Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Ana Tema ve Konular
Adı: Sure adını ilk ayetindeki “el-Mü’minûn” kelimesinden almaktadır.
Nüzul Zamanı: Surenin gerek üslûb, gerekse ele aldığı konu onun Risalet’in Mekke döneminin ortalarında indirildiğini ortaya koymaktadır. Ayetleri okurken, işkenceler daha henüz vahşet derecesine ulaşmamışsa da, Hz. Peygamber’le (s.a) Mekkeli kâfirler arasında çetin bir mücadelenin başlamış olduğunu seziyoruz. Sure’nin sahih rivayetlere göre Risalet’in ortalarında meydana gelen ‘kıtlık’ senesinde indiği anlaşılıyor. Öte yandan, Urve bin Zubeyr’den rivayet edilen bir hadise göre, surenin indiği günlerde İslâm’a girmiş olan Hz. Ömer (r.a) şöyle demiştir: “Bu sure indiğinde ben de Hz. Peygamber’in (s.a) yanındaydım ve onun durumunu gözlüyordum. Vahy hali bittiğinde Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurdular: “Şimdi bana on ayet geldi ki, onlara uyan kesinlikle Cennete girecektir.” Sonra da Sure’nin başlangıç ayetlerini okudular.” (Ahmed ibn Hanbel, Tirmizî, Neseî, Hakim.)
Ana Tema ve Konular: Sure’nin ana teması, Hz. Peygamber’in (s.a) getirdiği mesajı kabul ve izlemeye çağrı olup, tüm sure bu tema çerçevesinde dönmektedir.
1-11 Hz. Peygamber’in (s.a) mesajını kabul edenlerin bu tür soylu karakter niteliklerini kazanmış olması Mesajın doğruluğunun pratik kanıtıdır.
12-22 Bu bölümde, insan da içinde olmak üzere, tüm kainatı; insanları tevhid ve ahiret inancına çağıran Hz. Peygamber’in (s.a) mesajının gerçekliğinin açık bir delili olduğunu vurgulamak için insanın ve kaniatın yaratılışına dikkat çekilmektedir.
23-54 Sonra, önceki rasullerle kavimlerinin hikayeleri anlatılarak mesajın doğruluğuna tarihi deliller getirilmekte ve şu gerçekler vurgulanmaktadır:
(a) Düşmanların Hz. Muhammed’in (s.a) mesajına karşı yükselttikleri itirazlar ve şüpheler yeni değildir. Aynı itiraz ve şüpheler bizzat Allah’ın elçileri olarak kabul ettikleri önceki peygamberlere karşı da yükseltilmiştir. Bu yüzden, tarihten bir ders almalı ve peyamberlerin mi, yoksa onlara karşı çıkanların mı doğru yolda olduklarına karar vermelidirler.
(b) Hz. Muhammed’in (s.a) getirdiği tevhid mesajı ve ahiret inancı öteki rasullerin de getirdiği şeyin aynısıdır, bu durumda kabul edilmemeleri için gerçekçi bir durum yoktur.
(c) Mekkeli müşrikler, peygamberlerin mesajını reddetmiş bulunan toplumların karşılaştığı sonuçlardan ders almalıdırlar.
(d) Bütün peygamberler Allah’dan tek ve aynı dini getirmişlerdir ve hepsi de tek ve aynı ümmetin üyeleridir. Başka tüm dinler, bizzat insanların kendileri tarafından uydurulmuş olup, Allah’tan gelme değildir.
55-67 Rasullerin hikayeleri anlatıldıktan sonra temel bir ilke ortaya konmaktadır: Dünya hayatındaki başarı ve mutluluk, Allah katındaki kurtuluş ve başarı için bir ölçü değildir. Eğer bazı kişiler veya herhangi bir kişi dünyada zengin, güçlü ve refah içindeyse, bu hiçbir zaman bu kişi veya kişilerin Allah’ın sevgilileri olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, diğerlerinin yoksulluğu ve başlarına gelen felaketler, Allah’ın onlardan razı olmadığının bir delili değildir. Gerçek ölçü iman (veya küfür) ve takva (veya zıddı)dır. Hz. Peygamber’in (s.a) düşmanları, zenginlikleri dolayısıyla Allah’ın ve tanrılarının kendilerinden razı oldukları inancına kapılan Mekke ileri gelenleri (ve onların izleyicileri) olduğundan, bu açıklama gerekliydi. Öte yandan Hz. Muhammed (s.a) ve izleyicileri yoksul ve çaresiz bir durumda oldukları gerçeğinden hareketle, Allah’ın onlardan razı olmadığını ve tanrılarının da kendilerini lanetlediğini iddia ediyorlardı.
68-77 Bu bölümde, müşrikler, Hz. Muhammed’in (s.a) Allah’ın gerçekten peygamberi olduğu konusunda ikna etmek için çeşitli deliller sıralanmaktadır. Sonra da, kıtlığın (ayet 75-76) yalnızca bir uyarı olduğu anlatılmakta ve “iyisi mi, yolunuzu doğrultun, yoksa korkunç bir azaba uğratılacaksınız” denmektedir.
78-95 Müşrikler, Hz. Peygamber’in (s.a) mesajının açık delilleri olması nedeniyle, yeniden kainattaki ve bizzat kendilerindeki “ayetler”i gözlemeye çağrılmaktadırlar.
96-97 Hz. Peygamber’e (s.a) düşmanların kötü davranışlarına misilleme olarak herhangi yanlış bir yola girmemesi ve şeytanın dürtmelerine karşı korunması söylenmektedir.
98-118 Bu son bölümde, gerçeğin düşmanları ahirette hesap verecekleri ve müminlere yaptıkları işkencelerin sonuçlarına katlanacakları, dolayısıyla yollarını düzeltmeleri konusunda uyarılmaktadırlar.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaMü’minûn 1–7
7 ayetقَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ ١ اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ ٢ وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ ٣ وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ ٤ وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ ٥ اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ ٦ فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ ٧
Mushaf
Okunuş
1Ḳad efleḥa-lmüʾminûn.
2Elleẕîne hüm fî ṣalâtihim ḫâşiʿûn.
3Velleẕîne hüm ʿani-llagvi müʿriḍûn.
4Velleẕîne hüm lilzekâti fâʿilûn.
5Velleẕîne hüm lifürûcihim ḥâfiżûn.
6İllâ ʿalâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm feinnehüm gayru melûmîn.
7Femeni-btegâ verâe ẕâlike feülâike hümü-lʿâdûn.
Ayet 1–7
Hiç şüphesiz gerçek mü’minler, dünyada ve âhirette mutlaka kazanırlar. Onlar titizlikle ve bilinçle namazlarını kılar, Allah’ın rızasını kazanmak için ellerinde olandan infak eder, boş ve anlamsız sözlerden ve işlerden yüz çevirirler. İffetlerini korur, eşleri ve cariye iken evlenip eş edindikleri dışındakilerle ilişkiye girmezler. Meşru olan bu ilişkilerinden dolayı da kınanmaz ve günaha girmezler. Bunların dışına çıkanlar ise haddi aşmış, Allah’ın yasağını çiğnemiş kimselerdir.
İlgili ayetler
Mü’minûn 8–11
4 ayetوَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ ٨ وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ ٩ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ ١٠ اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ١١
Mushaf
Okunuş
8Velleẕîne hüm liemânâtihim veʿahdihim râʿûn.
9Velleẕîne hüm ʿalâ ṣalevâtihim yüḥâfiżûn.
10Ülâike hümü-lvâriŝûn.
11Elleẕîne yeriŝûne-lfirdevs. hüm fîhâ ḫâlidûn.
Ayet 8–11
Mü’minler kendilerine, Allah’ın ve insanların emanet ettiklerini titizlikle ve hakkıyla korurlar. Allah’a ve insanlara verdikleri sözlerinde de durur, gereklerini yerine getirirler, namazlarını dünyevi çıkarları uğruna feda etmez, dikkatli ve devamlı kılarlar.
İşte bunlar, Allah’ın vaadi olan cennet yurdunun nimetlerine kavuşacaklar ve daimi olarak Firdevs cennetlerinde kalacaklar.
İlgili ayetler
Mü’minûn 12–16
5 ayetوَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ ط۪ينٍۚ ١٢ ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۖ ١٣ ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًاۗ ثُمَّ اَنْشَاْنَاهُ خَلْقًا اٰخَرَۜ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ ١٤ ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُونَۜ ١٥ ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ ١٦
Mushaf
Okunuş
12Veleḳad ḫalaḳne-lʾinsâne min sülâletim min ṭîn.
13Ŝümme ceʿalnâhü nuṭfeten fî ḳarârim mekîn.
14Ŝümme ḫalaḳne-nnuṭfete ʿaleḳaten feḫalaḳne-lʿaleḳate muḍgaten feḫalaḳne-lmuḍgate ʿiżâmen fekesevne-lʿiżâme laḥmâ. ŝümme enşeʾnâhü ḫalḳan âḫar. fetebârake-llâhü aḥsenü-lḫâliḳîn.
15Ŝümme inneküm baʿde ẕâlike lemeyyitûn.
16Ŝümme inneküm yevme-lḳiyâmeti tübʿaŝûn.
Ayet 12–16
Biz ilk insanı önce süzülmüş, çamur haline getirdiğimiz balçıktan yarattık, sonra da onu hayatın tohumu haline getirip bir damla suya dönüştürerek, kadın ve erkeğin vücutlarına yerleştirdik. Evlilik yoluyla bu sıvıdan yarattığımız hücreleri aşılayıp ana rahminin duvarına astık. Bir süre sonra, aşılanmış ve rahim duvarına asılmış bu hücreden kemiklerini oluşturup, et giydirip insana dönüştürdük.
Sizi böylece yaratan Allah’ın ilmi ve kudreti çok yücedir.
Ey insanlar! İşte bu yaratılışınızdan sonra, dünyaya getirilerek, yaratılış sebebiniz size bildirilmekte ve bu sebebe uygun bir hayatı yaşamaya davet edilmektesiniz. Bir süre sonra da hepiniz ölecek, Kıyamet’le birlikte yeniden diriltilip, huzurumuzda toplanarak dünya hayatınızı yaratılış sebebinize uygun yaşayıp yaşamadığınızdan hesaba çekileceksiniz.
İlgili ayetler
13Âl-i İmran 6A’raf 189Nahl 7Nahl 8Zümer 6Mürselât 20Mürselât 22
Mü’minûn 17–20
4 ayetوَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَٓائِقَۗ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِل۪ينَ ١٧ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ ١٨ فَاَنْشَاْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَاْكُلُونَۙ ١٩ وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ ٢٠
Mushaf
Okunuş
17Veleḳad ḫalaḳnâ fevḳaküm sebʿa ṭarâiḳ. vemâ künnâ ʿani-lḫalḳi gâfilîn.
18Veenzelnâ mine-ssemâi mâem biḳaderin feeskennâhü fi-lʾarḍ. veinnâ ʿalâ ẕehâbim bihî leḳâdirûn.
19Feenşeʾnâ leküm bihî cennâtim min neḫîliv veaʿnâb. leküm fîhâ fevâkihü keŝîratüv veminhâ teʾkülûn.
20Veşeceraten taḫrucü min ṭûri seynâe tembütü biddühni veṣibgil lilʾâkilîn.
Ayet 17–20
Biz, sizin üzerinizde yedi kat gökleri ve orada yörüngesinde akıp gidenleri yarattık. Onlar içinde mükemmel bir nizam kurup yasalar yaptık, hiçbirini sebepsiz ve boş yere yaratmadık.
Gökten suyu belirlediğimiz bir ölçüye ve yasaya bağlı olarak indiriyor, toprağa emdiriyoruz, bir kısmını da yerin üstünde tutuyoruz. Şunu iyi bilin ki, Biz indirdiğimiz suyu geri almaya da kâdiriz. Bu indirdiğimiz yağmurla hurma bahçeleri, üzüm bağları ve yiyerek faydalandığınız daha birçok bitkiyi de yetiştiririz, yine o yağmurla Sina Dağı’nda ve çevresinde çokça yetişen, ürününden hem yağ çıkardığınız hem de yiyenlere katık olan zeytinin ağacını da yetiştiriyoruz.
İlgili ayetler
Mü’minûn 21–22
2 ayetوَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَاْكُلُونَۙ ٢١ وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟ ٢٢
Mushaf
Okunuş
21Veinne leküm fi-lʾenʿâmi leʿibrah. nüsḳîküm mimmâ fî büṭûnihâ veleküm fîhâ menâfiʿu keŝîratüv veminhâ teʾkülûn.
22Veʿaleyhâ veʿale-lfülki tuḥmelûn.
Ayet 21–22
Sizin yararlanmanız için yarattığımız hayvanların yaratılış ve yaşayışlarında da düşünenler için alınacak ibretler vardır. Onların birçoğunun etinden sütünden ve daha birçok şeyinden istifade ettiriyoruz. Ayrıca bu hayvanların bir kısmına yüklerinizi taşıtıyorsunuz. Denizlere koyduğumuz yasalar sayesinde de gemilerle, seyahat edip taşımacılık yapıyorsunuz.
Mü’minûn 23–25
3 ayetوَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٢٣ فَقَالَ الْمَلَؤُ۬ا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يُر۪يدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَۚ ٢٤ اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ ٢٥
Mushaf
Okunuş
23Veleḳad erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî feḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.
24Feḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî mâ hâẕâ illâ beşerum miŝlüküm yürîdü ey yetefeḍḍale ʿaleyküm. velev şâe-llâhü leenzele melâikeh. mâ semiʿnâ bihâẕâ fî âbâine-lʾevvelîn.
25İn hüve illâ racülüm bihî cinnetün feterabbeṣû bihî ḥattâ ḥîn.
Ayet 23–25
Biz Nûh’u da kavmine Allah’ın insanı yaratmaktaki maksadını bildirsin ve ona uygun hayat nizamı ile yaşamaya davet etsin diye gönderdik.
Nûh da kavmine şöyle dedi: “Ey kavmim! Sizi yaratıp, bunca nimetle donatan Allah’ın daveti olan hayat nizamına uyun, sizin Allah’tan başka gerçek ilahınız yoktur. O halde bu gerçeğe göre yaşamanız gerekmez mi?”
Bunun üzerine Nûh’un kavminin önde gelen müşrikleri, halka dediler ki: “Nûh da bizim gibi sadece ölümlü bir insan, şayet Allah bir elçi göndermek isteseydi, gökten bir melek gönderirdi, biz atalarımızdan da, insandan bir peygamber gönderildiğini işitmedik. Nûh bizlere karşı üstünlük elde etmek için nizamımızı yıkıp değiştirmeye çalışan delinin biri, ona bir süre tahammül edelim, şayet söylediklerinden vazgeçmezse o zaman cezasını veririz.”
İlgili ayetler
Mü’minûn 26–27
2 ayetقَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ ٢٦ فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٢٧
Mushaf
Okunuş
26Ḳâle rabbi-nṣurnî bimâ keẕẕebûn.
27Feevḥaynâ ileyhi eni-ṣneʿi-lfülke biaʿyüninâ vevaḥyinâ feiẕâ câe emrunâ vefâra-ttennûru feslük fîhâ min küllin zevceyni-ŝneyni veehleke illâ men sebeḳa ʿaleyhi-lḳavlü minhüm. velâ tüḫâṭibnî fi-lleẕîne żalemû. innehüm mugraḳûn.
Ayet 26–27
Kavminin daveti kabul etmemesi üzerine Nûh Allah’a şöyle dua etti: “Rabbim onların davetimi yalan sayıp, inatla yüz çevirmelerine karşı bana yardım et.”
Biz de duasına karşılık ona şöyle vahyettik: “Ey Nûh! Bizim gözetimimiz ve rehberliğimizle bildirdiğimiz şekilde bir gemi yap, hükmümüz gelip de yeryüzünü sular kapladığında, o bölgede yaşayan hayvanlardan birer çifti ve seninle birlikte iman edenleri de gemiye al, sakın helak olmayı hak edenler için de Benden bir talepte bulunma, onlar suda boğularak helak olmayı hak ettiler.”
Mü’minûn 28–29
2 ayetفَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٢٨ وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ ٢٩
Mushaf
Okunuş
28Feiẕe-steveyte ente vemem meʿake ʿale-lfülki feḳuli-lḥamdü lillâhi-lleẕî neccânâ mine-lḳavmi-żżâlimîn.
29Veḳur rabbi enzilnî münzelem mübârakev veente ḫayru-lmünzilîn.
Ayet 28–29
Ey Nûh! Sen ve seninle birlikte gemiye binenler şöyle dua edin: “Bizleri bu müşrik kâfir ve zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun, övülmeye layık olan yalnızca O’dur.” Ve de ki: “Ey Rabbim! Beni ve beraberimdekileri bereketli ve güvenli bir yere indir, yerleşilecek en iyi ve güvenli yeri bilen Sensin.”
Mü’minûn 30
1 ayetاِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ ٣٠
Mushaf
Mü’minûn 31–34
4 ayetثُمَّ اَنْشَاْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَر۪ينَۚ ٣١ فَاَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ۟ ٣٢ وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يَاْكُلُ مِمَّا تَاْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ ٣٣ وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذًا لَخَاسِرُونَ ٣٤
Mushaf
Okunuş
31Ŝümme enşeʾnâ mim baʿdihim ḳarnen âḫarîn.
32Feerselnâ fîhim rasûlem minhüm eni-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.
33Veḳâle-lmeleü min ḳavmihi-lleẕîne keferû vekeẕẕebû biliḳâi-lʾâḫirati veetrafnâhüm fi-lḥayâti-ddünyâ mâ hâẕâ illâ beşerum miŝlüküm yeʾkülü mimmâ teʾkülûne minhü veyeşrabü mimmâ teşrabûn.
34Velein eṭaʿtüm beşeram miŝleküm inneküm iẕel leḫâsirûn.
Ayet 31–34
Nûh kavminin ardından gelen kavme de kendi içlerinden peygamber gönderdik. O peygamber de halka: “Allah’ı layıkıyla tanıyın ve yalnız O’nu ilah edinin. Sizin gibi bir beşere itaat ederseniz hüsrana uğrarsınız. Yalnız Allah’a itaat ve ibadet ederek sorumluluklarınızı yerine getirin.” dedi.
Kavminin azgın, şımarık önde gelenleri, peygamberleri için, “O da bizim gibi ölümlü birisi, böylesi ölümlü birinin sözüne uyup da, mevcut ilahlarımızı terk edip hayat nizamımızı değiştirirsek, o zaman imkânlarımızı, gücümüzü ve itibarımızı kaybederiz.” dediler.
Mü’minûn 35–38
4 ayetاَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ ٣٥ هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَۖ ٣٦ اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَۖ ٣٧ اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌۨ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِن۪ينَ ٣٨
Mushaf
Okunuş
35Eyeʿidüküm enneküm iẕâ mittüm veküntüm türâbev veʿiżâmen enneküm muḫracûn.
36Heyhâte heyhâte limâ tûʿadûn.
37İn hiye illâ ḥayâtüne-ddünyâ nemûtü venaḥyâ vemâ naḥnü bimebʿûŝîn.
38İn hüve illâ racülün-fterâ ʿale-llâhi keẕibev vemâ naḥnü lehû bimüʾminîn.
Ayet 35–38
Peygamberlerini böyle görüp göstermeye çalışan bu müşrik kavmin önde gelenleri bir de şöyle dediler: “Peygamber olduğunu söyleyen bu adam, bizlerin ölüp toprağa karıştıktan sonra tekrar diriltileceğimizi ve dünya hayatımızı kime ve neye göre yaşadığımızdan hesaba çekileceğimizi söylüyor, bu olacak iş değil. Bu dünya hayatından başka bir hayat yoktur, bizler ölürüz, arkamızdan çocuklarımız yaşamaya devam eder. Bu adam kendi uydurduğu yalanları Allah’a isnat ediyor, dolayısıyla bizler ona inanacak değiliz.”
Mü’minûn 39–42
4 ayetقَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ ٣٩ قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ ٤٠ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَٓاءًۚ فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٤١ ثُمَّ اَنْشَاْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا اٰخَر۪ينَۜ ٤٢
Mushaf
Okunuş
39Ḳâle rabbi-nṣurnî bimâ keẕẕebûn.
40Ḳâle ʿammâ ḳalîlil leyuṣbiḥunne nâdimîn.
41Feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü bilḥaḳḳi feceʿalnâhüm guŝââ. febüʿdel lilḳavmi-żżâlimîn.
42Ŝümme enşeʾnâ mim baʿdihim ḳurûnen âḫarîn.
Ayet 39–42
Bunun üzerine peygamberleri de Allah’a şöyle dua etti: “Rabbim beni yalancılıkla suçlayan bu topluluğa karşı, bana yardım et.” Allah da Peygamberine, “Çok geçmeden onları söylediklerine ve yaptıklarına pişman edeceğiz.” diye vahyetti. Ardından onları müthiş bir çığlık yakalayıverdi ve âdeta bir çer çöp yığını haline getirdi. Sonra da o inkârcılar cehennemin yakıtı oldular. İçlerinden kurtardığımız mü’minlerle nesli devam ettirdik.
İlgili ayetler
Mü’minûn 43
1 ayetمَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَاْخِرُونَۜ ٤٣
Mushaf
Mü’minûn 44
1 ayetثُمَّ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَاۜ كُلَّمَا جَٓاءَ اُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَاَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاد۪يثَۚ فَبُعْدًا لِقَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
44Ŝümme erselnâ rusülenâ tetrâ. küllemâ câe ümmeter rasûlühâ keẕẕebûhü feetbaʿnâ baʿḍahüm baʿḍav veceʿalnâhüm eḥâdîŝ. febüʿdel liḳavmil lâ yüʾminûn.
Ayet 44
Biz daha sonraki toplumlara da peygamberlerimizi elçiler olarak gönderdik. Fakat onların birçoğu Allah’ın davetini yalan sayıp reddetti. Bu yüzden Biz, onları da nankörlük ve müşriklikleri sebebi ile hak ettikleri azaba uğratıp yok ettik. Böylece insanların dilinden düşmeyen ibret alınacak hikâyelere dönüştürdük.
Mü’minûn 45–50
6 ayetثُمَّ اَرْسَلْنَا مُوسٰى وَاَخَاهُ هٰرُونَ بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ٤٥ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَال۪ينَۚ ٤٦ فَقَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَۚ ٤٧ فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَك۪ينَ ٤٨ وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٤٩ وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُٓ اٰيَةً وَاٰوَيْنَاهُمَٓا اِلٰى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَع۪ينٍ۟ ٥٠
Mushaf
Okunuş
45Ŝümme erselnâ mûsâ veeḫâhü hârûne biâyâtinâ vesülṭânim mübîn.
46İlâ firʿavne vemeleihî festekberû vekânû ḳavmen ʿâlîn.
47Feḳâlû enüʾminü libeşerayni miŝlinâ veḳavmühümâ lenâ ʿâbidûn.
48Fekeẕẕebûhümâ fekânû mine-lmühlekîn.
49Veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe leʿallehüm yehtedûn.
50Veceʿalne-bne meryeme veümmehû âyetev veâveynâhümâ ilâ rabvetin ẕâti ḳarâriv vemeʿîn.
Ayet 45–50
Musa ve Harun’u da apaçık mesajlarımız olan âyetlerimiz ve peygamberlik delilleri ile Firavun ve kavminin ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar kibirlenip, davete uymayı reddettiler, ayrıca Musa ve Harun’u yalancılıkla suçlayıp, şöyle dediler: “Soydaşları bizim kölelerimiz olan, bizim gibi iki ölümlü insanın dediklerine mi inanıp, bunca yıldır devam eden inancımızı, nizam ve ahlakımızı değiştireceğiz? Bu olacak iş değil.” Bu nankörlük ve böbürlenmeleri sebebi ile helak edilenler arasında onlar da yerlerini aldılar. Hâlbuki Biz, doğru yola girsinler diye onlara kitap da göndermiştik.
Meryem oğlu İsa’yı ve annesini de Allah’ın ilmi ve kudretinin birer belgesi kıldık, her ikisini de yüksek bir makama yerleştirip cenneti kazanmanın yol göstericisi rehberler yaptık.
Mü’minûn 51–52
2 ayetيَٓا اَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًاۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌۜ ٥١ وَاِنَّ هٰذِه۪ٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَاَنَا۬ رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ ٥٢
Mushaf
Okunuş
51Yâ eyyühe-rrusülü külû mine-ṭṭayyibâti vaʿmelû ṣâliḥâ. innî bimâ taʿmelûne ʿalîm.
52Veinne hâẕihî ümmetüküm ümmetev vâḥidetev veenâ rabbüküm fetteḳûn.
Ayet 51–52
Allah, peygamberlerine ve onların izleyicilerine buyurdu ki: “Dünya hayatında size helal kıldığımız temiz şeylerden yiyip için. İnsanları Allah’tan başka ilah edinmeyen erdemli, salih kimseler olmaları konusunda uyarın.
Sizi davet ettiğimiz hayat nizamı (din) tek doğru olan dindir. Ben de sizin tek ve gerçek Rabbiniz ve ilahınızım. O halde Allah’a karşı sorumluluklarınızı yerine getirin.
Şüphesiz ki Allah, yapıp ettiklerinizi ve yapmanız gerekirken de yapmadıklarınızı en iyi bilendir.”
Mü’minûn 53–54
2 ayetفَتَقَطَّعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًاۜ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ ٥٣ فَذَرْهُمْ ف۪ي غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى ح۪ينٍ ٥٤
Mushaf
Okunuş
53Feteḳaṭṭaʿû emrahüm beynehüm zübürâ. küllü ḥizbim bimâ ledeyhim feriḥûn.
54Feẕerhüm fî gamratihim ḥattâ ḥîn.
Ayet 53–54
Bizim tüm uyarı ve öğütlerimize rağmen, peygamberlerden sonra gelen ümmetleri aralarındaki birlik ve beraberliği bozup, hizipler oluşturdular ve her bir hizip kendi uydurdukları ile övünüp, mutlu olmaya çalıştılar.
Ey Peygamber! Geçmişte böyle yapmaları sebebi ile doğru yoldan sapmış olanların durumu ile insanları uyar. Bundan ders almak istemeyenleri de gaflet ve dalalet içinde başlarına azap gelinceye kadar kendi hallerine bırak.
Mü’minûn 55–56
2 ayetاَيَحْسَبُونَ اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِه۪ مِنْ مَالٍ وَبَن۪ينَۙ ٥٥ نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِۜ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ ٥٦
Mushaf
Okunuş
55Eyaḥsebûne ennemâ nümiddühüm bihî mim mâliv vebenîn.
56Nüsâriʿu lehüm fi-lḫayrât. bel lâ yeşʿurûn.
Ayet 55–56
Müşrikler kendilerine mal, mülk ve evlatlar vermekle onların durumlarını onayladığımızı ya da birbirleriyle yarıştırdığımızı mı sanıyorlar? Hayır, asla öyle değil. Onlar, uyarılmalarına rağmen işin sonunun nereye varacağını anlamak ve kabul etmek istemiyorlar.
İlgili ayetler
Mü’minûn 57–61
5 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۙ ٥٧ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَۙ ٥٨ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَۙ ٥٩ وَالَّذ۪ينَ يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَۙ ٦٠ اُو۬لٰٓئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ ٦١
Mushaf
Okunuş
57İnne-lleẕîne hüm min ḫaşyeti rabbihim müşfiḳûn.
58Velleẕîne hüm biâyâti rabbihim yüʾminûn.
59Velleẕîne hüm birabbihim lâ yüşrikûn.
60Velleẕîne yüʾtûne mâ âtev veḳulûbühüm veciletün ennehüm ilâ rabbihim râciʿûn.
61Ülâike yüsâriʿûne fi-lḫayrâti vehüm lehâ sâbiḳûn.
Ayet 57–61
Öte yandan Rablerinin âyetlerine yürekten iman eden ve O’nun verdiklerini yine O’nun rızasını kazanmak yolunda harcayan, Hesap Günü’nü aklından çıkarmayan ve Rablerine olan saygıdan yürekleri titreyenler var ya işte bunlar hayırda birbirleriyle yarışıp öne geçmeye çalışırlar. Sonunda kazanacak ve mutlu olacak olanlar bunlardır.
İlgili ayetler
Mü’minûn 62–67
6 ayetوَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٦٢ بَلْ قُلُوبُهُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ مِنْ هٰذَا وَلَهُمْ اَعْمَالٌ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ هُمْ لَهَا عَامِلُونَ ٦٣ حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذْنَا مُتْرَف۪يهِمْ بِالْعَذَابِ اِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَۜ ٦٤ لَا تَجْـَٔرُوا الْيَوْمَ اِنَّكُمْ مِنَّا لَا تُنْصَرُونَ ٦٥ قَدْ كَانَتْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَۙ ٦٦ مُسْتَكْبِر۪ينَ بِه۪ۗ سَامِرًا تَهْجُرُونَ ٦٧
Mushaf
Okunuş
62Velâ nükellifü nefsen illâ vusʿahâ veledeynâ kitâbüy yenṭiḳu bilḥaḳḳi vehüm lâ yużlemûn.
63Bel ḳulûbühüm fî gamratim min hâẕâ velehüm aʿmâlüm min dûni ẕâlike hüm lehâ ʿâmilûn.
64Ḥattâ iẕâ eḫaẕnâ mütrafîhim bilʿaẕâbi iẕâ hüm yecʾerûn.
65Lâ tecʾerü-lyevme inneküm minnâ lâ tünṣarûn.
66Ḳad kânet âyâtî tütlâ ʿaleyküm feküntüm ʿalâ aʿḳâbiküm tenkisûn.
67Müstekbirîne bih. sâmiran tehcürûn.
Ayet 62–67
Biz hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemeyiz. Bizim katımızda herkesin gücünün yettiği kadarıyla, yaptıklarının kayıtlarının eksiksiz tutulduğu amel defterleri vardır. Sonunda hiç kimse haksızlığa uğratılmaz.
Fakat bu gerçeği kabul etmek istemeyenler, inatla Allah’ın yasaklarını çiğnemeye devam ederler.
Böyleleri verdiğimiz bunca nimetlere rağmen nankörlük edip, şımarıp, azgınlaşırlar. Onları bu yaptıklarından dolayı kıskıvrak yakaladığımızda, yalvarıp yakarmaya başlayacaklar. O zaman onlara şöyle denilecek: “Şimdi boş yere feryat edip durmayın. Bizden asla yardım görmeyeceksiniz. Vaktiyle âyetlerimiz sizlere defalarca okunup doğru olana davet edildiğiniz halde kibirlenip, böbürlenerek kabule yanaşmıyor, üstelik bununla da kalmayıp geceleri bir araya geldiğinizde, karanlığın koynunda kitabımız Kur’an aleyhinde cahilce, düşünmeden atıp tutuyordunuz.”
İlgili ayetler
Mü’minûn 68–71
4 ayetاَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا الْقَوْلَ اَمْ جَٓاءَهُمْ مَا لَمْ يَاْتِ اٰبَٓاءَهُمُ الْاَوَّل۪ينَۘ ٦٨ اَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَۘ ٦٩ اَمْ يَقُولُونَ بِه۪ جِنَّةٌۜ بَلْ جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ وَاَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ ٧٠ وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَٓاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَۜ ٧١
Mushaf
Okunuş
68Efelem yeddebberü-lḳavle em câehüm mâ lem yeʾti âbâehümü-lʾevvelîn.
69Em lem yaʿrifû rasûlehüm fehüm lehû münkirûn.
70Em yeḳûlûne bihî cinneh. bel câehüm bilḥaḳḳi veekŝeruhüm lilḥaḳḳi kârihûn.
71Velevi-ttebeʿa-lḥaḳḳu ehvâehüm lefesedeti-ssemâvâtü velʾarḍu vemen fîhinn. bel eteynâhüm biẕikrihim fehüm ʿan ẕikrihim müʿriḍûn.
Ayet 68–71
Bu müşrikler, Allah’ın kitabı Kur’an üzerinde aklederek gerçeği anlamaya çalışmıyorlar. Onlara, atalarına gelmemiş olan bir davet mi geldi ki, karşısında şaşırıp kalıyorlar? Hâlbuki onların uzak geçmişteki atalarına da bu davet ulaştırılmıştı. Şimdi bunlara ne oldu da aralarında dürüst ve güvenilir olduğu bilinen insanın peygamberliğine inanmıyor ve onunla gönderdiğimiz ilahi kitaptan yüz çeviriyorlar? Üstelik bir de kalkmış onu, küstahça yalancılık ve delilikle suçluyorlar. Oysa Kur’an onlar için izzet ve şeref kaynağıdır ama kıymetini bilmiyorlar.
Peygamber’de deliliğin hiçbir emaresi yoktur. O, gerçeğin ta kendisi olan Kur’an’ı iletmekte ve insanları Allah’ın yaratma amacı olan hayat nizamı ile yaşamaya davet etmektedir. Fakat onların çoğu Kur’an ile davet edildiklerinden hoşlanmıyorlar. Şayet Allah onların istediklerine uyacak olsaydı göklerin ve yerin arasında olanların düzeni bozulup yıkılırdı.
Mü’minûn 72–77
6 ayetاَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌۗ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ ٧٢ وَاِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٧٣ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُونَ ٧٤ وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِنْ ضُرٍّ لَلَجُّوا ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ٧٥ وَلَقَدْ اَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ ٧٦ حَتّٰٓى اِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا ذَا عَذَابٍ شَد۪يدٍ اِذَا هُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَ۟ ٧٧
Mushaf
Okunuş
72Em tesʾelühüm ḫarcen feḫarâcü rabbike ḫayr. vehüve ḫayru-rrâziḳîn.
73Veinneke letedʿûhüm ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.
74Veinne-lleẕîne lâ yüʾminûne bilʾâḫirati ʿani-ṣṣirâṭi lenâkibûn.
75Velev raḥimnâhüm vekeşefnâ mâ bihim min ḍurril leleccû fî ṭugyânihim yaʿmehûn.
76Veleḳad eḫaẕnâhüm bilʿaẕâbi feme-stekânû lirabbihim vemâ yeteḍarraʿûn.
77Ḥattâ iẕâ fetaḥnâ ʿaleyhim bâben ẕâ ʿaẕâbin şedîdin iẕâ hüm fîhi müblisûn.
Ayet 72–77
Ey Peygamber! Allah adına yaptığın davete karşılık bir ücret de talep etmiyorsun ki, onlar senden bu sebepten dolayı kaçıyor olsunlar! Sen Rabbinin vereceği ecrin dünya nimetlerinin hepsinden daha değerli olduğunu biliyorsun, Allah karşılık verenlerin en hayırlısıdır.
Gerçek şu ki, sen onları yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamaya çağırıyorsun. Fakat âhirete ve Hesap Günü’ne inanmayanlar, Allah adına yapılmakta olan bu davete inanmamak konusunda inatla direniyorlar.
Başlarına bir sıkıntı geldiğinde ise hemen Bizden yardım istiyorlar. Merhamet edip sıkıntılarını giderecek olsak tekrar o nankör azgın ve kibirli hayatlarına geri dönerler. Nitekim Biz gerçeği inkâra kendilerini şartlandırmış olanları sıkıntı ve darlıklara uğratarak da denemiştik. Sıkıntılarını giderince de tevbe edip Rablerinin davetine yönelmediler.
Vakti gelip Hesap Günü o çok zorlu azabımızın kapılarını açtığımızda, işte O Gün tüm umutlarını yitirip şaşırıp kalacaklar.
Mü’minûn 78
1 ayetوَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ ٧٨
Mushaf
Okunuş
78Vehüve-lleẕî enşee lekümü-ssemʿa velʾebṣâra velʾefʾideh. ḳalîlem mâ teşkürûn.
Ayet 78
Ey insanlar! Allah sizlere görecek göz, işitecek kulak, anlayacak kalp (akıl) ve sayısız nimet vermişken hâlâ O’na şükredip yalnız O’nun Rabbiniz ve ilahınız olduğunu anlamayacak mısınız?
Mü’minûn 79
1 ayetوَهُوَ الَّذ۪ي ذَرَاَكُمْ فِي الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٧٩
Mushaf
Okunuş
79Vehüve-lleẕî ẕeraʾeküm fi-lʾarḍi veileyhi tuḥşerûn.
Ayet 79
Sizleri yaratıp yeryüzüne yayan Allah’tır. Sonunda tekrar O’na döndürüleceksiniz ve O Gün size verdiği nimetlerle, kime ve neye göre yaşadığınızdan hesaba çekileceksiniz.
Mü’minûn 80
1 ayetوَهُوَ الَّذ۪ي يُحْي۪ وَيُم۪يتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ٨٠
Mushaf
Okunuş
80Vehüve-lleẕî yuḥyî veyümîtü velehu-ḫtilâfü-lleyli vennehâr. efelâ taʿḳilûn.
Ayet 80
Size canı veren de, alan da Allah’tır. Gece ve gündüzün birbirini takip etmesi de, Allah’ın nizamının yasalarına bağlıdır. Allah yaratmış olduğu her şeyi, kurduğu mükemmel nizam ve yasalara bağlamışken size ne oluyor da Rabbinizin sizin için kurup, önerdiği nizam ve yasalardan yüz çeviriyorsunuz?
Mü’minûn 81–83
3 ayetبَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ الْاَوَّلُونَ ٨١ قَالُٓوا ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ ٨٢ لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا هٰذَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ٨٣
Mushaf
Okunuş
81Bel ḳâlû miŝle mâ ḳâle-lʾevvelûn.
82Ḳâlû eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev veʿiżâmen einnâ lemebʿûŝûn.
83Leḳad vuʿidnâ naḥnü veâbâünâ hâẕâ min ḳablü in hâẕâ illâ esâṭîru-lʾevvelîn.
Ayet 81–83
Müşrik ve kâfirler kendileri gibi inanıp yaşamış olan atalarının söylediği gibi, “Öldükten sonra kemik yığını haline gelip toza, toprağa karıştıktan sonra mı yeniden diriltilip hesap verecekmişiz? Bunlar bizden önceki atalarımıza da söylenmişti. Demek ki bu tekrar diriltilip hesap verme tehdidi, eskilere de anlatılmış olan hikâyeden başka bir şey değil.” derler.
İlgili ayetler
Mü’minûn 84–90
7 ayetقُلْ لِمَنِ الْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهَٓا اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٨٤ سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٨٥ قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ٨٦ سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٨٧ قُلْ مَنْ بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُج۪يرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٨٨ سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ فَاَنّٰى تُسْحَرُونَ ٨٩ بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ٩٠
Mushaf
Okunuş
84Ḳul limeni-lʾarḍu vemen fîhâ in küntüm taʿlemûn.
85Seyeḳûlûne lillâh. ḳul efelâ teẕekkerûn.
86Ḳul mer rabbü-ssemâvâti-ssebʿi verabbü-lʿarşi-lʿażîm.
87Seyeḳûlûne lillâh. ḳul efelâ tetteḳûn.
88Ḳul mem biyedihî melekûtü külli şeyʾiv vehüve yücîru velâ yücâru ʿaleyhi in küntüm taʿlemûn.
89Seyeḳûlûne lillâh. ḳul feennâ tüsḥarûn.
90Bel eteynâhüm bilḥaḳḳi veinnehüm lekâẕibûn.
Ayet 84–90
Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Yeryüzü ve orada olanlar kime aittir?” Onlar: “Elbette ki Allah’ındır.” diyecekler. O halde onları yoktan yaratıp var eden Allah’ın, öldükten sonra yeniden dirilteceğini neden düşünemiyorsunuz?
Sonra da tekrar onlara de ki: “Yedi kat göklerin ve tüm kâinatın yaratıcısı, sahibi ve nizamlarını kurup yöneteni kimdir?” Yine, “Elbette ki Allah.” diyecekler. Bunun üzerine sen de onlara: “Madem bu gerçeğe inanıyorsunuz, o halde neden yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinip de davetine yönelmeyi kabul etmiyor, O’na ortaklar koşuyorsunuz?”
Onlara şunu da sor: “Göklerle yer ve arasında olanları rızıklandıran, koyduğu yasalarla koruyup, kollayan, fakat kendine karşı kimsenin korunup, kollanamayacağı kimdir?” Yine, “Elbette ki Allah.” diyecekler.
De ki: “Peki o zaman niçin aklınızı kullanmayıp şeytanın tuzağına düşerek, onun kışkırtmasıyla, Allah size yetmezmiş gibi kendinize benzer yaratılmışların uydurduklarını hayat tarzı ediniyorsunuz? Hâlbuki Biz size Kur’an’ı gönderip yaratılış sebebinizi apaçık bildirmiştik. Buna rağmen onun içindekileri de yalan saydınız.”
Mü’minûn 91
1 ayetمَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ اِذًا لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ ٩١
Mushaf
Okunuş
91Me-tteḫaẕe-llâhü miv velediv vemâ kâne meʿahû min ilâhin iẕel leẕehebe küllü ilâhim bimâ ḫaleḳa veleʿalâ baʿḍuhüm ʿalâ baʿḍ. sübḥâne-llâhi ʿammâ yeṣifûn.
Ayet 91
Allah hiç kimseyi çocuk edinmemiştir ve Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Şayet O’ndan başka ilah olsaydı her ilah, yaratılmışlar üzerinde kendine göre nizam kurup, yasa yapmaya, birbirlerine üstünlük sağlamaya kalkar ve kâinatın düzeni alt üst olup, bozulurdu.
Mü’minûn 92
1 ayetعَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ۟ ٩٢
Mushaf
Okunuş
92Âlimi-lgaybi veşşehâdeti feteʿâlâ ʿammâ yüşrikûn.
Ayet 92
Allah her şeyin mutlak doğru olanını, görünen ve görünmeyen yüzünü bilendir ve kendisine ortak (şirk) koşulanlardan münezzehtir. O’nun her şeye gücü yeter, hiç kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur ve her şey O’na muhtaçtır.
Mü’minûn 93–96
4 ayetقُلْ رَبِّ اِمَّا تُرِيَنّ۪ي مَا يُوعَدُونَۙ ٩٣ رَبِّ فَلَا تَجْعَلْن۪ي فِي الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٩٤ وَاِنَّا عَلٰٓى اَنْ نُرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ ٩٥ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ السَّيِّئَةَۜ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ ٩٦
Mushaf
Okunuş
93Ḳur rabbi immâ türiyennî mâ yûʿadûn.
94Rabbi felâ tecʿalnî fi-lḳavmi-żżâlimîn.
95Veinnâ ʿalâ en nüriyeke mâ neʿidühüm leḳâdirûn.
96İdfaʿ billetî hiye aḥsenü-sseyyieh. naḥnü aʿlemü bimâ yeṣifûn.
Ayet 93–96
Ey Peygamber! Sen şöyle dua et: “Rabbim! Davetinden yüz çevirenlere vadettiğin azap geldiğinde, beni bunların arasında bırakma.”
Şüphesiz Biz onlara vaat ettiğimiz azabın bir kısmını dünyada gerçekleştirmeyi dilersek, bunu sana göstermeye ve seni korumaya kâdiriz.
Onlar ne söylerlerse söylesin ve ne yaparlarsa yapsınlar, sen yine de doğru olanı yapmaya davet et. Bundan dolayı saldırganlıklarına ve hakkında uydurup söylediklerine karşı en güzel şekilde karşılık ver.
Biz onların neler uydurup, yakıştırdıklarını çok iyi biliyoruz.
İlgili ayetler
Mü’minûn 97–98
2 ayetوَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاط۪ينِۙ ٩٧ وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ ٩٨
Mushaf
Okunuş
97Veḳur rabbi eʿûẕü bike min hemezâti-şşeyâṭîn.
98Veeʿûẕü bike rabbi ey yaḥḍurûn.
Ayet 97–98
De ki: “Ey Rabbim! Elçilik görevimi, hakkı ile yerine getirmeye çalışırken, şeytanın ve şeytan tabiatlı insanların vesvese ve telkinlerle aklımı karıştırmalarından Sana sığınırım. Rabbim onların bana yakınlaşıp kışkırtmalarından, bunaltıp yanıltmalarından da Sana sığınırım.”
Mü’minûn 99–100
2 ayetحَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِۙ ٩٩ لَعَلّ۪ٓي اَعْمَلُ صَالِحًا ف۪يمَا تَرَكْتُ كَلَّاۜ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَٓائِلُهَاۜ وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ١٠٠
Mushaf
Okunuş
99Ḥattâ iẕâ câe eḥadehümü-lmevtü ḳâle rabbi-rciʿûn.
100Leʿallî aʿmelü ṣâliḥan fîmâ teraktü kellâ. innehâ kelimetün hüve ḳâilühâ. vemiv verâihim berzeḫun ilâ yevmi yübʿaŝûn.
Ayet 99–100
Yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamayı reddedenlerden herhangi birine ölüm gelip çatınca bu defa Bize şöyle yalvarıp yakarmaya başlar: “Rabbim beni hayata tekrar döndür de razı olacağın bir hayat yaşamaya başlayayım.” Hayır hayır, onun şimdi söylemek zorunda kaldığı bu sözler, çaresizliğinin ifadesinden başka bir şey değil, artık onların dünyaya dönmelerinin önünde aşılması imkânsız olan bir engel vardır. Tekrar diriltilip, dönüp gelecekleri yer âhirettir ve orada dünyada yaptıklarının karşılığını görecekler.
Mü’minûn 101–111
11 ayetفَاِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ فَلَٓا اَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَٓاءَلُونَ ١٠١ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ١٠٢ وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ ف۪ي جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ ١٠٣ تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ ف۪يهَا كَالِحُونَ ١٠٤ اَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ ١٠٥ قَالُوا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَٓالّ۪ينَ ١٠٦ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظَالِمُونَ ١٠٧ قَالَ اخْسَؤُ۫ا ف۪يهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ ١٠٨ اِنَّهُ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْ عِبَاد۪ي يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَۚ ١٠٩ فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتّٰٓى اَنْسَوْكُمْ ذِكْر۪ي وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ ١١٠ اِنّ۪ي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُٓواۙ اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ ١١١
Mushaf
Okunuş
101Feiẕâ nüfiḫa fi-ṣṣûri felâ ensâbe beynehüm yevmeiẕiv velâ yetesâelûn.
102Femen ŝeḳulet mevâzînühû feülâike hümü-lmüfliḥûn.
103Vemen ḫaffet mevâzînühû feülâike-lleẕîne ḫasirû enfüsehüm fî cehenneme ḫâlidûn.
104Telfeḥu vucûhehümü-nnâru vehüm fîhâ kâliḥûn.
105Elem tekün âyâtî tütlâ ʿaleyküm feküntüm bihâ tükeẕẕibûn.
106Ḳâlû rabbenâ galebet ʿaleynâ şiḳvetünâ vekünnâ ḳavmen ḍâllîn.
107Rabbenâ aḫricnâ minhâ fein ʿudnâ feinnâ żâlimûn.
108Ḳâle-ḫseû fîhâ velâ tükellimûn.
109İnnehû kâne ferîḳum min ʿibâdî yeḳûlûne rabbenâ âmennâ fagfir lenâ verḥamnâ veente ḫayru-rrâḥimîn.
110Fetteḫaẕtümûhüm siḫriyyen ḥattâ ensevküm ẕikrî veküntüm minhüm taḍḥakûn.
111İnnî cezeytühümü-lyevme bimâ ṣaberû ennehüm hümü-lfâizûn.
Ayet 101–111
Kıyamet Günü gelip de Sûr’a üflendiğinde, artık ne soyun sopun ne de başka bir yakınlığın ve dostluğun kimseye faydası dokunacaktır. O Gün aralarındaki bağlar yok olacak, kimsenin kimseyi soracak ya da görecek hali olmayacak, herkes hak ettiğinin karşılığını görmek üzere bir araya toplanacak, Allah’ı layıkıyla kavrayıp, davetine icabet edip, O’na karşı sorumluluklarını yerine getirenlerin salih amelleri terazilerinde ağır basacak. Böyleleri umduklarına kavuşup, mutlu olacaklar.
Allah’ın kitapları ve peygamberleri ile yaptığı davetten yüz çevirenler, amellerinin tartıda hafif gelmesi ile hüsrana uğrayıp cehenneme sürüklenecekler.
Cehennem ateşi de onların yüzlerini kavuracak, dudakları yanıp dökülecek, dişleri dışarıda acılar içinde kıvranıp duracaklar. O Gün Allah onlara şöyle diyecek: “Âyetlerim sizlere okunup, tebliğ edilirken, onları yalan sayıp reddedenler sizler değil miydiniz?” Onlar da şöyle cevap verecekler: “Ey Rabbimiz! Kibrimizin, nankörlük ve azgınlığımızın kurbanı olduk. Bu yüzden daveti umursamadık. Ey Rabbimiz! Bizi bu ateşten çıkarıp bize bir fırsat daha ver. Eğer tekrar şirke ve küfre dönersek o zaman bizi kendine zulmeden zalimlerden, ebedî cehennemliklerden kıl.”
Allah bu defa da onlara: “Siz hak ettiğiniz o azabın içinde devamlı kalacaksınız, boşuna feryat edip durmayın, siz verilen nimetleri ve zamanı, yapılan uyarılara rağmen gerektiği gibi kullanmayıp, heder ettiniz.
Hâlbuki sizin aranızda yaratılış sebebine uygun yaşamak uğrunda ellerinden gelen gayreti gösterenler de vardı. Fakat siz onlarla alay edip dururken, onlar ‘Ey Rabbimiz! Biz Senin merhametine, şefkatine ve affına sığınıyoruz.’ diye dua ediyorlardı.
Ey müşrikler! Mü’minlerin imanları ile alay etmenin yanında, âyetlerimiz üzerinde düşünmeyi aklınıza bile getirmediniz.
İşte Ben de bugün, mü’minleri sizin zulmünüze, alaycı tavırlarınıza karşı imanlarından taviz vermeden direnmeleri ve Rablerine güvenmelerinden dolayı cennet ile ödüllendiriyorum. Gerçek başarı, kazanç ve mutluluk budur.”
Mü’minûn 112–117
6 ayetقَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْاَرْضِ عَدَدَ سِن۪ينَ ١١٢ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ ١١٣ قَالَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلًا لَوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ١١٤ اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ ١١٥ فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَر۪يمِ ١١٦ وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۙ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪ۙ فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ ١١٧
Mushaf
Okunuş
112Ḳâle kem lebiŝtüm fi-lʾarḍi ʿadede sinîn.
113Ḳâlû lebiŝnâ yevmen ev baʿḍa yevmin fesʾeli-lʿâddîn.
114Ḳâle il lebiŝtüm illâ ḳalîlel lev enneküm küntüm taʿlemûn.
115Efeḥasibtüm ennemâ ḫalaḳnâküm ʿabeŝev veenneküm ileynâ lâ türceʿûn.
116Feteʿâle-llâhü-lmelikü-lḥaḳḳ. lâ ilâhe illâ hû. rabbü-lʿarşi-lkerîm.
117Vemey yedʿu meʿa-llâhi ilâhen âḫara lâ bürhâne lehû bihî feinnemâ ḥisâbühû ʿinde rabbih. innehû lâ yüfliḥu-lkâfirûn.
Ayet 112–117
Allah cehennemdekilere, “Dünyada kaç yıl kaldınız?” diye soracak, onlar da: “Bir gün ya da daha az, fakat kesin olarak bilmiyoruz. Onu bugün aklı başında kalmış olan varsa ona sor.” diyecekler.
Allah onlara: “Evet dünyada çok az kaldınız. Dünya hayatının geçici ve kısa olduğu ve sonunda bugünle karşılaşacağınız uyarısı yapıldığı halde önemini kavramadınız. Benim sizleri amaçsız boş yere yarattığımı mı sandınız?! Oysa huzuruma getirilip verilen nimetleri ve zamanı kullanış biçiminizden sorulacağınız da size apaçık bildirilmişti.
Bugün artık Allah’tan başka gerçek Rab ve ilah olmadığını, boşuna değil de sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamak üzere yaratılmış olduğunuzu ve yarattıkları üzerinde hükümdarlık makamının yalnızca Allah’a ait olduğunu anladınız.”
Böylece Allah’la birlikte başka rab ve ilah edinmiş olanlar hak ettikleri azapla cezalandırılacaklar ve asla bundan kurtulamayacaklar.
Mü’minûn 118
1 ayetوَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ ١١٨
Mushaf
Okunuş
118Veḳur rabbi-gfir verḥam veente ḫayru-rrâḥimîn.
Ayet 118
Ey mü’minler! Sizler de, “Rabbimiz! Bizlere merhamet ve şefkatinle muamele et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.” diye dua edin.
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Enbiyâ, sonra Secde indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla