Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–6
6 ayetŞuarâ 1
Şuarâ 2
Şuarâ 3
Şuarâ 4
Şuarâ 5
Şuarâ 6
طٰسٓمٓۜ ١ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ ٢ لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ ٣ اِنْ نَشَاْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِع۪ينَ ٤ وَمَا يَاْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِض۪ينَ ٥ فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَاْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٦
Mushaf
Okunuş
1Ṭâ-sîn-mîm.
2Tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.
3Leʿalleke bâḫiʿun nefseke ellâ yekûnû müʾminîn.
4İn neşeʾ nünezzil ʿaleyhim mine-ssemâi âyeten feżallet aʿnâḳuhüm lehâ ḫâḍiʿîn.
5Vemâ yeʾtîhim min ẕikrim mine-rraḥmâni muḥdeŝin illâ kânû ʿanhü müʿriḍîn.
6Feḳad keẕẕebû feseyeʾtîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.
Türkçe Meal
1Tâ Sîn mîm.
2İşte bunlar, hakikati açıklayan kitabın ayetleri.
3Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin.
4Şayet biz dileseydik gökten onlara öyle bir mucize indirirdik ki hepsi ona boyun eğip inanmak zorunda kalırdı.
5Kendilerine, Rahman’dan ne zaman yeni bir mesaj gelse onların tek yaptıkları o mesajdan yüz çevirmek olmuştur.
6Nitekim onlar, bu mesaj/Kuran karşısında yalana sarıldılar, ama hafife aldıkları o haber yakında onların da başına gelecektir.
Açıklamalı meal
1Nasıl yaratılan âyetleri yaratmada tüm insanlık âciz kalmışsa, indirilen âyetleri içinde toplayan Kur’an’ın benzerini ortaya koymada da tüm insanlık âciz kalmıştır. İşte Ta. Sin. Mim. Bunlar sizin dilinizi oluşturan seslerin harfleridir. Bu harfler, Allah ile Resulü arasında birer şifredir ve gizemli hikmet formüllerini içermiş olabilir.
2Dinle bak, Ey dünya işlerine dalmış insan. Bunlar insanlığa mutluluk ve kurtuluş yollarını gösteren ve gerçeği bütün açıklığıyla apaçık şekilde ortaya koyan Kitab’ın ayetleridir. Kur’an ile sizlere konuşup, anlaştığınız, dilinizin seslerinden oluşan sözlerle gerçekler açıkça bildirilmektedir.
3Ey Peygamber! İnsanları o kadar çok seviyor, onların ebedi hayatlarını öylesine dert ediniyorsun ki, onlar bu kitabın âyetlerine ve çağrına uymayıp iman etmiyorlar diye üzüntüden neredeyse kendini kahredeceksin. Bu kadar niçin üzülüyorsun? Ayetlerimizle bütün gerçekleri açıkladık. Yine de inkâr mı ediyorlar? Nasılsa günü gelince inkârlarının hesabını verecekler.
4Şayet biz onları zorla imana getirmeyi istesek, onların üzerlerine gökten öyle müthiş bir mucize indirirdik ki. O zaman mecburen hepsi Allah’ın hükmüne derhal teslim olup boyun eğerlerdi. Ayı, güneşi dünyaya yakınlaştırsaydık, engellemeye güçleri yeter miydi? Güneş onlara birazcık yaklaştırılsa veya birazcık uzaklaştırılsa halleri nice olurdu? Ama buna gerek duymadık. Biz sana onların istedikleri mucizeleri değil, insanlara tevhit hakikatini açık seçik anlatan Kur’an ayetlerini vahyediyoruz. Biz insanların zorla değil, özgür bir şekilde iman etmelerini isteriz. O hâlde, iman etmiyorlar diye kendini daha fazla perişan etme.
5Hakikati inkâra kendilerini şartlandırmış olan müşriklere, Rahman’dan ne zaman yeni bir uyarı, bir peygamber veya kitap gelse, mutlaka inkâr edip ondan yüz çevirirler. Hâlbuki Rabbin belki düşünüp yanlışlarından vazgeçerler diye onları bağışlamak için öğüt veriyor.
6Nitekim onlar kıyâmet ve öldükten sonra dirilme gibi gerçekleri yalanlıyor ve Kur’an’ı alaya alıp yüz çeviriyorlar. Kendilerine tevhit hakikatini ve senin peygamberliğini açıkça gösteren o kadar ayet geldiği halde ısrarla hepsini reddetmektedirler. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar yalanladıkları ve alaya aldıkları bu şeylerin gerçek olduğuyla ilgili azap haberleri pek yakında yakalarına yapışacaktır. Onlar alay edip yüz çevirdikleri davetin, gerçeğin ta kendisi olduğunu ve nasıl bir hüsranla karşılaşacaklarını yakında göreceklerdir.
Ayet 7–9
3 ayetŞuarâ 7
Şuarâ 8
Şuarâ 9
اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ ٧ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٨ وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ٩
Mushaf
Okunuş
7Evelem yerav ile-lʾarḍi kem embetnâ fîhâ min külli zevcin kerîm.
8İnne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
9Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Türkçe Meal
7Peki onlar, yeryüzüne ibret nazarıyla hiç bakmıyorlar mı? Biz orada envai çeşit güzellikte bitkiler bitirdik.
8İşte bunda da alınacak bir ibret vardır. Fakat onların çoğu yine de iman etmediler.
9Olsun senin Rabbin, yine de sınırsız bir güç sahibi ve sonsuz rahmet kaynağıdır.
Açıklamalı meal
7Bu gerçeğin şahitliğinde, yeryüzüne ibretle ve dikkatle bakmazlar mı? İnsanların faydasına sunduklarımız üzerinde hiç düşünmezler mi? Biz orada ilim ve kudretimizle her canlıdan çift çift güzel türler ve cansız topraktan nice değerli bitkiler yaratıp da yetiştirdik. Toprağa yeniden hayat veren Allah, elbette ki toprağa girmiş insan bedenini yeniden diriltip hayat vermeye de muktedirdir.
8Şüphesiz aklını işletenler için bunların her birinde Allah’ın kudretine ve ahiretin varlığına işaret eden, apaçık deliller ve araştırılıp çıkarılacak nice dersler vardır. Fakat insanların çoğu gerçeklere karşı gözlerini kapatırlar ve şartlanmış oldukları için yine de ibret alıp iman etmezler. Dünyadaki olayları izleseler, yarattığımız her şeyde alınacak dersler olduğunu görecekler! Hiç düşünmüyorlar mı? Gördükleri her şey gücümüzü yansıtmaktadır. Ama onlar yine de inkârı seçiyorlar.
9Şüphesiz yalnız senin Rabbin vaad ettiği her şeyi yerine getiren ve karşı konulmaz bir kudret sahibidir. Gerçeği görmek ve bilmek isteyenlere karşı da çok merhametli ve şefkatlidir. Merhameti sebebiyle inkarcıları derhal cezalandırmıyor ve, tövbe etmeleri için onlara süre ve fırsat veriyor.
Ayet 10–11
2 ayetŞuarâ 10
Şuarâ 11
وَاِذْ نَادٰى رَبُّكَ مُوسٰٓى اَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۙ ١٠ قَوْمَ فِرْعَوْنَۜ اَلَا يَتَّقُونَ ١١
Mushaf
Okunuş
10Veiẕ nâdâ rabbüke mûsâ eni-ʾti-lḳavme-żżâlimîn.
11Ḳavme firʿavn. elâ yetteḳûn.
Türkçe Meal
10Hani bir zaman Rabbin Musa’ya şöyle seslenmişti: “Şu zalimler toplumuna git!”
11Firavun’un kavmine... Sor onlara hala küfür ve zulümden vazgeçmeyecekler mi?
Açıklamalı meal
10Ey elçimiz Muhammed! Müşriklerin ısrarlı inkarları seni üzmesin! Onlardan önce de nice toplumlar, gönderdiğimiz elçilere benzer şekilde davranmışlardı. İşte bu elçilerimizden biri, daha önce de sana kıssasını anlattığımız Musa idi. Hani biz ona peygamberlik görevi vermiş ve halkını ezen zalim Firavun’u ve kavmini uyarmak üzere göndermiştik. Firavun İnsanlara zulmediyor, haklarına saldırıyor, onları kendi hizmetinde kullanmak için köleleştiriyordu ve şımararak iyice azmıştı. O nedenle Rabbin vaktiyle Musa’ya şöyle seslenmişti: Ey Musa! ” Âyetlerimi tebliğ etmek üzere yaratılış gayesi dışında yaşayan zalimler topluluğu olan Firavun’un kavmine git.
11Firavun’un kavmini yaratılış sebepleri olan Allah merkezli bir hayatı yaşamaya davet et ve Allah’ın emrine karşı gelmekten dolayı sakınmayacaklar mı? Başlarına geleceklerden korkmuyorlar mı ki, hâlâ azgınlıktan vazgeçmiyorlar diye sor bakalım demiştik.”
Ayet 12–14
3 ayetŞuarâ 12
Şuarâ 13
Şuarâ 14
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِۜ ١٢ وَيَض۪يقُ صَدْر۪ي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَان۪ي فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ ١٣ وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِۚ ١٤
Mushaf
Okunuş
12Ḳâle rabbi innî eḫâfü ey yükeẕẕibûn.
13Veyeḍîḳu ṣadrî velâ yenṭaliḳu lisânî feersil ilâ hârûn.
14Velehüm ʿaleyye ẕembün feeḫâfü ey yaḳtülûn.
Türkçe Meal
12Musa dedi ki: “Rabbim! Onların beni yalancı yerine koymalarından korkuyorum.
13Ayrıca yüreğim daralır dilim dolaşır diye korkuyorum, onun için Harun’a da elçilik görevi ver.
14Üstelik benim onlara karşı işlediğim bir de suçum var. Bu yüzden beni öldürmelerinden de korkuyorum".
Açıklamalı meal
12Mûsâ’nın birtakım çekinceleri vardı. Firavun ve erkanının kendisini yalanlamasından çekinmiş, daha önce yanlışlıkla bir Mısırlıyı öldürdüğü için oraya tekrar dönmekten korkmuştu. Mesajı yeterince anlatamayacağını düşünen Musa demişti ki: “ Ey Rabbim! Doğrusu onların beni peygamber olduğuma ve söyleyeceklerime inanmayıp yalancılıkla suçlamalarından ve beni yakalamalarından korkuyorum.
13Ayrıca korku ve heyecandan düzgün ve etkili konuşamıyorum. Onların suçlamalarına karşılık ne söyleyeceğimi şaşırabilirim. Göğsüm daralır ve dilim dolaşıp dönmez diye endişe ediyorum. Onun için bana yardımcı olarak ağabeyim Harun’a da elçilik görevi ver. Bana destek çıksın. O zalim kavme onunla beraber iki elçi olarak gidelim.
14Hem ben, onların gözünde suçluyum. Vaktiyle istemeyerek de olsa içlerinden birini öldürmüştüm. Zaten bu yüzden Mısır’dan kaçıp Medyen’e gelmiştim. Dolayısıyla ellerinde bana karşı kullanacakları deliller var beni öldürmelerinden korkuyorum.”
Ayet 15–17
3 ayetŞuarâ 15
Şuarâ 16
Şuarâ 17
قَالَ كَلَّاۚ فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ ١٥ فَاْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ١٦ اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ١٧
Mushaf
Okunuş
15Ḳâle kellâ. feẕhebâ biâyâtinâ innâ meʿaküm müstemiʿûn.
16Feʾtiyâ firʿavne feḳûlâ innâ rasûlü rabbi-lʿâlemîn.
17En ersil meʿanâ benî isrâîl.
Türkçe Meal
15Allah: - Asla, şimdi ikiniz, ayetlerimle gidin, şüphesiz biz, sizinle beraberiz sizi korur ve gözetiriz.
16Firavun’a gidin ve deyin ki: “Biz, bütün toplumların Rabbinin gönderdiği elçileriyiz.
17İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.”
Açıklamalı meal
15Bunun üzerine Allah Musa’ya: Hayır korkma asla zarar veremezler. O hâlde her ikiniz apaçık mûcize ve ayetlerimle o zâlim topluma gidin ve onları hak dine dâvet edin. Şüphesiz biz yardımımızla sizinle beraberiz. Her şeyi görüp gözeterek işitmekteyiz dedi.
16Böylece Mûsâ Mısır’a geldi ve olup bitenleri Harun’a anlattı. Bunun üzerine Allah her ikisine şöyle buyurdu. Şimdi hemen ikiniz mûcize ve ayetlerimle Firavun’a gidin ve ona deyin ki: “Biz her şeyi varlık gayesine en uygun şekilde yaratıp, terbiye eden alemlerin Rabbi Allah tarafından gönderilmiş elçileriz. Seni O’nun âyetleri ile insanların yaratılış sebebi olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet ediyoruz.
17Haksızlıkla mallarını aldığın ve çocuklarını öldürdüğün İsrailoğullarının kadınlarını hizmetçi, erkeklerini de yıllardır köle olarak kullandığın yeter. Mısır’dan ayrılıp özgürlüğümüze doğru gitmek istiyoruz. Onları serbest bırak bizimle beraber Filistin’e gelmelerine izin ver diye söylemelerini emretmiştik.
Ayet 18–19
2 ayetŞuarâ 18
Şuarâ 19
قَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ ف۪ينَا وَل۪يدًا وَلَبِثْتَ ف۪ينَا مِنْ عُمُرِكَ سِن۪ينَ ١٨ وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّت۪ي فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ١٩
Mushaf
Okunuş
18Ḳâle elem nürabbike fînâ velîdev velebiŝte fînâ min ʿumürike sinîn.
19Vefeʿalte faʿleteke-lletî feʿalte veente mine-lkâfirîn.
Türkçe Meal
18Firavun dedi ki: Biz seni küçük bir çocukken aramıza alıp yetiştirmedik mi? Ve yıllarca bizim aramızda yaşamadın mı?
19Sonunda yapacağını yaptın ve sen nankörlerden biri olup çıktın!”
Açıklamalı meal
18Musa bunları söyleyince Firavun da ona şöyle dedi: “Sen şu sarayda büyüttüğümüz çocuk değil misin? Biz seni bebekken nehirde bulup aramıza alarak içimizde yetiştirmedik mi? Ömrünün nice yıllarını bizim aramızda geçirmedin mi?
19Üstelik bizden suçsuz bir adamı öldürerek yapacağın kötü işi de yaptın. Görünen o ki sen yaptığımız iyilikleri unutan nankörün tekisin.” Şimdi de karşıma çıkıp peygamber olduğunu mu iddia ediyorsun?
Ayet 20–22
3 ayetŞuarâ 20
Şuarâ 21
Şuarâ 22
قَالَ فَعَلْتُهَٓا اِذًا وَاَنَا۬ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۜ ٢٠ فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ ل۪ي رَبّ۪ي حُكْمًا وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ٢١ وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ٢٢
Mushaf
Okunuş
20Ḳâle feʿaltühâ iẕev veenâ mine-ḍḍâllîn.
21Feferartü minküm lemmâ ḫiftüküm fevehebe lî rabbî ḥukmev veceʿalenî mine-lmürselîn.
22Vetilke niʿmetün temünnühâ ʿaleyye en ʿabbette benî isrâîl.
Türkçe Meal
20–Musa: Evet ben, onu yaptım ama ben o zaman cahildim ne yaptığımı bilmiyordum.
21Sonra da sizden korktuğum için yanınızdan kaçtım ardından Rabbim bana doğruyu yanlıştan ayırt etme yeteneği verdi ve beni elçilikle görevlendirdi.
22Başıma kaktığın bu iyiliğe gelince o, İsrailoğullarını kendine kul köle yapmanın bir neticesiydi.
Açıklamalı meal
20Musa hatasını kabul ederek Firavun’a dedi ki: ” “O bahsettiğin olay bir kaza idi. Ben onu cahillerden bilgisizlerden olduğum zamanda istemeyerek yaptım. O adam İbranilerden birini tartaklıyordu, ona engel olmak için sadece bir yumruk vurdum. Amacım kesinlikle öldürmek değildi.
21Sizden bazıları o gün benim öldürülmeme karar vermişti. Onların adaletle hüküm vermeyip yargısız infaz yapmasından korkunca da aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana ayetleriyle doğru düşünme ve doğruyla eğri arasında hüküm verebilme yeteneğini öğretip hikmet verdi ve beni peygamberlerden kıldı.
22Nankörsün diyerek benim başıma kaktığın sarayında besleyip yetiştirmek gibi göstermeye çalıştığın iyilikler ise İsrailoğullarını kendine köleleştirmenin bir sonucuydu.” Sen, kavmimin mallarını aldın, kadınlarını hizmetçi, erkeklerini en ağır işlerde kullanmak üzere köle yaptın ve büyük bir zalimlikle onların çocuklarını öldürdün. Sen bu zulümleri yapmasaydın, annem beni Nil nehrine bırakmaz ve senin sarayında yetişmek zorunda kalmazdım. Dolayısıyla beni besleyip büyütmenden dolayı üzerimde hiçbir hakkın yok. Senin sarayında büyümüş olmam senin iyiliğine değil, zulmüne delildir. Dolayısıyla sana herhangi bir minnet borcum yoktur.
Ayet 23–28
6 ayetŞuarâ 23
Şuarâ 24
Şuarâ 25
Şuarâ 26
Şuarâ 27
Şuarâ 28
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ٢٣ قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ ٢٤ قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُٓ اَلَا تَسْتَمِعُونَ ٢٥ قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ٢٦ قَالَ اِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذ۪ٓي اُرْسِلَ اِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ ٢٧ قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ ٢٨
Mushaf
Okunuş
23Ḳâle firʿavnü vemâ rabbü-lʿâlemîn.
24Ḳâle rabbü-ssemâvâti velʾarḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.
25Ḳâle limen ḥavlehû elâ testemiʿûn.
26Ḳâle rabbüküm verabbü âbâikümü-lʾevvelîn.
27Ḳâle inne rasûlekümü-lleẕî ürsile ileyküm lemecnûn.
28Ḳâle rabbü-lmeşriḳi velmagribi vemâ beynehümâ. in küntüm taʿḳilûn.
Türkçe Meal
23Firavun dedi ki: Alemlerin Rabbi de neyin nesiymiş?
24Musa: Eğer gerçekten bilip kabul etmek istiyorsanız O, göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin Rabbi/sahibidir. Dedi.
25–Firavun etrafındakilere: Bu adam neler söylüyor duyuyor musunuz?
26Musa: O, sizin de Rabbiniz, gelmiş geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
27Firavun: Size gönderildiğini iddia eden bu adam deli.
28Musa: Eğer anlayıp kavrayabilirseniz O, doğunun, batının ve arasındakilerin Rabbidir.
Açıklamalı meal
23Bu cevaplar üzerine Firavun konuyu değiştirip Musa’ya şöyle dedi: “ Peki söyler misin ben Rab olarak burada dururken, şu Alemlerin Rabbi dediğin de kim oluyormuş ey Musa?” Bu sözünü ettiğin Allah, bu ülkenin de mi sahibi ve yöneticisi oluyor?
24Musa dedi ki: “. Eğer gerçekten doğru olanı kesin bir şekilde öğrenmek ve O’na yürekten inanıp, O’na göre yaşamak istiyorsan söyleyeyim” Allah sadece bu ülkenin değil göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan ve şu etrafında gördüğün her şeyin gerçek sahibi, yöneticisi ve Rabbidir. Yeter ki sizler kâinata bu gözle bakmasını ve ondan ders almasını bilin” diye cevap verdi
25Firavun etrafındakilere alaycı bir tavırla: “Duydunuz mu bu adam neler saçmalıyor?” dedi. Bunu söylerken Musa’ya küçümseyerek bakıyordu.
26Musa onların alay etmesine aldırmadan: ” Allah hem sizin Rabb’ inizdir, hem de sizden önceki atalarınızın yani tüm insanların Rabbidir ” dedi.
27Firavun bu sözlere çok öfkelenmişti. Söylenenler onun ülke üzerindeki otoritesini sarsıyordu. Onun için Musa’yı toplumun gözünden düşürmek istedi. Alaycı bir tavırla yanındakilere dönerek: “ Size Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğini iddia eden Musa, kesinlikle aklını kaçırmış ve ne söylediğini bilmeyen bir delidir” dedi.
28Musa tebliğine devam ederek: “ Allah doğunun, batının ve bu ikisi arasında ne varsa her şeyin Rabbidir ve ibadet edilmeye layık yegâne kudret O’dur. Eğer aklınızı kullanırsanız ve anlattıklarım üzerinde biraz düşünürseniz bunu anlarsınız.” dedi.
Ayet 29–33
5 ayetŞuarâ 29
Şuarâ 30
Şuarâ 31
Şuarâ 32
Şuarâ 33
قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ اِلٰهًا غَيْر۪ي لَاَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُون۪ينَ ٢٩ قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُب۪ينٍ ٣٠ قَالَ فَاْتِ بِه۪ٓ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٣١ فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُب۪ينٌۚ ٣٢ وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟ ٣٣
Mushaf
Okunuş
29Ḳâle leini-tteḫaẕte ilâhen gayrî leecʿalenneke mine-lmescûnîn.
30Ḳâle evelev ciʾtüke bişeyʾim mübîn.
31Ḳâle feʾti bihî in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
32Feelḳâ ʿaṣâhü feiẕâ hiye ŝüʿbânüm mübîn.
33Venezaʿa yedehû feiẕâ hiye beyḍâü linnâżirîn.
Türkçe Meal
29Firavun Musa ya, Eğer benden başka bir ilah edinirsen, andolsun ki seni zindanlarda süründürürüm!
30Musa: Peki ben sana, apaçık bir delil getirsem de mi?
31Firavun: Eğer doğru söylüyorsan getir onu bakalım!
32Bunun üzerine Musa asasını yere bıraktı, bir de ne görsünler! O, gerçekten bir yılan oluvermiş.
33Musa elini koynuna sokup çıkardı fakat o da ne! Bakanların gözünü kamaştıran bir beyazlık!
Açıklamalı meal
29Bunları duydukça daha çok hiddetlenen Firavun, Mûsâ’nın sözleri karşısında verecek cevap bulamayıp çaresiz kalınca, tehditler savurarak: “Eğer ben varken benden başka Rab ve ilâh edinirsen yemin ederim seni zindana atarım, orada çürürsün dedi.
30Firavun’un bu tehdidi karşısında Musa şöyle dedi: “Sana Allah’ın bana lütfettiği mucizelerle Peygamber olduğumu, kanıtlayacak apaçık bir delil getirirsem de mi inanmayıp beni zindana atacaksın?”
31Kendine aşırı güveni olan Firavun, bu soruya cevabı vermeyip ona: “Eğer söylediklerin doğru ise şu delillerini ve mucizelerini göster bakalım da görelim ” dedi.
32Musa bunun üzerine sihirde ve sihirbazlıkta kendini çok üstün gören Firavunu en güçlü yanından vurmak için asasını yere attı ve sıradan bir sopa gibi görünen o asa Allah’ın izniyle herkesin gözleri önünde bir anda koca bir yılana dönüşüverdi.
33Ardından elini koynuna sokup çıkardı. O el bakanlara göz kamaştırıcı bir ışık kaynağı gibi bembeyaz görünüverdi. O el aslında bir semboldü: Eğer bir insan geçmişte eliyle, diliyle herhangi bir günah işlemiş ve sonrada onun tövbesini yapmış ve pişmanlığını yaşamışsa, Allah’ın o insanı dilerse affedeceğinin sembolüydü. Böylece ne Firavunun ne de adamlarının, Mûsâ’nın doğru söylediğine dair en ufak bir şüpheleri kalmadı. Fakat kibir ve ihtirasları, onları imandan alıkoydu. Bu yüzden, Mûsâ’nın dâvetini etkisiz kılmak amacıyla plânlar kurmaya başladılar.
Ayet 34–35
2 ayetŞuarâ 34
Şuarâ 35
قَالَ لِلْمَلَاِ حَوْلَهُٓ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَل۪يمٌۙ ٣٤ يُر۪يدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِه۪ۗ فَمَاذَا تَاْمُرُونَ ٣٥
Mushaf
Okunuş
34Ḳâle lilmelei ḥavlehû inne hâẕâ lesâḥirun ʿalîm.
35Yürîdü ey yuḫriceküm min arḍiküm bisiḥrih. femâẕâ teʾmürûn.
Türkçe Meal
34Firavun çevresindeki ileri gelenlere: Anlaşıldı bu adam işini iyi bilen bir sihirbaz!
35Sihriyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor, peki siz ne öneriyorsunuz?
Açıklamalı meal
34Mûsâ’nın gösterdiği mucizeler karşısında âdeta kanı donan Firavun şaşkınlık içinde çevresindekilere dedi ki: Şüphesiz bu çok usta bir sihirbaz olmuş.
35Belli ki sihir numaralarıyla insanları etkileyip çevresine toplamak ve bizi yurdumuzdan çıkarmak gibi bir amacı var. Böylece malımıza mülkümüze konmak ve nizamımızı ortadan kaldırıp iktidarımıza sahip olmak istiyor. Ey ileri gelenler buna göre görüşünüz nedir? Ne yapmamı ve nasıl bir tedbir almamı tavsiye edersiniz? diye sordu.
Ayet 36–37
2 ayetŞuarâ 36
Şuarâ 37
قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ ٣٦ يَاْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَل۪يمٍ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36Ḳâlû ercih veeḫâhü vebʿaŝ fi-lmedâini ḥâşirîn.
37Yeʾtûke bikülli seḥḥârin ʿalîm.
Türkçe Meal
36Danışmanlar: Onu ve kardeşini alıkoy, bir yandan da bütün şehirlere sihirbazları toplayacak adamlarını gönder.
37Ne kadar usta sihirbaz varsa hepsini sana getirsinler.
Açıklamalı meal
36Bunun üzerine, Firavun’un kurmayları olan çevresindekiler Firavuna dediler ki: “ Mûsâ’nın elinde bu asa olduğu sürece, onu öldürmemize imkân yok. Hadi öldürdük diyelim, o zaman Musa halkın gözünde kahraman olur. İsrail Oğulları da isyan edecektir. Bunu asla göze alamayız. Öyle yapmak yerine onu halkın gözünde küçük düşürelim. Böylece hem gücümüzü göstermiş oluruz hem de onun itibarını sıfırlamış oluruz. En iyisi onu ve kardeşini şimdilik burada tutup insanlarla temastan alıkoy ve oyalayarak beklet. Sonra bütün şehirlere en kısa zamanda haber sal.
37Mûsâ’yı yenebilecek hüner sahibi bütün usta sihirbazları toplayıp sana getirsinler. Sonra onlarla Mûsâ’yı halkın huzurunda yarıştıralım. Sihirbazlar Mûsâ’ya karşı kesin bir üstünlük elde edemeseler bile, Mûsâ’nın mucizelerinin, büyücülerin yaptıkları türden ilginç bir gösteriden ibaret olduğunu insanlara göstermiş oluruz. Nasıl olsa halk, sihirbazların göz boyaması ile Peygamberin mucizesi arasındaki farkı ayırt edemez. Mûsâ’nın taraftar toplamasına, ancak bu şekilde engel olabiliriz diyerek Firavunu yönlendirdiler. Bu plan Firavunun kafasına yatmıştı. Güya hem halka gücünü gösterecek, hem Mûsâ’yı ezecek hem de iktidarını pekiştirecekti.
Ayet 38–39
2 ayetŞuarâ 38
Şuarâ 39
فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِم۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍۙ ٣٨ وَق۪يلَ لِلنَّاسِ هَلْ اَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَۙ ٣٩
Mushaf
Okunuş
38Fecümiʿa-sseḥaratü limîḳâti yevmim maʿlûm.
39Veḳîle linnâsi hel entüm müctemiʿûn.
Türkçe Meal
38Nihayet usta sihirbazlar, belirlenen gün ve saatte belirlenen bir yerde toplandılar.
39Halka da: “Ne duruyorsunuz haydi çabuk toplanın!” diye seslenildi.
Açıklamalı meal
38Böylece plân uygulanmaya kondu. Halka, sihirbazlar ile Musa arasında büyük bir düello yapılacağı duyuruldu ve herkes davet edildi. Ülkenin farklı yerlerinden toplanan en usta sihirbazlar halk tarafından bayram olarak belirlenen bir günde ve saatte Mûsâ ile kozlarını paylaşmak üzere büyük meydanda toplandılar.
39Artık her şey hazır gibiydi. Zaten olayı duyan halk da sabırsızlıkla bugünü bekliyordu. Beklenen büyük gün geldi. Tellallar sokağa çıktı ve Halka: “ Haydi ne duruyorsunuz? Sizde bu muhteşem gösteriyi izlemek ve büyücüleri desteklemek üzere çabuk toplanın” dediler. Ve halkın da toplandığı meydanda karşı karşıya geldiler. Firavunun amacı belliydi. Musa’yı halkın önünde küçük düşürmekti. Sihirbazlar Musa’ya galip gelirlerse onun sıradan bir sihirbaz olduğu ortaya çıkacak ve kimsenin ona uymasına gerek kalmayacak diye ümit etmekteydiler.
Ayet 40
1 ayetŞuarâ 40
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ اِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40Leʿallenâ nettebiʿu-sseḥarate in kânû hümü-lgâlibîn.
Türkçe Meal
40–Haydi toplanın da sihirbazları destekleyelim böylece galip gelen onlar olsun.
Açıklamalı meal
40Ardından da Firavun ve adamları sanki adalet sahibiymiş gibi etrafındakilere şöyle dediler: “ Bir araya toplanalım da sihirbazlara arka çıkalım. Umarız ki, sahip olduğumuz ideolojiyi ve hayat tarzını savunmak için mücadele eden bu sihirbazlar Musa’ya galip gelirler. Böylece Musa’nın da sihirbaz olduğu ortaya çıkar ve halk onun peygamber değil, aslında kendilerini aldatan biri olduğunu görüp peşine düşmez. Bizde ondan kurtulmuş oluruz ve daha güçlü bir şekilde inançlarımız uğrunda mücadele eden sihirbazlara uyarız onların yolundan gideriz.”
Ayet 41–42
2 ayetŞuarâ 41
Şuarâ 42
فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَئِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ ٤١ قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ اِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ ٤٢
Mushaf
Okunuş
41Felemmâ câe-sseḥaratü ḳâlû lifirʿavne einne lenâ leecran in künnâ naḥnü-lgâlibîn.
42Ḳâle neʿam veinneküm iẕel lemine-lmüḳarrabîn.
Türkçe Meal
41Sihirbazlar Firavun’a geldiklerinde: Eğer galip gelirsek, bize bir ödül var, değil mi? dediler.
42–Firavun: Evet kesinlikle siz benim katımda yüksek bir mevkide olacaksınız.
Açıklamalı meal
41Şehirlerden toplanan sihirbazlar son talimatlar için Firavunun yanına geldiklerinde iktidarını ayakta tutmak için Firavunun kendilerine muhtaç olduğunu çok iyi biliyorlardı. O yüzden: Firavuna hayır” diyemeyeceği bir teklif yaparak dediler ki; “Ey efendimiz! Eğer Mûsâ’ya karşı galip gelirsek bize yakışır bir ödül olacak değil mi” diye sordular ve iyi bir ücret istediler?
42Firavun ise onlara: “Evet, elbette ödül alacaksınız. Yeter ki siz Musa’nın sihrinden daha güçlü bir sihir yapın! Onun peygamber değil de sihirbaz olduğunu ortaya koyun. O takdirde siz en yakınımdaki gözde ve seçkin kimselerden olacaksınız. Hiç şüphe etmeyin, sizleri yanımda yüksek mevkilere getiririm diye vaatte bulundu.
Ayet 43–44
2 ayetŞuarâ 43
Şuarâ 44
قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ ٤٣ فَاَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ اِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
43Ḳâle lehüm mûsâ elḳû mâ entüm mülḳûn.
44Feelḳav ḥibâlehüm veʿiṣiyyehüm veḳâlû biʿizzeti firʿavne innâ lenaḥnü-lgâlibûn.
Türkçe Meal
43Musa sihirbazlara: Haydi ne hüneriniz varsa gösterin! Dedi.
44Sihirbazlar, iplerini ve asalarını yere atarak “Firavunun izzet ve şerefine yemin ederiz ki biz mutlaka galip geleceğiz” dediler.
Açıklamalı meal
43Sihirbazlar, yüksek bir moralle meydana çıkıp, ilk kimin başlayacağını Mûsâ’ya sordular. Allah’ın izniyle kendine güvenen Musa meydana gelen sihirbazlara meydan okurcasına: “ Haydi hünerlerinizi ortaya koyun bakalım ne atacaksanız atın” dedi.
44Böylece sihirbazlar da ellerindeki iplerini ve asalarını yere attılar ve: “ Firavun’un gücü ve büyüklüğü adına yemin ediyoruz ki mutlaka biz galip geleceğiz. Böylece Firavun’un izzet ve şerefini daha da güçlendirip yücelteceğiz.” dediler. Onların attıkları ipler ve sopalar kendisine koşar gibi göründüğünde Mûsâ korktu. Allah “korkma” diyerek onu sakinleştirdi.
Ayet 45–48
4 ayetŞuarâ 45
Şuarâ 46
Şuarâ 47
Şuarâ 48
فَاَلْقٰى مُوسٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَاْفِكُونَۚ ٤٥ فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۙ ٤٦ قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ٤٧ رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ ٤٨
Mushaf
Okunuş
45Feelḳâ mûsâ ʿaṣâhü feiẕâ hiye telḳafü mâ yeʾfikûn.
46Feülḳiye-sseḥaratü sâcidîn.
47Ḳâlû âmennâ birabbi-lʿâlemîn.
48Rabbi mûsâ vehârûn.
Türkçe Meal
45Derken Musa da asasını yere bıraktı o da ne! Asa, onların aldatıcı sihir malzemelerini yutuyor.
46Bunun üzerine bütün sihirbazlar hepsi birden secdeye kapandılar ve
47–İman ettik âlemlerin Rabbine, dediler.
48Musa’nın ve Harun’un Rabbine!
Açıklamalı meal
45Sihirbazların bu sözleri ardından Musa da asasını yere attı. Bir de ne görsünler Musa’nın asası korkunç bir yılana dönüştü ve onların uydurdukları hile ve düzenbazlıkları yalanlayıp doğruları anlatarak yutuverdi. Firavunun adamları, uydurdukları yalanların gerçekler karşısında kaybolup gittiğini görünce hatalarını anladılar. Ama Firavun hakîkati kabule yine yanaşmadı.
46Böylece Musa’nın yaptığı şeyin sihir değil, Allah tarafından verilen bir mucize olduğu, sihirbazların yaptıklarının ise sadece aldatmaca ve göz boyama olduğu açıkça ortaya çıkmış oldu. Bunu gören ve mucize ile büyü arasındaki farkı iyi bilen sihirbazlar, Mûsâ’nın sihirbaz olmadığını, bilakis, göstermiş olduğu mucize ile peygamber olduğunu anlayınca derhal secdeye kapandılar.
47Dediler ki: “Alemlerin Rabbine iman ettik.
48. Musa ile Harun’un Rabbinin bizim de Rabbimiz olduğuna ve kendisinden başka ilah olmayan Allah’ın gerçekten de Musa ile Harun’u elçi olarak gönderdiğine iman eder, O’na secde ederiz.” dediler.”
Ayet 49
1 ayetŞuarâ 49
قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَۜ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ ٤٩
Mushaf
Okunuş
49Ḳâle âmentüm lehû ḳable en âẕene leküm. innehû lekebîrukümü-lleẕî ʿallemekümü-ssiḥr. felesevfe taʿlemûn. leüḳaṭṭiʿanne eydiyeküm veercüleküm min ḫilâfiv veleüṣallibenneküm ecmeʿîn.
Türkçe Meal
49–Firavun Ben size izin vermeden önce ona iman ettiniz öyle mi? Anlaşıldı demek ki size sihri öğreten büyük ustanız oymuş, fakat göreceksiniz yakında sizin sahip olduklarınızla ellerinizi ve ayaklarınızı keseceğim ve sizi hurma kütüklerinde sallandırıp idam edeceğim.
Açıklamalı meal
49Firavun gördükleri karşısında otoritesinin sarsılmasını engellemek için etrafına tehditler savurmaya başladı ve hırçın şekilde sihirbazlara seslenerek dedi ki: “Benden izin almadan ona iman mı ettiniz? O sadece büyücülükte sizden biraz daha ileri giden bir kişiden başkası değildir. Demek ki size sihirbazlığı öğreten ustanız oymuş. Büyük ihtimal onunla iş birliği yaptınız. Siz Musa ile birlikte bana tuzak kurarak ülkeyi ele geçirip bizi alaşağı etmeyi hedeflediniz öyle mi? Çok yakında ihanetinize karşılık size nasıl bir ceza vereceğimi muhakkak göreceksiniz. Sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Sonra bununla da kalmayıp hepinizi feci şekilde hurma ağaçlarına asacağım.” Mûsâ’nın Rabi’nin azabı mı, yoksa benim azabım mı daha çetin ve daha sürekliymiş, o zaman göreceksiniz diye tehditler savurdu.
Ayet 50–52
3 ayetŞuarâ 50
Şuarâ 51
Şuarâ 52
قَالُوا لَا ضَيْرَۘ اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ ٥٠ اِنَّا نَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَٓا اَنْ كُنَّٓا اَوَّلَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ۟ ٥١ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ٓي اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ ٥٢
Mushaf
Okunuş
50Ḳâlû lâ ḍayr. innâ ilâ rabbinâ münḳalibûn.
51İnnâ naṭmeʿu ey yagfira lenâ rabbünâ ḫaṭâyânâ en künnâ evvele-lmüʾminîn.
52Veevḥaynâ ilâ mûsâ en esri biʿibâdî inneküm müttebeʿûn.
Türkçe Meal
50Sihirbazlar: Hiç önemli değil, biz zaten sonunda Rabbimize döneceğiz.
51Biz iman edenlerin ilki olduğumuz için umarız ki Rabbimiz günahlarımızı bağışlar.
52Musa’ya, kullarımı geceleyin yola çıkar şüphesiz Firavun ve ordusu tarafından takip edileceksiniz, diye bildirdik.
Açıklamalı meal
50Allah’ın Rabliği ve ilahlığına iman eden sihirbazlar bu tehdit ve tehlikelere hiç aldırmadan Firavun’a dediler ki: ” Hiç önemli değil. İster as ister kes, ne yaparsan yap, imanımızdan ve davamızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Senin tehditlerin bizi imanımızdan asla döndüremez, Çünkü biz er ya da geç zaten öleceğiz ve Rabbimize döneceğiz ve kimin haklı olduğunu hesap gününde göreceksin.
51Bizler bugün Firavuna yakın insanlar içinde, Rabbimize iman eden mü’minlerin ilkiyiz. Bizim için önemli olan senin tehditlerin değil; Allah’ın şirk, sihir ve diğer günahlarımızı affetmesidir. Bundan dolayı umarız ki Rabbimiz bizim şimdiye kadar olan hatalarımızı ve günahlarımızı bağışlar.” diye cevap verdiler. Böylece, Firavunun saltanatını koruma adına Mûsâ’ya meydan okuma cüretini gösteren sihirbazlar, o günün sabahı ruhlarında müthiş bir değişim gerçekleştirerek Mûsâ’ya meydan okurlarken, aynı günün akşamında iman edip şehadet şerbeti içerek en yüce makamlardan birine ulaştılar. Onların bu “şehadeti” Firavun’un bütün suçlamalarını anlamsız kılmış ve Mûsâ’nın peygamberliğini açıkça gözler önüne sermişti.
52Sihirbazların kahramanca şehit oluşu binlerce insanın manevî dirilişine vesile oldu. Yıllarca Mısır’da Firavunlar tarafından köleleştirilen İsrâiloğulları, Mûsâ’ya iman edince Firavunun baskıları daha da arttı. Bunun üzerine Biz de Musa’ya: “ Bana iman eden kullarımı alıp geceleyin alıp yola çık. Ama şunu da bilin ki siz, cezalandırılmak için Firavun ve adamları tarafından mutlaka takip edileceksiniz. Fakat korkmayın zalimleri helâk edeceğim ” diye vahyettik.
Ayet 53–56
4 ayetŞuarâ 53
Şuarâ 54
Şuarâ 55
Şuarâ 56
فَاَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۚ ٥٣ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَل۪يلُونَۙ ٥٤ وَاِنَّهُمْ لَنَا لَغَٓائِظُونَۙ ٥٥ وَاِنَّا لَجَم۪يعٌ حَاذِرُونَۜ ٥٦
Mushaf
Okunuş
53Feersele firʿavnü fi-lmedâini ḥâşirîn.
54İnne hâülâi leşirẕimetün ḳalîlûn.
55Veinnehüm lenâ legâiżûn.
56Veinnâ lecemîʿun ḥâẕirûn.
Türkçe Meal
53Derken Firavun şehirlere asker toplamak için adamlar gönderip onlara:
54– Bunlar, kuşkusuz sayıca az, basit ve önemsiz bir topluluk.
55Fakat bize karşı hınçla dolular.
56Ama bizde iyi donanımlı ve tedbirli bir toplumuz.
Açıklamalı meal
53O gecenin sabahında İsrâiloğullarının topluca şehirden ayrıldığını duyan Firavun da büyük bir ordu hazırlayıp onların peşine düşmek için bütün şehirlere asker toplayan haberciler gönderdi.
54Askerler toplandığında Firavun halkı kışkırtıp İsrailoğullarının üzerine sürmek için, onlara şu kısa konuşmayı yaptı; “Siz söylentilere inanmayın. Aslında bunlar bir avuç aşağılık çapulcu. Sayıca az ve savaş tecrübesi olmayan zayıf bir topluluk.
55Ve bunlar boylarına poslarına bakmadan diş bileyerek bize küstahça kafa tutuyorlar. Bizden izin almadan yaptıkları işler sebebiyle de bizi çok öfkelendirmişlerdir. Ülkede karışıklık çıkarmaya çalıştıklarından dolayı onlara karşı dikkatli ve hazırlıklı olmak gerekir.56. Biz ise şüphesiz İsrailoğullarından gelebilecek tehlikelere karşı hazırlıklı ve savaş tecrübesi olarak, onlarla kıyas kabul etmeyecek kadar güçlü, onlardan çok kalabalık ve asil bir topluluğuz. O hâlde, Mısır’dan kaçmak üzere olan İsrailoğulları’nı tümüyle kılıçtan geçirmek için daha ne bekliyoruz?” dedi.
56Biz ise şüphesiz İsrailoğullarından gelebilecek tehlikelere karşı hazırlıklı ve savaş tecrübesi olarak, onlardan daha güçlü, daha kalabalık ve asil bir topluluğuz. O hâlde, Mısır’dan kaçmak üzere olan İsrailoğulları’nı tümüyle kılıçtan geçirmek için daha ne bekliyoruz?” dedi.
Ayet 57–59
3 ayetŞuarâ 57
Şuarâ 58
Şuarâ 59
فَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ٥٧ وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ ٥٨ كَذٰلِكَۜ وَاَوْرَثْنَاهَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ ٥٩
Mushaf
Okunuş
57Feaḫracnâhüm min cennâtiv veʿuyûn.
58Vekünûziv vemeḳâmin kerîm.
59Keẕâlik. veevraŝnâhâ benî isrâîl.
Türkçe Meal
57Böylece biz onları, bağ ve bahçelerinden ve pınarlarından sürüp çıkardık.
58Hazinelerinden makam ve mevkilerinden.
59Her şey işte böyle oldu. Biz de İsrailoğullarını onların mal ve mülklerine mirasçı yaptık.
Açıklamalı meal
57Bu konuşmanın ardından Firavun ordusuyla birlikte Mısır’dan yola çıktı. Böylece onları kibirleri ve Allah’ın davetine karşı takındıkları müşrik ve kâfirce tutumlarından dolayı hiç tahmin etmeyecekleri bir sona doğru hazırladık. Onları Musa’yı yakalamak telaşıyla İsrâiloğullarının peşine düşürdük ve kendilerinin zannettikleri bahçelerden ve pınarlardan geri dönmemek üzere sürüp çıkardık.
58Tekrar döneceklerine inanarak; eşlerinden, çocuklarından, saraylarından hazinelerinden ve üstün makamlarından da çekip çıkarıp, mahrum ettik. Hepsi yollara düşmüş, hazinelerini, şerefli makamlarını geride bırakmışlardı.
59İşte olaylar böyle cereyan etti ve bütün zâlim yönetimlerin sonu da böyle olacaktır. Böylece onların geride bıraktığı saraylarını, köşklerini yerle bir ettik. Ve İsrailoğullarına Firavun kavminin sahip olduklarından daha fazlasını vererek bunları mirasçı yaptık. Onlara tuzaklar hazırladık. Tuzaklarla onların terk ettikleri yerleri de Musa ve kavmine bıraktık. Onlar ise kurduğumuz tuzağın farkında değillerdi.
Ayet 60–62
3 ayetŞuarâ 60
Şuarâ 61
Şuarâ 62
فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِق۪ينَ ٦٠ فَلَمَّا تَرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ ٦١ قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ ٦٢
Mushaf
Okunuş
60Feetbeʿûhüm müşriḳîn.
61Felemmâ terâe-lcemʿâni ḳâle aṣḥâbü mûsâ innâ lemüdrakûn.
62Ḳâle kellâ. inne meʿiye rabbî seyehdîn.
Türkçe Meal
60Firavun ve askerleri gün doğarken onların peşine düştüler.
61Her iki taraf da birbirlerinin görüş alanına girince, Musa’nın arkadaşları: İşte şimdi yakalandık, dediler.
62Musa: Hayır, asla! Dedi. Çünkü Rabbim benimledir ve bana çıkış yolu gösterecektir.
Açıklamalı meal
60Nihayet Firavun ve adamları İsrailoğullarının Mısır’dan ayrılmak için gece yola çıktığını öğrendiler. Başlarına geleceklerden habersiz bir şekilde gün doğarken Musa ve kavmini yakalamak için onların peşlerine düştüler.
61İki topluluk Kızıldeniz’in kenarında birbirini görünce Musa’nın adamları korku ve endişe ile: “ Eyvah önümüz deniz, arkamızda da düşman. İşte şimdi yakalandık” dediler.
62Musa ise kavmine dedi ki: “Hayır korkmayın. Allah’tan ümit kesmeyin. Allah şüphesiz bizimle beraberdir. O elbette bir çıkış yolu gösterecektir. Bize düşen O’na güvenip beklemektir” diyerek onları sakinleştirmeye çalıştı.
Ayet 63–66
4 ayetŞuarâ 63
Şuarâ 64
Şuarâ 65
Şuarâ 66
فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ ٦٣ وَاَزْلَفْنَا ثَمَّ الْاٰخَر۪ينَۚ ٦٤ وَاَنْجَيْنَا مُوسٰى وَمَنْ مَعَهُٓ اَجْمَع۪ينَۚ ٦٥ ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَۜ ٦٦
Mushaf
Okunuş
63Feevḥaynâ ilâ mûsâ eni-ḍrib biʿaṣâke-lbaḥr. fenfeleḳa fekâne küllü firḳin keṭṭavdi-lʿażîm.
64Veezlefnâ ŝemme-lʾâḫarîn.
65Veenceynâ mûsâ vemem meʿahû ecmeʿîn.
66Ŝümme agraḳne-lʾâḫarîn.
Türkçe Meal
63İşte o sırada, Musa’ya “Asanı denize vur.” diye vahyettik. Ardından deniz infilak edip ikiye ayrıldı öyle ki her iki yanı sanki büyük bir dağ gibiydi.
64Geriden gelenleri oraya yaklaştırdık.
65Musa’yı ve beraberindekilerin tümünü kurtardık.
66Sonra da, arkalarından gelenleri suda boğduk.
Açıklamalı meal
63Bunun üzerine Biz Musa’ya: “ Yakalanmaktan yahut boğulmaktan korkma ve asanla denize vur” diye vahyettik. Musa asasını vurunca deniz yarıldı ve koridor gibi açılan yolun her iki yanında sular yükselerek kocaman birer dağ gibi oldu.
64Musa ve adamları denizin ortasında açılan yoldan karşıya geçtiler. Bu arada Firavun ve askerlerini de helâk etmek için oraya yaklaştırdık ve peşlerinden açılan yarığa daldırdık.
65Derken, sadece Musa’yı ve ona inananları denizde açılan yoldan geçirerek sahile çıkartıp kurtardık.
66Firavun ve adamları denizin ortasına geldiklerinde sular tekrar birleşti. Sonra Firavun ve askerlerini hazırladığımız tuzaklarla tekrar kapanan suda boğduk.
Ayet 67–68
2 ayetŞuarâ 67
Şuarâ 68
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٦٧ وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ٦٨
Mushaf
Okunuş
67İnne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
68Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Türkçe Meal
67Elbet bunda alınacak bir ders mutlaka vardır, fakat insanların çoğu yine de iman etmediler.
68Olsun senin Rabbin yine de sınırsız bir güç sahibi ve sonsuz rahmet kaynağıdır.
Açıklamalı meal
67Hiç kuşkusuz aklını kullanıp düşünen insanlar için bu anlatılanlarda Rabbinizin karşı gelinmez kudretine ait ibretlik bir ders ve ilahî adaleti gözler önüne seren apaçık bir delil vardır. Aslında bütün bunlar Allah’ın peygamberlerine iman etmemenin kötü sonunu gösteren bilgi niteliğindedir. Ancak ne yazık ki onların çoğu bunca hakikatlere rağmen bu gibi hadiselerden ders çıkarmıyor ve inanmamakta ısrar ediyorlar.
68Buna karşın Rabbin kullarına karşı yine de çok merhametlidir. Çünkü O her işinde eşi benzeri olmayan sonsuz kudret sahibidir. Unutma ki yaptıklarından vazgeçmezlerse, Rabbin o müşrikleri, cezasız bırakacak değildir. Fakat onlara merhametiyle muamele etmekte ve iman etmeleri için süre tanımaktadır.
Ayet 69–74
6 ayetŞuarâ 69
Şuarâ 70
Şuarâ 71
Şuarâ 72
Şuarâ 73
Şuarâ 74
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ ٦٩ اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا تَعْبُدُونَ ٧٠ قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ ٧١ قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ ٧٢ اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ ٧٣ قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ ٧٤
Mushaf
Okunuş
69Vetlü ʿaleyhim nebee ibrâhîm.
70İẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâ taʿbüdûn.
71Ḳâlû naʿbüdü aṣnâmen feneżallü lehâ ʿâkifîn.
72Ḳâle hel yesmeʿûneküm iẕ tedʿûn.
73Ev yenfeʿûneküm ev yeḍurrûn.
74Ḳâlû bel vecednâ âbâenâ keẕâlike yefʿalûn.
Türkçe Meal
69Onlara İbrahim’in başından geçenleri de anlat!
70Hani O, babasına ve halkına, “Siz neye kulluk ediyorsunuz?” Diye sormuştu.
71Onlar da: Putlara kulluk ediyoruz ve onlara saygıyla adanmış kimseler olarak kalacağız, dediler.
72– İbrahim; Peki siz onlara dua ile yalvarıp yakardığınızda sizi işitiyorlar mı?
73Ya da size herhangi bir yararları veya zararları dokunuyor mu?
74–Onlar: Hayır ama “Biz atalarımız böyle yapıyor bulduk.” dediler.
Açıklamalı meal
69Ey Peygamber! Sen şirk koşanlara düşünmeleri için tevhid mücadelesinin öncüsü olan İbrahim peygamberin ibret dolu öyküsünü ve başından geçenleri de anlat.
70Hani İbrahim, yaptıkları yanlış üzerinde düşündürmek için, babasının da aralarında bulunduğu ve şefaatçi olacaklarını düşündükleri için Allah’a ortak koştukları putlardan medet uman kavmine: “Siz neye ve kimlere niçin kulluk edip körü körüne tapıyorsunuz?” Şu kendilerini şefaatçi kabul edip medet umduğunuz varlıklar neyin nesidir? Bunların Allah’a ortak koşulmayı hak eden ne gibi vasıflan vardır? diye sormuştu.
71Kavmi İbrâhim’in niyetini anlamıştı. O yüzden onlar da kararlı bir dille ve içerisinde bulundukları şirk inancı ile övünürcesine: “ Bizler bunların şefaatçi olduklarına inanıyoruz. Onun için bu günkü hayat tarzımızı borçlu olduğumuz putlara kulluk edip onlara dua ediyoruz. Hep onlara bağlı kalacağız ve ilâhlarımızın önünde saygıyla eğilip ibadet etmeye devam edeceğiz. Onların bize emrettiği yasalara uyarak kulluk edeceğiz. Onlar bize her zaman yardım eder” dediler.
72Bunun üzerine İbrahim de onlara dedi ki: “ Peki dua ettiğiniz ve sorunlarınızın çözümü için yalvarıp yakardığınız bu putlar, onları yardıma çağırdığınız zaman da duyuyorlar mı?
73Yahut siz onlara ibadetten vazgeçtiğinizde size bir zarar vermeye güçleri yetiyor mu veya ibadet ettiğinizde, en ufak bir fayda verebiliyorlar mı? Ya da ihtiyacınız olduğunuzda size gelebilecek zararları önleyebileceklerine gerçekten inanıyor musunuz?” dedi.
74Onlar İbrahim’in sorularına cevap veremeyince şöyle çıkıştılar: “Hayır elbette duyamazlar cevap veremezler, bize fayda ve zararları da dokunamaz. Fakat atalarımızın bu şekilde inandıklarını ve böyle yaptıklarını gördük. Onlar da bu nizamı kuranları ilah edinip, putlaştırıp onlara tapıyor ve kulluk ediyorlardı. Onların yaptıklarını hiç eleştirmeden aynen taklit ediyor ve onların yolundan gidiyoruz. Ne yani, sen atalarımızdan daha mı akıllısın? Atalarımızın inancını sürdürmemizde ne kötülük görüyorsun? dediler. Aslında verdikleri bu cevap; geleneğin etkisinde kaldıklarının ve körü körüne taklit ettiklerinin itirafıydı.
Ayet 75–82
8 ayetŞuarâ 75
Şuarâ 76
Şuarâ 77
Şuarâ 78
Şuarâ 79
Şuarâ 80
Şuarâ 81
Şuarâ 82
قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ ٧٥ اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ ٧٦ فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ ل۪ٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَم۪ينَۙ ٧٧ اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ ٧٨ وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ ٧٩ وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ ٨٠ وَالَّذ۪ي يُم۪يتُن۪ي ثُمَّ يُحْي۪ينِۙ ٨١ وَالَّذ۪ٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ٨٢
Mushaf
Okunuş
75Ḳâle eferaeytüm mâ küntüm taʿbüdûn.
76Entüm veâbâükümü-lʾaḳdemûn.
77Feinnehüm ʿadüvvül lî illâ rabbe-lʿâlemîn.
78Elleẕî ḫaleḳanî fehüve yehdîn.
79Velleẕî hüve yuṭʿimünî veyesḳîn.
80Veiẕâ meriḍtü fehüve yeşfîn.
81Velleẕî yümîtünî ŝümme yuḥyîn.
82Velleẕî aṭmeʿu ey yagfira lî ḫaṭîetî yevme-ddîn.
Türkçe Meal
75–İbrahim: Peki siz kulluk ettiğiniz şeylerin ne olduğuna hiç düşünüp baktınız mı? Dedi.
76Hem sizin hem de önceki atalarınızın.
77Bilin ki onlar artık benim düşmanımdır, benim dostum sadece âlemlerin Rabbidir.
78Ki O’dur beni yaratan ve O’dur bana doğru yolu gösterecek olan.
79Ki O’dur beni yedirip içiren.
80Ve hastalandığımda bana şifa verecek olan.
81Ve O’dur beni öldürecek olan, sonra yeniden beni diriltecek olan.
82Ve O’dur hesapların görüleceği günde günahlarımı bağışlamasını ümit ettiğim.
Açıklamalı meal
75İbrahim’in müşrik kavmi sorular karşısında putlar hakkındaki, gerçekleri itiraf etmek zorunda kalmışlardı. İbrahim halkının bu körü körüne taklit zihniyetini şöyle tenkit etti ve dedi ki: “Şimdi sizin ve atalarınızın neye taptığınızı ve kimlere ibadet etmekte olduğunuzu hiç düşünüp sorguladınız mı? Hem sizi işitmediklerini ve size fayda yâda zarar veremeyeceklerini söylüyorsunuz, hem de bunları bilerek onlara tapıyorsunuz. Böyle saçmalık ve sapkınlık olur mu? Andolsun bu yaptığınız düpedüz cahilliktir.
76Ne siz ve ne de geçmişteki atalarınız, aklını ve vicdanını kullanmayan bir topluluksunuz. Yıllarca şu sözde ilâhlara nasıl kulluk edip taptınız? Birazcık da olsa hiç düşünmediniz mi? Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?
77Ey kavmim. Bu sorularımdan benim size düşman olduğum gibi bir sonuç çıkarmayın. Şimdi size açıkça söylüyorum. İyi bilin ki, aslında bu taptığınız düzmece ilahlar sizin ve benim için birer düşmandır. Benim düşmanım da siz değil, sizin taptığınız putlardır. Benim için tek ve gerçek ilâh olan, alemlerin Rabbinden başka dost yoktur. Yerde, gökte, taşta, toprakta ilah aramayın. Her fayda verene, yer tanrısı, gök tanrısı gibi ilahlık yetkisi vermeyin. Onlarla benim yakınlığım yoktur. Ben sizler veya atalarınız gibi cahillik yapıp, Rabbime isyan etmem. Ben yalnızca âlemlerin Rabbini ilah edinip yalnız O’na kulluk ederim.
78Çünkü beni bir insan olarak en güzel şekilde yaratan ve hayatımın her döneminde ve her konuda bana en doğru yolu gösteren, beni imanla şereflendiren de O’dur. O nedenle ben cahillik edip, atalarınızın cahillikleriyle kararttığı yola girmem.
79Açlık ve susuzluğumu giderecek nimetleri yaratan ve rızkımı veren, beni yediren ve içiren O’dur. Kaldı ki putlarınız ne yedirir ne de içirir.
80Hastalandığım zaman bana şifa veren beni iyileştiren de O’dur.
81Günü geldiğinde beni öldürecek, sonra tekrar diriltecek olan da O’dur.
82Hesap ve ceza günü hatalarımı ve günahlarımı bağışlayıp beni cennetine koymasını umduğum da ancak O’dur. Bütün bunları sağlayacak Allah’tan başka bir kudret var mıdır ki ona dua edip kendisinden medet umuyorsunuz? Bilesiniz ki ben bu varlıklara asla değer vermem. Zira onlar ahiret günü hiçbir yarar sağlayamayacaklardır.
Ayet 83–86
4 ayetŞuarâ 83
Şuarâ 84
Şuarâ 85
Şuarâ 86
رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ ٨٣ وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ ٨٤ وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ ٨٥ وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ ٨٦
Mushaf
Okunuş
83Rabbi heb lî ḥukmev veelḥiḳnî biṣṣâliḥîn.
84Vecʿal lî lisâne ṣidḳin fi-lʾâḫirîn.
85Vecʿalnî miv veraŝeti cenneti-nneʿîm.
86Vagfir liebî innehû kâne mine-ḍḍâllîn.
Türkçe Meal
83Rabbim bana doğru karar verme yeteneği bahşet ve beni iyiler arasına kat!
84Ve beni, gelecek nesillerin içinde doğruluk timsali örnek olarak anılacak birisi yap!
85Beni nimetlerle dolu cennetlerin varislerinden kıl!
86Babamı da bağışla, çünkü o, senin doğru yolunda olanlardan değil.
Açıklamalı meal
83İbrahim kavmine yaptığı bu tebliğin ardından şöyle dua etmeye başladı: Ey Rabbim! Bana ilim, irfan ve bilgelik bahşedip gerçekleri göster. Doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilme yeteneği olan hikmet ve adâletle hükmetme gücü ver. Beni emir ve yasakların doğrultusunda yaşayan faziletli, erdemli ve hayırlı kullarının arasına kat. Atalarımın yalan yanlış yollarına düşmekten beni koru.
84İbrahim, Allah’a yakarışına şöyle devam etti: Rabbim! Beni razı olduğun bir hayatla yaşatıp sonra gelecek ümmetler arasında kıyâmete kadar doğruluk ve iyilikle anılmayı nasip et.
85Nimetleri bol olan cennetinin mirasçıları arasına beni de kat.
86Yolunu şaşırmış olan babamı da iman edenler arasında görmeyi nasip eyle. Eğer tevbe ederse, onu bağışla. Zira o dalalete düşmüş ve yanlış yolda olanlardandır. İbrahim bu sözleri, babasına duyduğu derin şefkat ve merhametinden dolayı söylemişti. Fakat babası inkâr üzere ölüp de kesin cehennemlik olduğu anlaşılınca, onun için dua etmekten vazgeçti.
Ayet 87–89
3 ayetŞuarâ 87
Şuarâ 88
Şuarâ 89
وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ ٨٧ يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ ٨٨ اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ ٨٩
Mushaf
Okunuş
87Velâ tuḫzinî yevme yübʿaŝûn.
88Yevme lâ yenfeʿu mâlüv velâ benûn.
89İllâ men ete-llâhe biḳalbin selîm.
Türkçe Meal
87Ve beni herkesin diriltilip hesap vereceği o gün rezil rüsva etme!
88Zira o gün, ne malın mülkün bir yararı olur ne de evladın.
89Ancak her türlü pislikten arınmış bir kalple Allah’a gelmiş olan müstesna!
Açıklamalı meal
87İbrâhim utanacak bir durumu olmamasına rağmen, kulluğuna yakışır bir derecede tevazu ile duasına devam ederek şöyle dedi: Allah’ım bütün insanların yeniden diriltileceği gün hatalarımı açığa vurup beni utandırma.
88Biliyor ve iman ediyorum ki o gün kişiye ne mal mülk, nede evlat bir yarar sağlamayacaktır.
89O gün sadece küfür şirk ve günahtan arınarak temiz bir kalple Allah’ın huzuruna gelenler, salih amelleri ile O’nun rızasına nail olup kurtulacaktır.
Ayet 90–91
2 ayetŞuarâ 90
Şuarâ 91
وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَۙ ٩٠ وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِلْغَاو۪ينَۙ ٩١
Mushaf
Okunuş
90Veüzlifeti-lcennetü lilmütteḳîn.
91Vebürrizeti-lceḥîmü lilgâvîn.
Türkçe Meal
90Zira o gün cennet, kötülük ve isyandan korunanlar için yaklaştırılacak.
91Cehennem de azgınların karşısına çıkarılacak.
Açıklamalı meal
90O gün tüm insanlar Allah’ın huzuruna çıkarılacaktır. Allah’ın razı olmadığı her şeyden uzak durarak sorumluluklarını yerine getiren, yolunu Allah’ın kitabıyla bulan ve iman edip dürüst ve erdemli bir hayat sürerek kötülüklerden sakınan takva sahiplerine cennet yaklaştırılır. İşte görüldüğü gibi, İbrahim’in dilekleriyle dünyada yaşayan, iyi şeyler yapıp Rabbinin azabından korkanlar hiç korkmasınlar. Hesap günü yeryüzünde Allah’ın yasalarına uyarak yaşayanlar cennete girecektir.
91Cehennem ise Allah’tan başka varlıkları ilah edinen ve Allah’a karşı sorumluluklarını umursamayıp sırt dönen azgınlara yakınlaştırılıp tüm korkunçluğuyla apaçık gösterilecektir.
Ayet 92–102
11 ayetŞuarâ 92
Şuarâ 93
Şuarâ 94
Şuarâ 95
Şuarâ 96
Şuarâ 97
Şuarâ 98
Şuarâ 99
Şuarâ 100
Şuarâ 101
Şuarâ 102
وَق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ ٩٢ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ اَوْ يَنْتَصِرُونَۜ ٩٣ فَكُبْكِبُوا ف۪يهَا هُمْ وَالْغَاوُ۫نَۙ ٩٤ وَجُنُودُ اِبْل۪يسَ اَجْمَعُونَۜ ٩٥ قَالُوا وَهُمْ ف۪يهَا يَخْتَصِمُونَۙ ٩٦ تَاللّٰهِ اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ ٩٧ اِذْ نُسَوّ۪يكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٩٨ وَمَٓا اَضَلَّنَٓا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ ٩٩ فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ ١٠٠ وَلَا صَد۪يقٍ حَم۪يمٍ ١٠١ فَلَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ١٠٢
Mushaf
Okunuş
92Veḳîle lehüm eyne mâ küntüm taʿbüdûn.
93Min dûni-llâh. hel yenṣurûneküm ev yenteṣirûn.
94Fekübkibû fîhâ hüm velgâvûn.
95Vecünûdü iblîse ecmeʿûn.
96Ḳâlû vehüm fîhâ yaḫteṣimûn.
97Tellâhi in künnâ lefî ḍalâlim mübîn.
98İẕ nüsevvîküm birabbi-lʿâlemîn.
99Vemâ eḍallenâ ille-lmücrimûn.
100Femâ lenâ min şâfiʿîn.
101Velâ ṣadîḳin ḥamîm.
102Felev enne lenâ kerraten fenekûne mine-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
92Ve onlara şöyle denilecek: “Söyleyin bakalım kulluk ettikleriniz neredeler?
93Hani şu Allah ile aranıza koyduklarınız? Şimdi onlar size yardım edebilecekler mi ya da kendilerini kurtarabilecekler mi?”
94Ardından Allah ile aralarına koyup kulluk ettikleri ve saptırdıkları azgınlar tepetaklak cehenneme atılacaklar.
95Hem de İblis ve onun tüm ordusuyla beraber.
96Onlar orada, birbirlerini suçlayarak, şöyle derler.
97–Hayret vallahi biz apaçık bir sapkınlık içindeymişiz ki.
98O zaman sizi âlemlerin Rabbiyle bir tutmuşuz.
99Aslında bizi saptıran şu günahkâr (önderlerimizdi).
100Şimdi, artık ne bir şefaatçimiz var.
101Ne de candan bir dost.
102Keşke bize bir fırsat daha verilse de inanıp güvenen müminlerden olsak.
Açıklamalı meal
92Cehennemi hak edenle müşrikler, dünyada kendilerine ilahi mesajı getiren peygamberlere kulak vermedikleri için hayıflanır, eyvah ederler. Onlara denir ki: “ Allah’tan başka yasalarına uyarak peşine düştüğünüz ve kullukta kusur etmemeniz nedeniyle ilah diye ibadet ettikleriniz nerede? Şefaatlerini umarak körü körüne itaat ettiğiniz efendiler, kurtarıcılar ve âhireti kaybetme pahasına, uğrunda hayatınızı harcadığınız servet, iktidar, makam, şöhret gibi dünya zevkleri hani şimdi nerede? Sizler Rabbinizin sözlerini dinlemiyordunuz. Rabbinizin ilkelerini yasalarını hiçe sayıyor, sizden olan insanların yasalarına uyarak onlara ibadet ediyordunuz. Sizlere elçilerimiz gelip uyarıda bulunduklarında hem Rabbinizle hem elçilerimizle hem de ayetlerimizle eğleniyordunuz.
93Allah’tan başka sığındıklarınız ve kurtarıcı sandıklarınız size yardım edebiliyorlar mı? Ya da kendilerine dahi yardımları dokunabiliyor mu? Kendilerini cehennem azabından kurtarabiliyorlar mı?” Başınız her sıkıştığında, sizi yaratan, size her türlü nimetleriyle yaşamınızı kolaylaştıran Rabbinizden yardım isteyeceğinize, kendilerine bile yararı olmayanlardan yardım bekliyordunuz. Buna güçleri yetiyor mu?
94Artık ilahlık taslayan azgınlar da onlara taparak onların peşlerinden giderek kul köle olanlar da tepetaklak o cehenneme atılırlar. Onlar insanların zaaflarından yararlanarak kanla zulümle hükümran olmak neymiş görecekler.
95Hem de kötü davranışları süsleyip, güzel gösteren iblis ve İblis’in bütün yandaşları da hep birlikte cehennem ateşine atılacaklar.
96Sapan, saptıran, tapan ve tapılan müşriklerin tamamını cehenneme attığımız zaman, cehennemde birbirlerini suçlayıp çekişerek şöyle derler:
97Vallahi biz dünyada iken gerçekten de apaçık bir sapıklık içindeymişiz.
98Çünkü bizler sizden medet umarken, meğer ne büyük yanılgı içerisindeymişiz. Bizi yoldan çıkaran şey ise bizden önce Allah’a şirk koşanların peşinden gitmemiz oldu. Buraya girince anladık ki yaratılmışların uydurduğu hayat nizamlarına uymakla sizin gibi sahte şefaatçi ve ilahları, egemenlik ve hüküm verme konusunda alemlerin Rabbi olan Allah ile denk tutmuş oluyorduk. Âlemlerin Rabbi bize uyarılar gönderdiğinde kulaklarımızı tıkıyor, sizin söylediklerinizi dinliyorduk. Rabbimizin yasalarını hiçe sayıyor, sizin yasalarınıza uyuyorduk.
99Bizi şuursuzca arkalarından gitmemiz nedeniyle, şirk düzenini bize hayat nizamı olarak kabullendiren o suçlular ve günahlara gömülüp giden elebaşılarımız saptırdı. Onlar bizi şeytani akıllarıyla kandırdı. Yalan sözleriyle aldattı. Dünyada iyi yaşamanın ancak kendilerine tâbi olmakla mümkün olacağını söyleyip, bizi de süslü yalanlarına inandırdılar. İnananları horladılar ve küçümsediler. Allah’tan gelen, kanun ve kuralların hiçbir işe yaramayacağını, çağın sorunlarını çözemeyeceğini söyleyerek, bizleri yollarına uydurdular.
100Eyvahlar olsun! Artık burada bize arka çıkabilen, yardım edebilen, bizi Allah’ın gazabından kurtarabilen ve yakın dostluk gösterebilen şefaatçilerimiz de yok.
101Bize merhametle kucak açacak, cezamızın hafiflemesine yardımcı olacak güveneceğimiz ve yakın bir dostumuz da yoktur. Bugün ne bize arka çıkabiliyor ne de dostluk gösterebiliyorsunuz.
102Keşke bize bir fırsat verilse de dünya hayatına bir kere daha geri dönebilsek. Ve Allah adına, peygamber ve kitaplarla yapılan davete iman eden müminlerden olabilsek diye sızlanacaklardır.
Ayet 103–104
2 ayetŞuarâ 103
Şuarâ 104
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٠٣ وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٠٤
Mushaf
Okunuş
103İnne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
104Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Türkçe Meal
103İşte bunda da alınacak bir ders mutlaka vardır. Fakat onların çoğu yine de iman etmediler.
104Olsun senin Rabbin yine de sınırsız bir güç sahibi ve sonsuz bir rahmet kaynağıdır.
Açıklamalı meal
103Dinle, ey insan; hiç şüphesiz aklını işletip düşünen insanlar için, Kur’an’da anlatılan bu kıssalarda, ibret alınacak büyük bir ders ve ilâhî adâleti gözler önüne seren apaçık bir delil vardır. Ama ne yazık ki onların çoğu kendilerine haber verilen gerçeklerle karşılaşmadıkça ders almıyor ve bunca hakikatlere rağmen, iman etmekte diretiyorlar.
104Ey elçimiz Muhammed! Sen onların bu tavırlarına aldırma. Unutma ki senin Rabbin, müşrikleri bu yaptıklarından vazgeçmedikleri takdirde, cezasız bırakacak değildir. Fakat kullarına karşı yine de çok merhametlidir. Onlara merhametiyle muamele etmekte ve iman etmeleri için süre tanımaktadır. Çünkü O çok yüce ve sonsuz kudret sahibi olandır. Rabbin insanları yaratılış gerçekleri üzerine uyarsınlar diye elçileriyle birlikte ayetler gönderir. Bütün gerçekleri herkesin anlayacağı şekilde açıkça anlatır.
Ayet 105–110
6 ayetŞuarâ 105
Şuarâ 106
Şuarâ 107
Şuarâ 108
Şuarâ 109
Şuarâ 110
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٠٥ اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٠٦ اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٠٧ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٠٨ وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ ١٠٩ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۜ ١١٠
Mushaf
Okunuş
105Keẕẕebet ḳavmü nûḥin-lmürselîn.
106İẕ ḳâle lehüm eḫûhüm nûḥun elâ tetteḳûn.
107İnnî leküm rasûlün emîn.
108Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
109Vemâ esʾelüküm ʿaleyhi min ecr. in ecriye illâ ʿalâ rabbi-lʿâlemîn.
110Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
Türkçe Meal
105Nuh’un kavmi de elçilerini yalancılıkla suçlamışlardı.
106Kardeşleri Nuh, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten hiç sakınmıyor musunuz?
107Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
108Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
109Ben bu davete karşılık sizden herhangi bir ücret de istemiyorum. Zira benim mükâfatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.
110Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
Açıklamalı meal
105Ey Resûlüm! Sen ilk değilsin. Geçmişte Nuh’un kavmi de Nuh’a inanmadı. Allah’ın kitap ve elçi göndererek insanlığa yol göstereceği gerçeğini inkâr etmek suretiyle, Nuh’un Peygamberliğini inkâr ederek onu yalanlamıştı.
106Hani kardeşleri gibi yakından tanıdıkları Nuh onlara demişti ki: “Siz artık zulüm ve haksızlıklardan, O’nun razı olmadığı şeylerden sakınmıyor ve Allah’a karşı gelmekten korkmuyor musunuz?
107Doğrusu ben size hakkı, hakikati tebliğ etmek üzere Rabbiniz Allah tarafından gönderilmiş ve sözüne itimat edilmesi gereken güvenilir bir peygamberim.
108O halde Allah’tan gelen âyetlerin rehberliğinde yaşayarak, Allah’a karşı gelmekten, Allah’ın yasalarını çiğnemekten ve O’nun razı olmadığı her şeyden sakının ve Allah’a kulluk konusunda beni örnek alın bana uyun.
109Düşünmüyor musunuz? Dünyada sizin önder gördükleriniz, sizin dost olarak bildikleriniz, size yapıverdikleri her şey için mutlaka bir ücret bekler. Fakat iyi bilin ki; ben bunun için sizden bir ücret ve herhangi bir menfaat beklemiyorum. Allah’ın rızasını dünyada hiçbir ücrete değişmem. Benim ücretimi ve mükâfatımı ancak alemlerin Rabbi verecektir.
110Haydi, artık verdiği bunca nimetleri düşünerek Allah’tan ve Allah’ın yasalarını çiğnemekten sakının ve O’nun önerdiği doğru yolda yürümek için beni takip edin. Allah’tan korkun ve ilahî mesajı size bildiren bir elçi olarak benim izimden yürüyün.
Ayet 111–115
5 ayetŞuarâ 111
Şuarâ 112
Şuarâ 113
Şuarâ 114
Şuarâ 115
قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْاَرْذَلُونَۜ ١١١ قَالَ وَمَا عِلْم۪ي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ ١١٢ اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي لَوْ تَشْعُرُونَۚ ١١٣ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ١١٤ اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۜ ١١٥
Mushaf
Okunuş
111Ḳâlû enüʾminü leke vettebeʿake-lʾerẕelûn.
112Ḳâle vemâ ʿilmî bimâ kânû yaʿmelûn.
113İn ḥisâbühüm illâ ʿalâ rabbî lev teşʿurûn.
114Vemâ ene biṭâridi-lmüʾminîn.
115İn ene illâ neẕîrum mübîn.
Türkçe Meal
111Onlar: Toplumun ayak takımı sana uymuşken biz sana mı inanacağız? Dediler.
112Nuh da: Ben onların neyi ne niyetle yaptıklarını bilemem.
113Zira onların hesabı ancak Rabbime aittir, bunu bari kavrayabilseniz. Dedi.
114Hem ben, inanan kimseleri yanımdan kovacak değilim.
115Çünkü ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.
Açıklamalı meal
111Nuh’tan bunları işiten müşrikler kibirlerine yenik düşüp ona şöyle dediler: “ Sana toplumun en alt kesiminden olan en düşük seviyeli sıradan insanlar uymuşken, biz hiç onların seviyesine düşüp de sana iman eder miyiz?” Eğer dediğin gibi, bu din hak olsaydı, ona ilk önce bu toplumun en akıllısı, en zengini, en yeteneklisi olan bizlerin inanması gerekmez miydi? Fakat görüyoruz ki, hep fakir ve zayıf insanlar senin peşine takılmış. Bizim miskinlerin, işe yaramazların arasında ne işimiz var? Önce onları yanından kov, belki o zaman sana inanırız diye çıkıştılar. Nuh’a inanıp toplumun yoksul kesimleri ile aynı safta olmayı kabullenemediler.
112Nûh onların kendisine inananları bu şekilde suçlamalarına şaşırdı ve dedi ki: “Onların iman etmeden önce yapmakta oldukları ne amaç taşıdıkları meslekleri ve soyları hakkında benim bilgim yoktur. Kalplerinde olanları da bilemem. Zaten bilmem de gerekmez. Bana uyanların, hangi sınıftan olduklarının, imkânlarının azlığının, çokluğunun ve önceki toplumsal durumlarının hiçbir önemi yoktur. İzzet ve şeref, sizin zannettiğiniz gibi zenginlikte ya da soy sop da değildir. Ben yalnızca insanlar hakkında gördüğüm kadarını bilirim ve inanıp inanmadıklarına bakarım.
113Onlar hakkında yargıda bulunmak ve hesaba çekmek, size de bana da düşmez. Kulları hakkında yargıda bulunma hakkı sadece Rabbime aittir. Bir kötülükleri varsa onu Allah bilir ve cezasını verecek olan O’dur. Keşke Allah katında üstünlüğün takva ile olduğunu görseydiniz, keşke sizler de düşünüp bunun böyle olduğunu anlasaydınız.
114Şunu da iyi bilin ki, makam ve mevki sahibi olmayan yoksul kimseleri küçümsemeniz, çok büyük bir yanlıştır. Ben sırf siz fakir görüyorsunuz ve istemiyorsunuz diye Allah’a iman eden mü’minleri asla yanımdan uzaklaştırıp kovacak değilim.
115Kimin iman edip etmeyeceğine ben karar veremem. Ben ancak sizleri Allah’ın daveti olan nizam ile ahlaka çağırıyorum. Ben sadece Allah’ın bana ilettiği mesajları açıklayıp, gerçekleri apaçık ortaya koyan bir uyarıcıyım.”
Ayet 116
1 ayetŞuarâ 116
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُوم۪ينَۜ ١١٦
Mushaf
Okunuş
116Ḳâlû leil lem tentehi yâ nûḥu letekûnenne mine-lmercûmîn.
Türkçe Meal
116Onlar - Ey Nuh: Eğer bu iddialarından vazgeçmezsen kesinlikle sen taşlanacaksın.
Açıklamalı meal
116Nûh’un bu sözleri üzerine inkârcı kavmi de ona dedi ki: “Ey Nuh! Eğer bu davandan, söylediklerinden ve bu uyarılardan vazgeçmezsen sonun kötü olur. Ağır hakaretlerimize uğrar ve taşa tutulup öldürülürsün” diyerek Nuh’u tehdit ettiler.
Ayet 117–118
2 ayetŞuarâ 117
Şuarâ 118
قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ ١١٧ فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ١١٨
Mushaf
Okunuş
117Ḳâle rabbi inne ḳavmî keẕẕebûn.
118Feftaḥ beynî vebeynehüm fetḥav veneccinî vemem meʿiye mine-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
117Nuh, “Rabbim” dedi. “İşte sonunda halkım beni yalanlamış bulunuyor.
118Artık sen benimle onların arasında kesin bir hüküm ver, beni ve benimle birlikte inananları kurtar.”
Açıklamalı meal
117Böyle devam eden uzun bir mücadelenin ardından Nuh, Allah’a yalvararak dedi ki: “Ey her şeyi gören bilen Rabbim. Kavmim davetimi reddedip bana inatla direniyor ve beni yalanlamakta kararlı.
118Ya Rab onların yanlış olan yollarından uzak tutup bana yardım et. Artık benimle onların arasında nihaî azap hükmünü ver. Beni ve benimle beraber olan iman etmiş mü’minleri selamete erdir ve bu zalimlerin elinden kurtar diye yakarmıştı.”
Ayet 119–120
2 ayetŞuarâ 119
Şuarâ 120
فَاَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۚ ١١٩ ثُمَّ اَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاق۪ينَۜ ١٢٠
Mushaf
Okunuş
119Feenceynâhü vemem meʿahû fi-lfülki-lmeşḥûn.
120Ŝümme agraḳnâ baʿdü-lbâḳîn.
Türkçe Meal
119Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri o yüklü gemiyle kurtardık.
120Ve geride kalanları da suda boğulmaya terk ettik.
Açıklamalı meal
119Bunun üzerine Biz de Nûh’u ve berberindeki mü’minleri yanlarına aldıkları yüklerle dolu bir gemiye bindirip tufandan kurtardık.
120Sonra inkârda ısrar ettikleri için o korkunç tufanı gönderdik. Ve gemiye binmeyip te geride kalanların hepsini sulara gömdük.
Ayet 121–122
2 ayetŞuarâ 121
Şuarâ 122
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٢١ وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٢٢
Mushaf
Okunuş
121İnne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
122Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Türkçe Meal
121İşte bunda da alınacak bir ders mutlaka vardır. Fakat onların çoğu yine de iman etmediler.
122Olsun senin Rabbin, yine de sınırsız bir güç sahibi ve sonsuz bir rahmet kaynağıdır.
Açıklamalı meal
121Dinle ey insan; şüphesiz aklını kullananlar için, Nûh’un bu kıssasında, ilâhî adâleti gözler önüne seren nice ibretlik bilgiler ve sabrın zafer nedeni olduğuna dair çıkarılacak büyük dersler vardır. Fakat gel gör ki insanların çoğu bu ibretlik hadiseleri duymalarına rağmen yine de inanmıyorlar.
122Ey elçimiz Muhammed! Gerçek şu ki senin Rabbin güçlü ve tövbe edip yaptıklarından vazgeçmezlerse onları her an cezalandırmaya muktedirdir. Ancak Rabbin aynı zamanda kullarına karşı çok acıyıp, esirgeyen ve merhamet sahibi olandır. Bu yüzden onları cezalandırmayı erteliyor.
Ayet 123–127
5 ayetŞuarâ 123
Şuarâ 124
Şuarâ 125
Şuarâ 126
Şuarâ 127
كَذَّبَتْ عَادٌۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٢٣ اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٢٤ اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٢٥ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٢٦ وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٢٧
Mushaf
Okunuş
123Keẕẕebet ʿâdün-lmürselîn.
124İẕ ḳâle lehüm eḫûhüm hûdün elâ tetteḳûn.
125İnnî leküm rasûlün emîn.
126Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
127Vemâ esʾelüküm ʿaleyhi min ecr. in ecriye illâ ʿalâ rabbi-lʿâlemîn.
Türkçe Meal
123Ad halkı da elçilerini yalancılıkla suçlamışlardı.
124Kardeşleri Hud onlara: Siz Allah’a karşı gelmekten hiç sakınmıyor musunuz? Demişti.
125Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
126Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
127Bu davetime karşılık ben sizden herhangi bir ücret de istemiyorum. Benim mükâfatımı vermek ancak Alemlerin Rabbine aittir.
Açıklamalı meal
123Vaktiyle Ad kavmine de kendi içlerinden biri olan Hud’u elçi gönderdik. Ad kavmi Hûd’a karşı gelip, kendilerine gönderilen peygamberlerini yalancılıkla suçladı.
124Hani kardeşleri Hud kendisinin Allah’ın elçisi olduğunu söyleyerek onları uyarmış ve demişti ki: Siz zulüm haksızlık ve kötülük yapmaktan ve Allah’a karşı gelmekten korkup sakınmaz mısınız? Sizi yaratan ve bunca nimetlerle donatan, Allah’a karşı sorumluluk duyup da sizi niçin yaratmış olduğunu düşünmeniz gerekmez mi?
125Halbuki ben size hakkı tebliğ etmek üzere Allah tarafından gönderilen ve sözüne itimat edilmesi gereken güvenilir bir elçiyim. Sizi sınırlarını Allah’ın belirlediği ve yaratılış sebebiniz olan bir hayatı yaşamaya çağırıyorum.
126Yalan söylemem mümkün değil. Gelin artık Allah’tan gelen âyetlerin rehberliğinde yaşayıp, yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın. Allah’a karşı gelmekten ve O’nun razı olmadığı her şeyden sakının. Allah’tan gelen ilkeler doğrultusunda hayatınıza yön verin. Allah’a kulluk konusunda beni izleyip örnek alın ve benim izimden yürüyün ki doğru yolu bulasınız.
127Bunun için sizden bu davet karşılığında dünyevi bir ücret istemiyorum. Allah’ın rızasını dünyada hiçbir ücrete değişmem. Benim yapmış olduğum tebliğe karşılık olarak mükafatımı verecek olan ancak ve ancak alemlerin Rabbidir.
Ayet 128–135
8 ayetŞuarâ 128
Şuarâ 129
Şuarâ 130
Şuarâ 131
Şuarâ 132
Şuarâ 133
Şuarâ 134
Şuarâ 135
اَتَبْنُونَ بِكُلِّ ر۪يعٍ اٰيَةً تَعْبَثُونَۙ ١٢٨ وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَۚ ١٢٩ وَاِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّار۪ينَۚ ١٣٠ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٣١ وَاتَّقُوا الَّذ۪ٓي اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَۚ ١٣٢ اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَن۪ينَۙ ١٣٣ وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ ١٣٤ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍۜ ١٣٥
Mushaf
Okunuş
128Etebnûne bikülli rîʿin âyeten taʿbeŝûn.
129Vetetteḫiẕûne meṣâniʿa leʿalleküm taḫlüdûn.
130Veiẕâ beṭaştüm beṭaştüm cebbârîn.
131Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
132Vetteḳu-lleẕî emeddeküm bimâ taʿlemûn.
133Emeddeküm bienʿâmiv vebenîn.
134Vecennâtiv veʿuyûn.
135İnnî eḫâfü ʿaleyküm ʿaẕâbe yevmin ʿażîm.
Türkçe Meal
128Siz her tepeye bir anıt dikip boş işlerle mi uğraşıyorsunuz?
129Yoksa siz görkemli ve sağlam binalar yaparak sonsuza kadar yaşamayı mı umuyorsunuz?
130Elinize her fırsat geçtiğinde hak hukuk tanımadan hep böyle zorbalık mı yapacaksınız?
131Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
132Aklınıza gelebilecek her nimeti size sunana karşı gelmekten sakının!
133Mesela evlatları ve sürü sürü hayvanları.
134Dahası bağları, bahçeleri ve pınarları.
135Aksi halde ben, sizin o korkunç bir günün azabına çarpılmanızdan korkuyorum.
Açıklamalı meal
128Hûd sözlerine devam etti ve kurdukları yüksek yapılara güvenen ve kendilerini yenilmez sanan kavmine dedi ki: Ey kavmim siz ihtiyacınız olmadığı halde, servet ve gücünüzü göstermek için her yüksek yere anlamsız anıt veya heykel gibi tapınaklar dikip binalar yapmayı marifet sayarak boş işlerle mi oyalanıyorsunuz?
129Yoksa dünyada hiç ölmeyecekmiş gibi lüksün, israfın ve gösterişin sembolü olan sağlam ve gösterişli yapılar kaleler, saraylar mı yapıyorsunuz? Yaptığınız o saraylarda sonsuza dek yaşayacağınızı ve dünyaya kazık çakacağınızı mı sanıyorsunuz?
130Elinize her fırsat geçtikçe, zayıf biçarelerin hakkına tecavüz edip, hak hukuk tanımadan zorbalık mı yapacaksınız? Yollara ve yüksek yerlere diktiğiniz işaretlerle, yoldan gelip geçenleri zorbalıkla yakalıyor, onların mallarına el koyarak, canlarına zarar verip zulüm yapıyorsunuz.
131Gelin, artık aklınızı başınıza alıp Allah’a karşı gelen bu hayat tarzınızı terk edin. Allah’tan ve O’nun razı olmadığı küfür, zulüm ve kötülük gibi her şeyden titizlikle sakının. Allah’tan korkun ve Allah’ın yasalarına uyun. Sakınma konusunda beni örnek alın ve ilâhî mesajı size bildiren bir elçi olarak bana uyun.
132Haksızlık ve ahlâksızlık gibi Allah’ın razı olmadığı şeyleri terk etmek suretiyle, aklınıza gelen tüm nimetleri karşılıksız olarak bolca veren Allah’tan sakınıp korkun ve O’na karşı nankörlük etmeyin.
133O size etinden, sütünden, yününden, gücünden istifade ettiğiniz sürü sürü hayvanlar ve evlatlar vererek ihsanda bulundu.
134Yine meyvelerle dolu bağlar, bahçeler ve suyundan içtiğiniz pınarlar veren Rabbinizin davetine yönelin ve Rabbinize karşı saygılı ve itaatkâr olun.
135Doğrusu bu sayılan nimetler karşısında nankörlük edip şirk ve küfür nizamı ile yaşamakta ısrar ederseniz, ben sizin adınıza her nimetten hesaba çekileceğimiz büyük bir günün dehşet verici azabından korkuyorum.”
Ayet 136–138
3 ayetŞuarâ 136
Şuarâ 137
Şuarâ 138
قَالُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَوَعَظْتَ اَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظ۪ينَۙ ١٣٦ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا خُلُقُ الْاَوَّل۪ينَۙ ١٣٧ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَۚ ١٣٨
Mushaf
Okunuş
136Ḳâlû sevâün ʿaleynâ eveʿażte em lem teküm mine-lvâʿiżîn.
137İn hâẕâ illâ ḫulüḳu-lʾevvelîn.
138Vemâ naḥnü bimüʿaẕẕebîn.
Türkçe Meal
136Onlar da şöyle dediler: Öğüt versen de vermesen de bizim için fark etmez.
137Zira senin bu söylediklerin öncekilerin uydurdukları şeylerdir.
138Hem biz senin uyarılarına kulak asmadık diye azaba uğrayacak da değiliz.
Açıklamalı meal
136Hûd Peygamber’in bu uyarılarına karşılık, kavmi bu uyarıları pek de ciddiye almadı ve ona şöyle dediler: “ Ey Hûd boşuna çeneni yorma. Çünkü sen bize öğüt versen de vermesen de bizim açımızdan değişen bir şey olmaz. Çünkü sana karşı kulaklarımız tıkalıdır. Biz, senin Allah’ın peygamberi olduğuna inanmıyoruz ve davetine de uyacak değiliz.
137Bizim takip ettiğimiz bu yol, bizden önceki atalarımızın geleneğidir. Biz atalarımızı hangi yol üzerinde bulduysak, o yolu takip ederiz. Senin bu, söylediklerin senden öncekilerin din diye uydurduğu masallardan başka bir şey değildir. Biz atalarımızdan bize kalan bu hayat nizamından vazgeçmeyiz. Sen gelip yalan yanlış sözlerinle bu hayat tarzımızı değiştiremezsin.
138Bu inancımızdan dolayı, biz senin haber verdiğin azaba uğrayacağımıza da inanmıyoruz. Aksine sen bunları kendin uyduruyor ve bizim dinimizi bozmaya çalışıyorsun.
Ayet 139
1 ayetŞuarâ 139
فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٣٩
Mushaf
Okunuş
139Fekeẕẕebûhü feehleknâhüm. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
Türkçe Meal
139Böylece Hud’u yalanladılar. Bunun üzerine biz de onları helak ettik. İşte bunda da alınacak bir ders mutlaka vardır ama onların çoğu yine de iman etmediler.
Açıklamalı meal
139İşte onlar umursamayıp yüz çevirerek Hûd’u böyle yalanladılar. Biz de inkârda ısrarlar ettikleri için onları üzerlerine gönderdiğimiz korkunç bir kasırgayla helak ettik. Şüphesiz Hûd’un bu kıssasında ilâhî adâleti gözler önüne seren apaçık bir delil ve gelecek toplumlar için alınacak nice ibretlik dersler vardır. Ancak onların çoğu duyduğu bildiği halde ne yazık ki bu gerçeklerden ibret almaz ve iman etmezler.
İlgili ayetler
139Nûr 34
Ayet 140
1 ayetŞuarâ 140
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٤٠
Mushaf
Okunuş
140Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Türkçe Meal
140Olsun senin Rabbin, yine de sınırsız güç sahibi ve sonsuz rahmet kaynağıdır.
Açıklamalı meal
140Ey Muhammed! Sen onların bu tavırlarına aldırma. Şüphesiz senin Rabbin eşi benzeri olmayan yüce ve güçlülerin en güçlüsüdür. Unutma ki rabbin o müşrikleri, bu yaptıklarından vazgeçmezlerse elbette cezasız bırakacak değildir. Onları her an cezalandırmaya da muktedirdir. Fakat kullarına yine de çok merhametlidir. Bu yüzden, iman etmeleri için süre tanımakta ve ceza vermede acele etmemektedir.
İlgili ayetler
140Bakara 255
Ayet 141–142
2 ayetŞuarâ 141
Şuarâ 142
كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٤١ اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٤٢
Mushaf
Okunuş
141Keẕẕebet ŝemûdü-lmürselîn.
142İẕ ḳâle lehüm eḫûhüm ṣâliḥun elâ tetteḳûn.
Türkçe Meal
141Semud Kavmi de elçilerini yalancılıkla suçlamışlardı.
142Kardeşleri Salih, onlara: Siz hiç Allah’a karşı gelmekten sakınmıyor musunuz? Demişti.
Açıklamalı meal
141Hud kavmi gibi, Semud kavmi de kendilerine gönderilen peygamberleri Salih’i yalanladı ve Allah adına yaptığı daveti kabullenmedi.
142Hani kardeşleri gibi yakından tanıdıkları Salih onlara: “Sizi yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinerek doğru olanı yaşamaya çağırıyorum. Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Artık yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmayacak mısınız?” demişti.
Ayet 143
1 ayetŞuarâ 143
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٤٣
Mushaf
Okunuş
143İnnî leküm rasûlün emîn.
Türkçe Meal
143Ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Açıklamalı meal
143Salih onlara, “Ey kavmim! Doğrusu ben size hakkı tebliğ etmek üzere, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş ve görevlendirilmiş güvenilir bir elçiyim dedi.
Ayet 144–152
9 ayetŞuarâ 144
Şuarâ 145
Şuarâ 146
Şuarâ 147
Şuarâ 148
Şuarâ 149
Şuarâ 150
Şuarâ 151
Şuarâ 152
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٤٤ وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٤٥ اَتُتْرَكُونَ ف۪ي مَا هٰهُنَٓا اٰمِن۪ينَۙ ١٤٦ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ١٤٧ وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَض۪يمٌۚ ١٤٨ وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِه۪ينَۚ ١٤٩ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٥٠ وَلَا تُط۪يعُٓوا اَمْرَ الْمُسْرِف۪ينَۙ ١٥١ اَلَّذ۪ينَ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ ١٥٢
Mushaf
Okunuş
144Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
145Vemâ esʾelüküm ʿaleyhi min ecr. in ecriye illâ ʿalâ rabbi-lʿâlemîn.
146Etütrakûne fî mâ hâhünâ âminîn.
147Fî cennâtiv veʿuyûn.
148Vezürûʿiv venaḫlin ṭalʿuhâ heḍîm.
149Vetenḥitûne mine-lcibâli büyûten fârihîn.
150Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
151Velâ tüṭîʿû emra-lmüsrifîn.
152Elleẕîne yüfsidûne fi-lʾarḍi velâ yuṣliḥûn.
Türkçe Meal
144Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
145Zira ben bu davete karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatımı vermek ancak âlemlerin Rabbine aittir.
146Siz, buralarda hep böyle güven içinde bırakılacağınızı mı sandınız?
147Bağlarda bahçelerde, pınar başlarında.
148Ekinlerin ve salkım saçak olgunlaşmış hurmalıklar içinde.
149Kayaları ustaca yontarak yaptığınız şu evlerde şımararak yaşayacağınızı mı sandınız?
150Artık, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
151Haddi aşanların isteklerine boyun eğmeyin.
152Memlekette ıslah edici hiçbir şey yapmayan sürekli bozgunculuk yapanların.
Açıklamalı meal
144Salih sonra da sözlerine şöyle devam etti: “O halde artık Allah’tan ve O’nun yasalarını çiğnemekten korkup yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulun. O’na karşı gelmekten ve O’nun razı olmadığı her şeyden sakının. Ve âyetlerin rehberliğinde yaşayarak, bana uyun.
145Üstelik bunun için sizden dünyevi bir ücret istemiyorum. Allah’ın dediklerini tebliğ etmeme karşılık bir menfaat veya mükâfat da beklemiyorum. Allah’ın rızasını dünyada hiçbir ücrete değişmem. Benim ücretimi, alemlerin Rabbi olan Allah verecektir.
146Siz burada kurduğunuz bu güçlü ve zengin medeniyetin imkânlarıyla huzur ve güven içinde sonsuza kadar yaşayacağınızı mı zannediyorsunuz?
147Yani, şu taptaze meyvelerle dolu bağların bahçelerin ve soğuk suları olan pınarların arasında hep böyle sefa süreceğinizi mi sanıyorsunuz?
148Boy boy filiz veren sarı sarı ekinlerin ve yumuşacık salkımları sarkmış, bakanların iştahını kabartan hurma ağaçlarının arasında kendi halinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
149Bir de dağlarda ustalıkla evler yontuyorsunuz. Dağlarda kayaları yontarak korunmak için yaptığınız malikânelerinizde şımarıklık içinde yaşayıp da Allah’ın nankörlüğünüzün cezasını vermeyeceğini mi sanıyorsunuz? Bu evlerde otururken şımarıkça keyif çatıyor ve kendinizi aşırı güvende hissediyorsunuz. Hayır sizler Allah’ın ilkelerine, Allah’ın yasalarına uymazsanız bu durum hep böyle gitmez.
150Haydi, artık aklınızı başınıza toplayın ve sizleri şirk inancına sürükleyen önderlerinizin peşine düşmeyin. Allah’tan gelen ilkeler doğrultusunda hayatınıza yön vererek kötü davranışlardan sakının ve Allah’a karşı sorumlu davranmak üzere beni izleyip bana uyun.
151Ölçüsüzce azgınca davrananların sayılarının çokluğuna aldananların ve Allah’ın belirlediği sınırları tanımayıp başkaldıran önderlerinizin peşinden gidip onların emirlerine uymayın. Onların sadece kendilerini düşünen zalimler olduğunu bilmiyor musunuz?”
152Ki onlar yeryüzünde fesat çıkarıp bozgunculuk yapan ve Allah ile barışık bir hayat yaşamayıp ıslah için çalışmayan kimselerdir. Sadece kendi çıkarlarını düşünürler. İnsanların mallarını haklarını çalarak adaleti bozarlar. Bir avuç mutlu azınlık olmak için birbirlerini kollar, birbirlerinin yardımcısı olurlar. İnsanların çoğunluğunu ezerler. Böyle zalimlere uyarak zulümlerine ortak mı oluyorsunuz? Haddi aşanların ve kafirlik, nankörlük zorbalık gibi bozgunculuk peşinde koşanların aklına uymayın.
Ayet 153–158
6 ayetŞuarâ 153
Şuarâ 154
Şuarâ 155
Şuarâ 156
Şuarâ 157
Şuarâ 158
قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۚ ١٥٣ مَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۚ فَاْتِ بِاٰيَةٍ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ١٥٤ قَالَ هٰذِه۪ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍۚ ١٥٥ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَاْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ١٥٦ فَعَقَرُوهَا فَاَصْبَحُوا نَادِم۪ينَۙ ١٥٧ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٥٨
Mushaf
Okunuş
153Ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.
154Mâ ente illâ beşerum miŝlünâ. feʾti biâyetin in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
155Ḳâle hâẕihî nâḳatül lehâ şirbüv veleküm şirbü yevmim maʿlûm.
156Velâ temessûhâ bisûin feyeʾḫuẕeküm ʿaẕâbü yevmin ʿażîm.
157Feʿaḳarûhâ feaṣbeḥû nâdimîn.
158Feeḫaẕehümü-lʿaẕâb. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
Türkçe Meal
153– Onlar: Belli ki sen adamakıllı büyülenmiş birisin, dediler.
154Nihayetinde sen de bizim gibi bir beşersin. Eğer, doğru söylüyorsan haydi bize bir mucize getir bakalım.
155– Salih: İşte şu dişi deve; Su içme hakkı belli bir gün onundur, belli bir gün sizindir, dedi.
156Sakın ona herhangi bir zarar vermeyin aksi takdirde sizi korkunç bir günün azabı yakalar.
157Buna rağmen onu hunharca boğazladılar, fakat sonunda pişman oldular.
158Çünkü o azap onları yakalayıverdi. Bu olayda da alınacak bir ders mutlaka vardır fakat onların çoğu yine de iman etmediler.
Açıklamalı meal
153Salih’in bu uyarı ve öğütlerinin ardından uyarılardan ders almayan kavmi ona şöyle dedi: “ Ey Sâlih. Peygamber oluğunu iddia ettiğine göre, belli ki sen ilâhlarımızın gazabına uğrayıp büyülenmiş olmalısın. Neticede sen aklını yitirmişsin ve ne dediğini bilmiyorsun. Öyle şeyler söylüyorsun ki, bu söylediklerin aramızda bozgunculuk çıkarmaktan başka bir işe yaramaz! O yüzden de peygamberlik iddiasında bulunuyorsun.
154Halbuki bizden hiçbir farkın yok ve sen de bizim gibi bir insansın. Senin bizden ne üstünlüğün var ki, bize Peygamberlik taslıyorsun! Eğer bu iddianda doğru isen o zaman peygamberliğinin delili olarak bize iddialarını kanıtlayan bir mucize göster de görelim.”
155Sâlih: “İlk sınavınız, sınırlı olan su kaynakları üzerinden olacak. İşte benim Peygamberliğimi kesin olarak ispatlayan mucize dişi bir devedir. Su içme hakkı belirli bir gün onundur. Allah’ın suyunu, Allah’ın devesinden esirgemeyin. Hayvanlarınızın ve sizin de nöbetleşe olarak belirli bir gün su içme hakkı olsun. Bu deveye karşı tavrınız, kaba kuvvete baş vurarak zayıf ve çaresiz insanları ezme huyundan vazgeçip geçmediğinizi ortaya koyan bir ölçü olacaktır dedi.
156Sakın ona bir zarar vermeyin yoksa hiç ummadığınız bir zamanda sizi korkunç bir günün azabı kıskıvrak yakalar. Hakkınıza razı olmak, sizin adaletinizi ortaya koyacaktır. Eğer adil olanlardan olursanız kurtulursunuz. Aksi halde zulmedenlerden olursunuz ki, Allah zalimleri sevmez.
157Ne var ki bu uyarıya rağmen müşrik ve kâfirler, dokunulmaması gereken ve cennetten mahrum edebilecek bütün yasakların sembolü olan o deveyi, acımasızca boğazlayıp öldürdüler. Ancak ertesi sabah azap başlarına geldiğinde, yaptıkları hatayı anlayıp çok pişman oldular.
158Fakat artık çoktan iş işten geçmişti son pişmanlık fayda vermedi. Çünkü Salih’in uyarıp haberini verdiği azap kendilerini kıskıvrak yakalayıvermişti. Şiddetli bir sarsıntının ardından gelen korkunç bir sesle helâk oldular. Şüphesiz Salih’in kavminin bu yaşadıklarında gelecek kuşaklar için ilâhî adâleti gözler önüne seren apaçık bir delil ve ibretlik dersler vardır. Fakat ne yazık ki bu onların çoğu bunları duyup bildiği halde uyarılara yüz çevirmiş ve iman etmemişti. Bu Allah’ın yasasıydı. Düşünseler; Allah’ın yaratılış yasasında insanların alacağı dersler var. Yasalarına uymayan zalimleri Allah mutlaka cezalandırır.
Ayet 159
1 ayetŞuarâ 159
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٥٩
Mushaf
Okunuş
159Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Türkçe Meal
159Olsun senin Rabbin yine de O, sınırsız güç sahibi ve sonsuz rahmet kaynağıdır.
Açıklamalı meal
159Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve çok yücedir. Dolayısıyla onları her an cezalandırmaya muktedirdir. Ama buna rağmen kullarına karşı yine de çok merhametlidir. Çünkü O iman eden kullarına karşı da sonsuz merhametiyle her zaman Rahîm olandır. Bu yüzden, ceza vermede acele etmemektedir.
İlgili ayetler
159Bakara 255
Ayet 160–166
7 ayetŞuarâ 160
Şuarâ 161
Şuarâ 162
Şuarâ 163
Şuarâ 164
Şuarâ 165
Şuarâ 166
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٦٠ اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ لُوطٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٦١ اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٦٢ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٦٣ وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٦٤ اَتَاْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَم۪ينَۙ ١٦٥ وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ ١٦٦
Mushaf
Okunuş
160Keẕẕebet ḳavmü lûṭini-lmürselîn.
161İẕ ḳâle lehüm eḫûhüm lûṭun elâ tetteḳûn.
162İnnî leküm rasûlün emîn.
163Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
164Vemâ esʾelüküm ʿaleyhi min ecr. in ecriye illâ ʿalâ rabbi-lʿâlemîn.
165Eteʾtûne-ẕẕükrâne mine-lʿâlemîn.
166Veteẕerûne mâ ḫaleḳa leküm rabbüküm min ezvâciküm. bel entüm ḳavmün ʿâdûn.
Türkçe Meal
160Lut’un kavmi de elçilerini yalancılıkla suçlamışlardı.
161Kardeşleri Lut onlara şöyle demişti: Siz hiç Allah’a karşı gelmekten sakınmıyor musunuz?
162Ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
163Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
164Ben bu davetime karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım, ancak Alemlerin Rabbine aittir.
165Siz nasıl oluyor da insanların içinden erkeklere yanaşıyorsunuz?
166Bu şekilde Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bir yana bırakıyorsunuz. Siz basbayağı sınırları çiğneyen bir toplumsunuz.
Açıklamalı meal
160Vaktiyle Lût kavmi de Lût’un peygamberliğini kabul etmeyip onu yalanladı. Aslında O’nu yalanlamakla ilâhî mesajı insanlığa ileten bütün resulleri yalanlamış oldular.
161Hani kardeşleri gibi yakından tanıdıkları Lut onlara şu tebliğde bulunmuştu: “Siz günahlardan ve Allah’ın emirlerine karşı gelmekten hiç mi korkup sakınmazsınız?
162Şüphesiz ki ben size hakkı tebliğ etmek üzere âlemlerin Rabbi Allah tarafından gönderilmiş güvenilir ve sözüne itimat edilmesi gereken bir peygamberim. Yaratılışınızın amacına uygun bir hayatı ve nasıl yaşamanız gerektiğini size bildirmek üzere Allah, elçi olarak beni tayin etti.
163O halde artık Allah’tan korkun, O’na karşı gelmekten ve O’nun razı olmadığı her şeyden sakının. Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu düşünün ve beni izleyip bana uyun.
164Üsteli bunun için sizden bir ücret ve tebliğ vazifeme karşılık dünyevi bir menfaat beklemiyorum. Benim mükafatımı takdir edip verecek olan ancak Âlemlerin Rabbi’dir.
165Siz “İnsanlar içinde böyle göz göre göre şehvetin esiri olup kadınları bırakarak erkeklerle mi cinsel ilişkiye giriyorsunuz?
166Yazıklar olsun size. Neden Rabbinizin sizin için yarattığı ve helâl kıldığı eşlerinizi bırakıyorsunuz ve bu çirkin işi yapıyorsunuz. Niçin kadınlarla evlenerek, huzurlu, mutlu bir aile kurup neslinizi çoğaltmıyorsunuz? Niçin cinsel arzularınızı erkek erkeğe tatmin ederek neslinizi yok ediyorsunuz? Yaptığınız bu çirkin iş, daha önce kimsenin yapmadığı bir rezilliktir. Doğrusu siz sınır tanımayıp haddi aşan ve iyiye yoldan çıkmış sapkın bir kavimsiniz.
Ayet 167
1 ayetŞuarâ 167
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَج۪ينَ ١٦٧
Mushaf
Okunuş
167Ḳâlû leil lem tentehi yâ lûṭu letekûnenne mine-lmuḫracîn.
Türkçe Meal
167– Onlar: Ey Lut eğer buna bir son vermezsen, kesinlikle buradan sürülüp çıkarılacaksın. Dediler.
Açıklamalı meal
167Lût’un bu sözlerine rağmen sapık kavmi ona kulak asmadı, halkı hatta o çirkin işi yapanlar Lut’u tehdit ettiler. Ve ona şöyle dediler: “Ey Lut! Eğer sen bize ahlak dersi vermeye kalkıyorsun. Bu can sıkıcı nasihatlerine son vermezsen muhakkak ki seni bu şehirden sürüp çıkartırız. “
İlgili ayetler
167Neml 56
Ayet 168–169
2 ayetŞuarâ 168
Şuarâ 169
قَالَ اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَال۪ينَۜ ١٦٨ رَبِّ نَجِّن۪ي وَاَهْل۪ي مِمَّا يَعْمَلُونَ ١٦٩
Mushaf
Okunuş
168Ḳâle innî liʿameliküm mine-lḳâlîn.
169Rabbi neccinî veehlî mimmâ yaʿmelûn.
Türkçe Meal
168– Lut: Ben sizin yaptıklarınızdan tiksiniyorum ve sizi şiddetle kınıyorum dedi.
169Rabbim dedi, beni ve ailemi onların yaptıklarının şerrinden koru!
Açıklamalı meal
168Bunun üzerine Lut ise onlara dönüp: “Doğrusu ben sizin bu yaptıklarınızdan tiksiniyorum ve sizi şiddetle kınıyorum diye cevap verdi.
169Sonra da ellerini açıp dua ederek: Ey Rabbim! Beni ve ailemi bunların şerrinden koru ve yaptıkları iğrenç davranışlarından dolayı başımıza gelecek azaptan da kurtar diye Allah’a yalvarmıştı.
Ayet 170–173
4 ayetŞuarâ 170
Şuarâ 171
Şuarâ 172
Şuarâ 173
فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ ١٧٠ اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَۚ ١٧١ ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَۚ ١٧٢ وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًاۚ فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ ١٧٣
Mushaf
Okunuş
170Fenecceynâhü veehlehû ecmeʿîn.
171İllâ ʿacûzen fi-lgâbirîn.
172Ŝümme demmerne-lʾâḫarîn.
173Veemṭarnâ ʿaleyhim meṭarâ. fesâe meṭaru-lmünẕerîn.
Türkçe Meal
170Biz de onu ve tüm ailesini kurtardık.
171Yalnız arkada kalıp dökülenlerden olan o yaşlı hanımı hariç.
172Sonra, diğerlerini yerin dibine geçirdik.
173Üzerlerine de yağmur gibi taş yağdırdık. Uyarıldıkları halde kulak asmayanların yağmuru ne kötüdür.
Açıklamalı meal
170Bunun üzerine biz Lût’u ve bütün mü’min ailesini azabımız gelmeden önce zalimlerin elinden kurtardık.
171Yalnızca geride kâfirlerle birlikte kalmayı tercih eden ve iman etmeyen Lût’un yaşlı karısını bıraktık. Çünkü o inançlarıyla, tavırlarıyla zalim kavimden yanaydı. Hain sapkınlara destek çıkmıştı ve o kurtulamadı.
172İman edenleri kurtardıktan sonra Lut’un karısıyla birlikte diğerlerini kırıp geçirdik ve yerle bir ettik.
173Onların üzerine yağmur gibi öyle bir taş yağdırdık ki. Yerlerini yurtlarını yıkıp yok ettik. Sağlam binalarını, saraylarını, evlerini başlarına geçirdik. Uyarılan, fakat uyarıldığı halde doğru yolu seçmeyip azap tehdidine kulak asmayanların, küfür ve isyanda ısrar edenlerin başına gelen felaket yağmurları işte ne kadar korkunç ve ne kadar kötüdür.
İlgili ayetler
Ayet 174
1 ayetŞuarâ 174
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٧٤
Mushaf
Okunuş
174İnne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
Türkçe Meal
174İşte bunda da alınacak bir ders mutlaka vardır. Ama onların çoğu yine de iman etmediler.
Açıklamalı meal
174Şüphesiz, Lut kavmini kıssasındaki bu anlatılanlarda, aklını kullanıp düşünenler için iman etmemenin kötü sonunu gösteren ibretlik bilgiler vardır. Onların bu tavırları ve başlarına gelen hazin son arkadan gelecek nesiller için ilâhî adâleti gözler önüne seren ders niteliğindedir. Ama onların çoğu bu ibretlik bilgilere rağmen, ders almadıkları için ne yazık ki iman etmezler.
İlgili ayetler
174Yusuf 111
Ayet 175
1 ayetŞuarâ 175
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٧٥
Mushaf
Okunuş
175Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Türkçe Meal
175Olsun senin Rabbin yine de sınırsız bir güç sahibi ve sonsuz rahmet kaynağıdır.
Açıklamalı meal
175Şüphesiz senin Rabbin gücü her şeye yeten ve eşi benzeri olmayan çok yüce biridir. Dolayısıyla onları her an cezalandırmaya muktedirdir. Ama buna rağmen kullarına karşı yine de merhamet sahibi olandır. Mü’minlere karşı da çok şefkatli ve sonsuz merhametiyle her zaman Rahîm’dir. Bu yüzden, ceza vermede acele etmemektedir
İlgili ayetler
175Bakara 255
Ayet 176–184
9 ayetŞuarâ 176
Şuarâ 177
Şuarâ 178
Şuarâ 179
Şuarâ 180
Şuarâ 181
Şuarâ 182
Şuarâ 183
Şuarâ 184
كَذَّبَ اَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٧٦ اِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٧٧ اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٧٨ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٧٩ وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٨٠ اَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِر۪ينَۚ ١٨١ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَق۪يمِۚ ١٨٢ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَۚ ١٨٣ وَاتَّقُوا الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْاَوَّل۪ينَۜ ١٨٤
Mushaf
Okunuş
176Keẕẕebe aṣḥâbü-lʾeyketi-lmürselîn.
177İẕ ḳâle lehüm şuʿaybün elâ tetteḳûn.
178İnnî leküm rasûlün emîn.
179Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
180Vemâ esʾelüküm ʿaleyhi min ecr. in ecriye illâ ʿalâ rabbi-lʿâlemîn.
181Evfü-lkeyle velâ tekûnû mine-lmuḫsirîn.
182Vezinû bilḳisṭâsi-lmüsteḳîm.
183Velâ tebḫasü-nnâse eşyâehüm velâ taʿŝev fi-lʾarḍi müfsidîn.
184Vetteḳu-lleẕî ḫaleḳaküm velcibillete-lʾevvelîn.
Türkçe Meal
176Eyke halkı da elçilerini yalancılıkla suçlamışlardı.
177Şuayb onlara: Hiç Allah’a karşı gelmekten sakınmıyor musunuz? Demişti.
178Ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
179Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
180Ben bu davetime karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.
181Ölçüyü tam tutun. Eksik tartarak hak yiyenlerden olmayın.
182Tarttığınız zaman da dosdoğru terazi ile tartın.
183İnsanların mal ve eşyalarını eksik değer biçerek değerinden düşürmeyin. Böylece memlekette dirlik ve düzeni bozmayın.
184Sizi ve daha önceki nesilleri yaratan Allah’a karşı gelmekten sakının.
Açıklamalı meal
176Medyen halkı gibi vaktiyle Eyke halkı da kendilerine gönderilen Şuayb’ın peygamberliğini kabul etmeyip, davetine inanmadı. Aslında Şuayb’ı yalanlamakla, ilâhî mesajları insanlara ileten bütün peygamberleri yalanlamış oldular.
177Hani Şuayb onları uyarıp, kendisine Allah’tan gelen vahye uymalarını istemiş ve onlara demişti ki: “Siz Allah’a karşı gelip O’na isyan etmekten, zulüm ve haksızlık yapmaktan korkup sakınmaz mısınız? Sizi yüce bir amaç için yaratan Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu hiç merak etmez misiniz? Yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmayacak mısınız?”
178Doğrusu ben size sorumluluklarınızı bildirmek için hakkı tebliğ etmek üzere Allah tarafından gönderilmiş güvenilir ve sözüne itimat edilmesi gereken bir peygamberim.
179Artık yolunuzu, Allah’ın kitabıyla bulun. Allah’tan korkun ve O’na karşı gelmekten sakının. Bana inanıp, güvenin ve beni örnek alıp itaat edin.
180Sizleri yaratılış sebebinize uygun olan hayat nizamı ile yaşamaya davet etmişken, bu davetim karşılığında sizden bir ücret bir menfaat veya mükâfat beklemiyorum. Allah’ın rızasını dünyada hiçbir ücrete değişmem. Benim ücretimi takdir edip verecek olan ancak alemlerin Rabbidir.
181Alışverişinizde ölçüyü tartıyı tam yapın. Sakın ha eksik ölçerek insanların haklarını gasp etmeyin, eksik verenlerden hak yiyenlerden ve aldatanlardan olmayın.
182Gerek odun tartarken gerekse de altın tartarken, kısacası her işinizde tartarken dosdoğru terazi ile tartın. Hiçbir işinizde adaletten asla ayrılmayın. Hak ve adalet duygularınız, bilgileriniz, hükümleriniz dengeli olsun. Yaptığınız yapacağınız bütün işleri doğruluk terazisine vurun.
183İnsanların alacağını eksilterek, onları mallarındaki haklarından mahrum etmeyin. İnsanların emeğini sömürmeyin, karaborsacılığa ve faiz sahtekârlığına yönelmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak ülkede nizamı bozup karışıklık çıkarmayın. Yozlaşmaya ve ahlaki çürümüşlüğe sebep olmayın. Böyle hayırsız işler yaparak dirlik düzeni bozmayın. Eğer hep kendi çıkarlarınızı ön plana tutarsanız andolsun ki; bozgunculardan olursunuz.
184Allah’ın razı olmadığı şeyleri yapmaktan uzak durmak suretiyle sizi ve önceki nesilleri yaratan Allah’a karşı gelmekten korkun ve sakının. Allah’a karşı saygılı ve itaatkâr olun. Allah’tan başka, gerçek Rabbiniz ve ilahınız olmadığını unutmayın ve O’na karşı sorumluluklarınızın bilincinde olun.” dedi.
İlgili ayetler
177Tevbe 70
179Hac 44
180Sebe’ 47
182En’am 152
183Bakara 188
Ayet 185–187
3 ayetŞuarâ 185
Şuarâ 186
Şuarâ 187
قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۙ ١٨٥ وَمَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَاِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۚ ١٨٦ فَاَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَۜ ١٨٧
Mushaf
Okunuş
185Ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.
186Vemâ ente illâ beşer miŝlünâ vein neżunnüke lemine-lkâẕibîn.
187Feesḳiṭ ʿaleynâ kisefem mine-ssemâi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
Türkçe Meal
185Onlar: Belli ki sen, adamakıllı büyülenmiş birisin, dediler.
186Nihayetinde sen de bizim gibi bir beşersin. Biz kesinlikle inanıyoruz ki sen yalancısın.
187Eğer, doğru söylüyorsan haydi üzerimize gökten bir parça düşür de görelim.
Açıklamalı meal
185Şuayb’ın yaptığı davete karşılık Eykeliler’de dediler ki: “ Ey Şuayb, anlaşılan sen birileri tarafından ilâhlarımızın gazabına uğratılmış ve adamakıllı büyülenmişsin. Boş hayal ve hevesler peşindesin. Peygamber olduğunu da nereden çıkarıyorsun? Neticede sen aklını yitirmiş birisisin.
186Senin bizden farklı bir yanın ve üstünlüğün yok ki. Sen de bizim gibi bir insansın. Biz senin söylediklerine inanmıyoruz. Sen göz göre göre bize yalan söylüyorsun.
187Eğer sen ille de peygamberlik iddiasındaysan ve gerçekten doğru söylüyorsan, savurduğun tehditleri gerçekleştir. Mesela gökten başımıza azap yağdır da görelim.” dediler.”
Ayet 188
1 ayetŞuarâ 188
قَالَ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ ١٨٨
Mushaf
Okunuş
188Ḳâle rabbî aʿlemü bimâ taʿmelûn.
Türkçe Meal
188– Şuayb: Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi biliyor, dedi.
Açıklamalı meal
188Şuayb de onlara: “ Ben sizler gibi bir insanım, sadece sizi uyarmakla görevliyim ve elimden geleni yaptım. Benim görevim sadece tebliğdir. Rabbim sizin söylediklerinizi ve yaptıklarınızı çok iyi görmektedir. Hakkınızda gereken hükmü verip, size nasıl ceza vereceğini en iyi kendisi bilir. Sizi O’na havale ediyorum dedi.”
İlgili ayetler
188Yunus 61
Ayet 189
1 ayetŞuarâ 189
فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِۜ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ١٨٩
Mushaf
Okunuş
189Fekeẕẕebûhü feeḫaẕehüm ʿaẕâbü yevmi-żżulleh. innehû kâne ʿaẕâbe yevmin ʿażîm.
Türkçe Meal
189Neticede onu böyle yalanladılar ve onları kara bulutların kapladığı bir günün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o azabın geldiği gün çok korkunç bir gündü.
Açıklamalı meal
189Şuayb elinden geleni yaptı fakat Eyke halkı da Şuayb’ı böyle yalanladı ve sonuçta üzerlerini kara bulutların kapladığı bir gün, dehşetli bir azap onları yakalayıverdi. Ortalığın toz dumana karıştığı o müthiş felaket, kara bulutlar halinde geldi ve helâk edildiler. Bu gerçekten tarifi mümkün olmayan büyük ve korkunç bir günün azabıydı ve bunu hak etmişlerdi.
Ayet 190
1 ayetŞuarâ 190
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٩٠
Mushaf
Okunuş
190İnne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
Türkçe Meal
190Şüphesiz bunda da alınacak bir ders mutlaka vardır ama onların çoğu yine de iman etmediler.
Açıklamalı meal
190Dinle, ey insan! şüphesiz bu anlatılanlarda gelecek kuşaklar için düşünüp alınacak çok önemli dersler vardır. Şuayb Peygamber’in kıssası ilâhî adâleti gözler önüne seren apaçık bir delil ve iman etmemenin kötü sonunu gösteren ibretlik bir bilgi niteliğindedir. Fakat onların çoğu bu ibretlik hadiseleri duyduğu, bildiği halde ders almaktan kaçıp iman etmezler ve ne yazık ki inanmamakta diretirler.
İlgili ayetler
190Kehf 54
Ayet 191
1 ayetŞuarâ 191
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٩١
Mushaf
Okunuş
191Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Türkçe Meal
191Olsun senin Rabbin yine de sınırsız bir güç sahibi ve sonsuz rahmet kaynağıdır.
Açıklamalı meal
191Şüphesiz senin Rabbin güçlüdür ve sonsuz kudretiyle gücü her şeye yetendir. Dolayısıyla onları her an cezalandırmaya muktedirdir. Ama aynı zamanda tövbe ettikleri takdirde kullarını bağışlayan ve merhamet sahibi olandır. Bu yüzden, inanmaları için kullarına süre tanımakta ve ceza vermede acele etmemektedir.
İlgili ayetler
191Bakara 255
Ayet 192–195
4 ayetŞuarâ 192
Şuarâ 193
Şuarâ 194
Şuarâ 195
وَاِنَّهُ لَتَنْز۪يلُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٩٢ نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَم۪ينُۙ ١٩٣ عَلٰى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَۙ ١٩٤ بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُب۪ينٍۜ ١٩٥
Mushaf
Okunuş
192Veinnehû letenzîlü rabbi-lʿâlemîn.
193Nezele bihi-rrûḥu-lʾemîn.
194Alâ ḳalbike litekûne mine-lmünẕirîn.
195Bilisânin ʿarabiyyim mübîn.
Türkçe Meal
192Şüphe yok ki bu Kuran, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
193Onu güvenilir ruh (Cebrail) indirmiştir.
194Tam da senin kalbine. Uyarıcılardan olman için.
195Hem de apaçık Arapça ile.
Açıklamalı meal
192Şüphesiz ki vahye müracaat etmeden, hiçbir insanın veremeyeceği geçmişe ait bu bilgileri en doğru şekilde veren Kur’an, alemlerin Rabbi ve ilahı olan Allah tarafından bölüm bölüm indirilmiş bir kitaptır.
193Ey Peygamber! O Kuranı Rûhu’l-Emîn adıyla da bilinen ve daha önceki bütün Peygamberlere ilâhî mesajı getirmiş olan vahiy meleği Cebrail getirdi.
194Senin kalbine vahiy emanetini yerleştirdi ve kıyâmete kadar gelecek bütün insanları hakikate çağırarak, gittikleri yolun sonuçları konusunda ikaz edip uyarasın diye indirdi.
195Hem de apaçık konuşup anlaştığınız Arapça bir lisanla herkes anlasın diye gönderilmiştir.
Ayet 196–197
2 ayetŞuarâ 196
Şuarâ 197
وَاِنَّهُ لَف۪ي زُبُرِ الْاَوَّل۪ينَ ١٩٦ اَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ۬ا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ١٩٧
Mushaf
Okunuş
196Veinnehû lefî zübüri-lʾevvelîn.
197Evelem yekül lehüm âyeten ey yaʿlemehû ʿulemâü benî isrâîl.
Türkçe Meal
196Bu, mesajın özü önceki kitaplarda mevcuttur.
197İsrailoğullarının bilginlerinin bunu bilmeleri, onlar için bir delil olarak yeterli değil midir?
Açıklamalı meal
196Şüphesiz bu Kur’an’ın geleceği haberi, önceki peygamberlerin ve onların kavimlerine gönderilen ilâhi kitaplarda da mevcuttur. Ve önceki ilâhi kitaplardaki vahiyleri de içermektedir.
197İsrâiloğulları içindeki Yahudi din âlimlerinin, bu Kur’an’ı duyar duymaz onun Allah kelâmı olduğu gerçeğini ve Kur’an’ın Hz. Muhammed’e indirileceği bilmesi ve bu hakîkati açıkça itiraf etmeleri, o müşrikler için Kur’an’ın, Allah tarafından vahyedildiğine yeterli bir delil değil midir?
Ayet 198–199
2 ayetŞuarâ 198
Şuarâ 199
وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلٰى بَعْضِ الْاَعْجَم۪ينَۙ ١٩٨ فَقَرَاَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ مُؤْمِن۪ينَۜ ١٩٩
Mushaf
Okunuş
198Velev nezzelnâhü ʿalâ baʿḍi-lʾaʿcemîn.
199Feḳaraʾehû ʿaleyhim mâ kânû bihî müʾminîn.
Türkçe Meal
198Eğer biz onu arap olmayan birine indirmiş olsaydık.
199O da onlara bu mesajı okusaydı anlayamadık diye buna inanmazlardı.
Açıklamalı meal
198Müşrikler inanmamak için sürekli bahane getiriyorlardı. Bir bahane olarak da “Muhammed’in dili Arapça, bu kitabı Arapça olarak o uydurdu dediler.” Eğer onu Arap olmayan ve bir tek kelime Arapça bilmeyen birine indirseydik.
199Ve bu kişi de kendi lisanı ile Kur’an’ı onlara okusaydı, müşrik ve kâfirler “Bunun dilini anlamıyoruz” diye yine bir bahane bulup ona inanmayacaklardı. İçlerinden tanıdıkları birini seçtik ki; aleyhlerine olmasın. Yine öyleyken inkâr mı ediyorlar?
Ayet 200–204
5 ayetŞuarâ 200
Şuarâ 201
Şuarâ 202
Şuarâ 203
Şuarâ 204
كَذٰلِكَ سَلَكْنَاهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۜ ٢٠٠ لَا يُؤْمِنُونَ بِه۪ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۙ ٢٠١ فَيَاْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ ٢٠٢ فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَۜ ٢٠٣ اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ٢٠٤
Mushaf
Okunuş
200Keẕâlike seleknâhü fî ḳulûbi-lmücrimîn.
201Lâ yüʾminûne bihî ḥattâ yeravu-lʿaẕâbe-lʾelîm.
202Feyeʾtiyehüm bagtetev vehüm lâ yeşʿurûn.
203Feyeḳûlû hel naḥnü münżarûn.
204Efebiʿaẕâbinâ yestaʿcilûn.
Türkçe Meal
200İşte bu Kuran suçluların kalplerine etki etmeden böylece geçip gitti.
201Acıklı azabı görünceye kadar bu Kuran’a inanmadılar.
202Ama o azap, onlara hiç beklemedikleri bir anda ansızın gelir.
203İşte o zaman onlar: Bize birazcık mühlet verilmeyecek mi? derler.
204Oysa onlar, önceden azabımızın ansızın gelmesini istemiyorlar mıydı?
Açıklamalı meal
200Biz de iman etmemekte ısrar eden ve davetimizi kabul etmediği için inatla direnen suçluların kalplerine inkâr duygusunu işte böyle yerleştirdik. Onların kalplerinde âyetlerimizin yankı bulması mümkün değildir. Bu yüzden onların hidayetleri kararmıştır.
201Onlar Kur’an’ın manasını anlar, kusursuz ifadelerinin güzelliğini tanırlar. Önceki kitaplarda bahsi geçen bu mesajın, bildirdiği mucizevi haberler ve ortaya koyduğu mükemmel inanç sitemi açısından bir benzerinin yapılamayacağını da bilirler. Fakat İnkârda ısrar edenler can yakıcı ve acıklı azabı görünceye kadar kibir, inat, haset gibi saplantıları yüzünden okuyup anlasalar da yine Kur’an’a inanmazlar.
202Sonunda o azap onları, hiç beklemedikleri bir anda ansızın ve kıskıvrak yakalayıverir.
203Bunun üzerine o zaman da inleyerek: “Bize iman etmemiz için birazcık daha süre ve fırsat tanınsa da davet edildiğimiz hayat nizamına sarılarak kendimizi düzeltebilsek” diyerek yalvarmaya başlayacaklardır. Hâlbuki onlar peygamberlerine: “Bize bahsettiğin o azap ne zaman gelecekmiş.” demiyorlar mıydı? Onlar bilmiyor mu? Azabımız onlara geldikten sonra artık mühlet yoktur. Rabbin onlara azap etmeden önce mutlaka uyarmıştır.
204Ama onlara şöyle karşılık verilecek: Onlar “Madem doğru söylüyorsun, gökten başımıza azap yağdır da görelim”, bizi tehdit ettiğin azabı çabuk getir” gibi alaylı laflar ederek azabımızın çabucak gelmesini istemiyorlar mıydı?
İlgili ayetler
200Fussilet 5
201Mü’minûn 99
202Zuhruf 66
203Şûrâ 44
204Şuarâ 187
Ayet 205–207
3 ayetŞuarâ 205
Şuarâ 206
Şuarâ 207
اَفَرَاَيْتَ اِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِن۪ينَۙ ٢٠٥ ثُمَّ جَٓاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَۙ ٢٠٦ مَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَۜ ٢٠٧
Mushaf
Okunuş
205Eferaeyte im mettaʿnâhüm sinîn.
206Ŝümme câehüm mâ kânû yûʿadûn.
207Mâ agnâ ʿanhüm mâ kânû yümetteʿûn.
Türkçe Meal
205Düşünsene bir, biz onlara yıllarca safa sürmeleri için fırsat versek de,
206Sonra da onlara vaat edilen azap başlarına gelse.
207Peki yıllarca sürmüş oldukları safa onlara ne fayda sağlar?
Açıklamalı meal
205Düşünsene o zalimlere istedikleri süreyi verip onları dünyada yıllarca refah içinde yaşatsak da bahşettiğimiz ömrün ve dünya nimetlerinin niçin verildiğini düşünüp, kıymetini bilmezler. Allah’ın davetine ve O’nun istediği hayat nizamına uymaları için yapılan çağrılara kulaklarını tıkarlar.
206Sonra bu yüzden kendilerine vaadedilen azap başlarına gelse ne dersin?
207İman etmedikleri müddetçe faydalandırıldıkları nimetler ve kaçırdıkları fırsatlar ahirette onlara ne yarar sağlayabilir? Yaşatıldıkları zevkli hayatın kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır. Aksine verilen nimetler arttıkça, hesabı da zorlaşacaktır.
Ayet 208–209
2 ayetŞuarâ 208
Şuarâ 209
وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَۗۛ ٢٠٨ ذِكْرٰى۠ۛ وَمَا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٢٠٩
Mushaf
Okunuş
208Vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ lehâ münẕirûn.
209Ẕikrâ. vemâ künnâ żâlimîn.
Türkçe Meal
208Zira biz uyarıcılar göndermediğimiz hiçbir ülkeyi helak etmedik.
209Gerçekleri hatırlatan bir uyarıcı. Yoksa biz kimseye zulmederek haksızlık edecek değiliz.
Açıklamalı meal
208Biz günah işleyen hiçbir toplumu yaratılış sebepleri olan hayat nizamına davet eden uyarıcılar göndermeden ve uyarıcılar yoluyla o halkı açık ve net bir şekilde uyarmadan helak etmeyiz.
209Onlar peygamberlerimiz tarafından sürekli ikaz edilip uyarıldılar. En azgın zâlimleri bile, cezalandırmadan önce güzelce öğüt verip uyarmışızdır Çünkü Biz hiç kimseye zerre kadar haksızlık yapmayız ve asla zalim değiliz. Onlar helak olmayı hak ettikleri için helak oldular. İşte bu yüzdendir ki, sizleri uyarmak için bu son kitabı gönderdik. Başlarına azap geldiğinde artık kendilerine ikinci bir süre tanınmayacaktır. Gerçek şu ki o durumda onlara yeniden süre verilecek olsa ve aynı uyanlar kendilerine tekrar yapılsa yine fayda etmezdi.
Ayet 210–212
3 ayetŞuarâ 210
Şuarâ 211
Şuarâ 212
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاط۪ينُ ٢١٠ وَمَا يَنْبَغ۪ي لَهُمْ وَمَا يَسْتَط۪يعُونَۜ ٢١١ اِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَۜ ٢١٢
Mushaf
Okunuş
210Vemâ tenezzelet bihi-şşeyâṭîn.
211Vemâ yembegî lehüm vemâ yesteṭîʿûn.
212İnnehüm ʿani-ssemʿi lemaʿzûlûn.
Türkçe Meal
210Hem bu Kuran’ı şeytanlar indirmiş değildir.
211Zira bu onların işi değil ve hem buna güçleri de yetmez.
212Çünkü onlar, vahyi işitmekten bile men edilmişlerdir.
Açıklamalı meal
210Onlar şaşkınlıktan ne dediklerini bilmiyorlar. Vahyettiğimiz gerçekler karşısında söyleyecek bir şey bulamıyorlar. İnanmamak için şimdi de “cinler şairlere Kur’an’ı ilham yoluyla vahyetti” mi diyorlar? Ciddi bir şekilde okuduğunuz zaman siz de göreceksiniz ki, bu Kur’an’ı şeytanlar indirmemiştir.
211Bu asılsız bir yakıştırmadır. Kur’an’ı indirmek onların yapacağı bir iş değildir. Çünkü şeytan, insanı doğru yola ve, iyiliğe değil; sapkınlığa, bozgunculuğa ve inkâra çağırır. Zaten onların ne ilmi ne de güçleri asla böyle bir şeye yetmez. Şeytanlar ve yoldaş olup şeytana uyanlar; ancak inkâr edenlere yalan yanlış şeyler fısıldar.
212Çünkü onlar Resul’e iletilmesi sırasında vahyi işitmekten ve onun içeriğine müdahale etmekten kesinlikle men edilmişlerdir. Demek ki Kur’an, kesinlikle cinler veya şairler tarafından uydurulmuş değildir. O, doğrudan doğruya Allah’tan gelen bir mesajdır.
Ayet 213–216
4 ayetŞuarâ 213
Şuarâ 214
Şuarâ 215
Şuarâ 216
فَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّب۪ينَۚ ٢١٣ وَاَنْذِرْ عَش۪يرَتَكَ الْاَقْرَب۪ينَۙ ٢١٤ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ٢١٥ فَاِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَۚ ٢١٦
Mushaf
Okunuş
213Felâ tedʿu meʿa-llâhi ilâhen âḫara fetekûne mine-lmüʿaẕẕebîn.
214Veenẕir ʿaşîrateke-lʾaḳrabîn.
215Vaḫfiḍ cenâḥake limeni-ttebeʿake mine-lmüʾminîn.
216Fein ʿaṣavke feḳul innî berîüm mimmâ taʿmelûn.
Türkçe Meal
213Sakın ola ki Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma, yoksa cezalandırılanlardan olursun.
214Ve sen önce yakın akrabalarını uyar!
215Sana tabi olan müminlere de kol kanat ger!
216Eğer sana karşı gelenler olursa onlara, ben sizin yaptıklarınızdan uzağım, de.
Açıklamalı meal
213Ey insan! Bütün bu gerçekler ortadayken sakın Allah’la beraber başka bir Rab ve ilah edinme ve onların yasalarına uyarak Allah’a şirk koşma. Allah’tan başka birtakım sahte ilâhlara da dua edip yardım talep ederek yalvarma. Aksi takdirde azabı hak edenlerden olursunuz.
214Öncelikle aileni ve en yakın akrabalarını şirkten vazgeçmeleri için uyararak tebliğe başla. Ulaşabildiğin bütün insanları Kur’an ile uyar.
215Allah’ın davetine iman edip sana uyan müminlere daima şefkat ve merhametle kol kanat gerip onları sevindir. Zorluklarla karşılaştıklarında onlara destek ver.
216Eğer yakınların uyarılardan yüz çevirip sana karşı gelirlerse onlara da de ki: “ Ben sizi uyarmakla görevliyim. Siz yaptıklarınıza devam edebilirsiniz ama ben sizin şirk inancı üzere yaptığınız her şeyden uzağım onlarla hiçbir alâkam yok. Sizin yapıp ettiklerinizden ve yapmanız gerekirken de yapmadıklarınızdan da sorumlu değilim” de.
Ayet 217–220
4 ayetŞuarâ 217
Şuarâ 218
Şuarâ 219
Şuarâ 220
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ ٢١٧ اَلَّذ۪ي يَرٰيكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ ٢١٨ وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِد۪ينَ ٢١٩ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٢٢٠
Mushaf
Okunuş
217Vetevekkel ʿale-lʿazîzi-rraḥîm.
218Elleẕî yerâke ḥîne teḳûm.
219Veteḳallübeke fi-ssâcidîn.
220İnnehû hüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Türkçe Meal
217Ve sen sınırsız güç sahibi ve sonsuz rahmet kaynağı olan Allah’a güvenip bağlan!
218Zira O, seni tek başına namaza kalktığın zaman da görür;
219Secde edenlerle birlikte namaz kılarken de hal ve hareketlerini de.
220Çünkü O, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.
Açıklamalı meal
217Sen sonsuz güç kudret ve merhamet sahibi olan yüce Allah’ a güven O’na sığın ve tevekkül et.
218Ki O nerede olursan ol kendisine ibadet için tek başına namaza kalktığın zaman seni görüyor. Ayrıca her zaman O’nun emirlerini yerine getirmeye hazır olduğunu da görüyor.
219O’nun huzurunda senin saygıyla secdeye kapananlar arasında yer aldığını ve insanları tevhide çağırdığını da bilmektedir.
220Hiç şüphesiz her şeyi hakkıyla işiten gören ve bilen O’dur. Yaptığınız her şeyden haberdardır. Senin ve sana inananların ödülünü vereceği gibi, seni yalanlayan müşriklerin cezasını da verecektir. Bu sebeple sen Allah’a güven! Allah onlara karşı sana yardım edecek ve seni zafere ulaştıracaktır.
İlgili ayetler
217Teğabun 13
218Tâhâ 132
219Kaf 40
220Hadîd 4
Ayet 221–223
3 ayetŞuarâ 221
Şuarâ 222
Şuarâ 223
هَلْ اُنَبِّئُكُمْ عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُۜ ٢٢١ تَنَزَّلُ عَلٰى كُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ ٢٢٢ يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَۜ ٢٢٣
Mushaf
Okunuş
221Hel ünebbiüküm ʿalâ men tenezzelü-şşeyâṭîn.
222Tenezzelü ʿalâ külli effâkin eŝîm.
223Yülḳûne-ssemʿa veekŝeruhüm kâẕibûn.
Türkçe Meal
221Peki şeytanların kimlere indiğini size haber vereyim mi?
222Onlar nerede bir iftiracı, nerede bir günahkâr varsa onlara inerler.
223Çünkü onlar Şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu zaten yalancıdır.
Açıklamalı meal
221Ey Peygamber! Müşriklerin “Kur’an’ı sana şeytanlar getiriyor” demesi seni üzüyor. Sen Kur’an’ı şeytandan gelen vesvese olarak niteleyen o müşriklere de ki: Ben size şeytanların asıl kimlerin başına üşüştüğünü ve hangi yanlış ve saptırıcı şeyleri ilham ettiğini bildireyim mi?
222Şeytanlar günaha boğulmuş yalancı iftiracı ve Allah hakkında asılsız şeyler söyleyen düzenbaz insanların başına üşüşürler, sonra da onları peşlerine takarlar.
223Çünkü onlar hep şeytanlara kulak verirler ve onlardan duyduklarını kendi yandaşlarına iletirler. Zaten onların çoğu zaten yalancıdırlar. Bunlar güya cinlerle, şeytanlarla irtibat kurduklarını iddia eder ve yalan yanlış iddialarını insanlara kabul ettirirler. Kendilerini özel güçlere sahip kimseler olarak takdim eder ve tıpkı kendileri gibi yoldan çıkmış kimseleri peşlerinden sürüklerler
Ayet 224–227
4 ayetŞuarâ 224
Şuarâ 225
Şuarâ 226
Şuarâ 227
وَالشُّعَرَٓاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَۜ ٢٢٤ اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ ف۪ي كُلِّ وَادٍ يَه۪يمُونَۙ ٢٢٥ وَاَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَۙ ٢٢٦ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُواۜ وَسَيَعْلَمُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ ٢٢٧
Mushaf
Okunuş
224Veşşuʿarâü yettebiʿuhümü-lgâvûn.
225Elem tera ennehüm fî külli vâdiy yehîmûn.
226Veennehüm yeḳûlûne mâ lâ yefʿalûn.
227İlle-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti veẕekerü-llâhe keŝîrav venteṣarû mim baʿdi mâ żulimû. veseyaʿlemü-lleẕîne żalemû eyye münḳalebiy yenḳalibûn.
Türkçe Meal
224Ve şairlere de ancak azgınlar uyar.
225Görmez misin ki onlar, boş kuruntu ve hayal dünyasında şaşkın şaşkın dolaşırlar.
226Ve yapmadıkları şeyleri söyler dururlar.
227Ancak iman eden, iyi ve güzel işler yapan, Allah’ı sürekli gündeminde tutan ve zulme uğradıktan sonra kendilerini savunanlar hariç. Sonunda o zalimler nasıl bir devrim ile devrileceklerini yakında anlayacaklar.
Açıklamalı meal
224Şiirlerinde abartıyı ve yalanı bolca kullanan ve cinlerden haber aldığını iddia eden şairlere gelince. Onlar şeytanlara kulak verir ve güya Kur’an’a benzer sözler söyleme gayretine girişirler. Ancak bilgisiz, bilinçsiz cahil ve kendileri gibi yoldan çıkan azgınlar onlara uyarlar. Hem kendilerini hem de başkalarını aldatmaya yatkındırlar.
225Bu tür şairler her konuda şaşkın şaşkın ve boş hayaller peşinden koşarak her konuda ahkam kesip her telden çalarlar.
226Ve onlar çoğu zaman sözlerinin tesirini artırmak için abartarak anlatmayı severler. Ayrıca, yapmadıkları ve asla yapamayacakları şeyleri de söylerler. Şair geçinen o insanlar bir gün doğru dediklerine başka gün yanlış der ve sahip olmadıkları meziyetlerle uydurup övünüp dururlar.
227Ancak gerçek şairler böyle değildir. Yaratılış sebeplerine uygun yaşamak uğrunda iman edip salih ameller işleyen, Allah’ı çokça anan ve haksızlığa uğradığında düşmana aynen karşılık veren ve hakkı şiir gibi çağının en etkili silahı ile savunanlar müstesnadır. Suçlu ve günahkârlıkta inatla direnen zalimler de onlara şiirleri ile destek veren yandaşları da kendilerinin büyük bir yıkımla nasıl alt üst edileceklerini yakında anlayacaklar.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Vâkı’a, sonra Neml indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla