Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Sure, adını birinci ayetten almıştır.
Nüzul Zamanı: İbn Abbas, surelerin nüzul zamanına göre tertibini belirlerken, Taha, Vakıa ve Şuara surelerinin peşisıra nazil olduğunu ifade eder. (El-Itkan, Suyuti). İkrime de aynı görüştedir. (Delail’il-Nübüvve, Beyhaki)
Bu görüş, Hz. Ömer’in İslâm’ı kabul etmesi olayını hikaye eden rivayeti teyid etmektedir. İbn Hişam’ın İbn İshak’tan naklettiğine göre, bir gün Hz. Ömer kızkardeşinin evine gider. Bu esnada evde Taha Suresi okunmaktadır. Hz. Ömer’in geldiğini görünce hemen Kur’an sayfalarını saklarlar. Hz. Ömer, ne okuduklarını sorar ve eniştesinin çekinmeden cevap vermesine karşı, O’na vurur, kızkardeşi de kocasını savunmak için aralarına girince Hz. Ömer O’na da vurur. Ve O da yaralanır, başından kanlar akmaya başlar, Hz. Ömer kızkardeşinin bu halini görünce pişman olur ve sakladıkları sayfaların içinde ne yazdığını görebilmek için onlara bakmayı ister. Bu isteği üzerine kızkardeşi Hz. Ömer’e “Sen müşrik olduğun için necis sayılırsın” demiş ve sözlerine şunları eklemiştir. “Kuşkusuz O’na sadece temiz olan dokunabilir.” Hz. Ömer de yıkandıktan sonra sayfaları almış ve sonra okumuştur. Bu rivayetten daha önce Vakıa Suresi’nin nazil olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu ayet Vakıa Suresi’ndedir. Ayrıca Hz. Ömer’in, Habeşistan hicretinden sonra risaletin 5. yılında Müslüman olduğu bilinmektedir.
Konu: Bu sure, Tevhid, Ahiret ve Kur’an hakkında Mekkeli müşriklerin itirazlarına bir reddiyedir. Onların en önemli itirazı, kıyametin vukuu, kainat nizamının alt-üst olmasından sonra yeniden diriliş, va’dolunan mizan, hesap günü ve tüm bunların sonunda ceza (Cehennem) veya mükafat (Cennet)hakkındadır. Onların “hayal” olarak niteledikleri bu konularla ilgili itirazlarına karşı şöyle cevap verilmiştir: “Bu anlatılanların hepsi gerçekleşecek ve o zaman hiç kimse bunları yalanlama cesaretini gösteremeyecektir. Kıyametin gelişini kimse engelleyemeyeceği gibi, inkar da edemeyecektir. İşte o gün insanlar üç gruba ayrılır. 1) Sabikûn 2 Salihûn 3) Hayatlarının son anına kadar ahireti inkar eden, şirk, küfür ve büyük günahları hiç çekinmeden işleyen Kafirûn. Bu üç gruba da nasıl muamele edileceği 7. ayetten 56. ayete kadar açıklanmıştır.
57-74. ayetlerde İslâmiyet’in Sadakat ve Hakkaniyet ilkeleri hakkında, kafirlerin inkarlarına karşı arka arkaya deliller getirilmiştir. Çünkü onlar, Tevhid, Ahiret ve Kıyamet’in vukuunu inkar ediyorlardı. Söz konusu deliller, yeryüzündeki diğer unsurları ele almayıp sadece insanoğlunun vücuduna dikkat çekmektedir. İnsanın yediği yiyeceklere, içtiği suya ve yemek pişirmek için kullandığı ateşe telmihte bulunularak insanlar, düşünmeleri için ikaz edilmektedir. “Allah sizleri yarattı ve hayatınızı devam ettirebilmeniz için gereken herşeyi verdi. Buna rağmen, O’nun hakkında Allah bu kainatı yaratmıştır ama yeniden diriltmekten acizdir şeklindeki düşüncelere nasıl inanabilirsiniz?”
78-82. Ayetlerde de kafirlerin Kur’an hakkındaki şüpheleri cevaplandırılmıştır. Ve bunlara, “Ey Bedbahtlar! Sizler, bunca nimet için şükretmeniz gerekirken, tam aksine bu nimetleri size vereni yalanlıyorsunuz” denilerek ikaz edilmektedirler. Kur’an’ın hak oluşu ile ilgili, kısa cümleyle sağlam deliller öne sürülerek şöyle buyurulmuştur: “Şayet Kur’an’da anlatılanları düşünürseniz, onun tıpkı kainatın, yıldızların, gezegenlerin, vs. dayandıkları gibi muhkem bir sisteme dayalı olduğunu görür ve sonuçta kainatı yaratan ile Kur’an’ı indiren Zat’ın aynı olduğu gerçeğini açıkça kavrarsınız.” “Ayrıca Kur’an’ın Levh-i Mahfuz’da olduğu ve her türlü kötü mahluktan korunduğu zikredilmektedir. Yani Rasulullah’a vahiy getiren pâk ve temiz meleklerden başkası ona dokunamaz.
Son olarak, insanın ne kadar gururlanırsa gururlansın neticede öleceği ve ölüm karşısında çaresiz olduğu vurgulanarak, kafirler ikaz edilmişlerdir. Annenizi, babanızı ve çocuklarınızı ölümden kurtaramıyor, sevdiğiniz şeyh, lider ve önderlerin ölümünü onlardan savamıyorsunuz.
Hepsinin de gözlerinizin önünde ölmelerine rağmen, elinizden bir şey gelmiyor. Şayet üstünüzde sizlere hükmeden ve sizleri idare eden bir zatın varlığına inanmıyor ve kendinize çok güveniyorsanız, görüyorsunuz ki, bunun karşısında çaresizsiniz. İşte ceza ve mükafat verileceği va’dolunan hesap gününde de bu şekilde çaresiz olacaksınız. O günün gelişini engelleyemezsiniz. İnansanız da inanmasanız da o gün geldiğinde herkes yaptıklarının karşılığını görecektir. Mukarrebler, salihler, o gün için ne hazırlamışlarsa göreceklerdir. Kafirler de kötü akıbetlerinden kurtulamayacaklardı
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–3
3 ayetVâkı’a 1
Vâkı’a 2
Vâkı’a 3
اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ ١ لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌۢ ٢ خَافِضَةٌ رَافِعَةٌۙ ٣
Mushaf
Okunuş
1İẕâ veḳaʿati-lvâḳiʿah.
2Leyse livaḳʿatihâ kâẕibeh.
3Ḫâfiḍatür râfiʿah.
Türkçe Meal
1Gerçekleşmesi kesin olan gelip çatınca.
2Artık onun gerçekliğini yalanlayacak kimse kalmayacak.
3O, kimini alçaltacak kimini yükseltecek.
Açıklamalı meal
1Dünyanın ölüm vakti olan Kıyamet kesin ve kaçınılmaz bir şekilde geldiği zaman onu inkâr etmek ne mümkün.
2Artık O saatten sonra onun gerçekleşmesini ve kâfirlerin dünyasının yıkılışını yalanlayabilen ve inkâr edebilen hiç kimse çıkmaz. Andolsun ki dünyanın sonunun gelip parçalanmaya başladığı gün; kıyameti inkâr edecek kimseyi bulamazsın. O gün herkesin gerçek değeri anlaşılacak. Fakat son pişmanlık fayda vermeyecektir.
3O kıyâmet koptuğunda, amelleri nedeniyle zâlimleri alçaltıp rezil eder ve ateşe koyar. Müminlerin de itibarını yükseltip vezir eder ve cennete koyar. Sonunda her insanın gerçek konumu ortaya çıkar. O gün, münafıklar ve azgınlar yenilgiye uğramış, mücahit ve muttaki kullar ise imrenilecek makamlara ulaşmış olacaklardır.
Ayet 4–26
23 ayetVâkı’a 4
Vâkı’a 5
Vâkı’a 6
Vâkı’a 7
Vâkı’a 8
Vâkı’a 9
Vâkı’a 10
Vâkı’a 11
Vâkı’a 12
Vâkı’a 13
Vâkı’a 14
Vâkı’a 15
Vâkı’a 16
Vâkı’a 17
Vâkı’a 18
Vâkı’a 19
Vâkı’a 20
Vâkı’a 21
Vâkı’a 22
Vâkı’a 23
Vâkı’a 24
Vâkı’a 25
Vâkı’a 26
اِذَا رُجَّتِ الْاَرْضُ رَجًّاۙ ٤ وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّاۙ ٥ فَكَانَتْ هَبَٓاءً مُنْبَثًّاۙ ٦ وَكُنْتُمْ اَزْوَاجًا ثَلٰثَةًۜ ٧ فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ ٨ وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ ٩ وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ ١٠ اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ ١١ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ١٢ ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ١٣ وَقَل۪يلٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ١٤ عَلٰى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍۙ ١٥ مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِل۪ينَ ١٦ يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ ١٧ بِاَكْوَابٍ وَاَبَار۪يقَ وَكَاْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ١٨ لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ ١٩ وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ ٢٠ وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ ٢١ وَحُورٌ ع۪ينٌۙ ٢٢ كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ ٢٣ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٢٤ لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا وَلَا تَاْث۪يمًاۙ ٢٥ اِلَّا ق۪يلًا سَلَامًا سَلَامًا ٢٦
Mushaf
Okunuş
4İẕâ rucceti-lʾarḍu raccâ.
5Vebüsseti-lcibâlü bessâ.
6Fekânet hebâem mümbeŝŝâ.
7Veküntüm ezvâcen ŝelâŝeh.
8Feaṣḥâbü-lmeymeneti mâ aṣḥâbü-lmeymeneh.
9Veaṣḥâbü-lmeşʾemeti mâ aṣḥâbü-lmeşʾemeh.
10Vessâbiḳûne-ssâbiḳûn.
11Ülâike-lmüḳarrabûn.
12Fî cennâti-nneʿîm.
13Ŝülletüm mine-lʾevvelîn.
14Veḳalîlüm mine-lʾâḫirîn.
15Alâ sürurim mevḍûneh.
16Müttekiîne ʿaleyhâ müteḳâbilîn.
17Yeṭûfü ʿaleyhim vildânüm müḫalledûn.
18Biekvâbiv veebârîḳa vekeʾsim mim meʿîn.
19Lâ yüṣaddeʿûne ʿanhâ velâ yünzifûn.
20Vefâkihetim mimmâ yeteḫayyerûn.
21Velaḥmi ṭayrim mimmâ yeştehûn.
22Veḥûrun ʿîn.
23Keemŝâli-llüʾlüi-lmeknûn.
24Cezâem bimâ kânû yaʿmelûn.
25Lâ yesmeʿûne fîhâ lagvev velâ teʾŝîmâ.
26İllâ ḳîlen selâmen selâmâ.
Türkçe Meal
4Yeryüzü şiddetli bir şekilde sarsıldığında.
5Dağlar paramparça olup.
6Toz duman haline geldiğinde.
7İşte o zaman siz de üç gruba ayrılmış olacaksınız.
8Amel defteri sağdan verilenler. Ama ne büyük bir bahtiyarlık!
9Amel defteri soldan verilenler. Ama ne felaket bir bedbahtlık!
10Bir de iman ve hayırda başı çeken öncüler!
11İşte bunlar, Allah’a en yakın olanlardır.
12Onlar nimetlerle dolu cennetlerde olacaklar.
13Cennettekilerin çoğu önceki gruptan.
14Birazı ise sonraki öncü gruptan olacak.
15Onlar mücevherlerle süslenmiş tahtlar üzerine.
16Yaslanmış olarak karşı karşıya oturacaklar.
17(17-18) Doldurulmuş sürahiler ve kâseler ile ölümsüz gençler onların etrafında pervane olacaklar.
18(17-18) Doldurulmuş sürahiler ve kâseler ile ölümsüz gençler onların etrafında pervane olacaklar.
19İçtiklerinden ne başları ağrıyacak ne de taşkınlık edip saçmalayacaklar.
20Beğendikleri her türden meyveler.
21Canlarının çektiği kuş etleri.
22Kusursuz bakışlı güzel eşler.
23Sedefteki inci gibi.
24Önceden yaptıklarının bir ödülü olarak.
25Orada ne kötü bir söz işitecekler ne de günaha sokan bir söz.
26İşittikleri yalnızca selam, hep selam.
Açıklamalı meal
4Yer şiddetli bir sarsıntıyla yerinden oynayıp sarsıldığı zaman.
5Sağlam bilinen dağlar un ufak olup parçalandığı zaman
6Ve parçalanan dağların havada dağılıp uçuşan toz duman haline geldiği zaman.
7Siz de hesaba çekilip, derecenize göre o zaman üç gruba ayrılacaksınız.
8İşte davet edildiklerine iman eden ve amel defterleri sağ taraflarından verilecek olan birinci gruptaki iyi insanlar var ya. Onlar Allah’ın istediği şekilde yaşayarak âhiret mutluluğuna erdikleri için ne kadar da mutludurlar. İşte o sağduyulu hareket edip hayırlı sonuca kavuşan mübarek topluluğa “Ashabı Meymene” adı verilir. Onlar Allah’a inanmaları ve Allah’ın yasalarına uyarak yaşamalarının mükâfatıyla sevinç içindedirler.
9Allah adına davet edildikleri hayat nizamını reddedip, şirk ve küfür bataklığı içinde yaşamayı seçen ikinci gruptaki kötü insanlara gelince. Amel defterleri sol taraflarından verilecek olan o kötü ve cehennemlik insanların vay hâline. Onlar Ashabı Meşe’me adı verilen imansız, ahlâksız vicdansız ve insanı yücelten değerlerden uzak insanlardır. Onlar Cehennemin sıcaklığını hissettikçe korkularından ne yapacaklarını şaşırırlar.
10Ve en seçkin olan üçüncü gruptakiler inançlarına sadakat göstererek Allah’ı razı edecek amellerde, imanda ve hayırda öne geçenlerdir. Onlar sınırlarını Allah’ın belirlediği hayatı yaşamak ve yaşatmak uğrunda malları ve canları ile cihat ederler ve yüksek derecelere sahip olduklarından dolayı, cennette de en önde olanlardır. Asıl hedefe varanlar ise, işte onlardır. Onların ardından da peygamberlere iman eden ve ilahi emirlere göre yaşayan diğer tevhit ehli müminler cennete gireceklerdir.
11İşte onlar dünyada en zor zamanlarda, davasına canla, malla yakın durdukları için yarışta öne geçen ve en yüce makama erişip Allah’a ve müjdeli vaadine yaklaştırılmış olanlardır.
12Onlar sonsuz nimetlerin olduğu cennet bahçelerinde esenlik ve mutluluk içinde ağırlanırlar. İşte bu en önde koşarak öncülük edenler, cennetin kendileri için hazırlanmış olan en güzel yerlerinde nimetler içinde yaşayacaklardır.
13Önde olanların çoğu Allah’ın dinine herkesten önce girip omuz verenlerden ya da önceki geçmiş ümmetlerdendir.
14Ve önde olanlardan az bir grupta Din’e sonradan girip omuz veren, bu haklı ve hayırlı harekete geç katılsa da büyük fedakârlık ve yararlılık gösteren sonraki ümmetlerdendir.
15Dünyada şanı, şöhreti ellerinin tersiyle iten ve Hakka hayra öncülük eden cihat ehli seçkin mü’minler, cennetlerde mücevherlerle özenle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
16Onların dünyadaki bu tevhit mücadelelerinin karşılığı olarak mutlulukları her hallerinden bellidir. Karşılıklı oturup koltuklara yaslanırlar ve tarifsiz mutluluklar içinde sohbete dalarlar.
17Cennette onların etraflarında sonsuza dek hizmetkârları olarak yaratılmış gençler dolaşırlar.
18Sürekli genç kalan hizmetçiler Main çeşmesi olarak bilinen tertemiz cennet pınarlarından doldurulmuş tarifsiz güzellikte testiler, ibrikler ve billur kadehlerle dolaşıp içecekler ikram ederler.
19Kana kana içtikleri, cennete özel bu içecekler ne baş ağrısı yapar ne de başlarını döndürüp sarhoşluk verir.
20Bir de beğenip seçtikleri ve hoşlarına giden her türlü meyvalar servis edilir.
21Ve canlarının çektiği her cinsten iştah verici ve lezzetli kuş etleri istedikleri anda kendilerine ikram edilir.
22Orada onlar için kusursuz bakışlı iri gözlü eşler ve arkadaşlar vardır.
23O narin ve göz alıcı eşler sedefler içinde saklı ve gün yüzü görmemiş inciler gibi tertemizdir.
24İşte bütün bunlar, mü’minlerin vaktiyle zor şartlarda yaptıkları güzel davranış ve amellere karşılık mükâfat olarak verilir. Onlar dünya hayatında Allah için yaptıklarının karşılığını almışlardır.
25Onlar cennette ne boş bir söz ne de insanları günaha sokacak çirkin söz işitirler.
26Orada işittikleri tek söz: “ artık ebedi mutluluğa ve selamete erdiniz, size esenlikler, size mutluluklar anlamına gelen “Selâm size ey cennetlikler selâm, mutluluk ve esenlik içinde sonsuza dek yaşayın” sözüdür. Ve yalnızca cennete kavuşmanın iç huzurunu yaşarlar.
Ayet 27–40
14 ayetVâkı’a 27
Vâkı’a 28
Vâkı’a 29
Vâkı’a 30
Vâkı’a 31
Vâkı’a 32
Vâkı’a 33
Vâkı’a 34
Vâkı’a 35
Vâkı’a 36
Vâkı’a 37
Vâkı’a 38
Vâkı’a 39
Vâkı’a 40
وَاَصْحَابُ الْيَم۪ينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَم۪ينِۜ ٢٧ ف۪ي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ ٢٨ وَطَلْحٍ مَنْضُودٍۙ ٢٩ وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ ٣٠ وَمَٓاءٍ مَسْكُوبٍۙ ٣١ وَفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍۙ ٣٢ لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ ٣٣ وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ ٣٤ اِنَّٓا اَنْشَاْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ ٣٥ فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًاۙ ٣٦ عُرُبًا اَتْرَابًاۙ ٣٧ لِاَصْحَابِ الْيَم۪ينِۜ۟ ٣٨ ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ٣٩ وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ٤٠
Mushaf
Okunuş
27Veaṣḥâbü-lyemîni mâ aṣḥâbü-lyemîn.
28Fî sidrim maḫḍûd.
29Veṭalḥim menḍûd.
30Veżillim memdûd.
31Vemâim meskûb.
32Vefâkihetin keŝîrah.
33Lâ maḳṭûʿativ velâ memnûʿah.
34Vefüruşim merfûʿah.
35İnnâ enşeʾnâhünne inşââ.
36Feceʿalnâhünne ebkârâ.
37Uruben etrâbâ.
38Liaṣḥâbi-lyemîn.
39Ŝülletüm mine-lʾevvelîn.
40Veŝülletüm mine-lʾâḫirîn.
Türkçe Meal
27Amel defteri sağdan verilenler. Ne büyük bir bahtiyarlık!
28Onlar dalbastı kiraz ağaçları...
29Salkım salkım muz ağaçları altında.
30Genişçe yayılmış koyu bir gölgede...
31Şırıl şırıl akan suların başlarında oturacaklar.
32(32-33) Bitip tükenmeyen ve yasaklanmamış bin bir çeşit meyveden yiyecekler.
33(32-33) Bitip tükenmeyen ve yasaklanmamış bin bir çeşit meyveden yiyecekler.
34Ve onlar için ayrıca nadide eşler vardır.
35Biz, onları yeniden bambaşka özelliklerde yaratacağız.
36Onların hepsi el değmemiş.
37Eşlerine düşkün denk ve uyumlular.
38Bütün bunlar amel defteri sağdan verilenler için.
39Onların bir kısmı önceki gruptan.
40Bir kısmı da sonraki öncü gruptan olacaktır.
Açıklamalı meal
27Davet edildikleri hayat nizamına iman edip, onu yaşama gayreti içinde orta yolu izleyen ve öncülerin arkasından gelen sağdakilere gelince. Onlar sağduyulu hareket edip Allah’ın istediği şekilde yaşayarak âhiret mutluluğuna erenlerdir. “Ashab-ı Yemin” ve iyi insanlar olarak bilinen, bu sağdakiler ne kadar da bahtiyar ve mutludurlar. İşte bu hesabı sağ taraflarından görülenler ve hayır yarışında öncülere tâbi olanlar bunlardır.
28Onlar için de ebedi nimetler vardır. İşte bunlardan bazıları; Dikensiz kiraz ağaçları
29Meyveleri salkım salkım olmuş insanın iştahını açan muz ağaçları,
30Ve bu ağaçların yanında dinlenip serinlenecekleri ve sonsuz mutluluğu tadacakları uzun gölgeliklerde sefa sürecekler.
31Hemen yanı başında sürekli çağlayarak akan serinletici ırmak sularının kenarındadırlar.
32Ve kiraz, muz gibi her türlü cinsten meyve ağaçlarıyla donatılmış mis kokulu cennet bahçeleri arasında mutlu ve keyifli bir zaman geçirirler.
33Hiç tükenmeyen ve hiçbiri yasaklanmayan sayısız nimetler arasındadırlar.
34Bu meyve bahçesinde eşleriyle beraber kabartılmış yüksek koltuklar üzerinde oturup bahtiyar olacaklar.
35O eşler, Müslüman olarak vefat eden ve Allah’ın izniyle cennete giren eşlerdir. Gerçekten biz bütün hurileri ruh ve beden olarak cennete uygun şekilde ve yepyeni bir yaratılışla ve her türlü kusurdan uzak yaratırız. Onları, gençliği ve çekiciliği pörsümeyen kimseler yaparız.
36Onları gözleri eşlerinden başkasını görmeyen ve kin, kıskançlık, bıkkınlık gibi ruhsal eksiklikleri bulunmayan ve el sürülmemiş tertemiz olarak yarattık.
37Ayrıca onları eşlerine karşı sevgi dolu çok düşkün ve kendileriyle yaşıt uyumlu güzeller olarak yarattık.
38Bütün bunlar öncülere tâbi olup, orta yolu izleyen ve onların arkasından giden sağ ashabı içindir. Yani Ashab-ı Yemin” adı verilen ve cennetle müjdelenip amel defteri sağ taraftan verilen iyi insanlar içindir.
39Kurtuluşa erenlerin bir kısmı sizden önceki nesillerden olan ümmetlerdendir.
40Bir kısmı da sizden sonraki ahir zaman ümmetinden olacaktır.
Ayet 41–48
8 ayetVâkı’a 41
Vâkı’a 42
Vâkı’a 43
Vâkı’a 44
Vâkı’a 45
Vâkı’a 46
Vâkı’a 47
Vâkı’a 48
وَاَصْحَابُ الشِّمَالِۙ مَٓا اَصْحَابُ الشِّمَالِۜ ٤١ ف۪ي سَمُومٍ وَحَم۪يمٍۙ ٤٢ وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍۙ ٤٣ لَا بَارِدٍ وَلَا كَر۪يمٍ ٤٤ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَف۪ينَۚ ٤٥ وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظ۪يمِۚ ٤٦ وَكَانُوا يَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ٤٧ اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ ٤٨
Mushaf
Okunuş
41Veaṣḥâbü-şşimâli mâ aṣḥâbü-şşimâl.
42Fî semûmiv veḥamîm.
43Veżillim miy yaḥmûm.
44Lâ bâridiv velâ kerîm.
45İnnehüm kânû ḳable ẕâlike mütrafîn.
46Vekânû yüṣirrûne ʿale-lḥinŝi-lʿażîm.
47Vekânû yeḳûlûne eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev veʿiżâmen einnâ lemebʿûŝûn.
48Eveâbâüne-lʾevvelûn.
Türkçe Meal
41Amel defteri soldan verilenler. Ne felakettir onların sonu!
42Onlar orada kavurucu bir ateş ve kaynar su içinde.
43(43-44) Serinlik ve rahatlık vermeyen kapkara bir duman içinde nefessiz kalacaklar.
44(43-44) Serinlik ve rahatlık vermeyen kapkara bir duman içinde nefessiz kalacaklar.
45Çünkü onlar, bundan önce refah içinde şımarıp azmışlardı.
46O büyük günah üzerinde ısrar etmiştiler.
47“Ya biz ölüp, toprağa karışıp çürümüş bir kemik yığını haline geldikten sonra yeniden mi diriltileceğiz?” diyorlardı.
48Üstelik ölmüş gitmiş atalarımız da, öyle mi?
Açıklamalı meal
41Allah’ın razı olmadığı bir hayat yaşadıkları için amel defterleri sol taraflarından verilenlere gelince onlar ne kadar da bedbahttırlar. Ashab-ı Şimal adı verilen o kötü insanların vay hâline. Onlar kendilerine yazık etmişlerdir. Yeryüzünde yaşarken ayetlerimize karşı çıkmışlar. Sağduyulu hareket etmeyip yasalarımıza uymamışlardır. İnsanların yasalarına uyarak, kullara kulluk etmişlerdir. Sürekli yeryüzünde haksızlık yaparak bozgunculuk yapmışlar, haktan adaletten yana olmamışlardır.
42O nankör ve inatçılar, cehennemde iliklerine kadar işleyen kavurucu ve zehirli bir ateşin sıcağı ile kavrulurken bir yandan da kaynar sular içirilerek cezalandırılırlar.
43Ve kapkara boğucu bir dumanın gölgesi altında azap çekerek kıvranıp duracaklardır. Onlar cehennem sıcağından kurtulmak için gölgelik ararlar. Onların gölgeliği, cehennem ateşinin üzerindeki kara dumanlardır.
44Ki o, cehennem ne fayda verip serinletir ne de ferahlatıcı bir gölgeliktir. Orada yürekleri dağlayan bir umutsuzluk içinde yanıp duracaklardır.
45Bütün bunların sebebi ne? Çünkü onlar dünyada iken verilen nimetleri veriliş amacı dışında kullanıp, lüks ve sefahat içinde şımarmışlardı. Allah’ın kendilerine bahşettiği nimetleri, yalnızca dünya hayatı için ölçüsüzce kullanmışlardı. Bunu yaparken varlıklarına güvenmişlerdi. Şimdi yaptıkları her şey ateş olup onları kuşattı. Böyle olacağını düşünmüyorlardı.
46Uyarılara rağmen Allah’a ortak koşma, adam öldürme, hırsızlık, yalancı şâhitlik, ana babaya isyan, dolandırıcılık, zina, fuhuş, içki, kumar Allah’a eş ve ortak koşma, gibi büyük günahları işlemekte ısrar ediyorlardı. Ve Allah’a karşı nankörlük edip azgınlaşarak Allah’ın koyduğu sınırları tanımamışlar, kendileri nizamlar kurup hükümler koyarak, sınırları kendileri oluşturmuşlardı. Kısacası günah olarak, ne varsa işlemişlerdi.
47Ve ilahî adaleti inkâr ederek “ Ne yani, biz ölüp toprak olup ve çürümüş kemik yığınına geldikten sonra yeniden mi diriltilecekmişiz ve hesaba çekilecekmişiz?” diye alay ederek dolaşırlardı.
48Ve yoksa bizimle beraber bizden önceki ölmüş olan atalarımız da mı diriltilecek?” diye Kur’an’ın çağrısını alay konusu yaparlardı.
İlgili ayetler
Ayet 49–56
8 ayetVâkı’a 49
Vâkı’a 50
Vâkı’a 51
Vâkı’a 52
Vâkı’a 53
Vâkı’a 54
Vâkı’a 55
Vâkı’a 56
قُلْ اِنَّ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَۙ ٤٩ لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى م۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ ٥٠ ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّٓالُّونَ الْمُكَذِّبُونَۙ ٥١ لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍۙ ٥٢ فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ ٥٣ فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَم۪يمِۚ ٥٤ فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْه۪يمِۜ ٥٥ هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ٥٦
Mushaf
Okunuş
49Ḳul inne-lʾevvelîne velʾâḫirîn.
50Lemecmûʿûne ilâ mîḳâti yevmim maʿlûm.
51Ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.
52Leâkilûne min şecerim min zeḳḳûm.
53Femâliûne minhe-lbüṭûn.
54Feşâribûne ʿaleyhi mine-lḥamîm.
55Feşâribûne şürbe-lhîm.
56Hâẕâ nüzülühüm yevme-ddîn.
Türkçe Meal
49De ki:
– Hiç şüpheniz olmasın ki öncekiler de sonrakiler de diriltilecek.
50Ve hepsi belli bir günün, belli bir vaktinde bir araya toplanacaklar.
51Sonra siz ey sapkın yalancılar!
52Elbette siz de yiyeceksiniz o zakkum ağacından!
53Karınlarınızı onunla doyuracak.
54Üzerine de kaynar sudan içeceksiniz.
55Hem de susuzluktan kavrulmuş develer gibi ona saldıracaksınız!
56İşte budur hesap günü onlara verilecek ziyafet!
Açıklamalı meal
49Ey Peygamber! Sen ahiret uyarılarına böyle alaycı bir dille karşılık verip bedbaht olmayı hak edenlere şunu söyle: “Şüphesiz hem önceki devirlerde yaşamış olan nesiller hem sonrakiler de elbette diriltilecek.
50Evet geçmişteki ve gelecekteki herkes diriltilecek ve zamanı sadece Allah tarafından belirlenen bir günde, O’nun huzurunda buluşmak üzere ve yaşamınızın hesabını vermek için mutlaka bir araya toplanacaksınız.
51Sonra onlara şöyle denilecek: Siz ey dünya hayatını müşrik ve kâfir olarak yaşayıp, doğru yoldan sapanlar. Ey Allah’ın âyetlerini ve diriliş gerçeği olan bugünü yalan sayanlar!
52Unutmayınız burası cehennem. Zalimleri bekleyen öldürücü ve zehirli zakkum ağacının meyvesinden ceza olarak kesinlikle yiyeceksiniz.
53Böylece karınlarınızı o cehennem meyvesi ile tıka basa dolduracaksınız.
54Onun üzerine de susayacaksınız ama serinlemek ve acınızı dindirmek umuduyla, iç organları paramparça eden kaynar sudan içeceksiniz ve içtikçe daha da perişan olacaksınız.
55Üstelik öyle bir içeceksiniz ki uzun çöl yolculuğundan gelip te susuzluktan kavrulmuş develerin suya saldırdığı gibi hararetle içecek, içtikçe susayacak ve susadıkça bir daha içeceksiniz. Sonra yine ateşe döneceksiniz ve bu durum, sonsuza dek böyle sürüp gidecek.
56İşte ceza günü onlara sunulacak bol acılı, ziyafet ve azap sofrası budur. Hesap Günü Allah’ın davetini umursamayıp, âhiret hayatını görmezden gelenler işte bununla karşılaşacak ve ebedî olarak cehennemde kalacaklar. O hâlde, ey insanlar, bu feci akıbete uğramak istemiyorsanız, her an gözünüzün önünde cereyan eden şu mucizelere bakıp Rabbinize yönelin.
Ayet 57–60
4 ayetVâkı’a 57
Vâkı’a 58
Vâkı’a 59
Vâkı’a 60
نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ۟ ٥٧ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تُمْنُونَۜ ٥٨ ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ ٥٩ نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَۙ ٦٠
Mushaf
Okunuş
57Naḥnü ḫalaḳnâküm felevlâ tüṣaddiḳûn.
58Eferaeytüm mâ tümnûn.
59Eentüm taḫlüḳûnehû em naḥnü-lḫâliḳûn.
60Naḥnü ḳaddernâ beynekümü-lmevte vemâ naḥnü bimesbûḳîn.
Türkçe Meal
57Sizi biz yarattık hala bu gerçeği tasdik etmeyecek misiniz?
58Yumurta ve spermi/hayat tohumunu hiç düşünmüyor musunuz?
59Onu yaratıp insan haline getiren siz misiniz yoksa biz miyiz?
60(60-61) Aranızdaki ölüm yasasını koyan biziz! Biz sizi yok edip yerinize size benzer başkalarını getirmeyi veya sizi bilemeyeceğiniz şekil ve vasıfta yeniden yaratmayı dileyecek olsak bize hiç kimse engel olamaz.
Açıklamalı meal
57Ey insanlar! Ahirette bu sonucu yaşamak istemiyorsanız, şu sorular üzerinde bir kere daha düşünün. Sizi hiç yoktan biz yarattık. Biz yaşatıyoruz ve yaşamanız için gereken bütün nimetleri de Biz veriyoruz. Bütün bunları görüp bildikten sonra ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ gerçeğini, yeniden dirilişi ve yaratıcınızın hükmünün en doğru, en güzel hüküm olduğunu kabul etmeyecek misiniz? Sizi yaratanın Allah olduğunu bildiğiniz halde niçin kıyamet ve ahiret uyarısını alaya alıyorsunuz? Hâlâ bu gerçeği düşünüp de aklınızı kullanarak yaratılış sebebiniz olan hayat nizamına dönmeyecek misiniz?
58Muhteşem bir tevhid ve yaratılış mucizesi olarak; rahimlere akıttığınız meniyi hiç düşünmez misiniz?
59Onu rahimde çeşitli aşamalardan geçirerek siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz? O bir damla suyu, insan haline dönüştüren siz misiniz, yoksa Biz miyiz? Hâlâ anlamayacak mısınız?
60Aranızda ölümü şaşmaz bir plân çerçevesinde biz takdir ettik ve her doğanın ölmesi gösteriyor ki ölüm konusunda bizim önümüze hiç kimse ve hiçbir güç geçemez.
Ayet 61
1 ayetVâkı’a 61
عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ ف۪ي مَا لَا تَعْلَمُونَ ٦١
Mushaf
Okunuş
61Alâ en nübeddile emŝâleküm venünşieküm fî mâ lâ taʿlemûn.
Türkçe Meal
61(60-61) Aranızdaki ölüm yasasını koyan biziz! Biz sizi yok edip yerinize size benzer başkalarını getirmeyi veya sizi bilemeyeceğiniz şekil ve vasıfta yeniden yaratmayı dileyecek olsak bize hiç kimse engel olamaz.
Açıklamalı meal
61Ey insanlar! Dünyada imtihanın devamı için dilediğimiz takdirde sizi yok edip yerinize benzerlerinizi getirmeye ve mahiyetini bilmediğiniz bir şekilde ve bilmediğiniz bir âlemde, sizi yeniden yaratmaya elbette ki gücümüz yeter. Sınırsız ilim ve gücümüzle yeniden yaratma konusunda da kimse bizim önümüze geçemez.
Ayet 62
1 ayetVâkı’a 62
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُو۫لٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ ٦٢
Mushaf
Okunuş
62Veleḳad ʿalimtümü-nneşʾete-lʾûlâ felevlâ teẕekkerûn.
Türkçe Meal
62– Siz, ilk olarak nasıl yaratıldığınızı pekâlâ biliyorsunuz, öyleyse tekrar yaratmaya muktedir olduğumuzu niçin düşünmüyorsunuz?
Açıklamalı meal
62Andolsun ki ana rahminden dünyaya doğup ilk yaratılışı, yaşayarak gördünüz. Ve Allah’ın sizi, yoktan yarattığı gerçeğini gayet iyi biliyorsunuz. O halde Allah’ın sizi tekrar yaratıp diriltmeye de kâdir olduğunu düşünüp ibret almanız ve bunun ilk yaratılışa göre daha kolay olabileceğini kabul etmeniz gerekmez mi? Buna rağmen niçin yeniden yaratılacağınıza inanmaktan ve Hesap Günü’nü kabul etmekten kaçınıyorsunuz? Etrafınızdaki olaylardan ibret alıp ona göre yaşamanız, yasalarımıza uymanız gerekmez mi?
Ayet 63–67
5 ayetVâkı’a 63
Vâkı’a 64
Vâkı’a 65
Vâkı’a 66
Vâkı’a 67
اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَۜ ٦٣ ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ ٦٤ لَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ٦٥ اِنَّا لَمُغْرَمُونَۙ ٦٦ بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٦٧
Mushaf
Okunuş
63Eferaeytüm mâ taḥruŝûn.
64Eentüm tezraʿûnehû em naḥnü-zzâriʿûn.
65Lev neşâü leceʿalnâhü ḥuṭâmen feżaltüm tefekkehûn.
66İnnâ lemugramûn.
67Bel naḥnü maḥrûmûn.
Türkçe Meal
63– Toprağa ektiğiniz tohumu hiç düşündünüz mü?
64– Onları büyütüp yeşerten siz misiniz; yoksa biz miyiz?
65– Biz dileseydik onu çerçöp haline getirirdik, o zaman da siz şaşkınlık ve çaresizlik içinde:
66(66-67) -Eyvah mahvolduk borca battık, varımızı yoğumuzu kaybettik, diye sızlanırdınız.
67(66-67) -Eyvah mahvolduk borca battık, varımızı yoğumuzu kaybettik, diye sızlanırdınız.
Açıklamalı meal
63Şu toprağa ektiğiniz tohumun harika içeriğini ve nasıl çatlayıp filiz verdiğini gördünüz mü? Tohuma bir bakıp da düşünün bakalım.
64Suyun yağmur olup yağmasını sağlayarak onu topraktan yeşertip büyüten, türlü nimetler veren siz misiniz, yoksa biz miyiz?
65Şayet uygun görseydik suyu gökten indirmeyerek onu olgunlaşmadan kuru bir çöp yapardık. Siz de ne yapacağınızı bilememenin çaresizliği içinde şaşar kalırdınız.
66O zaman çaresizlik içinde: Eyvah! Mahvolduk “ Emeklerimiz boşa gitti, Biz çok borçlandık. Oysa bu yılki mahsule çok bel bağlamıştık derdiniz
67Elimizde avucumuzda ne varsa harcadık. Daha doğrusu biz artık her şeyimizi kaybettik.” diye sızlanıp dururdunuz ve elinizden hiçbir şey de gelmezdi. Niçin düşünüp öğüt almıyorsunuz? Ekip diktiğiniz şeylerin karşılığını Rabbiniz vermezse ne yapabilirsiniz?
Ayet 68–70
3 ayetVâkı’a 68
Vâkı’a 69
Vâkı’a 70
اَفَرَاَيْتُمُ الْمَٓاءَ الَّذ۪ي تَشْرَبُونَۜ ٦٨ ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ ٦٩ لَوْ نَشَٓاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ ٧٠
Mushaf
Okunuş
68Eferaeytümü-lmâe-lleẕî teşrabûn.
69Eentüm enzeltümûhü mine-lmüzni em naḥnü-lmünzilûn.
70Lev neşâü ceʿalnâhü ücâcen felevlâ teşkürûn.
Türkçe Meal
68– Bir de içtiğiniz suya bakın.
69Onu bulutlardan indiren siz misiniz yoksa biz miyiz?
70Biz isteseydik onu acı ve tuzlu bir su yapardık. Buna şükretmeniz gerekmez mi?
Açıklamalı meal
68Peki ya içtiğiniz o tertemiz suyu ve o suyun size nasıl ulaştığını hiç düşündünüz mü? Onu denizlerden buharlaştırıp, göğe siz mi çıkardınız yoksa Biz mi?
69Sonra onu yağmur yüklü bulutlardan indiren siz misiniz yoksa yeryüzüne kar ve yağmur olarak yağdıran biz miyiz?
70Gerek görseydik, o suyu tatlı değil de içemeyeceğiniz tuzlu veya acı bir su yapardık. Görmüyor musunuz? Uçsuz bucaksız denizler tuzlu sulardan oluşuyor. İçebiliyor musunuz? Bulutlardan inen, derelerden, ırmaklardan akan suların hepsi tuzlu olsaydı ne yapardınız? O halde bunca nimetle donatılmış olduğunuz için ve o suyun içimini kolay yaptığı için Rabbinize şükretmeniz ve aklınızı kullanıp da Allah’ın davetine yönelmeniz gerekmez mi?
Ayet 71–74
4 ayetVâkı’a 71
Vâkı’a 72
Vâkı’a 73
Vâkı’a 74
اَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّت۪ي تُورُونَۜ ٧١ ءَاَنْتُمْ اَنْشَاْتُمْ شَجَرَتَهَٓا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُ۫نَ ٧٢ نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْو۪ينَۚ ٧٣ فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ۟ ٧٤
Mushaf
Okunuş
71Eferaeytümü-nnâra-lletî tûrûn.
72Eentüm enşeʾtüm şeceratehâ em naḥnü-lmünşiûn.
73Naḥnü ceʿalnâhâ teẕkiratev vemetâʿal lilmuḳvîn.
74Fesebbiḥ bismi rabbike-lʿażîm.
Türkçe Meal
71– Şu yaktığınız ateşe ne dersiniz?
72– Onun odununu yaratan siz misiniz; yoksa biz miyiz?
73Biz, ateşi cehennem azabını hatırlatma vesilesi odununu da ihtiyaç sahipleri için bir yararlanma aracı kıldık.
74Öyleyse sen azamet sahibi Rabbinin adını tespih et!
Açıklamalı meal
71Yaktığınız ve enerjiye kavuştuğunuz ateşi ve onun nasıl yandığını, neye yaradığını hiç düşündünüz mü? Ateşi siz mi yarattınız yoksa biz mi?
72Şimdi söyleyin bakalım. O ateşin tutuşmasını sağlayan ağacı ve o ağaçların ürettiği oksijeni siz mi yarattınız yoksa onu yaratan biz miyiz?
73Biz bu ateşi hem cehennemi hatırlatan ve düşünülmesi gereken bir ibret belgesi, hem de ısınmak ve yaşamınızdaki birçok ihtiyacınızı gidermek için vazgeçilmez bir nimet kıldık.
74Öyleyse sonsuz kudret ve büyüklük sahibi yüce Rabbinin adını şanını, hamd ile övgülerle yücelterek tesbih et. O halde Rabbinizin sizin için yarattıklarını ve onların işleyen mükemmel nizamlarını düşünüp davetine icabet ederek şükredin.
Ayet 75–76
2 ayetVâkı’a 75
Vâkı’a 76
فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِۙ ٧٥ وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظ۪يمٌۙ ٧٦
Mushaf
Okunuş
75Felâ uḳsimü bimevâḳiʿi-nnücûm.
76Veinnehû leḳasemül lev taʿlemûne ʿażîm.
Türkçe Meal
75İşte ben bu Kuran’ın ayet ayet indirilişine yemin ediyorum!
76Eğer anlayabiliyorsanız bu çok büyük bir yemindir.
Açıklamalı meal
75Ey insanlar! Müşrikler hâlâ Kur’an’ın bir beşer sözü olduğunu mu iddia ediyorlar? Hayır! Onların dediği her şey boş bir iddiadan ibarettir. Gökteki yıldızların doğup battıkları yerler ve yörüngeleri şahit olsun ki, bu Kur’an, sizi yaratılış sebebiniz olan hayatı yaşamaya çağıran ilâhî bir kelâmdır.
76Yemin olsun ki, eğer üzerinde düşünür ve kıymetini bilirseniz, hem yaratılan hem de indirilen âyetler gerçekten çok büyük bir uyarı ve yemindir.
Ayet 77–80
4 ayetVâkı’a 77
Vâkı’a 78
Vâkı’a 79
Vâkı’a 80
اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَر۪يمٌۙ ٧٧ ف۪ي كِتَابٍ مَكْنُونٍۙ ٧٨ لَا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَۜ ٧٩ تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨٠
Mushaf
Okunuş
77İnnehû leḳurʾânün kerîm.
78Fî kitâbim meknûn.
79Lâ yemessühû ille-lmüṭahherûn.
80Tenzîlüm mir rabbi-lʿâlemîn.
Türkçe Meal
77Şüphesiz bu kelâm çok değerli yüce bir Kuran’dır.
78O korunmuş bir kitaptadır.
79Ona temiz yaratılmış olan (meleklerden) başkası dokunamaz.
80O, âlemlerin Rabbi katından indirilmedir.
Açıklamalı meal
77Hiç kuşkusuz elinizdeki bu kitap, kıyâmete kadar hayatın her alanına hükmetmesi gereken ve muhataplarına sorumluluklar yükleyen Allah’ın kelamıdır. Bu kitap değeri çok büyük ve Allah’ın insanlara en büyük ikramlarından biri olan yüce Kur’an’dır.
78Hiçbir kuşkunuz olmasın; bu Kuran Allah tarafından aslı Levh-i Mahfuz’da da yazılı ve kayıtlı olarak korunmuş bir kitaptır.
79Kaynağından çıkıp Peygambere gelene kadar ona ancak temiz olan melekler dokunabilir. Zira o, ilahi koruma altındadır. Kuranı ancak ahlaki olarak temiz müminler anlayabilir. Ne şeytanlar ne de bilinmeyen varlıklar, kitabın korunduğu yere ulaşamazlar. Kitabın korunduğu yere ancak Rabbinin izin verdikleri girebilir. Onlar da meleklerdir. Onun dışında şeytan ve benzeri gibi hiçbir şerli varlığın ona dokunması, ondan bir şey eksiltmesi veya ona bir şey ilave etmesi mümkün değildir.
80O Kur’an doğrudan doğruya alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiştir. Rabbinizden gelen ilahi mesajları içerir.
Ayet 81–82
2 ayetVâkı’a 81
Vâkı’a 82
اَفَبِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَۙ ٨١ وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ ٨٢
Mushaf
Okunuş
81Efebihâẕe-lḥadîŝi entüm müdhinûn.
82Vetecʿalûne rizḳaküm enneküm tükeẕẕibûn.
Türkçe Meal
81Şimdi siz, bu hadise leke sürmeye mi kalkıyorsunuz?
82Bu nimetten nasibiniz ona karşı yalana sarılmaktan ibaret mi olacak?
Açıklamalı meal
81Ey müşrikler! Şimdi siz bu kitaba dil uzatarak ilahî sözü hor görüp küçümsüyor musunuz?
82Ne yazık ki bu nimete şükredeceğiniz yerde, Kuran ayetlerinin Allah’tan olduğunu yalanlıyorsunuz. Onu küçümsemeye kalkışarak böyle bir nimetten kendinizi mahrum bırakıp da ne elde edeceksiniz. Bizim sözlerimiz onlar için kurtuluş yolu, karanlıklardan aydınlığa çıkış yolu olacakken, onlar ayetlerimizi niçin inkâr ediyorlar? Onlara verdiğimiz rızıkları düşünerek, sözlerimizi tasdik ederek, yasalarımıza uyarak yaşamaları gerekmez miydi?
Ayet 83–87
5 ayetVâkı’a 83
Vâkı’a 84
Vâkı’a 85
Vâkı’a 86
Vâkı’a 87
فَلَوْلَٓا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَۙ ٨٣ وَاَنْتُمْ ح۪ينَئِذٍ تَنْظُرُونَۙ ٨٤ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ ٨٥ فَلَوْلَٓا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَد۪ين۪ينَۙ ٨٦ تَرْجِعُونَهَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٨٧
Mushaf
Okunuş
83Felevlâ iẕâ belegati-lḥulḳûm.
84Veentüm ḥîneiẕin tenżurûn.
85Venaḥnü aḳrabü ileyhi minküm velâkil lâ tübṣirûn.
86Felevlâ in küntüm gayra medînîn.
87Terciʿûnehâ in küntüm ṣâdiḳîn.
Türkçe Meal
83Peki can boğaza gelince ne olacak?
84Siz o zaman çaresizce bakakalır hiçbir şey yapamazsınız.
85Artık biz, ona sizden daha yakınız. Ama siz göremezsiniz.
86Mademki yargılanmayacağınızı iddia ediyorsunuz.
87Eğer iddianızda doğruysanız haydi o canı geri getirin de görelim!
Açıklamalı meal
83Böyle yapanlar, Allah’ın kendilerine verdiği nimetlerin emanet olduğunu unutup kendilerinin bir şey olduğunu zannediyorlar. Hele ecel galipte can boğaza dayandığında ne yapacaksınız?
84O vakit tüm yakınları olarak yanında olsanız ne olur? O size siz de etrafınıza çaresiz gözlerle âciz bir hâlde bakıp durursunuz. Başlarına gelen gerçek karşısında bakakalırlar. Hâlbuki hiç ölmeyecekmiş, yaşamlarının hesabını vermeyecekmiş gibi hayat sürdürüyorlardı. O gün çok geç kaldıklarını fark ederler. Şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilmezler. Ölümün dehşetinden yüzleri buz kesmiş, renkleri kaçmıştır.
85Şunu iyi bilin; Biz ona yani o anda ölümle yüz yüze gelenlere vazifeli meleklerimiz ile sizden daha yakınız fakat siz bizi göremezsiniz ve anlayamazsınız.
86Hadi bakalım, eğer Allah’ın hükmüne boyun eğmeyecek kadar kudretliyseniz ve ölümden sonra yaptıklarınızdan dolayı hesaba çekilmeyip ceza görmeyecekseniz;
87Şayet diriltilme ve hesaba çekilmenin olmayacağı iddianızda doğru söylüyorsanız, ölen kişiyi yeniden hayata geri çevirsenize ve sevdiklerinizin ölmesini engellesenize. Gücünüz yetiyorsa bağlandığınız dünyadan ayrılmayın da görelim.
Ayet 88–91
4 ayetVâkı’a 88
Vâkı’a 89
Vâkı’a 90
Vâkı’a 91
فَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ ٨٨ فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَع۪يمٍ ٨٩ وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِۙ ٩٠ فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِ ٩١
Mushaf
Okunuş
88Feemmâ in kâne mine-lmüḳarrabîn.
89Feravḥuv verayḥânüv vecennâtü neʿîm.
90Veemmâ in kâne min aṣḥâbi-lyemîn.
91Feselâmül leke min aṣḥâbi-lyemîn.
Türkçe Meal
88Eğer ölen kişi Allah’a yakın olan gözde kimselerden ise.
89Onu güzel rızık ve nimetlerle dolu cennetler beklemektedir.
90Eğer amel defteri sağdan verilecek kimselerden ise.
91Amel defteri sağdan verilen diğer kişiler tarafında ona; “Selâm olsun sana ey bahtiyar kişi” denilecek.
Açıklamalı meal
88Demek ki, her canlı mutlaka ölümü tadacak ve Rabb’inin huzurunda hesaba çekilecektir. Fakat o ölen kişi, davet edildiği hayat nizamını yaşamak uğrunda elinden gelen gayreti gösterenlerden ve Allah’a yakın olanlardan ise; onu bekleyen akıbet farklıdır.
89Bu durumda onu âhirette rahatlık, güzel rızık tarifsiz bir huzur ve bitip tükenmeyen Naîm cennet nimetleri beklemektedir
90Eğer Ashab-ı Yemin adı verilen ve önde gidenlere tâbi olup amel defterleri sağ taraflarından verilmiş iyi insanlardan ise;
91Senin gibi cenneti hak eden iyi insanlardan sana selâm olsun artık ebedi mutluluk ve saadete erdin ey bahtiyar kimse!” denilerek sevgiyle karşılanacaklar.
Ayet 92–94
3 ayetVâkı’a 92
Vâkı’a 93
Vâkı’a 94
وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّب۪ينَ الضَّٓالّ۪ينَۙ ٩٢ فَنُزُلٌ مِنْ حَم۪يمٍۙ ٩٣ وَتَصْلِيَةُ جَح۪يمٍۙ ٩٤
Mushaf
Okunuş
92Veemmâ in kâne mine-lmükeẕẕibîne-ḍḍâllîn.
93Fenüzülüm min ḥamîm.
94Vetaṣliyetü ceḥîm.
Türkçe Meal
92Ve eğer Kuran’a karşı yalana sarılan sapkınlardan ise.
93Onu bekleyen kaynar sudan bir ziyafet!
94Ve cehenneme atılmaktır.
Açıklamalı meal
92Ama eğer âyetlerimizi yalanlayan sapıklardan ve Allah’a nankörlük ederek, verdiği nimetleri görmezden gelip, hakikatten yüz çevirenlerden ise işte asıl bedbaht olanlar onlardır.
93Artık onlar için başlarından dökülen kaynar sularla kahredici bir ziyafet vardır.
94Hak ettikleri çılgınca yanan cehennem ateşine atılarak yürek yakan umutsuzluk içinde yanıp kavrulacaklar ve kıvranacaklardır.
Ayet 95–96
2 ayetVâkı’a 95
Vâkı’a 96
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَق۪ينِۚ ٩٥ فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ ٩٦
Mushaf
Okunuş
95İnne hâẕâ lehüve ḥaḳḳu-lyeḳîn.
96Fesebbiḥ bismi rabbike-lʿażîm.
Türkçe Meal
95Bütün bu anlatılanlar şüphe götürmez gerçeklerdir.
96Öyleyse sen azamet sahibi Rabbinin adını tespih et!
Açıklamalı meal
95İşte ey insanoğlu, bütün bu haber verilenler, şüphe götürmez ve değişmez gerçeklerdir.
96Öyleyse ey insan! Yüce Rabbinin adını en içten dua ve yakarışlarla yücelterek hamd ile tesbih et. Ki sen de bu gerçeklerin gerektirdiği ilâhî hayat nizamını yaşamayı seçip ona yönelerek yaşayarak kurtulanlardan olabilesin. Şirkten ve elçimizi inkâr etmekten vazgeçin ve yalnızca sonsuz kudret ve nimet sahibi rabbinize kulluk edin! Yasalarına uyarak hayatını devam ettir. İnkâr eden, Rabbinin yasalarına karşı çıkanlardan olmayın.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Tâhâ, sonra Şuarâ indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla