Sûre hakkındaAdı · Vahyedildiği yer · Nüzul zamanı · Konu
Adı: Sure, adını, Hz. Yunus’a (a.s) atıf yapılan 98. ayettten alır. Diğerleri gibi bu ad da semboliktir ve surenin Yunus (a.s) kıssasıyla ilgili olduğunu göstermez.
Vahyedildiği yer: Mevcut rivayetlerden öğrendiğimize göre -ki bunu bizzat surenin muhtevası da destekler- surenin tümü Mekke’de nazil olmuştur. Fakat bazı ayetlerinin Medine’de nazil olduğu görüşünde olan kimseler de bulunmaktadır. Ancak bu görüş biraz sathi bir nitelik arzetmektedir. Suredeki temanın sürekliliği, surenin birbirinden yalıtılmış ayetlerden veya farklı yerlerde veyahut da farklı olaylardan ötürü vahyedilmiş sözlerden meydana gelmediğini açıkça göstermektedir. Aksine sure, başlangıcından sonuna kadar tek celsede inzal edilmiş olması gereken ve birbiriyle son derece ilişkili sözlerden oluşmaktadır. Buna dayanarak şu söylenebilir ki, surenin teması, onun Mekke döneminde indirildiğine bizzat delil teşkil eder.
Nüzul zamanı: Surenin nüzul zamanı ile ilgili bir rivayete sahip değiliz; ancak temel konusu, surenin Hz. Muhammed’in (s.a) Mekke’deki son yılları esnasında indirilmiş olabileceğini göstermektedir. Çünkü suredeki ifade tarzından anlaşıldığına göre nüzul zamanı, müşriklerin düşmanlığının Hz. Muhammed’in (s.a) ve ashabının varlıklarına bile katlanamayacak noktaya geldiği ve onların Hz. Muhammed’in (s.a) risaletini kavramak ve kabul etmek konusunda hiç bir umuda yer bırakmadıkları bir zamana tekabül etmektedir.
Bu da gösterir ki, bu surenin muhtevasında yansıtılan şey, Rasul’ün (s.a) gönderildiği kavim içindeki hayatının son dönemi ve yaptığı son uyarılardır. Surenin ihtiva ettiği ifadelerini bu tür nitelikleri, onun, Mekke’deki hareketin son dönemi esnasında indirildiğinin apaçık kanıtıdır.
Mekki hareketin son döneminde inen surelerin anlaşılmasına yardımcı olan daha özel bir diğer işaret de, o surelerin Mekke’den Hicret etme hadisiyle ilgili gizli-açık imalar taşıyor olmalarıdır. Sözkonusu surede bu konuyla ilgili hiç bir ima olmadığına göre, son dönem Mekki surelere tekaddüm ediyor demektir.
Surenin nüzul zamanını belirlediğimize göre, şimdi tutup onun tarihi arka planını tekrarlamaya gerek kalmamıştır. Çünkü En’am ve A’raf surelerinin “giriş” bölümlerinde bu husus yeterince zikredilmişti.
Konu: Bu hitab, Risalete çağrı, ihtar ve uyarıyla ilgilidir. Daha başlangıç ayetlerinde bu çağrı şöyle dile getirilir: “Bu mesajın bir insan tarafından iletilmesi onlara acaip geliyor ve Rasul’ü (s.a) büyücülükle itham ediyorlar. Oysa ne bunda bir acaiplik vardır, ne de mesajın büyü ve kehanetle bir ilgisi bulunmaktadır. Mesaj basit olarak size iki hakikatı bildirir: Birincisi, evreni yaratan ve onu yöneten Allah’ın, gerçek Rabbınız olduğunu ve yalnızca O’nun ibadete layık olduğunu söyler. İkincisi ise, dünya hayatından sonra ahiret’te diğer bir hayatın olacağını, ahiret’te dünya hayatınızın hesabını vermek zorunda kalacağınız ve Allah’ı Rabb olarak kabul ettikten sonra O’nun tarafından istenen salih amelleri benimsemeniz yahut O’nun iradesine aykırı davranmanıza göre ödüllendirilip cezalandırılacağınızı bildirir. Rasul’ün (s.a) önünüze serdiği bu iki hakikat, siz onları ister kabul edin, ister etmeyin, mahzâ “hakikat”tırlar. Rasul (s.a), sizi bunları kabule ve hayatınızı onlara göre düzenlemeye davet ediyor. Eğer kabul ederseniz çok mutlu bir sona sahip olacaksınız; aksi takdirde sizi kötü sonuçlar bekliyor.”
Genel izahat: Giriş ayetlerinden sonra konular aşağı-yukarı şu düzende dizilirler:
l) Tevhid ve ahiret öğretisi, yararsız tartışmalar için fırsat kollamak suretiyle değil; salt nefislerini sapkınlığa ve onun kötü sonuçlarına karşı korumak niyetiyle bağnazlık ve önyargılardan uzaklaşarak Çağrı’ya kulak verenlerin, akıl ve kalblerini tatmin edebilecek nitelikte kanıtlarla ortaya konur.
2) İnsanları tevhid ve ahiret öğretisini kabul etmekten alıkoyan (ve hep alıkoyacak olan) bu türlü yanlış anlamalar bertaraf edilmekte ve böyle insanlar, yolları üzerinde duran gaflet taşlarına karşı uyarılmaktadır.
3) Şüpheler bertaraf edilmiş, Hz. Muhammed’in (s.a) peygamberliği ve getirdiği mesaj hakkında ortaya atılan itirazlara gerekli cevaplar verilmiştir.
4) Ahiret hayatıyla ilgili canlı tasvirler evvel emirde insanları uyarmak için sunulmuştur. Böylelikle yollarını bu dünyada düzeltsinler de sonradan dünya hayatıyla ilgili durumlarından pişmanlık duymasınlar istenmiştir.
5) İnsanlar, bu dünyanın gerçekte bir imtihan yeri olduğu, zamana yalnızca dünya hayatının son anına kadar mühlet verildiği ve bunun, mesajı kabul etmek ve imtihanı kazanmak için kendilerine verilecek tek fırsat olduğu yolunda uyarılmaktadır. Bu yüzden insanlar, doğru yolu bulmaları, Peygamber’e (s.a) indirilmiş olan Kur’an’dan hakikat bilgisini elde etmeleri için Hz. Muhammed’in (s.a) ilahi göreve getirilmesiyle kendilerine sağlanan bu fırsatı en iyi şekilde kullanmak zorundadırlar. Aksi takdirde daimi bir pişmanlık içinde olacaklardır.
6) Hayatlarında ilahi kılavuzluğun gösterdiği yola itibar etmemelerinin bir sonucu olan sapıklık ve cehalet alameti davranışlarından kimisine, insanların dikkatleri çekilmektedir.
Bu bağlamda Hz. Nuh’un (a.s) kıssası kısaca ve Hz. Musa’nınki (a.s) ayrıntılı biçimde işlenerek dört şeyin zihinlerde vurgulanması sağlanmaktadır. Birinci olarak uygulanan şudur: “Sizin Rasulullah Muhammed’e (s.a) olan davranışınız tıpkı Hz. Nuh (a.s) ve Hz. Musa (a.s) kavminin, peygamberlerine davranışı gibidir. Şunu iyi bilin ki, sizler de onların karşılaştığı akıbetle karşılaşacaksınız.” İkinci vurgu şudur: “Peygamber (s.a) ve ashabının bugün şahit olduğunuz zayıf ve biçare (gibi görünen) durumu sizi inanmaktan alıkoymamalıdır. Kadir-i Mutlak olan Allah’ın tıpkı Hz. Musa (a.s) ve Hz. Harun’a (a.s) destek olduğu gibi, onlara destek olacağını ve durumlarını, kimsenin beklemediği bir zamanda aniden değiştireceğini bilmelisiniz.” Üçüncü olarak “Eğer size Allah tarafından öğretilen kelimeyi söylemez, yolunuzda ayak diretir ve bu inadı tıpkı Firavun gibi son ana kadar sürdürürseniz, tevbeniz asla kabul olunmayacaktır” teması vurgulanır. Son vurguysa “Peygamber’in (s.a) ashabına, morallerini bozmamaları yolunda güvence verilmesi”yle ilgilidir. Çünkü düşmanlarının etraflarında oluşturduğu kötü şartlar aslında mesnedsiz, yok olmaya mahkum şartlardır. Dahası, müminler, Firavun kavmi belasından Allah tarafından kurtarıldıktan sonra İsrailoğulları’nın takındıkları tavrın bir benzerine karşı kendilerini korumaları konusunda uyarılmaktadır.
7) Ve surenin sonunda Rasulullah’a (s.a) şu mealde bir deklarasyonda bulunması emredilmektedir: “Bana Allah tarafından vahyedilen ve tebliğ etmem istenen itikad ve amel prensipleri işte bunlardır; bunlarda hiçbir değişme sözkonusu olamaz. Kim kabul ederse kendi hayrına, kim reddederse de kendi zararınadır.”
a) Mesaja sırt çevirmiş bir kavmi, uyarmak üzere bir beşerin gönderilmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Çünkü insan soyuna en uygun elçinin bir cinn, melek ya da başka bir şey değil de insan olduğu apaçık bir gerçektir.
b) Rabb ve Yaratıcısının yanlışa sapmış insanları doğru yola sokmak için düzenlemelerde bulunmasında bir acaiplik olamaz; aksine, bunu yapmazsa acaip olur.
c) Gösterilen yola uyup da reddetmeyen kimselere gerçek onur ve başarının bağışlanmasında şaşılacak hiç bir şey yoktur.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1
1 ayetYunus 1
الٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِ ١
Mushaf
Okunuş
1Elif-lâm-râ. tilke âyâtü-lkitâbi-lḥakîm.
Türkçe Meal
1Elif Lâm Râ, İşte bunlar bütün hükümleri doğru olan kitabın ayetleridir.
Açıklamalı meal
1Elif. Lâm. Râ. Dinle, ey insanoğlu! Bu ilahi davet, birbirinizi anlamak için kullandığınız dilinizin harflerinden oluşur ve bu okunanlar her şeyin varlık gayesini bildiren, hikmetli sözlerle hükümler içeren ve gerçekleri bütün ayrıntılarıyla açıklayan Kitab’ın ayetleridir. Hem lafzı hem de manasıyla eşsiz bir mucize olan bu mesajlara kulak ver.
Ayet 2
1 ayetYunus 2
اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا اَنْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُب۪ينٌ ٢
Mushaf
Okunuş
2Ekâne linnâsi ʿaceben en evḥaynâ ilâ racülim minhüm en enẕiri-nnâse vebeşşiri-lleẕîne âmenû enne lehüm ḳademe ṣidḳin ʿinde rabbihim. ḳâle-lkâfirûne inne hâẕâ lesâḥirum mübîn.
Türkçe Meal
2Aralarından bir kişiye, "İnsanları uyar, iman edenlere Rableri katında büyük bir itibar ve yüksek makamlar olduğunu müjdele!" diye vahyetmemiz insanların tuhafına mı gitti ki, gerçeği örtbas eden kâfirler “bu düpedüz bir sihirdir”, diyorlar.
Açıklamalı meal
2Kendi içlerinden muhterem bir adama: “ Allah adına insanları yaratılış sebeplerine uymaya davet edip onları bekleyen akıbet konusunda uyar. Ve iman edip yaşamak için çaba sarf edenlere Rableri katında kendileri için üstün dereceler olduğunu müjdele” diye vahyetmemiz insanlara şaşırtıcı ve tuhaf mı geldi? Bu davetin kabul edilmesi halinde kendi hayat nizamlarının değişeceğini anlayan kâfirler, Kur’an’ın geniş kitlelere ulaşmasını engellemek için Peygamber hakkında: “Bu apaçık bir sihirbaz ve büyücüdür. Yoksa okuması yazması dahi olmayan bir adamın bu sözleri söylemesi başka nasıl açıklanabilir dediler. Böylece, Kur’an’ın insanüstü bir kaynaktan geldiğini itiraf ediyor ama Allah’tan geldiğini inkâr ediyorlar. Çünkü kibir ve inatçılıkları onları imandan alıkoyuyor. Zira, Allah’ın insan hayatını düzenleme yetkisine inanmak ve bu imana göre hayatı yeni baştan kurmak, hiç işlerine gelmiyor. Oysa Yaratan, yarattığına müdahale etmez mi?
İlgili ayetler
Ayet 3
1 ayetYunus 3
اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ مَا مِنْ شَف۪يعٍ اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِه۪ۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٣
Mushaf
Okunuş
3İnne rabbekümü-llâhü-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa fî sitteti eyyâmin ŝümme-stevâ ʿale-lʿarşi yüdebbiru-lʾemr. mâ min şefîʿin illâ mim baʿdi iẕnih. ẕâlikümü-llâhü rabbüküm faʿbüdûh. efelâ teẕekkerûn.
Türkçe Meal
3Şüphesiz, Rabbiniz, gökleri ve yeri altı evrede yaratan sonra kâinatı mutlak hükümranlığı altına alan ve işi düzenleyen Allah’tır. İzni olmadan kimse şefaat edemez. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. O’na kulluk edin, öğüt dinlemiyor musunuz?
Açıklamalı meal
3Gerçek şu ki Sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, nizamlarını kurup, yasalarını yapan sonra sınırsız ilmi ve kudretiyle Arş’ı kuşatan, her şeyin kanununu koyan ve hükümranlık makamından yarattıklarını yönetip işleri düzene koyan Allah’tır. O’nun otorite ve hükmüne karışabilecek bir ortağı, eşi veya benzeri olmak şöyle dursun, O’nun izni olmadan Allah katındaki derecesi ne kadar üstün olursa olsun hiç kimse gerçekleri inkâr edenlere verdiğimiz cezayı kaldırmak için, şefaat edemez. Zaten böyle bir şey olacak olsaydı ancak Rabbinizin şefaat için izin vermesi gerekir. Unutmayın ki Allah kendisinden başka hiç kimseye kulları için şefaat etme, hayat nizamı kurma yetkisi vermemiştir. İşte gerçek sahibiniz ve Rabbiniz olan Allah budur. O halde O’nu layıkıyla tanıyın. Rabbinizin davetine yönelip, yalnız O’nu ilah edinin ve bütün aracıları aradan çıkarıp yalnız O’na kulluk edin. O’ndan başka gerçek ilah olmadığını düşünüp hala öğüt almaz mısınız? Eğer gerçekten iman etmiş olsaydınız, Rabbinizin hükmüne karışmaz, cezalandırılacakları kurtarmak için araya torpilci şefaatçiler koymazdınız.
Ayet 4
1 ayetYunus 4
اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعًاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ اِنَّهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ بِالْقِسْطِۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَم۪يمٍ وَعَذَابٌ اَل۪يمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ ٤
Mushaf
Okunuş
4İleyhi merciʿuküm cemîʿâ. vaʿde-llâhi ḥaḳḳâ. innehû yebdeü-lḫalḳa ŝümme yüʿîdühû liyecziye-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti bilḳisṭ. velleẕîne keferû lehüm şerâbüm min ḥamîmiv veʿaẕâbün elîmüm bimâ kânû yekfürûn.
Türkçe Meal
4Sadece O’nadır hepinizin dönüşü. Bu Allah’ın mutlaka gerçekleşecek olan vaadidir. Zira O, iman eden ve imanının gereği güzel işler yapanları adilane bir şekilde ödüllendirmek için yaratmayı başlatıp ahirette yeniden diriltecek olandır. Gerçeği örtbas edenlere gelince bu küfürlerinden dolayı onlara kaynar bir içecek ve acıklı bir azap vardır.
Açıklamalı meal
4Sonunda hepiniz hesaba çekilmek üzere eninde sonunda O’na döneceksiniz. Bu Allah’ın kesinlikle gerçekleşecek bir vaadidir. Çünkü O, insanları önce yoktan yaratır nasıl yaşaması gerektiğini belirleyip, bildirir ve onları mahşerde yeniden diriltir. Sonra iman edip faydalı eylemlerde bulunanlara adaletle karşılığını vermek için onları mükâfatlandırır. Küfür içinde yaşayıp bütün yaptıklarının yanlarında kâr kalacağını zanneden inkâr edenlere gelince. Allah’ın ayetlerini ve bütün bu gerçekleri inkârlarından dolayı onlar için cehennemde kaynar sudan bir içecek ve acıklı bir azap vardır. İşte bu feci akıbete uğramamak için, Rabb’inizi iyi tanıyın.
Ayet 5
1 ayetYunus 5
هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَٓاءً وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّن۪ينَ وَالْحِسَابَۜ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ذٰلِكَ اِلَّا بِالْحَقِّۜ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ٥
Mushaf
Okunuş
5Hüve-lleẕî ceʿale-şşemse ḍiyâev velḳamera nûrav veḳadderahû menâzile litaʿlemû ʿadede-ssinîne velḥisâb. mâ ḫaleḳa-llâhü ẕâlike illâ bilḥaḳḳ. yüfeṣṣilü-lʾâyâti liḳavmiy yaʿlemûn.
Türkçe Meal
5Güneşi ışık kaynağı, ayı da (O ışığı yansıtan) bir nur kılan, yılların sayısını ve (mevsimlerin ve ayların) hesabını bilmeniz için Ay’a yörüngeler ve duraklar takdir eden O’dur. Allah bütün bunları boş yere değil gerçek bir amaç için yapmıştır, Allah hakikati bilen bir toplum için ayetleri işte böyle açıklıyor.
Açıklamalı meal
5Güneşi bir ışık kaynağı, ayı ise güneş ışığının yansıtıcısı olarak yaratıp aydınlık kılan, yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilmeniz yani zamanı ölçebilmeniz için aya her ayın başından sonuna kadar gün gün belirli yörünge ve evreler tayin eden de O’dur. Allah bütün bunları boşuna değil, ilminin, kudretinin layıkıyla bilinmesi ve davetinin öneminin kavranması için hak bir gaye üzerine ve gerçeğe dayalı bir hesapla yaratmıştır. Anlayıp bilen bir topluluk için gerçeğin işaretlerini ve onunla ilgili ayetlerini etraflıca açıklıyor.
İlgili ayetler
Ayet 6
1 ayetYunus 6
اِنَّ فِي اخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَّقُونَ ٦
Mushaf
Okunuş
6İnne fi-ḫtilâfi-lleyli vennehâri vemâ ḫaleḳa-llâhü fi-ssemâvâti velʾarḍi leâyâtil liḳavmiy yetteḳûn.
Türkçe Meal
6Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde sorumluluğunu bilen bir toplum için nice ayetler/işaretler vardır.
Açıklamalı meal
6Gece ile gündüzün uzayıp kısalarak birbirini takip etmesinde ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı her şeyde doğruyu arayıp kötülüklerden sakınan ve kalpleri Allah’a karşı saygıyla dopdolu olan bir toplum için O’nun ilmine ve gücüne işaret eden sayısız işaretler ve ibret verici mesajlar vardır. Ancak iman etmeye yönelen ve Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar bu delillerden alınması gereken dersleri alırlar.
İlgili ayetler
Ayet 7–8
2 ayetYunus 7
Yunus 8
اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا وَرَضُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاطْمَاَنُّوا بِهَا وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ اٰيَاتِنَا غَافِلُونَۙ ٧ اُو۬لٰٓئِكَ مَاْوٰيهُمُ النَّارُ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ٨
Mushaf
Okunuş
7İnne-lleẕîne lâ yercûne liḳâenâ veraḍû bilḥayâti-ddünyâ vaṭmeennû bihâ velleẕîne hüm ʿan âyâtinâ gâfilûn.
8Ülâike meʾvâhümü-nnâru bimâ kânû yeksibûn.
Türkçe Meal
7Bizimle karşılaşmayı hesaba katmayan ve geçici dünya hayatından memnun olup onunla tatmin olanlar ve ayetlerimizden gafil/duyarsız olanlar var ya.
8İşte onların kazandıklarının karşılığı olarak barınakları ateştir.
Açıklamalı meal
7Âhirette hesap vermek üzere bize kavuşmayı ummayan, dünya hayatının gelip geçici zevkleri ile oyalanıp yaşamayı âhirete tercih eden, onunla yani dünya hayatına gönüllerini kaptırıp servet ve şöhretiyle rahat bulan ve gaflete daldıkları için Kur’anı umursamayıp bizim ayetlerimizden habersiz olanlar var ya;
8İşte bunların kendi tercihlerinden dolayı kazandıkları şirk ve diğer günahlarına karşılık varacakları yer cehennemdir.
Ayet 9–10
2 ayetYunus 9
Yunus 10
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْد۪يهِمْ رَبُّهُمْ بِا۪يمَانِهِمْۚ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ٩ دَعْوٰيهُمْ ف۪يهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌۚ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟ ١٠
Mushaf
Okunuş
9İnne-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti yehdîhim rabbühüm biîmânihim. tecrî min taḥtihimü-lʾenhâru fî cennâti-nneʿîm.
10Daʿvâhüm fîhâ sübḥâneke-llâhümme veteḥiyyetühüm fîhâ selâm. veâḫiru daʿvâhüm eni-lḥamdü lillâhi rabbi-lʿâlemîn.
Türkçe Meal
9Ama iman edip, imanına yaraşır doğruları yapanları Rabbleri onları imanları sebebiyle tabanından ırmakların çağladığı nimetlerle dolu cennetlerine ulaştıracaktır.
10Orada onların duaları: "Allah’ım sen ne muhteşemsin!" olur, orada onların karşılanmaları mutluluk ifadesi olan “Selam”dır ve onların son nidaları ise: “Alemlerin Rabbi Allah’a övgüler olsun dur.
Açıklamalı meal
9Buna karşılık iman edip imanlarının gerektirdiği güzellikte salih ameller işleyenleri ise Rableri imanları ve itaatleri dolayısıyla onları doğru yola iletir. Canlarının çektiği her şeyi hazır bulacakları cennet bahçelerinde onların ayaklarının altlarından ırmaklar akar.
10Orada onların duaları: “ Sana şükürler olsun. Sen, her türlü kusurdan, ortakları bulunmaktan, yanlış iş yapmaktan mutlak manada uzaksın Allah’ım! Sen tek yüce olansın. Senin şanın pek yücedir” demektir. Cennette birbirleriyle karşılaştıklarında söyledikleri söz “Selâm olsun sizlere, selâm”dır. Teşekkür mahiyetinde yaptıkları dualarının sonu ise verdiği nimetlerle, bize övülecek işler yapmayı lütfettiği için: “Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun” sözüdür.
Ayet 11
1 ayetYunus 11
وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ اِلَيْهِمْ اَجَلُهُمْۜ فَنَذَرُ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ١١
Mushaf
Okunuş
11Velev yüʿaccilü-llâhü linnâsi-şşerra-stiʿcâlehüm bilḫayri leḳuḍiye ileyhim ecelühüm. feneẕeru-lleẕîne lâ yercûne liḳâenâ fî ṭugyânihim yaʿmehûn.
Türkçe Meal
11Eğer Allah, insanların dünya nimetlerini elde etmede acele ettikleri gibi hak ettikleri cezayı vermede de acele etseydi işleri bitirilirdi. Onun için biz, bizimle buluşmayı hesaba katmayanları taşkınlıkları içinde bocalamaya terk ederiz.
Açıklamalı meal
11Allah eğer, insanların iyiliği elde etmek istediklerindeacele ettikleri gibi onlara her günahın cezasını anında vererek kötülüğü de acele verseydi; ecellerine hemen hükmedilirdi de süreleri çoktan bitmiş ve sonları getirilmiş olurdu. Ya daPeygamber’in Allah adına yaptığı çağrıya inanmayanların tehdit edildikleri azabın bir an önce başlarına gelmesini istedikleri gibi Allah da onlara hak ettikleri cezayı vermekte acele etseydi, hemen helak edilip, sonları getirilirdi. Fakat Biz acele etmeyiz. Ecel hiç gelmeyecekmiş gibi yaşayıp bize kavuşmayı ummayanları imtihan ve adaletimiz gereği azgınlık içinde kendi bataklıklarında bocalar bir halde şaşkın ve başıboş bırakırız.
Ayet 12
1 ayetYunus 12
وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِه۪ٓ اَوْ قَاعِدًا اَوْ قَٓائِمًاۚ فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَاَنْ لَمْ يَدْعُنَٓا اِلٰى ضُرٍّ مَسَّهُۜ كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِف۪ينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٢
Mushaf
Okunuş
12Veiẕâ messe-lʾinsâne-ḍḍurru deʿânâ licembihî ev ḳâʿiden ev ḳâimen. felemmâ keşefnâ ʿanhü ḍurrahû merra keel lem yedʿunâ ilâ ḍurrim messeh. keẕâlike züyyine lilmüsrifîne mâ kânû yaʿmelûn.
Türkçe Meal
12Her ne zaman insana bir sıkıntı dokunsa gerek yan üstü yatarken gerek otururken gerekse ayakta iken bize yalvarıp yakarmaya başlar. Biz onun başındaki sıkıntıyı giderdiğimizde başına gelen o sıkıntı sebebiyle sanki bize hiç yalvarmamış gibi geçip gider. İşte, böyle imkânları boşa harcayanlara yapmakta oldukları şeyler güzel görünür.
Açıklamalı meal
12İnsanın başına ne zaman hastalık, geçim darlığı, düşman saldırısı gibi bir zarar gelse, yan yatarken, otururken yahut ayaktayken kısaca her durumda kendisini kurtarmamız için bize yalvarıp yakararak dua eder. Fakat bazı insan da vardır ki sıkıntısını giderdiğimiz zaman verdiği sözleri hemen unutur. Adeta kendisine dokunan sıkıntıdan dolayı bize dua etmemiş gibi ve sanki Bize yalvarıp yakaran kendisi değilmiş gibi tekrar günahlara dalarak umursamaz bir tavırla yaşamaya devam eder. Böylece aşırı gidenler bu yaptıklarının bir nankörlük olduğunu fark etmez. İşte imtihan dünyasının bir gereği olarak Allah’ın verdiği nimetlere ve yardımına karşı haddi aşanlara şeytan tarafından yaptıkları böyle güzel gösterilmiştir.
Ayet 13–14
2 ayetYunus 13
Yunus 14
وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُواۙ وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُواۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِم۪ينَ ١٣ ثُمَّ جَعَلْنَاكُمْ خَلَٓائِفَ فِي الْاَرْضِ مِنْ بَعْدِهِمْ لِنَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ ١٤
Mushaf
Okunuş
13Veleḳad ehlekne-lḳurûne min ḳabliküm lemmâ żalemû vecâethüm rusülühüm bilbeyyinâti vemâ kânû liyüʾminû. keẕâlike neczi-lḳavme-lmücrimîn.
14Ŝümme ceʿalnâküm ḫalâife fi-lʾarḍi mim baʿdihim linenżura keyfe taʿmelûn.
Türkçe Meal
13Andolsun ki, sizden önce nice memleketleri zulüm ve haksızlık yapmalarından dolayı helak ettik. Zira elçileri onlara hakikatin apaçık belgeleriyle gelmişlerdi ama onlar iman etmeye yanaşmamışlardı. İşte biz, suça batmış bir toplumu böyle cezalandırırız.
14Daha sonra bu toplumların ardından, nasıl davranacağınızı görmek için bu topraklarda size hayat imkânı verip iş başına getirdik.
Açıklamalı meal
13Sizden önce, kendilerine apaçık kitap ve mucizelerle gelen peygamberleri reddedip haksızlık ve düşmanlık ettikleri için onları yalanlayıp hakka karşı çıkan nice kavimleri helak ettik. İşledikleri suç ve günahlar gösterdi ki onları helak etmeseydik bile zaten iman etmeyeceklerdi. İşte Biz zulümde ısrar eden günahkâr ve suçlular topluluğunu böyle cezalandırırız.
14Sonra onların yerine, neler yapacağınızı görmek, davetimize karşı imtihan etmek ve yaptıklarınızın karşılığını vermek için sizi yeryüzüne mirasçı ve halifeler olarak iktidara yerleştirdik. Allah’ın verdiği nimeti inkâr ederek önceki inkâr eden topluluklara benzeyecekler mi? Yoksa verilen nimetlere şükredip imanlarını pekiştirecekler mi? Sonuçlarına bakarız!
İlgili ayetler
Ayet 15
1 ayetYunus 15
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍۙ قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُۜ قُلْ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْس۪يۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ١٥
Mushaf
Okunuş
15Veiẕâ tütlâ ʿaleyhim âyâtünâ beyyinâtin ḳâle-lleẕîne lâ yercûne liḳâene-ʾti biḳurʾânin gayri hâẕâ ev beddilh. ḳul mâ yekûnü lî en übeddilehû min tilḳâi nefsî. in ettebiʿu illâ mâ yûḥâ ileyy. innî eḫâfü in ʿaṣaytü rabbî ʿaẕâbe yevmin ʿażîm.
Türkçe Meal
15Hakikatin apaçık belgeleri olan ayetlerimiz onlara okununca, bizimle karşılaşmayı hesaba katmayanlar: “Bize bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir” derler. De ki:
– Bunu kendi arzuma göre değiştirme yetkim yok, zira ben sadece bana vahyedilen Kuran’a uymak zorundayım, eğer Rabbime isyan edersem o zaman ben o korkunç günün azabından korkarım.
Açıklamalı meal
15Onlara ayetlerimiz ne zaman apaçık bir delil olarak okunsa âhirete inanmayıp ölümün ardından bize kavuşmayı ummayanlar ve Allah adına yapılan çağrıyı umursamayanlar derler ki: “ Ya sen bizim hayat tarzımıza uyan, onu tasvip eden bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştirip hoşumuza gitmeyen bazı yerlerini bize uygun hale getir” derler. Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Benim onu yani Allah’ın kitabını kafama göre ya da size göre değiştirmem söz konusu olamaz. Ben Allah’tan vahiy alan bir Peygamberim. Ben yalnızca bana vahyedilene uyuyorum. Ben, sizin dediklerinize uyup ta Rabbime karşı gelirsem Rabbime isyan etmiş olurum ve ben büyük Hesap gününün azabından korkarım.”
Ayet 16–18
3 ayetYunus 16
Yunus 17
Yunus 18
قُلْ لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا تَلَوْتُهُ عَلَيْكُمْ وَلَٓا اَدْرٰيكُمْ بِه۪ۘ فَقَدْ لَبِثْتُ ف۪يكُمْ عُمُرًا مِنْ قَبْلِه۪ۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ١٦ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْمُجْرِمُونَ ١٧ وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُفَعَٓاؤُ۬نَا عِنْدَ اللّٰهِۜ قُلْ اَتُنَبِّؤُ۫نَ اللّٰهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ١٨
Mushaf
Okunuş
16Ḳul lev şâe-llâhü mâ televtühû ʿaleyküm velâ edrâküm bih. feḳad lebiŝtü fîküm ʿumüram min ḳablih. efelâ taʿḳilûn.
17Femen ażlemü mimmeni-fterâ ʿale-llâhi keẕiben ev keẕẕebe biâyâtih. innehû lâ yüfliḥu-lmücrimûn.
18Veyaʿbüdûne min dûni-llâhi mâ lâ yeḍurruhüm velâ yenfeʿuhüm veyeḳûlûne hâülâi şüfeʿâünâ ʿinde-llâh. ḳul etünebbiûne-llâhe bimâ lâ yaʿlemü fi-ssemâvâti velâ fi-lʾarḍ. sübḥânehû veteʿâlâ ʿammâ yüşrikûn.
Türkçe Meal
16De ki: - Eğer Allah dileseydi ne ben size bu ayetleri okurdum, ne de O bunu size bildirirdi. Düşünsenize bundan önce aranızda bir ömür yaşadım, hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?
17Kendi uydurduğu yalanı Allah’a isnat eden veya ayetlerimiz karşısında yalana sarılandan daha zalim/büyük iftiracı kim vardır? Şu bir gerçek ki iftira eden bu günahkârlar asla iflah olmayacaklar.
18Onlar kendilerine fayda da zarar da veremeyenlere:
-Bunlar “Allah katında bizim şefaatçilerimizdir”, diyerek Allah ile aralarına koyduklarına kulluk ederler. De ki:
-Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Allah, koştukları şirklerden münezzeh ve yücedir.
Açıklamalı meal
16Resûlüm de ki: “Allah istemeseydi bu ayetleri size tebliğ edip okuyamazdım. O da bunu size hiç bildirmezdi. Kaldı ki beni çok yakından tanıyorsunuz. Peygamber olmadan ve Kur’an inmeden daha önce sizin aranızda bunca yıl bir ömür geçirdim. Ve bu süre içinde ne vahiyden ne de Kur’ân gibi bir kitaptan bahsettim; size de hiçbir konuda yalan söylemedim. Üstelik benim okuma yazma bilmeyen biri olduğumu da gayet iyi biliyorsunuz. Bana inanmamanıza şaşıyorum, hâlâ aklınızı kullanıp Kur’ân’ın benim sözlerim değil de ezelî ve ebedî olan Allah’ın kelâmı olduğunu hiç düşünmüyor musunuz?”
17Hem söyleyin bakalım, kendi uydurduklarını Allah’a isnat edip, “Bunlar Allah’ın âyetleridir.” diyerek Allah’a karşı yalan uydurandan yahut O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim ve cahil kim olabilir? ne cüretle Allah’ın ayetlerini değiştirmemi bana teklif ediyorsunuz? Onlar kendilerini ne sanıyor? Ayetlerimize inanıp yasalarımıza uymaları gerekirken çıkarlarına göre yaşayacakları bir düzen mi istiyorlar? Buna nasıl cüret ediyorlar? Nasıl Allah’ın şu hükmü bize uygun, şu hükmünü beğenmedik değiştir diyebiliyorlar? Andolsun! Yarattığımız insandan başka hiçbir varlık böyle şımarıklık, böyle ukalalık yapmamıştır. Şüphesiz inkârcı suçlular asla kurtuluşa eremezler.
18Üstelik Allah’ı bırakıp da kendilerine hiçbir zararı veya yararı olmayan şeylerin peşlerinden giderek ibadet ediyor ve onlardan yardım dileyerek: “Bunlar Allah katında bağışlanmamız için aracılık edip bizi cehennemden kurtaracak şefaatçilerimizdir” diyorlar. De ki: “ Allah göklerde ve yerde kimseye şefaat izni ya da yetkisi vermemişken bir kısım insanların şefaatçi olması gerektiğini söyleyerek bilmediğini düşündüğünüz bir şeyi Allah’a siz mi öğreteceksiniz? Böyle şefaatçiler var da Allah’ın bundan haberi mi yok? Hayır! Allah hiç kimseye böyle bir aracılık yetkisi vermemiştir. Allah sınırsız ilim ve kudretiyle yarattıkları üzerinde hak sahibi tek yüce ilahtır. Ayrıca onların ortak koştuklarından mutlak manada münezzeh ve yücedir.
Ayet 19
1 ayetYunus 19
وَمَا كَانَ النَّاسُ اِلَّٓا اُمَّةً وَاحِدَةً فَاخْتَلَفُواۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ ف۪يمَا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ١٩
Mushaf
Okunuş
19Vemâ kâne-nnâsü illâ ümmetev vâḥideten faḫtelefû. velevlâ kelimetün sebeḳat mir rabbike leḳuḍiye beynehüm fîmâ fîhi yaḫtelifûn.
Türkçe Meal
19Başlangıçta insanlar tek bir ümmetti fakat sonra ihtilaf edip ayrı görüşlere saptılar. Eğer Rabbinden daha önce konulmuş bir yasa olmasaydı ihtilaf ettikleri konularda aralarında ki hüküm verilmiş olurdu.
Açıklamalı meal
19Vaktiyle insanlar tevhit inancı üzerinde birleşen ve kurallarını sadece Allah’ın belirlediği hayat nizamı ile yaşayan bir tek ümmetti. Ancak sonradan peygamberlerinin tebliğ etmiş oldukları hak dinden uzaklaşarak ve farklı farklı hayat nizamları icat edip yaratılış sebeplerinden saparak ayrılığa düştüler. Eğer Rabbin tarafından ahirete bırakılması konusunda önceden belirlenmiş hüküm ve yasaya bağlanmış bir takdir olmasaydı aralarında ayrılığa düştükleri şeylerde hesapları çoktan görülüp hak ettikleri kesin azap hükümü verilirdi. Fakat ilâhî hikmet, bu dünyanın bir mücadele ve imtihân yurdu olmasını uygun gördü: Biz yaptıkları hatalardan döner, doğru yola girerler diye süre veriyoruz. Belki düşünüp öğüt alırlar.
İlgili ayetler
Ayet 20–21
2 ayetYunus 20
Yunus 21
وَيَقُولُونَ لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۚ فَقُلْ اِنَّمَا الْغَيْبُ لِلّٰهِ فَانْتَظِرُواۚ اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ۟ ٢٠ وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُمْ اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ ف۪ٓي اٰيَاتِنَاۜ قُلِ اللّٰهُ اَسْرَعُ مَكْرًاۜ اِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ ٢١
Mushaf
Okunuş
20Veyeḳûlûne levlâ ünzile ʿaleyhi âyetüm mir rabbih. feḳul inneme-lgaybü lillâhi fenteżirû. innî meʿaküm mine-lmünteżirîn.
21Veiẕâ eẕaḳne-nnâse raḥmetem mim baʿdi ḍarrâe messethüm iẕâ lehüm mekrun fî âyâtinâ. ḳuli-llâhü esraʿu mekrâ. inne rusülenâ yektübûne mâ temkürûn.
Türkçe Meal
20Onlar, “Sana Rabbinden bir mucize verilmeli değil miydi?” diyorlar. Deki:
– Gaybın bilgileri Allah’ındır, siz mucize bekleyedurun biz de sizinle beraber bekleyenlerdeniz.
21Ne zaman insanlara dokunan sıkıntıdan sonra, onlara bir rahmet tattırsak, hemen ayetlerimiz hakkında hile ve tuzaklar kurmaya başlarlar. De ki:
– Allah her türlü hile ve tuzağı en hızlı biçimde bozandır. Şüphesiz bizim elçilerimiz onların tasarladıkları planları yazıyorlar.
Açıklamalı meal
20Müşrikler önlerinde Kur’an gibi bir mucize durmasına rağmen bir de kalkmış Peygamber’e diyorlar ki “ Sana Rabbinden herkesi hayrette bırakacak bir mucize ve birtakım deliller indirilse ya!”. Sırf itiraz edebilmek için bu gibi isteklerde bulunan önyargılı inkârcılara sen de de ki: “ Ben de sizin gibi bir insanım. Mucize gösterip göstermemek Allah’ın bileceği iştir. Çünkü insanoğlunun görüp algılamayacağı gayb gibi şeylerin bilgisi ancak Allah’a mahsustur ve geleceğin neler getireceğini de ancak O bilir. O’nun neye karar vereceğini ben bilemem, Öyleyse Allah’ın iradesi tecelli edinceye kadar bekleyin bakalım! Ben de sizinle birlikte akıbetinizi bekleyenlerdenim.” Kimin sonucu hayırlı, kimin sonucu kötü olacak mutlaka göreceksiniz.
21Böyle insanların, başlarına gelen deprem, kıtlık, kaza, hastalık yangın sel gibi bir sıkıntıdan sonra rahmetimizle kurtarıp onlara ne zaman bir rahatlık sağlık ve bolluk tattıracak olsak o acı günleri unutarak hemen ayetlerimiz hakkında asılsız iddialar ortaya atarlar. Bu gibi felâketlerin, ilâhî ceza ile hiçbir bağlantısı olmayan tesadüfi olaylardan ibaret olduğunu iddia ederler. Elde ettikleri nîmetleri kendilerinden bilir, “Biz bunları kendi çabamız sayesinde elde ettik! Allah ne diye bizim işimize karışsın ki?” diyerek Allah’ı ve ayetlerini inkâr ederler. Bununla da kalmaz, mü’minler aleyhinde hileli planlar ve tuzaklar düşünmeye başlarlar. Bu rahatlığa Allah’tan başka ilahlaştırdıkları sayesinde kavuştuklarını söyler, Allah’ın âyetlerine sırtlarını dönüp bozuk inançlarına sarılırlar. Ey Müslüman, bu zalimlere de ki: “Allah sizin tuzaklarınızı bozup planlarınızı boşa çıkarmada sizden çok daha hızlıdır. Sizin şirke dayalı inanç ve iddialarınızın içinin boş ve değersiz olduğunu âyetleriyle ortaya çıkarır. Ayrıca hiç şüpheniz olmasın bu yaptıklarınızın cezası dünya ile sınırlı kalmaz. Siz Kur’an’a ve Müslümanlara karşı böyle hilekârlık peşinde koşup dururken, Allah başınıza öyle bir felaket gönderir ki, maksadınıza ermeye vakit bulamadan helak olur gidersiniz. O düşündüğünüz tuzakları siz onları uygulamaya koymadan başınıza geçirir. Kaldı ki, iş bununla da bitmeyecek, asıl belâ neymiş, âhirette göreceksiniz Haberiniz olsun meleklerimiz tasarlayıp durduğunuz hilelerinizi ve söylediğiniz her sözü inceden inceye kayda geçirip yazmaktadır.
Ayet 22–23
2 ayetYunus 22
Yunus 23
هُوَ الَّذ۪ي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ حَتّٰٓى اِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِۚ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِر۪يحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَٓاءَتْهَا ر۪يحٌ عَاصِفٌ وَجَٓاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْۙ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِه۪ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ ٢٢ فَلَمَّٓا اَنْجٰيهُمْ اِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْۙ مَتَاعَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٢٣
Mushaf
Okunuş
22Hüve-lleẕî yüseyyiruküm fi-lberri velbaḥr. ḥattâ iẕâ küntüm fi-lfülk. vecerayne bihim birîḥin ṭayyibetiv veferiḥû bihâ câethâ rîḥun ʿâṣifüv vecâehümü-lmevcü min külli mekâniv veżannû ennehüm üḥîṭa bihim deʿavu-llâhe muḫliṣîne lehü-ddîn. lein enceytenâ min hâẕihî lenekûnenne mine-şşâkirîn.
23Felemmâ encâhüm iẕâ hüm yebgûne fi-lʾarḍi bigayri-lḥaḳḳ. yâ eyyühe-nnâsü innemâ bagyüküm ʿalâ enfüsiküm metâʿa-lḥayâti-ddünyâ ŝümme ileynâ merciʿuküm fenünebbiüküm bimâ küntüm taʿmelûn.
Türkçe Meal
22O’dur sizi karada gezdiren ve denizde yüzdüren. Düşünün ki siz bir gemidesiniz ve gemi esen güzel bir rüzgârla tatlı tatlı yol alıyor, yolcular da bu durumdan son derece memnun ve neşeli. Derken şiddetli bir fırtına çıkıyor ve gemiyi her bir yandan dağ gibi dalgalar sarıyor ve yolcular çepeçevre kuşatıldıklarını ve boğulacaklarını anladıkları anda dini tamamen Allah’a has kılarak içten bir yalvarışla:
– Eğer bizi bundan kurtarırsan andolsun ki şükredenlerden olacağız, diye Allah’a yalvarıyorlar.
23Allah da onları kurtarınca, hemen yeryüzünde hak hukuk dinlemeden başlıyorlar azgınlık ve taşkınlık yapmaya. Ey insanlar, geçici dünya hayatının hazzı ve menfaati için yaptığınız azgınlık ve taşkınlığınız kendinize dönecektir. Sonunda dönüşünüz bize olacak biz de yaptıklarınızı size bir bir haber vereceğiz.
Açıklamalı meal
22Sizi denizde yüzdürüp karada ve havada gezdiren O’dur. Gemide olduğunuz zaman; tatlı bir rüzgârın gemiyi yürüttüğü ve yolcuların bununla neşelendikleri sırada insanların aklına Allah’a şükretmek gelmiyor. Fakat aniden sert bir fırtına çıkıp, her yönden dev dalgalar geldiğinde ve ölüm korkusuyla yüz yüze gelip kendilerinin her yönden kuşatıldıklarına ve batıp boğulacaklarına kanaat getirdiklerinde veya bindikleri uçak türbülansa girip, düşme korkusu yaşadıklarında Allah’a ortak koştuklarının kendilerine hiçbir yararı olmayacağını anlarlar. Hemen bütün içtenlikleri ile Rablerine dönerek yalnız Allah’a yönelmeye, sadece O’na dua etmeye başlarlar ve şöyle derler: “Eğer bizi bu durumdan kurtarırsan yemin ediyoruz ki dini yalnız Sana has kılarak şirkten uzaklaşacağız, Senden başkasını ilah edinmeyeceğiz ve davetine sarılacağız. Bu nankörlüğümüzden de ders alıp kesinlikle sana kulluk edip şükredenlerden olacağız!” dediler.
23Fakat böyle dua etmelerine rağmen, Allah onları sağ salim karaya çıkarıp o durumdan kurtardığında, bu hadiseden ders alacaklarına, sözlerinden cayarak tekrar şirkle dolu o eski hayatlarına dönerler. Yaptıkları tüm duaları unutup hak hukuk tanımadan zayıf ve mazlum halklara saldırırlar. Yeryüzünde nankörlük edip haksız yere azgınlık ve taşkınlık etmeye başlarlar. Ey hatada ısrar eden insanlar! Yaptığınız haksızlık ve taşkınlıklarınızın zararı ancak kendi aleyhinizedir. Böyle zulüm ve haksızlık peşinde koşmakla ne elde edebilirsiniz? Peşinde koşup elde edeceğiniz şeyler olsa olsa şu kısacık dünya hayatının geçici menfaatleri ve zevkleridir. Fakat ya sonra? Ne kadar güçlü ve kudretli olursanız olun, gün gelecek sizler de ölümü tadacak ve eninde sonunda dönüşünüz bize olacaktır. Biz de O Gün hayatta iken yaptıklarınızı ve yapmanız gerekirken de yapmadıklarınızın hesabını tek tek sorarız. Hak ettiğiniz karşılıkları da size bildiririz.
İlgili ayetler
Ayet 24
1 ayetYunus 24
اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِه۪ نَبَاتُ الْاَرْضِ مِمَّا يَاْكُلُ النَّاسُ وَالْاَنْعَامُۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذَتِ الْاَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ اَهْلُهَٓا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَٓاۙ اَتٰيهَٓا اَمْرُنَا لَيْلًا اَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَص۪يدًا كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْاَمْسِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ٢٤
Mushaf
Okunuş
24İnnemâ meŝelü-lḥayâti-ddünyâ kemâin enzelnâhü mine-ssemâi faḫteleṭa bihî nebâtü-lʾarḍi mimmâ yeʾkülü-nnâsü velʾenʿâm. ḥattâ iẕâ eḫaẕeti-lʾarḍu zuḫrufehâ vezzeyyenet veżanne ehlühâ ennehüm ḳâdirûne ʿaleyhâ etâhâ emrunâ leylen ev nehâran feceʿalnâhâ ḥaṣîden keel lem tagne bilʾems. keẕâlike nüfeṣṣilü-lʾâyâti liḳavmiy yetefekkerûn.
Türkçe Meal
24Dünya hayatı tıpkı şuna benzer: Gökten indirdiğimiz yağmur gibidir. Nihayet onunla insanların ve hayvanların yiyeceği bir bitki örtüsü oluşur ve yeryüzü tüm güzellikleriyle süslenip bezenir. Ve bahçe sahipleri ürünlere tam sahip olduklarını düşündükleri ve hayaller kurdukları bir sırada geceleyin veya gündüzün gönderdiğimiz bir afet gelir de sanki dün orada hiçbir şey yokmuş gibi her şeyi çerçöp haline getiririz. İşte biz derinliğine düşünen bir toplum için ayetleri böyle açıklıyoruz.
Açıklamalı meal
24Peşinden koştuğunuz dünya hayatı tıpkı şu misale benzer. Gökten bulutlar vasıtasıyla indirdiğimiz yağmurlar sebebiyle insan ve hayvanların yiyerek beslendikleri bitkiler gürleşip birbirine karışır. Böylece bolca ekinler yetişir, bağlar bahçeler yeşerir. Yeryüzü rengârenk, çeşitli mahsullerle süslenir. Bütün bunlara sevinen halk inanır ki, orada istediklerini yapabilirler ve onun meyve ve mahsullerini toplama zamanı gelmiştir. Sanırlar ki yeryüzündeki bütün nimetler kendilerinin! Onları hiçbir şey yok edemez. Ama gece ya da gündüz bir felaket ve afet emrimiz geliverir. Orayı bir gün önce sanki hiçbir şey yokmuş gibi kökünden koparılmış bir hale çeviririz. İşte dünya hayatı da bir gün gelecek böyle yok olup gidecektir. Biz aklını kullanıp düşünen bir toplum için gerçekleri ve onların delillerini birer birer apaçık misallerle açıklıyoruz.
Ayet 25
1 ayetYunus 25
وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلٰى دَارِ السَّلَامِۜ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٢٥
Mushaf
Okunuş
25Vellâhü yedʿû ilâ dâri-sselâm. veyehdî mey yeşâü ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.
Türkçe Meal
25Oysa Allah kalıcı mutluluk ve esenlik yurduna çağırıyor, zira O dileyeni dosdoğru yola yöneltmektedir.
Açıklamalı meal
25Ey insanlar! Fâni dünya geçici güzelliği ile sizi kendine çağırırken Allah da sizi daimî mutluluk, güvenlik ve adı cennet olan esenlik yurduna çağırır. Dileyen kimseleri samimi gayretinden dolayı gidilecek dosdoğru yola dilediği şekilde yöneltir. Hiç düşünmüyorlar mı? İnsan doğru olana gelmek istemiyorsa Allah onu niye zorlasın? Allah kendine yol arayana yolunu açıkça gösterir. Ona yardım eder. Ancak inkâr eden, yoluna karşı çıkan, yasalarını inkâr edenleri zorlamaz. Herkes tercihinin sonucuna katlanır.
İlgili ayetler
Ayet 26
1 ayetYunus 26
لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا الْحُسْنٰى وَزِيَادَةٌۜ وَلَا يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلَا ذِلَّةٌۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٢٦
Mushaf
Okunuş
26Lilleẕîne aḥsenü-lḥusnâ veziyâdeh. velâ yerheḳu vucûhehüm ḳateruv velâ ẕilleh. ülâike aṣḥâbü-lcenneh. hüm fîhâ ḫâlidûn.
Türkçe Meal
26İyi davrananlara, daha iyisi ve de fazlası vardır. Hesap gününde onların yüzlerinde en küçük bir mahcubiyet ve kararma olmayacak. İşte bunlar cennet halkı ve orada kalıcıdırlar.
Açıklamalı meal
26Allah’ın rızasına uygun yaşama gayretiyle iyilik edenler ve dünya hayatlarını bu halde tamamlayanlar için yaptıklarından daha iyi ve daha fazla ödül vardır. Hesap Günü onların yüzlerine ne bir kara leke bulaşır ne de başlarını öne eğdirecek bir mahcubiyet ve aşağılanma yaşarlar. İşte bunlar cennet halkıdır ve orada daimî kalacaklardır.
İlgili ayetler
Ayet 27–30
4 ayetYunus 27
Yunus 28
Yunus 29
Yunus 30
وَالَّذ۪ينَ كَسَبُوا السَّيِّـَٔاتِ جَزَٓاءُ سَيِّئَةٍ بِمِثْلِهَاۙ وَتَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ مَا لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ عَاصِمٍۚ كَاَنَّمَٓا اُغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطَعًا مِنَ الَّيْلِ مُظْلِمًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٢٧ وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا مَكَانَكُمْ اَنْتُمْ وَشُرَكَٓاؤُ۬كُمْۚ فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ مَا كُنْتُمْ اِيَّانَا تَعْبُدُونَ ٢٨ فَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يدًا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اِنْ كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَافِل۪ينَ ٢٩ هُنَالِكَ تَبْلُوا كُلُّ نَفْسٍ مَٓا اَسْلَفَتْ وَرُدُّٓوا اِلَى اللّٰهِ مَوْلٰيهُمُ الْحَقِّ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟ ٣٠
Mushaf
Okunuş
27Velleẕîne kesebü-sseyyiâti cezâü seyyietim bimiŝlihâ veterheḳuhüm ẕilleh. mâ lehüm mine-llâhi min ʿâṣim. keennemâ ugşiyet vucûhühüm ḳiṭaʿam mine-lleyli mużlimâ. ülâike aṣḥâbü-nnâr. hüm fîhâ ḫâlidûn.
28Veyevme naḥşüruhüm cemîʿan ŝümme neḳûlü lilleẕîne eşrakû mekâneküm entüm veşürakâüküm. fezeyyelnâ beynehüm veḳâle şürakâühüm mâ küntüm iyyânâ taʿbüdûn.
29Fekefâ billâhi şehîdem beynenâ vebeyneküm in künnâ ʿan ʿibâdetiküm legâfilîn.
30Hünâlike teblû küllü nefsim mâ eslefet veruddû ile-llâhi mevlâhümü-lḥaḳḳi veḍalle ʿanhüm mâ kânû yefterûn.
Türkçe Meal
27Kötülük işleyenlere gelince onlara işledikleri kötülükleri kadar ceza vardır. Hesap gününde onları her yönden zillet ve mahcubiyet kaplayacaktır ve onları Allah’ın azabından kurtaracak kimse de olmayacaktır. Korku ve dehşetten yüzleri sanki gecenin zifiri karanlığı gibi kapkara kesilecektir. İşte onlar ateş halkıdır ve onlar orada kalıcıdırlar.
28Ve onları topladığımız o gün onların hepsini bir araya toplarız. Sonra başkalarına ilahlık yakıştıranlara:
– Siz ve ilahlık yakıştırarak şirk koştuklarınız haydi yerlerinize! Deriz. Ve onları birbirlerinden ayırırız. İlahlık yakıştırılanlar:
– Aslında siz bize kulluk etmiyordunuz.
29– Sizinle bizim aramızda Allah’ın şahitliği yeter. Sizin bize kulluk ettiğinizden haberimiz bile yoktu, derler.
30Ve işte orada ve o anda herkes dünyadayken yaptıklarının muhasebesini yapacak ve gerçek Mevlaları/koruyucuları olan Allah’ın huzuruna çıkarılmış olacaklar ve uydurdukları o sahte mevlaları kendilerini yüzüstü bırakacaklar.
Açıklamalı meal
27Allah’ın razı olacağı hayat nizamından yüz çevirip, nankörlük edenler ve kötülük yapanlara gelince. Allah onlara adaletiyle davranır. Kişinin yaptığı bir kötülüğe karşılık yalnızca işlenen kötülük oranında bire bir misliyle ceza verilir. Onları tepeden tırnağa bir zillet utanç ve pişmanlık duygusu kaplayacaktır. Allah’a karşı hiçbir kimse onları kurtarıp koruyamayacaktır. Onların aşağılanmaya mahkûm yüzleri sanki gecenin zifiri karanlığı gibi utançtan kararacaktır. İşte bunlar cehennemliktirler. Onlar orada sonsuza kadar kalıcıdırlar.
28O Hesap günü şirkin ve küfrün elebaşlarını ve onlara tabi olup arkalarından gidenlerin tümünü bir araya toplarız. Sonra dünyada kimi varlıkları yüceltip ilâhlaştırarak Allah’a ortak koşanlara diyeceğiz ki: “ Sizler ve yasalarına uyarak hüküm sahibi kıldıklarınız, hayattayken emir ve otoritesine boyun eğdiğiniz ortaklarınız şöyle birbirinizden ayrılın ve yerlerinize geçin” deriz. Böylece her birini lâyık olduğu yere koyarak onları birbirlerinden tamamen ayırırız. İşte o zaman, onların sözde ilah olarak ortak koştukları kimseler, kendilerini ilâhlık makamına yücelten müşriklere seslenerek şöyle derler: “ Siz aslında bizim değil, kendi çıkar ve arzularınızın peşinde olduğunuz için peşimize takıldınız. Aslında siz heveslerinizi ilah edinmiştiniz. Zaten hiçbir zaman bize tapmıyordunuz ki diyerek onları suçlayacaklardır.
29Sonra da kendilerine uyanlara dönüp şimdi sizinle bizim aramızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz Allah şahittir ki sizin bizi Allah’a ortak koşup da bize taptığınızdan haberimiz bile yoktu.” Bu sizin seçiminizdi. Yaptıklarınızın sorumluluğu tamamen size aittir kimse sizi buna zorlamadı. Ve asla ilahlık iddiasında bulunmamıştık.
30İşte orada hiç kimse kendi suçunu ne inkâr edebilecek ne de başkasına atamayacak. Herkes dünyada iken önceden işlemiş olduğunun hesabını O Gün verecektir. Hepsi gerçek sahipleri olan yüce Allah’ın huzuruna getirilecekler. Bunlar bize Allah katında şefaat edecek diye uydurdukları sözde ilahlar ise müşrikleri yapayalnız bırakıp yanlarından kaybolacaktır.
İlgili ayetler
Ayet 31–33
3 ayetYunus 31
Yunus 32
Yunus 33
قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ فَسَيَقُولُونَ اللّٰهُۚ فَقُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٣١ فَذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّۚ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ اِلَّا الضَّلَالُۚ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ ٣٢ كَذٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذ۪ينَ فَسَقُٓوا اَنَّهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٣٣
Mushaf
Okunuş
31Ḳul mey yerzüḳuküm mine-ssemâi velʾarḍi emmey yemlikü-ssemʿa velʾebṣâra vemey yuḫricü-lḥayye mine-lmeyyiti veyuḫricü-lmeyyite mine-lḥayyi vemey yüdebbiru-lʾemr. feseyeḳûlûne-llâh. feḳul efelâ tetteḳûn.
32Feẕâlikümü-llâhü rabbükümü-lḥaḳḳ. femâẕâ baʿde-lḥaḳḳi ille-ḍḍalâl. feennâ tuṣrafûn.
33Keẕâlike ḥaḳḳat kelimetü rabbike ʿale-lleẕîne feseḳû ennehüm lâ yüʾminûn.
Türkçe Meal
31De ki:
– Kimdir gökten yağmur indirerek ve yerden çeşit çeşit ürünler çıkararak sizi rızıklandıran? Yine kimdir işitme ve görme duyularınızın üzerinde mutlak hâkim olan? Ölüden diriyi çıkaran; diriden de ölüyü çıkaran kimdir? Kâinatın düzen ve dengesini sağlayan kimdir? Onlar hemen "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki:
– Sorumluluğunuzu yerine getirmeyecek misiniz?
32İşte bu Allah’tır sizin gerçek Rabbiniz. Haktan saptıktan sonra, sapkınlıktan başka ne kalıyor? O halde nasıl sırt çeviriyorsunuz?
33İşte böylece, iman etmeyerek yoldan çıkanların üzerine Allah’ın azap sözü hak oldu.
Açıklamalı meal
31O hâlde, ey Müslüman sen de Allah’ın egemenliğini reddederek adım adım bu korkunç akıbete yürüyen inkârcılara de ki: “Sizi gökten inen ve yerden çıkan nimetlerle rızıklandıran kimdir? Yahut kulaklarınızın işitme ve gözlerinizin görmesini sağlayan gerçek sahibiniz kimdir? Dün ortada yokken bugün bir bitki, bir hayvan, bir insan meydana geliyor. Söyleyin ölüm ve hayat gibi birbirine tamamen zıt iki olguyu birbirine dönüştürerek ölüden diriyi diriden de ölüyü çıkaran kimdir? Kâinatı yaratıp nizamını kuran, dengesini sağlayan ve kusursuz bir şekilde yönetip işleri düzene koyan kimdir?” Müşriklerin hepsi bu can alıcı sorular karşısında “Evet, bütün bunları yapan ve yaratan Allah’tır” diyecekler. O zaman da onlara de ki: “Öyleyse Allah’ın sizi davet ettiği mükemmel hayat nizamını kabule niçin yanaşmıyorsunuz. O halde Allah’ın yasalarına uyarak niçin azabından korunmuyorsunuz? Kendini dahi bilemeyen insanlara yasa hakkı vererek, onların yalan yanlış uyduruk yasalarına göre yaşayarak kendinizi cehenneme niçin atıyorsunuz?” Ve neden hâlâ Allah’a şirk koşmayı bırakıp Allah’ın razı olmadığı şeylerden sakınmıyorsunuz?
32İşte sizin gerçek Rabbiniz ve her şeye gücü yeten ilahınız olan Allah budur. Artık O’nun davet ettiği hayat gerçeğinin dışında yaşananlar sapıklıktan başka ne olabilir? Öyleyse şu takip ettiğiniz yolun akıbetinden hiç çekinmez misiniz? Ve O’nun cezalandırmasından hiç endişe duymaz mısınız? Bütün bu gerçekleri bile bile nasıl oluyor da zalimlerin sözlerine aldanıp yüzünüz başka tarafa çevriliyor ve doğrudan yanlışa, haktan bâtıla döndürülüyorsunuz?
33Böylece Rabbinin o hak yoldan çıkmışlar hakkındaki: Allah’a nankörlük ederek ortak koşanlara dair “Onlar iman etmezler” sözü kesin hüküm olarak gerçekleşmiş olur. Onlar cehennem azabına çarptırılacaklardır.
Ayet 34
1 ayetYunus 34
قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُۜ قُلِ اللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٣٤
Mushaf
Okunuş
34Ḳul hel min şürakâiküm mey yebdeü-lḫalḳa ŝümme yüʿîdüh. ḳuli-llâhü yebdeü-lḫalḳa ŝümme yüʿîdühû feennâ tüʾfekûn.
Türkçe Meal
34De ki:
– İlahlık yakıştırarak şirk koştuklarınızdan, yaratmayı başlatıp sonra bunu sürekli tekrarlayan var mıdır? De ki:
– Eşsiz yaratılıştan sonra onun tekrar edilişinin Allah’a ait olduğunu söyle. Nasıl da böylesine aldanıyorsunuz?
Açıklamalı meal
34İnkârcılardan etkilenip hak yoldan sapanlara ve yaratılışlarındaki mükemmel sistemi görmezden gelenlere de ki: “Sizin hüküm koymada, yönetmede, yargılamada ve cezalandırmada yasalarına kayıtsız şartsız uyduğunuz ve böylelikle Allah’tan başkasını ilah edinip ortak koştuklarınızdan, tağutlaştırdığınız şahıslardan herhangi biri yoktan var edip de öldükten sonra onu yeniden diriltebilir mi?” Şu ana kadar bu soruya “evet var” diyen biri çıkmadı. O zaman onlara de ki: ” Her şeyi yoktan var eden, öldükten sonra da yarattığını yeniden diriltecek olan ve dirilttiklerine de niçin yasalarıma uymayıp şirke bulaştınız diye hesaba çekecek olan Allah’tır. Artık bu gerçeğe rağmen nasıl oluyor da Allah’ı bırakıp başka ilahlar edinerek haktan bâtıla çevriliyorsunuz?”
İlgili ayetler
Ayet 35
1 ayetYunus 35
قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّۜ قُلِ اللّٰهُ يَهْد۪ي لِلْحَقِّۜ اَفَمَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّ اَحَقُّ اَنْ يُتَّبَعَ اَمَّنْ لَا يَهِدّ۪ٓي اِلَّٓا اَنْ يُهْدٰىۚ فَمَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ ٣٥
Mushaf
Okunuş
35Ḳul hel min şürakâiküm mey yehdî ile-lḥaḳḳ. ḳuli-llâhü yehdî lilḥaḳḳ. efemey yehdî ile-lḥaḳḳi eḥaḳḳu ey yüttebeʿa emmel lâ yehiddî illâ ey yühdâ. femâ leküm. keyfe taḥkümûn.
Türkçe Meal
35De ki:
– İlahlık nitelikler yakıştırdıklarınızdan hakikate ulaştıran var mıdır? De ki:
– Allah’tır hakikate ulaştıran. Hakikate ulaştıran mı uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine yol gösterilmedikçe doğruya ulaşamayan mı? Ne oluyor size? Nasıl böyle hüküm veriyorsunuz?
Açıklamalı meal
35Ey Müslüman! Bıkıp usanmadan hakîkati haykırmaya devam ederek onlara de ki: “ Söyleyin bakalım sizin ilah kabul edip ortak koştuklarınızdan sizi doğru olana, adalete gerçeğe ve hakka iletecek olan biri var mıdır?” Cevap verip de ki: “Yalnızca Allah gönderdiği kitaplar ve peygamberlerle insanları doğruya ve hakka iletir. Öyleyse doğruya ve hakka ulaştıran mı kendisine itaat edilip uyulmaya daha lâyıktır yoksa kendisine doğru yol gösterilmedikçe kendi başına doğru yolu bulamayan ve bulması da imkânsız olan mı kendisine itaat edilip uyulmaya daha lâyıktır?Ey insanlar. Hiç düşünmez misiniz? Allah’ın yasalarına karşı yasa yaparak insanlara egemenlik kuranlar zaten yoldan çıkmışlardır. Gerçek bu kadar açık iken size ne oluyor, nasıl bunu düşünemeyip böyle yanlış seçimlerde ve hükümlerde bulunabiliyorsunuz?
Ayet 36
1 ayetYunus 36
وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلَّا ظَنًّاۜ اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔاۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ ٣٦
Mushaf
Okunuş
36Vemâ yettebiʿu ekŝeruhüm illâ żannâ. inne-żżanne lâ yugnî mine-lḥaḳḳi şeyʾâ. inne-llâhe ʿalîmüm bimâ yefʿalûn.
Türkçe Meal
36Onların çoğu hakka Kuran’a değil sadece zanna (kitaba dayanmayan bilgilere) uyarlar. Gerçekte zan hakikati ortaya koyma adına hiçbir şey ifade etmez. Şüphesiz ki Allah, onların ne yaptıklarını bilendir.
Açıklamalı meal
36Allah’ın emirlerine uymayan o insanların çoğu hayat nizamlarını seçerken hiçbir dayanağı olmayan zan ve boş kuruntudan başka bir şeye uymazlar. Oysa önyargı ve zan hiçbir zaman hak olan gerçeğin yerini tutmaz. Zan sadece tahminden ibarettir. Hiç kuşkusuz Allah onların seçimini neye göre yaptığını en ince ayrıntılarına kadar hakkıyla bilmektedir. Bu durumda yapmanız gereken, bütün bu zanlardan, önyargılardan sıyrılarak Allah’ın kitabına yönelmektir.
İlgili ayetler
Ayet 37–39
3 ayetYunus 37
Yunus 38
Yunus 39
وَمَا كَانَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ اَنْ يُفْتَرٰى مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ تَصْد۪يقَ الَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْص۪يلَ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۠ ٣٧ اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِثْلِه۪ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٣٨ بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُح۪يطُوا بِعِلْمِه۪ وَلَمَّا يَاْتِهِمْ تَاْو۪يلُهُۜ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِم۪ينَ ٣٩
Mushaf
Okunuş
37Vemâ kâne hâẕe-lḳurʾânü ey yüfterâ min dûni-llâhi velâkin taṣdîḳa-lleẕî beyne yedeyhi vetefṣîle-lkitâbi lâ raybe fîhi mir rabbi-lʿâlemîn.
38Em yeḳûlûne-fterâh. ḳul feʾtû bisûratim miŝlihî vedʿû meni-steṭaʿtüm min dûni-llâhi in küntüm ṣâdiḳîn.
39Bel keẕẕebû bimâ lem yüḥîṭû biʿilmihî velemmâ yeʾtihim teʾvîlüh. keẕâlike keẕẕebe-lleẕîne min ḳablihim fenżur keyfe kâne ʿâḳibetu-żżâlimîn.
Türkçe Meal
37Bu Kuran, başkaları tarafından uydurulmuş ve Allah’a isnat edilmiş bir kitap değildir. Fakat o kendinden önceki ilahi mesajları tasdik etmek onlardaki hükümleri ayrıntılı bir şekilde açıklamak üzere âlemlerin Rabbinden geldiğine şüphe olmayan bir kitaptır.
38Yoksa bu Kuran’ı uydurdu mu diyorlar? De ki:
– Eğer iddianızda samimi iseniz Allah’tan başka yardıma çağırabileceğiniz herkesi çağırın da Kuran’ın surelerine benzeyen bir sure meydana getirin bakalım!
39Hayır aslında onlar Kuran’ın içindeki gerçekleri kavrayamadıkları ve kendilerine haber verilen birtakım olaylar henüz gerçekleşmediği için Kuran karşısında yalana sarılıyorlar. Onlardan önceki nice topluluklar da aynen böyle yalanlamışlardı. İşte o yalanlayanların sonunun ne olduğuna bir bak!
Açıklamalı meal
37Şüphesiz bu Kur’an Allah’tandır ve kesinlikle başkası tarafından uydurulmuş bir söz değildir. Ancak Allah’ın gönderdiği önceki kitaplardan geriye kalan doğruları tasdik eder ve o kitapların dayandığı ana esasları açıklar. Bu Kur’an ilâhî hükümleri ayrıntılı bir biçimde açıklayan, içinde hiçbir kuşkuyu barındırmayan ve âlemlerin Rabbinden gelen bir kitaptır.
38Gerçek böyle olduğu halde müşrik kalmakta inatla direnenler, Muhammed Onu kendisi uydurdu diyorlar? Sen onlara de ki: “Eğer bu iddianızda samimi ve dürüst iseniz, Muhammed gibi okuma yazması bile olmayan bir kişi; bütün insanları dize getiren böyle muhteşem bir kitap yazabiliyorsa haydi Kur’an’ın surelerine benzer bir sure de siz getirin. Hadi buna tek başınıza gücünüz yetmedi diyelim. O zaman bunu yaparken de Allah’tan başka çağırabileceğiniz, yardım alabileceğiniz şairlerinizi, edebiyatçılarınızı, ilim, fikir ve din adamlarınızı kısaca kim varsa hepsini de yardımınıza çağırın.”
39Getirebilirler mi? Hayır iddialarında hiç de samimi ve tutarlı değillerdir. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar en kısa bir sûrenin bile benzerini getiremeyecekler. Ama buna rağmen iyice düşünüp tartmadan hakkında gerçekçi hiçbir bilgiye sahip olmadan ve âyetlerin ayrıntılı açıklamalarını ve anlamını dinleyip kavramadan Kur’an’ı yalanladılar. Geçmişte bunun birçok örnekleri var. Nitekim onlardan öncekiler de peygamberleri ve onlara indirilen kitapları böyle yalanlamışlardı. Yanlış ölçüp, yanlış tartan zalimlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak.
Ayet 40
1 ayetYunus 40
وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِه۪ وَمِنْهُمْ مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِه۪ۜ وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِالْمُفْسِد۪ينَ۟ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40Veminhüm mey yüʾminü bihî veminhüm mel lâ yüʾminü bih. verabbüke aʿlemü bilmüfsidîn.
Türkçe Meal
40Onların arasından bu Kuran’a inanacak olan da var, inanmayacak olan da ama senin Rabbin o bozguncuları çok iyi bilmektedir.
Açıklamalı meal
40Gerçeği kabule yanaşmayan Mekke halkının içinde düşünüp doğru olana yönelerek Kur’an’a iman eden de olacak. İnkâra ve yalanlamaya devam edip kibir ve inadından dolayı asla iman etmeyen de olacak. Fakat sen üzülme. Senin Rabbin hakkı yalanlayıp halk içinde fitne ve fesat çıkaran ve başkalarını da hakka yönelmekten alıkoyan o bozguncuları çok iyi bilir.
Ayet 41–43
3 ayetYunus 41
Yunus 42
Yunus 43
وَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ ل۪ي عَمَل۪ي وَلَكُمْ عَمَلُكُمْۚ اَنْتُمْ بَر۪ٓيؤُ۫نَ مِمَّٓا اَعْمَلُ وَاَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ ٤١ وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَۜ اَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ وَلَوْ كَانُوا لَا يَعْقِلُونَ ٤٢ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْظُرُ اِلَيْكَۜ اَفَاَنْتَ تَهْدِي الْعُمْيَ وَلَوْ كَانُوا لَا يُبْصِرُونَ ٤٣
Mushaf
Okunuş
41Vein keẕẕebûke feḳul lî ʿamelî veleküm ʿamelüküm. entüm berîûne mimmâ aʿmelü veenâ berîüm mimmâ taʿmelûn.
42Veminhüm mey yestemiʿûne ileyk. efeente tüsmiʿu-ṣṣumme velev kânû lâ yaʿḳilûn.
43Veminhüm mey yenżuru ileyk. efeente tehdi-lʿumye velev kânû lâ yübṣirûn.
Türkçe Meal
41Eğer seni yalancılıkla suçlarlarsa de ki:
– Benim yaptıklarım bana ait sizin yaptıklarınız da size aittir, zira siz benim yaptıklarımdan sorumlu değilsiniz ben de sizin yaptıklarınızdan sorumlu değilim.
42Onlardan kimileri güya seni dinlerler, eğer akıllarını kullanmıyorlarsa bu sağırlara sen mi işittireceksin?
43Onlardan güya sana bakanlar vardır. Gerçeği görme kabiliyetlerini kaybetmişlerse bu körlere sen mi yol göstereceksin?
Açıklamalı meal
41Resûlüm! Bütün çabalarına rağmen eğer senin Allah adına yaptığın çağrıya inanmayıp yalanlarlarsa onlara de ki: “ Bakın ben hiç kimseyi iman etmeye zorlamıyorum. Siz de bizim inancımıza müdahale etmeyin. Benim yaptıklarımın sorumluluğu bana, sizin yaptıklarınızın sorumluluğu da size aittir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım.” Herkes kendi amelinden ve tercihlerinden sorumlu tutularak karşılığını görecektir.
42Sen Kur’an okurken görünüşte içlerinden seni dinliyor gibi görünüp senin söylediklerin üzerinde hiç aklını kullanmadan ayetlerimizi dinleyenler de var. Eğer akıllarını kullanmazlarsa ve anlamak için dinlemezlerse; sen vicdanları önyargılara şartlamış olan o sağırlara; hakîkatin sesini duyurabilecek misin? Aklını kullanmayanların sağırlardan farkı yoktur, sen onlara duyuramazsın.
43Onlara hakikati anlatırken içlerinden senin yapıp ettiklerini anlıyormuş gibi bön bön sana bakanlar da var. Eğer senin yaptıklarının amacını ve gözlerinin önündeki gerçeği göremiyorlarsa ve bir de basiretleri kapalıysa, sen körleri doğru yola iletebilecek misin? Bunların durumu da körlerden farklı değildir, sen körlere de doğru yolu gösteremezsin.
Ayet 44
1 ayetYunus 44
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْـًٔا وَلٰكِنَّ النَّاسَ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
44İnne-llâhe lâ yażlimü-nnâse şeyʾev velâkinne-nnâse enfüsehüm yażlimûn.
Türkçe Meal
44Şüphesiz Allah insanlara asla haksızlık yapıp zulmetmiyor, fakat insanlar kendi kendilerine zulmedip yazık ediyorlar.
Açıklamalı meal
44Şurası bir gerçek ki Allah insanlara zerre kadar dahi olsa asla hiçbir konuda haksızlık yapmaz. Fakat Allah’ın davetini kabul etmeyen insanlar kötülüklere ve günahlara dalarak ve bizzat kendi yaptıklarından dolayı azabı hak ederek bizzat kendilerine haksızlık ve zulmederler. Hem de bunu, dünya hayatının gelip geçici zevkleri uğruna yaparlar.
İlgili ayetler
Ayet 45–46
2 ayetYunus 45
Yunus 46
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَاَنْ لَمْ يَلْبَثُٓوا اِلَّا سَاعَةً مِنَ النَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْۜ قَدْ خَسِرَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ اللّٰهِ وَمَا كَانُوا مُهْتَد۪ينَ ٤٥ وَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ اللّٰهُ شَه۪يدٌ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ ٤٦
Mushaf
Okunuş
45Veyevme yaḥşüruhüm keel lem yelbeŝû illâ sâʿatem mine-nnehâri yeteʿârafûne beynehüm. ḳad ḫasira-lleẕîne keẕẕebû biliḳâi-llâhi vemâ kânû mühtedîn.
46Veimmâ nüriyenneke baʿḍa-lleẕî neʿidühüm ev neteveffeyenneke feileynâ merciʿuhüm ŝümme-llâhü şehîdün ʿalâ mâ yefʿalûn.
Türkçe Meal
45Onların hepsini bir araya toplayacağı o gün, sanki gündüzün bir vaktinde birbirleriyle tanışacakları bir zaman kadar kalmış olduklarını sanacaklar. Allah ile karşılaşmayı hesaba katmayıp doğru yolda gitmeyenler kesinlikle kaybetmiş olacaklar.
46Onlara vaat ettiğimiz azabın bir kısmını sen bu dünyadayken sana göstersek; ya da onların cezasını vermeden seni vefat ettirsek, nasıl olsa onların önünde sonunda dönüşü bizedir. Sonra da Allah, onların bütün yaptıklarına zaten şahittir.
Açıklamalı meal
45Onların hepsini mezarlarından kaldırıp hesap günü bir araya toplayacağız. O gün geriye dönüp baktıklarında yaşadıkları bir ömür, insanlara o kadar kısa gelecek ki, sanki dünyada gündüzün bir vaktinde ayaküstü birbirleriyle tanışmalarına yetecek kadar kısa bir süre kaldıklarını düşünecekler. İşte o zaman, dünya hayatının geçici zevkleri uğruna ebedî mutluluğu kaybetmenin ne büyük bir gaflet olduğunu anlayacaklar. O Gün Allah ile karşı karşıya gelecekleri gerçeğini, Allah’ın manevi huzuruna çıkmayı ve dünya hayatlarındaki yaşayış biçimlerinden hesaba çekileceklerine inanmayıp yalanlamış olanlar ve yaratılış gayesinden uzak yaşadıkları için doğru yola girmemiş olanlar gerçekten korkunç bir hüsrana uğrayacaklardır.
46Ey Peygamber! Şu kaçınılmaz bir gerçek ki onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını sana sen hayattayken bu dünyada göstersek ne değişir ya da onların acı akıbetini görmeden seni vefat ettirsek ne değişir? Eninde sonunda hepsinin dönüşü bizedir ve işledikleri suçlarının karşılığını göreceklerdir. Allah onların yaptıklarına hakkıyla şahittir.
Ayet 47
1 ayetYunus 47
وَلِكُلِّ اُمَّةٍ رَسُولٌۚ فَاِذَا جَٓاءَ رَسُولُهُمْ قُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٤٧
Mushaf
Okunuş
47Velikülli ümmetir rasûl. feiẕâ câe rasûlühüm ḳuḍiye beynehüm bilḳisṭi vehüm lâ yużlemûn.
Türkçe Meal
47Her ümmet için ilahi mesajı aktaran bir elçi vardır. Onlara elçileri geldiğinde aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulüm ve haksızlık yapılmaz.
Açıklamalı meal
47Her ümmetin mutlaka bir peygamberi veya onlara peygamberle gelen mesajları duyuran uyarıp aydınlatan İslam davetçileri vardır. Peygamberler onlara geldiğinde doğru olan hayat nizamı ile yaşamaya davet edilirler. İnsanların bir kısmı ona inanır, bir kısmı inanmaz. Ahirette de amel defterleri açılıp, her insanın davete verdiği cevaba bakılır ve ona göre aralarında adaletle hükmedilir ve onlar asla zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.
Ayet 48–49
2 ayetYunus 48
Yunus 49
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٤٨ قُلْ لَٓا اَمْلِكُ لِنَفْس۪ي ضَرًّا وَلَا نَفْعًا اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ لِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌۜ اِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ فَلَا يَسْتَاْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ ٤٩
Mushaf
Okunuş
48Veyeḳûlûne metâ hâẕe-lvaʿdü in küntüm ṣâdiḳîn.
49Ḳul lâ emlikü linefsî ḍarrav velâ nefʿan illâ mâ şâe-llâh. likülli ümmetin ecelün. iẕâ câe ecelühüm felâ yesteʾḫirûne sâʿatev velâ yestaḳdimûn.
Türkçe Meal
48Bir de kalkıp onlar; “Eğer iddianızda doğru iseniz şu vaat edilen şey ne zaman gerçekleşecek?” diye soruyorlar.
49De ki:
– Ben Allah’ın dilediğinden başka, kendim için herhangi bir zarar da fayda da sağlayamam. Zira her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri/vadeleri geldiği zaman ne bir saat geri alınır ne de bir saat ertelenir.
Açıklamalı meal
48Şimdiki müşrikler de geçmişteki her peygambere yapılan itiraz gibi: “Eğer kıyâmet, ahiret, cennet, cehennemle ilgili söyledikleriniz doğruysa söyleyin bakalım bizi tehdit ettiğiniz bu azap ve vaad edilen şey ne zaman başımıza gelecekmiş?” diyerek alay ediyorlar. Böylece inkârlarını ortaya koyuyorlar.
49Ey Resûlüm sen onlara de ki: “ Bana inanmayanları azaba uğratacağım!’ demedim ki! Bilakis ben de sizin gibi beşerim. Allah dilemedikçe kendime gelecek hiçbir zararı önleyemem, kendim için de herhangi bir yarar sağlayamam. Dolayısıyla, size vaad edilen azabın ne zaman gerçekleşeceğini de bilemem. Benim vazifem sadece tebliğdir. Fakat şunu söyleyebilirim ki, Allah ceza ve mükâfat vermekte acele etmez. Her insanın olduğu gibi her ümmetin de Allah’ın yasaları ile belirlenmiş bir ömrü ve takdir edilen bir eceli vardır. Mesajını iyice anlamanız, üzerinde düşünmeniz için size bir süre daha mühlet verecektir. Bu süre gelinceye kadar da imtihân devam edecektir. Süresi dolup ecelleri geldiğinde ne bir saat öne alınabilir ne de süre dolmadan bir saat geciktirilebilir.” Son pişmanlık fayda vermez.
Ayet 50–53
4 ayetYunus 50
Yunus 51
Yunus 52
Yunus 53
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَتٰيكُمْ عَذَابُهُ بَيَاتًا اَوْ نَهَارًا مَاذَا يَسْتَعْجِلُ مِنْهُ الْمُجْرِمُونَ ٥٠ اَثُمَّ اِذَا مَا وَقَعَ اٰمَنْتُمْ بِه۪ۜ آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ ٥١ ثُمَّ ق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِۚ هَلْ تُجْزَوْنَ اِلَّا بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ ٥٢ وَيَسْتَنْبِؤُ۫نَكَ اَحَقٌّ هُوَۜ قُلْ ا۪ي وَرَبّ۪ٓي اِنَّهُ لَحَقٌّ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ۟ ٥٣
Mushaf
Okunuş
50Ḳul eraʾeytüm in etâküm ʿaẕâbühû beyâten ev nehâram mâẕâ yestaʿcilü minhü-lmücrimûn.
51Eŝümme iẕâ mâ veḳaʿa âmentüm bih. âlʾâne veḳad küntüm bihî testaʿcilûn.
52Ŝümme ḳîle lilleẕîne żalemû ẕûḳû ʿaẕâbe-lḫuld. hel tüczevne illâ bimâ küntüm teksibûn.
53Veyestembiûneke eḥaḳḳun hû. ḳul î verabbî innehû leḥaḳḳuv vemâ entüm bimüʿcizîn.
Türkçe Meal
50De ki:
– Allah’ın azabı size gece veya gündüz ansızın geliverse ne yaparsınız hiç düşündünüz mü? Peki, bu suçlular o azabın acele gelmesini niye istiyorlar?
51Şimdi siz, azap size gelince mi inanacaksınız? O zaman size, “Şimdi mi aklınız başınıza geldi? Oysa bu azabın gelmesi için acele edip duruyordunuz” Denilecek.
52Sonra o kendilerine yazık edenlere:
– Tadın bakalım kalıcı azabı, kazandıklarınızın dışında bir karşılık mı bekliyordunuz?
53Bir de kalkıp “Senin söylediğin bu azap gerçek mi?” diye sana soruyorlar. De ki:
– Evet, Rabbime yemin ederim ki o gerçeğin ta kendisidir. Ve siz ondan asla kurtulamayacaksınız.
Açıklamalı meal
50De ki: “ Ey müşrikler! Söyleyin bakalım Allah’ın azabı size gece vakti rahatlık içinde uyurken veya gündüz gezip eğlenirken tam işinize gücünüze dalmışken ansızın başınıza gelse ne yapabilirdiniz? Hâliniz nice olurdu hiç düşündünüz mü? Günahkâr suçlular azap gelmeden önce kendilerine çeki düzen vermek yerine niçin ve neye güvenerek Allah’a meydan okurcasına o azabın acele olarak gelmesini istiyorlar ki?” Onun zamanını belirleyecek olan Allah’tır. Sizin “Bir an önce başımıza gelsin de görelim” demenizle de Allah onun zamanını değiştirmez.
51Başınıza azap geldikten sonra mı O’na iman edeceksiniz? Anlaşılan o ki sizin ders almaya niyetiniz yok ve azap başınıza gelmeden iman etmeyeceksiniz. Ama o gün size denecek şudur: Şimdi mi aklınız başınıza geldi? Önceden size haberi verilip de uyarıldığınıza şimdi mi inanacaksınız? Artık çok geç. Hâlbuki daha önce azap gelsin de görelim diye alaycı bir tavır takınarak bu cezanın aceleyle gelivermesini istemiyor muydunuz denilir. Oysaki onlara cezamız gelince dilleri tutulur, şaşırır kalırlar.
52Sonra Âhiret ve Hesap Günü’ne inanmayanlara ve yanlışta ısrar eden zulmedenlere: “ Ebedî kalmak üzere girin şu hak ettiğiniz cehenneme de görüp tadın bakalım sonsuz azabın ne olduğunu. Siz zulüm ve kötülük olarak dünya hayatındaki yaptıklarınızla neyi hak ettiyseniz, sadece onun karşılığını göreceksiniz denilir. Bizim sözümüz sözdür. Rabbin zulmedici değildir. İnsanlara yapmadıklarından dolayı azap edecek değildir. Rabbin suçluyu suçsuzu birbirinden ayırır.
53İçlerinden bir kısmı da kendilerine bildirilmekte olan bu âyetler için şüphe edip hâlâ o azap gerçek mi?” diye sana soruyorlar. Sen de onlara de ki: “Evet. Rabbime yemin ederim ki o ahiret hesabı ve cezası gerçeğin ta kendisidir. Ey zâlimler siz ne yaparsanız yapın bundan kurtulamazsınız ve ilâhî adâletin gerçekleşmesine asla engel olamazsınız.”
İlgili ayetler
Ayet 54
1 ayetYunus 54
وَلَوْ اَنَّ لِكُلِّ نَفْسٍ ظَلَمَتْ مَا فِي الْاَرْضِ لَافْتَدَتْ بِه۪ۜ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۚ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٥٤
Mushaf
Okunuş
54Velev enne likülli nefsin żalemet mâ fi-lʾarḍi leftedet bih. veeserrü-nnedâmete lemmâ raevu-lʿaẕâb. veḳuḍiye beynehüm bilḳisṭi vehüm lâ yużlemûn.
Türkçe Meal
54(O gün) Kendine zulmedip yazık etmiş olan herkes, yeryüzündeki her şey kendinin olsa cehennemden kurtulmak için onu fidye olarak vermek ister. Nitekim azabı gördüklerinde pişmanlıklarını bile açığa vurmaktan aciz olacaklar. Zira aralarında adaletle hüküm verilecek ve hiç kimseye haksızlık edilmeyecektir.
Açıklamalı meal
54O gün öyle zor bir gündür ki; dünya hayatını müşrik ve kâfir olarak tamamladığı için kendisine zulmetmiş herkes, yeryüzünün bütün servetine sahip olsa bile bunu cehennem azabından kurtulmak için gözlerini kırpmadan seve seve fidye olarak verirdi. Fakat ne çare, o zalimler kendilerini bekleyen azabı gördüklerinde dünya hayatında iken iman etmedikleri için kor gibi yüreklerini yakan pişmanlıklarını gösterecek gücü bile açığa vuramazlar ve nutukları tutulup donakalırlar. O gün insanların aralarında tam bir adaletle hüküm verilir ve kimseye en küçük bir haksızlık da yapılmaz. Böylece zâlimler, sonsuz azaba mahkûm olacak ve ilahi adalet onlar için hak ettiklerinin tam karşılığını verecektir.
Ayet 55–56
2 ayetYunus 55
Yunus 56
اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٥٥ هُوَ يُحْي۪ وَيُم۪يتُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٥٦
Mushaf
Okunuş
55Elâ inne lillâhi mâ fi-ssemâvâti velʾarḍ. elâ inne vaʿde-llâhi ḥaḳḳuv velâkinne ekŝerahüm lâ yaʿlemûn.
56Hüve yuḥyî veyümîtü veileyhi türceʿûn.
Türkçe Meal
55İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Yine iyi bilin ki, Allah’ın azap vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Fakat onların çoğu bu gerçeği bilmiyorlar.
56Zira hayat veren de odur öldürüp dirilten de odur. Ve hesap vermek için Allah’ın huzuruna çıkarılacaksınız.
Açıklamalı meal
55İyi bilin ve aklınızdan çıkarmayın ki göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ındır. Her şeyin sahibi olan Allah, her şeye Kâdir’dir. Yine bilesiniz ki, Allah’ın Kıyamet ve Hesap Günü ile ilgili vaadi mutlaka gerçekleşecektir ve ne diyorsa olacaktır. Her insan yaşayış biçiminden hesaba çekilecektir fakat onların çoğu bunu bilmezler. Onun için Allah’ın ayetlerini, Allah’ın verdiği sözleri inkâr edenlerle lüzumsuz tartışmalar yapmayın. Sen sadece anlamak isteyene yol göster.
56O öldüren ve dünya hayatında iken yapmış olduklarınızın hesabını vermek üzere tekrar dirilten hayatı da ölümü de veren Allah’tır. İyi bilin ki sonunda hepiniz hesap vermek üzere O’nun huzuruna getirileceksiniz.
İlgili ayetler
Ayet 57–58
2 ayetYunus 57
Yunus 58
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَٓاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ ٥٧ قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُواۜ هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ ٥٨
Mushaf
Okunuş
57Yâ eyyühe-nnâsü ḳad câetküm mevʿiżatüm mir rabbiküm veşifâül limâ fi-ṣṣudûri vehüdev veraḥmetül lilmüʾminîn.
58Ḳul bifaḍli-llâhi vebiraḥmetihî febiẕâlike felyefraḥû. hüve ḫayrum mimmâ yecmeʿûn.
Türkçe Meal
57– Ey İnsanlar! Rabbinizden size bir öğüt, kalplerdeki hastalıklara şifa, müminler için doğru yol kılavuzu ve rahmet olan Kuran gelmiştir.
58De ki: - Başka şeylere değil Allah’ın lütfu ve rahmeti olan bu Kuran’a sevinsinler, zira o elde edebileceğiniz her şeyden daha hayırlıdır.
Açıklamalı meal
57Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki kalplerdeki, manevî hastalıklar için dertlere kesin bir şifa ve yaratılış sebeplerine uygun yaşamak isteyen mü’minler için yol gösterici bir hidayet ve rahmet kaynağı olmak üzere Kur’an gelmiştir.
58Ey Peygamber! Bu durumda inkârcılığın pençesinde kıvranan bütün insanlara müjdeleyip de ki: “ Bu dünyanın geçici nîmetleri, insanlığı huzura kavuşturmada yeterli olamaz. O hâlde, Allah’ın sonsuz lütfu ve rahmetiyle şifa kaynağı olan kitabından dolayı sevinsinler. Çünkü vaad edilen bu Kur’an nimeti, onların dünya malı olarak toplayıp biriktirdikleri mal ve servetin hepsinden daha değerli ve hayırlıdır.”
Ayet 59–60
2 ayetYunus 59
Yunus 60
قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًاۜ قُلْ آٰللّٰهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللّٰهِ تَفْتَرُونَ ٥٩ وَمَا ظَنُّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ۟ ٦٠
Mushaf
Okunuş
59Ḳul eraʾeytüm mâ enzele-llâhü leküm mir rizḳin feceʿaltüm minhü ḥarâmev veḥalâlâ. ḳul ellâhü eẕine leküm em ʿale-llâhi tefterûn.
60Vemâ żannü-lleẕîne yefterûne ʿale-llâhi-lkeẕibe yevme-lḳiyâmeh. inne-llâhe leẕû faḍlin ʿale-nnâsi velâkinne ekŝerahüm lâ yeşkürûn.
Türkçe Meal
59De ki:
– Görmüyor musunuz Allah’ın size rızık olarak ikram ettiği yiyecekleri keyfinize göre bir kısmını helal bir kısmını haram kılıyorsunuz. Deki Allah mı buna izin verdi, yoksa uydurarak Allah’a iftira mı ediyorsunuz?
60Uydurdukları yalanları Allah’a isnat edenler kıyamet gününü ne zannediyorlar? Allah insanlara karşı bol lütuf/ikram sahibidir ama onların çoğu bu nimetlerin hakkını verip şükretmiyorlar.
Açıklamalı meal
59Ey Peygamber! Kitap Ehline de ki: “ Hiçbir makul gerekçeye dayandırmadan Allah’ın size rızık olarak verdiklerinin bir kısmını kendinize helal bir kısmını da haram sayıyorsunuz. Size ne oluyor ve ne demeli?” Onları düşündüren bu sorudan sonra de ki: “ Bu konuda Allah size yetki ya da izin mi verdi. Yoksa Allah böyle emretti diyerek koyduğunuz keyfî hükümlerle ve O’nun “haram” demediğine haram, “helal” demediğine ise helal diyerek siz Allah’a karşı iftira atıp yalan mı uyduruyorsunuz?” Yarattıkları üzerinde hüküm koyma yetkisi yalnızca Allah’a aittir, dolayısıyla neyin helal, neyin de haram olduğunun belirleyicisi O’dur. Allah’ın size verdiği rızıklar için kendi kafanıza göre şu helaldir, şu haramdır diyemezsiniz
60Allah’ın yarattıkları üzerinde hükümler koymaya çalışarak Allah’a karşı iftira edip yalan uyduranlar kıyamet günü başlarına gelebilecek azap hakkında ne düşünüyorlar? Günün birinde hesaba çekileceklerini hiç akıllarına getirmiyorlar mı? Şüphesiz onları bekleyen akıbet hakkında kitap ve peygamber göndermekle Allah insanlara karşı sınırsız ikram ve lütuf sahibidir. Ancak onların çoğu bu nimetlerin kıymetini bilmedikleri için nankörlük edip şükretmezler ve nimetler üzerinde kendisini hak sahibi görüp hükümler koymaya kalkarlar.
İlgili ayetler
Ayet 61
1 ayetYunus 61
وَمَا تَكُونُ ف۪ي شَاْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاٰنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا اِذْ تُف۪يضُونَ ف۪يهِۜ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ وَلَٓا اَصْغَرَ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرَ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ٦١
Mushaf
Okunuş
61Vemâ tekûnü fî şeʾniv vemâ tetlû minhü min ḳurʾâniv velâ taʿmelûne min ʿamelin illâ künnâ ʿaleyküm şühûden iẕ tüfîḍûne fîh. vemâ yaʿzübü ʿar rabbike mim miŝḳâli ẕerratin fi-lʾarḍi velâ fi-ssemâi velâ aṣgara min ẕâlike velâ ekbera illâ fî kitâbim mübîn.
Türkçe Meal
61Hangi koşullarda bulunursan bulun ve Kuran’dan hangi konuyu gündeme taşırsan taşı biz sizin Allah rızası için yaptığınız eylemlere mutlaka şahidiz. Zira ne yeryüzünde ne de gökyüzünde zerre kadar bir şey Rabbinden gizli kalamaz.İster ondan daha küçüğü veya büyüğü olsun hepsi apaçık kitapta kayıtlıdır.
Açıklamalı meal
61Ey Peygamber! Ne işle meşgul olursan ol ve o işe dair Kur’an’dan ne okursan oku. Biz senin de hangi şartlar altında Allah’ın daveti konusunda neler yaptığını, yapmakta olduğunu, görüp bilmekteyiz. Ve siz de ey insanlar! ne yaparsanız yapın o işe dalıp gittiğiniz andan itibaren, Allah adına yapılmakta olan davete karşı tutumunuzu, nereye yönelip, kimleri Rab ve ilahlar edinerek nizamlarına uyduklarınızı biz ayrıntılıları ile bilip mutlaka size şahitlik etmekteyiz. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca bir şey, hatta daha küçük olan şeyler bile Rabbinin bilgisinden gizlenemez. Yine bundan daha küçüğü veya daha büyüğüne varsa ve her ne yaparsanız yapın hepsinin kaydı apaçık bir kitapta tutulmaktadır.
Ayet 62–65
4 ayetYunus 62
Yunus 63
Yunus 64
Yunus 65
اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ ٦٢ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَۜ ٦٣ لَهُمُ الْبُشْرٰى فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۜ لَا تَبْد۪يلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۜ ٦٤ وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْۢ اِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَم۪يعًاۜ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٦٥
Mushaf
Okunuş
62Elâ inne evliyâe-llâhi lâ ḫavfün ʿaleyhim velâ hüm yaḥzenûn.
63Elleẕîne âmenû vekânû yetteḳûn.
64Lehümü-lbüşrâ fi-lḥayâti-ddünyâ vefi-lʾâḫirah. lâ tebdîle likelimâti-llâh. ẕâlike hüve-lfevzü-lʿażîm.
65Velâ yaḥzünke ḳavlühüm. inne-lʿizzete lillâhi cemîʿâ. hüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Türkçe Meal
62– İyi bilin ki, Allah’ı evliya edinenlere korku yoktur ve onlar üzüntü duymazlar.
63Onlar Allah’a inanıp güvenen ve sorumluluğunu yerine getirenlerdir.
64Onlara hem dünya hayatında hem de ahirette müjdeler vardır. Zira Allah’ın kelimelerinde hiçbir değişiklik olmayacaktır. İşte budur muhteşem zafer.
65Onların incitici sözleri seni üzmesin, çünkü şeref ve güç tamamen Allah’a aittir. Zira O, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.
Açıklamalı meal
62İyi bilin ki, hesap gününde Allah’ın dostluğunu kazananlara gelecekten ve geçmişten dolayı hiçbir kaygı ve korku yoktur ve onlar asla mahcup da olmayacaklar üzülmeyecekler de. Peki, kimdir Allah’ın dostları?
63Onlar saygıyla dopdolu olarak sınırlarını Allah’ın belirlediği nizam ile ahlakı yaşamak ve yaşatmak uğrunda ellerinden geleni yapanlar ve Allah’ın âyetlerine yürekten iman edip de kötülüğün her çeşidinden ve Allah’a karşı gelmekten titizlikle sakınanlar ve yollarını Allah ve kitabıyla bulmaya çalışanlardır.
64Onlar için hem bu dünya hayatında hem de ahirette müjdeler vardır. Onlar Allah yolunda duruşlarını değiştirmediği müddetçe Allah’ın hükümlerinde ve verdiği sözlerinde asla bir değişme olmaz. Çünkü ilâhî yasada böyle yazılmıştır. Elbette Allah’ın vaadi gerçekleşecektir. İşte bu, en büyük mutluluk ve kurtuluştur.
65Ey Resûlüm! Allah’a dost olmak kolay değildir. Bazen ona dost olmak demek, dünyayı karşına almak demektir. Bu sebeple müşriklerin baskısına aldırma. Allah’tan gelen gerçeği inkâr edenlerin alay dolu sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün şeref, itibar, güç ve yücelik tamamen Allah’a ve O’na yakın olanlarındır. O seni müşriklere karşı bir gün mutlaka muzaffer kılacaktır. Allah, her şeyi işiten, her şeyi bilen ve her şeye güç yetirendir.
İlgili ayetler
Ayet 66
1 ayetYunus 66
اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِۜ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ ٦٦
Mushaf
Okunuş
66Elâ inne lillâhi men fi-ssemâvâti vemen fi-lʾarḍ. vemâ yettebiʿu-lleẕîne yedʿûne min dûni-llâhi şürakâʾ. iy yettebiʿûne ille-żżanne vein hüm illâ yaḫruṣûn.
Türkçe Meal
66İyi bilin ki, göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah’ındır. Allah ile aralarına koyduklarına dua ederek şirk koşanlar yalnızca zanna uyuyorlar ve onlar sadece sürü güdüsüyle hareket ediyorlar.
Açıklamalı meal
66İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır, yaratıp, sistemlerini kurup yöneten de O’dur. O halde Allah’a inanmakla beraber Allah’tan başka ortaklar tanıyıp onlara dua ve ibadet ederek tapanlar yalvarıp yakaranlar böyle yapmakla neyin ardına düşüyorlar? Her ne kadar onlara ibadet ediyor gibi görünüyorlarsa da Allah’tan başkasının yasalarına uyarak tapanlar dahi gerçekte ortak koştukları sahte ilâhlarına tabi olup uymuyorlar. Bu mükemmel nizam gözler önündeyken Allah’ın davetinden yüz çevirerek onlar sadece arzularına, tutkularına ve zanna uyuyorlar. Üstelik onlar insanların yalan yanlış çıkardığı yasaları, Allah’ın yasasından üstün görüyorlar ve onlar sadece saçmalayıp yalan söylüyorlar.
İlgili ayetler
Ayet 67
1 ayetYunus 67
هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا ف۪يهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ ٦٧
Mushaf
Okunuş
67Hüve-lleẕî ceʿale lekümü-lleyle liteskünû fîhi vennehâra mübṣirâ. inne fî ẕâlike leâyâtil liḳavmiy yesmeʿûn.
Türkçe Meal
67Geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü de çalışıp işlerinizi göresiniz diye aydınlık olarak yaratan Allah’tır. Hakikate kulak veren toplum için bunlarda nice deliller/ayetler vardır.
Açıklamalı meal
67Yasalarını koyup geceyi uykuda dinlenmeniz için karanlık, gündüzü de işlerinizi göresiniz diye aydınlık olarak yaratan Allah’tır. Şüphesiz bunda aklını kullanıp düşünen ve Allah’ın âyetlerini, hakîkati açık yüreklilikle dinleyen insanlar için Allah’ın ilmini ve kudretini gösteren apaçık ayetler nice deliller ve ibretler vardır.
Ayet 68–70
3 ayetYunus 68
Yunus 69
Yunus 70
قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُۜ هُوَ الْغَنِيُّۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ اِنْ عِنْدَكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بِهٰذَاۜ اَتَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٦٨ قُلْ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَۜ ٦٩ مَتَاعٌ فِي الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ نُذ۪يقُهُمُ الْعَذَابَ الشَّد۪يدَ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ۟ ٧٠
Mushaf
Okunuş
68Ḳâlü-tteḫaẕe-llâhü veleden sübḥâneh. hüve-lganiyy. lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍ. in ʿindeküm min sülṭânim bihâẕâ. eteḳûlûne ʿale-llâhi mâ lâ taʿlemûn.
69Ḳul inne-lleẕîne yefterûne ʿale-llâhi-lkeẕibe lâ yüfliḥûn.
70Metâʿun fi-ddünyâ ŝümme ileynâ merciʿuhüm ŝümme nüẕîḳuhümü-lʿaẕâbe-şşedîde bimâ kânû yekfürûn.
Türkçe Meal
68“Allah çocuk edindi.” dediler. Hâşâ, O, Allah yüceler yücesidir O’nun hiç böyle bir şeye ihtiyacı yoktur, zira göklerde ve yerde olan her şey O’nundur. Elinizde bunu belgeleyecek hiçbir deliliniz yoktur. Buna rağmen Allah hakkında bilip bilmeden mi konuşuyorsunuz?
69De ki:
– Uydurdukları yalanları Allah’a isnat edenler asla başarıya ulaşamazlar.
70Yalnızca dünyada geçici bir geçimlik; sonra onların dönüşleri yine bize olacaktır. Biz de onlara gerçeği örtbas etmelerinden dolayı şiddetli azap tattıracağız.
Açıklamalı meal
68Hiçbir bilgiye dayanmayan, Allah’ı layıkıyla tanımayan ve Kur’an ile bildirilmekte olanlara inanmayan müşrikler de melekleri Allah’ın kızları saydılar. Hıristiyanlar ise İsa’yı Allah’ın oğlu kabul ederek: “ Allah çocuk edindi” dediler. Hâşâ Allah evlat edinmemiştir. O, bundan münezzehtir. O’nun evlat edinmeye ve başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nun olduğu halde, Allah’a nasıl böyle bir iftirada bulunuyorlar? Üstelik sizin bu konuda hiçbir deliliniz de yoktur. Bu durumda nasıl olur da Allah hakkında hiç bilmediğiniz iddialar ileri sürersiniz?
69Ey Peygamber! Ey Müslüman! sen bu cahillere de ki: “Allah hakkında iftira atıp yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler.”
70Onlar olsa olsa dünyada kısacık bir geçim sürerler; ardından eninde sonunda hesap vermek üzere hepsinin dönüşleri bizedir. Sonra inkârda ısrar etmelerinden ve yalan dolu iftiralarından dolayı onlara şiddetli azabı tattırırız diye sizleri uyarıyoruz.
Ayet 71–72
2 ayetYunus 71
Yunus 72
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍۢ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ ٧١ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِۙ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ ٧٢
Mushaf
Okunuş
71Vetlü ʿaleyhim nebee nûḥ. iẕ ḳâle liḳavmihî yâ ḳavmi in kâne kebüra ʿaleyküm meḳâmî veteẕkîrî biâyâti-llâhi feʿale-llâhi tevekkeltü feecmiʿû emraküm veşürakâeküm ŝümme lâ yekün emruküm ʿaleyküm gummeten ŝümme-ḳḍû ileyye velâ tünżirûn.
72Fein tevelleytüm femâ seeltüküm min ecr. in ecriye illâ ʿale-llâhi veümirtü en ekûne mine-lmüslimîn.
Türkçe Meal
71Onlara Nuh’un kıssasını anlat! Hani o kavmine demişti ki:
– Ey Kavmim! İçinizde bir elçi olarak bulunmam ve Allah’ın ayetlerini size hatırlatmam eğer sizin zorunuza gidiyorsa bilin ki ben sadece Allah’a güveniyor ve dayanıyorum. Haydi, siz ve ortak koştuklarınızla gücünüzü birleştirin ve kararınızı verin. Sonra da yapacağınız işi açıktan yapın ve kararınızı hemen uygulayın ve bana da göz açtırmayın.
72Şunu iyi bilin eğer yüz çevirirseniz, ben zaten bu tebliğ için sizden bir ücret istememiştim. Benim ücretimi takdir etmek sadece Allah’a aittir. Ve ben Müslümanlardan olmakla emrolundum.
Açıklamalı meal
71Ey Peygamber! Geçmişte inkâr edenlerin, dünyadaki sonlarını göstermek için onlara Nuh’un kıssasını da anlat. O kavmine şöyle söylemişti: “Ey kavmim! Peygamber olarak seçilip aranızda durmam ve size yaratılış sebebinize uygun bir hayatı yaşamaya davet için Allah’ın ayetleriyle işinize gelmeyen gerçekleri hatırlatmam, size ağır geliyorsa ve bu sebepten bana zarar vermek istiyorsunuz diye davamdan dönecek değilim. Şunu iyi bilin ki ben Allah’ın mesajlarını sizlere iletmek için yalnız Allah’a dayanıp güvenirim. Haydi siz de beni susturmak için ilahlık payesini verdiğiniz liderlerinizi ve o sözde ortaklarınızla bir araya gelip ne yapacağınızı kararlaştırın ve elinizden geleni ardınıza koymayın. Sonra yapacağınız iş keşke şöyle yapsaydık diye içinizde bir dert olarak kalmasın. Sonra aldığınız kararı bana karşı uygulayın ve bana hiç mühlet de tanımayın. Fakat ne yaparsanız yapın, hak yoldan bir adım geri atmayacağım.
72Eğer inatla davetten yüz çevirirseniz bilin ki benim kaybedecek bir şeyim yok. Çünkü Allah adına yaptığım bu davet karşılığında sizden bir ücret beklemiyorum. Benim mükâfatımı verecek olan Allah’tır. Ben her konuda Allah’ın yasalarına kayıtsız şartsız teslim olup İslâm’ı yaşayan ve ilâhî emirlere gönülden boyun eğen Müslümanlardan olmakla emrolundum.”
Ayet 73
1 ayetYunus 73
فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلَٓائِفَ وَاَغْرَقْنَا الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَ ٧٣
Mushaf
Okunuş
73Fekeẕẕebûhü fenecceynâhü vemem meʿahû fi-lfülki veceʿalnâhüm ḫalâife veagraḳne-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. fenżur keyfe kâne ʿâḳibetü-lmünẕerîn.
Türkçe Meal
73Buna rağmen onu yalancılıkla suçladılar. Biz de onu ve onunla birlikte gemide olanları kurtardık ve onları o memleketlere yerleştirdik. Ayetlerimiz karşısında yalana sarılanları ise suda boğduk. Uyarıldıkları halde Allah’ın ayetlerini yalanlayanların sonu nasılmış bir bak!
Açıklamalı meal
73Bütün uyarılara ve öğütlere rağmen Nûh’un kavmi yine de ilahi nizam ve ahlaka uygun yaşamayı reddedip onu yalanladılar. Ancak biz Nûh ve gemide onunla beraber iman etmiş olanları gemiye bindirerek tufandan kurtardık ve onları yeryüzüne yeni vârisler ve o ülkede egemen halifeler kıldık. Ayetlerimizi umursamayıp yalanlayanları da suda boğduk ve helak ettik. Gittikleri yolun âkıbeti konusunda uyarılan fakat uyarıldıkları halde aldırış etmeyen isyankarların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!
Ayet 74
1 ayetYunus 74
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِه۪ رُسُلًا اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا بِه۪ مِنْ قَبْلُۜ كَذٰلِكَ نَطْبَعُ عَلٰى قُلُوبِ الْمُعْتَد۪ينَ ٧٤
Mushaf
Okunuş
74Ŝümme beʿaŝnâ mim baʿdihî rusülen ilâ ḳavmihim fecâûhüm bilbeyyinâti femâ kânû liyüʾminû bimâ keẕẕebû bihî min ḳabl. keẕâlike naṭbeʿu ʿalâ ḳulûbi-lmüʿtedîn.
Türkçe Meal
74Ondan sonra da toplumlarına kendi içlerinden elçiler göndermiştik. Elçiler de onlara hakikatin apaçık belgeleriyle gelmişlerdi, fakat daha önce yalanladıkları hakikatlere inanmamakta direndiler. İşte, böyle haddi aşarak kalplerini uyarılara kapadılar.
Açıklamalı meal
74Daha sonra onun ardından gelen kavimlerin her birine kendi içlerinden birçok peygamber gönderdik. Hakikati yaşamaya davet için onlara açık mucizeler ve belgeler getirdiler. Ancak onlar gönderilen onca peygambere rağmen daha öncekilerin yalanlamış oldukları şeyler üzerinde bir kez düşünüp de bir türlü inanmak istemediler ve hemen reddettiler. Biz atalarımızı neye inanır bulduysak ona iman ederiz dediler. Çünkü yaptıkları kötülükler yüzünden kalpleri kararmış, âdeta pas tutmuştu. İşte nankörleşip azgınlaşarak ve inkârda ısrar ederek haddi aşanların kalpleri katılaşıp böyle mühürlenir.
Ayet 75–77
3 ayetYunus 75
Yunus 76
Yunus 77
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسٰى وَهٰرُونَ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ بِاٰيَاتِنَا فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِم۪ينَ ٧٥ فَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُٓوا اِنَّ هٰذَا لَسِحْرٌ مُب۪ينٌ ٧٦ قَالَ مُوسٰٓى اَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَكُمْۜ اَسِحْرٌ هٰذَاۜ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُونَ ٧٧
Mushaf
Okunuş
75Ŝümme beʿaŝnâ mim baʿdihim mûsâ vehârûne ilâ firʿavne vemeleihî biâyâtinâ festekberû vekânû ḳavmem mücrimîn.
76Felemmâ câehümü-lḥaḳḳu min ʿindinâ ḳâlû inne hâẕâ lesiḥrum mübîn.
77Ḳâle mûsâ eteḳûlûne lilḥaḳḳi lemmâ câeküm. esiḥrun hâẕâ. velâ yüfliḥu-ssâḥirûn.
Türkçe Meal
75Sonra onların izinden Musa ve Harun’u apaçık belgelerimizle, Firavun ve onun yönetici seçkinlerine gönderdik. Fakat onlar büyüklük tasladılar. Onlar zaten günaha batmış bir toplum idi.
76Katımızdan onlara hakikatin belgeleri mucizeler geldiğinde, onlar:
– Bu, apaçık bir sihirdir! Demişlerdi.
77Musa:
– Size gelen hakikat için hep böyle mi söylersiniz ve bu bir sihir midir? Oysa sihirbazlar asla başarıya ulaşamazlar, demişti.
Açıklamalı meal
75Sonra onların ardından Musa ile Harun’u, ayetlerimizle Firavun ile onun çevresindeki ileri gelenlerine ve kavmine peygamber olarak gönderdik. Ne var ki onlar da Allah’ın âyetlerine karşı kibirli davranmayı alışkanlık hâline getirip büyüklendiler ve inatla müşrik kalmayı sürdürerek günahkâr bir topluluk oldular.
76Onlara katımızdan Musa’nın peygamberliği ve Allah’ın âyetleri gibi mucizeler ve deliller kendilerine apaçık ulaşınca: “Bu elbette düpedüz bir sihirdir” dediler.
77Musa onlara: “Gerçek size gelince neyin sihir, neyin mucize olduğunu Allah’ın izniyle göreceksiniz. Bunlar sihir’ diyorsunuz öyle mi? Siz hiçbir büyücünün, zâlim bir diktatörün karşısına çıkıp davasını korkusuzca haykırdığını, onu Allah’ın dinine dâvet ettiğini gördünüz mü? Sizi doğru olan hayat nizamına bu mucizelerle çağırmak sihirbazların ne işidir ne de görevleridir Eğer sihirbazlar tevbe etmezlerse kurtuluşa eremezler ” dedi.
Ayet 78
1 ayetYunus 78
قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَٓاءُ فِي الْاَرْضِۜ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِن۪ينَ ٧٨
Mushaf
Okunuş
78Ḳâlû eciʾtenâ litelfitenâ ʿammâ vecednâ ʿaleyhi âbâenâ vetekûne leküme-lkibriyâü fi-lʾarḍ. vemâ naḥnü lekümâ bimüʾminîn.
Türkçe Meal
78Onlar ise:
– Sen bize, atalarımızdan görüp öğrendiğimiz dinden bizi döndürmek, kardeşinle beraber bu ülkede iktidarı ele geçirip bize üstünlük sağlamak için mi geldin? Biz ikinize de asla inanacak değiliz.
Açıklamalı meal
78Musa’dan bunları dinleyen Firavun’un meclisinin üyeleri, Musa’ya dediler ki: “Sen bizi senin davet ettiğin nizama dönmemiz için atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve kuracağınız yeni düzenle bu ülkede yönetimi kardeşin Harun’la sana bırakarak üstünlük ve hakimiyetin ikinize geçmesi için mi geldin? Ey Musa ve Harun iyi bilesiniz ki elimizdeki saltanatı kimseye kaptırmaya niyetimiz yok! Dolayısıyla biz size ve söylediklerinize asla iman edecek değiliz” dediler.
İlgili ayetler
Ayet 79–82
4 ayetYunus 79
Yunus 80
Yunus 81
Yunus 82
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ائْتُون۪ي بِكُلِّ سَاحِرٍ عَل۪يمٍ ٧٩ فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ ٨٠ فَلَمَّٓا اَلْقَوْا قَالَ مُوسٰى مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُۜ اِنَّ اللّٰهَ سَيُبْطِلُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِد۪ينَ ٨١ وَيُحِقُّ اللّٰهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ۟ ٨٢
Mushaf
Okunuş
79Veḳâle firʿavnü-ʾtûnî bikülli sâḥirin ʿalîm.
80Felemmâ câe-sseḥaratü ḳâle lehüm mûsâ elḳû mâ entüm mülḳûn.
81Felemmâ elḳav ḳâle mûsâ mâ ciʾtüm bihi-ssiḥr. inne-llâhe seyübṭilüh. inne-llâhe lâ yuṣliḥu ʿamele-lmüfsidîn.
82Veyüḥiḳḳu-llâhü-lḥaḳḳa bikelimâtihî velev kerihe-lmücrimûn.
Türkçe Meal
79Bu sırada Firavun:
– Bütün usta sihirbazları bulup bana getirin! Diye emretti.
80Sihirbazlar gelince Musa onlara:
– Ne atacaksanız atın/ne hüneriniz varsa gösterin! Dedi.
81Onlar, hünerlerini ortaya koyunca, Musa:
– Yaptığınız şeyler sihirden ibarettir. Şüphesiz ki Allah onların gerçek olmadığını ortaya çıkaracaktır. Zira Allah düzenbazların işlerini başarıya ulaştırmaz, dedi.
82Günahkârlar hoşlanmasa da Allah kelimeleriyle hakkı ortaya koyacaktır.
Açıklamalı meal
79Sonra da Firavun Mûsâ ve kardeşi Hârûn’u halkın gözünden düşürmek için adamlarına: “ Etrafa haber salın. Bu civarda bilgilibütün bilgin sihirbazları toplayıp bana getirin” dedi.
80Nihayet sihirbazlar toplanıp getirildiler. Önceden kararlaştırılan yerde ve zamanda halkla birlikte Firavun, sihirbazlar ve Musa karşı karşıya geldiler. Sihirbazlar gelince Musa sihirbazlara meydan okurcasına seslenerek onlara: “ Haydi atacaklarınızı atın. Ne hüneriniz varsa koyun ortaya da görelim.” dedi.
81Ellerindeki ipleri ve değnekleri attıklarında attıkları şeyler ortalıkta dolaşan yılan ve çıyanlara dönüşüp büyük bir büyü sergilediler. Bunun üzerine Musa onlara dedi ki: “Sizin bu yaptığınız şey sadece göz boyamadan ibaret bir sihirbazlıktır. Hiç şüpheniz olmasın ki Allah bunu benim vasıtamla boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah bozguncuların fesatçıların işlerini düzeltmez ve asla amaçlarına ulaştırmaz.
82Müşrik ve kâfir suçlular hoşlanmasalar da gün gelecek Allah yasaları ve sözleriyle gerçeği apaçık ortaya çıkaracaktır. Böylece benim peygamberliğimi ve daveti Allah adına yapmakta olduğumu size gösterir.” dedi. Bu sözlerin ardından Mûsâ’nın attığı âsa, sihirbazların bütün sihirlerini yutuverdi. Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandı. Bu gelişmeyi gören Firavun her diktatörün yaptığı gibi yaptı ve uyguladığı şiddetin dozunu artırdı.
Ayet 83–86
4 ayetYunus 83
Yunus 84
Yunus 85
Yunus 86
فَمَٓا اٰمَنَ لِمُوسٰٓى اِلَّا ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِه۪ عَلٰى خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِمْ اَنْ يَفْتِنَهُمْۜ وَاِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِي الْاَرْضِۚ وَاِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِف۪ينَ ٨٣ وَقَالَ مُوسٰى يَا قَوْمِ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ فَعَلَيْهِ تَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُسْلِم۪ينَ ٨٤ فَقَالُوا عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَاۚ رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَۙ ٨٥ وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ ٨٦
Mushaf
Okunuş
83Femâ âmene limûsâ illâ ẕürriyyetüm min ḳavmihî ʿalâ ḫavfim min firʿavne vemeleihim ey yeftinehüm. veinne firʿavne leʿâlin fi-lʾarḍ. veinnehû lemine-lmüsrifîn.
84Veḳâle mûsâ yâ ḳavmi in küntüm âmentüm billâhi feʿaleyhi tevekkelû in küntüm müslimîn.
85Feḳâlû ʿale-llâhi tevekkelnâ. rabbenâ lâ tecʿalnâ fitnetel lilḳavmi-żżâlimîn.
86Veneccinâ biraḥmetike mine-lḳavmi-lkâfirîn.
Türkçe Meal
83Firavun’un ve onun yakın çevresinin işkencelerinden korktukları için Musa’nın toplumundan çok küçük bir grup dışında Musa’ya iman ettiğini açıklayan olmadı. Zira Firavun ülkede tam bir zorbaydı ve o haddi aşan biriydi.
84Musa da:
– Ey kavmim, eğer Allah’a inanıyorsanız ve Müslüman olmuşsanız sadece ona dayanıp güvenin, dedi.
85Onlar da: Sadece Allah’a dayanıp güvendik, ey Rabbimiz! Bizi şu zalim toplumun fitnesiyle sınama!
86Ve rahmetinle bizi bu kâfirlerin elinden kurtar, dediler.
Açıklamalı meal
83Baskı o kadar fazlaydı ki Allah’ın bildirdiği sınırları tanımayan Firavun ve adamlarının zulmünden korkup kendilerine kötülük etmeleri korkusuyla, kavminden Musa’ya, çok az bir genç gruptan başka davetten uzak durarak iman eden olmadı. Musa’nın Allah’ın izni ile ortaya koyduğu mucizeler ve Allah’ın âyetleri ile yaptığı çağrıya, kavminden ancak çok azı açıkça iman etti, Şüphesiz Firavun zorba bir diktatörlükle yeryüzünde iyice büyüklenmişti ve o haddi aşanlardandı.
84Musa müminleri eğitmek üzere onlara dedi ki: “Ey kavmim! Eğer gerçekten ve yürekten Allah’a iman ettiyseniz, hakkıyla teslim olup Müslüman olduysanız, zorba yöneticilerin tehditlerinden korkup beni yalnız bırakmayın, sadece O’na güvenin ve davetine teslim olup sorumluluklarınızı yerine getirmenin gayreti içinde olun.”
85Onlardan bu ilâhî çağrıya iman eden mü’minler de Mûsâ’ya cevaben dediler ki: “ Biz yalnız Rabbimiz olan Allah’a güvendik ve O’nun yardımına sığındık. Ey Rabbimiz baskı ve şiddetine maruz bırakarak bizi zalimler topluluğu için bir imtihan unsuru olarak sınama, bizi bunların elinde rezil rüsva etme. Ne olur bizleri altından kalkamayacağımız ağır imtihanlarla imtihan etme! Bizi kâfirler karşısında yenik düşürerek onların iyice azgınlaşmasına sebep kılma. Altından kalkamayacağımız çetin belâlarla bizi yüz yüze getirme ya Rabbi
.86. Engin lütuf ve rahmetinle bizi bu kâfirler topluluğundan bir an önce kurtar.”
Ayet 87
1 ayetYunus 87
وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰى وَاَخ۪يهِ اَنْ تَبَوَّاٰ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ ٨٧
Mushaf
Okunuş
87Veevḥaynâ ilâ mûsâ veeḫîhi en tebevveâ liḳavmikümâ bimiṣra büyûtev vecʿalû büyûteküm ḳibletev veeḳîmu-ṣṣalâh. vebeşşiri-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
87Bunun üzerine biz de Musa ve kardeşine şöyle vahyettik:
– Şehirde toplumunuz için evler inşa edin ve bu evleri birer ibadet ve istikamet merkezi haline getirin ve namazlarınızı kılın. Bu Müminleri Allah’ın yardımıyla müjdele.
Açıklamalı meal
87Bunlar yaşanırken Biz Musa’ya ve kardeşine şöyle vahyettik: Bir sığınak ve toplantılarınızın yapılacağı karargâh olacak şekilde kavminiz için şehrinizdeki her semtte istişareler yapacağınız ve Allah yolunda sıklıkla bir araya gelipbirliğinizi pekiştirenevler oluşturun. Bir ümmet olarak bu evlerinizi birinden diğerine geçilebilecek ve birbirini görüp irtibatlı olacak şekilde organize edin ve birer ibadethane haline getirip Allah’ın mesajlarının öğretildiği mescitlere çevirin ve bu evlerde namazlarınızı da dosdoğrukılın. Ey Musa! Bunu görev bilip yerine getiren Mü’minlere de Allah’ın yardımıyla zaferin mutlaka ulaşacağını müjdele.
Ayet 88–89
2 ayetYunus 88
Yunus 89
وَقَالَ مُوسٰى رَبَّنَٓا اِنَّكَ اٰتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَاَهُ ز۪ينَةً وَاَمْوَالًا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ رَبَّنَا لِيُضِلُّوا عَنْ سَب۪يلِكَۚ رَبَّنَا اطْمِسْ عَلٰٓى اَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَ ٨٨ قَالَ قَدْ اُج۪يبَتْ دَعْوَتُكُمَا فَاسْتَق۪يمَا وَلَا تَتَّبِعَٓانِّ سَب۪يلَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ ٨٩
Mushaf
Okunuş
88Veḳâle mûsâ rabbenâ inneke âteyte firʿavne vemeleehû zînetev veemvâlen fi-lḥayâti-ddünyâ rabbenâ liyüḍillû ʿan sebîlik. rabbene-ṭmis ʿalâ emvâlihim veşdüd ʿalâ ḳulûbihim felâ yüʾminû ḥattâ yeravu-lʿaẕâbe-lʾelîm.
89Ḳâle ḳad ücîbet daʿvetükümâ festeḳîmâ velâ tettebiʿânni sebîle-lleẕîne lâ yaʿlemûn.
Türkçe Meal
88Musa da dedi ki:
– Ey Rabbimiz, doğrusu sen Firavun’a ve onun ileri gelen seçkinlerine görkemli bir hayat ve muazzam bir servet verdin, Rabbimiz, onlar senin verdiğin bu imkânları, insanları senin yolundan saptırmak için kullanıyorlar, Rabbimiz, onların servetlerini yok et, kalplerine sıkıntı ve darlık ver; çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmezler.
89Allah da:
– İkinizin duası da kabul olundu, fakat siz de hak yolda sebat edip dosdoğru olun; bilmeyenlerin yoluna asla uymayın, dedi.
Açıklamalı meal
88Bu müjde Mûsâ ile birlikte iman edenleri sevindirmişti ama bu arada Mısır’da Firavunun baskıları da her geçen gün artıyordu. Allah, firavun ve adamlarının kesinlikle iman etmeyeceklerini Mûsâ ve Hârûn’a bildirdi. Bunun ardından Musa kardeşi Hârûn ile birlikte ellerini açıp şöyle dua etti “Ey Rabbimiz! Sen Firavun’a ve adamlarına, dünya hayatında göz kamaştırıcı bir zenginlik ve saltanat verdin. Ey Rabbimiz! onlar da bu imkân ve güçle insanları, senin doğru yolundan uzaklaştırmaya çalışıp saptırıyorlar. Bu ne büyük nankörlüktür ki, kendilerine bahşettiğin bunca imkân ve nimetlere şükredip sana kulluk yapmaları gerekirken, haddi aşarak şımarıyor ve ısrarla hakkı inkâr edip senin dinine savaş açıyorlar. Ey Rabbimiz! İşte bu sebepten onların mallarını servetlerini ve güçlerini yok et. Kalplerine de darlık ve korku ver ki yüreklerinde bunun acısını ve sıkıntısını duyup zelil olsunlar. Rabbim, anlaşılan o ki inkârda ısrar ettikleri için can yakıcı acıklı azabı görmeden gerçeği kabul edip iman etmeyecekler dedi.
89Bu dua üzerine Allah da Mûsâ ve Hârûn’a seslenerek dedi ki: Duanız kabul edildi. O halde siz sabredin. Mü’minlerle birlikte Allah’ın davetine sabırla, sebatla sarılıp fiili dua olan doğruluğa devam edin. Sakın bundan vazgeçip de Allah’a başkaldıranların, hak hakikat nedir bilmeyen cahillerin yolunu izlemeyin dedi.” Aradan geçen zaman içinde Mısır’da açılan evler İsrâiloğullarını belli bir bilinç düzeyine getirdi. Mûsâ Allah’tan aldığı emir gereğince bir gece kavmiyle beraber Mısır’dan ayrıldı. Fakat onların ayrıldığını haber alan Firavun ve ordusu kısa süre içinde onlara yetişti. Mü’minler denizle düşman arasına sıkışıp kalmışlardı.
Ayet 90–92
3 ayetYunus 90
Yunus 91
Yunus 92
وَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي إِسْرَٓاء۪يلَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًاۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓاء۪يلَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ ٩٠ آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ ٩١ فَالْيَوْمَ نُنَجّ۪يكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةًۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا مِنَ النَّاسِ عَنْ اٰيَاتِنَا لَغَافِلُونَ۟ ٩٢
Mushaf
Okunuş
90Vecâveznâ bibenî isrâîle-lbaḥra feetbeʿahüm firʿavnü vecünûdühû bagyev veʿadvâ. ḥattâ iẕâ edrakehü-lgaraḳu ḳâle âmentü ennehû lâ ilâhe ille-lleẕî âmenet bihî benû isrâîle veenâ mine-lmüslimîn.
91Âlʾâne veḳad ʿaṣayte ḳablü vekünte mine-lmüfsidîn.
92Felyevme nüneccîke bibedenike litekûne limen ḫalfeke âyeh. veinne keŝîram mine-nnâsi ʿan âyâtinâ legâfilûn.
Türkçe Meal
90Derken biz İsrailoğullarını denizin öte yakasına geçirdik. Firavun ve askerleri de azgınca ve düşmanca bir tavırla onları takip ettiler. Nihayet Firavun boğulacağını anladığında şöyle yalvardı:
– Ben de İsrailoğullarının inandığından başka ilah olmadığına inandım. Artık ben Müslümanlardan oldum dedi.
91– Şimdi mi? Oysa sen, daha önce isyan edip duruyordun ve bozgunculardan olmuştun!
92Evet şimdi senin bedenini de arkandan gelenlere ibret olması için cansız olarak koruyacağız. Şüphesiz ki insanların çoğu bizim ibret vesikalarımıza karşı umursamaz bir tavır içindeler.
Açıklamalı meal
90Sonra da Kızıldeniz’i ortadan ikiye ayırdık ve İsrailoğullarını denizden karşıya geçirdik. Fakat bu mucizeyi görmelerine rağmen öfkeden çılgına dönen Firavun ve askerleri kinle ve hışımla saldırmak için onların peşlerine düştüler. Mûsâ için ayrılan deniz İsrail Oğulları karşıya geçer geçmez, Firavun ve askerleri geçerken tekrar kapanmaya başlayıp birleşti. Nihayet dev dalgalar altında kalıp öleceğini anlayan Firavun suda boğulmak üzere iken çaresizce şöyle dedi: “İsrailoğullarının inandığı gibi Allah’tan başka bir gerçek ilah olmadığına iman ettim ve ben de artık O’na teslim olan Müslümanlardanım”
91“Şimdi mi aklın başına geldi ve Allah’tan başka ilah olmadığını şimdi mi anladın ey Firavun? Oysa daha önce defalarca mucize görmene rağmen gerçeğe karşı çıkıp Allah’a isyan etmiş ve kendini ilah kabul edip halkına da bunu kabul ettirmeye çalışarak bozgunculardan olmuştun. Bu yüzden, son nefeste ettiğin bu iman, sana hiçbir yarar sağlamayacaktır.“
92Senden sonraki geleceklere bir ibret olman için bugün senin cesedini denizde balıklara yem olmadan kurtarıp sahile atacağız. Böylece insanlar, zalimlerin nasıl bir âkıbeti beklediğini gözleriyle görecekler!” Ne var ki, ibret alanların sayısı çok azdır. Gerçekte ise bütün delilleri görüp bilmelerine rağmen insanların çoğu bizim ayetlerimizden ve Allah adına yapılan davete karşı duyarsız ve habersizdirler.
İlgili ayetler
90Bakara 50İsrâ 103Tâhâ 77Tâhâ 79Mü’minûn 99Mü’minûn 101Şûrâ 44
Ayet 93
1 ayetYunus 93
وَلَقَدْ بَوَّاْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۚ فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ٩٣
Mushaf
Okunuş
93Veleḳad bevveʾnâ benî isrâîle mübevvee ṣidḳiv verazaḳnâhüm mine-ṭṭayyibât. feme-ḫtelefû ḥattâ câehümü-lʿilm. inne rabbeke yaḳḍî beynehüm yevme-lḳiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.
Türkçe Meal
93Andolsun ki biz İsrailoğullarını güzel ve güvenilir yerlere yerleştirmiş ve onları tertemiz ve güzel yiyeceklerle rızıklandırmıştık. Kendilerine ilahi mesaj gelinceye kadar aralarında görüş ayrılığı yoktu. Şüphesiz Rabbin, kıyamet gününde ayrılığa düştükleri konularda onların arasında hüküm verecektir.
Açıklamalı meal
93Andolsun biz İsrailoğullarını verimli güzel ve güvenli bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz helal rızıklar verdik. Kendilerine peygamberler göndermeye devam ettik. Kurallarını Allah’ın belirlediği nizam ve ahlaka uygun yaşamaları tebliğ edilip Allah’ın hükümlerini içeren âyetler bildirilerek ilim gelince, ilahi yasalara uymak konusunda aralarında tartışmaya ve çekişmeye başlayıp ayrılığa düştüler. Allah onlara, ellerindeki Tevrat’ın aslını onaylayan yeni bir kitap ve yeni bir Peygamber gönderince, kimisi ona inandı, kimisi inkâr etti. Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri bu hususlarda aralarında hükmünü verir. Onlar verdiğimiz hükümlerle tartıştıkları konuların gerçeğini öğreneceklerdir.
Ayet 94–97
4 ayetYunus 94
Yunus 95
Yunus 96
Yunus 97
فَاِنْ كُنْتَ ف۪ي شَكٍّ مِمَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ فَسْـَٔلِ الَّذ۪ينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَۚ لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَۙ ٩٤ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَتَكُونَ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٩٥ اِنَّ الَّذ۪ينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَۙ ٩٦ وَلَوْ جَٓاءَتْهُمْ كُلُّ اٰيَةٍ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَ ٩٧
Mushaf
Okunuş
94Fein künte fî şekkim mimmâ enzelnâ ileyke fesʾeli-lleẕîne yaḳraûne-lkitâbe min ḳablik. leḳad câeke-lḥaḳḳu mir rabbike felâ tekûnenne mine-lmümterîn.
95Velâ tekûnenne mine-lleẕîne keẕẕebû biâyâti-llâhi fetekûne mine-lḫâsirîn.
96İnne-lleẕîne ḥaḳḳat ʿaleyhim kelimetü rabbike lâ yüʾminûn.
97Velev câethüm küllü âyetin ḥattâ yeravu-lʿaẕâbe-lʾelîm.
Türkçe Meal
94Şayet sana indirdiğimiz bu mesajların gerçekliği hakkında herhangi bir şüphen varsa senden öncekilere gönderilmiş kitapları okuyanlara sor. Andolsun ki sana Rabbinden hakikatin kendisi Kuran gelmiştir. Sakın şüpheye düşenlerden olma!
95Bir de Allah’ın ayetleri karşısında yalana sarılanlardan da olma; yoksa büsbütün kaybedenlerden olursun!
96Gerçek şu ki, Rabbinin azap kelimesini/sözünü hak edenler iman etmeyenlerdir.
97Zira onlar hakikatin her türlü belgesi kendilerine gelse bile can yakıcı azabı görene kadar iman etmezler.
Açıklamalı meal
94Ey Kur’an okuyan insan. Eğer sana geçmiş nebiler hakkında bu kitap ile bildirdiğimiz kıssaların gerçekliğinden kuşkuya düşersen senden öncekilere gönderdiğimiz Tevrat gibi kitaplardan geride kalan gerçekleri okuyanlar var onlara da sor. O zaman anlayacaksın ki, Rabbinden sana ulaştırılan vahiy gerçeğin ve hidayetin ta kendisidir. Sakın ha şüpheye düşenlerden olma. Göreceksin Allah’ın bütün elçileri de hep bu evrensel gerçeği tebliğ etmişlerdir. Buna insanlık tarihi şahittir.
95Ne olursa olsun sakın Allah’ın ayetlerini ve hükümlerini gereksiz ve geçersiz sayanlardan, bunlar uydurmadır diye yalanlayanlardan ve onları yaşamaktan geri duranlardan da olma. Sen, yolunun doğruluğuna olan sarsılmaz inancın ve Allah’a mutlak itimat ve tevekkülünle vazifene devam et. Aksi takdirde dünya da Âhirette de kaybedenlerden ve hüsrana uğrayanlardan olursun.
96Gerçek şu ki, inkârda ısrarlarından dolayı haklarında Rabbinin verdiği ebedî azap hükmü kesinleşmiş olanlar asla iman etmezler. Hâlbuki düşünüp öğüt almaları için; onlara ne çok süre ne çok delil verilmişti.
97Üstelik kendilerine hakikati tüm berraklığıyla gösteren her türlü delil ve mucize gelse bile son nefeslerini verirken acıklı azabı kendi gözleriyle görünceye kadar inkâr ve isyan içinde bocalayacaklardır. Ayetlerimizin gerçeğini anlamaya karşı bu kadar katı, bu kadar önyargılıdırlar. Akıllarını da hiç kullanmazlar. O azabı gördüklerinde de iman ettik derler fakat Firavun örneğinde olduğu gibi imanları onlara bir fayda sağlamaz.
Ayet 98
1 ayetYunus 98
فَلَوْلَا كَانَتْ قَرْيَةٌ اٰمَنَتْ فَنَفَعَهَٓا ا۪يمَانُهَٓا اِلَّا قَوْمَ يُونُسَۜ لَمَّٓا اٰمَنُوا كَشَفْنَا عَنْهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى ح۪ينٍ ٩٨
Mushaf
Okunuş
98Felevlâ kânet ḳaryetün âmenet fenefeʿahâ îmânühâ illâ ḳavme yûnüs. lemmâ âmenû keşefnâ ʿanhüm ʿaẕâbe-lḫizyi fi-lḥayâti-ddünyâ vemettaʿnâhüm ilâ ḥîn.
Türkçe Meal
98Keşke olsaydı, ne yazık ki Yunus’un toplumu dışında belde halklarından (azabımız gelmeden önce) iman edip imanının faydasını gören bir toplum olmadı. Fakat Yunus’un toplumu (azap onlara gelmeden) iman ettiler, biz de onlardan dünyadaki rezillik azabını kaldırdık ve onları bir süre daha dünyadaki nimetlerden yararlandırdık.
Açıklamalı meal
98Davete önce karşı çıkan, fakat azapla karşılaşacaklarını anlayıp kendilerine azap gelmeden önce iman eden ve bu imanları da kendilerine yarar sağlamış bir toplum asla olmadı ki. Sadece Yunus’un kavmi hariç. Çünkü Yunus, halkını yeteri kadar uyarmadan, ümitsizliğe düşüp görev yerini terk etmişti. Oysa Biz, hakîkati tüm açıklığıyla ortaya koyan bir elçi göndermedikçe, hiç kimseye azap etmeyiz. Ki onlar akledip Allah adına yapılan davet ile yaşamaya dönerek iman edince Biz de tövbelerini kabul ettik. Dünya hayatında perişan olacakları acı vealçaltıcı azaptan onları kurtardık. Sonra da kendilerine belli bir süre daha hidayet üzere yaşamanın, gücünü ve mutluluğunu tattırıp nimetlerimizden bolca yararlandırdık. Şu hâlde, ey Müslüman! Sakın sen de Yûnus gibi aceleci davranıp da bütün insanların çabucak inanmalarını bekleme! İnanmıyorlar diye de ümitsizliğe kapılma. Zira inkâra şartlanmış olanlar, sen onlara en büyük mûcizeleri göstermiş olsan bile, inkârcılıktan vazgeçmeyeceklerdir.
İlgili ayetler
Ayet 99
1 ayetYunus 99
وَلَوْ شَٓاءَ رَبُّكَ لَاٰمَنَ مَنْ فِي الْاَرْضِ كُلُّهُمْ جَم۪يعًاۜ اَفَاَنْتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتّٰى يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ ٩٩
Mushaf
Okunuş
99Velev şâe rabbüke leâmene men fi-lʾarḍi küllühüm cemîʿâ. efeente tükrihü-nnâse ḥattâ yekûnû müʾminîn.
Türkçe Meal
99Şayet Rabbin isteseydi, yeryüzünde bulunanların tümü iman ederdi. Hal böyleyken insanları iman edinceye kadar sen mi zorlayacaksın?
Açıklamalı meal
99Şayet Rabbin insanlara irade vermeyip zorla iman ettirmek isteseydi yeryüzündeki tüm insanlar mecburen iman ederdi. Elbette buna gücü yeter ama böyle olmasını istemedi. Allah diledi ki her insan kendi iradesiyle seçimini yapsın ve karşılığını hak etsin. Şu hâlde sen de ısrarla küfrü tercih eden insanları iman etmeleri için zorlayacak değilsin. Böyle bir şeye hakkın yok. Senin görevin, hakîkati onlara güzelce duyurmaktan ibarettir. Dolayısıyla, iman etmiyorlar diye kendini kahretme.
Ayet 100
1 ayetYunus 100
وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تُؤْمِنَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ لَا يَعْقِلُونَ ١٠٠
Mushaf
Okunuş
100Vemâ kâne linefsin en tüʾmine illâ biiẕni-llâh. veyecʿalü-rricse ʿale-lleẕîne lâ yaʿḳilûn.
Türkçe Meal
100Allah’ın izni (akıl ve irade vermesi) olmasaydı hiç kimse iman edemezdi. Zira O, aklını kullanmayanları pislik içinde bırakır.
Açıklamalı meal
100Elbette Allah’ın izni olmadıkça hiç kimse iman edemez. Ancak Rabbin hiçbir insanın kalbini, kendisi istemedikçe değiştirmez. Rabbinin adaleti budur. Ama inanmak iradesi insanın elindedir. O’nun rehberliği olmadan hiç kimse doğruya ulaşamaz. Çünkü Allah düşünüp aklını hakikati aramak uğrunda kullanmayan, önyargılı insanları manevi pislik ve rezillik içinde bırakır. Aklını kullanıp yaratılış sebebine göre yaşamak isteyenleri ise hakikate ulaştırır Bu ilâhî kanun gereğince, hakîkate yönelmeyen insanların iman etmeleri mümkün değildir.
Ayet 101
1 ayetYunus 101
قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَا تُغْنِي الْاٰيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ ١٠١
Mushaf
Okunuş
101Ḳuli-nżurû mâẕâ fi-ssemâvâti velʾarḍ. vemâ tugni-lʾâyâtü vennüẕüru ʿan ḳavmil lâ yüʾminûn.
Türkçe Meal
101De ki: “Göklerde ve yerde neler var ibret nazarıyla bir bakın!” ama iman etmeye yanaşmayan topluma ayetler ve uyarılar fayda vermez.
Açıklamalı meal
101Ey Peygamber! Senden mûcize isteyenlere de ki: “Göklerde ve yerde nelerin yaratılmış olduğuna, muhteşem mucizelere ve nasıl bir düzen içinde yaşatıldıklarına bir bakın ve düşünüp ibret alın.” Allah’ın ilminin ve gücünün sınırsızlığını görüp, davetine sarılın. Ne yazık ki yaratılış sebepleri olan hayat nizamına sırtlarını dönerek gerçeklere iman etmeyen bir topluluğa görüp, işitmelerine rağmen bütün iman esaslarını ispat eden bunca deliller, ayetler ve uyarılar bir şey kazandırmaz.
İlgili ayetler
Ayet 102
1 ayetYunus 102
فَهَلْ يَنْتَظِرُونَ اِلَّا مِثْلَ اَيَّامِ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْۜ قُلْ فَانْتَظِرُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ ١٠٢
Mushaf
Okunuş
102Fehel yenteżirûne illâ miŝle eyyâmi-lleẕîne ḫalev min ḳablihim. ḳul fenteżirû innî meʿaküm mine-lmünteżirîn.
Türkçe Meal
102Şimdi onlar kendilerinden öncekilerin başlarına gelen felaketlerden başka bir şey mi bekliyorlar?
– De ki: - Bekleyin bakalım ben de sizinle beraber beklemekteyim!
Açıklamalı meal
102Onlar hâlâ iman etmek için ne bekliyorlar? Yoksa Allah’ın Rabliği ve ilahlığının üstünü örtüp inkâr etmeye çalışan bu müşrikler kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen azap dolu günlerin benzerinin gelmesini mi bekliyorlar? Bu gâfillere de ki: “ O halde olacakları bekleyin bakalım! Ben de sizinle beraber sabırla bekleyeceğim.”
İlgili ayetler
102Kehf 55
Ayet 103
1 ayetYunus 103
ثُمَّ نُنَجّ۪ي رُسُلَنَا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كَذٰلِكَۚ حَقًّا عَلَيْنَا نُنْجِ الْمُؤْمِن۪ينَ۟ ١٠٣
Mushaf
Okunuş
103Ŝümme nüneccî rusülenâ velleẕîne âmenû keẕâlik. ḥaḳḳan ʿaleynâ nünci-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
103Sonra biz elçilerimizi ve iman edenleri kurtarmışızdır. Bizim yasamız işte böyledir. Zira bize düşen iman edenleri kurtarmaktır.
Açıklamalı meal
103Bu bekleyiş esnasında, müminlerle kâfirler arasında büyük bir mücadele yaşanır. Zalimlere biraz mühlet veririz Biz değişmez kanunumuz ve vaadimiz gereği davetimizden yüz çeviren kâfirleri hak ettikleri azap ile cezalandırırız. Sonra peygamberlerimizi ve onunla birlikte iman etmiş olanları ise helak olmaktan kurtarırız. Ey mü’minler sizi de ilahi adalet gereğince, hak uğrunda sabırla mücadele ettiğiniz için kurtarmak ve zafere ulaştırmak üzerimize bir borçtur.
Ayet 104–106
3 ayetYunus 104
Yunus 105
Yunus 106
قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ د۪ين۪ي فَلَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ اَعْبُدُ اللّٰهَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْۚ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۙ ١٠٤ وَاَنْ اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفًاۚ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ١٠٥ وَلَا تَدْعُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَۚ فَاِنْ فَعَلْتَ فَاِنَّكَ اِذًا مِنَ الظَّالِم۪ينَ ١٠٦
Mushaf
Okunuş
104Ḳul yâ eyyühe-nnâsü in küntüm fî şekkim min dînî felâ aʿbüdü-lleẕîne taʿbüdûne min dûni-llâhi velâkin aʿbüdü-llâhe-lleẕî yeteveffâküm. veümirtü en ekûne mine-lmüʾminîn.
105Veen eḳim vecheke lildîni ḥanîfâ. velâ tekûnenne mine-lmüşrikîn.
106Velâ tedʿu min dûni-llâhi mâ lâ yenfeʿuke velâ yeḍurruk. fein feʿalte feinneke iẕem mine-żżâlimîn.
Türkçe Meal
104De ki:
– Ey İnsanlar! Eğer benim dinimden şüphede iseniz iyi bilin ki ben sizin Allah ile aranıza koyup kulluk ettiklerinize asla kulluk etmem; ancak ben, sizi vefat ettirip hesaba çekecek olan Allah’a kulluk ederim. Zira ben müminlerden olmakla emrolundum.
105Ve her türlü şirkten arınmış olarak tüm benliğinle dosdoğru dine yönel ve sakın ortak koşan müşriklerden olma diye!
106Ve de Allah ile arana koyup, sana fayda da zarar da sağlayamayacaklara dua ile yalvarma! Eğer böyle yaparsan kesinlikle şirk koşan zalimlerden olursun!
Açıklamalı meal
104Ey Peygamber! Âyetlerimizi yalan sayanlara de ki: “Ey insanlar! Eğer benim dinim hakkında bir kuşkunuz varsa ve Allah adına yaptığım davetten vazgeçip de size uyacağımı düşünüyorsanız, şunu gayet iyi bilin ki ben, sizin Allah’ın dışında ilah edinip taptıklarınıza asla itaat ve ibadet etmem de yasalarına uyarak tapmam da. Ben ancak benim de sizin de canınızı alacak sonra da tekrar diriltip hesap soracak olan Rabbimin yasalarına uyarak Allah’a kulluk ederim. Ben O’na güvenip teslim olan ve inançlarından zerre kadar taviz vermeyen dosdoğru mü’minlerden olmakla emrolundum.”
105Ve yine bana şu ilâhî emirleri söylemem de emredildi: “ Şirkten ve küfürden arınmış olarak yüzünü dosdoğru ve her türlü bâtıl ideolojilerden arınmış bir şekilde hak dine çevir ve bütün gücünle ve tevhid inancıyla Allah’a yönel. Sakın Rabbinin yasalarından başka yasalara uyarak O’ndan başka bir ilâh kabul etme ve böylece Allah’tan başka varlıkları yücelterek şirk koşanlardan olma.
106Size bir hayrın dokunmasını ya da uğradığınız bir kötülükten kurtulmayı istiyorsanız Allah’ı bırakıp da Allah’tan başka sana bir yararı veya zararı dokunmayacak şeylere dua edip yardım dilemeyin ve yasalarına uyarak tapmayın. Eğer böyle yaparsan o takdirde hiç şüphesiz kendine yazık eden zalimlerden olursun. Çünkü Allah’tan başka yasalarına uyarak taptıkların nihayetinde yarattığımız varlıklar olacaktır. Yaratılanların yaratılmışlara tapması insana yakışmaz.
Ayet 107
1 ayetYunus 107
وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۚ وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَٓادَّ لِفَضْلِه۪ۜ يُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ١٠٧
Mushaf
Okunuş
107Veiy yemseske-llâhü biḍurrin felâ kâşife lehû illâ hû. veiy yüridke biḫayrin felâ râdde lifaḍlih. yüṣîbü bihî mey yeşâü min ʿibâdih. vehüve-lgafûru-rraḥîm.
Türkçe Meal
107Şayet Allah sana bir sıkıntı verirse, onu O’ndan başkası kaldıramaz. Eğer senin için bir hayır dilerse; Allah’ın lütfunu engelleyecek kimse yoktur. Zira O, nimetini kullarından hak edene verir. Çünkü O eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz rahmet kaynağıdır.
Açıklamalı meal
107Allah seni uyarmak, ya da sınamak için sana bir sıkıntı verirse iyi bilesin ki onu yine O’ndan başka kimse gideremez. Eğer senin için bir iyilik dilerse O’nun hayrına da lütfuna da kimse engel olamaz. O bu lütfunu kullarından layık görüp dilediğine verir. O, mü’minlere karşı şefkatli ve bağışlayıcıdır, tevbe ile kendisine yönelen kullarına karşı da merhamet edicidir.”
Ayet 108
1 ayetYunus 108
قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْۚ فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۚ وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِوَك۪يلٍۜ ١٠٨
Mushaf
Okunuş
108Ḳul yâ eyyühe-nnâsü ḳad câekümü-lḥaḳḳu mir rabbiküm. femeni-htedâ feinnemâ yehtedî linefsih. vemen ḍalle feinnemâ yeḍillü ʿaleyhâ. vemâ ene ʿaleyküm bivekîl.
Türkçe Meal
108De ki:
– Ey İnsanlar! Rabbinizden size hakikatin kaynağı olan Kuran gelmiştir. Artık kim bu Kuran ile doğru yola girerse sadece kendisi için girmiş ve kim de bundan yüz çevirip saparsa da kendi zararına sapmıştır. Zira ben, sizin vekiliniz değilim.
Açıklamalı meal
108Ey Peygamber de ki: “Ey insanlar! İşte size Rabbinizden yaratılışınızın sebebini bildiren ve ona uygun nasıl yaşamanız gerektiğini açıklayan ve hak olan Kur’an gelmiştir. Bundan sonra kim hakka tâbi olup hidayeti kabul eder ve doğru yola girerse elbette bu seçimi kendi yararına olur. Fakat her kim de başka bir hayat tarzı ile yaşamayı seçip Kur’an dışı yollara saparsa felaketlerini hazırlayıp kendi aleyhine sapıtmış olur. Ben sizin tercihlerinizden ve yaptıklarınızın akıbetinden sorumlu değilim. Sizin üzerinize bir koruyucu vekil de değilim.
Ayet 109
1 ayetYunus 109
وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَاصْبِرْ حَتّٰى يَحْكُمَ اللّٰهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِم۪ينَ ١٠٩
Mushaf
Okunuş
109Vettebiʿ mâ yûḥâ ileyke vaṣbir ḥattâ yaḥküme-llâh. vehüve ḫayru-lḥâkimîn.
Türkçe Meal
109Sana vahyedilen Kuran’a uy, Allah hükmünü verinceye kadar da sabret! Zira O, hüküm verenlerin en iyisidir.
Açıklamalı meal
109Ey Peygamber! Sen de sadece sana vahyedilen bu hikmetli ayetlere uy ve hedefe ulaşma konusunda sakın aceleci davranma. Allah hükmünü verinceye kadar ve vaad ettiği zafer gelinceye kadar bu yolda uğrayabileceğin zorluk ve sıkıntılara sabret. Unutma; O Allah herkes hakkında en doğru zamanda en doğru en güzel hüküm verendir, hüküm verenlerin de en hayırlısıdır.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce İsrâ, sonra Hûd indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla