Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Sure, 15. ayette ifadesini bulan secde (teslimiyet ve acziyet ifadesi olarak yere kapanmak) teması münasebetiyle bu ismi almıştır.
Nüzul Zamanı: Sure’nin üslûbundan, onun Mekke döneminin ortalarında, daha da tahsis edilirse, bu dönemin başlangıç safhasında nazil olduğu açıkça anlaşılmaktadır; zira okuyucu sonraki safhalarda nazil olan surelerde ifadesini bulan şiddetli baskı ve zulme bu surenin arka plânında rastlamamaktadır.
Konu: Surenin ana fikri insanların tevhid, ahiret ve risaletle ilgili şüphelerini gidermek ve onları bu üç hakikate davet etmektir. Mekke müşrikleri Rasûlullah’la (s.a.) özel olarak görüştükten sonra birbirlerine şöyle diyorlardı: “Bu adam acaip şeyler uyduruyor. Bazen ölümden sonrasına ait haberler veriyor ve şöyle diyor: “Toprak olduktan sonra hesab vermeye çağrılacaksınız, Cennet olacak, cehennem olacak…” Bazen şöyle diyor: “Yalnızca bir olan Allah ilahtır.” Bazen de şunları söylüyor: “Size okuduğum bu sözler kendi sözlerim değil. Allah’ın kelamıdır. İşte ortaya attığı hep böyle acaip şeyler.” Bu şüphe ve endişelere verilen cevap Sure’nin ana fikir ve temel konusunu oluşturmaktadır.
Bu bağlamda müşriklere şu söylenmektedir: “Kesinlikle bu Allah kelâmıdır; risaletin rahmet ve bereketinden mahrum kalmış gaflet içine gömülmüş insanları uyandırmak için inzal edilmiştir. Allah’tan geldiği apaçık ve âşikar iken ona nasıl uydurma diyebiliyorsunuz?”
Sonra onlara şöyle sorulmaktadır: “Akl-ı seliminizi kullanın, Kur’an’la gelen şeylerin acaip, işitilmedik şeyler olup olmadığına kendiniz karar verin. Göklerin ve yerin yönetimine bakın, kendi bünye ve hilkatiniz üzerine düşünün. Bu şeyler Rasûl’ün Kur’an’da size sunduğu öğretiye tanıklık etmiyor mu? Kâinattaki nizam tevhid’e mi, yoksa şirke mi delâlet ediyor? Tüm bu nizamı ve kendi yaradılışınızı düşündüğünüzde, size şimdi varoluşu bahşeden bir varlığın sizi tekrar yaratamayacağına aklınız hükmediyor mu?”
Sonra ahiretten bir sahne tasvir ediliyor, imanın semeresi ve küfrün kötü sonuçları sergileniyor ve insanlar azap günleriyle karşılaşmadan önce küfürden vazgeçmeye, ahirette kendilerinin yararına olacak Kur’an öğretisini kabule teşvik ediliyorlar.
Sonra kendilerine şunlar söyleniyor: “Sonsuz rahmetinden ötürü Allah, insanları hatalarından dolayı tek ve nihaî bir kararla hemen cezalandırmaz; onları ufak tefek problem, zorluk, felaket, kayıp ve ters durumlara maruz bırakarak belki kendilerine gelip öğüt dinlerler diye, önceden uyarır.”
Daha sonra şu söylenir: “Bu, Allah’tan insana gönderilen, kendi türünde ilk kez görülüp duyulmuş bir kitap değildir. Hepinizin bildiği gibi, önce Musa’ya da kitap gönderilmişti. Bunda garipsenecek hiçbir şey yok. Emin olun ki, bu kitap Allah’tan nazil olmuştur ve iyi bilin ki, bir zamanlar Musa zamanında olanlar şimdi de vuku bulacaktır. Liderlik şimdi de İlahi Kitab’ı kabullenenlere bahşedilecek, reddenlerse helâk olacaktır.”
Akâbinde Mekke müşriklerine şu tavsiyede bulunulmaktadır: “Ticarî seyahatleriniz esnasında harabelerinin yanından geçip durduğunuz helâk olmuş eski kavimlerin akibetlerine bakın. Siz de aynı akibete uğramak ister misiniz? Dış görünüşe ve yüzeyde olana bakıp aldanmayın. Bugün hiçkimsenin birkaç genç adam, bazı köleler ve zavallılar dışında Muhammed’i (s.a) dinlemediğini ve O’nun her taraftan kendisine yönelen çirkin davranışların ve sövgülerin hedefi olduğunu görmektesiniz. Sonra bundan, O’nun risaletinin yürümeyeceği gibi yanlış bir izlenime kapılıyorsunuz. Fakat bu, gözlerinizin bir yanıltmacası sadece. Oysa günlük hayatınızda yaşadığınız şeydir! Önce çıplak olan toprak, bir yağmur çiselemesiyle üzeri bitki örtüsüyle yeşermeye başlayıverir.
Daha önce toprağın altında bulunan şeylerin böyle bir yeşillik ve bitki zenginliğini gizlediği hiç kimsenin aklından bile geçmiyordu.”
Sonuç bölümünde, Rasûlulah’ın şuna dikkati çekiliyor! “Bu insanlar söylediğin şeyleri, bu kesin zafere ulaşacağın haberini alaya alıyorlar. Onlara de ki: “Sizin ve bizim hakkımızda son hüküm geldiğinde, artık size hiç yararı olmayacak. İnanacaksanız, şimdi inanın, yok eğer son hükmü bekleyecekseniz, bekleyin bakalım dilediğiniz gibi!..”
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–3
3 ayetSecde 1
Secde 2
Secde 3
الٓمٓ۠ ١ تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ٢ اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۚ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذ۪يرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٣
Mushaf
Okunuş
1Elif-lâm-mîm.
2Tenzîlü-lkitâbi lâ raybe fîhi mir rabbi-lʿâlemîn.
3Em yeḳûlûne-fterâh. bel hüve-lḥaḳḳu mir rabbike litünẕira ḳavmem mâ etâhüm min neẕîrim min ḳablike leʿallehüm yehtedûn.
Türkçe Meal
1Elif Lâm Mîm.
2İçinde hiçbir kuşku bulunmayan bu kitabın/Kuran’ın indirilmesi âlemlerin Rabbindendir.
3Hal böyleyken hala “Bu Kuran’ı uydurdu” diyorlar öyle mi? Yok, gerçek şu ki bu Kuran, senden önce de kendilerine uyarıcı geldiği halde uyanmamış bir halkı uyarasın diye bizzat Rabbin tarafından gönderilmiş bir haktır. Umulur ki onlar bu ilahi uyarıyı anlayarak doğru yola gelirler.
Ayet 4
1 ayetSecde 4
اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَف۪يعٍۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ٤
Mushaf
Okunuş
4Allâhü-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa vemâ beynehümâ fî sitteti eyyâmin ŝümme-stevâ ʿale-lʿarş. mâ leküm min dûnihî miv veliyyiv velâ şefîʿ. efelâ teteẕekkerûn.
Türkçe Meal
4Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunan her şeyi altı evrede yaratan sonra da koyduğu yasalarla onlar üzerinde egemen olan Allah’tır. Sizin O’ndan başka ne bir veliniz ne de bir şefaatçiniz vardır. Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?
İlgili ayetler
Ayet 5
1 ayetSecde 5
يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مِنَ السَّمَٓاءِ اِلَى الْاَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُٓ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ٥
Mushaf
Okunuş
5Yüdebbiru-lʾemra mine-ssemâi ile-lʾarḍi ŝümme yaʿrucü ileyhi fî yevmin kâne miḳdâruhû elfe senetim mimmâ teʿuddûn.
Türkçe Meal
5Gökten yere kâinattaki her şeyi belirleyen ve düzenleyen O’dur. Sonra da olup biten her şey bir günde/bir anda O’na ulaşır ki bu sizin saydığınız senelerden bin seneye denktir.
Ayet 6
1 ayetSecde 6
ذٰلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُۙ ٦
Mushaf
Ayet 7–10
4 ayetSecde 7
Secde 8
Secde 9
Secde 10
اَلَّذ۪ٓي اَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَاَ خَلْقَ الْاِنْسَانِ مِنْ ط۪ينٍۚ ٧ ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۚ ٨ ثُمَّ سَوّٰيهُ وَنَفَخَ ف۪يهِ مِنْ رُوحِه۪ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ ٩ وَقَالُٓوا ءَاِذَا ضَلَلْنَا فِي الْاَرْضِ ءَاِنَّا لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۜ بَلْ هُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ ١٠
Mushaf
Okunuş
7Lleẕî aḥsene külle şeyʾin ḫaleḳahû vebedee ḫalḳa-lʾinsâni min ṭîn.
8Ŝümme ceʿale neslehû min sülâletim mim mâim mehîn.
9Ŝümme sevvâhü venefeḫa fîhi mir rûḥihî veceʿale lekümü-ssemʿa velʾebṣâra velʾefʾideh. ḳalîlem mâ teşkürûn.
10Veḳâlû eiẕâ ḍalelnâ fi-lʾarḍi einnâ lefî ḫalḳin cedîd. bel hüm biliḳâi rabbihim kâfirûn.
Türkçe Meal
7Zira O, yarattığı her şeyi en güzel şekilde yaratmıştır. İnsanı da ilk önce balçıktan yaratmaya başlamıştır.
8Sonra basit bir sıvıdan onun üremesini sağladı.
9Sonra onun yaratılış amacını gerçekleştirecek bir donanıma sahip kılarak ona kendi ruhundan (Vahyinden) üfledi ve bu çerçevede sizi işitme, görme ve düşünme yetenekleriyle donattı. Bu nimetlerin hakkını ne kadar da az vererek şükrediyorsunuz.
10Bir de kalkıp: “Biz ölüp, toprağa karıştıktan sonra yeniden mi diriltileceğiz?” Diyorlar. Aslında onlar, Rabbleri ile karşılaşmayı hesaba katmıyorlar!
İlgili ayetler
Ayet 11
1 ayetSecde 11
قُلْ يَتَوَفّٰيكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذ۪ي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ۟ ١١
Mushaf
Okunuş
11Ḳul yeteveffâküm melekü-lmevti-lleẕî vukkile biküm ŝümme ilâ rabbiküm türceʿûn.
Türkçe Meal
11De ki: – Sizin için görevlendirilmiş olan ölüm meleği, vakti geldiğinde sizin canınızı alacak en sonunda da hesap için Rabbinize döndürüleceksiniz!
Ayet 12
1 ayetSecde 12
وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُ۫سِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ رَبَّنَٓا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا اِنَّا مُوقِنُونَ ١٢
Mushaf
Okunuş
12Velev terâ iẕi-lmücrimûne nâkisû ruûsihim ʿinde rabbihim. rabbenâ ebṣarnâ vesemiʿnâ ferciʿnâ naʿmel ṣâliḥan innâ mûḳinûn.
Türkçe Meal
12Sen o suçluları, Rabblerinin huzurunda, başlarını öne eğmiş bir vaziyette: “Rabbimiz, biz göreceğimizi gördük, duyacağımızı duyduk, inandık ve ikna olduk. Ne olur bizi geri gönder de iyi ve güzel işler yapalım!” dediklerinde onları bir görmeliydin.
İlgili ayetler
Ayet 13
1 ayetSecde 13
وَلَوْ شِئْنَا لَاٰتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدٰيهَا وَلٰكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنّ۪ي لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ ١٣
Mushaf
Okunuş
13Velev şiʾnâ leâteynâ külle nefsin hüdâhâ velâkin ḥaḳḳa-lḳavlü minnî leemleenne cehenneme mine-lcinneti vennâsi ecmeʿîn.
Türkçe Meal
13Şayet biz isteseydik elbette herkesi doğru yola yöneltirdik, yapmadık tercihi insana bıraktık ki gideceği yeri kendisi belirlesin. “Andolsun ki ben de cehennemi inanmayan cin ve insanlarla dolduracağım” diye verdiğim söz gerçekleşsin.
Ayet 14
1 ayetSecde 14
فَذُوقُوا بِمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۚ اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ١٤
Mushaf
Okunuş
14Feẕûḳû bimâ nesîtüm liḳâe yevmiküm hâẕâ. innâ nesînâküm veẕûḳû ʿaẕâbe-lḫuldi bimâ küntüm taʿmelûn.
Türkçe Meal
14Haydi vaktiyle bu buluşma gününü unutmanızın cezasını çekin bakalım. Biz de bugün sizi unuttuk, öyleyse yaptıklarınızın karşılığı olarak kalıcı azabı tadın.
Ayet 15–17
3 ayetSecde 15
Secde 16
Secde 17
اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ١٥ تَتَجَافٰى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًاۘ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ١٦ فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَٓا اُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْيُنٍۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٧
Mushaf
Okunuş
15İnnemâ yüʾminü biâyâtine-lleẕîne iẕâ ẕükkirû bihâ ḫarrû süccedev vesebbeḥû biḥamdi rabbihim vehüm lâ yestekbirûn.
16Tetecâfâ cünûbühüm ʿani-lmeḍâciʿi yedʿûne rabbehüm ḫavfev veṭameʿâ. vemimmâ razaḳnâhüm yünfiḳûn.
17Felâ taʿlemü nefsüm mâ uḫfiye lehüm min ḳurrati aʿyün. cezâem bimâ kânû yaʿmelûn.
Türkçe Meal
15Bizim ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman büyüklük taslamadan teslimiyetle secdeye kapanan ve Rablerini övgü ile yüceltenler inanırlar.
16Onlar yataklarından kalkarak, korku ve ümit ile Rabblerine yalvarırlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden Allah yolunda infak ederler.
17İşte yapa geldikleri bu güzel işlerin ödülü olarak, ahirette onları göz kamaştıran ne gibi nimetlerin beklediğini hiç kimse bilemez.
İlgili ayetler
Ayet 18–19
2 ayetSecde 18
Secde 19
اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًاۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ ١٨ اَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَاْوٰىۘ نُزُلًا بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٩
Mushaf
Okunuş
18Efemen kâne müʾminen kemen kâne fâsiḳâ. lâ yestevûn.
19Emme-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti felehüm cennâtü-lmeʾvâ. nüzülem bimâ kânû yaʿmelûn.
Türkçe Meal
18Hiç mümin ile yoldan sapan fasık bir olur mu? Bunlar asla eşit olamazlar.
19İman edip iyi ve güzel işler yapan müminlere gelince cennet konakları onları beklemektedir ve yaptıklarının ödülü olarak orada ağırlanacaklar.
Ayet 20
1 ayetSecde 20
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ فَسَقُوا فَمَاْوٰيهُمُ النَّارُۜ كُلَّمَٓا اَرَادُٓوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَٓا اُع۪يدُوا ف۪يهَا وَق۪يلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ ٢٠
Mushaf
Okunuş
20Veemme-lleẕîne feseḳû femeʾvâhümü-nnâr. küllemâ erâdû ey yaḫrucû minhâ üʿîdû fîhâ veḳîle lehüm ẕûḳû ʿaẕâbe-nnâri-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.
Türkçe Meal
20Yoldan çıkan fasıklara gelince, onların varıp yerleşecekleri yer ateştir. Onlar ne zaman oradan çıkmak isteseler, kendilerine “Haydi yalanlayıp durduğunuz bu ateşin azabını tadın bakalım!” denilerek oraya geri döndürülürler.
Ayet 21
1 ayetSecde 21
وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْاَدْنٰى دُونَ الْعَذَابِ الْاَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٢١
Mushaf
Ayet 22
1 ayetSecde 22
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ ثُمَّ اَعْرَضَ عَنْهَاۜ اِنَّا مِنَ الْمُجْرِم۪ينَ مُنْتَقِمُونَ۟ ٢٢
Mushaf
Okunuş
22Vemen ażlemü mimmen ẕükkira biâyâti rabbihî ŝümme aʿraḍa ʿanhâ. innâ mine-lmücrimîne münteḳimûn.
Türkçe Meal
22Rabbinin ayetleri kendisine iletildikten sonra bundan yüz çevirenden daha zalim/suçlu kim olabilir? Biz, bu suçlulara yaptıklarının cezasını elbette vereceğiz.
Ayet 23–24
2 ayetSecde 23
Secde 24
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَلَا تَكُنْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓائِه۪ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ ٢٣ وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُواۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يُوقِنُونَ ٢٤
Mushaf
Okunuş
23Veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe felâ tekün fî miryetim mil liḳâehi veceʿalnâhü hüdel libenî isrâîl.
24Veceʿalnâ minhüm eimmetey yehdûne biemrinâ lemmâ ṣaberû. vekânû biâyâtinâ yûḳinûn.
Türkçe Meal
23Andolsun ki biz Musa’ya da kitap vermiştik. Bu konuda asla şüphen olmasın ve biz o kitabı İsrailoğulları için bir doğru yol kılavuzu yapmıştık.
24Ve biz, davalarında direnip sabredenleri ve bizim ayetlerimize gönülden inandıkları zamanlarda onların içinden insanları mesajlarımızla doğru yola çağıran önderler çıkarmıştık.
Ayet 25–28
4 ayetSecde 25
Secde 26
Secde 27
Secde 28
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ٢٥ اَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍۜ اَفَلَا يَسْمَعُونَ ٢٦ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَسُوقُ الْمَٓاءَ اِلَى الْاَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِه۪ زَرْعًا تَاْكُلُ مِنْهُ اَنْعَامُهُمْ وَاَنْفُسُهُمْۜ اَفَلَا يُبْصِرُونَ ٢٧ وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْفَتْحُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٢٨
Mushaf
Okunuş
25İnne rabbeke hüve yefṣilü beynehüm yevme-lḳiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.
26Evelem yehdi lehüm kem ehleknâ min ḳablihim mine-lḳurûni yemşûne fî mesâkinihim. inne fî ẕâlike leâyât. efelâ yesmeʿûn.
27Evelem yerav ennâ nesûḳu-lmâe ile-lʾarḍi-lcüruzi fenuḫricü bihî zerʿan teʾkülü minhü enʿâmühüm veenfüsühüm. efelâ yübṣirûn.
28Veyeḳûlûne metâ hâẕe-lfetḥu in küntüm ṣâdiḳîn.
Türkçe Meal
25Hiç şüphen olmasın ki senin Rabbin, kıyamet günü onların anlaşmazlığa düştükleri konularda aralarında hükmünü verecektir.
26Yurtlarında gezip dolaştıkları, kendilerinden önce gelip geçmiş nice uygarlıkları helak etmiş olmamız onlar için yol gösterici olmuyor mu? İşte bunda alınacak nice dersler vardır. Bu hakikatlere hala kulak vermeyecekler mi?
27Yine bizim, yağdırdığımız yağmurla kupkuru toprağa hayat verdiğimizi ve onunla hem kendilerinin hem de hayvanlarının beslendiği ekin ve bitkileri yetiştirdiğimizi görmüyor? Hala bunlara ibretle bakmıyorlar mı?
28Bir de kalkıp eğer iddianızda doğruysanız söyleyin bakalım şu fetih günü (Haklı ile haksızın ayrılacağı gün) ne zaman gerçekleşecek? Diyorlar.
Ayet 29
1 ayetSecde 29
قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنْفَعُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ا۪يمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ٢٩
Mushaf
Okunuş
29Ḳul yevme-lfetḥi lâ yenfeʿu-lleẕîne keferû îmânühüm velâ hüm yünżarûn.
Türkçe Meal
29De ki:
– Fetih günü, gerçeği örtbas eden kâfirlere imanlarının hiçbir fayda sağlamadığı ve yüzlerine bakılıp cezalarının ertelenmeyeceği bir gündür.
Ayet 30
1 ayetSecde 30
فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ اِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ ٣٠
Mushaf
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Mü’minûn, sonra Tûr indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla