Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Bu sure adını 46-47. ayetlerde geçen el-a’raf’tan almaktadır.
Nüzul Zamanı: Surede anlatılan konular hakkında yapılacak dikkatli bir inceleme bu sure ile En’am suresinin hemen hemen aynı zamanda, yani Hz. Peygamber’in (s.a) Mekke’de geçen hayatının son yıllarında nazil olduklarını gösterir. Ancak hangisinin daha önce geldiği kesin olarak bilinmemekte. Her halukârda, En’am ve A’raf surelerinin ele aldıkları konular ve anlatım biçimleri arasındaki benzerlik, bu iki surenin de aynı döneme ait olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. İkisi de aynı tarihsel arka-plana sahip olduklarından, okuyucu En’am suresinin mukaddimesini de göz önünde bulundurmalıdır.
Konu: Surenin ana konusu, dikkat çekici bir uslûpla, “Hz. Muhammed’e (s.a) gönderilen ‘İlâhî Tebliğ’e çağrı’dır. Bu, Hz. Peygamber’in (s.a) Mekkelilere yaptığı uzun süren nasihatleri neticesinde, onlar üzerinde bir tesir görülmemesi nedeniyledir. Hatta onlar, Peygamber’in (s.a) davetine karşı adeta sağır bir kulak kesilmişler ve o kadar inatçı, o kadar vurdumduymaz olmuşlardı ki, neticede Hz. Peygamber’e (s.a), yalnızca Mekkelilerle uğraşmayı bırakıp başka insanlara da yönelmesi emrolunmuştu. Bundan dolayı Mekkelilere ?
lâhî Daveti kabul etmeleri için sürekli çağrıda bulunulmasının yanında, daha önceki kavimlerin, peygamberlerine karşı takındıkları yanlış tavırlarının sonuçları sert bir dille anlatılarak, bu hususa dikkatleri çekilmektedir. (O vakitte Hz. Peygamber (s.a) Mekke’den hicret etmek üzereydi.) Hitabın sonuç bölümü, Hz. Peygamber’in (s.a) ileride kendileriyle ilişkiler içinde olacağı Ehl-i Kitab’a yöneltilmektedir. Bu, hicret vaktinin artık yaklaşmakta olduğunun, “mesaj”ın öncekilerde olduğu gibi sadece kendi kavmine münhasır kalmayıp bütün insanlığa yayılacağının ifadesi idi.
Yahudilere hitab edildiğinde, onların peygamberlik müessesesine karşı münafıkça tutumlarının sonuçlarına işaret edilmektedir. Çünkü onlar sözle Hz. Musa’ya inandıklarını söylüyorlar, yalandan ibadet ediyorlar, fakat gerçekte onun öğretisine karşı gelerek ve itaattan kaçındılar. Bütün bu tavırlarının neticesi olarak, alçaklık ve rezillikle suçlandılar.
Surenin sonunda, Hz. Peygamber (s.a) ve ona uyanlara, İslam’ın tebliğ vazifesini hikmetlice yapabilmeleri için, bazı talimatlar verilmektedir. En önemlisi; muhaliflerin tahriklerine karşılık verme konusunda, kendilerini tutma ve sabretme hususuydu. Ayrıca, hislerin etkisiyle, hedeflerine zarar verecek herhangi bir yanlış adımın atılmaması tavsiye edilmektedir.
ÖZET Ana Fikir: İlâhî Çağrı’ya Davet.
Konular ve birbirleriyle alâkaları:
1-10 Bu bölümde; bütün insanlar, Hz. Muhammed (s.a) vasıtasıyla, kendilerine gönderilmiş olan Mesaj’ı izlemeye davet edilmekte ve bunu reddedişin sonuçları hakkında da uyarılmaktalar.
11-25 Hz. Adem’in hikâyesi, onun zürriyetinin, şeytanın tuzaklarına karşı uyarılması gayesiyle nakledilmektedir. Çünkü Şeytan, (Hz. Adem ve Havva örneğinde de görüldüğü gibi) her an onları saptırmaya hazırdır.
26-53 Bu bölüm; bazı İlâhi talimatları ve bunların Şeytan’ın talimatları ile olan zıdlıklarını içermekte olup her ikisinin sonuçlarının ve meyvelerinin bir resmi çizilmektedir.
54-58 Yeri, göğü ve onlarda olan herşeyi yaratan Allah tarafından gönderildiği için bu mesaj’a uyulmalıdır; o mesaj ki; O’nun, kuru toprağı diriltmek için indirdiği yağmura benzer.
59-171 Bazı meşhur Peygamberlerin -Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb, Musa- (Allah’ın selâmı üzerlerine olsun) hayatlarından olaylar, bu İlâhî Çağrıyı reddedişin kötü sonuçlarını gözler önüne sermek için verilmekte, ve yine bu maksatla, Hz. Muhammed’in (s.a) azabtan kurtulmaları için yaptığı, daveti kabullenme ve izlemeye- çağrı, hitap ve konuşmaları nakledilmektedir.
172-174 Bir önceki bölümün sonunda, İsrailoğulları ile yapılmış antlaşmadan bahsedilirken, tüm insanlığa daha en başta Adem’in Allah’ın halifesi olarak atandığı zaman yapılan sözleşmeye münasip bir şekilde telmihte bulunularak, onun zürriyetinden gelen bütün insanların verilen o ahdi hatırlaması ve Hz. Peygamber (s.a) tarafından kendilerine sunulan Mesaj’ı kabul edip izlemeleri gerçeğine dikkat çekilmektedir.
175-179 Mesaj hakkında bilgisi olduğu halde buna aldırış etmeyen insanın örneği, bu çağrıyı bâtıl addedenlere bir ihtar olsun diye verilmektedir. Mesajı tanımak için bütün kapasitelerini kullanmaya teşvik edilmekteler. Aksi halde cehennem onların kalacağı yer olacaktır.
180-198 Surenin bu sonuç kısmında, Mesaj’ı anlamak için melekelerini doğru dürüst kullanamayanların bazı sapkınlıklarına değinilmekte, bu kimseler uyarılmakta ve Hz. Peygamber’in (s.a) çağrısına karşı gösterdikleri düşmanca tutumların ciddi sonuçları konusunda bunlara ikazda bulunulmaktadır.
199-206 Sonuçta, Hz. Peygamber’e ve O’na uyanlara, davete karşı gelen ve ondan yüz çevirenlere karşı takınmaları gereken tavırlar hususunda bazı talimatlar verilmektedir.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaA’raf 1–2
2 ayetالٓمٓصٓۜ ١ كِتَابٌ اُنْزِلَ اِلَيْكَ فَلَا يَكُنْ ف۪ي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ لِتُنْذِرَ بِه۪ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ ٢
Mushaf
Okunuş
1Elif-lâm-mîm-ṣâd.
2Kitâbün ünzile ileyke felâ yekün fî ṣadrike ḥaracüm minhü litünẕira bihî veẕikrâ lilmüʾminîn.
Ayet 1–2
Elif. Lam. Mim. Sad. Ey Peygamber! Sana Rabbinizden, dilinizin seslerinden oluşan kelimelerle insanları yaratılışlarının sebebine davet eden bir kitap geldi. Bu kitapla yapmakta olduğun davete karşı çıkanların saldırganlıkları seni bunaltıp üzmesin. Onlar daveti düşünüp öğüt almasalar da, gerçeği arayanlar öğüt alıp doğruya yönelirler.
A’raf 3
1 ayetاِتَّبِعُوا مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۜ قَل۪يلًا مَا تَذَكَّرُونَ ٣
Mushaf
Okunuş
3İttebiʿû mâ ünzile ileyküm mir rabbiküm velâ tettebiʿû min dûnihî evliyâʾ. ḳalîlem mâ teẕekkerûn.
Ayet 3
Rabbinizden size indirilen Kitabı rehber edinin ve unutmayın ki yarattıklarının nizamını kurma ve ahlakını belirleme hakkı ve yetkisi yalnız Allah’a aittir. O’ndan başkasının hayatınız üzerinde belirleyici olmasına rıza göstermeyin ve O’ndan başkasını veli, dost edinmeyin. Lâkin çok azınız bu öğüdü tutuyorsunuz.
İlgili ayetler
A’raf 4
1 ayetوَكَمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا فَجَٓاءَهَا بَاْسُنَا بَيَاتًا اَوْ هُمْ قَٓائِلُونَ ٤
Mushaf
Okunuş
4Vekem min ḳaryetin ehleknâhâ fecâehâ beʾsünâ beyâten ev hüm ḳâilûn.
Ayet 4
Biz uyarılarımızı ve öğütlerimizi dikkate almayan nice toplulukları gazabımızla helak ettik. Azabımız onlardan bazılarına gecenin bazılarına da gündüzün bir vaktinde gelip çatmıştır.
A’raf 5
1 ayetفَمَا كَانَ دَعْوٰيهُمْ اِذْ جَٓاءَهُمْ بَاْسُنَٓا اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٥
Mushaf
Okunuş
5Femâ kâne daʿvâhüm iẕ câehüm beʾsünâ illâ en ḳâlû innâ künnâ żâlimîn.
Ayet 5
Azabımızla karşılaşınca da, “Yazıklar olsun bizlere! Onca öğüt ve uyarıyı dikkate almayıp, karşı çıkarak cezayı hak edenlerden olduk.” diyerek suçlarını itiraf etmekten başka sözleri de olmadı.
A’raf 6
1 ayetفَلَنَسْـَٔلَنَّ الَّذ۪ينَ اُرْسِلَ اِلَيْهِمْ وَلَنَسْـَٔلَنَّ الْمُرْسَل۪ينَۙ ٦
Mushaf
Okunuş
6Felenesʾelenne-lleẕîne ürsile ileyhim velenesʾelenne-lmürselîn.
Ayet 6
Şüphesiz yaratılış sebeplerine uygun yaşamaya davet edilenleri hesaba çekeceğimiz gibi, onları davet eden peygamberlere de şahit olarak soracağız.
A’raf 7
1 ayetفَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِمْ بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَٓائِب۪ينَ ٧
Mushaf
Okunuş
7Feleneḳuṣṣanne ʿaleyhim biʿilmiv vemâ künnâ gâibîn.
Ayet 7
O Gün, her insanın yapıp ettiklerinin kayıtlarının tutulduğu amel defterlerini önlerine koyacağız. Çünkü Biz onların yaptıklarından habersiz değiliz.
İlgili ayetler
A’raf 8–9
2 ayetوَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍۨ الْحَقُّۚ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٨ وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَظْلِمُونَ ٩
Mushaf
Okunuş
8Velveznü yevmeiẕin-lḥaḳḳ. femen ŝeḳulet mevâzînühû feülâike hümü-lmüfliḥûn.
9Vemen ḫaffet mevâzînühû feülâike-lleẕîne ḫasirû enfüsehüm bimâ kânû biâyâtinâ yażlimûn.
Ayet 8–9
O Gün hiç kimseye haksızlık yapılmaz, ölçü ve tartı hakkıyla gerçekleşir, tartıları ağır basanlar kesintisiz nimetlere ve mutluluğa kavuşurlar. Tartıları hafif gelenler ise Allah adına yapılan davete sırtlarını dönmeleri sebebiyle cehennem azabına mahkûm olacaklardır.
İlgili ayetler
A’raf 10
1 ayetوَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِي الْاَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ ف۪يهَا مَعَايِشَۜ قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ۟ ١٠
Mushaf
Okunuş
10Veleḳad mekkennâküm fi-lʾarḍi veceʿalnâ leküm fîhâ meʿâyiş. ḳalîlem mâ teşkürûn.
Ayet 10
Ey insanlar! Sizi yeryüzüne yerleştirip orada yaşamanızı ve geçiminizi sağlayacak şartları oluşturup, sayısız nimetlerle donatan Rabbinizin davetine ne kadar az yöneliyor ve O’na ne kadar az şükrediyorsunuz.
İlgili ayetler
A’raf 11
1 ayetوَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَۗ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَ ١١
Mushaf
Okunuş
11Veleḳad ḫalaḳnâküm ŝümme ṣavvernâküm ŝümme ḳulnâ lilmelâiketi-scüdû liâdem. fesecedû illâ iblîs. lem yeküm mine-ssâcidîn.
Ayet 11
Gerçek şu ki, sizi Biz yarattık ve kullanmakta olduğunuz vücut azalarınızla donatıp şeklinizi verdik. Sonra da meleklere, “Âdem’e (insana) hizmete hazır olun.” diye emrettik. Onlar da emrimiz karşısında hemen Bize secde ederek itaat edeceklerini beyan ettiler. Fakat İblis bu emrimiz karşısında Âdem’e karşı kibirlenip itaat secdesinde bulunmadı.
A’raf 12–13
2 ayetقَالَ مَا مَنَعَكَ اَلَّا تَسْجُدَ اِذْ اَمَرْتُكَۜ قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۚ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ ١٢ قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ اَنْ تَتَكَبَّرَ ف۪يهَا فَاخْرُجْ اِنَّكَ مِنَ الصَّاغِر۪ينَ ١٣
Mushaf
Okunuş
12Ḳâle mâ meneʿake ellâ tescüde iẕ emertük. ḳâle ene ḫayrum minh. ḫalaḳtenî min nâriv veḫalaḳtehû min ṭîn.
13Ḳâle fehbiṭ minhâ femâ yekûnü leke en tetekebbera fîhâ faḫruc inneke mine-ṣṣâgirîn.
Ayet 12–13
Bunun üzerine de Allah, İblis’e “Sana emretmeme rağmen, itaat etmeyişinin sebebi nedir?” deyince de İblis, “Ben ondan üstünüm, çünkü beni ateşten onu ise balçıktan yarattın.” dedi. Allah da, “Sana tahsis etmiş olduğum makamdan in aşağı, sen oraya layık değilsin. O makamda ancak Allah’ın emirlerine itaat edilir, O’nun emri karşısında büyüklük taslanıp fikir beyan edilmez. Derhal burayı terk et, sen aşağılık biri olmayı seçtin.” diyerek huzurundan kovdu.
A’raf 14–17
4 ayetقَالَ اَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ١٤ قَالَ اِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَ ١٥ قَالَ فَبِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ١٦ ثُمَّ لَاٰتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَٓائِلِهِمْۜ وَلَا تَجِدُ اَكْثَرَهُمْ شَاكِر۪ينَ ١٧
Mushaf
Okunuş
14Ḳâle enżirnî ilâ yevmi yübʿaŝûn.
15Ḳâle inneke mine-lmünżarîn.
16Ḳâle febimâ agveytenî leaḳʿudenne lehüm ṣirâṭake-lmüsteḳîm.
17Ŝümme leâtiyennehüm mim beyni eydîhim vemin ḫalfihim veʿan eymânihim veʿan şemâilihim. velâ tecidü ekŝerahüm şâkirîn.
Ayet 14–17
Bunun üzerine İblis, “O halde bana insanların yeniden diriltilecekleri Kıyamet Günü’ne kadar süre ver.” dedi. Allah da ona, “Sen o güne kadar süre verilenlerden oldun.” dedi.
İblis kibri yüzünden Allah’ın emrine itaat etmemekle birlikte dönüp bir de şöyle demeye başladı: “Mademki Sen benim yoldan çıkıp sapmama izin verdin, ben de yeryüzünde Allah merkezli bir hayat yaşaması için yaratıp, onunla imtihan edeceğin insana tuzaklar kuracağım. Onlara açıktan açığa, gizliden gizliye sokulup altlarından girip, üstlerinden çıkarak, haktan, hukuktan yana gözükerek, zaaflarını kullanıp akıllarını karıştırıp doğru yoldan uzaklaştıracağım. Sen de onların çoğunu nankörler ve emrine başkaldıranlar olarak bulacaksın.”
A’raf 18
1 ayetقَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُ۫مًا مَدْحُورًاۜ لَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ اَجْمَع۪ينَ ١٨
Mushaf
Okunuş
18Ḳâle-ḫruc minhâ meẕʾûmem medḥûrâ. lemen tebiʿake minhüm leemleenne cehenneme minküm ecmeʿîn.
Ayet 18
İblis’in bu tavrı karşısında Allah, “Aşağılanmış, dışlanmış, kovulmuş şeytanlaşmış birisi olduğun halde çık git buradan! Kim de sana uyarsa Ben de cehennemi sizlerle dolduracağım.” dedi.
İlgili ayetler
A’raf 19
1 ayetوَيَٓا اٰدَمُ اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلَا مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هٰذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِم۪ينَ ١٩
Mushaf
Okunuş
19Veyâ âdemü-skün ente vezevcüke-lcennete fekülâ min ḥayŝü şiʾtümâ velâ taḳrabâ hâẕihi-şşecerate fetekûnâ mine-żżâlimîn.
Ayet 19
Sonra da Allah, yarattığı Âdem’e (insana) dedi ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin şu (has bahçeye) cennete yerleşin, canınızın çektiği her şeyden yiyip için, ama sakın şu ağaca yaklaşmayın, bu yasağı çiğnerseniz emrime itaat etmeyen zalimlerden olursunuz.”
İlgili ayetler
A’raf 20–22
3 ayetفَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُ۫رِيَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْاٰتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهٰيكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هٰذِهِ الشَّجَرَةِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَا مَلَكَيْنِ اَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِد۪ينَ ٢٠ وَقَاسَمَهُمَٓا اِنّ۪ي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِح۪ينَۙ ٢١ فَدَلّٰيهُمَا بِغُرُورٍۚ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۜ وَنَادٰيهُمَا رَبُّهُمَٓا اَلَمْ اَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَاَقُلْ لَكُمَٓا اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ٢٢
Mushaf
Okunuş
20Fevesvese lehüme-şşeyṭânü liyübdiye lehümâ mâ vûriye ʿanhümâ min sevʾâtihimâ veḳâle mâ nehâkümâ rabbükümâ ʿan hâẕihi-şşecerati illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ mine-lḫâlidîn.
21Veḳâsemehümâ innî lekümâ lemine-nnâṣiḥîn.
22Fedellâhümâ bigurûr. felemmâ ẕâḳe-şşecerate bedet lehümâ sevʾâtühümâ veṭafiḳâ yaḫṣifâni ʿaleyhimâ miv veraḳi-lcenneh. venâdâhümâ rabbühümâ elem enhekümâ ʿan tilküme-şşecerati veeḳul lekümâ inne-şşeyṭâne lekümâ ʿadüvvüm mübîn.
Ayet 20–22
Şeytan, Âdem ve eşine vesvese ile “Rabbinizin bu ağaca yaklaşmanızı yasaklamasının sebebi, melekler gibi ölümsüz ve hep burada yaşayanlardan olmanızı istemeyişinden dolayıdır.” diyerek, söylediklerinin doğruluğuna ve onların hayrına olduğuna dair yeminler edip her ikisini de inandırdı ve böylece onları ağaca yaklaştırıp meyvesinden yedirdi. Bunun üzerine Âdem ve eşi hemen üzerlerindeki elbisenin sıyrılıp edep yerlerinin açıldığını fark ettiler, derhal cennetteki ağaç yapraklarından toplayıp örtünmeye çalıştılar. Bu sırada Rableri de onlara şöyle seslendi: “Ben size o ağaca yaklaşmayı yasaklamış ve şeytanın da sizin düşmanınız olduğunu söyleyerek uyarmamış mıydım?”
A’raf 23
1 ayetقَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٢٣
Mushaf
Okunuş
23Ḳâlâ rabbenâ żalemnâ enfüsenâ veil lem tagfir lenâ veterḥamnâ lenekûnenne mine-lḫâsirîn.
Ayet 23
Düştükleri bu durumun ardından Âdem’le eşi, “Rabbimiz! Biz kendi kendimize zulmettik, merhamet edip bizi bağışlamazsan kesinlikle ziyana uğrayanlardan, azabını hak edenlerden oluruz.” diyerek pişmanlıklarını dile getirdiler.
A’raf 24–25
2 ayetقَالَ اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ وَلَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلٰى ح۪ينٍ ٢٤ قَالَ ف۪يهَا تَحْيَوْنَ وَف۪يهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ۟ ٢٥
Mushaf
Okunuş
24Ḳâle-hbiṭû baʿḍuküm libaʿḍin ʿadüvv. veleküm fi-lʾarḍi müsteḳarruv vemetâʿun ilâ ḥîn.
25Ḳâle fîhâ taḥyevne vefîhâ temûtûne veminhâ tuḫracûn.
Ayet 24–25
Allah da Âdem’e, eşine ve şeytana şöyle seslendi: “Birbirinize düşman olarak çıkıp gidin buradan, yeryüzünde sizin için belirlediğim süreye kadar konaklayacağınız yerler, geçimlikler bulacaksınız ve orada yaşayıp orada öleceksiniz. Sonra da tekrar orada diriltilip Allah’ın size önerdiği İslami hayat nizamına uygun yaşayıp yaşamadığınızdan hesaba çekileceksiniz.”
A’raf 26
1 ayetيَا بَن۪ٓي اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَار۪ي سَوْاٰتِكُمْ وَر۪يشًا۠ وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌۜ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ ٢٦
Mushaf
Okunuş
26Yâ benî âdeme ḳad enzelnâ ʿaleyküm libâsey yüvârî sevʾâtiküm verîşâ. velibâsü-ttaḳvâ ẕâlike ḫayr. ẕâlike min âyâti-llâhi leʿallehüm yeẕẕekkerûn.
Ayet 26
Ey âdemoğulları! Sizi hem çıplaklığınızı örtecek hem de dış etkilerden koruyacak, aynı zamanda süsünüz olacak giysi yapma becerileri ile yarattık. Bununla birlikte takva elbisesi ile de donanmanız sizin için daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın üzerinde düşünüp ibret almanızı istediği âyetleridir.
A’raf 27
1 ayetيَا بَن۪ٓي اٰدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَٓا اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَاۜ اِنَّهُ يَرٰيكُمْ هُوَ وَقَب۪يلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْۜ اِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ ٢٧
Mushaf
Okunuş
27Yâ benî âdeme lâ yeftinennekümü-şşeyṭânü kemâ aḫrace ebeveyküm mine-lcenneti yenziʿu ʿanhümâ libâsehümâ liyüriyehümâ sevʾâtihimâ. innehû yerâküm hüve veḳabîlühû min ḥayŝü lâ teravnehüm. innâ ceʿalne-şşeyâṭîne evliyâe lilleẕîne lâ yüʾminûn.
Ayet 27
Ey âdemoğulları! Şeytan, atalarınızı aldatıp, elbiselerinden soyulmasına ve edep yerlerinin açığa çıkmasına sebep olduğu gibi, sizi de Allah’ın emirlerine uymaktan uzaklaştırıp, ayartmasın. Bu fırsatı ona vermeyin. Şeytan ve taraftarları sizi hiç göremediğiniz, ummadığınız yerlerde tuzağa düşürmek için pusuda beklerler.
Hayatın merkezine Allah’ı koymayanlar şeytanları dost edinirler.
A’raf 28
1 ayetوَاِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً قَالُوا وَجَدْنَا عَلَيْهَٓا اٰبَٓاءَنَا وَاللّٰهُ اَمَرَنَا بِهَاۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَاْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِۜ اَتَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٢٨
Mushaf
Okunuş
28Veiẕâ feʿalû fâḥişeten ḳâlû vecednâ ʿaleyhâ âbâenâ vellâhü emeranâ bihâ. ḳul inne-llâhe lâ yeʾmüru bilfaḥşâʾ. eteḳûlûne ʿale-llâhi mâ lâ taʿlemûn.
Ayet 28
Şeytanın yandaşları yaptıkları kötülükleri örtmek ve savunmak için, “Biz atalarımızı bu işleri yapar bulduk, o yüzden de devam ediyoruz, hem onlara hem de bize Allah bu hayat tarzını emretmiştir.” derler. Sen onlara de ki: “Allah asla pis, tiksinti ve utanç verici bir hayat yaşamanızı emretmez. Siz Allah’ı yeterince tanımak istemediğiniz için O’na iftira ediyorsunuz.”
A’raf 29
1 ayetقُلْ اَمَرَ رَبّ۪ي بِالْقِسْطِ۠ وَاَق۪يمُوا وُجُوهَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۜ كَمَا بَدَاَكُمْ تَعُودُونَۜ ٢٩
Mushaf
Okunuş
29Ḳul emera rabbî bilḳisṭ. veeḳîmû vucûheküm ʿinde külli mescidiv vedʿûhü muḫliṣîne lehü-ddîne. kemâ bedeeküm teʿûdûn.
Ayet 29
De ki: “Benim Rabbim yalnızca adaleti ve doğru olanın yapılmasını emretmiştir. O, atalarınızın ya da kendi uydurduklarınızın değil, sizleri yaratmasının amacı olan hayat nizamına uygun, dini yalnızca Allah’a has kılarak dua etmenizi ister. O’na kulluğunuzu ve sadakatinizi ancak davetine iman edip, şirkten kendinizi arındırarak gösterebilirsiniz. Unutmayın ki sizi yaratıp bunca nimetle donatan da, öldükten sonra diriltip kime ve neye göre yaşadığınızın hesabını soracak olan da Allah’tır.”
A’raf 30
1 ayetفَر۪يقًا هَدٰى وَفَر۪يقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُۜ اِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاط۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ ٣٠
Mushaf
Okunuş
30Ferîḳan hedâ veferîḳan ḥaḳḳa ʿaleyhimu-ḍḍalâleh. innehümü-tteḫaẕü-şşeyâṭîne evliyâe min dûni-llâhi veyaḥsebûne ennehüm mühtedûn.
Ayet 30
Allah içinizden doğruya yönelenleri kurtuluşa ulaştıracak, davetinden yüz çevirenleri ise dalalet ve sapıklıkta bırakacaktır. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Bu tercihleriyle de kendilerini doğru yolda sanıyorlardı.
A’raf 31
1 ayetيَا بَن۪ٓي اٰدَمَ خُذُوا ز۪ينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ۟ ٣١
Mushaf
Okunuş
31Yâ benî âdeme ḫuẕû zîneteküm ʿinde külli mescidiv vekülû veşrabû velâ tüsrifû. innehû lâ yüḥibbü-lmüsrifîn.
Ayet 31
Ey âdemoğulları! Allah’ın davetini tebliğ ve temsil ederken giyim kuşamınıza dikkat edin, kendinize çeki düzen verin, nezaketi, zarafeti elden bırakmayın, bilgiye dayalı sözlerle edep ve vakarla davranın, pejmürdelikten, miskinlik ve küçültücü davranışlardan uzak durun. Nezaketle yiyip için, açgözlülük etmeyin, saçıp savurmayın çünkü Allah israf edenleri sevmez.
A’raf 32
1 ayetقُلْ مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ٓي اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ قُلْ هِيَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ٣٢
Mushaf
Okunuş
32Ḳul men ḥarrame zînete-llâhi-lletî aḫrace liʿibâdihî veṭṭayyibâti mine-rrizḳ. ḳul hiye lilleẕîne âmenû fi-lḥayâti-ddünyâ ḫâliṣatey yevme-lḳiyâmeh. keẕâlike nüfeṣṣilü-lʾâyâti liḳavmiy yaʿlemûn.
Ayet 32
Allah’ın kulları için yarattığı helal, temiz ve güzel şeyleri kim yasaklayabilir? Bu nimetler dünya hayatında bütün insanlar, âhiret hayatında ise dünya hayatını Allah’ın davetine iman ederek yaşama gayreti gösterenler içindir. Allah, davetine yönelmek isteyenler için âyetlerini apaçık bildirmektedir.
A’raf 33
1 ayetقُلْ اِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْاِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاَنْ تُشْرِكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَانًا وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٣٣
Mushaf
Okunuş
33Ḳul innemâ ḥarrame rabbiye-lfevâḥişe mâ żahera minhâ vemâ beṭane velʾiŝme velbagye bigayri-lḥaḳḳi veen tüşrikû billâhi mâ lem yünezzil bihî sülṭânev veen teḳûlû ʿale-llâhi mâ lâ taʿlemûn.
Ayet 33
De ki: “Allah, davetine karşı açık ya da gizlice saldırıyı, kendisine şirk koşulmasını, başkasının malına göz dikmeyi, utanç verici davranışları ve kendisi hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemeyi yasaklamıştır.”
A’raf 34
1 ayetوَلِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَاْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ ٣٤
Mushaf
Okunuş
34Velikülli ümmetin ecel. feiẕâ câe ecelühüm lâ yesteʾḫirûne sâʿatev velâ yestaḳdimûn.
Ayet 34
Allah her toplum için bir vade belirlemiştir. Şartlar oluşup da vadeleri dolunca onu ne bir an geciktirebilirler ne de bir an öne alabilirler.
İlgili ayetler
A’raf 35–36
2 ayetيَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اِمَّا يَاْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَات۪يۙ فَمَنِ اتَّقٰى وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ٣٥ وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٣٦
Mushaf
Okunuş
35Yâ benî âdeme immâ yeʾtiyenneküm rusülüm minküm yeḳuṣṣûne ʿaleyküm âyâtî femeni-tteḳâ veaṣleḥa felâ ḫavfün ʿaleyhim velâ hüm yaḥzenûn.
36Velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vestekberû ʿanhâ ülâike aṣḥâbü-nnâr. hüm fîhâ ḫâlidûn.
Ayet 35–36
Ey âdemoğulları! Size kendi aranızdan, sizleri Allah adına gerçeğe çağıran bir elçi geldiğinde, kimler bu çağrıya uyar, sorumluluklarını yerine getirmek için gayret eder, kendini düzeltirse işte böyleleri için âhirette bir korku ve hüzün olmayacak. Fakat âyetlerimizi yalan sayanlar, onu umursamayıp, kibirlenerek önemsemeyenler ise âhirette devamlı kalacakları cehenneme girecekler.
A’raf 37
1 ayetفَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ يَنَالُهُمْ نَص۪يبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْۙ قَالُٓوا اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِر۪ينَ ٣٧
Mushaf
Okunuş
37Femen ażlemü mimmeni-fterâ ʿale-llâhi keẕiben ev keẕẕebe biâyâtih. ülâike yenâlühüm neṣîbühüm mine-lkitâb. ḥattâ iẕâ câethüm rusülünâ yeteveffevnehüm ḳâlû eyne mâ küntüm tedʿûne min dûni-llâh. ḳâlû ḍallû ʿannâ veşehidû ʿalâ enfüsihim ennehüm kânû kâfirîn.
Ayet 37
Allah’ın âyetlerini yalan sayıp davetine sırt dönenlerden daha cahil, nankör ve zalim kim olabilir? Onlar hak ettikleri azapla mutlaka karşılaşacaklar, ölüm meleği canlarını almak üzere kapılarına dayandığında onlara, “Hani nerede Allah’tan başka sığınıp güvenerek peşinden gittikleriniz, Allah’ın yasasının önüne geçerek sizi ölümden, Allah’ın elinden kurtarsalar ya?!” diyecek. Ölüm kapısına gelip dayananlar ise, “Peşine takılıp gittiklerimiz bizi yüzüstü bıraktı, işe yaramadıklarını anladık, fakat artık iş işten geçti, geriye dönüş de yok.” diyerek kendi aleyhlerinde şahitlik edecek, müşrik ve kâfirliklerini pişmanlıkla itiraf edecekler.
İlgili ayetler
A’raf 38
1 ayetقَالَ ادْخُلُوا ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِي النَّارِۜ كُلَّمَا دَخَلَتْ اُمَّةٌ لَعَنَتْ اُخْتَهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا ادَّارَكُوا ف۪يهَا جَم۪يعًاۙ قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِۜ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ ٣٨
Mushaf
Okunuş
38Ḳâle-dḫulû fî ümemin ḳad ḫalet min ḳabliküm mine-lcinni velʾinsi fi-nnâr. küllemâ deḫalet ümmetül leʿanet uḫtehâ. ḥattâ iẕe-ddârakû fîhâ cemîʿan ḳâlet uḫrâhüm liûlâhüm rabbenâ hâülâi eḍallûnâ feâtihim ʿaẕâben ḍiʿfem mine-nnâr. ḳâle liküllin ḍiʿfüv velâkil lâ taʿlemûn.
Ayet 38
Allah, dünya hayatını davetinden yüz çevirmiş olarak yaşamış olanlara Hesap Günü, “Siz de, verdiğimiz onca nimetlere nankörlük eden cinlerle insanlar arasına katılıp ateşe girin.” diyecek. Her grup ateşe girerken kendi yandaşlarını suçlayıp onlara lanet edecek. Nihayet hep birlikte ateşe sokulurken, sonra girenler önce girenler için, “Rabbimiz! İşte bunlar bizi Senin davetinden saptırıp uzaklaştırdılar, onların azabını iki kat daha artır.” diyecekler. Allah ise, “Siz de onlara uymakla aynı cezayı hak ettiniz, hepiniz iki kat fazlasını hak ediyorsunuz, bu bakımdan birbirinizden hiç farkınız yok.” diyecek.
A’raf 39
1 ayetوَقَالَتْ اُو۫لٰيهُمْ لِاُخْرٰيهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ۟ ٣٩
Mushaf
Okunuş
39Veḳâlet ûlâhüm liuḫrâhüm femâ kâne leküm ʿaleynâ min faḍlin feẕûḳu-lʿaẕâbe bimâ küntüm teksibûn.
Ayet 39
Bu defa öncekiler sonra gelenlere, “Sizin bizden ne farkınız var! Allah’ın daveti size de yapılmıştı, kabul ettiniz de biz mi engel olduk? Bize uymayı siz tercih ettiniz. Öyleyse çekin cezanızı.” diyecekler.
A’raf 40–41
2 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ اَبْوَابُ السَّمَٓاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتّٰى يَلِجَ الْجَمَلُ ف۪ي سَمِّ الْخِيَاطِۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِم۪ينَ ٤٠ لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ ٤١
Mushaf
Okunuş
40İnne-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vestekberû ʿanhâ lâ tüfetteḥu lehüm ebvâbü-ssemâi velâ yedḫulûne-lcennete ḥattâ yelice-lcemelü fî semmi-lḫiyâṭ. vekeẕâlike neczi-lmücrimîn.
41Lehüm min cehenneme mihâdüv vemin fevḳihim gavâş. vekeẕâlike neczi-żżâlimîn.
Ayet 40–41
Hiç şüphesiz, âyetlerimizi yalan sayıp küçümseyenlerin cennete girmeleri, halatın iğne deliğinden geçmesi kadar imkânsızdır. Cehennemde onların altlarındaki yatak, üstlerindeki örtüleri de ateş olacak. Biz günahında ısrar edenleri ve zalimleri işte böyle cezalandırırız.
İlgili ayetler
A’raf 42
1 ayetوَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۘ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٤٢
Mushaf
Okunuş
42Velleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti lâ nükellifü nefsen illâ vusʿahâ. ülâike aṣḥâbü-lcenneh. hüm fîhâ ḫâlidûn.
Ayet 42
Allah’ın davetine iman edip, onu yaşamak ve yaşatmak için ellerinden gelen çabayı gösterenleri de, içlerinde daima kalacakları cennetlerle ödüllendiririz. Allah hiç kimseye gücünün yetmeyeceği yükün sorumluluğunu yüklemez. Cennet Allah’ın yüklediği sorumlulukları bilinçle, severek yerine getirenlerin yurdu olacaktır.
A’raf 43
1 ayetوَنَزَعْنَا مَا ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُۚ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَٓا اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُۚ لَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۜ وَنُودُٓوا اَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٤٣
Mushaf
Okunuş
43Venezaʿnâ mâ fî ṣudûrihim min gillin tecrî min taḥtihimü-lʾenhâr. veḳâlü-lḥamdü lillâhi-lleẕî hedânâ lihâẕâ vemâ künnâ linehtediye levlâ en hedâne-llâh. leḳad câet rusülü rabbinâ bilḥaḳḳ. venûdû en tilkümü-lcennetü ûriŝtümûhâ bimâ küntüm taʿmelûn.
Ayet 43
Cennete layık gördüklerimizi oraya sokmadan önce, kalplerinde onları üzecek ne varsa hepsini sileriz. Orada çağıldayan ırmakların, derelerin başlarında otururlarken, bir yandan da, “Bütün övgüler bizi yaratan, vadettiği cennete ulaştırıp, bu bahtiyarlığı yaşatan Allah’a aittir. O, bize dünya hayatımızı niçin ve nasıl yaşamamız gerektiğini, kitapları ve peygamberleri ile bildirip, göstermeseydi, bizler kendi kendimize doğru olanı bulup yaşayamazdık. Bugün Rabbimizin davetine uymuş olmanın ödülüne kavuştuk.” diyecekler ve O Gün onlara “İşte bu cennet, yaratılış sebebinize uygun yaşama gayretinizin mükâfatıdır.” denilecek.
A’raf 44–45
2 ayetوَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابَ النَّارِ اَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّاۜ قَالُوا نَعَمْۚ فَاَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ اَنْ لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِم۪ينَ الظَّالِم۪ينَۙ ٤٤ اَلَّذ۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًاۚ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ كَافِرُونَۜ ٤٥
Mushaf
Okunuş
44Venâdâ aṣḥâbü-lcenneti aṣḥâbe-nnâri en ḳad vecednâ mâ veʿadenâ rabbünâ ḥaḳḳan fehel vecettüm mâ veʿade rabbüküm ḥaḳḳâ. ḳâlû neʿam. feeẕẕene müeẕẕinüm beynehüm el laʿnetü-llâhi ʿale-żżâlimîn.
45Elleẕîne yeṣuddûne ʿan sebîli-llâhi veyebgûnehâ ʿivecâ. vehüm bilʾâḫirati kâfirûn.
Ayet 44–45
Cennette bulunanlar, cehennem ateşi içinde olanlara seslenip, “Bizler Rabbimizin bize vaat ettiklerine kavuştuk, ya siz? Rabbinizin size vadettiği cezayı buldunuz mu?” diye soracaklar. Cehennemdekiler onlara dönüp, “Evet maalesef.” diyecekler. O sırada içlerinden biri, “Allah tüm zalimlere lanet etsin. O zalimler insanları Allah’ın daveti olan hayat nizamından yüz çevirtip onu anlaşılmaz, çapraşık, dolaşık göstermeye çalıştılar. Âhiretteki bu gerçeğin de üstünü örttüler.” diye feryat edecek.
A’raf 46–48
3 ayetوَبَيْنَهُمَا حِجَابٌۚ وَعَلَى الْاَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّا بِس۪يمٰيهُمْۚ وَنَادَوْا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ ٤٦ وَاِذَا صُرِفَتْ اَبْصَارُهُمْ تِلْقَٓاءَ اَصْحَابِ النَّارِۙ قَالُوا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟ ٤٧ وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْاَعْرَافِ رِجَالًا يَعْرِفُونَهُمْ بِس۪يمٰيهُمْ قَالُوا مَٓا اَغْنٰى عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ ٤٨
Mushaf
Okunuş
46Vebeynehümâ ḥicâb. veʿale-lʾaʿrâfi ricâlüy yaʿrifûne küllem bisîmâhüm. venâdev aṣḥâbe-lcenneti en selâmün ʿaleyküm lem yedḫulûhâ vehüm yaṭmeʿûn.
47Veiẕâ ṣurifet ebṣâruhüm tilḳâe aṣḥâbi-nnâri ḳâlû rabbenâ lâ tecʿalnâ meʿa-lḳavmi-żżâlimîn.
48Venâdâ aṣḥâbü-lʾaʿrâfi ricâley yaʿrifûnehüm bisîmâhüm ḳâlû mâ agnâ ʿanküm cemʿuküm vemâ küntüm testekbirûn.
Ayet 46–48
Cennette olanlarla cehennemdekiler arasında bir ara bölge (engel) olacak. Ve orada arafta kalmış fakat cennete girmek için can atan kimseler olacak. Bunlar her iki tarafa layık olanları yüzlerinden tanırlar ve cennete girecek olanlara “Selam olsun, ne mutlu sizlere.”; cehennemin önüne getirilmiş olanlara da bakıp, “Rabbimiz! Bizi bu zalimlerden uzak tut.” diyecekler ve onlara da “Mal biriktirip övünmenizin, makamınızla böbürlenmenizin size ne faydası oldu?” diye soracaklar.
İlgili ayetler
A’raf 49
1 ayetاَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ اَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللّٰهُ بِرَحْمَةٍۜ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَٓا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ ٤٩
Mushaf
Okunuş
49Ehâülâi-lleẕîne aḳsemtüm lâ yenâlühümü-llâhü biraḥmeh. üdḫulü-lcennete lâ ḫavfün ʿaleyküm velâ entüm taḥzenûn.
Ayet 49
Cehennem ehline (cennete girmekte olanlar gösterilerek) kendilerini hakir görüp “Allah’ın rahmetine eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?” denilecek.
Mü’minlere ise “Girin cennete! Bundan böyle sizlere ne geçmiş ne de gelecek korkusu yoktur” denilecek.
İlgili ayetler
A’raf 50–52
3 ayetوَنَادٰٓى اَصْحَابُ النَّارِ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ اَف۪يضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَٓاءِ اَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُۜ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ ٥٠ اَلَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۚ فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَٓاءَ يَوْمِهِمْ هٰذَاۙ وَمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ٥١ وَلَقَدْ جِئْنَاهُمْ بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلٰى عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٥٢
Mushaf
Okunuş
50Venâdâ aṣḥâbü-nnâri aṣḥâbe-lcenneti en efîḍû ʿaleynâ mine-lmâi ev mimmâ razeḳakümü-llâh. ḳâlû inne-llâhe ḥarramehümâ ʿale-lkâfirîn.
51Elleẕîne-tteḫaẕû dînehüm lehvev veleʿibev vegarrathümü-lḥayâtü-ddünyâ. felyevme nensâhüm kemâ nesû liḳâe yevmihim hâẕâ vemâ kânû biâyâtinâ yecḥadûn.
52Veleḳad ciʾnâhüm bikitâbin feṣṣalnâhü ʿalâ ʿilmin hüdev veraḥmetel liḳavmiy yüʾminûn.
Ayet 50–52
Ateşin yolcuları, cennet yolcularına yalvarıp “Ne olur üzerimize biraz su döküp bizi serinletin, Allah’ın size bahşettiği nimetlerden bize de verin.” diyecekler. Doğru yola davet edilmesine rağmen, bundan yüz çevirenler serinletici sudan ve cennet nimetlerinden mahrum edilmişlerdir.
Onlar, Allah’ın davetini alay konusu edip, âhireti yok sayarak hayatı oyun ve eğlenceden ibaret görmüşlerdi. İşte bugün Biz de onlardan yüz çevireceğiz. Hâlbuki onları, başlarına geleceklerle uyaran kitaplar ve peygamberlerle doğru olana davet etmiştik.
A’raf 53
1 ayetهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا تَاْو۪يلَهُۜ يَوْمَ يَاْت۪ي تَاْو۪يلُهُ يَقُولُ الَّذ۪ينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۚ فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَٓاءَ فَيَشْفَعُوا لَنَٓا اَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ قَدْ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟ ٥٣
Mushaf
Okunuş
53Hel yenżurûne illâ teʾvîleh. yevme yeʾtî teʾvîlühû yeḳûlü-lleẕîne nesûhü min ḳablü ḳad câet rusülü rabbinâ bilḥaḳḳ. fehel lenâ min şüfeʿâe feyeşfeʿû lenâ ev nüraddü fenaʿmele gayra-lleẕî künnâ naʿmel. ḳad ḫasirû enfüsehüm veḍalle ʿanhüm mâ kânû yefterûn.
Ayet 53
Şimdi de Hesap Gününün geleceği kendilerine bildirilmiş olanlar, başka bir şeyle mi karşılaşacaklarını sanıyorlar? Bugünün kesin olarak geleceği ve Allah’ın davetine karşı olan tutumlarından sorulacakları kendilerine bildirilmesine rağmen bunu dikkate almamış, umursamayıp, sırt dönmüşlerdi. Şimdi ise, “Rabbimizin elçilerinin söyledikleri meğer gerçekmiş, acaba bugün bizi bu azaptan kurtaracak, bize sahip çıkacak, şefaat edecek kimse yok mu? Yahut dünyaya geri dönüp yanlışlarımızdan vazgeçerek, Allah’ın davetine teslim olarak yaşayabilmenin bir yolu yok mu?” diyerek inleyecekler ama nafile... İş işten çoktan geçmiştir, onlar boşuna hayal kuracaklar, artık hak ettikleri son ile yüz yüze gelmişlerdir.
A’raf 54
1 ayetاِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَث۪يثًاۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِاَمْرِه۪ۜ اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ٥٤
Mushaf
Okunuş
54İnne rabbekümü-llâhü-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa fî sitteti eyyâmin ŝümme-stevâ ʿale-lʿarşi yugşi-lleyle-nnehâra yaṭlübühû ḥaŝîŝev veşşemse velḳamera vennücûme müseḫḫarâtim biemrih. elâ lehü-lḫalḳu velʾemr. tebârake-llâhü rabbü-lʿâlemîn.
Ayet 54
Şüphesiz sizin Rabbiniz (sahibiniz, terbiyeciniz) Allah’tır. O, gökleri ve yeri altı günde (evrede) yaratan, nizamlarını kurup yasalarını oluşturarak hükümranlık makamına kurulandır.
Gündüzü durmadan takip eden geceyle örten, güneşi, ayı ve yıldızları koyduğu yasalarla emrine boyun eğdiren de Allah’tır. İyi bilin ki yaratmak da yönetmek de yalnızca Allah’a aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah çok yücedir.
İlgili ayetler
A’raf 55
1 ayetاُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةًۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَۚ ٥٥
Mushaf
Okunuş
55Üdʿû rabbeküm teḍarruʿav veḫufyeh. innehû lâ yüḥibbü-lmüʿtedîn.
Ayet 55
Rabbiniz ve ilahınızın Allah olduğunu bilip iman ederek, O’na alçak gönüllülükle yüreğinizin derinliklerinden yönelerek dua edip yardım dileyin. O’nun karşısında güçsüzlüğünüzü aklınızdan çıkarıp da haddinizi aşmayın.
A’raf 56
1 ayetوَلَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًاۜ اِنَّ رَحْمَتَ اللّٰهِ قَر۪يبٌ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ ٥٦
Mushaf
Okunuş
56Velâ tüfsidû fi-lʾarḍi baʿde iṣlâḥihâ vedʿûhü ḫavfev veṭameʿâ. inne raḥmete-llâhi ḳarîbüm mine-lmuḥsinîn.
Ayet 56
Ey insanlar! Allah’ın belirlediği sınırları çiğneyip de yeryüzünde adaleti ve huzuru ortadan kaldırıp bozgunculuk yapmayın. Derin bir ürperti, iştiyak ve umutla Allah’a yönelin. Hiç şüphe yok ki Allah’ın rahmeti, davetine uyup da iyilik yapanlarla beraberdir.
İlgili ayetler
56A’raf 85Ankebut 36Ra’d 12Enbiyâ 90Bakara 218Mâide 54Ankebut 69
A’raf 57
1 ayetوَهُوَ الَّذ۪ي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَنْزَلْنَا بِهِ الْمَٓاءَ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۜ كَذٰلِكَ نُخْرِجُ الْمَوْتٰى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ٥٧
Mushaf
Okunuş
57Vehüve-lleẕî yürsilü-rriyâḥa büşram beyne yedey raḥmetih. ḥattâ iẕâ eḳallet seḥâben ŝiḳâlen suḳnâhü libeledim meyyitin feenzelnâ bihi-lmâe feaḫracnâ bihî min külli-ŝŝemerât. keẕâlike nuḫricü-lmevtâ leʿalleküm teẕekkerûn.
Ayet 57
Rüzgârları rahmetimizin önünde müjdeci olarak gönderen Biziz. Yağmur yüklü bulutları bir araya toplayıp onları çorak bölgeye sürükler ve yağmuru yağdırırız. Böylece toprağı canlandırır, çeşit çeşit ürünün yeşerip boy vermesini sağlarız. İşte Biz ölüleri de böyle diriltiriz. Âyetlerimiz, düşünüp ders almak isteyenler için rahmetimizin önündeki müjdecilerdir.
İlgili ayetler
A’raf 58
1 ayetوَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِاِذْنِ رَبِّه۪ۚ وَالَّذ۪ي خَبُثَ لَا يَخْرُجُ اِلَّا نَكِدًاۜ كَذٰلِكَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَشْكُرُونَ۟ ٥٨
Mushaf
Okunuş
58Velbeledu-ṭṭayyibü yaḫrucü nebâtühû biiẕni rabbih. velleẕî ḫabüŝe lâ yaḫrucü illâ nekidâ. keẕâlike nüṣarrifü-lʾâyâti liḳavmiy yeşkürûn.
Ayet 58
Bereketli toprak, üzerine yağmur yağınca canlanır ve ürün vermeye başlar. Yaratılış sebebini bilmek ve ona göre yaşamak isteyen insan da bereketli toprak gibidir. Allah’ın âyetleriyle karşılaşınca o da hemen canlanır ve ondan da doğru, güzel ve anlamlı davranışlar ortaya çıkar. Allah’ın davetini umursamayıp yüz çevirenler ise taşlaşmış verimsiz toprak gibidir. Onun üzerine ne kadar yağmur yağsa da orada hiçbir şey yetişmez. Biz âyetlerimizi böyle çeşitli misallerle açıklıyoruz. Bunu ancak doğruyu arayanlar kavrarlar.
A’raf 59
1 ayetلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ٥٩
Mushaf
Okunuş
59Leḳad erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî feḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. innî eḫâfü ʿaleyküm ʿaẕâbe yevmin ʿażîm.
Ayet 59
Vaktiyle Biz, Nûh’u da kendi toplumuna bu doğruları bildirmesi için gönderdik. Nûh da kavmine, “Ey kavmim! Yalnızca Allah’a kulluk edin, O’nun daveti olan hayat nizamı ve ahlakına uyun, sizin O’ndan başka gerçek ilahınız yoktur. Allah’la birlikte başka ilahlar edinmeye kalkarsanız, başınıza Allah’ın azabının geleceğinden korkarım.” dedi.
A’raf 60
1 ayetقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِه۪ٓ اِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٦٠
Mushaf
Okunuş
60Ḳâle-lmeleü min ḳavmihî innâ lenerâke fî ḍalâlim mübîn.
Ayet 60
Bunun üzerine kavminin önde gelenleri Nûh’a, “Biz senin söylediklerine inanmıyoruz! Sen ne söylediğini bilmiyorsun, şaşırmış ve sapıtmışsın.” dediler.
İlgili ayetler
60Hûd 27
A’raf 61–63
3 ayetقَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ ب۪ي ضَلَالَةٌ وَلٰكِنّ۪ي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٦١ اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَاَنْصَحُ لَكُمْ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٦٢ اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَلِتَتَّقُوا وَلَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ٦٣
Mushaf
Okunuş
61Ḳâle yâ ḳavmi leyse bî ḍalâletüv velâkinnî rasûlüm mir rabbi-lʿâlemîn.
62Übelliguküm risâlâti rabbî veenṣaḥu leküm veaʿlemü mine-llâhi mâ lâ taʿlemûn.
63Eveʿacibtüm en câeküm ẕikrum mir rabbiküm ʿalâ racülim minküm liyünẕiraküm velitetteḳû veleʿalleküm türḥamûn.
Ayet 61–63
Nûh da onlara, “Ey kavmim! Ben şaşkın, ne söylediğini bilmez, sapıtmış ve aklından zoru olan biri değilim. Ben yalnızca âlemlerin Rabbi olan Allah’ın bir elçisiyim, O’nun bana bildirdikleri ile öğüt verip uyarmaktayım. İçinizden biri olarak sizi Allah adına yaratılışınızın sebebi olan doğru yola, onurlu ve erdemli bir hayata çağıran birine ve onunla gönderilen zikre (Kitaba) neden şaşırıyorsunuz?” dedi.
A’raf 64
1 ayetفَكَذَّبُوهُ فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَاَغْرَقْنَا الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا عَم۪ينَ۟ ٦٤
Mushaf
Okunuş
64Fekeẕẕebûhü feenceynâhü velleẕîne meʿahû fi-lfülki veagraḳne-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. innehüm kânû ḳavmen ʿamîn.
Ayet 64
Kavmi, bütün bu uyarılara rağmen Nûh’u yalancılıkla suçlayıp, söylediklerinden yüz çevirdi. Bunun üzerine Biz de Nûh ve onunla birlikteki mü’minleri gemiye bindirip kurtardık, Nûh’un Allah adına yaptığı daveti reddedip, Allah’la birlikte başka ilahlar da edinmiş olan kavmini suda boğup helak ettik. Onlar gerçekleri görmek istemeyen kalpleri körleşmiş bir topluluktu.
A’raf 65–66
2 ayetوَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٦٥ قَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ٓ اِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ي سَفَاهَةٍ وَاِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٦٦
Mushaf
Okunuş
65Veilâ ʿâdin eḫâhüm hûdâ. ḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.
66Ḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî innâ lenerâke fî sefâhetiv veinnâ leneżunnüke mine-lkâẕibîn.
Ayet 65–66
Âd kavmine de içlerinden soydaşları olan Hûd’u peygamber olarak gönderdik. O da onlara, “Ey kavmim! Yalnız Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. O’nun daveti olan hayat nizamına tabi olup kula kulluktan kurtulun. Böylece Yaratıcınız olduğunu bildiğiniz Rabbinizin, sizi yönetmesine başkalarını ortak etmeyin.” dedi. Kavminin yöneticileri ve ileri gelenleri ise Hûd’a, “Doğrusu biz seni aklı kıt, saçmalamakta olan bir yalancı olarak görüyor, söylediklerine de inanmıyoruz.” dediler.
A’raf 67–69
3 ayetقَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ ب۪ي سَفَاهَةٌ وَلٰكِنّ۪ي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٦٧ اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَاَنَا۬ لَكُمْ نَاصِحٌ اَم۪ينٌ ٦٨ اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْۜ وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَصْۣطَةًۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ٦٩
Mushaf
Okunuş
67Ḳâle yâ ḳavmi leyse bî sefâhetüv velâkinnî rasûlüm mir rabbi-lʿâlemîn.
68Übelliguküm risâlâti rabbî veenâ leküm nâṣiḥun emîn.
69Eveʿacibtüm en câeküm ẕikrum mir rabbiküm ʿalâ racülim minküm liyünẕiraküm. veẕkürû iẕ ceʿaleküm ḫulefâe mim baʿdi ḳavmi nûḥiv vezâdeküm fi-lḫalḳi baṣṭah. feẕkürû âlâe-llâhi leʿalleküm tüfliḥûn.
Ayet 67–69
Hûd Peygamber de onlara, “Ey kavmim! Ben aklı kıt, ne söylediğini bilmeyen, şaşkın, şaşırmış birisi değilim. Ben yalnızca âlemlerin Rabbi olan Allah’ın, sizi yaratılışınızın sebebine davet eden bir elçisiyim, ancak böylece Allah’a kulluk edebilir, kula kulluktan kurtulabilirsiniz. Ben sizin içinizden çıkmış güvenilir birisiyim, uyarılarımı niçin yadırgıyorsunuz? Hiç değilse Allah’ın sizi, Nûh kavminden sonra onların yerine halife yapıp, bunca nimetlerle donatmış olduğunu unutmayın. Allah’a nankörlük etmeyip, davetine yönelirseniz, zulüm nizamından kurtulur, mutluluğa kavuşursunuz.” dedi.
A’raf 70
1 ayetقَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ اللّٰهَ وَحْدَهُ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَاۚ فَاْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٧٠
Mushaf
Okunuş
70Ḳâlû eciʾtenâ linaʿbüde-llâhe vaḥdehû veneẕera mâ kâne yaʿbüdü âbâünâ. feʾtinâ bimâ teʿidünâ in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
Ayet 70
Bunun üzerine kavmi Hûd Peygamber’e dedi ki: “Demek sen bundan sonra yalnızca Allah’ı ilah edinmemizi ve atalarımızdan beri uymakta olduğumuz nizam ile ahlakımızı terk etmemizi, ilahlarımızdan vazgeçmemizi ve onlarla bütün bağlarımızı koparmamızı istiyorsun, bunun için mi karşımıza dikildin? Madem söylediklerin de doğru, öyleyse seninle yapılan daveti kabul etmememiz halinde, başımıza gelebileceğini söylediğin azabı getir de görelim.”
A’raf 71
1 ayetقَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌۜ اَتُجَادِلُونَن۪ي ف۪ٓي اَسْمَٓاءٍ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا نَزَّلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ فَانْتَظِرُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ ٧١
Mushaf
Okunuş
71Ḳâle ḳad veḳaʿa ʿaleyküm mir rabbiküm ricsüv vegaḍab. etücâdilûnenî fî esmâin semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ nezzele-llâhü bihâ min sülṭân. fenteżirû innî meʿaküm mine-lmünteżirîn.
Ayet 71
Hûd da onlara dedi ki: “Zaten siz Allah’tan başka ilah edindiklerinizin kokuşmuş, zulme dayalı hayat nizamı ile azapla kuşatılmış bir durumdasınız. Bir de kalkmış Allah’ın haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca atalarınızın ve sizin gözünüzde büyüttüğünüz, ilahlaştırıp izinden gittiğiniz bu isimler hakkında benimle tartışıyorsunuz. Bu inadınızdan vazgeçmeyecekseniz, kaçınılmaz olan büyük felaketinizi ben de sizinle birlikte bekleyeceğim.”
İlgili ayetler
A’raf 72
1 ayetفَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَمَا كَانُوا مُؤْمِن۪ينَ۟ ٧٢
Mushaf
Okunuş
72Feenceynâhü velleẕîne meʿahû biraḥmetim minnâ veḳaṭaʿnâ dâbira-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vemâ kânû müʾminîn.
Ayet 72
Nihayet Biz de Hûd ve beraberindekileri rahmetimizle kurtardık, davetimizi yalan sayıp sırt dönenleri de azabımızla yakalayıp köklerini kazıdık.
A’raf 73–74
2 ayetوَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْۜ هٰذِه۪ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَاْكُلْ ف۪ٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَاْخُذَكُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٧٣ وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّاَكُمْ فِي الْاَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتًاۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ ٧٤
Mushaf
Okunuş
73Veilâ ŝemûde eḫâhüm ṣâliḥâ. ḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. ḳad câetküm beyyinetüm mir rabbiküm. hâẕihî nâḳatü-llâhi leküm âyeten feẕerûhâ teʾkül fî arḍi-llâhi velâ temessûhâ bisûin feyeʾḫuẕeküm ʿaẕâbün elîm.
74Veẕkürû iẕ ceʿaleküm ḫulefâe mim baʿdi ʿâdiv vebevveeküm fi-lʾarḍi tetteḫiẕûne min sühûlihâ ḳuṣûrav vetenḥitûne-lcibâle büyûtâ. feẕkürû âlâe-llâhi velâ taʿŝev fi-lʾarḍi müfsidîn.
Ayet 73–74
Semûd kavmine de soydaşları Salih’i peygamber olarak gönderdik. O da kavmine, “Ey kavmim! Sizi yaratıp bunca nimetle donatan Allah’tan başkasını ilah edinmeyin. Sizin Rabbiniz O’dur ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Peygamberliğimin ve daveti Allah adına yapmakta olduğumun bir delili olmak üzere, Allah sizlere ait olmayan, bugüne kadar görmediğiniz bir deveyi imtihan vesilesi kılmıştır. Sakın ona zarar vermeye kalkmayın. Bırakın onu Allah’ın arzında istediği gibi otlasın, şayet ona zarar vermeye kalkarsanız sizi çok şiddetli bir azap yakalar. Ve unutmayın ki Allah, sizi helak edilen Âd kavminin yerine halifeler kıldı, size güç kuvvet verdi. Dağları oyarak sağlam konaklar yapıyorsunuz. Allah’ın nimetlerini görmezden gelerek O’na nankörlük etmeyin, bilakis davetine icabet edin.” dedi.
A’raf 75–76
2 ayetقَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ اَتَعْلَمُونَ اَنَّ صَالِحًا مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ بِه۪ مُؤْمِنُونَ ٧٥ قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا بِالَّذ۪ٓي اٰمَنْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ٧٦
Mushaf
Okunuş
75Ḳâle-lmeleü-lleẕîne-stekberû min ḳavmihî lilleẕîne-stuḍʿifû limen âmene minhüm etaʿlemûne enne ṣâliḥam mürselüm mir rabbih. ḳâlû innâ bimâ ürsile bihî müʾminûn.
76Ḳâle-lleẕîne-stekberû innâ billeẕî âmentüm bihî kâfirûn.
Ayet 75–76
Semûd kavminin yöneticileri ve önde gelenleri bunları işitmelerine rağmen toplum içindeki zayıf gördükleri mü’minlere sataşıp onlarla şöyle alay ettiler: “Sahi siz Salih’in peygamber olarak görevlendirildiğine inanıyor musunuz?” Mü’minler de onlara, “Evet, biz onun peygamberliğine ve davet ettiğinin Allah’ın kullarına önerdiği hayat tarzı olduğuna inanıyor, iman ediyoruz.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine o müşrik ve kâfirler mü’minlere dönüp, “Biz sizin inandıklarınıza inanmıyoruz.” dediler.
A’raf 77
1 ayetفَعَقَرُوا النَّاقَةَ وَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا يَا صَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ٧٧
Mushaf
Okunuş
77Feʿaḳarü-nnâḳate veʿatev ʿan emri rabbihim veḳâlû yâ ṣâliḥu-ʾtinâ bimâ teʿidünâ in künte mine-lmürselîn.
Ayet 77
Nihayet uyarılmalarına rağmen, deveyi hunharca katledip Rablerinin emrine başkaldırdılar, ardından Salih’e, “Ey Salih! Sen gerçekten Allah’ın peygamberi isen, bizi tehdit edip durduğun şu azap gelsin de görelim.” dediler.
A’raf 78
1 ayetفَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَ ٧٨
Mushaf
Okunuş
78Feeḫaẕethümü-rracfetü feaṣbeḥû fî dârihim câŝimîn.
Ayet 78
Derken ansızın çok şiddetli bir deprem onları yakaladı ve bulundukları yerde helak edildiler.
İlgili ayetler
78Hûd 67
A’raf 79
1 ayetفَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبّ۪ي وَنَصَحْتُ لَكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِح۪ينَ ٧٩
Mushaf
Okunuş
79Fetevellâ ʿanhüm veḳâle yâ ḳavmi leḳad eblagtüküm risâlete rabbî veneṣaḥtü leküm velâkil lâ tüḥibbûne-nnâṣiḥîn.
Ayet 79
Salih de onların ardından bakarak şöyle dedi: “Ey kavmim! Ben size Rabbimin âyetlerini tebliğ ettim, size öğüt vererek doğru olana çağırdım ama siz bunlardan hiç hoşlanmadınız.”
İlgili ayetler
A’raf 80–81
2 ayetوَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَاْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ ٨٠ اِنَّكُمْ لَتَاْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ ٨١
Mushaf
Okunuş
80Velûṭan iẕ ḳâle liḳavmihî eteʾtûne-lfâḥişete mâ sebeḳaküm bihâ min eḥadim mine-lʿâlemîn.
81İnneküm leteʾtûne-rricâle şehvetem min dûni-nnisâʾ. bel entüm ḳavmüm müsrifûn.
Ayet 80–81
Biz Lût’u da peygamber olarak kavmine göndermiştik. O da kavmine şöyle seslendi: “Siz nasıl insanlarsınız? Dünyada sizden önce hiçbir toplumun yapmadığı iğrenç bir hayâsızlık yapmaktasınız. Kadınları bırakıp erkeklere şehvetle yaklaşıp sapıklaşıyor, sınır tanımayıp azgınlaşıyorsunuz.”
A’raf 82
1 ayetوَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْۚ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ ٨٢
Mushaf
Okunuş
82Vemâ kâne cevâbe ḳavmihî illâ en ḳâlû aḫricûhüm min ḳaryetiküm. innehüm ünâsüy yeteṭahherûn.
Ayet 82
Kavmi ise kendi aralarında şöyle konuşmaya başladı: “Bu Lût ve yandaşlarını buradan sürüp çıkaralım, bize namus dersi vermeye kalkışanların aramızda yeri yok.”
İlgili ayetler
82Neml 56
A’raf 83–84
2 ayetفَاَنْجَيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ كَانَتْ مِنَ الْغَابِر۪ينَ ٨٣ وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًاۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِم۪ينَ۟ ٨٤
Mushaf
Okunuş
83Feenceynâhü veehlehû ille-mraeteh. kânet mine-lgâbirîn.
84Veemṭarnâ ʿaleyhim meṭarâ. fenżur keyfe kâne ʿâḳibetü-lmücrimîn.
Ayet 83–84
Biz de karısı hariç, Lût’u ve ailesini kurtardık. Geride kalanların üzerine yağmur gibi taş yağdırıp hepsini helak ettik. Allah’ın davetine başkaldıranlara ders olsun.
A’raf 85–87
3 ayetوَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْم۪يزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَاۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ ٨٥ وَلَا تَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِه۪ وَتَبْغُونَهَا عِوَجًاۚ وَاذْكُرُٓوا اِذْ كُنْتُمْ قَل۪يلًا فَكَثَّرَكُمْۖ وَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ ٨٦ وَاِنْ كَانَ طَٓائِفَةٌ مِنْكُمْ اٰمَنُوا بِالَّذ۪ٓي اُرْسِلْتُ بِه۪ وَطَٓائِفَةٌ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاصْبِرُوا حَتّٰى يَحْكُمَ اللّٰهُ بَيْنَنَاۚ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِم۪ينَ ٨٧
Mushaf
Okunuş
85Veilâ medyene eḫâhüm şuʿaybâ. ḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. ḳad câetküm beyyinetüm mir rabbiküm feevfü-lkeyle velmîzâne velâ tebḫasü-nnâse eşyâehüm velâ tüfsidû fi-lʾarḍi baʿde iṣlâḥihâ. ẕâliküm ḫayrul leküm in küntüm müʾminîn.
86Velâ taḳʿudû bikülli ṣirâṭin tûʿidûne veteṣuddûne ʿan sebîli-llâhi men âmene bihî vetebgûnehâ ʿivecâ. veẕkürû iẕ küntüm ḳalîlen fekeŝŝeraküm. venżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lmüfsidîn.
87Vein kâne ṭâifetüm minküm âmenû billeẕî ürsiltü bihî veṭâifetül lem yüʾminû faṣbirû ḥattâ yaḥküme-llâhü beynenâ. vehüve ḫayru-lḥâkimîn.
Ayet 85–87
Medyen halkına da soydaşları Şuayb’ı peygamber olarak gönderdik. Şuayb da kavmine, “Ey kavmim! Yalnız Allah’a kulluk edin, sizin Allah’tan başka ilahınız yoktur. Rabbinizden size apaçık âyetler geldi, artık siz de hayatınızı O’nun bildirdiği gibi yaşayın, her işinizde ölçüyü tartıyı gözetin, yeryüzünde fesada sebep olmayın. Gerçekten Allah’a inanıyorsanız bu sizin hayrınızadır.” dedi. Sonra da uyarılarına şöyle devam etti: “Ey kavmim! Allah’ın davetine iman edenleri tehdit, şantaj gibi baskı ve tuzaklarla döndürmeye ve dosdoğru olan bu yolu eğri büğrü göstermeye çalışmayın. Allah’ın sizleri sayınız az ve gücünüz zayıf iken nasıl çoğaltıp güçlü hale getirdiğini unutmayın.”
Bunun üzerine içlerinden bir grup Allah’ın davetine iman edip onun gereklerini yerine getirmeye çalışırken, bir grup da daveti reddedip kabul edilmesine engel olmaya çalıştılar.
“Ey mü’minler! Siz imanınızda sabır ve sebat ederek müşriklere karşı direnin. Allah mutlaka aranızda hükmünü verecektir, çünkü Allah hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”
A’raf 88–89
2 ayetقَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لَنُخْرِجَنَّكَ يَا شُعَيْبُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ ف۪ي مِلَّتِنَاۜ قَالَ اَوَلَوْ كُنَّا كَارِه۪ينَ ٨٨ قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اِنْ عُدْنَا ف۪ي مِلَّتِكُمْ بَعْدَ اِذْ نَجّٰينَا اللّٰهُ مِنْهَاۜ وَمَا يَكُونُ لَنَٓا اَنْ نَعُودَ ف۪يهَٓا اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُ رَبُّنَاۜ وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًاۜ عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَاۜ رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَاَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِح۪ينَ ٨٩
Mushaf
Okunuş
88Ḳâle-lmeleü-lleẕîne-stekberû min ḳavmihî lenuḫricenneke yâ şuʿaybü velleẕîne âmenû meʿake min ḳaryetinâ ev leteʿûdünne fî milletinâ. ḳâle evelev künnâ kârihîn.
89Ḳadi-fteraynâ ʿale-llâhi keẕiben in ʿudnâ fî milletiküm baʿde iẕ neccâne-llâhü minhâ. vemâ yekûnü lenâ en neʿûde fîhâ illâ ey yeşâe-llâhü rabbünâ. vesiʿa rabbünâ külle şeyʾin ʿilmâ. ʿale-llâhi tevekkelnâ. rabbene-ftaḥ beynenâ vebeyne ḳavminâ bilḥaḳḳi veente ḫayru-lfâtiḥîn.
Ayet 88–89
Kavminin yöneticisi ve kendini beğenmiş ileri gelenleri Şuayb’a, “Ey Şuayb! Ya bizim dinimize dönersiniz ya da seni ve beraberindeki iman edenleri yurdumuzdan sürüp çıkarırız.” dediler. Şuayb da onlara: “Biz istemesek de zorla, baskıyla mı yapacaksınız bunu?” dedi ve ardından da, “Allah, sizin kokuşmuş, zulme dayalı, insanı insana kul eden nizamınızdan bizi kurtarmışken, onu tekrar kabul edip dönmek demek, Allah’a güvenmemek, âyetlerini yalanlamak, nankörlük ve iftira etmektir. Allah asla bundan razı olmaz. O yüzden sizin talebinizi kabul etmemiz mümkün değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır ve her şeyin en doğrusunu da O bilir. Biz yalnızca O’na yönelir ve O’na güveniriz. Rabbimiz! Bizimle şu müşrik ve kâfir kavim arasındaki hükmünü ver, hüküm verenlerin en hayırlısı Sensin.” dedi.
A’raf 90
1 ayetوَقَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لَئِنِ اتَّبَعْتُمْ شُعَيْبًا اِنَّكُمْ اِذًا لَخَاسِرُونَ ٩٠
Mushaf
Okunuş
90Veḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî leini-ttebaʿtüm şuʿayben inneküm iẕel leḫâsirûn.
Ayet 90
Medyen halkının yöneticileri, Şuayb’ın Allah adına yaptığı davete iman eden mü’minlere, “Şuayb’ın peşinden giderseniz hüsrana uğrayanlardan olursunuz!” diyerek gözlerini korkutup aralarında fesat çıkarmaya çalıştılar.
İlgili ayetler
90Hûd 89
A’raf 91–92
2 ayetفَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۚۛ ٩١ اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۚۛ اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَانُوا هُمُ الْخَاسِر۪ينَ ٩٢
Mushaf
Okunuş
91Feeḫaẕethümü-rracfetü feaṣbeḥû fî dârihim câŝimîn.
92Elleẕîne keẕẕebû şuʿayben keel lem yagnev fîhâ. elleẕîne keẕẕebû şuʿayben kânû hümü-lḫâsirîn.
Ayet 91–92
Sonunda onları da ansızın müthiş bir depremle bulundukları yerde yakalayıp helak ettik. Şuayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamış gibi yok olup gittiler.
A’raf 93
1 ayetفَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَنَصَحْتُ لَكُمْۚ فَكَيْفَ اٰسٰى عَلٰى قَوْمٍ كَافِر۪ينَ۟ ٩٣
Mushaf
Okunuş
93Fetevellâ ʿanhüm veḳâle yâ ḳavmi leḳad eblagtüküm risâlâti rabbî veneṣaḥtü leküm. fekeyfe âsâ ʿalâ ḳavmin kâfirîn.
Ayet 93
Şuayb da onların arkalarından bakıp, “Ey kavmim! Rabbimin âyetleriyle öğütler vererek sizi uyardım. Şu halde ben nasıl (sizin gibi) hakkı ve hakikati inkâr eden bir topluluk için yas tutup kederleneyim?” dedi.
A’raf 94–95
2 ayetوَمَٓا اَرْسَلْنَا ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَبِيٍّ اِلَّٓا اَخَذْنَٓا اَهْلَهَا بِالْبَاْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ ٩٤ ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ السَّيِّئَةِ الْحَسَنَةَ حَتّٰى عَفَوْا وَقَالُوا قَدْ مَسَّ اٰبَٓاءَنَا الضَّرَّٓاءُ وَالسَّرَّٓاءُ فَاَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٩٥
Mushaf
Okunuş
94Vemâ erselnâ fî ḳaryetim min nebiyyin illâ eḫaẕnâ ehlehâ bilbeʾsâi veḍḍarrâi leʿallehüm yeḍḍarraʿûn.
95Ŝümme beddelnâ mekâne-sseyyieti-lḥasenete ḥattâ ʿafev veḳâlû ḳad messe âbâene-ḍḍarrâü vesserrâü feeḫaẕnâhüm bagtetev vehüm lâ yeşʿurûn.
Ayet 94–95
Biz her topluma peygamber ve kitap gönderip yaratılış sebepleri olan kurallarını Allah’ın belirlediği hayatı yaşamaya davet ederken bir yandan da sıkıntı ve yokluklarla sınadık. Sonra da o sıkıntı ve yokluğu bolluk ve refaha çevirdik. Allah’ın her iki durumu da yaşatmasına rağmen, birçoğu Allah’a yönelip şükretmek yerine, “Atalarımız da tıpkı bizim gibi, bazen yokluk, sıkıntı çekmiş, bazen de bolluk ve refah içinde yaşamışlardı.” diyerek nankörlük ve azgınlıklarına devam ettiler. Bu yüzden Biz de böylelerini hiç beklemedikleri bir zamanda yakalayıp hak ettikleri azapla cezalandırdık.
A’raf 96
1 ayetوَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْقُرٰٓى اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنْ كَذَّبُوا فَاَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ٩٦
Mushaf
Okunuş
96Velev enne ehle-lḳurâ âmenû vetteḳav lefetaḥnâ ʿaleyhim berakâtim mine-ssemâi velʾarḍi velâkin keẕẕebû feeḫaẕnâhüm bimâ kânû yeksibûn.
Ayet 96
Hâlbuki bu toplumlar, davet edildiklerine yönelselerdi, Biz de onlara göklerin ve yerin kapılarını sonuna kadar açar, üzerlerine bolluk ve bereket yağdırırdık. Fakat onlar daveti yalan sayıp, kabul etmediler, dolayısıyla Biz de onları kıskıvrak yakalayıp helak ettik.
A’raf 97–98
2 ayetاَفَاَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰٓى اَنْ يَاْتِيَهُمْ بَاْسُنَا بَيَاتًا وَهُمْ نَٓائِمُونَۜ ٩٧ اَوَاَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰٓى اَنْ يَاْتِيَهُمْ بَاْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ ٩٨
Mushaf
Okunuş
97Efeemine ehlü-lḳurâ ey yeʾtiyehüm beʾsünâ beyâtev vehüm nâimûn.
98Eveemine ehlü-lḳurâ ey yeʾtiyehüm beʾsünâ ḍuḥav vehüm yelʿabûn.
Ayet 97–98
O halde hangi toplum, davetimize sırt dönmesi halinde, azabımızın onları da geceleyin uykularında ansızın yakalamayacağından emin olabilir? Yahut gündüzün iş güçle oyalanıp dururken azabımızın gelip çatmayacağını bilebilir?
A’raf 99
1 ayetاَفَاَمِنُوا مَكْرَ اللّٰهِۚ فَلَا يَاْمَنُ مَكْرَ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْخَاسِرُونَ۟ ٩٩
Mushaf
Okunuş
99Efeeminû mekra-llâh. felâ yeʾmenü mekra-llâhi ille-lḳavmü-lḫâsirûn.
Ayet 99
Allah’ın davetinden yüz çevirip, O’nun Rabliği ve ilahlığını örtmeye çalışan böyleleri, kendilerini nasıl güvende hissedebilirler? Azabın kendilerine hiç gelmeyeceğini zannedenler, büyük bir gaflet içindedirler.
A’raf 100
1 ayetاَوَلَمْ يَهْدِ لِلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ اَهْلِهَٓا اَنْ لَوْ نَشَٓاءُ اَصَبْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْۚ وَنَطْبَعُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ١٠٠
Mushaf
Okunuş
100Evelem yehdi lilleẕîne yeriŝûne-lʾarḍa mim baʿdi ehlihâ el lev neşâü eṣabnâhüm biẕünûbihim. venaṭbeʿu ʿalâ ḳulûbihim fehüm lâ yesmeʿûn.
Ayet 100
Öncekilerden sonra yeryüzüne halife yaptıklarımızın, kendilerine bildirilen bu olup bitenlerden dersler çıkarması gerekmez mi? Şayet dilersek, daveti reddetmeleri sebebi ile, öncekiler gibi onların da kalplerini mühürler, gerçeği anlamalarını engeller, azaba uğratırız.
İlgili ayetler
A’raf 101
1 ayetتِلْكَ الْقُرٰى نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓائِهَاۚ وَلَقَدْ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۚ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا مِنْ قَبْلُۜ كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِ الْكَافِر۪ينَ ١٠١
Mushaf
Okunuş
101Tilke-lḳurâ neḳuṣṣu ʿaleyke min embâihâ. veleḳad câethüm rusülühüm bilbeyyinât. femâ kânû liyüʾminû bimâ keẕẕebû min ḳabl. keẕâlike yaṭbeʿu-llâhü ʿalâ ḳulûbi-lkâfirîn.
Ayet 101
Sana bir kısmının kıssalarını bildirdiğimiz toplumlara da, kendi içlerinden peygamberler gönderip, yaratılış sebeplerini apaçık delillerle bildirip doğru yola davet etmiştik. Fakat onlar da daveti yalan saydılar, umursamayıp sırtlarını döndüler. Bunlar akıllarını doğru kullanmadıkları için kalpleri gerçeğe kapanmış kimselerdir.
A’raf 102
1 ayetوَمَا وَجَدْنَا لِاَكْثَرِهِمْ مِنْ عَهْدٍۚ وَاِنْ وَجَدْنَٓا اَكْثَرَهُمْ لَفَاسِق۪ينَ ١٠٢
Mushaf
Okunuş
102Vemâ vecednâ liekŝerihim min ʿahd. veiv vecednâ ekŝerahüm lefâsiḳîn.
Ayet 102
Oysa Biz insanı yaratıp, doğru ile yanlışı birbirlerinden ayırt etme kapasitesi ile donatıp, Rabbinin (sahibinin) de Allah olduğunu ona bildirmiştik. Fakat buna rağmen onların çoğunu Rablerine bağlı bulmadık, aksine nankörlük ederek yüz çevirdiler.
A’raf 103
1 ayetثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَظَلَمُوا بِهَاۚ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ ١٠٣
Mushaf
Okunuş
103Ŝümme beʿaŝnâ mim baʿdihim mûsâ biâyâtinâ ilâ firʿavne vemeleihî feżalemû bihâ. fenżur keyfe kâne ʿâḳibetü-lmüfsidîn.
Ayet 103
Bu kavimlerin ardından da, Musa’yı Firavun ve onun önde gelenlerine gönderdik. Onlar da davet edildikleri hayat nizamına karşı çıktılar. Sonunda başlarına nelerin geldiğine bir bakın!
İlgili ayetler
A’raf 104–105
2 ayetوَقَالَ مُوسٰى يَا فِرْعَوْنُ اِنّ۪ي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ ١٠٤ حَقِيقٌ عَلٰٓى اَنْ لَٓا اَقُولَ عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّۜ قَدْ جِئْتُكُمْ بِبَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَرْسِلْ مَعِيَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ١٠٥
Mushaf
Okunuş
104Veḳâle mûsâ yâ firʿavnü innî rasûlüm mir rabbi-lʿâlemîn.
105Ḥaḳîḳun ʿalâ el lâ eḳûle ʿale-llâhi ille-lḥaḳḳ. ḳad ciʾtüküm bibeyyinetim mir rabbiküm feersil meʿiye benî isrâîl.
Ayet 104–105
Musa da Firavun’a şöyle demişti: “Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbinin size gönderdiği bir elçisiyim. Bana düşen Allah’ın davetini duyurmaktır, size apaçık delillerle ve bilgilerle geldim, buna rağmen inanmıyorsan hiç olmazsa köleleştirdiğin şu İsrailoğullarının, benimle birlikte Mısır’dan çıkıp gitmesine izin ver.”
A’raf 106–108
3 ayetقَالَ اِنْ كُنْتَ جِئْتَ بِاٰيَةٍ فَاْتِ بِهَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ١٠٦ فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُب۪ينٌۚ ١٠٧ وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟ ١٠٨
Mushaf
Okunuş
106Ḳâle in künte ciʾte biâyetin feʾti bihâ in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
107Feelḳâ ʿaṣâhü feiẕâ hiye ŝüʿbânüm mübîn.
108Venezaʿa yedehû feiẕâ hiye beyḍâü linnâżirîn.
Ayet 106–108
Bunun üzerine Firavun Musa’ya dedi ki: “Şu bize getirdiğin delilleri ortaya koy da, gerçekten peygamber misin görelim.” Musa da bunun ardından asasını yere bıraktı, asa birden büyük bir yılana, sonra elini koynuna sokup çıkarınca, eli de bembeyaz bir ışık kaynağına dönüştü.
A’raf 109–112
4 ayetقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَل۪يمٌۙ ١٠٩ يُر۪يدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْۚ فَمَاذَا تَاْمُرُونَ ١١٠ قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَاَرْسِلْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ ١١١ يَاْتُوكَ بِكُلِّ سَاحِرٍ عَل۪يمٍ ١١٢
Mushaf
Okunuş
109Ḳâle-lmeleü min ḳavmi firʿavne inne hâẕâ lesâḥirun ʿalîm.
110Yürîdü ey yuḫriceküm min arḍiküm. femâẕâ teʾmürûn.
111Ḳâlû ercih veeḫâhü veersil fi-lmedâini ḥâşirîn.
112Yeʾtûke bikülli sâḥirin ʿalîm.
Ayet 109–112
Bu durumu görmekte olan Firavun’un önde gelenleri, Firavun’a dönerek, “Musa bu işleri iyi öğrenen bir sihirbaz olmuş. Anlaşılan o ki, onun asıl amacı sisteminizi yıkıp, sizi yerinizden edip, kendi nizamını kurup tahtınıza oturmak.” dediler. Firavun da adamlarına, “Peki buna engel olmak için ne yapalım, ne öneriyorsunuz?” dedi.
Onlar da “Sen Musa ve kardeşinin başkaları ile görüşüp konuşmasına engel ol, bir taraftan da şehirlere adamlarını gönderip, bütün sihirbazları toplayıp huzuruna getirsinler. Musa’nın ortaya koyduklarının mucize değil birer sihirbazlık olduğunu göstersinler.” dediler.
A’raf 113–114
2 ayetوَجَٓاءَ السَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالُٓوا اِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ ١١٣ قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ ١١٤
Mushaf
Okunuş
113Vecâe-sseḥaratü firʿavne ḳâlû inne lenâ leecran in künnâ naḥnü-lgâlibîn.
114Ḳâle neʿam veinneküm lemine-lmüḳarrabîn.
Ayet 113–114
Şehirlerden toplanan en ünlü sihirbazlar, Firavun’un karşısına çıkıp dediler ki: “Şayet biz yapacaklarımızla Musa’ya üstün gelir, onu mağlup edersek, herhalde sen de bizi ödüllendirirsin?” Firavun da, “Evet siz kazanacak olursanız, ben de sizleri yanıma alıp makam sahibi yaparak ödüllendireceğim.” dedi.
A’raf 115–117
3 ayetقَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ نَحْنُ الْمُلْق۪ينَ ١١٥ قَالَ اَلْقُواۚ فَلَمَّٓا اَلْقَوْا سَحَرُٓوا اَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَٓاؤُ۫ بِسِحْرٍ عَظ۪يمٍ ١١٦ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَلْقِ عَصَاكَۚ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَاْفِكُونَۚ ١١٧
Mushaf
Okunuş
115Ḳâlû yâ mûsâ immâ en tülḳiye veimmâ en nekûne naḥnü-lmülḳîn.
116Ḳâle elḳû. felemmâ elḳav seḥarû aʿyüne-nnâsi vesterhebûhüm vecâû bisiḥrin ʿażîm.
117Veevḥaynâ ilâ mûsâ en elḳi ʿaṣâk. feiẕâ hiye telḳafü mâ yeʾfikûn.
Ayet 115–117
Nihayet Musa ve sihirbazlar, belirlenen yer ve zamanda Firavun, Firavun’un önde gelen adamları ve halkın da toplandığı meydanda bir araya geldiler. Sihirbazlar Musa’ya “Önce sen mi hünerlerini ortaya koyacaksın yoksa biz mi?” dediler. Musa da onlara, “Önce siz başlayın.” dedi. Bunun üzerine, onların sihirbazlık sanatlarını kullanarak yere bıraktıkları asaları ve ipleri insanların gözüne korkulacak canlılar gibi gözüktü. Biz de Musa’ya, “Sen de asanı yere bırak.” diye vahyettik. Musa’nın yere bıraktığı asası, sihirbazların ortaya koydukları asıllarından farklı görünen her şeyi toplayıp yutuverdi.
A’raf 118–122
5 ayetفَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ ١١٨ فَغُلِبُوا هُنَالِكَ وَانْقَلَبُوا صَاغِر۪ينَۚ ١١٩ وَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۚ ١٢٠ قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ١٢١ رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ ١٢٢
Mushaf
Okunuş
118Feveḳaʿa-lḥaḳḳu vebeṭale mâ kânû yaʿmelûn.
119Fegulibû hünâlike venḳalebû ṣâgirîn.
120Veülḳiye-sseḥaratü sâcidîn.
121Ḳâlû âmennâ birabbi-lʿâlemîn.
122Rabbi mûsâ vehârûn.
Ayet 118–122
Böylece sihirbazların yaptıklarının birer aldatmacadan ibaret olduğu, Musa’nın ortaya koyduğunun ise peygamberliğinin delili, mucize olduğu ortaya çıktı. Firavun ve avenesi yenilip küçük düştüler. Sihirbazlar da gördükleri bu mucize karşısında diz çöküp, secdeye kapanarak, “Bizler Musa’nın peygamberliğine ve davetine iman ettik, çünkü bu gördüklerimizi ancak gerçek Rabbimiz olan Allah yapabilirdi. Bizler Musa ve Harun’un Allah adına yaptığı davete iman ediyor ve onlara güveniyoruz.” dediler.
A’raf 123–124
2 ayetقَالَ فِرْعَوْنُ اٰمَنْتُمْ بِه۪ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِي الْمَد۪ينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَٓا اَهْلَهَاۚ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ١٢٣ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ ثُمَّ لَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ ١٢٤
Mushaf
Okunuş
123Ḳâle firʿavnü âmentüm bihî ḳable en âẕene leküm. inne hâẕâ lemekrum mekertümûhü fi-lmedîneti lituḫricû minhâ ehlehâ. fesevfe taʿlemûn.
124Leüḳaṭṭiʿanne eydiyeküm veercüleküm min ḫilâfin ŝümme leüṣallibenneküm ecmeʿîn.
Ayet 123–124
Firavun da sihirbazlara dönüp şöyle dedi: “Benden izin almadan O’na inandınız öyle mi? Demek ki siz danışıklı olarak bana kendi şehrimde tuzak kurup, İsrailoğullarıyla birlikte beni devirip iktidarıma son vereceksiniz, ama ben size bunun bedelini ödeteceğim, bir kısmınızın ellerini ayaklarını çaprazlama kestirip, bir kısmınızı da astıracağım.”
A’raf 125–126
2 ayetقَالُٓوا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ ١٢٥ وَمَا تَنْقِمُ مِنَّٓا اِلَّٓا اَنْ اٰمَنَّا بِاٰيَاتِ رَبِّنَا لَمَّا جَٓاءَتْنَاۜ رَبَّنَٓا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِم۪ينَ۟ ١٢٦
Mushaf
Okunuş
125Ḳâlû innâ ilâ rabbinâ münḳalibûn.
126Vemâ tenḳimü minnâ illâ en âmennâ biâyâti rabbinâ lemmâ câetnâ. rabbenâ efrig ʿaleynâ ṣabrav veteveffenâ müslimîn.
Ayet 125–126
Bunun üzerine sihirbazlar da Firavun’a şöyle dediler: “Bizler nasıl olsa sonunda Rabbimize döneceğiz. Sen Rabbimizin daveti bize ulaşır ulaşmaz O’na iman ettiğimiz için bizden intikam almak istiyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve Sana teslim olmuş Müslümanlar olarak canımızı al.”
İlgili ayetler
A’raf 127
1 ayetوَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اَتَذَرُ مُوسٰى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ وَيَذَرَكَ وَاٰلِهَتَكَۜ قَالَ سَنُقَتِّلُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَنَسْتَحْي۪ نِسَٓاءَهُمْۚ وَاِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ ١٢٧
Mushaf
Okunuş
127Veḳâle-lmeleü min ḳavmi firʿavne eteẕeru mûsâ veḳavmehû liyüfsidû fi-lʾarḍi veyeẕerake veâlihetek. ḳâle senüḳattilü ebnâehüm venestaḥyî nisâehüm. veinnâ fevḳahüm ḳâhirûn.
Ayet 127
Firavun’un kurmayları da toplanıp Firavun’a, “Şimdi sen, Musa ve halkını, senin Rabliğini ve ilahlığını bıraksınlar ve ülkedeki insanları buna çağırarak karışıklık çıkarsınlar diye kendi başlarına mı bırakacaksın?” dediler. Firavun da onlara dönüp dedi ki: “Onların erkeklerini, erkek çocuklarını öldürüp kadınlarını sağ bırakacağız, böylece onlar üzerindeki ezici gücümüzü devam ettireceğiz.”
A’raf 128
1 ayetقَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اسْتَع۪ينُوا بِاللّٰهِ وَاصْبِرُواۚ اِنَّ الْاَرْضَ لِلّٰهِ۠ يُورِثُهَا مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ ١٢٨
Mushaf
Okunuş
128Ḳâle mûsâ liḳavmihi-steʿînû billâhi vaṣbirû. inne-lʾarḍa lillâh. yûriŝühâ mey yeşâü min ʿibâdih. velʿâḳibetü lilmütteḳîn.
Ayet 128
Musa da kavmine, “Ey kavmim! Allah’tan yardım isteyin, sabır ve sebat edin, iyi bilin ki bütün yeryüzü Allah’ındır. Dilediğini ona mirasçı kılar. Allah’ın davetine uyup da sorumluluklarını bilinçle yerine getirenler mutlaka kazanacaktır.” dedi.
İlgili ayetler
A’raf 129
1 ayetقَالُٓوا اُو۫ذ۪ينَا مِنْ قَبْلِ اَنْ تَاْتِيَنَا وَمِنْ بَعْدِ مَا جِئْتَنَاۜ قَالَ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ۟ ١٢٩
Mushaf
Okunuş
129Ḳâlû ûẕîne min ḳabli en teʾtiyenâ vemim baʿdi mâ ciʾtenâ. ḳâle ʿasâ rabbüküm ey yühlike ʿadüvveküm veyestaḫlifeküm fi-lʾarḍi feyenżura keyfe taʿmelûn.
Ayet 129
İsrailoğulları ise Musa’ya sitem ederek, “Bizler sen gelmeden önce de eziyet çekiyor, Firavun’un zulmüne maruz kalıyorduk, sen geldikten sonra da eziyet devam ediyor, değişen bir şey yok.” dediler. Musa da onlara, “Rabbimiz belki de düşmanımızı yok edip, sizi yeryüzüne halife kılacak ama öncelikle sizin O’nun davetine olan inancınızdaki samimiyet ve gayretinizle buna ne kadar layık olduğunuza bakacak ve sizi bu konuda sınayacak.” dedi.
A’raf 130
1 ayetوَلَقَدْ اَخَذْنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ بِالسِّن۪ينَ وَنَقْصٍ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ ١٣٠
Mushaf
Okunuş
130Veleḳad eḫaẕnâ âle firʿavne bissinîne venaḳṣim mine-ŝŝemerâti leʿallehüm yeẕẕekkerûn.
Ayet 130
Allah, Firavun’un kavmini, düşünüp de akıllarını başlarına alsınlar, gerçeği görüp Rablerinin davetine yönelsinler diye kuraklık ve kıtlığa mahkûm ederek de uyardı.
İlgili ayetler
A’raf 131
1 ayetفَاِذَا جَٓاءَتْهُمُ الْحَسَنَةُ قَالُوا لَنَا هٰذِه۪ۚ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَطَّيَّرُوا بِمُوسٰى وَمَنْ مَعَهُۜ اَلَٓا اِنَّمَا طَٓائِرُهُمْ عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ١٣١
Mushaf
Okunuş
131Feiẕâ câethümü-lḥasenetü ḳâlû lenâ hâẕih. vein tüṣibhüm seyyietüy yeṭṭayyerû bimûsâ vemem meʿah. elâ innemâ ṭâiruhüm ʿinde-llâhi velâkinne ekŝerahüm lâ yaʿlemûn.
Ayet 131
Onlar dara düşüp zorda kaldıklarında “Bu duruma düşmemiz, Musa ve ona inananların uğursuzlukları sebebiyledir.” derlerdi. Fakat ne zaman da bolluk ve refaha kavuşsalar, bu defa da “Bu, zaten bizim hakkımızdı.” derlerdi. Onların uğursuzluk saydıkları, aslında hak ettiklerinin bir karşılığıdır fakat çoğu bu gerçeği kabul etmediler.
A’raf 132
1 ayetوَقَالُوا مَهْمَا تَاْتِنَا بِه۪ مِنْ اٰيَةٍ لِتَسْحَرَنَا بِهَاۙ فَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِن۪ينَ ١٣٢
Mushaf
Okunuş
132Veḳâlû mehmâ teʾtinâ bihî min âyetil litesḥaranâ bihâ femâ naḥnü leke bimüʾminîn.
Ayet 132
Musa’ya da dönüp dediler ki: “Bizi senin peygamberliğine ve davet ettiğin hayat nizamına inandırmak için hangi mucizeyi getirirsen getir sana inanmayacağız.”
A’raf 133
1 ayetفَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الطُّوفَانَ وَالْجَرَادَ وَالْقُمَّلَ وَالضَّفَادِعَ وَالدَّمَ اٰيَاتٍ مُفَصَّلَاتٍ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِم۪ينَ ١٣٣
Mushaf
Okunuş
133Feerselnâ ʿaleyhimu-ṭṭûfâne velcerâde velḳummele veḍḍafâdiʿa veddeme âyâtim müfeṣṣalâtin festekberû vekânû ḳavmem mücrimîn.
Ayet 133
Bunun üzerine Biz de her biri bir mucize olmak üzere selleri, çekirge sürülerini, kurbağa sürülerini, buğday güvelerini, kana dönüştürdüğümüz suyu başlarına musallat ettik. Bunlar onlara Allah’ın apaçık mesajları idi fakat yine de büyüklük taslayıp kibirlenerek müşrik ve kâfir olmaktan vazgeçmediler.
A’raf 134–135
2 ayetوَلَمَّا وَقَعَ عَلَيْهِمُ الرِّجْزُ قَالُوا يَا مُوسَى ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَۚ لَئِنْ كَشَفْتَ عَنَّا الرِّجْزَ لَنُؤْمِنَنَّ لَكَ وَلَنُرْسِلَنَّ مَعَكَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ ١٣٤ فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الرِّجْزَ اِلٰٓى اَجَلٍ هُمْ بَالِغُوهُ اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ ١٣٥
Mushaf
Okunuş
134Velemmâ veḳaʿa ʿaleyhimü-rriczü ḳâlû yâ mûse-dʿu lenâ rabbeke bimâ ʿahide ʿindek. lein keşefte ʿanne-rricze lenüʾminenne leke velenürsilenne meʿake benî isrâîl.
135Felemmâ keşefnâ ʿanhümü-rricze ilâ ecelin hüm bâligûhü iẕâ hüm yenküŝûn.
Ayet 134–135
Bu felaketlerle karşılaştıklarında Musa’ya gelip, “Ey Musa! Rabbine sana verdiği peygamberlik adına dua et, şayet bu musibetten bizi kurtarırsa, senin Allah adına yaptığın daveti kabul edip ona uyacağız ve İsrailoğullarının da seninle gitmesine izin vereceğiz.” derlerdi.
Fakat ne zaman o musibeti üzerlerinden kaldırıp da kendilerine sözlerini yerine getirecek kadar süre versek, her seferinde sözlerinden döner eski hallerini devam ettirirlerdi.
A’raf 136
1 ayetفَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَاَغْرَقْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ بِاَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِل۪ينَ ١٣٦
Mushaf
A’raf 137
1 ayetوَاَوْرَثْنَا الْقَوْمَ الَّذ۪ينَ كَانُوا يُسْتَضْعَفُونَ مَشَارِقَ الْاَرْضِ وَمَغَارِبَهَا الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَاۜ وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ الْحُسْنٰى عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ بِمَا صَبَرُواۜ وَدَمَّرْنَا مَا كَانَ يَصْنَعُ فِرْعَوْنُ وَقَوْمُهُ وَمَا كَانُوا يَعْرِشُونَ ١٣٧
Mushaf
Okunuş
137Veevraŝne-lḳavme-lleẕîne kânû yüstaḍʿafûne meşâriḳa-lʾarḍi vemegâribehe-lletî bâraknâ fîhâ. vetemmet kelimetü rabbike-lḥusnâ ʿalâ benî isrâîle bimâ ṣaberû. vedemmernâ mâ kâne yaṣneʿu firʿavnü veḳavmühû vemâ kânû yaʿrişûn.
Ayet 137
Sonra da Firavun ve yandaşlarının, hor görerek zayıf bırakıp zulmettiği insanları, doğusunu da, batısını da bereketli kıldığımız toprakların tamamına mirasçı kıldık. Böylece İsrailoğullarının, zulme karşı sabırla, sebatla direnmeleri sebebi ile Rabbinin de onlara vaadi gerçekleşmiş oldu. Firavun ve hanedanı ise helak olup gittiler.
A’raf 138–140
3 ayetوَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ الْبَحْرَ فَاَتَوْا عَلٰى قَوْمٍ يَعْكُفُونَ عَلٰٓى اَصْنَامٍ لَهُمْۚ قَالُوا يَا مُوسَى اجْعَلْ لَنَٓا اِلٰهًا كَمَا لَهُمْ اٰلِهَةٌۜ قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ ١٣٨ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مُتَبَّرٌ مَا هُمْ ف۪يهِ وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٣٩ قَالَ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْغ۪يكُمْ اِلٰهًا وَهُوَ فَضَّلَكُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَ ١٤٠
Mushaf
Okunuş
138Vecâveznâ bibenî isrâîle-lbaḥra feetev ʿalâ ḳavmiy yaʿküfûne ʿalâ aṣnâmil lehüm. ḳâlû yâ mûse-cʿal lenâ ilâhen kemâ lehüm âliheh. ḳâle inneküm ḳavmün techelûn.
139İnne hâülâi mütebberum mâ hüm fîhi vebâṭilüm mâ kânû yaʿmelûn.
140Ḳâle egayra-llâhi ebgîküm ilâhev vehüve feḍḍaleküm ʿale-lʿâlemîn.
Ayet 138–140
Denizin karşı tarafına geçirdiğimiz İsrailoğulları, orada Allah’tan başka da ilahlar edinip, putlaştırdıkları kimselerin kurdukları nizam ile yönetilen bir toplulukla karşılaştılar. Bunu gören İsrailoğulları da Musa’ya, “Ey Musa! Bize de bunların ilahlarına benzer ilahlar buluver.” dediler. Musa da onlara, “Siz gerçekten çok cahil, nankör ve doğruyla yanlışı birbirinden ayırt edemeyen bir topluluksunuz. Bu gördüğünüz topluma gelince... onların benimseyip yaşadıkları o hayat onları kaçınılmaz bir biçimde kahredici bir yok oluşa sürükleyecektir. Allah sizi içinde yaşadığınız zulüm nizamından kurtarmışken, sizler başka bir zulüm nizamına yönelerek Allah’tan başka ilah mı arıyorsunuz?”
A’raf 141
1 ayetوَاِذْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِۚ يُقَتِّلُونَ اَبْنَٓاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَٓاءَكُمْۜ وَف۪ي ذٰلِكُمْ بَلَٓاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظ۪يمٌ۟ ١٤١
Mushaf
Okunuş
141Veiẕ enceynâküm min âli firʿavne yesûmûneküm sûe-lʿaẕâb. yüḳattilûne ebnâeküm veyestaḥyûne nisâeküm. vefî ẕâliküm belâüm mir rabbiküm ʿażîm.
Ayet 141
“Ey İsrailoğulları! Sizin erkeklerinizi öldürüp, kadınlarınızı sağ bırakan ve sizlere en ağır işkenceleri yapan Firavun’un zulmünden Allah’ın sizi kurtardığını unutmayın. Bununla siz çok ağır bir sınavdan geçirildiniz.”
A’raf 142
1 ayetوَوٰعَدْنَا مُوسٰى ثَلٰث۪ينَ لَيْلَةً وَاَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ م۪يقَاتُ رَبِّه۪ٓ اَرْبَع۪ينَ لَيْلَةًۚ وَقَالَ مُوسٰى لِاَخ۪يهِ هٰرُونَ اخْلُفْن۪ي ف۪ي قَوْم۪ي وَاَصْلِحْ وَلَا تَتَّبِعْ سَب۪يلَ الْمُفْسِد۪ينَ ١٤٢
Mushaf
Okunuş
142Vevâʿadnâ mûsâ ŝelâŝîne leyletev veetmemnâhâ biʿaşrin fetemme mîḳâtü rabbihî erbeʿîne leyleh. veḳâle mûsâ lieḫîhi hârûne-ḫlüfnî fî ḳavmî veaṣliḥ velâ tettebiʿ sebîle-lmüfsidîn.
Ayet 142
Biz Musa’yı insanların yaratılış sebeplerine uygun olan nizam ile ahlakın yasalarını öğretmek için otuz günlüğüne Sina Dağı’na çağırmıştık. Sonra buna on gün daha ekleyip, kırk güne çıkardık. Musa da çağırılan yere gelirken kavminin yönetimini kardeşi Harun’a emanet ederek, “Ben dönünceye kadar onlara göz kulak ol, sakın bozgunculuk çıkarmak isteyenlere izin verme ve öylelerine de uyma.” dedi.
A’raf 143
1 ayetوَلَمَّا جَٓاءَ مُوسٰى لِم۪يقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُۙ قَالَ رَبِّ اَرِن۪ٓي اَنْظُرْ اِلَيْكَۜ قَالَ لَنْ تَرٰين۪ي وَلٰكِنِ انْظُرْ اِلَى الْجَبَلِ فَاِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرٰين۪يۚ فَلَمَّا تَجَلّٰى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ مُوسٰى صَعِقًاۚ فَلَمَّٓا اَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ اِلَيْكَ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُؤْمِن۪ينَ ١٤٣
Mushaf
Okunuş
143Velemmâ câe mûsâ limîḳâtinâ vekellemehû rabbühû ḳâle rabbi erinî enżur ileyk. ḳâle len terânî velâkini-nżur ile-lcebeli feini-steḳarra mekânehû fesevfe terânî. felemmâ tecellâ rabbühû lilcebeli ceʿalehû dekkev veḫarra mûsâ ṣaʿiḳâ. felemmâ efâḳa ḳâle sübḥâneke tübtü ileyke veenâ evvelü-lmüʾminîn.
Ayet 143
Musa, belirlenen yere gelince Rabbi onunla konuştu, bunun üzerine Musa da, “Ey Rabbim! Bana zatını göster de Seni görebileyim.” dedi. Allah da ona, “Beni asla göremezsin fakat şu dağa bir bak. Ona tecelli etmem durumunda o yerinde durabilirse sen de Beni görebilirsin.” dedi. Ve Allah dağa tecelli edince dağ un ufak olup dağıldı, Musa da gördükleri karşısında düşüp bayıldı. Kendine gelince de, “Seni eksikliklerden tenzih ederim Allah’ım. Pişmanlık duyarak Sana yöneldim ve tevbe ettim. Bundan böyle Senin gözle görülemeyeceğine inananların ilki olacağım.” dedi.
İlgili ayetler
A’raf 144
1 ayetقَالَ يَا مُوسٰٓى اِنِّي اصْطَفَيْتُكَ عَلَى النَّاسِ بِرِسَالَات۪ي وَبِكَلَام۪يۘ فَخُذْ مَٓا اٰتَيْتُكَ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ ١٤٤
Mushaf
Okunuş
144Ḳâle yâ mûsâ inni-ṣṭafeytüke ʿale-nnâsi birisâletî vebikelâmî. feḫuẕ mâ âteytüke veküm mine-şşâkirîn.
Ayet 144
Allah, Musa’ya, “Ey Musa! Seninle konuşup sana vahyettiklerimin değerini bil! Böylece seni özel bir konuma yükselttiğimi aklından çıkarma. Vahyin hükümlerine uyarak sorumluluklarını yerine getirip Bana şükredenlerden ol.” dedi.
A’raf 145
1 ayetوَكَتَبْنَا لَهُ فِي الْاَلْوَاحِ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْعِظَةً وَتَفْص۪يلًا لِكُلِّ شَيْءٍۚ فَخُذْهَا بِقُوَّةٍ وَاْمُرْ قَوْمَكَ يَاْخُذُوا بِاَحْسَنِهَاۜ سَاُر۪يكُمْ دَارَ الْفَاسِق۪ينَ ١٤٥
Mushaf
Okunuş
145Veketebnâ lehû fi-lʾelvâḥi min külli şeyʾim mevʿiżatev vetefṣîlel likülli şeyʾ. feḫuẕhâ biḳuvvetiv veʾmür ḳavmeke yeʾḫuẕû biaḥsenihâ. seürîküm dâra-lfâsiḳîn.
Ayet 145
Biz Musa’ya verdiğimiz levhalarda, insanların yaratılış sebeplerine uygun Allah merkezli hayatın gerektirdiği her türlü bilgiyi ve hükümleri açıkladık, sonra da Musa’ya şöyle emrettik: “Ey Musa! Bu ilahi nizamın hükümleri ve ahlakına titizlikle uy, halkına da bu hükümlere uymasını emret. Zamanı geldikçe Allah’ın davetinden yüz çevirenlerin içine düştükleri bataklıkları size göstereceğim.”
İlgili ayetler
A’raf 146
1 ayetسَاَصْرِفُ عَنْ اٰيَاتِيَ الَّذ۪ينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَاۚ وَاِنْ يَرَوْا سَب۪يلَ الرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَب۪يلًاۚ وَاِنْ يَرَوْا سَب۪يلَ الْغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَب۪يلًاۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِل۪ينَ ١٤٦
Mushaf
Okunuş
146Seaṣrifü ʿan âyâtiye-lleẕîne yetekebberûne fi-lʾarḍi bigayri-lḥaḳḳ. veiy yerav külle âyetil lâ yüʾminû bihâ. veiy yerav sebîle-rruşdi lâ yetteḫiẕûhü sebîlâ. veiy yerav sebîle-lgayyi yetteḫiẕûhü sebîlâ. ẕâlike biennehüm keẕẕebû biâyâtinâ vekânû ʿanhâ gâfilîn.
Ayet 146
Yeryüzünde haksız yere böbürlenenler, âyetlerimi anlamaktan uzaktırlar. Onlar bütün mucizeleri görseler de iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Fakat azgınlık yolunu görseler, hemen onu yol edinirler. Bu durum, âyetlerimizi yalanlamış olmalarından ve ondan gafil bulunmalarından ileri gelmektedir.
A’raf 147
1 ayetوَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْۜ هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ۟ ١٤٧
Mushaf
Okunuş
147Velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ veliḳâi-lʾâḫirati ḥabiṭat aʿmâlühüm. hel yüczevne illâ mâ kânû yaʿmelûn.
Ayet 147
Âyetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa gitmiştir. Onlar yapmakta olduklarının cezasını çekecekler.
İlgili ayetler
A’raf 148
1 ayetوَاتَّخَذَ قَوْمُ مُوسٰى مِنْ بَعْدِه۪ مِنْ حُلِيِّهِمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌۜ اَلَمْ يَرَوْا اَنَّهُ لَا يُكَلِّمُهُمْ وَلَا يَهْد۪يهِمْ سَب۪يلًاۢ اِتَّخَذُوهُ وَكَانُوا ظَالِم۪ينَ ١٤٨
Mushaf
Okunuş
148Vetteḫaẕe ḳavmü mûsâ mim baʿdihî min ḥuliyyihim ʿiclen cesedel lehû ḫuvâr. elem yerav ennehû lâ yükellimühüm velâ yehdîhim sebîlâ. itteḫaẕûhü vekânû żâlimîn.
Ayet 148
Musa’nın arkasından kavmi, ziynet eşyalarını eriterek içinden rüzgâr geçince böğürmeye benzeyen bir ses çıkaran buzağı heykeli yapıp onu ilah edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de yol gösteriyor? Buna rağmen onu ilah olarak benimsediler ve böylece zalimlerden oldular.
A’raf 149
1 ayetوَلَمَّا سُقِطَ ف۪ٓي اَيْد۪يهِمْ وَرَاَوْا اَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّواۙ قَالُوا لَئِنْ لَمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ١٤٩
Mushaf
Okunuş
149Velemmâ süḳiṭa fî eydîhim veraev ennehüm ḳad ḍallû ḳâlû leil lem yerḥamnâ rabbünâ veyagfir lenâ lenekûnenne mine-lḫâsirîn.
Ayet 149
Bir süre sonra ilah edindikleri bu heykelin hiçbir işe yaramadığını, kendilerine doğru yolu göstermek gibi bir özelliğinin de olmadığını görüp anlayınca ellerini dizlerine vurup pişmanlıkla, “Rabbimiz, bize acıyıp bu sapıklığımızdan dolayı affetmezsen büsbütün ziyana uğrayanlardan, azabı hak edenlerden olacağız.” diyerek pişmanlıklarını dile getirdiler.
İlgili ayetler
A’raf 150
1 ayetوَلَمَّا رَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِه۪ غَضْبَانَ اَسِفًاۙ قَالَ بِئْسَمَا خَلَفْتُمُون۪ي مِنْ بَعْد۪يۚ اَعَجِلْتُمْ اَمْرَ رَبِّكُمْۚ وَاَلْقَى الْاَلْوَاحَ وَاَخَذَ بِرَاْسِ اَخ۪يهِ يَجُرُّهُٓ اِلَيْهِۜ قَالَ ابْنَ اُمَّ اِنَّ الْقَوْمَ اسْتَضْعَفُون۪ي وَكَادُوا يَقْتُلُونَن۪يۘ فَلَا تُشْمِتْ بِيَ الْاَعْدَٓاءَ وَلَا تَجْعَلْن۪ي مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ١٥٠
Mushaf
Okunuş
150Velemmâ raceʿa mûsâ ilâ ḳavmihî gaḍbâne esifen ḳâle biʾsemâ ḫaleftümûnî mim baʿdî. eʿaciltüm emra rabbiküm. veelḳa-lʾelvâḥa veeḫaẕe biraʾsi eḫîhi yecürruhû ileyh. ḳâle-bne ümme inne-lḳavme-staḍʿafûnî vekâdû yaḳtülûnenî. felâ tüşmit biye-lʾaʿdâe velâ tecʿalnî meʿa-lḳavmi-żżâlimîn.
Ayet 150
Musa halkının yanına dönüp onları bu halde görünce üzüntü ve öfkeyle, “Benim yokluğumda ne kötü, ne berbat bir yol tutmuşsunuz. Rabbinizin emrini çiğnemekte olduğunuzu hiç düşünmediniz mi?” diyerek, Allah’ın davetini içeren levhaları elinden yere bıraktı ve kardeşi Harun’u başından kavrayıp kendine doğru çekmeye başladı. Bunun üzerine Harun da ona, “Ey anamın oğlu! Bunlar hep birlikte bana karşı çıktılar! Neredeyse beni öldüreceklerdi, sakin ol, sen de bana böyle davranarak bu zalimleri sevindirme.” dedi.
İlgili ayetler
150A’raf 156
A’raf 151–152
2 ayetقَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَلِاَخ۪ي وَاَدْخِلْنَا ف۪ي رَحْمَتِكَۘ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ۟ ١٥١ اِنَّ الَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا الْعِجْلَ سَيَنَالُهُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَذِلَّةٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُفْتَر۪ينَ ١٥٢
Mushaf
Okunuş
151Ḳâle rabbi-gfir lî velieḫî veedḫilnâ fî raḥmetik. veente erḥamü-rrâḥimîn.
152İnne-lleẕîne-tteḫaẕü-lʿicle seyenâlühüm gaḍabüm mir rabbihim veẕilletün fi-lḥayâti-ddünyâ. vekeẕâlike neczi-lmüfterîn.
Ayet 151–152
Bunun üzerine Musa da kendini toplayıp, “Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bize merhamet edip şefkatinle koru, Sen merhametlilerin en merhametlisisin.” diye dua etti. Sonra da onlara dönerek, “Hiç şüpheniz olmasın ki Allah’la birlikte başka ilahlar edinip, onlardan kendilerine doğru yolu göstermesini ve yardım etmesini bekleyenler Rablerinin gazabına uğrayacak, dünya hayatlarında da zillete düşüp onursuzluğa mahkûm olacaklardır.” dedi.
A’raf 153
1 ayetوَالَّذ۪ينَ عَمِلُوا السَّيِّـَٔاتِ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِهَا وَاٰمَنُواۘ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ١٥٣
Mushaf
Okunuş
153Velleẕîne ʿamilü-sseyyiâti ŝümme tâbû mim baʿdihâ veâmenû. inne rabbeke mim baʿdihâ legafûrur raḥîm.
Ayet 153
Bu gibi nankörlük ve sapıklık içinde yaşıyorken günaha battıklarını fark ederek tevbe edip Allah’ın davetine yönelenlere karşı, Allah merhametli ve bağışlayıcıdır.
A’raf 154–157
4 ayetوَلَمَّا سَكَتَ عَنْ مُوسَى الْغَضَبُ اَخَذَ الْاَلْوَاحَۚ وَف۪ي نُسْخَتِهَا هُدًى وَرَحْمَةٌ لِلَّذ۪ينَ هُمْ لِرَبِّهِمْ يَرْهَبُونَ ١٥٤ وَاخْتَارَ مُوسٰى قَوْمَهُ سَبْع۪ينَ رَجُلًا لِم۪يقَاتِنَاۚ فَلَمَّٓا اَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ اَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِيَّايَۜ اَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَٓاءُ مِنَّاۚ اِنْ هِيَ اِلَّا فِتْنَتُكَۜ تُضِلُّ بِهَا مَنْ تَشَٓاءُ وَتَهْد۪ي مَنْ تَشَٓاءُۜ اَنْتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الْغَافِر۪ينَ ١٥٥ وَاكْتُبْ لَنَا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ اِنَّا هُدْنَٓا اِلَيْكَۜ قَالَ عَذَاب۪ٓي اُص۪يبُ بِه۪ مَنْ اَشَٓاءُۚ وَرَحْمَت۪ي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍۜ فَسَاَكْتُبُهَا لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِاٰيَاتِنَا يُؤْمِنُونَۚ ١٥٦ اَلَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ الَّذ۪ي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ يَاْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَٓائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ اِصْرَهُمْ وَالْاَغْلَالَ الَّت۪ي كَانَتْ عَلَيْهِمْۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِه۪ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذ۪ٓي اُنْزِلَ مَعَهُٓۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ۟ ١٥٧
Mushaf
Okunuş
154Velemmâ sekete ʿam mûse-lgaḍabü eḫaẕe-lʾelvâḥ. vefî nüsḫatihâ hüdev veraḥmetül lilleẕîne hüm lirabbihim yerhebûn.
155Vaḫtâra mûsâ ḳavmehû sebʿîne racülel limîḳâtinâ. felemmâ eḫaẕethümü-rracfetü ḳâle rabbi lev şiʾte ehlektehüm min ḳablü veiyyây. etühlikünâ bimâ feʿale-ssüfehâü minnâ. in hiye illâ fitnetük. tüḍillü bihâ men teşâü vetehdî men teşâʾ. ente veliyyünâ fagfir lenâ verḥamnâ veente ḫayru-lgâfirîn.
156Vektüb lenâ fî hâẕihi-ddünyâ ḥasenetev vefi-lʾâḫirati innâ hüdnâ ileyk. ḳâle ʿaẕâbî üṣîbü bihî men eşâʾ. veraḥmetî vesiʿat külle şeyʾ. feseektübühâ lilleẕîne yetteḳûne veyüʾtûne-zzekâte velleẕîne hüm biâyâtinâ yüʾminûn.
157Elleẕîne yettebiʿûne-rrasûle-nnebiyye-lʾümmiyye-lleẕî yecidûnehû mektûben ʿindehüm fi-ttevrâti velʾincîl. yeʾmüruhüm bilmaʿrûfi veyenhâhüm ʿani-lmünkeri veyüḥillü lehümu-ṭṭayyibâti veyüḥarrimü ʿaleyhimü-lḫabâiŝe veyeḍaʿu ʿanhüm iṣrahüm velʾaglâle-lletî kânet ʿaleyhim. felleẕîne âmenû bihî veʿazzerûhü veneṣarûhü vettebeʿü-nnûra-lleẕî ünzile meʿahû ülâike hümü-lmüfliḥûn.
Ayet 154–157
Öfkesi yatışan Musa, Rabbinin davetinin yazılı olduğu ve O’nun sevgisini kaybetmekten korkanlara rehberlik eden levhaları yerden aldı ve sonra da kavminin yaptıklarından dolayı af dilemek ve dua etmek için kavmi içinden yetmiş kişiyi seçip alarak Bizim belirlediğimiz yere doğru yola çıktı. Bir süre sonra onları şiddetli bir deprem sarsmaya başladı. Bu sırada Musa, “Rabbim! Dileseydin bunları da beni de daha önce helak ederdin, içimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri şimdi mi helak edeceksin? Sen bununla bizi deneyip imtihan ediyorsun, bakalım şimdi ne yapacak, kime sığınıp kimden yardım dileyecekler diye. Bu vesileyle dileyeni doğru yola ulaştırır, dileyeni de sapıklığa mahkûm edersin. Bizim gerçek Rabbimiz ve ilahımız Sensin, bizleri merhametinle bağışla.” dedikten sonra duasına şöyle devam etti: “Rabbimiz! Bize bu dünyada razı olacağın güzellikleri yaşamayı ve âhirette de cennetine girmeyi nasip et, günahlarımızdan pişmanlık içinde tevbe edip Sana yöneliyoruz.”
Allah da şöyle buyurdu: “İçinizden hak edenleri azabımla cezalandırırım; rahmetim, merhametim ve şefkatim de davet ettiğim doğru yolda yaşamak gayretini gösterenleri kapsamaktadır. Bu kimseler Allah’ın rızasını kazanmak için ödenmesi gereken bedelleri severek öderler. Onlar, ellerindeki Tevrat’ta ve daha sonra da İncil’de geleceği bildirilen ümmi Rasûl’e iman ederler, o ümmi Nebî de onlara iyiliği emrederek kötülükten sakındırır, temiz şeylerin helal, pis şeylerin de haram olduğunu bildirir. İnsanların yükünü hafifletip boyunlarındaki zincirleri kırıp atar. O Rasûl’e indirilen Kitaba uyup izinden gidenler, kurtuluş ve felaha ererler.”
İlgili ayetler
A’raf 158
1 ayetقُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَم۪يعًاۨ الَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۖ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ الَّذ۪ي يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِه۪ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ ١٥٨
Mushaf
Okunuş
158Ḳul yâ eyyühe-nnâsü innî rasûlü-llâhi ileyküm cemîʿan-lleẕî lehû mülkü-ssemâvâti velʾarḍ. lâ ilâhe illâ hüve yuḥyî veyümît. feâminû billâhi verasûlihi-nnebiyyi-lʾümmiyyi-lleẕî yüʾminü billâhi vekelimâtihî vettebiʿûhü leʿalleküm tehtedûn.
Ayet 158
Ey Peygamber! De ki: “Ey insanlar! Ben Allah’ın hepinize gönderdiği bir elçisiyim, göklerin ve yerin mülkü de egemenliği de O’na aittir ve O’ndan başka gerçek Rab ve ilah yoktur, hayatı ve ölümü yaratan O’dur. O halde Rabbinizin adına sizleri yaratılışınızın sebebi olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet eden ümmi Peygamber’in çağrısına iman ederek doğru yola ulaşın.”
A’raf 159
1 ayetوَمِنْ قَوْمِ مُوسٰٓى اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِه۪ يَعْدِلُونَ ١٥٩
Mushaf
Okunuş
159Vemin ḳavmi mûsâ ümmetüy yehdûne bilḥaḳḳi vebihî yaʿdilûn.
Ayet 159
Musa’nın kavmi içinde insanları doğru düşünmeye ve yaşamaya davet eden ve iman etmek isteyenlere rehberlik eden kimseler de vardı.
İlgili ayetler
A’raf 160
1 ayetوَقَطَّعْنَاهُمُ اثْنَتَيْ عَشْرَةَ اَسْبَاطًا اُمَمًاۜ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اِذِ اسْتَسْقٰيهُ قَوْمُهُٓ اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَۚ فَانْبَجَسَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًاۜ قَدْ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْۜ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْهِمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰىۜ كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْۜ وَمَا ظَلَمُونَا وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ١٦٠
Mushaf
Okunuş
160Veḳaṭṭaʿnâhümü-ŝnetey ʿaşrate esbâṭan ümemâ. veevḥaynâ ilâ mûsâ iẕi-stesḳâhü ḳavmüh eni-ḍrib biʿaṣâke-lḥacer. fembeceset minhü-ŝnetâ ʿaşrate ʿaynâ. ḳad ʿalime küllü ünâsim meşrabehüm. veżallelnâ ʿaleyhimü-lgamâme veenzelnâ ʿaleyhimü-lmenne vesselvâ. külû min ṭayyibâti mâ razaḳnâküm. vemâ żalemûnâ velâkin kânû enfüsehüm yażlimûn.
Ayet 160
Biz İsrailoğullarını on iki boya ayırmıştık. Musa, kavminin su ihtiyacını gidermek için Bize dua edince, ona “Asanı kayaya vur.” diye vahyettik. Musa da asası ile kayaya vurunca, kayadan on iki pınar fışkırttık. Böylece her boy kendisi için bir pınar belirleyip su ihtiyaçlarını karşıladılar. Üzerlerini de sıcaktan korunsunlar diye bulutla gölgelendirdik, ayrıca onlara rızık olarak bıldırcın ve kudret helvası da ikram ettik fakat onlar bütün bu nimetlere karşı yine de nankörlük edip, davetimize yönelmediler. Elbette böyle yapmakla Bize değil kendilerine zarar verip zulmetmiş oldular.
İlgili ayetler
A’raf 161
1 ayetوَاِذْ ق۪يلَ لَهُمُ اسْكُنُوا هٰذِهِ الْقَرْيَةَ وَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ وَقُولُوا حِطَّةٌ وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا نَغْفِرْ لَكُمْ خَط۪ٓيـَٔاتِكُمْۜ سَنَز۪يدُ الْمُحْسِن۪ينَ ١٦١
Mushaf
Okunuş
161Veiẕ ḳîle lehümü-skünû hâẕihi-lḳaryete vekülû minhâ ḥayŝü şiʾtüm veḳûlû ḥiṭṭatüv vedḫulü-lbâbe sücceden nagfir leküm ḫatiâtiküm. senezîdü-lmuḥsinîn.
Ayet 161
Onlara şöyle de denilmişti: “Şu gördüğünüz şehre gidip yerleşin, nimetlerinden siz de yararlanın, oradaki insanlara alçak gönüllülükle yaklaşın ve tevbe ederek Bize yönelin ki günahlarınızı bağışlayalım. Tevbe edip de samimiyetle doğruya iman edip gereklerini yerine getirenlere nimetlerimizi daha da artırırız.”
İlgili ayetler
161Bakara 61
A’raf 162
1 ayetفَبَدَّلَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ قَوْلًا غَيْرَ الَّذ۪ي ق۪يلَ لَهُمْ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِجْزًا مِنَ السَّمَٓاءِ بِمَا كَانُوا يَظْلِمُونَ۟ ١٦٢
Mushaf
Okunuş
162Febeddele-lleẕîne żalemû minhüm ḳavlen gayra-lleẕî ḳîle lehüm feerselnâ ʿaleyhim riczem mine-ssemâi bimâ kânû yażlimûn.
Ayet 162
Fakat ne yazık ki onlardan şirke ve küfre meyledip zulme sapanlar, kendilerine söylenen bu sözlere uymak yerine, onu değiştirip kendi bildiklerine uydular. Bunun üzerine Biz de onların bu nankörlük ve küstahlıkları sebebi ile üzerlerine belalar yağdırdık.
İlgili ayetler
A’raf 163
1 ayetوَسْـَٔلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّت۪ي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِۢ اِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ اِذْ تَاْت۪يهِمْ ح۪يتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعًا وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَۙ لَا تَاْت۪يهِمْۚ كَذٰلِكَ نَبْلُوهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ ١٦٣
Mushaf
Okunuş
163Vesʾelhüm ʿani-lḳaryeti-lletî kânet ḥâḍirate-lbaḥr. iẕ yaʿdûne fi-ssebti iẕ teʾtîhim ḥîtânühüm yevme sebtihim şürraʿav veyevme lâ yesbitûne lâ teʾtîhim. keẕâlike neblûhüm bimâ kânû yefsüḳûn.
Ayet 163
Ey Peygamber! Sen onlara deniz kıyısındaki o mamur şehre girip yerleşen ve kendilerini cumartesi (sebt) gününün yasağı ile denediklerimizin durumunu da anlat! Onlar kendilerine cumartesi günü avlanmak yasak edilmişken, “Başka günlerde balıklar sahile gelmiyor, biz de onları avlayamıyoruz.” deyip, cumartesi sahile akın akın gelen balıkları avlamak için yasağı çekinmeden çiğniyorlardı. Hâlbuki Biz onları yasaklara karşı tutumları ile imtihan ediyorduk.
A’raf 164
1 ayetوَاِذْ قَالَتْ اُمَّةٌ مِنْهُمْ لِمَ تَعِظُونَ قَوْمًاۨۙ اللّٰهُ مُهْلِكُهُمْ اَوْ مُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًاۜ قَالُوا مَعْذِرَةً اِلٰى رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ١٦٤
Mushaf
Okunuş
164Veiẕ ḳâlet ümmetüm minhüm lime teʿiżûne ḳavmen-llâhü mühlikühüm ev müʿaẕẕibühüm ʿaẕâben şedîdâ. ḳâlû maʿẕiraten ilâ rabbiküm veleʿallehüm yetteḳûn.
Ayet 164
İsrailoğullarından bir grup, bu yasağı çiğnemekte olanlara öğüt vermeye çalışırken, bir kısmı da “Allah’ın azabını hak eden bu kimselere neden boşuna öğüt veriyorsunuz?” diyorlardı. Öğüt vermekte olanlar da, “Rabbimiz katında uyarmamaktan dolayı sorumlu olmayalım, belki de bu tutumlarından vazgeçerler, umuduyla böyle yapıyoruz.” diyorlardı.
İlgili ayetler
A’raf 165–166
2 ayetفَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِه۪ٓ اَنْجَيْنَا الَّذ۪ينَ يَنْهَوْنَ عَنِ السُّٓوءِ وَاَخَذْنَا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا بِعَذَابٍ بَـ۪ٔيسٍ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ ١٦٥ فَلَمَّا عَتَوْا عَنْ مَا نُهُوا عَنْهُ قُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَ ١٦٦
Mushaf
Okunuş
165Felemmâ nesû mâ ẕükkirû bihî enceyne-lleẕîne yenhevne ʿani-ssûi veeḫaẕne-lleẕîne żalemû biʿaẕâbim beîsim bimâ kânû yefsüḳûn.
166Felemmâ ʿatev ʿam mâ nühû ʿanhü ḳulnâ lehüm kûnû ḳiradeten ḫâsiîn.
Ayet 165–166
Onlar kendilerine yapılan tüm uyarıları kulak ardı edince, Biz de içlerinden kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık. Zulmedenleri yoldan çıkmaları sebebiyle şiddetli bir azaba mahkûm ettik. Kibirlenip kendilerine yasaklanan şeyleri işlemekte direnmelerinden dolayı onlara dedik ki: “Arzularına gem vuramayan aşağılık maymunlar gibi olun.”
A’raf 167
1 ayetوَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ يَسُومُهُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِۜ اِنَّ رَبَّكَ لَسَر۪يعُ الْعِقَابِۚ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ١٦٧
Mushaf
Okunuş
167Veiẕ teeẕẕene rabbüke leyebʿaŝenne ʿaleyhim ilâ yevmi-lḳiyâmeti mey yesûmühüm sûe-lʿaẕâb. inne rabbeke leserîʿu-lʿiḳâb. veinnehû legafûrur raḥîm.
Ayet 167
Rabbin Kıyamet Günü’ne kadar onların takipçilerinin üzerine şiddetli baskılar uygulayacak ve onları felakete düçar edecek kimseleri başlarına musallat edecek. Unutmayın ki Rabbinizin cezalandırması aniden gelir, O aynı zamanda tevbe edip Rabbine yönelenleri bağışlayan ve esirgeyendir.
A’raf 168
1 ayetوَقَطَّعْنَاهُمْ فِي الْاَرْضِ اُمَمًاۚ مِنْهُمُ الصَّالِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذٰلِكَۘ وَبَلَوْنَاهُمْ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّـَٔاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ١٦٨
Mushaf
Okunuş
168Veḳaṭṭaʿnâhüm fi-lʾarḍi ümemâ. minhümu-ṣṣâliḥûne veminhüm dûne ẕâlik. vebelevnâhüm bilḥasenâti vesseyyiâti leʿallehüm yerciʿûn.
Ayet 168
Biz o İsrailoğullarını yeryüzünde ayrı ayrı gruplar halinde yaşamaya mahkûm ettik, içlerinde Allah’ın davetine iman edenler olduğu gibi, müşrik, kâfir, zalim kalmakta inatla direnenler de vardır. Böylelerini de belki dönerler diye hem bolluk hem de darlıkla sınadık.
İlgili ayetler
A’raf 169
1 ayetفَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُوا الْكِتَابَ يَاْخُذُونَ عَرَضَ هٰذَا الْاَدْنٰى وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَاۚ وَاِنْ يَاْتِهِمْ عَرَضٌ مِثْلُهُ يَاْخُذُوهُۜ اَلَمْ يُؤْخَذْ عَلَيْهِمْ م۪يثَاقُ الْكِتَابِ اَنْ لَا يَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّ وَدَرَسُوا مَا ف۪يهِۜ وَالدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ١٦٩
Mushaf
Okunuş
169Feḫalefe mim baʿdihim ḫalfüv veriŝü-lkitâbe yeʾḫuẕûne ʿaraḍa hâẕe-lʾednâ veyeḳûlûne seyugferu lenâ. veiy yeʾtihim ʿaraḍum miŝlühû yeʾḫuẕûh. elem yüʾḫaẕ ʿaleyhim mîŝâḳu-lkitâbi el lâ yeḳûlû ʿale-llâhi ille-lḥaḳḳa vederasû mâ fîh. veddâru-lʾâḫiratü ḫayrul lilleẕîne yetteḳûn. efelâ taʿḳilûn.
Ayet 169
Bunların ardından kitaba mirasçı olduklarını söyleyen, fakat bu dünyanın geçici zevklerine, mal ve mülküne sarılan, saldıran başka bir nesil geldi. “Biz seçkin bir kavimiz. Ne yaparsak ve nasıl yaşarsak yaşayalım, nasıl olsa bağışlanacağız.” diyerek, sınır tanımadan her türlü aşırılığı ve zulmü hayat tarzı haline getirdiler. Oysa onlardan Allah hakkında, Tevrat’ta olandan başka bir şeyi uydurup, Allah’a isnat etmemeleri hususunda, Tevrat üzerine de söz almıştık. Fakat onlar Tevrat’ın hükümlerinin üstünü örtüp, kendilerine göre değiştirdiler. Hâlbuki Allah’ın davetine teslim olup âhiret hayatını kazanmak, aklını kullanıp düşünenler için daha hayırlıdır.
A’raf 170
1 ayetوَالَّذ۪ينَ يُمَسِّكُونَ بِالْكِتَابِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ الْمُصْلِح۪ينَ ١٧٠
Mushaf
Okunuş
170Velleẕîne yümessikûne bilkitâbi veeḳâmu-ṣṣalâh. innâ lâ nüḍîʿu ecra-lmuṣliḥîn.
Ayet 170
Gerçek şu ki, Allah’ın insanı yaratma sebebi olan hayat nizamı ile yaşamak uğrunda ellerinden gelen gayreti gösterip, namazlarını da titizlikle kılanların Allah emeklerini zayi etmeyip ödüllendirecektir.
İlgili ayetler
A’raf 171
1 ayetوَاِذْ نَتَقْنَا الْجَبَلَ فَوْقَهُمْ كَاَنَّهُ ظُلَّةٌ وَظَنُّٓوا اَنَّهُ وَاقِعٌ بِهِمْۚ خُذُوا مَٓا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ۟ ١٧١
Mushaf
Okunuş
171Veiẕ netaḳne-lcebele fevḳahüm keennehû żulletüv veżannû ennehû vâḳiʿum bihim. ḫuẕû mâ âteynâküm biḳuvvetiv veẕkürû mâ fîhi leʿalleküm tetteḳûn.
Ayet 171
Vaktiyle, Sina Dağı’nı İsrailoğullarının üzerine kaldırıp, dağın sanki üzerlerine düşeceğini sandıkları zaman da, yine onlara demiştik ki: “Sizi kitapla davet ettiğimiz hayata sıkıca sarılın, içindekileri aklınızdan çıkarmayıp ona uyun. Dünya ve âhiret hayatında mutluluğunuz, kurtuluşunuz ancak böylece mümkün olur.”
A’raf 172–173
2 ayetوَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَن۪ٓي اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْۚ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْۜ قَالُوا بَلٰىۚۛ شَهِدْنَاۚۛ اَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّا كُنَّا عَنْ هٰذَا غَافِل۪ينَۙ ١٧٢ اَوْ تَقُولُٓوا اِنَّمَٓا اَشْرَكَ اٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِنْ بَعْدِهِمْۚ اَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ الْمُبْطِلُونَ ١٧٣
Mushaf
Okunuş
172Veiẕ eḫaẕe rabbüke mim benî âdeme min żuhûrihim ẕürriyyetehüm veeşhedehüm ʿalâ enfüsihim. elestü birabbiküm. ḳâlû belâ. şehidnâ. en teḳûlû yevme-lḳiyâmeti innâ künnâ ʿan hâẕâ gâfilîn.
173Ev teḳûlû innemâ eşrake âbâünâ min ḳablü vekünnâ ẕürriyyetem mim baʿdihim. efetühlikünâ bimâ feʿale-lmübṭilûn.
Ayet 172–173
Rabbiniz, âdemoğullarının sulbünden onları çıkarmaya başladığından beri, Rablerinin Allah olduğunu içlerine ilham etmekle birlikte peygamberler ve kitaplarla da, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna “Evet, Sen bizim Rabbimizsin, buna şahitlik ederiz.” cevabını alıp, onları kendi kendilerine de şahit kılmıştı ki, Kıyamet Günü, “Bizim bundan haberimiz yoktu.” demeyesiniz. Yahut, “Bizden önce atalarımız şirk koşmuşlardı. Biz de mecburen onların peşinden gittik, şimdi onların yüzünden bizi helak mı edeceksin?” gibi bir mazerete sığınmayasınız.
A’raf 174
1 ayetوَكَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ وَلَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ١٧٤
Mushaf
Okunuş
174Vekeẕâlike nüfeṣṣilü-lʾâyâti veleʿallehüm yerciʿûn.
Ayet 174
İşte Biz âyetlerimizle gerçekleri böylece apaçık bildirmekteyiz, belki düşünür de doğru olana yönelirsiniz diye.
İlgili ayetler
A’raf 175–176
2 ayetوَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ الَّذ۪ٓي اٰتَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَاَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاو۪ينَ ١٧٥ وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلٰكِنَّهُٓ اَخْلَدَ اِلَى الْاَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوٰيهُۚ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِۚ اِنْ تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ اَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَثْۜ ذٰلِكَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ ١٧٦
Mushaf
Okunuş
175Vetlü ʿaleyhim nebee-lleẕî âteynâhü âyâtinâ fenseleḫa minhâ feetbeʿahü-şşeyṭânü fekâne mine-lgâvîn.
176Velev şiʾnâ lerafaʿnâhü bihâ velâkinnehû aḫlede ile-lʾarḍi vettebeʿa hevâh. femeŝelühû kemeŝeli-lkelb. in taḥmil ʿaleyhi yelheŝ ev tetrukhü yelheŝ. ẕâlike meŝelü-lḳavmi-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. faḳṣuṣi-lḳaṣaṣa leʿallehüm yetefekkerûn.
Ayet 175–176
Ey Peygamber! Sen bir de onlara, kendisini âyetlerimizle yaratılışının amacına uymaya çağırmamıza rağmen, onu elinin tersi ile iten kimsenin durumunu anlat. Şeytan ve şeytanlaşmış kimseler, onu yakalayıp peşlerine takarlar, o da büsbütün azgınlaşıp sapar. Hâlbuki davetimize yönelseydi, Biz de onu âyetlerimizle yüceltir, onurlu ve şerefli bir hayata kavuştururduk. Lakin o, ihtiraslarının, keyfi istek ve arzularının peşine düşüp dünyaya sarıldıkça sarıldı. İşte böylelerinin durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp hırlayan kışkırtılmış köpeğin durumuna benzer.
Âyetlerimizi elinin tersi ile iten, yalan sayıp kibirlenenlerin durumu işte aynen böyledir. Bu kıssaları duysunlar ki belki düşünüp de ibret alırlar.
İlgili ayetler
A’raf 177
1 ayetسَٓاءَ مَثَلًاۨ الْقَوْمُ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاَنْفُسَهُمْ كَانُوا يَظْلِمُونَ ١٧٧
Mushaf
A’raf 178
1 ayetمَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَد۪يۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ١٧٨
Mushaf
Okunuş
178Mey yehdi-llâhü fehüve-lmühtedî. vemey yuḍlil feülâike hümü-lḫâsirûn.
Ayet 178
Allah, âyetlerinin rehberliğine yönelenleri doğru yoluna ulaştırır. Kim de sapıklığı tercih ederse, Allah onu tercihiyle baş başa bırakır, böyleleri hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
A’raf 179
1 ayetوَلَقَدْ ذَرَاْنَا لِجَهَنَّمَ كَث۪يرًا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۘ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ ١٧٩
Mushaf
Okunuş
179Veleḳad ẕeraʾnâ licehenneme keŝîram mine-lcinni velʾins. lehüm ḳulûbül lâ yefḳahûne bihâ. velehüm aʿyünül lâ yübṣirûne bihâ. velehüm âẕânül lâ yesmeʿûne bihâ. ülâike kelʾenʿâmi bel hüm eḍall. ülâike hümü-lgâfilûn.
Ayet 179
Gerçek şu ki, Bizim yaratıp, göz, kulak, kalp, akıl, irade ve sayısız nimetlerle donatıp, yaratılış sebeplerini bildirip, kendilerini ona uygun yaşamaya davet ettiğimiz insan ve cinlerden, bu nimetleri görmezden gelerek, davete kulak asmayıp akıllarını kullanmayanlar cehennemi hak etmişlerdir. Bunların kalpleri var fakat düşünmezler. Kendilerine söylenenleri kavramak bakımından da hayvanlar gibidirler, hatta onlardan daha da aşağıdırlar. Zavallı, nankör ve gafildirler.
A’raf 180
1 ayetوَلِلّٰهِ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى فَادْعُوهُ بِهَاۖ وَذَرُوا الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اَسْمَٓائِه۪ۜ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٨٠
Mushaf
Okunuş
180Velillâhi-lʾesmâü-lḥusnâ fedʿûhü bihâ. veẕerü-lleẕîne yülḥidûne fî esmâih. seyüczevne mâ kânû yaʿmelûn.
Ayet 180
En güzel isimler ve mükemmelliklerin tümü Allah’a mahsustur. O halde O’na isimleriyle dua edin. Allah insanı da mükemmel bir hayat nizamına uymaya davet etmektedir. O halde O’nun davetine yönelin. Allah, davetinden yüz çevirenlerle, onu bulandırmaya çalışanlardan yaptıklarının hesabını sorup cezalarını verecektir.
A’raf 181
1 ayetوَمِمَّنْ خَلَقْنَٓا اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِه۪ يَعْدِلُونَ۟ ١٨١
Mushaf
Okunuş
181Vemimmen ḫalaḳnâ ümmetüy yehdûne bilḥaḳḳi vebihî yaʿdilûn.
Ayet 181
Yarattıklarımız içinde davetimize iman edip, sorumluluklarını bilinçle ve adaletle yerine getirenler de vardır. Bunlar başkalarını da doğru olana uymaya çağırırlar.
İlgili ayetler
A’raf 182–183
2 ayetوَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۚ ١٨٢ وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ ١٨٣
Mushaf
Okunuş
182Velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ senestedricühüm min ḥayŝü lâ yaʿlemûn.
183Veümlî lehüm. inne keydî metîn.
Ayet 182–183
Âyetlerimizi yalan sayıp, ondan yüz çevirenleri yavaş yavaş cehenneme yaklaştıracağız. Onlara, doğru olanı kavramaları için bir süre tanımaktayız, bu sürenin sonunda hak ettikleri ile karşılaştıracağız.
A’raf 184–185
2 ayetاَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِهِمْ مِنْ جِنَّةٍۜ اِنْ هُوَ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ١٨٤ اَوَلَمْ يَنْظُرُوا ف۪ي مَلَكُوتِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍۙ وَاَنْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَدِ اقْتَرَبَ اَجَلُهُمْۚ فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ ١٨٥
Mushaf
Okunuş
184Evelem yetefekkerû mâ biṣâḥibihim min cinneh. in hüve illâ neẕîrum mübîn.
185Evelem yenżurû fî melekûti-ssemâvâti velʾarḍi vemâ ḫaleḳa-llâhü min şeyʾiv veen ʿasâ ey yekûne ḳadi-ḳterabe ecelühüm. febieyyi ḥadîŝim baʿdehû yüʾminûn.
Ayet 184–185
Onlar kendilerini doğru olanı yaşamaya çağıran arkadaşları Muhammed’in tutarsız, aklından zoru olan biri olmadığını çok iyi biliyorlar. O yalnızca apaçık bir uyarıcıdır.
Göklerin, yerin ve arasında olanların yaratıcısının, sahibinin ve nizamlarının kurucusunun Allah olduğunu ve ölümün kendilerine de ulaşacağını düşünmezler mi? Kendilerini bunu düşünmeye davet eden Peygamber’e ve Kur’an’a inanmayıp da hangi söze inanacaklar?
A’raf 186
1 ayetمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَا هَادِيَ لَهُۜ وَيَذَرُهُمْ ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ١٨٦
Mushaf
Okunuş
186Mey yuḍlili-llâhü felâ hâdiye leh. veyeẕeruhüm fî ṭugyânihim yaʿmehûn.
Ayet 186
Allah, davetine icabet etmeyip müşrik olarak yaşamakta ısrarla direnenleri, azgınlıkları, sapkınlıkları içinde körcesine sağa sola sendeler halde kendi hallerine bırakır.
A’raf 187
1 ayetيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَاۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪يۚ لَا يُجَلّ۪يهَا لِوَقْتِهَٓا اِلَّا هُوَۜ ثَقُلَتْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ لَا تَاْت۪يكُمْ اِلَّا بَغْتَةًۜ يَسْـَٔلُونَكَ كَاَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَاۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ١٨٧
Mushaf
Okunuş
187Yesʾelûneke ʿani-ssâʿati eyyâne mürsâhâ. ḳul innemâ ʿilmühâ ʿinde rabbî. lâ yücellîhâ livaḳtihâ illâ hû. ŝeḳulet fi-ssemâvâti velʾarḍ. lâ teʾtîküm illâ bagteten. yesʾelûneke keenneke ḥafiyyün ʿanhâ. ḳul innemâ ʿilmühâ ʿinde-llâhi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.
Ayet 187
Ey Peygamber! Sana Son Saat’in ne zaman gelip, Kıyamet’in kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun vaktinin bilgisi Rabbimin katındadır, onu hiç kimseye bildirmemiştir. Bana bildirilen Kıyamet’in ansızın kopacağı ve O Gün göklerle yerin onun dehşetinden, bütün ağırlıklarıyla çökeceğidir.” O vakti Allah’tan başka kimse bilmemektedir, fakat müşrikler buna inanmak istemiyorlar.
İlgili ayetler
A’raf 188
1 ayetقُلْ لَٓا اَمْلِكُ لِنَفْس۪ي نَفْعًا وَلَا ضَرًّا اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ وَلَوْ كُنْتُ اَعْلَمُ الْغَيْبَ لَاسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِۚ وَمَا مَسَّنِيَ السُّٓوءُ اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ۟ ١٨٨
Mushaf
Okunuş
188Ḳul lâ emlikü linefsî nefʿav velâ ḍarran illâ mâ şâe-llâh. velev küntü aʿlemü-lgaybe lestekŝertü mine-lḫayr. vemâ messeniye-ssûü in ene illâ neẕîruv vebeşîrul liḳavmiy yüʾminûn.
Ayet 188
De ki: “Allah dilemedikçe ben de kendime ne bir yarar sağlayabilirim ne de başıma gelebilecek bir zararı uzaklaştırabilirim. Şayet ben, Kıyamet’in ne zaman kopacağını ve buna benzer Rabbimin bana bildirmediği gaybı bilseydim, kötülüklerin bana vereceği zararlar başıma gelmeden önüne geçerdim, tüm güzelliklerden baştan haberdar olur, bahtiyar yaşardım. Ben yalnızca Allah’ı layıkıyla kavramak ve yaratılış sebeplerini öğrenip ona uygun yaşamak isteyenler için uyarıcı bir elçi, iman etmek isteyenler için bir müjdeciyim.”
A’raf 189
1 ayetهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ اِلَيْهَاۚ فَلَمَّا تَغَشّٰيهَا حَمَلَتْ حَمْلًا خَف۪يفًا فَمَرَّتْ بِه۪ۚ فَلَمَّٓا اَثْقَلَتْ دَعَوَا اللّٰهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ اٰتَيْتَنَا صَالِحًا لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ ١٨٩
Mushaf
Okunuş
189Hüve-lleẕî ḫaleḳaküm min nefsiv vâḥidetiv veceʿale minhâ zevcehâ liyesküne ileyhâ. felemmâ tegaşşâhâ ḥamelet ḥamlen ḫafîfen femerrat bih. felemmâ eŝḳalet deʿave-llâhe rabbehümâ lein âteytenâ ṣâliḥal lenekûnenne mine-şşâkirîn.
Ayet 189
Allah sizi bir tek candan yarattı. Kendisine ilgi duyup, ona meyletsin, onunla durulup yatışsın diye aynı özden eşini de yarattı. Zamanı gelip de eşine sarılıp, örtüp, bürüyünce eşi de bir yük yüklendi ve bununla bir süre gezindi. Nitekim yükü ağırlaşınca, eşler Rableri olan Allah’a şöyle dua ettiler: “Rabbimiz! Bize kusursuz bir çocuk bahşedersen, andolsun Sana çok şükredenlerden olacağız.”
A’raf 190
1 ayetفَلَمَّٓا اٰتٰيهُمَا صَالِحًا جَعَلَا لَهُ شُرَكَٓاءَ ف۪يمَٓا اٰتٰيهُمَاۚ فَتَعَالَى اللّٰهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ ١٩٠
Mushaf
Okunuş
190Felemmâ âtâhümâ ṣâliḥan ceʿalâ lehû şürakâe fîmâ âtâhümâ. feteʿâle-llâhü ʿammâ yüşrikûn.
Ayet 190
Allah onlara kusursuz bir çocuk bahşedince, verdikleri sözü unutup Allah’ın bahşettiği çocuğu Rablerine ortak koşup onu âdeta ilah edindiler. Oysa Allah verilen sözlerin unutulmamasını ve kendine ortak koşulmamasını ister.
A’raf 191–193
3 ayetاَيُشْرِكُونَ مَا لَا يَخْلُقُ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَۘ ١٩١ وَلَا يَسْتَط۪يعُونَ لَهُمْ نَصْرًا وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ ١٩٢ وَاِنْ تَدْعُوهُمْ اِلَى الْهُدٰى لَا يَتَّبِعُوكُمْۜ سَوَٓاءٌ عَلَيْكُمْ اَدَعَوْتُمُوهُمْ اَمْ اَنْتُمْ صَامِتُونَ ١٩٣
Mushaf
Okunuş
191Eyüşrikûne mâ lâ yaḫlüḳu şeyʾev vehüm yuḫleḳûn.
192Velâ yesteṭîʿûne lehüm naṣrav velâ enfüsehüm yenṣurûn.
193Vein tedʿûhüm ile-lhüdâ lâ yettebiʿûküm. sevâün ʿaleyküm edeʿavtümûhüm em entüm ṣâmitûn.
Ayet 191–193
Peki şimdi siz hiçbir şeyi yaratmaya güç yetiremeyen, kendisi de Allah tarafından yaratılmış olanları Allah’a ortak koşup da ilah mı ediniyorsunuz? Oysa ortak koştuklarınızın ne kendilerine ne de ortak koşanlara Allah katında bir yardımı dokunabilir. Size doğru yolu göstersinler diye bir talepte bulunsanız buna akılları ermez, güçleri de yetmez, karşılarına geçip ister yalvarın, ister boyun büküp bekleyin, elinize hiçbir şey geçmez.
A’raf 194
1 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ عِبَادٌ اَمْثَالُكُمْ فَادْعُوهُمْ فَلْيَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ١٩٤
Mushaf
Okunuş
194İnne-lleẕîne tedʿûne min dûni-llâhi ʿibâdün emŝâlüküm fedʿûhüm felyestecîbû leküm in küntüm ṣâdiḳîn.
Ayet 194
İyi bilin ki, Allah’ın davetine uygun düşünmek ve yaşamaktan başka size hiçbir kimsenin ve hiçbir şeyin faydası yoktur. Çünkü O’ndan başka umut bağladıklarınızın ve yöneldiklerinizin hepsi de sizin gibi yaratılmış kimselerdir.
A’raf 195
1 ayetاَلَهُمْ اَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اَيْدٍ يَبْطِشُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اَعْيُنٌ يُبْصِرُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَاۜ قُلِ ادْعُوا شُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ ك۪يدُونِ فَلَا تُنْظِرُونِ ١٩٥
Mushaf
Okunuş
195Elehüm ercülüy yemşûne bihâ. em lehüm eydiy yebṭişûne bihâ. em lehüm aʿyünüy yübṣirûne bihâ. em lehüm âẕânüy yesmeʿûne bihâ. ḳuli-dʿû şürakâeküm ŝümme kîdûni felâ tünżirûn.
Ayet 195
Dönüp bir de şu putlarını diktiklerinize bakın, onların yürüyecek ayakları, tutacak elleri, görecek gözleri ya da işitecek kulakları mı var ki? Onlardan yardım umuyor, önlerinde eğiliyor ve Allah’a ortak koşuyorsunuz? De ki: “Haydi bana karşı onları yardımınıza çağırın ve hep birden elinizden geleni ardınıza koymayın. Böylece onların hiçbir işinize yaramadığını görün.”
A’raf 196
1 ayetاِنَّ وَلِيِّيَ اللّٰهُ الَّذ۪ي نَزَّلَ الْكِتَابَۘ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِح۪ينَ ١٩٦
Mushaf
Okunuş
196İnne veliyyiye-llâhü-lleẕî nezzele-lkitâb. vehüve yetevelle-ṣṣâliḥîn.
Ayet 196
Ey Peygamber! De ki: “Benim velim, koruyucum, dostum Kur’an’ı indirmekte olan Allah’tır ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Doğru yolu gösteren de, koruyup gözeten de O’dur.”
İlgili ayetler
A’raf 197–198
2 ayetوَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ ١٩٧ وَاِنْ تَدْعُوهُمْ اِلَى الْهُدٰى لَا يَسْمَعُواۜ وَتَرٰيهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ وَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ ١٩٨
Mushaf
Okunuş
197Velleẕîne tedʿûne min dûnihî lâ yesteṭîʿûne naṣraküm velâ enfüsehüm yenṣurûn.
198Vein tedʿûhüm ile-lhüdâ lâ yesmeʿû. veterâhüm yenżurûne ileyke vehüm lâ yübṣirûn.
Ayet 197–198
O putlar ne doğru yolu bilirler ne de gösterebilirler. Sizi duymazlar, bakıyor gibi dururlar ama görmezler, onların ne kendilerine ne de size bir yararı dokunur.
İlgili ayetler
A’raf 199
1 ayetخُذِ الْعَفْوَ وَاْمُرْ بِالْعُرْفِ وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِل۪ينَ ١٩٩
Mushaf
Okunuş
199Ḫuẕi-lʿafve veʾmür bilʿurfi veaʿriḍ ʿani-lcâhilîn.
Ayet 199
Sen davet olunduğun Allah merkezli hayatı yaşamaya gayret et, insanları bu hakikate davet et. Marufu tavsiye et, uymamakta direnenlere aldırma! Bırak, bataklıklarında oyalanıp dursunlar.
İlgili ayetler
A’raf 200
1 ayetوَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ٢٠٠
Mushaf
Okunuş
200Veimmâ yenzeganneke mine-şşeyṭâni nezgun festeʿiẕ billâh. innehû semîʿun ʿalîm.
Ayet 200
Şeytan seni kışkırtarak öfkeyle bir yanlışa yönlendirmeye çalışınca, hemen Allah’a sığın ve unutma ki Allah her şeyi işiten her şeyi bilendir.
İlgili ayetler
200Nahl 98Nahl 100Kehf 27Mü’minûn 97Mü’minûn 98Mü’min 27Cin 22
A’raf 201
1 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا اِذَا مَسَّهُمْ طَٓائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَاِذَا هُمْ مُبْصِرُونَۚ ٢٠١
Mushaf
Okunuş
201İnne-lleẕîne-tteḳav iẕâ messehüm ṭâifüm mine-şşeyṭâni teẕekkerû feiẕâ hüm mübṣirûn.
Ayet 201
Allah’a yürekten bağlı ve O’na karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar, şeytanın vesveselerine karşı hemen Allah’a yönelir, yaratılışlarının sebebini aklına getirir ve ona uygun davranmaya başlayıp toparlanırlar.
İlgili ayetler
A’raf 202
1 ayetوَاِخْوَانُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِي الْغَيِّ ثُمَّ لَا يُقْصِرُونَ ٢٠٢
Mushaf
Okunuş
202Veiḫvânühüm yemüddûnehüm fi-lgayyi ŝümme lâ yuḳṣirûn.
Ayet 202
Şeytan, ancak kendisini dost edinenleri azgınlığa, Allah’a karşı nankörlüğe sürükler ve onların peşini hiç bırakmaz.
İlgili ayetler
A’raf 203–204
2 ayetوَاِذَا لَمْ تَاْتِهِمْ بِاٰيَةٍ قَالُوا لَوْلَا اجْتَبَيْتَهَاۜ قُلْ اِنَّمَٓا اَتَّبِعُ مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ مِنْ رَبّ۪يۚ هٰذَا بَصَٓائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٢٠٣ وَاِذَا قُرِئَ الْقُرْاٰنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ وَاَنْصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ٢٠٤
Mushaf
Okunuş
203Veiẕâ lem teʾtihim biâyetin ḳâlû levle-ctebeytehâ. ḳul innemâ ettebiʿu mâ yûḥâ ileyye mir rabbî. hâẕâ beṣâiru mir rabbiküm vehüdev veraḥmetül liḳavmiy yüʾminûn.
204Veiẕâ ḳurie-lḳurʾânü festemiʿû lehû veenṣitû leʿalleküm türḥamûn.
Ayet 203–204
Gerçeği inkâra kendilerini şartlandırmış olanlara işlerine gelmeyen, hoşlarına gitmeyen bir âyet okuduğun zaman, “Bize uyacak bir âyet göndermesi için Rabbine ısrar etseydin olmaz mıydı?” derler. De ki: “Ben yalnızca Rabbimden bana vahyedilene uyarım, bu âyetler O’nun davetine uyup, ona göre yaşamak isteyenler için gönderilen yol gösterici rehberdir, rahmettir. Bu yüzden sizler de Kur’an okunurken ona kulak verip anlamaya çalışın ki Allah’ın rahmetine nail olabilesiniz.”
A’raf 205–206
2 ayetوَاذْكُرْ رَبَّكَ ف۪ي نَفْسِكَ تَضَرُّعًا وَخ۪يفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ وَلَا تَكُنْ مِنَ الْغَافِل۪ينَ ٢٠٥ اِنَّ الَّذ۪ينَ عِنْدَ رَبِّكَ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِه۪ وَيُسَبِّحُونَهُ وَلَهُ يَسْجُدُونَ ٢٠٦
Mushaf
Okunuş
205Veẕkür rabbeke fî nefsike teḍarruʿav veḫîfetev vedûne-lcehri mine-lḳavli bilgudüvvi velʾeṣâli velâ teküm mine-lgâfilîn.
206İnne-lleẕîne ʿinde rabbike lâ yestekbirûne ʿan ʿibâdetihî veyüsebbiḥûnehû velehû yescüdûn.
Ayet 205–206
Rabbinizi alçak gönüllülükle, alçak bir sesle, ürpererek içten bir yönelişle, yaratılış sebebinizi düşünüp verdiği nimetleri göz önüne getirerek gece gündüz anın ve sakın O’nu umursamayan kimselerden olmayın. Şüphesiz Rabbine yakın olanlar sorumluluklarını severek yerine getirirler ve nankörlük edip kibirlenmezler. O’nun yüceliğinin karşısında secde eder, yalnızca O’nu tesbih ederler.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Sâd, sonra Cin indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla