Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Ana Tema ve Konular
Adı: Sure adını ilk ayetindeki “el-Mü’minûn” kelimesinden almaktadır.
Nüzul Zamanı: Surenin gerek üslûb, gerekse ele aldığı konu onun Risalet’in Mekke döneminin ortalarında indirildiğini ortaya koymaktadır. Ayetleri okurken, işkenceler daha henüz vahşet derecesine ulaşmamışsa da, Hz. Peygamber’le (s.a) Mekkeli kâfirler arasında çetin bir mücadelenin başlamış olduğunu seziyoruz. Sure’nin sahih rivayetlere göre Risalet’in ortalarında meydana gelen ‘kıtlık’ senesinde indiği anlaşılıyor. Öte yandan, Urve bin Zubeyr’den rivayet edilen bir hadise göre, surenin indiği günlerde İslâm’a girmiş olan Hz. Ömer (r.a) şöyle demiştir: “Bu sure indiğinde ben de Hz. Peygamber’in (s.a) yanındaydım ve onun durumunu gözlüyordum. Vahy hali bittiğinde Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurdular: “Şimdi bana on ayet geldi ki, onlara uyan kesinlikle Cennete girecektir.” Sonra da Sure’nin başlangıç ayetlerini okudular.” (Ahmed ibn Hanbel, Tirmizî, Neseî, Hakim.)
Ana Tema ve Konular: Sure’nin ana teması, Hz. Peygamber’in (s.a) getirdiği mesajı kabul ve izlemeye çağrı olup, tüm sure bu tema çerçevesinde dönmektedir.
1-11 Hz. Peygamber’in (s.a) mesajını kabul edenlerin bu tür soylu karakter niteliklerini kazanmış olması Mesajın doğruluğunun pratik kanıtıdır.
12-22 Bu bölümde, insan da içinde olmak üzere, tüm kainatı; insanları tevhid ve ahiret inancına çağıran Hz. Peygamber’in (s.a) mesajının gerçekliğinin açık bir delili olduğunu vurgulamak için insanın ve kaniatın yaratılışına dikkat çekilmektedir.
23-54 Sonra, önceki rasullerle kavimlerinin hikayeleri anlatılarak mesajın doğruluğuna tarihi deliller getirilmekte ve şu gerçekler vurgulanmaktadır:
(a) Düşmanların Hz. Muhammed’in (s.a) mesajına karşı yükselttikleri itirazlar ve şüpheler yeni değildir. Aynı itiraz ve şüpheler bizzat Allah’ın elçileri olarak kabul ettikleri önceki peygamberlere karşı da yükseltilmiştir. Bu yüzden, tarihten bir ders almalı ve peyamberlerin mi, yoksa onlara karşı çıkanların mı doğru yolda olduklarına karar vermelidirler.
(b) Hz. Muhammed’in (s.a) getirdiği tevhid mesajı ve ahiret inancı öteki rasullerin de getirdiği şeyin aynısıdır, bu durumda kabul edilmemeleri için gerçekçi bir durum yoktur.
(c) Mekkeli müşrikler, peygamberlerin mesajını reddetmiş bulunan toplumların karşılaştığı sonuçlardan ders almalıdırlar.
(d) Bütün peygamberler Allah’dan tek ve aynı dini getirmişlerdir ve hepsi de tek ve aynı ümmetin üyeleridir. Başka tüm dinler, bizzat insanların kendileri tarafından uydurulmuş olup, Allah’tan gelme değildir.
55-67 Rasullerin hikayeleri anlatıldıktan sonra temel bir ilke ortaya konmaktadır: Dünya hayatındaki başarı ve mutluluk, Allah katındaki kurtuluş ve başarı için bir ölçü değildir. Eğer bazı kişiler veya herhangi bir kişi dünyada zengin, güçlü ve refah içindeyse, bu hiçbir zaman bu kişi veya kişilerin Allah’ın sevgilileri olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, diğerlerinin yoksulluğu ve başlarına gelen felaketler, Allah’ın onlardan razı olmadığının bir delili değildir. Gerçek ölçü iman (veya küfür) ve takva (veya zıddı)dır. Hz. Peygamber’in (s.a) düşmanları, zenginlikleri dolayısıyla Allah’ın ve tanrılarının kendilerinden razı oldukları inancına kapılan Mekke ileri gelenleri (ve onların izleyicileri) olduğundan, bu açıklama gerekliydi. Öte yandan Hz. Muhammed (s.a) ve izleyicileri yoksul ve çaresiz bir durumda oldukları gerçeğinden hareketle, Allah’ın onlardan razı olmadığını ve tanrılarının da kendilerini lanetlediğini iddia ediyorlardı.
68-77 Bu bölümde, müşrikler, Hz. Muhammed’in (s.a) Allah’ın gerçekten peygamberi olduğu konusunda ikna etmek için çeşitli deliller sıralanmaktadır. Sonra da, kıtlığın (ayet 75-76) yalnızca bir uyarı olduğu anlatılmakta ve “iyisi mi, yolunuzu doğrultun, yoksa korkunç bir azaba uğratılacaksınız” denmektedir.
78-95 Müşrikler, Hz. Peygamber’in (s.a) mesajının açık delilleri olması nedeniyle, yeniden kainattaki ve bizzat kendilerindeki “ayetler”i gözlemeye çağrılmaktadırlar.
96-97 Hz. Peygamber’e (s.a) düşmanların kötü davranışlarına misilleme olarak herhangi yanlış bir yola girmemesi ve şeytanın dürtmelerine karşı korunması söylenmektedir.
98-118 Bu son bölümde, gerçeğin düşmanları ahirette hesap verecekleri ve müminlere yaptıkları işkencelerin sonuçlarına katlanacakları, dolayısıyla yollarını düzeltmeleri konusunda uyarılmaktadırlar.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–7
7 ayetMü’minûn 1
Mü’minûn 2
Mü’minûn 3
Mü’minûn 4
Mü’minûn 5
Mü’minûn 6
Mü’minûn 7
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ ١ اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ ٢ وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ ٣ وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ ٤ وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ ٥ اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ ٦ فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ ٧
Mushaf
Okunuş
1Ḳad efleḥa-lmüʾminûn.
2Elleẕîne hüm fî ṣalâtihim ḫâşiʿûn.
3Velleẕîne hüm ʿani-llagvi müʿriḍûn.
4Velleẕîne hüm lilzekâti fâʿilûn.
5Velleẕîne hüm lifürûcihim ḥâfiżûn.
6İllâ ʿalâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm feinnehüm gayru melûmîn.
7Femeni-btegâ verâe ẕâlike feülâike hümü-lʿâdûn.
Türkçe Meal
1Müminler, gerçekten kurtuluşa ermiştir.
2Onlar ki, namazlarında huşu/derin bir saygı içinde olurlar.
3Onlar ki, boş şeylerden ve işlerden uzak dururlar.
4Onlar ki, zekât ile arınmak için çaba gösterirler.
5Onlar ki iffet ve namuslarını korurlar.
6Ancak eşleri ve meşru olarak sahip oldukları hariç, çünkü bunlar kınanmazlar.
7Ama kim de bundan başkasını ararsa, işte onlar da haddi aşanlardır.
İlgili ayetler
Ayet 8–11
4 ayetMü’minûn 8
Mü’minûn 9
Mü’minûn 10
Mü’minûn 11
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ ٨ وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ ٩ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ ١٠ اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ١١
Mushaf
Okunuş
8Velleẕîne hüm liemânâtihim veʿahdihim râʿûn.
9Velleẕîne hüm ʿalâ ṣalevâtihim yüḥâfiżûn.
10Ülâike hümü-lvâriŝûn.
11Elleẕîne yeriŝûne-lfirdevs. hüm fîhâ ḫâlidûn.
Türkçe Meal
8Onlar ki, emanetlerine ve verdikleri ahitlerine riayet ederler.
9Onlar ki ibadetlerine ve namazlarına titizlik gösterirler.
10İşte bunlar, varis olacaklardır.
11Evet bunlar, Firdevs cennetlerine varis olacaklar, orada kalıcıdırlar.
İlgili ayetler
Ayet 12–16
5 ayetMü’minûn 12
Mü’minûn 13
Mü’minûn 14
Mü’minûn 15
Mü’minûn 16
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ ط۪ينٍۚ ١٢ ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۖ ١٣ ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًاۗ ثُمَّ اَنْشَاْنَاهُ خَلْقًا اٰخَرَۜ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ ١٤ ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُونَۜ ١٥ ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ ١٦
Mushaf
Okunuş
12Veleḳad ḫalaḳne-lʾinsâne min sülâletim min ṭîn.
13Ŝümme ceʿalnâhü nuṭfeten fî ḳarârim mekîn.
14Ŝümme ḫalaḳne-nnuṭfete ʿaleḳaten feḫalaḳne-lʿaleḳate muḍgaten feḫalaḳne-lmuḍgate ʿiżâmen fekesevne-lʿiżâme laḥmâ. ŝümme enşeʾnâhü ḫalḳan âḫar. fetebârake-llâhü aḥsenü-lḫâliḳîn.
15Ŝümme inneküm baʿde ẕâlike lemeyyitûn.
16Ŝümme inneküm yevme-lḳiyâmeti tübʿaŝûn.
Türkçe Meal
12Şüphe yok ki biz insanı balçıktan, süzme bir çamurdan yarattık.
13Sonra onu sağlam korunaklı bir yere bir sperm olarak yerleştirdik.
14Sonra spermi aşılanmış bir yumurta olarak rahim duvarına astık, sonra onu bir et parçası haline getirdik, sonra bu et parçasından kemikler oluşturduk. Ardından da bu kemikleri etle kapladık, nihayet onu yepyeni bir varlık olarak dünyaya getirdik. Yüceler yücesi olan Allah ne mükemmel bir yaratıcıdır.
15Nihayet zamanı geldiğinde de hepiniz öleceksiniz.
16Kıyamet günü gelince de yeniden diriltileceksiniz.
İlgili ayetler
13Âl-i İmran 6A’raf 189Nahl 7Nahl 8Zümer 6Mürselât 20Mürselât 22
Ayet 17–20
4 ayetMü’minûn 17
Mü’minûn 18
Mü’minûn 19
Mü’minûn 20
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَٓائِقَۗ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِل۪ينَ ١٧ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ ١٨ فَاَنْشَاْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَاْكُلُونَۙ ١٩ وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ ٢٠
Mushaf
Okunuş
17Veleḳad ḫalaḳnâ fevḳaküm sebʿa ṭarâiḳ. vemâ künnâ ʿani-lḫalḳi gâfilîn.
18Veenzelnâ mine-ssemâi mâem biḳaderin feeskennâhü fi-lʾarḍ. veinnâ ʿalâ ẕehâbim bihî leḳâdirûn.
19Feenşeʾnâ leküm bihî cennâtim min neḫîliv veaʿnâb. leküm fîhâ fevâkihü keŝîratüv veminhâ teʾkülûn.
20Veşeceraten taḫrucü min ṭûri seynâe tembütü biddühni veṣibgil lilʾâkilîn.
Türkçe Meal
17Andolsun ki sizin üzerinizde sonsuz gezegenler/yedi katman yaratmışızdır. Biz bütün bu yarattıklarımızla ilgimizi kesmiş değiliz.
18Bu çerçevede gökten suyu belli bir kadere/ölçüye göre indirir de onu toprağa emdiririz. İyi bilin ki onu giderip toprağı kupkuru yapmaya da elbette gücümüz yeter.
19Ve biz yağmur suyuyla, sizin için hurma ve üzüm bağları yeşertmekteyiz ki orada sizin için birçok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz.
20Ve yine o yağmurla Sina Dağı çevresinde çokça yetişen, yiyenlere yağ ve katık olan zeytin ağaçları yetiştirdik.
İlgili ayetler
Ayet 21–22
2 ayetMü’minûn 21
Mü’minûn 22
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَاْكُلُونَۙ ٢١ وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟ ٢٢
Mushaf
Okunuş
21Veinne leküm fi-lʾenʿâmi leʿibrah. nüsḳîküm mimmâ fî büṭûnihâ veleküm fîhâ menâfiʿu keŝîratüv veminhâ teʾkülûn.
22Veʿaleyhâ veʿale-lfülki tuḥmelûn.
Türkçe Meal
21Evcil hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Karınlarında bulunan sütten size içiriyoruz ve sizin için onlarda daha birçok faydalar bulunuyor mesela etlerinden yiyorsunuz.
22Ayrıca denizlerde gemilere bindiğiniz gibi karada da onlara biniyor ve yük taşıtıyorsunuz.
Ayet 23–25
3 ayetMü’minûn 23
Mü’minûn 24
Mü’minûn 25
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٢٣ فَقَالَ الْمَلَؤُ۬ا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يُر۪يدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَۚ ٢٤ اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ ٢٥
Mushaf
Okunuş
23Veleḳad erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî feḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.
24Feḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî mâ hâẕâ illâ beşerum miŝlüküm yürîdü ey yetefeḍḍale ʿaleyküm. velev şâe-llâhü leenzele melâikeh. mâ semiʿnâ bihâẕâ fî âbâine-lʾevvelîn.
25İn hüve illâ racülüm bihî cinnetün feterabbeṣû bihî ḥattâ ḥîn.
Türkçe Meal
23Andolsun ki biz Nuh’u toplumuna elçi olarak göndermiştik. O da dedi ki:
– Ey toplumum, yalnızca Allah’a kulluk edin, zira sizin O’ndan başka bir ilahınız yoktur. Allah’ın azabından hiç korkmuyor musunuz?
24Toplumunun seçkinlerinden olan kâfirler dediler ki:
– Bu da sizin gibi beşerden başka bir şey değil. Belli ki o bize üstünlük kurmak istiyor. Şayet Allah bir elçi göndermek isteseydi melekleri gönderirdi. Hem biz, geçmiş atalarımızdan hiç böyle bir şey işitmedik.
25Bu adam cinlenmiş/delirmiş bir süre onu gözetim altında tutun.
İlgili ayetler
Ayet 26–27
2 ayetMü’minûn 26
Mü’minûn 27
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ ٢٦ فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٢٧
Mushaf
Okunuş
26Ḳâle rabbi-nṣurnî bimâ keẕẕebûn.
27Feevḥaynâ ileyhi eni-ṣneʿi-lfülke biaʿyüninâ vevaḥyinâ feiẕâ câe emrunâ vefâra-ttennûru feslük fîhâ min küllin zevceyni-ŝneyni veehleke illâ men sebeḳa ʿaleyhi-lḳavlü minhüm. velâ tüḫâṭibnî fi-lleẕîne żalemû. innehüm mugraḳûn.
Türkçe Meal
26Nuh:
– Rabbim, onların beni yalanlamalarına karşılık sen bana yardım et! Diye yalvardı.
27Bunun üzerine biz de Nuh’a “Bizim gözetimimiz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemi yap, emrimiz gelip tandır kaynadığında her canlıdan birer çift ve hakkında hüküm kesinleşmiş olanların dışında kalan aile fertlerini gemiye yerleştir, sakın kendine yazık eden zalimler ile ilgili bana yalvarma, çünkü onlar boğulacaklar.” diye vahyetmiştik.
Ayet 28–29
2 ayetMü’minûn 28
Mü’minûn 29
فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٢٨ وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ ٢٩
Mushaf
Okunuş
28Feiẕe-steveyte ente vemem meʿake ʿale-lfülki feḳuli-lḥamdü lillâhi-lleẕî neccânâ mine-lḳavmi-żżâlimîn.
29Veḳur rabbi enzilnî münzelem mübârakev veente ḫayru-lmünzilîn.
Türkçe Meal
28Sen ve beraberindekiler, gemiye bindiğinizde:
– Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a övgüler olsun, de!
29Ve şöyle dua et:
– Rabbim, beni bereketli ve güvenli bir yere indir, çünkü yerleşilecek en iyi yeri bilen ve beni oraya eriştirecek olan sensin!
Ayet 30
1 ayetMü’minûn 30
Ayet 31–34
4 ayetMü’minûn 31
Mü’minûn 32
Mü’minûn 33
Mü’minûn 34
ثُمَّ اَنْشَاْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَر۪ينَۚ ٣١ فَاَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ۟ ٣٢ وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يَاْكُلُ مِمَّا تَاْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ ٣٣ وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذًا لَخَاسِرُونَ ٣٤
Mushaf
Okunuş
31Ŝümme enşeʾnâ mim baʿdihim ḳarnen âḫarîn.
32Feerselnâ fîhim rasûlem minhüm eni-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.
33Veḳâle-lmeleü min ḳavmihi-lleẕîne keferû vekeẕẕebû biliḳâi-lʾâḫirati veetrafnâhüm fi-lḥayâti-ddünyâ mâ hâẕâ illâ beşerum miŝlüküm yeʾkülü mimmâ teʾkülûne minhü veyeşrabü mimmâ teşrabûn.
34Velein eṭaʿtüm beşeram miŝleküm inneküm iẕel leḫâsirûn.
Türkçe Meal
31Bunların ardından başka bir nesil meydana getirdik.
32Onlara kendi içlerinden:
– Yalnız Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka bir ilahınız yoktur, Allah’tan hiç korkmuyor musunuz? Diyen bir elçi gönderdik.
33Gerçekleri örtbas eden kâfirler, ahiret buluşmasını hesaba katmayan ve dünya hayatının refahı ile şımarmış toplumun ileri gelenleri dediler ki “Bu sadece sizin gibi bir beşerdir, sizin yediklerinizden yiyor, içtiklerinizden içiyor.”
34Eğer siz, sizin gibi bir beşere itaat ederseniz, işte o zaman bütün itibarınızı kaybedersiniz.
Ayet 35–38
4 ayetMü’minûn 35
Mü’minûn 36
Mü’minûn 37
Mü’minûn 38
اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ ٣٥ هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَۖ ٣٦ اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَۖ ٣٧ اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌۨ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِن۪ينَ ٣٨
Mushaf
Okunuş
35Eyeʿidüküm enneküm iẕâ mittüm veküntüm türâbev veʿiżâmen enneküm muḫracûn.
36Heyhâte heyhâte limâ tûʿadûn.
37İn hiye illâ ḥayâtüne-ddünyâ nemûtü venaḥyâ vemâ naḥnü bimebʿûŝîn.
38İn hüve illâ racülün-fterâ ʿale-llâhi keẕibev vemâ naḥnü lehû bimüʾminîn.
Türkçe Meal
35Şimdi bu adam size, ölüp toprağa karıştıktan ve kemik yığını haline geldikten sonra tekrar diriltileceğinizi mi vaat ediyor?
36Heyhat ki heyhat, olacak iş değil size söylenen bu vaatler boş vaatler.
37Hayat, ancak şu yaşadığımız dünya hayatından ibarettir, yaşarız ve ölürüz yeniden diriltilecek değiliz.
38Bu adam uydurduğu yalanı Allah’a iftira eden biri, bizim ona inanmamız ihtimal dışıdır.
Ayet 39–42
4 ayetMü’minûn 39
Mü’minûn 40
Mü’minûn 41
Mü’minûn 42
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ ٣٩ قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ ٤٠ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَٓاءًۚ فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٤١ ثُمَّ اَنْشَاْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا اٰخَر۪ينَۜ ٤٢
Mushaf
Okunuş
39Ḳâle rabbi-nṣurnî bimâ keẕẕebûn.
40Ḳâle ʿammâ ḳalîlil leyuṣbiḥunne nâdimîn.
41Feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü bilḥaḳḳi feceʿalnâhüm guŝââ. febüʿdel lilḳavmi-żżâlimîn.
42Ŝümme enşeʾnâ mim baʿdihim ḳurûnen âḫarîn.
Türkçe Meal
39Elçi:
– Rabbim, dedi. Beni yalanlamalarına karşılık sen bana yardım et!
40Allah: “Onlar pek yakında pişman olacaklardır” dedi.
41Derken korkunç bir çığlık onları yakalayıverdi ve hak yerini buldu. Onları böylece sel yatağındaki kalıntılar gibi çerçöp haline dönüştürdük. Nuh’u yalanlayan zalimlerin canı cehenneme!
42Sonra onların da ardından başka nesiller meydana getirdik.
İlgili ayetler
Ayet 43
1 ayetMü’minûn 43
Ayet 44
1 ayetMü’minûn 44
ثُمَّ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَاۜ كُلَّمَا جَٓاءَ اُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَاَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاد۪يثَۚ فَبُعْدًا لِقَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
44Ŝümme erselnâ rusülenâ tetrâ. küllemâ câe ümmeter rasûlühâ keẕẕebûhü feetbaʿnâ baʿḍahüm baʿḍav veceʿalnâhüm eḥâdîŝ. febüʿdel liḳavmil lâ yüʾminûn.
Türkçe Meal
44Sonra da birbiri ardınca elçilerimizi gönderdik, ne zaman elçileri o topluma gelse onu yalanladılar biz de onları birbirlerinin peşi sıra helak ettik ve hepsini de efsanelere çevirdik. İnançsızlar toplumunun canı cehenneme!
Ayet 45–50
6 ayetMü’minûn 45
Mü’minûn 46
Mü’minûn 47
Mü’minûn 48
Mü’minûn 49
Mü’minûn 50
ثُمَّ اَرْسَلْنَا مُوسٰى وَاَخَاهُ هٰرُونَ بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ٤٥ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَال۪ينَۚ ٤٦ فَقَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَۚ ٤٧ فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَك۪ينَ ٤٨ وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٤٩ وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُٓ اٰيَةً وَاٰوَيْنَاهُمَٓا اِلٰى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَع۪ينٍ۟ ٥٠
Mushaf
Okunuş
45Ŝümme erselnâ mûsâ veeḫâhü hârûne biâyâtinâ vesülṭânim mübîn.
46İlâ firʿavne vemeleihî festekberû vekânû ḳavmen ʿâlîn.
47Feḳâlû enüʾminü libeşerayni miŝlinâ veḳavmühümâ lenâ ʿâbidûn.
48Fekeẕẕebûhümâ fekânû mine-lmühlekîn.
49Veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe leʿallehüm yehtedûn.
50Veceʿalne-bne meryeme veümmehû âyetev veâveynâhümâ ilâ rabvetin ẕâti ḳarâriv vemeʿîn.
Türkçe Meal
45Daha sonra da, Musa ve kardeşi Harun’u ayetlerimizle ve apaçık mucizeler ile gönderdik.
46Firavun ve ileri gelenlerine. Fakat onlar büyüklendiler, zaten onlar, insanlara tepeden bakan bir toplum idiler.
47Ve dediler ki; “Şimdi biz bizden hiçbir farkı olmayan şu iki beşere mi inanacağız, kaldı ki bunların mensup olduğu kavim bize kulluk ederken.”
48Böylece onları yalanladılar ve sonunda helak olup gittiler.
49Andolsun ki biz İsrailoğullarına doğru yolu göstersin diye Musa’ya kitap vermiştik.
50Meryem oğlu İsa’yı da, annesini de bir delil kıldık. O ikisini de yaşamaya elverişli su kaynakları bulunan yüksek bir yere yerleştirdik.
Ayet 51–52
2 ayetMü’minûn 51
Mü’minûn 52
يَٓا اَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًاۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌۜ ٥١ وَاِنَّ هٰذِه۪ٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَاَنَا۬ رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ ٥٢
Mushaf
Okunuş
51Yâ eyyühe-rrusülü külû mine-ṭṭayyibâti vaʿmelû ṣâliḥâ. innî bimâ taʿmelûne ʿalîm.
52Veinne hâẕihî ümmetüküm ümmetev vâḥidetev veenâ rabbüküm fetteḳûn.
Türkçe Meal
51Ey elçiler, temiz şeylerden yiyin, için iyi ve güzel işler yapın zira ben sizin neler yaptığınızı bilmekteyim.
52İşte bu sizin ümmetiniz tek ümmettir ben de sizin Rabbinizim/sahibinizim öyleyse korunun.
Ayet 53–54
2 ayetMü’minûn 53
Mü’minûn 54
فَتَقَطَّعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًاۜ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ ٥٣ فَذَرْهُمْ ف۪ي غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى ح۪ينٍ ٥٤
Mushaf
Okunuş
53Feteḳaṭṭaʿû emrahüm beynehüm zübürâ. küllü ḥizbim bimâ ledeyhim feriḥûn.
54Feẕerhüm fî gamratihim ḥattâ ḥîn.
Türkçe Meal
53Fakat ümmetler paramparça olup gruplara ayrıldılar, her grup kendi anlayışından memnun ve mutlu!
54Sen onları bir süreye kadar gömüldükleri gaflet bataklığıyla baş başa bırak.
Ayet 55–56
2 ayetMü’minûn 55
Mü’minûn 56
اَيَحْسَبُونَ اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِه۪ مِنْ مَالٍ وَبَن۪ينَۙ ٥٥ نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِۜ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ ٥٦
Mushaf
Okunuş
55Eyaḥsebûne ennemâ nümiddühüm bihî mim mâliv vebenîn.
56Nüsâriʿu lehüm fi-lḫayrât. bel lâ yeşʿurûn.
Türkçe Meal
55Şimdi bunlar, zannediyorlar mı ki, biz kendilerine mal ve evlatlar verdik diye.
56Onlara iyilik etmek için can atıyoruz. Hayır, aslında onlar, işin farkında değiller.
İlgili ayetler
Ayet 57–61
5 ayetMü’minûn 57
Mü’minûn 58
Mü’minûn 59
Mü’minûn 60
Mü’minûn 61
اِنَّ الَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۙ ٥٧ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَۙ ٥٨ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَۙ ٥٩ وَالَّذ۪ينَ يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَۙ ٦٠ اُو۬لٰٓئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ ٦١
Mushaf
Okunuş
57İnne-lleẕîne hüm min ḫaşyeti rabbihim müşfiḳûn.
58Velleẕîne hüm biâyâti rabbihim yüʾminûn.
59Velleẕîne hüm birabbihim lâ yüşrikûn.
60Velleẕîne yüʾtûne mâ âtev veḳulûbühüm veciletün ennehüm ilâ rabbihim râciʿûn.
61Ülâike yüsâriʿûne fi-lḫayrâti vehüm lehâ sâbiḳûn.
Türkçe Meal
57Şüphesiz ki Rabblerine duydukları derin saygıdan titreyenler.
58Rabblerinin ayetlerine inanıp güvenenler.
59Ve Rabblerine hiçbir şekilde ortak edip şirk koşmayanlar.
60Bir gün hesap vermek üzere Rabblerinin huzuruna çıkacakları endişesiyle yaptıkları işleri kalpleri titreyerek yaparlar.
61İşte bunlardır hayırlarda yarışanlar ve bu yarışta öne geçenler.
İlgili ayetler
Ayet 62–67
6 ayetMü’minûn 62
Mü’minûn 63
Mü’minûn 64
Mü’minûn 65
Mü’minûn 66
Mü’minûn 67
وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٦٢ بَلْ قُلُوبُهُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ مِنْ هٰذَا وَلَهُمْ اَعْمَالٌ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ هُمْ لَهَا عَامِلُونَ ٦٣ حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذْنَا مُتْرَف۪يهِمْ بِالْعَذَابِ اِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَۜ ٦٤ لَا تَجْـَٔرُوا الْيَوْمَ اِنَّكُمْ مِنَّا لَا تُنْصَرُونَ ٦٥ قَدْ كَانَتْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَۙ ٦٦ مُسْتَكْبِر۪ينَ بِه۪ۗ سَامِرًا تَهْجُرُونَ ٦٧
Mushaf
Okunuş
62Velâ nükellifü nefsen illâ vusʿahâ veledeynâ kitâbüy yenṭiḳu bilḥaḳḳi vehüm lâ yużlemûn.
63Bel ḳulûbühüm fî gamratim min hâẕâ velehüm aʿmâlüm min dûni ẕâlike hüm lehâ ʿâmilûn.
64Ḥattâ iẕâ eḫaẕnâ mütrafîhim bilʿaẕâbi iẕâ hüm yecʾerûn.
65Lâ tecʾerü-lyevme inneküm minnâ lâ tünṣarûn.
66Ḳad kânet âyâtî tütlâ ʿaleyküm feküntüm ʿalâ aʿḳâbiküm tenkisûn.
67Müstekbirîne bih. sâmiran tehcürûn.
Türkçe Meal
62Zira biz hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemeyiz, çünkü bizim katımızda gerçeği söyleyen tutulmuş bir kayıt vardır, dolayısıyla onlar hiç haksızlığa uğratılmazlar.
63Ne var ki onların kalpleri bu gerçeğe karşı gaflet içinde, dahası bunun dışında yaptıkları birtakım kötü işleri vardır ki onları yapmaya devam ediyorlar.
64Nihayet onların varlık ile şımarmış zenginlerini azap ile yakaladığımızda hemen feryadı basarlar.
65Şimdi boşuna feryat etmeyin çünkü bizden size hiçbir yardım ulaşmayacak.
66Zira benim ayetlerim size okunuyordu ama siz onlara sırtınızı dönüyordunuz.
67Ona kibirli bir şekilde burun kıvırarak geceleyin toplanıp ayetlerim hakkında hezeyanlar savuruyordunuz.
İlgili ayetler
Ayet 68–71
4 ayetMü’minûn 68
Mü’minûn 69
Mü’minûn 70
Mü’minûn 71
اَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا الْقَوْلَ اَمْ جَٓاءَهُمْ مَا لَمْ يَاْتِ اٰبَٓاءَهُمُ الْاَوَّل۪ينَۘ ٦٨ اَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَۘ ٦٩ اَمْ يَقُولُونَ بِه۪ جِنَّةٌۜ بَلْ جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ وَاَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ ٧٠ وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَٓاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَۜ ٧١
Mushaf
Okunuş
68Efelem yeddebberü-lḳavle em câehüm mâ lem yeʾti âbâehümü-lʾevvelîn.
69Em lem yaʿrifû rasûlehüm fehüm lehû münkirûn.
70Em yeḳûlûne bihî cinneh. bel câehüm bilḥaḳḳi veekŝeruhüm lilḥaḳḳi kârihûn.
71Velevi-ttebeʿa-lḥaḳḳu ehvâehüm lefesedeti-ssemâvâtü velʾarḍu vemen fîhinn. bel eteynâhüm biẕikrihim fehüm ʿan ẕikrihim müʿriḍûn.
Türkçe Meal
68Şimdi onlar Kuran hakkında derinlemesine hiç düşünmediler mi? Yoksa onlara, önceki atalarına gelmemiş yeni bir şey mi geldi?
69Yoksa kendilerine gelen elçiyi tanımıyorlar da onun için mi inanmıyorlar?
70Yoksa “O cinlerden esinlenen biri mi” diyorlar? Hayır! Aslında o, onlara hakkı getirdi. Fakat onların çoğu bu haktan/Kuran’dan hoşlanmıyorlar.
71Eğer hak onların arzu ve heveslerine uymuş olsaydı, gökler, yer ve içindekiler fesada uğrar, evrende düzen bozulurdu, aslında biz onlara şeref ve itibar kaynağı olan bir kitap getirdik fakat onlar bu Kuran’dan yüz çeviriyorlar.
Ayet 72–77
6 ayetMü’minûn 72
Mü’minûn 73
Mü’minûn 74
Mü’minûn 75
Mü’minûn 76
Mü’minûn 77
اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌۗ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ ٧٢ وَاِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٧٣ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُونَ ٧٤ وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِنْ ضُرٍّ لَلَجُّوا ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ٧٥ وَلَقَدْ اَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ ٧٦ حَتّٰٓى اِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا ذَا عَذَابٍ شَد۪يدٍ اِذَا هُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَ۟ ٧٧
Mushaf
Okunuş
72Em tesʾelühüm ḫarcen feḫarâcü rabbike ḫayr. vehüve ḫayru-rrâziḳîn.
73Veinneke letedʿûhüm ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.
74Veinne-lleẕîne lâ yüʾminûne bilʾâḫirati ʿani-ṣṣirâṭi lenâkibûn.
75Velev raḥimnâhüm vekeşefnâ mâ bihim min ḍurril leleccû fî ṭugyânihim yaʿmehûn.
76Veleḳad eḫaẕnâhüm bilʿaẕâbi feme-stekânû lirabbihim vemâ yeteḍarraʿûn.
77Ḥattâ iẕâ fetaḥnâ ʿaleyhim bâben ẕâ ʿaẕâbin şedîdin iẕâ hüm fîhi müblisûn.
Türkçe Meal
72Yoksa sen onlardan herhangi bir ücret mi istiyorsun? Hâlbuki Rabbinin vereceği ücret bütün dünyalıklardan üstündür. Zira O rızık verenlerin en iyisidir.
73Oysa sen onları sadece dosdoğru yola çağırıyorsun.
74Fakat ahirete inanmayanlar ısrarla bu yoldan başka yollara sapıyorlar.
75Eğer onlara merhamet edip, başlarına gelen sıkıntıyı kaldırmış olsaydık onlar yine de körleşerek azgınlık bataklığında debelenmeye devam ederlerdi.
76Nitekim biz onları daha öncede cezalandırmıştık ama onlar Rabblerine boyun eğmemiş ve yalvarıp yakarmamışlardı.
77Nihayet biz onların üstüne şiddetli bir azabın kapılarını açınca da şaşkınlık içinde tüm umutlarını yitiriverecekler.
Ayet 78
1 ayetMü’minûn 78
وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ ٧٨
Mushaf
Ayet 79
1 ayetMü’minûn 79
وَهُوَ الَّذ۪ي ذَرَاَكُمْ فِي الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٧٩
Mushaf
Ayet 80
1 ayetMü’minûn 80
وَهُوَ الَّذ۪ي يُحْي۪ وَيُم۪يتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ٨٠
Mushaf
Okunuş
80Vehüve-lleẕî yuḥyî veyümîtü velehu-ḫtilâfü-lleyli vennehâr. efelâ taʿḳilûn.
Türkçe Meal
80Size hayat veren ve sizi öldürecek olan da O’dur. Gece ve gündüzün birbirini izlemesi onun emriyledir. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Ayet 81–83
3 ayetMü’minûn 81
Mü’minûn 82
Mü’minûn 83
بَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ الْاَوَّلُونَ ٨١ قَالُٓوا ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ ٨٢ لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا هٰذَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ٨٣
Mushaf
Okunuş
81Bel ḳâlû miŝle mâ ḳâle-lʾevvelûn.
82Ḳâlû eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev veʿiżâmen einnâ lemebʿûŝûn.
83Leḳad vuʿidnâ naḥnü veâbâünâ hâẕâ min ḳablü in hâẕâ illâ esâṭîru-lʾevvelîn.
Türkçe Meal
81Tam aksine onlar, öncekilerin söylediğinin aynısını söylediler:
82– Biz ölüp toprağa karıştıktan, kemik yığını haline geldikten sonra tekrar mı diriltileceğiz, dediler.
83– Andolsun ki bize yapılan bu vaatler geçmişte atalarımıza da yapılmıştı, bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir.
İlgili ayetler
Ayet 84–90
7 ayetMü’minûn 84
Mü’minûn 85
Mü’minûn 86
Mü’minûn 87
Mü’minûn 88
Mü’minûn 89
Mü’minûn 90
قُلْ لِمَنِ الْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهَٓا اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٨٤ سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٨٥ قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ٨٦ سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٨٧ قُلْ مَنْ بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُج۪يرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٨٨ سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ فَاَنّٰى تُسْحَرُونَ ٨٩ بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ٩٠
Mushaf
Okunuş
84Ḳul limeni-lʾarḍu vemen fîhâ in küntüm taʿlemûn.
85Seyeḳûlûne lillâh. ḳul efelâ teẕekkerûn.
86Ḳul mer rabbü-ssemâvâti-ssebʿi verabbü-lʿarşi-lʿażîm.
87Seyeḳûlûne lillâh. ḳul efelâ tetteḳûn.
88Ḳul mem biyedihî melekûtü külli şeyʾiv vehüve yücîru velâ yücâru ʿaleyhi in küntüm taʿlemûn.
89Seyeḳûlûne lillâh. ḳul feennâ tüsḥarûn.
90Bel eteynâhüm bilḥaḳḳi veinnehüm lekâẕibûn.
Türkçe Meal
84De ki:
– Eğer biliyorsanız söyleyin, yeryüzündeki ve içindeki varlıklar kime aittir?
85Onlar diyecekler ki:
– Allah’a aittir.
– Ee, peki hiç düşünmez misiniz? De!
86De ki:
– Peki, şu uçsuz bucaksız evrenin ve yüce hükümranlık makamının Rabbi/sahibi kimdir?
87“Allah’tır!” diyecekler. O halde neden hala O’ndan sakınmıyorsunuz? De!
88De ki:
– Eğer biliyorsanız söyleyin: Her şeyin hükümranlığını elinde bulunduran, koruyup kollayan fakat korunup kollanmaya ihtiyacı olmayan kimdir?
89“Allah’tır!” diyecekler. “Öyleyse nasıl aldatılıyorsunuz?” De!
90Aslında biz onlara hakkı/Kuran’ı getirdik, fakat onlar yalan söylemeye devam ediyorlar.
Ayet 91
1 ayetMü’minûn 91
مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ اِذًا لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ ٩١
Mushaf
Okunuş
91Me-tteḫaẕe-llâhü miv velediv vemâ kâne meʿahû min ilâhin iẕel leẕehebe küllü ilâhim bimâ ḫaleḳa veleʿalâ baʿḍuhüm ʿalâ baʿḍ. sübḥâne-llâhi ʿammâ yeṣifûn.
Türkçe Meal
91Allah, asla bir çocuk edinmiş değildir ve O’nunla beraber herhangi bir ilah da yoktur. Eğer öyle olsaydı her ilah yarattığını kendi tarafına çeker ve birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışırlardı. Allah onların asılsız yakıştırmalarından uzaktır.
Ayet 92
1 ayetMü’minûn 92
عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ۟ ٩٢
Mushaf
Ayet 93–96
4 ayetMü’minûn 93
Mü’minûn 94
Mü’minûn 95
Mü’minûn 96
قُلْ رَبِّ اِمَّا تُرِيَنّ۪ي مَا يُوعَدُونَۙ ٩٣ رَبِّ فَلَا تَجْعَلْن۪ي فِي الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٩٤ وَاِنَّا عَلٰٓى اَنْ نُرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ ٩٥ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ السَّيِّئَةَۜ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ ٩٦
Mushaf
Okunuş
93Ḳur rabbi immâ türiyennî mâ yûʿadûn.
94Rabbi felâ tecʿalnî fi-lḳavmi-żżâlimîn.
95Veinnâ ʿalâ en nüriyeke mâ neʿidühüm leḳâdirûn.
96İdfaʿ billetî hiye aḥsenü-sseyyieh. naḥnü aʿlemü bimâ yeṣifûn.
Türkçe Meal
93De ki:
– Rabbim, eğer onlara vaat edileni bana göstereceksen
94Rabbim, o takdirde beni kendine yazık eden zalimler toplumunun içinde bırakma!
95Şüphesiz ki biz, onlara vaat ettiğimiz azabı sana göstermeye kadiriz.
96Sen, kötülüğe en güzel şekilde karşılık ver, zira biz onların neler saçmaladıklarını çok iyi bilmekteyiz.
İlgili ayetler
Ayet 97–98
2 ayetMü’minûn 97
Mü’minûn 98
وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاط۪ينِۙ ٩٧ وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ ٩٨
Mushaf
Okunuş
97Veḳur rabbi eʿûẕü bike min hemezâti-şşeyâṭîn.
98Veeʿûẕü bike rabbi ey yaḥḍurûn.
Türkçe Meal
97Ve de ki:
– Rabbim, şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!
98Onların benim yanımda bulunup beni kuşatmalarından da sana sığınırım Rabbim!
Ayet 99–100
2 ayetMü’minûn 99
Mü’minûn 100
حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِۙ ٩٩ لَعَلّ۪ٓي اَعْمَلُ صَالِحًا ف۪يمَا تَرَكْتُ كَلَّاۜ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَٓائِلُهَاۜ وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ١٠٠
Mushaf
Okunuş
99Ḥattâ iẕâ câe eḥadehümü-lmevtü ḳâle rabbi-rciʿûn.
100Leʿallî aʿmelü ṣâliḥan fîmâ teraktü kellâ. innehâ kelimetün hüve ḳâilühâ. vemiv verâihim berzeḫun ilâ yevmi yübʿaŝûn.
Türkçe Meal
99Nihayet onlardan birine ölüm gelip çatınca şöyle yalvarır: “Rabbim! Ne olur beni geri döndür!”
100“Belki de terk ettiğim iyi ve güzel işler yaparım”. Hayır, o sadece söyleyenin bir kelimesidir. Artık onların gerisinde yeniden diriliş gününe kadar aşamayacakları bir engel vardır.
Ayet 101–111
11 ayetMü’minûn 101
Mü’minûn 102
Mü’minûn 103
Mü’minûn 104
Mü’minûn 105
Mü’minûn 106
Mü’minûn 107
Mü’minûn 108
Mü’minûn 109
Mü’minûn 110
Mü’minûn 111
فَاِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ فَلَٓا اَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَٓاءَلُونَ ١٠١ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ١٠٢ وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ ف۪ي جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ ١٠٣ تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ ف۪يهَا كَالِحُونَ ١٠٤ اَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ ١٠٥ قَالُوا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَٓالّ۪ينَ ١٠٦ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظَالِمُونَ ١٠٧ قَالَ اخْسَؤُ۫ا ف۪يهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ ١٠٨ اِنَّهُ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْ عِبَاد۪ي يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَۚ ١٠٩ فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتّٰٓى اَنْسَوْكُمْ ذِكْر۪ي وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ ١١٠ اِنّ۪ي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُٓواۙ اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ ١١١
Mushaf
Okunuş
101Feiẕâ nüfiḫa fi-ṣṣûri felâ ensâbe beynehüm yevmeiẕiv velâ yetesâelûn.
102Femen ŝeḳulet mevâzînühû feülâike hümü-lmüfliḥûn.
103Vemen ḫaffet mevâzînühû feülâike-lleẕîne ḫasirû enfüsehüm fî cehenneme ḫâlidûn.
104Telfeḥu vucûhehümü-nnâru vehüm fîhâ kâliḥûn.
105Elem tekün âyâtî tütlâ ʿaleyküm feküntüm bihâ tükeẕẕibûn.
106Ḳâlû rabbenâ galebet ʿaleynâ şiḳvetünâ vekünnâ ḳavmen ḍâllîn.
107Rabbenâ aḫricnâ minhâ fein ʿudnâ feinnâ żâlimûn.
108Ḳâle-ḫseû fîhâ velâ tükellimûn.
109İnnehû kâne ferîḳum min ʿibâdî yeḳûlûne rabbenâ âmennâ fagfir lenâ verḥamnâ veente ḫayru-rrâḥimîn.
110Fetteḫaẕtümûhüm siḫriyyen ḥattâ ensevküm ẕikrî veküntüm minhüm taḍḥakûn.
111İnnî cezeytühümü-lyevme bimâ ṣaberû ennehüm hümü-lfâizûn.
Türkçe Meal
101Ve kalk borusu sur çaldığı zaman onların aralarında ne bir akrabalık bağı kalır ne de birbirlerini arayıp sorabilirler.
102O gün kimin iyilikleri ağır basarsa, işte bunlar kurtuluşa erecek olanlar.
103Kimin de iyilikleri hafif gelirse işte onlar da kendilerini hüsrana uğratan ve Cehennemde kalacak olanlardır.
104Cehennem ateşi onların yüzlerini yakıp kavrulmuş bir halde dişleri sırıtıp kalacaktır.
105Allah onlara “Ayetlerim size okunurken yalana sarılan siz değil miydiniz?”
106Onlar da:
– Rabbimiz. Bizim azgınlığımız galip geldi ve bu yüzden kendimize yanlış yapmış olduk.
107Rabbimiz, bizi buradan çıkar. Eğer yine eski halimize dönersek, işte o zaman biz gerçekten cezayı hak etmiş zalimler oluruz, derler.
108Allah:
– Kesin sesinizi artık bana tek kelime bile söylemeyin!
109Vaktiyle kullarımdan bir grup:
– Rabbimiz, biz yürekten iman ettik, bizi bağışla ve bize merhamet et zira sen merhametlilerin en merhametlisisin! Diye dua ederlerdi.
110Siz ise onlarla alay ediyordunuz. Öyle ki bu alaycı tavrınız sizi zikrimi/Kuran’ı unutturmuştu ve siz onlara gülüp geçiyordunuz.
111İşte bugün ben de onları sabırlarından dolayı ödüllendirdim. Gerçek başarıyı yakalayanlar işte bunlardır.
Ayet 112–117
6 ayetMü’minûn 112
Mü’minûn 113
Mü’minûn 114
Mü’minûn 115
Mü’minûn 116
Mü’minûn 117
قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْاَرْضِ عَدَدَ سِن۪ينَ ١١٢ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ ١١٣ قَالَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلًا لَوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ١١٤ اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ ١١٥ فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَر۪يمِ ١١٦ وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۙ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪ۙ فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ ١١٧
Mushaf
Okunuş
112Ḳâle kem lebiŝtüm fi-lʾarḍi ʿadede sinîn.
113Ḳâlû lebiŝnâ yevmen ev baʿḍa yevmin fesʾeli-lʿâddîn.
114Ḳâle il lebiŝtüm illâ ḳalîlel lev enneküm küntüm taʿlemûn.
115Efeḥasibtüm ennemâ ḫalaḳnâküm ʿabeŝev veenneküm ileynâ lâ türceʿûn.
116Feteʿâle-llâhü-lmelikü-lḥaḳḳ. lâ ilâhe illâ hû. rabbü-lʿarşi-lkerîm.
117Vemey yedʿu meʿa-llâhi ilâhen âḫara lâ bürhâne lehû bihî feinnemâ ḥisâbühû ʿinde rabbih. innehû lâ yüfliḥu-lkâfirûn.
Türkçe Meal
112Allah cehennemliklere:
– Dünya da kaç yıl kaldınız? Diye soracak.
113Diyecekler ki:
– Bir gün ya da daha az, istersen saymayı bilenlere sor.
114Allah:
– Evet, dünyada çok az yaşadınız keşke bunu zamanında bilseydiniz.
115Şimdi bizim sizi boş ve anlamsız yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?
116Kendisinden başka ilah olmayan, hükümranlığın gerçek sahibi yüce arşın Rabbi olan Allah çok yücedir.
117Kim Allah ile beraber, hakkında hiç bir delil bulunmayan başka bir ilaha dua ile yalvarırsa, Rabbinin huzurunda onun hesabını mutlaka verecektir, zira gerçeklerden yüz çevirenler asla iflah olmazlar.
Ayet 118
1 ayetMü’minûn 118
وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ ١١٨
Mushaf
Okunuş
118Veḳur rabbi-gfir verḥam veente ḫayru-rrâḥimîn.
Türkçe Meal
118Artık sen de de ki:
– Rabbim bağışla ve merhamet et çünkü sen merhametlilerin en merhametlisisin!
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Enbiyâ, sonra Secde indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla