Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu · Tavsiyesi şu
Adı: Bu sure adını, 50-60. ayetlerde kıssası zikredilen Hz. Hud’un (a.s) isminden almıştır.
Nüzul Zamanı: Surenin konusu üzerinde derinlemesine düşündüğümüzde, onun Yunus suresiyle aynı dönemde ve büyük bir ihtimalle hemen onun ardından nazil olduğu sonucuna varırız.
Sure, Yunus suresiyle aynı konuyu işler; mesaja davet, tavsiye ve inzar. Bir farkla ki bu suredeki inzar (uyarı) daha şiddetlidir. Bu durum bir hadisle de desteklenmiştir.
Rivayet edilir ki, bu surenin nüzulundan sonra bir gün Hz. Ebu Bekir (r.a) Rasulullah’a (s.a) söyle dedi: Son zamanlarda senin daha hızlı yaşlanıyor olduğunu görmekteyim. Bunun sebebi nedir?” Rasulullah (s.a) cevapladı: “Hud suresi ve benzeri sureler beni ihtiyarlattı. ” Bu gösterir ki, zaman Rasulullah (s.a) için çok çetin zamandı ve İslam’ın davetini baltalamak için elinden geleni yapan Kureyş’in azaba uğratılmasından duyduğu endişelerine, bu sert uyarılar da eklenmiş bulunmaktaydı. Çünkü artık Rasulullah (s.a) için Allah tarafından tanınan mühletin son sınırına giderek yaklaşıldığı ayan beyandı. Mühletin son demlerini yaşadığından ve kavminin azaba uğratılacağından korkmaktaydı.
Konu: Surenin daveti şudur: Allah Rasulüne itaat edin. Şirki terkedin ve yalnızca Allah’a ibadet edin; tüm hayat sisteminizi ahirette hesap vereceğiniz inanç üstüne kurun.
Tavsiyesi şu: Hatırlayın o insanları ki, imanlarını bu dünya hayatının zahiri parlaklığına feda edip, peygamberlerin mesajını inkar ettiler de, korkunç akıbetlerle karşılaştılar. Dolayısıyle sizlerde tarihin mahvolmağa götürdüğünü ispat ettiği yolun aynısını izleyip izlemediğinizi ciddi ciddi araştırın.
Uyarısı da şu: Azabın geciktiriliyor olması sizi aldatmasın. Bu, “Allah’ın yollarınızı düzeltin” diye size lütfuyla tanıdığı mühletten ibarettir. Bu fırsatı değerlendirmezseniz iman edenler dışında helak edecek olan kaçınılmaz cezaya çarptırılacaksınız.
Kur’an insanlara doğrudan hitap etme yerine, yukarıdaki hedefleri gerçekleştirmek için, Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb ve Firavun kavimlerine ait kıssaları kullanmıştır. Bu kıssalarda vurgulanan en önemli şey şudur: Allah’ın hükmü bir kavim üzerinde gerçekleştiği zaman, her ne olursa olsun, isterse devrin peygamberinin en yakın akrabası olsun Allah hiç kimseyi kayırmaz. Bundan azade olanlar yalnızca peygamberlere iman edenlerdir: inanmayanlar, isterse onun karısı ve çocuğu olsunlar bu hükmün içindedirler.
Dahası var: İman her bir müminden, hüküm geldiğinde akrabalarını tümüyle unutmasını ve yalnızca iman kardeşliğini esas almasını gerektirir. Zira kan ve ırk yakınlığını dikkate almak, bu tür durumlarda İslam’ın ruhuna zıttır. Ve müslümanlar bu öğretiyi Hud suresi’nin nüzulünden 4 yıl sonra Bedir Savaşı’da pratik olarak göstermişlerdir.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaHûd 1
1 ayetالٓرٰ۠ كِتَابٌ اُحْكِمَتْ اٰيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ خَب۪يرٍۙ ١
Mushaf
Okunuş
1Elif-lâm-râ. kitâbün uḥkimet âyâtühû ŝümme füṣṣilet mil ledün ḥakîmin ḫabîr.
Ayet 1
Elif. Lam. Ra. Bu kitap her şeyi hakkıyla bilen Allah tarafından, dilinizin sesleri olan harflerin oluşturduğu kelimelerin ahenkli dizilişiyle ayrıntılı bir biçimde açıklanmış hikmetli ve hüküm bildiren âyetlerden meydana gelen ilahi bir kitaptır.
Hûd 2–4
3 ayetاَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنَّن۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌۙ ٢ وَاَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذ۪ي فَضْلٍ فَضْلَهُۜ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَب۪يرٍ ٣ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٤
Mushaf
Okunuş
2Ellâ taʿbüdû ille-llâh. innenî leküm minhü neẕîruv vebeşîr.
3Veeni-stagfirû rabbeküm ŝümme tûbû ileyhi yümettiʿküm metâʿan ḥasenen ilâ ecelim müsemmev veyüʾti külle ẕî faḍlin faḍleh. vein tevellev feinnî eḫâfü ʿaleyküm ʿaẕâbe yevmin kebîr.
4İle-llâhi merciʿuküm. vehüve ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Ayet 2–4
Ey insanlar! Allah bu kitabı size yaratılış sebebiniz olan hayat nizamına uymanız ve kendisinden başkasına kulluk etmemeniz için göndermiştir.
Ey Peygamber! De ki: “Ben de sizi buna davet etmek ve davete uyanları da müjdelemek için görevlendirildim. Tevbe ederek kendinizi temizleyin ve Allah’tan bağışlanma dileyip, yaratılış sebebiniz olan hayatı yaşamaya yönelin ki, Allah da size dünya hayatınızdaki süreniz doluncaya kadar huzurlu, şerefli, erdemli ve bereketli bir ömür bahşetsin.
Bu davete sırt döner, nankörlük edip karşı çıkarsanız, Hesap Günü kendinizi dehşetli bir azaba mahkûm etmiş olursunuz. Sonunda her insan hak ettiğinin karşılığını görmek üzere Allah’a döndürülecektir. Allah’ın gücü her şeye yeter.”
Hûd 5
1 ayetاَلَٓا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُۜ اَلَا ح۪ينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْۙ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۚ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٥
Mushaf
Okunuş
5Elâ innehüm yeŝnûne ṣudûrahüm liyestaḫfû minh. elâ ḥîne yestagşûne ŝiyâbehüm yaʿlemü mâ yüsirrûne vemâ yüʿlinûne. innehû ʿalîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
Ayet 5
Allah’ın davetine iman etmekten kaçınanlar, mevcut durumlarını korumak için kulaklarını, gözlerini ve kalplerini Allah’ın âyetlerine karşı kat kat kapatıp örterler. Şüphesiz Allah onların niçin böyle yaptıklarını çok iyi bilmektedir. O insanların gizlediklerini, açığa vurduklarını ve neyi niçin yaptıklarını en iyi bilendir.
İlgili ayetler
Hûd 6
1 ayetوَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ كُلٌّ ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ٦
Mushaf
Okunuş
6Vemâ min dâbbetin fi-lʾarḍi illâ ʿale-llâhi rizḳuhâ veyaʿlemü müsteḳarrahâ vemüstevdeʿahâ. küllün fî kitâbim mübîn.
Ayet 6
Allah, yarattığı her canlıyı rızkı ile birlikte yaratmaktadır. Onların ne kadar yaşayacağı, tercihlerini nasıl kullandığı ve öldükten sonra yerinin neresi olacağı da Allah tarafından bilinmekte, kayıt altında tutulmaktadır.
İlgili ayetler
Hûd 7–8
2 ayetوَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ٧ وَلَئِنْ اَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِلٰٓى اُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُۜ اَلَا يَوْمَ يَاْت۪يهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفًا عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٨
Mushaf
Okunuş
7Vehüve-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa fî sitteti eyyâmiv vekâne ʿarşühû ʿale-lmâi liyeblüveküm eyyüküm aḥsenü ʿamelâ. velein ḳulte inneküm mebʿûŝûne mim baʿdi-lmevti leyeḳûlenne-lleẕîne keferû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.
8Velein eḫḫarnâ ʿanhümü-lʿaẕâbe ilâ ümmetim maʿdûdetil leyeḳûlünne mâ yaḥbisüh. elâ yevme yeʾtîhim leyse maṣrûfen ʿanhüm veḥâḳa bihim mâ kânû bihî yestehziûn.
Ayet 7–8
Allah gökleri ve yeri altı evrede yarattı, sonra suyu yaratıp, ilmini ve kudretini su üzerinde tecelli ettirerek tüm canlıların özünü de sudan yarattı ve hükümranlığını sudan yarattıkları üzerinde tesis ederek hayatlarını yasalara bağlayıp nizamlarını kurdu. Daha sonra da sizden hanginizin davetine uyacağını sınamak için amellerinizle ilgili sınırlar belirleyip tercihlerinizle baş başa bıraktı.
Ey Peygamber! Şimdi senin, insanlara “Öldükten sonra tekrar diriltilip, dünya hayatınızı yaşayış biçiminizden hesaba çekileceksiniz.” deyişinle birlikte insanların bir kısmı “Bunlar bizi büyülemek için söylenmiş, aslı olmayan sözler.” diyeceklerdir.
Onların hak ettikleri azabı bir süre ertelesek, bu sefer de “Tehdit edildiğimiz azap gelecekse hemen gelsin de görelim” derler. Acaba, onunla karşılaştıkları gün de böyle diyebilecekler mi? O Gün azabı başlarından savabilecek hiçbir güç yoktur ve nihayet alay ettikleri azap, onları çepeçevre kuşatmış, artık iş işten de çoktan geçmiştir.
Hûd 9–10
2 ayetوَلَئِنْ اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُۚ اِنَّهُ لَيَؤُ۫سٌ كَفُورٌ ٩ وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَٓاءَ بَعْدَ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪يۜ اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌۙ ١٠
Mushaf
Okunuş
9Velein eẕaḳne-lʾinsâne minnâ raḥmeten ŝümme nezaʿnâhâ minh. innehû leyeûsün kefûr.
10Velein eẕaḳnâhü naʿmâe baʿde ḍarrâe messethü leyeḳûlenne ẕehebe-sseyyiâtü ʿannî. innehû leferiḥun feḫûr.
Ayet 9–10
Biz insanoğlunu katımızdan nimetlere kavuşturduktan sonra, onları çekip geri alsak, derhal Bize karşı nankörleşir ve verdiklerimizi unutup umutsuzluğa düşer. Yahut başına gelen bir sıkıntıdan, musibetten sonra onu esenliğe ve bol nimetlere kavuştursak, dönüp Bize şükredip, itaat etmek yerine, “Musibetler yakamı bıraktı, sıkıntılarımdan kurtuldum, beni bu hale düşüren sebepleri ortadan kaldırdım.” diyerek olup bitenleri kendinden bilip kibirlenip, şımarıp, küstahlaşır.
Hûd 11
1 ayetاِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ ١١
Mushaf
Okunuş
11İlle-lleẕîne ṣaberû veʿamilu-ṣṣâliḥâti. ülâike lehüm magfiratüv veecrun kebîr.
Ayet 11
Ancak, Allah’a iman edip, O’nun rızasını kazanmak uğrunda sabırla, sebatla mücadele edenler, karşılaştıkları sıkıntılara, zorluklara karşı direnir, umutsuzluğa düşmez, nankörleşmez, Allah’a sığınırlar. Nimetlere kavuşup sıkıntılardan kurtulduklarında ise kurtaranın ve nimetleri bahşedenin Allah olduğu bilinci ile O’na şükrederler. İşte bu mü’minler için ilahi bir bağışlanma ve muhteşem ödüller vardır.
İlgili ayetler
Hûd 12
1 ayetفَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَضَٓائِقٌ بِه۪ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ مَلَكٌۜ اِنَّمَٓا اَنْتَ نَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌۜ ١٢
Mushaf
Okunuş
12Feleʿalleke târiküm baʿḍa mâ yûḥâ ileyke veḍâiḳum bihî ṣadruke ey yeḳûlû levlâ ünzile ʿaleyhi kenzün ev câe meʿahû melek. innemâ ente neẕîr. vellâhü ʿalâ külli şeyʾiv vekîl.
Ayet 12
Ey Peygamber! Müşriklerin “Ona gökten bir hazine indirilmeli ve yanında da bir melek görmeliydik ki, peygamber olduğuna inanalım” demeleri yüzünden yüreğinin daralması, moralinin bozulması sebebiyle davetten vaz mı geçeceksin? Zaten onlar da bunu istiyorlar. Unutma ki sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah her şeyi gören, gözetendir.
Hûd 13–14
2 ayetاَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ فَاْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِه۪ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ١٣ فَاِلَّمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ١٤
Mushaf
Okunuş
13Em yeḳûlûne-fterâh. ḳul feʾtû biʿaşri süverim miŝlihî müfterayâtiv vedʿû meni-steṭaʿtüm min dûni-llâhi in küntüm ṣâdiḳîn.
14Feillem yestecîbû leküm faʿlemû ennemâ ünzile biʿilmi-llâhi veel lâ ilâhe illâ hû. fehel entüm müslimûn.
Ayet 13–14
Ayrıca bir de, “Kur’an’ı Muhammed uydurdu.” diyorlar. Onlara de ki: “Şayet bu iddianızda samimi iseniz ve gerçekten buna inanıyor da âyetlerin insan sözü olduğunu sanıyorsanız, Kur’an’ın sûrelerine benzer, onlara denk on sûre de siz uydurun bakalım, bunu yapabilmek için Allah’tan başka yardım alabileceğiniz kim varsa onları da yardımınıza çağırın. Buna rağmen ortaya bir şey çıkaramazsanız, hiç olmazsa o zaman anlayın ki, bu Kur’an Allah’ın ilminin eseridir ve Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Sizin artık bu hakikate teslim olmanız gerekmez mi?”
Hûd 15–16
2 ayetمَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا وَهُمْ ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ ١٥ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا النَّارُۘ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا ف۪يهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٦
Mushaf
Okunuş
15Men kâne yürîdü-lḥayâte-ddünyâ vezînetehâ nüveffi ileyhim aʿmâlehüm fîhâ vehüm fîhâ lâ yübḫasûn.
16Ülâike-lleẕîne leyse lehüm fi-lʾâḫirati ille-nnâr. veḥabiṭa mâ ṣaneʿû fîhâ vebâṭilüm mâ kânû yaʿmelûn.
Ayet 15–16
Her kim sadece kısacık dünya hayatının geçici keyfine, hazzına, çekiciliğine aldanıp, kendini kaptırıp onun peşine düşerse çabasının karşılığı dünyada tam olarak verilir. Fakat böylelerinin âhirette paylarına düşecek olan ateşten başka şey olmayacaktır. Dünyada iken âhireti hesaba katmamanın karşılığı bu olacaktır. Sonunda hayatlarını anlamsız ve değersiz şeyler uğrunda tükettiklerini anlayacaklar.
İlgili ayetler
Hûd 17
1 ayetاَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه۪ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِه۪ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَامًا وَرَحْمَةًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِه۪ مِنَ الْاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُۚ فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ١٧
Mushaf
Okunuş
17Efemen kâne ʿalâ beyyinetim mir rabbihî veyetlûhü şâhidüm minhü vemin ḳablihî kitâbü mûsâ imâmev veraḥmeh. ülâike yüʾminûne bih. vemey yekfür bihî mine-lʾaḥzâbi felnâru mevʿidüh. felâ tekü fî miryetim minhü innehü-lḥaḳḳu mir rabbike velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yüʾminûn.
Ayet 17
Âhiret hayatını umursamayan kimse ile Rabbinin âyetlerine iman eden ve kendisini de bir şahidin izlediğine inanan kimse hiç bir olur mu? Allah Kur’an’dan önce de insanları yaratılış sebeplerine davet eden İncil’i ve ondan önce de Musa ile Tevrat’ı rehber olmak üzere göndermiştir. Onlardan geriye kalan gerçeklere iman edenler, Kur’an ile davet edildiklerine yönelip teslim olurlar. Her kim de bu davetten yüz çevirirse varacağı yer cehennem olacaktır. Sakın bundan şüphen olmasın. (Allah’ın âyetlerini tebliğden geri durma!) Fakat ne yazık ki insanların çoğu bu gerçeğe hâlâ inanmıyorlar.
İlgili ayetler
Hûd 18–22
5 ayetوَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُعْرَضُونَ عَلٰى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْاَشْهَادُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ كَذَبُوا عَلٰى رَبِّهِمْۚ اَلَا لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِم۪ينَۙ ١٨ اَلَّذ۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًاۜ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ١٩ اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يَكُونُوا مُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَۢ يُضَاعَفُ لَهُمُ الْعَذَابُۜ مَا كَانُوا يَسْتَط۪يعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ ٢٠ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٢١ لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٢٢
Mushaf
Okunuş
18Vemen ażlemü mimmeni-fterâ ʿale-llâhi keẕibâ. ülâike yüʿraḍûne ʿalâ rabbihim veyeḳûlü-lʾeşhâdü hâülâi-lleẕîne keẕebû ʿalâ rabbihim. elâ laʿnetü-llâhi ʿale-żżâlimîn.
19Elleẕîne yeṣuddûne ʿan sebîli-llâhi veyebgûnehâ ʿivecâ. vehüm bilʾâḫirati hüm kâfirûn.
20Ülâike lem yekûnû müʿcizîne fi-lʾarḍi vemâ kâne lehüm min dûni-llâhi min evliyâʾ. yüḍâʿafü lehümü-lʿaẕâb. mâ kânû yesteṭîʿûne-ssemʿa vemâ kânû yübṣirûn.
21Ülâike-lleẕîne ḫasirû enfüsehüm veḍalle ʿanhüm mâ kânû yefterûn.
22Lâ cerame ennehüm fi-lʾâḫirati hümü-lʾaḫserûn.
Ayet 18–22
Kendi uydurdukları yalanları Allah’a mal edenden daha sapık, daha zalim kim olabilir? Bunlar Hesap Günü Rablerinin karşısına çıkarılacaklar ve şahitler huzurunda suçları önlerine konulacak. Böyleleri, insanları hakikate uymaktan alıkoymanın, onu anlaşılmaz göstermenin cezasını elbette görecekler ve kendilerini cehennem azabından kurtaracak bir dost bulamayacak, Allah’ın azabından kaçıp kurtulamayacaklar.
Hesap Günü sahte ilahlar ortadan kaybolup giderler, böylece onların peşinden giderek kendilerini ve başkalarını aldatanlar büyük bir hüsrana, yıkıma uğrarlar.
Hûd 23
1 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَخْبَتُٓوا اِلٰى رَبِّهِمْۙ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٢٣
Mushaf
Okunuş
23İnne-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti veaḫbetû ilâ rabbihim ülâike aṣḥâbü-lcenneh. hüm fîhâ ḫâlidûn.
Ayet 23
İman edip salih amelleriyle Rabbine teslim olanlar ise daimi kalacakları nimetler yurdu cennetle ödüllendirilecekler.
İlgili ayetler
Hûd 24
1 ayetمَثَلُ الْفَر۪يقَيْنِ كَالْاَعْمٰى وَالْاَصَمِّ وَالْبَص۪يرِ وَالسَّم۪يعِۜ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًاۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ۟ ٢٤
Mushaf
Okunuş
24Meŝelü-lferîḳayni kelʾaʿmâ velʾeṣammi velbeṣîri vessemîʿ. hel yesteviyâni meŝelâ. efelâ teẕekkerûn.
Ayet 24
Bu iki zümrenin (mü’minler ile kâfirler) durumu kör ve sağır kimse ile gören ve işiten kimsenin durumuna benzer. Hiç ikisi bir olur mu? İşte iman eden ile etmeyen de böyledir. Öğüt almak isteyenler için bu apaçık bir uyarıdır.
Hûd 25–26
2 ayetوَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ۘ اِنّ۪ي لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ ٢٥ اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ ٢٦
Mushaf
Okunuş
25Veleḳad erselnâ nûḥan ilâ ḳavmih. innî leküm neẕîrum mübîn.
26El lâ taʿbüdû ille-llâh. innî eḫâfü ʿaleyküm ʿaẕâbe yevmin elîm.
Ayet 25–26
Biz Nûh’u da peygamber olarak kavmine göndermiştik. O da kavmine şöyle seslenmişti: “Ey kavmim! Ben sizi yaratılış sebebiniz olan hakikate apaçık âyetlerle davet etmek üzere Allah’ın görevlendirdiği bir elçiyim. Allah’tan başkasını ilah edinmeyin ve O’ndan başkasına kulluk etmeyin. Aksi takdirde başınıza dehşetli bir azabın gelmesinden korkuyorum.”
Hûd 27–28
2 ayetفَقَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَرًا مِثْلَنَا وَمَا نَرٰيكَ اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذ۪ينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّاْيِۚ وَمَا نَرٰى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِب۪ينَ ٢٧ قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِه۪ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْۜ اَنُلْزِمُكُمُوهَا وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ ٢٨
Mushaf
Okunuş
27Feḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî mâ nerâke illâ beşeram miŝlenâ vemâ nerâke-ttebeʿake ille-lleẕîne hüm erâẕilünâ bâdiye-rraʾy. vemâ nerâ leküm ʿaleynâ min faḍlim bel neżunnüküm kâẕibîn.
28Ḳâle yâ ḳavmi eraʾeytüm in küntü ʿalâ beyyinetim mir rabbî veâtânî raḥmetem min ʿindihî feʿummiyet ʿaleyküm. enülzimükümûhâ veentüm lehâ kârihûn.
Ayet 27–28
Bunun üzerine kavminin ileri gelenleri, Nûh’un Allah’ın vahyi ile yaptığı çağrıya karşı çıkıp, ona dediler ki: “Biz senin peygamber olduğuna da, söylediklerine de inanmıyoruz, sen de bizim gibi ölümlü sıradan bir insansın. Üstelik senin davetine toplumun zayıf, güçsüz, aşağı tabakasından olan insanların bir kısmından başka da ilgi gösterip katılan yok. Bu itibarla bizden bir üstünlüğünüz de yok. Bizler sizin birer yalancı olduğunuzu düşünüyoruz.”
Nûh bunun üzerine onlara, “Ey kavmim! Ya bana Rabbim tarafından peygamberlik verilmiş, Rabbimin gönderdiği apaçık âyetlerle sizi yaratılış sebebiniz olan sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamaya davet ediyorsam ve siz de buna rağmen inanmamakta direniyorsanız, akıbetinizin hüsran olacağını düşünemiyor musunuz? Ben sizi zorla söylediklerime inandıracak değilim.” dedi.
Hûd 29–31
3 ayetوَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًاۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ ٢٩ وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٣٠ وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ اِنّ۪ي مَلَكٌ وَلَٓا اَقُولُ لِلَّذ۪ينَ تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْرًاۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْۚ اِنّ۪ٓي اِذًا لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ ٣١
Mushaf
Okunuş
29Veyâ ḳavmi lâ esʾelüküm ʿaleyhi mâlâ. in ecriye illâ ʿale-llâhi vemâ ene biṭâridi-lleẕîne âmenû. innehüm mülâḳû rabbihim velâkinnî erâküm ḳavmen techelûn.
30Veyâ ḳavmi mey yenṣurunî mine-llâhi in ṭarattühüm. efelâ teẕekkerûn.
31Velâ eḳûlü leküm ʿindî ḫazâinü-llâhi velâ aʿlemü-lgaybe velâ eḳûlü innî meleküv velâ eḳûlü lilleẕîne tezderî aʿyünüküm ley yüʾtiyehümü-llâhü ḫayrâ. allâhü aʿlemü bimâ fî enfüsihim. innî iẕel lemine-żżâlimîn.
Ayet 29–31
Arkasından da şöyle dedi: “Ey kavmim! Ben doğru olanı ulaştırmam karşılığında sizden bir ücret talep etmiyorum. Benim çabamın karşılığını verecek olan Rabbimdir. Şunu da iyi bilin ki zayıf, güçsüz ve aşağı tabakadan dediğiniz, davete iman eden insanları istemiyorsunuz diye yanımdan kovacak değilim. Onlar sonunda Rablerine dönüp dünya hayatlarını kime ve neye göre yaşadılarsa onun karşılığını göreceklerini çok iyi biliyorlar. Fakat siz nankör ve cahil bir topluluksunuz, bu yüzden de doğru olana yönelmiyorsunuz. Şayet ben, size uyup da onları yanımdan kovacak olursam beni Rabbimin azabından kimse kurtaramaz.”
“Ey kavmim! Ben size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum ve ben gaybı da bilemem, üstelik ben bir melek de değilim, ayrıca sizin aşağı tabakadan dediğiniz o insanların Allah’ın yanındaki yerlerini ve onların kalplerinde neler olduğunu en iyi Allah bilir, ben bu konuda bilmediğim şeyleri söylemeye kalkarsam zalimlerden, cahillerden olurum.”
Hûd 32–34
3 ayetقَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَاْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٣٢ قَالَ اِنَّمَا يَاْت۪يكُمْ بِهِ اللّٰهُ اِنْ شَٓاءَ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ ٣٣ وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْح۪ٓي اِنْ اَرَدْتُ اَنْ اَنْصَحَ لَكُمْ اِنْ كَانَ اللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يُغْوِيَكُمْۜ هُوَ رَبُّكُمْ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَۜ ٣٤
Mushaf
Okunuş
32Ḳâlû yâ nûḥu ḳad câdeltenâ feekŝerte cidâlenâ feʾtinâ bimâ teʿidünâ in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
33Ḳâle innemâ yeʾtîküm bihi-llâhü in şâe vemâ entüm bimüʿcizîn.
34Velâ yenfeʿuküm nuṣḥî in erattü en enṣaḥa leküm in kâne-llâhü yürîdü ey yugviyeküm. hüve rabbüküm veileyhi türceʿûn.
Ayet 32–34
Bunun üzerine kavminin ileri gelenleri, “Ey Nûh! Bunca zaman, bizim nizam ve ahlakımız konusunda çok olumsuz sözler söyleyip durdun ve çok da ileri gittin! Artık yeter, bizler senin davetini kesinlikle kabul etmeyeceğiz fakat sen söylediklerinin doğruluğunu ispat etmek istiyorsan, bizi tehdit ettiğin azabı başımıza getir de görelim.” dediler.
Nûh da onlara, “Bu azabı başınıza getirecek olan Allah’tır. O, dilediği takdirde sizler asla ondan kurtulamazsınız. Müşrik ve kâfirlikte inatla direnmeye karar vermişseniz, benim vereceğim öğüdün size faydası olmayacak demektir. Fakat şunu da aklınızdan çıkarmayın ki, Allah benim de sizin de Rabbimizdir ve öldükten sonra herkesi yeniden diriltip, davetine karşı tutumundan dolayı hesaba çekecektir.” dedi.
Hûd 35
1 ayetاَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَيَّ اِجْرَام۪ي وَاَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ۟ ٣٥
Mushaf
Okunuş
35Em yeḳûlûne-fterâh. ḳul ini-fteraytühû feʿaleyye icrâmî veenâ berîüm mimmâ tücrimûn.
Ayet 35
Ey Peygamber! Yoksa müşrikler, Nûh’un kıssasını da senin uydurduğunu mu söylüyorlar? Onlara de ki: “Ben uydurmuş isem günahı ve vebali bana aittir. Sizin işlediğiniz suçlardan dolayı da hiçbir sorumluluğum yoktur, onların günahı ve vebali size aittir.”
Hûd 36–37
2 ayetوَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَۚ ٣٦ وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36Veûḥiye ilâ nûḥin ennehû ley yüʾmine min ḳavmike illâ men ḳad âmene felâ tebteis bimâ kânû yefʿalûn.
37Vaṣneʿi-lfülke biaʿyüninâ vevaḥyinâ velâ tüḫâṭibnî fi-lleẕîne żalemû. innehüm mugraḳûn.
Ayet 36–37
Nûh’un kavminden pek azı dışında hiç kimsenin, Allah adına yapılan daveti kabul etmeyeceği açıkça belli olunca Allah, Nûh’a “Ey Nûh! Kesin olarak belli olmuştur ki daha önce iman edenlerden başka, kavminden hiç kimse sana inanmıyor. Artık onların yapmakta olduklarından dolayı sen de üzülme ve Bizim korumamız altında sana vahyederek öğrettiğimiz gibi gemiyi yapmaya başla. Sakın davetine sırt dönenlerin bağışlanıp azaba uğratılmamaları konusunda Benden istekte bulunma, onları suda boğmaya karar vermiş bulunmaktayım.” diye vahyetti.
Hûd 38–39
2 ayetوَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَاٌ مِنْ قَوْمِه۪ سَخِرُوا مِنْهُۜ قَالَ اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَۜ ٣٨ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ يَاْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُق۪يمٌ ٣٩
Mushaf
Okunuş
38Veyaṣneʿu-lfülke veküllemâ merra ʿaleyhi meleüm min ḳavmihî seḫirû minh. ḳâle in tesḫarû minnâ feinnâ nesḫaru minküm kemâ tesḫarûn.
39Fesevfe taʿlemûne mey yeʾtîhi ʿaẕâbüy yuḫzîhi veyeḥillü ʿaleyhi ʿaẕâbüm müḳîm.
Ayet 38–39
Böylece Nûh gemiyi yapmaya başladı. O bu işle uğraşırken kavminin ileri gelenleri, ne zaman onun yanından geçseler, Nûh ile alay ediyorlardı. Nûh da onlara “Siz alay edip eğlenin bakalım, hiç şüpheniz olmasın ki yakında alay edilecek duruma düşecek olanlar sizlersiniz ve bu dünyada başınıza gelecek olan alçaltıcı azabın yanında, bir de âhirette kalıcı cehennem azabına mahkûm olacaksınız.” diyordu.
Hûd 40
1 ayetحَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ قُلْنَا احْمِلْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ اٰمَنَۜ وَمَٓا اٰمَنَ مَعَهُٓ اِلَّا قَل۪يلٌ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40Ḥattâ iẕâ câe emrunâ vefâra-ttennûru ḳulne-ḥmil fîhâ min küllin zevceyni-ŝneyni veehleke illâ men sebeḳa ʿaleyhi-lḳavlü vemen âmen. vemâ âmene meʿahû illâ ḳalîl.
Ayet 40
Nihayet Azap Günü gelince de hükmümüz gereği yeryüzündeki ve yer altındaki sular taşkınlar halinde kaynayıp, coşmaya başlayınca Nûh’a “Çevredeki canlılardan birer çift ve ailenden de davete iman edenleri gemiye al.” diye vahyettik. Zaten Nûh ile birlikte iman edenlerin sayısı oldukça az idi.
İlgili ayetler
Hûd 41
1 ayetوَقَالَ ارْكَبُوا ف۪يهَا بِسْمِ اللّٰهِ مَجْرٰۭۙيهَا وَمُرْسٰيهَاۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ٤١
Mushaf
Okunuş
41Veḳâle-rkebû fîhâ bismi-llâhi mecrâhâ vemürsâhâ. inne rabbî legafûrur raḥîm.
Ayet 41
Nûh onlara dedi ki: “Haydi Allah’ın adını anarak (Bismillah diyerek) gemiye binin, bu geminin yüzmesi de, durması da, O’nun yasaları ve iradesine bağlıdır. Şüphesiz Rabbim mü’minlere karşı çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.”
İlgili ayetler
41İsrâ 66
Hûd 42–44
3 ayetوَهِيَ تَجْر۪ي بِهِمْ ف۪ي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادٰى نُوحٌۨ ابْنَهُ وَكَانَ ف۪ي مَعْزِلٍ يَا بُنَيَّ ارْكَبْۭۗ مَعَنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِر۪ينَ ٤٢ قَالَ سَاٰو۪ٓي اِلٰى جَبَلٍ يَعْصِمُن۪ي مِنَ الْمَٓاءِۜ قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ اِلَّا مَنْ رَحِمَۚ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَق۪ينَ ٤٣ وَق۪يلَ يَٓا اَرْضُ ابْلَع۪ي مَٓاءَكِ وَيَا سَمَٓاءُ اَقْلِع۪ي وَغ۪يضَ الْمَٓاءُ وَقُضِيَ الْاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ وَق۪يلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
42Vehiye tecrî bihim fî mevcin kelcibâli venâdâ nûḥun-bnehû vekâne fî maʿziliy yâ büneyye-rkem meʿanâ velâ teküm meʿa-lkâfirîn.
43Ḳâle seâvî ilâ cebeliy yaʿṣimünî mine-lmâʾ. ḳâle lâ ʿâṣime-lyevme min emri-llâhi illâ mer raḥim. veḥâle beynehüme-lmevcü fekâne mine-lmugraḳîn.
44Veḳîle yâ arḍu-bleʿî mâeki veyâ semâü aḳliʿî vegîḍa-lmâü veḳuḍiye-lʾemru vestevet ʿale-lcûdiyyi veḳîle büʿdel lilḳavmi-żżâlimîn.
Ayet 42–44
Gemi dağlar gibi dalgalar arasında yol almaya başladı, bir ara, müşrik olarak yaşamayı tercih eden oğlu dalgalar arasında Nûh’un gözüne ilişti, Nûh ona seslenerek, “Yavrucuğum, müşrik olmaktan tevbe edip, Allah’a yönelerek gel, sen de bizimle kurtulanlardan ol, kâfirler arasında kalma.” dedi.
Fakat oğlu, “Ben bir dağa tırmanır, boğulmaktan kurtulurum.” dedi. Nûh da ona, “Bugün hiçbir müşrik ve kâfir, Allah’ın helak etme hükmünden kurtulamaz ancak mü’minler müstesna! Kurtulacak olanlar işte bunlar olacaktır.” diye oğluna seslendi, derken aralarına büyük bir dalga girdi ve oğlu da boğulmaktan kurtulamadı.
Onların tamamı helak edilince de Allah, “Ey yer, suyunu yut, ey gök, sen de suyunu tut.” diye emretti. Bunun üzerine sular çekildi. Allah’ın hükmü gereği gemi de Cudi Dağı’na oturtuldu. Gemiden inenler de, “Şirkinden dönmeyerek helak edilmeyi hak edenlere yazıklar olsun.” dediler.
Hûd 45–46
2 ayetوَنَادٰى نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ اِنَّ ابْن۪ي مِنْ اَهْل۪ي وَاِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَاَنْتَ اَحْكَمُ الْحَاكِم۪ينَ ٤٥ قَالَ يَا نُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَۚ اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍۘ فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ اِنّ۪ٓي اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ ٤٦
Mushaf
Okunuş
45Venâdâ nûḥur rabbehû feḳâle rabbi inne-bnî min ehlî veinne vaʿdeke-lḥaḳḳu veente aḥkemü-lḥâkimîn.
46Ḳâle yâ nûḥu innehû leyse min ehlik. innehû ʿamelün gayru ṣâliḥ. felâ tesʾelni mâ leyse leke bihî ʿilm. innî eʿiżuke en tekûne mine-lcâhilîn.
Ayet 45–46
Tufanın ardından Nûh da, “Rabbim! Oğlum da ailemden biriydi. Onun da kurtulanlardan olmasını isterdim ama mümkün olmadı. Sen hüküm verenlerin en adili, hâkimler hâkimisin.” dedi. Allah bunun üzerine Nûh’a şöyle vahyetti: “O, kesinlikle senin ailenden sayılmaz. O, müşriklerin ailesinden olmayı seçti, bu sebepten sen de hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın, iç yüzünü, aslını bilmediğin bir şey hakkında Benden istekte bulunma! Böyle yaparsan cahillerden olursun, onlardan bir farkın kalmaz.”
Hûd 47
1 ayetقَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْـَٔلَكَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۜ وَاِلَّا تَغْفِرْ ل۪ي وَتَرْحَمْن۪ٓي اَكُنْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٤٧
Mushaf
Okunuş
47Ḳâle rabbi innî eʿûẕü bike en esʾeleke mâ leyse lî bihî ʿilm. veillâ tagfir lî veterḥamnî eküm mine-lḫâsirîn.
Ayet 47
Nûh, derhal hatasını anlayıp, “Rabbim, bilgisine sahip olmadığım, aslını, esasını bilmediğim bir şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Şayet beni bu sebepten bağışlamaz, bana merhamet etmezsen hüsrana uğrayıp kaybedenlerden olurum.” diye niyazda bulundu.
Hûd 48
1 ayetق۪يلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَۜ وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٤٨
Mushaf
Okunuş
48Ḳîle yâ nûḥu-hbiṭ biselâmim minnâ veberakâtin ʿaleyke veʿalâ ümemim mimmem meʿak. veümemün senümettiʿuhüm ŝümme yemessühüm minnâ ʿaẕâbün elîm.
Ayet 48
Ardından da Nûh’a şöyle vahyettik: “Ey Nûh! Sen ve seninle birlikte gemiden esenlik ve güvenlik içinde inen mü’minlere ve onların neslinden gelecek olan mü’minlere hayırlar, bereketler ihsan edeceğiz. Davetten yüz çevirip nankörlük edenleri ise bir süre nimetlerimizle geçindirir, sonra da can yakıcı azaba mahkûm ederiz.”
Hûd 49
1 ayetتِلْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهَٓا اِلَيْكَۚ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَٓا اَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هٰذَاۜۛ فَاصْبِرْۜۛ اِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّق۪ينَ۟ ٤٩
Mushaf
Okunuş
49Tilke min embâi-lgaybi nûḥîhâ ileyk. mâ künte taʿlemühâ ente velâ ḳavmüke min ḳabli hâẕâ. faṣbir. inne-lʿâḳibete lilmütteḳîn.
Ayet 49
Ey Muhammed! Ne sen, ne de kavmin Nûh’un bu kıssasını daha önce biliyordunuz, bunlar Bizim sana vahiy yoluyla ulaştırdığımız bilgilerdir, sen de Nûh gibi sabırla davetine devam et ve unutma ki sonunda kazanacak, mutlu sona ulaşacak olanlar imanında sebat edip bu uğurda gayret edenler olacaktır.
İlgili ayetler
49Tâhâ 99
Hûd 50–52
3 ayetوَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُفْتَرُونَ ٥٠ يَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًاۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى الَّذ۪ي فَطَرَن۪يۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ٥١ وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِم۪ينَ ٥٢
Mushaf
Okunuş
50Veilâ ʿâdin eḫâhüm hûdâ. ḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. in entüm illâ müfterûn.
51Yâ ḳavmi lâ esʾelüküm ʿaleyhi ecrâ. in ecriye illâ ʿale-lleẕî feṭaranî. efelâ taʿḳilûn.
52Veyâ ḳavmi-stagfirû rabbeküm ŝümme tûbû ileyhi yürsili-ssemâe ʿaleyküm midrârav veyezidküm ḳuvveten ilâ ḳuvvetiküm velâ tetevellev mücrimîn.
Ayet 50–52
Biz Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u peygamber olarak gönderdik. O da kavmine “Ey kavmim! Sizi yaratıp bunca nimetle donatan Allah’ın davetine yönelerek yalnız O’na kulluk edin, sizin O’ndan başka gerçek ilahınız yoktur. Allah’a nankörlük etmekten bir an önce vazgeçin.
Ey kavmim! Şirk ve küfre dayalı hayat tarzınızdan tevbe edip Allah’tan bağışlanma dileyin ki, O da size gökten bol rahmet ve bereket yağdırsın, gücünüze güç katsın. Ben bu öğüt ve uyarılar karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum. Benim çabamın karşılığını takdir edecek olan, beni de sizi de yaratan Allah’tır. Aklınızı kullanarak O’nun davetinin önemini kavrayıp bir an önce O’na yönelmeniz gerekmez mi?” dedi.
Hûd 53–57
5 ayetقَالُوا يَا هُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِك۪ٓي اٰلِهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِن۪ينَ ٥٣ اِنْ نَقُولُ اِلَّا اعْتَرٰيكَ بَعْضُ اٰلِهَتِنَا بِسُٓوءٍۜ قَالَ اِنّ۪ٓي اُشْهِدُ اللّٰهَ وَاشْهَدُٓوا اَنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۙ ٥٤ مِنْ دُونِه۪ فَك۪يدُون۪ي جَم۪يعًا ثُمَّ لَا تُنْظِرُونِ ٥٥ اِنّ۪ي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ رَبّ۪ي وَرَبِّكُمْۜ مَا مِنْ دَٓابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَاۜ اِنَّ رَبّ۪ي عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٥٦ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ مَٓا اُرْسِلْتُ بِه۪ٓ اِلَيْكُمْۜ وَيَسْتَخْلِفُ رَبّ۪ي قَوْمًا غَيْرَكُمْۚ وَلَا تَضُرُّونَهُ شَيْـًٔاۜ اِنَّ رَبّ۪ي عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَف۪يظٌ ٥٧
Mushaf
Okunuş
53Ḳâlû yâ hûdü mâ ciʾtenâ bibeyyinetiv vemâ naḥnü bitârikî âlihetinâ ʿan ḳavlike vemâ naḥnü leke bimüʾminîn.
54İn neḳûlü ille-ʿterâke baʿḍu âlihetinâ bisûʾ. ḳâle innî üşhidü-llâhe veşhedû ennî berîüm mimmâ tüşrikûn.
55Min dûnihî fekîdûnî cemîʿan ŝümme lâ tünżirûn.
56İnnî tevekkeltü ʿale-llâhi rabbî verabbiküm. mâ min dâbbetin illâ hüve âḫiẕüm binâṣiyetihâ. inne rabbî ʿalâ ṣirâṭim müsteḳîm.
57Fein tevellev feḳad eblagtüküm mâ ürsiltü bihî ileyküm. veyestaḫlifü rabbî ḳavmen gayraküm. velâ teḍurrûnehû şeyʾâ. inne rabbî ʿalâ külli şeyʾin ḥafîż.
Ayet 53–57
Kavmi de dönüp Hûd’a dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize peygamber olduğunu gösteren bir mucize ile gelmedin ki, biz de sana inanıp mevcut ilahlarımızı terk edip davetine uyalım. Mucize göstermeden davetini kabul edeceğimizi bekleme, anlaşılan o ki, bizim ilahlarımızdan birisi seni çarpmış, o sebeple de ilahlarımızı terk etmemizi istiyorsun, sana başkaca bir şey de söylemek istemiyoruz.”
Hûd da onlara dedi ki: “Allah şahit olsun, siz de şahitler olun ki ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz ilahlarınızdan uzağım ve asla onları kabul etmeyeceğim. İsterseniz siz bana karşı tuzağınızı kurup, elinizden geleni ardınıza koymayın. Unutmayın ki ben, benim de, sizin de Rabbimiz olan Allah’a güveniyorum.
Hiçbir canlı yoktur ki onu Allah yaşatıyor ve kurduğu nizamla yönetiyor olmasın. Ey kavmim! Size ne oluyor ki, gerçek bu iken Rabbinizin davetine teslim olmaktan kaçıyorsunuz?
Şayet yaratılış sebebiniz olan Allah merkezli hayat nizamından inatla yüz çevirmeye devam ederseniz, Rabbim sizin yerinize başka bir kavim getirir. Buna kimse de engel olamaz. Siz, davet edildiğiniz hayat tarzını reddetmekle, Allah’a zarar veremezsiniz. Rabbim her şeyi görüp gözetmektedir, doğrusu ben size ulaştırılmam istenen mesajları ulaştırmış bulunmaktayım.”
Hûd 58
1 ayetوَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُودًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّاۚ وَنَجَّيْنَاهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ ٥٨
Mushaf
Okunuş
58Velemmâ câe emrunâ necceynâ hûdev velleẕîne âmenû meʿahû biraḥmetim minnâ. venecceynâhüm min ʿaẕâbin galîż.
Ayet 58
Nihayet Hûd’un kavmi helak edilmeyi hak edince Hûd ile birlikte iman edenleri, rahmet, merhamet ve şefkatimiz gereği kurtardık ve âhiretteki cehennem azabından koruduk.
Hûd 59
1 ayetوَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍ ٥٩
Mushaf
Okunuş
59Vetilke ʿâdün ceḥadû biâyâti rabbihim veʿaṣav rusülehû vettebeʿû emra külli cebbârin ʿanîd.
Ayet 59
İşte Rablerinin davetini reddeden, O’na ve elçilerine başkaldıran, inatçı, nankör Âd kavmini de böylece helak edip köklerini kazıdık. Onlar dünyada lanetlendikleri gibi âhirette de lanetlenecek ve cehennem azabına mahkûm edilecekler.
İlgili ayetler
59Hâkka 10
Hûd 60–61
2 ayetوَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ عَادًا كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْدًا لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ۟ ٦٠ وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ ف۪يهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّ۪ي قَر۪يبٌ مُج۪يبٌ ٦١
Mushaf
Okunuş
60Veütbiʿû fî hâẕihi-ddünyâ laʿnetev veyevme-lḳiyâmeh. elâ inne ʿâden keferû rabbehüm. elâ büʿdel liʿâdin ḳavmi hûd.
61Veilâ ŝemûde eḫâhüm ṣâliḥâ. ḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. hüve enşeeküm mine-lʾarḍi vestaʿmeraküm fîhâ festagfirûhü ŝümme tûbû ileyh. inne rabbî ḳarîbüm mücîb.
Ayet 60–61
Semûd kavmine de soydaşları Salih’i peygamber olarak gönderdik, Salih de kavmine, “Ey kavmim! Allah’ı layıkıyla tanıyın ve O’nun davet ettiği yaratılış sebebiniz olan hayat nizamına uyun ki yalnız O’na kulluk etmiş olasınız. En doğru yol budur, sizin Allah’tan başka gerçek ilahınız yoktur. Sizi topraktan yaratıp sayısız nimetler bahşederek yaşatan O’dur, bunları düşünüp şirk ve küfürden tevbe ederek Allah’a yönelin.
Rabbimiz olan Allah, tevbe edip bağışlanma dileyerek davetine iman edip, imanlarının gereklerini yerine getirenlere karşı çok merhametli, şefkatli, bağışlayıcıdır ve O bize şah damarımızdan daha yakındır.” dedi.
Hûd 62
1 ayetقَالُوا يَا صَالِحُ قَدْ كُنْتَ ف۪ينَا مَرْجُوًّا قَبْلَ هٰذَٓا اَتَنْهٰينَٓا اَنْ نَعْبُدَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا وَاِنَّنَا لَف۪ي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ مُر۪يبٍ ٦٢
Mushaf
Okunuş
62Ḳâlû yâ ṣâliḥu ḳad künte fînâ mercüvven ḳable hâẕâ etenhânâ en naʿbüde mâ yaʿbüdü âbâünâ veinnenâ lefî şekkim mimmâ tedʿûnâ ileyhi mürîbün.
Ayet 62
Bunun üzerine kavmi de Salih’e dedi ki: “Ey Salih! Sen bunları söylemeden önce, kavmimiz içinde kendisine umut bağladığımız, sistemimizin üst düzey yöneticilerinden olmasını düşündüğümüz birisiydin, oysa şimdi kalkmış atalarımızdan beri içinde yaşadığımız ve yaşatmaya çalıştığımız hayat tarzımızı değiştirmemizi istiyorsun fakat biz senin peygamber olduğundan da bizi davet ettiğin nizamın doğruluğundan da emin değiliz.”
İlgili ayetler
Hûd 63–65
3 ayetقَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي مِنْهُ رَحْمَةً فَمَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ عَصَيْتُهُ فَمَا تَز۪يدُونَن۪ي غَيْرَ تَخْس۪يرٍ ٦٣ وَيَا قَوْمِ هٰذِه۪ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَاْكُلْ ف۪ٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَاْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَر۪يبٌ ٦٤ فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا ف۪ي دَارِكُمْ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ ٦٥
Mushaf
Okunuş
63Ḳâle yâ ḳavmi eraʾeytüm in küntü ʿalâ beyyinetim mir rabbî veâtânî minhü raḥmeten femey yenṣurunî mine-llâhi in ʿaṣaytühû femâ tezîdûnenî gayra taḫsîr.
64Veyâ ḳavmi hâẕihî nâḳatü-llâhi leküm âyeten feẕerûhâ teʾkül fî arḍi-llâhi velâ temessûhâ bisûin feyeʾḫuẕeküm ʿaẕâbün ḳarîb.
65Feʿaḳarûhâ feḳâle temetteʿû fî dâriküm ŝelâŝete eyyâm. ẕâlike vaʿdün gayru mekẕûb.
Ayet 63–65
Salih de onlara dedi ki: “Ey kavmim! Peki ya ben Rabbimden bir rahmet peygamberi olarak seçilmiş ve sizlere Allah’ın vahyettiği kesin bilgileri aktarmaktaysam ve siz de inatla buna karşı çıkmaya devam ederseniz, Allah’ın başınıza neler getireceğini hiç düşünmüyor musunuz? Ayrıca bana emredilen tebliğ görevimi yerine getirmez isem Allah’ın azabından beni kim koruyabilir? Elbette ki size uymak bana zarar getirir.”
“Ey kavmim! Benden peygamberliğimin delilini istediğiniz mucize işte şu deve! Onu kendi haline bırakın, sakın ona zarar vermeye kalkmayın. Allah’ın arazisinde otlasın, ona zarar vermeye kalkarsanız çetin bir azapla cezalandırılırsınız.”
Salih’in bu uyarısına rağmen deveyi hunharca boğazladılar, bunun üzerine Salih de onlara, “Yurdunuzda üç gün daha barındıktan sonra sizi uyardığım azaba çarptırılacaksınız ve asla kurtulamayacaksınız.” dedi.
Hûd 66–68
3 ayetفَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ خِزْيِ يَوْمِئِذٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَز۪يزُ ٦٦ وَاَخَذَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ ٦٧ كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَٓا اِنَّ ثَمُودَا۬ كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْدًا لِثَمُودَ۟ ٦٨
Mushaf
Okunuş
66Felemmâ câe emrunâ necceynâ ṣâliḥav velleẕîne âmenû meʿahû biraḥmetim minnâ vemin ḫizyi yevmiiẕ. inne rabbeke hüve-lḳaviyyü-lʿazîz.
67Veeḫaẕe-lleẕîne żalemu-ṣṣayḥatü feaṣbeḥû fî diyârihim câŝimîn.
68Keel lem yagnev fîhâ. elâ inne ŝemûde keferû rabbehüm. elâ büʿdel liŝemûd.
Ayet 66–68
Helak etmek için belirlediğimiz vakit gelince, Salih ve onunla birlikte iman edenleri rahmet, merhamet ve şefkatimiz gereği o azabın zilletinden kurtardık. Gerçek şu ki, Rabbinizin gücü dilediği her şeyi yapmaya yeter.
Nankör, azgın ve inkârcı kavmi de, şiddetli bir sarsıntı ile yakalayıp korkunç çığlıklarla yerin dibine geçirdik. Böylece Semûd kavmi sanki o diyarlarda hiç yaşamamış gibi yok olup gitti, tarih sahnesinden silindiler.
Hûd 69–70
2 ayetوَلَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَٓاءَ بِعِجْلٍ حَن۪يذٍ ٦٩ فَلَمَّا رَآٰ اَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ اِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْ اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمِ لُوطٍۜ ٧٠
Mushaf
Okunuş
69Veleḳad câet rusülünâ ibrâhîme bilbüşrâ ḳâlû selâmâ. ḳâle selâmün femâ lebiŝe en câe biʿiclin ḥanîẕ.
70Felemmâ raâ eydiyehüm lâ teṣilü ileyhi nekirahüm veevcese minhüm ḫîfeh. ḳâlû lâ teḫaf innâ ürsilnâ ilâ ḳavmi lûṭ.
Ayet 69–70
Lût kavminin helaki için görevlendirilen melekler de bir erkek evlat müjdesi vermek için önce İbrahim’in evine gelip “Selam” dediler. İbrahim de onlara “Selam” diyerek misafirlerine kızartılmış bir buzağı ikram etti. Fakat misafirlerin ikram edilene el sürmediklerini görünce, şüphelenip endişeye kapıldı. Durumu gören elçiler İbrahim’e, “Korkma, biz esasen Lût kavmini cezalandırmak, seni de müjdelemek için görevlendirildik.” dediler.
Hûd 71–73
3 ayetوَامْرَاَتُهُ قَٓائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَۙ وَمِنْ وَرَٓاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ ٧١ قَالَتْ يَا وَيْلَتٰٓى ءَاَلِدُ وَاَنَا۬ عَجُوزٌ وَهٰذَا بَعْل۪ي شَيْخًاۜ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عَج۪يبٌ ٧٢ قَالُٓوا اَتَعْجَب۪ينَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ اَهْلَ الْبَيْتِۜ اِنَّهُ حَم۪يدٌ مَج۪يدٌ ٧٣
Mushaf
Okunuş
71Vemraetühû ḳâimetün feḍaḥiket febeşşernâhâ biisḥâḳa vemiv verâi isḥâḳa yaʿḳûb.
72Ḳâlet yâ veyletâ eelidü veenâ ʿacûzüv vehâẕâ baʿlî şeyḫâ. inne hâẕâ leşeyʾün ʿacîb.
73Ḳâlû etaʿcebîne min emri-llâhi raḥmetü-llâhi veberakâtühû ʿaleyküm ehle-lbeyt. innehû ḥamîdüm mecîd.
Ayet 71–73
O sırada misafirlerine hizmet için odada bulunan İbrahim’in yaşlı karısı İshak adlı bir çocuğunun olacağını ve ardından da torunları Yakub’un olacağı müjdesini duyunca şaşkınlık içinde, “Ne yani, ben yaşlı bir kocakarı, kocam da yaşlı bir piri fani olduğumuz halde çocuk mu doğuracağım, bu olacak şey mi?” dedi. Melekler de ona, “Sen Allah’ın emrine mi şaşırıyorsun?” dedikten sonra da sözlerine devamla, “Ey hane halkı! Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun! Şunu iyi bilin ki, şükredip övülmeye layık olan yalnızca Allah’tır, O’nun dilediği her şeyi yaratmaya ve yapmaya gücü yeter.” dediler.
İlgili ayetler
Hûd 74–76
3 ayetفَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰه۪يمَ الرَّوْعُ وَجَٓاءَتْهُ الْبُشْرٰى يُجَادِلُنَا ف۪ي قَوْمِ لُوطٍۜ ٧٤ اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ لَحَل۪يمٌ اَوَّاهٌ مُن۪يبٌ ٧٥ يَٓا اِبْرٰه۪يمُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَاۚ اِنَّهُ قَدْ جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَۚ وَاِنَّهُمْ اٰت۪يهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍ ٧٦
Mushaf
Okunuş
74Felemmâ ẕehebe ʿan ibrâhîme-rravʿu vecâethü-lbüşrâ yücâdilünâ fî ḳavmi lûṭ.
75İnne ibrâhîme leḥalîmün evvâhüm münîb.
76Yâ ibrâhîmü aʿriḍ ʿan hâẕâ. innehû ḳad câe emru rabbik. veinnehüm âtîhim ʿaẕâbün gayru merdûd.
Ayet 74–76
İbrahim, bu müjdeyi aldıktan ve korkusu geçtikten sonra, Lût kavminin helak edilmemesi konusunda Bize yakarışta bulundu çünkü İbrahim çok duygusal, aşırı derecede merhametli ve ince ruhlu, kendisini Allah’a teslim etmiş birisiydi.
Bunun üzerine elçi melekler İbrahim’e, “Ey İbrahim! Bu ısrarından vazgeç. Rabbimizin onlar hakkındaki hükmü kesindir, artık onları hak ettikleri bu cezadan hiç kimse kurtaramaz.” dediler.
Hûd 77–80
4 ayetوَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا س۪ٓيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالَ هٰذَا يَوْمٌ عَص۪يبٌ ٧٧ وَجَٓاءَهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ اِلَيْهِ وَمِنْ قَبْلُ كَانُوا يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۜ قَالَ يَا قَوْمِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَات۪ي هُنَّ اَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ ف۪ي ضَيْف۪يۜ اَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَش۪يدٌ ٧٨ قَالُوا لَقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا ف۪ي بَنَاتِكَ مِنْ حَقٍّۚ وَاِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا نُر۪يدُ ٧٩ قَالَ لَوْ اَنَّ ل۪ي بِكُمْ قُوَّةً اَوْ اٰو۪ٓي اِلٰى رُكْنٍ شَد۪يدٍ ٨٠
Mushaf
Okunuş
77Velemmâ câet rusülünâ lûṭan sîe bihim veḍâḳa bihim ẕerʿav veḳâle hâẕâ yevmün ʿaṣîb.
78Vecâehû ḳavmühû yühraʿûne ileyhi vemin ḳablü kânû yaʿmelûne-sseyyiât. ḳâle yâ ḳavmi hâülâi benâtî hünne aṭheru leküm fetteḳu-llâhe velâ tuḫzûni fî ḍayfî. eleyse minküm racülür raşîd.
79Ḳâlû leḳad ʿalimte mâ lenâ fî benâtike min ḥaḳḳ. veinneke letaʿlemü mâ nürîd.
80Ḳâle lev enne lî biküm ḳuvveten ev âvî ilâ ruknin şedîd.
Ayet 77–80
Elçi melekler İbrahim’in evinden ayrılıp, Lût’un evine doğru yola koyuldular, Lût’un evine geldiklerinde ise Lût onları, ahlaken çökmüş, sınır tanımayan, hiçbir değer yargısı da olmayan kavminin zararlarından koruyamayacağını düşünerek, derin bir endişeye kapıldı, ne yapacağını bilemez halde yüreği daraldı ve kendi kendine, “Bugün çok zor bir gün olacak.” demeye başladı.
Lût’un evine gelen insan görünümlü misafirleri görenler, hemen Lût’un evinin önünde toplanıp kapısına dayanarak, Lût’tan misafirleri kendilerine teslim etmesini istediler. Onların, misafirleri iğrenç amaçları için kendisinden istediklerini bilen Lût, kapıya çıkıp onlara dedi ki: “Ey kavmim! Beni misafirlerime karşı mahcup edip, rezil mi edeceksiniz? İçinizde hiç aklı başında kimse yok mu? Allah’tan korkup da bu iğrenç alışkanlığınızdan vazgeçin ve doğru olanı, kızlarla, dul kalmış kadınlarla evlenme yolunu seçin, böyle yaparsanız benim kızlarımla da evlenebilirsiniz.”
Fakat yozlaşmış, azgınlığa, ahlaksızlığa kendilerini şartlandırmış olan halk, Lût’a şöyle dediler: “Sen de biliyorsun ki bizim kadınlarda, kızlarda gözümüz yok. Bizim ne istediğimizi biliyorsun, boşuna konuşma.”
Lût çaresizlik içinde kendi kendine dedi ki: “Ah keşke sizi engelleyecek bir gücüm olsa, ya da sizden korunabileceğim bir kaleye sığınıp da bu durumla karşılaşmaktan kurtulabilseydim.”
Hûd 81
1 ayetقَالُوا يَا لُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُٓوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَۜ اِنَّهُ مُص۪يبُهَا مَٓا اَصَابَهُمْۜ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُۜ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَر۪يبٍ ٨١
Mushaf
Okunuş
81Ḳâlû yâ lûṭu innâ rusülü rabbike ley yeṣilû ileyke feesri biehlike biḳiṭʿim mine-lleyli velâ yeltefit minküm eḥadün ille-mraetek. innehû müṣîbühâ mâ eṣâbehüm. inne mevʿidehümu-ṣṣubḥ. eleyse-ṣṣubḥu biḳarîb.
Ayet 81
Lût’un çaresizlik içinde üzüldüğünü gören elçi melekler Lût’a dediler ki: “Ey Lût, sakın korkma! Biz, Rabbinin elçileriyiz. Bu azgın ve sapıklar seni daha fazla üzemeyecekler, sen ailenle birlikte gecenin bir vaktinde bu şehirden ayrıl, aranızdan hiç kimsenin de gözü arkada kalmasın, karına gelince o da helak olmayı hak edenlerden birisi olarak onlarla kalacak, diğerlerinin başına gelecek olan onun başına da gelecek ve sabaha karşı hak ettikleri azapla cezalandırılacaklar. Zaten vakit sabaha da yaklaşmakta.”
İlgili ayetler
Hûd 82–83
2 ayetفَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۙ مَنْضُودٍۙ ٨٢ مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَۜ وَمَا هِيَ مِنَ الظَّالِم۪ينَ بِبَع۪يدٍ۟ ٨٣
Mushaf
Okunuş
82Felemmâ câe emrunâ ceʿalnâ ʿâliyehâ sâfilehâ veemṭarnâ ʿaleyhâ ḥicâratem min siccîlim menḍûd.
83Müsevvemeten ʿinde rabbik. vemâ hiye mine-żżâlimîne bibeʿîd.
Ayet 82–83
Nihayet vakit dolunca, hedefi belirlenmiş taşları o zalim ve sapık toplumun başlarına yağdırdık, yaşadıkları yerin altını üstüne getirip yok ettik.
İlgili ayetler
Hûd 84–86
3 ayetوَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ اِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ بِخَيْرٍ وَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُح۪يطٍ ٨٤ وَيَا قَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ ٨٥ بَقِيَّتُ اللّٰهِ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِحَف۪يظٍ ٨٦
Mushaf
Okunuş
84Veilâ medyene eḫâhüm şuʿaybâ. ḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. velâ tenḳuṣü-lmikyâle velmîzâne innî erâküm biḫayriv veinnî eḫâfü ʿaleyküm ʿaẕâbe yevmim müḥîṭ.
85Veyâ ḳavmi evfü-lmikyâle velmîzâne bilḳisṭi velâ tebḫasü-nnâse eşyâehüm velâ taʿŝev fi-lʾarḍi müfsidîn.
86Beḳiyyetü-llâhi ḫayrul leküm in küntüm müʾminîn. vemâ ene ʿaleyküm biḥafîż.
Ayet 84–86
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’ı peygamber olarak gönderdik. O da, “Ey kavmim! Allah’ı gereği gibi tanıyıp, yalnız O’nu ilah edinerek davetine icabet edin, ancak o zaman O’na kulluk etmiş olursunuz. Sizin O’ndan başka gerçek ilahınız yoktur, hayatı nasıl yaşamanız gerektiğini belirleme hakkı yalnız Allah’a aittir, buna bağlı olarak ahlakınızı düzeltin, eksik ölçüp tartmaktan vazgeçin. Her ne kadar refah ve bolluk içinde görünüyor olsanız da Allah’ın daveti olan hayatı yaşamaya dönmezseniz, sizi de kuşatıp yok edecek bir azapla karşılaşırsınız.” dedi.
Şuayb sonra da sözlerine şöyle devam etti: “Ey kavmim! Allah adına davet edildiğiniz hayat nizamından yüz çevirerek yeryüzünde fesadın, kötülüklerin yaygınlaşmasına sebep olmayın, ölçüp tartarken adaleti gözetin, insanların haklarını onlardan çalmayın.
Şayet Allah’a şirk koşmakta olduğunuz hayat tarzınızdan vazgeçip, O’nun daveti nizam ile yaşamaya döner, işlerinizi O’nun sınırları içinde yaparsanız elde edeceğiniz kazanç sizin için daha hayırlı olur. Ben sizin üzerinizde bir gözetleyici, denetleyici değilim, sizi görüp gözetleyip, denetleyen Allah’tır.”
Hûd 87
1 ayetقَالُوا يَا شُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَاْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ ف۪ٓي اَمْوَالِنَا مَا نَشٰٓؤُ۬اۜ اِنَّكَ لَاَنْتَ الْحَل۪يمُ الرَّش۪يدُ ٨٧
Mushaf
Okunuş
87Ḳâlû yâ şuʿaybü eṣalâtüke teʾmüruke en netruke mâ yaʿbüdü âbâünâ ev en nefʿale fî emvâlinâ mâ neşâʾ. inneke leente-lḥalîmü-rraşîd.
Ayet 87
Kavmi de Şuayb’a, “Ey Şuayb! Bizim atalarımızdan miras kalan inancımızı ve hayat tarzımızı değiştirmemizi, mallarımızı istediğimiz gibi alıp satmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Hâlbuki biz seni çok hoşgörülü, uyumlu, akıllı uslu biri olarak bilirdik, birdenbire bunları nereden çıkardın?” dediler.
Hûd 88–90
3 ayetقَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَرَزَقَن۪ي مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًاۜ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَٓا اَنْهٰيكُمْ عَنْهُۜ اِنْ اُر۪يدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُۜ وَمَا تَوْف۪يق۪ٓي اِلَّا بِاللّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ ٨٨ وَيَا قَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاق۪ٓي اَنْ يُص۪يبَكُمْ مِثْلُ مَٓا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍۜ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَع۪يدٍ ٨٩ وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّ۪ي رَح۪يمٌ وَدُودٌ ٩٠
Mushaf
Okunuş
88Ḳâle yâ ḳavmi eraʾeytüm in küntü ʿalâ beyyinetim mir rabbî verazeḳanî minhü rizḳan ḥasenâ. vemâ ürîdü en üḫâlifeküm ilâ mâ enhâküm ʿanh. in ürîdü ille-lʾiṣlâḥa me-steṭaʿt. vemâ tevfîḳî illâ billâh. ʿaleyhi tevekkeltü veileyhi ünîb.
89Veyâ ḳavmi lâ yecrimenneküm şiḳâḳî ey yüṣîbeküm miŝlü mâ eṣâbe ḳavme nûḥin ev ḳavme hûdin ev ḳavme ṣâliḥ. vemâ ḳavmü lûṭim minküm bibeʿîd.
90Vestagfirû rabbeküm ŝümme tûbû ileyh. inne rabbî raḥîmüv vedûd.
Ayet 88–90
Şuayb da onlara dönüp şöyle cevap verdi: “Ey kavmim! Rabbimin bana vahyettiği âyetleri sizlere tebliğ etmekle görevlendirildim. Sizi doğru olana davet ederken, buna karşı çıkmanızın hiçbir faydası olmaz. Benim amacım, görevim doğrultusunda sizleri içinde bulunduğunuz yanlışlardan, Allah’a ortak koşmaktan kurtarıp doğru olana yöneltmektir.
Daveti kabul eder de, yaratılış sebebiniz olana dönerseniz kazanan siz olursunuz, ben yalnızca Allah’a güvenip yönelmekte olan bir elçiyim. Ey kavmim! Allah adına yapmakta olduğum bu çağrıya karşı bana duyduğunuz düşmanlık, sakın sizi Nûh kavminin, Hûd kavminin yahut Salih’in kavminin başlarına gelen bir azaba sürüklemesin. Üstelik helak edilen Lût kavminin yurdu, size çok da uzak sayılmaz, onların başlarına geleni de bilmektesiniz.
Allah’a yönelip bağışlanma dileyin ve unutmayın ki Allah tevbe edip davetine yönelenlere karşı çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.”
Hûd 91–93
3 ayetقَالُوا يَا شُعَيْبُ مَا نَفْقَهُ۬ كَث۪يرًا مِمَّا تَقُولُ وَاِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ينَا ضَع۪يفًاۚ وَلَوْلَا رَهْطُكَ لَرَجَمْنَاكَۘ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْنَا بِعَز۪يزٍ ٩١ قَالَ يَا قَوْمِ اَرَهْط۪ٓي اَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِۜ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَٓاءَكُمْ ظِهْرِيًّاۜ اِنَّ رَبّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ ٩٢ وَيَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّ۪ي عَامِلٌۜ سَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ يَاْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَمَنْ هُوَ كَاذِبٌۜ وَارْتَقِبُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ رَق۪يبٌ ٩٣
Mushaf
Okunuş
91Ḳâlû yâ şuʿaybü mâ nefḳahû keŝîram mimmâ teḳûlü veinnâ lenerâke fînâ ḍaʿîfâ. velevlâ rahṭuke leracemnâk. vemâ ente ʿaleynâ biʿazîz.
92Ḳâle yâ ḳavmi erahṭî eʿazzü ʿaleyküm mine-llâh. vetteḫaẕtümûhü verâeküm żihriyyâ. inne rabbî bimâ taʿmelûne müḥîṭ.
93Veyâ ḳavmi-ʿmelû ʿalâ mekânetiküm innî ʿâmil. sevfe taʿlemûne mey yeʾtîhi ʿaẕâbüy yuḫzîhi vemen hüve kâẕib. verteḳibû innî meʿaküm raḳîb.
Ayet 91–93
Şuayb’ın bu söylediklerini dinleyen kavmi de ona, “Ey Şuayb! Bu söylediklerin bizi ilgilendirmiyor, üstelik sen bizim aramızda gücü, nüfuzu zayıf olan birisin. Şayet arkanda kabilen ve onların hatırı olmasaydı, seni mutlaka taşa tutup linç ederdik, tek başına bizimle de başa çıkamazdın.” dediler.
Şuayb da onlara şöyle karşılık verdi: “Ey kavmim! Size göre benim kabilemin hatırı ve gücü, Allah’ın hatırı ve gücünden daha mı fazla ve önemli, bu yüzden mi Allah’ı ve O’nun davetini önemsemiyor, sırt dönüyorsunuz? Şunu iyi bilin ki Rabbim, söyleyip durduklarınızı ve yapıp ettiklerinizi görüp bilmektedir.
Ey kavmim! Bana karşı elinizden geleni ardınıza koymayın. Ben de insanları yaratılış sebeplerine uygun yaşamaya davet etmekten geri durmayacağım, günü gelince alçaltıcı azabın kime geldiğini, kimin yalancı ve güçsüz olduğunu görecek, anlayacaksınız. Ben de sizinle birlikte olacakları bekleyeceğim.”
Hûd 94–95
2 ayetوَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْبًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَاَخَذَتِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ ٩٤ كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَا بُعْدًا لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ۟ ٩٥
Mushaf
Okunuş
94Velemmâ câe emrunâ necceynâ şuʿaybev velleẕîne âmenû meʿahû biraḥmetim minnâ veeḫaẕeti-lleẕîne żalemu-ṣṣayḥatü feaṣbeḥû fî diyârihim câŝimîn.
95Keel lem yagnev fîhâ. elâ büʿdel limedyene kemâ beʿidet ŝemûd.
Ayet 94–95
Derken onlara tanınan süre dolunca, Şuayb ve onunla birlikte iman edenleri rahmet ve şefkatimizle kurtardık, şirk ve küfre gömülmüş o zalim toplumu, korkunç sesle sarsıp yurtlarında helak ettik, sanki daha önce oralarda hiç yaşamamış gibi tarih sahnesinden silinip gittiler, Medyen halkı da Semûd kavmi gibi cehennemi hak ettiler.
Hûd 96–97
2 ayetوَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ٩٦ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ فِرْعَوْنَۚ وَمَٓا اَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَش۪يدٍ ٩٧
Mushaf
Okunuş
96Veleḳad erselnâ mûsâ biâyâtinâ vesülṭânim mübîn.
97İlâ firʿavne vemeleihî fettebeʿû emra firʿavn. vemâ emru firʿavne biraşîd.
Ayet 96–97
Biz Musa’yı da apaçık âyetlerimiz ve mucizelerle, Firavun’a onun seçkinleri ile halkına elçi olarak gönderdik fakat onlar, peygamberin çağrısına uymak yerine, Firavun’u Rab ve ilah edinip onun şirk ve zulüm nizamına uymayı tercih ettiler.
Hûd 98–99
2 ayetيَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَۜ وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ ٩٨ وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِه۪ لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ بِئْسَ الرِّفْدُ الْمَرْفُودُ ٩٩
Mushaf
Okunuş
98Yaḳdümü ḳavmehû yevme-lḳiyâmeti feevradehümü-nnâr. vebiʾse-lvirdü-lmevrûd.
99Veütbiʿû fî hâẕihî laʿnetev veyevme-lḳiyâmeh. biʾse-rrifdü-lmerfûd.
Ayet 98–99
Nitekim Firavun, Kıyamet Günü kendisine uyanların önüne düşüp, onları kendisi ile birlikte cehenneme götürecek, cehennem ise gidilecek en kötü yerdir. Bu dünyada lanet onların peşini bırakmadı, âhirette de bırakmayacak. İnsanın payına bundan daha kötüsü düşebilir mi?
Hûd 100–101
2 ayetذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْقُرٰى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ مِنْهَا قَٓائِمٌ وَحَص۪يدٌ ١٠٠ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَمَٓا اَغْنَتْ عَنْهُمْ اٰلِهَتُهُمُ الَّت۪ي يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ لَمَّا جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَۜ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْب۪يبٍ ١٠١
Mushaf
Okunuş
100Ẕâlike min embâi-lḳurâ neḳuṣṣuhû ʿaleyke minhâ ḳâimüv veḥaṣîd.
101Vemâ żalemnâhüm velâkin żalemû enfüsehüm femâ agnet ʿanhüm âlihetühümü-lletî yedʿûne min dûni-llâhi min şeyʾil lemmâ câe emru rabbik. vemâ zâdûhüm gayra tetbîb.
Ayet 100–101
Ey Muhammed! Sana bildirdiğimiz bu kıssalardaki kavimlerden geriye kalan bir kısım kalıntılar hâlâ durduğu gibi, bir kısmı da yenilmiş ekin tarlası gibi yok olup gitti.
Nankörlük edip başkaldırarak helak olmayı hak edenlere Biz zulmetmedik, onlar öğüt verilip uyarılmalarına rağmen, Allah’tan başka Rabler ve ilahlar edinmeye ve onlara uymaya inatla devam ettiler. Rab ve ilah edindiklerinin onlara hiçbir yararı olmadığı gibi hüsranlarını artırıp, başlarına azap gelmesine de sebep oldular.
Hûd 102–107
6 ayetوَكَذٰلِكَ اَخْذُ رَبِّكَ اِذَٓا اَخَذَ الْقُرٰى وَهِيَ ظَالِمَةٌۜ اِنَّ اَخْذَهُٓ اَل۪يمٌ شَد۪يدٌ ١٠٢ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِمَنْ خَافَ عَذَابَ الْاٰخِرَةِۜ ذٰلِكَ يَوْمٌ مَجْمُوعٌۙ لَهُ النَّاسُ وَذٰلِكَ يَوْمٌ مَشْهُودٌ ١٠٣ وَمَا نُؤَخِّرُهُٓ اِلَّا لِاَجَلٍ مَعْدُودٍۜ ١٠٤ يَوْمَ يَاْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۚ فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَع۪يدٌ ١٠٥ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ شَقُوا فَفِي النَّارِ لَهُمْ ف۪يهَا زَف۪يرٌ وَشَه۪يقٌۙ ١٠٦ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ اِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُ ١٠٧
Mushaf
Okunuş
102Vekeẕâlike aḫẕü rabbike iẕâ eḫaẕe-lḳurâ vehiye żâlimeh. inne aḫẕehû elîmün şedîd.
103İnne fî ẕâlike leâyetel limen ḫâfe ʿaẕâbe-lʾâḫirah. ẕâlike yevmüm mecmûʿul lehü-nnâsü veẕâlike yevmüm meşhûd.
104Vemâ nüʾeḫḫiruhû illâ liecelim maʿdûd.
105Yevme yeʾti lâ tekellemü nefsün illâ biiẕnih. feminhüm şeḳiyyüv veseʿîd.
106Feemme-lleẕîne şeḳû fefi-nnâri lehüm fîhâ zefîruv veşehîḳ.
107Ḫâlidîne fîhâ mâ dâmeti-ssemâvâtü velʾarḍu illâ mâ şâe rabbük. inne rabbeke faʿʿâlül limâ yürîd.
Ayet 102–107
Senin Rabbin, müşrik ve kâfir olarak yaşamakta ısrarla direnen toplumu, hak ettiği ile cezalandırır. Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.
Bütün bu anlatılanlarda düşünüp de aklını kullananlar için ibretler vardır. Hesap Günü insanlar Allah’ın huzurunda toplanacak, dünya hayatlarını nasıl yaşadıkları gözler önüne serilecek. Belirlediğimiz O Gün gelince onu ertelemeyiz ve O Gün hiç kimse Allah’ın izni olmadan konuşamaz, sonunda ise kimileri bahtiyar, kimileri de bedbaht olarak layık olduklarına kavuşurlar.
Cehennemi hak edenler bedbaht bir vaziyette layık oldukları cehennemde inim inim inleyip feryat edecekler, Rabbinin dilemesi müstesna gökler ve yer durdukça onlar da orada kalacaklar, şüphesiz Rabbin dilediğini yapandır.
İlgili ayetler
Hûd 108
1 ayetوَاَمَّا الَّذ۪ينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ عَطَٓاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ ١٠٨
Mushaf
Okunuş
108Veemme-lleẕîne süʿidû fefi-lcenneti ḫâlidîne fîhâ mâ dâmeti-ssemâvâtü velʾarḍu illâ mâ şâe rabbük. ʿaṭâen gayra mecẕûẕ.
Ayet 108
Cennete layık gördüklerimiz ise, Rabbinin dilemesi müstesna, gökler ve yer durdukça cennette yerleşip bitip tükenmez nimetler içinde yaşayacaklar.
Hûd 109
1 ayetفَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِمَّا يَعْبُدُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ مَا يَعْبُدُونَ اِلَّا كَمَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ مِنْ قَبْلُۜ وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَص۪يبَهُمْ غَيْرَ مَنْقُوصٍ۟ ١٠٩
Mushaf
Okunuş
109Felâ tekü fî miryetim mimmâ yaʿbüdü hâülâʾ. mâ yaʿbüdûne illâ kemâ yaʿbüdü âbâühüm min ḳabl. veinnâ lemüveffûhüm neṣîbehüm gayra menḳûṣ.
Ayet 109
Ey Peygamber! Allah’la birlikte başka Rab ve ilah edinenleri, o peşine düştüklerinin çok kötü bir akıbete sürüklediğinden hiç şüphen olmasın. Onların ataları da vaktiyle böylesi şirk ve küfürde direnmişlerdi. Biz onların da paylarına düşen cezalarını elbette eksiksiz olarak vereceğiz.
İlgili ayetler
Hûd 110
1 ayetوَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ ف۪يهِۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ١١٠
Mushaf
Okunuş
110Veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe faḫtülife fîh. velevlâ kelimetün sebeḳat mir rabbike leḳuḍiye beynehüm. veinnehüm lefî şekkim minhü mürîbün.
Ayet 110
Bugün insanlar nasıl ki, Kur’an ile Allah adına yapılan daveti kabul edenler ve etmeyenler olarak ikiye ayrılmakta iseler, geçmişte de Musa ile gönderdiğimiz kitabın daveti konusunda onun kavmi de ayrılığa düşmüştü. Rabbinin böylelerini cezalandırması ile ilgili önceden belirleyip yasaya da bağladığı sözü olmasaydı, bugün de müşriklerin haklarında hüküm verilmiş, işleri bitirilmiş olurdu. Çünkü bunlar da Allah’ın elçilerine ve kitaplarına karşı şüphe duyup, karşı çıkmaktalar.
Hûd 111
1 ayetوَاِنَّ كُلًّا لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْۜ اِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ١١١
Mushaf
Okunuş
111Veinne küllel lemmâ leyüveffiyennehüm rabbüke aʿmâlehüm. innehû bimâ yaʿmelûne ḫabîr.
Ayet 111
Gerçek şu ki, Rabbiniz hakikate davetten yüz çevirenlerin her birine hak ettikleri cezayı verecektir, onların gizli ya da açık yaptıkları her şeyden haberdardır.
İlgili ayetler
Hûd 112–113
2 ayetفَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْاۜ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ١١٢ وَلَا تَرْكَنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ ١١٣
Mushaf
Okunuş
112Festeḳim kemâ ümirte vemen tâbe meʿake velâ taṭgav. innehû bimâ taʿmelûne beṣîr.
113Velâ terkenû ile-lleẕîne żalemû fetemessekümü-nnâru vemâ leküm min dûni-llâhi min evliyâe ŝümme lâ tünṣarûn.
Ayet 112–113
Ey Peygamber! Sen ve seninle birlikte iman edenler, emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun, yaratılış sebebiniz olan Allah merkezli hayat nizamını yaşamak ve yaşatmak uğrunda Allah’ın belirlediği sınırlar içinde cehdedin.
Sakın Allah’a ortak koşanlara (zalimlere) yakınlık göstermeyin, imanınızdan taviz vermeyin, sonra ateş size de dokunur, o zaman sizi Allah’ın azabından kimse kurtaramaz, sizin Allah’tan başka bir veliniz (yardımcınız) yoktur.
Hûd 114
1 ayetوَاَقِمِ الصَّلٰوةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ الَّيْلِۜ اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّـَٔاتِۜ ذٰلِكَ ذِكْرٰى لِلذَّاكِر۪ينَۚ ١١٤
Mushaf
Okunuş
114Veeḳimi-ṣṣalâte ṭarafeyi-nnehâri vezülefem mine-lleyl. inne-lḥasenâti yüẕhibne-sseyyiât. ẕâlike ẕikrâ liẕẕâkirîn.
Ayet 114
Ey mü’minler! Gündüzün iki ucunda ve gecenin bir vaktinde namazı ikame edin ve şüphesiz Allah’ın rızasına uygun yapılan işler insanı kötülüklerden korur. İşte bütün bunlar öğüt ve hatırlatmadır.
Hûd 115
1 ayetوَاصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ ١١٥
Mushaf
Okunuş
115Vaṣbir feinne-llâhe lâ yüḍîʿu ecra-lmuḥsinîn.
Ayet 115
İnsanları doğru yola davet ederken, karşılaştığın sıkıntılara karşı sebatla diren, şüphesiz Allah bu uğurda gayret edenlerin mükâfatını fazlasıyla verir.
İlgili ayetler
Hûd 116
1 ayetفَلَوْلَا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ اُو۬لُوا بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الْاَرْضِ اِلَّا قَل۪يلًا مِمَّنْ اَنْجَيْنَا مِنْهُمْۚ وَاتَّبَعَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مَٓا اُتْرِفُوا ف۪يهِ وَكَانُوا مُجْرِم۪ينَ ١١٦
Mushaf
Okunuş
116Felevlâ kâne mine-lḳurûni min ḳabliküm ülû beḳiyyetiy yenhevne ʿani-lfesâdi fi-lʾarḍi illâ ḳalîlem mimmen enceynâ minhüm. vettebeʿa-lleẕîne żalemû mâ ütrifû fîhi vekânû mücrimîn.
Ayet 116
Sizden önceki nesiller içinde kendilerini kurtardığımız çok az mü’min dışında, yaşadıkları toplumların içinde fesadın, yozlaşmanın ortadan kaldırılması için gayret eden kimse çıkmadı. Şirke batmış müşrik ve kâfir çoğunluk ise kendilerini yozlaştıran refah ve hazların peşine düşüp helak olmayı hak ettiler.
İlgili ayetler
Hûd 117
1 ayetوَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ ١١٧
Mushaf
Hûd 118
1 ayetوَلَوْ شَٓاءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِف۪ينَۙ ١١٨
Mushaf
Okunuş
118Velev şâe rabbüke leceʿale-nnâse ümmetev vâḥidetev velâ yezâlûne muḫtelifîn.
Ayet 118
Rabbin dileseydi insanların tamamını yaratılış sebepleri olan doğru yola uymaya zorla mecbur bırakır, hepsini tek bir ümmet yapardı. Fakat O her insanı hayat nizamı ve ahlakını seçmekte serbest bıraktı, sonunda varacakları yere kendi iradeleri ve gayretleri ile layık olabilsinler diye.
İlgili ayetler
Hûd 119
1 ayetاِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَۜ وَلِذٰلِكَ خَلَقَهُمْۜ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ ١١٩
Mushaf
Okunuş
119İllâ mer raḥime rabbük. veliẕâlike ḫaleḳahüm. vetemmet kelimetü rabbike leemleenne cehenneme mine-lcinneti vennâsi ecmeʿîn.
Ayet 119
Rabbiniz olan Allah, tüm insanları yaratılış sebeplerine uygun yaşasınlar diye yaratıp bunca nimetlerle donatıp, peygamberler ve kitaplarla da bu hayatın nasıl yaşanacağını bildirip göstermesine rağmen, insanların çoğu tercihini bu istikâmette kullanmadı.
Allah’ın “Cehennemi, davetimi reddeden cinler ve insanlarla dolduracağım” vaadi hiç şüphesiz gerçekleşecektir.
Hûd 120
1 ayetوَكُلًّا نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِه۪ فُؤَادَكَۚ وَجَٓاءَكَ ف۪ي هٰذِهِ الْحَقُّ وَمَوْعِظَةٌ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ ١٢٠
Mushaf
Okunuş
120Veküllen neḳuṣṣu ʿaleyke min embâi-rrusüli mâ nüŝebbitü bihî füâdek. vecâeke fî hâẕihi-lḥaḳḳu vemevʿiżatüv veẕikrâ lilmüʾminîn.
Ayet 120
Ey Peygamber! Seni, önceki elçilerimizin kıssaları ile bilgilendirerek güçlendirip, Allah’a güvenip teslim olmanın önemini kavratıp, sonunda mü’min olanların kazanacağı bilgisi ile müjdeliyoruz, bunlar aynı zamanda aklını kullananlar için gerçek bir öğüt ve uyarıdır.
Hûd 121–122
2 ayetوَقُلْ لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْۜ اِنَّا عَامِلُونَۙ ١٢١ وَانْتَظِرُواۚ اِنَّا مُنْتَظِرُونَ ١٢٢
Mushaf
Okunuş
121Veḳul lilleẕîne lâ yüʾminûne-ʿmelû ʿalâ mekânetiküm. innâ ʿâmilûn.
122Venteżirû. innâ münteżirûn.
Ayet 121–122
Ey Peygamber! Şirkinde ve küfründe direnip de mü’minlere zulmetmek peşinde olanlara de ki: “Bize karşı elinizden geleni yapmaktan geri durmayın ve şunu da unutmayın ki, bizler de Allah’ın daveti hayat nizamını yaşamak ve yaşatmak uğrunda elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Sonunda kimin kazançlı çıkacağını siz de, biz de göreceğiz.”
Hûd 123
1 ayetوَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ١٢٣
Mushaf
Okunuş
123Velillâhi gaybü-ssemâvâti velʾarḍi veileyhi yürceʿu-lʾemru küllühû faʿbüdhü vetevekkel ʿaleyh. vemâ rabbüke bigâfilin ʿammâ taʿmelûn.
Ayet 123
Göklerde ve yerde bilinen, görünen, bilinmeyen ve görünmeyen ne varsa hepsinin gerçek sahibi Allah’tır ve her şey sonunda O’na dönecektir. O halde Allah’ın davetine yönelip yalnız O’na kulluk edin, O’na güvenip yaslanın. Rabbiniz olan Allah her şeyden haberdardır.
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Yunus, sonra Yusuf indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla