Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu · Tavsiyesi şu
Adı: Bu sure adını, 50-60. ayetlerde kıssası zikredilen Hz. Hud’un (a.s) isminden almıştır.
Nüzul Zamanı: Surenin konusu üzerinde derinlemesine düşündüğümüzde, onun Yunus suresiyle aynı dönemde ve büyük bir ihtimalle hemen onun ardından nazil olduğu sonucuna varırız.
Sure, Yunus suresiyle aynı konuyu işler; mesaja davet, tavsiye ve inzar. Bir farkla ki bu suredeki inzar (uyarı) daha şiddetlidir. Bu durum bir hadisle de desteklenmiştir.
Rivayet edilir ki, bu surenin nüzulundan sonra bir gün Hz. Ebu Bekir (r.a) Rasulullah’a (s.a) söyle dedi: Son zamanlarda senin daha hızlı yaşlanıyor olduğunu görmekteyim. Bunun sebebi nedir?” Rasulullah (s.a) cevapladı: “Hud suresi ve benzeri sureler beni ihtiyarlattı. ” Bu gösterir ki, zaman Rasulullah (s.a) için çok çetin zamandı ve İslam’ın davetini baltalamak için elinden geleni yapan Kureyş’in azaba uğratılmasından duyduğu endişelerine, bu sert uyarılar da eklenmiş bulunmaktaydı. Çünkü artık Rasulullah (s.a) için Allah tarafından tanınan mühletin son sınırına giderek yaklaşıldığı ayan beyandı. Mühletin son demlerini yaşadığından ve kavminin azaba uğratılacağından korkmaktaydı.
Konu: Surenin daveti şudur: Allah Rasulüne itaat edin. Şirki terkedin ve yalnızca Allah’a ibadet edin; tüm hayat sisteminizi ahirette hesap vereceğiniz inanç üstüne kurun.
Tavsiyesi şu: Hatırlayın o insanları ki, imanlarını bu dünya hayatının zahiri parlaklığına feda edip, peygamberlerin mesajını inkar ettiler de, korkunç akıbetlerle karşılaştılar. Dolayısıyle sizlerde tarihin mahvolmağa götürdüğünü ispat ettiği yolun aynısını izleyip izlemediğinizi ciddi ciddi araştırın.
Uyarısı da şu: Azabın geciktiriliyor olması sizi aldatmasın. Bu, “Allah’ın yollarınızı düzeltin” diye size lütfuyla tanıdığı mühletten ibarettir. Bu fırsatı değerlendirmezseniz iman edenler dışında helak edecek olan kaçınılmaz cezaya çarptırılacaksınız.
Kur’an insanlara doğrudan hitap etme yerine, yukarıdaki hedefleri gerçekleştirmek için, Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb ve Firavun kavimlerine ait kıssaları kullanmıştır. Bu kıssalarda vurgulanan en önemli şey şudur: Allah’ın hükmü bir kavim üzerinde gerçekleştiği zaman, her ne olursa olsun, isterse devrin peygamberinin en yakın akrabası olsun Allah hiç kimseyi kayırmaz. Bundan azade olanlar yalnızca peygamberlere iman edenlerdir: inanmayanlar, isterse onun karısı ve çocuğu olsunlar bu hükmün içindedirler.
Dahası var: İman her bir müminden, hüküm geldiğinde akrabalarını tümüyle unutmasını ve yalnızca iman kardeşliğini esas almasını gerektirir. Zira kan ve ırk yakınlığını dikkate almak, bu tür durumlarda İslam’ın ruhuna zıttır. Ve müslümanlar bu öğretiyi Hud suresi’nin nüzulünden 4 yıl sonra Bedir Savaşı’da pratik olarak göstermişlerdir.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1
1 ayetHûd 1
الٓرٰ۠ كِتَابٌ اُحْكِمَتْ اٰيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ خَب۪يرٍۙ ١
Mushaf
Okunuş
1Elif-lâm-râ. kitâbün uḥkimet âyâtühû ŝümme füṣṣilet mil ledün ḥakîmin ḫabîr.
Türkçe Meal
1(1-2) Elif Lâm Râ. Bu, Allah’tan başkasına kul olmayasınız diye, her şeyden haberdar olan ve her hükmünde doğru karar veren Allah tarafından ayetleri muhkem kılınmış sonra da detaylı olarak açıklanmış bir kitaptır. Ben ise onun tarafından gönderilmiş sadece bir uyarıcı ve müjdeciyim.
Açıklamalı meal
1Elif. Lam. Ra. Her türlü şüphe ve çelişkiden özenle korunarak indirilen bu Kur’an ayetleri, kuvvetli delillerle ve hikmetlerle ortayakonulan sonra da her şeyi hakkıyla bilen sonsuz ilim ve hikmet sahibi Allah tarafından etraflıca açıklanan ve hüküm bildiren mükemmel bir Kitap’tır.
Ayet 2–4
3 ayetHûd 2
Hûd 3
Hûd 4
اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنَّن۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌۙ ٢ وَاَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذ۪ي فَضْلٍ فَضْلَهُۜ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَب۪يرٍ ٣ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٤
Mushaf
Okunuş
2Ellâ taʿbüdû ille-llâh. innenî leküm minhü neẕîruv vebeşîr.
3Veeni-stagfirû rabbeküm ŝümme tûbû ileyhi yümettiʿküm metâʿan ḥasenen ilâ ecelim müsemmev veyüʾti külle ẕî faḍlin faḍleh. vein tevellev feinnî eḫâfü ʿaleyküm ʿaẕâbe yevmin kebîr.
4İle-llâhi merciʿuküm. vehüve ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Türkçe Meal
2(1-2) Elif Lâm Râ. Bu, Allah’tan başkasına kul olmayasınız diye, her şeyden haberdar olan ve her hükmünde doğru karar veren Allah tarafından ayetleri muhkem kılınmış sonra da detaylı olarak açıklanmış bir kitaptır. Ben ise onun tarafından gönderilmiş sadece bir uyarıcı ve müjdeciyim.
3Rabbinizden günahlarınız için bağışlanma dileyin, sonra tövbe ile O’na yönelin ki belirlenmiş bir süreye kadar sizi güzel bir şekilde yaşatsın ve her erdem sahibine hak ettiği mükâfatını versin. Şayet yüz çevirecek olursanız ben sizin başınıza gelecek olan o korkunç günün azabından korkarım.
4Er ya da geç dönüşünüz Allah’adır. Zira Allah her şey için bir ölçü koyandır.
Açıklamalı meal
2Ey insanlar! Bu Kuran size Allah’tan başkasının yasalarına uyarak onlara kulluk ve ibadet etmeyin. O’nun buyruklarına ters düşen hiçbir güce kim olursa olsun asla boyun eğmeyin. Böylece de yaratılış sebebiniz olan hayat nizamına uyun, ilişkilerinizde adaletli davranın diye gönderilmiştir. Ey Peygamber o hâlde insanlara de ki: Ben de sizi buna davet ederek Allah’ın hükümlerini reddeden zalimleri cehennemle uyarmak ve davete uyup Allah’ın yasalarına göre yaşayanları da cennetle müjdelemek için görevlendirildim.
3Uyarıları dikkate alıp, günahlarınız için tevbe ederek kendinizi temizleyin ve Rabbinizden bağışlanma dileyin. Yaratılış sebebiniz olan hayatı yaşamaya yönelin ki Allah da sizi dünya hayatınızdaki süreniz doluncaya kadar huzurlu ve bereketli bir ömür verip güzel nimetlerden yararlandırsın ve faziletli bir hayat sürenlere, bol bol lütuf ihsanda bulunarak faziletinin karşılığını versin. Fakat bu davetten ve ilahi emirlerinden yüz çevirirseniz ve nankörlük edip karşı çıkarsanız gerçekten ben sizin için başınıza gelecek olan büyük günün dehşetli azabından korkarım.
4Ne yaparsanız yapın eninde sonunda hak ettiğinizin karşılığını görmek üzere dönüşünüz Allah’adır. Allah, aklınıza gelecek her şeye gücü yeten mutlak kudret sahibidir
Ayet 5
1 ayetHûd 5
اَلَٓا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُۜ اَلَا ح۪ينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْۙ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۚ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٥
Mushaf
Okunuş
5Elâ innehüm yeŝnûne ṣudûrahüm liyestaḫfû minh. elâ ḥîne yestagşûne ŝiyâbehüm yaʿlemü mâ yüsirrûne vemâ yüʿlinûne. innehû ʿalîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
Türkçe Meal
5Dikkat edin onlar güya Allah’tan kaçıp saklanmak için kalplerindeki kötü niyetleri örtüp gizlemeye çalışıyorlar. İyi bilin ki onlar kalplerinde olanları kat be kat örtüp gizleseler bile Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Zira O, kalplerdeki en mahrem sırları bilendir.
Açıklamalı meal
5İyi bilin ki Allah’ın âyetlerine iman etmekten kaçınan ve gerçeklerle yüz yüze gelmekten korkan müşrikler deve kuşu misali elbiselerine bürünüp başlarını kuma gömerek, Allah’tan gizlenip saklanmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken de Allah’ın davetini duymamak için kulaklarını, gözlerini ve kalplerini kat kat kapatıp örtüyorlar. Güya böylece hakîkati görmemiş, duymamış oluyorlar. Daha da kötüsü, böyle yapmakla ceza ve sorumluluktan kurtulacaklarını umuyorlar. Şüphesiz ki, onlar gecenin zifiri karanlıklarında elbiselerine bürünse bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını niçin böyle yaptıklarını da çok iyi bilmektedir. Şüphesiz O, insanların gönüllerinde olanı, bütün gizli düşüncelerini ve neyi niçin yaptıklarını en iyi bilendir.
İlgili ayetler
Ayet 6
1 ayetHûd 6
وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ كُلٌّ ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ٦
Mushaf
Okunuş
6Vemâ min dâbbetin fi-lʾarḍi illâ ʿale-llâhi rizḳuhâ veyaʿlemü müsteḳarrahâ vemüstevdeʿahâ. küllün fî kitâbim mübîn.
Türkçe Meal
6Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın. O, onların hayat mecrasındaki geçici ve kalıcı olarak yerleştikleri yeri bilir. Zira bunların hepsi apaçık bir kitapta/yasada mevcuttur.
Açıklamalı meal
6Yeryüzünde yaşayan her canlının doğumundan ölümüne kadar bütün rızkını veren Allah’tır. Her canlının yaşamının her basamağında emanet olarak kalacağı ve yaşayacağı süreyi de öldükten sonra ahirette yerleşeceği yerin neresi olacağını da Allah bilir. Yani sizin hayat yolculuğunuzu; anne rahminden dünyaya, dünyadan kabre, oradan mahşere, sonra cennet veya cehenneme varıncaya kadar geçirdiğiniz ve geçireceğiniz aşamaları bilir. Bunların hepsi bir adı da Levh-i Mahfuz olan ve tüm varlık yasalarının bulunduğu apaçık bir Kitap’ta kayıt altında tutulmaktadır.
İlgili ayetler
Ayet 7–8
2 ayetHûd 7
Hûd 8
وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ٧ وَلَئِنْ اَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِلٰٓى اُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُۜ اَلَا يَوْمَ يَاْت۪يهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفًا عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٨
Mushaf
Okunuş
7Vehüve-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa fî sitteti eyyâmiv vekâne ʿarşühû ʿale-lmâi liyeblüveküm eyyüküm aḥsenü ʿamelâ. velein ḳulte inneküm mebʿûŝûne mim baʿdi-lmevti leyeḳûlenne-lleẕîne keferû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.
8Velein eḫḫarnâ ʿanhümü-lʿaẕâbe ilâ ümmetim maʿdûdetil leyeḳûlünne mâ yaḥbisüh. elâ yevme yeʾtîhim leyse maṣrûfen ʿanhüm veḥâḳa bihim mâ kânû bihî yestehziûn.
Türkçe Meal
7Gökleri ve yeri altı aşamada yaratan O’dur. O, hanginiz daha güzel amel yapacak diye sizi sınamak için hükümranlığının en büyük göstergesi olan hayatı su ile başlatmış idi. Eğer onlara “Öldükten sonra kesinlikle yeniden diriltileceksiniz” diye söylesen o gerçeği örtbas eden kâfirler: “Bu apaçık sihirden/aldatmacadan başka bir şey değildir” derler.
8Şayet onlardan o azabı belli bir süre ertelersek:
– Onu engelleyen nedir, derler. İyi bilin ki o azap geldiği gün onu onlardan savuşturacak hiçbir güç olmayacak ve hafife aldıkları şey kendilerini çepeçevre kuşatacaktır.
Açıklamalı meal
7Allah gökleri ve yeri altı evrede ve günde yarattı. Sonra suyu yaratıp, ilmini ve kudretini su üzerinde tecelli ettirerek tüm canlıların özünü de sudan yarattı O’nun Arş’ı yeryüzünde hayatın temel kaynağı olan su üzerindeydi ve hükümranlığını sudan yarattıkları üzerinde tesis ederek hayatlarını yasalara bağlayıp nizamlarını kurdu. Daha sonra da sizden hanginizin davetine uyacağı ve daha güzel davranışlar göstereceği konusunda sizi imtihan etmek için evreni, hayatı ve ölümü yarattı. Sonra amellerinizle ilgili sınırlar belirleyip tercihlerinizle baş başa bıraktı. Ey Peygamber! Yaratılışın kısa hikâyesi böyleyken sen onlara: “ Asıl vatanınız Ahirettir ve siz öldükten sonra tekrar diriltilip dünya hayatınızı yaşayış biçiminizden hesaba çekileceksiniz” desen Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edip inkâr edenler seni ciddiye almadıklarını göstermek için: “Bu bizi büyülemek için söylenmiş, apaçık bir aldatmacadır ” derler.
8Onlardan hak ettikleri azabı hemen göndermeyip, belirli bir süre için ertelesek mutlaka alaycı bir dille: “ Tehdit edildiğimiz azap gelecekse hemen gelsin de görelim. Onu azaptan engelleyip alıkoyan nedir? Demek tüm uyarılar, tehditler yalanmış” derler. Acaba, onunla karşılaştıkları gün de böyle diyebilecekler mi? Haberiniz olsun ki, azap geldiği gün artık kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve onu başlarından savabilecek hiçbir güç yoktur. Nihayet alaya aldıkları şey onları çepeçevre kuşatmış ve iş işten çoktan geçmiş olur.
Ayet 9–10
2 ayetHûd 9
Hûd 10
وَلَئِنْ اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُۚ اِنَّهُ لَيَؤُ۫سٌ كَفُورٌ ٩ وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَٓاءَ بَعْدَ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪يۜ اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌۙ ١٠
Mushaf
Okunuş
9Velein eẕaḳne-lʾinsâne minnâ raḥmeten ŝümme nezaʿnâhâ minh. innehû leyeûsün kefûr.
10Velein eẕaḳnâhü naʿmâe baʿde ḍarrâe messethü leyeḳûlenne ẕehebe-sseyyiâtü ʿannî. innehû leferiḥun feḫûr.
Türkçe Meal
9Eğer biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp, sonra o nimeti çekip alsak hemen karamsarlığa kapılır ve nankörleşir.
10Eğer ona dokunan sıkıntı ve darlıktan sonra onu nimetlere gark etmiş olsak bütün kötülükler benden uzaklaştı onlardan kurtuldum der ve küstahça bir övünce kapılır.
Açıklamalı meal
9Eğer insana katımızdan zenginlik ve bereket gibi nimetler verip bir rahmet tattırsak da sonra onu çekip geri alsak o gafil insan bunun bir imtihan olduğunu unutur ve hemen bize karşı ümitsizliğe düşüp Allah’tan gelen tüm gerçekleri inkâr ederek nankörleşir.
10Yahut başına gelen bir sıkıntıdan sonra ona bir nimet tattırırsak bize şükredip, itaat etmek yerine: “ Nasıl olsa kötülükler artık benden gitti sıkıntılarımdan kurtuldum beni bu hale düşüren sebepleri ortadan kaldırdım ” der. Olup bitenleri kendinden bilip sanki bir daha hiç sıkıntıya düşmeyecekmiş gibi hemen kibirlenip şımarmaya ve boş yere büyüklük taslamaya başlar. Belâlardan ödü kopar, fakat o belâlarla insanları imtihan eden Allah’a karşı gelmekten çekinmez.
Ayet 11
1 ayetHûd 11
اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ ١١
Mushaf
Okunuş
11İlle-lleẕîne ṣaberû veʿamilu-ṣṣâliḥâti. ülâike lehüm magfiratüv veecrun kebîr.
Türkçe Meal
11Yalnız sıkıntı ve darlıklara sabreden ve güzel işler yapanlar böyle şımarmazlar. İşte onlar için ilahi bir bağış ve muhteşem bir ödül vardır.
Açıklamalı meal
11Ancak Allah’a iman edip, O’nun rızasını kazanmak uğrunda sıkıntılı anlarda ümitsizliğe düşmeyen, nimetlerden dolayı da şımarıp kibre kapılmayan, yani her iki durumda da sabredip salih ameller işleyenler elbette böyle değildirler. Onlar sıkıntılara, zorluklara karşı direnir, umutsuzluğa düşmez, nankörleşmez, Allah’a sığınırlar. Nimetlere kavuşup sıkıntılardan kurtulduklarında ise kurtaranın ve nimetleri bahşedenin Allah olduğu bilinci ile O’na şükrederler. İşte onlara Rableri tarafından bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
İlgili ayetler
Ayet 12
1 ayetHûd 12
فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَضَٓائِقٌ بِه۪ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ مَلَكٌۜ اِنَّمَٓا اَنْتَ نَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌۜ ١٢
Mushaf
Okunuş
12Feleʿalleke târiküm baʿḍa mâ yûḥâ ileyke veḍâiḳum bihî ṣadruke ey yeḳûlû levlâ ünzile ʿaleyhi kenzün ev câe meʿahû melek. innemâ ente neẕîr. vellâhü ʿalâ külli şeyʾiv vekîl.
Türkçe Meal
12Sen:
– Sana bir hazine indirilmeli veya seninle birlikte bir melek gelmeli değil miydi? Dedikleri için göğsün daralıp sana vahyedilenlerden bir kısmını az kalsın terk ediverecektin. Unutma ki sen sadece bir uyarıcısın, her şeye vekil olan sadece Allah’tır.
Açıklamalı meal
12Ey Peygamber! müşriklerin: “ Peygamber olduğuna inanmamız için ona gökten bir hazine indirilmesi veya beraberinde bir melek gelmesi gerekmez mi? şeklindekialaycı sözlerinden dolayı moralin bozulup kalbin daralabilir. Resûlüm! İnkâr ediyorlar, âyetlerimizle alay ediyorlar diye sana vahyedilen ayetlerin kâfirlerin çıkarlarına dokunacak bir kısmını onlara duyurup tebliğ etmekten vedavetten vaz mı geçeceksin? Zaten onlar da bunu istiyorlar. Asla böyle yapma. O müşriklerin, sana vahyedilenleri inkâr edip, alay etmelerine aldırış etme, üzülme. Unutma ki sen sadece Allah’ın azabına karşı bir uyarıcısın. Onların iman etmelerini sağlamaya görevli değilsin Allah ise her şeye vekildir ve her şeyi gören, gözetendir. Öyleyse O’na güven, zalimlerin yalan ve iftiralarına aldırmadan görevini yapmaya devam et.
Ayet 13–14
2 ayetHûd 13
Hûd 14
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ فَاْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِه۪ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ١٣ فَاِلَّمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ١٤
Mushaf
Okunuş
13Em yeḳûlûne-fterâh. ḳul feʾtû biʿaşri süverim miŝlihî müfterayâtiv vedʿû meni-steṭaʿtüm min dûni-llâhi in küntüm ṣâdiḳîn.
14Feillem yestecîbû leküm faʿlemû ennemâ ünzile biʿilmi-llâhi veel lâ ilâhe illâ hû. fehel entüm müslimûn.
Türkçe Meal
13Yoksa:
– Bu Kuran’ı kendisi uydurdu mu diyorlar? De ki:
– Eğer iddianızda samimi iseniz Allah ile aranıza koyduğunuz herkesi yardıma çağırın da uydurulmuş on sure de siz getirin bakalım.
14Eğer sizin bu meydan okumanıza cevap veremezlerse, iyi bilin ki bu Kuran Allah’ın sonsuz bilgisi ile indirilmiştir ve şunu da iyi bilsinler ki O’ndan başka ilah yoktur, sadece O vardır. Artık Müslüman oldunuz değil mi?
Açıklamalı meal
13Yoksa: “ Muhammed Kur’an’ı kendisi mi uydurdu” diyorlar? O zaman onlara de ki: “ Şayet samimi iseniz ve gerçekten buna inanıyor da âyetlerin insan sözü olduğunu düşünüyorsanız? Eğer benim gibi okuma yazması bile olmayan bir kişi; böyle muhteşem süreler ‘uydurabiliyor’ ise, Haydi o zaman siz de Kur’an’la boy ölçüşebilecek bir kitap veya en azından Kur’an’ın surelerine benzer on tane sure uydurup getirin bakalım. Eğer Kur’an’ı Muhammed uydurduysa, onu susturmak için bundan daha iyi bir fırsat olabilir mi? Yok buna tek başımıza güç yetiremeyiz’ diyorsanız, o zaman bunu yapabilmek için Allah’tan başka yardım alıp çağırabileceğiniz şair, edip, filozof, bilim insanı gibi kim varsa onları da yardımınıza çağırın.
14Eğer bu meydan okumaya karşı yardıma çağırdığınız sözde ilâhlarınız, bilgin ve edipleriniz size on sûre getirerek cevap veremezlerse, ki hiçbir zaman veremeyecekler. O zaman kesin olarak bilin ve anlayın ki, bu Kur’an Muhammed tarafından uydurulmuş bir söz olmayıp Allah’ın ilminin eseridir ve ancak O’nun ilmiyle indirilmiştir. Allah’tan başka hükmüne boyun eğilecek, emrine kayıtsız şartsız itaat edilecek bir otorite, gerçek ilah yoktur. Bu meydan okuma karşısında düştüğünüz acizliğe rağmen artık bu hakikate ve Allah’ın emirlerine teslim olup Müslüman olmanız gerekmez mi?”
Ayet 15–16
2 ayetHûd 15
Hûd 16
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا وَهُمْ ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ ١٥ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا النَّارُۘ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا ف۪يهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٦
Mushaf
Okunuş
15Men kâne yürîdü-lḥayâte-ddünyâ vezînetehâ nüveffi ileyhim aʿmâlehüm fîhâ vehüm fîhâ lâ yübḫasûn.
16Ülâike-lleẕîne leyse lehüm fi-lʾâḫirati ille-nnâr. veḥabiṭa mâ ṣaneʿû fîhâ vebâṭilüm mâ kânû yaʿmelûn.
Türkçe Meal
15Kim bu dünya hayatını ve onun ziynetini isterse, burada onların yaptıklarının karşılığını tastamam veririz de onlar orada hiçbir haksızlığa uğratılmazlar.
16Ne var ki onların ahirette hak ettikleri ateşten başka bir şey olmayacaktır. Zira onların dünyadayken yapıp ettikleri her şey boşa gitmiştir. Zaten yaptıkları her şey de batıldır.
Açıklamalı meal
15Kim kısacık dünya hayatını tercih edip peşine düşer ve çekiciliğine aldanarak sadece onun göz kamaştırıcı güzelliklerini şatafatını ve ihtişamını arzularsa onlara dünyada yaptıklarının karşılığını tam olarak veririz. Orada kendilerine bir haksızlık da yapılmaz. Basit menfaatlerini kendilerine ilâh edinen bu insanlar, kendi halklarını maddî yönden refaha kavuştursalar bile, Kur’an’ın ortaya koyduğu evrensel bilince sahip olmadıklarından, insanlığa asla huzur ve mutluluk getiremeyecekler.
16Fakat onlar ahirette kendileri için ateşten başka paylarına düşecek bir şeyi olmayanlardır. Dünyada iken âhireti hesaba katmamanın karşılığı bu olacaktır. Onların dünyada meydana getirdikleri bütün eserler, yıkılmaz zannettikleri sistemler ve âhireti kaybetme pahasına elde ettikleri ne varsa dünyada kalmış ve güya iyilik namına yaptıkları her şey boşa gitmiştir. Zaten yapmakta oldukları da geçersizdir. Sonunda hayatlarını anlamsız ve değersiz şeyler uğrunda tükettiklerini anlayacaklar.
İlgili ayetler
Ayet 17
1 ayetHûd 17
اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه۪ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِه۪ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَامًا وَرَحْمَةًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِه۪ مِنَ الْاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُۚ فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ١٧
Mushaf
Okunuş
17Efemen kâne ʿalâ beyyinetim mir rabbihî veyetlûhü şâhidüm minhü vemin ḳablihî kitâbü mûsâ imâmev veraḥmeh. ülâike yüʾminûne bih. vemey yekfür bihî mine-lʾaḥzâbi felnâru mevʿidüh. felâ tekü fî miryetim minhü innehü-lḥaḳḳu mir rabbike velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yüʾminûn.
Türkçe Meal
17(Böyle birisi ile) Rabbinden gelen kesin bir bilgiye dayanan ve O’nun katından bir şahidin (İncil’in) izlediği ve ondan önce de bir önder ve rahmet olarak Musa’ya indirdiğimiz kitabı tasdik eden bir olur mu? İşte bunlar ilahi hakikatlere iman edenlerdir. Bu gruplardan kim bu hakikate inanmazsa onun varış yeri ateştir. Sakın sen bu Kuran’dan şüphe etme! Zira bu Rabbinden gelen hakkın ta kendisidir. Fakat insanların çoğu iman edip mümin olmuyorlar.
Açıklamalı meal
17O halde sadece dünya hayatını düşünen ve Âhiret hayatını umursamayan kimse ile âyetlerine iman ederek Rabbi’nden gelen Kur’an mucizesi gibi apaçık bir delile dayanan ve onun ile amel eden kimse bir olabilir mi? Kesinlikle bir olmaz. Kaldı ki, bu delil Cebrail ve Rabbinden kendisine İncil adında bir kitap gönderilen İsa gibibir şahit ve bir de Kur’an’dan önce de kavmine bir rehber ve rahmet olarak gönderilmiş Musa’nın kitabı Tevrat ile Son Elçinin cihanı aydınlatacağını insanlığa müjdelenip doğruluğu desteklenmiştir. İşte bunlar Kur’an’a ve onu insanlara tebliğ eden Son Peygambere yönelip iman ederler. Ey Resûlüm! Artık hangi topluluk bu davetten yüz çevirir ve onu bile bile inkâr ederse kendisine vaadedilen yer ateştir. O hâlde ey Müslüman sakın bu Kur’an’dan yana hiç şüphen olmasın. Şüphesiz bu Kur’an Rabbinden gelen gerçeğin ta kendisidir. Ancak ne yazık ki insanların çoğu inkârda ısrar ettikleri için bu gerçeğe hâlâ iman etmezler.
İlgili ayetler
Ayet 18–22
5 ayetHûd 18
Hûd 19
Hûd 20
Hûd 21
Hûd 22
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُعْرَضُونَ عَلٰى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْاَشْهَادُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ كَذَبُوا عَلٰى رَبِّهِمْۚ اَلَا لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِم۪ينَۙ ١٨ اَلَّذ۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًاۜ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ١٩ اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يَكُونُوا مُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَۢ يُضَاعَفُ لَهُمُ الْعَذَابُۜ مَا كَانُوا يَسْتَط۪يعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ ٢٠ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٢١ لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٢٢
Mushaf
Okunuş
18Vemen ażlemü mimmeni-fterâ ʿale-llâhi keẕibâ. ülâike yüʿraḍûne ʿalâ rabbihim veyeḳûlü-lʾeşhâdü hâülâi-lleẕîne keẕebû ʿalâ rabbihim. elâ laʿnetü-llâhi ʿale-żżâlimîn.
19Elleẕîne yeṣuddûne ʿan sebîli-llâhi veyebgûnehâ ʿivecâ. vehüm bilʾâḫirati hüm kâfirûn.
20Ülâike lem yekûnû müʿcizîne fi-lʾarḍi vemâ kâne lehüm min dûni-llâhi min evliyâʾ. yüḍâʿafü lehümü-lʿaẕâb. mâ kânû yesteṭîʿûne-ssemʿa vemâ kânû yübṣirûn.
21Ülâike-lleẕîne ḫasirû enfüsehüm veḍalle ʿanhüm mâ kânû yefterûn.
22Lâ cerame ennehüm fi-lʾâḫirati hümü-lʾaḫserûn.
Türkçe Meal
18Kendi uydurduğu yalanları Allah’a isnat edenden daha zalim kim vardır? İşte onlar hesap için Rabblerinin huzuruna getirildiklerinde şahitler diyecekler ki: İşte Rablerine karşı yalan uyduranlar bunlardır, iyi bilin ki Allah’ın laneti Allah’a iftira eden bu zalimlerin üzerinedir.
19–Onlar insanları Allah’ın gerçek dininden saptırır ve onu eğri büğrü göstermeye çalışırlar, onlar ahireti de hesaba katmayan kâfirlerdir.
20İşte onlar, bu dünyada Allah’ın cezalandırmasından kurtulamayacaklar, ahirette ise Allah ile aralarına girip kendilerine yardım edecek evliyaları da olmayacaktır. Onlar kat be kat azaba çarptırılacaklar zira onlar hakikati duymaya katlanamıyorlardı ve gerçekleri de görmeye yanaşmıyorlardı.
21İşte bunlar kendilerini mahvedenlerdir. Ve uydurdukları kurtarıcıları kendilerini yüzüstü bırakıp terk etmişlerdir.
22Hiç kuşkusuz ki bunlar ahirette en çok hüsrana uğrayacak onlardır.
Açıklamalı meal
18Kendi uydurdukları yalanları Allah’a mal eden ve “Allah hiçbir elçi ve kitap göndermedi” veya “Kur’an’ı Allah indirmemiştir!” gibi bir iddiayı ortaya atarak Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim daha sapık kim olabilir? Onlar mahşer alanında hapsedilip bekletilirler ve dünyada iken yaptıkları işler kendilerine gösterilir. Ve yaptıklarının cezasını çekmek üzere Hesap Gününde şahitler huzurunda suçları önlerine konup Rablerinin karşısına çıkarılırlar. Dünyadayken onları hakikate davet eden tüm şahitler de: “Rabblerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır” derler. Haberiniz olsun, Allah’ın laneti dünyada da ahirette de zalimlerin üzerinedir. Allah’ın azabından kaçıp kurtulamayacaklardır.
19İşte o zalimler ki, İslam aleyhinde kara propaganda yaparak hakka yönelmek isteyen insanları baskıyla, tehditle, süslü sözlerle Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Ve insanların kalplerine şüphe tohumları atarak doğru yolu, eğri büğrü ve anlaşılmaz göstermeye çalışırlar. Çünkü onlar aynı zamanda ilâhî adâletin gerçekleşeceği ahireti inkâr edenlerdir.
20Siyasal İslam, radikal İslam, ılımlı İslam gibi asılsız kavramlar uyduranlar var ya onlar kendilerini yeryüzünde tek egemen güç ilan etseler de tüm insanları saptırıp arkalarına alsalar da Allah’ı aciz bırakacak değillerdir. Yani Allah’ın hüküm ve iradesini icra etmesine asla mâni olamazlar. Allah onların cezasını verecektir. Onların bu cezadan kurtulmak için kendilerini Allah’tan koruyup kurtarabilecek başka dostları da yoktur. Eğer onlar Allah’a tevbe ederek O’ndan yardım istemezlerse, hem kendileri sapıp Allah’a karşı geldikleri, hem de başkalarını saptırdıkları için azap onlara kat kat artırılır. Çünkü onlar hakikatleri duyup dinlemeye dahi tahammül edemiyor ve apaçık gerçekleri görmeye yanaşmıyorlardı.
21Din adına ortaya çıkarak insanları Allah’ın Hakk yolundan saptırıp alıkoyanlar ve İslam’ı yozlaştırıp çarpıtmaya çalışanlar var ya işte onlar kendilerini kendi elleriyle felakete sürükleyenlerdir. Uydurdukları düzme nizamlar, gösterişli ideolojiler, sahte ilahlar ve bunlardan bekledikleri şefaat umutları onları en muhtaç oldukları anda yüzüstü bırakıp yanlarından kaybolacaktır.
22Şüphesiz o aldatanlar, ahirette büyük hayal kırıklığı yaşayıp en fazla perişan olan ve zararlı çıkanlardır.
Ayet 23
1 ayetHûd 23
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَخْبَتُٓوا اِلٰى رَبِّهِمْۙ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٢٣
Mushaf
Okunuş
23İnne-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti veaḫbetû ilâ rabbihim ülâike aṣḥâbü-lcenneh. hüm fîhâ ḫâlidûn.
Türkçe Meal
23Ama iman edip, doğru işler yapanlar ve Rablerine yürekten bağlananlar, işte bunlar cennet halkıdırlar ve orada kalıcıdırlar.
Açıklamalı meal
23Allah’ın ayetlerine yürekten iman edip doğru dürüst iyi işler işleyen ve bu imana yaraşırsalih amellerle Rabblerine gönülden boyun eğenlere gelince; işte onlar cennet ehlidirler. Onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır.
İlgili ayetler
Ayet 24
1 ayetHûd 24
مَثَلُ الْفَر۪يقَيْنِ كَالْاَعْمٰى وَالْاَصَمِّ وَالْبَص۪يرِ وَالسَّم۪يعِۜ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًاۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ۟ ٢٤
Mushaf
Okunuş
24Meŝelü-lferîḳayni kelʾaʿmâ velʾeṣammi velbeṣîri vessemîʿ. hel yesteviyâni meŝelâ. efelâ teẕekkerûn.
Türkçe Meal
24Bu iki topluluğun durumu; kör ile gören, sağır ile işiten gibidir, örnek olarak bu ikisi bir olur mu? Hiç düşünüp ibret almaz mısınız?
Açıklamalı meal
24Bir tarafta iman eden mü’minler öte yanda hakîkati inkâr eden kâfirler. Bu iki topluluğun durumu, kör ve sağır kimse ile gören ve işiten kimsenin durumu gibidir. Ey karanlığı, vahyin aydınlığına tercih edenler! Ne dersiniz, Bunların durumları hiç aynı olur mu? İşte iman eden ile gerçekleri örtbas edip iman etmeyen de böyledir. Hâlâ düşünüp ibret almıyor musunuz? Düşünsenize Rabbinizin hangi yasası insanların aleyhinedir. Yalan söylememek mi? Riyakâr, çıkarcı olmamak mı? Zulüm, haksızlık, hırsızlık, sahtekârlık yapmamak mı? Öğüt almak isteyenler için bu apaçık bir uyarıdır. Nitekim, insanlık tarihi boyunca her Peygamber bu gerçeği dile getirmiştir.
Ayet 25–26
2 ayetHûd 25
Hûd 26
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ۘ اِنّ۪ي لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ ٢٥ اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ ٢٦
Mushaf
Okunuş
25Veleḳad erselnâ nûḥan ilâ ḳavmih. innî leküm neẕîrum mübîn.
26El lâ taʿbüdû ille-llâh. innî eḫâfü ʿaleyküm ʿaẕâbe yevmin elîm.
Türkçe Meal
25Andolsun ki biz Nuh’u halkına elçi olarak göndermiştik. O da şöyle demişti:
– Ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
26Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, eğer böyle yaparsanız ben sizin acı bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum.
Açıklamalı meal
25Andolsun Nuh’u da peygamber olarak kendi kavmine göndermiştik. O da kavmine şöyle seslenmişti: “ Ey kavmim! Ben hesap ve cezanın varlığını açıklamak ve sizi yaratılış sebebiniz olan hakikate apaçık âyetlerle davet etmek için Allah’ın görevlendirdiği bir elçi ve tehlikelere karşı apaçık bir uyarıcıyım.
26Sakın Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırıp kulluk etmeyin. O’nun buyruklarına ters düşen hiçbir güce, kim olursa olsun asla boyun eğmeyin! Yalnız Allah’ın yasalarına uyarak Allah’a tapının! Başkalarının yasalarına uyarak onlara tapmayın! İbadet ve hizmetlerinizde sadece O’nun rızasını gözetin Bu uyarıları dikkate almadığınız takdirde ben sizin için acıklı bir günün ve azabın gelmesinden korkuyorum.”
Ayet 27–28
2 ayetHûd 27
Hûd 28
فَقَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَرًا مِثْلَنَا وَمَا نَرٰيكَ اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذ۪ينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّاْيِۚ وَمَا نَرٰى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِب۪ينَ ٢٧ قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِه۪ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْۜ اَنُلْزِمُكُمُوهَا وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ ٢٨
Mushaf
Okunuş
27Feḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî mâ nerâke illâ beşeram miŝlenâ vemâ nerâke-ttebeʿake ille-lleẕîne hüm erâẕilünâ bâdiye-rraʾy. vemâ nerâ leküm ʿaleynâ min faḍlim bel neżunnüküm kâẕibîn.
28Ḳâle yâ ḳavmi eraʾeytüm in küntü ʿalâ beyyinetim mir rabbî veâtânî raḥmetem min ʿindihî feʿummiyet ʿaleyküm. enülzimükümûhâ veentüm lehâ kârihûn.
Türkçe Meal
27Bunun üzerine halkının ileri gelen kâfirleri şöyle dediler:
– Bize göre sen de bizim gibi sıradan bir beşersin üstelik sana içimizden ayak takımından başkasının uymadığını da görüyoruz, senin bize bir üstünlüğünün olduğunu da düşünmüyoruz, bilakis sizin yalancı olduğunuza inanıyoruz.
28Nuh şöyle dedi: - Ey halkım, düşünsenize, ya ben Rabbimden gelen apaçık bir belgeye/vahye dayanıyorsam ve bana katından bir rahmet/elçilik verilmişse siz de bunu görmüyorsanız? İstemediğiniz halde biz sizi iman etmeye zorlayabilir miyiz?
Açıklamalı meal
27Bunun üzerine Nûh kavminin inkâr eden ileri gelenleri Nûh’un Allah’ın vahyi ile yaptığı çağrıdan rahatsız oldular ve karşı çıkıp, ona dediler ki: “ Ey Nûh! Biz senin peygamber olduğuna da söylediklerine de inanmıyoruz. Seni de bizim gibi sıradan ölümlü bir insan olarak görüyoruz. Hem Allah, neden bir melek göndermedi de seni gönderdi? Ayrıca sana da sadece fakir, zayıf, güçsüz ve aşağı tabakadan kimselerin uyduğunu görüyoruz. Eğer bu din güzel bir şey olsaydı, herkesten önce bizim gibi akıllı, zengin ve yetenekli insanlar ona inanırdı. Bu itibarla sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz ki, gücünüz karşısında boyun eğelim. Aksine sizler iktidarı ele geçirmek için halkı kandırmak isteyen ve gerçek niyetinizi de bizden gizleyen yalancılarsınız ” dediler.
28Nuh bunun üzerine onlara: “Ey kavmim! Böyle diyorsunuz da. Ya ben davamı ispat için Rabbimden gelen apaçık ve kesin bir delile dayanıyorsam ya da sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamaya davet ediyorsam o zaman ne olacak? Ya da O bana bizzat kendi katından peygamberlik gibi insanı dünya ve âhirette kurtuluşa ileten bir rahmet vermiş de siz de inanmamakta diretip ona kör kalmışsanız; akıbetinizin hüsran olacağını düşünemiyor musunuz? Korkmayın siz Allah’ın rahmetini istemediğiniz halde ben sizi söylediklerime zorla inandıracak değilim ya dedi.
Ayet 29–31
3 ayetHûd 29
Hûd 30
Hûd 31
وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًاۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ ٢٩ وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٣٠ وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ اِنّ۪ي مَلَكٌ وَلَٓا اَقُولُ لِلَّذ۪ينَ تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْرًاۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْۚ اِنّ۪ٓي اِذًا لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ ٣١
Mushaf
Okunuş
29Veyâ ḳavmi lâ esʾelüküm ʿaleyhi mâlâ. in ecriye illâ ʿale-llâhi vemâ ene biṭâridi-lleẕîne âmenû. innehüm mülâḳû rabbihim velâkinnî erâküm ḳavmen techelûn.
30Veyâ ḳavmi mey yenṣurunî mine-llâhi in ṭarattühüm. efelâ teẕekkerûn.
31Velâ eḳûlü leküm ʿindî ḫazâinü-llâhi velâ aʿlemü-lgaybe velâ eḳûlü innî meleküv velâ eḳûlü lilleẕîne tezderî aʿyünüküm ley yüʾtiyehümü-llâhü ḫayrâ. allâhü aʿlemü bimâ fî enfüsihim. innî iẕel lemine-żżâlimîn.
Türkçe Meal
29Ey halkım, ben sizden bu tebliğe karşılık bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi/mükâfatımı sadece Allah verecektir. Ben, iman eden kimseleri yanımdan kovacak da değilim. Zira onlar bir gün elbette Rabblerine kavuşacaklar. Fakat ben sizin cahilce hareket eden bir topluluk olduğunuzu görüyorum.
30– Ey Halkım, eğer ben bunları kovarsam, Allah’a karşı beni kim savunup yardım edebilir? Hiç düşünmüyor musunuz?
31Ayrıca ben size, “Allah’ın hazineleri benim yanımda” demiyorum. Ve ben gaybı/gelecekte olacakları da bilemem. Ve ben, size “Ben bir meleğim” de demiyorum. Küçümseyip hor gördükleriniz hakkında “Allah kesinlikle bunlara ileride hayır vermeyecek” diye bir hüküm de veremem. Zira onların içlerinde olan niyet ve düşünceleri en iyi Allah bilir. Eğer bunları söylersem o zaman ben haksızlık yapan zalimlerden olurum.
Açıklamalı meal
29Arkasından da Ey kavmim! Allah’ın emirlerini ulaştırmam karşılığında sizden herhangi bir mal mülk ve ücret istemiyorum. Benim mükâfatımı ve çabamın karşılığını verecek olan yalnızca Allah’tır. Ey inkârcılar! Şunu iyi bilin ki hoşlanmıyorsunuz ve istemiyorsunuz diye zayıf, güçsüz ve aşağı tabaka olarak küçümsediğiniz müminleri, sizi memnun etmek için yanımdan kovacak değilim. Onlar da ölüp sonunda Rabblerine kavuşacaklar ve dünya hayatlarını kime ve neye göre yaşadılarsa onun karşılığını göreceklerini de çok iyi biliyorlar. Fakat size gelince ben sizi anlamadan, dinlemeden cahilce davranan bir topluluk olarak görüyorum. Bu yüzden de doğru olana yönelmiyorsunuz.
30Ey kavmim! Şayet Ben size uyup da onları kovacak olursam böyle bir cürüm karşısında beni Allah’tan gelecek cezaya karşı kim koruyabilir? Rabbimin azabından kim kurtarabilir? İşin bu tarafını hiç düşünmüyor musunuz?
31Bana gelince, ben de sizin gibi bir insanım, benim herhangi bir üstünlük iddiam yok. Ben size: “Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, onları dilediğim şekilde kullanabilirim ” demiyorum. Ben yalnızca, dünya ve âhirette kurtuluşunuzu sağlayacak hayat prensiplerini Allah’ın bana bildirdiğini söylüyorum. Fakat siz, bu iddiamın doğru olup olmadığını anlamak için mesajıma kulak vereceğiniz yerde, bana gayba ait sorular soruyor, mucizeler göstermemi istiyorsunuz. Oysa ben Allah’ın öğrettiği ve haber verdiği dışında, Allah’tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği gaybı da bilemem. “ Üstelik ben meleğim” de demiyorum. Ayrıca sizin aşağı tabakadan diye küçümseyip hor gördüğünüz tertemiz insanlar hakkında: “Allah onlara asla bir hayır vermeyecektir” diye zaten söyleyemem. Sizin de benim de onların da kalplerindeki niyeti, samimiyeti ve Allah’ın yanındaki yerlerini en iyi Allah bilir. Ben bu konuda bilmediğim şeyleri söylemeye kalkarsam o takdirde ben haddini aşan zalimlerden olurum.”
Ayet 32–34
3 ayetHûd 32
Hûd 33
Hûd 34
قَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَاْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٣٢ قَالَ اِنَّمَا يَاْت۪يكُمْ بِهِ اللّٰهُ اِنْ شَٓاءَ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ ٣٣ وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْح۪ٓي اِنْ اَرَدْتُ اَنْ اَنْصَحَ لَكُمْ اِنْ كَانَ اللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يُغْوِيَكُمْۜ هُوَ رَبُّكُمْ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَۜ ٣٤
Mushaf
Okunuş
32Ḳâlû yâ nûḥu ḳad câdeltenâ feekŝerte cidâlenâ feʾtinâ bimâ teʿidünâ in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
33Ḳâle innemâ yeʾtîküm bihi-llâhü in şâe vemâ entüm bimüʿcizîn.
34Velâ yenfeʿuküm nuṣḥî in erattü en enṣaḥa leküm in kâne-llâhü yürîdü ey yugviyeküm. hüve rabbüküm veileyhi türceʿûn.
Türkçe Meal
32Dediler ki:
– Ey Nuh, sen bizimle epey tartıştın ve tartışmada da çok ileri gittin. Eğer doğru söylüyorsan haydi bize vaat ettiğin azabı hemen getir.
33Nuh da dedi ki: - Allah onu yeter ki dilesin onu sizin başınıza sardığında ondan asla kaçıp kurtulamazsınız.
34Ben size ne kadar öğüt vermeye çalışırsam çalışayım eğer Allah sizin azgınlığınızı onaylamışsa benim size verdiğim öğütlerin hiçbir faydası olmaz, zira Rabbiniz O’dur, en sonunda Allah’a döndürüleceksiniz.
Açıklamalı meal
32Bunun üzerine kavminin ileri gelenleri dediler ki: “Ey Nuh! Bizim nizam ve ahlakımız konusunda çok olumsuz sözler söyleyip tartıştın ve bizimle mücadelede hayli ileri gittin. Yeter artık senin davetini kesinlikle kabul etmeyeceğiz. Eğer bütün bu söylediklerinde samimi isen, gerçekten doğruyu söylüyorsan ve söylediklerinin olacağına gerçekten inanıyorsan, ne duruyorsun bize vadettiğin azabı bir an önce başımıza getir de görelim bakalım!”
33Nuh da onlara şöyle dedi: “ Bu benim elimde değil. Onu ben değil ancak dilediği takdirde Allah başınıza getirir ve siz O’na asla engel olamazsınız ve kurtulamazsınız.
34Müşrik ve kâfirlikte inatla direnmenize karşılık Allah sizin azgınlık içinde kalmanızı ve helâkinizi dilerse, ben size öğüt vermek istesem de öğüdüm size fayda sağlamaz. Zira ilâhî yasalara göre, bir toplum kendisini değiştirmediği sürece Allah onları değiştirmez. O, benim de sizin de Rabbinizdir ve öldükten sonra yeniden diriltip hesaba çekilmek üzere O’na döndürüleceksiniz.”
Ayet 35
1 ayetHûd 35
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَيَّ اِجْرَام۪ي وَاَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ۟ ٣٥
Mushaf
Okunuş
35Em yeḳûlûne-fterâh. ḳul ini-fteraytühû feʿaleyye icrâmî veenâ berîüm mimmâ tücrimûn.
Türkçe Meal
35Yoksa “Uydurdu” mu? Diyorlar. De ki:
– Eğer, onu ben uydurmuşsam bunun suçu bana aittir. Ben de sizin işlediğiniz suçlardan sorumlu değilim.
Açıklamalı meal
35Ey Peygamber! Yoksa müşrikler: “ Muhammed bu Kur’an’ı ve içindeki Nûh’un kıssasını da kendisi mi uydurdu” diyorlar? Onlara de ki: “Onu eğer ben uydurduysam günahı vebali bana aittir. Kaldı ki, hayatım boyunca hiç kimseye, hiçbir sebeple yalan söylemediğimi ve dolayısıyla, Allah’a karşı da asla yalan söylemeyeceğimi gayet iyi bilirsiniz. Ancak ya siz inkârda diretmenize bahane olarak bana iftira atıyorsanız, bu takdirde ne yaparsanız yapın Allah da biliyor ki ben sizin günahlarınızdan uzağım. Sizin işlediğiniz suçlardan dolayı da hiçbir sorumluluğum yoktur, onların günahı ve vebali size aittir. Ben Rabbimden gönderilmeyen bir şeyi Rabbimden gönderilmiş gibi de söyleyemem
Ayet 36–37
2 ayetHûd 36
Hûd 37
وَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَۚ ٣٦ وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36Veûḥiye ilâ nûḥin ennehû ley yüʾmine min ḳavmike illâ men ḳad âmene felâ tebteis bimâ kânû yefʿalûn.
37Vaṣneʿi-lfülke biaʿyüninâ vevaḥyinâ velâ tüḫâṭibnî fi-lleẕîne żalemû. innehüm mugraḳûn.
Türkçe Meal
36Nuh’a şöyle vahyedilmişti “Halkından şimdiye kadar iman edenlerin dışında kimse inanmayacak, o halde onların yaptıklarına sakın üzülme.”
37– Şimdi sen bizim gözetimimizde ve vahyettiğimiz şekilde gemiyi inşa etmeye başla, sakın ola ki kendine yazık eden zalimler için bana yalvarma! Onlar kesinlikle boğulacaklar.
Açıklamalı meal
36Nuh’a vahyolundu ki: “ Ey Nûh, sen elinden geleni yaptın. Kavminden şimdiye kadar samimiyetle iman edenler dışında artık kimse Allah adına yapılan daveti kabul edip iman etmeyecek. Artık onların yaptıkları çirkin davranışlardan dolayı üzülme! Ve asla umutsuzluğa, karamsarlığa kapılma
37Bizim gözetimimiz altında ve vahyederek öğrettiğimiz doğrultuda sizi büyük tufanda boğulmaktan kurtaracak gemiyi sana tarif ettiğimiz şekilde yapmaya başla. Sakın davetine sırt dönüp de zulmedenlerin bağışlanmaları hakkında azabımız gelince benden istekte bulunup bana yalvarma. Çünkü onlar suda boğulacaklardır.”
Ayet 38–39
2 ayetHûd 38
Hûd 39
وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَاٌ مِنْ قَوْمِه۪ سَخِرُوا مِنْهُۜ قَالَ اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَۜ ٣٨ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ يَاْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُق۪يمٌ ٣٩
Mushaf
Okunuş
38Veyaṣneʿu-lfülke veküllemâ merra ʿaleyhi meleüm min ḳavmihî seḫirû minh. ḳâle in tesḫarû minnâ feinnâ nesḫaru minküm kemâ tesḫarûn.
39Fesevfe taʿlemûne mey yeʾtîhi ʿaẕâbüy yuḫzîhi veyeḥillü ʿaleyhi ʿaẕâbüm müḳîm.
Türkçe Meal
38Nuh gemiyi inşa etmeye başladığında toplumun ileri gelenleri oradan her gelip geçtiklerinde onunla alay ederlerdi. Nuh da:
– Bizimle alay edin bakalım, zamanı geldiğinde sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz, derdi.
39İşte o zaman dünyada rezil rüsva eden azabın kime gelip çatacağını ve ahirette de kalıcı azabın kimi kuşatacağını anlayacaksınız.
Açıklamalı meal
38Böylece Nûh o gemiyi yapmaya başladı. O bu işle uğraşırken kavminin ileri gelenleri ne zaman Nûh’un yanından geçse: Bizimki, peygamberliği bırakmış, şimdi de marangozluğa başlamış diye kendisiyle alay ediyorlardı. Nuh da onlara dedi ki: ” Siz bizimle alay edip eğlenin bakalım, ama bir gün gelecek biz de sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz. Hiç şüpheniz olmasın ki yakında alay etmenin ne demek olduğunu görüp alay edilecek duruma düşecek olanlar sizlersiniz
39O zaman bekleyin, dünya hayatında alçaltıcı azabın kime geleceğini, ahirette de sonsuz cehennem azabının kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz.”
Ayet 40
1 ayetHûd 40
حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ قُلْنَا احْمِلْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ اٰمَنَۜ وَمَٓا اٰمَنَ مَعَهُٓ اِلَّا قَل۪يلٌ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40Ḥattâ iẕâ câe emrunâ vefâra-ttennûru ḳulne-ḥmil fîhâ min küllin zevceyni-ŝneyni veehleke illâ men sebeḳa ʿaleyhi-lḳavlü vemen âmen. vemâ âmene meʿahû illâ ḳalîl.
Türkçe Meal
40Sonunda azap ve helak emrimiz gelip de, her yerden sular fışkırmaya başlayınca Nuh’a dedik ki:
– Her canlıdan birer çift ve haklarında helak hükmü verilmiş olanlar dışında kalan aileni ve iman edenleri gemiye bindir. Zaten onunla birlikte iman etmiş olanların sayısı çok azdı.
Açıklamalı meal
40Sonuçta tufan emrimiz gelip hükmümüz gereği gökten yağmurlar boşanmaya, yeryüzünden de sular taşkınlar halinde kaynayıp coşmaya ve yükselmeye başlayınca Nûh’a: “ Çevrende erkeği ve dişisi olan canlıların her birinden birer çift yanına al. Hanımın ve oğlun gibi boğulacağına dair haklarında önceden hüküm verdiklerimiz dışındaki aile fertlerini ve davete iman edenleri de gemiye bindir” diye vahyettik. Zaten onunla beraber iman eden ve gemiye binenlerin sayısı çok azdı.
İlgili ayetler
Ayet 41
1 ayetHûd 41
وَقَالَ ارْكَبُوا ف۪يهَا بِسْمِ اللّٰهِ مَجْرٰۭۙيهَا وَمُرْسٰيهَاۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ٤١
Mushaf
Okunuş
41Veḳâle-rkebû fîhâ bismi-llâhi mecrâhâ vemürsâhâ. inne rabbî legafûrur raḥîm.
Türkçe Meal
41Nuh da: - Gemiye binin, onun yol alması da durması da Allah’ın adıyla olsun. Şüphesiz benim Rabbim, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir, dedi.
Açıklamalı meal
41Nûh gemiye bineceklere dedi ki: “ Dev dalgalar arasında bu gemi nasıl yüzer” diye endişelenip, korkuya kapılmayın. Haydi Allah’ın adını anıp Bismillah diyerek gemiye binin. Onun denizde yüzmesi de karada uygun bir yerde durması da Allah’ın izni ve iradesine bağlıdır. Yoksa Allah’ın yardımı ve yasaları olmadan, hangi gemi bu azgın dalgalara dayanabilir? Şüphesiz Rabbim mü’minlere karşı çok bağışlayıcı şefkatli ve merhametlidir.
İlgili ayetler
41İsrâ 66
Ayet 42–44
3 ayetHûd 42
Hûd 43
Hûd 44
وَهِيَ تَجْر۪ي بِهِمْ ف۪ي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادٰى نُوحٌۨ ابْنَهُ وَكَانَ ف۪ي مَعْزِلٍ يَا بُنَيَّ ارْكَبْۭۗ مَعَنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِر۪ينَ ٤٢ قَالَ سَاٰو۪ٓي اِلٰى جَبَلٍ يَعْصِمُن۪ي مِنَ الْمَٓاءِۜ قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ اِلَّا مَنْ رَحِمَۚ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَق۪ينَ ٤٣ وَق۪يلَ يَٓا اَرْضُ ابْلَع۪ي مَٓاءَكِ وَيَا سَمَٓاءُ اَقْلِع۪ي وَغ۪يضَ الْمَٓاءُ وَقُضِيَ الْاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ وَق۪يلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
42Vehiye tecrî bihim fî mevcin kelcibâli venâdâ nûḥun-bnehû vekâne fî maʿziliy yâ büneyye-rkem meʿanâ velâ teküm meʿa-lkâfirîn.
43Ḳâle seâvî ilâ cebeliy yaʿṣimünî mine-lmâʾ. ḳâle lâ ʿâṣime-lyevme min emri-llâhi illâ mer raḥim. veḥâle beynehüme-lmevcü fekâne mine-lmugraḳîn.
44Veḳîle yâ arḍu-bleʿî mâeki veyâ semâü aḳliʿî vegîḍa-lmâü veḳuḍiye-lʾemru vestevet ʿale-lcûdiyyi veḳîle büʿdel lilḳavmi-żżâlimîn.
Türkçe Meal
42Gemi dağ gibi dalgalar arasında akıp gidiyordu. Nuh da bir kenara çekilmiş olan oğluna:
– Yavrucuğum, gel bizimle beraber gemiye bin, kâfirlerle beraber olma! Diye seslendi.
43Oğlu:
– Ben bir dağa tırmanırım o dağ beni suda boğulmaktan korur dedi. Nuh da,
– Bugün Allah’ın kendisine merhamet ettiğinden başkası kurtulamaz, dedi. O arada aralarına bir dalga girdi ve artık o da boğulanlardan biriydi.
44Bir süre sonra “Ey gökyüzü yağmuru tut, ey yeryüzü suyunu çek!” diye emredildi. Sular çekildi ve hüküm gerçekleşti ve gemi Cudi’de karaya oturdu ve şöyle denildi:
– Kahrolsun zalimler topluluğu!
Açıklamalı meal
42Gemi dağlar gibi dalgaların arasında Allah’ın izniyle yol almaya başladı. Bir ara, müşrik olarak yaşamayı tercih eden oğlu dalgalar arasında Nûh’un gözüne ilişti, Nuh gemiden biraz uzakta bulunan ve gemiye binmesini çok arzuladığı oğluna son bir ümitle seslenerek: “Ey Yavrucuğum! müşrik olmaktan tevbe edip Allah’a yönelerek gel sen de bizimle birlikte gemiye bin ve kurtulanlardan ol, ne olur kâfirlerle beraber olma” diye seslendi.
43Fakat oğlu; Allah’a sığınmak yerine: ” Ben kendi başımın çaresine bakabilirim. Beni suda boğulmaktan koruyacak bir dağa tırmanıp sığınırım ve kurtulurum ” dedi. Nuh da ona: “Bugün peygamber ailesinden bile olsa kendilerine Allah’ın rahmet ettiği mü’minler dışında, Allah’ın helak etme emrinden kurtulacak hiçbir müşrik ve kâfir yoktur” dedi. Bu sırada baba ile oğlun aralarına büyük bir dalga girdi ve oğlu da boğulanlardan oldu.
44Onların tamamı helak edilince de Allah: “Ey yeryüzü, suyunu çek ve yut. Ey gök sen de suyunu tut!” diye emretti. Böylece sular çekildi, iş bitirildi, Allah’ın hükmü gereği gemi, Cizre yakınlarındaki Cudi dağı üzerinde karaya oturtuldu. Gemiden inenler de: “ Şirkinden dönmeyerek helak edilmeyi hak edenlere yazıklar olsun. Helâki hak eden zalimler topluluğu Allah’ın rahmetinden uzak olsun” dediler.
Ayet 45–46
2 ayetHûd 45
Hûd 46
وَنَادٰى نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ اِنَّ ابْن۪ي مِنْ اَهْل۪ي وَاِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَاَنْتَ اَحْكَمُ الْحَاكِم۪ينَ ٤٥ قَالَ يَا نُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَۚ اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍۘ فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ اِنّ۪ٓي اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ ٤٦
Mushaf
Okunuş
45Venâdâ nûḥur rabbehû feḳâle rabbi inne-bnî min ehlî veinne vaʿdeke-lḥaḳḳu veente aḥkemü-lḥâkimîn.
46Ḳâle yâ nûḥu innehû leyse min ehlik. innehû ʿamelün gayru ṣâliḥ. felâ tesʾelni mâ leyse leke bihî ʿilm. innî eʿiżuke en tekûne mine-lcâhilîn.
Türkçe Meal
45Ve Nuh, Rabbine yalvararak şöyle dedi:
– Rabbim, oğlum da benim ailemden biriydi ve şüphesiz senin vaadin de mutlaka yerine gelecektir. Zira sen hüküm verenlerin en adilisin.
46Allah buyurdu ki: - O aile fertlerinden değildi, senin bu isteğin doğru olmayan bir davranıştır. Aslını bilmediğin bir konuda benden istekte bulunma ve senin cahillerden olmamanı öğütlerim.
Açıklamalı meal
45Tufanın ardından evlat acısıyla yüreği yanan Nuh Rabbine yalvararak seslendi ve: “Ey Rabbim! Oğlum ne kadar isyankâr da olsa benim ailemdendir. Onun da kurtulanlardan olmasını isterdim ama mümkün olmadı ve senin mü’min olarak aileme dahil olanları kurtaracağına dair vaadin elbette haktır ve mutlaka gerçekleşecektir. Ben zannettim ki, Senin bu vaadin benim oğlumu da içine alıyor ve o da gemiye binip kurtulacak. Demek ki öyle değilmiş. Bana bir umut ışığı, bir teselli yok mu ya Rab. Elbette sen hükmedenlerin en adil hükmedenisin” Dünyada olmadı bari ahirette onu kurtar, iman edenler arasında dirilmeyi nasip eyle dedi.
46Allah bunun üzerine Nûh’a şöyle vahyetti: “Ey Nuh, her ne kadar öz oğlun da olsa inkârcılarla birlikte olmayı tercih ettiği için kesinlikle ailenden sayılmaz. İman edenlerden, kurtarılacaklardan değildir. O devamlı sâlih olmayan kötü ameller işleyen biri ve müşriklerin ailesinden olmayı seçti. Üzüntü hali ile zahiri bilgine dayanarak söylediklerinde, kötü bir niyetinin olmadığını biliyorum, bütün inkârcılara ne yapılacaksa, senin oğluna da o yapılacak. Çocuğuna duyduğun babalık şefkati, zalimlere verilecek ceza konusunda seni adaletsizliğe sürüklemesin. O halde, hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın iç yüzünü, aslını bilmediğin bir konuda benden bir şey isteme. Zira bu, senin gibi vahyin eğitiminden geçmiş birine hiç yakışmaz. Vahyin terbiyesinden geçmiş bir Peygamber olarak bu konuda ısrar etme. Ben sana, bilgiden uzak, tutarsız davranan cahillerden olmamanı tavsiye edip, evladın diye zalim ve kâfirlere sahip çıkmayasın diye seni uyarıyorum.” dedi.
Ayet 47
1 ayetHûd 47
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْـَٔلَكَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۜ وَاِلَّا تَغْفِرْ ل۪ي وَتَرْحَمْن۪ٓي اَكُنْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٤٧
Mushaf
Okunuş
47Ḳâle rabbi innî eʿûẕü bike en esʾeleke mâ leyse lî bihî ʿilm. veillâ tagfir lî veterḥamnî eküm mine-lḫâsirîn.
Türkçe Meal
47Ve Nuh da: - Rabbim, aslını esasını bilmediğim şeyi senden talep etmekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen işte o zaman büsbütün kaybedenlerden olurum, dedi.
Açıklamalı meal
47Nûh derhal hatasını anlayıp: “Ey Rabbim! Hakkında kesin bilgi ve yetki sahibi olmadığım bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Bana bildirmen üzere artık hakikati öğrendim. Rabbim biliyorsun ki kötü bir niyetim yoktu, senin affına, senin merhametine sığınırım. Ne olur beni affet. Eğer sen bu sebepten beni bağışlamaz ve bana rahmet etmezsen dünyada da âhirette de hüsrana uğrayıp kaybedenlerden olurum.” dedi. Nûh, Allah’ın takdirine razı oldu. Gemideki yolculuk günlerce sürdü.
Ayet 48
1 ayetHûd 48
ق۪يلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَۜ وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٤٨
Mushaf
Okunuş
48Ḳîle yâ nûḥu-hbiṭ biselâmim minnâ veberakâtin ʿaleyke veʿalâ ümemim mimmem meʿak. veümemün senümettiʿuhüm ŝümme yemessühüm minnâ ʿaẕâbün elîm.
Türkçe Meal
48Bunun üzerine denildi ki : - Ey Nuh, sen ve seninle birlikte olan topluluklara, katımızdan selam mutluluk ve bereket müjdesiyle gemiden inip yerleşin. Ve daha sonra gelecek toplumları geçici bir süre nimetlerden faydalandıracağız ama sonra (hak edenlere) katımızdan can yakıcı bir azap dokunacaktır.
Açıklamalı meal
48Ardından da Nûh’a şöyle vahyettik “Ey Nuh! İnsanlığın ikinci atası olarak yeni bir hayata başlamak için gemiden esenlik ve güvenlik içinde in. Sana ve seninle birlikte olanlara ve onların neslinden gelecek olan mü’minlere bizden esenlik, selâmet bolluk ve bereketler ihsan edeceğiz. Ancak sizden sonra davetten yüz çevirip nankörlük eden öyle ümmetler de olacak ki, onları bu dünyada kısa bir süre nimetlerimizden yararlandıracağız. Sonra geçmişte olduğu gibi kendilerine bizden acıklı bir azap dokunacaktır. Böylece, iyilerle kötüler arasındaki mücâdele, kıyâmete kadar sürüp gidecek. ” denildi.
Ayet 49
1 ayetHûd 49
تِلْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهَٓا اِلَيْكَۚ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَٓا اَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هٰذَاۜۛ فَاصْبِرْۜۛ اِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّق۪ينَ۟ ٤٩
Mushaf
Okunuş
49Tilke min embâi-lgaybi nûḥîhâ ileyk. mâ künte taʿlemühâ ente velâ ḳavmüke min ḳabli hâẕâ. faṣbir. inne-lʿâḳibete lilmütteḳîn.
Türkçe Meal
49İşte bu kıssa, sana vahyettiğimiz gayb haberlerdendir. Bundan önce ne sen ne de kavmin bu kıssayı bilmiyordunuz. O halde, sen de Nuh gibi zorluklara karşı sabırla diren zira mutlu son sorumluluğunu yerine getirenlerindir.
Açıklamalı meal
49Ey Muhammed. Bunlar Bizim sana vahiyle bildirdiğimiz ve başka türlü asla bilemeyeceğin gayb haberlerindendir. Bu Nûh’un kıssalarını daha önce ne sen ne de kavmin bu kadar net ve doğru biçimde bilmiyordunuz. O hâldeey Müslüman sen de Nûh gibi sabırla davetine devam et. Unutma ki sonunda kazanıp mutlu sona ulaşacak olanlar imanında sebat edip bu uğurda gayret eden dürüst ve erdemlitakva sahipleridir. Ve aradan yıllar geçti, yeni nesiller geldi. İsimler ve şekiller değişti, fakat değişmeyen tek şey vardı; hak ile bâtılın amansız mücâdelesi.
İlgili ayetler
49Tâhâ 99
Ayet 50–52
3 ayetHûd 50
Hûd 51
Hûd 52
وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُفْتَرُونَ ٥٠ يَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًاۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى الَّذ۪ي فَطَرَن۪يۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ٥١ وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِم۪ينَ ٥٢
Mushaf
Okunuş
50Veilâ ʿâdin eḫâhüm hûdâ. ḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. in entüm illâ müfterûn.
51Yâ ḳavmi lâ esʾelüküm ʿaleyhi ecrâ. in ecriye illâ ʿale-lleẕî feṭaranî. efelâ taʿḳilûn.
52Veyâ ḳavmi-stagfirû rabbeküm ŝümme tûbû ileyhi yürsili-ssemâe ʿaleyküm midrârav veyezidküm ḳuvveten ilâ ḳuvvetiküm velâ tetevellev mücrimîn.
Türkçe Meal
50Ad toplumuna da soydaşları Hud’u gönderdik. O da:
– Ey halkım, Allah’a gereği gibi kulluk edin, zira sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Siz Allah’a iftira etmekten başka bir şey yapmıyorsunuz, dedi.
51Ey halkım, bu göreve karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi takdir etmek yalnızca beni yoktan yaratana düşer, bunu da mı düşünemiyorsunuz?
52Ey halkım, günahlarınız için Rabbinizden af dileyin, sonra da iyiliklerle ve tövbe ile O’na yönelin ki üzerinize gökten bol bol rahmet yağdırsın ve gücünüze güç katsın, Ondan yüz çevirip de suçlu duruma düşmeyin.
Açıklamalı meal
50Ad kavmine de kardeşleri gibi yakından tanıdıkları Hud’u peygamber olarak gönderdik. O da kavmine şöyle dedi: “Ey kavmim! Sizi yaratıp bunca nimetle donatan Allah’ın davetine yönelerek yalnız Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka otoritesine kayıtsız şartsız boyun eğeceğiniz gerçek ilahınız yoktur. Allah’tan başka üzerinizde hâkimiyet kuracak, size otoriterlik yapacak yoktur. Putlaştırdığınız varlıklar adına yasalar uydurarak, Allah’ın yasa koyma hakkına ortaklar ediniyorsunuz. Siz O’na şirk koşup hayat programınızı O’ndan başkalarının da çizebileceğini söylemekle, Allah’a iftira etmekten başka bir şey yapmıyorsunuz. Allah ilahlık konusunda hiçbir varlığı kendine ortak kabul etmez.
51Ey kavmim! Ben bu öğüt ve uyarılar karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatımın karşılığını takdir edip verecek olan, beni de sizi de yaratan Allah’tır. Hâlâ akıl etmiyor musunuz? Aklınızı kullanarak O’nun davetinin önemini kavrayıp bir an önce O’na yönelmeniz gerekmez mi?”
52Ey kavmim! Şirk ve küfre dayalı hayat tarzınızdan tevbe edip şimdiye kadar işlediğiniz günahlarınız için Rabbinizden bağışlanma dileyin. Sonra da bütün kalbinizle O’na yönelin ki, şu yaşadığınız kuraklık bir an önce bitip üzerinize gökten bolca yağmur ve bereket yağdırsın ve bağınızdan bahçenizden elde edeceğiniz gelirle sizin gücünüze güç katsın. Gelin bu fırsatı tepmeyin. Yeter ki, zulüm ve haksızlık edip günah işleyerek Rabb’inizin rahmetinden yüz çevirmeyin.” Allah’a nankörlük etmekten bir an önce vazgeçin.
Ayet 53–57
5 ayetHûd 53
Hûd 54
Hûd 55
Hûd 56
Hûd 57
قَالُوا يَا هُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِك۪ٓي اٰلِهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِن۪ينَ ٥٣ اِنْ نَقُولُ اِلَّا اعْتَرٰيكَ بَعْضُ اٰلِهَتِنَا بِسُٓوءٍۜ قَالَ اِنّ۪ٓي اُشْهِدُ اللّٰهَ وَاشْهَدُٓوا اَنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۙ ٥٤ مِنْ دُونِه۪ فَك۪يدُون۪ي جَم۪يعًا ثُمَّ لَا تُنْظِرُونِ ٥٥ اِنّ۪ي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ رَبّ۪ي وَرَبِّكُمْۜ مَا مِنْ دَٓابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَاۜ اِنَّ رَبّ۪ي عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٥٦ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ مَٓا اُرْسِلْتُ بِه۪ٓ اِلَيْكُمْۜ وَيَسْتَخْلِفُ رَبّ۪ي قَوْمًا غَيْرَكُمْۚ وَلَا تَضُرُّونَهُ شَيْـًٔاۜ اِنَّ رَبّ۪ي عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَف۪يظٌ ٥٧
Mushaf
Okunuş
53Ḳâlû yâ hûdü mâ ciʾtenâ bibeyyinetiv vemâ naḥnü bitârikî âlihetinâ ʿan ḳavlike vemâ naḥnü leke bimüʾminîn.
54İn neḳûlü ille-ʿterâke baʿḍu âlihetinâ bisûʾ. ḳâle innî üşhidü-llâhe veşhedû ennî berîüm mimmâ tüşrikûn.
55Min dûnihî fekîdûnî cemîʿan ŝümme lâ tünżirûn.
56İnnî tevekkeltü ʿale-llâhi rabbî verabbiküm. mâ min dâbbetin illâ hüve âḫiẕüm binâṣiyetihâ. inne rabbî ʿalâ ṣirâṭim müsteḳîm.
57Fein tevellev feḳad eblagtüküm mâ ürsiltü bihî ileyküm. veyestaḫlifü rabbî ḳavmen gayraküm. velâ teḍurrûnehû şeyʾâ. inne rabbî ʿalâ külli şeyʾin ḥafîż.
Türkçe Meal
53– Ey Hud, sen bize apaçık bir belge/mucize getirmedin, sırf sen söyledin diye ilahlarımızı bırakacak değiliz ayrıca biz senin söylediklerine de hiç inanmıyoruz, dediler.
54(54-55) - Bizim sana, “İlahlarımızdan biri seni fena çarpmış” demekten başka söyleyecek bir sözümüz yok, dediler. Hud:
– Bakın Allah şahidim olsun, siz de şahit olun ki, ben sizin Allah’tan başka ilahlık yakıştırıp şirk koştuğunuz o ortaklardan tamamen uzağım, haydi hepiniz birden bana istediğiniz tuzağı kurun sonra da bana göz açtırmayın, dedi.
55(54-55) - Bizim sana, “İlahlarımızdan biri seni fena çarpmış” demekten başka söyleyecek bir sözümüz yok, dediler. Hud:
– Bakın Allah şahidim olsun, siz de şahit olun ki, ben sizin Allah’tan başka ilahlık yakıştırıp şirk koştuğunuz o ortaklardan tamamen uzağım, haydi hepiniz birden bana istediğiniz tuzağı kurun sonra da bana göz açtırmayın, dedi.
56Çünkü ben, sadece benim de sizin de Rabbiniz/sahibiniz olan Allah’a güvenip dayanmışım, Zira hiçbir canlı yoktur ki O’nun yönetimi altında bulunmasın. Şüphesiz ki Rabbimin yolu dosdoğru yolun ta kendisidir.
57Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ben, size ulaştırmakla görevli olduğum mesajları tebliğ ettim Rabbim, dilerse sizin yerinize başka bir toplum getirir ve O’na hiç bir şekilde zarar vermiş olamazsınız. Kuşkusuz benim Rabbim, her şeyi koruyup kollayandır, dedi.
Açıklamalı meal
53Bu tebliğin ardından kavminden ileri gelenler dediler ki: “Ey Hud! Sen bize peygamber olduğunu kanıtlayan ve bizi inanmaya ikna edecek türden açık bir mucize getirmedin ki. Bu durumda biz sana inanıp senin sözünle yıllardır taptığımız ilahlarımızı ve onlar sayesinde elde ettiğimiz tahtımızı, nefsimize hoş gelen hayat tarzlarımızı bırakıp davetine uyacak değiliz. Boşuna ümitlenme biz mucize göstermeden sana inanacak da değiliz.
54Anlaşılan o ki ilahlarımızdan birisi ona dil uzattığın için seni fena çarpmış, o sebeple de ilahlarımızı terk etmemizi istiyorsun demekten başka bir şey söylemiyoruz. Hûd da onlara dedi ki: “Ben size hakkı tebliğ ettiğime dairAllah’ı şahit tutuyorum ve siz de şahit olun ki, Ne yaparsanız yapın ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz o sahte ilahlarınızdan sizi kendi yasalarıyla yönetenlerden uzağım. Allah’tan başka yasalarına uyarak taptığınız ilahlarınızla benim aramda hiçbir yakınlık yoktur.
55O’ndan başka hükmüne boyun eğilen hiçbir güç, hiçbir otorite, hiçbir ilah tanımıyorum ve asla onları kabul etmeyeceğim. Haydi iddialarınızın arkasındaysanız hep birlikte toplanın ve bana karşı istediğiniz gibi tuzak kurun; sonra da elinizden geleni ardınıza koymayın.
56Hiç kimseden korkum yok. Unutmayın ki Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvendim. Hiçbir canlı yoktur ki onu yaşatması, kurduğu nizamla kontrolü, otoritesi ve yönetimi Allah’ın elinde olmasın. Hepsinin kaderini tayin eden Allah’tır. Benim Rabbim hüküm ve tasarrufunda kimseye zerre kadar haksızlık yapmaz. Hak ve adalet konusunda dosdoğru yol üzeredir. Dolayısıyla, doğrulardan yana olanları ödüllendirecek, zalimlere de hak ettikleri cezayı verecektir.
57Eğer doğru yoldan yüz çevirirseniz ne diyeyim? sonucuna da katlanırsınız, Artık bana gönderilen ve size bildirmem gereken her şeyi size tebliğ ettim. Ey kavmim! Size ne oluyor ki, gerçek bu iken Rabbinizin davetine teslim olmaktan kaçıyorsunuz? Bundan sonrası size kalmış. Şayet yaratılış sebebiniz olan Allah merkezli hayat nizamından inatla yüz çevirmeye devam ederseniz, Rabbim dilerse sizi yok eder ve yerinize bu dine sahip çıkacak başka bir topluluk getirir. Buna da kimse engel olamaz. Siz, davet edildiğiniz hayat tarzını reddetmekle, Allah’a asla bir zarar da veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim her şeyi görüp gözeterek koruyandır ve bütün yapılanları kaydetmektedir.
Ayet 58
1 ayetHûd 58
وَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُودًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّاۚ وَنَجَّيْنَاهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ ٥٨
Mushaf
Okunuş
58Velemmâ câe emrunâ necceynâ hûdev velleẕîne âmenû meʿahû biraḥmetim minnâ. venecceynâhüm min ʿaẕâbin galîż.
Türkçe Meal
58Ve cezalandırma emrimiz gelince Hud’u ve onunla beraber iman edenleri katımızdan rahmet ve şefkatle kurtardık. Evet, onları berbat bir azaptan kurtardık.
Açıklamalı meal
58Âd kavmi, yanlış yolda diretti. Nihayet uyarılara kulak tıkamalarının ardından zalimlere helâk, mü’minlere ise zafer emrimiz gelince, Hûd’u ve beraberinde iman etmiş olanları sabırlarına karşılık tarafımızdan bir şefkat ve rahmetle kurtardık. Böylece onları âhiretteki ağır ve zorlu bir azaptan koruduk.
Ayet 59
1 ayetHûd 59
وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍ ٥٩
Mushaf
Okunuş
59Vetilke ʿâdün ceḥadû biâyâti rabbihim veʿaṣav rusülehû vettebeʿû emra külli cebbârin ʿanîd.
Türkçe Meal
59İşte bu Ad toplumu Rablerinin mesajlarına bile bile inanmadılar ve Allah’ın elçilerine karşı geldiler ve onlar inatçı zorba kişilerin emirlerine uydular.
Açıklamalı meal
59İşte Hûd peygamberin uyarılarını dinlemeyen, kendilerine gösterilen mucizeleri bile bile inkâr eden bu nankör Ad halkının sonu böyle oldu, Çünkü onlar Rablerinin ayetlerini ısrarla inkâr etti. Bununla kalmayıp Hûd’a karşı gelmekle, Peygamberlik misyonunu kökten reddettiler. Böylece O’nun bütün peygamberlerine baş kaldırdılar. İlâhî prensiplere göre hükmedenlere itaati terk edip nerede hak hukuk tanımayan inatçı ve Allah’tan yüz çevirmiş zorba bir diktatör varsa onun peşinden gittiler.
İlgili ayetler
59Hâkka 10
Ayet 60–61
2 ayetHûd 60
Hûd 61
وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ عَادًا كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْدًا لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ۟ ٦٠ وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ ف۪يهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّ۪ي قَر۪يبٌ مُج۪يبٌ ٦١
Mushaf
Okunuş
60Veütbiʿû fî hâẕihi-ddünyâ laʿnetev veyevme-lḳiyâmeh. elâ inne ʿâden keferû rabbehüm. elâ büʿdel liʿâdin ḳavmi hûd.
61Veilâ ŝemûde eḫâhüm ṣâliḥâ. ḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. hüve enşeeküm mine-lʾarḍi vestaʿmeraküm fîhâ festagfirûhü ŝümme tûbû ileyh. inne rabbî ḳarîbüm mücîb.
Türkçe Meal
60Bu yüzden dünyada lanete uğradılar, kıyamet günü de lanete uğrayacaklar. İyi bilin ki Ad toplumu da, Rablerinin mesajlarına inanmadılar. Dikkat edin, Hud’un kavmi Ad, tarih sahnesinden silindi gitti. Hud’un kavmi Ad’ın canı cehenneme!
61Semûd toplumuna da soydaşları Salih’i gönderdik O da:
– Ey halkım, yalnızca Allah’a kulluk ediniz. Zira sizin, O’ndan başka kulluk edeceğiniz bir ilahınız yoktur. Sizi topraktan meydana getiren ve sizin güzel bir ömür sürmenizi ve orayı imar etme imkânı bahşeden O’dur. O halde O’ndan af dileyin. Sonra da tövbe ile bilincinizi yenileyerek O’na yönelin. Kuşkusuz benim Rabbim (kendine yönelene) çok yakındır ve (duaları) kabul edendir, dedi.
Açıklamalı meal
60Bu dünyada da kıyamet gününde de lanete uğradılar ve cehennem azabına mahkûm edilecekler. İyi bilin ki, Ad halkı Rablerini tanımayıp böyle inkâr etti. Neticede, bu inkârın bir sonucu olarak tarih sahnesinden böyle yıkıldı gitti Hûd’un kavmi Âd. Bu sonuç; inkârlarının ve yasalarımıza uymayarak yaşadıkları hayatın sonucudur.
61Semud halkına da kardeşleri Salih’i gönderdik. Salih de kavmine Şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a gönülden boyun eğin ve yalnızca O’na layıkıyla kulluk edin. O’nun davet ettiği yaratılış sebebiniz olan hayat nizamına uyun ki yalnız O’na kulluk etmiş olasınız. En doğru yol budur Sizin O’ndan başka otoritesine kayıtsız şartsız boyun eğeceğiniz gerçek ilahınız yoktur. O sizin atanız Âdem’i yerdeki topraktan sizi de bir damla sudan yarattı ve sayısız nimetler bahşederek size yeryüzünde ömür sürdürdü ve orayı imar etmenizi irade buyurdu. Şu hâlde bunları düşünüp şimdiye kadarki günahlarınız için O’ndan bağışlanma dileyin. Sonra da bütün kalbinizle O’na yönelerek şirk ve küfürden tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim bize şah damarımızdan daha yakındır. Tevbe edip bağışlanma dileyerek davetine iman edip, imanlarının gereklerini yerine getirenlere karşı çok merhametli, şefkatli, bağışlayıcıdır ve duaları kabul edendir.
Ayet 62
1 ayetHûd 62
قَالُوا يَا صَالِحُ قَدْ كُنْتَ ف۪ينَا مَرْجُوًّا قَبْلَ هٰذَٓا اَتَنْهٰينَٓا اَنْ نَعْبُدَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا وَاِنَّنَا لَف۪ي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ مُر۪يبٍ ٦٢
Mushaf
Okunuş
62Ḳâlû yâ ṣâliḥu ḳad künte fînâ mercüvven ḳable hâẕâ etenhânâ en naʿbüde mâ yaʿbüdü âbâünâ veinnenâ lefî şekkim mimmâ tedʿûnâ ileyhi mürîbün.
Türkçe Meal
62Onlar da: Ey Salih, bundan önce aramızda sen gelecek vaat eden biriydin. Şimdi sen bizi atalarımızın taptıklarına kulluktan alıkoymaya mı çalışıyorsun? Tereddüt eder bir halde; “Doğrusu biz, davet ettiğin şeyler hakkında şüphe içindeyiz” dediler. 2/170
Açıklamalı meal
62Bu güzel davete karşılık kavmin ileri gelenleri Salih’e dedi ki: “Ey Salih! Sen bundan önce kendisine ümit bağladığımız, parlak zekân ve dürüstlüğün sayesinde, sistemimizin üst düzey yöneticilerinden olmasını düşündüğümüz ve saygı duyulan birisiydin. Oysa sen, tek Allah’a kulluk iddiasıyla ortaya çıkarak bütün umutlarımızı suya düşürdün. Şimdi bizim atalarımızın geçmişten beri taptıklarına tapmamamızı, içinde yaşadığımız ve alışageldiğimiz hayat tarzımızı değiştirmemizi istiyorsun öyle mi? Doğrusu hem senin peygamber olduğundan hem de bizi kabul etmeye çağırdığın inanç sistemi hakkında şüphe içindeyiz, davet ettiğin nizamın doğruluğundan da emin değiliz, kuşkularımız var dediler.
İlgili ayetler
Ayet 63–65
3 ayetHûd 63
Hûd 64
Hûd 65
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي مِنْهُ رَحْمَةً فَمَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ عَصَيْتُهُ فَمَا تَز۪يدُونَن۪ي غَيْرَ تَخْس۪يرٍ ٦٣ وَيَا قَوْمِ هٰذِه۪ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَاْكُلْ ف۪ٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَاْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَر۪يبٌ ٦٤ فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا ف۪ي دَارِكُمْ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ ٦٥
Mushaf
Okunuş
63Ḳâle yâ ḳavmi eraʾeytüm in küntü ʿalâ beyyinetim mir rabbî veâtânî minhü raḥmeten femey yenṣurunî mine-llâhi in ʿaṣaytühû femâ tezîdûnenî gayra taḫsîr.
64Veyâ ḳavmi hâẕihî nâḳatü-llâhi leküm âyeten feẕerûhâ teʾkül fî arḍi-llâhi velâ temessûhâ bisûin feyeʾḫuẕeküm ʿaẕâbün ḳarîb.
65Feʿaḳarûhâ feḳâle temetteʿû fî dâriküm ŝelâŝete eyyâm. ẕâlike vaʿdün gayru mekẕûb.
Türkçe Meal
63Ey kavmim dedi Salih, hiç düşündünüz mü ya ben Rabbimden bir belgeye/vahye dayanıyorsam ve O, bana katından bir rahmet/elçilik vermiş ise bu durumda ben Allah’a isyan edersem, bana Allah’tan gelecek cezaya karşı kim yardım edebilir? (Eğer size uyarsam) bu takdirde siz benim yıkımımı artırmaktan başka bir şey yapmamış olursunuz.
64– Ey halkım, İşte bu Allah’ın devesi size açık bir delildir. Onu bırakın, Allah’ın arzında otlasın. Sakın ona bir kötülük yapmayın, sonra sizi ani bir azap yakalar.
65Deveyi hunharca kestiler bunun üzerine Salih “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın bakalım, zira sizi uyardığım azap yalanlanamayacak bir vaattir.” dedi.
Açıklamalı meal
63Salih de onlara dedi ki: “Ey kavmim! Peki ya ben Rabbimden apaçık bir delile dayanıyorsam ve O bana kendinden bir rahmet olarak peygamberlik vermişse ve sizlere Allah’ın vahyettiği kesin bilgileri aktarmaktaysam? Siz de inatla buna karşı çıkmaya devam ederseniz, Allah’ın başınıza neler getireceğini hiç düşünmüyor musunuz? Bu durumda bana emredilen tebliğ görevimi yerine getirmeyip O’na isyan edersem, beni Allah’ın azabından kim kurtarabilir? Sizin arzu ve isteklerinize uymak bana sadece zarar ve ziyan getirir.
64Ey kavmim! Allah’ın şu dişi devesi sizin için benim peygamber olduğumu ispat eden apaçık bir mucizedir. Allah, bu deve üzerinden sizin itaatinizi sınayacak. Onu kendi haline bırakın Allah’ın toprağında otlasın. Sakın ona herhangi bir zarar vermeyin. Yoksa sizi yakın bir azap yakalar.”
65Salih’in bu uyarısına rağmen Semûd halkından ileri gelen caniler, Allah’a itaatin sembolü olarak ortalıkta dolaşan o deveyi hunharca boğazladılar. Bunun üzerine Salih de onlara: “Yurdunuzda üç gün yaşayın bakalım, sonra sizi uyardığım azaba çarptırılacaksınız ve asla kurtulamayacaksanız. Bu söylediğim yalan çıkması asla mümkün olmayan bir tehdittir ” dedi.
Ayet 66–68
3 ayetHûd 66
Hûd 67
Hûd 68
فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ خِزْيِ يَوْمِئِذٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَز۪يزُ ٦٦ وَاَخَذَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ ٦٧ كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَٓا اِنَّ ثَمُودَا۬ كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْدًا لِثَمُودَ۟ ٦٨
Mushaf
Okunuş
66Felemmâ câe emrunâ necceynâ ṣâliḥav velleẕîne âmenû meʿahû biraḥmetim minnâ vemin ḫizyi yevmiiẕ. inne rabbeke hüve-lḳaviyyü-lʿazîz.
67Veeḫaẕe-lleẕîne żalemu-ṣṣayḥatü feaṣbeḥû fî diyârihim câŝimîn.
68Keel lem yagnev fîhâ. elâ inne ŝemûde keferû rabbehüm. elâ büʿdel liŝemûd.
Türkçe Meal
66Cezalandırma emrimiz gelince Salih’i ve onunla beraber iman edenleri katımızdan bir rahmet ile kurtardık dolayısıyla o gün yaşayacakları utançtan kurtardık. Kuşkusuz senin Rabbin var ya O sınırsız bir güç sahibidir ve üstün olandır.
67Ve o zalimleri korkunç bir çığlık yakalayıverdi, dizüstü çökmüş bir halde evlerinde cansız donakaldılar.
68Sanki orada hiç yaşamamışlardı. İyi bilin ki, Rablerine nankörlük edenler bu Semud halkı idi. Ve iyi bilin ki Semud tarihten silindi gitti.
Açıklamalı meal
66Nihayet üç günün sonunda helak emrimiz için belirlediğimiz vakit gelince Salih’i ve beraberindeki iman edenleri bizden bir rahmetle, azaptan ve o dehşet verici kıyamet gününün rezilliğinden kurtardık. Ey Resûlüm hiç şüphesiz ki senin Rabbin dilediği her şeyi yapmaya gücü yeten ve yüce olandır.
67En büyük zulüm olan şirkte direten ve hem başkalarına hem kendilerine zulmedenleri de korkunç bir çığlık yakaladı. Şehrin altını üstüne getiren şiddetli bir sarsıntı ile hiçbir kurtuluş zaman ve imkânı bulamadan oldukları yerde cansız bir halde dizüstü çöküp kaldılar.68. Böylece Semûd kavmi sanki bir zamanlar orada bolluk içinde hiç yaşamadılar yok olup gittiler. İyi bilin ki, Semud halkı vahiy, peygamber gibi nimetlere mazhar olmasına rağmen Rablerini inkâr ettiler. Dikkat edin ve unutmayın ki Semûd kavmi de benzerleri gibi tarih sahnesinden işte böyle silinip gitti.
Ayet 69–70
2 ayetHûd 69
Hûd 70
وَلَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَٓاءَ بِعِجْلٍ حَن۪يذٍ ٦٩ فَلَمَّا رَآٰ اَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ اِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْ اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمِ لُوطٍۜ ٧٠
Mushaf
Okunuş
69Veleḳad câet rusülünâ ibrâhîme bilbüşrâ ḳâlû selâmâ. ḳâle selâmün femâ lebiŝe en câe biʿiclin ḥanîẕ.
70Felemmâ raâ eydiyehüm lâ teṣilü ileyhi nekirahüm veevcese minhüm ḫîfeh. ḳâlû lâ teḫaf innâ ürsilnâ ilâ ḳavmi lûṭ.
Türkçe Meal
69Andolsun ki elçilerimiz, İbrahim’e bilge bir oğlan çocuğu müjdesi ile gelmişler ve “Selam!” demişlerdi. İbrahim de:
– Selam! Diye mukabele etmiş, çok geçmeden önlerine kızarmış bir dana kebabı getirmiş idi.
70Fakat ona ellerini uzatmadıklarını görünce onlardan işkillendi ve içine bir korku düştü. - Korkma, dediler, biz, aslında Lut kavmine gönderildik.
Açıklamalı meal
69Andolsun melekler arasından seçip, birer erkek delikanlı suretinde gönderdiğimiz elçilerimiz İbrahim’e bir erkek evlat müjdesi vermek üzere İbrahim’in evine geldiler ve: “Selam sana ey İbrahim”” dediler. O da onların melek olduğundan habersiz onlara: “Selam sizlere ey Allah’ın kulları ” dedi. Gelenlerin melek olduklarını bilmediği için oyalanmadan misafirlerinin önüne, kızartılmış bir buzağı kebabı getirdi.
70Fakat misafirlerin ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce onların bu tuhaf durumlarından şüphelendi ve azap melekleri olduklarını anlayıp endişeye kapıldı. Durumu fark eden elçiler İbrahim’e: “Korkma. Biz Allah tarafından Lut kavmini cezalandırmak, seni de müjdelemek için gönderildik. Onları helâk etmeden önce de Rabbinden birtakım mesajlar iletmek üzere sana uğradık dediler.
Ayet 71–73
3 ayetHûd 71
Hûd 72
Hûd 73
وَامْرَاَتُهُ قَٓائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَۙ وَمِنْ وَرَٓاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ ٧١ قَالَتْ يَا وَيْلَتٰٓى ءَاَلِدُ وَاَنَا۬ عَجُوزٌ وَهٰذَا بَعْل۪ي شَيْخًاۜ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عَج۪يبٌ ٧٢ قَالُٓوا اَتَعْجَب۪ينَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ اَهْلَ الْبَيْتِۜ اِنَّهُ حَم۪يدٌ مَج۪يدٌ ٧٣
Mushaf
Okunuş
71Vemraetühû ḳâimetün feḍaḥiket febeşşernâhâ biisḥâḳa vemiv verâi isḥâḳa yaʿḳûb.
72Ḳâlet yâ veyletâ eelidü veenâ ʿacûzüv vehâẕâ baʿlî şeyḫâ. inne hâẕâ leşeyʾün ʿacîb.
73Ḳâlû etaʿcebîne min emri-llâhi raḥmetü-llâhi veberakâtühû ʿaleyküm ehle-lbeyt. innehû ḥamîdüm mecîd.
Türkçe Meal
71Bu arada ayakta durmakta olan hanımı güldü, biz de ona İshak’ı müjdeledik, İshak’ın ardından da Yakub’u müjdeledik.
72– Ardından şaşkınlık içerisinde “Vay başıma gelene, ben bu ihtiyar halimle çocuk mu doğuracağım? Üstelik kocam da iyice ihtiyarlamışken, bu gerçekten şaşılacak bir şey” dedi.
73Melekler: - Sen Allah’ın takdirine mi şaşırıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun ey hane halkı, şüphesiz ki odur her türlü övgüye layık olan ve sonsuz cömert olan, dediler.
Açıklamalı meal
71O sırada misafirlerine hizmet için odada ayakta bulunan İbrahim’in yaşlı karısı Sâre, birden kendinde hayız alâmeti hissetti ve sevincinden güldü. Biz de ona İshak adlı bir çocuğunun olacağını ve ve İshak’ın ardından da torunları Ya’kūb’un olacağını müjdeledik. Bu müjdeyi Sâre ’ye verdik, zira İbrahim’in, diğer eşi Hacer’den olma İsmail adında bir oğlu zaten vardı.
72Bu müjde üzerine hem sevinen hem de şaşıran Sâre: Vay başıma gelenlere ne yani ben böyle kocamış bir kadın, kocam da bir ihtiyar iken nasıl çocuğum olabilir? Bu gerçekten şaşırtıcı bir şey!” dedi.
73Melekler de ona: “Allah’ın takdirine ve emrine mi şaşıyorsun? O’nun dilediği her şeyi yaratmaya ve yapmaya gücü yeter. Ey İbrahim’in kutlu ev halkı. Biz sizin için dua ediyoruz. Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun! Şüphesiz Allah övgüye ve övülmeye layık ve şanı yüce, lütfu da bol olandır” dediler.
İlgili ayetler
Ayet 74–76
3 ayetHûd 74
Hûd 75
Hûd 76
فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰه۪يمَ الرَّوْعُ وَجَٓاءَتْهُ الْبُشْرٰى يُجَادِلُنَا ف۪ي قَوْمِ لُوطٍۜ ٧٤ اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ لَحَل۪يمٌ اَوَّاهٌ مُن۪يبٌ ٧٥ يَٓا اِبْرٰه۪يمُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَاۚ اِنَّهُ قَدْ جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَۚ وَاِنَّهُمْ اٰت۪يهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍ ٧٦
Mushaf
Okunuş
74Felemmâ ẕehebe ʿan ibrâhîme-rravʿu vecâethü-lbüşrâ yücâdilünâ fî ḳavmi lûṭ.
75İnne ibrâhîme leḥalîmün evvâhüm münîb.
76Yâ ibrâhîmü aʿriḍ ʿan hâẕâ. innehû ḳad câe emru rabbik. veinnehüm âtîhim ʿaẕâbün gayru merdûd.
Türkçe Meal
74Nihayet İbrahim’in korkusu geçip, meleklerin müjdesini de alınca Lut halkı için bizimle tartışmaya başladı.
75Çünkü İbrahim, insanlara karşı çok yumuşak ve yufka yürekli idi ve kendini Allah’a adamış biriydi.
76Melekler: - Ey İbrahim, bundan vazgeç. Şüphesiz Rabbinin cezalandırma talimatı gelmiştir, onlara geri döndürülemeyecek bir azap gelmiştir, dediler.
Açıklamalı meal
74İbrahim’den korku gidince ve kendisine “çocuğun olacak” şeklinde müjde gelince sakinleşti ve Lut kavminin helak edilmemesi hakkında Bize yakarışta bulundu ve elçilerimizle de tartışmaya girişti. Lut kavmi üzerinden azabın kaldırılmasını veya azabın hafifletilmesini istiyordu.
75Çünkü İbrahim çok duygusal, son derece merhametli ve yumuşak huylu, ince ruhlu ve Allah’a çok yalvaran, bütün kalbiyle de kendini Allah’a teslim etmiş biriydi. O yüzden bir tek insanın bile incinmesini istemiyordu.
76Bunun üzerine elçi melekler İbrahim’e: Ey İbrahim! Bu ısrarından ve sapkın Lut kavmine acımaktan vazgeç. Çünkü Lût kavminin helâk edileceğine dair Rabbimizin kesin emri gelmiştir. Rabbin onlara düşünüp öğüt almaları için yeterli zamanı verdi. Ancak onlar düşünüp öğüt alacakları yerde inkârlarını, sapıklıklarını, azgınlıklarını artırdılar. Rabbinin uyarılarına aldırış etmediler. Onlara geri çevrilmesi mümkün olmayan ve hak ettikleri bir azabın gelmesi artık kesindir ve onları bu cezadan hiç kimse kurtaramaz.” dediler
Ayet 77–80
4 ayetHûd 77
Hûd 78
Hûd 79
Hûd 80
وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا س۪ٓيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالَ هٰذَا يَوْمٌ عَص۪يبٌ ٧٧ وَجَٓاءَهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ اِلَيْهِ وَمِنْ قَبْلُ كَانُوا يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۜ قَالَ يَا قَوْمِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَات۪ي هُنَّ اَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ ف۪ي ضَيْف۪يۜ اَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَش۪يدٌ ٧٨ قَالُوا لَقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا ف۪ي بَنَاتِكَ مِنْ حَقٍّۚ وَاِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا نُر۪يدُ ٧٩ قَالَ لَوْ اَنَّ ل۪ي بِكُمْ قُوَّةً اَوْ اٰو۪ٓي اِلٰى رُكْنٍ شَد۪يدٍ ٨٠
Mushaf
Okunuş
77Velemmâ câet rusülünâ lûṭan sîe bihim veḍâḳa bihim ẕerʿav veḳâle hâẕâ yevmün ʿaṣîb.
78Vecâehû ḳavmühû yühraʿûne ileyhi vemin ḳablü kânû yaʿmelûne-sseyyiât. ḳâle yâ ḳavmi hâülâi benâtî hünne aṭheru leküm fetteḳu-llâhe velâ tuḫzûni fî ḍayfî. eleyse minküm racülür raşîd.
79Ḳâlû leḳad ʿalimte mâ lenâ fî benâtike min ḥaḳḳ. veinneke letaʿlemü mâ nürîd.
80Ḳâle lev enne lî biküm ḳuvveten ev âvî ilâ ruknin şedîd.
Türkçe Meal
77Elçilerimiz, Lut’a gelince onları kavmine karşı koruyamayacağını düşünerek derin bir endişeye kapıldı ve yüreği daraldı. Ve "Bu gün çok çetin bir gün olacak" dedi.
78Daha önce de bu çirkin işleri yapmaya alışmış olan halk, koşarak ona geldiler. Ve Lût onlara:
– Ey kavmim, Allah’tan korkun da, misafirlerime karşı beni rezil etmeyin İşte kızlarım(ız) onlar sizin için temiz olandır. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok? Dedi.
79Onlar: - Sen de iyi biliyorsun ki senin kızlarında bizim gözümüz yok. Aslında sen bizim ne istediğimizi çok iyi biliyorsun, dediler.
80Lut: Ah keşke size karşı koyabilecek bir gücüm ya da sağlam bir kaleye sığınabilme imkânım olsa, dedi.
Açıklamalı meal
77Elçi meleklerimiz İbrahim’in evinden ayrılıp Lût’un evine doğru yola koyuldular. Lut peygamberin evine gelince onların melek olduğunu henüz bilmeyen Lût onları, kadınları bırakıp erkeklere yönelen ahlaken çökmüş sapık kavminin bu gençleri taciz edeceğini düşünerek derin bir endişeye kapıldı. Çünkü elçilerimiz Lut’un yanına yakışıklı birer delikanlılar olarak gelmişlerdi. Onları koruyamayacağını düşündükçe ne yapacağını bilemez halde yüreği daraldı ve kendi kendine: “Bu çetin bir gündür” dedi.
78Lût’un evine yakışıklı delikanlıların geldiğini duyunca, erkeklere düşkün azgın ve sapkın halk da çirkin emellerini gerçekleştirmek için Lût’un evine geldiler. Lût’un kapısına dayanarak Lût’tan misafirleri kendilerine teslim etmesini istediler. Sabıkaları hiç de iyi değildi. Zaten daha önce de bu çirkin işleri yapıyorlardı. Onların, misafirleri iğrenç amaçları için kendisinden istediklerini bilen Lut, kapıya çıkıp manevî evladı olarak gördüğü kavminin evlenme çağına gelmiş genç kızlarını kast ederek onlara: “Ey kavmim! Şunlar benim kızlarım; onlar sizin için daha temizdir ve doğru olanı, kızlarla, dul kalmış kadınlarla evlenme yolunu seçmenizdir, böyle yaparsanız benim kızlarımla da evlenebilirsiniz.”. Azmettiğiniz bu çirkin işin sonuçlarını düşünüp Allah’tan korkun. Bu iğrenç alışkanlığınızdan vazgeçin ve konuklarımın yanında ahlâksızlığınızı, çirkefliğinizi ortaya koyarak beni rezil etmeyin. İçinizde bu yanlışa ‘dur’ diyecek aklı başında bir adam yok mudur?” dedi.
79Fakat yozlaşmış, azgınlığa, ahlaksızlığa kendilerini şartlandırmış olan halk, bütün ahlaki değerleri ayaklar altına alarak, Lût’a ey Lût sen de gayet: “ İyi biliyorsun ki bizim senin manevî kızlarında gözümüz yok. Aslında sen bizim ne istediğimizi de gayet iyi bilirsin. Biz kadınlarla ilgilenmiyoruz. Boşu boşuna konuşma ” diye bağırdılar
80Lut bu insanlık dışı manzara karşısında öylesine bunalmıştı ki çaresizlik içinde kendi kendine: “ Ah keşke sizi engelleyecek bir gücüm olsaydı, yahut sizden korunabileceğim sağlam bir kaleye sığınabilseydim de bu durumla karşılaşmasaydım ” dedi. Çünkü şehre sonradan yerleşen bir yabancı olduğu için, kendisini savunacak kabile desteğinden yoksundu. İşte, Lut Peygamber’in üzüntüsü doruk noktasına ulaşmıştı ki;
Ayet 81
1 ayetHûd 81
قَالُوا يَا لُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُٓوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَۜ اِنَّهُ مُص۪يبُهَا مَٓا اَصَابَهُمْۜ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُۜ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَر۪يبٍ ٨١
Mushaf
Okunuş
81Ḳâlû yâ lûṭu innâ rusülü rabbike ley yeṣilû ileyke feesri biehlike biḳiṭʿim mine-lleyli velâ yeltefit minküm eḥadün ille-mraetek. innehû müṣîbühâ mâ eṣâbehüm. inne mevʿidehümu-ṣṣubḥ. eleyse-ṣṣubḥu biḳarîb.
Türkçe Meal
81Melekler: - Ey Lût, biz, Rabbinin elçileriyiz. Onlar, sana asla ilişemeyecekler sen gecenin bir vaktinde ailenle birlikte yola koyul ve sizden hiç kimse ardına bakmasın, eşin hariç, zira o azgın toplumun başına gelecek bela onun da başına gelecektir. Onların azapla randevuları bu sabahtır. Zaten sabah da çok yakın değil mi? dediler.
Açıklamalı meal
81Lût’un çaresizlik içinde üzüldüğünü gören elçi melekler kimliklerini açıklayarak dediler ki: “Ey Lut sakin ol sakın korkma! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar senin ve ailenin kılına dahi kesinlikle zarar veremeyecekler ve seni daha fazla üzemeyecekler. Zaten çok yakında hepsi helâk olup gidecek. Sen gecenin bir vaktinde ailenle birlikte bu şehirden ayrılıp yola çık. Sizden karının dışında hiç kimse, ne geride bıraktığı mal ve dünyalığa ne helak olacak hemşerilerine ne de arkasına dönüp bakmasın. Ah keşke kalsaydım falan diye hiç kimsenin de gözü arkada kalmasın. Ama hanımına gelince hanımın hariç. Çünkü o da kavmin gibi sana iman etmedi ve helak olmayı hak edenlerden birisi olarak onlarla kalacak. O yüzden kavminin başına gelecek olan azap onun başına da gelecektir. Helâkleri için hak ettikleri azabın gelme vakti sabaha karşıdır. Zaten sabah vakti yakın değil mi?”
İlgili ayetler
Ayet 82–83
2 ayetHûd 82
Hûd 83
فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۙ مَنْضُودٍۙ ٨٢ مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَۜ وَمَا هِيَ مِنَ الظَّالِم۪ينَ بِبَع۪يدٍ۟ ٨٣
Mushaf
Okunuş
82Felemmâ câe emrunâ ceʿalnâ ʿâliyehâ sâfilehâ veemṭarnâ ʿaleyhâ ḥicâratem min siccîlim menḍûd.
83Müsevvemeten ʿinde rabbik. vemâ hiye mine-żżâlimîne bibeʿîd.
Türkçe Meal
82(82-83) Azap hükmümüz gelince o memleketin altını üstüne getirdik. Üzerlerine Rabbin tarafından hedefi belirlenmiş işaretli, püskürtü halinde sert taşlar yağdırdık. Bu taşların zalimleri de helak etmesi pek de uzak değildir.
83(82-83) Azap hükmümüz gelince o memleketin altını üstüne getirdik. Üzerlerine Rabbin tarafından hedefi belirlenmiş işaretli, püskürtü halinde sert taşlar yağdırdık. Bu taşların zalimleri de helak etmesi pek de uzak değildir.
Açıklamalı meal
82Nihayet vakit dolup da Sodom şehrini helâk emrimiz gelince, korkunç bir sarsıntıyla ahlâksız sapkın ve kirlenmiş o toplumun üstünü altına çevirdik ve üzerine ateşte pişmiş, balçıktan sertleşmiş taşları o zalim ve sapık toplumun başlarına yağdırdık.
83O taşların her biri Rabbin katında hedefi belirlenip nereye gideceği işaretlenmiş füzeler gibiydi. Ey insanlar! Kendinizi benzer bir felâketten uzak sanmayın! Bunlar bir devre has musibetler değildir. O yüzden aynısı olmasa bile, benzeri musibetler her devirde zalimlerden hiç de uzak değildir. İlahi ceza dün de vardı, bugün de var, yarın da olacaktır!
İlgili ayetler
Ayet 84–86
3 ayetHûd 84
Hûd 85
Hûd 86
وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ اِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ بِخَيْرٍ وَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُح۪يطٍ ٨٤ وَيَا قَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ ٨٥ بَقِيَّتُ اللّٰهِ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِحَف۪يظٍ ٨٦
Mushaf
Okunuş
84Veilâ medyene eḫâhüm şuʿaybâ. ḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. velâ tenḳuṣü-lmikyâle velmîzâne innî erâküm biḫayriv veinnî eḫâfü ʿaleyküm ʿaẕâbe yevmim müḥîṭ.
85Veyâ ḳavmi evfü-lmikyâle velmîzâne bilḳisṭi velâ tebḫasü-nnâse eşyâehüm velâ taʿŝev fi-lʾarḍi müfsidîn.
86Beḳiyyetü-llâhi ḫayrul leküm in küntüm müʾminîn. vemâ ene ʿaleyküm biḥafîż.
Türkçe Meal
84Medyen halkına da soydaşları Şuayb’i gönderdik.
– Ey halkım, dedi, yalnızca Allah’a kulluk edin. Çünkü sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Ölçü ve tartıda sakın hile yapmayın. Şu anda ben sizi her ne kadar bolluk ve refah içinde görüyorsam da ben yine de sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum.
85Ey Halkım, işte bunun için ölçü ve tartıyı hakkıyla yapın. İnsanların mallarını çalıp çırpmayın, böyle yaparak da memlekette bozgunculuk çıkarmayın.
86Eğer mümin olursanız Allah’ın bıraktığı kâr sizin için daha hayırlıdır. Ben, sizin koruyucunuz değilim.
Açıklamalı meal
84Adaletsizlik ve zulmün çoğaldığı Medyen’e de kardeşleri gibi yakından tanıdıkları Şuayb’ı peygamber olarak gönderdik. O da diğerleri gibi dedi ki: “Ey kavmim! Allah’ı gereği gibi tanıyıp, yalnız Allah’a kulluk edin ve O’nun davetine icabet edip her emrini yerine getirin. Sizin O’ndan başka gerçek ilahınız yoktur, hayatı nasıl yaşamanız gerektiğini belirleme hakkı yalnız Allah’a aittir. Toplumda adalet ve güven duygusuna zarar vermemek için ahlakınızı düzeltin, eksik ölçüp eksik tartmayın, daima adaletli olun. Ben sizi her ne kadar helâl yoldan kazanmadığınız için refah ve bolluk içinde görüyor olsam da bu sizi aldatmasın. Zira Allah’ın davet ettiği hayatı yaşamaya dönmez ve günahlardan vazgeçmezseniz sizi çepeçevre kuşatacak ve yok edecek bir azap gününden korkuyorum.
85Şuayb sonra da sözlerine şöyle devam etti: Ey kavmim! Allah adına davet edildiğiniz hayat nizamından yüz çevirerek yeryüzünde fesadın, kötülüklerin yaygınlaşmasına sebep olmayın. Adaleti gözeterek alırken de verirken de ölçüyü tartıyı büyük bir titizlikle ve tam bir doğrulukla yapın, asla haksızlık yapmayın. İnsanların haklarını onlardan çalmayın, eşyalarını ve mallarını eksik vermeyin. Bu haksızlığı bizzat yaparak veya yapanlara seyirci kalarak insanlara zulmetmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.
86Şayet Allah’a şirk koşmakta olduğunuz hayat tarzınızdan vazgeçip, O’nun davet ettiği nizam ile yaşamaya inanan mü’minler iseniz, haksız kazançtan uzak durun. Bilin ki, dürüst alışveriş sonucunda, Allah’ın bıraktığı helâl kazanç sizin için çok daha hayırlıdır. Bundan öte daha ileri gidip size zor kullanamam. Çünkü ben sizin iyiliğinizi düşünerek öğüt veriyorum, yoksa başınızda bir koruyucu ve gözetleyici bekçi değilim. Sizi görüp gözetleyip, denetleyen Allah’tır dedi.“
Ayet 87
1 ayetHûd 87
قَالُوا يَا شُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَاْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ ف۪ٓي اَمْوَالِنَا مَا نَشٰٓؤُ۬اۜ اِنَّكَ لَاَنْتَ الْحَل۪يمُ الرَّش۪يدُ ٨٧
Mushaf
Okunuş
87Ḳâlû yâ şuʿaybü eṣalâtüke teʾmüruke en netruke mâ yaʿbüdü âbâünâ ev en nefʿale fî emvâlinâ mâ neşâʾ. inneke leente-lḥalîmü-rraşîd.
Türkçe Meal
87Onlar da:
– Ey Şuayb, dediler, atalarımızın kulluk ettiğini terk etmemizi ya da mallarımız üzerinde istediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin salâtın mı/ibadetin mi emrediyor? Hâlbuki sen akıllı uslu bir adamsın!
Açıklamalı meal
87Onlar Şuayb’a: “Ey Şuayb! Atalarımızın taptığı ilahları, onlardan miras kalan inancımızı ve hayat tarzımızı değiştirip terk etmemizi yahut mallarımızı alıp satarken istediğimiz gibi alıp satmaktan, servetimizden eksik veya fazla verme hususunda dilediğimiz sahtekarlığı yapıp dilediğimiz şekilde kullanmaktan vazgeçmemizi sana kim emrediyor? Bunlardan sana ne, hayatımıza neden karışıyorsun? Yoksa bütün bunları sana dinin mi, Hak’tan yana bir duruşun mu, yoksa dinimin direği dediğin namazın mı emrediyor? Aslında seni yufka yürekli, çok hoş görülü ve gerçekten akıllı bilirdik, birdenbire bunları nereden çıkardın? Bırak bizi dilediğimiz gibi yaşayalım” Ne var ki, bir tek Allah’a kulluğa başladıktan sonra tamamen değiştin! dediler.
Ayet 88–90
3 ayetHûd 88
Hûd 89
Hûd 90
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَرَزَقَن۪ي مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًاۜ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَٓا اَنْهٰيكُمْ عَنْهُۜ اِنْ اُر۪يدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُۜ وَمَا تَوْف۪يق۪ٓي اِلَّا بِاللّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ ٨٨ وَيَا قَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاق۪ٓي اَنْ يُص۪يبَكُمْ مِثْلُ مَٓا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍۜ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَع۪يدٍ ٨٩ وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّ۪ي رَح۪يمٌ وَدُودٌ ٩٠
Mushaf
Okunuş
88Ḳâle yâ ḳavmi eraʾeytüm in küntü ʿalâ beyyinetim mir rabbî verazeḳanî minhü rizḳan ḥasenâ. vemâ ürîdü en üḫâlifeküm ilâ mâ enhâküm ʿanh. in ürîdü ille-lʾiṣlâḥa me-steṭaʿt. vemâ tevfîḳî illâ billâh. ʿaleyhi tevekkeltü veileyhi ünîb.
89Veyâ ḳavmi lâ yecrimenneküm şiḳâḳî ey yüṣîbeküm miŝlü mâ eṣâbe ḳavme nûḥin ev ḳavme hûdin ev ḳavme ṣâliḥ. vemâ ḳavmü lûṭim minküm bibeʿîd.
90Vestagfirû rabbeküm ŝümme tûbû ileyh. inne rabbî raḥîmüv vedûd.
Türkçe Meal
88Şuayb:
– Ey halkım, düşünsenize, ya ben, Rabbimden gelen kesin bir delile/vahye dayanıyorsam ve beni katından güzel bir rızıkla/elçilikle rızıklandırmışsa? Oysa ben size yasakladığım konularda size muhalefet etmek istemiyorum/kendim bunları yaparak menfaat sağlamak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince düzeltmek istiyorum ama bunu başarabilmem de yalnızca Allah’ın yardımıyla mümkündür. Zira ben sadece O’na dayanmış ve sadece O’na yönelmişim.
89– Ey halkım, bana düşmanlığınız sizi, Nuh kavminin veya Hud kavminin ya da Salih’in kavminin başına gelen felaketlere yol açacak günahlar işlemeye sürüklemesin. Lut kavmi de size hiç de uzak değil.
90Öyleyse haydi Rabbinizden bağışlanma dileyip tövbe ile O’na yönelin! Kuşkusuz ki benim Rabbim çok merhamet edendir ve yanlıştan dönenleri çok sevendir.
Açıklamalı meal
88Şuayb da onlara dönüp dedi ki: “Ey kavmim! Ya ben Rabbimden bana gelen açık bir delil üzere bana vahyettiği âyetleri sizlere tebliğ etmekle görevlendirilmiş isem ve O beni kendi katından sizi doğru olana davet ve helâl kazanç gibi güzel bir rızıkla rızıklandırmışsa söyleyin bakalım ben ne yapmalıyım? Sizden vazgeçmenizi istediğim şeylerin aksini kendim yapmak ve böylece deülkede bozgunculuk çıkarmak istemiyorum. Hele size yasak, bana ise serbest hiç demiyorum. Ben gücümün yettiği ölçüde sizleri Allah’a ortak koşmaktan kurtarıp doğru olana yöneltmek ve zulüm ve haksızlıklara bir son vererek toplumda gördüğüm yanlışları düzeltmek istiyorum. Başarılı olup olmamam da ancak Allah’ın elindedir. Daveti kabul eder de yaratılış sebebiniz olana dönerseniz kazanan siz olursunuz, Ben yalnızca O’na güvendim ve sadece O’na gönülden yönelirim.
89Ey kavmim! Geçmişi bir hatırlayın. Allah adına yapmakta olduğum bu çağrıya karşı bana düşmanlık edip karşı gelmeniz, sakın Nuh kavminin yahut Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelen felaketler gibi sizi de bir felakete sürüklemesin. Üstelik helak edilen Lut kavminin yurdu da tuttukları yol da size çok uzak sayılmaz. Onların başlarına geleni de bilmektesiniz.
90Gelin onların sonlarından ders alın ve pişmanlık gösterip Rabbinizden bağışlanma dileyin. Sonra küfür ve kötülükten vazgeçip tüm benliğinizle O’na yönelerek tevbe edin. Unutmayın kibenim Rabbim tevbe edip davetine yönelenlere karşı çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.”
Ayet 91–93
3 ayetHûd 91
Hûd 92
Hûd 93
قَالُوا يَا شُعَيْبُ مَا نَفْقَهُ۬ كَث۪يرًا مِمَّا تَقُولُ وَاِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ينَا ضَع۪يفًاۚ وَلَوْلَا رَهْطُكَ لَرَجَمْنَاكَۘ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْنَا بِعَز۪يزٍ ٩١ قَالَ يَا قَوْمِ اَرَهْط۪ٓي اَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِۜ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَٓاءَكُمْ ظِهْرِيًّاۜ اِنَّ رَبّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ ٩٢ وَيَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّ۪ي عَامِلٌۜ سَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ يَاْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَمَنْ هُوَ كَاذِبٌۜ وَارْتَقِبُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ رَق۪يبٌ ٩٣
Mushaf
Okunuş
91Ḳâlû yâ şuʿaybü mâ nefḳahû keŝîram mimmâ teḳûlü veinnâ lenerâke fînâ ḍaʿîfâ. velevlâ rahṭuke leracemnâk. vemâ ente ʿaleynâ biʿazîz.
92Ḳâle yâ ḳavmi erahṭî eʿazzü ʿaleyküm mine-llâh. vetteḫaẕtümûhü verâeküm żihriyyâ. inne rabbî bimâ taʿmelûne müḥîṭ.
93Veyâ ḳavmi-ʿmelû ʿalâ mekânetiküm innî ʿâmil. sevfe taʿlemûne mey yeʾtîhi ʿaẕâbüy yuḫzîhi vemen hüve kâẕib. verteḳibû innî meʿaküm raḳîb.
Türkçe Meal
91– Ey Şuayb, dediler. Biz, senin söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve üstelik senin aramızda ne kadar güçsüz biri olduğunu da görüyoruz. Eğer kabilenin hatırı olmasaydı seni taşlayarak öldürürdük. Zaten senin bize hiçbir üstünlüğün de yok.
92Şuayb: Ey halkım, benim kabilemin hatırı sizin nazarınızda Allah’ın hatırından daha mı üstün ki Allah’ı hiç hesaba katmıyorsunuz? Elbette Rabbim sizin yaptıklarınızı kuşatacaktır, dedi.
93Ey halkım, siz kendinize yakışanı yapın ben de (bana yakışanı) yapacağım. Zamanı geldiğinde rezil edici azabın kime geleceğini ve yalancının kim olduğunu öğreneceksiniz. Bekleyip görün bakalım ben de sizinle beraber bekliyorum, dedi.
Açıklamalı meal
91Şuayb’ın bu söylediklerini dinleyen kavmi de ona: “Ey Şuayb! Boşuna çeneni yorma. Zaten biz senin söylediklerinin çoğunu da anlamıyoruz, bizi de ilgilendirmiyor. Gel sabrımızı daha fazla zorlama. Bak senin aramızda ne kadar güçsüz ve nüfuzu zayıf birisi olduğunu da biliyoruz. O halde sana niye itaat edelim ki? Sana bu kadar tahammül ettiysek, tehditlerinden korktuk sanma. Şayet sana arka çıkan beş on kişilik kabilen ve onların hatırı olmasaydı, seni mutlaka öldüresiye linç edip taşlardık. Bilmelisin ki, bize karşı hiçbir değerin, hiçbir gücün ve üstünlüğün de yok, tek başına bizimle de başa çıkamazsın.” dediler
92Şuayb da onlara şöyle karşılık verdi: “Ey kavmim! Size göre beş-on kişilik yakın çevremin hatırı ve gücü sizce Allah’ın hatırı ve gücünden daha mı fazla daha mı önemli ve üstün? Bu yüzden mi Allah’ı ve O’nun davetini önemsemiyor, O’na ve emirlerine sırt çeviriyorsunuz? Ne akılsız kimselersiniz ki; basit güçlerden endişe eder, ama Rabbinizden çekinmezsiniz! Şunu iyi bilin ki Rabbim söyleyip durduğunuz her şeyi tam olarak görüp bilmektedir ve işitmektedir.
93Ey kavmim! Madem Allah’a isyandan ve küfrünüzden vazgeçmiyorsunuz. Haydi, hakikati susturmak için bana karşı elinizden geleni ardınıza koymayın da ne yapacaksanız var gücünüzle yapın. Ben de insanları yaratılış sebeplerine uygun yaşamaya davetten geri durmayarak, elimden geldiğince Rabbimin bana vermiş olduğu tebliğ görevimi yapacağım. Ama şunu da unutmayın. Aşağılatıcı ve rezil edici azabın kime geleceğini, kimin yalancı ve güçsüz olduğunu günü gelince görüp anlayacak ve bileceksiniz. Şimdilik bekleyin bakalım; ben de sizinle birlikte olacakları bekleyeceğim.”
Ayet 94–95
2 ayetHûd 94
Hûd 95
وَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْبًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَاَخَذَتِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ ٩٤ كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَا بُعْدًا لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ۟ ٩٥
Mushaf
Okunuş
94Velemmâ câe emrunâ necceynâ şuʿaybev velleẕîne âmenû meʿahû biraḥmetim minnâ veeḫaẕeti-lleẕîne żalemu-ṣṣayḥatü feaṣbeḥû fî diyârihim câŝimîn.
95Keel lem yagnev fîhâ. elâ büʿdel limedyene kemâ beʿidet ŝemûd.
Türkçe Meal
94Nihayet cezalandırma emrimiz gelince, Şuayb’i ve onunla beraber iman edenleri katımızdan bir rahmetle kurtardık. O zalimleri ise korkunç bir ses yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü cansız olarak yığılıp kaldılar.
95Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Evet! Medyen tarih sahnesinden tıpkı Semud’un silindiği gibi silindi gitti. Evet, Semud kavmi gibi Medyen halkının da canı cehenneme!
Açıklamalı meal
94Nihayet onlara tanınan süre dolup helâk emrimiz gelince Şuayb’ı ve onunla birlikte iman etmiş olanları salih amel ve sabırlarına karşılık tarafımızdan bir rahmet ve şefkatimizle kurtardık. Şirk ve küfre gömülmüş zalimleri de her şeyi yıkıp yok eden korkunç bir gürültü ve çığlık yakaladı. Yurtlarında oldukları yere cansız bir hâlde diz çöküp kaldılar. Yaşamlarından sadece izleri kaldı.
95Sanki bir zamanlar bolluk içinde orada hiç yaşamamışlardı. İyi bilin ki, Medyen halkı da Âd kavminin ve Semud kavminin silinip gittiği gibi cehennemi hak edip tarih sahnesinden yok olup gitti
Ayet 96–97
2 ayetHûd 96
Hûd 97
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ٩٦ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ فِرْعَوْنَۚ وَمَٓا اَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَش۪يدٍ ٩٧
Mushaf
Okunuş
96Veleḳad erselnâ mûsâ biâyâtinâ vesülṭânim mübîn.
97İlâ firʿavne vemeleihî fettebeʿû emra firʿavn. vemâ emru firʿavne biraşîd.
Türkçe Meal
96(96-97) Vaktiyle biz Musa’yı da ayetlerimizle ve açık bir ayet/mucize desteğimiz ile Firavun ve onun yönetici seçkinlerine göndermiştik. Ama onlar, tuttular da Firavun’un emrine uydular; oysa Firavun’un yönetim sistemi hiç de akıllıca değildi.
97(96-97) Vaktiyle biz Musa’yı da ayetlerimizle ve açık bir ayet/mucize desteğimiz ile Firavun ve onun yönetici seçkinlerine göndermiştik. Ama onlar, tuttular da Firavun’un emrine uydular; oysa Firavun’un yönetim sistemi hiç de akıllıca değildi.
Açıklamalı meal
96Andolsun, Biz Musa’yı da apaçık ayetlerimizle ve yılana dönüşen âsâ gibi apaçık bir mucizelerle peygamber olarak gönderdik.
97Firavun’a ve adamlarına elçi olarak gönderdik. Fakat onlar kendilerini kurtuluşa iletecek çağrıyı reddedip peygamberin çağrısına uymak yerine, Firavun’u Rab ve ilah edinip onun şirk ve zulüm yönetimine tâbi olup uydular. Oysa pekâlâ biliyorlardı ki, ilâhî iradeyi hiçe sayan Firavun’un yönetimi onları doğru yola ileten, dolayısıyla itaat edilmesi gereken bir yönetim şekli değildi. Şimdi, ey insanlar! Bu dünyada böyle zâlim yöneticilere itaat eden bir halkı ne korkunç bir akıbetin beklediğini görmek istiyorsanız, mahşer günündeki şu sahneyi ibret ve dikkatle izleyin.
Ayet 98–99
2 ayetHûd 98
Hûd 99
يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَۜ وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ ٩٨ وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِه۪ لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ بِئْسَ الرِّفْدُ الْمَرْفُودُ ٩٩
Mushaf
Okunuş
98Yaḳdümü ḳavmehû yevme-lḳiyâmeti feevradehümü-nnâr. vebiʾse-lvirdü-lmevrûd.
99Veütbiʿû fî hâẕihî laʿnetev veyevme-lḳiyâmeh. biʾse-rrifdü-lmerfûd.
Türkçe Meal
98Firavun, kıyamet günü halkının önüne düşecek ve peşinden gidenleri ateşe sürükleyecek. Ne berbat o sürüldükleri yer!
99Burada lanete uğradılar kıyamet günü de uğrayacaklar. Ne berbat bir paydır paylarına düşen.
Açıklamalı meal
98Nitekim Firavun kıyamet günü kendisine uyan kavmine öncülük ederek onları sürüsünü suya götüren bir çoban misali kendisi ile birlikte cehennem ateşine götürecektir. Hepsinin sonunda varacakları yer ne kadar da fena bir yerdir.
99Çarpıldıkları azaba ilave olarak bu dünyada helâk edecek lanetle anılmak onların peşini bırakmadı, kıyamet gününde de bırakmayacak. Onların payınadüşen lanet üstüne lanete uğramaktır ve ne kötü ikramdır, bundan daha kötüsü düşebilir mi?
Ayet 100–101
2 ayetHûd 100
Hûd 101
ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْقُرٰى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ مِنْهَا قَٓائِمٌ وَحَص۪يدٌ ١٠٠ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَمَٓا اَغْنَتْ عَنْهُمْ اٰلِهَتُهُمُ الَّت۪ي يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ لَمَّا جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَۜ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْب۪يبٍ ١٠١
Mushaf
Okunuş
100Ẕâlike min embâi-lḳurâ neḳuṣṣuhû ʿaleyke minhâ ḳâimüv veḥaṣîd.
101Vemâ żalemnâhüm velâkin żalemû enfüsehüm femâ agnet ʿanhüm âlihetühümü-lletî yedʿûne min dûni-llâhi min şeyʾil lemmâ câe emru rabbik. vemâ zâdûhüm gayra tetbîb.
Türkçe Meal
100Sana bu kıssasını anlattıklarımız helak olmuş o memleketlerin acı hikâyelerinden bazılarıdır, hala onlardan (kalıntıları) ayakta duran da vardır, biçilmiş ekin gibi yerinde yeller esen de/kökü kazınmış olan da vardır.
101Biz onlara haksızlık etmedik fakat onlar kendi kendilerine zulmedip yazık ettiler. Rabbinin azap hükmü gelince de Allah ile aralarına koyup dua ile yalvarıp yakardıkları ilahlarının onların hüsranlarını artırmaktan başka onlara hiçbir faydası olmadı.
Açıklamalı meal
100Ey Muhammed! sana bu anlattıklarımız, geçmişte halkı helâk olmuş şehirlerin ibret dolu haberlerindendir. Onlardan bazılarının kalıntıları hâlâ ayakta durmakta, bazılarının ise yenilmiş ekin tarlası gibi tamamen izleri silinmiştir.
101Biz onlara zulmetmedik ama onlar nankörlük edip başkaldırarak inkâr ve şirkte ısrar ettikleri için kendilerine zulmettiler ve helak olmayı hak ettiler. Rabbinin azap emri gelince onların Allah’tan başka yalvarıp tapmakta oldukları sözde ilahları kendilerine bir yarar sağlayamadı. Aksine uydurdukları ilahlar uğradıkları felaketi ve hüsranlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı.
Ayet 102–107
6 ayetHûd 102
Hûd 103
Hûd 104
Hûd 105
Hûd 106
Hûd 107
وَكَذٰلِكَ اَخْذُ رَبِّكَ اِذَٓا اَخَذَ الْقُرٰى وَهِيَ ظَالِمَةٌۜ اِنَّ اَخْذَهُٓ اَل۪يمٌ شَد۪يدٌ ١٠٢ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِمَنْ خَافَ عَذَابَ الْاٰخِرَةِۜ ذٰلِكَ يَوْمٌ مَجْمُوعٌۙ لَهُ النَّاسُ وَذٰلِكَ يَوْمٌ مَشْهُودٌ ١٠٣ وَمَا نُؤَخِّرُهُٓ اِلَّا لِاَجَلٍ مَعْدُودٍۜ ١٠٤ يَوْمَ يَاْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۚ فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَع۪يدٌ ١٠٥ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ شَقُوا فَفِي النَّارِ لَهُمْ ف۪يهَا زَف۪يرٌ وَشَه۪يقٌۙ ١٠٦ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ اِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُ ١٠٧
Mushaf
Okunuş
102Vekeẕâlike aḫẕü rabbike iẕâ eḫaẕe-lḳurâ vehiye żâlimeh. inne aḫẕehû elîmün şedîd.
103İnne fî ẕâlike leâyetel limen ḫâfe ʿaẕâbe-lʾâḫirah. ẕâlike yevmüm mecmûʿul lehü-nnâsü veẕâlike yevmüm meşhûd.
104Vemâ nüʾeḫḫiruhû illâ liecelim maʿdûd.
105Yevme yeʾti lâ tekellemü nefsün illâ biiẕnih. feminhüm şeḳiyyüv veseʿîd.
106Feemme-lleẕîne şeḳû fefi-nnâri lehüm fîhâ zefîruv veşehîḳ.
107Ḫâlidîne fîhâ mâ dâmeti-ssemâvâtü velʾarḍu illâ mâ şâe rabbük. inne rabbeke faʿʿâlül limâ yürîd.
Türkçe Meal
102– Senin Rabbin, halkları zalim olan ülkeleri cezalandırdığı zaman işte böyle cezalandırır. Şüphesiz O’nun cezalandırması çok can yakıcıdır ve pek dehşetlidir.
103İşte bunda ahiret azabından korkanlara ibretler vardır. İşte bu gün bütün insanlığın toplandığı gün ve her şeyin şahitlendirildiği gündür.
104Biz, o günü sadece sayısı belli bir süreye kadar erteleriz.
105O gün gelince, Allah’ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamayacak, o gün insanların bir kısmı bedbaht ve mutsuzdur, bir kısmı da bahtiyar ve mesuttur.
106Bedbaht olanlar ateşe girecekler ve orada inim inim inleyecekler.
107Rabbin aksini dilemezse, gökler ve yer durdukça onlar orada kalacaklar. Şüphesiz senin Rabbin, dilediğini yapandır.
Açıklamalı meal
102Bütün zalimlere ders olsun. Senin Rabbin, müşrikçe yaşayıp zulüm ve haksızlıkta ısrarla direten şehirleri cezalandırırsa işte böyle hak ettiği ile cezalandırır. Şüphesiz O’nun kıskıvrak yakalayıp cezalandırması gerçekten can yakıcı ve çok şiddetlidir.
103Şüphesiz ahiret azabından korkan ve düşünüp de aklını kullananlar için bu anlatılanlarda kesin bir uyarı ve nice ibret verici dersler vardır. Hesap Günü öyle bir gündür ki bütün insanların Allah’ın huzurunda toplanacağı bir gündür. Zannediyorlar ki dünyada sürekli kalacaklar. Kimse onlara dokunamayacak.
O gün herkesin dünya hayatını nasıl yaşadığına en âdil biçimde tanık olacağı, her şeyin de apaçık ortaya serildiği bir gündür
104Sanmayın ki, o gün gelip çatmayacak. Biz belirlediğimiz o günü sadece belli bir süreye kadar geciktiririz. Sanmayın ki, dünyanın ömrü sonsuz ve sınırsız olarak devam edip gidecek. Vaktini saatini belirlediğimiz O Gün gelince onu ertelemeyiz. Nasıl ki sizin için takdir edilen ömrün dolmasını bekliyorsak, dünya için takdir edilen ömrün de dolmasını bekliyoruz.
105O gün gelince, Allah’ın izni olmadan hiç kimse tek bir kelime konuşamaz. Büyük mahkeme kurulur ve herkese yaptığının karşılığı verilir. Sonunda insanlar iki gruba ayrılırlar. O gün onlardan kimi cehennemlik olup bedbaht, kimi de cennetlik olup mutlu olarak layık olduklarına kavuşurlar.
106Küfür ve zulümleri yüzünden mutsuz ve bedbaht olanlar ateştedirler. O Ateş kabarıp indikçe onların orada korkunç çığlıkları ve yaşadıkları dehşetli korku sebebiyle öyle bir nefes alıp vermeleri ve feci bir şekilde inlemeleri vardır ki. Feryatlar ve hıçkırıklar içinde âdeta boğulurlar, buna hiçbir can dayanmaz. Keşke dünyadakiler bunu bir duysa.
107Rabbinin diledikleri dışında âhiret âlemindeki gökler ve yer durdukça onlar, orada sürekli kalacaklar. Rabbin başka türlü dilemiş olsa, elbette böyle olmaz. Muhakkak ki Rabbin dilediğini eksiksiz yapandır. Rabbinin dilediğinin önüne kimse geçemez. Bu nedenle hiç kimse Rabbinin cehennemle cezalandırdığı birini cehennemden şefaat ederek kurtaramaz.
İlgili ayetler
Ayet 108
1 ayetHûd 108
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ عَطَٓاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ ١٠٨
Mushaf
Okunuş
108Veemme-lleẕîne süʿidû fefi-lcenneti ḫâlidîne fîhâ mâ dâmeti-ssemâvâtü velʾarḍu illâ mâ şâe rabbük. ʿaṭâen gayra mecẕûẕ.
Türkçe Meal
108Mesut olanlar ise cennettedirler. Rabbin aksini dilemezse gökler ve yer durdukça cennette kalacaklar. Bitmez tükenmez bir nimete nail olacaklar.
Açıklamalı meal
108Dünyada Allah tarafından hayırlı işlere sevk edilen ve ayetlerinde anlattığı gerçekleri anlayıp mutlu olanlar ise cennettedirler. Rabbinin diledikleri dışında, gökler ve yer durdukça onlar orada sürekli kalıcıdırlar. Rabb’in dilerse, onları daha yüce makamlara ulaştırabilir. Bu bitmez tükenmez nimet ve kesintisiz bir lütuftur.
Ayet 109
1 ayetHûd 109
فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِمَّا يَعْبُدُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ مَا يَعْبُدُونَ اِلَّا كَمَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ مِنْ قَبْلُۜ وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَص۪يبَهُمْ غَيْرَ مَنْقُوصٍ۟ ١٠٩
Mushaf
Okunuş
109Felâ tekü fî miryetim mimmâ yaʿbüdü hâülâʾ. mâ yaʿbüdûne illâ kemâ yaʿbüdü âbâühüm min ḳabl. veinnâ lemüveffûhüm neṣîbehüm gayra menḳûṣ.
Türkçe Meal
109Artık şu adamların neye ibadet ettiklerinden hiç şüphen olmasın, zira onlar, daha önce babalarının ibadet ettikleri gibi ibadet ediyorlar. Hiç şüphe yok ki biz onların payına düşeni eksiksiz ödeyeceğiz.
Açıklamalı meal
109Ey Peygamber ve ey hak yolunun yolcusu. O halde Allah’la birlikte başka Rab ve ilah edinen müşriklerin peşine düşüp taptıklarının batıl olduğu ve kendilerini çok kötü bir akıbete sürüklediği konusunda asla hiçbir şüphen olmasın. Onların sağlam ve geçerli delillere dayanarak inkâr yolunu seçtiklerini sanma. Zannetme ki, onların bu konuda güçlü delilleri var. Hayır, onlar daha önce Allah’tan başka güçler önünde boyun eğerek şirk ve küfürde direnen atalarının şuursuzca taptıkları gibi, insanların çıkardığı yasalara uyarak, onların inanç ve ibadetlerini körü körüne taklit ederek tapıyorlar. Şüphesiz biz onların cehennem azabından paylarına düşen cezaları neyse eksiksiz olarak vereceğiz.
İlgili ayetler
Ayet 110
1 ayetHûd 110
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ ف۪يهِۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ١١٠
Mushaf
Okunuş
110Veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe faḫtülife fîh. velevlâ kelimetün sebeḳat mir rabbike leḳuḍiye beynehüm. veinnehüm lefî şekkim minhü mürîbün.
Türkçe Meal
110Andolsun ki biz Musa’ya da kitap vermiştik de onlar, onda da görüş ayrılığına düşmüşlerdi. Eğer daha önce Rabbin tarafından verilmiş bir kelime/söz olmasaydı, aralarında hüküm verilir ve işleri bitirilirdi. Onlar hala bundan da şüphe içindedirler.
Açıklamalı meal
110Biz bir zamanlar Musa’ya Tevrat’ı vermiştik. Bugün insanlar nasıl ki, Kur’an ile Allah adına yapılan daveti kabul edenler ve etmeyenler olarak ikiye ayrılmışsa, onun kavmi de kitap hakkında ve kitabın daveti konusunda ayrılığa düşmüştü. Bazıları ona inandı, bazıları inanmadı ve daha sonra kitapta değiştirmelere, tahriflere gittiler. Eğer Rabbin tarafından böylelerinin cezalandırılması ile ilgili önceden belirleyip yasaya bağladığı ve günahkârlara mühlet vererek onları yeryüzünde belli bir süre yaşatma gibi bir sözü olmasaydı, bugün de müşriklerin aralarında çoktan hüküm verilmiş işleri bitirilmiş olurdu. Fakat ilâhî hikmet, bu dünyanın bir mücâdele ve imtihân yurdu olmasını uygun gördü. Bu mühlete rağmen Mekkeli müşrikler de Allah’ın elçileri ve kitapları hakkında geçmişte olduğu gibi derin bir şüphe içindedirler ve karşı çıkmaktadırlar. Nitekim Kıyamete kadar nice inkârcılar da Kur’an hakkında benzer şüphe ve çelişkiler içinde olacaklardır.
Ayet 111
1 ayetHûd 111
وَاِنَّ كُلًّا لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْۜ اِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ١١١
Mushaf
Okunuş
111Veinne küllel lemmâ leyüveffiyennehüm rabbüke aʿmâlehüm. innehû bimâ yaʿmelûne ḫabîr.
Türkçe Meal
111Hiç şüphen olmasın ki Rabbin onların her birine yaptıklarının karşılığını tastamam verecektir. Çünkü Allah, onların yaptıkları her şeyden haberdardır.
Açıklamalı meal
111Şüphesiz Rabbin verilen mühlet bittiğinde onların tümünün yaptıklarını, davetten yüz çevirenlerin ve Kuran hakkında ihtilâfa düşenlerin hak ettikleri cezayı tam olarak verecektir. Rabbin, onların gizli ya da açık yaptıkları her şeyden hakkıyla haberdardır.
İlgili ayetler
Ayet 112–113
2 ayetHûd 112
Hûd 113
فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْاۜ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ١١٢ وَلَا تَرْكَنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ ١١٣
Mushaf
Okunuş
112Festeḳim kemâ ümirte vemen tâbe meʿake velâ taṭgav. innehû bimâ taʿmelûne beṣîr.
113Velâ terkenû ile-lleẕîne żalemû fetemessekümü-nnâru vemâ leküm min dûni-llâhi min evliyâe ŝümme lâ tünṣarûn.
Türkçe Meal
112Öyleyse sen emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Senin yanında Allah’a yönelenler de. Sakın ola ki taşkınlık yapmayın. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızı görmektedir.
113Ve sakın yanlışta ısrar eden zalimlere en ufak meyil göstermeyin, yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah’tan başka evliya ve koruyucunuz olmadığına göre sonra hiç yardım da göremezsiniz.
Açıklamalı meal
112Ey Peygamber! İslam toplumunun önderi ve örneği olarak her emrolunduğun gibi sana nasıl davranman emredilmişse o şekilde dosdoğru ol, sağa sola sapmadan, yalpalamadan yoluna devam et; seninle birlikte iman edip küfür ve kötülükten tevbe edenler de daha önce takip ettikleri yolları bırakarak dosdoğru olsunlar. Ayrıca düşmanlarınız tahrik etse bile ölçüsüz davranışlarda bulunarak haddinizi aşıp aşırı gitmeyin. Büyüklenip, Allah tarafından konulmuş sınırları, Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Yaratılış sebebiniz olan Allah merkezli hayat nizamını yaşamak ve yaşatmak uğrunda, Allah’ın belirlediği sınırlar içinde mücadele edin. Şunu da hiç unutmayın ki Allah, yaptıklarınızın hepsini hakkıyla görmektedir.
113Güçlü de olsalar, dünyanın servetini önünüze de koysalar sakın Allah’a ortak koşan böylece de kendilerine yazık eden o zalimlere asla bel bağlayıp yakınlık göstermeyin. İmanınızdan taviz vermeyin, yoksa cehennem ateşi sizi de yakar. Şunu hiç unutmayın Sizin Allah’tan başka hiçbir veliniz, yardımcınız dostlarınız yoktur. Öyleyse kendinize başka bir dost aramayın, aksi hâlde ilâhî yardım da göremezsiniz ve Allah’ın azabından kimse kurtaramaz.
Ayet 114
1 ayetHûd 114
وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ الَّيْلِۜ اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّـَٔاتِۜ ذٰلِكَ ذِكْرٰى لِلذَّاكِر۪ينَۚ ١١٤
Mushaf
Okunuş
114Veeḳimi-ṣṣalâte ṭarafeyi-nnehâri vezülefem mine-lleyl. inne-lḥasenâti yüẕhibne-sseyyiât. ẕâlike ẕikrâ liẕẕâkirîn.
Türkçe Meal
114Gündüzün iki tarafında (öğle ve ikindi) ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde (Sabah, akşam ve yatsı) namazını kıl, unutma ki iyilikler kötülükleri giderir. İşte bu, öğüt alacaklara bir hatırlatmadır.
Açıklamalı meal
114Gündüzün öğlen ve ikindiye işaret eden iki ucunda ve gecenin gündüze yakın akşam, yatsı ve sabah gibi üç vaktinde bütün şartlarına riayet ederek namaz kıl. Şüphesiz Allah’ın rızasına uygun yapılan işler ve iyilikler hem insanı kötülüklerden korur hem de kötülükleri ve küçük günahları giderir. İşte bu ibret almak isteyenlere bir hatırlatma bir uyarı ve öğüttür.
Ayet 115
1 ayetHûd 115
وَاصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ ١١٥
Mushaf
Okunuş
115Vaṣbir feinne-llâhe lâ yüḍîʿu ecra-lmuḥsinîn.
Türkçe Meal
115Ve sen (sıkıntı ve zorluklara karşı) sabret! Zira Allah sebat eden iyilerin mükâfatını asla zayi etmez.
Açıklamalı meal
115İnsanları doğru yola davet ederken, karşılaştığın her türlü zorluk ve sıkıntıya karşı sebatla direnip sabret. Şüphesiz Allah bu uğurda gayret ederek iyilik yapanların hakkettiği mükâfatını fazlasıyla verip asla zayi etmez. Nitekim insanlık tarihini inceleyecek olursanız, zulme karşı seslerini yükseltmedikleri için zalimlerle birlikte helâk olan nice toplumların bulunduğunu göreceksiniz.
İlgili ayetler
Ayet 116
1 ayetHûd 116
فَلَوْلَا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ اُو۬لُوا بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الْاَرْضِ اِلَّا قَل۪يلًا مِمَّنْ اَنْجَيْنَا مِنْهُمْۚ وَاتَّبَعَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مَٓا اُتْرِفُوا ف۪يهِ وَكَانُوا مُجْرِم۪ينَ ١١٦
Mushaf
Okunuş
116Felevlâ kâne mine-lḳurûni min ḳabliküm ülû beḳiyyetiy yenhevne ʿani-lfesâdi fi-lʾarḍi illâ ḳalîlem mimmen enceynâ minhüm. vettebeʿa-lleẕîne żalemû mâ ütrifû fîhi vekânû mücrimîn.
Türkçe Meal
116Keşke çıksaydı. Sizden önceki nesiller arasında, kendilerini kurtardığımız küçük bir azınlık dışında yeryüzündeki bozulma ve çürümeyi engellemeye çalışan akıllı ve şuurlu kimseler ne yazık ki çıkmadı. Zulme gömülmüş çoğunluk ise refah ve zenginliğin cazibesine kapılıp şımararak günaha gömüldüler.
Açıklamalı meal
116Sizden önceki helâk edilen nesillerden, akıl ve idrak sahibi kimselerin, kötülüğe seyirci kalmak yerine yeryüzünde ve yaşadıkları toplumların içinde insanları bozgunculuk yapmaktan engellemeleri gerekmez miydi? Fakat onlar arasından, kendilerini kurtardığımız pek az mü’min kişi böyle yaptı. Çoğunluğu oluşturan şirke batmış nefislerine ve çevrelerine zulmedenler ise kendilerine verilen nimetlerin ve refahın peşine takıldılar ve helak olmayı hak eden suçlu kimseler oldular.
İlgili ayetler
Ayet 117
1 ayetHûd 117
وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ ١١٧
Mushaf
Okunuş
117Vemâ kâne rabbüke liyühlike-lḳurâ biżulmiv veehlühâ muṣliḥûn.
Türkçe Meal
117Yoksa senin Rabbin, halkı doğru dürüst davrandığı müddetçe ülkeleri haksız yere helak edecek değildir.
Açıklamalı meal
117Gerçek şu ki Rabbin, halkı doğru yola yönelmiş ıslah edici hiçbir toplumu, haksızlık yapmadıkları ve insanlık dışı tarzda davranmadıkları sürece yani haksız yere asla azapla helak etmez. O hâlde, sen de ilâhî gazaba uğramak istemiyorsan, hakîkati tüm insanlığa ulaştırmak için elinden geleni yapmalısın.
Ayet 118
1 ayetHûd 118
وَلَوْ شَٓاءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِف۪ينَۙ ١١٨
Mushaf
Okunuş
118Velev şâe rabbüke leceʿale-nnâse ümmetev vâḥidetev velâ yezâlûne muḫtelifîn.
Türkçe Meal
118Zaten Rabbin isteseydi, tüm insanlığı tek bir ümmet yapardı. Bu yüzden insanlar farklı farklı inançları benimsiyorlar.
Açıklamalı meal
118Rabbin dileseydi insanların tamamını yaratılış sebepleri olan doğru yola uymaya zorla mecbur bırakır, aynı din etrafında birleşen, aynı yolda yürüyen tek bir ümmet yapardı. Fakat o zaman da imtihan olmazdı. O her insanı sonunda varacakları yere kendi iradeleri ve gayretleri ile layık olabilsinler diye hayat nizamı ve ahlakını seçmekte serbest bıraktı, Ama onlar imtihan dünyasının bir gereği olarak sürekli uyarılıp doğru olan yol gösterilmesine rağmen haktan ayrılıp ihtilafa düşmeye devam edecekler.
İlgili ayetler
Ayet 119
1 ayetHûd 119
اِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَۜ وَلِذٰلِكَ خَلَقَهُمْۜ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ ١١٩
Mushaf
Okunuş
119İllâ mer raḥime rabbük. veliẕâlike ḫaleḳahüm. vetemmet kelimetü rabbike leemleenne cehenneme mine-lcinneti vennâsi ecmeʿîn.
Türkçe Meal
119Yalnız Rabbinin vahyine uyanlar bunun dışında. Zaten tüm insanları bu rahmete nail olmaları için yarattı. Vahye sırt çeviren görünür ve görünmez iradeli varlıklarla cehennemi tıka basa dolduracağım sözü gerçekleşmiş oldu.
Açıklamalı meal
119Ancak,Rabbinin bahşettiği nîmetleri kullanarak hakîkate ulaşma yolunda çaba harcayan, böylece O’nun lütuf ve merhametini hak edenler hariç. Onlar bu ihtilafa düşmediler. Onlar Kur’an’a sımsıkı sarılır, ellerinden geldiğince yeryüzünde zulüm ve haksızlığa engel olurlar. İhtilafa düşenlerin ve düşmeyenlerin imtihanı kıyâmete kadar devam edecektir. Rabbiniz olan Allah, onları serbest bırakarak doğru veya eğri yolları kendileri özgürce bulabilmeleri ve yaratılış sebeplerine uygun yaşamaları için rahmetine nail olacak kabiliyette yarattı. Peygamberler ve kitaplarla da bu hayatın nasıl yaşanacağını bildirip göstermesine rağmen, insanların çoğu tercihini bu istikâmette kullanmadı. Rabbinin: “Andolsun ben cehennemi, davetimi ve hakîkati bile bile reddeden cinlerle ve insanlarla dolduracağım” sözü hiç şüphesiz tam olarak yerine gelecektir.
Ayet 120
1 ayetHûd 120
وَكُلًّا نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِه۪ فُؤَادَكَۚ وَجَٓاءَكَ ف۪ي هٰذِهِ الْحَقُّ وَمَوْعِظَةٌ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ ١٢٠
Mushaf
Okunuş
120Veküllen neḳuṣṣu ʿaleyke min embâi-rrusüli mâ nüŝebbitü bihî füâdek. vecâeke fî hâẕihi-lḥaḳḳu vemevʿiżatüv veẕikrâ lilmüʾminîn.
Türkçe Meal
120Bizim sana aktardığımız elçilerin bazı haberlerinden her biri senin yüreğini perçinlememiz içindir. Bu konuda sana hem hak/Kuran, hem de müminler için bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.
Açıklamalı meal
120Ey Peygamber! Yukarıda anlatılan örneklerde görüldüğü gibi seni, önceki peygamberlerin ibret dolu kıssalarıyla bilgilendirerek kalbini pekiştirecek her haberi sana anlatıyoruz. Böylece Allah’a güvenip teslim olmanın önemini kavratıp, sonunda mü’min olanların kazanacağı bilgisi ile müjdeliyoruz, Böylece sana hakikat bilgisi ulaşırken mü’minlere öğüt ve aklını kullananlar için gerçek bir uyarı gelmiş oluyor.
Ayet 121–122
2 ayetHûd 121
Hûd 122
وَقُلْ لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْۜ اِنَّا عَامِلُونَۙ ١٢١ وَانْتَظِرُواۚ اِنَّا مُنْتَظِرُونَ ١٢٢
Mushaf
Okunuş
121Veḳul lilleẕîne lâ yüʾminûne-ʿmelû ʿalâ mekânetiküm. innâ ʿâmilûn.
122Venteżirû. innâ münteżirûn.
Türkçe Meal
121İman etmeyenlere de de ki:
– Siz kendinize yakışanı yapın biz de bize yakışanı yapacağız.
122Ve bekleyin bakalım, zaten biz de bekliyoruz.
Açıklamalı meal
121Ey Peygamber! Şirk ve küfürde direnip de peygamber kıssalarına geçmişin masalları diyerek mü’minlere zulmetmek peşinde koşan iman etmeyenlere de ki: “ Hakikati susturmak için bize karşı elinizden geleni yapın. Şunu da unutmayın ki Biz de Allah’ın daveti hayat nizamını yaşamak ve yaşatmak uğrunda bu hakikatleri insanlığa duyurmak için tebliğ vazifesini elimizden geldiğince yapmaya devam edeceğiz
122Zulüm ve haksızlıkta direttiğiniz takdirde, başınıza gelecek belâları bekleyin bakalım. Siz de biz de sonunda kimin kazançlı çıkacağını ve Rabbimizin hakkımızda vereceği hükmü bekliyoruz.” Çünkü biz, hakîkate yürekten inanmışız.
Ayet 123
1 ayetHûd 123
وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ١٢٣
Mushaf
Okunuş
123Velillâhi gaybü-ssemâvâti velʾarḍi veileyhi yürceʿu-lʾemru küllühû faʿbüdhü vetevekkel ʿaleyh. vemâ rabbüke bigâfilin ʿammâ taʿmelûn.
Türkçe Meal
123Göklerde ve yerde bilinmeyen ne varsa hepsi Allah’ın bilgisindedir. Sonunda her iş döner dolaşır Allah’ın dediğine varır, öyleyse sen sadece O’na kulluk et ve sadece O’na dayanıp güven. Zira senin Rabbin onların yaptıklarına asla duyarsız değildir.
Açıklamalı meal
123Göklerde ve yerde bilinen bilinmeyen ve görünen görünmeyen ne varsa hepsi ve bütün varlıkları ve yaratılış sırları Allah’ın bilgisi dâhilindedir ve hepsinin gerçek sahibi ve hâkimi Allah’tır. Yaratılan bütün varlıkların yasası Allah’ın katındadır. Yasa gereği bütün işler eninde sonunda varır O’nda biter. O neye hükmederse o olur. O halde Allah’ın davetine yönelip yalnız O’na kulluk et ve O’na güvenip yaslan. Sadece Allah’ın yasalarına uy. Şunu hiç aklından çıkarma Rabbin yaptığınız hiçbir şeyden asla habersiz değildir ve onlara karşı kayıtsız değildir. Hiçbir şey Rabbinin bilgisi dışında olmaz. Çünkü Rabbin tüm varlıkları yaratırken bu yasa üzerine yaratmıştır.
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Yunus, sonra Yusuf indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla