Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu ve Başlıklar · Anafikirler
Adı: Bu surenin adı, içindeki bir ayetten alınmamış, fakat birçok peygamberin (enbiya) kıssasına değindiği için “Enbiya” adını almıştır. Bununla birlikte yine de sembolik bir isimdir.
Nüzul Zamanı: Hem surede ele alınan konu, hem de üslûbu, surenin Hz. Peygamber’in (s.a) Mekke hayatının üçüncü safhasında indirildiğini göstermektedir. (Bkz. En’am Suresi’nin giriş bölümü).
Konu ve Başlıklar: Sure, indirildiği dönemde Hz. Peygamber (s.a) ile Mekke’nin ileri gelenleri arasında gündemde olan çatışmaları ele alır ve peygamberler, tehvid ve ahiret ile ilgili şüphe ve itirazları cevaplandırır. Surede aynı zamanda Mekke’nin ileri gelenleri de Peygamber’e (s.a) kurdukları tuzaklar nedeniyle azarlanmakta ve kötü amellerinin sonuçları ile uyarılmaktadırlar. Onlara davete karşı takındıkları ilgisiz ve sert tutumdan vazgeçmeleri tavsiye edilmektedir. Surenin sonunda ise onların “bela ve felaket” diye niteledikleri kimsenin onlara “bir rahmet” olarak geldiği söylenmektedir.
Anafikirler: 1-47. ayetlerde özellikle aşağıdaki konular ele alınmaktadır:
1) Kafirlerin, bir insanın peygamber olamıyacağı, bu nedenle de Hz. Muhammed’i (s.a) peygamber olarak kabul edemiyecekleri konusundaki itirazları reddedilmektedir.
2) Kur’an’a ve Peygamber’e (s.a) karşı yönelttikleri birbirine karşıt ve çok çeşitli itirazlar nedeniyle, kafirler sorguya çekilmektedir.
3) Onların hayat hakkındaki yanlış fikirlerinin asılsız olduğu ortaya konmaktadır. Çünkü onların Peygamber’in (s.a) davetine karşı ilgisiz ve sert bir tavır takınmalarının asıl sorumlusu bu hayat görüşüdür. Onlar, hayatın sadece bir oyun ve eğlence olduğuna, bunun ötesinde ve öncesinde hiçbir amacının olmadığına ve hesaba çekilme, ceza veya mükafat görme gibi bir şeyin sözkonusu olmadığına inanıyorlardı.
4) Kafirlerle Peygamber (s.a) arasındaki çatışmanın en büyük sebebi onların şirkte ısrar etmesi ve Tevhid’e karşı çıkmalarıydı. Bu nedenle burada şirk reddedilmekte ve Tevhid güçlü ve etkili delillerle desteklenmektedir.
5) Kafirlerin hatalı anlayışlarından birini daha düzeltmek için ikna ve uyarı delilleri kullanılmaktadır. Onlar, Hz. Muhammed’in (s.a) yalancı peygamber ve onun Allah’ın azabı konusundaki uyarılarının boş tehditler olduğunu zannediyorlardı. Çünkü Peygamber’i (s.a) inkarda ısrar etmelerine rağmen hâlâ onlara bir azab gelmemişti. 48-91. Ayetlerde, Allah tarafından gönderilen peygamberlerin hepsinin insan olduğunu ve peygamberlere özgü bazı özellikler dışında, hepsinin her insanda bulunan niteliklere sahip olduğunu vurgularcasına peygamberlerin hayat hikayelerinden önemli kıssalar anlatılmaktadır. Onların ilâhlıkta hiçbir payları yoktur ve her ihtiyaçları için Allah’dan yardım dilemek zorundadırlar.
Bunların yanısıra iki noktaya daha değinilmektedir:
1) Bütün peygamberler, zorluk ve engellerle karşı karşıya gelmek zorunda kalmışlardır, düşmanları da onların görevlerini engellemek için ellerinden geleni yapmışlardır. Fakat buna rağmen onlar Allah’tan gelen olağanüstü bir yardımla zafere ulaşmışlardır.
2) Bütün Peygamberler, Hz.Muhammed (s.a) tarafından sunulan aynı “hayat tarzı”nı (DİN) tebliğ etmişlerdir. Tek doğru hayat tarzı budur ve sapık insanlar tarafından uydurulup icad edilen tüm diğer yollar yanlıştır.
92-106. ayetlerde, Allah’ın hükmü sonunda sadece doğru yola uyanların kurtuluşa erecekleri ve o yoldan sapanların kötü bir akibetle karşılaşacakları bildirilmektedir.
107-112. ayetlerde insanlara, Allah’ın gerçeği bildirmek üzere kendilerine bir peygamber göndermesinin büyük bir lütuf olacağı ve onu rahmet olarak değil de, bir bela ve felaket olarak kabul edenlerin büyük bir aptallık içinde oldukları bildirilmektedir.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–4
4 ayetEnbiyâ 1
Enbiyâ 2
Enbiyâ 3
Enbiyâ 4
اِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَۚ ١ مَا يَاْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ اِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَۙ ٢ لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْۜ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰىۗ اَلَّذ۪ينَ ظَلَمُواۗ هَلْ هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۚ اَفَتَاْتُونَ السِّحْرَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ ٣ قَالَ رَبّ۪ي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۘ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٤
Mushaf
Okunuş
1İḳterabe linnâsi ḥisâbühüm vehüm fî gafletim müʿriḍûn.
2Mâ yeʾtîhim min ẕikrim mir rabbihim muḥdeŝin ille-stemeʿûhü vehüm yelʿabûn.
3Lâhiyeten ḳulûbühüm. veeserrü-nnecvâ. elleẕîne żalemû. hel hâẕâ illâ beşer miŝlüküm. efeteʾtûne-ssiḥra veentüm tübṣirûn.
4Ḳâle rabbî yaʿlemü-lḳavle fi-ssemâi velʾarḍ. vehüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Türkçe Meal
1İnsanların hesaba çekilecekleri gün yaklaştı. Fakat onlar umursamaz bir şekilde bu gerçekten/Kuran’dan yüz çeviriyorlar.
2Ne zaman onlara, Rablerinden yeni bir zikir/öğüt gelse onu ancak alaya alarak dinliyorlar.
3“Bu sizin gibi bir beşer değil mi, şimdi siz göz göre göre onun sihrine mi kapılacaksınız?” Diyerek kendi aralarında gizli gizli fısıldaşıyorlar.
4De ki:
– Benim Rabbim gökte ve yerde söylenen her sözü bilir, zira O’dur her şeyi işiten ve bilen.
Ayet 5–6
2 ayetEnbiyâ 5
Enbiyâ 6
بَلْ قَالُٓوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ بَلِ افْتَرٰيهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌۚ فَلْيَاْتِنَا بِاٰيَةٍ كَمَٓا اُرْسِلَ الْاَوَّلُونَ ٥ مَٓا اٰمَنَتْ قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَاۚ اَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ ٦
Mushaf
Okunuş
5Bel ḳâlû aḍgâŝü aḥlâmim beli-fterâhü bel hüve şâʿir. felyeʾtinâ biâyetin kemâ ürsile-lʾevvelûn.
6Mâ âmenet ḳablehüm min ḳaryetin ehleknâhâ. efehüm yüʾminûn.
Türkçe Meal
5– Hayır, dediler. Bunlar karma karışık rüyalar, Hayır, bu Kuran’ı Allah adına uydurmuştur. Hayır, olsa olsa o bir şairdir! Öyleyse bize, öncekilere gönderilen elçilerinki gibi bir mucize getirsin!
6Onlardan önce, helâk ettiğimiz beldelerin halkı da iman etmemişti. Şimdi bunlar mı iman edecek?
Ayet 7–9
3 ayetEnbiyâ 7
Enbiyâ 8
Enbiyâ 9
وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ٧ وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا لَا يَاْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِد۪ينَ ٨ ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَاَنْجَيْنَاهُمْ وَمَنْ نَشَٓاءُ وَاَهْلَكْنَا الْمُسْرِف۪ينَ ٩
Mushaf
Okunuş
7Vemâ erselnâ ḳableke illâ ricâlen nûḥî ileyhim fesʾelû ehle-ẕẕikri in küntüm lâ taʿlemûn.
8Vemâ ceʿalnâhüm cesedel lâ yeʾkülûne-ṭṭaʿâme vemâ kânû ḫâlidîn.
9Ŝümme ṣadaḳnâhümü-lvaʿde feenceynâhüm vemen neşâü veehlekne-lmüsrifîn.
Türkçe Meal
7Oysa senden önce de kendilerine vahiy vererek elçilikle görevlendirdiğimiz kişiler ancak senin gibi birer insandılar. Eğer bilmiyorsanız kitap ehline sorun!
8Biz onları yemeğe içmeye ihtiyacı olmayan birer varlık yapmadık, onlar ölümsüz de değillerdi.
9Netice de biz onlara verdiğimiz vaadi tuttuk, onları ve hak eden kimseleri kurtardık, aşırı gidenleri de helak ettik.
Ayet 10
1 ayetEnbiyâ 10
لَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ كِتَابًا ف۪يهِ ذِكْرُكُمْۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟ ١٠
Mushaf
Ayet 11–15
5 ayetEnbiyâ 11
Enbiyâ 12
Enbiyâ 13
Enbiyâ 14
Enbiyâ 15
وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَاَنْشَاْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا اٰخَر۪ينَ ١١ فَلَمَّٓا اَحَسُّوا بَاْسَنَٓا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَۜ ١٢ لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُٓوا اِلٰى مَٓا اُتْرِفْتُمْ ف۪يهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْـَٔلُونَ ١٣ قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ١٤ فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوٰيهُمْ حَتّٰى جَعَلْنَاهُمْ حَص۪يدًا خَامِد۪ينَ ١٥
Mushaf
Okunuş
11Vekem ḳaṣamnâ min ḳaryetin kânet żâlimetev veenşeʾnâ baʿdehâ ḳavmen âḫarîn.
12Felemmâ eḥassû beʾsenâ iẕâ hüm minhâ yerküḍûn.
13Lâ terküḍû verciʿû ilâ mâ ütriftüm fîhi vemesâkiniküm leʿalleküm tüsʾelûn.
14Ḳâlû yâ veylenâ innâ künnâ żâlimîn.
15Femâ zâlet tilke daʿvâhüm ḥattâ ceʿalnâhüm ḥaṣîden ḫâmidîn.
Türkçe Meal
11Biz halkı zalim olan elçilere karşı çıkan nice kentleri kırıp geçirdik. Onların ardından da başka bir toplum var ettik.
12Onlar bizim şiddetli azabımızı hissettikleri zaman, oradan süratle kaçmaya başladılar.
13Durun kaçmayın, küstahça şımartıldığınız o konforlu yaşantınıza ve konaklarınıza geri dönün, belki aranır sorulursunuz.
14– Eyvah bize, dediler. Gerçekten biz yanlışta ısrar eden zalimlerden olduk.
15Onların bu feryatları devam edip dururken biz onları biçilmiş ekine, yakılıp kül olmuşa çevirdik.
İlgili ayetler
14A’raf 5Mü’minûn 99Mü’minûn 108Zümer 58Şûrâ 44Kalem 17Kalem 33
Ayet 16–18
3 ayetEnbiyâ 16
Enbiyâ 17
Enbiyâ 18
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ ١٦ لَوْ اَرَدْنَٓا اَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّاۗ اِنْ كُنَّا فَاعِل۪ينَ ١٧ بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌۜ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ ١٨
Mushaf
Okunuş
16Vemâ ḫalaḳne-ssemâe velʾarḍa vemâ beynehümâ lâʿibîn.
17Lev eradnâ en netteḫiẕe lehvel letteḫaẕnâhü mil ledünnâ. in künnâ fâʿilîn.
18Bel naḳẕifü bilḥaḳḳi ʿale-lbâṭili feyedmeguhû feiẕâ hüve zâhiḳ. velekümü-lveylü mimmâ teṣifûn.
Türkçe Meal
16Çünkü biz göğü ve yeri ve ikisi arasındakileri oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
17Eğer bir oyun ve eğlence edinmek isteseydik, onu şanımıza uygun olarak elbette edinirdik, evet yapsaydık böyle yapardık ama yapmadık.
18Tam aksine biz hakkı batılın üstüne fırlatırız da onun beynini parçalar böylece batıl yok olup gider. Allah’a çirkin yakıştırmalarınızdan dolayı yazıklar olsun size!
İlgili ayetler
Ayet 19–21
3 ayetEnbiyâ 19
Enbiyâ 20
Enbiyâ 21
وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِه۪ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَۚ ١٩ يُسَبِّحُونَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ ٢٠ اَمِ اتَّخَذُٓوا اٰلِهَةً مِنَ الْاَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ ٢١
Mushaf
Okunuş
19Velehû men fi-ssemâvâti velʾarḍ. vemen ʿindehû lâ yestekbirûne ʿan ʿibâdetihî velâ yestaḥsirûn.
20Yüsebbiḥûne-lleyle vennehâra lâ yeftürûn.
21Emi-tteḫaẕû âlihetem mine-lʾarḍi hüm yünşirûn.
Türkçe Meal
19Zira göklerde ve yerde canlı cansız ne varsa hepsi O’nundur. O’nun katında olanlar O’na kulluk etmekten asla büyüklük taslamazlar ve bıkıp usanmazlar.
20Gece ve gündüz hiç durmadan Allah’ın şanını yüceltirler.
21“Demek ki onlar, yeryüzünden/taştan topraktan bir takım varlıkları ilah mı edindiler” de. Ölüleri onlar mı diriltecekler?
Ayet 22–23
2 ayetEnbiyâ 22
Enbiyâ 23
لَوْ كَانَ ف۪يهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَاۚ فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ ٢٢ لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ ٢٣
Mushaf
Okunuş
22Lev kâne fîhimâ âlihetün ille-llâhü lefesedetâ. fesübḥâne-llâhi rabbi-lʿarşi ʿammâ yeṣifûn.
23Lâ yüsʾelü ʿammâ yefʿalü vehüm yüsʾelûn.
Türkçe Meal
22Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka bir takım ilahlar olsaydı her ikisinde de kargaşa olur düzen bozulurdu, hâşâ! Yüce hükümranlık makamının sahibi olan Allah, onların çirkin yakıştırmalarından münezzehtir.
23O yaptıklarından dolayı asla sorgulanamaz ama onlar sorgulanacaklar.
İlgili ayetler
Ayet 24
1 ayetEnbiyâ 24
اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْۚ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْل۪يۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ ٢٤
Mushaf
Okunuş
24Emi-tteḫaẕû min dûnihî âliheh. ḳul hâtû bürhâneküm. hâẕâ ẕikru mem meʿiye veẕikru men ḳablî. bel ekŝeruhüm lâ yaʿlemûne-lḥaḳḳa fehüm müʿriḍûn.
Türkçe Meal
24Yoksa Allah’tan başka bir takım ilahlar mı edindiler? Onlara de ki:
– Haydi, kesin delilinizi getirin! İşte bu tevhit inancı hem benimle beraber olanların hem de benden öncekilerin dile getirdiği ortak mesajdır. Fakat onların çoğu bu gerçeği/Kuran’ı bilmiyorlar, bu nedenle bundan yüz çeviriyorlar.
İlgili ayetler
Ayet 25
1 ayetEnbiyâ 25
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوح۪ٓي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ ٢٥
Mushaf
Okunuş
25Vemâ erselnâ min ḳablike mir rasûlin illâ nûḥî ileyhi ennehû lâ ilâhe illâ ene faʿbüdûn.
Türkçe Meal
25Oysa biz senden önce gönderdiğimiz her elçiye sadece şunu vahyettik:
– Benden başka ilah yoktur, öyleyse sadece bana kulluk edin!
Ayet 26–30
5 ayetEnbiyâ 26
Enbiyâ 27
Enbiyâ 28
Enbiyâ 29
Enbiyâ 30
وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَدًا سُبْحَانَهُۜ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَۙ ٢٦ لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ ٢٧ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَۙ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضٰى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِه۪ مُشْفِقُونَ ٢٨ وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ اِنّ۪ٓي اِلٰهٌ مِنْ دُونِه۪ فَذٰلِكَ نَجْز۪يهِ جَهَنَّمَۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ۟ ٢٩ اَوَلَمْ يَرَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَاۜ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّۜ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ ٣٠
Mushaf
Okunuş
26Veḳâlü-tteḫaẕe-rraḥmânü veleden sübḥâneh. bel ʿibâdüm mükramûn.
27Lâ yesbiḳûnehû bilḳavli vehüm biemrihî yaʿmelûn.
28Yaʿlemü mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehüm velâ yeşfeʿûne illâ limeni-rteḍâ vehüm min ḫaşyetihî müşfiḳûn.
29Vemey yeḳul minhüm innî ilâhüm min dûnihî feẕâlike neczîhi cehennem. keẕâlike neczi-żżâlimîn.
30Evelem yera-lleẕîne keferû enne-ssemâvâti velʾarḍa kânetâ ratḳan fefetaḳnâhümâ. veceʿalnâ mine-lmâi külle şeyʾin ḥayy. efelâ yüʾminûn.
Türkçe Meal
26Buna rağmen onlar, Rahman, çocuk edindi, dediler. Hâşâ o böyle şeylerden münezzehtir. Aslında onlar (melekler) Allah’ın değerli kullarıdır.
27Onlar sözleri ile onun önüne geçmezler ve onlar onun emri ile hareket ederler.
28Allah, onların yaptıklarını ve yapacaklarını bilir ve onlar Allah’ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler. Zira onlar Allah’a duydukları derin saygıdan dolayı tir tir titrerler.
29Meleklerden biri kalkıp “Allah’ın yanı sıra ben de ilahım” demiş olsa, biz onu cehennemle cezalandırırız. İşte biz ilahlık iddiasında bulunanları böyle cezalandırırız.
30Gerçeği örtbas eden kâfirler görmüyorlar mı ki gökler ve yer başlangıçta bitişikken biz onları ayırdık ve bütün canlıları sudan yarattık. Hala inanmayacaklar mı?
Ayet 31–32
2 ayetEnbiyâ 31
Enbiyâ 32
وَجَعَلْنَا فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا ف۪يهَا فِجَاجًا سُبُلًا لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٣١ وَجَعَلْنَا السَّمَٓاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًاۚ وَهُمْ عَنْ اٰيَاتِهَا مُعْرِضُونَ ٣٢
Mushaf
Okunuş
31Veceʿalnâ fi-lʾarḍi ravâsiye en temîde bihim veceʿalnâ fîhâ ficâcen sübülel leʿallehüm yehtedûn.
32Veceʿalne-ssemâe saḳfem maḥfûżâ. vehüm ʿan âyâtihâ müʿriḍûn.
Türkçe Meal
31Ve sarsılırlar diye yeryüzüne ağırlıklar koyduk, kolayca yollarını bulabilsinler diye orada vadiler ve geçitler meydana getirdik.
32Göğü de korunaklı bir tavan yaptık. Buna rağmen onlar, gökyüzündeki bunca delilden yüz çeviriyorlar.
Ayet 33
1 ayetEnbiyâ 33
وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ ف۪ي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ ٣٣
Mushaf
Ayet 34
1 ayetEnbiyâ 34
وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَۜ اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ ٣٤
Mushaf
Okunuş
34Vemâ ceʿalnâ libeşerim min ḳablike-lḫuld. efeim mitte fehümü-lḫâlidûn.
Türkçe Meal
34Biz senden önce yaşamış hiç bir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen öleceksin de onlar sonsuza kadar mı yaşayacaklar?
İlgili ayetler
34Âl-i İmran 144Âl-i İmran 185Nisâ 78A’raf 25Enbiyâ 35Zümer 30
Ayet 35
1 ayetEnbiyâ 35
كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةًۜ وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ ٣٥
Mushaf
Okunuş
35Küllü nefsin ẕâiḳatü-lmevt. veneblûküm bişşerri velḫayri fitneh. veileynâ türceʿûn.
Türkçe Meal
35Zira her canlı ölümü tadacaktır. Biz sizi iyilikle ve kötülükle sınıyoruz. Zaten sonunda bize döndürüleceksiniz.
Ayet 36–39
4 ayetEnbiyâ 36
Enbiyâ 37
Enbiyâ 38
Enbiyâ 39
وَاِذَا رَاٰكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ يَتَّخِذُونَكَ اِلَّا هُزُوًاۜ اَهٰذَا الَّذ۪ي يَذْكُرُ اٰلِهَتَكُمْۚ وَهُمْ بِذِكْرِ الرَّحْمٰنِ هُمْ كَافِرُونَ ٣٦ خُلِقَ الْاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍۜ سَاُر۪يكُمْ اٰيَات۪ي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ ٣٧ وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٣٨ لَوْ يَعْلَمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ح۪ينَ لَا يَكُفُّونَ عَنْ وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلَا عَنْ ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ ٣٩
Mushaf
Okunuş
36Veiẕâ raâke-lleẕîne keferû iy yetteḫiẕûneke illâ hüzüvâ. ehâẕe-lleẕî yeẕküru âliheteküm. vehüm biẕikri-rraḥmâni hüm kâfirûn.
37Ḫuliḳa-lʾinsânü min ʿacel. seürîküm âyâtî felâ testaʿcilûn.
38Veyeḳûlûne metâ hâẕe-lvaʿdü in küntüm ṣâdiḳîn.
39Lev yaʿlemü-lleẕîne keferû ḥîne lâ yeküffûne ʿav vucûhihimü-nnâra velâ ʿan żuhûrihim velâ hüm yünṣarûn.
Türkçe Meal
36Gerçekleri örtbas eden kâfirler seni gördüklerinde seni sadece alaya almak için “İlahlarınızı diline dolayan bu mu?” derler hâlbuki onlar sana değil Rahman’ın zikri Kuran’a inanmıyorlar.
37İnsanoğlu pek aceleci yaratılmıştır. Acele etmenize gerek yok, zamanı geldiğinde ayetlerimi size göstereceğim.
38Bir de kalkmış “Eğer iddianızda doğruysanız şu vaat edilen tehdit ne zamandır” diye soruyorlar.
39O gerçeği örtbas eden kâfirler, yüzlerini ve sırtlarını ateşten koruyamayacakları ve hiçbir yardım da göremeyecekleri o anı keşke bilselerdi.
İlgili ayetler
Ayet 40
1 ayetEnbiyâ 40
بَلْ تَاْت۪يهِمْ بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40Bel teʾtîhim bagteten fetebhetühüm felâ yesteṭîʿûne raddehâ velâ hüm yünżarûn.
Türkçe Meal
40Aksine o ansızın gelecek ve onları dehşete düşürecektir. Artık onu ne geri çevirebilecekler ne de kendilerine bir mühlet verilecek.
İlgili ayetler
Ayet 41–44
4 ayetEnbiyâ 41
Enbiyâ 42
Enbiyâ 43
Enbiyâ 44
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٤١ قُلْ مَنْ يَكْلَؤُ۬كُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمٰنِۜ بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ ٤٢ اَمْ لَهُمْ اٰلِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَاۜ لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَ اَنْفُسِهِمْ وَلَا هُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ ٤٣ بَلْ مَتَّعْنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى طَالَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُۜ اَفَلَا يَرَوْنَ اَنَّا نَاْتِي الْاَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ اَطْرَافِهَاۜ اَفَهُمُ الْغَالِبُونَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
41Veleḳadi-stühzie birusülim min ḳablike feḥâḳa billeẕîne seḫirû minhüm mâ kânû bihî yestehziûn.
42Ḳul mey yekleüküm billeyli vennehâri mine-rraḥmân. bel hüm ʿan ẕikri rabbihim müʿriḍûn.
43Em lehüm âlihetün temneʿuhüm min dûninâ. lâ yesteṭîʿûne naṣra enfüsihim velâ hüm minnâ yuṣḥabûn.
44Bel mettaʿnâ hâülâi veâbâehüm ḥattâ ṭâle ʿaleyhimü-lʿumür. efelâ yeravne ennâ neʾti-lʾarḍa nenḳuṣuhâ min aṭrâfihâ. efehümü-lgâlibûn.
Türkçe Meal
41Hiç şüphen olmasın ki senden önceki elçilerle de alay edildi fakat o alay ettikleri gerçek onları çepeçevre kuşatıverdi.
42De ki:
– Gece ve gündüz sizi Rahman’dan gelecek bir azaptan kim koruyabilir? Buna rağmen onlar, hala Rablerinin zikrinden/Kuran’dan yüz çeviriyorlar.
43Yoksa onların bize karşı kendilerini savunacak bir takım ilahları mı var? Oysa o ilahları, kendilerine bile yardım edecek güçten yoksundurlar, üstelik onlar katımızdan herhangi bir himayede göremeyecekler.
44Kaldı ki biz onlara ve atalarına rahat bir hayat yaşattık. Öyle ki bu konforla ömürlerine ömür kattılar peki şimdi onlar, onların imkân ve nüfuzlarını her bir yandan gitgide daralttığımızı görmüyorlar mı? Bu durumda galip gelecek olan onlar mı?
İlgili ayetler
41Hûd 11Hûd 12Hûd 38Mü’minûn 24Mü’minûn 25Furkan 7Furkan 8Furkan 41Zuhruf 51Zuhruf 52Zâriyât 38Zâriyât 52
Ayet 45–46
2 ayetEnbiyâ 45
Enbiyâ 46
قُلْ اِنَّمَٓا اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِۘ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَٓاءَ اِذَا مَا يُنْذَرُونَ ٤٥ وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٤٦
Mushaf
Okunuş
45Ḳul innemâ ünẕiruküm bilvaḥy. velâ yesmeʿu-ṣṣummü-ddüʿâe iẕâ mâ yünẕerûn.
46Veleim messethüm nefḥatüm min ʿaẕâbi rabbike leyeḳûlünne yâ veylenâ innâ künnâ żâlimîn.
Türkçe Meal
45De ki:
– Ben sizi sadece vahiy/Kuran ile uyarıyorum. Oysa uyarıldıkları zaman bu çağrıyı sadece duymak istemeyen sağırlar işitmez.
46Eğer Rabbinin azabı onlara hafiften dokunsa hemen:
– Yazıklar olsun bize! Bu çağrıya sağır kesilerek gerçekten zalimlik ederek yanlışta ısrar etmiştik, derler.
Ayet 47
1 ayetEnbiyâ 47
وَنَضَعُ الْمَوَاز۪ينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔاۜ وَاِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ اَتَيْنَا بِهَاۜ وَكَفٰى بِنَا حَاسِب۪ينَ ٤٧
Mushaf
Okunuş
47Veneḍaʿu-lmevâzîne-lḳiṣṭa liyevmi-lḳiyâmeti felâ tużlemü nefsün şeyʾâ. vein kâne miŝḳâle ḥabbetim min ḫardelin eteynâ bihâ. vekefâ binâ ḥâsibîn.
Türkçe Meal
47Ve biz kıyamet günü hassas adalet terazileri kurarız. Hiç kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmaz. Hatta hardal tanesi ağırlığınca bir şey olsa onu da değerlendiririz. Zira hesap görücü olarak biz yeteriz.
İlgili ayetler
47Bakara 272Bakara 281Âl-i İmran 185Nisâ 40A’raf 8A’raf 9Kehf 49
Ayet 48–49
2 ayetEnbiyâ 48
Enbiyâ 49
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسٰى وَهٰرُونَ الْفُرْقَانَ وَضِيَٓاءً وَذِكْرًا لِلْمُتَّق۪ينَۙ ٤٨ اَلَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ ٤٩
Mushaf
Okunuş
48Veleḳad âteynâ mûsâ vehârûne-lfürḳâne veḍiyâev veẕikral lilmütteḳîn.
49Elleẕîne yaḫşevne rabbehüm bilgaybi vehüm mine-ssâʿati müşfiḳûn.
Türkçe Meal
48Andolsun ki biz Musa ve Harun’a hakkı batıldan ayıran, karanlıkları aydınlatan ve sakınıp korunanlar için öğüt olan mesaj verdik.
49Onlar ki Rablerine içten derin bir saygı duyarlar ve onlar o saatin bu dünyanın sonunun dehşetinden dolayı tir tir titrerler.
Ayet 50
1 ayetEnbiyâ 50
وَهٰذَا ذِكْرٌ مُبَارَكٌ اَنْزَلْنَاهُۜ اَفَاَنْتُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ۟ ٥٠
Mushaf
Ayet 51–70
20 ayetEnbiyâ 51
Enbiyâ 52
Enbiyâ 53
Enbiyâ 54
Enbiyâ 55
Enbiyâ 56
Enbiyâ 57
Enbiyâ 58
Enbiyâ 59
Enbiyâ 60
Enbiyâ 61
Enbiyâ 62
Enbiyâ 63
Enbiyâ 64
Enbiyâ 65
Enbiyâ 66
Enbiyâ 67
Enbiyâ 68
Enbiyâ 69
Enbiyâ 70
وَلَقَدْ اٰتَيْنَٓا اِبْرٰه۪يمَ رُشْدَهُ مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا بِه۪ عَالِم۪ينَۚ ٥١ اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا هٰذِهِ التَّمَاث۪يلُ الَّت۪ٓي اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ ٥٢ قَالُوا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا لَهَا عَابِد۪ينَ ٥٣ قَالَ لَقَدْ كُنْتُمْ اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٥٤ قَالُٓوا اَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ اَمْ اَنْتَ مِنَ اللَّاعِب۪ينَ ٥٥ قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الَّذ۪ي فَطَرَهُنَّۘ وَاَنَا۬ عَلٰى ذٰلِكُمْ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ ٥٦ وَتَاللّٰهِ لَاَك۪يدَنَّ اَصْنَامَكُمْ بَعْدَ اَنْ تُوَلُّوا مُدْبِر۪ينَ ٥٧ فَجَعَلَهُمْ جُذَاذًا اِلَّا كَب۪يرًا لَهُمْ لَعَلَّهُمْ اِلَيْهِ يَرْجِعُونَ ٥٨ قَالُوا مَنْ فَعَلَ هٰذَا بِاٰلِهَتِنَٓا اِنَّهُ لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ ٥٩ قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُٓ اِبْرٰه۪يمُۜ ٦٠ قَالُوا فَاْتُوا بِه۪ عَلٰٓى اَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ ٦١ قَالُٓوا ءَاَنْتَ فَعَلْتَ هٰذَا بِاٰلِهَتِنَا يَٓا اِبْرٰه۪يمُۜ ٦٢ قَالَ بَلْ فَعَلَهُۗ كَب۪يرُهُمْ هٰذَا فَسْـَٔلُوهُمْ اِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ ٦٣ فَرَجَعُٓوا اِلٰٓى اَنْفُسِهِمْ فَقَالُٓوا اِنَّكُمْ اَنْتُمُ الظَّالِمُونَۙ ٦٤ ثُمَّ نُكِسُوا عَلٰى رُؤُ۫سِهِمْۚ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يَنْطِقُونَ ٦٥ قَالَ اَفَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُكُمْ شَيْـًٔا وَلَا يَضُرُّكُمْۜ ٦٦ اُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ٦٧ قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانْصُرُٓوا اٰلِهَتَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَ ٦٨ قُلْنَا يَا نَارُ كُون۪ي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَۙ ٦٩ وَاَرَادُوا بِه۪ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَخْسَر۪ينَۚ ٧٠
Mushaf
Okunuş
51Veleḳad âteynâ ibrâhîme ruşdehû min ḳablü vekünnâ bihî ʿâlimîn.
52İẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâ hâẕihi-ttemâŝîlü-lletî entüm lehâ ʿâkifûn.
53Ḳâlû vecednâ âbâenâ lehâ ʿâbidîn.
54Ḳâle leḳad küntüm entüm veâbâüküm fî ḍalâlim mübîn.
55Ḳâlû eciʾtenâ bilḥaḳḳi em ente mine-llâʿibîn.
56Ḳâle ber rabbüküm rabbü-ssemâvâti velʾarḍi-lleẕî feṭarahünn. veenâ ʿalâ ẕâliküm mine-şşâhidîn.
57Vetellâhi leekîdenne aṣnâmeküm baʿde en tüvellû müdbirîn.
58Feceʿalehüm cüŝeŝen illâ kebîral lehüm leʿallehüm ileyhi yerciʿûn.
59Ḳâlû men feʿale hâẕâ biâlihetinâ innehû lemine-żżâlimîn.
60Ḳâlû semiʿnâ fetey yeẕküruhüm yüḳâlü lehû ibrâhîm.
61Ḳâlû feʾtû bihî ʿalâ aʿyüni-nnâsi leʿallehüm yeşhedûn.
62Ḳâlû eente feʿalte hâẕâ biâlihetinâ yâ ibrâhîm.
63Ḳâle bel feʿaleh. kebîruhüm hâẕâ fesʾelûhüm in kânû yenṭiḳûn.
64Feraceʿû ilâ enfüsihim feḳâlû inneküm entümu-żżâlimûn.
65Ŝümme nükisû ʿalâ ruûsihim. leḳad ʿalimte mâ hâülâi yenṭiḳûn.
66Ḳâle efetaʿbüdûne min dûni-llâhi mâ lâ yenfeʿuküm şeyʾev velâ yeḍurruküm.
67Üffil leküm velimâ taʿbüdûne min dûni-llâh. efelâ taʿḳilûn.
68Ḳâlû ḥarriḳûhü venṣurû âliheteküm in küntüm fâʿilîn.
69Ḳulnâ yâ nâru kûnî berdev veselâmen ʿalâ ibrâhîm.
70Veerâdû bihî keyden feceʿalnâhümü-lʾaḫserîn.
Türkçe Meal
51Andolsun ki biz daha önce de İbrahim’e doğruyu bulma yeteneği vermiştik, Biz onun buna ehil olduğunu biliyorduk.
52O, babasına ve toplumuna demişti ki:
– Önünde saygıyla durduğunuz bu heykeller de neyin nesi?
53Onlar ise:
– Biz atalarımızı onlara kulluk eder bulduk. Dediler.
54İbrahim:
– Gerçekten siz ve atalarınız başından beri apaçık bir sapkınlık içindeymişsiniz, dedi.
55Onlar:
– Sen ciddi misin yoksa bizimle oyun mu oynuyorsun? Dediler.
56İbrahim:
– Hayır, gerçek şu ki sizin Rabbiniz göklerin ve yerin de Rabbi/sahibi olan ve bütün varlıkları yaratandır. Ben de bunun böyle olduğuna bütün varlığımla şahidim. Dedi
57İbrahim: Allah’a yemin ederim ki, siz gittikten sonra putlarınıza bir oyun oynayacağım.
58Onlar şehirden ayrılınca İbrahim hepsini kırıp parçaladı, ancak kendisine müracaat etsinler diye büyük saydıkları puta dokunmadı.
59Halk:
– Kim yaptı bunu ilahlarımıza? Gerçekten o haddini bilmez biriymiş, dediler.
60Diğerleri:
– İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını duymuştuk, dediler.
61– Öyleyse onu halkın huzuruna çıkaralım belki birileri onun yaptığına şahitlik eder, dediler.
62Dediler ki:
– İlahlarımıza bunu sen mi yaptın ey İbrahim?
63İbrahim:
– Hayır, dedi yapsa yapsa onu şu büyükleri yapmıştır. En iyisi siz ona sorun, tabi eğer, konuşabiliyorsa, dedi.
64Bunun üzerine birbirlerine dönüp:
– Biz gerçekten konuşamayan varlıklara kulluk ederek sapıtmışız, diye birbirlerini suçladılar.
65Sonra yine eski inançlarına döndüler ve:
– Bunların konuşamayacağını sen de çok iyi biliyorsun, dediler.
66İbrahim:
– O halde neden Allah’ı bırakıp da size hiç bir faydası ve zararı olmayan varlıklara kulluk ediyorsunuz? Dedi.
67Yazıklar olsun size ve Allah’tan başka kulluk ettiklerinize! Siz hiç aklınızı kullanmayacak mısınız?
68Onlar, “Eğer bir şey yapacaksanız onu yakın böylece ilahlarınıza sahip çıkmış olursunuz.” dediler.
69Biz de:
– Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlikli ol! Dedik.
70Onlar, İbrahim’i ortadan kaldırmak istediler ama biz de onları hüsrana uğrattık.
Ayet 71–73
3 ayetEnbiyâ 71
Enbiyâ 72
Enbiyâ 73
وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا اِلَى الْاَرْضِ الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَا لِلْعَالَم۪ينَ ٧١ وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَۜ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةًۜ وَكُلًّا جَعَلْنَا صَالِح۪ينَ ٧٢ وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَاِقَامَ الصَّلٰوةِ وَا۪يتَٓاءَ الزَّكٰوةِۚ وَكَانُوا لَنَا عَابِد۪ينَۙ ٧٣
Mushaf
Okunuş
71Venecceynâhü velûṭan ile-lʾarḍi-lletî bâraknâ fîhâ lilʿâlemîn.
72Vevehebnâ lehû isḥâḳ. veyaʿḳûbe nâfileten. veküllen ceʿalnâ ṣâliḥîn.
73Veceʿalnâhüm eimmetey yehdûne biemrinâ veevḥaynâ ileyhim fiʿle-lḫayrâti veiḳâme-ṣṣalâti veîtâe-zzekâh. vekânû lenâ ʿâbidîn.
Türkçe Meal
71Biz onu ve Lut’u kurtardık ve onları, bütün toplumlar için mübarek kıldığımız topraklara ulaştırdık.
72Ve ona İshak’ı, ilave olarak da Yakub’u bahşettik. Her ikisini de iyilerden yaptık.
73Onları emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler kıldık, onlara iyi ve yararlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onların hepsi yalnızca bize kulluk eden kimselerdi.
İlgili ayetler
Ayet 74–75
2 ayetEnbiyâ 74
Enbiyâ 75
وَلُوطًا اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّت۪ي كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَٓائِثَۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِق۪ينَۙ ٧٤ وَاَدْخَلْنَاهُ ف۪ي رَحْمَتِنَاۜ اِنَّهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ۟ ٧٥
Mushaf
Okunuş
74Velûṭan âteynâhü ḥukmev veʿilmev venecceynâhü mine-lḳaryeti-lletî kânet taʿmelü-lḫabâiŝ. innehüm kânû ḳavme sevʾin fâsiḳîn.
75Veedḫalnâhü fî raḥmetinâ. innehû mine-ṣṣâliḥîn.
Türkçe Meal
74Bu kitapta Lut’u da an. Biz, ona doğru karar verme yeteneği ve ilim verdik. Ve onu halkı iğrenç işler yapan memleketten kurtardık. Onlar, gerçekten yoldan çıkmış fasık çok kötü bir toplum idi.
75Biz onu şefkat ve merhametimize gark ettik. Çünkü o, iyi ve dürüst kimselerdendi.
İlgili ayetler
Ayet 76–77
2 ayetEnbiyâ 76
Enbiyâ 77
وَنُوحًا اِذْ نَادٰى مِنْ قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ ٧٦ وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَ ٧٧
Mushaf
Okunuş
76Venûḥan iẕ nâdâ min ḳablü festecebnâ lehû fenecceynâhü veehlehû mine-lkerbi-lʿażîm.
77Veneṣarnâhü mine-lḳavmi-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. innehüm kânû ḳavme sevʾin feagraḳnâhüm ecmeʿîn.
Türkçe Meal
76Nuh’u da an! Hani o, elçilerine kulak tıkayan zalim kavminin helâkı için dua etmişti de, biz de onun duasını kabul etmiştik. Onu ve ailesini büyük felaketten kurtarmıştık.
77Ayetlerimizi yalan sayan toplumuna karşı Nuh’u desteklemiştik. Çünkü onlar gerçekten kötü bir toplum idi. Biz de onların hepsini suda boğmuştuk.
İlgili ayetler
Ayet 78–80
3 ayetEnbiyâ 78
Enbiyâ 79
Enbiyâ 80
وَدَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ اِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ اِذْ نَفَشَتْ ف۪يهِ غَنَمُ الْقَوْمِۚ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِد۪ينَۙ ٧٨ فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَۚ وَكُلًّا اٰتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًاۘ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ۫دَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَۜ وَكُنَّا فَاعِل۪ينَ ٧٩ وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَاْسِكُمْۚ فَهَلْ اَنْتُمْ شَاكِرُونَ ٨٠
Mushaf
Okunuş
78Vedâvûde vesüleymâne iẕ yaḥkümâni fi-lḥarŝi iẕ nefeşet fîhi ganemü-lḳavm. vekünnâ liḥukmihim şâhidîn.
79Fefehhemnâhâ süleymân. veküllen âteynâ ḥukmev veʿilmâ. veseḫḫarnâ meʿa dâvûde-lcibâle yüsebbiḥne veṭṭayr. vekünnâ fâʿilîn.
80Veʿallemnâhü ṣanʿate lebûsil leküm lituḥṣineküm mim beʾsiküm. fehel entüm şâkirûn.
Türkçe Meal
78Davud’u ve Süleyman’ı da an! Hani ikisi otlaklarda yayılan koyun sürüsü gibi dağılmış bir toplumu nizam ve intizam içinde toplayıp yönetiyorlardı. Biz de onların yönetimine şahit idik.
79Yönetim konusunda Süleyman’ı daha marifetli yapmıştık. Gerçi her birine isabetli karar verme yeteneği ve ilim verdik. Biz dağları Davud’un emrine verdik, dağlar ve kuşlar Davud’un tespihine eşlik ediyorlardı. Bizdik bütün bunları yapan.
80Yine biz Davud’a, savaşta kılıç darbelerinden korunmanız için kullanacağınız zırh yapma sanatını öğrettik. Peki, şimdi siz, bu nimetlerin hakkını veriyor musunuz?
Ayet 81–82
2 ayetEnbiyâ 81
Enbiyâ 82
وَلِسُلَيْمٰنَ الرّ۪يحَ عَاصِفَةً تَجْر۪ي بِاَمْرِه۪ٓ اِلَى الْاَرْضِ الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَاۜ وَكُنَّا بِكُلِّ شَيْءٍ عَالِم۪ينَ ٨١ وَمِنَ الشَّيَاط۪ينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذٰلِكَۚ وَكُنَّا لَهُمْ حَافِظ۪ينَۙ ٨٢
Mushaf
Okunuş
81Velisüleymâne-rrîḥa ʿâṣifeten tecrî biemrih ile-lʾarḍi-lletî bâraknâ fîhâ. vekünnâ bikülli şeyʾin ʿâlimîn.
82Vemine-şşeyâṭîni mey yegûṣûne lehû veyaʿmelûne ʿamelen dûne ẕâlik. vekünnâ lehüm ḥâfiżîn.
Türkçe Meal
81Biz şiddetle esen rüzgârları da Süleyman’ın hizmetine sunmuştuk. Rüzgâr onun emriyle, bereketlendirdiğimiz topraklara doğru eserdi. Her bir şey bizim ilmimiz çerçevesinde oluyordu.
82Şeytanlar gibi asi bir takım maharetli kişileri de onun emrine vermiştik. Onlar Süleyman için dalgıçlık yapıyor ve bunun dışında başka işler de yapıyorlardı, bütün bu kişileri muhafaza altına alan biz idik.
Ayet 83–84
2 ayetEnbiyâ 83
Enbiyâ 84
وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ ٨٣ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه۪ مِنْ ضُرٍّ وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِد۪ينَ ٨٤
Mushaf
Okunuş
83Veeyyûbe iẕ nâdâ rabbehû ennî messeniye-ḍḍurru veente erḥamü-rrâḥimîn.
84Festecebnâ lehû fekeşefnâ mâ bihî min ḍurriv veâteynâhü ehlehû vemiŝlehüm meʿahüm raḥmetem min ʿindinâ veẕikrâ lilʿâbidîn.
Türkçe Meal
83– Başıma bu dert geldi. Sen merhametlilerin en merhametlisisin, diye niyaz eden Eyyûb’ü de an!
84Biz de onun duasını kabul etmiş ve onu o dertten kurtarmıştık. Katımızdan merhametimizin bir nişanesi ve kulluk edenlere bir ibret ve hatıra olsun diye ona, ailesini ve kaybettiklerini misliyle geri verdik.
Ayet 85–86
2 ayetEnbiyâ 85
Enbiyâ 86
وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِدْر۪يسَ وَذَا الْكِفْلِۜ كُلٌّ مِنَ الصَّابِر۪ينَۚ ٨٥ وَاَدْخَلْنَاهُمْ ف۪ي رَحْمَتِنَاۜ اِنَّهُمْ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٨٦
Mushaf
Okunuş
85Veismâʿîle veidrîse veẕe-lkifl. küllüm mine-ṣṣâbirîn.
86Veedḫalnâhüm fî raḥmetinâ. innehüm mine-ṣṣâliḥîn.
Türkçe Meal
85Sabırlı kimseler olan İsmail, İdris ve Zülkifl’i de yâd et!
86Biz de bunları sevgi ve merhametimize erenlerin arasına dâhil etmiştik. Çünkü bunlar iyi ve erdemli kimselerdendi.
Ayet 87–88
2 ayetEnbiyâ 87
Enbiyâ 88
وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ اَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ ٨٧ فَاسْتَجَبْنَا لَهُۙ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّۜ وَكَذٰلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِن۪ينَ ٨٨
Mushaf
Okunuş
87Veẕe-nnûni iẕ ẕehebe mügâḍiben feżanne el len naḳdira ʿaleyhi fenâdâ fi-żżulümâti el lâ ilâhe illâ ente sübḥânek. innî küntü mine-żżâlimîn.
88Festecebnâ lehû venecceynâhü mine-lgamm. vekeẕâlike nünci-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
87Öfkeli bir biçimde geçip giden, bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zanneden ve nihayet karanlıklar içinde “Senden başka ilah yoktur seni tenzih ederim, gerçekten ben kendine yazık eden zalimlerden oldum” diye yalvaran Yunus’u da an!
88Biz de onun duasını kabul etmiş ve içinde bulunduğu sıkıntıdan onu kurtarmıştık. İşte biz inanıp güvenen müminleri böyle kurtarırız.
İlgili ayetler
Ayet 89–90
2 ayetEnbiyâ 89
Enbiyâ 90
وَزَكَرِيَّٓا اِذْ نَادٰى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْن۪ي فَرْدًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْوَارِث۪ينَۚ ٨٩ فَاسْتَجَبْنَا لَهُۘ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيٰى وَاَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًاۜ وَكَانُوا لَنَا خَاشِع۪ينَ ٩٠
Mushaf
Okunuş
89Vezekeriyyâ iẕ nâdâ rabbehû rabbi lâ teẕernî ferdev veente ḫayru-lvâriŝîn.
90Festecebnâ leh. vevehebnâ lehû yaḥyâ veaṣlaḥnâ lehû zevceh. innehüm kânû yüsâriʿûne fi-lḫayrâti veyedʿûnenâ ragabev verahebâ. vekânû lenâ ḫâşiʿîn.
Türkçe Meal
89“Rabbim beni yalnız bırakma! Sen varislerin en hayırlısısın” diye Rabbine niyaz eden Zekeriya’yı da an!
90Onun da duasını kabul etmiş ve ona Yahya’yı bağışlamış, eşini de çocuk doğurmaya elverişli hale getirmiştik. Çünkü bunlar, güzel işler yapmakta birbirleriyle yarışıyorlar, korku ve ümit ile bize dua ediyorlardı ve onlar bize karşı son derece saygılı idiler.
İlgili ayetler
Ayet 91
1 ayetEnbiyâ 91
وَالَّت۪ٓي اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا ف۪يهَا مِنْ رُوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَٓا اٰيَةً لِلْعَالَم۪ينَ ٩١
Mushaf
Okunuş
91Velletî aḥṣanet fercehâ fenefaḫnâ fîhâ mir rûḥinâ veceʿalnâhâ vebnehâ âyetel lilʿâlemîn.
Türkçe Meal
91Ruhumuzdan üfleyip kendini ve oğlunu bütün âlemlere bir ibret kıldığımız, ırz ve iffetini korumuş olan Meryem’i de an!
İlgili ayetler
Ayet 92
1 ayetEnbiyâ 92
اِنَّ هٰذِه۪ٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةًۘ وَاَنَا۬ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ ٩٢
Mushaf
Okunuş
92İnne hâẕihî ümmetüküm ümmetev vâḥideh. veenâ rabbüküm faʿbüdûn.
Türkçe Meal
92İşte bu sizin toplumunuz tek bir ümmettir. Ben de sizin sahibinizim/Rabbinizim. O halde sadece bana kulluk edin.
İlgili ayetler
Ayet 93
1 ayetEnbiyâ 93
وَتَقَطَّعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْۜ كُلٌّ اِلَيْنَا رَاجِعُونَ۟ ٩٣
Mushaf
Okunuş
93Veteḳaṭṭaʿû emrahüm beynehüm. küllün ileynâ râciʿûn.
Türkçe Meal
93Fakat dinlerini paramparça ettiler, nihayetinde hepsi bize dönecektir.
İlgili ayetler
93Âl-i İmran 103En’am 159Mü’minûn 52Mü’minûn 53Rum 32Şûrâ 13
Ayet 94
1 ayetEnbiyâ 94
فَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِه۪ۚ وَاِنَّا لَهُ كَاتِبُونَ ٩٤
Mushaf
Okunuş
94Femey yaʿmel mine-ṣṣâliḥâti vehüve müʾminün felâ küfrâne lisaʿyih. veinnâ lehû kâtibûn.
Türkçe Meal
94Ama kim de mümin olarak iyi ve güzel işler yaparsa onun çabası asla göz ardı edilmeyecektir. Çünkü biz yaptıklarını yazmaktayız.
İlgili ayetler
Ayet 95
1 ayetEnbiyâ 95
وَحَرَامٌ عَلٰى قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَٓا اَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ ٩٥
Mushaf
Okunuş
95Veḥarâmün ʿalâ ḳaryetin ehleknâhâ ennehüm lâ yerciʿûn.
Türkçe Meal
95Bizim helâkına karar verdiğimiz bir toplumun artık geri dönüşü mümkün değildir.
İlgili ayetler
Ayet 96–99
4 ayetEnbiyâ 96
Enbiyâ 97
Enbiyâ 98
Enbiyâ 99
حَتّٰٓى اِذَا فُتِحَتْ يَاْجُوجُ وَمَاْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ ٩٦ وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَاِذَا هِيَ شَاخِصَةٌ اَبْصَارُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ يَا وَيْلَنَا قَدْ كُنَّا ف۪ي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا بَلْ كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٩٧ اِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ حَصَبُ جَهَنَّمَۜ اَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ ٩٨ لَوْ كَانَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اٰلِهَةً مَا وَرَدُوهَاۜ وَكُلٌّ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٩٩
Mushaf
Okunuş
96Ḥattâ iẕâ fütiḥat yeʾcûcü vemeʾcûcü vehüm min külli ḥadebiy yensilûn.
97Vaḳterabe-lvaʿdü-lḥaḳḳu feiẕâ hiye şâḫiṣatün ebṣâru-lleẕîne keferû. yâ veylenâ ḳad künnâ fî gafletim min hâẕâ bel künnâ żâlimîn.
98İnneküm vemâ taʿbüdûne min dûni-llâhi ḥaṣabü cehennem. entüm lehâ vâridûn.
99Lev kâne hâülâi âlihetem mâ veradûhâ. veküllün fîhâ ḫâlidûn.
Türkçe Meal
96Nihayet o toplumun helakı için Yecüc ve Mecüc serbest bırakılır, her tepeden dalga dalga yayılırlar.
97İşte gerçekleşecek olan vaat yaklaşmıştır. İşte o zaman inanmayanların gözleri korku ve dehşetten fal taşı gibi açılacak ve:
– Yazıklar olsun bize, bundan önce biz bunu hiç umursamıyorduk, aslında biz kendimize zulmedip yazık etmişiz, diyecekler.
98Şüphe yok ki siz ve Allah ile aranıza koyup kulluk ettikleriniz, cehennemin odunusunuz. Evet, hepiniz orayı boylayacaksınız.
99Eğer şu kulluk ettikleriniz gerçekten ilah olsalardı kesinlikle oraya girmezlerdi ama onların hepsi orada kalıcıdırlar.
İlgili ayetler
Ayet 100
1 ayetEnbiyâ 100
لَهُمْ ف۪يهَا زَف۪يرٌ وَهُمْ ف۪يهَا لَا يَسْمَعُونَ ١٠٠
Mushaf
Ayet 101–104
4 ayetEnbiyâ 101
Enbiyâ 102
Enbiyâ 103
Enbiyâ 104
اِنَّ الَّذ۪ينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنٰٓىۙ اُو۬لٰٓئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَۙ ١٠١ لَا يَسْمَعُونَ حَس۪يسَهَاۚ وَهُمْ ف۪ي مَا اشْتَهَتْ اَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَۚ ١٠٢ لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ وَتَتَلَقّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُۜ هٰذَا يَوْمُكُمُ الَّذ۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ١٠٣ يَوْمَ نَطْوِي السَّمَٓاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِۜ كَمَا بَدَاْنَٓا اَوَّلَ خَلْقٍ نُع۪يدُهُۜ وَعْدًا عَلَيْنَاۜ اِنَّا كُنَّا فَاعِل۪ينَ ١٠٤
Mushaf
Okunuş
101İnne-lleẕîne sebeḳat lehüm minne-lḥusnâ ülâike ʿanhâ mübʿadûn.
102Lâ yesmeʿûne ḥasîsehâ. vehüm fî me-ştehet enfüsühüm ḫâlidûn.
103Lâ yaḥzünühümü-lfezaʿu-lʾekberu veteteleḳḳâhümü-lmelâikeh. hâẕâ yevmükümü-lleẕî küntüm tûʿadûn.
104Yevme naṭvi-ssemâe keṭayyi-ssicilli lilkütüb. kemâ bedeʾnâ evvele ḫalḳin nüʿîdüh. vaʿden ʿaleynâ. innâ künnâ fâʿilîn.
Türkçe Meal
101Ama yaptıklarına karşılık bizden iyilik sözü alanlar, işte onlar cehennemden uzak tutulacaklar.
102Onlar cehennemin uğultusunu bile duymayacaklar, bilakis onlar canlarının çektiği nimetler içinde kalıcıdırlar.
103En dehşetli korkular bile onları kaygılandırmayacak ve melekler onlara:
– Size vaat edilen gün, işte bu gündür, diyerek karşılayacaklar.
104O gün biz gökyüzünü kitap sayfalarını rulo yapar gibi düreceğiz. İlk yaratmayı nasıl başlattıysak aynısını bir daha yapacağız. Bu bizim gerçekleştirmeyi üstlendiğimiz bir vaattir, biz bunu kesinlikle yapacağız.
Ayet 105
1 ayetEnbiyâ 105
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ ١٠٥
Mushaf
Okunuş
105Veleḳad ketebnâ fi-zzebûri mim baʿdi-ẕẕikri enne-lʾarḍa yeriŝühâ ʿibâdiye-ṣṣâliḥûn.
Türkçe Meal
105Andolsun ki biz (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da “Yeryüzüne iyi kullarım mirasçı olacaktır” diye yazmıştık.
İlgili ayetler
Ayet 106–111
6 ayetEnbiyâ 106
Enbiyâ 107
Enbiyâ 108
Enbiyâ 109
Enbiyâ 110
Enbiyâ 111
اِنَّ ف۪ي هٰذَا لَبَلَاغًا لِقَوْمٍ عَابِد۪ينَۜ ١٠٦ وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ ١٠٧ قُلْ اِنَّمَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ١٠٨ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ اٰذَنْتُكُمْ عَلٰى سَوَٓاءٍۜ وَاِنْ اَدْر۪ٓي اَقَر۪يبٌ اَمْ بَع۪يدٌ مَا تُوعَدُونَ ١٠٩ اِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ مِنَ الْقَوْلِ وَيَعْلَمُ مَا تَكْتُمُونَ ١١٠ وَاِنْ اَدْر۪ي لَعَلَّهُ فِتْنَةٌ لَكُمْ وَمَتَاعٌ اِلٰى ح۪ينٍ ١١١
Mushaf
Okunuş
106İnne fî hâẕâ lebelâgal liḳavmin ʿâbidîn.
107Vemâ erselnâke illâ raḥmetel lilʿâlemîn.
108Ḳul innemâ yûḥâ ileyye ennemâ ilâhüküm ilâhüv vâḥid. fehel entüm müslimûn.
109Fein tevellev feḳul ehentüküm ʿalâ sevâʾ. vein edrî eḳarîbün em beʿîdüm mâ tûʿadûn.
110İnnehû yaʿlemü-lcehra mine-lḳavli veyaʿlemü mâ tektümûn.
111Vein edrî leʿallehû fitnetül leküm vemetâʿun ilâ ḥîn.
Türkçe Meal
106Hiç şüphe yok ki bu Kuran’da kulluk eden bir toplum için de aynı mesaj var.
107Biz seni ancak bütün toplumlara rahmet olarak gönderdik.
108De ki:
– Bana vahyolunan ancak şu ki, sizin ilahınız tek bir ilahtır, artık siz de bu gerçeği kabul edip Müslüman oldunuz değil mi?
109Eğer yüz çevirirlerse de ki:
– Ben bu gerçeği Kuran’ı hepinize bildirdim ve aynı seviyeye gelip/eşit olduk. Artık size vaat edilen yakın mıdır yoksa uzak mıdır ben bilemem.
110Şüphesiz Allah, sözün açığa vurulanını nasıl bilirse gizleneni de öyle bilir.
111Azabın gecikmesi sizin için bir imtihan mıdır, yoksa kısa süreliğine verilmiş bir mühlet midir onu da bilemem.
İlgili ayetler
110Bakara 76Bakara 77Âl-i İmran 167Mâide 61Ra’d 9Ra’d 10İbrahim 38
Ayet 112
1 ayetEnbiyâ 112
قَالَ رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّۜ وَرَبُّنَا الرَّحْمٰنُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ ١١٢
Mushaf
Okunuş
112Ḳâle rabbi-ḥküm bilḥaḳḳ. verabbüne-rraḥmânü-lmüsteʿânü ʿalâ mâ teṣifûn.
Türkçe Meal
112Dedi ki: Rabbim, aramızda hak ile hükmet. Sizin bu çirkin yakıştırmalarınızdan kendisine sığınılacak tek merci, Rahman olan Rabbimizdir.
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce İbrahim, sonra Mü’minûn indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla