Kur’an Meali ve Tefsiri
سُورَةُ النَّحْلِ مَكِّيَّةٌ آيَاتُهَا ١٢٨

Nahl Sûresi - Mustafa Çevik Meali (Ayetler Konu Bütünlüğü İçinde)

Okunan yer · Ayet 1

Ayette göster
Dinle
Arapça
Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Ana Fikir · Ele Alınan Konular

Adı: Bu sureye adını veren “en-Nahl” kelimesi, surenin 68. ayetinden ve sadece sureyi diğerlerinden ayırdetmek için alınmıştır.

Nüzul Zamanı: Aşağıdaki tesbitler surenin, Mekke döneminin sonlarında nazil olduğunu göstermektedir:

1) 41. ayet, işkence nedeniyle birçok müslümanın bu sure nazil olmadan önce Habeşistan’a göç etmek zorunda kaldığını göstermektedir.

2) 106. ayetten, o dönemde müslümanlara yapılan işkencenin doruk noktasına ulaştığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, dayanılmaz şartlar altında, bir kimsenin gerçekten kâfir olmadığı halde inkâr ettiğini söylemek durumunda kalışıyla ilgili bir mesele ortaya çıkmıştı. Bu, eğer bir kişi böyle yaparsa, ona nasıl davranılacağı meselesiydi.

3) 112-114. ayetler, açıkça peygamberliğin gelişinden birkaç yıl sonra başlayan ve Mekke’yi sarsan yedi yıllık kuraklık ve kıtlık döneminin sonuna işaret etmektedir.

4) En’am Suresi, 119. ayette, bu surenin 115. ayetine değinilmekte, bu surenin 118. ayetinde ise En’am Suresi’nin 146. ayetine işaret edilmektedir. Bu da, her iki surenin (En’am ve Nahl) aynı dönemde nazil olduğunu gösteren bir delil niteliğindedir.

Surenin genel üslubu da, Mekke döneminin sonlarında indirildiği tezini desteklemektedir.

Ana Fikir

Surenin bütün konuları; tebliğin çeşitli yönleri, yani şirkin reddedilmesi, tevhidin ispatı, hakka düşmanlığın, karşı çıkmanın ve onu reddetmenin sonuçlarına karşı uyarılar gibi konular etrafında dönüp dolaşmaktadır.

Ele Alınan Konular

İlk ayette, daveti açıktan inkâr edenlere açık ve kesin bir uyarıda bulunulmakta ve onlara şöyle denilmektedir: “Sizin daveti reddetmenizle ilgili olarak Allah’ın hükmü gelmiştir. Peki neden ondan hemen tereddüt ediyorsunuz? Neden size verilen süreyi kullanmıyorsunuz?” Bu surenin indirildiği dönemde, Mekkeli müşriklerin ihtiyaç duyduğu şey buydu. Çünkü onlar tekrar tekrar Hz. Peygamber’e (s.a) ihtar ediyorlardı “Bizi tehdit ettiğin azabı neden getirmiyorsun? Çünkü biz sadece senin davetini kabul etmemekle kalmadık, aynı zamanda uzun süredir ona açıktan düşmanlık yapıyoruz.” Bu, onların Hz. Muhammed’in (s.a) gerçekten peygamber olmadığının ispatı olarak kabul ettikleri bir teklifti.

Bu uyarıdan hemen sonra onlara şirkten vazgeçmeleri tavsiye edilmektedir. Çünkü bu, ilahi davete giden yolda onları durduran en önemli engeldi. Daha sonra arka arkaya aşağıdaki konular ele alınmaktadır.

1) Tevhidi ispat eden ve şirki çürüten deliller, evrendeki ve insanın kendisindeki apacık işaretlere ve ayetlere dayandırılmaktadır.

2) Kâfirlerin itirazlarına cevap verilmekte, iddiaları çürütülmekte, şüpheleri ortadan kaldırılmakta ve yanlış düşünceleri eleştirilmektedir.

3) Davete düşman olmanın ve bâtıl yollara uymakta direnmenin sonuçları ile ilgili uyarılar sunulmaktadır.

4) Hz. Peygamber’in (s.a) getirdiği mesajın insan hayatında yapmayı amaçladığı değişiklikler göz alıcı bir şekilde apaçık ortaya konulmaktadır. Müşriklere, tasdik ettiklerini söyledikleri Allah inancının, sadece dilin söylemesi ile sınırlı olmadığı ve bu inancın insanın ahlâkî ve pratik hayatında somut bir şekle bürünmesi gerektiği anlatılmaktadır.

5) Hz. Peygamber (s.a) ve sahabeye, kâfirlerin düşmanlığına ve işkencelerine karşı nasıl bir tavır takınmaları gerektiği bildirilmekte ve onlar bu konuda teselli edilmektedirler.

Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

Nahl 1

1 ayet

اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ۝١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

1Etâ emru-llâhi felâ testaʿcilûh. sübḥânehû veteʿâlâ ʿammâ yüşrikûn.

Ayet 1

Ey insanlar! Allah’ın zamanını belirleyip, bir yasaya bağladığı Kıyamet ve Hesap Günü mutlaka gelecek, müşriklerin bir kısmının alay konusu ederek, “O Gün hemen gelsin” demesiyle Allah onun zamanını değiştirecek değildir.

Yarattıklarının nizamını kurmak yalnızca Allah’a mahsustur ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur. O, müşriklerin ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.

Nahl 2

1 ayet

يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاتَّقُونِ ۝٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

2Yünezzilü-lmelâikete birrûḥi min emrihî ʿalâ mey yeşâü min ʿibâdihî en enẕirû ennehû lâ ilâhe illâ ene fetteḳûn.

Ayet 2

Allah kullarından dilediğine peygamberlik bahşedip, onlara melekleriyle ruh (vahiy) indirerek kendisinden başka ilah olmadığını bildirir, insanları kendisine karşı duyarlı ve bilinçli davranmaya çağırır.

Nahl 3

1 ayet

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ تَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ۝٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

3Ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa bilḥaḳḳ. teʿâlâ ʿammâ yüşrikûn.

Ayet 3

Allah gökleri, yeri ve arasındakileri insanlar için mükemmel bir nizam ve şaşmaz yasalara bağlı olarak yarattı. Allah kendisine ortak koşulmasından ve her türlü eksiklikten münezzehtir. O, her şeyin üstünde ve ötesindedir.

Nahl 4

1 ayet

خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ ۝٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

4Ḫaleḳa-lʾinsâne min nuṭfetin feiẕâ hüve ḫaṣîmüm mübîn.

Ayet 4

Allah insanları bir damla su olan meniden yaratıp, bunca nimetlerle donatmışken, insanların çoğu bunu görmezden gelip düşünmeden Allah’la birlikte başka ilahlar edinerek O’na karşı çıkıp isyan ederler.

Nahl 5–8

4 ayet

وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَاۚ لَكُمْ ف۪يهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَاْكُلُونَۖ ۝٥ وَلَكُمْ ف۪يهَا جَمَالٌ ح۪ينَ تُر۪يحُونَ وَح۪ينَ تَسْرَحُونَۖ ۝٦ وَتَحْمِلُ اَثْقَالَكُمْ اِلٰى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغ۪يهِ اِلَّا بِشِقِّ الْاَنْفُسِۜ اِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ ۝٧ وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَم۪يرَ لِتَرْكَبُوهَا وَز۪ينَةًۜ وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ ۝٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

5Velʾenʿâme ḫaleḳahâ. leküm fîhâ difʾüv vemenâfiʿu veminhâ teʾkülûn.

Okunuş

6Veleküm fîhâ cemâlün ḥîne türîḥûne veḥîne tesraḥûn.

Okunuş

7Vetaḥmilü eŝḳâleküm ilâ beledil lem tekûnû bâligîhi illâ bişiḳḳi-lʾenfüs. inne rabbeküm leraûfür raḥîm.

Okunuş

8Velḫayle velbigâle velḥamîra literkebûhâ vezîneh. veyaḫlüḳu mâ lâ taʿlemûn.

Ayet 5–8

Etlerinden, sütlerinden, derilerinden, yünlerinden ve daha birçok şeylerinden yararlandığınız hayvanları, sabah-akşam otlaklarına gidip gelirken seyredip hoşlandığınız, kendinizi ve yüklerinizi taşıttığınız atları, katırları, merkepleri ve daha nicelerini sizin için yaratan Allah’tır. Allah kullarına karşı çok şefkatli ve merhametlidir.

Nahl 9

1 ayet

وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ وَمِنْهَا جَٓائِرٌۜ وَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟ ۝٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

9Veʿale-llâhi ḳaṣdü-ssebîli veminhâ câir. velev şâe lehedâküm ecmeʿîn.

Ayet 9

Doğru yolu göstermek Allah’a aittir. O dileseydi sizi iradesiz ve yalnızca doğruyu seçmeye mecbur bırakırdı. Allah, insana doğru ile yanlıştan birini tercih etme iradesi bahşetmiştir ve onu iradesini kullanma biçiminden hesaba çekecektir.

Nahl 10–11

2 ayet

هُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ ۝١٠ يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخ۪يلَ وَالْاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ۝١١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

10Hüve-lleẕî enzele mine-ssemâi mâel leküm minhü şerâbüv veminhü şecerun fîhi tüsîmûn.

Okunuş

11Yümbitü leküm bihi-zzerʿa vezzeytûne venneḫîle velʾaʿnâbe vemin külli-ŝŝemerât. inne fî ẕâlike leâyetel liḳavmiy yetefekkerûn.

Ayet 10–11

Sizin için gökten yağmuru yağdıran Allah, bununla hem sizin hem de hayvanlarınızın ve bitkilerin suya olan ihtiyaçlarını giderir. Bu sayede ekinler, hurmalıklar, zeytinlikler, üzüm bağları, türlü türlü meyveler ve ürünler de yetiştirir. Bütün bunlarda aklını kullananlar için Allah’ın ilmine, kudretine ve ilahlığına işaret eden nice deliller vardır.

Nahl 12–13

2 ayet

وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِاَمْرِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ ۝١٢ وَمَا ذَرَاَ لَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ ۝١٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

12Veseḫḫara lekümü-lleyle vennehâra veşşemse velḳamer. vennücûmü müseḫḫarâtüm biemrih. inne fî ẕâlike leâyâtil liḳavmiy yaʿḳilûn.

Okunuş

13Vemâ ẕerae leküm fi-lʾarḍi muḫtelifen elvânüh. inne fî ẕâlike leâyetel liḳavmiy yeẕẕekkerûn.

Ayet 12–13

Allah geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratıp hizmetinize sunmuştur. Aklını kullanıp düşünenler için bunlardan çıkarılacak dersler vardır. Yeryüzünde Allah’ın sizler için yarattığı çeşit çeşit nimetler de O’nun ilminin ve kudretinin yüceliğini göstermektedir. Ancak gerçeği arayanlar bunları görüp Allah’ın davetine yönelirler.

Nahl 14

1 ayet

وَهُوَ الَّذ۪ي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَاْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ ف۪يهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ۝١٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

14Vehüve-lleẕî seḫḫara-lbaḥra liteʾkülû minhü laḥmen ṭariyyev vetestaḫricû minhü ḥilyeten telbesûnehâ. vetera-lfülke mevâḫira fîhi velitebtegû min faḍlihî veleʿalleküm teşkürûn.

Ayet 14

Allah denizleri de sizin istifadenize sunmuştur, ondan da taze et ve birçok deniz ürünü nimetler elde edersiniz. İnci mercan gibi süs eşyaları çıkarır, gemileri suları yararak yüzdürür, ticaretinizin bir kısmını onlarla yapar, Allah’ın ilminin eserlerinden ve cömertliğinden yararlanır, lütfuna nail olursunuz. Bütün bunlar, Allah’ı layıkıyla kavrayıp O’na şükretmeniz ve yalnız Allah’ı ilah edinmeniz için apaçık delillerdir.

İlgili ayetler

Nahl 15–17

3 ayet

وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَاَنْهَارًا وَسُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۙ ۝١٥ وَعَلَامَاتٍۜ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ ۝١٦ اَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ۝١٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

15Veelḳâ fi-lʾarḍi ravâsiye en temîde biküm veenhârav vesübülel leʿalleküm tehtedûn.

Okunuş

16Veʿalâmât. vebinnecmi hüm yehtedûn.

Okunuş

17Efemey yaḫlüḳu kemel lâ yaḫlüḳ. efelâ teẕekkerûn.

Ayet 15–17

Allah yeryüzündeki hayatın devamı için oraya sarsılmaz dağlar yerleştirip, aralarında gideceğiniz yerlere sizi ulaştıracak yollar ve nehirler de yaratmıştır. Bunlarla birlikte geceleyin karada ve denizde yolculuk yapanlara yollarını bulmakta kolaylık sağlayan, yön gösteren yıldızlar var etmiştir. Bunları yaratan Allah ile hiçbir şey yaratmaya güç yetiremeyen kimseler bir olur mu?

Nahl 18–19

2 ayet

وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ۝١٨ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۝١٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

18Vein teʿuddû niʿmete-llâhi lâ tuḥṣûhâ. inne-llâhe legafûrur raḥîm.

Okunuş

19Vellâhü yaʿlemü mâ tüsirrûne vemâ tüʿlinûn.

Ayet 18–19

Allah’ın size lütfettiği nimetleri saymaya kalksanız bitiremezsiniz. Allah aklını kullanıp, bu gerçekleri idrak ederek şirkinden ve küfründen tevbe edip dönenlere karşı şefkatli, merhametli ve bağışlayıcıdır.

Unutmayın ki Allah gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilir.

Nahl 20–21

2 ayet

وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَۜ ۝٢٠ اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟ ۝٢١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

20Velleẕîne yedʿûne min dûni-llâhi lâ yaḫlüḳûne şeyʾev vehüm yuḫleḳûn.

Okunuş

21Emvâtün gayru aḥyâʾ. vemâ yeşʿurûne eyyâne yübʿaŝûn.

Ayet 20–21

Müşriklerin Allah’la birlikte ilah edindikleri ise hiçbir şeyi yaratmaya kadir olmadıkları gibi kendileri de yaratılmışlardır. Üstelik onların çoğu da diri değil ölüdürler ve ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.

Nahl 22–25

4 ayet

اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ ۝٢٢ لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِر۪ينَ ۝٢٣ وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۙ قَالُٓوا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَۙ ۝٢٤ لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟ ۝٢٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

22İlâhüküm ilâhüv vâḥid. felleẕîne lâ yüʾminûne bilʾâḫirati ḳulûbühüm münkiratüv vehüm müstekbirûn.

Okunuş

23Lâ cerame enne-llâhe yaʿlemü mâ yüsirrûne vemâ yüʿlinûn. innehû lâ yüḥibbü-lmüstekbirîn.

Okunuş

24Veiẕâ ḳîle lehüm mâẕâ enzele rabbüküm ḳâlû esâṭîru-lʾevvelîn.

Okunuş

25Liyaḥmilû evzârahüm kâmiletey yevme-lḳiyâmeti vemin evzâri-lleẕîne yüḍillûnehüm bigayri ʿilm. elâ sâe mâ yezirûn.

Ayet 22–25

Ey insanlar! Sizin ilahınız yaratıp nimetlerle donatan ve doğru yola davet eden Allah’tır. Gerçek bu olmasına rağmen müşriklerin kalpleri, nankörlükleri ve kibirleri yüzünden yalnız Allah’ın ilahlığını ve âhireti kabule yanaşmamaktadır.

Şüphesiz Allah, onların kalplerinde gizlediklerini de açıkça yapıp ettiklerini de bilmektedir. Allah nankörleri ve böbürlenip büyüklük taslayanları asla sevmez.

O müşriklere “Rabbiniz size ne indirdi, sizi neye çağırıyor?” diye sorulduğunda, onlar alaycı bir tavırla, “Geçmişlerin masallarına.” diye cevap verirler.

Onlar böyle demekle kendi günahlarının yükünü bütünüyle çekecekleri gibi, bir kısım insanların Allah’ın davetinden uzaklaşmasına sebep oldukları için de günah yüklenecekler. Böylece çok ağır, çok da berbat bir yük yüklenmiş olacaklar.

Nahl 26–29

4 ayet

قَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ ۝٢٦ ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ ۝٢٧ اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْۖ فَاَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍۜ بَلٰٓى اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ۝٢٨ فَادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ ۝٢٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

26Ḳad mekera-lleẕîne min ḳablihim feete-llâhü bünyânehüm mine-lḳavâʿidi feḫarra ʿaleyhimü-ssaḳfü min fevḳihim veetâhümü-lʿaẕâbü min ḥayŝü lâ yeşʿurûn.

Okunuş

27Ŝümme yevme-lḳiyâmeti yuḫzîhim veyeḳûlü eyne şürakâiye-lleẕîne küntüm tüşâḳḳûne fîhim. ḳâle-lleẕîne ûtü-lʿilme inne-lḫizye-lyevme vessûe ʿale-lkâfirîn.

Okunuş

28Elleẕîne teteveffâhümü-lmelâiketü żâlimî enfüsihim. feelḳavu-sseleme mâ künnâ naʿmelü min sûʾ. belâ inne-llâhe ʿalîmüm bimâ küntüm taʿmelûn.

Okunuş

29Fedḫulû ebvâbe cehenneme ḫâlidîne fîhâ. felebiʾse meŝve-lmütekebbirîn.

Ayet 26–29

Bu müşriklerin ataları da Allah’ın peygamberlerine karşı tuzaklar kurmuşlardı. Allah da onların sağlam sandıkları tuzaklarını temellerinden yıkıp yerle bir ederek başlarına geçirmişti ve Allah’ın azabı onları hiç beklemedikleri bir anda yakalayıverdi.

Ayrıca Allah Hesap Günü onları rezil edip aşağılayacak ve “Söyleyin bakalım. Sorunlarımızı o çözer, kurtarıcımız odur dediğiniz ve onları savunmak adına, mü’minlere saldırıp zulümler ettiğiniz ilahlarınız şimdi neredeler?” diyecek.

İşte O Gün Allah’ın davetine iman edip yaşayanlar da şöyle derler: “Aşağılanmanın, rezilliğin ve hak edilen azabın yaşanmaya başlandığı bugün, müşrik ve kâfirler için ne kötü bir gündür.”

Onlar Allah’ın davetine inatla karşı çıkıp direnerek dünya hayatlarını tamamlamışken melekler de canlarını almışlardı. Hesap Günü cezalarını çekmek üzere çağrıldıklarında, “Bizlerin Allah’a şirk koşmak, O’ndan başkasını ilah edinmek gibi bir niyetimiz yoktu, biz kötü bir şey yapmadık.” diyerek boyun bükecekler.

Melekler de onlara: “Hayır, sizler neyi yapmanız, Allah’a nasıl inanmanız ve neyi yapmamanız konusunda uyarılmıştınız. Yapmadık dediklerinizi kibirlenerek yaptınız. Allah sizin yaptıklarınızı eksiksiz olarak bilmektedir, haydi artık temelli kalmak üzere hak ettiğiniz cehenneme girin bakalım.” diyecekler.

Nahl 30–32

3 ayet

وَق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا خَيْرًاۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌۜ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّق۪ينَۙ ۝٣٠ جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ لَهُمْ ف۪يهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَۜ كَذٰلِكَ يَجْزِي اللّٰهُ الْمُتَّق۪ينَۙ ۝٣١ اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ طَيِّب۪ينَۙ يَقُولُونَ سَلَامٌ عَلَيْكُمُۙ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ۝٣٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

30Veḳîle lilleẕîne-tteḳav mâẕâ enzele rabbüküm. ḳâlû ḫayrâ. lilleẕîne aḥsenû fî hâẕihi-ddünyâ ḥaseneh. veledâru-lʾâḫirati ḫayr. veleniʿme dâru-lmütteḳîn.

Okunuş

31Cennâtü ʿadniy yedḫulûnehâ tecrî min taḥtihe-lʾenhâru lehüm fîhâ mâ yeşâûn. keẕâlike yeczi-llâhü-lmütteḳîn.

Okunuş

32Elleẕîne teteveffâhümü-lmelâiketü ṭayyibîne yeḳûlûne selâmün ʿaleykümü-dḫulü-lcennete bimâ küntüm taʿmelûn.

Ayet 30–32

Allah’ın davetine iman edip gereklerini yerine getirenlere de “Rabbiniz ne indirdi, sizi neye çağırdı?” diye sorsan, onlar da: “Hak ve hakikati indirip bizi de ona teslim olarak yaşamaya çağırdı.” derler. İşte bu gerçeği kavrayıp sorumluluklarını yerine getirenler, en güzel karşılık olmak üzere âhirette içinde devamlı kalacakları cennette, nimetlerle ödüllendirilecekler. Onlar, derelerin çağıldadığı cennet bahçelerinde istedikleri her güzel şeyi bulacaklar, daimi mutluluğun tadına varacaklar ve böylece Allah’ın lütfuna kavuşmuş olacaklar.

Bunlar da meleklerin “Selam olsun sizlere, dünya hayatınızda yaptıklarınızın karşılığı olarak daimi kalmak üzere girin cennete.” dedikleri kimselerdir.

Nahl 33–36

4 ayet

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَاْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَاْتِيَ اَمْرُ رَبِّكَۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّٰهُ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ۝٣٣ فَاَصَابَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ۝٣٤ وَقَالَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ۝٣٥ وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ۝٣٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

33Hel yenżurûne illâ en teʾtiyehümü-lmelâiketü ev yeʾtiye emru rabbik. keẕâlike feʿale-lleẕîne min ḳablihim. vemâ żalemehümü-llâhü velâkin kânû enfüsehüm yażlimûn.

Okunuş

34Feeṣâbehüm seyyietü mâ ʿamilû veḥâḳa bihim mâ kânû bihî yestehziûn.

Okunuş

35Veḳâle-lleẕîne eşrakû lev şâe-llâhü mâ ʿabednâ min dûnihî min şeyʾin naḥnü velâ âbâünâ velâ ḥarramnâ min dûnihî min şeyʾ. keẕâlike feʿale-lleẕîne min ḳablihim. fehel ʿale-rrusüli ille-lbelâgu-lmübîn.

Okunuş

36Veleḳad beʿaŝnâ fî külli ümmetir rasûlen eni-ʿbüdü-llâhe vectenibu-ṭṭâgût. feminhüm men hede-llâhü veminhüm men ḥaḳḳat ʿaleyhi-ḍḍalâleh. fesîrû fi-lʾarḍi fenżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lmükeẕẕibîn.

Ayet 33–36

Gerçeğin üstünü örtüp inkâr edenler, meleklerin canlarını almak üzere kendilerine görünmesini veya bir an önce Allah’ın azabının başlarına gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan önce gelip geçmiş müşrikler de böyle yapmışlar, sonunda da helak edilmişlerdi. Gerçek şu ki, Allah onlara zulmetmedi, onlar kendi kendilerine zulmettiler. Sonunda Allah’a başkaldırmaları ve nankörlükleri sebebi ile azaba davetiye çıkardılar, alay edip durdukları azap da onları çepeçevre kuşatıverdi.

Onlar alaycı bir tavırla şöyle diyorlardı: “Şayet Allah istemeseydi atalarımız da, biz de Allah’a ortak koşmaz, O’nun helal kıldığını da haram kılmazdık.” Bunlardan öncekiler de aynısını söylemişlerdi. Onların bu tutumları karşısında peygamberlere düşen, Allah’ın âyetlerini apaçık duyurmaktır.

Gerçek şu ki, Biz her topluma peygamber göndererek, onları Allah’ı layıkıyla tanımaya, yalnız Allah’a kulluk ederek yaşamaya davet ettik, tağuti nizamlardan da uzak durmaları için öğüt verip uyardık. Bunlardan bir kısmı uyarıları dikkate alıp yapılan davete uydu fakat bir kısmı da davetten yüz çevirerek sapıklık içinde kendi başlarına bırakılmaya müstahak oldular.

Ey insanlar! Yeryüzünde gezip dolaşın ve dolaşırken de Allah adına yapılan daveti reddedenlerin nasıl yaşadıklarını ve sonlarının nasıl olduğunu bir düşünün.

Nahl 37–39

3 ayet

اِنْ تَحْرِصْ عَلٰى هُدٰيهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ۝٣٧ وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْۙ لَا يَبْعَثُ اللّٰهُ مَنْ يَمُوتُۜ بَلٰى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۙ ۝٣٨ لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذ۪ي يَخْتَلِفُونَ ف۪يهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِب۪ينَ ۝٣٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

37İn taḥriṣ ʿalâ hüdâhüm feinne-llâhe lâ yehdî mey yüḍillü vemâ lehüm min nâṣirîn.

Okunuş

38Veaḳsemû billâhi cehde eymânihim lâ yebʿaŝü-llâhü mey yemût. belâ vaʿden ʿaleyhi ḥaḳḳav velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.

Okunuş

39Liyübeyyine lehümü-lleẕî yaḫtelifûne fîhi veliyaʿleme-lleẕîne keferû ennehüm kânû kâẕibîn.

Ayet 37–39

Ey Peygamber! Sen, şirk ve küfründe inatla direnenleri, Allah’ın davetine uymaya ne kadar bilgi ve delil ile çağırsan da ikna edemez, inandıramazsın. Allah inatlarından vazgeçmeyenleri doğru yoluna iletmez ve onlara hiç kimse yardım da edemez.

Üstelik böyleleri Allah’ın ismini anarak yeminler edip, “Allah ölüyü tekrar diriltmez.” diyorlar.

Hayır, Allah’ın vaadi haktır ve zamanı gelince hesap vermek üzere herkesi diriltecektir. Fakat insanların çoğu bu gerçeği kabul etmek istemiyor.

Allah, şirk ve küfürde direnip, âyetlerine inanmak istemeyenlere, Hesap Günü’nün gerçek olduğunu, yalancının da kim olduğunu gösterecek, yaptıkları ve söyledikleri ile yüzleştirecektir.

Nahl 40

1 ayet

اِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ اِذَٓا اَرَدْنَاهُ اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟ ۝٤٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

40İnnemâ ḳavlünâ lişeyʾin iẕâ eradnâhü en neḳûle lehû kün feyekûn.

Ayet 40

Allah ne zaman bir şeyin olmasını dilerse, ona yalnızca, “ol” der ve o da hemen oluş sürecine girer. O’nun ol dediğine hiç kimse engel olamaz, zamanı geldiğinde o mutlaka olur.

Nahl 41–42

2 ayet

وَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا فِي اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةًۜ وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَۙ ۝٤١ اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ۝٤٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

41Velleẕîne hâcerû fi-llâhi mim baʿdi mâ żulimû lenübevviennehüm fi-ddünyâ ḥaseneh. veleecru-lʾâḫirati ekber. lev kânû yaʿlemûn.

Okunuş

42Elleẕîne ṣaberû veʿalâ rabbihim yetevekkelûn.

Ayet 41–42

Peygamberlerin Allah adına yaptıkları davete iman edip, onu yaşamak için gösterdikleri çaba sebebiyle müşrik ve kâfirlerin zulmüne uğrayıp, yurtlarından, yuvalarından hicret etmek zorunda kalanları, dünya hayatlarında daha güzel yerlere yerleştiririz. Âhiretteki mükâfatları ise çok daha büyük olacaktır. Bu mü’minler sıkıntılara göğüs germiş ve Allah’a güvenmişlerdi. Keşke inkârcılar bunu anlasalardı.

Nahl 43–44

2 ayet

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ ۝٤٣ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِۜ وَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ ۝٤٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

43Vemâ erselnâ min ḳablike illâ ricâlen nûḥî ileyhim fesʾelû ehle-ẕẕikri in küntüm lâ taʿlemûn.

Okunuş

44Bilbeyyinâti vezzübür. veenzelnâ ileyke-ẕẕikra litübeyyine linnâsi mâ nüzzile ileyhim veleʿallehüm yetefekkerûn.

Ayet 43–44

Ey Peygamber! Senden önce kendilerine vahyedip âyetlerimizi ulaştırdıklarımız melek değil, onlar da senin gibi birer insandı. Sabırla, sebatla, zalimlere boyun eğmeden görevlerini yerine getirerek, insanları doğru olanı yaşamaya davet ettiler. Bunun böyle olduğunu, kendilerine daha önce peygamber gönderip kitap verdiklerimizin neslinden gelen zikir ehlinin kitaplarında kalan gerçeklerden bilirler.

Biz o peygamberleri de kitaplar ve apaçık delillerle gönderdik. Şimdi sen de indirmekte olduğumuz vahyi açıklayıp insanları ona uymaya davet et, böylece kendileri için doğru olanı öğrenip kavrasınlar. Ola ki düşünüp doğruya yönelirler.

Nahl 45–47

3 ayet

اَفَاَمِنَ الَّذ۪ينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ يَاْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَۙ ۝٤٥ اَوْ يَاْخُذَهُمْ ف۪ي تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُمْ بِمُعْجِز۪ينَۙ ۝٤٦ اَوْ يَاْخُذَهُمْ عَلٰى تَخَوُّفٍۜ فَاِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ۝٤٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

45Efeemine-lleẕîne mekerü-sseyyiâti ey yaḫsife-llâhü bihimü-lʾarḍa ev yeʾtiyehümü-lʿaẕâbü min ḥayŝü lâ yeşʿurûn.

Okunuş

46Ev yeʾḫuẕehüm fî teḳallübihim femâ hüm bimüʿcizîn.

Okunuş

47Ev yeʾḫuẕehüm ʿalâ teḫavvuf. feinne rabbeküm leraûfür raḥîm.

Ayet 45–47

Ey Peygamber! Sana tuzaklar kurarak, zulüm nizamlarını devam ettirmek isteyenler, Allah’ın kendilerini yerle bir etmeyeceğinden yahut azabın hiç ummadıkları bir zamanda günlük işlerini yapmaktayken onları birdenbire yakalamayacağından nasıl emin olabilirler? Böyle bir cezayı önlemeye kimsenin gücü yetmez.

Ayrıca bunlar, Allah adına yapılan davetten yüz çevirmeleri sebebi ile O’nun kendilerini içten içe çürütüp helak olmaya mahkûm ederek, kendi başlarına bırakacağını hiç düşünmezler mi? Şüphesiz Allah kullarına karşı çok şefkatli, merhametli ve bağışlayıcıdır. O yüzden tevbe edip doğru olana ulaşmaları için zaman tanır, onları hemen cezalandırmaz.

Nahl 48–51

4 ayet

اَوَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍ يَتَفَيَّؤُ۬ا ظِلَالُهُ عَنِ الْيَم۪ينِ وَالشَّمَٓائِلِ سُجَّدًا لِلّٰهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ ۝٤٨ وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ مِنْ دَٓابَّةٍ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۝٤٩ يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ۟ ۝٥٠ وَقَالَ اللّٰهُ لَا تَتَّخِذُٓوا اِلٰهَيْنِ اثْنَيْنِۚ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَاِيَّايَ فَارْهَبُونِ ۝٥١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

48Evelem yerav ilâ mâ ḫaleḳa-llâhü min şeyʾiy yetefeyyeü żilâlühû ʿani-lyemîni veşşemâili süccedel lillâhi vehüm dâḫirûn.

Okunuş

49Velillâhi yescüdü mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍi min dâbbetiv velmelâiketü vehüm lâ yestekbirûn.

Okunuş

50Yeḫâfûne rabbehüm min fevḳihim veyefʿalûne mâ yüʾmerûn.

Okunuş

51Veḳâle-llâhü lâ tetteḫiẕû ilâheyni-ŝneyn. innemâ hüve ilâhüv vâḥid. feiyyâye ferhebûn.

Ayet 48–51

Kur’an ile yapılan davetten ısrarla kaçınanlar, Allah’ın yarattıklarını ve onlarla ilgili kurduğu nizamların mükemmelliği üzerinde hiç düşünmezler mi? Onların gölgeleri bile Allah’ın yasaları gereği uzayıp kısalmakta ve sağa sola dönmekteyken, kendileri O’nun âyetlerinden yüz çeviriyorlar. Kesin olan gerçek şu ki, şeytan ve onun izinden giden kimselerin dışında, göklerde ve yerde olanların hepsi kendilerini yaratan Allah’a teslim olur ve asla büyüklük taslamazlar, mutlak hâkimiyet sahibi Rablerinin hükümlerine boyun eğip saygı ile secde ederler. Çünkü Allah buyurmuştur ki: “Sakın Benim emrime karşı büyüklük taslamayın ve Allah’la birlikte ikinci ilah edinmeyin.” O ancak bir tek ilâhtır.

Nahl 52

1 ayet

وَلَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَهُ الدّ۪ينُ وَاصِبًاۜ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ تَتَّقُونَ ۝٥٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

52Velehû mâ fi-ssemâvâti velʾarḍi velehü-ddînü vâṣibâ. efegayra-llâhi tetteḳûn.

Ayet 52

Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin gerçek sahibi Allah’tır, din de yalnız O’nundur. İtaat ve ibadet edilip, hükümlerine teslim olmaya layık olan yalnızca O’dur. O’ndan başka gerçek ilah ve sakınılması gereken yoktur.

Nahl 53–56

4 ayet

وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ ثُمَّ اِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَاِلَيْهِ تَجْـَٔرُونَۚ ۝٥٣ ثُمَّ اِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَۙ ۝٥٤ لِيَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَيْنَاهُمْۜ فَتَمَتَّعُوا۠ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۝٥٥ وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَص۪يبًا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْۜ تَاللّٰهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ ۝٥٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

53Vemâ biküm min niʿmetin femine-llâhi ŝümme iẕâ messekümu-ḍḍurru feileyhi tecʾerûn.

Okunuş

54Ŝümme iẕâ keşefe-ḍḍurra ʿanküm iẕâ ferîḳum minküm birabbihim yüşrikûn.

Okunuş

55Liyekfürû bimâ âteynâhüm. fetemetteʿû. fesevfe taʿlemûn.

Okunuş

56Veyecʿalûne limâ lâ yaʿlemûne neṣîbem mimmâ razaḳnâhüm. tellâhi letüsʾelünne ʿammâ küntüm tefterûn.

Ayet 53–56

İnsana sahibi olduğunu zannettiği her şeyi emanet eden Allah’tır.

Müşrikler başlarına ne zaman bir sıkıntı gelse hemen Allah’a sığınır ve O’ndan yardım isterler. Allah onları sıkıntıdan kurtarınca da birçoğu O’ndan yüz çevirip şirk koşar, nankörlük ederler. Bir müddet daha Allah’ın bahşettiği nimetlerden istifade ederek yaşayın bakalım, nasıl olsa Hesap Günü gerçeği görecek ve hak ettiğinizle karşılaşacaksınız.

Bu müşrikler, kendilerine verdiğimiz rızıklardan ve kazançlarından Allah ile birlikte ilah edindiklerine bir pay ayırırlar. Bu ayırdıklarının ne kendilerine ne de ilah edindikleri putlarına bir yararı olur. Allah, kendi kendilerine uydurdukları bu sapıklıklarının hesabını sorup, hak ettikleri cezalarını verecektir.

Nahl 57–60

4 ayet

وَيَجْعَلُونَ لِلّٰهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُۙ وَلَهُمْ مَا يَشْتَهُونَ ۝٥٧ وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِالْاُنْثٰى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظ۪يمٌۚ ۝٥٨ يَتَوَارٰى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُٓوءِ مَا بُشِّرَ بِه۪ۜ اَيُمْسِكُهُ عَلٰى هُونٍ اَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ ۝٥٩ لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِۚ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰىۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟ ۝٦٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

57Veyecʿalûne lillâhi-lbenâti sübḥânehû velehüm mâ yeştehûn.

Okunuş

58Veiẕâ büşşira eḥadühüm bilʾünŝâ żalle vechühû müsveddev vehüve keżîm.

Okunuş

59Yetevârâ mine-lḳavmi min sûi mâ büşşira bih. eyümsikühû ʿalâ hûnin em yedüssühû fi-ttürâb. elâ sâe mâ yaḥkümûn.

Okunuş

60Lilleẕîne lâ yüʾminûne bilʾâḫirati meŝelü-ssevʾ. velillâhi-lmeŝelü-lʾaʿlâ. vehüve-lʿazîzü-lḥakîm.

Ayet 57–60

Müşriklerin bir kısmı da bu nankörlük, cahillik ve küstahlıkları yetmezmiş gibi, bir de kalkmış kendilerine yakıştıramadıkları ve sırtlarında bir yük gibi gördükleri kız çocuklarını Allah’a evlat olarak isnat ederken, erkek çocukları kendilerine layık görüyorlar. Nitekim onlardan birine, bir kız çocuğunun dünyaya geldiği müjdelense, öfkeden deliye dönercesine yüzü kapkara kesilir, sanki kız çocuğu sahibi olmak utanç verici bir şeymiş gibi, halkın içine çıkamaz ve “Bu çocuğu zillete katlanarak büyüteyim mi, yoksa diri diri toprağa mı gömeyim?” diye, kara kara düşünür. Yazıklar olsun izledikleri bu iğrenç örflerine ve hükümlerine. Müşriklerle kâfirler bu zulümleri, âhirete ve Hesap Günü’ne inanmadıkları için yaparlar. Allah bu yaptıklarının bedelini onlara ödetecektir.

Allah üstün kudret ve adalet sahibidir, her hükmünde mutlak isabetlidir ve kulları üzerinde hüküm yetkisi yalnız O’na aittir.

Nahl 61

1 ayet

وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَاْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ ۝٦١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

61Velev yüâḫiẕü-llâhü-nnâse biżulmihim mâ terake ʿaleyhâ min dâbbetiv velâkiy yüʾeḫḫiruhüm ilâ ecelim müsemmâ. feiẕâ câe ecelühüm lâ yesteʾḫirûne sâʿatev velâ yestaḳdimûn.

Ayet 61

Allah insanları işledikleri suçlarından dolayı hemen cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde bir tek kimse kalmazdı. Onlara yaptıklarından tevbe edip, Allah’ın daveti olan doğruya dönecekleri kadar zaman tanır, tanıdığı süre dolunca da akıbetlerini ne bir an geciktirebilir ne de bir an öne alabilirler.

Nahl 62

1 ayet

وَيَجْعَلُونَ لِلّٰهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ اَلْسِنَتُهُمُ الْكَذِبَ اَنَّ لَهُمُ الْحُسْنٰىۜ لَا جَرَمَ اَنَّ لَهُمُ النَّارَ وَاَنَّهُمْ مُفْرَطُونَ ۝٦٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

62Veyecʿalûne lillâhi mâ yekrahûne veteṣifü elsinetühümü-lkeẕibe enne lehümü-lḥusnâ. lâ cerame enne lehümü-nnâra veennehüm müfraṭûn.

Ayet 62

Müşrikler bir yandan kendilerine yakıştıramayıp, beğenmedikleri kız çocuklarını, Allah’a yakıştırırken, öte yandan da inanmadıkları o âhiret hayatı, gerçek olsa bile cennete kendilerinin layık olduğu yalanını dillerine dolayıp küstahça saçmalayıp dururlar.

Oysa onları âhirette cehennem ateşi beklemektedir, üstelik şirkleri sebebi ile ateşe ilk onlar girecekler.

Nahl 63

1 ayet

تَاللّٰهِ لَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ۝٦٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

63Tellâhi leḳad erselnâ ilâ ümemim min ḳablike fezeyyene lehümü-şşeyṭânü aʿmâlehüm fehüve veliyyühümü-lyevme velehüm ʿaẕâbün elîm.

Ayet 63

Andolsun ki Biz senden önceki toplumlara da peygamberler gönderdik. Fakat şeytan o toplumlara da şirk, küfür ve zulüm nizamlarını güzel gösterdi. Ona uymaya istekli olan çoğunluk da şeytana yoldaş olup, Allah’a nankörlük ederek azgınlaşıp peygamberlerini yalanladılar.

Şeytan geçmişte olduğu gibi bugün de böylelerinin dostudur. Onun dostlarını şiddetli bir azap beklemektedir.

Nahl 64

1 ayet

وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ اِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا ف۪يهِۙ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ۝٦٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

64Vemâ enzelnâ ʿaleyke-lkitâbe illâ litübeyyine lehümü-lleẕi-ḫtelefû fîhi vehüdev veraḥmetel liḳavmiy yüʾminûn.

Ayet 64

Ey Peygamber! Biz bu Kur’an’ı, insanlara yaratılış sebeplerini ve ona uygun olan hayat nizamını açıklayasın diye sana indirmekteyiz. Bu Kur’an insanların çekişip durdukları sorunlarının en doğru çözümlerini sunmakta olan rahmet kaynağı bir rehberdir. Ancak doğruyu arayanlar bundan yararlanır.

Nahl 65

1 ayet

وَاللّٰهُ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ۟ ۝٦٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

65Vellâhü enzele mine-ssemâi mâen feaḥyâ bihi-lʾarḍa baʿde mevtihâ. inne fî ẕâlike leâyetel liḳavmiy yesmeʿûn.

Ayet 65

Gökten indirdiği yağmurla kupkuru ölü toprağa hayat verip, onu canlandıran Allah’tır ve Allah Kıyamet Günü insanları işte tıpkı böyle diriltip, dünya hayatlarını kime ve neye göre yaşadıklarının hesabını soracaktır. Aklını kullanıp da düşünenler için bundan çıkarılacak dersler vardır.

Nahl 66–67

2 ayet

وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِه۪ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَٓائِغًا لِلشَّارِب۪ينَ ۝٦٦ وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخ۪يلِ وَالْاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ۝٦٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

66Veinne leküm fi-lʾenʿâmi leʿibrah. nüsḳîküm mimmâ fî büṭûnihî mim beyni ferŝiv vedemil lebenen ḫâliṣan sâigal lişşâribîn.

Okunuş

67Vemin ŝemerâti-nneḫîli velʾaʿnâbi tetteḫiẕûne minhü sekerav verizḳan ḥasenâ. inne fî ẕâlike leâyetel liḳavmiy yaʿḳilûn.

Ayet 66–67

Hayvanların karnında sindirilenlerle kan arasından süzülüp salgılanan sütün mükemmel bir sistemle hazırlanışını, size ikram edilişindeki ilim ve kudreti bir düşünün. Allah’ın ilminin yüceliğini ve kudretini kavramak isteyenler için bundan da çıkarılacak dersler vardır.

Öte yandan Rabbiniz olan Allah’ın sizin için yarattığı hurma ağaçlarının meyvelerinin yaratılışında ve hem yararlı içecekler hem de sarhoş edici zararlı içecekler elde ettiğiniz asmalı, asmasız üzümlerin yaratılışında, Allah’ı layıkıyla tanımak isteyenler için nice deliller vardır.

Nahl 68–69

2 ayet

وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذ۪ي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ ۝٦٨ ثُمَّ كُل۪ي مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُك۪ي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلًاۜ يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ ف۪يهِ شِفَٓاءٌ لِلنَّاسِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ۝٦٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

68Veevḥâ rabbüke ile-nnaḥli eni-tteḫiẕî mine-lcibâli büyûtev vemine-şşeceri vemimmâ yaʿrişûn.

Okunuş

69Ŝümme külî min külli-ŝŝemerâti feslükî sübüle rabbiki ẕülülâ. yaḫrucü mim büṭûnihâ şerâbüm muḫtelifün elvânühû fîhi şifâül linnâs. inne fî ẕâlike leâyetel liḳavmiy yetefekkerûn.

Ayet 68–69

Rabbiniz Allah; arıya, “Dağlarda, ağaçlarda, insanların yaptıkları çardak ve kovanlarda kendine yuva yap, her çeşit üründen yiyip istifade et ve Rabbinin öğrettiği yol güzergâhından ayrılma.” diye vahyetti. Arılar da, Allah’ın vahyine teslim olup, yediklerinden karınlarında insanlar için şifa olan, farklı renk ve lezzette bir sıvı olan bal yaparlar. Şüphesiz bütün bunlar, düşünenler için Allah’ın ilminin, kudretinin ve kurduğu nizamının mükemmelliğinin apaçık delilleridir.

İlgili ayetler

Nahl 70

1 ayet

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفّٰيكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْـًٔاۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ۟ ۝٧٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

70Vellâhü ḫaleḳaküm ŝümme yeteveffâküm veminküm mey yüraddü ilâ erẕeli-lʿumüri likey lâ yaʿleme baʿde ʿilmin şeyʾâ. inne-llâhe ʿalîmün ḳadîr.

Ayet 70

Sizi yaratıp yaşatan sonra da canınızı alacak olan Allah’tır.

Allah kiminizi ömrünün en düşkün çağına, ne yaptığını, ne söylediğini bilmez hale geldiği ihtiyarlık çağına ulaştırır. O, her şeyi bilen, her şeye güç yetirendir.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

70Hac 5Rum 54Yâsîn 68

Nahl 71

1 ayet

وَاللّٰهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍ فِي الرِّزْقِۚ فَمَا الَّذ۪ينَ فُضِّلُوا بِرَٓادّ۪ي رِزْقِهِمْ عَلٰى مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَهُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌۜ اَفَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ ۝٧١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

71Vellâhü feḍḍale baʿḍaküm ʿalâ baʿḍin fi-rrizḳ. feme-lleẕîne füḍḍilû birâddî rizḳihim ʿalâ mâ meleket eymânühüm fehüm fîhi sevâün. efebiniʿmeti-llâhi yecḥadûn.

Ayet 71

Maddi imkânlar bakımından kiminizi kiminize üstün kılan da Allah’tır. Hal böyleyken kendisine daha çok nimet verilenler, bu nimetleri emirleri altında çalışanlarla paylaşmazlar. Böyle yaparak Allah’ın emirlerini görmezden ve duymazdan gelerek inkâra kalkarlar.

Nahl 72–74

3 ayet

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَن۪ينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ اللّٰهِ هُمْ يَكْفُرُونَۙ ۝٧٢ وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ شَيْـًٔا وَلَا يَسْتَط۪يعُونَۚ ۝٧٣ فَلَا تَضْرِبُوا لِلّٰهِ الْاَمْثَالَۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ۝٧٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

72Vellâhü ceʿale leküm min enfüsiküm ezvâcev veceʿale leküm min ezvâciküm benîne veḥafedetev verazeḳaküm mine-ṭṭayyibât. efebilbâṭili yüʾminûne vebiniʿmeti-llâhi hüm yekfürûn.

Okunuş

73Veyaʿbüdûne min dûni-llâhi mâ lâ yemlikü lehüm rizḳam mine-ssemâvâti velʾarḍi şeyʾev velâ yesteṭîʿûn.

Okunuş

74Felâ taḍribû lillâhi-lʾemŝâl. inne-llâhe yaʿlemü veentüm lâ taʿlemûn.

Ayet 72–74

Allah size kendi cinsinizden eşler yarattı, eşlerinizden evlatlar ve torunlar bağışladı. Sizleri temiz ve hoş birçok şeylerle de rızıklandırdı.

İnsanlardan bir kısmı, Allah’ın bahşettiği rızıklardan yararlanmasına rağmen, kendisini yaratıp bunca nimetlerle donatan Allah’la birlikte başka ilahlar edinip kendileri gibi yaratılmış olanların peşine düşer, Allah’tan yüz çevirirler.

İnsan nasıl oluyor da kendisi için ne gökten ne yerden hiçbir rızık yaratamayan, aciz ve güçsüz kimseleri ilah edinerek Allah’a şirk koşabiliyor?

Allah’ın daveti olan hayat nizamının içine kendi uydurduklarınızı katıp karıştırmayın ve ardından da benzerlikler kurmaya kalkmayın. Şüphesiz her şeyin en doğrusunu bilen yalnızca Allah’tır.

Nahl 75–76

2 ayet

ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا عَبْدًا مَمْلُوكًا لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًا فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ سِرًّا وَجَهْرًاۜ هَلْ يَسْتَوُ۫نَۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ۝٧٥ وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا رَجُلَيْنِ اَحَدُهُمَٓا اَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلٰى مَوْلٰيهُۙ اَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَاْتِ بِخَيْرٍۜ هَلْ يَسْتَو۪ي هُوَۙ وَمَنْ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِۙ وَهُوَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ۟ ۝٧٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

75Ḍarabe-llâhü meŝelen ʿabdem memlûkel lâ yaḳdiru ʿalâ şeyʾiv vemer razaḳnâhü minnâ rizḳan ḥasenen fehüve yünfiḳu minhü sirrav vecehrâ. hel yestevûn. elḥamdü lillâh. bel ekŝeruhüm lâ yaʿlemûn.

Okunuş

76Veḍarabe-llâhü meŝeler racüleyni eḥadühümâ ebkemü lâ yaḳdiru ʿalâ şeyʾiv vehüve kellün ʿalâ mevlâhü eynemâ yüveccihhü lâ yeʾti biḫayr. hel yestevî hüve vemey yeʾmüru bilʿadli vehüve ʿalâ ṣirâṭim müsteḳîm.

Ayet 75–76

Gerçeği daha iyi anlamanız için Allah size şu iki insanın misalini veriyor.

Birisi hiçbir şeye güç yetiremeyen cahil ve birinin boyunduruğu altında bir köle, diğeri ise kendisine katımızdan rızık olarak bolca mal-mülk verdiğimiz ilim sahibi ve bu rızıkları dilediği gibi -açık ya da gizli olarak- hayırda harcama özgürlüğüne sahip olan birisi. Bu iki insanın durumu hiç bir olur mu? Aralarında benzerlik ya da denklik söz konusu edilebilir mi?

Şüphesiz her türlü övgü ve şükür, bunca nimeti yaratıp kullarına bahşeden Allah’a mahsustur.

Bununla birlikte şu iki kişinin misali üzerinde de düşünün. Bunlardan birisi dilsiz, elinden bir şey gelmeyen, bilgisiz ve aciz, sahibinin sırtında bir yük, sahibi ona hangi işi verirse versin beceremeyip içinden çıkamıyor. Diğeri ise son derece bilgili, her işini adaletle hakka dayalı yapan ve yaptıran, doğru yolda olmakla birlikte, başkalarını da doğru olana çağıran biri. Hiç bu iki kişinin durumu birbirine benzer mi ya da bunlar birbirlerine denk olur mu?

Nahl 77

1 ayet

وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَٓا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ۝٧٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

77Velillâhi gaybü-ssemâvâti velʾarḍ. vemâ emru-ssâʿati illâ kelemḥi-lbeṣari ev hüve aḳrab. inne-llâhe ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.

Ayet 77

Gerçek şu ki göklerin, yerin ve arasında olanların yaratıcısı, nizamlarının kurucusu Allah’tır. Sizin bilmeniz gerekenlerin neler olduğunu bilen de Allah’tır ve unutmayın ki Son Saat vakti geldiğinde göz açıp kapayıncaya kadar, hatta daha kısa bir zamanda gerçekleşecektir. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye yeter.

Nahl 78

1 ayet

وَاللّٰهُ اَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْـًٔاۙ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۙ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ۝٧٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

78Vellâhü aḫraceküm mim büṭûni ümmehâtiküm lâ taʿlemûne şeyʾev veceʿale lekümü-ssemʿa velʾebṣâra velʾefʾidete leʿalleküm teşkürûn.

Ayet 78

Analarınızın karnında sizi yaratıp, işitmek için kulak, görmek için göz ve düşünmek için akıl bahşeden, sonra da hiçbir şey bilmez haldeyken analarınızın karnından çıkaran Allah’tır.

Bahşedilen nimetler için Rabbinize şükredip itaat etmeniz gerekmez mi?

Nahl 79

1 ayet

اَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ ف۪ي جَوِّ السَّمَٓاءِۜ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلَّا اللّٰهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ۝٧٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

79Elem yerav ile-ṭṭayri müseḫḫarâtin fî cevvi-ssemâʾ. mâ yümsikühünne ille-llâh. inne fî ẕâlike leâyâtil liḳavmiy yüʾminûn.

Ayet 79

Üzerinde hiç düşünmeden Kur’an âyetlerini inkâr edenler, göğün boşluğunda Allah’ın kurduğu nizam ile yasaları sayesinde, kuşların nasıl uçtuklarını hiç görmüyorlar mı? Onları koyduğu yasalarla uyumlu yaratıp uçuran Allah’tır ve bunlarda Allah’ın ilmini, kudretini görmek isteyenler için çıkarılacak dersler vardır.

İlgili ayetler

Nahl 80–82

3 ayet

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ الْاَنْعَامِ بُيُوتًا تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ اِقَامَتِكُمْۙ وَمِنْ اَصْوَافِهَا وَاَوْبَارِهَا وَاَشْعَارِهَٓا اَثَاثًا وَمَتَاعًا اِلٰى ح۪ينٍ ۝٨٠ وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَانًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمُ الْحَرَّ وَسَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمْ بَاْسَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ ۝٨١ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ۝٨٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

80Vellâhü ceʿale leküm mim büyûtiküm sekenev veceʿale leküm min cülûdi-lʾenʿâmi büyûten testeḫiffûnehâ yevme żaʿniküm veyevme iḳâmetiküm vemin aṣvâfihâ veevbârihâ veeşʿârihâ eŝâŝev vemetâʿan ilâ ḥîn.

Okunuş

81Vellâhü ceʿale leküm mimmâ ḫaleḳa żilâlev veceʿale leküm mine-lcibâli eknânev veceʿale leküm serâbîle teḳîkümü-lḥarra veserabîle teḳîküm beʾseküm. keẕâlike yütimmü niʿmetehû ʿaleyküm leʿalleküm tüslimûn.

Okunuş

82Fein tevellev feinnemâ ʿaleyke-lbelâgu-lmübîn.

Ayet 80–82

Sizlere içinde oturacağınız evleri yapabilme, hayvanların derilerinden kolayca taşıyabileceğiniz çadırlar kurma kabiliyet ve imkânlarını bahşeden de Allah’tır.

Ayrıca Allah size, hayvanların yünlerinden, kıllarından kısa ve uzun vadeli faydalanacağınız döşemelik kumaşlar, ev eşyaları ile ticaret malları yapma becerileri de bahşetmiştir.

Bunlarla birlikte Allah’ın size bahşettiği akıl ve kabiliyetler sayesinde kendinizi sıcaktan, soğuktan ve savaşların verebileceği zararlardan koruyacak elbiseler, zırhlar yaparsınız.

Güneşin sıcağından korunacağınız gölgelikleri, dağlarda sığınılacak mağaraları yaratan Allah’tır. Dünya hayatınızda ihtiyacınız olan her türlü nimeti bahşeden Rabbiniz, bu nimetlerden doğru yararlanabilmeniz ve kendisine şükretmeniz için de peygamberler ve kitaplar göndermiştir.

Ey Peygamber! Bunca nimete rağmen Rabbinin davetinden yüz çevirenleri sen zorla doğruya yöneltemezsin. Senin görevin vahyedilen âyetler ile insanları Allah adına doğru olana davet etmektir.

Nahl 83

1 ayet

يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ اللّٰهِ ثُمَّ يُنْكِرُونَهَا وَاَكْثَرُهُمُ الْكَافِرُونَ۟ ۝٨٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

83Yaʿrifûne niʿmete-llâhi ŝümme yünkirûnehâ veekŝeruhümü-lkâfirûn.

Ayet 83

İnsanlar, sahip oldukları nimetlerin, Allah tarafından yaratılıp kendilerine verilmiş olduğunu bilirler, fakat nankör olan çoğunluk buna rağmen Allah’ın daveti olan hayat nizamına uymamakta direnirler.

Nahl 84–87

4 ayet

وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يدًا ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ ۝٨٤ وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ۝٨٥ وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا شُرَكَٓاءَهُمْ قَالُوا رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُرَكَٓاؤُ۬نَا الَّذ۪ينَ كُنَّا نَدْعُوا مِنْ دُونِكَۚ فَاَلْقَوْا اِلَيْهِمُ الْقَوْلَ اِنَّكُمْ لَكَاذِبُونَۚ ۝٨٦ وَاَلْقَوْا اِلَى اللّٰهِ يَوْمَئِذٍۨ السَّلَمَ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ۝٨٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

84Veyevme nebʿaŝü min külli ümmetin şehîden ŝümme lâ yüʾẕenü lilleẕîne keferû velâ hüm yüstaʿtebûn.

Okunuş

85Veiẕâ rae-lleẕîne żalemü-lʿaẕâbe felâ yüḫaffefü ʿanhüm velâ hüm yünżarûn.

Okunuş

86Veiẕâ rae-lleẕîne eşrakû şürakâehüm ḳâlû rabbenâ hâülâi şürakâüne-lleẕîne künnâ nedʿû min dûnik. feelḳav ileyhimü-lḳavle inneküm lekâẕibûn.

Okunuş

87Veelḳav ile-llâhi yevmeiẕin-sseleme veḍalle ʿanhüm mâ kânû yefterûn.

Ayet 84–87

Hesap Günü, her ümmetle birlikte onlara gönderdiğimiz peygamberleri de huzurumuzda toplayacağız. Peygamberleri onlara şahitlik edecekler. İşte O Gün, dünya hayatını hakikate gözlerini kapatarak tamamlamış olanlar, Allah’ın davetinden habersiz olduklarını beyan edemez, böyle bir mazeretin arkasına da sığınamazlar. Yeniden dünyaya döndürülüp, Allah’ın davetine uygun yaşama istekleri ve af dilemeleri de kabul edilmeyecektir.

İşte bunlar cehennem azabı ile yüz yüze geldiklerinde, dünya hayatlarında ateşin şiddetli azabı ile uyarıldıkları halde umursamadıklarına çok pişman olacaklar. Ama artık çok geç... Ateşin azabı onlardan hafifletilmeyecek, yüzlerine de bakılmayacak. Ve O Gün, Allah’a ortak koşup da peşlerinden gittiklerini cehennemde görünce, “Rabbimiz, işte bunlar bizim Senin davetinden yüz çevirmemize sebep oldular ve kendilerini Seninle birlikte ilah gibi görüp gösterdiler.” diyecek ve böylece kendilerini temize çıkarmaya çalışacaklar. Fakat o ilah edindikleri kimseler de onlara: “Biz sizi zorla kendimize itaat etmeye mecbur etmedik, yalan söyleyip kendinizi suçsuzmuş gibi göstermeyin.” diyecekler.

Sonunda hepsi iş işten geçmiş olduğu halde kayıtsız şartsız Allah’a teslimiyetlerini ifade edecekler. Artık O Gün Allah’tan başka ilah edinenlerin ve ilah edindiklerinin birbirlerine hiç faydası yoktur ve birbirlerini yüzüstü bırakırlar.

Nahl 88

1 ayet

اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ زِدْنَاهُمْ عَذَابًا فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُونَ ۝٨٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

88Elleẕîne keferû veṣaddû ʿan sebîli-llâhi zidnâhüm ʿaẕâben fevḳa-lʿaẕâbi bimâ kânû yüfsidûn.

Ayet 88

Kendileri müşrik ve nankör olarak yaşamakta inatla direndikleri gibi, başkalarını da doğru yola uymaktan alıkoymaya çalışanlar, sebep oldukları bozulma ve çürüme yüzünden azap üstüne azapla cezalandırılacaklar.

Nahl 89

1 ayet

وَيَوْمَ نَبْعَثُ ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يدًا عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَه۪يدًا عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ۟ ۝٨٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

89Veyevme nebʿaŝü fî külli ümmetin şehîden ʿaleyhim min enfüsihim veciʾnâ bike şehîden ʿalâ hâülâʾ. venezzelnâ ʿaleyke-lkitâbe tibyânel likülli şeyʾiv vehüdev veraḥmetev vebüşrâ lilmüslimîn.

Ayet 89

Her ümmetin peygamberlerini kendileri için şahitliğe çağırdığımız o Hesap Günü, ey Muhammed! Seni de davet ettiğin insanlara şahit tutacağız, çünkü Biz sana da insanlara yaratılış sebeplerini açıklayasın diye hidayet ve rahmet kaynağı, iman edenlere de müjdeci olan bu Kitabı indirdik.

Nahl 90

1 ayet

اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَا۪يتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ۝٩٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

90İnne-llâhe yeʾmüru bilʿadli velʾiḥsâni veîtâi ẕi-lḳurbâ veyenhâ ʿani-lfaḥşâi velmünkeri velbagy. yeʿiżuküm leʿalleküm teẕekkerûn.

Ayet 90

Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı, akrabaya yardım etmeyi emreder, hayâsızlığı, azgınlığı, haddi aşmayı ve cimriliği yasaklar. Allah düşünüp öğüt alasınız ve Allah’a karşı sorumluluklarınızı bilesiniz diye bunları size açıklıyor.

Nahl 91

1 ayet

وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْك۪يدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّٰهَ عَلَيْكُمْ كَف۪يلًاۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ ۝٩١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

91Veevfû biʿahdi-llâhi iẕâ ʿâhettüm velâ tenḳuḍü-lʾeymâne baʿde tevkîdihâ veḳad ceʿaltümü-llâhe ʿaleyküm kefîlâ. inne-llâhe yaʿlemü mâ tefʿalûn.

Ayet 91

Allah’a ve insanlara verdiğiniz sözlere sadakatle uyun. Allah’ı şahit tutarak pekiştirdiğiniz yeminlerinizi sonradan bozmayın, unutmayın ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.

Nahl 92

1 ayet

وَلَا تَكُونُوا كَالَّت۪ي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثًاۜ تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِيَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍۜ اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّٰهُ بِه۪ۜ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ ۝٩٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

92Velâ tekûnû kelletî neḳaḍat gazlehâ mim baʿdi ḳuvvetin enkâŝâ. tetteḫiẕûne eymâneküm deḫalem beyneküm en tekûne ümmetün hiye erbâ min ümmeh. innemâ yeblûkümü-llâhü bih. veleyübeyyinenne leküm yevme-lḳiyâmeti mâ küntüm fîhi taḫtelifûn.

Ayet 92

İçinizden bir grubun daha güçlü ve nüfuzlu olması sebebi ile, onlardan korkarak ya da menfaat umarak yeminlerinizi, aranızda zayıfı aldatma ve bir çıkar aracı gibi kullanmayın. İpini iyice eğirip sardıktan sonra onu tekrar çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah sizleri yeminlerinize sadakatinizle de sınamaktadır. Allah Hesap Günü bütün amellerinizi karşınıza çıkaracaktır.

Nahl 93–94

2 ayet

وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ۝٩٣ وَلَا تَتَّخِذُٓوا اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّٓوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۚ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ۝٩٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

93Velev şâe-llâhü leceʿaleküm ümmetev vâḥidetev velâkiy yüḍillü mey yeşâü veyehdî mey yeşâʾ. veletüsʾelünne ʿammâ küntüm taʿmelûn.

Okunuş

94Velâ tetteḫiẕû eymâneküm deḫalem beyneküm fetezille ḳademüm baʿde ŝübûtihâ veteẕûḳu-ssûe bimâ ṣadettüm ʿan sebîli-llâh. veleküm ʿaẕâbün ʿażîm.

Ayet 93–94

Allah dileseydi, size hayat tarzınızı seçme iradesi vermez, hepinizi tevhid inancına uymaya mecbur bırakır ve tek bir ümmet yapardı. Sonunda her insan, iradesi ile tercih ettiği yaşayış biçiminden hesaba çekilecek.

Yeminlerinizi aldatma aracına dönüştürmeyin, aksi halde ayağınızı sağlam basmışken sarsılıp kayarsınız. Böylece Allah’ın adını basit çıkarlarınıza alet etmiş olur, hem dünyada hem de âhirette kaybedenlerden olursunuz, üstelik âhirette daha büyük bir azaba çarptırılırsınız.

Nahl 95–96

2 ayet

وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ اِنَّمَا عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ۝٩٥ مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍۜ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذ۪ينَ صَبَرُٓوا اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ۝٩٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

95Velâ teşterû biʿahdi-llâhi ŝemenen ḳalîlâ. innemâ ʿinde-llâhi hüve ḫayrul leküm in küntüm taʿlemûn.

Okunuş

96Mâ ʿindeküm yenfedü vemâ ʿinde-llâhi bâḳ. velenecziyenne-lleẕîne ṣaberû ecrahüm biaḥseni mâ kânû yaʿmelûn.

Ayet 95–96

Ey mü’minler! Yalnız Allah’ı ilah edinip, O’nun davetine iman edip, gereklerini yerine getirme konusunda Allah’la yaptığınız sözleşmeye sımsıkı bağlı kalın ve sözünüzü geçici dünya menfaatleri karşılığında değiştirmeyin. Sözünüze bağlı kalmak karşılığında, Allah katında çok büyük bir mükâfat vardır. Dünya hayatınız ve orada elde edecekleriniz tükenir ama Allah katındakiler hiç tükenmez. Verdiği söze sadakatle bağlı olup, bu uğurda önüne çıkan sıkıntılara göğüs gerip, taviz vermeden mücadele edenleri, Allah yaptıklarının en güzeliyle ödüllendirecektir.

Nahl 97

1 ayet

مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةًۚ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ۝٩٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

97Men ʿamile ṣâliḥam min ẕekerin ev ünŝâ vehüve müʾminün felenuḥyiyennehû ḥayâten ṭayyibeh. velenecziyennehüm ecrahüm biaḥseni mâ kânû yaʿmelûn.

Ayet 97

Erkek olsun kadın olsun iffetli, erdemli, dürüst davranıp, mü’min olarak salih amel işleyenlere Biz dünyada da arı, duru, temiz ve güzel bir hayat yaşatırız, âhirette ise bu yaptıklarını kat kat fazlasıyla mükâfatlandırırız.

Nahl 98–100

3 ayet

فَاِذَا قَرَاْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ ۝٩٨ اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ۝٩٩ اِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذ۪ينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِه۪ مُشْرِكُونَ۟ ۝١٠٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

98Feiẕâ ḳaraʾte-lḳurʾâne festeʿiẕ billâhi mine-şşeyṭâni-rracîm.

Okunuş

99İnnehû leyse lehû sülṭânün ʿale-lleẕîne âmenû veʿalâ rabbihim yetevekkelûn.

Okunuş

100İnnemâ sülṭânühû ʿale-lleẕîne yetevellevnehû velleẕîne hüm bihî müşrikûn.

Ayet 98–100

Sizleri dünya ve âhiret hayatının mutluluğuna ulaştıracak olan bu Kur’an’ı okuyup anlamaya ve yaşamaya çalışırken, kovulmuş şeytanın aklınızı karıştırıp, duygularınızı bulandırmasından Allah’a sığının.

Şunu da iyi bilin ki Allah’a yürekten iman edip yalnız O’na güvenenler üzerinde şeytanın hiçbir yaptırım gücü yoktur.

Şeytan ancak Allah’la birlikte başka ilahlar edinen, onlara güvenip yardım bekleyenleri kendine dost edinir ve onlar üzerinde etkili olup dilediğini yaptırır.

Nahl 101–103

3 ayet

وَاِذَا بَدَّلْنَٓا اٰيَةً مَكَانَ اٰيَةٍۙ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مُفْتَرٍۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ۝١٠١ قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ ۝١٠٢ وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّهُمْ يَقُولُونَ اِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌۜ لِسَانُ الَّذ۪ي يُلْحِدُونَ اِلَيْهِ اَعْجَمِيٌّ وَهٰذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُب۪ينٌ ۝١٠٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

101Veiẕâ beddelnâ âyetem mekâne âyetiv vellâhü aʿlemü bimâ yünezzilü ḳâlû innemâ ente müfter. bel ekŝeruhüm lâ yaʿlemûn.

Okunuş

102Ḳul nezzelehû rûḥu-lḳudüsi mir rabbike bilḥaḳḳi liyüŝebbite-lleẕîne âmenû vehüdev vebüşrâ lilmüslimîn.

Okunuş

103Veleḳad naʿlemü ennehüm yeḳûlûne innemâ yüʿallimühû beşer. lisânü-lleẕî yülḥidûne ileyhi aʿcemiyyüv vehâẕâ lisânün ʿarabiyyüm mübîn.

Ayet 101–103

Önceki toplumlar gönderdiğimiz âyetlerin hükümlerini terk edip ortadan kaldırınca, Biz de sonraki gönderdiğimiz kitaplarla onların yerlerine yenilerini koyarız. Âyetlerin hükümlerinin uygulanmasının zamanını ve şartlarını da Biz belirleriz. Müşrikler de Peygamber’e, “Bunları sen uydurup söylüyorsun.” derler. Oysa onlar aslında gerçeği duymak ve bilmek istemiyorlar.

Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Bunları ben uydurmuyorum. Bu Kur’an, iman edenlere rehberlik etmek, onları güçlü kılıp desteklemek için Allah adına, Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) tarafından indirilmektedir.” Biz ayrıca müşriklerin, “Bu Kur’an’ı Muhammed’e ehli kitaptan birileri öğretiyor, o da gelip bize okuyor.” dediklerini de biliyoruz fakat o birileri dedikleri kişilerin dili de Arapça değil ki, oysa Kur’an geldiği toplumun dili olan Arapça ile çok açık ve anlaşılır olarak indirilmektedir.

Nahl 104–105

2 ayet

اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۙ لَا يَهْد۪يهِمُ اللّٰهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ۝١٠٤ اِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ ۝١٠٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

104İnne-lleẕîne lâ yüʾminûne biâyâti-llâhi lâ yehdîhimü-llâhü velehüm ʿaẕâbün elîm.

Okunuş

105İnnemâ yefteri-lkeẕibe-lleẕîne lâ yüʾminûne biâyâti-llâh. veülâike hümü-lkâẕibûn.

Ayet 104–105

Allah, âyetlerini inkâr eden, müşrik ve kâfir kalmakta inatla direnen nankörlere, yaratılışlarının sebebi hayat nizamını yaşamayı nasip etmez, âhirette de onlar için çetin bir azap vardır. Peygamber’in Allah adına tebliğ ettiği âyetleri yalan sayıp, Muhammed’in uydurması diyenler var ya, asıl yalancılar onlardır.

Nahl 106–109

4 ayet

مَنْ كَفَرَ بِاللّٰهِ مِنْ بَعْدِ ا۪يمَانِه۪ٓ اِلَّا مَنْ اُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالْا۪يمَانِ وَلٰكِنْ مَنْ شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْرًا فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللّٰهِۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ۝١٠٦ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمُ اسْتَحَبُّوا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِۙ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ ۝١٠٧ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ ۝١٠٨ لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرُونَ ۝١٠٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

106Men kefera billâhi mim baʿdi îmânihî illâ men ükrihe veḳalbühû muṭmeinnüm bilʾîmâni velâkim men şeraḥa bilküfri ṣadran feʿaleyhim gaḍabüm mine-llâh. velehüm ʿaẕâbün ʿażîm.

Okunuş

107Ẕâlike biennehümü-steḥabbü-lḥayâte-ddünyâ ʿale-lʾâḫirati veenne-llâhe lâ yehdi-lḳavme-lkâfirîn.

Okunuş

108Ülâike-lleẕîne ṭabeʿa-llâhü ʿalâ ḳulûbihim vesemʿihim veebṣârihim. veülâike hümü-lgâfilûn.

Okunuş

109Lâ cerame ennehüm fi-lʾâḫirati hümü-lḫâsirûn.

Ayet 106–109

Gönülden iman etmiş olmasına rağmen, baskı altında Allah’a imanından görünüşte vazgeçtiğini söylemek zorunda kalan kimsenin dışında, mü’min olduğunu söyleyen bir kimse, sonra da imanından vazgeçer, şirke ve küfre dönerse dünyada ve âhirette Allah’ın gazabına uğrar. Bu cezayı hak etmelerinin sebebi kısa ve geçici olan dünya hayatını âhiret hayatına tercih etmeleridir. Allah bunlara doğru olan hayat nizamı ile yaşamayı nasip etmez ve onların bu nankörce yönelişleri sebebi ile kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürler.

Şüphesiz onlar, âhirette de bunun cezası ile karşılaşıp hüsrana uğrayacaklardır.

Nahl 110

1 ayet

ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذ۪ينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ۝١١٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

110Ŝümme inne rabbeke lilleẕîne hâcerû mim baʿdi mâ fütinû ŝümme câhedû veṣaberû inne rabbeke mim baʿdihâ legafûrur raḥîm.

Ayet 110

Allah’ın davetine iman edip sorumluluklarını yerine getirmek için mücadele ederken, baskı ve zulme uğrayıp da yurtlarından hicret etmek zorunda kalan kimselerin yardımcıları Allah’tır. Allah bu mü’minlere karşı çok şefkatli, merhametli ve bağışlayıcıdır.

Nahl 111

1 ayet

يَوْمَ تَاْت۪ي كُلُّ نَفْسٍ تُجَادِلُ عَنْ نَفْسِهَا وَتُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ۝١١١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

111Yevme teʾtî küllü nefsin tücâdilü ʿan nefsihâ vetüveffâ küllü nefsim mâ ʿamilet vehüm lâ yużlemûn.

Ayet 111

Sonunda öyle bir gün gelecek ki, O Gün herkes kendi canının derdine düşecek, herkesin dünya hayatında yapıp ettiklerinin karşılığı tam olarak kendisine verilecek ve hiç kimseye haksızlık yapılmayacak.

Nahl 112–113

2 ayet

وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا قَرْيَةً كَانَتْ اٰمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَاْت۪يهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِاَنْعُمِ اللّٰهِ فَاَذَاقَهَا اللّٰهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ ۝١١٢ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ ۝١١٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

112Veḍarabe-llâhü meŝelen ḳaryeten kânet âminetem muṭmeinnetey yeʾtîhâ rizḳuhâ ragadem min külli mekânin fekeferat bienʿumi-llâhi feeẕâḳahe-llâhü libâse-lcûʿi velḫavfi bimâ kânû yaṣneʿûn.

Okunuş

113Veleḳad câehüm rasûlüm minhüm fekeẕẕebûhü feeḫaẕehümü-lʿaẕâbü vehüm żâlimûn.

Ayet 112–113

Örnek olması için durumu bildirilen şu toplumun halini bir düşünün. Allah’ın her taraftan verdiği bol bol nimetleri ile refah ve güvenlik içinde yaşarken, davet olundukları hayat nizamından yüz çevirip nankörlük eden bu halkı Allah nankörlükleri sebebi ile açlık, kıtlık ve korku belasına mahkûm etti. Onlar peygamberlerini yalancılıkla suçlamışlardı. Sonra da Allah’ın azabı onları yakalayıp yerle bir etmişti.

Nahl 114

1 ayet

فَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالًا طَيِّبًاۖ وَاشْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ ۝١١٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

114Fekülû mimmâ razeḳakümü-llâhü ḥalâlen ṭayyibâ. veşkürû niʿmete-llâhi in küntüm iyyâhü taʿbüdûn.

Ayet 114

Ey iman edenler! Rabbinizin bahşettiği rızıkların helal ve temiz olanlarından yiyin, O’na şükredip itaat edin.

Nahl 115

1 ayet

اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ۚ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ۝١١٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

115İnnemâ ḥarrame ʿaleykümü-lmeytete veddeme velaḥme-lḫinzîri vemâ ühille ligayri-llâhi bih. femeni-ḍṭurra gayra bâgiv velâ ʿâdin feinne-llâhe gafûrur raḥîm.

Ayet 115

Allah size leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkasının adına kesilen hayvanların etini haram kılmıştır, fakat açlıktan ölme tehlikesi gibi bir zorlukla karşı karşıya kalan kimse, zaruret miktarını aşmamak, ihtiyacının dışına çıkmamak şartıyla bunlardan yiyebilir. Allah böyle bir mecburiyetle karşılaşanları bağışlar. O, mü’min kullarına karşı çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.

İlgili ayetler

Nahl 116–117

2 ayet

وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَۜ ۝١١٦ مَتَاعٌ قَل۪يلٌۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ۝١١٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

116Velâ teḳûlû limâ teṣifü elsinetükümü-lkeẕibe hâẕâ ḥalâlüv vehâẕâ ḥarâmül litefterû ʿale-llâhi-lkeẕib. inne-lleẕîne yefterûne ʿale-llâhi-lkeẕibe lâ yüfliḥûn.

Okunuş

117Metâʿun ḳalîl. velehüm ʿaẕâbün elîm.

Ayet 116–117

Allah’tan gelen bir bilgiye ve delile dayanmadan, gelişigüzel, yalan uydurarak, “Şu helaldir, şu da haramdır.” diyerek hükümler koymayın. Helal ve haramı belirleme yetkisi yalnızca Allah’a aittir, kendi uydurdukları yalanlarla hüküm koymaya kalkanlar, asla iflah olmazlar.

Geçici dünya hayatında bir miktar çıkar elde etmek için, kendi koydukları hükümlere uyan, başkalarını da buna uymaya teşvik edenlere âhirette çok şiddetli bir azap vardır.

Nahl 118

1 ayet

وَعَلَى الَّذ۪ينَ هَادُوا حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُۚ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ۝١١٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

118Veʿale-lleẕîne hâdû ḥarramnâ mâ ḳaṣaṣnâ ʿaleyke min ḳabl. vemâ żalemnâhüm velâkin kânû enfüsehüm yażlimûn.

Ayet 118

Size bildirdiklerimizin dışında, Yahudilere Allah’a nankörlük etmeleri sebebiyle bir kısım yiyecekleri de haram kıldık. Biz bu hükmümüzle onlara zulmetmedik, onlar bu cezayı hak ederek kendi kendilerine zulmettiler.

Nahl 119

1 ayet

ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذ۪ينَ عَمِلُوا السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ۝١١٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

119Ŝümme inne rabbeke lilleẕîne ʿamilü-ssûe bicehâletin ŝümme tâbû mim baʿdi ẕâlike veaṣleḥû inne rabbeke mim baʿdihâ legafûrur raḥîm.

Ayet 119

Şunu da iyi bilin ki sizin Rabbiniz, bilmezlik ve cahillik sebebi ile günah işleyip, sonra da günah olduğunu öğrenince tevbe ederek doğru olana yönelip sarılan kimseleri bağışlar. Çünkü Rabbiniz, tevbesinin ardından Rabbine teslim olup imanın gereğini yerine getirenlere karşı çok merhametli ve şefkatlidir.

Nahl 120–122

3 ayet

اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتًا لِلّٰهِ حَن۪يفًاۜ وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ ۝١٢٠ شَاكِرًا لِاَنْعُمِهِۜ اِجْتَبٰيهُ وَهَدٰيهُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ۝١٢١ وَاٰتَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةًۜ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِح۪ينَۜ ۝١٢٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

120İnne ibrâhîme kâne ümmeten ḳânitel lillâhi ḥanîfâ. velem yekü mine-lmüşrikîn.

Okunuş

121Şâkiral lienʿumih. ictebâhü vehedâhü ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.

Okunuş

122Veâteynâhü fi-ddünyâ ḥaseneh. veinnehû fi-lʾâḫirati lemine-ṣṣâliḥîn.

Ayet 120–122

Ey müşrikler! Kendisiyle övünüp de atamız dediğiniz İbrahim, yalnızca Allah’ı ilah edinmiş, O’nun daveti olan hayat nizamına iman etmiş, onu yaşamak ve yaşatmak uğrunda bütün gücüyle cihat eden, âdeta tek başına bir ümmetti ve asla müşriklerden olmadı.

İbrahim, kendisine doğru yolu gösteren ve bunca nimeti bahşeden Rabbine karşı daima şükreder, sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırdı. Biz de İbrahim’e dünyada güzellikler nasip ettik. O, âhirette de Allah’ın seçkin kulları arasında olacaktır.

Nahl 123

1 ayet

ثُمَّ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفًاۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ۝١٢٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

123Ŝümme evḥaynâ ileyke eni-ttebiʿ millete ibrâhîme ḥanîfâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.

Ayet 123

Ey Peygamber! Sen de yürekten Rabbine bağlanmış ve yalnız O’nu ilah edinmiş olan İbrahim’in dinine uy, çünkü o müşriklerden değildi.

İlgili ayetler

Nahl 124

1 ayet

اِنَّمَا جُعِلَ السَّبْتُ عَلَى الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ۝١٢٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

124İnnemâ cüʿile-ssebtü ʿale-lleẕîne-ḫtelefû fîh. veinne rabbeke leyaḥkümü beynehüm yevme-lḳiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.

Ayet 124

Cumartesi (sebt) günü ile ilgili bir kısım yasaklar Allah’a verdikleri sözlerinde durmayıp O’nun emirlerine karşı gelen Yahudiler içindir. Onların iddia ettiğinin aksine İbrahim’in davet ettiği dinde (nizamda) böyle yasaklar yoktu. Hesap Günü Allah, yasakları konusunda tartışıp duranlarla ilgili hükmünü verecektir.

Nahl 125

1 ayet

اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ۝١٢٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

125Üdʿu ilâ sebîli rabbike bilḥikmeti velmevʿiżati-lḥaseneti vecâdilhüm billetî hiye aḥsen. inne rabbeke hüve aʿlemü bimen ḍalle ʿan sebîlihî vehüve aʿlemü bilmühtedîn.

Ayet 125

Ey Peygamber! İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel bir öğütle davet et; müşrik ve kâfirlerle bilgiye dayalı en güzel bir biçimde tartış. Rabbin, davetine kimin yürekten iman ettiğini ve kimin de reddettiğini en iyi bilendir.

Nahl 126–128

3 ayet

وَاِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِه۪ۜ وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِر۪ينَ ۝١٢٦ وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ اِلَّا بِاللّٰهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ ف۪ي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ ۝١٢٧ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا وَالَّذ۪ينَ هُمْ مُحْسِنُونَ ۝١٢٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

126Vein ʿâḳabtüm feʿâḳibû bimiŝli mâ ʿûḳibtüm bih. velein ṣabertüm lehüve ḫayrul liṣṣâbirîn.

Okunuş

127Vaṣbir vemâ ṣabruke illâ billâhi velâ taḥzen ʿaleyhim velâ tekü fî ḍayḳim mimmâ yemkürûn.

Okunuş

128İnne-llâhe meʿa-lleẕîne-tteḳav velleẕîne hüm muḥsinûn.

Ayet 126–128

Ey mü’minler! Size karşı zor kullanıp zulmedenlere karşı, siz de yapılana denk olacak bir karşılık ile mukabele edin. Şayet bunlara göğüs gerer ve sabrederseniz bu sizin için daha hayırlı sonuçlara sebep olacaktır.

Allah yolunda karşılaşılan eziyetlere taviz vermeden sebatla direnin, unutmayın ki Allah bu konuda sabır gösterenlerin gücünü artırır.

Müşriklerin kurdukları tuzaklara ve yaptıkları eziyetlere aldırma, üzülme. Allah yaratılış sebebi olan hayat nizamını yaşamak ve yaşatmak uğrunda samimiyetle gayret edenlerle beraberdir.

Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.

Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.

Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Kehf, sonra Nûh indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla