Sûre hakkındaAdı · Nüzul zamanı · Anafikir ve Amaç
Adı: Sure adını 35. ayette geçen İbrahim Peygamberden (a.s.) alır. Fakat bu, surede İbrahim’in (a.s.) hayat hikayesinin anlatıldığı anlamına gelmez. Bu isim, diğer surelerin, yani İbrahim’den bahsedilen diğer tüm surelerin ismi gibi sadece bir sembol niteliğindedir.
Nüzul zamanı: Surenin üslubundan ve ihtiva ettiği konulardan, onun Mekke döneminin son zamanlarında indirildiği anlaşılmaktadır. Örneğin 13. ayet (“Kafirler peygamberlerine dediler ki: ‘ya sizi kendi toprağımızdan süreceğiz, ya da dinimize geri döneceksiniz.!”), surenin indirildiği dönemde müslümanlara yapılan işkencenin çok ağır olduğunu ve Mekkelilerin daha önceden gönderilen peygamberleri inkar eden diğer topluluklar gibi mü’minleri kendi topraklarından sürmek istediklerini açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle 14. ayette kafirler “Hiç şüphesiz biz, zulme sapanları helak edeceğiz” denilerek uyarılmakta ve mü’minler de, kendilerinden önce inanan diğerleri gibi “Ve onlardan sonra sizi o arza yerleştireceğiz” denmek suretiyle teskin edilmektedirler. Aynı şekilde surenin son bölümünde (43-52) yer alan şiddetli uyarı da, surenin Mekke döneminin son yıllarında nazil olduğunu göstermektedir.
Anafikir ve Amaç
Bu sure, Peygamberin (s.a) davetini reddeden ve onun görevini başarısızlığa uğratmak için birçok hileler kuran kafirlere bir uyarı ve tavsiye niteliğindedir. Fakat tavsiyede, uyarı, azarlama, kınama ve suçlama hakimdir. Çünkü daha önceki surelerde tavsiyeye çok yer verilmiş, fakat buna rağmen onların düşmanlığı, bağnazlığı, işkence, kin ve nefretleri artmaya devam etmişti.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1
1 ayetİbrahim 1
الٓرٰ۠ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ ١
Mushaf
Okunuş
1Elif-lâm-râ. kitâbün enzelnâhü ileyke lituḫrice-nnâse mine-żżulümâti ile-nnûri biiẕni rabbihim ilâ ṣirâṭi-lʿazîzi-lḥamîd.
Türkçe Meal
1Elif, Lâm, Râ! Bu Kuran, insanları Rabblerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarman, çok güçlü ve övgüye layık olan Allah’ın yoluna iletmen için, sana indirdiğimiz kitaptır.
Ayet 2–3
2 ayetİbrahim 2
İbrahim 3
اَللّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَوَيْلٌ لِلْكَافِر۪ينَ مِنْ عَذَابٍ شَد۪يدٍۙ ٢ اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ ٣
Mushaf
Okunuş
2Allâhi-lleẕî lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍ. veveylül lilkâfirîne min ʿaẕâbin şedîd.
3Elleẕîne yesteḥibbûne-lḥayâte-ddünyâ ʿale-lʾâḫirati veyeṣuddûne ʿan sebîli-llâhi veyebgûnehâ ʿivecâ. ülâike fî ḍalâlim beʿîd.
Türkçe Meal
2O Allah ki, göklerde ve yerde olanların hepsi onundur.(1) Uğrayacakları şiddetli azaptan dolayı bu gerçeği görmeyen kâfirlere yazıklar olsun!(2)
3Onlar ki dünya hayatını ahirete tercih ederler, (1) insanları Allah’ın gerçek dininden saptırırlar ve O’nun yolunu eğri büğrü göstermeye çalışırlar.(2) İşte onlar derin bir sapıklık içindedirler.(3)
İlgili ayetler
Ayet 4
1 ayetİbrahim 4
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِه۪ لِيُبَيِّنَ لَهُمْۜ فَيُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٤
Mushaf
Okunuş
4Vemâ erselnâ mir rasûlin illâ bilisâni ḳavmihî liyübeyyine lehüm. feyüḍillü-llâhü mey yeşâü veyehdî mey yeşâʾ. vehüve-lʿazîzü-lḥakîm.
Türkçe Meal
4Biz, vahyi açık ve net olarak iletebilsin diye, her elçiyi kendi halkının diliyle gönderdik.(1) Allah artık, sapkınlığı tercih edeni sapkınlığa iletir, doğru yolu tercih edeni de doğru yola iletir.(2) Zira O her işi mükemmel ve her hükmü doğru olandır.(3)
İlgili ayetler
Ayet 5
1 ayetİbrahim 5
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اَنْ اَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللّٰهِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ ٥
Mushaf
Okunuş
5Veleḳad erselnâ mûsâ biâyâtinâ en aḫric ḳavmeke mine-żżulümâti ile-nnûri veẕekkirhüm bieyyâmi-llâh. inne fî ẕâlike leâyâtil likülli ṣabbârin şekûr.
Türkçe Meal
5Musa’yı ayetlerimizle, “Toplumunu karanlıklardan aydınlığa çıkar (1) ve Allah’ın nimet ve imtihan günlerini onlara hatırlat!” diye göndermiştik.(2) İşte bunda sonuna kadar sabreden ve nimetlerin hakkını verip şükreden herkes için dersler vardır.(3)
Ayet 6–8
3 ayetİbrahim 6
İbrahim 7
İbrahim 8
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ اَنْجٰيكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ اَبْنَٓاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَٓاءَكُمْۜ وَف۪ي ذٰلِكُمْ بَلَٓاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظ۪يمٌ۟ ٦ وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَاب۪ي لَشَد۪يدٌ ٧ وَقَالَ مُوسٰٓى اِنْ تَكْفُرُٓوا اَنْتُمْ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًاۙ فَاِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ حَم۪يدٌ ٨
Mushaf
Okunuş
6Veiẕ ḳâle mûsâ liḳavmihi-ẕkürû niʿmete-llâhi ʿaleyküm iẕ encâküm min âli firʿavne yesûmûneküm sûe-lʿaẕâbi veyüẕebbiḥûne ebnâeküm veyestaḥyûne nisâeküm. vefî ẕâliküm belâüm mir rabbiküm ʿażîm.
7Veiẕ teeẕẕene rabbüküm lein şekertüm leezîdenneküm velein kefertüm inne ʿaẕâbî leşedîd.
8Veḳâle mûsâ in tekfürû entüm vemen fi-lʾarḍi cemîʿan feinne-llâhe leganiyyün ḥamîd.
Türkçe Meal
6Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: “Allah’ın size lütfettiği nimetlerini bir hatırlayın; hani size işkencenin en kötüsünü yapmak için oğullarınızı öldüren ve kadınlarınızı da sağ bırakan Firavun ve adamlarının zulmünden sizi kurtarmıştı. İşte bütün bunlarda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardı.”
7Hani Rabbiniz şunu ilan etmişti: “Andolsun ki eğer şükreder nimetlerin hakkını verirseniz o nimetleri kesinlikle artırırım; eğer nankörlük ederseniz iyi bilin ki azabım da pek çetindir!”
8Ve Musa devamla dedi ki: "Siz ve yeryüzünde bulunan herkes topyekûn nankörlük etseniz bile, iyi bilin ki Allah kimseye muhtaç olmayan (1) ve övgülerin tamamına layık olandır." (2)
İlgili ayetler
Ayet 9
1 ayetİbrahim 9
اَلَمْ يَاْتِكُمْ نَبَؤُ۬ا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَۜۛ وَالَّذ۪ينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜۛ لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّٰهُۜ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّٓوا اَيْدِيَهُمْ ف۪ٓي اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُٓوا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ وَاِنَّا لَف۪ي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَنَٓا اِلَيْهِ مُر۪يبٍ ٩
Mushaf
Okunuş
9Elem yeʾtiküm nebeü-lleẕîne min ḳabliküm ḳavmi nûḥiv veʿâdiv veŝemûd. velleẕîne mim baʿdihim. lâ yaʿlemühüm ille-llâh. câethüm rusülühüm bilbeyyinâti feraddû eydiyehüm fî efvâhihim veḳâlû innâ kefernâ bimâ ürsiltüm bihî veinnâ lefî şekkim mimmâ tedʿûnenâ ileyhi mürîbün.
Türkçe Meal
9Sizden önce gelip geçen, Nuh, Ad ve Semud kavminin ve sayılarını yalnızca Allah’ın bildiği daha nice toplumların haberleri size ulaşmadı mı? (1) Oysa elçileri onlara hakikatin apaçık belgeleri ile gelmişlerdi de, elleriyle ağızlarını kapatıp onları susturmak istemişler ve “Biz size gönderilene inanmıyoruz, ayrıca bizi çağırdığınız şeyler hakkında ciddi şüpheler taşıyoruz!” demişlerdi.(2)
İlgili ayetler
Ayet 10–12
3 ayetİbrahim 10
İbrahim 11
İbrahim 12
قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِي اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ قَالُٓوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۜ تُر۪يدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا فَاْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ١٠ قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ اِنْ نَحْنُ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَمُنُّ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَمَا كَانَ لَنَٓا اَنْ نَاْتِيَكُمْ بِسُلْطَانٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ١١ وَمَا لَنَٓا اَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينَا سُبُلَنَاۜ وَلَنَصْبِرَنَّ عَلٰى مَٓا اٰذَيْتُمُونَاۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ۟ ١٢
Mushaf
Okunuş
10Ḳâlet rusülühüm efi-llâhi şekkün fâṭiri-ssemâvâti velʾarḍ. yedʿûküm liyagfira leküm min ẕünûbiküm veyüeḫḫiraküm ilâ ecelim müsemmâ. ḳâlû in entüm illâ beşerum miŝlünâ. türîdûne en teṣuddûnâ ʿammâ kâne yaʿbüdü âbâünâ feʾtûnâ bisülṭânim mübîn.
11Ḳâlet lehüm rusülühüm in naḥnü illâ beşerum miŝlüküm velâkinne-llâhe yemünnü ʿalâ mey yeşâü min ʿibâdih. vemâ kâne lenâ en neʾtiyeküm bisülṭânin illâ biiẕni-llâh. veʿale-llâhi felyetevekkeli-lmüʾminûn.
12Vemâ lenâ ellâ netevekkele ʿale-llâhi veḳad hedânâ sübülenâ. velenaṣbiranne ʿalâ mâ âẕeytümûnâ. veʿale-llâhi felyetevekkeli-lmütevekkilûn.
Türkçe Meal
10Elçiler de: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında mı şüpheniz var? (1) Oysaki O, günahlarınızı bağışlayıp böylece belirlenmiş süreye kadar helakınızı ertelemek için sizi çağırıyor.” dediler.(2) Onlar da: “Siz de, sadece bizim gibi birer beşersiniz; (3) siz bizi babalarımızın öteden beri kulluk ettiklerinden alıkoymak istiyorsunuz.(4) Öyleyse bize apaçık bir delil/mucize getirmelisiniz!” dediler.(5)
11Elçileri de onlara dedi ki: “Evet, bizde ancak sizin gibi birer beşeriz,(1) ama Allah kullarından layık olan kimseye elçilik vererek onurlandırır.(2) Bununla beraber Allah’ın izni olmadıkça biz size delil/mucize getiremeyiz.(3) Artık inananlar sadece Allah’a dayanıp güvensinler.(4)
12“Hem O, bize yollarımızı bulmada rehberlik etmişken, neden Allah’a güvenip dayanmayalım ki? Bize ettiğiniz eziyete ve sıkıntılara kesinlikle katlanıp sabredeceğiz. Öyleyse güvenip dayanmak isteyen herkes sadece Allah’a güvenip bağlansın.
İlgili ayetler
10İbrahim 19Zümer 5Duhân 38Duhân 39Ahkaf 3Kehf 58Kehf 59Fâtır 45Kehf 110Fussilet 6Bakara 170Mü’minûn 24Lokman 21Sâd 7Ra’d 7Ra’d 27Tâhâ 133Ankebut 50Ankebut 51Mü’min 78
11Kehf 110Fussilet 6Yunus 107Şûrâ 13Ra’d 7Ra’d 27Tâhâ 133Tâhâ 134Ankebut 50Ankebut 51Mü’min 78Âl-i İmran 159Âl-i İmran 160Mâide 11Mâide 23Tevbe 51Tevbe 129
Ayet 13–14
2 ayetİbrahim 13
İbrahim 14
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ اَرْضِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ ف۪ي مِلَّتِنَاۜ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِم۪ينَۙ ١٣ وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَام۪ي وَخَافَ وَع۪يدِ ١٤
Mushaf
Okunuş
13Veḳâle-lleẕîne keferû lirusülihim lenuḫricenneküm min arḍinâ ev leteʿûdünne fî milletinâ. feevḥâ ileyhim rabbühüm lenühlikenne-żżâlimîn.
14Velenüskinennekümü-lʾarḍa mim baʿdihim. ẕâlike limen ḫâfe meḳâmî veḫâfe veʿîd.
Türkçe Meal
13Gerçekleri örtbas eden o kâfirler elçilerine şöyle demişti: “Ya sizi bu ülkeden sürüp çıkarırız ya da bizim inanç sistemimize geri dönersiniz.”(1) Rableri de onlara şöyle vahyetti: “İnanca baskı yapan zalimleri, kesinlikle helak edeceğiz."(2)
14“Ve onların ardından o memleketlere sizi yerleştireceğiz. İşte bu vaat, benim makamımdan korkan ve tehdidimden korkanlar içindir.”
Ayet 15–17
3 ayetİbrahim 15
İbrahim 16
İbrahim 17
وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍۙ ١٥ مِنْ وَرَٓائِه۪ جَهَنَّمُ وَيُسْقٰى مِنْ مَٓاءٍ صَد۪يدٍۙ ١٦ يَتَجَرَّعُهُ وَلَا يَكَادُ يُس۪يغُهُ وَيَاْت۪يهِ الْمَوْتُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍۜ وَمِنْ وَرَٓائِه۪ عَذَابٌ غَل۪يظٌ ١٧
Mushaf
Okunuş
15Vestefteḥû veḫâbe küllü cebbârin ʿanîd.
16Miv verâihî cehennemü veyüsḳâ mim mâin ṣadîd.
17Yetecerraʿuhû velâ yekâdü yüsîguhû veyeʾtîhi-lmevtü min külli mekâniv vemâ hüve bimeyyit. vemiv verâihî ʿaẕâbün galîż.
Türkçe Meal
15Elçiler zafer ve fetih istediler, böylece inatçı zorbaların tümü yıkılıp gittiler.
16Onun da ötesinde cehennem var; orada onlara kanlı irinli iğrenç bir su içirilecek!
17Onu yutmak için yutkunacak fakat bir türlü yutamayacak. Ölüm onu her yandan sardığı halde bir türlü ölemeyecek, fakat onunda ötesinde çok daha ağır bir azap onu bekleyecek!
Ayet 18
1 ayetİbrahim 18
مَثَلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ اَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍۨ اشْتَدَّتْ بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي يَوْمٍ عَاصِفٍۜ لَا يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا عَلٰى شَيْءٍۜ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَع۪يدُ ١٨
Mushaf
Okunuş
18Meŝelü-lleẕîne keferû birabbihim aʿmâlühüm keramâdin-şteddet bihi-rrîḥu fî yevmin ʿâṣif. lâ yaḳdirûne mimmâ kesebû ʿalâ şeyʾ. ẕâlike hüve-ḍḍalâlü-lbeʿîd.
Türkçe Meal
18Rablerinin ayetlerini tanımayanların işleri, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle saçıp savurduğu küle benzer; ellerine kazandıklarından hiçbir şey geçmez. İşte en derin sapıklık ve en büyük kayıp budur.
Ayet 19–20
2 ayetİbrahim 19
İbrahim 20
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ اِنْ يَشَاْ يُذْهِبْكُمْ وَيَاْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۙ ١٩ وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ ٢٠
Mushaf
Okunuş
19Elem tera enne-llâhe ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa bilḥaḳḳ. iy yeşeʾ yüẕhibküm veyeʾti biḫalḳin cedîd.
20Vemâ ẕâlike ʿale-llâhi biʿazîz.
Türkçe Meal
19Allah’ın, gökleri ve yeri hak gerçek bir amaç için yarattığını görmüyor musun?(1) Eğer O dilerse, sizi yok edip yerinize yepyeni bir topluluk getirir.(2)
20Bu, Allah için hiç de zor değildir.
Ayet 21
1 ayetİbrahim 21
وَبَرَزُوا لِلّٰهِ جَم۪يعًا فَقَالَ الضُّعَفٰٓؤُ۬ا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ قَالُوا لَوْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَهَدَيْنَاكُمْۜ سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَجَزِعْنَٓا اَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِنْ مَح۪يصٍ۟ ٢١
Mushaf
Okunuş
21Veberazû lillâhi cemîʿan feḳâle-ḍḍuʿafâü lilleẕîne-stekberû innâ künnâ leküm tebeʿan fehel entüm mugnûne ʿannâ min ʿaẕâbi-llâhi min şeyʾ. ḳâlû lev hedâne-llâhü lehedeynâküm. sevâün ʿaleynâ eceziʿnâ em ṣabernâ mâ lenâ mim meḥîṣ.
Türkçe Meal
21Bir gün hepsi Allah’ın huzuruna çıkacaklar ve zayıf görüşlü olup başkalarının peşinde körü körüne gidenler, peşinden gittikleri o büyüklük taslayanlara diyecekler ki: “Biz dünyadayken hep sizin peşinizden gelmiştik. Şimdi bizi, Allah’ın azabından az da olsa kurtarabilir misiniz?” Onlar da: “Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi eriştirirdik. Allah bize buradan çıkış yolunu gösterseydi, biz de size gösterirdik. Ama artık sızlansak da, katlansak da bir şey fark etmeyecek. Çünkü kaçıp sığınacak bir yerimiz yok.” derler.
İlgili ayetler
Ayet 22
1 ayetİbrahim 22
وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْۜ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ ل۪يۚ فَلَا تَلُومُون۪ي وَلُومُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ مَٓا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّۜ اِنّ۪ي كَفَرْتُ بِمَٓا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٢٢
Mushaf
Okunuş
22Veḳâle-şşeyṭânü lemmâ ḳuḍiye-lʾemru inne-llâhe veʿadeküm vaʿde-lḥaḳḳi veveʿattüküm feaḫleftüküm. vemâ kâne liye ʿaleyküm min sülṭânin illâ en deʿavtüküm festecebtüm lî. felâ telûmûnî velûmû enfüseküm. mâ ene bimuṣriḫiküm vemâ entüm bimuṣriḫîy. innî kefertü bimâ eşraktümûni min ḳabl. inne-żżâlimîne lehüm ʿaẕâbün elîm.
Türkçe Meal
22Ve hüküm kesinleşip iş bitince şeytan diyecek ki: “Allah’ın size vaat ettiklerin hepsi gerçekti, ben ise size birtakım vaatlerde bulundum; ama verdiğim bu vaatleri tutmadım. Aslında benim sizin üzerinizde hiçbir yaptırım gücüm de yoktu. Ben sizi sadece davet ediyordum; siz de benim çağrıma uyuyordunuz. Dolayısıyla beni suçlamayın, kendinizi suçlayın. Şimdi ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Zaten daha önce sizin beni Allah’a şirk ortak koşmanızı asla kabul etmemiştim.” Şu bir gerçek ki şeytanın yolundan giden zalimlere acıklı bir azap vardır.
Ayet 23
1 ayetİbrahim 23
وَاُدْخِلَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۜ تَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌ ٢٣
Mushaf
Okunuş
23Veüdḫile-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti cennâtin tecrî min taḥtihe-lʾenhâru ḫâlidîne fîhâ biiẕni rabbihim. teḥiyyetühüm fîhâ selâm.
Türkçe Meal
23Ama iman edip imanın gereği olan doğru ve güzel işler yapanlar, tabanından ırmaklar akan cennetlere konulacaklar. Onların orada kalıcı olmalarına Rableri izni vermiştir.(1) Orada onların birbirlerine esenlik dilekleri "Selam" olacak.(2)
Ayet 24–25
2 ayetİbrahim 24
İbrahim 25
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَٓاءِۙ ٢٤ تُؤْت۪ٓي اُكُلَهَا كُلَّ ح۪ينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَاۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٢٥
Mushaf
Okunuş
24Elem tera keyfe ḍarabe-llâhü meŝelen kelimeten ṭayyibeten keşeceratin ṭayyibetin aṣlühâ ŝâbitüv veferʿuhâ fi-ssemâ.
25Tüʾtî ükülehâ külle ḥînim biiẕni rabbihâ. veyaḍribü-llâhü-lʾemŝâle linnâsi leʿallehüm yeteẕekkerûn.
Türkçe Meal
24Allah’ın güzel bir kelimeye nasıl bir benzetme yaptığını görmez misin? O güzel söz; kökü yerde sağlam, dalları göğe doğru uzanan verimli bir ağaca benzer.
25Rabbinin izniyle her zaman meyve verir. İnsanlar, öğüt alsınlar diye Allah onlara böyle misaller verir.
Ayet 26
1 ayetİbrahim 26
وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَب۪يثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَب۪يثَةٍۨ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ ٢٦
Mushaf
Ayet 27
1 ayetİbrahim 27
يُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ وَيُضِلُّ اللّٰهُ الظَّالِم۪ينَ وَيَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ۟ ٢٧
Mushaf
Okunuş
27Yüŝebbitü-llâhü-lleẕîne âmenû bilḳavli-ŝŝâbiti fi-lḥayâti-ddünyâ vefi-lʾâḫirah. veyüḍillü-llâhu-żżâlimîne veyefʿalü-llâhü mâ yeşâ.
Türkçe Meal
27İşte Allah iman edenleri, bu sağlam ve sabit sözle dünya hayatında da, ahirette de sapasağlam ayakta tutar. Kötü söze tutunanları, sapkınlıklarıyla baş başa bırakır. Çünkü Allah dilediğini gerçekleştirir.
İlgili ayetler
Ayet 28–30
3 ayetİbrahim 28
İbrahim 29
İbrahim 30
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ بَدَّلُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ كُفْرًا وَاَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِۙ ٢٨ جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۜ وَبِئْسَ الْقَرَارُ ٢٩ وَجَعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا لِيُضِلُّوا عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ قُلْ تَمَتَّعُوا فَاِنَّ مَص۪يرَكُمْ اِلَى النَّارِ ٣٠
Mushaf
Okunuş
28Elem tera ile-lleẕîne beddelû niʿmete-llâhi küfrav veeḥallû ḳavmehüm dâra-lbevâr.
29Cehennem. yaṣlevnehâ. vebiʾse-lḳarâr.
30Veceʿalû lillâhi endâdel liyüḍillû ʿan sebîlih. ḳul temetteʿû feinne meṣîraküm ile-nnâr.
Türkçe Meal
28Allah’ın verdiği onca nimete nankörlükle karşılık verenleri ve böylece hem kendilerini hem de toplumlarını helak yurduna sürükleyenleri görüyorsun değil mi?
29O helak yurdu cehennem. Oraya atılacaklar. Ne kötü bir durak!
30Onlar Allah’ın yolundan saptırmak için Allah’a birilerini denk tutmuşlardı.(1) De ki: “Biraz daha bu dünyanın keyfini sürün bakalım. Nasıl olsa varacağınız yer ateştir.”(1)
İlgili ayetler
30Âl-i İmran 151A’raf 191Sebe’ 40Sebe’ 41Nahl 55Ankebut 66Mülk 29
Ayet 31
1 ayetİbrahim 31
قُلْ لِعِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَيُنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ ف۪يهِ وَلَا خِلَالٌ ٣١
Mushaf
Okunuş
31Ḳul liʿibâdiye-lleẕîne âmenû yüḳîmu-ṣṣalâte veyünfiḳû mimmâ razaḳnâhüm sirrav veʿalâniyetem min ḳabli ey yeʾtiye yevmül lâ beyʿun fîhi velâ ḫilâl.
Türkçe Meal
31İman eden kullarıma söyle; hiçbir pazarlığın ve eş-dost ilişkisinin işe yaramayacağı o gün gelip çatmadan önce, namazı dosdoğru kılsınlar ve kendilerine verdiğimiz servetten gizli veya aşikâr sarf etsinler.
İlgili ayetler
Ayet 32–33
2 ayetİbrahim 32
İbrahim 33
اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِه۪ۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَۚ ٣٢ وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَٓائِبَيْنِۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۚ ٣٣
Mushaf
Okunuş
32Allâhü-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa veenzele mine-ssemâi mâen feaḫrace bihî mine-ŝŝemerâti rizḳal leküm. veseḫḫara lekümü-lfülke litecriye fi-lbaḥri biemrih. veseḫḫara lekümü-lʾenhâr.
33Veseḫḫara lekümü-şşemse velḳamera dâibeyn. veseḫḫara lekümü-lleyle vennehâr.
Türkçe Meal
32O Allah ki, gökleri ve yeri yaratmış, gökten yağdırdığı yağmur ile size rızık olarak nice ürünler meydana getirmiş. Koyduğu tabiat yasaları ile denizlerde süzülüp gitmekte olan gemileri hizmetinize sunmuş, nehirleri de sizin hizmetinize sunmuştur.
33Yine o yörüngelerinde düzenli bir şekilde seyreden güneşi ve ayı istifadenize sunduğu gibi aynı yasayla geceyi ve gündüzü de sizin hizmetinize sunmuştur.
Ayet 34
1 ayetİbrahim 34
وَاٰتٰيكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُۜ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ۟ ٣٤
Mushaf
Okunuş
34Veâtâküm min külli mâ seeltümûh. vein teʿuddû niʿmete-llâhi lâ tuḥṣûhâ. inne-lʾinsâne leżalûmün keffâr.
Türkçe Meal
34İşte böylece O, size yaşamanız için gerekli olan her şeyi vermiştir. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız onu saymaya gücünüz yetmez. Doğrusu insan çok zalim ve çok nankördür.
Ayet 35–41
7 ayetİbrahim 35
İbrahim 36
İbrahim 37
İbrahim 38
İbrahim 39
İbrahim 40
İbrahim 41
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِنًا وَاجْنُبْن۪ي وَبَنِيَّ اَنْ نَعْبُدَ الْاَصْنَامَۜ ٣٥ رَبِّ اِنَّهُنَّ اَضْلَلْنَ كَث۪يرًا مِنَ النَّاسِۚ فَمَنْ تَبِعَن۪ي فَاِنَّهُ مِنّ۪يۚ وَمَنْ عَصَان۪ي فَاِنَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٣٦ رَبَّنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ رَبَّنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ ٣٧ رَبَّنَٓا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْف۪ي وَمَا نُعْلِنُۜ وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ ٣٨ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي وَهَبَ ل۪ي عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَسَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ ٣٩ رَبِّ اجْعَلْن۪ي مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۗ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَٓاءِ ٤٠ رَبَّنَا اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ۟ ٤١
Mushaf
Okunuş
35Veiẕ ḳâle ibrâhîmü rabbi-cʿal hâẕe-lbelede âminev vecnübnî vebenîye en naʿbüde-lʾaṣnâm.
36Rabbi innehünne aḍlelne keŝîram mine-nnâs. femen tebiʿanî feinnehû minnî. vemen ʿaṣânî feinneke gafûrur raḥîm.
37Rabbenâ innî eskentü min ẕürriyyetî bivâdin gayri ẕî zerʿin ʿinde beytike-lmüḥarrami rabbenâ liyüḳîmu-ṣṣalâte fecʿal efʾidetem mine-nnâsi tehvî ileyhim verzuḳhüm mine-ŝŝemerâti leʿallehüm yeşkürûn.
38Rabbenâ inneke taʿlemü mâ nuḫfî vemâ nüʿlin. vemâ yaḫfâ ʿale-llâhi min şeyʾin fi-lʾarḍi velâ fi-ssemâ.
39Elḥamdü lillâhi-lleẕî vehebe lî ʿale-lkiberi ismâʿîle veisḥâḳ. inne rabbî lesemîʿu-ddüʿâ.
40Rabbi-cʿalnî müḳîme-ṣṣalâti vemin ẕürriyyetî. rabbenâ veteḳabbel düʿâ.
41Rabbene-gfir lî velivâlideyye velilmüʾminîne yevme yeḳûmü-lḥisâb.
Türkçe Meal
35Hani İbrahim şöyle demişti: “Rabbim! Bu beldeyi güvenlikli kıl; beni ve oğullarımı, hepimizi putlara tapmaktan uzak tut!
36“Rabbim! Onlar birçok insanın yoldan çıkmalarına sebep oldular. Artık kim bana uyarsa, o benimle aynı yoldadır. Kim de bana isyan ederse, sen yine de bağışlar merhamet edersin.”
37“Rabbimiz! Ben soyumdan bazılarını senin kutsal evinin civarında ekip biçmeye elverişli olmayan kıraç bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Onlar namazlarını dosdoğru kılsınlar diye böyle yaptım. Sen de insanların gönüllerini onlara meylettir, onları çeşitli ürünlerle rızıklandır ki sana şükretsinler.”
38“Rabbimiz! Şüphesiz ki sen gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Zira yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”
39“Her türlü övgü ve sena, ihtiyarlığımda bana İsmail ve İshak’ı bağışlayan Allah’ım sana aittir. Gerçekten de benim Rabbim duaları işitendir.
40“Ey Rabbim! Beni ve neslimden gelenleri namaz kılanlardan eyle ve duamı kabul buyur.”
41“Rabbimiz! Hesapların görüleceği o günde beni, anamı, babamı ve bütün müminleri bağışla!”
İlgili ayetler
Ayet 42–43
2 ayetİbrahim 42
İbrahim 43
وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَۜ اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ ف۪يهِ الْاَبْصَارُۙ ٤٢ مُهْطِع۪ينَ مُقْنِع۪ي رُؤُ۫سِهِمْ لَا يَرْتَدُّ اِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْۚ وَاَفْـِٔدَتُهُمْ هَوَٓاءٌۜ ٤٣
Mushaf
Okunuş
42Velâ taḥsebenne-llâhe gâfilen ʿammâ yaʿmelu-żżâlimûne. innemâ yüʾeḫḫiruhüm liyevmin teşḫaṣu fîhi-lʾebṣâr.
43Mühtiʿîne muḳniʿî ruûsihim lâ yerteddü ileyhim ṭarfühüm. veefʾidetühüm hevâ.
Türkçe Meal
42Sakın ola ki Allah’ı, ülkede fesat çıkaran zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ne var ki O, yalnızca onları, gözlerin dehşetten yuvalarından fırlayacağı bir güne ertelemektedir.
43O gün başlarını yukarıya dikmiş, bakışları kendilerine dönemeyecek şekilde gözleri donup kalmış, akılları başlarından gitmiş, panik bir halde çağrıldıkları yere doğru koşarlar.
Ayet 44–46
3 ayetİbrahim 44
İbrahim 45
İbrahim 46
وَاَنْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَاْت۪يهِمُ الْعَذَابُۙ فَيَقُولُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا رَبَّنَٓا اَخِّرْنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍۙ نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَۜ اَوَلَمْ تَكُونُٓوا اَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍۙ ٤٤ وَسَكَنْتُمْ ف۪ي مَسَاكِنِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ الْاَمْثَالَ ٤٥ وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللّٰهِ مَكْرُهُمْۜ وَاِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ ٤٦
Mushaf
Okunuş
44Veenẕiri-nnâse yevme yeʾtîhimü-lʿaẕâbü feyeḳûlü-lleẕîne żalemû rabbenâ eḫḫirnâ ilâ ecelin ḳarîbin nücib daʿveteke venettebiʿi-rrusül. evelem tekûnû aḳsemtüm min ḳablü mâ leküm min zevâl.
45Vesekentüm fî mesâkini-lleẕîne żalemû enfüsehüm vetebeyyene leküm keyfe feʿalnâ bihim veḍarabnâ lekümü-lʾemŝâl.
46Veḳad mekerû mekrahüm veʿinde-llâhi mekruhüm. vein kâne mekruhüm litezûle minhü-lcibâl.
Türkçe Meal
44İnsanları, kendilerine böyle bir azabın geleceği gün hakkında uyar. O gün kendilerine yazık eden zalimler: “Rabbimiz! Bize birazcık daha mühlet ver de senin çağrına uyalım, böylece elçilere tabi olalım.” derler. Onlara: “Sizler değil miydiniz, daha önce "Diriliş yok, hesap verme diye bir şey yok!" diye yemin edenler?” denilecek.
45Üstelik sizler, kendilerini helaka sürükleyenlerin yurtlarına yerleşmiştiniz ve bizim onları nasıl helak ettiğimiz size açıklanmıştı. Ayrıca bu konuda size birçok örnekler de vermiştik.
46Evet onlar her türlü tuzağı kurmuşlardı; onların tuzakları dağları yerinden oynatacak kadar da olsa, Allah onların tuzaklarını boşa çıkarmıştı.
İlgili ayetler
Ayet 47
1 ayetİbrahim 47
فَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ مُخْلِفَ وَعْدِه۪ رُسُلَهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ ذُو انْتِقَامٍۜ ٤٧
Mushaf
Okunuş
47Felâ taḥsebenne-llâhe muḫlife vaʿdihî rusüleh. inne-llâhe ʿazîzün ẕü-ntiḳâm.
Türkçe Meal
47Sakın ola ki, Allah’ın elçilerine verdiği vaadinden cayacağını zannetme!(1) Unutma ki Allah, güçlü olan ve herkese yaptığının cezasını tattırandır.(2)
Ayet 48–51
4 ayetİbrahim 48
İbrahim 49
İbrahim 50
İbrahim 51
يَوْمَ تُبَدَّلُ الْاَرْضُ غَيْرَ الْاَرْضِ وَالسَّمٰوَاتُ وَبَرَزُوا لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ ٤٨ وَتَرَى الْمُجْرِم۪ينَ يَوْمَئِذٍ مُقَرَّن۪ينَ فِي الْاَصْفَادِۚ ٤٩ سَرَاب۪يلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ وَتَغْشٰى وُجُوهَهُمُ النَّارُۙ ٥٠ لِيَجْزِيَ اللّٰهُ كُلَّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٥١
Mushaf
Okunuş
48Yevme tübeddelü-lʾarḍu gayra-lʾarḍi vessemâvâtü veberazû lillâhi-lvâḥidi-lḳahhâr.
49Vetera-lmücrimîne yevmeiẕim müḳarranîne fi-lʾaṣfâd.
50Serâbîlühüm min ḳaṭirâniv vetagşâ vucûhehümü-nnâr.
51Liyecziye-llâhü külle nefsim mâ kesebet. inne-llâhe serîʿu-lḥisâb.
Türkçe Meal
48Bir gün gelecek yeryüzü başka bir yeryüzüne, gökler de başka göklere dönüşecek ve herkes tek hâkim/doğru karar veren ve egemen güç olan Allah’ın huzurunda toplanacak.
49Ve sen o gün suçluların, zincirlere vurulmuş olduğunu göreceksin.
50Onların elbiseleri katrandan olacak ve yüzlerini de ateş bürüyecek.
51İşte bu, Allah’ın herkese kendi kazandığının karşılığını vereceği içindir.(1) Zira Allah, hesabı çok çabuk görendir.(2)
Ayet 52
1 ayetİbrahim 52
هٰذَا بَلَاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِه۪ وَلِيَعْلَمُٓوا اَنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٥٢
Mushaf
Okunuş
52Hâẕâ belâgul linnâsi veliyünẕerû bihî veliyaʿlemû ennemâ hüve ilâhüv vâḥidüv veliyeẕẕekkera ülü-lʾelbâb.
Türkçe Meal
52İşte bu Kuran, bununla uyarılsınlar (1) ve Allah’ın tek bir ilah olduğunu bilsinler (2) ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye (3) bütün insanlığa bir tebligat ve bildiridir!(4)
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Nûh, sonra Enbiyâ indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla