Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–3
3 ayetYusuf 1
Yusuf 2
Yusuf 3
الٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ۠ ١ اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ قُرْءٰنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ٢ نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْاٰنَۗ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الْغَافِل۪ينَ ٣
Mushaf
Okunuş
1Elif-lâm-râ. tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.
2İnnâ enzelnâhü ḳurʾânen ʿarabiyyel leʿalleküm taʿḳilûn.
3Naḥnü neḳuṣṣu ʿaleyke aḥsene-lḳaṣaṣi bimâ evḥaynâ ileyke hâẕe-lḳurʾân. vein künte min ḳablihî lemine-lgâfilîn.
Türkçe Meal
1Elif, Lâm, Râ. Bunlar, mesajı açık ve anlaşılır kitabın ayetleridir.
2Biz bu Kuran’ı, aklınızı kullanasınız diye Arapça anlaşılır bir dille indirdik.
3Biz bu Kuran’ı sana vahyederek, kıssaların en güzelini sana aktarıyoruz. Hâlbuki sen, bu vahiyden önce bunlardan habersizdin.
Açıklamalı meal
1Elif. Lâm. Râ. Dinle bak, ey insan! Rabbi’nden sana bir mesaj geldi. Bunlar hakkı bâtıldan ayırt eden, her türlü gerçeği anlatıp açıklayan, Hak’tan geldiği de apaçık ortada olan, kendisi de apaçık Kitab’ın ayetleridir.
2Biz, anlayıp düşünün, akıl erdirin ve bütün insanlara anladıkları dilden anlatın diye, onu kullandığınız dilin harflerinden oluşan sözlerle, apaçık Arapça bir Kur’an olarak indirdik. Kur’an’ın ilk muhatabı olan siz Araplar, eğer başka bir dili konuşuyor olsaydınız, o zaman ayetlerimizi o dilde gönderecektik.
3Ey Peygamber. Biz bu Kur’an’ı sana vahyetmekle içinde senin ve ümmetinin geleceğine ait mesajlar da bulacağın geçmiş kavimlere ait ibret dolu kıssaları en güzel şekilde sana anlatıyoruz. Oysa daha önce bunlardan habersizdin.
Ayet 4–6
3 ayetYusuf 4
Yusuf 5
Yusuf 6
اِذْ قَالَ يُوسُفُ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي رَاَيْتُ اَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَاَيْتُهُمْ ل۪ي سَاجِد۪ينَ ٤ قَالَ يَا بُنَيَّ لَا تَقْصُصْ رُءْيَاكَ عَلٰٓى اِخْوَتِكَ فَيَك۪يدُوا لَكَ كَيْدًاۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ٥ وَكَذٰلِكَ يَجْتَب۪يكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَاْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَٓا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبَّكَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ۟ ٦
Mushaf
Okunuş
4İẕ ḳâle yûsüfü liebîhi yâ ebeti innî raeytü eḥade ʿaşera kevkebev veşşemse velḳamera raeytühüm lî sâcidîn.
5Ḳâle yâ büneyye lâ taḳṣuṣ ruʾyâke ʿalâ iḫvetike feyekîdû leke keydâ. inne-şşeyṭâne lilʾinsâni ʿadüvvüm mübîn.
6Vekeẕâlike yectebîke rabbüke veyüʿallimüke min teʾvîli-lʾeḥâdîŝi veyütimmü niʿmetehû ʿaleyke veʿalâ âli yaʿḳûbe kemâ etemmehâ ʿalâ ebeveyke min ḳablü ibrâhîme veisḥâḳ. inne rabbeke ʿalîmün ḥakîm.
Türkçe Meal
4Yusuf, babasına şöyle demişti; “Babacığım, ben rüyamda on bir yıldız, güneş ve ayın önümde secde ettiklerini gördüm.”
5Yakup, “Yavrucuğum, rüyanı sakın kardeşlerine anlatma, olur ki kıskançlıkla sana bir kötülük yapmaya kalkışırlar. Çünkü şeytan insan için apaçık bir düşmandır.
6“Anlaşılıyor ki Rabbin seni seçecek ve sana rüyaları/olayların gerçek mahiyetlerini kavramayı öğretecek. Tıpkı önceden ataların İbrahim ve İshak’a nimet verdiği gibi sana ve Yakup ailesine de nimetini tamamlayacak. Kuşkusuz Rabbin, her şeyi bilendir ve her şeyi yerli yerince yapandır.”
Açıklamalı meal
4Hani vaktiyle Yusuf babasına: “Ey babacığım! Ben rüyamda on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm. Bunların önümde hürmet kastı ile eğilerek bana secde ettiklerini gördüm” demişti.
5Babası Yakub da ona dedi ki: ” Yavrucuğum rüyanı kardeşlerine anlatma sonra olur ki kıskançlık edip senin üstünlüğünü çekemeyerek şeytana uyarlar da sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan kıskançlık duygularını kışkırtmak için fırsat kollar. Unutma ki şeytan insan için apaçık bir düşmandır.
6Rüyana gelince: Rabbin seni güzel ahlakından dolayı peygamber olarak seçecek, rüyada gördüğün olayların doğru yorumunu sana öğretecek ve olup bitenleri kavrama nimeti bahşedecek. Daha önce ataların İbrahim ve İshak’a ağır imtihanlardan sonra peygamberlik lütfettiği gibi sana ve Yakub ailesine vermiş olduğu nimetini de benzer bir şekilde Yakub’un soyunda seninle devam ettirip tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin her şeyi hakkıyla bilendir, her hüküm ve icraatında pek çok hikmet sahibidir.”
Ayet 7
1 ayetYusuf 7
لَقَدْ كَانَ ف۪ي يُوسُفَ وَاِخْوَتِه۪ٓ اٰيَاتٌ لِلسَّٓائِل۪ينَ ٧
Mushaf
Okunuş
7Leḳad kâne fî yûsüfe veiḫvetihî âyâtül lissâilîn.
Türkçe Meal
7Andolsun ki, Yusuf ve kardeşlerinin kıssasında, öğrenmek isteyenler için nice ibretler vardır.
Açıklamalı meal
7Şüphesiz Yusuf ve kardeşlerinin başından geçen bu öyküde gerçeği arayıp soranlar ve düşünüp öğüt almak isteyenler için nice ibret verici dersler vardır.
Ayet 8–10
3 ayetYusuf 8
Yusuf 9
Yusuf 10
اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَب۪ينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌۜ اِنَّ اَبَانَا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۚ ٨ اُقْتُلُوا يُوسُفَ اَوِ اطْرَحُوهُ اَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ اَب۪يكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِه۪ قَوْمًا صَالِح۪ينَ ٩ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ لَا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَاَلْقُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَ ١٠
Mushaf
Okunuş
8İẕ ḳâlû leyûsüfü veeḫûhü eḥabbü ilâ ebînâ minnâ venaḥnü ʿuṣbeh. inne ebânâ lefî ḍalâlim mübîn.
9Uḳtülû yûsüfe evi-ṭraḥûhü arḍay yaḫlü leküm vechü ebîküm vetekûnû mim baʿdihî ḳavmen ṣâliḥîn.
10Ḳâle ḳâilüm minhüm lâ taḳtülû yûsüfe veelḳûhü fî gayâbeti-lcübbi yelteḳiṭhü baʿḍu-sseyyârati in küntüm fâʿilîn.
Türkçe Meal
8Hani bir zamanlar kardeşleri: “Biz sayıca kalabalık olduğumuz halde niçin Yusuf ve kardeşi babamızın gözünde bizden daha kıymetli? Doğrusu babamız yanlış bir tutum içinde.” demişlerdi.
9“Yusuf’u öldürün veya onu ıssız bir yere atıp bırakın ki, babanızın sevgi ve ilgisi size kalsın. Ondan sonra da mutlu mesut yaşar gidersiniz.”
10İçlerinden bir diğeri; “Yusuf’u öldürmeyin, eğer illa da yapacaksanız onu bir kuyunun derinliklerine bırakın; böylece kervanlardan biri alıp götürsün.” dedi.
Açıklamalı meal
8Vaktiyle Yusuf ’un üvey kardeşleri kendi aralarında konuşurlarken şöyle demişlerdi: “ Her işi bizim yapmamıza ve O’nun işine daha çok yaramamıza, sayıca da daha kalabalık olmamıza rağmen her nedense babamızın yanında Yusuf ve onun öz kardeşi Bünyamin bizden daha kıymetlidir. Oysa onlar iki küçük çocuk, belli ki babamız Yusuf’la kardeşini bizden daha çok severek apaçık bir yanılgı içindedir.
9Kıskançlık ve haset gözlerini kör etmişti. Şeytan onlara şöyle fısıldadı ve içlerinden biri: Madem öyle Yusuf’u öldürün veya tekrar aramıza dönemeyeceği öyle uzak bir yere götürüp bırakın ki, Yakub babamızın ilgi ve alakası yalnızca bize yönelsin. Onu ortadan kaldırdıktan sonra da “halimiz ne olur?” diye de korkmayın, tevbe edersiniz, Allah sizi affeder, siz de bundan sonra huzur ve mutluluk içinde yaşayan iyi birer insan olursunuz. Babanızla da münasebetleriniz düzeltir, işleri yoluna koyarsınız dedi “
10İçlerinden nispeten daha insaflı olan birisi de: “ Bence Yusuf’u öldürmeyin. Eğer bir şey yapacaksanız, onu şehrin dışında kervanların gelip geçtiği yol üzerinde derin bir kuyuya atın. Bakarsınız oradan geçen kervanlardan biri kendisini bulur ve buralardan uzaklara götürürler. Böylece, elimizi kana bulamadan amacımıza ulaşıp kurtulmuş oluruz dedi. Bu teklif, diğerleri tarafından da kabul edildi .Ve bunu yapmak üzere sinsi plân uygulanmaya başlandı.”
Ayet 11–12
2 ayetYusuf 11
Yusuf 12
قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا لَكَ لَا تَاْمَنَّۭۖا عَلٰى يُوسُفَ وَاِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ ١١ اَرْسِلْهُ مَعَنَا غَدًا يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ١٢
Mushaf
Okunuş
11Ḳâlû yâ ebânâ mâ leke lâ teʾmennâ ʿalâ yûsüfe veinnâ lehû lenâṣiḥûn.
12Ersilhü meʿanâ gadey yertaʿ veyelʿab veinnâ lehû leḥâfiżûn.
Türkçe Meal
11Babalarına gelerek: “Ey Babamız, sana ne oldu ki Yusuf konusunda bize hiç güvenmiyorsun? Hâlbuki biz, onun hep iyiliğini istiyoruz.”
12“Yarın onu bizimle beraber gönder, doyasıya gezsin, oynasın. Biz onu gözümüz gibi koruruz.” dediler.
Açıklamalı meal
11Nihayet kendi aralarında konuştuklarını uygulamak üzere babalarına gidip: “Ey babamız! Biz kır gezisine çıkmak istiyoruz, Yûsuf da bizimle gelebilir mi?” diye sorunca babaları, olacaklar içine doğmuşçasına “Ya başına bir şey gelirse” dedi. Bunun üzerine ağabeyleri Ey babamız! bizler Yusuf ’u çok sevmemize rağmen nedense, Yusuf’u bizden uzak tutup onun hakkında bize güvenmiyorsun? Oysa biz ne de olsa onun kardeşleriyiz ve her zaman onun iyiliğini isteriz.
12Yarın onu bizimle birlikte göndermeye izin ver. Bizimle gelip kırlarda, bayırlarda gönlünce gezip oynasın. Sen hiç merak etme biz ona mutlaka gözümüz gibi bakarız canımız gibi kollayıp koruruz. Sen rahat ol ve bize güven dediler.
İlgili ayetler
Ayet 13–14
2 ayetYusuf 13
Yusuf 14
قَالَ اِنّ۪ي لَيَحْزُنُن۪ٓي اَنْ تَذْهَبُوا بِه۪ وَاَخَافُ اَنْ يَاْكُلَهُ الذِّئْبُ وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ ١٣ قَالُوا لَئِنْ اَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ اِنَّٓا اِذًا لَخَاسِرُونَ ١٤
Mushaf
Okunuş
13Ḳâle innî leyaḥzününî en teẕhebû bihî veeḫâfü ey yeʾkülehü-ẕẕiʾbü veentüm ʿanhü gâfilûn.
14Ḳâlû lein ekelehü-ẕẕiʾbü venaḥnü ʿuṣbetün innâ iẕel leḫâsirûn.
Türkçe Meal
13Babaları onlara: “Onu alıp götürmeniz, beni kaygılandırır. Korkarım ki dalgın olduğunuz bir anda onu kurt kapar götürür.” dedi.
14Onlar da: “Biz bu kadar kalabalık bir topluluk iken eğer onu kurt yerse, yazıklar olsun bize.” dediler.
Açıklamalı meal
13Babaları Yakub da onlara dedi ki: “ Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve endişelendirir. Ayrıca gideceğiniz yer tehlikelerle dolu. Siz oyuna dalıp ondan habersiz iken dalgınlıkla onu ihmal edebilirsiniz ve bir kurdun gelip onu yemesinden korkarım.” Bu sözlerle Hz. Yakub, farkında olmadan kötü niyetli oğullarına; “Yusuf’u kurt yedi” mazeretini sunuvermişti.
14Bunun üzerine de onlar: “Biz bu kadar kalabalık güçlü, kuvvetli bir topluluk olduğumuz halde, eğer onu bir kurt gelip yerse şüphesiz yazıklar olsun bize. Vallahi o zaman zavallı ve âciz kimselerden oluruz dediler.
İlgili ayetler
Ayet 15
1 ayetYusuf 15
فَلَمَّا ذَهَبُوا بِه۪ وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ١٥
Mushaf
Okunuş
15Felemmâ ẕehebû bihî veecmeʿû ey yecʿalûhü fî gayâbeti-lcübb. veevḥaynâ ileyhi letünebbiennehüm biemrihim hâẕâ vehüm lâ yeşʿurûn.
Türkçe Meal
15Yusuf’u alıp götürdüler ve onu bir kuyuya bırakma hususunda fikir birliğine vardıklarında; biz de Yusuf’a “Şimdi onlar bunun farkında değil ama günü geldiğinde sen onlara bu yaptıklarını bir bir haber vereceksin” diye vahyettik.
Açıklamalı meal
15Ertesi gün babalarını ikna ederek Yûsuf’u yanlarına alıp çıktılar. Onu götürüp kuyunun derinliklerine bırakmak üzere karar verdiler. Korku ve endişe içinde olan Yûsuf’un kalbine, Biz şöyle ilham ettik: “ Ey Yûsuf sakın korkma ve ümitsizliğe kapılma. Hiç şüphen olmasın ki bir gün gelecek, sen onların hiç beklemedikleri ve farkında olmayacakları bir zamanda ve seni tanıyamayacakları bir konumda kardeşlerini karşında bulacaksın. İşte o zaman bu yaptıklarını tek tek onlara hatırlatacaksın. O zaman, hepsi utanç ve pişmanlıkla başlarını öne eğip senden özür dileyecekler. Yûsuf’tan kurtulduklarını zannediyorlardı. Babalarının karşısına çıktıklarında daha inandırıcı olmak için Yûsuf’un gömleğini yanlarına almış ve o gömleğe kan bulaştırmışlardı.
Ayet 16–18
3 ayetYusuf 16
Yusuf 17
Yusuf 18
وَجَٓاؤُٓ۫ اَبَاهُمْ عِشَٓاءً يَبْكُونَۜ ١٦ قَالُوا يَٓا اَبَانَٓا اِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِنْدَ مَتَاعِنَا فَاَكَلَهُ الذِّئْبُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِق۪ينَ ١٧ وَجَٓاؤُ۫ عَلٰى قَم۪يصِه۪ بِدَمٍ كَذِبٍۜ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْرًاۜ فَصَبْرٌ جَم۪يلٌۜ وَاللّٰهُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ ١٨
Mushaf
Okunuş
16Vecâû ebâhüm ʿişâey yebkûn.
17Ḳâlû yâ ebânâ innâ ẕehebnâ nestebiḳu veteraknâ yûsüfe ʿinde metâʿinâ feekelehü-ẕẕiʾb. vemâ ente bimüʾminil lenâ velev künnâ ṣâdiḳîn.
18Vecâû ʿalâ ḳamîṣihî bidemin kâẕib. ḳâle bel sevvelet leküm enfüsüküm emrâ. feṣabrun cemîl. vellâhü-lmüsteʿânü ʿalâ mâ teṣifûn.
Türkçe Meal
16Ve akşam olunca, ağlaşarak babalarına geldiler.
17“Ey Babamız! İnan ki biz aramızda yarış yapmak için biraz uzaklaşmış ve Yusuf’u eşyalarımızın yanına bırakmıştık. O sırada kurt onu kapıp yemiş! Şimdi biz ne kadar doğru söylersek söyleyelim, sen yine de bize inanmayacaksın!” dediler.
18Ve üzerine sahte bir kan sürülmüş olan Yusuf’un gömleğini getirdiler. Babaları: “Hayır, kıskançlık duygularınız sizi bu işi yapmaya sürüklemiş. Bana da güzel bir şekilde sabretmek düşer. Anlattığınız konular hakkında, kendisinden yardım istenecek tek makam Allah’tır.” dedi.
Açıklamalı meal
16Yusuf ’u kuyuya attıktan sonra kanına buladıkları bu gömleği de yanlarına aldılar. Akşam karanlığı çökünce yalandan ağlayarak babalarının karşısına geldiler.
17Hain ve hilekâr kardeşleri: “Ey babamız! Biz yarış yapmak için biraz uzaklaşmıştık. Yusuf’u da eşyalarımızın ve yiyeceklerimizin yanına bırakmıştık. Döndüğümüzde bir de ne görelim bir kurt onu parçalayıp yemiş. Biz doğru söylesek de sen bize inanmayacaksın. Fakat maalesef gerçek böyle oldu” dediler.
18Bu giriş konuşmasının ardından üzerine sahte bir kan lekesi bulaştırdıkları gömleği çıkarıp gösterdiler. Çocuklarından bunları duyan Yakup bütün soğukkanlılığını koruyarak onlara dedi ki: Çok ilginç, bu ne merhametli bir kurtmuş ki, içindekini yemiş ama gömleğe hiç zarar vermemiş. Böyle bir kurdun varlığına ilk kez şahit oluyorum. “Anlaşılan o ki, kıskançlık duygularınız nefisleriniz sizi aldatıp çok kötü bir işe sürüklemiş. Ben de sizi Allah’a havale ediyorum. Artık bana düşen tahammül edip güzel bir sabır göstermektir. Ne diyeyim sizin bu anlattıklarınıza ve yaptıklarınıza karşılık bana dayanma gücü vermesi için, ancak Rabbime sığınıp O’ndan yardım dilerim.”
İlgili ayetler
Ayet 19–20
2 ayetYusuf 19
Yusuf 20
وَجَٓاءَتْ سَيَّارَةٌ فَاَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَاَدْلٰى دَلْوَهُۜ قَالَ يَا بُشْرٰى هٰذَا غُلَامٌۜ وَاَسَرُّوهُ بِضَاعَةًۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ ١٩ وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍۚ وَكَانُوا ف۪يهِ مِنَ الزَّاهِد۪ينَ۟ ٢٠
Mushaf
Okunuş
19Vecâet seyyâratün feerselû vâridehüm feedlâ delveh. ḳâle yâ büşrâ hâẕâ gulâm. veeserrûhü biḍâʿah. vellâhü ʿalîmüm bimâ yaʿmelûn.
20Veşeravhü biŝemenim baḫsin derâhime maʿdûdeh. vekânû fîhi mine-zzâhidîn.
Türkçe Meal
19Ve bir kervan geldi. Sucularını kuyuya gönderdiler. Sucu kovasını kuyuya saldı; “Hey müjde, bu bir erkek çocuğu!” dedi. Onu satmak için gizlediler. Allah ise ne yapacaklarını çok iyi biliyordu.
20Sonunda onu düşük bir değere, birkaç dirheme sattılar. Zira ondan kurtulmak için kâr amacı gütmemişlerdi.
Açıklamalı meal
19Onlar kurdukları tuzakla ilgili uydurduklarını babalarına anlatmakta iken, Yûsuf’un atıldığı kuyuya yakın bir yere bir kervan geldi. Sucularını suya göndermişlerdi Sucu su çekmek için kuyuya kovasını sarkıttı. Kuyudaki Yusuf ’u fark edip gözlerine inanamadı sonra da arkadaşlarına seslendi. “Müjde! Kısmete bakın bu kuyuda bir oğlan çocuğu var ” dedi ve Yusuf ’u kuyudan çıkardı. Onu köle pazarında satmak üzere bir ticaret malı gibi yanlarına alıp sakladılar ve yollarına devam ettiler. Oysa Allah onların yaptıklarını yapacaklarını ve niyetlerini çok iyi biliyordu.
20Nihayet kervan Mısır’a varınca, köle pazarında Yusuf ’u masrafsız elde ettikleri için kelepir bir fiyata birkaç gümüş dirheme sattılar. Onlar zaten ne kazansak kârdır ve arayan soran olur diye ellerinden çıkarmak istediklerinden ona pek değer vermiyorlardı ve değerini pek düşük tutmuşlardı.
Ayet 21
1 ayetYusuf 21
وَقَالَ الَّذِي اشْتَرٰيهُ مِنْ مِصْرَ لِامْرَاَتِه۪ٓ اَكْرِم۪ي مَثْوٰيهُ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَٓا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًاۜ وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِۘ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَاْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِۜ وَاللّٰهُ غَالِبٌ عَلٰٓى اَمْرِه۪ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٢١
Mushaf
Okunuş
21Veḳâle-lleẕi-şterâhü mim miṣra limraetihî ekrimî meŝvâhü ʿasâ ey yenfeʿanâ ev netteḫiẕehû veledâ. vekeẕâlike mekkennâ liyûsüfe fi-lʾarḍ. velinüʿallimehû min teʾvîli-lʾeḥâdîŝ. vellâhü gâlibün ʿalâ emrihî velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.
Türkçe Meal
21Mısır’da Yusuf’u satın alan kimse, hanımına dedi ki; “Ona iyi bak; belki bize faydası dokunur ya da onu evlat ediniriz.” Böylece biz Yusuf’u oraya yerleştirdik. Ona rüyaların ve olayların yorumunu öğrettik. Allah takdir ettiği her işi gerçekleştirir, fakat insanların çoğu bunu bilmez.
Açıklamalı meal
21Mısır’da köle pazarından onu satın alan kişi, kralın önde gelen vezirlerinden biriydi. Yûsuf’u alıp sarayına götürdü ve hanımına dedi ki: “Ona iyi bak! Olur ki ileride bize yarar sağlar, yahut beğenirsek kendisini evlat ediniriz” dedi. Böylece Yusuf’u o ülkeye yerleştirdik ve iyi bir konuma gelmesine zemin hazırladık. Ayrıca kendisine rüyaların yorumunu, işaret ettikleri gerçeklerin neler olduğunu katımızdan bir ilham ile öğrettik. Allah dilediği her şeyi gerçekleştirir, her işinde galiptir, mutlak güç ve irade sahibidir. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmez ve anlamak istemez
Ayet 22
1 ayetYusuf 22
وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُٓ اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًاۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ٢٢
Mushaf
Okunuş
22Velemmâ belega eşüddeh âteynâhü ḥukmev veʿilmâ. vekeẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Türkçe Meal
22Artık olgunluk çağına ulaşınca, ona doğru karar verme yeteneği ve ilim verdik. İşte biz, iyileri böyle ödüllendiririz.
Açıklamalı meal
22Böylece aradan yıllar geçti. Yûsuf gençlik dönemini bitirip erginlik çağına gelince Yusuf’un kendisine iyi bir yönetici olabilmesi için güçlü bir muhakeme yeteneği ile doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme, insanları yönetme kabiliyetiyle Allah adına hayata hükmetme yetkisi ve görülen rüyaları en doğru şekilde yorumlama gibi kıymetli bir ilim verdik. İşte Biz sıkıntı ve zorluklara güzelce sabrederek Allah’ı görüyormuşçasına güzel davranıp iyilik yapanları, başına gelen sıkıntılara katlanırken yanlışa sapmayan, doğru olandan taviz vermeyenleri böyle ödüllendiririz.
Ayet 23–24
2 ayetYusuf 23
Yusuf 24
وَرَاوَدَتْهُ الَّت۪ي هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِه۪ وَغَلَّقَتِ الْاَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَۜ قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اِنَّهُ رَبّ۪ٓي اَحْسَنَ مَثْوَايَۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ٢٣ وَلَقَدْ هَمَّتْ بِه۪ۗ وَهَمَّ بِهَاۚ لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ كَذٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّٓوءَ وَالْفَحْشَٓاءَۜ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَص۪ينَ ٢٤
Mushaf
Okunuş
23Verâvedethü-lletî hüve fî beytihâ ʿan nefsihî vegalleḳati-lʾebvâbe veḳâlet heyte lek. ḳâle meʿâẕe-llâhi innehû rabbî aḥsene meŝvây. innehû lâ yüfliḥu-żżâlimûn.
24Veleḳad hemmet bih. vehemme bihâ. levlâ er raâ bürhâne rabbih. keẕâlike linaṣrife ʿanhü-ssûe velfaḥşâʾ. innehû min ʿibâdine-lmuḫleṣîn.
Türkçe Meal
23Derken evinde barındığı evin hanımı, Yusuf’a karşı şiddetli bir arzu duyup Murat almak istedi ve kapıları sıkı sıkı kapadı: “Haydi, gelsene!” dedi. Yusuf: “Böyle bir şey yapmaktan Allah’a sığınırım, çünkü kocan benim efendim velinimetimdir. Bana iyi bir konum kazandırdı. Şu bir gerçek ki, kendisine güvenenlere ihanet eden zalimler asla umduklarına ulaşamazlar.”
24Doğrusu kadın, onunla olmayı aklına koymuştu. Eğer Rabbi bu işin çirkinliğini ona ilham ederek göstermeseydi, Yusuf da ona uyacaktı. Biz, onu kötülük ve çirkin işlerden uzak tutmak için bu işareti gösterdik. Çünkü o, bizim çok samimi kullarımızdandı.
Açıklamalı meal
23Aradan yıllar geçti, güzel bir çocuk olan Yûsuf, çok yakışıklı bir delikanlı olmuştu. Bir gün sarayda barındığı evin hanımı Züleyha, Yusuf ’a duyduğu arzuya kendini kaptırdı. Onu baştan çıkarmak ve ona sahip olmak istedi. Bu amacına ulaşmak için kocasının evde olmadığı bir gün, bütün odaların kapılarını sıkıca kapadı ve bütün çekiciliği ile: “ Yatağına almak isteyip haydi gelsene bana!” dedi. Bunun üzerine Yusuf: “ Benim Rabbim bana bunca nimet vermişken böyle bir işi düşünüp yapmaktan Allah’a sığınırım. Üstelik senin eşin de bana namusunu, malını, mülkünü güvenip emanet etmişken, asla ona da ihanet etmem Doğrusu o kocan benim efendimdir. Bana iyi baktı ve çok iyiliğini gördüm. Kendisine duyulan güvene ihanet eden zalimler asla kurtuluşa eremezler” dedi.
24Andolsun kadın Yusuf ’la ilgili emeline ulaşmayı aklına koyup ona arzu duymuştu. Eğer Allah bu işi yapmanın çirkinliğini onun kalbine ilham etmeseydi, Yusuf’ta kadına karşı bir arzu duyacaktı ve kendini helak edecekti. Fakat Allah’ın yardımı sayesinde, arzularına gem vurup, iffetini korumasını bildi. Bu şekilde kötülük ve ahlaksızlıktan onu koruduk. Çünkü Yusuf kendini kötülüklerden arındırmaya çalışan ihlâslı samimi ve seçkin kullarımızdandı.
Ayet 25–29
5 ayetYusuf 25
Yusuf 26
Yusuf 27
Yusuf 28
Yusuf 29
وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَم۪يصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ قَالَتْ مَا جَزَٓاءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءًا اِلَّٓا اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٢٥ قَالَ هِيَ رَاوَدَتْن۪ي عَنْ نَفْس۪ي وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ اَهْلِهَاۚ اِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٢٦ وَاِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٢٧ فَلَمَّا رَاٰ قَم۪يصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ اِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّۜ اِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظ۪يمٌ ٢٨ يُوسُفُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَا وَاسْتَغْفِر۪ي لِذَنْبِكِۚ اِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخَاطِـ۪ٔينَ۟ ٢٩
Mushaf
Okunuş
25Vestebeḳe-lbâbe veḳaddet ḳamîṣahû min dübüriv veelfeyâ seyyidehâ lede-lbâb. ḳâlet mâ cezâü men erâde biehlike sûen illâ ey yüscene ev ʿaẕâbün elîm.
26Ḳâle hiye râvedetnî ʿan nefsî veşehide şâhidüm min ehlihâ. in kâne ḳamîṣuhû ḳudde min ḳubülin feṣadeḳat vehüve mine-lkâẕibîn.
27Vein kâne ḳamîṣuhû ḳudde min dübürin fekeẕebet vehüve mine-ṣṣâdiḳîn.
28Felemmâ raâ ḳamîṣahû ḳudde min dübürin ḳâle innehû min keydikünn. inne keydekünne ʿażîm.
29Yûsüfü aʿriḍ ʿan hâẕâ vestagfirî liẕembik. inneki künti mine-lḫâṭiîn.
Türkçe Meal
25İkisi birden kapıya doğru koştular, bu sırada kadın Yusuf’a yetişti ve gömleğini arkadan yırttı. Tam o anda kapıda kadının kocasıyla karşılaştılar. Kadın hemen “Senin hanımına göz diken birisinin cezası zindana atılmak ya da şiddetli bir şekilde cezalandırılmaktan başka ne olmalı?” dedi.
26Yusuf: “Asıl o beni baştan çıkarmak istedi.” dedi. Kadının ailesinden bir bilirkişi: “Eğer, Yusuf’un gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylüyor, Yusuf ise yalan söylemektedir.”
27“Eğer Yusuf’un gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylüyor, Yusuf ise doğru söylemektedir.” dedi.
28Kocası gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu görünce hanımına dönerek; “Bu siz kadınların kurduğu tuzaklardan biridir, zira siz kadınların tuzakları pek yamandır.” dedi.
29“Ey Yusuf, bu olayı yaşanmamış say! Ey kadın, sen de suçundan dolayı kocandan af dile. Çünkü yanlış yapan sensin.”
Açıklamalı meal
25Yusuf kendine saldıran kadından kurtulmak için, kadın da arkasından Yûsuf’u yakalamak için birliktekapıya doğru koşuştular. Yûsuf tam kapıya varmışken kadın da onun gömleğini arkadan çekip yırttı. Tam da bu sırada kapının yanında kadının kocasıyla burun burunakarşılaştılar. Sevgisine karşılık göremeyen kadın, Yûsuf’a karşı düşman kesildi ve suç bastırmak için derhal kocasına: “ Senin namusuna göz dikip ailene kötülük etmek isteyenin cezası zindana atılmaktan veya acı bir işkenceyle azaptan başka ne olabilir?” dedi ve kendini kurtarmaya çalıştı.
26Bu durum karşısında şaşırıp kalan Yusuf kendisini savunarak: “Asıl o beni baştan çıkarmak istedi. Yakalanınca da suçu bana yıktı diyerek kendini savunmaya çalıştı. O esnada tartışmalara şahit olan ve ev sahibi kadının yakınlarından biri de suçlunun ortaya çıkarılması için şöyle hakemlik etti: “Eğer Yusuf ’un gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir. Yûsuf yalan söylüyor demektir.
27Ama eğer gömleği arkadan yırtılmışsa o zamankadın yalan söylemiştir. Yusuf ise doğru söyleyenlerdendir.”
28Bunun üzerine kocası Yusuf’un gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce doğruyu söyleyenin Yusuf olduğu anlaşıldı. Gerçeği anlayan kocası karısına dönerek dedi ki: “Bu gördüklerim, sizin gibi kadınların oyunlarından ve kurdukları tuzaklardandır. Gerçekten sizin tuzaklarınız çok çetindir. Fakat karısına herhangi bir ceza vermedi. Zira olayın dillere düşmesini istemiyordu.
29Yusuf ’a da dönerek: Yusuf, senden bir ricam olacak sen bu kadından uzak dur ve bunları unut, kimseye de söz etme dedi. Yûsuf baş işaretiyle “tamam” deyince, karısına dönüp: “Ey kadın sen de bu yaptığından dolayı tevbe ederek günahının bağışlanmasını dile. Doğrusu sen günahkâr oldun, suçun sende olduğu açıkça görülüyor diyerek olup bitenleri örtbas etmek istediyse de olayın kısa sürede şehirde yayılmasına engel olamadı.”
Ayet 30–34
5 ayetYusuf 30
Yusuf 31
Yusuf 32
Yusuf 33
Yusuf 34
وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَد۪ينَةِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ تُرَاوِدُ فَتٰيهَا عَنْ نَفْسِه۪ۚ قَدْ شَغَفَهَا حُبًّاۜ اِنَّا لَنَرٰيهَا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٣٠ فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ وَاَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَـًٔا وَاٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكّ۪ينًا وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّۚ فَلَمَّا رَاَيْنَهُٓ اَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا هٰذَا بَشَرًاۜ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا مَلَكٌ كَر۪يمٌ ٣١ قَالَتْ فَذٰلِكُنَّ الَّذ۪ي لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِۜ وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ فَاسْتَعْصَمَۜ وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَٓا اٰمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُونًا مِنَ الصَّاغِر۪ينَ ٣٢ قَالَ رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِۚ وَاِلَّا تَصْرِفْ عَنّ۪ي كَيْدَهُنَّ اَصْبُ اِلَيْهِنَّ وَاَكُنْ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ ٣٣ فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٣٤
Mushaf
Okunuş
30Veḳâle nisvetün fi-lmedîneti-mraetü-lʿazîzi türâvidü fetâhâ ʿan nefsih. ḳad şegafehâ ḥubbâ. innâ lenerâhâ fî ḍalâlim mübîn.
31Felemmâ semiʿat bimekrihinne erselet ileyhinne veaʿtedet lehünne müttekeev veâtet külle vâḥidetim minhünne sikkînev veḳâleti-ḫruc ʿaleyhinn. felemmâ raeynâhü ekbernehû veḳaṭṭaʿne eydiyehünne veḳulne ḥâşe lillâhi mâ hâẕâ beşerâ. in hâẕâ illâ melekün kerîm.
32Ḳâlet feẕâlikünne-lleẕî lümtünnenî fîh. veleḳad râvettühû ʿan nefsihî festaʿṣam. veleil lem yefʿal mâ âmüruhû leyüscenenne veleyekûnem mine-ṣṣâgirîn.
33Ḳâle rabbi-ssicnü eḥabbü ileyye mimmâ yedʿûnenî ileyh. veillâ taṣrif ʿannî keydehünne aṣbü ileyhinne veeküm mine-lcâhilîn.
34Festecâbe lehû rabbühû feṣarafe ʿanhü keydehünn. innehû hüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Türkçe Meal
30Şehirde bazı kadınlar; “Azizin hanımı, kölesinden murat almak istemiş, belli ki ona olan aşkı yüreğini yakmış, ona sırılsıklam âşık olmuş. Biz onun iyice azıtmış olduğunu görüyoruz.” dediler.
31Azizin hanımı, kadınların kendisi hakkındaki dedikodularını duyunca; onları evine davet etti ve onlara mükellef bir sofra hazırladı. Ve her birinin eline bıçak verdi. O sırada Yusuf’a, “Çık onların yanına.” dedi. Kadınlar onu görünce, onun güzelliğine hayran kalıp kendilerinden geçtiler, o işten ellerini kestiler. Ve: “Aman Allah’ım! Bu bir beşer olamaz olsa olsa harika bir melektir.” dediler.
32Azizin hanımı, “İşte kendisinden dolayı beni kınadığınız genç bu. Evet, ben onu arzuladım ama o namuslu davranarak beni reddetti. Yeminle söylüyorum eğer benim isteğimi yerine getirmezse kesinlikle hapse atılacak ve orada sürünecek.” dedi.
33Yusuf: “Rabbim! Benim için zindan, bu kadınların bana teklif ettiği şeyi yapmaktan daha iyidir. Eğer beni onların tuzaklarından korumazsan, belki onlara meyleder ve kendime hâkim olamayarak cahillerden biri olurum.” dedi.
34Rabbi, onun duasını kabul etti ve onu kadınların tuzaklarından korudu. Çünkü Allah işitir ve bilir.
Açıklamalı meal
30Olay bir süre sonra şehirde duyulunca bazı kadınlar birbirlerine: “ Vezirin hanımı kendi uşağına âşık olup gönlünü kaptırmış onu baştan çıkarmaya çalışmış. Sevgi onun aklını başından almış aşkıyla yanıp tutuşuyormuş. Doğrusu kadın yoldan çıkıp sapıtmış çıldırmış besbelli. Ne ayıp, âşık olmak için bula bula bir köleyi mi bulmuş? ” diyerek dedikodu yapıyorlardı
31Vezirin hanımı da kendisi hakkında kadınların söylediği dedikoduları duyunca kendilerine rahat koltuklar ve mükemmel bir ziyafet hazırlayıp saraya davet etti. Yemekten sonra da her birine bir meyve tabağı ve meyveleri soymaları için bıçak verdi. Kadınların, ellerinde bıçak meyve ile meşgul oldukları bir anda perde arkasında bekleyen Yusuf’a: ” Onların karşısına hizmet etmek üzere çık da seni görsünler ” diye emretti. Yusuf ’u gördüklerinde onun güzelliği karşısında hayranlık ve şaşkınlıktan meyve yerine bıçakla ellerini kestiler ve: “ Aman Allah’ım bu güzellikteki bir varlık, insan olamaz. Bu olsa olsa pek yüce pek kıymetli bir melek olabilir ” dediler.
32Bunun üzerine de vezirin hanımı kadınlara dönerek dedi ki: “İşte hakkında beni kınadığınız delikanlı kişi budur. Şimdi söyleyin, ona vurulmakta haksız mıymışım? İşin gerçeği ben onu baştan çıkarmak istedim çok da uğraştım. Ancak o iffetlilik gösterip sakındı ve beni hiç düşünmeden reddetti. Ama eğer kendisine emrettiğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve orada sürüm sürüm sürünecek.”
33Bunları duyan Yusuf, kadınların arzuları ve planları karşısında kendi kendine dedi ki: “ Ey Rabb’im! Günaha girmektense zindana girmeyi tercih ederim. Zindan benim için bu kadınların isteklerini yerine getirmekten daha hayırlıdır. Senin yardımına muhtacım. Eğer onların hile ve tuzaklarından beni korumazsan belki ben de onlara meyleder ve kendine hâkim olamayan cahillerden olurum diyerek dua etti. “
34Rabb’i onun bu içten duasını kabul etti ve onların tuzaklarından korudu. Şüphesiz O, yapılan her duayı her şeyi duyandır. Her şeyin iç yüzünü ve oynanmak istenen bütün oyunları bilendir.
Ayet 35
1 ayetYusuf 35
ثُمَّ بَدَا لَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا رَاَوُا الْاٰيَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتّٰى ح۪ينٍ۟ ٣٥
Mushaf
Okunuş
35Ŝümme bedâ lehüm mim baʿdi mâ raevu-lʾâyâti leyescününnehû ḥattâ ḥîn.
Türkçe Meal
35Yusuf’un suçsuz olduğuna dair bütün delilleri gördükleri halde onu yine de bir süre için hapsetmeyi uygun gördüler.
Açıklamalı meal
35Sonra Yusuf ’un kadın tarafından iftiraya uğradığı ve suçsuzluğu ortaya çıktığına dair kesin delilleri görmelerine rağmen yine de dedikoduları önlemek ve bundan sonra olması muhtemel olayların da önüne geçmek için onu serbest bırakmak yerine suçlu gösterip bir süre zindana atmayı uygun gördüler. Böylece, güya namus ve onurlarını kurtarmak adına masum bir insana suçlu muamelesi etmekten çekinilmemişti.
İlgili ayetler
Ayet 36–40
5 ayetYusuf 36
Yusuf 37
Yusuf 38
Yusuf 39
Yusuf 40
وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِۜ قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَعْصِرُ خَمْرًاۚ وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَاْس۪ي خُبْزًا تَاْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُۜ نَبِّئْنَا بِتَاْو۪يلِه۪ۚ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ ٣٦ قَالَ لَا يَاْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ اِلَّا نَبَّاْتُكُمَا بِتَاْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَاْتِيَكُمَاۜ ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَن۪ي رَبّ۪يۜ اِنّ۪ي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَۙ ٣٧ وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَٓاء۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ مَا كَانَ لَنَٓا اَنْ نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ ذٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ ٣٨ يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ ءَاَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ اَمِ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۜ ٣٩ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِلَّٓا اَسْمَٓاءً سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٤٠
Mushaf
Okunuş
36Vedeḫale meʿahü-ssicne feteyân. ḳâle eḥadühümâ innî erânî aʿṣiru ḫamrâ. veḳâle-lʾâḫaru innî erânî aḥmilü fevḳa raʾsî ḫubzen teʾkülu-ṭṭayru minh. nebbiʾnâ biteʾvîlih. innâ nerâke mine-lmuḥsinîn.
37Ḳâle lâ yeʾtîkümâ ṭaʿâmün türzeḳânihî illâ nebbeʾtükümâ biteʾvîlihî ḳable ey yeʾtiyekümâ. ẕâlikümâ mimmâ ʿallemenî rabbî. innî teraktü millete ḳavmil lâ yüʾminûne billâhi vehüm bilʾâḫirati hüm kâfirûn.
38Vettebaʿtü millete âbâî ibrâhîme veisḥâḳa veyaʿḳûb. mâ kâne lenâ en nüşrike billâhi min şeyʾ. ẕâlike min faḍli-llâhi ʿaleynâ veʿale-nnâsi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yeşkürûn.
39Yâ ṣâḥibeyi-ssicni eerbâbüm müteferriḳûne ḫayrun emi-llâhü-lvâḥidü-lḳahhâr.
40Mâ taʿbüdûne min dûnihî illâ esmâen semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ enzele-llâhü bihâ min sülṭân. ini-lḥukmü illâ lillâh. emera ellâ taʿbüdû illâ iyyâh. ẕâlike-ddînü-lḳayyimü velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.
Türkçe Meal
36Zindana onunla beraber iki genç daha girdi. Onlardan biri; “Ben rüyamda kendimi sarhoş eden içecek üzüm suyu sıkarken görüyorum.” Dedi. Diğeri de; “Ben de rüyamda, başımın üstünde ekmek taşıdığımı ve o ekmeği kuşların yediğini görüyorum. Sen bizim rüyalarımızı yorumla. Çünkü biz, senin rüya yorumunu iyi yapan biri olduğunu düşünüyoruz.” dedi.
37Yusuf: “Size verilen günlük yiyeceğiniz önünüze gelmeden, ikinizin de rüyasının altında yatan gerçeği haber vereceğim. Zira bu, Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir. Çünkü ben, Allah’a inanmayan ve ahireti de hesaba katmayan bir toplumun inanç sistemini terk ettim.”
38“Ve atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un inanç sistemine uydum. Allah’a ait niteliği, herhangi birine yakıştırmak bize asla yakışmaz. İşte bu, tevhit inancı bize ve tüm insanlara Allah’ın bir lütfudur. Ne var ki insanların çoğu bu nimete şükretmezler.”
39“Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı bir sürü rablere inanmak mı; yoksa tek olan ve bütün varlıklar üzerinde otorite olan Allah’a inanmak mı hayırlıdır?
40Allah ile aranıza koyup kulluk ettikleriniz, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Oysa Allah, bu konuda herhangi bir bilgi ve belge indirmemiştir. Zira hüküm yalnızca Allah’ındır. O ise, kendisinden başkasına kulluk edilmemesini emretmiştir. İşte doğru ve sağlam din budur; fakat insanların çoğu bu geçeği bilmiyorlar.”
Açıklamalı meal
36Yusuf ’la birlikte zindana iki genç daha atılmıştı. İkisi de kralın yakın hizmetçisi olan bu kişiler, onu zehirlemeye teşebbüs etmekle suçlanıyordu. Yûsuf ile aynı mekânı paylaşan bu gençler, kısa bir tanışma faslından sonra, Yûsuf’un dürüstlüğüne ve rüya yorumlama kabiliyetine hayran kalmışlardı. Bir sabah onlardan biri Yusuf ’a: “Ben rüyada kendimi şarap yapmak için üzüm sıkarken gördüm” dedi. Diğeri de: “Ben de rüyamda kendimi başımın üstünde ekmek taşıdığımı ve kuşların da ondan gagalayıp yediğini gördüm” dedi. Rica etsek bize rüyalarımızın yorumunu yapar mısın? Biz seni bu konularda bilgili biri ve iyi bir insan olarak görüyoruz.”
37Yusuf da onlara dedi ki: “ Allah’ın izniyle size, rızık olarak verilen kahvaltılık yemek önünüze gelmeden ben size rüyanızın yorumunu bildireceğim. Böylece siz de neyle karşılaşacağınızı öğrenmiş olursunuz. Bu rüyaları yorumlama meselesi benim kendi maharetim değil, doğrudan doğruya Rabb’imin bana ilim olarak öğrettiklerindendir. Ama rüyalarınızın yorumundan önce size şunu söylemek isterim. Doğrusu ben yaratılış sebebini düşünmeyerek Allah’a inanmayan ve ahireti de inkâr eden bir müşrik kavmin inanç sistemi ve dininden uzak durdum onlarla hiç ilgim olmadı.
38Ben Allah’a iman eden atalarım İbrahim, İshak ve Ya’kūb’un yolu olan tevhid dinine uydum. Allah’a hiçbir şeyi eş ve ortak koşmak, Allah’ın yasalarından başka yasalara uymak bana yakışmaz. Bu tevhid inancı, Allah’ın bize ve aslında insanlara bahşettiği büyük bir lütuftur; ancak insanların çoğu bunu anlamaz ve buna göre yaşayıp bu ilahî lütfa gereği gibi şükretmezler.
39Ey zindan arkadaşlarım! Şimdi söyleyin bakalım birbirlerinden çok farklı birden fazla değişik rabler ve ilahlar edinerek, onların hepsine birden tabi olarak yaşamak mı daha çok yakışır ve daha hayırlıdır. Yoksa her şeyin doğrusunu bilen, her şeye güç yetiren, kâinatı ve içinde ne varsa hepsini yaratan mutlak otorite ve güç sahibi olmasıyla da kahhar olan tek Allah’ı Rab ve ilah edinerek yaşamak mı?
40Ey zindan arkadaşlarım! Allah’la birlikte Rab ve ilah edinip O’nun dışında kendilerine uyarak kulluk ettikleriniz de sizin gibi yaratılmışlardır ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden ibarettir. Allah onların yasalarına uyarak kulluk ettikleriniz hakkında “Onlara kulluk edilsin” diye ve ilâh olabileceklerine dair hiçbir delil indirmemiştir. Ama kitap ve Peygamber göndererek eşi ortağı olmayan bir tek ilah olduğunu ve yalnızca kendisine kulluk etmeniz gerektiğini sizlere bildirmiştir. Şurası bir gerçek ki, kulları üzerinde hüküm koyma yetkisi ancak Allah’ındır. O, kendinden başka hiçbir varlığa ibadet etmemenizi emretti. İnsanlar ancak Allah’ın hükümlerine tabi olarak O’na kulluk edebilirler. Rabbimiz Allah sadece kendi yasalarına uymanızı emretmiştir. Her bakımdan dosdoğru din ve tek nizam işte budur. Allah’ın yasalarıyla belirlediği düzen adalet, eşitlik ve gerçeklik üzerinedir. Fakat insanların çoğu bilmezler ve bilgisizce hareket edip bu gerçeğe sırt dönerler.
Ayet 41
1 ayetYusuf 41
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ اَمَّٓا اَحَدُكُمَا فَيَسْق۪ي رَبَّهُ خَمْرًاۚ وَاَمَّا الْاٰخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَاْكُلُ الطَّيْرُ مِنْ رَاْسِه۪ۜ قُضِيَ الْاَمْرُ الَّذ۪ي ف۪يهِ تَسْتَفْتِيَانِۜ ٤١
Mushaf
Okunuş
41Yâ ṣâḥibeyi-ssicni emmâ eḥadükümâ feyesḳî rabbehû ḫamrâ. veemme-lʾâḫaru feyuṣlebü feteʾkülu-ṭṭayru mir raʾsih. ḳuḍiye-lʾemru-lleẕî fîhi testeftiyân.
Türkçe Meal
41“Ey zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine sarhoş eden içki sunmaya devam edecek, diğeri de asılacak ve başını kuşlar gagalayacak! Bana sorduğunuz rüyaların gerçekleşecek olan yorumu budur.”
Açıklamalı meal
41Ey zindan arkadaşlarım! İkinizden biri hapisten kurtulup, eskiden olduğu gibi efendisine şarap hazırlamaya devam edecek; diğeri ise suçlu bulunup maalesef asılacak ve leş yiyici kuşlar başından didikleyip yiyecekler. Yorumu hakkında bilgi istediğiniz hüküm bu şekilde verilmiştir ve rüyalarınız bu gerçeklere işaret ediyor dedi.”
İlgili ayetler
Ayet 42
1 ayetYusuf 42
وَقَالَ لِلَّذ۪ي ظَنَّ اَنَّهُ نَاجٍ مِنْهُمَا اذْكُرْن۪ي عِنْدَ رَبِّكَۘ فَاَنْسٰيهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّه۪ فَلَبِثَ فِي السِّجْنِ بِضْعَ سِن۪ينَۜ۟ ٤٢
Mushaf
Okunuş
42Veḳâle lilleẕî żanne ennehû nâcim minhüme-ẕkürnî ʿinde rabbik. feensâhü-şşeyṭânü ẕikra rabbihî felebiŝe fi-ssicni biḍʿa sinîn.
Türkçe Meal
42Yusuf, o iki mahkûmdan kurtulacağını düşündüğü kimseye; “Efendinin yanında benden söz et.” dedi. Ama şeytan, efendisinin yanında ondan söz etmeyi ona unutturdu ve birkaç yıl daha zindan da kaldı!
Açıklamalı meal
42Yûsuf da her insan gibi bir an önce zindandan çıkmayı istiyordu. O iki kişiden zindandan kurtulacağını düşündüğü kimseye: “ Zindandan çıkınca bana iftira atıldığına ve suçsuz olduğuma dair efendine benden bahset ” dedi. Fakat oradan çıktıktan sonra şeytan ona efendisinin yanında Yusuf ’tan bahsetmeyi unutturdu. Böylece Yûsuf’un zindandaki eğitimi, bir süre daha devam etti. Bunun üzerine Yusuf birkaç yıl daha zindanda kaldı.
Ayet 43–45
3 ayetYusuf 43
Yusuf 44
Yusuf 45
وَقَالَ الْمَلِكُ اِنّ۪ٓي اَرٰى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَاْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۜ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَاُ اَفْتُون۪ي ف۪ي رُءْيَايَ اِنْ كُنْتُمْ لِلرُّءْيَا تَعْبُرُونَ ٤٣ قَالُٓوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍۚ وَمَا نَحْنُ بِتَاْو۪يلِ الْاَحْلَامِ بِعَالِم۪ينَ ٤٤ وَقَالَ الَّذ۪ي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَاْو۪يلِه۪ فَاَرْسِلُونِ ٤٥
Mushaf
Okunuş
43Veḳâle-lmelikü innî erâ sebʿa beḳarâtin simâniy yeʾkülühünne sebʿun ʿicâfüv vesebʿa sümbülâtin ḫuḍriv veüḫarâ yâbisât. yâ eyyühe-lmeleü eftûnî fî ruʾyâye in küntüm lirruʾyâ taʿbürûn.
44Ḳâlû aḍgâŝü aḥlâm. vemâ naḥnü biteʾvîli-lʾaḥlâmi biʿâlimîn.
45Veḳâle-lleẕî necâ minhümâ veddekera baʿde ümmetin ene ünebbiüküm biteʾvîlihî feersilûn.
Türkçe Meal
43Ve bir gün kral şöyle dedi; “Ben rüyamda, yedi semiz inek gördüm. Bu yedi semiz ineği, yedi cılız inek yiyordu. Bir de yedi yeşil başak ve yedi kuru başak gördüm. Ey ileri gelenler, eğer rüya tabirini biliyorsanız bana bu rüyamı yorumlayın!” dedi.
44“Bunlar, karmakarışık rüyalar. Biz böyle rüyaları yorumlamasını bilemeyiz.” dediler.
45O iki zindan arkadaşından biri olan ve kurtulan kişi, aradan geçen bunca zamandan sonra hatırlayıp: “Beni gönderin, onun yorumunu getirip size bildirebilirim.”
Açıklamalı meal
43Bir süre sonra zindandan çıkan arkadaşının efendisi olan kral bir rüya gördüğünü söyleyip: “Rüyamda yedi çelimsiz ve zayıf ineğin yedi besili ineği yediğini, ayrıca yedi yeşil başak, yedi de kurumuş başak gördüm dedi. Rüyasını etrafındaki seçkinlerine anlatarak: Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumlamayı biliyorsanız benim rüyam hakkında bana bilgi verin dedi
44“ Yorumcular dediler ki: Bunlar doğru dürüst anlamı olmayan karmakarışık rüyalar. Biz böyle rüyaların yorumunu bilemeyiz” dediler. Böylece, o zamanın en usta rüya yorumcuları bile, kralın rüyasını yorumlamaktan acze düştüler. Çünkü rüyaları doğru tabir etmek, ancak vahiy bilgisi ile mümkündü ki, bu bilgi yalnızca Peygamberlere verilmiştir.
45Zindanda Yusuf’a rüya soran o iki kişiden kurtulmuş olan Yusuf ’un zindan arkadaşı, nice zaman sonra Yusuf ’un rüyalar hakkındaki isabetli yorumlarını hatırladı ve hükümdara dedi ki: “Ben size bunun doğru yorumunu işaret ettiği gerçeği öğrenip haber verebilirim, bunun için zindandaki bir mahkûmu görmem lâzım. Siz yeter ki hemen beni zindana Yusuf ’un yanına gönderin diye kraldan izin istemişti.”
İlgili ayetler
Ayet 46
1 ayetYusuf 46
يُوسُفُ اَيُّهَا الصِّدّ۪يقُ اَفْتِنَا ف۪ي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَاْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۙ لَعَلّ۪ٓي اَرْجِعُ اِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ ٤٦
Mushaf
Okunuş
46Yûsüfü eyyühe-ṣṣiddîḳu eftinâ fî sebʿi beḳarâtin simâniy yeʾkülühünne sebʿun ʿicâfüv vesebʿi sümbülâtin ḫuḍriv veüḫarâ yâbisâtil leʿallî erciʿu ile-nnâsi leʿallehüm yaʿlemûn.
Türkçe Meal
46Yusuf! Ey benim özü sözü doğru arkadaşım! Rüyada yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yemesi ve yedi yeşil başak ile yedi kuru başak görmenin ne anlama geldiğini bize yorumla da, dönüp onlara bildireyim. Ümit ederim ki senin kıymetini anlarlar.
Açıklamalı meal
46Hükümdardan izin alır almaz da zindana koşup “Yusuf’a dedi ki, ey benim doğru sözlü arkadaşım! Bize rüyada yedi zayıf ineğin, yedi besili ineği yemesi ile yedi yeşil, yedi de kuru başak görülmesi hakkında ne anlama geliyor bilgi ver. Olur ki sarayda benden merakla haber bekleyen insanlara senin yapacağın yorumla dönerim ve onlar da hem onun manasını öğrenmiş olur hem de senin değerini bilirler.”
İlgili ayetler
Ayet 47–49
3 ayetYusuf 47
Yusuf 48
Yusuf 49
قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِن۪ينَ دَاَبًاۚ فَمَا حَصَدْتُمْ فَذَرُوهُ ف۪ي سُنْبُلِه۪ٓ اِلَّا قَل۪يلًا مِمَّا تَاْكُلُونَ ٤٧ ثُمَّ يَاْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَاْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ اِلَّا قَل۪يلًا مِمَّا تُحْصِنُونَ ٤٨ ثُمَّ يَاْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَامٌ ف۪يهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَف۪يهِ يَعْصِرُونَ۟ ٤٩
Mushaf
Okunuş
47Ḳâle tezraʿûne sebʿa sinîne deebâ. femâ ḥaṣattüm feẕerûhü fî sümbülihî illâ ḳalîlem mimmâ teʾkülûn.
48Ŝümme yeʾtî mim baʿdi ẕâlike sebʿun şidâdüy yeʾkülne mâ ḳaddemtüm lehünne illâ ḳalîlem mimmâ tuḥṣinûn.
49Ŝümme yeʾtî mim baʿdi ẕâlike ʿâmün fîhi yügâŝü-nnâsü vefîhi yaʿṣirûn.
Türkçe Meal
47(Yusuf): “Öteden beri yaptığınız gibi yedi sene ekip biçin. Fakat yiyeceğiniz az bir miktar dışında kalan kısmını, başağı sapından ayırmadan depolayın.
48“Sonra yedi yıllık bir kıtlık dönemi olacak. Bu dönemde tohum olarak bıraktığınız az bir miktarın dışında, hepsini tüketirsiniz.”
49“Bu dönemin ardından, insanların darlıktan kurtulup bolluğa kavuşacakları yağışlı bir dönem gelecek.” dedi.
Açıklamalı meal
47Bunun üzerine Yusuf da ona dedi ki: Bu rüya, bir kuraklığın ve ona bağlı olarak bir ekonomik krizin habercisi. “Adetiniz üzere yedi yıl hiç ara vermeden ekin ekip biçin. Yiyeceğiniz az bir kısmı dışında biçtiklerinizi bozulmaması için başağı üstünde ayırmadan depolayıp bırakın.
48Sonra bunun ardından yedi kurak ve çetin yıl gelecektir ki, Bu kıtlık yıllarında yedi yıldır depoladığınızdan bir kısmını tohumluk olarak ayırıp gerisini tüketebilirsiniz. Tohum olarak saklayacağınız az bir miktar dışında önceden biriktirdiklerinizi yiyip bitireceksiniz.
49Sonra bu kıtlık yıllarının ardından bereketli bir yıl gelecek ki kıtlık sona erecek, insanların bolca yağmura kavuşacağı bir yıl gelecek ve bol bol meyvelerini sıkacaklar ve hayvanlarını sağacaklar.”
İlgili ayetler
Ayet 50
1 ayetYusuf 50
وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ فَسْـَٔلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ الّٰت۪ي قَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّۜ اِنَّ رَبّ۪ي بِكَيْدِهِنَّ عَل۪يمٌ ٥٠
Mushaf
Okunuş
50Veḳâle-lmelikü-ʾtûnî bih. felemmâ câehü-rrasûlü ḳâle-rciʿ ilâ rabbike fesʾelhü mâ bâlü-nnisveti-llâtî ḳaṭṭaʿne eydiyehünn. inne rabbî bikeydihinne ʿalîm.
Türkçe Meal
50Kral: “Onu bana getirin.” dedi. Kral’ın adamı Yusuf’u almaya gelince, Yusuf ona: “Şimdi efendine git ve ona, "Vaktiyle ellerini kesen kadınların derdi neymiş?" bir sor. Elbette Rabbim, onların hilesini çok iyi bilmektedir!” dedi.
Açıklamalı meal
50Kralın hizmetçisi hızlıca saraya geldi ve Yûsuf’un yaptığı yorumu olduğu gibi krala aktardı. Yusuf’un bu yorumunu çok beğenen hükümdar: “Onu bana getirin” diye emretti. Bunun üzerine Yusuf’u saraya götürmek için elçi zindana gelince Yusuf hemen “geliyorum” demedi. Onun için gerçeğin ortaya çıkması, aklanması ve itibarının iade edilmesi, kendisinin zindandan çıkmasından daha önemliydi. O yüzden ona: “ “Hayır, önce efendine dön de benimle ilgili gerçeği ortaya çıkarmak için ona sor: “ Ellerini kesen kadınları şahit olarak bir dinlesin, maksatları neydi benim adıma bir soruver. Sor ki, olup bitenleri iyice araştırsın ve gerçek ortaya çıksın. Senin efendin olayın içyüzünü öğrenebilir mi bilmem. Fakat Rabbim bana kurulan tuzağı ve onların oyunlarını şüphesiz çok iyi bilir. Ancak insanların beni haksız olarak suçlamalarından, haksızca cezalandırmalarından aklandığım zaman burayı terk ederim. Aksi halde buradan bir yere ayrılmam ” dedi. Yûsuf’un Züleyha’dan hiç bahsetmeden diğer kadınlardan bahsetmesi manidardı.
Ayet 51
1 ayetYusuf 51
قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِه۪ۜ قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُٓوءٍۜ قَالَتِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّۘ اَنَا۬ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ وَاِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِق۪ينَ ٥١
Mushaf
Okunuş
51Ḳâle mâ ḫaṭbükünne iẕ râvettünne yûsüfe ʿan nefsih. ḳulne ḥâşe lillâhi mâ ʿalimnâ ʿaleyhi min sûʾ. ḳâleti-mraetü-lʿazîzi-lʾâne ḥaṣḥaṣa-lḥaḳḳ. ene râvettühû ʿan nefsihî veinnehû lemine-ṣṣâdiḳîn.
Türkçe Meal
51(Kral kadınları topladı ve onlara): “Bir zamanlar siz Yusuf’dan faydalanmak istediğinizde ondan nasıl bir karşılık gördünüz?” dedi. Kadınlar: “Hâşâ, Allah var biz onun herhangi bir kötülüğüne şahit olmadık.” dediler. O anda Azizin hanımı: Artık gerçek ortaya çıktı. Onu koynuma almak isteyen bendim. O, bütün söylediklerinde doğruydu.”
Açıklamalı meal
51Hükümdar Yusuf ’un bu talebi üzerine kadınları huzuruna çağırıp onlara hitaben: “Yusuf’un gönlünü çelip baştan çıkarmak istediğinizde sizin derdiniz neydi, onun size karşı tavrı ne oldu. Yoksa Yûsuf’tan herhangi bir kötülük mü gördünüz?” dedi. Onlar: “Hâşâ! Allah için biz ondan hiçbir ilgi ve en küçük bir kötülük arzusu dahi görmedik” dediler. Sonra da Yusuf ’un efendisi olan vezirin hanımı Züleyha da utanç ve pişmanlık içinde söze girerek dedi ki: “ Daha fazla inkâra gerek yok. İşte şimdi gerçek ortaya çıktı. Yusuf ’u yoldan çıkarıp onun nefsine yaklaşmak ve arzusunu gerçekleştirmek isteyen bendim. O ise, daima dürüst ve iffetli davrandı.Onun bu konuda hiçbir suçu yoktur ve Yûsuf gerçekten doğru söylüyor diyerek suçunu itiraf etti.”
Ayet 52–53
2 ayetYusuf 52
Yusuf 53
ذٰلِكَ لِيَعْلَمَ اَنّ۪ي لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَيْبِ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ ٥٢ وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪يۚ اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪يۜ اِنَّ رَبّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥٣
Mushaf
Okunuş
52Ẕâlike liyaʿleme ennî lem eḫunhü bilgaybi veenne-llâhe lâ yehdî keyde-lḫâinîn.
53Vemâ überriü nefsî. inne-nnefse leemmâratüm bissûi illâ mâ raḥime rabbî. inne rabbî gafûrur raḥîm.
Türkçe Meal
52“Bu itirafım, kocamın gıyabında ona asla ihanet etmediğimi bilmesi içindir. Zira Allah, hainlerin tuzağını asla başarıya ulaştırmaz.”
53“Bununla beraber ben kendimi tamamen temize çıkarmıyorum. Çünkü Rabbimin esirgemesi hariç kişinin benliği sürekli kötülüğü/şehevi arzuları emreder. Doğrusu benim Rabbim eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz merhamet sahibidir.”
Açıklamalı meal
52Böylece olay çözümlenmiş, Yûsuf’un suçsuzluğu ortaya çıkmış oldu. Kralın elçisi, tekrar hapishaneye dönüp olup bitenleri Yûsuf’a anlattı. Yûsuf da elçiye şunları söyledi: “Bu işin aslının ortaya çıkması için bu kadar ısrarcı olmamın sebebi, evinde bulunduğum, ekmeğini yediğim, iyiliğini gördüğüm ve bana güvenmiş olan vezirin yokluğunda, benim kendisine hıyanet etmediğimi ve Allah’ın hainlerin tuzaklarını ve oyunlarını asla başarıya erdirmeyeceğini herkesin bilmesi içindi.
53Bununla birlikte hiçbir zaman nefsimi tamamen temize çıkaramam. Eğer günahlardan uzak durabildiysem, bu ancak Rabb’imin lütfu sayesinde olmuştur. Şüphesiz, Rabbimin merhameti olmadıkça nefis insanı daima ve ısrarla kötülüğe çirkinliğe, günaha çağırır. Rabb’imin yardımı olmasaydı, şeytanın ayartmaları karşısında kim günaha düşmekten kurtulabilirdi? Bununla beraber, arzu ve heveslerine yenik düşerek günah işleyenler ümitsizliğe kapılmasınlar, tövbe edip Rabb’imin merhametine sığınsınlar. Doğrusu şu da bir gerçek ki Rabbim yürekten ve bilinçle kendisine yönelenleri esirgeyen bağışlayan ve merhamet edendir.”
Ayet 54–55
2 ayetYusuf 54
Yusuf 55
وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ٓ اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْس۪يۚ فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَك۪ينٌ اَم۪ينٌ ٥٤ قَالَ اجْعَلْن۪ي عَلٰى خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ اِنّ۪ي حَف۪يظٌ عَل۪يمٌ ٥٥
Mushaf
Okunuş
54Veḳâle-lmelikü-ʾtûnî bihî estaḫliṣhü linefsî. felemmâ kellemehû ḳâle inneke-lyevme ledeynâ mekînün emîn.
55Ḳâle-cʿalnî ʿalâ ḫazâini-lʾarḍ. innî ḥafîżun ʿalîm.
Türkçe Meal
54Bunun üzerine Kral: “Onu bana getirin; onu kendime özel danışman yapacağım!” dedi. Onunla konuşunca da: “Bundan böyle, senin katımızda saygın bir konumun olacak ve benim güvenilir bir adamım olacaksın.” dedi.
55“Öyleyse beni, ülkenin hazinelerinden sorumlu bir makama getir. Çünkü ben, hazineyi iyi korur ve mali işleri iyi bilirim.” dedi.
Açıklamalı meal
54Hükümdar kadınlardan gerçeği öğrenince Yûsuf’un ne kadar üstün bir kişiliğe sahip olduğunu anladı ve adamlarına dedi ki: “Onu bana getirin kendime özel danışman, seçkin bir yardımcı yapacağım “ deyip Yusuf ’u yanına getirtti. Yûsuf rüyanın yorumunu bir kere de kralın karşısında anlattı. Hükümdar onunla konuşunca da Yusuf ’a: “Sen bugün ve bundan sonra bizim yanımızda önemli mevkileri hak eden yüksek makam sahibi ve kendisine çok güvenilen birisin” dedi.
55Kral’ın bu sözleri, “Yanımda istediğin alanda çalışabilirsin” anlamına geliyordu. Bunun üzerine Yusuf da hükümdara: “ Madem öyle beni sorumlu ve yetkili olarak ülkenin hazinelerinin başına getir. Şüphesiz ben ülke kaynaklarını çok iyi korurum ve onların yönetimini iyi bilirim ” dedi. Bunun üzerine Kral, Yusuf’u ülkenin hazineleri üstüne memur kıldı. Artık Yusuf Mısır’ın hazinelerini koruma da yönetme de tam yetkili, hazinelerin tek hâkimiydi.
Ayet 56–57
2 ayetYusuf 56
Yusuf 57
وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِۚ يَتَبَوَّاُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَٓاءُۜ نُص۪يبُ بِرَحْمَتِنَا مَنْ نَشَٓاءُ وَلَا نُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ ٥٦ وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟ ٥٧
Mushaf
Okunuş
56Vekeẕâlike mekkennâ liyûsüfe fi-lʾarḍ. yetebevveü minhâ ḥayŝü yeşâʾ. nüṣîbü biraḥmetinâ men neşâü velâ nüḍîʿu ecra-lmuḥsinîn.
57Veleecru-lʾâḫirati ḫayrul lilleẕîne âmenû vekânû yetteḳûn.
Türkçe Meal
56İşte biz böylece ülkede Yusuf’a iktidar imkânını bahşettik ki, orada istediği gibi bir yapı inşa etsin. Zira biz mülkü kullarımızdan dilediğimize veririz ve işlerini doğru yapanların hak ettikleri karşılığı da asla zayi etmeyiz!
57Hele bir de ahiret ödülü var ki, inananlar ve sorumlu davrananlar için bu çok daha hayırlıdır.
Açıklamalı meal
56İşte böylece Yusuf’a Mısır’da önemli bir mevki, güç ve itibar verdik. Orada dilediği işi dilediği gibi yapıp ülkenin her yerinde görevini rahatça yapabiliyor ve istediği yerde konaklıyordu. Nerede isterse orada makam tutar emirleri bütün ülkede uygulanır, dilediği tasarrufta bulunurdu. Öyle ki, ülkenin her yerinde sözü geçiyordu. Kral kendisinin Yusuf’a yetki verdiğini zannediyordu. Hâlbuki Yusuf’u oraya getiren, Mısır’ı yönetme yetkisi veren bizdik. Biz o kişi kuyuda veya zindanda bile olsa rahmetimizi tercihimizde layık gördüklerimize ulaştırırız ve bize teslim olanların yaptıklarını karşılıksız bırakmayız. Yûsuf gibi iyilik edenlerin mükâfatını daha dünyadayken verir, onların beklentilerini kesinlikle karşılıksız bırakmayız.
57Allah’a karşı saygıyla iman eden ve onu yaşamak ve yaşatmak uğrunda ellerinden gelen çabayı göstererek kötülüklerden ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret mükâfatı ise elbette daha hayırlıdır. Allah’ın izniyle, Yûsuf’’un aldığı tedbirler işe yaramış, Mısır ve komşu diyarlarda şiddetli bir kıtlık ve buna bağlı olarak çok derin bir ekonomik kriz yaşanmamıştır. Kıtlık, Yûsuf’un ailesinin yaşadığı Kenan diyarını da etkilemişti. Baba Yakūb, Bünyamin dışındaki bütün çocuklarını, erzak satın almaları için Mısır’a göndermişti.
Ayet 58–62
5 ayetYusuf 58
Yusuf 59
Yusuf 60
Yusuf 61
Yusuf 62
وَجَٓاءَ اِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ ٥٨ وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُون۪ي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَب۪يكُمْۚ اَلَا تَرَوْنَ اَنّ۪ٓي اُو۫فِي الْكَيْلَ وَاَنَا۬ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ ٥٩ فَاِنْ لَمْ تَاْتُون۪ي بِه۪ فَلَا كَيْلَ لَكُمْ عِنْد۪ي وَلَا تَقْرَبُونِ ٦٠ قَالُوا سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ ٦١ وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ ف۪ي رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَٓا اِذَا انْقَلَبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٦٢
Mushaf
Okunuş
58Vecâe iḫvetü yûsüfe fedeḫalû ʿaleyhi feʿarafehüm vehüm lehû münkirûn.
59Velemmâ cehhezehüm bicehâzihim ḳâle-ʾtûnî bieḫil leküm min ebîküm. elâ teravne ennî ûfi-lkeyle veenâ ḫayru-lmünzilîn.
60Feil lem teʾtûnî bihî felâ keyle leküm ʿindî velâ taḳrabûn.
61Ḳâlû senürâvidü ʿanhü ebâhü veinnâ lefâʿilûn.
62Veḳâle lifityânihi-cʿalû biḍâʿatehüm fî riḥâlihim leʿallehüm yaʿrifûnehâ iẕe-nḳalebû ilâ ehlihim leʿallehüm yerciʿûn.
Türkçe Meal
58Yıllar sonra Yusuf’un kardeşleri (tahıl yardımı alabilmek için Mısır’a) gelip onun huzuruna çıktılar. Yusuf onları tanıdı ama onlar onu tanımadılar!
59Yusuf onların yüklerini hazırlatıp gidecekleri sırada: “Bir dahaki gelişinizde bana, baba bir kardeşinizle beraber gelin. Görüyorsunuz ki, ben size tahılı bol bol veriyorum ve sizi en güzel şekilde ağırlıyorum.”
60“Gelecek seferde onu bana getirmezseniz, ne benden bir ölçek tahıl alabilirsiniz ne de yanıma yaklaşabilirsiniz.”
61Kardeşleri: “Onu getirmek için babasını ikna etmeye çalışacağız, her halde bunu başarırız.” dediler.
62Bu arada Yusuf memurlarına: “Onların tahıl için ödedikleri paraları tahıllarının içine koyun. Ailelerine dönünce kendilerine ikramda bulunduğumuzu anlarlar da, tekrar gelirler.” dedi.
Açıklamalı meal
58Yusuf istediği yetkileri alıp da işe başlayınca ilk yedi yıl ülkede bolca ekin ektirdi ve fazlasını depo ettirdi, ardından gelen kuraklıkla birlikte civardaki kuraklıktan etkilenen ülkelerden insanlar, Mısır’a tahıl almak için gelmeye başladılar, bir süre sonra Yusuf’un kardeşleri de tahıl almak üzere Kenan’dan Mısır’a gelip Yusuf ’un karşısına çıktılar. Yusuf onları görür görmez hemen tanıdı. Fakat onlar Yusuf’u tanıyamadılar. Yûsuf geçmişi hatırladı; kuyuda kaldığı, köle pazarında satıldığı, zindandaki o sıkıntılı günleri… Ama aklına hiç intikam duygusu gelmedi. Yûsuf, stokların herkese yetebilmesi için kişi başına ancak bir deve yükü erzak verileceğini ilân etmişti. Bu yüzden Yûsuf’un kardeşleri, Bünyamin adında bir üvey kardeşlerinin daha olduğunu, fakat babalarının onu çok sevdiği için yanından ayrılmasına izin vermediğini, bu yüzden kendileriyle birlikte gelemediğini söyleyerek onun için de erzak talep ettiler. Yusuf ihtiyaçlarının karşılanması emrini verdi. Erzaklar hazırlanırken onları sarayında misafir etti. Hiç fark ettirmeden babası ve kardeşi Bünyamin hakkında bilgi alabilecek sorular sordu ve istediği cevapları da aldı.
59Yusuf onların tahıl dolu erzaklarını hazırlatınca ve dönüş yolculuğu başlayınca onlara dedi ki: “ Siz deminki sohbette bir kardeşiniz daha olduğunu söylediniz. Tahıl karneye bağlandığı ve verilen kişinin burada hazır bulunması gerektiği halde, benden onun payını da istediniz. Ben de size güvenip onun payını da verdim. Fakat bir dahaki gelişinizde babanızdan olan öteki üvey kardeşinizi de bana getirin ki yalan söylemediğinize dair, size tam olarak güveneyim. Gördüğünüz gibi; size tam ölçek veriyorum ve ben misafiri en güzel şekilde ağırlarım ev sahipliğimden memnun kaldığınızı düşünüyorum diyerek sözlerine şöyle devam etti.
60Eğer tekrar gelişinizde onu getirmezseniz ki bu sizin yalan söylediğinizi gösterir, o zaman artık benden tek bir ölçek erzak falan vermemi beklemeyin ve yanıma da yaklaşmayın.” deyince kardeşleri de Yusuf’a:
61“ Sen bize güven. Gerçi bu zordur ama onu getirmek için babamızdan izin almaya çalışacağız ve bunun bir yolunu bulup onu getirmeyi mutlaka başarırız” dediler.
62Bu arada Yusuf adamlarına da dedi ki: “ Tahıl için ödedikleri bedellerini fark ettirmeden yüklerinin içine koyun. Olur ki ailelerine döndüklerinde, yapmış olduğumuz iyiliği anlarlar da tahıl almak için daha istekli olarak kardeşlerini de alıp tekrar geri dönerler.”
İlgili ayetler
58Yusuf 15
Ayet 63–64
2 ayetYusuf 63
Yusuf 64
فَلَمَّا رَجَعُٓوا اِلٰٓى اَب۪يهِمْ قَالُوا يَٓا اَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَاَرْسِلْ مَعَنَٓا اَخَانَا نَكْتَلْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ٦٣ قَالَ هَلْ اٰمَنُكُمْ عَلَيْهِ اِلَّا كَمَٓا اَمِنْتُكُمْ عَلٰٓى اَخ۪يهِ مِنْ قَبْلُۜ فَاللّٰهُ خَيْرٌ حَافِظًاۖ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ ٦٤
Mushaf
Okunuş
63Felemmâ raceʿû ilâ ebîhim ḳâlû yâ ebânâ müniʿa minne-lkeylü feersil meʿanâ eḫânâ nektel veinnâ lehû leḥâfiżûn.
64Ḳâle hel âmenüküm ʿaleyhi illâ kemâ emintüküm ʿalâ eḫîhi min ḳabl. fellâhü ḫayrun ḥâfiżâ. vehüve erḥamü-rrâḥimîn.
Türkçe Meal
63Sonunda babalarına döndüklerinde: “Ey babamız! Bir dahaki sefer kardeşimizi de götürmezsek, bize bir ölçek bile tahıl verilmeyecek. Onun için kardeşimizi bizimle beraber Mısır’a gönder de tahıl alabilelim. Emin ol ki onu çok iyi koruyacağız.” dediler.
64Babaları: “Daha önce kardeşiniz Yusuf’u size güvenip emanet ettiğim gibi, şimdi de size güvenip onu mu emanet edeyim? Neyse ki Allah en iyi koruyucu ve merhametlilerin en merhametlisidir.” dedi.
Açıklamalı meal
63Yusuf ’un kardeşleri, babalarının yanına döndüklerinde olup biteni babalarına anlatıp dediler ki: “Ey babamız! Bir daha ki sefere kardeşimiz Bünyamin’i yanımızda götürmezsek bize erzak verilmeyecek. Kardeşimizi de bizimle birlikte gönder ki yeniden erzak alalım. Sana söz veriyoruz biz onu mutlaka canımız gibi koruyacağız.”
64Babaları Yakub Bünyamin’i gönderme konusunda isteksizdi. Onlara: “Daha önce Yusuf ’u da koruyacağınıza söz vermiştiniz ama onu koruyamadınız. Hal böyleyken kardeşini size emanet ettiğim gibi onu da size emanet edeyim öyle mi? Yûsuf için de aynı yeminleri etmiştiniz. Ne oldu biliyorsunuz. Madem o gitmeden erzak gelmeyecek, o zaman başka çare yok. Eğer mutlaka gitmesi gerekiyorsa, onu size değil, Allah’a emanet ediyorum. Kendisine güvenilmesi gereken yalnızca Allah’tır ve O en iyi koruyucudur. O’ndan başka gerçek koruyucu ve gözetici yoktur ve merhametlilerin en merhametlisidir. Ben de Allah’tan başkasına asla güvenmem dedi.
Ayet 65
1 ayetYusuf 65
وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ اِلَيْهِمْۜ قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا نَبْغ۪يۜ هٰذِه۪ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ اِلَيْنَاۚ وَنَم۪يرُ اَهْلَنَا وَنَحْفَظُ اَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَع۪يرٍۜ ذٰلِكَ كَيْلٌ يَس۪يرٌ ٦٥
Mushaf
Okunuş
65Velemmâ feteḥû metâʿahüm vecedû biḍâʿatehüm ruddet ileyhim. ḳâlû yâ ebânâ mâ nebgî. hâẕihî biḍâʿatünâ ruddet ileynâ. venemîru ehlenâ venaḥfeżu eḫânâ venezdâdü keyle beʿîr. ẕâlike keylüy yesîr.
Türkçe Meal
65Nihayet yüklerini açınca, tahıl karşılığı olarak götürdükleri sermayelerinin kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler: “Ey babamız! Daha başka ne isteyebiliriz ki; işte sermayemiz bile bize iade edilmiş! Bunlarla ailemize tekrar yiyecek alır, kardeşimizi de korur hem de fazladan bir deve yükü daha alırız. Zaten bu getirdiğimiz az bir miktar.” dediler.
Açıklamalı meal
65Bu arada getirdikleri erzak yüklerini açtıklarında ödediklerinin tamamının kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüler. Sevinçle babalarına dönüp: “Ey babamız! Daha ne istiyoruz! İşte tahıl için ödediğimiz sermayemiz de bize iade edilmiş. Ne kadar iyi oldu. Zaten bir kere daha gitmek için elimizde avucumuzda doğru dürüst bir şey de yoktu. Bünyamin’in bizimle gelmesine izin verirsen bununla yine ailemize erzak alabiliriz. Korkma bize emanet edeceğin kardeşimizi gözümüz gibi koruruz. Hem onun sayesinde bir deve yükü daha fazla erzak alabiliriz. Zaten bu getirdiğimiz az bir ölçektir, bize çok az bir zaman için yeter ” dediler.
İlgili ayetler
Ayet 66–67
2 ayetYusuf 66
Yusuf 67
قَالَ لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتّٰى تُؤْتُونِ مَوْثِقًا مِنَ اللّٰهِ لَتَاْتُنَّن۪ي بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْۚ فَلَمَّٓا اٰتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ ٦٦ وَقَالَ يَا بَنِيَّ لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍۜ وَمَٓا اُغْن۪ي عَنْكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۚ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ ٦٧
Mushaf
Okunuş
66Ḳâle len ürsilehû meʿaküm ḥattâ tüʾtûni mevŝiḳam mine-llâhi leteʾtünnenî bihî illâ ey yüḥâṭa biküm. felemmâ âtevhü mevŝiḳahüm ḳâle-llâhü ʿalâ mâ neḳûlü vekîl.
67Veḳâle yâ benîye lâ tedḫulû mim bâbiv vâḥidiv vedḫulû min ebvâbim müteferriḳah. vemâ ugnî ʿanküm mine-llâhi min şeyʾ. ini-lḥukmü illâ lillâh. ʿaleyhi tevekkelt. veʿaleyhi felyetevekkeli-lmütevekkilûn.
Türkçe Meal
66Babaları: “Hepiniz kuşatılıp saldırıya uğrayarak yok olmadıkça; onu bana getireceğinize dair Allah adına yemin ederek söz vermezseniz, onu sizinle göndermem.” Onlar yemin ederek kesin söz verince Yakup: “Bu konuştuklarımıza Allah vekildir.” dedi.
67Ve ekledi “Yavrularım, şehre tek bir kapıdan girmeyin Farklı kapılardan girin. Gerçi ne söylersem söyleyeyim, Allah’ın sizinle ilgili takdirine engel olamam. Zira son karar ve hüküm Allah’ındır.(1) Ben yalnız O’na güvenir ve dayanırım, güvenmek isteyenlerde yalnızca Allah a güvenip dayansınlar.” dedi.(2)
Açıklamalı meal
66Bunun üzerine babaları Yakub da çocuklarına dedi ki: Hepiniz ölümle burun buruna gelip de bütün gücünüz tükenerek etrafınızın düşmanlarla çepeçevre kuşatılıp çaresiz kalmanız dışında onu bana mutlaka geri getireceğiniz üzere Allah adına kesin bir söz verinceye kadar onu sizinle asla göndermeyeceğim.” Bunun üzerine çocukları babalarının istediği gibi yemin edip ona kesin söz verince Yakub da: “Allah, konuştuklarımıza gözetici olarak şahittir” diyerek Bünyamin’i onlarla birlikte göndermeye razı oldu.
67Ve çocuklarına şu tembihte bulunup dedi ki: “Ey oğullarım! Gideceğiniz şehre dikkat çekmemek için hepiniz tek bir kapıdan girmeyin, farklı kapılardan girin. Ben bunu ancak tedbir amaçlı söylüyorum. Ben ne kadar tedbirimi alsam da Allah’ın sizinle ilgili takdirine asla engel olamam. Hüküm verme yetkisi ve hakimiyet ancak Allah’ındır. O bir şeyin olmasını takdir etmişse, onu önlemeye kimsenin gücü yetmez. Ben yalnızca O’na dayanıp güvendim. Güvenmek isteyenler de yalnızca O’na güvensinler.”
İlgili ayetler
Ayet 68
1 ayetYusuf 68
وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْۜ مَا كَانَ يُغْن۪ي عَنْهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا حَاجَةً ف۪ي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضٰيهَاۜ وَاِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٦٨
Mushaf
Okunuş
68Velemmâ deḫalû min ḥayŝü emerahüm ebûhüm. mâ kâne yugnî ʿanhüm mine-llâhi min şeyʾin illâ ḥâceten fî nefsi yaʿḳûbe ḳaḍâhâ. veinnehû leẕû ʿilmil limâ ʿallemnâhü velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.
Türkçe Meal
68Onlar babalarının emrettiği gibi girdilerse de, esasen bu Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı. Sadece Yakup’un temennisi yerine gelmiş oluyordu. Şüphesiz ki Yakup, kendisine öğrettiğimiz ilim sayesinde biliyordu(1). Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyorlar.(2)
Açıklamalı meal
68Nitekim Yakub’un oğulları babalarının emrettiği şekilde şehre farklı yerlerden girdiler. Fakat bu tedbir onların başlarına Allah’tan gelecek hiçbir şeyi değiştirip önleyemezdi. Yalnızca Yakub’un çocuklarının güvenliğinden sorumlu bir baba olarak, oğullarını korumak amacı ile içindeki bir dileği açığa çıkarmış oldu. Bu tedbir Yakub’un içinde hissettiği bir ihtiyacı gidermiş olmanın dışında onlara hiçbir faydası olmayacaktı. Gerçekten bu tedbirleri alırken Allah’ın takdirine güvenmeyi bir an bile aklından çıkarmamıştı. Çünkü o, kendisine öğrettiğimizden dolayı, sadece Allah’ın takdiri ve hükmünün geçerli olduğunu bilen ilim sahibi biriydi. Ne var ki insanların çoğu beşerî yetenekleri kullanarak tedbir almanın, tevekkülün bir parçası olduğu gerçeğini bilmez.
Ayet 69–76
8 ayetYusuf 69
Yusuf 70
Yusuf 71
Yusuf 72
Yusuf 73
Yusuf 74
Yusuf 75
Yusuf 76
وَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ قَالَ اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٦٩ فَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ ف۪ي رَحْلِ اَخ۪يهِ ثُمَّ اَذَّنَ مُؤَذِّنٌ اَيَّتُهَا الْع۪يرُ اِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ ٧٠ قَالُٓوا وَاَقْبَلُوا عَلَيْهِمْ مَاذَا تَفْقِدُونَ ٧١ قَالُوا نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ وَلِمَنْ جَٓاءَ بِه۪ حِمْلُ بَع۪يرٍ وَاَنَا۬ بِه۪ زَع۪يمٌ ٧٢ قَالُوا تَاللّٰهِ لَقَدْ عَلِمْتُمْ مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كُنَّا سَارِق۪ينَ ٧٣ قَالُوا فَمَا جَزَٓاؤُ۬هُٓ اِنْ كُنْتُمْ كَاذِب۪ينَ ٧٤ قَالُوا جَزَٓاؤُ۬هُ مَنْ وُجِدَ ف۪ي رَحْلِه۪ فَهُوَ جَزَٓاؤُ۬هُۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ ٧٥ فَبَدَاَ بِاَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَٓاءِ اَخ۪يهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَٓاءِ اَخ۪يهِۜ كَذٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَۜ مَا كَانَ لِيَاْخُذَ اَخَاهُ ف۪ي د۪ينِ الْمَلِكِ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ وَفَوْقَ كُلِّ ذ۪ي عِلْمٍ عَل۪يمٌ ٧٦
Mushaf
Okunuş
69Velemmâ deḫalû ʿalâ yûsüfe âvâ ileyhi eḫâhü ḳâle innî ene eḫûke felâ tebteis bimâ kânû yaʿmelûn.
70Felemmâ cehhezehüm bicehâzihim ceʿale-ssiḳâyete fî raḥli eḫîhi ŝümme eẕẕene müeẕẕinün eyyetühe-lʿîru inneküm lesâriḳûn.
71Ḳâlû veaḳbelû ʿaleyhim mâẕâ tefḳidûn.
72Ḳâlû nefḳidü ṣuvâʿa-lmeliki velimen câe bihî ḥimlü beʿîriv veenâ bihî zaʿîm.
73Ḳâlû tellâhi leḳad ʿalimtüm mâ ciʾnâ linüfside fi-lʾarḍi vemâ künnâ sâriḳîn.
74Ḳâlû femâ cezâühû in küntüm kâẕibîn.
75Ḳâlû cezâühû mev vucide fî raḥlihî fehüve cezâüh. keẕâlike neczi-żżâlimîn.
76Febedee bievʿiyetihim ḳable viʿâi eḫîhi ŝümme-staḫracehâ miv viʿâi eḫîh. keẕâlike kidnâ liyûsüf. mâ kâne liyeʾḫuẕe eḫâhü fî dîni-lmeliki illâ ey yeşâe-llâh. nerfeʿu deracâtim men neşâʾ. vefevḳa külli ẕî ʿilmin ʿalîm.
Türkçe Meal
69Kardeşleri Yusuf’un yanına girdiklerinde, öz kardeşini bağrına bastı ve: “Ben senin kardeşinim, onların yaptıklarına sakın üzülme!” dedi.
70Yusuf onların yüklerini yükletirken, bir su kabını öz kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra bir görevli seslendi: “Ey kervancılar, siz hırsızsınız!”
71Onlara doğru dönerek, “Nedir kaybettiğiniz?” dediler.
72Görevlilerde: “Kral’ın su tasını kaybettik. Onu kendiliğinden getirene bir deve yükü tahıl verilecek. Ben buna kefilim!” dedi.
73“Vallahi, biz bu memlekete bozgunculuk yapmak için gelmedik. Siz bunu pekâlâ biliyorsunuz, ayrıca biz hırsız da değiliz.” dediler.
74Görevliler: “Peki yalan söylüyorsanız, hırsızlığın cezası nedir?” dediler.
75Onlar, “Hırsızlık malı kimin yükünde bulunursa, ceza olarak o alıkonulur. Biz, hırsızlık yapan zalimleri böyle cezalandırırız.” dediler.
76Yusuf, önce öteki kardeşlerinin yükünü aradı. Sonra da öz kardeşinin yükünden su kabını çıkarttı. Biz Yusuf’a böyle bir plan öğrettik. Allah böyle dilemeseydi, Kral’ın yasasına göre kardeşini alıkoyamazdı. Biz, dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz(1). Zira her bilgi sahibinin üstünde mutlaka bir bilen vardır(2).
Açıklamalı meal
69Nihayet Hep beraber Yusuf’un huzuruna girdiklerinde, Yusuf kardeşi Bünyamin’i onların yanından ayırıp kendi yanına aldı ve gizlice: “ Haberin olsun ben senin yıllar önce öldü zannettiğin öz kardeşinim deyip gözyaşları içinde onu bağrına bastı ve başına gelenleri anlattı. Üvey abilerimiz çok büyük günah işlediler. Fakat sen onların yaptıklarına artık sakın üzülme, ayrıca bu söylediklerim de aramızda kalsın ” dedi.
70Bünyamin bu habere hem çok şaşırdı hem de çok sevindi. Bünyamin’le birlikte bir plan yaptılar. Yûsuf kardeşlerinin yüklerini hazırlatırken çok kıymetli bir su kabını, öz kardeşi Bünyamin’in yükünün içine koydurttu. Sonra kafile hareket edip şehirden ayrılmak üzereyken bir tellalı arkalarından gönderip: “Ey kafile! Durun bakalım! Aldığımız ihbara göre siz hırsızlık yapmışsınız yükleriniz aranacak ” diye seslendi.
71Yakub’un oğulları hiç beklemedikleri bu suçlama karşısında korku ve şaşkınlık içinde onlara doğru dönerek: “ Durun hele, hemen bizi suçlamayın. Önce söyleyin bakalım, nedir kaybettiniz ne arıyorsunuz çalınan şey nedir?” dediler.
72Kervanı durduran görevliler dediler ki: “Hükümdarın su kabını kaybettik; onu arıyoruz. Biz arama yapmadan onu kendiliğinden getirene, ödül olarak bir deve yükü daha erzak var. Başlarında bulunan görevli ben de buna bizzat kefilim.” dedi.
73Yûsuf’un kardeşleri: “Hayret! Allah’a yemin ederiz ki; bizim bu şehre hırsızlık ve yankesicilik gibi kötü işler yaparak, bozgunculuk çıkarmak için gelmediğimizi ve hırsız olmadığımızı siz de biliyorsunuz. Çünkü biz daha önce de sizinle alışveriş yaptık ” dediler.
74Bu defa Yusuf’un görevlendirdiği adamları onlara: “Eğer yalan söylüyorsanız ve hırsızlığı da siz yapmışsanız, sizin ülkenizde bunu çalanın cezası nedir? Cezayı sizin yasalarınıza göre verelim ” dediler.
75Onlar da bizim ülkemizin yasalarına göre “Cezası çalınan mal kimin yükünde bulunursa o kimsenin mal sahibinin kölesi olarak o eşya yerine alıkonulmasıdır. O kişi, malın değerine göre mal sahibinin emrinde belli bir süre çalışır. Eğer mal çok değerliyse onun kölesi olur. Biz hırsızlık yapan suçluları ülkemizdeki geçerli kanunlara göre işte böyle cezalandırırız” dediler ve Yusuf ’un huzuruna getirildiler.
76Bunun üzerine Yusuf aramayı bizzat kendi yaptı ve şüphelenmesinler diye öz kardeşi Bünyamin’in yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı. Üvey kardeşlerini aradıktan sonra en sona öz kardeşi Bünyamin kalmıştı. Onu ararken su kabını öz kardeşinin yükü arasından buldurup çıkardı. Böylece kardeşi Bünyamin, Yûsuf’un yanında kalmış oldu. İşte Yusuf’a kardeşini yanında alıkoyabilmesi için böyle bir çare öğretmiştik. Çünkü hükümdarın yasalarına göre, kardeşini başka türlü yanında alıkoyamazdı. Fakat Allah’ın tercih etmesi müstesna. O hâlde, kulağınıza küpe olsun. Bu örnekte de görüldüğü gibi Biz tercihimizle layık görüp istediğimiz kimselere, dilediğimizi öğretip bilgilendirir, derecelerini de yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha bir iyi bilen ve hepsinin üstünde her şeyi bilen yalnızca Allah vardır.
Ayet 77–79
3 ayetYusuf 77
Yusuf 78
Yusuf 79
قَالُٓوا اِنْ يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ اَخٌ لَهُ مِنْ قَبْلُۚ فَاَسَرَّهَا يُوسُفُ ف۪ي نَفْسِه۪ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ قَالَ اَنْتُمْ شَرٌّ مَكَانًاۚ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَصِفُونَ ٧٧ قَالُوا يَٓا اَيُّهَا الْعَز۪يزُ اِنَّ لَهُٓ اَبًا شَيْخًا كَب۪يرًا فَخُذْ اَحَدَنَا مَكَانَهُۚ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ ٧٨ قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اَنْ نَاْخُذَ اِلَّا مَنْ وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِنْدَهُٓۙ اِنَّٓا اِذًا لَظَالِمُونَ۟ ٧٩
Mushaf
Okunuş
77Ḳâlû iy yesriḳ feḳad seraḳa eḫul lehû min ḳabl. feeserrahâ yûsüfü fî nefsihî velem yübdihâ lehüm ḳâle entüm şerrum mekânâ. vellâhü aʿlemü bimâ teṣifûn.
78Ḳâlû yâ eyyühe-lʿazîzü inne lehû eben şeyḫan kebîran feḫuẕ eḥadenâ mekâneh. innâ nerâke mine-lmuḥsinîn.
79Ḳâle meʿâẕe-llâhi en neʾḫuẕe illâ mev vecednâ metâʿanâ ʿindehû innâ iẕel leżâlimûn.
Türkçe Meal
77Kardeşleri kendi aralarında: “Eğer o çalmışsa şaşırmayız, yıllar önce abisi de çalmıştı zaten.” dediler. Yusuf onların bu suçlamalarını sineye çekti, içinde gizledi ve yüzlerine bir şey söylemedi. İçinden, “Siz, çok daha kötü bir durumdasınız, Allah ithamlarınızın asılsız olduğunu biliyor.” dedi.
78Onlar: “Ey değerli yönetici! Onun yaşlı bir babası var, onun yerine bizden birini alıkoy. Biz senin iyilerden olduğunu görüyoruz.” dediler.
79Yusuf, “Suçsuz birini cezalandırmaktan Allah’a sığınırım! Biz, malımızı kimde bulmuşsak ancak onu alıkoyarız, aksi halde adaletsiz davranan zalimlerden olmuş oluruz.” dedi.
Açıklamalı meal
77Su tası Bünyamin’in yükünün arasından çıkınca diğer kardeşleri, bu işte bir yanlışlık olmalı, kardeşimiz asla böyle bir şey yapmaz” demek yerine hemen: ” Ne diyelim! Eğer o çaldıysa ki çalmış olabilir, çünkü daha önce onun öz kardeşi olan ağabeyi de halasının, İbrâhim peygamberden miras kalan kuşağını hırsızlık yapıp çalmıştı dediler. Kardeşlerinin bu apaçık iftirası karşısında Yûsuf, az kalsın dayanamayıp yalanlarını yüzlerine vuracaktı. Fakat ilâhî talimatlara uyması gerekiyordu. Bu yüzden, Yusuf söylenenleri dinledikten sonra gerçeği bildiği halde içinden geçenleri gizledi, oysaki gerçek şu idi; Onu çok seven halası Yûsuf’un yanında kalmasını istiyordu. Abisi Yakūb’un şeriatına göre hırsızlık yapan, yaptığı kişinin yanında esir olarak kalırdı. Bunu bilen halası kuşağı Yûsuf’un üzerine koydu. Kaybolduğunu söyledi. Aramada kuşak onun üzerinden çıkınca, Yûsuf halasının yanında kaldı. İşte Yûsuf bu bilgiyi onlara belli etmedi ve kendi kendine: “Siz çok kötü ve acınacak bir durumdasınız. Siz su tasını çalmadınız ama siz benden yıllarca babamı, öz kardeşimi, çocukluğumu, gençliğimi çaldınız. Allah sizin neler uydurduğunuzu ve anlattığınız şeyin aslını çok iyi bilmektedir” dedi.
78Kıskançlık ve haset üvey ağabeylerinin gözünü kör etmişti, birden akıllarına babalarına verdikleri sözler geldi ve dediler ki: “Ey vezir ve muhterem yönetici! Bünyamin’in suçlu olduğunu kabul ediyoruz fakat onun ihtiyar bir babası var. Bünyamin’in burada alıkonulmasına yüreği dayanmaz, çok üzülür. Ne olur onun yerine bizden birini alıkoy. Doğrusu biz seni anlayışlı iyilik yapmayı sevenlerden biri olarak görüyoruz.”
79Yusuf da onlara: “ “Allah korusun eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını, köle olarak tutuklayıp alıkoymaktan Allah’a sığınırız. Hiç kimse başkasının yerine yargılanamaz. Eşyamızı kimin yanında bulduysak onu alıkoyarız. Aksi takdirde muhakkak haksızlık yapmış zalimlerden oluruz” dedi. Böylece Yûsuf, kesin hükmünü belirterek, tartışmaya son noktayı koydu.
İlgili ayetler
Ayet 80–82
3 ayetYusuf 80
Yusuf 81
Yusuf 82
فَلَمَّا اسْتَيْـَٔسُوا مِنْهُ خَلَصُوا نَجِيًّاۜ قَالَ كَب۪يرُهُمْ اَلَمْ تَعْلَمُٓوا اَنَّ اَبَاكُمْ قَدْ اَخَذَ عَلَيْكُمْ مَوْثِقًا مِنَ اللّٰهِ وَمِنْ قَبْلُ مَا فَرَّطْتُمْ ف۪ي يُوسُفَۚ فَلَنْ اَبْرَحَ الْاَرْضَ حَتّٰى يَاْذَنَ ل۪ٓي اَب۪ٓي اَوْ يَحْكُمَ اللّٰهُ ل۪يۚ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِم۪ينَ ٨٠ اِرْجِعُٓوا اِلٰٓى اَب۪يكُمْ فَقُولُوا يَٓا اَبَانَٓا اِنَّ ابْنَكَ سَرَقَۚ وَمَا شَهِدْنَٓا اِلَّا بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظ۪ينَ ٨١ وَسْـَٔلِ الْقَرْيَةَ الَّت۪ي كُنَّا ف۪يهَا وَالْع۪يرَ الَّت۪ٓي اَقْبَلْنَا ف۪يهَاۜ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ٨٢
Mushaf
Okunuş
80Felemme-steyʾesû minhü ḫaleṣû neciyyâ. ḳâle kebîruhüm elem taʿlemû enne ebâküm ḳad eḫaẕe ʿaleyküm mevŝiḳam mine-llâhi vemin ḳablü mâ ferraṭtüm fî yûsüf. felen ebraḥa-lʾarḍa ḥattâ yeʾẕene lî ebî ev yaḥküme-llâhü lî. vehüve ḫayru-lḥâkimîn.
81İrciʿû ilâ ebîküm feḳûlû yâ ebânâ inne-bneke seraḳ. vemâ şehidnâ illâ bimâ ʿalimnâ vemâ künnâ lilgaybi ḥâfiżîn.
82Vesʾeli-lḳaryete-lletî künnâ fîhâ velʿîra-lletî aḳbelnâ fîhâ. veinnâ leṣâdiḳûn.
Türkçe Meal
80Kardeşleri onu kurtarmaktan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak için bir kenara çekildiler. Ağabeyleri dedi ki: “Babanızın, Allah’a yemin ettirerek sizden söz aldığını bilmiyor musunuz? Üstelik yıllar önce de Yusuf’a yaptığınız kötülük ortada. Vallahi ben, babam bana dönüş izni verinceye kadar yahut hüküm verenlerin en iyisi olan Allah hakkımdaki hükmünü verinceye kadar buradan ayrılmayacağım.”
81Siz dönün, babanıza gidin ve deyin ki, "Ey babamız! Senin oğlun hırsızlık yapmış, biz sadece görüp bildiğimize şahitlik ettik. Biz bilgimiz dışında olan bir şeyi de koruyamayız.”
82“Bize inanmıyorsan, bulunduğumuz kasabanın halkına ve beraberinde olduğumuz kervana sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz.”
Açıklamalı meal
80Yakub’un oğulları Bünyamin’i geri almak için Yusuf’tan ümitlerini kesince konuyu kendi aralarında gizlice konuşmak üzere ayrılıp bir köşeye çekildiler. Yaşça büyük olanları ki daha önce Yûsuf’un kuyuya atılmasına karşı çıkan da oydu, büyük bir üzüntü içinde kardeşlerine dedi ki: “Babanızın Allah adına yemin ettirerek Bünyamin’i sağ salim geri getirme konusunda sizden kesin söz aldığını ve bundan önce Yusuf hakkında güvenini boşa çıkarmakla işlediğiniz kötülüğü unuttunuz mu? Şimdi Bünyamin’i burada bırakırsak, dönüp babamızın yüzüne nasıl bakacağız? Babam bana kardeşin olmadan dönebilirsin diye izin verinceye kadar yahut Allah benim için lehimde hükmünü verinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım. Çünkü O, hüküm verenlerin en adili ve hayırlısıdır. Ben yalnızca O’na güvenip burada bekleyeceğim.
81Size gelince siz babanıza dönün ve deyin ki: “Ey babamız! Maalesef oğlun Bünyamin hırsızlık etti. Biz sadece arama sırasında bilip gördüğümüze şahit olduk ve onun hırsızlık yaptığını görmedik. Sadece çalındığı söylenen su kabının onun yükünden çıktığını gördük. Fakat göremeyeceğimiz bu tür tehlikeye karşı onu koruyamazdık, o yüzden bu durumdan biz sorumlu olamayız. Ayrıca, onu koruyacağımıza dair söz verirken, başımıza böyle bir şeyin geleceğini bilemezdik Çünkü gaybı bilenlerden de değiliz.
82Gelip babalarına bunları anlattıktan sonra şunları da ilave ettiler. “Ey Babamız! Bize inanmıyorsan gittiğimiz memleketteki şehir halkına ve beraber yolculuk ettiğimiz kervana da sor, onlar da bu olayın şahitleridir. Onları dinlediğinde göreceksin ki; biz gerçekten doğruyu söylüyoruz.”
İlgili ayetler
80Tîn 8
Ayet 83
1 ayetYusuf 83
قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْرًاۜ فَصَبْرٌ جَم۪يلٌۜ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَاْتِيَن۪ي بِهِمْ جَم۪يعًاۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ ٨٣
Mushaf
Okunuş
83Ḳâle bel sevvelet leküm enfüsüküm emrâ. feṣabrun cemîl. ʿasa-llâhü ey yeʾtiyenî bihim cemîʿâ. innehû hüve-lʿalîmü-lḥakîm.
Türkçe Meal
83Yakup: “Kıskançlık duygularınız belli ki size bu işi yaptırmış. Artık bana düşen güzelce sabretmektir. Belki de Allah, hepsini birden bana getirecektir. Şüphesiz ki O’dur, her şeyi bilen ve her şeyi yerli yerince yapan.” dedi.
Açıklamalı meal
83Diğer kardeşler memleketlerine dönüp, babalarına olanları anlattılar. Babaları Yakub onları dinlerken başını başka yöne çevirip dedi ki: “ Tamam her şeyi anladım da “Onun eşyaları arasından su tası çıkınca, kardeşinizi savunmak yerine, neden işin iç yüzünü bilmeden onun abisi de daha önce hırsızlık yapmıştı dediniz? Böyle derken amacınız neydi?” Hayır size inanmıyorum, anlaşılan o ki, yine nefisleriniz, kıskançlık duygusu ve bencilliğiniz sizi aldatıp kötü bir işe sürüklemiş. Ben de yine sizi Allah’a havale ediyorum. Artık bu saatten sonra bana düşen Allah’a tevekkül edip güzelce sabretmektir. Umulur ki Allah bir gün onların hepsini bana getirecek ve beni bütün kaybettiklerimle buluşturacaktır. Muhakkak Allah, her şeyin doğrusunu bilen alimdir ve her şeye hükmeden, her hükmü isabetli her işinde birçok hikmetleri olan hakimdir.
Ayet 84–87
4 ayetYusuf 84
Yusuf 85
Yusuf 86
Yusuf 87
وَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَٓا اَسَفٰى عَلٰى يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظ۪يمٌ ٨٤ قَالُوا تَاللّٰهِ تَفْتَؤُ۬ا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضًا اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ ٨٥ قَالَ اِنَّمَٓا اَشْكُوا بَثّ۪ي وَحُزْن۪ٓي اِلَى اللّٰهِ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٨٦ يَا بَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَاَخ۪يهِ وَلَا تَا۬يْـَٔسُوا مِنْ رَوْحِ اللّٰهِۜ اِنَّهُ لَا يَا۬يْـَٔسُ مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ ٨٧
Mushaf
Okunuş
84Vetevellâ ʿanhüm veḳâle yâ esefâ ʿalâ yûsüfe vebyeḍḍat ʿaynâhü mine-lḥuzni fehüve keżîm.
85Ḳâlû tellâhi tefteü teẕküru yûsüfe ḥattâ tekûne ḥaraḍan ev tekûne mine-lhâlikîn.
86Ḳâle innemâ eşkû beŝŝî veḥuznî ile-llâhi veaʿlemü mine-llâhi mâ lâ taʿlemûn.
87Yâ benîye-ẕhebû feteḥassesû miy yûsüfe veeḫîhi velâ teyʾesû mir ravḥi-llâh. innehû lâ yeyʾesü mir ravḥi-llâhi ille-lḳavmü-lkâfirûn.
Türkçe Meal
84Yakup oğullarına arkasını dönüp içine kapandı, “Vah Yusuf’um, vah tasam!” diye için için inledi. Ve bu üzüntüsünden gözlerine ak düştü. Tüm öfkesini ve kederini içine attı.
85Oğulları: “Baba! Vallahi Yusuf’um diye diye kendini mahvediyorsun. Bu kederinden bir gün yataklara düşeceksin, hatta ölüp gideceksin!” dediler.
86Yakup, “Ben üzüntü, tasamı sadece Allah’a arz ediyorum ve ben Allah’ın lütfuna dair, sizin bilmediğiniz birçok şey biliyorum.” dedi.
87“Ey Oğullarım! Gidin, Yusuf’u ve kardeşini araştırın. Sakın Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Zira kâfirler topluluğundan başkası, Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.”
Açıklamalı meal
84Sonra da Yakub üzüntüsünden bir kenara çekilip yüzünü onlardan çevirdi ve derin bir acıyla: “ Vah Yusuf’um vah neredesin diye içini çekti. Ve evlatlarının üzüntüsünden ağlaya ağlaya gözlerine ak düştü ve iki gözü birden görmez oldu. Buna rağmen öfkesine hâkim olup, derdini içine gömdü ve hepten hüzne gömüldü. Hilekâr evlatlarına duyduğu kızgınlığı hiç belli etmiyor ve acısını kalbine gömüyordu.
85Onun bu halini gören oğulları babalarına: ” Baba hayret vallahi! Aradan bunca zaman geçti hâlâ Yusuf’u anıp duruyorsun. Yusuf diye diye sonunda ya kederinden hasta olup iyice eriyecek ya da kahrından yataklara düşüp ölüp gideceksin. Böyle ağlayıp sızlanmakla neyi değiştirebilirsin ki? ” dediler.
86Yakub da onlara şöyle dedi: “ Evet, siz benim evladımsınız ama beni anlamıyorsunuz. Ben keder ve üzüntümü yalnız Allah’a arz ediyorum ve O’na şikâyette bulunuyorum. Başka hiç kimseye ne minnet ediyorum ne de medet bekliyorum. Hem, Allah’ın bana öğretip de bildiğim öyle şeyler var ki, Allah’ın vahiy lütfu ile sizin bilmediğiniz ve akıl erdiremediğiniz birçok şeyi biliyorum diye cevap verdi.
87Yakūb oğullarını bir defa daha Mısır’a uğurlarken: Ey oğullarım! Gidin Yusuf ve kardeşi ile ilgili araştırma yapıp bilgi toplayın ve onlardan bir haber almaya çalışın. Sakın Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah’ın rahmetinden ancak müşrik ve kâfirler ümidini keser.” Ey Müslümanlar! Siz de nice yıllardır kaybettiğiniz izzet ve hâkimiyetinizi yeniden bulmaya gayret ediniz.
Ayet 88–90
3 ayetYusuf 88
Yusuf 89
Yusuf 90
فَلَمَّا دَخَلُوا عَلَيْهِ قَالُوا يَٓا اَيُّهَا الْعَز۪يزُ مَسَّنَا وَاَهْلَنَا الضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَاعَةٍ مُزْجٰيةٍ فَاَوْفِ لَنَا الْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَاۜ اِنَّ اللّٰهَ يَجْزِي الْمُتَصَدِّق۪ينَ ٨٨ قَالَ هَلْ عَلِمْتُمْ مَا فَعَلْتُمْ بِيُوسُفَ وَاَخ۪يهِ اِذْ اَنْتُمْ جَاهِلُونَ ٨٩ قَالُٓوا ءَاِنَّكَ لَاَنْتَ يُوسُفُۜ قَالَ اَنَا۬ يُوسُفُ وَهٰذَٓا اَخ۪يۘ قَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَاۜ اِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ ٩٠
Mushaf
Okunuş
88Felemmâ deḫalû ʿaleyhi ḳâlû yâ eyyühe-lʿazîzü messenâ veehlene-ḍḍurru veciʾnâ bibiḍâʿatim müzcâtin feevfi lene-lkeyle veteṣaddaḳ ʿaleynâ. inne-llâhe yeczi-lmüteṣaddiḳîn.
89Ḳâle hel ʿalimtüm mâ feʿaltüm biyûsüfe veeḫîhi iẕ entüm câhilûn.
90Ḳâlû einneke leente yûsüf. ḳâle ene yûsüfü vehâẕâ eḫî. ḳad menne-llâhü ʿaleynâ. innehû mey yetteḳi veyaṣbir feinne-llâhe lâ yüḍîʿu ecra-lmuḥsinîn.
Türkçe Meal
88Kardeşleri Yusuf’un yanına girdiklerinde: “Ey Aziz! Biz ve ailemiz sıkıntı ve darlık içindeyiz, üstelik size getirdiğimiz para da çok az bir miktar. Ama sen yine de bize ölçeği dolu dolu ver ve bize fazladan bağışta bulun. Şüphe yok ki Allah, bağışta bulunanları ödüllendirir.” dediler.
89Yusuf onlara: “Siz, Yusuf ve kardeşine cahilce neler yaptığınızı hatırlıyorsunuz değil mi?” dedi.
90Onlar: “Ne! Yoksa sen Yusuf musun?” dediler. O da; “Evet ben Yusuf’um, bu da kardeşim! Gerçekten Allah bize lütufta bulundu. Doğrusu, kim kötülükten sakınır ve sıkıntılara sabrederse, iyi bilsin ki Allah böyle güzel işler yapanları mükâfatsız bırakmaz.” dedi.
Açıklamalı meal
88Bir müddet sonra aldıkları erzakları tükenince Yakub’un oğulları tekrar Mısır’a gelip kardeşleri Yusuf’un yanına girdiklerinde: “ Ey soylu yönetici Ey Aziz insan! Yiyeceğimiz tükenince bizi ve ailemizi kıtlık perişan etti ve gördüğün gibi yine sıkıntıya düştük. Ancak almak istediğimiz tahıl için de ödeyebileceğimiz çok az bir sermaye ile erzak almaya geldik. Sen yine de cömert davranıp bize tam ölçek ver ve hatta bize biraz da fazladan karşılıksız bağışta bulun. O da sizin sadakanız olsun. Allah cömert davranıp muhtaç kullarına karşılıksız bağışta bulunanları sever ve fazlasıyla mükâfatlandırır” dediler. Erzak işini garantiye alıp, tam Bünyamin’in serbest bırakılmasını isteyeceklerdi ki;
89Yusuf da artık kendini tanıtmanın zamanının geldiğini düşünerek onlara: “Siz vaktiyle cahilce hareket ederek Yusuf’a ve kardeşine neler yaptığınızı hatırlıyor musunuz? Bundan tövbe ederek pişman oldunuz mu? dedi.
90Kardeşleri bunu duyunca büyük bir şaşkınlıkla: “Yoksa sen gerçekten Yusuf musun?” dediler. O da bir müddet sessiz kaldı. Çok duygulanmıştı: “ Evet Ben Yusuf’um. Bu da kardeşim Bünyamin’dir. Allah birbirimize kavuşmayı bize lütfetti. Gerçek şu ki, kim Allah’a güvenip O’ndan sakınır ve O’na karşı sorumluluklarını yerine getirip, bu uğurda karşılaştığı sıkıntılara imanından taviz vermeden göğüs gerip, başına gelen zorluklar karşısında sabrederse; şüphesiz Allah böyle davrananların ve iyilik edenlerin yaptıklarını karşılıksız bırakmaz.” dedi.
Ayet 91–95
5 ayetYusuf 91
Yusuf 92
Yusuf 93
Yusuf 94
Yusuf 95
قَالُوا تَاللّٰهِ لَقَدْ اٰثَرَكَ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَاِنْ كُنَّا لَخَاطِـ۪ٔينَ ٩١ قَالَ لَا تَثْر۪يبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَۜ يَغْفِرُ اللّٰهُ لَكُمْۘ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ ٩٢ اِذْهَبُوا بِقَم۪يص۪ي هٰذَا فَاَلْقُوهُ عَلٰى وَجْهِ اَب۪ي يَاْتِ بَص۪يرًاۚ وَاْتُون۪ي بِاَهْلِكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟ ٩٣ وَلَمَّا فَصَلَتِ الْع۪يرُ قَالَ اَبُوهُمْ اِنّ۪ي لَاَجِدُ ر۪يحَ يُوسُفَ لَوْلَٓا اَنْ تُفَنِّدُونِ ٩٤ قَالُوا تَاللّٰهِ اِنَّكَ لَف۪ي ضَلَالِكَ الْقَد۪يمِ ٩٥
Mushaf
Okunuş
91Ḳâlû tellâhi leḳad âŝerake-llâhü ʿaleynâ vein künnâ leḫâṭiîn.
92Ḳâle lâ teŝrîbe ʿaleykümü-lyevm. yagfiru-llâhü leküm. vehüve erḥamü-rrâḥimîn.
93İẕhebû biḳamîṣî hâẕâ feelḳûhü ʿalâ vechi ebî yeʾti beṣîrâ. veʾtûnî biehliküm ecmeʿîn.
94Velemmâ feṣaleti-lʿîru ḳâle ebûhüm innî leecidü rîḥa yûsüfe levlâ en tüfennidûn.
95Ḳâlû tellâhi inneke lefî ḍalâlike-lḳadîm.
Türkçe Meal
91“Vallahi Allah seni bizden üstün kıldı. Biz gerçekten, çok yanlış işler yapmışız!” dediler.
92Yusuf: “Bugün size herhangi bir kınama ve ayıplama yok. Allah sizi bağışlasın; zira O, merhametlilerin en merhametlisidir!”
93“Şimdi siz bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne sürün; o zaman görmeye başlar. Sonra da aile fertlerinizin hepsini alıp bana gelin.” dedi.
94Kervan Mısır’dan ayrılınca, babaları, “Eğer beni bunaklıkla suçlamazsanız, bir şey söyleyeceğim. Gerçekten ben Yusuf’un kokusunu alıyorum.” dedi.
95Çevresindekiler: “Vallahi sen, hala eski bunaklığında devam ediyorsun!” dediler
Açıklamalı meal
91Bunun üzerine şaşkınlık ve suçluluk içindeki kardeşleri de: Yazıklar olsun bize! Allah’a yemin olsun; Sana ve kardeşine yaptığımız kötülüklerden dolayı gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Biz ise kesinlikle nefsimize uyup günaha gömülerek hata edenlerdik” dediler. Ama çoğunun nefsi kinleri ve şerli fikirleri hâlâ değişmemişti.
92Yusuf da bir peygambere yakışan tavırla onlara dedi ki: “ Hayır bugün yaptıklarınızdan dolayı sizi kınayacak değilim. Ben hakkımı çoktan helal ettim. Size tavsiyem gönülden tevbe edin. Dilerim gönülden tövbe ederseniz Allah da sizi bağışlar. Çünkü O, yaptıklarından tevbe edip doğruya yönelenler için merhamet edenlerin en merhametlisidir.
93Yûsuf bu tanışma ve helâlleşmeden sonra kardeşlerine babasının durumunu sordu. Onlar da babalarının aşırı ağlaması yüzünden gözlerinin ağardığını, söylediler. İşte bunun üzerine Yûsuf onlara şöyle dedi: Şu gömleğimi götürüp babamın yüzüne gözüne sürün. Allah’ın izniyle o yeniden kendine gelip toparlanacak, etrafındakileri görmeye başlayacaktır gözyaşları dinecektir. Sonra da bütün ailenizle birlikte bana gelin.” diyerek onları yolcu etti. Yûsuf’un hayat çizgisinde gömleklerin ayrı bir yeri vardı; bir gömlek, kardeşleri tarafından babalarına öldüğüne dair delil olarak gösterilmişti. Bir başka gömlek tecavüz gibi ağır bir iftiradan kurtulmasına vesile olmuştu.
94Şimdi farklı bir gömlek şifaya vesile olmak için yola çıkmıştı. Kafile Mısır’dan henüz yola çıkmıştı ki babaları yanında bulunanlara şöyle demeye başladı: “Eğer beni bunaklıkla suçlamazsanız inanın ben Yusuf’un kokusunu alıyorum!”
95Yanındakiler de ona: “ Biz koku falan almıyoruz. Hayret! Allah’a yemin olsun ki, sen hâlâ eski şaşkınlığın içindesin. Yine Yusuf ’a olan hasretin depreşti, ne söylediğini bilmiyorsun ” dediler.
Ayet 96–98
3 ayetYusuf 96
Yusuf 97
Yusuf 98
فَلَمَّٓا اَنْ جَٓاءَ الْبَش۪يرُ اَلْقٰيهُ عَلٰى وَجْهِه۪ فَارْتَدَّ بَص۪يرًاۚ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٩٦ قَالُوا يَٓا اَبَانَا اسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَٓا اِنَّا كُنَّا خَاطِـ۪ٔينَ ٩٧ قَالَ سَوْفَ اَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبّ۪يۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ٩٨
Mushaf
Okunuş
96Felemmâ en câe-lbeşîru elḳâhü ʿalâ vechihî fertedde beṣîrâ. ḳâle elem eḳul leküm innî aʿlemü mine-llâhi mâ lâ taʿlemûn.
97Ḳâlû yâ ebâne-stagfir lenâ ẕünûbenâ innâ künnâ ḫâṭiîn.
98Ḳâle sevfe estagfiru leküm rabbî. innehû hüve-lgafûru-rraḥîm.
Türkçe Meal
96Nihayet müjdeci gelip gömleği Yakup’un yüzüne sürünce, hemen görmeye başladı. Bunun üzerine: “Ben size, Allah’ın lütfuna dair sizin bilmediğiniz birçok şeyi biliyorum dememiş miydim?” dedi.
97Oğulları: “Ey babamız! Günahlarımızın bağışlanması için Allah’tan bizim için af dile; zira biz gerçekten, yanlış işler yaptık.” dediler.
98O da: “Rabbimden sizin bağışlanmanız için af dileyeceğim. Şüphesiz ki O evet O’dur, eşsiz bağışlayıcı olan ve sonsuz rahmet kaynağı olan.” dedi.
Açıklamalı meal
96Nihayet kervanın önünde giden kardeşlerinden biri müjdeci olup koşarak Yakūb’un yanına gelip Yusuf ’un hayatta olduğunu söyleyerek gömleği yüzüne sürünce hemen Yakub’un mûcizevî bir şekilde gözü, gönlü açıldı. Bunun üzerine çevresindekilere bakıp: “ Siz bana “saf” dediniz ama ben size Allah’ın lütfu ile sizin bilmediklerinizi ve akıl erdiremediklerinizi Allah’tan gelen vahiylerle biliyorum, dememiş miydim?” dedi.
97Derken oğulları tüm olup bitenleri anlatıp, suçlarını itiraf ettikten sonra Yakub’a: “Ey babamız! Allah’a dua edip bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Çünkü biz gerçekten hata ettik ve çok kötü işler yaptık ” dediler.
98Yakup da onlara: “Sizin için ileride dua edip Rabbimden bağışlama dileyeceğim. Şüphesiz O tevbe edip de kendine yönelenlere karşı çok bağışlayıcı, merhametli Rahman ve Rahim olandır dedi.
Ayet 99
1 ayetYusuf 99
فَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَبَوَيْهِ وَقَالَ ادْخُلُوا مِصْرَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَۜ ٩٩
Mushaf
Okunuş
99Felemmâ deḫalû ʿalâ yûsüfe âvâ ileyhi ebeveyhi veḳâle-dḫulû miṣra in şâe-llâhü âminîn.
Türkçe Meal
99Yusuf’un huzuruna çıktıklarında o, anne ve babasını bağrına bastı: “Allah’ın izniyle bundan böyle Mısır’da huzur ve güven içinde yaşayın.” dedi.
Açıklamalı meal
99Nihayet Yakub bütün ailesi ile birlikte Mısır’a gidip Yusuf’un yanına girdiklerinde, Yûsuf anne ve babasını hasretle kucaklayıp bağrına bastı ve onlara: “Allah’ın dilemesi ve izni ile, bundan sonra her türlü korku ve üzüntüden emin olarak güven ve huzur içinde Mısır’a girip yerleşin ” dedi.
İlgili ayetler
Ayet 100
1 ayetYusuf 100
وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًاۚ وَقَالَ يَٓا اَبَتِ هٰذَا تَاْو۪يلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُۘ قَدْ جَعَلَهَا رَبّ۪ي حَقًّاۜ وَقَدْ اَحْسَنَ ب۪ٓي اِذْ اَخْرَجَن۪ي مِنَ السِّجْنِ وَجَٓاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْن۪ي وَبَيْنَ اِخْوَت۪يۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَط۪يفٌ لِمَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ ١٠٠
Mushaf
Okunuş
100Verafeʿa ebeveyhi ʿale-lʿarşi veḫarrû lehû süccedâ. veḳâle yâ ebeti hâẕâ teʾvîlü ruʾyâye min ḳabl. ḳad ceʿalehâ rabbî ḥaḳḳâ. veḳad aḥsene bî iẕ aḫracenî mine-ssicni vecâe biküm mine-lbedvi mim baʿdi en nezega-şşeyṭânü beynî vebeyne iḫvetî. inne rabbî leṭîfül limâ yeşâʾ. innehû hüve-lʿalîmü-lḥakîm.
Türkçe Meal
100Yusuf anne ve babasını makamına çıkartıp, yanına oturttu. Hepsi de Rabblerine şükür secdesi yaptılar. O zaman Yusuf: “Babacığım! İşte önceden gördüğüm rüyanın yorumu bu! Rabbim onu şimdi gerçekleştirmiş oldu ve Rabbim bana çok iyilikte bulundu. Beni zindandan çıkardı ve şeytan, benimle kardeşlerimin arasını açıp bozduktan sonra da, sizi çölden buraya getirerek bizi kavuşturdu! Gerçekten benim Rabbim, çok lütufkârdır. O, dilediğini akıl sır ermez bir şekilde gerçekleştirir. Şüphesiz ki O’ dur her şeyi bilen, O’dur her şeyi yerli yerince yapan.” dedi.
Açıklamalı meal
100Arkasından da yerinden kalkıp anne babasını ellerinden tutarak kendi tahtına oturttu ve her bir kardeşi de Yusuf ’a hürmet ve saygılarını belirtip başlarını öne eğdiler. Sonrada hep birlikte Allah’a şükredip secdeye kapandılar. Yusuf bu manzara karşısında babasına dönüp dedi ki: “Ey babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm on bir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiği rüyamın yorumudur. Şükürler olsun Rabbim o rüyamı bugün gerçekleştirdi. Allah, beni iftira yüzünden atıldığım zindandan çıkardı. Ve şeytanın benimle kardeşlerimin arasına fitne sokmasından sonra Rabbim sizi çölden getirmekle bana iyilik etti ve bizi yeniden birbirimize kavuşturdu. Şüphesiz Rabbim insanın aklının eremeyeceği, yapmak istediği fakat gücünün yetemeyeceği uygun olan her işi, çok incelik içinde yerine getirendir. Muhakkak O daha ben kuyudayken bugünleri bilen alimdir. Her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyi yerli yerine koyan, yaşadığım her hadiseye hikmetler takan, o hikmetleri okumamı, anlamamı, bunların yanında rüyaları ve hadiseleri yorumlamada beni mahir kılan hakimdir. Sıkıntılı günler geride kalmıştı. Yûsuf, Mısır’a vezir olmuş, annesine, babasına ve kardeşlerine kavuşmuştu. Dünya nimetleri bütün güzelliği ile önüne gelmişti. Fakat bütün bunlar Yûsuf’un gözlerini kamaştıramadı.
İlgili ayetler
100Mürselât 44
Ayet 101
1 ayetYusuf 101
رَبِّ قَدْ اٰتَيْتَن۪ي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَن۪ي مِنْ تَاْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِۚ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَنْتَ وَلِيّ۪ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ تَوَفَّن۪ي مُسْلِمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَ ١٠١
Mushaf
Okunuş
101Rabbi ḳad âteytenî mine-lmülki veʿallemtenî min teʾvîli-lʾeḥâdîŝ. fâṭira-ssemâvâti velʾarḍi ente veliyyî fi-ddünyâ velʾâḫirah. teveffenî müslimev veelḥiḳnî biṣṣâliḥîn.
Türkçe Meal
101“Rabbim! Bana güç ve iktidarı sen verdin, rüyaların/olayların altında yatan gerçeği sen öğrettin. Ey gökleri ve yeri eşsiz bir şekilde yaratan! Dünyada ve ahirette benim velim sensin;(1) varlığımı sana adamış biri olarak benim canımı Müslüman olarak al (2) ve beni iyilerin arasına dâhil et!” (3)
Açıklamalı meal
101Bu yaşananların ardından Yusuf şöyle dua etti: Rabbim! Sen bana makam, mevki, iktidar lütfedip, hakimiyetten fazlasıyla bir pay verdin ve bana rüyaların yorumunu öğrettin, yaşanan olayların iç yüzünü doğru anlama kabiliyetimi geliştirdin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı yüce Rabbim. Dünyada da ahirette de benim yegâne velim koruyucum, kollayıcım yardımcım sensin. Her fâni gibi ben de bir gün öleceğim. Ne olur beni son nefesime kadar, buyruklarına yürekten boyun eğen bir Müslüman olarak yaşat ve benim canımı sana teslim olmuş Müslüman birisi olarak al ve beni mahşerde razı olduğun salih kulların arasına kat.”
İlgili ayetler
101Bakara 257A’raf 196Bakara 132Âl-i İmran 102Âl-i İmran 193Nisâ 69
Ayet 102–107
6 ayetYusuf 102
Yusuf 103
Yusuf 104
Yusuf 105
Yusuf 106
Yusuf 107
ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهِ اِلَيْكَۚ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ اَجْمَعُٓوا اَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ ١٠٢ وَمَٓا اَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِن۪ينَ ١٠٣ وَمَا تَسْـَٔلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۜ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ۟ ١٠٤ وَكَاَيِّنْ مِنْ اٰيَةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ ١٠٥ وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّٰهِ اِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ ١٠٦ اَفَاَمِنُٓوا اَنْ تَاْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ اَوْ تَاْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ١٠٧
Mushaf
Okunuş
102Ẕâlike min embâi-lgaybi nûḥîhi ileyk. vemâ künte ledeyhim iẕ ecmeʿû emrahüm vehüm yemkürûn.
103Vemâ ekŝeru-nnâsi velev ḥaraṣte bimüʾminîn.
104Vemâ tesʾelühüm ʿaleyhi min ecr. in hüve illâ ẕikrul lilʿâlemîn.
105Vekeeyyim min âyetin fi-ssemâvâti velʾarḍi yemürrûne ʿaleyhâ vehüm ʿanhâ müʿriḍûn.
106Vemâ yüʾminü ekŝeruhüm billâhi illâ vehüm müşrikûn.
107Efeeminû en teʾtiyehüm gâşiyetüm min ʿaẕâbi-llâhi ev teʾtiyehümü-ssâʿatü bagtetev vehüm lâ yeşʿurûn.
Türkçe Meal
102İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayba dair haberlerdendir. Zira sen, Yusuf’un kardeşleri birleşip hep birlikte tuzaklar kurarlarken yanlarında değildin.
103Hem sen ne kadar çok istersen iste, insanların çoğu yine de mümin olmayacaklar!
104Oysa sen buna karşılık, onlardan herhangi bir ücret de istemiyorsun.(1) Hâlbuki bu Kuran, bütün toplumlar için bir öğüt ve şeref kaynağıdır.(1)
105Göklerde ve yerde nice ayetler var ki, yanlarından geçip giderler de onlara dönüp bakmazlar bile.
106Nitekim onların çoğu, inançlarına şirk bulaştırmadan Allah’a iman etmezler.
107Şimdi onlar hiç beklemedikleri bir anda kendilerini çepeçevre kuşatacak Allah’ın azabının gelmeyeceğinden yahut o saatin bu dünyanın bozulmasının ansızın gelip çatmayacağından emin midirler?
Açıklamalı meal
102Ey Muhammed! İşte bütün bunlar geçmişe ait, senin daha önce bilmediğin ve sana vahiy yoluyla bildirdiğimiz gayb haberlerindendir. Çünkü Yusuf’un kardeşleri ona sinsice tuzak kurarak yapacakları o kötü işe karar verirlerken sen onların yanlarında değildin. Bütün bunları Mekkelilere haber vermen senin Allah’ın Resûlü olduğunu gösteren en güçlü delillerden biridir.
103Bu gayb haberlerini sana bildirmemize ve senin de insanlara duyurmana rağmen sen ne kadar çok arzu etsen de çırpınsan da insanların çoğu Allah adına davet ettiğin doğru yola yönelip hakikate iman etmezler. Unutma! Seni tuzaklardan ancak Rabbin kurtarır. Yeter ki sen de Yusuf gibi Rabbine teslim ol.
104Oysa sen bu çağrına ve peygamberlik görevine karşılık onlardan herhangi bir ücret de istemiyorsun ki, samimiyetinle ilgili bir şüpheye kapılsınlar. Herkes şunu iyi bilsin ki senin Kur’an ile yaptığın bu davet, alemler için ancak ders alınacak bir uyarı ve öğüttür. Onlar biraz düşünse; Yusuf’un hayatı gibi daha nice olaylar vardır.
105Öğüt ve ibret almak isteyenler için, göklerde ve yerde Allah’ın nizamının mükemmelliğini ve harika sanatını gösteren nice deliller vardır ki inkârcılar gece gündüz yanlarından gelip geçerler de bu muhteşem mucizelerden ibret almadan yüz çevirip giderler ve Allah’ın kendisini davet ettiği nizamın mükemmelliğini düşünmezler.
106Onların çoğu Allah’ın davet ettiği hayat nizamının içine, kendilerinden bir şeyler ilave ederek, ya da bir şeyleri eksilterek, Allah’a şirk koşup müşrik olmaktan geri durmaz ve ortak koşmadan Allah’a iman etmezler. Uydurdukları ilahlardan asla vazgeçmezler! Böylece sapkın yaşamlarını kendilerine yol edinirler.
107Bu gafletin sebebi nedir? Yoksa onlar, Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın hiç beklemedikleri bir anda gelmeyeceğinden, yahut farkında olmadıkları bir zamanda kıyametin ansızın gelip çatmayacağından çok mu eminler?
Ayet 108
1 ayetYusuf 108
قُلْ هٰذِه۪ سَب۪يل۪ٓي اَدْعُٓوا اِلَى اللّٰهِ عَلٰى بَص۪يرَةٍ اَنَا۬ وَمَنِ اتَّبَعَن۪يۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ١٠٨
Mushaf
Okunuş
108Ḳul hâẕihî sebîlî edʿû ile-llâhi ʿalâ beṣîratin ene vemeni-ttebeʿanî. vesübḥâne-llâhi vemâ ene mine-lmüşrikîn.
Türkçe Meal
108Onlara de ki: “Ben bilinçli bir şekilde delillere dayanarak Allah’a davet ediyorum! Ben ve bana uyanlar aynıyız. İşte bu benim davet metodumdur. Allah sizin yakıştırmalarınızın tümünden münezzehtir, yücedir ve ben de asla ona ortak koşan müşriklerden değilim.”
Açıklamalı meal
108Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “İşte benim iman, tevhid ve doğru yolum budur. Ben ve bana uyanlar, sizleri körü körüne değil apaçık delillere dayanarak, yani tam bir basiret üzere neye çağırdığımızı bilerek ve apaçık âyetlerle Allah’a karşı sorumluluklarınızı yerine getirmeye ve Allah’ın yoluna çağırırız. Allah’ı şirkin her türlüsünden tenzih ederim. Ben Allah’tan başkasının egemenliğine boyun eğerek Allah’a eş ve ortak koşan müşriklerden asla değilim.” Allah’ın hâkimiyetinin yanında asla başkalarının hâkimiyetini tanımam. Kulların yasasına uyarsam; yasa koyan insanları ilahlaştırmış olurum.
İlgili ayetler
Ayet 109
1 ayetYusuf 109
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰىۜ اَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْاۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ١٠٩
Mushaf
Okunuş
109Vemâ erselnâ min ḳablike illâ ricâlen nûḥî ileyhim min ehli-lḳurâ. efelem yesîrû fi-lʾarḍi feyenżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lleẕîne min ḳablihim. veledâru-lʾâḫirati ḫayrul lilleẕîne-tteḳav. efelâ taʿḳilûn.
Türkçe Meal
109Bizim senden önce gönderdiğimiz elçiler, o ülkelerin içinden seçip kendilerine vahyettiğimiz adamlardan başkaları değildi.(1) Şimdi bunlar yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı; kendilerinden önce gelip geçmiş toplumların feci akıbetlerini görüp ibret almazlar mı?(2) Ahiret yurdu, korunanlar için daha hayırlıdır; hala akıllanmayacaklar mı?(3)
Açıklamalı meal
109Ey Peygamber! Müşriklerin “Peygamber melek olmalı” demelerine de kulak asma. Senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahyettiğimiz peygamberler de melek değil, tıpkı senin gibi o memleketlerin sakinleri arasından seçtiğimiz birer insandı. Davetimizden yüz çeviren şu müşrikler, yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin başlarına gelenleri ve sonlarının ne olduğunu ibret alıp bir görsünler. İnkârlarından dolayı yok edilen toplumların kalıntılarını görmediler mi? Şüphesiz Allah’a karşı sorumluluklarını bilinçle yerine getirenler ve sorumlu davranıp Allah’ın razı olmadığı kötülüklerden sakınanlar için, ahiret yurdu dünya hayatından daha hayırlıdır. Ey insanlar! O halde dünya hayatını, âhireti kazananlardan olmak için yaşamak gerekmez mi? Kendini dünyaya kaptıranlar ahiret hayatını kaybeder. Hâlâ akıl etmiyor musunuz?
Ayet 110
1 ayetYusuf 110
حَتّٰٓى اِذَا اسْتَيْـَٔسَ الرُّسُلُ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَٓاءَهُمْ نَصْرُنَاۙ فَنُجِّيَ مَنْ نَشَٓاءُۜ وَلَا يُرَدُّ بَاْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِم۪ينَ ١١٠
Mushaf
Okunuş
110Ḥattâ iẕe-steyʾese-rrusülü veżannû ennehüm ḳad küẕibû câehüm naṣrunâ fenücciye men neşâʾ. velâ yüraddü beʾsünâ ʿani-lḳavmi-lmücrimîn.
Türkçe Meal
110O elçiler ümitlerinin son noktasına geldiklerinde ve tam yalanlandıklarına kanaat getirdiklerinde; bizim onlara yardımımız yetişmiş ve bizden umutlarını kesmeyenleri kurtardık. Zira bizim azabımız suça batmış toplumlardan asla geri döndürülemez!
Açıklamalı meal
110Ey Resûlüm! Yaşadıkların seni ve inananları karamsarlığa sürüklemesin. Nihayet senden önceki peygamberler de uzun süre baskı ve zulme maruz kalıp yalancılıkla ve büyücülükle suçlandılar. Onlardan bazıları kavimlerinin iman etmesinden artık ümitlerini kesmişlerdi ve ümmetleri tarafından da adlarının yalancıya çıktıklarını düşünmüşlerdi. İşte iman etmiş olanların da peygamberlerinin kendilerine olan vaadinin artık gelmeyeceğini zannettikleri böylesi zor zamanlarda yardımımız onlara ulaştı. Böylece iman edenleri tercih edip azaptan kurtarırız. Müşrik ve zalimleri de hak ettikleri azap ile helak ederiz. Çünkü azabımız onu hak eden suçlular topluluğundan asla geri çevrilmez. Müminler de bütün çarelerin bittiğini sandıkları anda bile Allah’a tevekkül edip sonucu O’ndan beklemeli ve ümit etmeliler. Böyle bir sabrın en iyi örneği de Yusuf sabrıdır.
Ayet 111
1 ayetYusuf 111
لَقَدْ كَانَ ف۪ي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِۜ مَا كَانَ حَد۪يثًا يُفْتَرٰى وَلٰكِنْ تَصْد۪يقَ الَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْص۪يلَ كُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ١١١
Mushaf
Okunuş
111Leḳad kâne fî ḳaṣaṣihim ʿibratül liüli-lʾelbâb. mâ kâne ḥadîŝey yüfterâ velâkin taṣdîḳa-lleẕî beyne yedeyhi vetefṣîle külli şeyʾiv vehüdev veraḥmetel liḳavmiy yüʾminûn.
Türkçe Meal
111Andolsun ki, bu elçilerin kıssalarında sağduyu/temiz akıl sahipleri için alınacak nice ibretler vardır.(1) Bu Kuran, Allah adına uydurulmuş bir hadis değildir.(2) Aksine O; kendinden önceki vahiyleri onaylayan,(3) din adına gerekli her şeyi etraflıca açıklayan,(4) inanıp güvenen mümin bir toplum için bir doğru yol kılavuzu ve bir rahmettir.(5)
Açıklamalı meal
111Şüphesiz peygamberlerin ve onların kıssalarında, gerçekçi düşünen akıl sahipleri için ibret alınacak dersler vardır. Bu derslerin en başında da şu vardır: Geçmişte şahit olmadığın, bilgi almadığın kıssaları, sanki görmüş ve yaşamış gibi anlatman şu gerçeği gösterir ki: Bu vahiyle bildirilenler asla başkası tarafından uydurulmuş hadisler yani sözler değildir. Aksine kendinden önceki peygamberlerin ve onlara vahyedilen ilahi kitapların asıllarını tasdik edip doğrular ve esasen onlar da Kur’an’a delildir. Ayrıca o, açıklanması gereken her şeyi ayrıntılı bir şekilde açıklayan ve aynı zamanda Allah’ın davetine iman eden topluluk için yol gösteren bir rehber, bir hidayet kaynağı ve çok büyük bir rahmettir.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Hûd, sonra Hicr indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla