Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu ve Başlıklar · Anafikirler
Adı: Bu surenin adı, içindeki bir ayetten alınmamış, fakat birçok peygamberin (enbiya) kıssasına değindiği için “Enbiya” adını almıştır. Bununla birlikte yine de sembolik bir isimdir.
Nüzul Zamanı: Hem surede ele alınan konu, hem de üslûbu, surenin Hz. Peygamber’in (s.a) Mekke hayatının üçüncü safhasında indirildiğini göstermektedir. (Bkz. En’am Suresi’nin giriş bölümü).
Konu ve Başlıklar: Sure, indirildiği dönemde Hz. Peygamber (s.a) ile Mekke’nin ileri gelenleri arasında gündemde olan çatışmaları ele alır ve peygamberler, tehvid ve ahiret ile ilgili şüphe ve itirazları cevaplandırır. Surede aynı zamanda Mekke’nin ileri gelenleri de Peygamber’e (s.a) kurdukları tuzaklar nedeniyle azarlanmakta ve kötü amellerinin sonuçları ile uyarılmaktadırlar. Onlara davete karşı takındıkları ilgisiz ve sert tutumdan vazgeçmeleri tavsiye edilmektedir. Surenin sonunda ise onların “bela ve felaket” diye niteledikleri kimsenin onlara “bir rahmet” olarak geldiği söylenmektedir.
Anafikirler: 1-47. ayetlerde özellikle aşağıdaki konular ele alınmaktadır:
1) Kafirlerin, bir insanın peygamber olamıyacağı, bu nedenle de Hz. Muhammed’i (s.a) peygamber olarak kabul edemiyecekleri konusundaki itirazları reddedilmektedir.
2) Kur’an’a ve Peygamber’e (s.a) karşı yönelttikleri birbirine karşıt ve çok çeşitli itirazlar nedeniyle, kafirler sorguya çekilmektedir.
3) Onların hayat hakkındaki yanlış fikirlerinin asılsız olduğu ortaya konmaktadır. Çünkü onların Peygamber’in (s.a) davetine karşı ilgisiz ve sert bir tavır takınmalarının asıl sorumlusu bu hayat görüşüdür. Onlar, hayatın sadece bir oyun ve eğlence olduğuna, bunun ötesinde ve öncesinde hiçbir amacının olmadığına ve hesaba çekilme, ceza veya mükafat görme gibi bir şeyin sözkonusu olmadığına inanıyorlardı.
4) Kafirlerle Peygamber (s.a) arasındaki çatışmanın en büyük sebebi onların şirkte ısrar etmesi ve Tevhid’e karşı çıkmalarıydı. Bu nedenle burada şirk reddedilmekte ve Tevhid güçlü ve etkili delillerle desteklenmektedir.
5) Kafirlerin hatalı anlayışlarından birini daha düzeltmek için ikna ve uyarı delilleri kullanılmaktadır. Onlar, Hz. Muhammed’in (s.a) yalancı peygamber ve onun Allah’ın azabı konusundaki uyarılarının boş tehditler olduğunu zannediyorlardı. Çünkü Peygamber’i (s.a) inkarda ısrar etmelerine rağmen hâlâ onlara bir azab gelmemişti. 48-91. Ayetlerde, Allah tarafından gönderilen peygamberlerin hepsinin insan olduğunu ve peygamberlere özgü bazı özellikler dışında, hepsinin her insanda bulunan niteliklere sahip olduğunu vurgularcasına peygamberlerin hayat hikayelerinden önemli kıssalar anlatılmaktadır. Onların ilâhlıkta hiçbir payları yoktur ve her ihtiyaçları için Allah’dan yardım dilemek zorundadırlar.
Bunların yanısıra iki noktaya daha değinilmektedir:
1) Bütün peygamberler, zorluk ve engellerle karşı karşıya gelmek zorunda kalmışlardır, düşmanları da onların görevlerini engellemek için ellerinden geleni yapmışlardır. Fakat buna rağmen onlar Allah’tan gelen olağanüstü bir yardımla zafere ulaşmışlardır.
2) Bütün Peygamberler, Hz.Muhammed (s.a) tarafından sunulan aynı “hayat tarzı”nı (DİN) tebliğ etmişlerdir. Tek doğru hayat tarzı budur ve sapık insanlar tarafından uydurulup icad edilen tüm diğer yollar yanlıştır.
92-106. ayetlerde, Allah’ın hükmü sonunda sadece doğru yola uyanların kurtuluşa erecekleri ve o yoldan sapanların kötü bir akibetle karşılaşacakları bildirilmektedir.
107-112. ayetlerde insanlara, Allah’ın gerçeği bildirmek üzere kendilerine bir peygamber göndermesinin büyük bir lütuf olacağı ve onu rahmet olarak değil de, bir bela ve felaket olarak kabul edenlerin büyük bir aptallık içinde oldukları bildirilmektedir.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaEnbiyâ 1–4
4 ayetاِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَۚ ١ مَا يَاْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ اِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَۙ ٢ لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْۜ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰىۗ اَلَّذ۪ينَ ظَلَمُواۗ هَلْ هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۚ اَفَتَاْتُونَ السِّحْرَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ ٣ قَالَ رَبّ۪ي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۘ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٤
Mushaf
Okunuş
1İḳterabe linnâsi ḥisâbühüm vehüm fî gafletim müʿriḍûn.
2Mâ yeʾtîhim min ẕikrim mir rabbihim muḥdeŝin ille-stemeʿûhü vehüm yelʿabûn.
3Lâhiyeten ḳulûbühüm. veeserrü-nnecvâ. elleẕîne żalemû. hel hâẕâ illâ beşer miŝlüküm. efeteʾtûne-ssiḥra veentüm tübṣirûn.
4Ḳâle rabbî yaʿlemü-lḳavle fi-ssemâi velʾarḍ. vehüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Ayet 1–4
Hesap Günü her gün biraz daha yaklaşmasına rağmen insanların çoğu bunu umursamıyor. Böyleleri ne zaman Rablerinden gelen âyetlerle uyarılıp yaratılışlarının sebebi olan hayat nizamı ile yaşamaya davet edilseler, alay edip yüz çeviriyorlar. Akılları hep geçici hazlar, eğlenceler, boş ve anlamsız işlerle meşgul. Bununla beraber bu nankörler, bir de kalkmış kendi aralarında şöyle fısıldaşıyorlar: “Bu peygamber olduğunu söyleyen adam da, bizim gibi ölümlü bir insan, şimdi göz göre göre bizden farkı olmayan bu adamın söylediklerinin büyüsüne kapılıp da, bunca yıllık hayat tarzımızı terk mi edeceğiz?”
Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Benim Rabbim gökte ve yerde, gizliden ve açıktan söylediklerinizi işitir, ne amaçla söylediğinizi de bilir.”
Enbiyâ 5–6
2 ayetبَلْ قَالُٓوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ بَلِ افْتَرٰيهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌۚ فَلْيَاْتِنَا بِاٰيَةٍ كَمَٓا اُرْسِلَ الْاَوَّلُونَ ٥ مَٓا اٰمَنَتْ قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَاۚ اَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ ٦
Mushaf
Okunuş
5Bel ḳâlû aḍgâŝü aḥlâmim beli-fterâhü bel hüve şâʿir. felyeʾtinâ biâyetin kemâ ürsile-lʾevvelûn.
6Mâ âmenet ḳablehüm min ḳaryetin ehleknâhâ. efehüm yüʾminûn.
Ayet 5–6
Şirk ve küfür nizamının savunucuları bu söyledikleri ile de yetinmeyip, “Muhammed’in Kur’an adına söyledikleri onun karışık rüyalarından ibaret sözlerdir yahut hayallerinin ürünü kendi uydurmalarıdır. Bu uydurduklarını da Allah’a isnat ederek bizlere anlatıyor. Böyle etkileyici sözlerle şairliğe hevesleniyor. Şayet gerçekten Peygamberse önceki toplumlara gönderilen peygamberler gibi, bize mucizeler göstermesi gerekmez mi?” diyorlar.
Hâlbuki geçmiş toplumlar kendilerine mucizeler gösterildiği halde Allah’ın davetine iman etmedikleri için helak edildiler. Şimdi bunlar mı iman edecek!?
Enbiyâ 7–9
3 ayetوَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ٧ وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا لَا يَاْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِد۪ينَ ٨ ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَاَنْجَيْنَاهُمْ وَمَنْ نَشَٓاءُ وَاَهْلَكْنَا الْمُسْرِف۪ينَ ٩
Mushaf
Okunuş
7Vemâ erselnâ ḳableke illâ ricâlen nûḥî ileyhim fesʾelû ehle-ẕẕikri in küntüm lâ taʿlemûn.
8Vemâ ceʿalnâhüm cesedel lâ yeʾkülûne-ṭṭaʿâme vemâ kânû ḫâlidîn.
9Ŝümme ṣadaḳnâhümü-lvaʿde feenceynâhüm vemen neşâü veehlekne-lmüsrifîn.
Ayet 7–9
Ey Peygamber! Biz bundan önceki toplumlara da, tıpkı senin gibi ölümlü kimseleri peygamber olarak gönderdik. Onlara de ki: “Eğer bunun böyle olduğunu bilmiyor da öğrenmek istiyorsanız, kitap ehlinden gerçeği bilenlere sorun.” O peygamberler de melek değil, hepsi ölümlü birer insandı.
Biz o peygamberler ve onlarla birlikte olan mü’minlere de verdiğimiz sözümüzü yerine getirip helak olmaktan kurtardık, ölçüsüzce davranıp müşrik ve kâfirlikte direnenleri ise azabımızla helak ettik.
Enbiyâ 10
1 ayetلَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ كِتَابًا ف۪يهِ ذِكْرُكُمْۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟ ١٠
Mushaf
Okunuş
10Leḳad enzelnâ ileyküm kitâben fîhi ẕikruküm. efelâ taʿḳilûn.
Ayet 10
Ey insanlar! Gerçek şu ki Biz, size içindeki davete uymanız halinde, şeref ve güç kazandıracak ilahi bir kitap gönderdik. Hâlâ aklınızı kullanıp, düşünüp de davet olunduğunuza uymayacak mısınız?
Enbiyâ 11–15
5 ayetوَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَاَنْشَاْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا اٰخَر۪ينَ ١١ فَلَمَّٓا اَحَسُّوا بَاْسَنَٓا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَۜ ١٢ لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُٓوا اِلٰى مَٓا اُتْرِفْتُمْ ف۪يهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْـَٔلُونَ ١٣ قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ١٤ فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوٰيهُمْ حَتّٰى جَعَلْنَاهُمْ حَص۪يدًا خَامِد۪ينَ ١٥
Mushaf
Okunuş
11Vekem ḳaṣamnâ min ḳaryetin kânet żâlimetev veenşeʾnâ baʿdehâ ḳavmen âḫarîn.
12Felemmâ eḥassû beʾsenâ iẕâ hüm minhâ yerküḍûn.
13Lâ terküḍû verciʿû ilâ mâ ütriftüm fîhi vemesâkiniküm leʿalleküm tüsʾelûn.
14Ḳâlû yâ veylenâ innâ künnâ żâlimîn.
15Femâ zâlet tilke daʿvâhüm ḥattâ ceʿalnâhüm ḥaṣîden ḫâmidîn.
Ayet 11–15
Yaratıp bunca nimetlerle donatmamıza rağmen, davet ettiğimiz hayat nizamına sırtını dönüp nankörlük eden birçok toplumu hak ettikleri azabımızla kırıp geçirdik, yerlerine başka toplulukları getirdik.
Helak olmayı hak eden o toplumlar azabımızla karşılaşınca kaçıp kurtulmaya çalıştılar, o zaman onlara şöyle seslenildi: “Haydi bakalım elinizden geliyorsa o şımarık, kibirli, azgın hayatınıza geri dönün de görelim, ama artık bu imkânsız olduğu gibi âhirette de çok şiddetli bir azap ile karşılaşacaksınız.”
Dünyada hak ettikleri azapla karşılaşanlar, “Eyvah, yazıklar olsun bize, hakikati inkâr etmekle hem kendimize hem de başkalarına zulmetmişiz.” diyerek feryat ettiler. Fakat onların bu pişmanlıkları âdeta biçilmiş, yakılıp, kül olmuş ekin tarlasına çevrilmelerine engel olmadı.
İlgili ayetler
14A’raf 5Mü’minûn 99Mü’minûn 108Zümer 58Şûrâ 44Kalem 17Kalem 33
Enbiyâ 16–18
3 ayetوَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ ١٦ لَوْ اَرَدْنَٓا اَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّاۗ اِنْ كُنَّا فَاعِل۪ينَ ١٧ بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌۜ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ ١٨
Mushaf
Okunuş
16Vemâ ḫalaḳne-ssemâe velʾarḍa vemâ beynehümâ lâʿibîn.
17Lev eradnâ en netteḫiẕe lehvel letteḫaẕnâhü mil ledünnâ. in künnâ fâʿilîn.
18Bel naḳẕifü bilḥaḳḳi ʿale-lbâṭili feyedmeguhû feiẕâ hüve zâhiḳ. velekümü-lveylü mimmâ teṣifûn.
Ayet 16–18
Ey insanlar! İyi bilin ki Biz gökleri, yeri ve bu ikisinin arasındakileri boş yere, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Şayet öyle bir amacımız olsaydı, bunun için ne sizi ne de sizin için yarattıklarımızı yaratır, bunu kendi katımızdan edinirdik. (Sizi yaşayış biçiminizle sınamak ve hak ettiğiniz karşılıklarını vermek amacı ile yarattık.)
Biz, peygamberler ve kitaplarla gönderdiğimiz hakikati (hayat nizamını) bâtılın başına balyoz gibi indirip, onu darmadağın ederiz. Ey müşrikler! Allah’ın Peygamberine ve kitabına yakıştırdıklarınızdan dolayı yazıklar olsun size.
İlgili ayetler
Enbiyâ 19–21
3 ayetوَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِه۪ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَۚ ١٩ يُسَبِّحُونَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ ٢٠ اَمِ اتَّخَذُٓوا اٰلِهَةً مِنَ الْاَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ ٢١
Mushaf
Okunuş
19Velehû men fi-ssemâvâti velʾarḍ. vemen ʿindehû lâ yestekbirûne ʿan ʿibâdetihî velâ yestaḥsirûn.
20Yüsebbiḥûne-lleyle vennehâra lâ yeftürûn.
21Emi-tteḫaẕû âlihetem mine-lʾarḍi hüm yünşirûn.
Ayet 19–21
Göklerde ve yerde olanların yaratıcısı ve sahibi Allah’tır, müşrik ve kâfir insan dışında, yarattıklarının hepsi Allah’a teslim olup kulluk eder ve asla kibirlenmez, nankörlük etmez ve itaat etmekten usanmazlar. Gece gündüz yaratılışlarının sebebinden sapmadan ve durmadan görevlerini yerine getirmenin gayreti içinde olurlar.
Gerçek bu iken müşrikler hâlâ hayatta olmayan, atalarının taştan topraktan yaptıkları heykellerine kutsallık izafe edip, onları ilah kabul etmeye devam ediyorlar, sanki ölüleri onlar diriltip de hesap soracakmış gibi.
Enbiyâ 22–23
2 ayetلَوْ كَانَ ف۪يهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَاۚ فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ ٢٢ لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ ٢٣
Mushaf
Okunuş
22Lev kâne fîhimâ âlihetün ille-llâhü lefesedetâ. fesübḥâne-llâhi rabbi-lʿarşi ʿammâ yeṣifûn.
23Lâ yüsʾelü ʿammâ yefʿalü vehüm yüsʾelûn.
Ayet 22–23
Şayet göklerde ve yerde Allah’tan başka ilahlar olsaydı, göklerin ve yerin düzeni bozulur, kargaşa içinde yıkılır giderdi. Göklerin ve yerin Rabbi yalnızca Allah’tır. Yarattıkları üzerinde hüküm koyma ve hükümdarlık yetkisi de yalnızca O’na aittir, gerçek ve tek ilah O’dur. Allah müşriklerin yakıştırmalarından münezzeh ve yücedir.
Allah yaptıklarından ve yapacaklarından sorgulanamaz, O’nun dışındakiler ise Allah tarafından sorgulanacaktır.
İlgili ayetler
Enbiyâ 24
1 ayetاَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْۚ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْل۪يۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ ٢٤
Mushaf
Okunuş
24Emi-tteḫaẕû min dûnihî âliheh. ḳul hâtû bürhâneküm. hâẕâ ẕikru mem meʿiye veẕikru men ḳablî. bel ekŝeruhüm lâ yaʿlemûne-lḥaḳḳa fehüm müʿriḍûn.
Ayet 24
İnsanların çoğu Allah’la birlikte başka ilahlar edinmekte ısrarla direniyorlar. Sen onlara de ki: “Bu iddianızı ispat edecek bir tek delil getirin de görelim. Bana indirilen ile benden önceki peygamberlere indirilen kitapları da kapsayan Kur’an’a iman edenler, insanları yaratılış sebepleri olan tevhid inancı ile yaşamaya davet ederler.” Fakat müşrikler bu gerçeği kabule yanaşmaz, Allah’a iman etmekten yüz çevirirler.
İlgili ayetler
Enbiyâ 25
1 ayetوَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوح۪ٓي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ ٢٥
Mushaf
Okunuş
25Vemâ erselnâ min ḳablike mir rasûlin illâ nûḥî ileyhi ennehû lâ ilâhe illâ ene faʿbüdûn.
Ayet 25
Ey Peygamber! Biz senden önce gönderdiğimiz peygamberlere de, Benden başka gerçek ilah olmadığını ve ancak Bana iman ederek kulluk edilebileceğini vahyettik.
Enbiyâ 26–30
5 ayetوَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَدًا سُبْحَانَهُۜ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَۙ ٢٦ لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ ٢٧ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَۙ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضٰى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِه۪ مُشْفِقُونَ ٢٨ وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ اِنّ۪ٓي اِلٰهٌ مِنْ دُونِه۪ فَذٰلِكَ نَجْز۪يهِ جَهَنَّمَۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ۟ ٢٩ اَوَلَمْ يَرَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَاۜ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّۜ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ ٣٠
Mushaf
Okunuş
26Veḳâlü-tteḫaẕe-rraḥmânü veleden sübḥâneh. bel ʿibâdüm mükramûn.
27Lâ yesbiḳûnehû bilḳavli vehüm biemrihî yaʿmelûn.
28Yaʿlemü mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehüm velâ yeşfeʿûne illâ limeni-rteḍâ vehüm min ḫaşyetihî müşfiḳûn.
29Vemey yeḳul minhüm innî ilâhüm min dûnihî feẕâlike neczîhi cehennem. keẕâlike neczi-żżâlimîn.
30Evelem yera-lleẕîne keferû enne-ssemâvâti velʾarḍa kânetâ ratḳan fefetaḳnâhümâ. veceʿalnâ mine-lmâi külle şeyʾin ḥayy. efelâ yüʾminûn.
Ayet 26–30
Müşriklerin bir kısmı “Allah evlat edindi” dediler. Hâşâ, Allah onların yakıştırmalarından münezzehtir, aksine Allah’ın çocukları dedikleri melekler de O’nun yarattığı şerefli, seçkin, emirlerine ittiba eden kullarıdır.
Onlar Allah’ın razı olduğu kimselerden başkasına yardım etmez, O’nun razı olmadığı şeyleri de asla söylemez ve yapmazlar. O’na saygısızlık yapmak endişesiyle titrerler.
Şayet onlardan herhangi biri, “Allah’la birlikte ben de ilahım.” demeye kalksaydı onu da cehennemle cezalandırırdık. Biz haddini aşıp Allah’la birlikte ilahlık iddiasında olanları azap üstüne azapla cezalandırırız.
Bunlar gökleri ve yeri bir bütün olarak yaratıp, sonra da onu ikiye ayırıp bütün canlıları sudan yarattığımız gerçeğine de inanmazlar.
Enbiyâ 31–32
2 ayetوَجَعَلْنَا فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا ف۪يهَا فِجَاجًا سُبُلًا لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٣١ وَجَعَلْنَا السَّمَٓاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًاۚ وَهُمْ عَنْ اٰيَاتِهَا مُعْرِضُونَ ٣٢
Mushaf
Okunuş
31Veceʿalnâ fi-lʾarḍi ravâsiye en temîde bihim veceʿalnâ fîhâ ficâcen sübülel leʿallehüm yehtedûn.
32Veceʿalne-ssemâe saḳfem maḥfûżâ. vehüm ʿan âyâtihâ müʿriḍûn.
Ayet 31–32
Yeryüzündekileri sarsmasın diye oraya sağlam dağlar yerleştirdik ve aralarında gidilecek yerlere kolay ulaşılsın diye de vadiler, yollar yarattık.
Gökyüzünü çökme ihtimali olmayan güvenli bir tavan yaptık. Müşrikler yaratmış olduğumuz bu mükemmel varlıkları görmelerine, kurduğumuz nizam ile işleyişlerine şahit olmalarına rağmen, Allah’ın insanları davet ettiği hayat nizamı ile yaşamaktan inatla yüz çeviriyorlar.
Enbiyâ 33
1 ayetوَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ ف۪ي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ ٣٣
Mushaf
Enbiyâ 34
1 ayetوَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَۜ اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ ٣٤
Mushaf
Okunuş
34Vemâ ceʿalnâ libeşerim min ḳablike-lḫuld. efeim mitte fehümü-lḫâlidûn.
Ayet 34
Ey Peygamber! Biz senden önce de hiç kimseye ölümsüzlük vermedik, sanki sen öleceksin de inkârcılar dünyada ebediyen hayatta mı kalacaklar?
İlgili ayetler
34Âl-i İmran 144Âl-i İmran 185Nisâ 78A’raf 25Enbiyâ 35Zümer 30
Enbiyâ 35
1 ayetكُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةًۜ وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ ٣٥
Mushaf
Okunuş
35Küllü nefsin ẕâiḳatü-lmevt. veneblûküm bişşerri velḫayri fitneh. veileynâ türceʿûn.
Ayet 35
Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi hayır ve şer karşısındaki tutumunuzla sınıyoruz. Sonunda hepiniz Allah’ın huzurunda toplanıp bu tutumunuzdan hesaba çekileceksiniz.
Enbiyâ 36–39
4 ayetوَاِذَا رَاٰكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ يَتَّخِذُونَكَ اِلَّا هُزُوًاۜ اَهٰذَا الَّذ۪ي يَذْكُرُ اٰلِهَتَكُمْۚ وَهُمْ بِذِكْرِ الرَّحْمٰنِ هُمْ كَافِرُونَ ٣٦ خُلِقَ الْاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍۜ سَاُر۪يكُمْ اٰيَات۪ي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ ٣٧ وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٣٨ لَوْ يَعْلَمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ح۪ينَ لَا يَكُفُّونَ عَنْ وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلَا عَنْ ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ ٣٩
Mushaf
Okunuş
36Veiẕâ raâke-lleẕîne keferû iy yetteḫiẕûneke illâ hüzüvâ. ehâẕe-lleẕî yeẕküru âliheteküm. vehüm biẕikri-rraḥmâni hüm kâfirûn.
37Ḫuliḳa-lʾinsânü min ʿacel. seürîküm âyâtî felâ testaʿcilûn.
38Veyeḳûlûne metâ hâẕe-lvaʿdü in küntüm ṣâdiḳîn.
39Lev yaʿlemü-lleẕîne keferû ḥîne lâ yeküffûne ʿav vucûhihimü-nnâra velâ ʿan żuhûrihim velâ hüm yünṣarûn.
Ayet 36–39
Kur’an ile yaptığın davete şiddetle karşı çıkanlar seni ne zaman görseler, “İlahlarımızı diline dolayıp, onları yok etmeye çalışan işte bu adamdır!” diyerek alay etmeye çalışırlar.
Böylelerine Rahman olan Allah’ın davetinden bahsedilince de konuyu hemen örtbas etmeye çalışır, umursamazlar. Bunlar çok da acelecidirler, mü’minlere, “Şu bahsettiğiniz Kıyamet ne zaman kopup da azap gelecekmiş, haydi artık gelse ya.” diyorlar. Hâlbuki cehennemde yüzlerini ve tümüyle vücutlarını kavuracak olan ateşe engel olamayacaklarını ve hiç kimsenin de kendilerine yardım edemeyeceğini anlamış olsalardı böyle konuşmazlardı.
İlgili ayetler
Enbiyâ 40
1 ayetبَلْ تَاْت۪يهِمْ بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40Bel teʾtîhim bagteten fetebhetühüm felâ yesteṭîʿûne raddehâ velâ hüm yünżarûn.
Ayet 40
İşte o Kıyamet ansızın gelecek, böyle konuşup duranları da şaşkına çevirecek. Onu ne geri çevirmeye ne de engellemeye hiç kimsenin gücü yeter ve hiç kimseye artık pişmanlığı, tevbesi de fayda vermez.
İlgili ayetler
Enbiyâ 41–44
4 ayetوَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٤١ قُلْ مَنْ يَكْلَؤُ۬كُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمٰنِۜ بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ ٤٢ اَمْ لَهُمْ اٰلِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَاۜ لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَ اَنْفُسِهِمْ وَلَا هُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ ٤٣ بَلْ مَتَّعْنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى طَالَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُۜ اَفَلَا يَرَوْنَ اَنَّا نَاْتِي الْاَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ اَطْرَافِهَاۜ اَفَهُمُ الْغَالِبُونَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
41Veleḳadi-stühzie birusülim min ḳablike feḥâḳa billeẕîne seḫirû minhüm mâ kânû bihî yestehziûn.
42Ḳul mey yekleüküm billeyli vennehâri mine-rraḥmân. bel hüm ʿan ẕikri rabbihim müʿriḍûn.
43Em lehüm âlihetün temneʿuhüm min dûninâ. lâ yesteṭîʿûne naṣra enfüsihim velâ hüm minnâ yuṣḥabûn.
44Bel mettaʿnâ hâülâi veâbâehüm ḥattâ ṭâle ʿaleyhimü-lʿumür. efelâ yeravne ennâ neʾti-lʾarḍa nenḳuṣuhâ min aṭrâfihâ. efehümü-lgâlibûn.
Ayet 41–44
Ey Peygamber! Yalnız seninle değil, senden önce gönderdiğimiz elçilerimizle de alay edilip, davetlerinden yüz çevrilmişti, vakti gelince de Allah’ın azabı onları yakalayıp perişan etti.
Sen o şirkinde ve küfründe inat edenlere de ki: “Allah’ın gece veya gündüz, ansızın gelecek olan azabından sizi kim koruyabilir?” Fakat bütün bu hatırlatma ve uyarılara rağmen, yine de onlar Allah’ın daveti hayat tarzı ile yaşamayı kabul etmezler. Yoksa onlar ilah edindikleri kimselerin, kendilerini azabımızdan koruyup, kurtaracaklarını mı sanıyorlar? Oysa ilah edindikleri kimseler kendilerini bile kurtaramazlar ve O Gün hiç kimsenin kimseye faydası yoktur.
Hâlbuki Biz bu müşrikleri, kâfirleri ve onların atalarını, yarattığımız bunca nimetlerden yararlandırdık. Fakat dünya hayatlarını geçici ve basit zevklerle tükettiler. Şimdi de bunlar kendilerine verdiğimiz sürenin gittikçe azaldığını, sona doğru yaklaştığını görüp de hiç düşünmüyorlar mı?
Gerçek bu kadar açık önlerinde dururken Allah’ın davetine karşı nankörlük ederek kibirlenip O’ndan yüz çevirmek olacak şey mi, hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?
İlgili ayetler
41Hûd 11Hûd 12Hûd 38Mü’minûn 24Mü’minûn 25Furkan 7Furkan 8Furkan 41Zuhruf 51Zuhruf 52Zâriyât 38Zâriyât 52
Enbiyâ 45–46
2 ayetقُلْ اِنَّمَٓا اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِۘ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَٓاءَ اِذَا مَا يُنْذَرُونَ ٤٥ وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٤٦
Mushaf
Okunuş
45Ḳul innemâ ünẕiruküm bilvaḥy. velâ yesmeʿu-ṣṣummü-ddüʿâe iẕâ mâ yünẕerûn.
46Veleim messethüm nefḥatüm min ʿaẕâbi rabbike leyeḳûlünne yâ veylenâ innâ künnâ żâlimîn.
Ayet 45–46
Ey Peygamber! De ki: “Ben, hayatınızı Allah’ın vahyettiği âyetleri ile yaşamaya çağırıyorum.”
Bu çağrıyı duymamak için kulağını tıkayanlara ne kadar seslenilse de duymamakta ısrar ederler. Fakat onlara Rabbinin azabı birazcık dokunsa o zaman da hemen, “Yazıklar olsun bize, Rabbimizin davetine ilgisiz kalıp, sağır ve dilsiz gibi davranmakla kendimize zulmetmişiz, doğrusu biz zalimlermişiz.” derler.
Enbiyâ 47
1 ayetوَنَضَعُ الْمَوَاز۪ينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔاۜ وَاِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ اَتَيْنَا بِهَاۜ وَكَفٰى بِنَا حَاسِب۪ينَ ٤٧
Mushaf
Okunuş
47Veneḍaʿu-lmevâzîne-lḳiṣṭa liyevmi-lḳiyâmeti felâ tużlemü nefsün şeyʾâ. vein kâne miŝḳâle ḥabbetim min ḫardelin eteynâ bihâ. vekefâ binâ ḥâsibîn.
Ayet 47
Biz Kıyamet’ten sonra Hesap Günü, öyle hassas teraziler kuracağız ki, hiç kimse zerre kadar haksızlığa uğramayacak, bir hardal tanesi kadar bile olsa doğru ya da yanlışının karşılığı kendisine verilecektir. Allah’ın adaleti hakkın, hukukun mutlak tezahürüdür.
İlgili ayetler
47Bakara 272Bakara 281Âl-i İmran 185Nisâ 40A’raf 8A’raf 9Kehf 49
Enbiyâ 48–49
2 ayetوَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسٰى وَهٰرُونَ الْفُرْقَانَ وَضِيَٓاءً وَذِكْرًا لِلْمُتَّق۪ينَۙ ٤٨ اَلَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ ٤٩
Mushaf
Okunuş
48Veleḳad âteynâ mûsâ vehârûne-lfürḳâne veḍiyâev veẕikral lilmütteḳîn.
49Elleẕîne yaḫşevne rabbehüm bilgaybi vehüm mine-ssâʿati müşfiḳûn.
Ayet 48–49
Biz Musa ile Harun’a da doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edip, adaleti tesis eden aydınlık kaynağı olan kitabı vermiştik. Ona da Allah’a karşı sorumluluk bilinci duyanlar uydular. Böyleleri tasavvurlarının ötesinde ve üstünde olan göremedikleri Rablerine iman eder, yürekten saygı duyup hesap verme endişesi taşırlar.
Enbiyâ 50
1 ayetوَهٰذَا ذِكْرٌ مُبَارَكٌ اَنْزَلْنَاهُۜ اَفَاَنْتُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ۟ ٥٠
Mushaf
Okunuş
50Vehâẕâ ẕikrum mübârakün enzelnâh. efeentüm lehû münkirûn.
Ayet 50
İşte bu Kur’an da önceki peygamberlere indirdiğimiz gibi, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderilmiştir. Buna rağmen insanların çoğu yüz çevirirler.
Enbiyâ 51–70
20 ayetوَلَقَدْ اٰتَيْنَٓا اِبْرٰه۪يمَ رُشْدَهُ مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا بِه۪ عَالِم۪ينَۚ ٥١ اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا هٰذِهِ التَّمَاث۪يلُ الَّت۪ٓي اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ ٥٢ قَالُوا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا لَهَا عَابِد۪ينَ ٥٣ قَالَ لَقَدْ كُنْتُمْ اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٥٤ قَالُٓوا اَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ اَمْ اَنْتَ مِنَ اللَّاعِب۪ينَ ٥٥ قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الَّذ۪ي فَطَرَهُنَّۘ وَاَنَا۬ عَلٰى ذٰلِكُمْ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ ٥٦ وَتَاللّٰهِ لَاَك۪يدَنَّ اَصْنَامَكُمْ بَعْدَ اَنْ تُوَلُّوا مُدْبِر۪ينَ ٥٧ فَجَعَلَهُمْ جُذَاذًا اِلَّا كَب۪يرًا لَهُمْ لَعَلَّهُمْ اِلَيْهِ يَرْجِعُونَ ٥٨ قَالُوا مَنْ فَعَلَ هٰذَا بِاٰلِهَتِنَٓا اِنَّهُ لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ ٥٩ قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُٓ اِبْرٰه۪يمُۜ ٦٠ قَالُوا فَاْتُوا بِه۪ عَلٰٓى اَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ ٦١ قَالُٓوا ءَاَنْتَ فَعَلْتَ هٰذَا بِاٰلِهَتِنَا يَٓا اِبْرٰه۪يمُۜ ٦٢ قَالَ بَلْ فَعَلَهُۗ كَب۪يرُهُمْ هٰذَا فَسْـَٔلُوهُمْ اِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ ٦٣ فَرَجَعُٓوا اِلٰٓى اَنْفُسِهِمْ فَقَالُٓوا اِنَّكُمْ اَنْتُمُ الظَّالِمُونَۙ ٦٤ ثُمَّ نُكِسُوا عَلٰى رُؤُ۫سِهِمْۚ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يَنْطِقُونَ ٦٥ قَالَ اَفَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُكُمْ شَيْـًٔا وَلَا يَضُرُّكُمْۜ ٦٦ اُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ٦٧ قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانْصُرُٓوا اٰلِهَتَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَ ٦٨ قُلْنَا يَا نَارُ كُون۪ي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَۙ ٦٩ وَاَرَادُوا بِه۪ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَخْسَر۪ينَۚ ٧٠
Mushaf
Okunuş
51Veleḳad âteynâ ibrâhîme ruşdehû min ḳablü vekünnâ bihî ʿâlimîn.
52İẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâ hâẕihi-ttemâŝîlü-lletî entüm lehâ ʿâkifûn.
53Ḳâlû vecednâ âbâenâ lehâ ʿâbidîn.
54Ḳâle leḳad küntüm entüm veâbâüküm fî ḍalâlim mübîn.
55Ḳâlû eciʾtenâ bilḥaḳḳi em ente mine-llâʿibîn.
56Ḳâle ber rabbüküm rabbü-ssemâvâti velʾarḍi-lleẕî feṭarahünn. veenâ ʿalâ ẕâliküm mine-şşâhidîn.
57Vetellâhi leekîdenne aṣnâmeküm baʿde en tüvellû müdbirîn.
58Feceʿalehüm cüŝeŝen illâ kebîral lehüm leʿallehüm ileyhi yerciʿûn.
59Ḳâlû men feʿale hâẕâ biâlihetinâ innehû lemine-żżâlimîn.
60Ḳâlû semiʿnâ fetey yeẕküruhüm yüḳâlü lehû ibrâhîm.
61Ḳâlû feʾtû bihî ʿalâ aʿyüni-nnâsi leʿallehüm yeşhedûn.
62Ḳâlû eente feʿalte hâẕâ biâlihetinâ yâ ibrâhîm.
63Ḳâle bel feʿaleh. kebîruhüm hâẕâ fesʾelûhüm in kânû yenṭiḳûn.
64Feraceʿû ilâ enfüsihim feḳâlû inneküm entümu-żżâlimûn.
65Ŝümme nükisû ʿalâ ruûsihim. leḳad ʿalimte mâ hâülâi yenṭiḳûn.
66Ḳâle efetaʿbüdûne min dûni-llâhi mâ lâ yenfeʿuküm şeyʾev velâ yeḍurruküm.
67Üffil leküm velimâ taʿbüdûne min dûni-llâh. efelâ taʿḳilûn.
68Ḳâlû ḥarriḳûhü venṣurû âliheteküm in küntüm fâʿilîn.
69Ḳulnâ yâ nâru kûnî berdev veselâmen ʿalâ ibrâhîm.
70Veerâdû bihî keyden feceʿalnâhümü-lʾaḫserîn.
Ayet 51–70
Biz Musa’dan önce İbrahim’e de izlemesi gereken doğru yolu bildirmiştik. Çünkü Biz onun da buna istekli ve layık olduğunu biliyorduk.
İbrahim babasına ve kavmine şöyle demişti: “Heykellerini yapıp, önünde saygı ile eğilip, yardımlarını talep edip, izlerini takip ettiğiniz, dünyadan da göçüp gitmiş kimseleri ve gökteki nesneleri ilah edinmeniz size hiç yakışıyor mu?”
Onlar da İbrahim’e şöyle cevap verdiler: “Biz atalarımızdan böyle gördük, atalarımızın hayat tarzı olan bu inancı devam ettirmeye de kararlıyız.”
Bunun üzerine İbrahim onlara: “Gerçek şu ki geçmişte atalarınızın yaptıkları, bugün de sizin yapmakta olduklarınız apaçık birer hurafe, değersiz, anlamsız, sapıklık ve Allah’a şirk koşmaktır.” dedi.
Müşrik kavim bunu duyar duymaz İbrahim’e, “Sen bizimle alay mı ediyorsun, yoksa bu söylediklerinde ciddi misin?” deyince İbrahim dönüp onlara şöyle dedi: “Hayır, asla alay etmiyorum. Ben gökleri, yeri ve arasında olanları yaratan Allah’ın, sizin gerçek Rabbiniz ve ilahınız olduğunu biliyor, buna iman ediyor, sizleri de bu gerçeğe iman etmeye çağırıyorum.”
Sonra da içinden kendi kendine: “Yemin olsun ki siz dönüp gittikten sonra ben sizin bu ilah edindiğiniz putlarınızın aslında birer hiç olduklarını, hiçbir işe yaramadıklarını ispat edeceğim.” dedi.
Onlar İbrahim’in yanından uzaklaşınca, İbrahim putların bulunduğu ibadethaneye girerek en büyük ilah kabul edilen puta olup bitenleri ondan sorsunlar, cevap veremediğini görüp anlasınlar diye dokunmadı.
Bir süre sonra durumu fark eden halk: “İlahlarımıza hangi zalim bunu yapmış?” diye feryat etmeye başladı. Bu arada içlerinden bazıları, İbrahim adındaki bir gencin ilahları ile ilgili ileri geri konuştuğunu, onlara dil uzatıp durduğunu söylediler.
Bunun üzerine İbrahim’i yakalayıp şahitler huzurunda söylediklerini tekrar ettirip, putları kendisinin kırdığını itiraf ettirerek, cezalandırılması gerektiğine karar verip harekete geçtiler. İbrahim’i halkın huzuruna getirerek: “Söyle bakalım ilahlarımızın heykelleri olan putlarımızı sen mi parçalayıp bu hale getirdin?” dediler. İbrahim de onlara, “Bunu belki şu en büyükleri yapmıştır. En iyisi siz ona sorun, tabii konuşabiliyorsa size cevap verecektir.” dedi.
İbrahim’i dinleyenler biraz düşünüp sonra kendi kendilerine, “Bu cansız ve aciz, kendilerine bile faydası olmayan yaratıkları ilah edinip de yardımlarını ummak, her şeyi yaratıp yaşatan Allah’a nankörlük etmektir. Doğrusu biz böyle inanıp yaşamakla kendimize yazık etmişiz, İbrahim’in söyledikleri doğru.” dediler.
Bu gerçeği görüp, anlamalarına rağmen çok geçmeden tekrar o eski çarpık, sahte, sapık inançlarına döndüler ve İbrahim’e: “Ey İbrahim! Sen de biliyorsun ki onlar konuşmazlar ama yine de bizim ilahlarımızdır.” deyince İbrahim onlara: “Yazıklar olsun size ve Allah’la birlikte ilah edindiklerinize, neden gerçek apaçık ortada dururken size hiçbir faydası olmayan bu şeylere ilahlık yakıştırıyorsunuz, siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?” dedi.
İbrahim’den bunu duyanlar: “Şunu ateşe atalım da bir daha ilahlarımız hakkında ileri geri konuşmasın, böylece inancımıza ve nizamımıza sahip çıktığımızı herkese gösterelim.” dediler.
Bunun üzerine Biz de: “Ey ateş İbrahim’e karşı serin ol, ona zarar verme.” diye emrettik. Böylece müşriklerin İbrahim’i ortadan kaldırma planlarını boşa çıkarıp, onları hüsrana uğrattık.
Enbiyâ 71–73
3 ayetوَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا اِلَى الْاَرْضِ الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَا لِلْعَالَم۪ينَ ٧١ وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَۜ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةًۜ وَكُلًّا جَعَلْنَا صَالِح۪ينَ ٧٢ وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَاِقَامَ الصَّلٰوةِ وَا۪يتَٓاءَ الزَّكٰوةِۚ وَكَانُوا لَنَا عَابِد۪ينَۙ ٧٣
Mushaf
Okunuş
71Venecceynâhü velûṭan ile-lʾarḍi-lletî bâraknâ fîhâ lilʿâlemîn.
72Vevehebnâ lehû isḥâḳ. veyaʿḳûbe nâfileten. veküllen ceʿalnâ ṣâliḥîn.
73Veceʿalnâhüm eimmetey yehdûne biemrinâ veevḥaynâ ileyhim fiʿle-lḫayrâti veiḳâme-ṣṣalâti veîtâe-zzekâh. vekânû lenâ ʿâbidîn.
Ayet 71–73
Biz İbrahim’i ve Lût’u kâfirlerin elinden kurtarıp bereketli kıldığımız topraklara yerleştirdik. İbrahim’e ayrıca İshak ve torunu Yakub’u bahşettik. Onların faziletli, erdemli kimseler olmaları hususundaki arzularını destekleyip güçlendirdik ve insanları doğruya (yaratılışlarının sebebi olan yola) davet eden önderler kıldık. Şüphesiz onlar da insanları namaz kılmaya, arınmak ve yücelmek için Allah yolunda verilmesi gerekeni vermeye teşvik ederlerdi.
İlgili ayetler
Enbiyâ 74–75
2 ayetوَلُوطًا اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّت۪ي كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَٓائِثَۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِق۪ينَۙ ٧٤ وَاَدْخَلْنَاهُ ف۪ي رَحْمَتِنَاۜ اِنَّهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ۟ ٧٥
Mushaf
Okunuş
74Velûṭan âteynâhü ḥukmev veʿilmev venecceynâhü mine-lḳaryeti-lletî kânet taʿmelü-lḫabâiŝ. innehüm kânû ḳavme sevʾin fâsiḳîn.
75Veedḫalnâhü fî raḥmetinâ. innehû mine-ṣṣâliḥîn.
Ayet 74–75
Biz Lût’a da bilgi ve hükümler içeren âyetler vahyedip, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme, isabetli karar verme yeteneğini güçlendirdik ve onu iğrenç işler yapan halkın içinden kurtardık. Çünkü onlar iğrenç bir bataklığa saplanmış, sınır tanımayan çirkefleşmiş bir toplumdu.
Böylece Lût’u şefkat ve merhametimizle selamete kavuşturduk, zira o da erdemli ve faziletli kullarımızdandı.
İlgili ayetler
Enbiyâ 76–77
2 ayetوَنُوحًا اِذْ نَادٰى مِنْ قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ ٧٦ وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَ ٧٧
Mushaf
Okunuş
76Venûḥan iẕ nâdâ min ḳablü festecebnâ lehû fenecceynâhü veehlehû mine-lkerbi-lʿażîm.
77Veneṣarnâhü mine-lḳavmi-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. innehüm kânû ḳavme sevʾin feagraḳnâhüm ecmeʿîn.
Ayet 76–77
İbrahim ile Lût’tan çok daha önce, Nûh da Allah’ın davetine karşı çıkan kavminin zulmünden kendisini ve iman edenleri kurtarması, müşrik kavmini de helak etmesi için Rabbine dua edip yardım dilemişti.
Biz de Nûh’un duasını kabul edip, onunla birlikte iman edenleri o büyük felaketten kurtarmış, müşrik ve kâfirleri de suda boğmuştuk.
İlgili ayetler
Enbiyâ 78–80
3 ayetوَدَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ اِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ اِذْ نَفَشَتْ ف۪يهِ غَنَمُ الْقَوْمِۚ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِد۪ينَۙ ٧٨ فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَۚ وَكُلًّا اٰتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًاۘ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ۫دَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَۜ وَكُنَّا فَاعِل۪ينَ ٧٩ وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَاْسِكُمْۚ فَهَلْ اَنْتُمْ شَاكِرُونَ ٨٠
Mushaf
Okunuş
78Vedâvûde vesüleymâne iẕ yaḥkümâni fi-lḥarŝi iẕ nefeşet fîhi ganemü-lḳavm. vekünnâ liḥukmihim şâhidîn.
79Fefehhemnâhâ süleymân. veküllen âteynâ ḥukmev veʿilmâ. veseḫḫarnâ meʿa dâvûde-lcibâle yüsebbiḥne veṭṭayr. vekünnâ fâʿilîn.
80Veʿallemnâhü ṣanʿate lebûsil leküm lituḥṣineküm mim beʾsiküm. fehel entüm şâkirûn.
Ayet 78–80
Ey Peygamber! Davud ile Süleyman’ı da anlat. Vaktiyle Davud ve Süleyman başıboş bir koyun sürüsünün bir tarlaya girip ekinleri tahrip etmesi sonunda, tarla sahibinin şikâyeti üzerine taraflar arasında hüküm vermişlerdi. Biz de o hükme şahit olmuştuk. Adaletin uygulanması, yasaların yorumlanması bakımından Süleyman daha derin bir anlayışa sahipti.
Davud da kendisine bahşettiğimiz ilim ve hikmet için Rabbine daima şükreden, dağlar, taşlar ve kuşlar gibi Rabbinin nizamına teslim olmuş, bu bilinçle yaşayıp başkalarını da yüce Rabbine hamd ile teslim olmaya çağıran salih bir kulumuzdu. Biz sorumluluklarını yerine getirme gayreti gösterenleri yardımımızla başarıya ulaştırırız. Ayrıca Biz Davud’a üstün bir koruma bilgisi de lütfedip zırh yapmayı öğrettik.
Şüphesiz Kur’an ile davet olunan hayat nizamı da bâtıla karşı mü’minlerin zırhı gibidir. Bu yüzden Rabbinize şükretmeniz gerekmez mi?
Enbiyâ 81–82
2 ayetوَلِسُلَيْمٰنَ الرّ۪يحَ عَاصِفَةً تَجْر۪ي بِاَمْرِه۪ٓ اِلَى الْاَرْضِ الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَاۜ وَكُنَّا بِكُلِّ شَيْءٍ عَالِم۪ينَ ٨١ وَمِنَ الشَّيَاط۪ينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذٰلِكَۚ وَكُنَّا لَهُمْ حَافِظ۪ينَۙ ٨٢
Mushaf
Okunuş
81Velisüleymâne-rrîḥa ʿâṣifeten tecrî biemrih ile-lʾarḍi-lletî bâraknâ fîhâ. vekünnâ bikülli şeyʾin ʿâlimîn.
82Vemine-şşeyâṭîni mey yegûṣûne lehû veyaʿmelûne ʿamelen dûne ẕâlik. vekünnâ lehüm ḥâfiżîn.
Ayet 81–82
Süleyman’a da güç ve iktidar bahşedip, hükümlerimizi uygulama makamına oturttuk, rüzgârla da ona yardım ettik, ülkesinin ticaret gemileri, bereketli topraklara doğru estirdiğimiz kuvvetli rüzgârlarla, gidip gelerek bol kazançlar elde ederlerdi.
Her şeyi ilmi ve kudreti ile yaratan ve dilediğini yapmaya kadir olan Biziz. Bir kısım dik başlı, küstah, şeytanın yoldaşı, aynı zamanda sanatkâr kimseleri de Süleyman’a boyun eğdirip, onun hizmetine verdik, bunlardan bir kısmı denizde dalgıçlık yapar, Süleyman için önemli ve zor işlerde çalışırken, bir taraftan da onları gözetim altında tutar zarar vermelerini önlerdik.
Enbiyâ 83–84
2 ayetوَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ ٨٣ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه۪ مِنْ ضُرٍّ وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِد۪ينَ ٨٤
Mushaf
Okunuş
83Veeyyûbe iẕ nâdâ rabbehû ennî messeniye-ḍḍurru veente erḥamü-rrâḥimîn.
84Festecebnâ lehû fekeşefnâ mâ bihî min ḍurriv veâteynâhü ehlehû vemiŝlehüm meʿahüm raḥmetem min ʿindinâ veẕikrâ lilʿâbidîn.
Ayet 83–84
Ey Peygamber! Eyyub’un ders alınacak kıssasını da anlat. Hani Eyyub, “Rabbim bu hastalık benim belimi büktü, Sen merhametlilerin en merhametlisisin, bana şifa nasip et.” diye dua edip yalvarmıştı.
Biz de onun duasını kabul edip, yakalandığı hastalıktan kurtarmış, sonra da Rabbine olan teslimiyetin ödülü olarak kendisinden uzaklaşan ailesini ve diğer yakınlarını misli ile artırarak kendisine yeniden döndürdük. Allah’a layıkıyla yönelenlerin bundan alacakları dersler vardır.
Enbiyâ 85–86
2 ayetوَاِسْمٰع۪يلَ وَاِدْر۪يسَ وَذَا الْكِفْلِۜ كُلٌّ مِنَ الصَّابِر۪ينَۚ ٨٥ وَاَدْخَلْنَاهُمْ ف۪ي رَحْمَتِنَاۜ اِنَّهُمْ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٨٦
Mushaf
Okunuş
85Veismâʿîle veidrîse veẕe-lkifl. küllüm mine-ṣṣâbirîn.
86Veedḫalnâhüm fî raḥmetinâ. innehüm mine-ṣṣâliḥîn.
Ayet 85–86
İsmail, İdris ve Zülkifl’in de kıssalarından alınacak ibretler var. Her biri insanları Allah’ın razı olacağı hayatı yaşamak ve yaşatmak uğrundaki gayretleri sırasında, uğradıkları saldırılara, sıkıntılara sabırla göğüs gerip, taviz vermeden direnmişlerdi.
Biz de bu yüzden onları şefkat, merhamet ve rahmetimizle kuşattık. Onlar erdemli, faziletli, salih kimselerdi.
Enbiyâ 87–88
2 ayetوَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ اَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ ٨٧ فَاسْتَجَبْنَا لَهُۙ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّۜ وَكَذٰلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِن۪ينَ ٨٨
Mushaf
Okunuş
87Veẕe-nnûni iẕ ẕehebe mügâḍiben feżanne el len naḳdira ʿaleyhi fenâdâ fi-żżulümâti el lâ ilâhe illâ ente sübḥânek. innî küntü mine-żżâlimîn.
88Festecebnâ lehû venecceynâhü mine-lgamm. vekeẕâlike nünci-lmüʾminîn.
Ayet 87–88
Balığın yuttuğu Yunus’un yaşadıklarını da anlat! Onun kıssasından da alınacak dersler var. Vaktiyle Yunus da kavmini ilâhî nizam ve ahlak ile yaşamaya davet etmesine rağmen, kavminin daveti kabul etmemesi üzerine öfkelenip, daha fazla sabır gösteremeden onlardan kaçıp uzaklaşmak için bindiği gemiden denize atılıp, balık tarafından yutulunca, balığın karnındaki zifiri karanlıkta, “Rabbim Senden başka ilah yok, yüce ve üstün olan yalnız Sensin. Bana verdiğin görevi yerine getirmek için gücümün ve ömrümün sonuna kadar direnmeyip, kaçarak büyük bir hata yaptım. Böylece kendine zulmeden zalimlerden oldum, beni bağışla.” diye dua etti.
O, yaptığının bedelini ödeteceğimizi düşünmeden bu yanlışı yapmıştı. Yanlışını idrak edip yürekten tevbe ederek doğruya yönelme arzusu üzerine, Biz de onu içinde bulunduğu karanlıktan, sıkıntılı durumundan kurtardık.
Yaptığı yanlışlardan tevbe edip, doğruya yönelen ve Bize güvenenleri işte böyle kurtarırız.
İlgili ayetler
Enbiyâ 89–90
2 ayetوَزَكَرِيَّٓا اِذْ نَادٰى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْن۪ي فَرْدًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْوَارِث۪ينَۚ ٨٩ فَاسْتَجَبْنَا لَهُۘ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيٰى وَاَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًاۜ وَكَانُوا لَنَا خَاشِع۪ينَ ٩٠
Mushaf
Okunuş
89Vezekeriyyâ iẕ nâdâ rabbehû rabbi lâ teẕernî ferdev veente ḫayru-lvâriŝîn.
90Festecebnâ leh. vevehebnâ lehû yaḥyâ veaṣlaḥnâ lehû zevceh. innehüm kânû yüsâriʿûne fi-lḫayrâti veyedʿûnenâ ragabev verahebâ. vekânû lenâ ḫâşiʿîn.
Ayet 89–90
Ayrıca elçilerimizden Zekeriyya’nın duasını da kabul edip ödüllendirmiştik, o da vaktiyle Bize şöyle dua etmişti: “Rabbim! Beni bu dünyada halefsiz, tek başıma bırakma, bana vâris olacak birini nasip eyle, şüphesiz hayırlı vâris nasip edecek olan yalnız Sensin.” Biz de Zekeriyya’nın yakarışını kabul edip yaşlılık çağında onu ve hanımını çocuk sahibi olacak duruma getirdik ve evlat olarak Yahya’yı bahşettik.
Onlar da hayırda yarışır, Rablerinin rızasını kazanmaya çalışır darlıkta da, bollukta da merhamet ve şefkatimize sığınır, Bize güvenirlerdi.
İlgili ayetler
Enbiyâ 91
1 ayetوَالَّت۪ٓي اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا ف۪يهَا مِنْ رُوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَٓا اٰيَةً لِلْعَالَم۪ينَ ٩١
Mushaf
Okunuş
91Velletî aḥṣanet fercehâ fenefaḫnâ fîhâ mir rûḥinâ veceʿalnâhâ vebnehâ âyetel lilʿâlemîn.
Ayet 91
Namusu konusunda çok titiz, iffet timsali Meryem’in, ahlakından ve Allah’a teslimiyetinden de alınacak dersler vardır. Biz Meryem’in rahminde yarattığımıza ruh üfleyip, ilim ve kudretimizin layıkıyla anlaşılması için onu insanlara delil kıldık.
İlgili ayetler
Enbiyâ 92
1 ayetاِنَّ هٰذِه۪ٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةًۘ وَاَنَا۬ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ ٩٢
Mushaf
Okunuş
92İnne hâẕihî ümmetüküm ümmetev vâḥideh. veenâ rabbüküm faʿbüdûn.
Ayet 92
Ey insanlar! Gerçek şu ki, size kıssaları anlatılan ve anlatılmamış olan tüm peygamberler sizi, tevhidi kavramaya ve ona uygun yaşamaya davet için gönderilmiştir. Hepinizin Rabbi yalnızca Benim! O halde yalnız Bana itaat edip yalnız Bana kulluk edin!
İlgili ayetler
Enbiyâ 93
1 ayetوَتَقَطَّعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْۜ كُلٌّ اِلَيْنَا رَاجِعُونَ۟ ٩٣
Mushaf
Okunuş
93Veteḳaṭṭaʿû emrahüm beynehüm. küllün ileynâ râciʿûn.
Ayet 93
Fakat insanların çoğu bu gerçeğe rağmen tevhid (Allah, Rab, ilah) bütünlüğünü bozup ayrı ayrı yollara saptılar. Sonunda Bize döndürülüp hak ettikleri ile karşılaşacaklar.
İlgili ayetler
93Âl-i İmran 103En’am 159Mü’minûn 52Mü’minûn 53Rum 32Şûrâ 13
Enbiyâ 94
1 ayetفَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِه۪ۚ وَاِنَّا لَهُ كَاتِبُونَ ٩٤
Mushaf
Okunuş
94Femey yaʿmel mine-ṣṣâliḥâti vehüve müʾminün felâ küfrâne lisaʿyih. veinnâ lehû kâtibûn.
Ayet 94
Şunu da iyi bilin ki, Allah’ın davetine uymak ve onu yaşamak uğrunda çaba sarf edenlerin emekleri boşa gitmeyecek ve layık oldukları şekilde ödüllendirilecekler. Biz onların yaptıklarını amel defterlerine kaydediyoruz.
İlgili ayetler
Enbiyâ 95
1 ayetوَحَرَامٌ عَلٰى قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَٓا اَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ ٩٥
Mushaf
Okunuş
95Veḥarâmün ʿalâ ḳaryetin ehleknâhâ ennehüm lâ yerciʿûn.
Ayet 95
Dünya hayatlarında helak olmayı hak ettikleri için azaba uğrattıklarımızı da âhirette huzurumuzda toplayacağız. O Gün onların pişmanlıklarının kendilerine hiçbir yararı olmadığı gibi, tekrar dünyaya dönüp Allah’ın davetine yönelmeleri de imkânsızdır.
İlgili ayetler
Enbiyâ 96–99
4 ayetحَتّٰٓى اِذَا فُتِحَتْ يَاْجُوجُ وَمَاْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ ٩٦ وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَاِذَا هِيَ شَاخِصَةٌ اَبْصَارُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ يَا وَيْلَنَا قَدْ كُنَّا ف۪ي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا بَلْ كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٩٧ اِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ حَصَبُ جَهَنَّمَۜ اَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ ٩٨ لَوْ كَانَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اٰلِهَةً مَا وَرَدُوهَاۜ وَكُلٌّ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٩٩
Mushaf
Okunuş
96Ḥattâ iẕâ fütiḥat yeʾcûcü vemeʾcûcü vehüm min külli ḥadebiy yensilûn.
97Vaḳterabe-lvaʿdü-lḥaḳḳu feiẕâ hiye şâḫiṣatün ebṣâru-lleẕîne keferû. yâ veylenâ ḳad künnâ fî gafletim min hâẕâ bel künnâ żâlimîn.
98İnneküm vemâ taʿbüdûne min dûni-llâhi ḥaṣabü cehennem. entüm lehâ vâridûn.
99Lev kâne hâülâi âlihetem mâ veradûhâ. veküllün fîhâ ḫâlidûn.
Ayet 96–99
Şirki, küfrü, zulmü ve bozgunculuğu tabiatları haline getirmiş, azgın Yecüc ve Mecüc takımı yeryüzünün her yanına dağılıp saldırmaya başlayınca, bu gerçekle yüz yüze kalanlar Allah’ın daveti hayat nizamına dönüş için artık çok geç kalmış olacaklar.
Kıyamet Günü müşrik ve kâfirlerin gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi açılacak ve “Yazıklar olsun bize, uyarılmamıza rağmen bu Kıyamet gerçeğini umursamayıp, ciddiye almamıştık. Şimdi anladık ki böyle düşünmekle kendimize yazık etmişiz.” diyecekler.
O Gün onlara şöyle seslenilecek: “Sizler ve Allah’la birlikte ilah edindikleriniz cehennem odunu olacaksınız ve hep birlikte yanacaksınız. O uydurup, kutsallaştırıp, yardım umarak peşlerine takılıp ilah edindiklerinizin kendilerini kurtarmaya bile güçleri yetmeyen zavallılar olduğunu gördünüz mü? Onlar da siz de hak ettiğiniz cehennemde ebedî kalacaksınız.”
İlgili ayetler
Enbiyâ 100
1 ayetEnbiyâ 101–104
4 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنٰٓىۙ اُو۬لٰٓئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَۙ ١٠١ لَا يَسْمَعُونَ حَس۪يسَهَاۚ وَهُمْ ف۪ي مَا اشْتَهَتْ اَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَۚ ١٠٢ لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ وَتَتَلَقّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُۜ هٰذَا يَوْمُكُمُ الَّذ۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ١٠٣ يَوْمَ نَطْوِي السَّمَٓاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِۜ كَمَا بَدَاْنَٓا اَوَّلَ خَلْقٍ نُع۪يدُهُۜ وَعْدًا عَلَيْنَاۜ اِنَّا كُنَّا فَاعِل۪ينَ ١٠٤
Mushaf
Okunuş
101İnne-lleẕîne sebeḳat lehüm minne-lḥusnâ ülâike ʿanhâ mübʿadûn.
102Lâ yesmeʿûne ḥasîsehâ. vehüm fî me-ştehet enfüsühüm ḫâlidûn.
103Lâ yaḥzünühümü-lfezaʿu-lʾekberu veteteleḳḳâhümü-lmelâikeh. hâẕâ yevmükümü-lleẕî küntüm tûʿadûn.
104Yevme naṭvi-ssemâe keṭayyi-ssicilli lilkütüb. kemâ bedeʾnâ evvele ḫalḳin nüʿîdüh. vaʿden ʿaleynâ. innâ künnâ fâʿilîn.
Ayet 101–104
Allah’ı razı edecek bir hayat yaşamak uğrunda ellerinden gelen gayreti gösteren mü’minler ise, cehennemden uzak tutulacak, onlar cehennemin uğultusunu da, oradakilerin iniltisini de duymayacak, Allah’ın ikram ettiği cennette canlarının her istediği nimetlerle ödüllendirilerek daimi olarak yaşayacaklar.
Kıyamet Günü’nün dehşeti de onları kaygılandırmayacak, melekler onları karşılayıp, “Bugün size vaat edilen cennete ve oradaki nimetlere kavuşma günüdür.” diyecekler.
O Gün, gökleri kitap sayfalarını dürer gibi düreceğiz ve daha sonra kâinatı ilk yarattığımız gibi, tekrar yaratacağız. Bu Bizim gerçekleştirmeyi vadettiğimiz sözümüzdür, kesinlikle de yerine getireceğiz.
Enbiyâ 105
1 ayetوَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ ١٠٥
Mushaf
Okunuş
105Veleḳad ketebnâ fi-zzebûri mim baʿdi-ẕẕikri enne-lʾarḍa yeriŝühâ ʿibâdiye-ṣṣâliḥûn.
Ayet 105
Biz peygamberlerle gönderdiğimiz bütün kitaplarda, Tevrat’ta ve Zebur’da da olduğu gibi Allah’ın davetine iman edip, bu uğurda cihat edenlerin kazanacağını ve yeryüzüne onların vâris kılınacaklarını bildirmiştik.
İlgili ayetler
Enbiyâ 106–111
6 ayetاِنَّ ف۪ي هٰذَا لَبَلَاغًا لِقَوْمٍ عَابِد۪ينَۜ ١٠٦ وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ ١٠٧ قُلْ اِنَّمَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ١٠٨ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ اٰذَنْتُكُمْ عَلٰى سَوَٓاءٍۜ وَاِنْ اَدْر۪ٓي اَقَر۪يبٌ اَمْ بَع۪يدٌ مَا تُوعَدُونَ ١٠٩ اِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ مِنَ الْقَوْلِ وَيَعْلَمُ مَا تَكْتُمُونَ ١١٠ وَاِنْ اَدْر۪ي لَعَلَّهُ فِتْنَةٌ لَكُمْ وَمَتَاعٌ اِلٰى ح۪ينٍ ١١١
Mushaf
Okunuş
106İnne fî hâẕâ lebelâgal liḳavmin ʿâbidîn.
107Vemâ erselnâke illâ raḥmetel lilʿâlemîn.
108Ḳul innemâ yûḥâ ileyye ennemâ ilâhüküm ilâhüv vâḥid. fehel entüm müslimûn.
109Fein tevellev feḳul ehentüküm ʿalâ sevâʾ. vein edrî eḳarîbün em beʿîdüm mâ tûʿadûn.
110İnnehû yaʿlemü-lcehra mine-lḳavli veyaʿlemü mâ tektümûn.
111Vein edrî leʿallehû fitnetül leküm vemetâʿun ilâ ḥîn.
Ayet 106–111
Şüphesiz bu Kur’an’la bildirilenlerden alınması gereken dersler vardır, bundan ancak Allah’ı layıkıyla tanıyıp, yaratılışının maksadını kavramak isteyenler dersler çıkarabilirler.
Ey Peygamber! Biz seni ve seninle birlikte Kur’an’ı insanlara gerçekleri tekrar hatırlatasın diye bir rahmet olarak gönderdik.
Sen insanlara de ki: “Bana ilahınızın yalnız Allah olduğu vahyedilmekte, O’na teslim olmak üzere aklınızı kullanmayacak mısınız?”
Şayet buna rağmen yüz çevirip de, reddederlerse, o zaman onlara de ki: “Ben bu gerçeği size duyurdum, uyarıldığınız Kıyamet Günü’nün uzak mı, yoksa yakın mı olduğunu da ben bilemem. Benim bildiğim şu ki, Allah insanların açıktan ve gizliden yaptıklarını ve niyetlerinin ne olduğunu en iyi bilendir. Ben ayrıca müşrik ve kâfirlere vaat edilen azabın neden hâlâ gelmediğini de bilemem. Allah bunu sizlere doğru yola yönelmeniz için süre tanımak maksadı ile mi yapıyor, o yüzden mi nimetlerinden yararlandırıp imtihan ediyor, onu da yalnız O bilir.”
İlgili ayetler
110Bakara 76Bakara 77Âl-i İmran 167Mâide 61Ra’d 9Ra’d 10İbrahim 38
Enbiyâ 112
1 ayetقَالَ رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّۜ وَرَبُّنَا الرَّحْمٰنُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ ١١٢
Mushaf
Okunuş
112Ḳâle rabbi-ḥküm bilḥaḳḳ. verabbüne-rraḥmânü-lmüsteʿânü ʿalâ mâ teṣifûn.
Ayet 112
Ey Peygamber! De ki: “Hepimizin gerçek Rabbi ve ilahı yalnızca Allah’tır. İman edenleri esirgeyip, koruyacak, yardım edecek olan ve aramızda adaletle hüküm verecek olan da O’dur.”
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce İbrahim, sonra Mü’minûn indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla