Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaŞuarâ 1–6
6 ayetطٰسٓمٓۜ ١ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ ٢ لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ ٣ اِنْ نَشَاْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِع۪ينَ ٤ وَمَا يَاْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِض۪ينَ ٥ فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَاْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٦
Mushaf
Okunuş
1Ṭâ-sîn-mîm.
2Tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.
3Leʿalleke bâḫiʿun nefseke ellâ yekûnû müʾminîn.
4İn neşeʾ nünezzil ʿaleyhim mine-ssemâi âyeten feżallet aʿnâḳuhüm lehâ ḫâḍiʿîn.
5Vemâ yeʾtîhim min ẕikrim mine-rraḥmâni muḥdeŝin illâ kânû ʿanhü müʿriḍîn.
6Feḳad keẕẕebû feseyeʾtîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.
Ayet 1–6
Ta. Sin. Mim. Bunlar sizin dilinizi oluşturan seslerin harfleridir. Kur’an ile sizlere konuşup, anlaştığınız, yazıştığınız dilinizin seslerinden oluşan sözlerle gerçekler açıkça bildirilmektedir.
Ey Peygamber! Onlar iman etmiyorlar diye, sen üzüntüden neredeyse kendini helak edeceksin. Şayet Biz dileseydik, onlara gökten öyle müthiş bir mucize indirirdik ki hemen hepsi o zaman boyun eğip, teslim olurlardı.
Hakikati inkâra kendilerini şartlandırmış olanlara ne zaman Rahman’ın katından uyarıcı bir peygamber ve kitap gelse, hemen onu inkâr ederler. Nitekim Kur’an’ı da yalanlayıp, alaya alıp yüz çevirmekteler. Alay edip yüz çevirdikleri davetin, gerçeğin ta kendisi olduğu onlara yakında gösterilecek.
Şuarâ 7–9
3 ayetاَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ ٧ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٨ وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ٩
Mushaf
Okunuş
7Evelem yerav ile-lʾarḍi kem embetnâ fîhâ min külli zevcin kerîm.
8İnne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
9Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Ayet 7–9
Bunlar şu yeryüzüne dikkatle bakıp orada ilim ve kudretimizle her canlıdan çift çift yaratıp da, insanların faydasına sunduklarımız üzerinde hiç düşünmezler mi? Şüphesiz aklını işletenler için, bunlardan çıkarılacak dersler vardır fakat insanların çoğu yine de gerçeklere karşı gözlerini kapatırlar. Senin Rabbin gerçeği görmek, bilmek isteyenlere karşı çok merhametli ve şefkatlidir.
Şuarâ 10–11
2 ayetوَاِذْ نَادٰى رَبُّكَ مُوسٰٓى اَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۙ ١٠ قَوْمَ فِرْعَوْنَۜ اَلَا يَتَّقُونَ ١١
Mushaf
Okunuş
10Veiẕ nâdâ rabbüke mûsâ eni-ʾti-lḳavme-żżâlimîn.
11Ḳavme firʿavn. elâ yetteḳûn.
Ayet 10–11
Rabbin vaktiyle Musa’ya şöyle seslenmişti: “Ey Musa! Şu zalimler topluluğu Firavun’un kavmine git ve yaratılış sebepleri olan Allah merkezli bir hayatı yaşamaya davet edip, sorumluluklarını hatırlat.”
Şuarâ 12–14
3 ayetقَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِۜ ١٢ وَيَض۪يقُ صَدْر۪ي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَان۪ي فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ ١٣ وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِۚ ١٤
Mushaf
Okunuş
12Ḳâle rabbi innî eḫâfü ey yükeẕẕibûn.
13Veyeḍîḳu ṣadrî velâ yenṭaliḳu lisânî feersil ilâ hârûn.
14Velehüm ʿaleyye ẕembün feeḫâfü ey yaḳtülûn.
Ayet 12–14
Bunun üzerine de Musa, “Ey Rabbim! Onların benim söyleyeceklerime inanmayacaklarından korkarım, bundan dolayı da dilim dolaşır, göğsüm daralır, bu yüzden kardeşim Harun’u da bana yardımcı, elçi olarak görevlendir. Ayrıca ben vaktiyle onlardan birini de öldürmüştüm, bundan dolayı ellerinde bana karşı kullanacakları bir delilleri de var, bu sebeple beni öldürmelerinden de korkuyorum.” dedi.
Şuarâ 15–17
3 ayetقَالَ كَلَّاۚ فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ ١٥ فَاْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ١٦ اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ١٧
Mushaf
Okunuş
15Ḳâle kellâ. feẕhebâ biâyâtinâ innâ meʿaküm müstemiʿûn.
16Feʾtiyâ firʿavne feḳûlâ innâ rasûlü rabbi-lʿâlemîn.
17En ersil meʿanâ benî isrâîl.
Ayet 15–17
Allah Musa’ya, “Korkmana gerek yok, asla öyle olmayacak, Ben sizinleyim, sizi görüp gözeteceğim. Şimdi ikiniz birlikte Firavun’a gidin ve ona deyin ki: ‘Biz âlemlerin Rabbinin elçileriyiz, seni O’nun âyetleri ile insanların yaratılış sebebi olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet ediyoruz. Şayet kabul etmez isen İsrailoğullarının bizimle buradan ayrılmalarına izin ver.’” dedi.
Şuarâ 18–19
2 ayetقَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ ف۪ينَا وَل۪يدًا وَلَبِثْتَ ف۪ينَا مِنْ عُمُرِكَ سِن۪ينَ ١٨ وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّت۪ي فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ١٩
Mushaf
Okunuş
18Ḳâle elem nürabbike fînâ velîdev velebiŝte fînâ min ʿumürike sinîn.
19Vefeʿalte faʿleteke-lletî feʿalte veente mine-lkâfirîn.
Ayet 18–19
Musa bunları söyleyince Firavun da, “Biz seni küçük bir bebekken aramıza alıp büyütüp, yetiştirmedik mi? Ömrünün pek çok yılını bizim içimizde geçirdin, ama buna rağmen nankörlük ettin ve yapmaman gerekeni de yapıp birini öldürdün.” dedi.
Şuarâ 20–22
3 ayetقَالَ فَعَلْتُهَٓا اِذًا وَاَنَا۬ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۜ ٢٠ فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ ل۪ي رَبّ۪ي حُكْمًا وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ٢١ وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ٢٢
Mushaf
Okunuş
20Ḳâle feʿaltühâ iẕev veenâ mine-ḍḍâllîn.
21Feferartü minküm lemmâ ḫiftüküm fevehebe lî rabbî ḥukmev veceʿalenî mine-lmürselîn.
22Vetilke niʿmetün temünnühâ ʿaleyye en ʿabbette benî isrâîl.
Ayet 20–22
Musa da Firavun’a, “Evet ben sizden biri olan o adamın ölümüne sebep oldum. Fakat o zaman şaşkınlardan, cahillerden biriydim, sizden korkup buralardan da kaçtım, sonra Rabbim bana doğru düşünme, doğru karar verme ve doğru yapma yolunu öğretti ve beni elçileri arasına kattı. Bugün benim başıma kaktığın iyilik ise İsrailoğullarını köleleştirmenin bir sonucuydu.” dedi.
Şuarâ 23–28
6 ayetقَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ٢٣ قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ ٢٤ قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُٓ اَلَا تَسْتَمِعُونَ ٢٥ قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ٢٦ قَالَ اِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذ۪ٓي اُرْسِلَ اِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ ٢٧ قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ ٢٨
Mushaf
Okunuş
23Ḳâle firʿavnü vemâ rabbü-lʿâlemîn.
24Ḳâle rabbü-ssemâvâti velʾarḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.
25Ḳâle limen ḥavlehû elâ testemiʿûn.
26Ḳâle rabbüküm verabbü âbâikümü-lʾevvelîn.
27Ḳâle inne rasûlekümü-lleẕî ürsile ileyküm lemecnûn.
28Ḳâle rabbü-lmeşriḳi velmagribi vemâ beynehümâ. in küntüm taʿḳilûn.
Ayet 23–28
Firavun bu defa da Musa’ya, “Ben Rab olarak burada dururken, şu âlemlerin Rabbi de kim oluyormuş ey Musa?” diye sordu. Musa ona, “Eğer sen gerçekten doğru olanı öğrenmek ve O’na yürekten inanıp, O’na göre de yaşamak istiyorsan söyleyeyim! O; göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların hepsinin Rabbi (sahibi) olandır.” dedi. Bunun üzerine Firavun etrafındakilere dönüp, “Duydunuz mu bu ne diyor?” dedi.
Musa sözlerine devamla, “O sizin de, sizden önceki atalarınızın da Rabbidir.” deyince Firavun orada bulunanlara, “Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğini söyleyen bu Musa aklını kaçırmış, ne söylediğini bilmiyor.” dedi. Musa da ona, “O doğunun, batının ve bu ikisi arasında ne varsa hepsinin, her yerin Rabbidir, aklını kullanan her insan da bunun gerçek olduğunu görüp anlayabilir.” dedi.
Şuarâ 29–33
5 ayetقَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ اِلٰهًا غَيْر۪ي لَاَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُون۪ينَ ٢٩ قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُب۪ينٍ ٣٠ قَالَ فَاْتِ بِه۪ٓ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٣١ فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُب۪ينٌۚ ٣٢ وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟ ٣٣
Mushaf
Okunuş
29Ḳâle leini-tteḫaẕte ilâhen gayrî leecʿalenneke mine-lmescûnîn.
30Ḳâle evelev ciʾtüke bişeyʾim mübîn.
31Ḳâle feʾti bihî in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
32Feelḳâ ʿaṣâhü feiẕâ hiye ŝüʿbânüm mübîn.
33Venezaʿa yedehû feiẕâ hiye beyḍâü linnâżirîn.
Ayet 29–33
Bunları duydukça daha çok hiddetlenen Firavun Musa’ya dönüp, “Benden başkasını Rab ve ilah olarak kabul etmekte ısrar edersen, andolsun seni zindana atar, orada çürütürüm.” diyerek tehditler savurmaya başladı.
Musa bu defa Firavun’a, “Peki, ben sana peygamber olduğumu, Allah’ın bana lütfettiği mucizelerle ortaya koyarsam, o zaman da mı kabul etmeyeceksin?” diye sordu. Firavun da ona: “Haydi söylediklerin doğru ise göster bakalım şu mucize delillerini.” dedi. Bunun üzerine de Musa asasını yere bıraktı ve asa birdenbire koca bir yılan oluverdi. Ardından da elini koynuna sokup çıkarınca, eli bakanların gözünü kamaştıran bir ışık kaynağına dönüşüverdi.
Şuarâ 34–35
2 ayetقَالَ لِلْمَلَاِ حَوْلَهُٓ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَل۪يمٌۙ ٣٤ يُر۪يدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِه۪ۗ فَمَاذَا تَاْمُرُونَ ٣٥
Mushaf
Okunuş
34Ḳâle lilmelei ḥavlehû inne hâẕâ lesâḥirun ʿalîm.
35Yürîdü ey yuḫriceküm min arḍiküm bisiḥrih. femâẕâ teʾmürûn.
Ayet 34–35
Bunları gören Firavun şaşkınlık içinde çevresindekilere, “Bu gerçekten çok usta bir sihirbaz olmuş, sihrin büyüsüyle bizi ve toplumu etkileyip, nizamımızı ortadan kaldırıp, bizleri yurdumuzdan çıkarmanın peşinde, buna karşı nasıl bir tedbir almalıyız?” diye sordu.
Şuarâ 36–37
2 ayetقَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ ٣٦ يَاْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَل۪يمٍ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36Ḳâlû ercih veeḫâhü vebʿaŝ fi-lmedâini ḥâşirîn.
37Yeʾtûke bikülli seḥḥârin ʿalîm.
Ayet 36–37
Firavun’un kurmayları olan ileri gelenler de Firavun’a, “Sen Musa ve kardeşi Harun’u bir süre burada tutup insanlarla temastan alıkoy. Bu arada bütün şehirlerine adam gönderip hüner sahibi sihirbazları buraya getir.” diyerek onu yönlendirdiler.
Şuarâ 38–39
2 ayetفَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِم۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍۙ ٣٨ وَق۪يلَ لِلنَّاسِ هَلْ اَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَۙ ٣٩
Mushaf
Okunuş
38Fecümiʿa-sseḥaratü limîḳâti yevmim maʿlûm.
39Veḳîle linnâsi hel entüm müctemiʿûn.
Ayet 38–39
Nihayet ülkeden toplanan sihirbazlar, Musa ile kararlaştırılan günde ve saatte, halkın da toplandığı meydanda karşı karşıya geldiler.
Şuarâ 40
1 ayetلَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ اِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40Leʿallenâ nettebiʿu-sseḥarate in kânû hümü-lgâlibîn.
Ayet 40
Firavun ve adamları bir yandan kendi aralarında, “Şu sihirbazlar Musa’ya üstün gelip, onun sihirbaz olduğunu ortaya çıkarsınlar da, böylece halk onun peygamber değil, aslında kendilerini aldatan biri olduğunu görüp peşine düşmesinler. Böylece biz de ondan kurtulmuş oluruz.” diye konuşup duruyorlardı.
Şuarâ 41–42
2 ayetفَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَئِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ ٤١ قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ اِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ ٤٢
Mushaf
Okunuş
41Felemmâ câe-sseḥaratü ḳâlû lifirʿavne einne lenâ leecran in künnâ naḥnü-lgâlibîn.
42Ḳâle neʿam veinneküm iẕel lemine-lmüḳarrabîn.
Ayet 41–42
Şehirlerden toplanan sihirbazlar ise Firavun’un önüne gelerek, “Musa’yı alt ettiğimiz takdirde bize ne mükâfat vereceksin?” diye sordular. Firavun da onlara: “Galip gelmeniz halinde sizleri yanımda yüksek mevkilere getireceğim.” diye vaatte bulundu.
Şuarâ 43–44
2 ayetقَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ ٤٣ فَاَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ اِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
43Ḳâle lehüm mûsâ elḳû mâ entüm mülḳûn.
44Feelḳav ḥibâlehüm veʿiṣiyyehüm veḳâlû biʿizzeti firʿavne innâ lenaḥnü-lgâlibûn.
Ayet 43–44
Nihayet Musa meydana gelen sihirbazlara, “Haydi hünerlerinizi ortaya koyun bakalım.” dedi. Sihirbazlar da ellerindeki ipleri ve asalarını yere bırakırken bir yandan da kendi aralarında, “Bizler galip gelip Firavun’un izzet ve şerefini daha da güçlendirip yücelteceğiz.” diye konuşuyorlardı.
Şuarâ 45–48
4 ayetفَاَلْقٰى مُوسٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَاْفِكُونَۚ ٤٥ فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۙ ٤٦ قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ٤٧ رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ ٤٨
Mushaf
Okunuş
45Feelḳâ mûsâ ʿaṣâhü feiẕâ hiye telḳafü mâ yeʾfikûn.
46Feülḳiye-sseḥaratü sâcidîn.
47Ḳâlû âmennâ birabbi-lʿâlemîn.
48Rabbi mûsâ vehârûn.
Ayet 45–48
Onların ardından da Musa asasını yere bıraktı, kocaman bir yılana dönüşen Musa’nın asası sihirbazların göz boyadıkları sihirbazlık malzemelerinin hepsini yutuverdi. Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak, “Musa ile Harun’un ve âlemlerin Rabbinin bizim de Rabbimiz olduğuna iman eder, O’na secde ederiz.” dediler.
Şuarâ 49
1 ayetقَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَۜ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ ٤٩
Mushaf
Okunuş
49Ḳâle âmentüm lehû ḳable en âẕene leküm. innehû lekebîrukümü-lleẕî ʿallemekümü-ssiḥr. felesevfe taʿlemûn. leüḳaṭṭiʿanne eydiyeküm veercüleküm min ḫilâfiv veleüṣallibenneküm ecmeʿîn.
Ayet 49
Gördükleri karşısında Firavun sihirbazlara seslenerek, “Ben size izin vermeden nasıl oluyor da ona inanıyorsunuz, demek ki size sihirbazlığı öğreten ustanız o ve siz onunla birlikte bana tuzak kurdunuz öyle mi? Size nasıl bir ceza vereceğimi göreceksiniz, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama kestirip, sonra da sizi astıracağım.” dedi.
Şuarâ 50–52
3 ayetقَالُوا لَا ضَيْرَۘ اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ ٥٠ اِنَّا نَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَٓا اَنْ كُنَّٓا اَوَّلَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ۟ ٥١ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ٓي اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ ٥٢
Mushaf
Okunuş
50Ḳâlû lâ ḍayr. innâ ilâ rabbinâ münḳalibûn.
51İnnâ naṭmeʿu ey yagfira lenâ rabbünâ ḫaṭâyânâ en künnâ evvele-lmüʾminîn.
52Veevḥaynâ ilâ mûsâ en esri biʿibâdî inneküm müttebeʿûn.
Ayet 50–52
Allah’ın Rabliği ve ilahlığına iman eden sihirbazlar da Firavun’a şöyle dediler: “Senin tehditlerin bizi imanımızdan asla döndüremez, hepimiz nasıl olsa er ya da geç Rabbimize döneceğiz. Bizler bugün burada Rabbimize iman edenlerin ilkiyiz, bundan dolayı da Rabbimizin, şimdiye kadar olan günahlarımızı bağışlamasını umarız.”
Sonra Biz de Musa’ya, “Kullarımı alıp, geceleyin yola çıkar, ama şunu da bil ki, Firavun ve adamları tarafından takip edileceksiniz.” diye vahyettik.
Şuarâ 53–56
4 ayetفَاَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۚ ٥٣ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَل۪يلُونَۙ ٥٤ وَاِنَّهُمْ لَنَا لَغَٓائِظُونَۙ ٥٥ وَاِنَّا لَجَم۪يعٌ حَاذِرُونَۜ ٥٦
Mushaf
Okunuş
53Feersele firʿavnü fi-lmedâini ḥâşirîn.
54İnne hâülâi leşirẕimetün ḳalîlûn.
55Veinnehüm lenâ legâiżûn.
56Veinnâ lecemîʿun ḥâẕirûn.
Ayet 53–56
Firavun da bu arada şehirlere haberciler göndererek İsrailoğullarının soysuz, sefil, aşağılık ve nankör bir topluluk olduğunu ve ülkede karışıklık çıkarmaya çalıştıklarını o yüzden onlara karşı dikkatli ve hazırlıklı olunması gerektiğini halkına ilan ettirirken bir yandan da Mısır halkının soylu, üstün, güçlü ve asil bir halk olduğunu söyleyerek, İsrailoğullarından gelebilecek tehlikelere karşı birlik ve beraberlik içinde olmaya çağırıyordu.
Şuarâ 57–59
3 ayetفَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ٥٧ وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ ٥٨ كَذٰلِكَۜ وَاَوْرَثْنَاهَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ ٥٩
Mushaf
Okunuş
57Feaḫracnâhüm min cennâtiv veʿuyûn.
58Vekünûziv vemeḳâmin kerîm.
59Keẕâlik. veevraŝnâhâ benî isrâîl.
Ayet 57–59
İşte bu kibirleri ve Allah’ın daveti hayat nizamına karşı takındıkları müşrik ve kâfirce tavırlarından dolayı, onları sahip olduklarını zannettikleri has bahçelerinden, pınar başlarından, mallarından, mülklerinden ve makamlarından çekip çıkarıp, mahrum ettik. Ardından da İsrailoğullarına Firavun’un kavminin sahip olduklarından daha fazlasını bahşettik.
Şuarâ 60–62
3 ayetفَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِق۪ينَ ٦٠ فَلَمَّا تَرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ ٦١ قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ ٦٢
Mushaf
Okunuş
60Feetbeʿûhüm müşriḳîn.
61Felemmâ terâe-lcemʿâni ḳâle aṣḥâbü mûsâ innâ lemüdrakûn.
62Ḳâle kellâ. inne meʿiye rabbî seyehdîn.
Ayet 60–62
Nihayet İsrailoğullarının Mısır’dan ayrılmak için gece yola çıktığını öğrenen Firavun, adamları ile birlikte, gün doğarken onların peşine düştü, Musa ve onunla birlikte olanlara denizin kıyısında yaklaşınca, Musa’nın yanında bulunanlar, “Eyvah yakalandık.” dediler. Musa da onlara, “Korkmayın, Rabbim benimle, O elbette bir çıkış yolu gösterecektir.” dedi.
Şuarâ 63–66
4 ayetفَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ ٦٣ وَاَزْلَفْنَا ثَمَّ الْاٰخَر۪ينَۚ ٦٤ وَاَنْجَيْنَا مُوسٰى وَمَنْ مَعَهُٓ اَجْمَع۪ينَۚ ٦٥ ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَۜ ٦٦
Mushaf
Okunuş
63Feevḥaynâ ilâ mûsâ eni-ḍrib biʿaṣâke-lbaḥr. fenfeleḳa fekâne küllü firḳin keṭṭavdi-lʿażîm.
64Veezlefnâ ŝemme-lʾâḫarîn.
65Veenceynâ mûsâ vemem meʿahû ecmeʿîn.
66Ŝümme agraḳne-lʾâḫarîn.
Ayet 63–66
Bunun üzerine Musa’ya, “Asanı denize vur.” diye vahyettik. Musa asasını vurunca deniz ortasından ikiye ayrıldı ve her iki yanı büyük iki dağ gibi su kütlesi oldu. Musa ve adamları denizin ortasında açılan yoldan karşıya geçtiler, arkalarından onları yakalamak üzere Firavun ve adamları aynı yola girince de onları sulara gömdük.
Şuarâ 67–68
2 ayetاِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٦٧ وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ٦٨
Mushaf
Okunuş
67İnne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
68Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Ayet 67–68
Elbette Musa’nın bu kıssasından alınacak ibretlik dersler vardır, fakat insanların çoğu yine de ders çıkarmamakta direniyorlar.
Gerçek şu ki, Rabbinin gücü, ilmi sınırsızdır ve O mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.
Şuarâ 69–74
6 ayetوَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ ٦٩ اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا تَعْبُدُونَ ٧٠ قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ ٧١ قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ ٧٢ اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ ٧٣ قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ ٧٤
Mushaf
Okunuş
69Vetlü ʿaleyhim nebee ibrâhîm.
70İẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâ taʿbüdûn.
71Ḳâlû naʿbüdü aṣnâmen feneżallü lehâ ʿâkifîn.
72Ḳâle hel yesmeʿûneküm iẕ tedʿûn.
73Ev yenfeʿûneküm ev yeḍurrûn.
74Ḳâlû bel vecednâ âbâenâ keẕâlike yefʿalûn.
Ayet 69–74
Ey Peygamber! Sen onlara İbrahim’in başından geçenleri de anlat. Hani o babasına ve kavmine, “Sizler neye, kimlere ve niçin kulluk ediyorsunuz?” diye sordu. Onlar da, “Bizler bugünkü hayat tarzımızı borçlu olduğumuz putlarımıza tapar, onlara kulluk ederiz ve hep onlara bağlı kalacağız.” dediler. İbrahim de onlara, “Peki sorunlarınızın çözümü için yalvarıp yakarıp da onları yardıma çağırdığınızda, size bir faydaları dokunuyor mu ya da size gelebilecek zararları önleyebiliyorlar mı?” dedi. Onlar da, “Hayır ama biz atalarımızdan böyle gördük, onlar da bu nizamı kuranları kutsayıp ilah edinip, putlaştırıp onlara tapıyor, kulluk ediyorlardı.” dediler.
Şuarâ 75–82
8 ayetقَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ ٧٥ اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ ٧٦ فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ ل۪ٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَم۪ينَۙ ٧٧ اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ ٧٨ وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ ٧٩ وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ ٨٠ وَالَّذ۪ي يُم۪يتُن۪ي ثُمَّ يُحْي۪ينِۙ ٨١ وَالَّذ۪ٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ٨٢
Mushaf
Okunuş
75Ḳâle eferaeytüm mâ küntüm taʿbüdûn.
76Entüm veâbâükümü-lʾaḳdemûn.
77Feinnehüm ʿadüvvül lî illâ rabbe-lʿâlemîn.
78Elleẕî ḫaleḳanî fehüve yehdîn.
79Velleẕî hüve yuṭʿimünî veyesḳîn.
80Veiẕâ meriḍtü fehüve yeşfîn.
81Velleẕî yümîtünî ŝümme yuḥyîn.
82Velleẕî aṭmeʿu ey yagfira lî ḫaṭîetî yevme-ddîn.
Ayet 75–82
İbrahim onlara, “Peki de bu kendilerine kulluk edip, tapındıklarınızla ilgili siz de atalarınız da hiç düşünmediniz mi? Şimdi ben size açıkça söylüyorum ki bu taptıklarınız aslında sizin ve benim için birer düşmandır. Ben yalnızca âlemlerin Rabbini ilah edinip yalnız O’na kulluk ederim. Çünkü beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren, açlık ve susuzluğumu giderecek nimetleri yaratan, hastalandığımda şifa verecek olan, beni öldürecek, sonra da tekrar diriltecek olan, Hesap Günü günahlarımı bağışlamasını umduğum O’dur.”
Şuarâ 83–86
4 ayetرَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ ٨٣ وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ ٨٤ وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ ٨٥ وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ ٨٦
Mushaf
Okunuş
83Rabbi heb lî ḥukmev veelḥiḳnî biṣṣâliḥîn.
84Vecʿal lî lisâne ṣidḳin fi-lʾâḫirîn.
85Vecʿalnî miv veraŝeti cenneti-nneʿîm.
86Vagfir liebî innehû kâne mine-ḍḍâllîn.
Ayet 83–86
Ve İbrahim şöyle dua etmeye başladı: “Rabbim, bana doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilme yeteneği, doğru hükmedebilme gücü bahşet ve beni faziletli, erdemli, hayırlı kulların arasına kat, doğruluk timsali olarak anılan kullarından eyle. Cennetinin nimetlerine kavuşanlar arasına beni de kat ve babamı da affeyle, çünkü o yolunu şaşırmış biridir. Rabbim beni Hesap Günü mahcup etme.”
Şuarâ 87–89
3 ayetوَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ ٨٧ يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ ٨٨ اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ ٨٩
Mushaf
Okunuş
87Velâ tuḫzinî yevme yübʿaŝûn.
88Yevme lâ yenfeʿu mâlüv velâ benûn.
89İllâ men ete-llâhe biḳalbin selîm.
Ayet 87–89
Hesap Günü hiç kimseye malın, mülkün ve evladın bir yararı olmayacak. O Gün yalnızca, salih amelleri ile ve günahtan arınmış selim bir kalple Allah’ın huzuruna çıkanlar O’nun rızasına nail olup ödüllendirilecekler.
Şuarâ 90–91
2 ayetوَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَۙ ٩٠ وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِلْغَاو۪ينَۙ ٩١
Mushaf
Okunuş
90Veüzlifeti-lcennetü lilmütteḳîn.
91Vebürrizeti-lceḥîmü lilgâvîn.
Ayet 90–91
Cennet O Gün, Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirenlere yakınlaştırılacak. Cehennem de Allah’a karşı sorumluluklarını umursamayıp sırt dönenlere yakınlaştırılıp karşılarına çıkarılacak.
Şuarâ 92–102
11 ayetوَق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ ٩٢ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ اَوْ يَنْتَصِرُونَۜ ٩٣ فَكُبْكِبُوا ف۪يهَا هُمْ وَالْغَاوُ۫نَۙ ٩٤ وَجُنُودُ اِبْل۪يسَ اَجْمَعُونَۜ ٩٥ قَالُوا وَهُمْ ف۪يهَا يَخْتَصِمُونَۙ ٩٦ تَاللّٰهِ اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ ٩٧ اِذْ نُسَوّ۪يكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٩٨ وَمَٓا اَضَلَّنَٓا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ ٩٩ فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ ١٠٠ وَلَا صَد۪يقٍ حَم۪يمٍ ١٠١ فَلَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ١٠٢
Mushaf
Okunuş
92Veḳîle lehüm eyne mâ küntüm taʿbüdûn.
93Min dûni-llâh. hel yenṣurûneküm ev yenteṣirûn.
94Fekübkibû fîhâ hüm velgâvûn.
95Vecünûdü iblîse ecmeʿûn.
96Ḳâlû vehüm fîhâ yaḫteṣimûn.
97Tellâhi in künnâ lefî ḍalâlim mübîn.
98İẕ nüsevvîküm birabbi-lʿâlemîn.
99Vemâ eḍallenâ ille-lmücrimûn.
100Femâ lenâ min şâfiʿîn.
101Velâ ṣadîḳin ḥamîm.
102Felev enne lenâ kerraten fenekûne mine-lmüʾminîn.
Ayet 92–102
Cehennemi hak edenlere, “O peşine düşüp, kullukta kusur etmediğiniz ilahlarınız şimdi nerede? Bakalım onların kendilerine ya da size yardıma güçleri yetecek mi?” denilecek.
Sonunda hem onlar hem de bilinçsizce onların peşlerinden gidenler, hep birlikte iblisin avanesi olarak cehennem ateşine atılacaklar. Ve orada birbirlerini suçlayarak, “Vallahi biz dünyada iken, büsbütün sapıklık içinde yaşamışız, sizin gibi yaratılmışların uydurduğu hayat nizamlarına uyup, sizi âlemlerin Rabbi ile bir tutmuştuk, dolayısı ile bizi siz saptırdınız, şirki, küfrü hayat nizamı halinde bize kabullendirdiniz. Fakat bugün ne bize arka çıkabiliyor, ne de dostluk gösterebiliyorsunuz. Keşke dünya hayatına tekrar dönme imkânımız olsa da, biz de Allah adına, peygamber ve kitaplarla yapılan davete iman edip teslim olanlardan olabilsek.” diyerek pişmanlık içinde kıvranacaklar.
Şuarâ 103–104
2 ayetاِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٠٣ وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٠٤
Mushaf
Okunuş
103İnne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
104Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Ayet 103–104
Elbette aklını işletip de düşünenler için bu kıssadan alınacak dersler vardır. Unutmayın ki sizin Rabbinizin gücü ve rahmeti sonsuzdur.
Şuarâ 105–110
6 ayetكَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٠٥ اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٠٦ اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٠٧ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٠٨ وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ ١٠٩ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۜ ١١٠
Mushaf
Okunuş
105Keẕẕebet ḳavmü nûḥin-lmürselîn.
106İẕ ḳâle lehüm eḫûhüm nûḥun elâ tetteḳûn.
107İnnî leküm rasûlün emîn.
108Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
109Vemâ esʾelüküm ʿaleyhi min ecr. in ecriye illâ ʿalâ rabbi-lʿâlemîn.
110Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
Ayet 105–110
Geçmişte Nûh’un kavmi de, peygamberleri Nûh’a inanmayıp, onu yalancılıkla suçlamıştı. Hâlbuki soydaşları Nûh onları Allah’a karşı sorumlu davranmaya çağırmış ve “Ben size Rabbiniz Allah tarafından gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana uyun. Bunun için sizden bir ücret de istemiyorum. Benim mükâfatım âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Haydi, artık Allah’ın verdiği bunca nimetleri düşünüp de O’nun önerdiği doğru yolda yürümek için beni takip edin.” demişti.
Şuarâ 111–115
5 ayetقَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْاَرْذَلُونَۜ ١١١ قَالَ وَمَا عِلْم۪ي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ ١١٢ اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي لَوْ تَشْعُرُونَۚ ١١٣ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ١١٤ اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۜ ١١٥
Mushaf
Okunuş
111Ḳâlû enüʾminü leke vettebeʿake-lʾerẕelûn.
112Ḳâle vemâ ʿilmî bimâ kânû yaʿmelûn.
113İn ḥisâbühüm illâ ʿalâ rabbî lev teşʿurûn.
114Vemâ ene biṭâridi-lmüʾminîn.
115İn ene illâ neẕîrum mübîn.
Ayet 111–115
Nûh’tan bunları işiten müşrik kavmi ona, “Ne yani, toplumun en alt kesiminden olanların sana uyduklarını göre göre bizim de mi sana uymamızı bekliyorsun?” dediler.
Nûh onlara şöyle dedi: “Bana uyanların geçmişte neyi, ne niyetle yaptıklarını bilemem, hangi sınıftan olduklarının, imkânlarının azlığının, çokluğunun, bana gelmeden önceki toplumsal durumlarının hiçbir önemi yok. Onlar hakkında yargıda bulunmak size de, bana da düşmez, kulları hakkında yargıda bulunmak yalnızca Rabbime aittir. Keşke sizler de bunu anlayıp, böyle düşünebilseydiniz. Şunu da iyi bilin ki, ben Allah’a iman edip imanının gerektirdiği gibi yaşamak isteyenleri yanımdan uzaklaştıracak değilim. Ben yalnızca sizleri Allah adına, O’nun daveti olan nizam ile ahlaka çağıran bir peygamberim.”
Şuarâ 116
1 ayetقَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُوم۪ينَۜ ١١٦
Mushaf
Şuarâ 117–118
2 ayetقَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ ١١٧ فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ١١٨
Mushaf
Okunuş
117Ḳâle rabbi inne ḳavmî keẕẕebûn.
118Feftaḥ beynî vebeynehüm fetḥav veneccinî vemem meʿiye mine-lmüʾminîn.
Ayet 117–118
Bunun üzerine Nûh da Rabbine şöyle dua etti: “Rabbim kavmim bana inanmamakta inatla direniyor, artık onlarla benim aramda hükmünü ver, beni ve benimle beraber iman eden mü’minleri selamete erdir.”
Şuarâ 119–120
2 ayetفَاَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۚ ١١٩ ثُمَّ اَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاق۪ينَۜ ١٢٠
Mushaf
Okunuş
119Feenceynâhü vemem meʿahû fi-lfülki-lmeşḥûn.
120Ŝümme agraḳnâ baʿdü-lbâḳîn.
Ayet 119–120
Sonunda Biz de Nûh’u ve onunla birlikte iman etmiş olan mü’minleri yanlarına aldıkları yükleri ile gemiye bindirip kurtardık, geride kalanları da suda boğduk.
Şuarâ 121–122
2 ayetاِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٢١ وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٢٢
Mushaf
Okunuş
121İnne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
122Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Ayet 121–122
Hiç şüphesiz Nûh’un kıssasında da aklını kullananlar için çıkarılacak dersler vardır. Gerçek şu ki, Rabbinizin gücü ve mü’minlere olan merhameti sonsuzdur.
Şuarâ 123–127
5 ayetكَذَّبَتْ عَادٌۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٢٣ اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٢٤ اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٢٥ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٢٦ وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٢٧
Mushaf
Okunuş
123Keẕẕebet ʿâdün-lmürselîn.
124İẕ ḳâle lehüm eḫûhüm hûdün elâ tetteḳûn.
125İnnî leküm rasûlün emîn.
126Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
127Vemâ esʾelüküm ʿaleyhi min ecr. in ecriye illâ ʿalâ rabbi-lʿâlemîn.
Ayet 123–127
Âd kavmi de kendilerine gelen soydaşları Peygamber Hûd’u yalanlamıştı.
Hûd da onlara şöyle demişti: “Sizi yaratan ve bunca nimetlerle donatan Allah’a karşı sorumluluk duyup da, sizi niçin yaratmış olduğunu düşünmeniz gerekmez mi? Ben, size Allah’ın gönderdiği güvenilir bir elçiyim, sizi yaratılış sebebiniz olan sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamaya çağırıyorum. O yüzden beni izleyin ki doğru yolu bulabilesiniz. Bu davet karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum, benim ecrimin takdiri Rabbime aittir.”
Şuarâ 128–135
8 ayetاَتَبْنُونَ بِكُلِّ ر۪يعٍ اٰيَةً تَعْبَثُونَۙ ١٢٨ وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَۚ ١٢٩ وَاِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّار۪ينَۚ ١٣٠ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٣١ وَاتَّقُوا الَّذ۪ٓي اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَۚ ١٣٢ اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَن۪ينَۙ ١٣٣ وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ ١٣٤ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍۜ ١٣٥
Mushaf
Okunuş
128Etebnûne bikülli rîʿin âyeten taʿbeŝûn.
129Vetetteḫiẕûne meṣâniʿa leʿalleküm taḫlüdûn.
130Veiẕâ beṭaştüm beṭaştüm cebbârîn.
131Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
132Vetteḳu-lleẕî emeddeküm bimâ taʿlemûn.
133Emeddeküm bienʿâmiv vebenîn.
134Vecennâtiv veʿuyûn.
135İnnî eḫâfü ʿaleyküm ʿaẕâbe yevmin ʿażîm.
Ayet 128–135
Hûd sözlerine devamla, “Ey kavmim! Siz her yüksek tepeye anıtlar dikmeyi, binalar yapmayı marifet mi sayıyorsunuz? Yoksa bu yaptığınız malikânelerinizde ebedî olarak yaşayabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Elinize fırsat geçtikçe de hak hukuk tanımadan zorbalık yapmaya devam mı edeceksiniz? Haydi, artık aklınızı başınıza alıp, Allah’a karşı sorumlu davranıp, bu hayat tarzınızı terk edin ve O’na karşı saygılı davranmaya başlayın. Size aklınıza gelebilecek her türlü nimeti veren, sürü sürü hayvanlar, bağlar, bahçeler, evlatlar, pınarlar, ırmaklar bahşeden Rabbinizin davetine yönelin. Bundan yüz çevirip de, şirk ve küfür nizamı ile ahlakınıza bağlı yaşamakta ısrar ederseniz, bir gün korkunç bir azapla cezalandırılacağınızdan endişe ederim.”
Şuarâ 136–138
3 ayetقَالُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَوَعَظْتَ اَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظ۪ينَۙ ١٣٦ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا خُلُقُ الْاَوَّل۪ينَۙ ١٣٧ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَۚ ١٣٨
Mushaf
Okunuş
136Ḳâlû sevâün ʿaleynâ eveʿażte em lem teküm mine-lvâʿiżîn.
137İn hâẕâ illâ ḫulüḳu-lʾevvelîn.
138Vemâ naḥnü bimüʿaẕẕebîn.
Ayet 136–138
Hûd Peygamber’in bu uyarılarına karşılık kavmi de ona “Ey Hûd! Sen bize öğüt versen de, vermesen de fark etmez, biz sana ve davetine uyacak değiliz. Senin söylediklerin eskilerin uydurduklarından başka bir şey değildir. Biz atalarımızdan bize kalan bu hayat nizamından vazgeçmeyiz. Bu sebeple azaba uğratılacağımıza da inanmıyoruz.” dedi.
Şuarâ 139
1 ayetفَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٣٩
Mushaf
Okunuş
139Fekeẕẕebûhü feehleknâhüm. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
Ayet 139
Kavmi Hûd’u işte böyle yalanladı ve umursamayıp ondan yüz çevirdi. Bunun üzerine Biz de onları azabımızla helak ettik. Hûd’un kıssasında ibretler vardır fakat yine de insanların çoğu gerçeği kabullenmek ve ibret almak istemiyorlar.
İlgili ayetler
139Nûr 34
Şuarâ 140
1 ayetوَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٤٠
Mushaf
Okunuş
140Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Ayet 140
Şüphesiz Rabbinizin gücü her şeye yeter. O, mü’minlere karşı çok merhametlidir.
İlgili ayetler
140Bakara 255
Şuarâ 141–142
2 ayetكَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٤١ اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٤٢
Mushaf
Okunuş
141Keẕẕebet ŝemûdü-lmürselîn.
142İẕ ḳâle lehüm eḫûhüm ṣâliḥun elâ tetteḳûn.
Ayet 141–142
Semûd toplumu da kendilerine gönderilen soydaşları Salih Peygamber’i yalancılıkla suçlayıp, Allah adına yaptığı daveti kabullenmedi. Salih de onları yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinmeye ve böylece doğru olanı yaşamaya çağırmıştı.
Şuarâ 143
1 ayetاِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٤٣
Mushaf
Okunuş
143İnnî leküm rasûlün emîn.
Ayet 143
Salih onlara, “Ey kavmim! Ben Allah tarafından gönderilmiş güvenilir bir elçiyim, sizleri O’na karşı sorumlu ve duyarlı olmaya çağırıyorum. Bu çağrıma kulak verip bana uyun ki, doğru yola yönelesiniz. Davetime karşı sizden hiçbir ücret talep etmiyorum. Benim ecrimi verecek olan âlemlerin Rabbi Allah’tır.” dedi.
Şuarâ 144–152
9 ayetفَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٤٤ وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٤٥ اَتُتْرَكُونَ ف۪ي مَا هٰهُنَٓا اٰمِن۪ينَۙ ١٤٦ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ١٤٧ وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَض۪يمٌۚ ١٤٨ وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِه۪ينَۚ ١٤٩ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٥٠ وَلَا تُط۪يعُٓوا اَمْرَ الْمُسْرِف۪ينَۙ ١٥١ اَلَّذ۪ينَ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ ١٥٢
Mushaf
Okunuş
144Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
145Vemâ esʾelüküm ʿaleyhi min ecr. in ecriye illâ ʿalâ rabbi-lʿâlemîn.
146Etütrakûne fî mâ hâhünâ âminîn.
147Fî cennâtiv veʿuyûn.
148Vezürûʿiv venaḫlin ṭalʿuhâ heḍîm.
149Vetenḥitûne mine-lcibâli büyûten fârihîn.
150Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
151Velâ tüṭîʿû emra-lmüsrifîn.
152Elleẕîne yüfsidûne fi-lʾarḍi velâ yuṣliḥûn.
Ayet 144–152
Salih sonra da sözlerine şöyle devam etti: “Allah’ın yaratıp lütfettiği bağlar, bahçeler, pınarlar, salkım salkım hurmalıklar, ekinler arasında ve dağlarda kayaları yontarak yaptığınız malikânelerinizde şımarıklık içinde yaşayıp da, Allah’ın nankörlüğünüzün cezasını vermeyeceğini mi sanıyorsunuz? Ey kavmim! Bir an önce bu nankörlük, şımarıklık ve azgınlıktan vazgeçip, Allah’a karşı sorumlu davranmak üzere beni izleyin. Allah’ın belirlediği sınırları tanımayıp başkaldıran önderlerinizin peşinden gitmeyin. Böyleleri yeryüzünde fesat çıkarmaktan başka bir şey yapmazlar.”
Şuarâ 153–158
6 ayetقَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۚ ١٥٣ مَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۚ فَاْتِ بِاٰيَةٍ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ١٥٤ قَالَ هٰذِه۪ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍۚ ١٥٥ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَاْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ١٥٦ فَعَقَرُوهَا فَاَصْبَحُوا نَادِم۪ينَۙ ١٥٧ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٥٨
Mushaf
Okunuş
153Ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.
154Mâ ente illâ beşerum miŝlünâ. feʾti biâyetin in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
155Ḳâle hâẕihî nâḳatül lehâ şirbüv veleküm şirbü yevmim maʿlûm.
156Velâ temessûhâ bisûin feyeʾḫuẕeküm ʿaẕâbü yevmin ʿażîm.
157Feʿaḳarûhâ feaṣbeḥû nâdimîn.
158Feeḫaẕehümü-lʿaẕâb. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
Ayet 153–158
Salih’in bu uyarı ve öğütlerinin ardından kavmi de ona, “Ey Salih! Seni galiba birileri büyülemiş, o yüzden de peygamberlik iddiasında bulunuyorsun. Senin bizden hiçbir farkın yok, sen de bizim gibi bir insansın. Şayet söylediklerin gerçekten doğruysa ve sen peygambersen o zaman bize peygamberliğinin bir delili olarak mucize göster.” dediler. Salih de onlara: “İstediğiniz mucize işte şu dişi devedir, hayvanlarınızın sulandığı yerden su içme hakkı bir gün bu deveye, bir gün de sizin hayvanlarınıza ait olsun ve sakın ola bu deveye bir zarar vermeye kalkmayın, o takdirde müthiş bir azaba çarptırılırsınız.” dedi. Bu uyarıya rağmen o müşrik ve kâfirler, deveyi hunharca katlettiler, ardından Salih’in uyarıp haberini verdiği azap, onları kıskıvrak yakaladı, yaptıklarına çok pişman oldular, fakat artık çoktan iş işten geçmişti. Salih’in kavminin bu yaşadıklarından alınacak ibretlik dersler vardır. Fakat buna rağmen insanların çoğu uyarılardan yüz çevirirler.
Şuarâ 159
1 ayetوَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٥٩
Mushaf
Okunuş
159Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Ayet 159
Rabbinizin gücü her şeye yeter. O, mü’minlere karşı çok merhametli ve şefkatlidir.
İlgili ayetler
159Bakara 255
Şuarâ 160–166
7 ayetكَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٦٠ اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ لُوطٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٦١ اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٦٢ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٦٣ وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٦٤ اَتَاْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَم۪ينَۙ ١٦٥ وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ ١٦٦
Mushaf
Okunuş
160Keẕẕebet ḳavmü lûṭini-lmürselîn.
161İẕ ḳâle lehüm eḫûhüm lûṭun elâ tetteḳûn.
162İnnî leküm rasûlün emîn.
163Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
164Vemâ esʾelüküm ʿaleyhi min ecr. in ecriye illâ ʿalâ rabbi-lʿâlemîn.
165Eteʾtûne-ẕẕükrâne mine-lʿâlemîn.
166Veteẕerûne mâ ḫaleḳa leküm rabbüküm min ezvâciküm. bel entüm ḳavmün ʿâdûn.
Ayet 160–166
Lût’un içinde yaşadığı kavim de Lût’un peygamberliğini kabul etmeyip, onu yalancılıkla suçlamışlardı. Lût onlara şöyle seslenmişti: “Ey kavmim! Yaratılışınızın amacına uygun bir hayatı, nasıl yaşamanız gerektiğini size bildirmek üzere Allah, güvenilir bir elçisi olarak beni görevlendirdi. Sizler de Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu düşünün ve yerine getirmek üzere beni izleyin. Ben davet karşılığında, sizlerden herhangi bir ücret istemiyorum, benim ecrimi takdir edecek olan Rabbimdir. Sizler nasıl oluyor da Allah’ın birbiriniz için yarattığı kadınlarınızı bırakıp da, erkeklerle ilişkiye girebiliyorsunuz? Doğrusu siz sınır tanımayan sapkın bir toplumsunuz.”
Şuarâ 167
1 ayetقَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَج۪ينَ ١٦٧
Mushaf
Okunuş
167Ḳâlû leil lem tentehi yâ lûṭu letekûnenne mine-lmuḫracîn.
Ayet 167
Lût’un bu sözlerine karşı sapık kavmi de ona şöyle dedi: “Ey Lût! Bize ahlak dersi vermeye kalkarsan, seni bu memleketten sürüp çıkarırız.”
İlgili ayetler
167Neml 56
Şuarâ 168–169
2 ayetقَالَ اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَال۪ينَۜ ١٦٨ رَبِّ نَجِّن۪ي وَاَهْل۪ي مِمَّا يَعْمَلُونَ ١٦٩
Mushaf
Okunuş
168Ḳâle innî liʿameliküm mine-lḳâlîn.
169Rabbi neccinî veehlî mimmâ yaʿmelûn.
Ayet 168–169
Lût da dönüp onlara dedi ki: “Sizin bu yaptıklarınızdan tiksiniyor ve sizi nefretle kınıyorum.” Sonra da Allah’a dua ederek, “Rabbim beni ve ailemi bunların yaptıkları iğrençliklerden koru, kurtar.” dedi.
Şuarâ 170–173
4 ayetفَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ ١٧٠ اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَۚ ١٧١ ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَۚ ١٧٢ وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًاۚ فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ ١٧٣
Mushaf
Okunuş
170Fenecceynâhü veehlehû ecmeʿîn.
171İllâ ʿacûzen fi-lgâbirîn.
172Ŝümme demmerne-lʾâḫarîn.
173Veemṭarnâ ʿaleyhim meṭarâ. fesâe meṭaru-lmünẕerîn.
Ayet 170–173
Biz de Lût’u ve ailesini kurtardık, geride kalmayı tercih eden yaşlı karısı da içlerinde olmak üzere o müşrik, kâfir, sapık kavmin üzerine yağmur gibi taş yağdırıp hepsini kırıp geçirdik ve uyarıldıkları halde doğru yolu seçmeyenlerin başına gelen felaket, işte böyle korkunç oldu.
İlgili ayetler
Şuarâ 174
1 ayetاِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٧٤
Mushaf
Okunuş
174İnne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
Ayet 174
Şüphesiz bu kavmin kıssasında da aklını kullanıp düşünenler için alınması gereken dersler vardır.
İlgili ayetler
174Yusuf 111
Şuarâ 175
1 ayetوَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٧٥
Mushaf
Okunuş
175Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Ayet 175
Şüphesiz senin Rabbinin gücü her şeye yeter. O, mü’minlere karşı çok şefkatlidir.
İlgili ayetler
175Bakara 255
Şuarâ 176–184
9 ayetكَذَّبَ اَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٧٦ اِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٧٧ اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٧٨ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٧٩ وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٨٠ اَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِر۪ينَۚ ١٨١ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَق۪يمِۚ ١٨٢ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَۚ ١٨٣ وَاتَّقُوا الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْاَوَّل۪ينَۜ ١٨٤
Mushaf
Okunuş
176Keẕẕebe aṣḥâbü-lʾeyketi-lmürselîn.
177İẕ ḳâle lehüm şuʿaybün elâ tetteḳûn.
178İnnî leküm rasûlün emîn.
179Fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
180Vemâ esʾelüküm ʿaleyhi min ecr. in ecriye illâ ʿalâ rabbi-lʿâlemîn.
181Evfü-lkeyle velâ tekûnû mine-lmuḫsirîn.
182Vezinû bilḳisṭâsi-lmüsteḳîm.
183Velâ tebḫasü-nnâse eşyâehüm velâ taʿŝev fi-lʾarḍi müfsidîn.
184Vetteḳu-lleẕî ḫaleḳaküm velcibillete-lʾevvelîn.
Ayet 176–184
Vaktiyle Eyke Halkı da kendilerine gönderilen Şuayb’ın peygamberliğini kabul etmeyip, davetine inanmadı.
Şuayb da onlara, “Sizi yüce bir amaç için yaratan Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu hiç merak etmez misiniz? İşte ben sorumluluklarınızı size bildirmek için Allah’ın görevlendirdiği bir elçiyim, Allah’a karşı gelmekten sakınabilmeniz için bana inanıp, güvenin ve uyun. Ben sizleri yaratılış sebebinize uygun olan hayat nizamı ve ahlakı ile yaşamaya davet ederken, sizden bir karşılık da beklemiyorum. Benim karşılığımı takdir edecek olan âlemlerin Rabbi olan Allah’tır.
Allah’ın davet ettiği ahlak ile ahlaklanın; ölçüyü, tartıyı tam tutun; eksik ölçerek insanların haklarını gasbetmeyin. Tarttığınız teraziler doğru tartsın, insanları hak ettikleri şeylerden mahrum bırakmayın, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıp, yozlaşmaya ve ahlaki çürümüşlüğe sebep olmayın. Allah’ın koyduğu sınırları çiğnemeyin. Sizleri de, sizden öncekileri de yaratan Allah’tan başka gerçek Rabbiniz ve ilahınızın olmadığını unutmayın ve O’na karşı sorumluluklarınızın bilincinde olun.” dedi.
İlgili ayetler
177Tevbe 70
179Hac 44
180Sebe’ 47
182En’am 152
183Bakara 188
Şuarâ 185–187
3 ayetقَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۙ ١٨٥ وَمَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَاِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۚ ١٨٦ فَاَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَۜ ١٨٧
Mushaf
Okunuş
185Ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.
186Vemâ ente illâ beşer miŝlünâ vein neżunnüke lemine-lkâẕibîn.
187Feesḳiṭ ʿaleynâ kisefem mine-ssemâi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
Ayet 185–187
Şuayb’ın bu uyarılarına rağmen Eykeliler ona, “Anlaşılan birileri seni büyülemiş, kafanı karıştırmış, sen de sadece bizim gibi bir insansın, peygamber olduğunu da nereden çıkarıyorsun? Biz senin söylediklerine inanmıyoruz fakat sen ille de peygamberlik iddiasındaysan ve söylediklerin doğru ise, o zaman gökten başımıza bir parça düşür de görelim.” dediler.
Şuarâ 188
1 ayetقَالَ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ ١٨٨
Mushaf
Okunuş
188Ḳâle rabbî aʿlemü bimâ taʿmelûn.
Ayet 188
Şuayb da onlara, “Rabbim bütün söylediklerinizi ve yaptıklarınızı bilmektedir, sizleri nasıl cezalandıracağını en iyi kendisi bilir.” dedi.
İlgili ayetler
188Yunus 61
Şuarâ 189
1 ayetفَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِۜ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ١٨٩
Mushaf
Okunuş
189Fekeẕẕebûhü feeḫaẕehüm ʿaẕâbü yevmi-żżulleh. innehû kâne ʿaẕâbe yevmin ʿażîm.
Ayet 189
Eykelileri, peygamberlerini yalanlayıp yaptığı çağrıya sırtlarını dönmeleri sebebi ile üzerlerini kara bulutların kapladığı bir gün, korkunç bir azapla cezalandırdık.
Şuarâ 190
1 ayetاِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٩٠
Mushaf
Okunuş
190İnne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm müʾminîn.
Ayet 190
Şüphesiz Şuayb Peygamber’in kıssasında da düşünenler için alınacak dersler vardır. Fakat insanların çoğu ders almaktan kaçarlar.
İlgili ayetler
190Kehf 54
Şuarâ 191
1 ayetوَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٩١
Mushaf
Okunuş
191Veinne rabbeke lehüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Ayet 191
Senin Rabbinin gücü her şeye yeter. O üstün olandır, mü’minleri esirgeyen, bağışlayandır.
İlgili ayetler
191Bakara 255
Şuarâ 192–195
4 ayetوَاِنَّهُ لَتَنْز۪يلُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٩٢ نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَم۪ينُۙ ١٩٣ عَلٰى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَۙ ١٩٤ بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُب۪ينٍۜ ١٩٥
Mushaf
Okunuş
192Veinnehû letenzîlü rabbi-lʿâlemîn.
193Nezele bihi-rrûḥu-lʾemîn.
194Alâ ḳalbike litekûne mine-lmünẕirîn.
195Bilisânin ʿarabiyyim mübîn.
Ayet 192–195
Ey Peygamber! Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin Rabbi ve ilahı olan Allah tarafından insanları uyarasın diye, apaçık konuşup anlaştığınız dilinizin sesleri olan sözlerle, Ruhü’l-Kudüs (Cebrâil) aracılığıyla vahyedilip senin kalbine yerleştirilmiştir.
Şuarâ 196–197
2 ayetوَاِنَّهُ لَف۪ي زُبُرِ الْاَوَّل۪ينَ ١٩٦ اَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ۬ا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ١٩٧
Mushaf
Okunuş
196Veinnehû lefî zübüri-lʾevvelîn.
197Evelem yekül lehüm âyeten ey yaʿlemehû ʿulemâü benî isrâîl.
Ayet 196–197
Bu Kur’an, önceki peygamberler ve onların kavimlerine gönderilen ilâhi kitaplardaki vahiyleri de içermektedir. İsrailoğullarının âlim olanlarının bu gerçeği biliyor olmaları onlar için bir delil sayılmaz mı? Bu âyetler onların tahrif ettikleri kitaplarda da vardı.
Şuarâ 198–199
2 ayetوَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلٰى بَعْضِ الْاَعْجَم۪ينَۙ ١٩٨ فَقَرَاَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ مُؤْمِن۪ينَۜ ١٩٩
Mushaf
Okunuş
198Velev nezzelnâhü ʿalâ baʿḍi-lʾaʿcemîn.
199Feḳaraʾehû ʿaleyhim mâ kânû bihî müʾminîn.
Ayet 198–199
Şayet Biz bu Kur’an’ı Arap olmayan ve Arapça da bilmeyen birine indirseydik, bu kişi de onlara bunu okumaya kalksaydı, bu defa bu müşrik ve kâfirler, “Bunun dilini anlamıyoruz.” diyerek inanmayacaklardı.
Şuarâ 200–204
5 ayetكَذٰلِكَ سَلَكْنَاهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۜ ٢٠٠ لَا يُؤْمِنُونَ بِه۪ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۙ ٢٠١ فَيَاْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ ٢٠٢ فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَۜ ٢٠٣ اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ٢٠٤
Mushaf
Okunuş
200Keẕâlike seleknâhü fî ḳulûbi-lmücrimîn.
201Lâ yüʾminûne bihî ḥattâ yeravu-lʿaẕâbe-lʾelîm.
202Feyeʾtiyehüm bagtetev vehüm lâ yeşʿurûn.
203Feyeḳûlû hel naḥnü münżarûn.
204Efebiʿaẕâbinâ yestaʿcilûn.
Ayet 200–204
Bizim davetimizi kabul etmemekte inatla direnenlerin kalplerinde âyetlerimizin yankı bulması mümkün değildir. Onlar o can yakıcı azapla karşılaşıncaya kadar, Kur’an’a inanmazlar. Sonunda o can yakıcı azap onları ansızın yakalayacak, o zaman da, “Keşke şimdi bize birazcık zaman tanınsa, bir fırsat daha verilse de, davet edildiğimiz hayat nizamına sarılsak.” diyecekler. Hâlbuki onlar peygamberlerine: “Bize bahsettiğin o azap ne zaman gelecek?” demiyorlar mıydı?
İlgili ayetler
200Fussilet 5
201Mü’minûn 99
202Zuhruf 66
203Şûrâ 44
204Şuarâ 187
Şuarâ 205–207
3 ayetاَفَرَاَيْتَ اِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِن۪ينَۙ ٢٠٥ ثُمَّ جَٓاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَۙ ٢٠٦ مَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَۜ ٢٠٧
Mushaf
Okunuş
205Eferaeyte im mettaʿnâhüm sinîn.
206Ŝümme câehüm mâ kânû yûʿadûn.
207Mâ agnâ ʿanhüm mâ kânû yümetteʿûn.
Ayet 205–207
Dünya hayatlarında yıllarca bahşettiğimiz ömrün ve yararlandırdığımız nimetlerin niçin verildiğini düşünüp, kıymetini bilmediler, Allah’ın daveti hayat nizamına uymaları için yapılan çağrılara kulaklarını tıkadılar. İşte bu yüzden de azapla karşılaştıklarında kaçırdıkları fırsatların onlara hiçbir yararı olmadı.
Şuarâ 208–209
2 ayetوَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَۗۛ ٢٠٨ ذِكْرٰى۠ۛ وَمَا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٢٠٩
Mushaf
Okunuş
208Vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ lehâ münẕirûn.
209Ẕikrâ. vemâ künnâ żâlimîn.
Ayet 208–209
Biz hiçbir beldenin halkını, yaratılış sebepleri olan hayat nizamına davet eden peygamberler göndermedikçe, helak etmeyiz. Çünkü Biz zalim değiliz.
Şuarâ 210–212
3 ayetوَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاط۪ينُ ٢١٠ وَمَا يَنْبَغ۪ي لَهُمْ وَمَا يَسْتَط۪يعُونَۜ ٢١١ اِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَۜ ٢١٢
Mushaf
Okunuş
210Vemâ tenezzelet bihi-şşeyâṭîn.
211Vemâ yembegî lehüm vemâ yesteṭîʿûn.
212İnnehüm ʿani-ssemʿi lemaʿzûlûn.
Ayet 210–212
Şunu iyi bilin ki, bu Kur’an’ı şeytanlar indirmedi, çünkü onların ilmi de güçleri de asla buna yetmez, zaten onlar vahyi işitmekten de men edilmişlerdir.
Şuarâ 213–216
4 ayetفَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّب۪ينَۚ ٢١٣ وَاَنْذِرْ عَش۪يرَتَكَ الْاَقْرَب۪ينَۙ ٢١٤ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ٢١٥ فَاِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَۚ ٢١٦
Mushaf
Okunuş
213Felâ tedʿu meʿa-llâhi ilâhen âḫara fetekûne mine-lmüʿaẕẕebîn.
214Veenẕir ʿaşîrateke-lʾaḳrabîn.
215Vaḫfiḍ cenâḥake limeni-ttebeʿake mine-lmüʾminîn.
216Fein ʿaṣavke feḳul innî berîüm mimmâ taʿmelûn.
Ayet 213–216
Ey insanlar! Sakın Allah’la beraber başkalarını Rab ve ilah edinmeyin. Dolayısıyla Allah’tan başkasından yardım talep etmeyin. Aksi takdirde azabı hak edenlerden olursunuz.
Öğüt ve uyarıları yapmaya, önce yakınlarından başla, onlardan sana karşı çıkıp uyarılardan yüz çevirenler olursa, onlara da de ki: “Ben sizi uyarmakla görevliyim, sizin yapıp ettiklerinizden ve yapmanız gerekirken de yapmadıklarınızdan sorumlu değilim.” Öğüt ve uyarılarına kulak verip, Allah’ın davetine iman edenlere de kol kanat ger.
Şuarâ 217–220
4 ayetوَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ ٢١٧ اَلَّذ۪ي يَرٰيكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ ٢١٨ وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِد۪ينَ ٢١٩ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٢٢٠
Mushaf
Okunuş
217Vetevekkel ʿale-lʿazîzi-rraḥîm.
218Elleẕî yerâke ḥîne teḳûm.
219Veteḳallübeke fi-ssâcidîn.
220İnnehû hüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Ayet 217–220
Sen gücü sonsuz, merhameti bol olan Yüce Allah’a güvenip O’na sığın.
Şirke karşı kıyama kalktığında ve secde edenlerle birlikte olduğunda da seni gören azametli ve merhametli olan Allah’a sığın. Allah her şeyi işiten ve bilendir.
İlgili ayetler
217Teğabun 13
218Tâhâ 132
219Kaf 40
220Hadîd 4
Şuarâ 221–223
3 ayetهَلْ اُنَبِّئُكُمْ عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُۜ ٢٢١ تَنَزَّلُ عَلٰى كُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ ٢٢٢ يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَۜ ٢٢٣
Mushaf
Okunuş
221Hel ünebbiüküm ʿalâ men tenezzelü-şşeyâṭîn.
222Tenezzelü ʿalâ külli effâkin eŝîm.
223Yülḳûne-ssemʿa veekŝeruhüm kâẕibûn.
Ayet 221–223
Şeytanlar, nerede Allah’a nankörlük eden, müfteri, günahı alışkanlık haline getirenler varsa, onlara musallat olur ve onları etkiler, sonra da peşlerine takar. Çünkü onlar hep şeytanlara kulak verirler, zaten onlar yalancılığı da meslek edinmiş kimselerdir.
Şuarâ 224–227
4 ayetوَالشُّعَرَٓاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَۜ ٢٢٤ اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ ف۪ي كُلِّ وَادٍ يَه۪يمُونَۙ ٢٢٥ وَاَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَۙ ٢٢٦ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُواۜ وَسَيَعْلَمُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ ٢٢٧
Mushaf
Okunuş
224Veşşuʿarâü yettebiʿuhümü-lgâvûn.
225Elem tera ennehüm fî külli vâdiy yehîmûn.
226Veennehüm yeḳûlûne mâ lâ yefʿalûn.
227İlle-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti veẕekerü-llâhe keŝîrav venteṣarû mim baʿdi mâ żulimû. veseyaʿlemü-lleẕîne żalemû eyye münḳalebiy yenḳalibûn.
Ayet 224–227
Şairlere gelince, onlar da hem kendilerini hem de başkalarını aldatmaya yatkındırlar, çoğu zaman yapmadıklarını söyler, boş hayaller peşinden koşarlar. Onlara da bilgisiz, bilinçsiz ve cahiller uyarlar.
Ancak yaratılış sebeplerine uygun yaşamak uğrunda bütün güç ve imkânlarıyla gayret gösteren, Allah’ı sürekli hatırda tutan, zulme uğradığında hakkı savunanlar başka. Suçlu ve günahkârlıkta inatla direnen zalimler, büyük bir yıkımla nasıl alt üst edileceklerini yakında görecekler.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Vâkı’a, sonra Neml indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla