Kur’an Meali ve Tefsiri
سُورَةُ طٰهٰ مَكِّيَّةٌ آيَاتُهَا ١٣٥

Tâhâ Sûresi - Mustafa Çevik Meali (Ayetler Konu Bütünlüğü İçinde)

Okunan yer · Ayet 1

Ayette göster
Dinle
Arapça
Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı

Adı: Bu sure adını ilk kelimesi olan “TÂ-H”dan alır. Bu surenin adı da diğer birçok surede olduğu gibi sadece semboliktir.

Nüzul Zamanı: Nazil olduğu zaman Meryem Suresi ile aynı döneme rastlar. Habeşistan’a hicret sırasında veya hemen ondan sonra nazil olması muhtemeldir. Ne olursa olsun, bu surenin Hz. Ömer’in (r.a) müslüman olmasından önce nazil olduğu kesindir.

Çok iyi bilinen sahih bir hadise göre Hz. Ömer, Peygamber’i (s.a) öldürmek için yola çıktığında bir adama rastladı. Adam ona: “Sen herşeyden önce kızkardeşinin ve eniştenin müslüman olduğunu bilmelisin” dedi. Bunu duyan Ömer (r.a) doğruca kızkardeşinin evine gitti. Orada kardeşi Fatıma ve eniştesi Said ibn Zeyd’i Habbab b. Eret’den bir kağıt parçasında yazılı olan bir şeyler öğrenir buldu. Fatıma onun geldiğini görünce kağıt parçasını hemen bir yere sakladı, fakat Hz. Ömer (r.a) okunanları duymuştu, bu yüzden sorular sormaya başladı. Daha sonra eniştesini dövdü ve kocasını korumaya çalışan kızkardeşini de yaraladı. Sonunda her ikisi de “Evet müslüman olduk, ne yaparsan yap” diye itiraf ettiler. Hz. Ömer kızkardeşinin başından akan kandan etkilendiği için “okuduğunuz şeyi bana gösterin.” dedi. Kızkardeşi ondan kağıdı yırtmayacağına dair yemin aldı ve “Temizlenmeden ona dokunamazsın” dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a) yıkandı. Ve bu surenin yazılı olduğu kağıdı okumaya başladığında “Ne mükemmel bir şey!” diye bağırmaktan kendini alamadı. Bunu duyan Habbab, onun ayak seslerini duyduğunda gizlendiği yerden çıkarak: “Allah’a andolsun, Allah sana Peygamberinin davetini tebliğe hizmet ettirecek.

Çünkü dün Peygamber’in (s.a): ‘Rabbim, ya Ebul Hakem b. Hişam (Ebu Cehil), ya da Ömer b. Hattab ile İslâm’ı destekle’ diye dua ettiğini duydum. Ey Ömer Allah’a dön, Allah’a dön!” dedi. Bu sözler o denli ikna edici idi ki Ömer (r.a) Habbab’la birlikte, İslâm’ı kabul etmek üzere Peygamber’in (s.a) yanına gitti. Bu olay, Habeşistan’a hicretten kısa bir süre sonra meydana gelmişti.

Anafikir ve Ele Alınan Konular: Bu sure, Kur’an’ın indiriliş amacını beyan ederek başlar: “Ey Muhammed, bu Kur’an senin güçlük çekmen için indirilmedi, bu Kur’an senden, inatçı kafirlerin kalbine imanı sokman gibi imkansız bir şeyi de istemiyor. Bu sadece Allah’dan korkan ve kendilerini O’nun azabından korumak isteyenleri doğru yola ulaştırman için bir öğüttür. Bu Kur’an yerlerin ve göklerin yaratıcısının kelamıdır. Ve ilâhlık, hükümranlık sadece O’na mahsustur. İnsan inansa da, inanmasa da bu iki nokta ebedi bir gerçektir.”

Bu girişten sonra sure birdenbire görünürde hiçbir ilgisi yokken ve o dönemin olaylarına uygulanabilirliğine bir işaret belirtmeksizin Hz. Musa (a.s) kıssasının anlatılmasıyla devam eder. Ama satır aralarını da okursak bu bölümün tamamen Mekkelilere de uygulanabileceğini anlarız. Fakat bu bölümün gizli anlamını açıklamaya geçmeden önce Arapların, genelde Hz. Musa’yı bir peygamber olarak kabul ettiklerini belirtmekte fayda vardır. Bunun nedeni, Arapların çevrelerindeki Yahudi topluluklarından ve komşu Hıristiyan krallıklarından etkilenmiş olmalarıdır. Şimdi bu hikayenin satırları arasında gizli olan noktaları ele alalım:

1) Allah bir peygamberi, davullar eşliğinde yapılan bir tören sonucu, şu şu kimseyi peygamber ilan ettiğini söyleyerek seçmez. “Biz şu kimseyi bugünden itibaren Peygamber yaptık” diye bir beyanatta bulunmaz. Tam tersine, Musa kıssasında olduğu gibi Peygamberliği dilediği kuluna gizlice lutfeder. Bu nedenle Hz. Muhammed’in (s.a) birden bire ve hiçbir kamuoyu açıklaması yapmaksızın peygamber seçilmesine şaşırmamalısınız.

2) Hz. Muhammed’in (s.a) tebliğ ettiği ana ilkeler tevhid ve ahiret Musa’nın (a.s) kendi gönderildiği dönemde tebliğ ettiği ilkelerin aynısı idi.

3) Hz. Muhammed (s.a) Kureyşliler arasında hiçbir maddi varlığı olmaksızın Hakk’ın tebliğinin tek sorumlu taşıyıcısı idi. Aynı şekilde Hz. Musa’ya da Firavun gibi zalim bir krala gidip isyankarlığından vazgeçmesini tebliğ etme görevi verilmiştir. Bunlar, Allah’ın hayret verici işleridir. O, Medyen’den Mısır’a doğru yola çıkan bir yolcuyu durdurur ve ona: “Git ve zamanın en büyük zalimi ile savaş” der. Ona görevi için gerekli olan silahlar ve ordular vermez. Onun yaptığı tek yardım, Hz. Musa’nın isteği üzerine kardeşi Harun’u kendisine yardımcı tayin etmesidir.

4) Ey Mekkeliler, sizin Hz. Muhammed (s.a) aleyhine yaptığınız şeylerin -saçma itirazlar, suçlamalar ve vahşice işkenceler- hepsini Firavun’un da Musa’ya (a.s) uyguladığını iyi bilmelisiniz. Allah’ın Peygamberinin büyük ordulara ve güçlü silahlara sahip olan Firavun’u yenilgiye uğrattığını da bilmelisiniz. Burada sözle olmasa da müslümanlar Kureyşlilerle savaşmaktan korkmamaları konusunda teskin ve teselli edilmektedirler. Çünkü Allah’ın desteklediği bir hareket en sonunda zafere ulaşır. Aynı zamanda müslümanlar, Firavun’un canice işkence tehditlerine rağmen imanlarında sebat eden sihirbazların örneğini takip etmeye teşvik edilmektedirler.

5) Yalancı tanrı ve tanrıçaların putlaştırılmasının nasıl saçma ve basit bir şekilde başladığı ve Allah’ın peygamberlerinin en ufak putperestçe uygulamaya bile izin vermediklerini göstermek için İsrailoğulları tarihinden bir olay anlatılmaktadır. Aynı şekilde Hz. Muhammed (s.a)’de şirke ve putperestliğe karşı çıkmada diğer peygamberlerin yolundan gitmektedir.

O halde, Musa (a.s) kıssası, Hz. Muhammed’e (s.a) Kureyşliler arasındaki tartışmalarla ilgili meselelere ışık tutmak amacıyla kullanılmıştır. Daha sonra kıssanın sonunda Kureyşliler şu şekilde uyarılmaktadırlar: “Kur’an sizin iyiliğiniz için kendi dilinizde indirilmiştir. Eğer onu dinler ve verdiği öğüte uyarsanız, bunu kendi iyiliğiniz için yapmış olursunuz. Fakat eğer reddederseniz kötü sonla kendiniz karşılaşacaksınız.”

Bundan sonra Adem (a.s) kıssası ele alınmakta ve sanki Kureyşlilere şöyle denmektedir: “Sizin takip ettiğiniz yol şeytanın yoludur, oysa bir insana layık olan atası Adem’in yolundan gitmektir. O, şeytanın aldatmasına kanmıştı, fakat hatasını anlayınca hemen ondan pişman oldu, tevbe etti ve tekrar Allah’a ibadete geri dönüp onun rızasını kazandı. Diğer taraftan eğer bir insan şeytanın yolundan gider ve bütün uyarılara rağmen inatla hatasında ısrar ederse, aynen şeytan gibi sadece kendisine zarar vermiş olur.”

En sonunda Peygamber’e (s.a) ve müslümanlara, kafirlerin yaptıkları işkencelere karşı sabırlı olmaları tavsiye edilmektedir: “Onları Allah’a bırak. O, onları hemen cezalandırmaz, bir süre mühlet verir. Bu nedenle sabırsızlanmamalı, fakat işkencelere sabırla göğüs germeli ve İslâmı tebliğe devam etmelisiniz.”

Bu bağlamda, müminlerde, o dönem için hakkı tebliğde çok değerli olan sabır, dayanıklılık, Allah’ın dileğine tevekkül , gönül rahatlığı ve teslimiyet gibi yüce karakter özellikleri yaratmak için namaza (salat) çok büyük önem verilmiştir.

Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

Tâhâ 1

1 ayet

طٰهٰۜ ۝١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

1Ṭâ-hâ.

Ayet 1

Tâhâ! (Ey insan)

İlgili ayetler

Tâhâ 2–4

3 ayet

مَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لِتَشْقٰىۙ ۝٢ اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۙ ۝٣ تَنْز۪يلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلٰىۜ ۝٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

2Mâ enzelnâ ʿaleyke-lḳurʾâne liteşḳâ.

Okunuş

3İllâ teẕkiratel limey yaḫşâ.

Okunuş

4Tenzîlem mimmen ḫaleḳa-lʾarḍa vessemâvâti-lʿulâ.

Ayet 2–4

Biz bu Kur’an’ı sana sıkıntı vermek ya da seni mutsuz etmek için indirmedik. Aksine yaratılışının sebebini düşünen ve Allah’a karşı sorumluluklarını bilmek isteyenlere bir uyarı ve öğüt olması için indirdik.

Tâhâ 5

1 ayet

اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى ۝٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

5Erraḥmânü ʿale-lʿarşi-stevâ.

Ayet 5

İlmin, adaletin, mutluluğun ve kudretin kaynağı olan Allah, yarattıklarına kurduğu nizam ve yasalarla hükmetmektedir.

Tâhâ 6

1 ayet

لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى ۝٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

6Lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍi vemâ beynehümâ vemâ taḥte-ŝŝerâ.

Ayet 6

Göklerde, yerde, bunların arasında ve toprağın altında bulunan her şeyin tek yaratıcısı ve gerçek sahibi Allah’tır.

İlgili ayetler

Tâhâ 7

1 ayet

وَاِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَاِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰى ۝٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

7Vein techer bilḳavli feinnehû yaʿlemü-ssirra veaḫfâ.

Ayet 7

Düşündüklerini, inandıklarını, yaptıklarını, gizlesen de açıklasan da Allah için fark etmez, çünkü O gizliyi de, gizliden daha gizli olduğuna inandıklarını da bilir.

Tâhâ 8

1 ayet

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى ۝٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

8Allâhü lâ ilâhe illâ hû. lehü-lʾesmâü-lḥusnâ.

Ayet 8

Ey insanlar! Şüphesiz sizin fıtratınıza en uygun olan hayat tarzını yalnızca Allah bilir. Sizin O’ndan başka gerçek ilahınız yoktur. En doğru, en güzel ve en mükemmel nitelikler yalnızca O’na mahsustur.

İlgili ayetler

Tâhâ 9–10

2 ayet

وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ ۝٩ اِذْ رَاٰ نَارًا فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَارًا لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى ۝١٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

9Vehel etâke ḥadîŝü mûsâ.

Okunuş

10İẕ raâ nâran feḳâle liehlihi-mküŝû innî ânestü nâral leʿallî âtîküm minhâ biḳabesin ev ecidü ʿale-nnâri hüdâ.

Ayet 9–10

Sana Musa’nın yaşadıklarının bir bölümünü bildireceğiz. Hani o, gecenin bir vaktinde ailesiyle birlikte yolculuk ederken uzakta bir ateş görmüş ve ailesine demişti ki: “Siz durun, ben gidip o ateşin olduğu yere bir bakayım, belki size ondan bir kor getiririm ya da onun yanında yol gösterici birini bulurum.”

İlgili ayetler

Tâhâ 11–20

10 ayet

فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ يَا مُوسٰى ۝١١ اِنّ۪ٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَۚ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۜ ۝١٢ وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحٰى ۝١٣ اِنَّن۪ٓي اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْن۪يۙ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي ۝١٤ اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى ۝١٥ فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى ۝١٦ وَمَا تِلْكَ بِيَم۪ينِكَ يَا مُوسٰى ۝١٧ قَالَ هِيَ عَصَايَۚ اَتَوَكَّؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى ۝١٨ قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى ۝١٩ فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى ۝٢٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

11Felemmâ etâhâ nûdiye yâ mûsâ.

Okunuş

12İnnî ene rabbüke faḫlaʿ naʿleyk. inneke bilvâdi-lmüḳaddesi ṭuvâ.

Okunuş

13Veene-ḫtertüke festemiʿ limâ yûḥâ.

Okunuş

14İnnenî ene-llâhü lâ ilâhe illâ ene faʿbüdnî veeḳimi-ṣṣalâte liẕikrî.

Okunuş

15İnne-ssâʿate âtiyetün ekâdü uḫfîhâ litüczâ küllü nefsim bimâ tesʿâ.

Okunuş

16Felâ yeṣuddenneke ʿanhâ mel lâ yüʾminü bihâ vettebeʿa hevâhü feterdâ.

Okunuş

17Vemâ tilke biyemînike yâ mûsâ.

Okunuş

18Ḳâle hiye ʿaṣây. etevekkeü ʿaleyhâ veehüşşü bihâ ʿalâ ganemî veliye fîhâ meâribü uḫrâ.

Okunuş

19Ḳâle elḳihâ yâ mûsâ.

Okunuş

20Feelḳâhâ feiẕâ hiye ḥayyetün tesʿâ.

Ayet 11–20

Musa ateşe yaklaşınca ona şöyle seslenildi: “Ey Musa! Ben senin Rabbinim, ayakkabılarını çıkar, çünkü kutsal kılınmış Tuva Vadisi’nde bulunuyorsun. Seni peygamber olarak seçtim. Şimdi sana vahyedilecek olanları dikkatlice dinle. Kâinatı ve içindekileri yaratan, nizamlarını kurup yasalarını oluşturan gerçek İlah Benim, o itibarla sen de bu gerçeği hatırlamak için namaz kıl ve Bana itaatini aksatma.

Gerçek şu ki Son Saat gelip kâinat yok edilecek ve ardından da insanlar yeniden diriltilip, dünya hayatlarını kime ve neye göre yaşamış olduklarından hesaba çekilecek, hak ettiklerinin karşılığını görecekler. Son Saat’in vaktini kimseye bildirmedim. Onun geleceğine inanmayan, kendi boş arzu ve isteklerinin peşinden koşanlar, sakın seni bu konuda yanıltıp, aldatmasın. Yoksa sen de hüsrana uğrayanlardan olursun.” dedikten sonra da Allah sözlerine şöyle devam etti: “Ey Musa! O sağ elindeki nedir?”

Musa da “O benim asamdır. Yorulunca buna dayanırım, onunla hayvanlarım için ağaçlardan yaprak çırpar ve yine onunla başka işler de yaparım.” dedi. Sonra da Allah Musa’ya, “Şimdi onu yere bırak, ey Musa!” dedi. Musa da elindeki asasını yere bırakınca, asa hızla hareket eden bir yılana dönüştü.

Tâhâ 21–23

3 ayet

قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ۠ سَنُع۪يدُهَا س۪يرَتَهَا الْاُولٰى ۝٢١ وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰىۙ ۝٢٢ لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ ۝٢٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

21Ḳâle ḫuẕhâ velâ teḫaf. senüʿîdühâ sîratehe-lʾûlâ.

Okunuş

22Vaḍmüm yedeke ilâ cenâḥike taḫruc beyḍâe min gayri sûin âyeten uḫrâ.

Okunuş

23Linüriyeke min âyâtine-lkübrâ.

Ayet 21–23

Gördüğü durumdan korkuya kapılan Musa’ya Allah “Ey Musa! Korkma ve onu tut, Biz onu hemen eski haline döndüreceğiz, şimdi de elini koynuna sok! Herhangi bir hastalık sebebi ya da belirtisi olmayıp bembeyaz bir ışık kaynağı olarak çıkacak, işte böylece sana bazı büyük mucizeler de göstermiş olduk.” dedi.

İlgili ayetler

Tâhâ 24–35

12 ayet

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟ ۝٢٤ قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ ۝٢٥ وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ ۝٢٦ وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ ۝٢٧ يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ ۝٢٨ وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يرًا مِنْ اَهْل۪يۙ ۝٢٩ هٰرُونَ اَخ۪يۚ ۝٣٠ اُشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪يۙ ۝٣١ وَاَشْرِكْهُ ف۪ٓي اَمْر۪يۙ ۝٣٢ كَيْ نُسَبِّحَكَ كَث۪يرًاۙ ۝٣٣ وَنَذْكُرَكَ كَث۪يرًاۜ ۝٣٤ اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَص۪يرًا ۝٣٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

24İẕheb ilâ firʿavne innehû ṭagâ.

Okunuş

25Ḳâle rabbi-şraḥ lî ṣadrî.

Okunuş

26Veyessir lî emrî.

Okunuş

27Vaḥlül ʿuḳdetem mil lisânî.

Okunuş

28Yefḳahû ḳavlî.

Okunuş

29Vecʿal lî vezîram min ehlî.

Okunuş

30Hârûne eḫî.

Okunuş

31Üşdüd bihî ezrî.

Okunuş

32Veeşrikhü fî emrî.

Okunuş

33Key nüsebbiḥake keŝîrâ.

Okunuş

34Veneẕkürake keŝîrâ.

Okunuş

35İnneke künte binâ beṣîrâ.

Ayet 24–35

Ey Musa! Şimdi de o nankör, azgın Firavun’a git. Bunun üzerine Musa, “Rabbim göğsüme genişlik ver, görevimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki söyleyeceklerim iyice anlaşılsın, ey Rabbim! Bana ailemden biri olan, kardeşim Harun’u da yardımcı olarak görevlendir ve beni onunla güçlendir. Böylece Senin gerçek Rab ve ilah olduğunu daha iyi anlatabilelim. Şüphesiz Sen bizim her halimizi görmekte, bilmektesin.” dedi.

Tâhâ 36–44

9 ayet

قَالَ قَدْ اُو۫ت۪يتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسٰى ۝٣٦ وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰىۙ ۝٣٧ اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ ۝٣٨ اَنِ اقْذِف۪يهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِف۪يهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَاْخُذْهُ عَدُوٌّ ل۪ي وَعَدُوٌّ لَهُۜ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنّ۪يۚ وَلِتُصْنَعَ عَلٰى عَيْن۪يۢ ۝٣٩ اِذْ تَمْش۪ٓي اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى مَنْ يَكْفُلُهُۜ فَرَجَعْنَاكَ اِلٰٓى اُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَۜ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا۠ فَلَبِثْتَ سِن۪ينَ ف۪ٓي اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلٰى قَدَرٍ يَا مُوسٰى ۝٤٠ وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْس۪يۚ ۝٤١ اِذْهَبْ اَنْتَ وَاَخُوكَ بِاٰيَات۪ي وَلَا تَنِيَا ف۪ي ذِكْر۪يۚ ۝٤٢ اِذْهَبَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۚ ۝٤٣ فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى ۝٤٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

36Ḳâle ḳad ûtîte süʾleke yâ mûsâ.

Okunuş

37Veleḳad menennâ ʿaleyke merraten uḫrâ.

Okunuş

38İẕ evḥaynâ ilâ ümmike mâ yûḥâ.

Okunuş

39Eni-ḳẕifîhi fi-ttâbûti faḳẕifîhi fi-lyemmi felyülḳihi-lyemmü bissâḥili yeʾḫuẕhü ʿadüvvül lî veʿadüvvul leh. veelḳaytü ʿaleyke meḥabbetem minnî. velituṣneʿa ʿalâ ʿaynî.

Okunuş

40İẕ temşî uḫtüke feteḳûlü hel edüllüküm ʿalâ mey yekfülüh. feracaʿnâke ilâ ümmike key teḳarra ʿaynühâ velâ taḥzen. veḳatelte nefsen fenecceynâke mine-lgammi vefetennâke fütûnâ. felebiŝte sinîne fî ehli medyene ŝümme ciʾte ʿalâ ḳaderiy yâ mûsâ.

Okunuş

41Vaṣṭanaʿtüke linefsî.

Okunuş

42İẕheb ente veeḫûke biâyâtî velâ teniyâ fî ẕikrî.

Okunuş

43İẕhebâ ilâ firʿavne innehû ṭagâ.

Okunuş

44Feḳûlâ lehû ḳavlel leyyinel leʿallehû yeteẕekkeru ev yaḫşâ.

Ayet 36–44

Allah Musa’ya, “Ey Musa! Dileğin kabul edildi. Harun da sana yardımcı olarak görevlendirildi. Bir zamanlar annene de yardım etmiş, ona ilham ederek, ‘Bebeğini bir sandığa koyarak nehrin akıntısına bırak, akıntı onu kıyıya ulaştıracak, kıyıdan da hem Allah’a hem de ona düşman olan birinin eşine aldırıp evinde evlatlık olarak sahip çıkartacağız.’ diye bildirmiştik. İşte ey Musa! Seni ta o zamandan beri şefkat ve merhametle gözetimim altında yetiştirip olgunlaşmanı sağladım. Kız kardeşinin de seni kıyıdan alan Firavun’un ailesine gidip, ‘O bebeğe bakacak birini size önerebilirim.’ dediği zamanda, onun böyle olmasını Biz takdir edip, oraya yönlendirmiştik. Böylece seni annene yeniden kavuşturduk ki onun da yüzü gülsün ve üzülmesin. Derken erişkin bir yaşa gelince de, kazaen bir cana kıyıp birini öldürmüştün ve Biz seni bu tasadan da kurtarmıştık. Ey Musa! Seni birtakım sınavlardan geçirip olgunlaştırdık ve sonra da yıllarca doğup büyüdüğün yerden uzakta, Medyen halkının arasında kaldın, sonunda yine Bizim takdirimiz gereği tekrar buraya geldin.

Ey Musa! Seni kendime elçi olarak seçip, hazırladım. Şimdi sen ve kardeşin Harun, sana bağışladığım mucize belgelerle Firavun’a gidin ve sakın onu ve beraberindekileri, yalnız Benim Rabliğime ve ilahlığıma davet konusunda gevşeklik, ürkeklik göstermeyin. İkiniz birden o nankör, azgın, küstahın karşısına çıkın ve ona erdemli, nezaketli bir üslupla hitap ederek, insanların yaratıcısı Allah’ın onların gerçek Rabbi ve ilahı olduğunu dolayısıyla insanlar üzerinde nizam kurmak, ahlak kuralları belirlemek yetkisinin yalnızca Allah’a ait olduğunu tebliğ edin. Siz bilemezsiniz. Belki bu gerçeği anlayıp da aklını başına alıp, düşünmeye başlar yahut yüreğine Allah korkusu düşer de gerçeğe yönelir.” buyurdu.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

36Yunus 88Yunus 89

İlgili ayetler

37Kasas 3Kasas 6

İlgili ayetler

38Kasas 7Kasas 13

İlgili ayetler

40Kasas 7Kasas 27

İlgili ayetler

42Yunus 88Yunus 89

Tâhâ 45–48

4 ayet

قَالَا رَبَّنَٓا اِنَّنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى ۝٤٥ قَالَ لَا تَخَافَٓا اِنَّن۪ي مَعَكُمَٓا اَسْمَعُ وَاَرٰى ۝٤٦ فَاْتِيَاهُ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَاَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْۜ قَدْ جِئْنَاكَ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكَۜ وَالسَّلَامُ عَلٰى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدٰى ۝٤٧ اِنَّا قَدْ اُوحِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى ۝٤٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

45Ḳâlâ rabbenâ innenâ neḫâfü ey yefruṭa ʿaleynâ ev ey yaṭgâ.

Okunuş

46Ḳâle lâ teḫâfâ innenî meʿakümâ esmeʿu veerâ.

Okunuş

47Feʾtiyâhü feḳûlâ innâ rasûlâ rabbike feersil meʿanâ benî isrâîle velâ tüʿaẕẕibhüm. ḳad ciʾnâke biâyetim mir rabbik. vesselâmü ʿalâ meni-ttebeʿa-lhüdâ.

Okunuş

48İnnâ ḳad ûḥiye ileynâ enne-lʿaẕâbe ʿalâ men keẕẕebe vetevellâ.

Ayet 45–48

Daha sonra Musa dedi ki: “Rabbim! Bizim Senin adına yapacağımız bu davete karşılık Firavun’un bize düşmanca davranıp, şiddet uygulamasından ve daha çok azgınlaşmasından korkarız.” Allah da onlara şöyle buyurdu: “Korkmayın! Ben her şeyi işitip görmekteyim ve sizinle birlikteyim, sizi koruyup gözetmekteyim, şimdi doğruca ona gidin ve deyin ki: ‘Biz ikimiz Rabbimizin elçileriyiz. Allah’ın kulları üzerindeki baskı ve zulmünden vazgeç, çünkü onların da, senin de, bizim de Rabbimiz ve ilahımız yalnızca Allah’tır. Bizler Allah adına, seni ve beraberindekileri gerçeğe, yaratılış sebebiniz olan, sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamaya davet ediyoruz.

Dünyada ve âhirette selamet ve mutluluğa ancak bu davete uygun yaşamakla ulaşılabilir. Şu İsrailoğullarına zulmetmekten de vazgeç ve onları özgür bırakıp bizimle gelmelerine izin ver. Ey Firavun! Rabbimizin davetinden yüz çeviren nankör ve zalimlerin, dünyada da âhirette de çetin bir azaba uğratılacağı bize vahyedildi.’”

Tâhâ 49–50

2 ayet

قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَا مُوسٰى ۝٤٩ قَالَ رَبُّنَا الَّذ۪ٓي اَعْطٰى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدٰى ۝٥٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

49Ḳâle femer rabbükümâ yâ mûsâ.

Okunuş

50Ḳâle rabbüne-lleẕî aʿṭâ külle şeyʾin ḫalḳahû ŝümme hedâ.

Ayet 49–50

Musa ile Harun’un söylediklerini dinleyen Firavun, “Kimmiş sizin Rabbiniz ey Musa?” dedi. Musa da, “Bizim Rabbimiz her şeyi olmasını takdir ettiği gibi yaratan ve yaratılış amacına uygun olan yola yönelten, sorumluluklar yükleyip sonra da bundan hesaba çekecek olan Allah’tır.” dedi.

Tâhâ 51–54

4 ayet

قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُولٰى ۝٥١ قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍۚ لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰىۘ ۝٥٢ اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلًا وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى ۝٥٣ كُلُوا وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟ ۝٥٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

51Ḳâle femâ bâlü-lḳurûni-lʾûlâ.

Okunuş

52Ḳâle ʿilmühâ ʿinde rabbî fî kitâb. lâ yeḍillü rabbî velâ yensâ.

Okunuş

53Elleẕî ceʿale lekümü-lʾarḍa mehdev veseleke leküm fîhâ sübülev veenzele mine-ssemâi mââ. feaḫracnâ bihî ezvâcem min nebetin şettâ.

Okunuş

54Külû verʿav enʿâmeküm. inne fî ẕâlike leâyâtil liüli-nnühâ.

Ayet 51–54

Firavun bunun üzerine Musa’ya, “Peki öyleyse, Allah’tan başka Rab ve ilahlar edinmiş olan önceki kavimlerin durumu ne olacak? Onlar da mı azaba uğratılacak?” dedi. Musa da, “Onların durumları Rabbimin yasaları ile belirlenmiştir, haklarında ne karar verileceğini yalnızca O bilir. Benim Rabbim asla yanılmaz ve unutmaz ve O, öyle bir Allah’tır ki yeryüzünü kullarının rahatı için bir döşek gibi yaymış, orada yollar, geçitler açmış, gökten yağmur indirip, topraktan çeşit çeşit ve çift çift bitkiler çıkarıp, hem insanları hem de hayvanları nimetleriyle beslemektedir.

Şüphesiz bütün bunlar Allah’ın kâinatta olanların Rabbi ve ilahı olduğunun apaçık delilleridir. Bunu ancak, aklını kullanıp da düşünenler anlayıp kavrarlar.” dedi.

Tâhâ 55–58

4 ayet

مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَف۪يهَا نُع۪يدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً اُخْرٰى ۝٥٥ وَلَقَدْ اَرَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَاَبٰى ۝٥٦ قَالَ اَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ اَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسٰى ۝٥٧ فَلَنَاْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِه۪ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَٓا اَنْتَ مَكَانًا سُوًى ۝٥٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

55Minhâ ḫalaḳnâküm vefîhâ nüʿîdüküm veminhâ nuḫricüküm târaten uḫrâ.

Okunuş

56Veleḳad eraynâhü âyâtinâ küllehâ fekeẕẕebe veebâ.

Okunuş

57Ḳâle eciʾtenâ lituḫricenâ min arḍinâ bisiḥrike yâ mûsâ.

Okunuş

58Feleneʾtiyenneke bisiḥrim miŝlihî fecʿal beynenâ vebeyneke mevʿidel lâ nuḫlifühû naḥnü velâ ente mekânen süvâ.

Ayet 55–58

Ey insanlar! Biz sizi topraktan yarattık, ölümünüzle birlikte yine toprağa döndüreceğiz ve sonra da tekrar oradan diriltip çıkaracağız. Doğrusu Biz, Firavun’u mucizeler ve âyetlerimizle gerçeğe, yaratılışının sebebi olan hayat nizamına davet ettik. Fakat o, hepsini yalan sayıp sırt döndü, müşrik ve kâfirlikte inatla direndi.

Firavun Musa’ya dönüp, “Ey Musa! Sen sihirbazlıkla bizim nizamımızı ortadan kaldırmaya, bizi yerimizden, yurdumuzdan çıkarmaya, yönetime el koymaya mı geldin? Fakat bilesin ki biz de sana daha etkili bir sihirle karşılık vereceğiz, böylece senin bu oyununu bozup, çürüteceğiz. Şimdi sen uygun bir yer ve zaman belirle de herkesin gözü önünde seninle hesaplaşalım.” dedi.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

55A’raf 25Nûh 17Nûh 18

İlgili ayetler

58Tâhâ 59

Tâhâ 59–60

2 ayet

قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزّ۪ينَةِ وَاَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى ۝٥٩ فَتَوَلّٰى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ اَتٰى ۝٦٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

59Ḳâle mevʿidüküm yevmü-zzîneti veey yuḥşera-nnâsü ḍuḥâ.

Okunuş

60Fetevellâ firʿavnü fecemeʿa keydehû ŝümme etâ.

Ayet 59–60

Musa da Firavun’a, “O zaman bayram günü, halkın toplandığı kuşluk vaktinde; meydanda, halkın önünde buluşalım.” dedi. Bunun üzerine Firavun sihirbazlarını toplayıp, hazırladı, nihayet buluşma günü bir araya geldiler.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

59Tâhâ 58

İlgili ayetler

60Şuarâ 10Şuarâ 67

Tâhâ 61

1 ayet

قَالَ لَهُمْ مُوسٰى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍۚ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرٰى ۝٦١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

61Ḳâle lehüm mûsâ veyleküm lâ tefterû ʿale-llâhi keẕiben feyüsḥiteküm biʿaẕâb. veḳad ḫâbe meni-fterâ.

Ayet 61

Musa Firavun’a, onunla birlikte gelenlere ve halka seslenerek, “Allah’tan başkalarını da Rab ve ilah edinip, onları Allah’a ortak koşmakla hem kendinize yazık ediyor hem de Allah’a nankörlük edip, isyan ve iftira etmiş oluyorsunuz. Bundan vazgeçip de, Allah’ın sizleri yaratma sebebi olan hayat nizamına uymayı kabul etmezseniz, Allah sizleri korkunç bir azapla cezalandırıp, kökünüzü kurutur. Şüpheniz olmasın ki Allah’ın davetini kabul etmeyenlerin sonu hep hüsran olmuştur.” dedi.

Tâhâ 62–64

3 ayet

فَتَنَازَعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰى ۝٦٢ قَالُٓوا اِنْ هٰذَانِ لَسَاحِرَانِ يُر۪يدَانِ اَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَر۪يقَتِكُمُ الْمُثْلٰى ۝٦٣ فَاَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفًّاۚ وَقَدْ اَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلٰى ۝٦٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

62Fetenâzaʿû emrahüm beynehüm veeserrü-nnecvâ.

Okunuş

63Ḳâlû in hâẕâni lesâḥirâni yürîdâni ey yuḫricâküm min arḍiküm bisiḥrihimâ veyeẕhebâ biṭarîḳatikümü-lmüŝlâ.

Okunuş

64Feecmiʿû keydeküm ŝümme-ʾtû ṣaffâ. veḳad efleḥa-lyevme meni-staʿlâ.

Ayet 62–64

Musa’nın bu sözleri üzerine Firavun ile önde gelen danışmanları kendi aralarında gizlice konuşarak, “Bu Musa ile kardeşinin niyeti apaçık ortaya çıktı. Bunlar bizim tahmin ettiğimiz gibi sihirbazlık sanatını kullanarak halkı etkilemek, onları bize karşı ayaklandırıp mevcut nizamı yıkmak ve yönetimi ele geçirip ülkeyi kendi istedikleri gibi yönetmek istiyorlar.” diyerek Musa hakkındaki kararlarını kesinleştirdiler. Ardından da sihirbazları çağırıp Musa’yı mağlup etmeleri hususunda bütün marifetlerini ortaya koymaları ve bunu mutlaka başarmaları gerektiğini söylediler.

Tâhâ 65–71

7 ayet

قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى ۝٦٥ قَالَ بَلْ اَلْقُواۚ فَاِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ اِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ اَنَّهَا تَسْعٰى ۝٦٦ فَاَوْجَسَ ف۪ي نَفْسِه۪ خ۪يفَةً مُوسٰى ۝٦٧ قُلْنَا لَا تَخَفْ اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلٰى ۝٦٨ وَاَلْقِ مَا ف۪ي يَم۪ينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُواۜ اِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍۜ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ اَتٰى ۝٦٩ فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ هٰرُونَ وَمُوسٰى ۝٧٠ قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۜ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ ف۪ي جُذُوعِ النَّخْلِۘ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّنَٓا اَشَدُّ عَذَابًا وَاَبْقٰى ۝٧١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

65Ḳâlû yâ mûsâ immâ en tülḳiye veimmâ en nekûne evvele men elḳâ.

Okunuş

66Ḳâle bel elḳû. feiẕâ ḥibâlühüm veʿiṣiyyühüm yüḫayyelü ileyhi min siḥrihim ennehâ tesʿâ.

Okunuş

67Feevcese fî nefsihî ḫîfetem mûsâ.

Okunuş

68Ḳulnâ lâ teḫaf inneke ente-lʾaʿlâ.

Okunuş

69Veelḳi mâ fî yemînike telḳaf mâ ṣaneʿû. innemâ ṣaneʿû keydü sâḥir. velâ yüfliḥu-ssâḥiru ḥayŝü etâ.

Okunuş

70Feülḳiye-sseḥaratü sücceden ḳâlû âmennâ birabbi hârûne vemûsâ.

Okunuş

71Ḳâle âmentüm lehû ḳable en âẕene leküm. innehû lekebîrukümü-lleẕî ʿallemekümü-ssiḥr. feleüḳaṭṭiʿanne eydiyeküm veercüleküm min ḫilâfiv veleüṣallibenneküm fî cüẕûʿi-nnaḫl. veletaʿlemünne eyyünâ eşeddü ʿaẕâbev veebḳâ.

Ayet 65–71

Böylece meydana çıkan sihirbazlar da Musa’ya, “Ey Musa! Hünerini önce sen mi ortaya koyacaksın, yoksa biz mi?” dediler. Musa da sihirbazlara, “Önce siz hünerlerinizi ortaya koyun.” dedi. Bunun üzerine sihirbazlar ellerindeki iplerini ve sopalarını yere attılar. İpler, sopalar sihirbazlık hilesi ile yılan gibi hareket ederek Musa’ya doğru gelmeye başladı, bu durum karşısında Musa telaşlanıp, korkmaya başladı. Biz de Musa’ya, “Sakın korkma, üstün gelecek olan sensin, şimdi elindeki asanı yere bırak, asan onların sihirbazlık hilesi ile ortaya koyduklarının hepsini yutacak, onların yaptıkları göz boyamaktan başka bir şey değil ve iyi bilesin ki, sihirbazlar ne yaparlarsa yapsınlar asla başarıya ulaşamazlar” diye vahyettik. Öyle de oldu. Bunu gören sihirbazlar, Musa’nın ortaya koyduğu bu durumun, sihirbazlık sanatı ile olacak bir iş olmadığını, bunun bir mucize, Musa’nın da peygamber olduğunu anlayıp, kabul ederek, Allah’a secde edip herkesin içinde şöyle dediler: “Biz, Musa ile Harun’un Rabbine iman ettik, davetine teslim oluyoruz.”

Firavun sihirbazlardan bunları duyunca, onlara: “Demek, siz benden izin almadan Musa’nın peygamberliğini kabul edip, onun yanına geçtiniz öyle mi? Anlaşılan size sihirbazlığı öğreten ustanız Musa imiş, ben de bu yaptığınıza karşılık sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hurma kütüklerine asacağım, işte o zaman anlayacaksınız Rabbinizin mi yoksa benim mi azabım daha şiddetliymiş.” dedi.

Tâhâ 72–73

2 ayet

قَالُوا لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلٰى مَا جَٓاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذ۪ي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَٓا اَنْتَ قَاضٍۜ اِنَّمَا تَقْض۪ي هٰذِهِ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ ۝٧٢ اِنَّٓا اٰمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَٓا اَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِۜ وَاللّٰهُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى ۝٧٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

72Ḳâlû len nüʾŝirake ʿalâ mâ câenâ mine-lbeyyinâti velleẕî feṭaranâ faḳḍi mâ ente ḳâḍ. innemâ taḳḍî hâẕihi-lḥayâte-ddünyâ.

Okunuş

73İnnâ âmennâ birabbinâ liyagfira lenâ ḫaṭâyânâ vemâ ekrahtenâ ʿaleyhi mine-ssiḥr. vellâhü ḫayruv veebḳâ.

Ayet 72–73

Sihirbazlar da dönüp Firavun’a şöyle dediler: “Musa’dan duyup gördüğümüz apaçık gerçekler ortada dururken, senin Rabliğini kabul edecek değiliz. Elinden geleni ardına koyma, ama bizi asla Rabbimizin davetine iman etmekten vazgeçiremezsin, senin hükmün ancak kısacık olan şu dünya hayatında, senin peşinden gidenlere geçebilir. Biz yaratılış sebebimiz olan, bizi şerefli, onurlu ve özgür kılacak Rabbimizin davet ettiği hayat nizamına yöneldik, umut ediyoruz ki Rabbimiz, sihirbazlık yaparak göz boyama işlerimizden dolayı bizi bağışlar. Hayırlı ve devamlı olan Rabbimizin katında olandır.”

İlgili ayetler

İlgili ayetler

72A’raf 104A’raf 145

İlgili ayetler

73A’raf 104A’raf 145

Tâhâ 74

1 ayet

اِنَّهُ مَنْ يَاْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَاِنَّ لَهُ جَهَنَّمَۜ لَا يَمُوتُ ف۪يهَا وَلَا يَحْيٰى ۝٧٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

74İnnehû mey yeʾti rabbehû mücrimen feinne lehû cehennem. lâ yemûtü fîhâ velâ yaḥyâ.

Ayet 74

Gerçek şu ki kim, Rabbinin huzuruna, davetinden yüz çevirmiş olarak gelirse, onun yeri cehennemdir, orada ne ölüm vardır ne de oradan kurtuluş.

Tâhâ 75–76

2 ayet

وَمَنْ يَاْتِه۪ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلٰىۙ ۝٧٥ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُ۬ا مَنْ تَزَكّٰى۟ ۝٧٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

75Vemey yeʾtihî müʾminen ḳad ʿamile-ṣṣâliḥâti feülâike lehümü-dderacâtü-lʿulâ.

Okunuş

76Cennâtü ʿadnin tecrî min taḥtihe-lʾenhâru ḫâlidîne fîhâ. veẕâlike cezâü men tezekkâ.

Ayet 75–76

Rablerinin huzuruna O’ndan başka Rab ve ilah edinmemiş, böylece şirk ve küfürden arınmış olarak gelenler ise en yüksek makamlarla mükâfatlandırılacaklar ve içlerinden ırmaklar akan en güzel nimetlerin bulunduğu cennetlerde daimi olarak kalacaklardır. Arınmış olanların ödülleri işte böyle olacak.

Tâhâ 77–79

3 ayet

وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَر۪يقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًاۚ لَا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشٰى ۝٧٧ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِه۪ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْۜ ۝٧٨ وَاَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدٰى ۝٧٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

77Veleḳad evḥaynâ ilâ mûsâ en esri biʿibâdî faḍrib lehüm ṭarîḳan fi-lbaḥri yebesâ. lâ teḫâfü derakev velâ taḫşâ.

Okunuş

78Feetbeʿahüm firʿavnü bicünûdihî fegaşiyehüm mine-lyemmi mâ gaşiyehüm.

Okunuş

79Veeḍalle firʿavnü ḳavmehû vemâ hedâ.

Ayet 77–79

Firavun İsrailoğullarına zulüm ve baskısını daha da artırınca, Biz de Musa’ya şöyle vahyettik: “Kullarımla birlikte geceleyin yola çıkın ve korkmayın. Denize gelince de asanı suya vur, size oradan kuru bir yol açacağız, arkanızdan gelmekte olan Firavun ve ordusundan da endişe etme.”

Denizde açılan yoldan geçen İsrailoğullarının peşi sıra onları takip eden Firavun ve ordusu, denizin kapanmasıyla sularda boğuluverdi. Firavun doğru olanı kabul etmemiş, halkına da engel olmuş, halkı da körü körüne onun peşine düşmüştü.

Tâhâ 80–82

3 ayet

يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوٰعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى ۝٨٠ كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا ف۪يهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَب۪يۚ وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي فَقَدْ هَوٰى ۝٨١ وَاِنّ۪ي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدٰى ۝٨٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

80Yâ benî isrâîle ḳad enceynâküm min ʿadüvviküm veveʿadnâküm cânibe-ṭṭûri-lʾeymene venezzelnâ ʿaleykümü-lmenne vesselvâ.

Okunuş

81Külû min ṭayyibâti mâ razaḳnâküm velâ taṭgav fîhi feyeḥille ʿaleyküm gaḍabî. vemey yaḥlil ʿaleyhi gaḍabî feḳad hevâ.

Okunuş

82Veinnî legaffârul limen tâbe veâmene veʿamile ṣâliḥan ŝümme-htedâ.

Ayet 80–82

Ey İsrailoğulları! İşte böylece, sizi Firavun’un zulmünden kurtardık ve sonra Sina Dağı’nın sağ yamacında Allah’tan başka Rabler ve ilahlar edinmeyeceğinize dair sizden söz aldık. Ardından da size çölde nimet olarak bıldırcın ve kudret helvası gönderip rızıklandırdık ve dedik ki: “Size rızık olarak ikram ettiğimiz helal ve temiz nimetleri yiyin, fakat sakın nankörlük edip azmayın, doğru olandan sapmayın, aksi takdirde gazabımı hak etmiş olursunuz. Kim de Benim gazabımı hak ederse kendine yazık etmiş olur. Her kim de şirkinden, küfründen ve tüm günahlarından tevbe edip de Allah’ın davetine yönelerek sorumluluklarını yerine getirirse, Allah merhamet eden ve bağışlayandır.”

İlgili ayetler

İlgili ayetler

80Mâide 111Mâide 115

İlgili ayetler

81Mâide 111Mâide 115

Tâhâ 83–85

3 ayet

وَمَٓا اَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَا مُوسٰى ۝٨٣ قَالَ هُمْ اُو۬لَٓاءِ عَلٰٓى اَثَر۪ي وَعَجِلْتُ اِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضٰى ۝٨٤ قَالَ فَاِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَاَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ ۝٨٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

83Vemâ aʿceleke ʿan ḳavmike yâ mûsâ.

Okunuş

84Ḳâle hüm ülâi ʿalâ eŝerî veʿaciltü ileyke rabbi literḍâ.

Okunuş

85Ḳâle feinnâ ḳad fetennâ ḳavmeke mim baʿdike veeḍallehümü-ssâmiriyy.

Ayet 83–85

Musa bir süre sonra Allah’tan yeni mesajlar almak ve kavmine iletmek için aceleyle Sina Dağı’na tekrar gelince, Allah ona, “Ey Musa! Kavminin başından ayrılıp gelmekte niçin bu kadar acele ettin?” dedi. Musa da, “Rabbim onlar benim yolumu izlemekteler, ben de Senin mesajlarını bir an önce almak, Senin hoşnutluğunu kazanmak için acele geldim.” deyince, Allah ona, “Ey Musa! Sen öyle diyorsun ama Biz senin yokluğunda onları sınadık, onlar da Samiri’ye uyup yoldan çıktılar.” dedi.

Tâhâ 86

1 ayet

فَرَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِه۪ غَضْبَانَ اَسِفًاۚ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًاۜ اَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ اَمْ اَرَدْتُمْ اَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَخْلَفْتُمْ مَوْعِد۪ي ۝٨٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

86Feraceʿa mûsâ ilâ ḳavmihî gaḍbâne esifâ. ḳâle yâ ḳavmi elem yeʿidküm rabbüküm vaʿden ḥasenâ. efeṭâle ʿaleykümü-lʿahdü em erattüm ey yeḥille ʿaleyküm gaḍabüm mir rabbiküm feaḫleftüm mevʿidî.

Ayet 86

Musa bunu duyunca öfke ve üzüntü ile kavmine döndü. Yanlarına gelince onlara çıkışıp, “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmuştu, bu vaadin yerine geleceği zaman size çok mu uzun geldi de, beklemeyip Rabbinizden umut kesip doğru yoldan ayrıldınız? Yoksa siz Rabbinizin azabına uğramak mı istiyorsunuz, bu yüzden mi Allah’a ve bana verdiğiniz sözden döndünüz?” diyerek onları azarladı.

Tâhâ 87–88

2 ayet

قَالُوا مَٓا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلٰكِنَّا حُمِّلْنَٓا اَوْزَارًا مِنْ ز۪ينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذٰلِكَ اَلْقَى السَّامِرِيُّۙ ۝٨٧ فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَۜ ۝٨٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

87Ḳâlû mâ aḫlefnâ mevʿideke bimelkinâ velâkinnâ ḥummilnâ evzâram min zîneti-lḳavmi feḳaẕefnâhâ fekeẕâlike elḳa-ssâmiriyy.

Okunuş

88Feaḫrace lehüm ʿiclen cesedel lehû ḫuvârun feḳâlû hâẕâ ilâhüküm veilâhü mûsâ fenesî.

Ayet 87–88

Kavmi de Musa’ya dönüp, “Biz Rabbimize ve sana verdiğimiz sözden kasıtlı olarak ve isteyerek dönmedik. Yanımızda Mısır halkından haksız yere aldığımız ziynet eşyaları vardı, biz de onların vebalinden kurtulmak için ateşe attık. Samiri de bizimle birlikte kendinde olanları attı, sonra da ateşte erimiş olanları çıkarıp bir kalıba dökerek ondan da rüzgârla böğürme sesi çıkaran bir buzağı heykeli yaptı. Ardından işte bu bizim de, Musa’nın da ilahı ama Musa geçmişini unuttu, bize de unutturmaya çalışıyor diyerek bizi yanılttı.” dediler.

Tâhâ 89–91

3 ayet

اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلًاۙ وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا۟ ۝٨٩ وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه۪ۚ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُون۪ي وَاَط۪يعُٓوا اَمْر۪ي ۝٩٠ قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِف۪ينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى ۝٩١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

89Efelâ yeravne ellâ yerciʿu ileyhim ḳavlev velâ yemlikü lehüm ḍarrav velâ nefʿâ.

Okunuş

90Veleḳad ḳâle lehüm hârûnü min ḳablü yâ ḳavmi innemâ fütintüm bih. veinne rabbekümü-rraḥmânü fettebiʿûnî veeṭîʿû emrî.

Okunuş

91Ḳâlû len nebraḥa ʿaleyhi ʿâkifîne ḥattâ yerciʿa ileynâ mûsâ.

Ayet 89–91

İsrailoğulları ilah olarak kendilerine yol göstermesini, sorunlarına çare olmasını bekledikleri heykelin, kendilerine hiçbir yararının dokunamayacağını düşünmeden Samiri’ye uymuşlardı.

Hâlbuki Harun, Musa Sina Dağı’ndan dönmeden önce de onları uyarıp, “Ey kavmim! Siz bu buzağı heykeli ile ayartılıp, saptırılmaktasınız, sizin gerçek Rabbiniz ve ilahınız Allah’tır ve O sınırsız rahmet sahibidir. Buzağıyı kutsallaştırıp sapıklaşmayın, bana itaat edin.” demişti.

Onlar da Harun’a, “Musa geri dönüp gelinceye kadar, geçmişteki inancımızın sembolü olan ve bize yardım edip, yol göstereceğine, bizi koruyacağına inandığımız bu buzağı heykeline saygı gösterip, önünde boyun büküp, yardımına sığınacağız.” diyerek cevap verdiler.

Tâhâ 92–94

3 ayet

قَالَ يَا هٰرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ ۝٩٢ اَلَّا تَتَّبِعَنِۜ اَفَعَصَيْتَ اَمْر۪ي ۝٩٣ قَالَ يَبْنَؤُمَّ لَا تَاْخُذْ بِلِحْيَت۪ي وَلَا بِرَاْس۪يۚ اِنّ۪ي خَش۪يتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْل۪ي ۝٩٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

92Ḳâle yâ hârûnü mâ meneʿake iẕ raeytehüm ḍallû.

Okunuş

93Ellâ tettebiʿan. efeʿaṣayte emrî.

Okunuş

94Ḳâle yebneümme lâ teʾḫuẕ biliḥyetî velâ biraʾsî. innî ḫaşîtü en teḳûle ferraḳte beyne benî isrâîle velem terḳub ḳavlî.

Ayet 92–94

Musa kavminin yanına dönünce önce kardeşi Harun’a çıkışıp, şöyle dedi: “Ey Harun! Bunların yoldan çıktıklarını gördüğün halde neden engel olmayıp da benim emrime karşı geldin, seni bundan alıkoyan neydi?” Harun bir yandan böyle söylenen, bir yandan da sakalını çekiştiren Musa’ya, “Ey anamın oğlu! Saçımı sakalımı çekiştirmeyi bırak da önce beni bir dinle. Ben ‘İsrailoğullarının arasına ayrılık tohumları saçıp, onların bölünmesine sebep oldun, bunları bir arada tutamadın’ diyeceğinden korkup çekindiğim için daha fazla müdahale edemedim, beni hiç dinlemediler.” dedi.

Tâhâ 95–96

2 ayet

قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ ۝٩٥ قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ ل۪ي نَفْس۪ي ۝٩٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

95Ḳâle femâ ḫaṭbüke yâ sâmiriyy.

Okunuş

96Ḳâle beṣurtü bimâ lem yebṣurû bihî feḳabaḍtü ḳabḍatem min eŝeri-rrasûli fenebeẕtühâ vekeẕâlike sevvelet lî nefsî.

Ayet 95–96

Musa bu defa da Samiri’ye dönerek, “Sen söyle bakalım ey Samiri! Senin amacın neydi, niçin bu sapıklığı yeniden gündeme getirdin?” dedi. Samiri de Musa’ya, “Ben senin davetine onların gözüyle bakmadım, onlar gibi iman edip inanmadım, gözle görülür bir ilah düşüncesi bana daha cazip geldi, gerçi ben senden de bazı şeyler öğrendim ama onlar da benim işime gelmedi, çıkarlarıma uymadı, o bakımdan senin ardından onları da kafamdan çıkarıp attım. İçimden bu heykeli yapmak geldi ve yaptım.” dedi.

Tâhâ 97–98

2 ayet

قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَنْ تُخْلَفَهُۚ وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذ۪ي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًاۜ لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفًا ۝٩٧ اِنَّمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا ۝٩٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

97Ḳâle feẕheb feinne leke fi-lḥayâti en teḳûle lâ misâs. veinne leke mevʿidel len tuḫlefeh. venżur ilâ ilâhike-lleẕî żalte ʿaleyhi ʿâkifâ. lenüḥarriḳannehû ŝümme lenensifennehû fi-lyemmi nesfâ.

Okunuş

98İnnemâ ilâhükümü-llâhü-lleẕî lâ ilâhe illâ hû. vesiʿa külle şeyʾin ʿilmâ.

Ayet 97–98

Bunun üzerine Musa Samiri’ye, “Defol git karşımdan, bir daha gözüme görünme, bundan sonra bizler tarafından hep dışlanacak ve yalnızlığa terk edileceksin, ölümünden sonra da asla kaçıp kurtulamayacağın bir azaba mahkûm edileceksin, şimdi şu senin ilah diye insanların önüne koyduğun heykeli de yakıp, küllerini denize atacağız, bak bakalım buna engel olabilecek gücü var mı? Senin de bizim de tek ve gerçek ilahımız Allah’tır. O, sınırsız ilmiyle her şeyi yaratmış ve nizamlarını kurmuştur.” dedi.

Tâhâ 99–101

3 ayet

كَذٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ مَا قَدْ سَبَقَۚ وَقَدْ اٰتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْرًاۚ ۝٩٩ مَنْ اَعْرَضَ عَنْهُ فَاِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وِزْرًاۙ ۝١٠٠ خَالِد۪ينَ ف۪يهِۜ وَسَٓاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ حِمْلًاۙ ۝١٠١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

99Keẕâlike neḳuṣṣu ʿaleyke min embâi mâ ḳad sebeḳ. veḳad âteynâke mil ledünnâ ẕikrâ.

Okunuş

100Men aʿraḍa ʿanhü feinnehû yaḥmilü yevme-lḳiyâmeti vizrâ.

Okunuş

101Ḫâlidîne fîh. vesâe lehüm yevme-lḳiyâmeti ḥimlâ.

Ayet 99–101

Ey Peygamber! Biz sana geçmişte yaşanan bu ve benzeri olup bitenleri Kur’an (zikir) ile bildiriyoruz ki, gerekli dersler çıkarılsın. Her kim Kur’an’dan yüz çevirir, onu görmezden gelir, dikkate almaz, dersler çıkarmazsa, böyleleri Kıyamet Günü sırtlarında büyük bir vebalin yükünü taşıyacaklar ve bunun cezasını çekecekler.

Tâhâ 102–104

3 ayet

يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِم۪ينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقًاۚ ۝١٠٢ يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا عَشْرًا ۝١٠٣ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ اِذْ يَقُولُ اَمْثَلُهُمْ طَر۪يقَةً اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا يَوْمًا۟ ۝١٠٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

102Yevme yünfeḫu fi-ṣṣûri venaḥşüru-lmücrimîne yevmeiẕin zürḳâ.

Okunuş

103Yeteḫâfetûne beynehüm il lebiŝtüm illâ ʿaşrâ.

Okunuş

104Naḥnü aʿlemü bimâ yeḳûlûne iẕ yeḳûlü emŝelühüm ṭarîḳaten il lebiŝtüm illâ yevmâ.

Ayet 102–104

Diriliş Günü gelip de Sûr’a üflendiğinde inkârcı ve isyancı zalimler, gözleri korkudan yuvalarından fırlayacakmış gibi dehşet içinde bir araya toplanacaklar ve sanki Biz onları duymuyormuşuz gibi kendi aralarında fısıldaşarak birbirlerine, “Dünyada herhalde on gün kadar yaşadık.” derken içlerinden biri de: “Yok canım ne on günü, ancak bir gün yaşadık.” diyecek.

Tâhâ 105–109

5 ayet

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنْسِفُهَا رَبّ۪ي نَسْفًاۙ ۝١٠٥ فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًاۙ ۝١٠٦ لَا تَرٰى ف۪يهَا عِوَجًا وَلَٓا اَمْتًا ۝١٠٧ يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُۚ وَخَشَعَتِ الْاَصْوَاتُ لِلرَّحْمٰنِ فَلَا تَسْمَعُ اِلَّا هَمْسًا ۝١٠٨ يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا ۝١٠٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

105Veyesʾelûneke ʿani-lcibâli feḳul yensifühâ rabbî nesfâ.

Okunuş

106Feyeẕeruhâ ḳâʿan ṣafṣafâ.

Okunuş

107Lâ terâ fîhâ ʿivecev velâ emtâ.

Okunuş

108Yevmeiẕiy yettebiʿûne-ddâʿiye lâ ʿivece leh. veḫaşeʿati-lʾaṣvâtü lirraḥmâni felâ tesmeʿu illâ hemsâ.

Okunuş

109Yevmeiẕil lâ tenfeʿu-şşefâʿatü illâ men eẕine lehü-rraḥmânü veraḍiye lehû ḳavlâ.

Ayet 105–109

Sana Kıyamet Günü dağların ne olacağını soruyorlar, onlara de ki: “Rabbim onları un ufak edip savuracak, bulundukları yerleri dümdüz edecek, yeryüzünde ne bir tümsek ne de bir çukur kalacak. O Gün herkes kendisinden kaçıp kurtulamayacağı bir davetçinin peşinden mahşer yerine götürülecek, artık herkes sesi kısılmış, fısıltı ve hırıltıdan başka bir ses çıkaramaz hale gelmiştir. Ve yine O Gün, Allah yaratılış amacına uygun olan hayat nizamına iman edip, gereklerini yerine getirme gayreti göstermiş olanların dışında hiç kimseye şefaat etmeyecektir.”

Tâhâ 110–111

2 ayet

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُح۪يطُونَ بِه۪ عِلْمًا ۝١١٠ وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِۜ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا ۝١١١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

110Yaʿlemü mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehüm velâ yüḥîṭûne bihî ʿilmâ.

Okunuş

111Veʿaneti-lvucûhü lilḥayyi-lḳayyûm. veḳad ḫâbe men ḥamele żulmâ.

Ayet 110–111

Allah insanların sakladıklarını, açıktan yaptıklarını, önlerinde, arkalarında ne bıraktılarsa hepsini bilir ve herkese hak ettiği karşılığı verir. Hesap Günü ezelî ve ebedî olan, ilmi ile her şeyi yaratıp, nizamını kuran, varlığı hiçbir şeye bağlı olmayan Allah karşısında herkes saygı ile eğilip, yaptıklarının karşılığını endişe içinde bekleyecek, sonunda Allah’ın davetinden yüz çevirip suçlu ve günahkâr olarak dünya hayatlarını tamamlamış olanlar hüsrana uğrayacaklar.

Tâhâ 112

1 ayet

وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْمًا وَلَا هَضْمًا ۝١١٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

112Vemey yaʿmel mine-ṣṣâliḥâti vehüve müʾminün felâ yeḫâfü żulmev velâ haḍmâ.

Ayet 112

Allah’ın davetine iman edip sorumluluklarını yerine getirenler ise O’nun mükâfatı ile buluşacaklar.

Tâhâ 113

1 ayet

وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا ف۪يهِ مِنَ الْوَع۪يدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ اَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا ۝١١٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

113Vekeẕâlike enzelnâhü ḳurʾânen ʿarabiyyev veṣarrafnâ fîhi mine-lveʿîdi leʿallehüm yetteḳûne ev yuḥdiŝü lehüm ẕikrâ.

Ayet 113

Ey Peygamber! Biz bu Kur’an’ı sana, konuşup, anlaştığınız, okuyup, yazdığınız, apaçık Arapça dilinizin harflerinden oluşan sözlerle indirdik ki, kavmin uyarıları iyice anlayıp kavrasın ve Allah’a ortak koşmaktan sakınıp, O’ndan başka Rab ve ilahlar edinmesinler.

Tâhâ 114

1 ayet

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُۘ وَقُلْ رَبِّ زِدْن۪ي عِلْمًا ۝١١٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

114Feteʿâle-llâhü-lmelikü-lḥaḳḳ. velâ taʿcel bilḳurʾâni min ḳabli ey yuḳḍâ ileyke vaḥyüh. veḳur rabbi zidnî ʿilmâ.

Ayet 114

Ey Peygamber! Her şeyin yaratıcısı Yüce Rabbi ve ilahı olan gerçek hükümdar Allah’ın mesajları sana vahyedilirken, onlar tamamlanmadan herhangi bir konuda acele edip, hüküm vermeye kalkma! Mutlak hüküm ve egemenlik sahibi, gerçek yüce olan hükümdar Allah’tır. Sen, “Rabbim ilmimi artır.” diye dua et.

İlgili ayetler

Tâhâ 115–119

5 ayet

وَلَقَدْ عَهِدْنَٓا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا۟ ۝١١٥ وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰى ۝١١٦ فَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقٰى ۝١١٧ اِنَّ لَكَ اَلَّا تَجُوعَ ف۪يهَا وَلَا تَعْرٰىۙ ۝١١٨ وَاَنَّكَ لَا تَظْمَؤُ۬ا ف۪يهَا وَلَا تَضْحٰى ۝١١٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

115Veleḳad ʿahidnâ ilâ âdeme min ḳablü fenesiye velem necid lehû ʿazmâ.

Okunuş

116Veiẕ ḳulnâ lilmelâiketi-scüdû liâdeme fesecedû illâ iblîs. ebâ.

Okunuş

117Feḳulnâ yâ âdemü inne hâẕâ ʿadüvvül leke velizevcike felâ yuḫricennekümâ mine-lcenneti feteşḳâ.

Okunuş

118İnne leke ellâ tecûʿa fîhâ velâ taʿrâ.

Okunuş

119Veenneke lâ tażmeü fîhâ velâ taḍḥâ.

Ayet 115–119

Biz daha önce Âdem’e emrimizi ulaştırıp, kendisi için koyduğumuz yasağa uymasını bildirmiştik, fakat o bunu unuttu. Onu emrimize uymakta azimli ve kararlı bulmadık, siz de öyle olmaktan sakının.

Meleklere, Âdem’e saygı gösterip, hizmetine hazır olun dediğimizde, İblis dışındaki hepsi, Bize secde ederek emrimizi yerine getireceklerini belirttiler fakat İblis emrimize uymayı kabul etmedi.

Bunun üzerine Biz de Âdem’i “Ey Âdem! Bilesiniz ki İblis senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın onun sizi cennetten çıkarmak için kuracağı tuzaklara düşmeyin ve ondan uzak durun, yoksa çok pişman ve bedbaht olursunuz.” diye uyardık, sonra da “Sen ve eşin cennette açlık, susuzluk çekmeden, güneşin sıcağı altında bunalmadan, mutluluğun zirvesinde yaşayın.” dedik.

Tâhâ 120–121

2 ayet

فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَٓا اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى ۝١٢٠ فَاَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۘ وَعَصٰٓى اٰدَمُ رَبَّهُ فَغَوٰىۖ ۝١٢١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

120Fevesvese ileyhi-şşeyṭânü ḳâle yâ âdemü hel edüllüke ʿalâ şecerati-lḫuldi vemülkil lâ yeblâ.

Okunuş

121Feekelâ minhâ febedet lehümâ sevʾâtühümâ veṭafiḳâ yaḫṣifâni ʿaleyhimâ miv veraḳi-lcenneh. veʿaṣâ âdemü rabbehû fegavâ.

Ayet 120–121

Gerçek bu kadar açıkça kendilerine bildirilmişken, şeytanlaşmış olan İblis onların kalplerine fısıldayarak, “Ey Âdem! Ben size, sizi ölümsüz kılacak dolayısıyla hiç son bulmayacak bir hayatın, saltanatın yolunu göstereyim mi? Bakın sizi ölümsüz kılacak, işte şu yasak edilen ağaç ve meyvesi!” diyerek yaklaşmaları yasaklanmış ağaca yaklaştırıp, meyvesinden de yemeye onları ikna etti, bu yasağı çiğnemeleri üzerine de gördükleri zaman birbirlerinden utanacakları mahrem yerleri kendilerine gözüküverdi, çıplak bir durumda şaşırıp kaldılar ve hemen cennetten topladıkları yapraklarla örtünmeye başladılar. Böylece Âdem ve eşi Rablerine karşı gelmiş, büyük bir yanlışa düşüp günaha girmiş oldular.

Tâhâ 122–123

2 ayet

ثُمَّ اجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدٰى ۝١٢٢ قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَم۪يعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ فَاِمَّا يَاْتِيَنَّكُمْ مِنّ۪ي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقٰى ۝١٢٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

122Ŝümme-ctebâhü rabbühû fetâbe ʿaleyhi vehedâ.

Okunuş

123Ḳâle-hbiṭâ minhâ cemîʿam baʿḍuküm libaʿḍin ʿadüvv. feimmâ yeʾtiyenneküm minnî hüden femeni-ttebeʿa hüdâye felâ yeḍillü velâ yeşḳâ.

Ayet 122–123

Daha sonra, Âdem tevbe ederek Rabbinden bağışlanma dileyip, pişmanlığını belirtti. Bunun üzerine Rabbi de onu seçip ayırdı, doğru yola yöneltti. Ardından da “Artık cennette kalmayı hak etmiyorsunuz, hep birlikte ve birbirinize düşman olarak oradan çıkın, bundan sonra da Benden size, bir doğru yol bilgisi geldiğinde, her kim ona uyarsa şaşırıp kalmaz, mahzun ve mutsuz da olmaz.” dedi.

Tâhâ 124–126

3 ayet

وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى ۝١٢٤ قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَن۪ٓي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يرًا ۝١٢٥ قَالَ كَذٰلِكَ اَتَتْكَ اٰيَاتُنَا فَنَس۪يتَهَاۚ وَكَذٰلِكَ الْيَوْمَ تُنْسٰى ۝١٢٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

124Vemen aʿraḍa ʿan ẕikrî feinne lehû meʿîşeten ḍankev venaḥşüruhû yevme-lḳiyâmeti aʿmâ.

Okunuş

125Ḳâle rabbi lime ḥaşertenî aʿmâ veḳad küntü beṣîrâ.

Okunuş

126Ḳâle keẕâlike etetke âyâtünâ fenesîtehâ. vekeẕâlike-lyevme tünsâ.

Ayet 124–126

Kim de Benim zikrimden (Kur’an-ı Kerim’den, sınırlarını Allah’ın belirlediği hayat nizamından) yüz çevirirse dünyada çok sıkıntılı bir hayat yaşamaya mahkûm olacağı gibi Kıyamet Günü de mahşer yerine kör olarak getirilecektir. O zaman da Bize, “Rabbim! Neden buraya kör olarak getirildim, hâlbuki ben dünyada iken gözleri gören biriydim.” diyecek. Allah da ona: “Bizim âyetlerimiz dünyada iken sana gelmişti de sen onlara kör gibi davranıp, görmezden gelmiştin. İşte bu yüzden bugün sen de hak ettiğin azaba bu şekilde götürüleceksin” diyecek.

Tâhâ 127–129

3 ayet

وَكَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقٰى ۝١٢٧ اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟ ۝١٢٨ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَاَجَلٌ مُسَمًّىۜ ۝١٢٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

127Vekeẕâlike neczî men esrafe velem yüʾmim biâyâti rabbih. veleʿaẕâbü-lʾâḫirati eşeddü veebḳâ.

Okunuş

128Efelem yehdi lehüm kem ehleknâ ḳablehüm mine-lḳurûni yemşûne fî mesâkinihim. inne fî ẕâlike leâyâtil liüli-nnühâ.

Okunuş

129Velevlâ kelimetün sebeḳat mir rabbike lekâne lizâmev veecelüm müsemmâ.

Ayet 127–129

Âyetlerimize kulaklarını tıkayıp duymazdan gelenleri böylece cezalandırırız, onların cehennemde çekecekleri azap, dünyadakinden çok şiddetli ve devamlı olacak.

Böyleleri kendilerinden öncekilerin yurtları üzerinden gelip geçerken, onların helak edilişlerinin sebeplerini hiç düşünmezler mi? Hâlbuki onların akıbetlerinden alınması gereken nice dersler vardır. Rabbinin müşrik ve kâfirleri cezalandırması için önceden belirlediği bir süre olmasaydı, bunların da hemen cezalandırılmaları kaçınılmaz olurdu.

Tâhâ 130

1 ayet

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَاۚ وَمِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ فَسَبِّحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضٰى ۝١٣٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

130Faṣbir ʿalâ mâ yeḳûlûne vesebbiḥ biḥamdi rabbike ḳable ṭulûʿi-şşemsi veḳable gurûbihâ. vemin ânâi-lleyli fesebbiḥ veaṭrâfe-nnehâri leʿalleke terḍâ.

Ayet 130

Ey Peygamber! Onların sana ve davet ettiğin nizam ile ahlaka saldırmalarına karşı şimdilik sabret, güneşin doğuşundan ve batışından önce, gecenin bir kısmında ve gündüzün iki yakasında da Rabbinin yüceliğini aklından çıkarma ki (tesbîh et ki) huzur bulabilesin.

İlgili ayetler

Tâhâ 131

1 ayet

وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۜ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَاَبْقٰى ۝١٣١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

131Velâ temüddenne ʿayneyke ilâ mâ mettaʿnâ bihî ezvâcem minhüm zehrate-lḥayâti-ddünyâ lineftinehüm fîh. verizḳu rabbike ḫayruv veebḳâ.

Ayet 131

Sakın o müşriklerden bir kısmına, onları sınamak için dünya hayatında verdiğimiz imkânlara da imrenme, Rabbinin sana vereceği nimetler çok daha güzel ve kalıcıdır.

İlgili ayetler

Tâhâ 132

1 ayet

وَاْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقًاۜ نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى ۝١٣٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

132Veʾmür ehleke biṣṣalâti vaṣṭabir ʿaleyhâ. lâ nesʾelüke rizḳâ. naḥnü nerzüḳuk. velʿâḳibetü littaḳvâ.

Ayet 132

Ey Peygamber! Aile fertlerine ve ümmetine namaz kılmayı emret. Kendin de ona sabırla devam et! Biz sizin yalnızca rızık peşinde koşmanızı istemiyoruz. Sizin rızkınızı Biz yaratmaktayız, unutmayın ki mutluluk, adalet ve huzura Allah merkezli bir hayatı yaşamakla ulaşılabilir.

Tâhâ 133

1 ayet

وَقَالُوا لَوْلَا يَاْت۪ينَا بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ اَوَلَمْ تَاْتِهِمْ بَيِّنَةُ مَا فِي الصُّحُفِ الْاُولٰى ۝١٣٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

133Veḳâlû levlâ yeʾtînâ biâyetim mir rabbih. evelem teʾtihim beyyinetü mâ fi-ṣṣuḥufi-lʾûlâ.

Ayet 133

İnkârcılar bütün bu gerçeklere rağmen hâlâ, “Muhammed şayet peygamberse mucize getirip, göstermesi gerekmez mi?” diyorlar. Sen onlara de ki: “Sizden öncekilerin mucizelerle uyarılmalarına rağmen, daveti reddetmeleri sebebi ile nasıl helak edildiklerini Kur’an size anlatmıyor mu?”

İlgili ayetler

Tâhâ 134

1 ayet

وَلَوْ اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِه۪ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى ۝١٣٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

134Velev ennâ ehleknâhüm biʿaẕâbim min ḳablihî leḳâlû rabbenâ levlâ erselte ileynâ rasûlen fenettebiʿa âyâtike min ḳabli en neẕille venaḫzâ.

Ayet 134

Şayet Biz onları peygamber göndermeden helak etseydik, o zaman da “Ey Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin bu duruma düşmez, peygamberine uyardık.” diyeceklerdi.

Tâhâ 135

1 ayet

قُلْ كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُواۚ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ اَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدٰى ۝١٣٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

135Ḳul küllüm müterabbiṣun feterabbeṣû. fesetaʿlemûne men aṣḥâbu-ṣṣirâṭi-sseviyyi vemeni-htedâ.

Ayet 135

Sen insanlara de ki: “Allah adına yapmakta olduğum davet, size ulaşmaktayken onun kıymetini bilin ve unutmayın ki sonunda herkes hak ettiği ile karşılaşacaktır. Şimdi artık siz de bekleyin bakalım, doğru yolda olanların kimler olduğunu günü gelince öğreneceksiniz.”

Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.

Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.

Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Meryem, sonra Vâkı’a indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla