabbî külle şeyʾin ʿilmâ. efelâ teteẕekkerûn.

Okunuş

81Vekeyfe eḫâfü mâ eşraktüm velâ teḫâfûne enneküm eşraktüm billâhi mâ lem yünezzil bihî ʿaleyküm sülṭânâ. feeyyü-lferîḳayni eḥaḳḳu bilʾemn. in küntüm taʿlemûn.

Okunuş

82Elleẕîne âmenû velem yelbisû îmânehüm biżulmin ülâike lehümü-lʾemnü vehüm mühtedûn.

Ayet 80–82

Bunun üzerine kavmi, İbrahim ile tartışmaya başladı. İbrahim de onlara şöyle dedi: “Rabbim beni yaratılışımızın sebebi olan doğru yola iletmişken, siz kalkmış benimle tartışıyorsunuz. Ben sizin Allah’tan başka ilahlık yakıştırdıklarınızdan korkmuyorum. Rabbim dilemedikçe hiç kimse bana zarar veremez, Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. O, her şeyi görüp gözetendir. Sizler hiçbir delile dayanmadan düzmece ilahlar edinip Allah’a ortak koşmaktan korkmazken ben neden sizin ortak koştuklarınızdan korkacakmışım? Şimdi söyleyin bakalım iki taraftan hangisi korkudan emin olmak bakımından kendisini daha güvende hissetmeli, siz mi yoksa ben mi?”

Şüphesiz, Allah’a yürekten iman edip, imanlarına şirk ve küfür karıştırmayan kimseler güvende olmayı hak etmişlerdir. Çünkü bunlar doğru yolda olanlardır.

En’am 83–89

7 ayet

وَتِلْكَ حُجَّتُنَٓا اٰتَيْنَاهَٓا اِبْرٰه۪يمَ عَلٰى قَوْمِه۪ۜ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ اِنَّ رَبَّكَ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ ۝٨٣ وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ كُلًّا هَدَيْنَاۚ وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ وَمِنْ ذُرِّيَّتِه۪ دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ وَاَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسٰى وَهٰرُونَۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَۙ ۝٨٤ وَزَكَرِيَّا وَيَحْيٰى وَع۪يسٰى وَاِلْيَاسَۜ كُلٌّ مِنَ الصَّالِح۪ينَۙ ۝٨٥ وَاِسْمٰع۪يلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًاۜ وَكُلًّا فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ ۝٨٦ وَمِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَاِخْوَانِهِمْۚ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ۝٨٧ ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْد۪ي بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَلَوْ اَشْرَكُوا لَحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ۝٨٨ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَۚ فَاِنْ يَكْفُرْ بِهَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بِكَافِر۪ينَ ۝٨٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

83Vetilke ḥuccetünâ âteynâhâ ibrâhîme ʿalâ ḳavmih. nerfeʿu deracâtim men neşâʾ. inne rabbeke ḥakîmün ʿalîm.

Okunuş

84Vevehebnâ lehû isḥâḳa veyaʿḳûb. küllen hedeynâ. venûḥan hedeynâ min ḳablü vemin ẕürriyyetihî dâvûde vesüleymâne veeyyûbe veyûsüfe vemûsâ vehârûn. vekeẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

Okunuş

85Vezekeriyyâ veyaḥyâ veʿîsâ veilyâs. küllüm mine-ṣṣâliḥîn.

Okunuş

86Veismâʿîle velyeseʿa veyûnüse velûṭâ. veküllen feḍḍalnâ ʿale-lʿâlemîn.

Okunuş

87Vemin âbâihim veẕürriyyâtihim veiḫvânihim. vectebeynâhüm vehedeynâhüm ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.

Okunuş

88Ẕâlike hüde-llâhi yehdî bihî mey yeşâü min ʿibâdih. velev eşrakû leḥabiṭa ʿanhüm mâ kânû yaʿmelûn.

Okunuş

89Ülâike-lleẕîne âteynâhümü-lkitâbe velḥukme vennübüvveh. feiy yekfür bihâ hâülâi feḳad vekkelnâ bihâ ḳavmel leysû bihâ bikâfirîn.

Ayet 83–89

İşte bunlar, kavmine doğru olanı düşündürmesi ve ona davet etmesi için İbrahim’e vahyettiğimiz âyetlerimizdir.

Biz dilediğimiz takdirde layık gördüklerimizin ilmini artırır, kavrayışını güçlendirip yüksek derecelerle ödüllendiririz. İşte bu yüzden İbrahim’e evlat olarak İshak’ı, ardından da torunu Yakub’u armağan ettik. Daha önce Nûh’u ilettiğimiz doğru yola onları da ilettik ve insanları doğru yola çağıran nebî ve resûller kıldık. Ayrıca İbrahim’in soyuna dayanan Davud, Süleyman, Eyyub, Yusuf ve Musa ile Harun’a da bu peygamberlik nimetini bahşettik.

Biz, Allah’a yürekten yönelip teslim olanları işte böyle ödüllendiririz. Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibi, her şeyi hakkıyla bilendir.

Zekeriyya, Yahya, İsa, İlyas, İsmail, Elyasa, Yunus ve Lût da insanları Allah yoluna davet eden elçilerimizdi. Hepsi erdemli, faziletli, görevlerini canla başla yerine getiren güzel insanlardı. Onları bu vasıflarından dolayı diğer insanlardan üstün saydık. Dahası onların çocuklarından ve kardeşlerinden layık gördüklerimize de peygamberlik bahşedip Kitap ve hikmet vererek seçkin kullarımız arasına kattık.

Allah’ın rehberliği işte böyledir, kim Allah’ı rehber edinirse Allah da onu doğru yoluna iletir ve ödüllendirir. Şayet onlar Allah’tan başka Rab ve ilah edinmiş olsalardı, böyle ödüllere layık görülmez, iyilik adına yaptıkları da boşa giderdi.

Şimdi ey Peygamber! Kavmin senin peygamberliğini ve Allah adına yapmakta olduğun daveti reddeder ve yüz çevirirlerse Biz de onların yerine davetimize sarılan ve Peygamber’i yalanlamayan bir topluluk getiririz.

En’am 90

1 ayet

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ هَدَى اللّٰهُ فَبِهُدٰيهُمُ اقْتَدِهْۜ قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًاۜ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْعَالَم۪ينَ۟ ۝٩٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

90Ülâike-lleẕîne hede-llâhü febihüdâhümu-ḳtedih. ḳul lâ esʾelüküm ʿaleyhi ecrâ. in hüve illâ ẕikrâ lilʿâlemîn.

Ayet 90

Ey Peygamber! Sen de, peygamberlik bahşedip doğru yola rehberlikle görevlendirdiğimiz elçilerimizin yolunu izle ve de ki: “Ben Allah adına Kur’an ile yapmakta olduğum davet için sizden hiçbir karşılık beklemiyorum. Hiç şüphesiz bu Kur’an, bütün insanlık için ilahi bir uyarı, öğüt, şeref ve onur kaynağıdır.”

En’am 91

1 ayet

وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ٓ اِذْ قَالُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى بَشَرٍ مِنْ شَيْءٍۜ قُلْ مَنْ اَنْزَلَ الْكِتَابَ الَّذ۪ي جَٓاءَ بِه۪ مُوسٰى نُورًا وَهُدًى لِلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاط۪يسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَث۪يرًاۚ وَعُلِّمْتُمْ مَا لَمْ تَعْلَمُٓوا اَنْتُمْ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬كُمْۜ قُلِ اللّٰهُۙ ثُمَّ ذَرْهُمْ ف۪ي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ ۝٩١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

91Vemâ ḳaderü-llâhe ḥaḳḳa ḳadrihî iẕ ḳâlû mâ enzele-llâhü ʿalâ beşerim min şeyʾ. ḳul men enzele-lkitâbe-lleẕî câe bihî mûsâ nûrav vehüdel linnâsi tecʿalûnehû ḳarâṭîse tübdûnehâ vetuḫfûne keŝîrâ. veʿullimtüm mâ lem taʿlemû entüm velâ âbâüküm. ḳuli-llâhü ŝümme ẕerhüm fî ḫavḍihim yelʿabûn.

Ayet 91

Allah’a karşı sorumluluklarının neler olduğunu öğrenmek ve O’nu yeterince tanımak istemeyen bir kısım Yahudiler: “Allah hiçbir insana vahyedip kitap indirmemiştir.” dediler. Sen onlara de ki: “Peki Musa’nın insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, bir rehber olmak üzere getirip de, atalarınızın bir kısmını kâğıtlara yazıp bir kısmını gizlediği, zaman zaman da işine gelenleri halka açıkladığı kitaba ne diyeceksiniz? Hâlbuki onda sizlerin de atalarınızın da bilmediği birçok gerçek açıklanmıştı.”

Sen onlara Allah’ın Musa’ya da vahyedip kitap verdiğini söyle ve sonra da kendi hallerine bırak, asılsız iddialar ve boş laflarla bataklıklarında debelenip dursunlar.

En’am 92

1 ayet

وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِه۪ وَهُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ۝٩٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

92Vehâẕâ kitâbün enzelnâhü mübâraküm müṣaddiḳu-lleẕî beyne yedeyhi velitünẕira ümme-lḳurâ vemen ḥavlehâ. velleẕîne yüʾminûne bilʾâḫirati yüʾminûne bihî vehüm ʿalâ ṣalâtihim yüḥâfiżûn.

Ayet 92

Bu Kur’an, kendisinden önce indirdiğimiz ilahi kitaplardan geride kalan gerçekleri tasdik eden ve şehirlerin de anası olan Mekke ile etrafındakileri ve tüm insanları uyarıp yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamaya davet etmek için sana indirdiğimiz ilahi bir kitaptır. Âhirete inananlar bu kitaba da inanırlar, böylece Allah’a itaat edip, namazlarını da kılarlar.

İlgili ayetler

En’am 93

1 ayet

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ قَالَ اُو۫حِيَ اِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ اِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَنْ قَالَ سَاُنْزِلُ مِثْلَ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُۜ وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ ف۪ي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَاسِطُٓوا اَيْد۪يهِمْۚ اَخْرِجُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ اٰيَاتِه۪ تَسْتَكْبِرُونَ ۝٩٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

93Vemen ażlemü mimmeni-fterâ ʿale-llâhi keẕiben ev ḳâle ûḥiye ileyye velem yûḥa ileyhi şeyʾüv vemen ḳâle seünzilü miŝle mâ enzele-llâh. velev terâ iẕi-żżâlimûne fî gamerâti-lmevti velmelâiketü bâsiṭû eydîhim. aḫricû enfüseküm. elyevme tüczevne ʿaẕâbe-lhûni bimâ küntüm teḳûlûne ʿale-llâhi gayra-lḥaḳḳi veküntüm ʿan âyâtihî testekbirûn.

Ayet 93

Allah hakkında yalan uyduran, uydurduğu yalanı Allah’a isnat eden, yalan yere bana da vahyediliyor diyenden, yahut “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de söyleyebilirim.” diyenden daha sapık, cahil ve zalim kim olabilir? Ölüm melekleri bunların yakalarına yapışıp da, “Haydi bakalım, elinizden geliyorsa canlarınızı kurtarın da görelim. Bugün Allah’a ettiğiniz iftira ve âyetlerine karşı takındığınız kibirli tavırlarınızdan dolayı alçaltıcı bir azaba uğratılacaksınız.” dediklerinde ne hale geldiklerini bir görmelisin.

En’am 94

1 ayet

وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادٰى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَٓاءَ ظُهُورِكُمْۚ وَمَا نَرٰى مَعَكُمْ شُفَعَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ اَنَّهُمْ ف۪يكُمْ شُرَكٰٓؤُ۬اۜ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ۟ ۝٩٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

94Veleḳad ciʾtümûnâ fürâdâ kemâ ḫalaḳnâküm evvele merrativ veteraktüm mâ ḫavvelnâküm verâe żuhûriküm. vemâ nerâ meʿaküm şüfeʿâekümü-lleẕîne zaʿamtüm ennehüm fîküm şürakâʾ. leḳat teḳaṭṭaʿa beyneküm veḍalle ʿanküm mâ küntüm tezʿumûn.

Ayet 94

Allah Hesap Günü onlara şöyle diyecek: “İşte sizi ilk yarattığımızda olduğu gibi Bize yapayalnız geldiniz, dünyada iken size bahşettiğimiz her şeyi geride bıraktınız. Allah’tan başka ilah edinip peşine düştükleriniz de yok olup gittiler, o yardımını umduklarınız sizi terk ettiler.”

En’am 95

1 ayet

اِنَّ اللّٰهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوٰىۜ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ۝٩٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

95İnne-llâhe fâliḳu-lḥabbi vennevâ. yuḫricü-lḥayye mine-lmeyyiti vemuḫricü-lmeyyiti mine-lḥayy. ẕâlikümü-llâhü feennâ tüʾfekûn.

Ayet 95

Sizler tohumu ve çekirdeği çatlatıp yaranın, filizlendirip yetiştirenin, ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkaranın Allah olduğunu görüp, bilecek özelliklerle donatılıp yaratılmışken nasıl olur da, Allah’ın davetinden yüz çevirirsiniz ve O’nu bırakıp kendileri de yaratılmış olanları Rab ve ilah edinirsiniz?

En’am 96

1 ayet

فَالِقُ الْاِصْبَاحِۚ وَجَعَلَ الَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًاۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ ۝٩٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

96Fâliḳu-lʾiṣbâḥ. veceʿale-lleyle sekenev veşşemse velḳamera ḥusbânâ. ẕâlike taḳdîru-lʿazîzi-lʿalîm.

Ayet 96

Karanlığı yarıp tan yerini ağartan, geceyi sizler için dinlenme vakti kılan, güneşi ve ayı belirlediği bir hesaba göre yörüngesinde döndüren, nizamlarını kurup yasalara bağlayan ve hizmetinize sunan Allah dururken, hiçbir bilgiye, delile dayanmadan, O’ndan başkasını nasıl olur da hayatınız üzerinde yetkili kılarsınız?

En’am 97

1 ayet

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُوا بِهَا ف۪ي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ۝٩٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

97Vehüve-lleẕî ceʿale lekümü-nnücûme litehtedû bihâ fî żulümâti-lberri velbaḥr. ḳad feṣṣalne-lʾâyâti liḳavmiy yaʿlemûn.

Ayet 97

Dahası, karada ve denizde, gecenin karanlığında yolunuzu bulmaya çalıştığınız yıldızları yaratıp yerleştiren de Allah’tır. Biz sınırsız ilmimizi ve kudretimizi akledesiniz diye bu misalleri vermekteyiz.

O halde bunları görüp aklınızı kullanarak Allah’ın davetine yönelmeniz gerekmez mi?

İlgili ayetler

En’am 98

1 ayet

وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْشَاَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌۜ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ ۝٩٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

98Vehüve-lleẕî enşeeküm min nefsiv vâḥidetin femüsteḳarruv vemüstevdaʿ. ḳad feṣṣalne-lʾâyâti liḳavmiy yefḳahûn.

Ayet 98

Allah sizi ilkin tek bir can, tek bir özden yarattı, hepinizin mayası, özü aynıdır. Daha sonra da sizleri bir süreliğine geçici bir mekân olan dünyaya yerleştirdi. Yaratılış sebebiniz ve nasıl yaşamanız gerektiğini Peygamber ve kitaplarla da apaçık bildirdi.

En’am 99

1 ayet

وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًاۚ وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ اُنْظُرُٓوا اِلٰى ثَمَرِه۪ٓ اِذَٓا اَثْمَرَ وَيَنْعِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ۝٩٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

99Vehüve-lleẕî enzele mine-ssemâi mââ. feaḫracnâ bihî nebâte külli şeyʾin feaḫracnâ minhü ḫaḍiran nuḫricü minhü ḥabbem müterâkibâ. vemine-nnaḫli min ṭalʿihâ ḳinvânün dâniyetüv vecennâtim min aʿnâbiv vezzeytûne verrummâne müştebihev vegayra müteşâbih.-nżurû ilâ ŝemerihî iẕâ eŝmera veyenʿih. inne fî ẕâliküm leâyâtil liḳavmiy yüʾminûn.

Ayet 99

Gökten yağmuru indirip onunla her türlü bitkiyi yetiştiren, çimenleri yeşerten, bağı bahçeyi, hurma, nar, zeytini ve bunlara benzeyen, benzemeyen, tadı, lezzeti birbirinden farklı meyveleri size ikram eden Allah’tır. Allah’ı layıkıyla kavramak isteyenlerin bunlardan alacağı dersler vardır.

En’am 100

1 ayet

وَجَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَ الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُوا لَهُ بَن۪ينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يَصِفُونَ۟ ۝١٠٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

100Veceʿalû lillâhi şürakâe-lcinne veḫaleḳahüm veḫaraḳû lehû benîne vebenâtim bigayri ʿilm. sübḥânehû veteʿâlâ ʿammâ yeṣifûn.

Ayet 100

Allah’ın ilminin ve kudretinin yüceliği bu kadar açık görülüp, anlaşılır olmasına rağmen yine de birtakım insanlar, kendileri gibi yaratılmış kimseleri yahut bir kısım görünmez varlıklardan olan cinleri ve melekleri, Allah’la birlikte ilah edinip O’na ortak koşmaktan geri durmuyorlar.

Allah erkeğiyle, kadınıyla, insanları, cinleri ve melekleri de yaratandır, hiçbir şey O’na denk değildir. Allah asla çocuk edinmemiştir. O, müşriklerin ve kâfirlerin bu yakıştırmalarından münezzehtir.

İlgili ayetler

En’am 101–103

3 ayet

بَد۪يعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَنّٰى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌۜ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ۝١٠١ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌ ۝١٠٢ لَا تُدْرِكُهُ الْاَبْصَارُۘ وَهُوَ يُدْرِكُ الْاَبْصَارَۚ وَهُوَ اللَّط۪يفُ الْخَب۪يرُ ۝١٠٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

101Bedîʿu-ssemâvâti velʾarḍ. ennâ yekûnü lehû veledüv velem tekül lehû ṣâḥibeh. veḫaleḳa külle şeyʾ. vehüve bikülli şeyʾin ʿalîm.

Okunuş

102Ẕâlikümü-llâhü rabbüküm. lâ ilâhe illâ hû. ḫâliḳu külli şeyʾin faʿbüdûh. vehüve ʿalâ külli şeyʾiv vekîl.

Okunuş

103Lâ tüdrikühü-lʾebṣâr. vehüve yüdrikü-lʾebṣâr. vehüve-lleṭîfü-lḫabîr.

Ayet 101–103

Allah gökleri ve yeri mükemmel bir biçimde yaratıp, nizamlarını kurup, yasalarına bağlı yaşatmaktadır. O’nun ilmi ve kudreti sınırsızdır. Allah’ın ne yardıma ne ortağa ne de eşe ve çocuk edinmeye ihtiyacı yoktur. O, her şeyin tek doğrusunu bilendir. İşte Rabbiniz olan Allah budur ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur. O halde yalnız O’na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir.

Her şeyi yaratan, rızıklarını veren, yaşatan, görüp gözeten Allah’tır. Hiçbir beşerî göz, Allah’ı görebilme özelliği ile yaratılmamıştır. O, bu gözlerle görülemez fakat O, her şeyi görüp gözetir. Allah’ın mahiyeti kavranamaz, O her türlü tasavvurun üstündedir. Akıl O’nun ilminin ve kudretinin sınırsızlığını idrak eder ama zatını kuşatıp, çevreleyemez. Allah her şeyin özünü bilen, ilmiyle her şeyi kuşatandır.

En’am 104

1 ayet

قَدْ جَٓاءَكُمْ بَصَٓائِرُ مِنْ رَبِّكُمْۚ فَمَنْ اَبْصَرَ فَلِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ عَمِيَ فَعَلَيْهَاۜ وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِحَف۪يظٍ ۝١٠٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

104Ḳad câeküm beṣâiru mir rabbiküm. femen ebṣara felinefsih. vemen ʿamiye feʿaleyhâ. vemâ ene ʿaleyküm biḥafîż.

Ayet 104

Ey insanlar! Rabbinizden size yaratılış sebebinizi açıklayan bu ilahi kitap gönderilmiştir ve size okunanları, söylenenleri anlayıp kavrayabilmeniz için akıl, hissedebilecek gönül, duyacak kulak ve görecek gözle birlikte basiret bahşetmiştir.

Kim gerçekleri görür, duyar, akleder, davet edildiği doğru yola yönelirse, kendi lehine, hayrına bir iş yapmış olur. Kim de gerçeklere gözlerini, kulaklarını ve gönlünü kapatıp, aklını işletmeyip, inkâr ederse kendi zararına bir iş yapmış olur.

Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Ben sizi zorla gerçeklere inandırmak için başınıza dikilmiş bir bekçi değilim.”

İlgili ayetler

En’am 105–107

3 ayet

وَكَذٰلِكَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ وَلِيَقُولُوا دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ۝١٠٥ اِتَّبِعْ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِك۪ينَ ۝١٠٦ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَٓا اَشْرَكُواۜ وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَف۪يظًاۚ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَك۪يلٍ ۝١٠٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

105Vekeẕâlike nüṣarrifü-lʾâyâti veliyeḳûlû deraste velinübeyyinehû liḳavmiy yaʿlemûn.

Okunuş

106İttebiʿ mâ ûḥiye ileyke mir rabbik. lâ ilâhe illâ hû. veaʿriḍ ʿani-lmüşrikîn.

Okunuş

107Velev şâe-llâhü mâ eşrakû. vemâ ceʿalnâke ʿaleyhim ḥafîżâ. vemâ ente ʿaleyhim bivekîl.

Ayet 105–107

Biz böylece âyetlerimizi çeşitli biçimlerde ve çok yönlü açıklıyoruz. Müşrikler bunlar üzerinde akıllarını kullanıp düşünecekleri yerde, “Bunları kendin gibi bir kısım insanlardan öğrenmişsin.” diyorlar. Sen onlara aldırma! Âyetlerimizi yaratılışlarının sebebini düşünen ve ona uygun yaşamak isteyenler için ayrıntılı olarak açıklıyoruz. Sen Rabbinden indirilene uy, O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Müşriklerden de yüz çevir.

Ey Peygamber! Onların inatla davete karşı çıkmaları seni üzmesin. Allah insanları hak ve bâtıl olanı seçme konusunda irade verip imtihan etmek üzere yaratmamış olsaydı, hiç kimse Allah’tan başkasını Rab ve ilah edinemez, O’na şirk koşamazdı.

Biz seni de insanları zorla inandırmak için başlarına muhafız olarak dikmedik. Sen onların vekili de değilsin.

İlgili ayetler

En’am 108

1 ayet

وَلَا تَسُبُّوا الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَيَسُبُّوا اللّٰهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍۜ كَذٰلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ اُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّهِمْ مَرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ۝١٠٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

108Velâ tesübbü-lleẕîne yedʿûne min dûni-llâhi feyesübbü-llâhe ʿadvem bigayri ʿilm. keẕâlike zeyyennâ likülli ümmetin ʿamelehüm ŝümme ilâ rabbihim merciʿuhüm feyünebbiühüm bimâ kânû yaʿmelûn.

Ayet 108

Ey mü’minler! Siz müşriklerin Allah’la birlikte başka ilah edinip de, yardım umarak peşlerinden gittiklerine sövmeyin ki onlar da size öfkelenip, cahillik ederek Allah’a sövmeye kalkmasınlar.

Her topluma, yaşamayı tercih edip vazgeçmek istemediği nizam ile ahlak sevimli gözükür. Sonunda Rablerinin huzurunda toplanıp tercihlerinden hesaba çekilecekler, o zaman Allah da onları hak ettikleri ile karşılaştıracak.

İlgili ayetler

En’am 109–110

2 ayet

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَٓاءَتْهُمْ اٰيَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَاۜ قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْۙ اَنَّهَٓا اِذَا جَٓاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ ۝١٠٩ وَنُقَلِّبُ اَفْـِٔدَتَهُمْ وَاَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِه۪ٓ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ۟ ۝١١٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

109Veaḳsemû billâhi cehde eymânihim lein câethüm âyetüh leyüʾminünne bihâ. ḳul inneme-lʾâyâtü ʿinde-llâhi vemâ yüşʿiruküm ennehâ iẕâ câet lâ yüʾminûn.

Okunuş

110Venüḳallibü efʾidetehüm veebṣârahüm kemâ lem yüʾminû bihî evvele merrativ veneẕeruhüm fî ṭugyânihim yaʿmehûn.

Ayet 109–110

Müşrikler şayet kendilerine mucize gösterilirse, senin peygamberliğine ve Kur’an’ın Allah’tan gönderilmekte olan ilahi bir kitap olduğuna inanacaklarına dair Allah’a yemin ediyorlar. Sen onlara de ki: “Mucize göstermek Allah’ın elindedir.”

Fakat Allah çok iyi biliyor ve siz de biliyorsunuz ki ey mü’minler! “Onların istedikleri tüm mucizeler gösterilse onlar yine inanmaz ve davet edildiklerine yönelmezler. Biz de onların ikiyüzlülükleri, azgınlıkları, nankörlükleri sebebiyle kalplerini ve gözlerini perdeler, körce ileri geri yalpa yapar halde kendi bataklıklarında bırakırız.”

En’am 111

1 ayet

وَلَوْ اَنَّنَا نَزَّلْنَٓا اِلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتٰى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلًا مَا كَانُوا لِيُؤْمِنُٓوا اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ ۝١١١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

111Velev ennenâ nezzelnâ ileyhimü-lmelâikete vekellemehümü-lmevtâ veḥaşernâ ʿaleyhim külle şeyʾin ḳubülem mâ kânû liyüʾminû illâ ey yeşâe-llâhü velâkinne ekŝerahüm yechelûn.

Ayet 111

Biz şirk ve küfrün batağından çıkmayı göze alamayanlara melekleri indirsek, ölüleri konuştursak ve her türlü mucizeyi de önlerine sersek Allah adına yapılan davete karşı kör ve sağır gibi davranırlar. Allah onların ilahi nizam ile yaşamaya layık olmadıklarını bilmektedir. Fakat onlar bu gerçeği de idrak edemezler.

İlgili ayetler

En’am 112–114

3 ayet

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاط۪ينَ الْاِنْسِ وَالْجِنِّ يُوح۪ي بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًاۜ وَلَوْ شَٓاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ ۝١١٢ وَلِتَصْغٰٓى اِلَيْهِ اَفْـِٔدَةُ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا مَا هُمْ مُقْتَرِفُونَ ۝١١٣ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْتَغ۪ي حَكَمًا وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ اِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلًاۜ وَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ اَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَ ۝١١٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

112Vekeẕâlike ceʿalnâ likülli nebiyyin ʿadüvven şeyâṭîne-lʾinsi velcinni yûḥî baʿḍuhüm ilâ baʿḍin zuḫrufe-lḳavli gurûrâ. velev şâe rabbüke mâ feʿalûhü feẕerhüm vemâ yefterûn.

Okunuş

113Velitaṣgâ ileyhi efʾidetü-lleẕîne lâ yüʾminûne bilʾâḫirati veliyerḍavhü veliyaḳterifû mâ hüm muḳterifûn.

Okunuş

114Efegayra-llâhi ebtegî ḥakemev vehüve-lleẕî enzele ileykümü-lkitâbe müfeṣṣalâ. velleẕîne âteynâhümü-lkitâbe yaʿlemûne ennehû münezzelüm mir rabbike bilḥaḳḳi felâ tekûnenne mine-lmümterîn.

Ayet 112–114

Kendilerini şeytanın akıl çelen yaldızlı, süslü yalanlarına teslim eden insanlar ve bunları insanlara fısıldayan cinlerden şeytanlar, bu eğilimleri sebebi ile peygamberlerin Allah adına yapmakta oldukları davete düşmanlık ederler. Rabbin onları imtihan için serbest bırakmasaydı onlar bunu yapamazlardı. O halde siz onların kışkırtmalarından, aklınızı çelmesinden uzak durun, tuzaklarına düşmeyin.

Bu şeytanlar ve onların izinden gitmekte olanların amacı, âhirete inanmak istemeyenleri, yaldızlı yalanlar ve boş hayallerle kendilerine bağlamak, Allah’tan uzaklaştırıp kendilerine kul köle etmektir.

Sen onlara de ki: “Niçin yaratıldığımızı ve nasıl yaşamamız gerektiğini apaçık ortaya koyan bu ilahi kitap gelmişken neyin doğru, neyin yanlış olduğuna hüküm vermek konusunda ondan başka hakem mi arayacağım?”

Ey Peygamber! Kendilerine daha önce vahiylerimizi içeren kitaplar verdiklerimiz de iyi bilirler ki bu Kur’an, insanları en doğru olanı yaşamaya davet için indirilmiş gerçeğin ta kendisidir. Bundan asla şüpheniz olmasın.

En’am 115

1 ayet

وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًاۜ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ۝١١٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

115Vetemmet kelimetü rabbike ṣidḳav veʿadlâ. lâ mübeddile likelimâtih. vehüve-ssemîʿu-lʿalîm.

Ayet 115

Rabbinin âyetlerinden oluşan bu Kur’an, hem doğruluk hem adalet bakımından, tek ve mükemmel olan hayat tarzının kaynağıdır. Rabbinin sözleri olan âyetlerini geçersiz kılacak söz yoktur. O her şeyin tek doğru olanını bilen, her şeye güç yetiren, her şeyi yerli yerine koyan ve her şeyden haberdar olandır.

İlgili ayetler

En’am 116–117

2 ayet

وَاِنْ تُطِعْ اَكْثَرَ مَنْ فِي الْاَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ ۝١١٦ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۚ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ۝١١٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

116Vein tüṭiʿ ekŝera men fi-lʾarḍi yüḍillûke ʿan sebîli-llâh. iy yettebiʿûne ille-żżanne vein hüm illâ yaḫruṣûn.

Okunuş

117İnne rabbeke hüve aʿlemü mey yeḍillü ʿan sebîlih. vehüve aʿlemü bilmühtedîn.

Ayet 116–117

İnsanların çoğuna uyarsan, onlar seni doğru olandan saptırırlar. Onların çoğu zanna, asılsız ve bâtıl olana uyarlar.

Hiç şüphesiz Allah, doğru yola uymak için kimin neler yaptığını kimin de yoldan saptığını çok iyi bilendir.

En’am 118–119

2 ayet

فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ بِاٰيَاتِه۪ مُؤْمِن۪ينَ ۝١١٨ وَمَا لَكُمْ اَلَّا تَاْكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُمْ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ اِلَّا مَا اضْطُرِرْتُمْ اِلَيْهِۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا لَيُضِلُّونَ بِاَهْوَٓائِهِمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِالْمُعْتَد۪ينَ ۝١١٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

118Fekülû mimmâ ẕükira-smü-llâhi ʿaleyhi in küntüm biâyâtihî müʾminîn.

Okunuş

119Vemâ leküm ellâ teʾkülû mimmâ ẕükira-smü-llâhi ʿaleyhi veḳad feṣṣale leküm mâ ḥarrame ʿaleyküm illâ me-ḍṭurirtüm ileyh. veinne keŝîral leyüḍillûne biehvâihim bigayri ʿilm. inne rabbeke hüve aʿlemü bilmüʿtedîn.

Ayet 118–119

Ey mü’minler! Üzerlerinde Allah’ın adının anıldıkları şeylerden yiyin, bu davranışınızla da müşriklerden ayrılın çünkü sizler Allah’a yürekten iman edenlersiniz. Allah sizlere mecbur kalmanız dışında yenilmesi haram olanları ayrıntılı olarak açıklamışken, bunların dışında olanlardan üzerine Allah’ın adının anılarak kesilenleri niçin yemeyesiniz?

Müşrikler hiçbir bilgi ve delile dayanmadan kendi arzuları doğrultusunda “Şu haramdır yenilmez, şu helaldir yenilir” diyerek insanların kafalarını karıştırıp, kendi hükümlerini doğru olarak göstermeye çalışıyorlar. Hâlbuki yarattıkları hakkında helal ve haram hükümleri koymak hakkı ve yetkisi yalnızca Allah’a aittir. Senin Rabbin haddini bilmezleri çok iyi bilmektedir.

En’am 120

1 ayet

وَذَرُوا ظَاهِرَ الْاِثْمِ وَبَاطِنَهُۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْسِبُونَ الْاِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا يَقْتَرِفُونَ ۝١٢٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

120Veẕerû żâhira-lʾiŝmi vebâṭineh. inne-lleẕîne yeksibûne-lʾiŝme seyüczevne bimâ kânû yaḳterifûn.

Ayet 120

Ey mü’minler! Sizler Allah’ın yasakladıklarından uzak durun, onları açıktan ya da gizli olarak yapmaktan sakının. Unutmayın ki günah işleyenler mutlaka bunun cezasını çekeceklerdir.

İlgili ayetler

En’am 121

1 ayet

وَلَا تَاْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌۜ وَاِنَّ الشَّيَاط۪ينَ لَيُوحُونَ اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْۚ وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ۟ ۝١٢١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

121Velâ teʾkülû mimmâ lem yüẕkeri-smü-llâhi ʿaleyhi veinnehû lefisḳ. veinne-şşeyâṭîne leyûḥûne ilâ evliyâihim liyücâdilûküm. vein eṭaʿtümûhüm inneküm lemüşrikûn.

Ayet 121

Allah’ın sizin için yarattığı ve helal kıldığı nimetlerini yiyip içerken, Allah’ı anmayı unutmayın. Üzerinde Allah’ın adının anılmayıp başkasının adı anılarak kesilmiş hayvanların etlerini yemeyin, böyle yapmak insanı Allah’a karşı duyarsızlaştırır. Şeytan ve şeytanı dost edinmiş insanlar bu konularda sizlerin kafasını karıştırmak, tartışma içine çekmek için size fısıldayıp telkinlerde bulunurlar. Şayet onlara uyarsanız siz de müşriklerden olursunuz.

İlgili ayetler

En’am 122–124

3 ayet

اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْش۪ي بِه۪ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَاۜ كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِر۪ينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ۝١٢٢ وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا ف۪ي كُلِّ قَرْيَةٍ اَكَابِرَ مُجْرِم۪يهَا لِيَمْكُرُوا ف۪يهَاۜ وَمَا يَمْكُرُونَ اِلَّا بِاَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ ۝١٢٣ وَاِذَا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَةٌ قَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ حَتّٰى نُؤْتٰى مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ رُسُلُ اللّٰهِۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُۜ سَيُص۪يبُ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعَذَابٌ شَد۪يدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ ۝١٢٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

122Evemen kâne meyten feaḥyeynâhü veceʿalnâ lehû nûray yemşî bihî fi-nnâsi kemem meŝelühû fi-żżulümâti leyse biḫâricim minhâ. keẕâlike züyyine lilkâfirîne mâ kânû yaʿmelûn.

Okunuş

123Vekeẕâlike ceʿalnâ fî külli ḳaryetin ekâbira mücrimîhâ liyemkürû fîhâ. vemâ yemkürûne illâ bienfüsihim vemâ yeşʿurûn.

Okunuş

124Veiẕâ câethüm âyetün ḳâlû len nüʾmine ḥattâ nüʾtâ miŝle mâ ûtiye rusülü-llâh. allâhü aʿlemü ḥayŝü yecʿalü risâleteh. seyüṣîbü-lleẕîne ecramû ṣagârun ʿinde-llâhi veʿaẕâbün şedîdüm bimâ kânû yemkürûn.

Ayet 122–124

Hiç manen ölmüş, karanlıklar içinde bocalayan kimse ile Allah’ın kendisini gerçeklerle buluşturup, imanla tanıştırıp, hayata kavuşturduğu kimsenin durumu bir olur mu? Fakat gel gör ki karanlıktan aydınlığa çıkmak istemeyen, bataklıkta yaşamak kendisine güzel görünen kimseyi hakikate inandıramazsın.

Biz bir ülkede halkının istemesi ile o ülkenin önde gelen müşriklerinin şirk sistemleri kurmalarına engel olmayız. Sonra da onlar orada her türlü hile, düzenbazlık, entrika ve zulüm yapmaya başlarlar, aslında onlar böyle yapmakla kendi kuyularını kazarlar fakat bunun farkında olmazlar.

Böylelerine ne zaman Allah’ın âyetleri tebliğ edilip de ona uymaya davet edilseler, hemen “Allah’ın peygamberlerine gelen âyetlerin benzerleri bize de gelmedikçe asla bunlara inanmayacağız.” derler. Oysa Allah, vahyi ve peygamberliği kime vereceğini çok iyi bilir. Bunlar elbette işledikleri suçların cezasını, Hesap Günü Allah’ın huzurunda toplandıklarında, şiddetli bir azapla karşılaşarak çekmeye başlayacaklar.

En’am 125

1 ayet

فَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِۚ وَمَنْ يُرِدْ اَنْ يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَاَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَٓاءِۜ كَذٰلِكَ يَجْعَلُ اللّٰهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ ۝١٢٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

125Femey yüridi-llâhü ey yehdiyehû yeşraḥ ṣadrahû lilʾislâm. vemey yürid ey yüḍillehû yecʿal ṣadrahû ḍayyiḳan ḥaracen keennemâ yeṣṣaʿʿadü fi-ssemâʾ. keẕâlike yecʿalü-llâhü-rricse ʿale-lleẕîne lâ yüʾminûn.

Ayet 125

Allah, layık gördüğü kimsenin kalbini doğru yol olan İslam’a yöneltir. Sapmak isteyeni de sapıklığında bırakır. Böyle kimsenin kalbi de göğe yükseliyormuş gibi daralıp, iç sıkıntısı ile bunalır.

Allah davetine sırt dönen nankörleri, sıkıntılar ve pislikler içinde bırakır.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

125Enfal 55Zümer 22Yunus 100

En’am 126–127

2 ayet

وَهٰذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَق۪يمًاۜ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ ۝١٢٦ لَهُمْ دَارُ السَّلَامِ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ۝١٢٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

126Vehâẕâ ṣirâṭu rabbike müsteḳîmâ. ḳad feṣṣalne-lʾâyâti liḳavmiy yeẕẕekkerûn.

Okunuş

127Lehüm dâru-sselâmi ʿinde rabbihim vehüve veliyyühüm bimâ kânû yaʿmelûn.

Ayet 126–127

Rabbinizin kitabı ile gösterdiği yoldan daha doğru yol yoktur. Biz âyetlerimizi aklını kullanıp doğru yolu bulmak isteyenler için apaçık bildiriyoruz.

Allah âyetlerinin ışığında yürümeye çalışanları esenlik, güvenlik ve mutluluk yurduna ulaştıracaktır. Allah bu seçimlerinden dolayı da onların dostu ve yardımcısıdır.

En’am 128

1 ayet

وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَم۪يعًاۚ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُمْ مِنَ الْاِنْسِۚ وَقَالَ اَوْلِيَٓاؤُ۬هُمْ مِنَ الْاِنْسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَٓا اَجَلَنَا الَّذ۪ٓي اَجَّلْتَ لَنَاۜ قَالَ النَّارُ مَثْوٰيكُمْ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّ رَبَّكَ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ ۝١٢٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

128Veyevme yaḥşüruhüm cemîʿâ. yâ maʿşera-lcinni ḳadi-stekŝertüm mine-lʾins. veḳâle evliyâühüm mine-lʾinsi rabbene-stemteʿa baʿḍunâ bibaʿḍiv vebelagnâ ecelene-lleẕî eccelte lenâ. ḳâle-nnâru meŝvâküm ḫâlidîne fîhâ illâ mâ şâe-llâh. inne rabbeke ḥakîmün ʿalîm.

Ayet 128

Allah herkesi bir araya topladığı Hesap Günü, şeytan ve izleyicilerine şöyle seslenecek: “Ey şeytan ve şeytanı kendine dost edinmiş olanlar! Siz dünyada kendiniz Allah’ın davetinden yüz çevirdiğiniz gibi, başkalarını da bu günahın pençesine düşürüp peşinize takmak için çok uğraştınız. Birçoğunu da tuzağınıza düşürüp kendinize kul köle edindiniz.” Bunun üzerine şeytanların yoldaşı olan insanlar da Allah’a, “Ey Rabbimiz! Bizler dünyada iken birbirimizden çok yararlandık ve sonunda Senin bizler için tayin ettiğin sürenin sonuna gelip, inanmayıp yüz çevirdiğimiz gerçeklerle karşılaştık.” diyecekler. Allah da onlara şöyle diyecek: “Artık çok geç, bundan sonraki yeriniz yurdunuz ateştir ve Allah’ın dilemesi müstesna orada sürekli kalacaksınız. Allah’ın sizin hakkınızdaki takdiri budur. Allah hüküm ve hikmet sahibidir.”

En’am 129–131

3 ayet

وَكَذٰلِكَ نُوَلّ۪ي بَعْضَ الظَّالِم۪ينَ بَعْضًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ۟ ۝١٢٩ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اَلَمْ يَاْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَات۪ي وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۜ قَالُوا شَهِدْنَا عَلٰٓى اَنْفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِر۪ينَ ۝١٣٠ ذٰلِكَ اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ ۝١٣١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

129Vekeẕâlike nüvellî baʿḍa-żżâlimîne baʿḍam bimâ kânû yeksibûn.

Okunuş

130Yâ maʿşera-lcinni velʾinsi elem yeʾtiküm rusülüm minküm yeḳuṣṣûne ʿaleyküm âyâtî veyünẕirûneküm liḳâe yevmiküm hâẕâ. ḳâlû şehidnâ ʿalâ enfüsinâ vegarrathümü-lḥayâtü-ddünyâ veşehidû ʿalâ enfüsihim ennehüm kânû kâfirîn.

Okunuş

131Ẕâlike el lem yekür rabbüke mühlike-lḳurâ biżulmiv veehlühâ gâfilûn.

Ayet 129–131

Allah, davetinden yüz çevirip gerçeklerin üstünü örtenleri ve başkalarını da buna teşvik edenleri birbirine dost eder.

Allah, Hesap Günü de bunlara şöyle seslenecek: “Ey insanlardan ve cinlerden müşrik ve kâfir olmayı seçenler! Size kendi içinizden ve kendi cinsinizden âyetlerimi okuyup duyuran, doğru olana davet eden elçiler gelmedi mi ve onlar sizi bu günün geleceği ile uyarmadılar mı?” Onlar da, “Evet biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz ki geldiler ve bizi bu günün geleceği ile de uyardılar, ama biz onları dinlemedik.” diyecekler ve böylece geçici dünya hayatına olan düşkünlüklerinin, kendilerinin müşrik ve kâfir olmalarına sebep olduğunu itiraf edecekler.

Rabbin, peygamber ve kitap gönderip uyarmadıkça, bir belde halkını helak etmez.

En’am 132

1 ayet

وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُواۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ ۝١٣٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

132Veliküllin deracâtüm mimmâ ʿamilû. vemâ rabbüke bigâfilin ʿammâ yaʿmelûn.

Ayet 132

İyi bilin ki, her insanın bilerek ve isteyerek yaptığı her işe karşılık bir derecesi vardır ve Allah katında buna göre muamele görecektir. Senin Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.

İlgili ayetler

En’am 133

1 ayet

وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُو الرَّحْمَةِۜ اِنْ يَشَاْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنْ بَعْدِكُمْ مَا يَشَٓاءُ كَمَٓا اَنْشَاَكُمْ مِنْ ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ اٰخَر۪ينَۜ ۝١٣٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

133Verabbüke-lganiyyü ẕü-rraḥmeh. iy yeşeʾ yüẕhibküm veyestaḫlif mim baʿdiküm mâ yeşâü kemâ enşeeküm min ẕürriyyeti ḳavmin âḫarîn.

Ayet 133

Ey insanlar! Sizin Rabbiniz kendi kendine yeten ve hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah’tır. O, şefkat ve merhamet sahibidir. Dilerse, sizi ortadan kaldırıp yerinize başka bir topluluk getirir, tıpkı sizi başka insanların soyundan getirdiği gibi.

En’am 134

1 ayet

اِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَاٰتٍۙ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ ۝١٣٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

134İnne mâ tûʿadûne leâtiv vemâ entüm bimüʿcizîn.

Ayet 134

Size vaat olunan Hesap Günü’nün geleceğinden sakın şüpheniz olmasın, kimse ona engel olamaz.

İlgili ayetler

En’am 135–136

2 ayet

قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّ۪ي عَامِلٌۚ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ۝١٣٥ وَجَعَلُوا لِلّٰهِ مِمَّا ذَرَاَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْاَنْعَامِ نَص۪يبًا فَقَالُوا هٰذَا لِلّٰهِ بِزَعْمِهِمْ وَهٰذَا لِشُرَكَٓائِنَاۚ فَمَا كَانَ لِشُرَكَٓائِهِمْ فَلَا يَصِلُ اِلَى اللّٰهِۚ وَمَا كَانَ لِلّٰهِ فَهُوَ يَصِلُ اِلٰى شُرَكَٓائِهِمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ ۝١٣٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

135Ḳul yâ ḳavmi-ʿmelû ʿalâ mekânetiküm innî ʿâmil. fesevfe taʿlemûne men tekûnü lehû ʿâḳibetü-ddâr. innehû lâ yüfliḥu-żżâlimûn.

Okunuş

136Veceʿalû lillâhi mimmâ ẕerae mine-lḥarŝi velʾenʿâmi neṣîben feḳâlû hâẕâ lillâhi bizaʿmihim vehâẕâ lişürakâinâ. femâ kâne lişürakâihim felâ yeṣilü ile-llâh. vemâ kâne lillâhi fehüve yeṣilü ilâ şürakâihim. sâe mâ yaḥkümûn.

Ayet 135–136

Ey Peygamber! Çağırıldıkları gerçeklere iman etmeyip de düşmanlık edip saldıranlara de ki: “Elinizden geleni ardınıza koymayın, ben de insanları Allah adına davet konusunda elimden geleni yapmaya devam edeceğim. Dünyada üstünlük ve şerefin, âhirette ise cennetin kimin olacağını sonunda göreceksiniz. Şurası kesin bir gerçek ki, zalim, nankör, müşrik ve kâfirler asla kurtuluşa ve mutluluğa ulaşamazlar.”

Bunlar bir de kalkıp Bizim yarattığımız ekinlerden ve hayvanlardan bir pay ayırıp bu Allah’ın hakkıdır diyerek, güya yakınlığımızı umuyorlar. Diğer taraftan da bu da Allah’la birlikte bizi koruyan, yöneten ilahlarımızın hakkıdır diyerek, onlara bir pay ayırıyorlar. İlah edindikleri için ayırdıkları paylar onları putperest yaptığı gibi, Allah için ayırdıkları payın da hiçbir anlamı ve değeri yoktur. Onların bu yaptıkları hurafe ve saçmalıktan başka bir şey de değildir.

İlgili ayetler

En’am 137–138

2 ayet

وَكَذٰلِكَ زَيَّنَ لِكَث۪يرٍ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ قَتْلَ اَوْلَادِهِمْ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا عَلَيْهِمْ د۪ينَهُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ ۝١٣٧ وَقَالُوا هٰذِه۪ٓ اَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌۘ لَا يَطْعَمُهَٓا اِلَّا مَنْ نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ وَاَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَاَنْعَامٌ لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا افْتِرَٓاءً عَلَيْهِۜ سَيَجْز۪يهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ۝١٣٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

137Vekeẕâlike zeyyene likeŝîrim mine-lmüşrikîne ḳatle evlâdihim şürakâühüm liyürdûhüm veliyelbisû ʿaleyhim dînehüm. velev şâe-llâhü mâ feʿalûhü feẕerhüm vemâ yefterûn.

Okunuş

138Veḳâlû hâẕihî enʿâmüv veḥarŝün ḥicr. lâ yaṭʿamühâ illâ men neşâü bizaʿmihim veenʿâmün ḥurrimet żuhûruhâ veenʿâmül lâ yeẕkürûne-sme-llâhi ʿaleyhe-ftirâen ʿaleyh. seyeczîhim bimâ kânû yefterûn.

Ayet 137–138

Müşriklerin Allah’la birlikte ilah edindikleri ve körü körüne bağlandıkları kimseler, birçoğuna çocuklarını bile öldürmeyi hoş gösterir, böylece hem onları hüsrana sürükler hem de bozuk bir anlayışı dinleri haline getirir. Şu halde ey mü’minler! Siz şirk, küfür ve hurafeye dayalı anlayışlardan uzak durun.

Bunlar ayrıca kendi uydurdukları düzmece, bâtıl inançları sebebi ile bazı hayvanları ve mahsulleri kutsal kabul ederek, “Bizim belirlediğimiz ve izin verdiğimiz kutsal kimselerden başkaları bunları yiyemezler, yine kutsal kabul ettiğimiz hayvanların sırtına da kimse yük vuramaz ve onlara binemez, bunlar bizim helal ve haram sınırlarımızdır.” demekteler. Bununla birlikte bir kısım hayvanlar kesilirken de, özellikle Allah’ın adını anmazlar ve üstelik bunun böyle olmasını, “Allah diledi.” diyerek Allah’a iftira atarlar. Allah onları bütün bu mesnetsiz hurafe ve bâtıl inançları, iftiraları, şirk ve küfürleri sebebi ile hak ettikleri ile cezalandıracaktır.

İlgili ayetler

En’am 139

1 ayet

وَقَالُوا مَا ف۪ي بُطُونِ هٰذِهِ الْاَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلٰٓى اَزْوَاجِنَاۚ وَاِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ ف۪يهِ شُرَكَٓاءُۜ سَيَجْز۪يهِمْ وَصْفَهُمْۜ اِنَّهُ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ ۝١٣٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

139Veḳâlû mâ fî büṭûni hâẕihi-lʾenʿâmi ḫâliṣatül liẕükûrinâ vemüḥarramün ʿalâ ezvâcinâ. veiy yeküm meyteten fehüm fîhi şürakâʾ. seyeczîhim vaṣfehüm. innehû ḥakîmün ʿalîm.

Ayet 139

Bu müşrikler “Şu hayvanların karnından sağ olarak dünyaya gelen her yavru erkeklere helaldir, kadınlara haramdır. Yavru ölü olarak doğarsa, hem erkekler hem de kadınlara helaldir ve onun etini her ikisi de yiyebilir.” diyorlar. Hâlbuki yarattıkları üzerinde helal ve haram hükümlerini belirlemek yalnızca Allah’a aittir. Allah’tan başka hiç kimsenin helali ve haramı belirleme hakkı ve yetkisi yoktur.

Allah’ın sınırlarını tanımayıp, O’nun yarattıkları ile ilgili sınırlar koymaya çalışanları, Allah hak ettikleri çok çetin bir azap ile cezalandıracaktır. O, hüküm ve hikmet sahibidir ve her şeyin en doğrusunu bilendir.

İlgili ayetler

En’am 140

1 ayet

قَدْ خَسِرَ الَّذ۪ينَ قَتَلُٓوا اَوْلَادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُوا مَا رَزَقَهُمُ اللّٰهُ افْتِرَٓاءً عَلَى اللّٰهِۜ قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَد۪ينَ۟ ۝١٤٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

140Ḳad ḫasira-lleẕîne ḳatelû evlâdehüm sefehem bigayri ʿilmiv veḥarramû mâ razeḳahümü-llâhü-ftirâen ʿale-llâh. ḳad ḍallû vemâ kânû mühtedîn.

Ayet 140

Cehaletleri sebebi ile çocuklarının canına kıyan, Allah’ın yarattığı rızıkları kendi kendilerine helal ve haram ilan eden, O böyle istedi diye bir kısım hayvanları keserken üzerlerine Allah’ın adını anmayıp Allah’a iftira edenler doğru olana sırtlarını dönmüş sapıklardır. Onlar elbette ki Allah’ın âyetlerinden yüz çevirmelerinin cezasını çekeceklerdir.

İlgili ayetler

En’am 141

1 ayet

وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْشَاَ جَنَّاتٍ مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا اُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ كُلُوا مِنْ ثَمَرِه۪ٓ اِذَٓا اَثْمَرَ وَاٰتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِه۪ۘ وَلَا تُسْرِفُواۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَۙ ۝١٤١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

141Vehüve-lleẕî enşee cennâtim maʿrûşâtiv vegayra maʿrûşâtiv vennaḫle vezzerʿa muḫtelifen ükülühû vezzeytûne verrummâne müteşâbihev vegayra müteşâbih. külû min ŝemerihî iẕâ eŝmera veâtû ḥaḳḳahû yevme ḥaṣâdihi. velâ tüsrifû. innehû lâ yüḥibbü-lmüsrifîn.

Ayet 141

Ekilip biçilen tarlaları, bağları, bahçeleri, çeşit çeşit mahsulleri, görüntüleri, lezzetleri farklı farklı meyveleri, asmalı, asmasız ürünleri, hurmaları, zeytinleri, narları ve benzeri birçok nimetleri, kulları için yaratan Allah’tır. Bütün bunlardan olgunlaştıklarında yiyin ve hasat edip topladığınızda yoksulların da haklarını verin. Allah’ın sizlere ihsan ettiği nimetleri savurganlıkla da israf etmeyin, Allah israf edenleri sevmez.

İlgili ayetler

En’am 142

1 ayet

وَمِنَ الْاَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًاۜ كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ ۝١٤٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

142Vemine-lʾenʿâmi ḥamûletev veferşâ. külû mimmâ razeḳakümü-llâhü velâ tettebiʿû ḫuṭuvâti-şşeyṭân. innehû leküm ʿadüvvüm mübîn.

Ayet 142

Yüklerinizi taşıyan ve taşımayan, etlerini yediğiniz ve yemediğiniz tüm hayvanları da Allah sizler için yaratmıştır. O’nun helal kıldıklarının etlerinden yiyin ve sakın şeytanın davetine uyup, izinden gidip de yoldaşı olmayın. Unutmayın ki şeytan sizin apaçık düşmanınızdır.

En’am 143–144

2 ayet

ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍۚ مِنَ الضَّاْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِۜ قُلْ آٰلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ اَمِ الْاُنْثَيَيْنِ اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ الْاُنْثَيَيْنِۜ نَبِّؤُ۫ن۪ي بِعِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَۙ ۝١٤٣ وَمِنَ الْاِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِۜ قُلْ آٰلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ اَمِ الْاُنْثَيَيْنِ اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ الْاُنْثَيَيْنِۜ اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَٓاءَ اِذْ وَصّٰيكُمُ اللّٰهُ بِهٰذَاۚ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا لِيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ۟ ۝١٤٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

143Ŝemâniyete ezvâc. mine-ḍḍaʾni-ŝneyni vemine-lmaʿzi-ŝneyn. ḳul âẕẕekerayni ḥarrame emi-lʾünŝeyeyni emme-ştemelet ʿaleyhi erḥâmü-lʾünŝeyeyn. nebbiûnî biʿilmin in küntüm ṣâdiḳîn.

Okunuş

144Vemine-lʾibili-ŝneyni vemine-lbeḳari-ŝneyn. ḳul âẕẕekerayni ḥarrame emi-lʾünŝeyeyni emme-ştemelet ʿaleyhi erḥâmü-lʾünŝeyeyn. em küntüm şühedâe iẕ veṣṣâkümü-llâhü bihâẕâ. femen ażlemü mimmeni-fterâ ʿale-llâhi keẕibel liyüḍille-nnâse bigayri ʿilm. inne-llâhe lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.

Ayet 143–144

Ey Peygamber! Kendi kendilerine Allah’ın yarattığı hayvanlarla ilgili helal ve haram hükümleri koyan o kimselere de ki: “Allah’tan hiçbir bilgi ya da delile dayanmadan nasıl olur da bir çifti koyun, bir çifti keçi, bir çifti deve, bir çifti de sığır olan bu dört çift hayvandan hangisi ile ilgili haram ve helal hükümler koyabilirsiniz! Bunların dişileri mi erkekleri mi yoksa yavruları mı haram kılınmıştır?” Ve de ki: “Allah bunları haram kılarken siz şahit miydiniz?” Hiçbir doğru bilgi ve delile dayalı olmadan, insanları saptırmak üzere kendi uydurdukları yalanları Allah’a isnat edenden daha zalim kim olabilir? İyi bilin ki, Allah müşrik ve kâfirliklerinde inatla direnenlere doğru yoluna uymayı nasip etmez.

En’am 145

1 ayet

قُلْ لَٓا اَجِدُ ف۪ي مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلٰى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُٓ اِلَّٓا اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً اَوْ دَمًا مَسْفُوحًا اَوْ لَحْمَ خِنْز۪يرٍ فَاِنَّهُ رِجْسٌ اَوْ فِسْقًا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ۚ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ۝١٤٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

145Ḳul lâ ecidü fî mâ ûḥiye ileyye müḥarramen ʿalâ ṭâʿimiy yaṭʿamühû illâ ey yekûne meyteten ev demem mesfûḥan ev laḥme ḫinzîrin feinnehû ricsün ev fisḳan ühille ligayri-llâhi bih. femeni-ḍṭurra gayra bâgiv velâ ʿâdin feinne rabbeke gafûrur raḥîm.

Ayet 145

Ey Peygamber! De ki: “Allah bana vahyederek bildirdi ki leş, akan kan, domuz eti ve üzerinde Allah’tan başkasının adı anılarak kesilen kurbanın etinin dışında haram olan hiçbir şey yoktur. Fakat kişi çaresizlik içinde açlıktan çok zor durumda kalır da açgözlülükle saldırmadan, ihtiyacı olanın dışına çıkmadan, açlıktan ölmeyecek kadar haram olandan yerse Allah bu durumda merhametini esirgemez.”

İlgili ayetler

En’am 146

1 ayet

وَعَلَى الَّذ۪ينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُلَّ ذ۪ي ظُفُرٍۚ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَٓا اِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَٓا اَوِ الْحَوَايَٓا اَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍۜ ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْۘ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ۝١٤٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

146Veʿale-lleẕîne hâdû ḥarramnâ külle ẕî żufür. vemine-lbeḳari velganemi ḥarramnâ ʿaleyhim şüḥûmehümâ illâ mâ ḥamelet żuhûruhümâ evi-lḥavâyâ ev me-ḫteleṭa biʿażm. ẕâlike cezeynâhüm bibagyihim. veinnâ leṣâdiḳûn.

Ayet 146

Biz Allah’ın davetine karşı başkaldırıp isyan eden Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Ayrıca ineğin ve koyunun sırt, bağırsak ve kemik yağları dışında kalan tüm iç yağlarını da haram kıldık. Onları azgınlık, nankörlük ve isyanları sebebi ile işte böyle cezalandırdık. Elbette ki Allah doğru söyler ve sözünde de durur.

En’am 147

1 ayet

فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ رَبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍۚ وَلَا يُرَدُّ بَاْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِم۪ينَ ۝١٤٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

147Fein keẕẕebûke feḳur rabbüküm ẕû raḥmetiv vâsiʿah. velâ yüraddü beʾsühû ʿani-lḳavmi-lmücrimîn.

Ayet 147

Ey Peygamber! Bütün bildirdiklerimize rağmen, yine de seni yalancılıkla itham edip, Allah’ın âyetlerinden yüz çevirirlerse onlara de ki: “Rabbimiz sonsuz merhamet ve şefkat sahibidir fakat müşrik ve kâfirce yaşamakta inatla direnenleri cezalandırması da kaçınılmazdır, vereceği cezayı engellemeye hiç kimsenin gücü yetmez.”

En’am 148

1 ayet

سَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَٓا اَشْرَكْنَا وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ حَتّٰى ذَاقُوا بَاْسَنَاۜ قُلْ هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَاۜ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَخْرُصُونَ ۝١٤٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

148Seyeḳûlü-lleẕîne eşrakû lev şâe-llâhü mâ eşraknâ velâ âbâünâ velâ ḥarramnâ min şeyʾ. keẕâlike keẕẕebe-lleẕîne min ḳablihim ḥattâ ẕâḳû beʾsenâ. ḳul hel ʿindeküm min ʿilmin fetuḫricûhü lenâ. in tettebiʿûne ille-żżanne vein entüm illâ taḫruṣûn.

Ayet 148

Allah’tan başkasına da ilahlık yakıştırmaya kendilerini şartlandırmış ve bunu tabiatları haline getirmiş olan müşrikler diyeceklerdir ki: “Şayet Allah dileseydi atalarımız da, biz de Allah’a ortaklar koşmaz, O’nunla birlikte başka ilahlar edinmezdik ve kendi kendimize de hiçbir şeyi haram kılmazdık.”

Onlardan öncekiler de böyle şeyler söyleyip, bu sözlerin arkasına sığınıp, Allah’la birlikte başka ilahlar edindiler, sonunda bu inatları sebebiyle hak ettikleri azapla cezalandırıldılar. Ey Peygamber! Sen onlara şunu da söyle: “Bu söyleyip de yapmakta olduğunuz bâtıl ve saçma davranışlarınızın ilahi bir dayanağı, bir delili var mı ki bunlardan vazgeçmiyorsunuz? Gerçek olan şu ki siz sadece zanna dayanıyor ve yalanlar uyduruyorsunuz.”

İlgili ayetler

En’am 149

1 ayet

قُلْ فَلِلّٰهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُۚ فَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ ۝١٤٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

149Ḳul felillâhi-lḥuccetü-lbâligah. felev şâe lehedâküm ecmeʿîn.

Ayet 149

De ki: “En sağlam, en mükemmel delil ve gerçek olan yalnızca Allah’ın vahyi ile bildirdikleridir. Şayet siz isteseydiniz Allah sizi de doğru yola yöneltirdi.”

İlgili ayetler

En’am 150

1 ayet

قُلْ هَلُمَّ شُهَدَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ يَشْهَدُونَ اَنَّ اللّٰهَ حَرَّمَ هٰذَاۚ فَاِنْ شَهِدُوا فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ وَهُمْ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ۟ ۝١٥٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

150Ḳul helümme şühedâekümü-lleẕîne yeşhedûne enne-llâhe ḥarrame hâẕâ. fein şehidû felâ teşhed meʿahüm. velâ tettebiʿ ehvâe-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ velleẕîne lâ yüʾminûne bilʾâḫirati vehüm birabbihim yaʿdilûn.

Ayet 150

Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Allah’ın haram kıldığını iddia ettiğiniz hayvanlarla ilgili, Allah’ın yanından şahitleriniz varsa, onları da getirin.” Şayet içlerinden bazıları buna yalancı şahitlik edecek olursa, sakın onların şahitliklerine de inanma. Bizim âyetlerimizi yalan sayan, âhirete inanmayan ve Allah’la birlikte başka ilahlar da edinip boş ve anlamsız hayaller peşinde ömrünü tüketenlerden uzak durun.

İlgili ayetler

En’am 151

1 ayet

قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ اَلَّا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـًٔاۜ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًاۚ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَوْلَادَكُمْ مِنْ اِمْلَاقٍۜ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَاِيَّاهُمْۚ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَۚ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ۝١٥١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

151Ḳul teʿâlev etlü mâ ḥarrame rabbüküm ʿaleyküm ellâ tüşrikû bihî şeyʾâ. vebilvâlideyni iḥsânâ. velâ taḳtülû evlâdeküm min imlâḳ. naḥnü nerzüḳuküm veiyyâhüm. velâ taḳrabü-lfevâḥişe mâ żahera minhâ vemâ beṭan. velâ taḳtülü-nnefse-lletî ḥarrame-llâhü illâ bilḥaḳḳ. ẕâliküm veṣṣâküm bihî leʿalleküm taʿḳilûn.

Ayet 151

De ki: “Gelin Allah’ın neleri yasaklayıp da haram kıldığını size bildireyim. Allah’tan başkasını ilah edinip de O’na ortaklar koşmayın. Anne ve babanıza iyilik etmekten geri durmayın, yoksulluk endişesi ile çocuklarınızı öldürmeyin, zira sizin de onların da rızkını Biz yaratıyoruz. Yüz kızartıcı çirkin fiilleri açık ya da gizli işlemekten uzak durun, haklı bir sebebe dayanmadan Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın.” Allah sizlere işte bunları bildiriyor ki aklınızı kullanıp, düşünüp de öğüt alasınız.

En’am 152–154

3 ayet

وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَت۪يمِ اِلَّا بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۚ وَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْم۪يزَانَ بِالْقِسْطِۚ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا وَاِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۚ وَبِعَهْدِ اللّٰهِ اَوْفُواۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَۙ ۝١٥٢ وَاَنَّ هٰذَا صِرَاط۪ي مُسْتَق۪يمًا فَاتَّبِعُوهُۚ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ۝١٥٣ ثُمَّ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذ۪ٓي اَحْسَنَ وَتَفْص۪يلًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ۟ ۝١٥٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

152Velâ taḳrabû mâle-lyetîmi illâ billetî hiye aḥsenü ḥattâ yeblüga eşüddeh. veevfü-lkeyle velmîzâne bilḳisṭ. lâ nükellifü nefsen illâ vusʿahâ veiẕâ ḳultüm faʿdilû velev kâne ẕâ ḳurbâ. vebiʿahdi-llâhi evfû. ẕâliküm veṣṣâküm bihî leʿalleküm teẕekkerûn.

Okunuş

153Veenne hâẕâ ṣirâṭî müsteḳîmen fettebiʿûh. velâ tettebiʿü-ssübüle feteferraḳa biküm ʿan sebîlih. ẕâliküm veṣṣâküm bihî leʿalleküm tetteḳûn.

Okunuş

154Ŝümme âteynâ mûse-lkitâbe temâmen ʿale-lleẕî aḥsene vetefṣîlel likülli şeyʾiv vehüdev veraḥmetel leʿallehüm biliḳâi rabbihim yüʾminûn.

Ayet 152–154

Rüşt yaşına (yetişkinlik) erişinceye kadar onun lehine olmadıkça, yetimin malına dokunmayın, ölçüde ve tartıda adil olun. Biz hiç kimseye taşıyamayacağı bir yük yüklemeyiz. Bir kimse hakkında söz söylemeniz gerektiğinde en yakınınız da olsa doğruyu söyleyin. Rabbinize bunlara uyacağınıza söz verin ve verdiğiniz sözde durun. Allah’a karşı sorumluluklarınızı aklınızdan çıkarmayın, umulur ki bunlardan öğüt alır, ders çıkarırsınız.

İyi bilin ki bunlar, Allah’ın daveti olan hayat nizam ve ahlakına iman edip, onu yaşamak ve yaşatmak isteyenlerin vazgeçilmez, taviz verilmez ilkeleri ve Allah’ın size yüklediği sorumluluk ve emirleridir.

Nitekim Biz geçmişte Musa’ya da, bunlara uyulması gerektiğini ayrıntılı biçimde ilahi kitapla bildirdik. İnsanlar Hesap Günü bunlardan sorulacaklarını bilsinler.

En’am 155–157

3 ayet

وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَۙ ۝١٥٥ اَنْ تَقُولُٓوا اِنَّمَٓا اُنْزِلَ الْكِتَابُ عَلٰى طَٓائِفَتَيْنِ مِنْ قَبْلِنَاۖ وَاِنْ كُنَّا عَنْ دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِل۪ينَۙ ۝١٥٦ اَوْ تَقُولُوا لَوْ اَنَّٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّٓا اَهْدٰى مِنْهُمْۚ فَقَدْ جَٓاءَكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌۚ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَصَدَفَ عَنْهَاۜ سَنَجْزِي الَّذ۪ينَ يَصْدِفُونَ عَنْ اٰيَاتِنَا سُٓوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يَصْدِفُونَ ۝١٥٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

155Vehâẕâ kitâbün enzelnâhü mübârakün fettebiʿûhü vetteḳû leʿalleküm türḥamûn.

Okunuş

156En teḳûlû innemâ ünzile-lkitâbü ʿalâ ṭâifeteyni min ḳablinâ. vein künnâ ʿan dirâsetihim legâfilîn.

Okunuş

157Ev teḳûlû lev ennâ ünzile ʿaleyne-lkitâbü lekünnâ ehdâ minhüm. feḳad câeküm beyyinetüm mir rabbiküm vehüdev veraḥmeh. femen ażlemü mimmen keẕẕebe biâyâti-llâhi veṣadefe ʿanhâ. seneczi-lleẕîne yaṣdifûne ʿan âyâtinâ sûe-lʿaẕâbi bimâ kânû yaṣdifûn.

Ayet 155–157

Bu Kur’an ilahi bir nizam ve ahlak kitabıdır. Onu rehber edinip teslim olun ki Rabbinizin rahmet, merhamet ve şefkatine nail olabilesiniz.

Kur’an size indirildi ki, “Yahudi ve Hıristiyanlara kitap verilmişti, bizim o kitaplardaki bilgilerden haberimiz yoktu” demeyesiniz, ya da “Bize de bir peygamber gönderilip, kitap indirilseydi biz onların rehberliğinde Allah’ın bildirdiklerine daha çok sarılır, teslim olurduk” gibi bir bahaneniz olmasın. İşte size Rabbinizden Kur’an ile apaçık bir davet gelmiştir, buna rağmen ona sırt dönüp, duymazdan, görmezden gelenden daha zalim kim vardır? Âyetlerimizden yüz çevirip başkalarını da ondan uzaklaştırmaya çalışanları, şiddetli bir azapla cezalandıracağız.

En’am 158

1 ayet

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَاْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَاْتِيَ رَبُّكَ اَوْ يَاْتِيَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَۜ يَوْمَ يَاْت۪ي بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا ا۪يمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ ف۪ٓي ا۪يمَانِهَا خَيْرًاۜ قُلِ انْتَظِرُٓوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ ۝١٥٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

158Hel yenżurûne illâ en teʾtiyehümü-lmelâiketü ev yeʾtiye rabbüke ev yeʾtiye baʿḍu âyâti rabbik. yevme yeʾtî baʿḍu âyâti rabbike lâ yenfeʿu nefsen îmânühâ lem tekün âmenet min ḳablü ev kesebet fî îmânihâ ḫayrâ. ḳuli-nteżirû innâ münteżirûn.

Ayet 158

Bu müşrikler Kur’an ile bildirilenlere iman etmek için kendilerine meleklerin gelmesini ya da Rablerinin görünmesini veya başlarına helak edici bir azabın gelmesini mi bekliyorlar? Fakat o yok edici azap geldiğinde, uyarılıp, davet edildiği halde, iman etmemiş veya iman ettiğini söylediği halde gereklerini yerine getirmemiş kimselere imanlarının hiçbir yararı olmayacaktır. Sen onlara de ki: “Bekleyin bakalım o geleceği kesin olan günü, biz de başınıza gelecekleri görmeyi bekleyeceğiz.”

İlgili ayetler

En’am 159

1 ayet

اِنَّ الَّذ۪ينَ فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ ف۪ي شَيْءٍۜ اِنَّمَٓا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ ۝١٥٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

159İnne-lleẕîne ferraḳû dînehüm vekânû şiyeʿal leste minhüm fî şeyʾ. innemâ emruhüm ile-llâhi ŝümme yünebbiühüm bimâ kânû yefʿalûn.

Ayet 159

Allah’ın daveti olan dini bölüp parçalara ayıranlarla senin hiçbir ilişiğin olmaz. Allah onların bu yaptıklarının hesabını elbette soracaktır.

İlgili ayetler

En’am 160

1 ayet

مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ اَمْثَالِهَاۚ وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ۝١٦٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

160Men câe bilḥaseneti felehû ʿaşru emŝâlihâ. vemen câe bisseyyieti felâ yüczâ illâ miŝlehâ vehüm lâ yużlemûn.

Ayet 160

Her kim Allah’ın huzuruna salih amelleri ile gelirse, Allah da yaptığının karşılığının on kat fazlasını mükâfat olarak verecektir. Her kim de doğru olana engel olmaya çalışırsa, onun da yaptığına karşılık cezası verilecektir. Allah hiç kimseye haksızlık etmez.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

160Neml 89Kasas 84Mü’min 40

En’am 161–163

3 ayet

قُلْ اِنَّن۪ي هَدٰين۪ي رَبّ۪ٓي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۚ د۪ينًا قِيَمًا مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفًاۚ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ۝١٦١ قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ۝١٦٢ لَا شَر۪يكَ لَهُۚ وَبِذٰلِكَ اُمِرْتُ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُسْلِم۪ينَ ۝١٦٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

161Ḳul innenî hedânî rabbî ilâ ṣirâṭim müsteḳîm. dînen ḳiyemem millete ibrâhîme ḥanîfâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.

Okunuş

162Ḳul inne ṣalâtî venüsükî vemaḥyâye vememâtî lillâhi rabbi-lʿâlemîn.

Okunuş

163Lâ şerîke leh. vebiẕâlike ümirtü veenâ evvelü-lmüslimîn.

Ayet 161–163

Ey Peygamber! Sen gerçeğe karşı gözlerini kapayıp kulağını tıkayanlara de ki: “Rabbim beni dosdoğru bir yola (dine), şirkten arınmış olan İbrahim’in yoluna iletti. İbrahim hiçbir zaman şirk koşanlardan olmamıştı.”

Ve de ki: “Benim namazım, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun yaratmasında ve yönetmesinde hiçbir ortağı yoktur, yaratma da, yönetme de Allah’a aittir. O’nun bilgisi ve kudreti sonsuzdur, ben de O’ndan başkasını Rab ve ilah edinmemekle emrolundum. Ben Allah’a teslim (müslüman) olanların ilki ve öncüsüyüm.”

En’am 164

1 ayet

قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْغ۪ي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍۜ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ اِلَّا عَلَيْهَاۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۚ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ ۝١٦٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

164Ḳul egayra-llâhi ebgî rabbev vehüve rabbü külli şeyʾ. velâ teksibü küllü nefsin illâ ʿaleyhâ. velâ teziru vâziratüv vizra uḫrâ. ŝümme ilâ rabbiküm merciʿuküm feyünebbiüküm bimâ küntüm fîhi taḫtelifûn.

Ayet 164

De ki: “Allah her şeyin Rabbi iken, ben O’ndan başka bir Rab mi arayacağım?” Herkesin yapıp ettiği kötülükler ve yerine getirmediği sorumlulukları yalnızca kendisini bağlar. Hiç kimse bir başkasının günahını yüklenmez, sonunda her insan kendi hesabını vermek üzere Rabbinin huzuruna getirilecektir ve orada yaptıklarıyla yüzleşecektir. O, çekişip durduğunuz şeylerin hakikatlerini size açık bir şekilde bildirecektir.

En’am 165

1 ayet

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ الْاَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ سَر۪يعُ الْعِقَابِۘ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ۝١٦٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

165Vehüve-lleẕî ceʿaleküm ḫalâife-lʾarḍi verafeʿa baʿḍaküm fevḳa baʿḍin deracâtil liyeblüveküm fî mâ âtâküm. inne rabbeke serîʿu-lʿiḳâb. veinnehû legafûrur raḥîm.

Ayet 165

Allah sizi yeryüzünde yaratılış sebebiniz olan Allah merkezli bir hayatı yaşayın diye halifeler olarak görevlendirmiştir ve bahşettiği nimetleri bu uğurda kullanış biçiminizle de imtihan etmektedir. Kiminizi kiminize üstün kıldığı kabiliyetlerinizi kullanış biçiminizle de deneneceksiniz. Şüphesiz Rabbiniz bahşettiği nimetlere karşı nankörlük ederek davetinden yüz çevirenleri şiddetli bir azapla cezalandırır. Tevbe edip de yanlışlarından, doğru olana dönüp, sorumluluklarını yerine getirenlere karşı da Rabbiniz merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.

Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.

Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.

Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Hicr, sonra Sâffât indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla