Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaÂl-i İmran 1–2
2 ayetالٓمٓۚ ١ اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَيُّ الْقَيُّومُۙ ٢
Mushaf
Okunuş
1Elif-lâm-mîm.
2Allâhü lâ ilâhe illâ hüve-lḥayyü-lḳayyûm.
Ayet 1–2
Elif. Lâm. Mim. Allah, kendisinden başka gerçek ilah olmayan, her zaman diri, ölümsüz, kâinattaki tüm varlıkların yöneteni ve gözetenidir. Onlar üzerinde kendisinden başka hiç kimsenin nizam kurup, hükümler koyma hakkı ve yetkisi de yoktur. Allah bu gerçeği apaçık bir biçimde okuyup yazmakta, konuşup anlaşmakta olduğunuz harflerden oluşan sözlerle size bildirmektedir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 3–4
2 ayetنَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَاَنْزَلَ التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۙ ٣ مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَاَنْزَلَ الْفُرْقَانَۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُو انْتِقَامٍ ٤
Mushaf
Okunuş
3Nezzele ʿaleyke-lkitâbe bilḥaḳḳi müṣaddiḳal limâ beyne yedeyhi veenzele-ttevrâte velʾincîl.
4Min ḳablü hüdel linnâsi veenzele-lfürḳân. inne-lleẕîne keferû biâyâti-llâhi lehüm ʿaẕâbün şedîd. vellâhü ʿazîzün ẕü-ntiḳâm.
Ayet 3–4
Ey Peygamber! Allah, önceki ilahi kitapların içinde az da olsa kalmış olan gerçekleri tasdik eden bu Kur’an’ı, insanları yaratılışlarının sebebine davet etmek için sana bölüm bölüm vahyetmektedir.
Allah Kur’an’dan önce, Musa’ya indirdiği Tevrat’ta, İsa’ya indirdiği İncil’de ve onlardan önceki elçilerine indirdiklerinde de insanları, sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamaya davet etmiş ve onunla da imtihan edeceğini bildirmiştir. Allah’ın bu davetini reddedip yüz çevirenlere şiddetli bir azap vardır. Allah güçlüdür, intikam sahibidir.
Şüphesiz Allah her şeyin tek ve mutlak doğrusunu bilen, her insana tercih ettiği hayat tarzının tam karşılığını veren üstün kudret sahibidir.
Âl-i İmran 5–6
2 ayetاِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ ٥ هُوَ الَّذ۪ي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٦
Mushaf
Okunuş
5İnne-llâhe lâ yaḫfâ ʿaleyhi şeyʾün fi-lʾarḍi velâ fi-ssemâ.
6Hüve-lleẕî yüṣavviruküm fi-lʾerḥâmi keyfe yeşâʾ. lâ ilâhe illâ hüve-lʿazîzü-lḥakîm.
Ayet 5–6
Gökte ve yerde bulunan ve olup biten hiçbir şey Allah’ın bilgisi dışında değildir ve O’na gizli de kalmaz.
Ana rahminde olanları da dilediği gibi şekillendiren O’dur. Allah her işini mutlak mükemmellikte yapan üstün kudret sahibidir ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 7
1 ayetهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَٓاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَٓاءَ تَاْو۪يلِه۪ۚ وَمَا يَعْلَمُ تَاْو۪يلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُۢ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِه۪ۙ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٧
Mushaf
Okunuş
7Hüve-lleẕî enzele ʿaleyke-lkitâbe minhü âyâtüm muḥkemâtün hünne ümmü-lkitâbi veüḫaru müteşâbihâh. feemme-lleẕîne fî ḳulûbihim zeygun feyettebiʿûne mâ teşâbehe minhü-btigâe-lfitneti vebtigâe teʾvîlih. vemâ yaʿlemü teʾvîlehû ille-llâh. verrâsiḫûne fi-lʿilmi yeḳûlûne âmennâ bihî küllüm min ʿindi rabbinâ. vemâ yeẕẕekkeru illâ ülü-lʾelbâb.
Ayet 7
Ey Peygamber! Allah’ın sana indirmekte olduğu bu vahyin bir kısmı, muhkem yani yaşayış biçiminizin ve inancınızın temel ilkelerini apaçık bildirmektedir. İşte bu âyetlerden asla başkaca anlamlar çıkarılamaz, bunlar ilâhi kelamın anasıdır.
Bir kısım âyetler ise müteşabihtir. Yani asıllarını çağrıştıran, benzeşmeli, bir bakıma çift anlamlı âyetlerdir. (Bunlar meleklerin, ruhun, insanın ölümünden sonra Kıyamet’e kadar geçecek süredeki durumunun, cennet ile cehennemin ve İsa’nın yaratılışı gibi) İnsan kavrayışının üstünde ve dışında olan ve fakat benzetilerek ifade edilen âyetlerdir, bunların gerçek mahiyetlerini yalnızca Allah bilir. Allah bu konularda insana bilmesi gereken kadarını bildirmiştir.
Allah’a, Peygamber’e ve ilahi kitap ile bildirilenlere iman eden temiz akıl ve bilgi sahipleri, “Rabbimiz bize sorumlu olduklarımızı ve neyi ne kadar bilmemiz gerektiğini bildirmiştir, müteşabih olanların aslını da yalnız kendisi bilir. Kur’an; gerçeği bilmek, ona uygun yaşamak isteyenler için her şeyi eksiksiz açıklamıştır.” derler.
Davet olundukları, Allah’ın belirlediği sınırlar içinde yaşamak istemeyen, kalbinde maraz (bozukluk) olan sapmaya yatkın kimseler ise mahiyetini yalnız Allah’ın bildiği müteşabih âyetlerle meşgul olup, zihinleri bulandırıp, fitne ve fesat çıkarmaya çalışırlar.
Âl-i İmran 8–9
2 ayetرَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ٨ رَبَّنَٓا اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟ ٩
Mushaf
Okunuş
8Rabbenâ lâ tüzig ḳulûbenâ baʿde iẕ hedeytenâ veheb lenâ mil ledünke raḥmeh. inneke ente-lvehhâb.
9Rabbenâ inneke câmiʿu-nnâsi liyevmil lâ raybe fîh. inne-llâhe lâ yuḫlifü-lmîʿâd.
Ayet 8–9
İman edenler şöyle dua ederler: “Rabbimiz! Bizleri davetin olan hayat nizamına kavuşturup yaşamayı nasip ettikten sonra kalplerimizi bozulmaktan koru, gücümüzü artır, bizlere merhamet, rahmet ve şefkatinle muamele et. Şüphesiz Sen sınırsız lütuf sahibisin. Rabbimiz biz biliyor ve inanıyoruz ki, Sen Hesap Günü bütün insanları diriltip bir araya toplayacak, dünya hayatlarını kime ve neye göre yaşadıklarından hesap soracak, herkese hak ettiği karşılığı vereceksin.”
Âl-i İmran 10–11
2 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ ١٠ كَدَاْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ١١
Mushaf
Okunuş
10İnne-lleẕîne keferû len tugniye ʿanhüm emvâlühüm velâ evlâdühüm mine-llâhi şeyʾâ. veülâike hüm veḳûdü-nnâr.
11Kedeʾbi âli firʿavne velleẕîne min ḳablihim. keẕẕebû biâyâtinâ. feeḫaẕehümü-llâhü biẕünûbihim. vellâhü şedîdü-lʿiḳâb.
Ayet 10–11
Allah’ın daveti olan İslamî hayattan yüz çevirenler iyi bilsinler ki, ne mal-mülklerinin ne makam-mevkilerinin ne de evlatlarının âhirette kendilerine bir yararı dokunur, onlar ateşin yakıtı olacaktır. Tıpkı Firavun ve hanedanının akıbetleri gibi…
Onlar da müşrik ve kâfir olarak yaşayıp, azabı hak ederek ölmüşlerdi. Allah’ın azabının önüne kimse geçemez, O’nun azabı çok çetindir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 12
1 ayetقُلْ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ اِلٰى جَهَنَّمَۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ ١٢
Mushaf
Okunuş
12Ḳul lilleẕîne keferû setuglebûne vetuḥşerûne ilâ cehennem. vebiʾse-lmihâd.
Ayet 12
Allah’ın daveti olan hayat nizamına düşman olanlara de ki: “Siz mü’minler karşısında mutlaka yenilecek ve âhirette de toplanıp cehennem ateşine atılacaksınız, orası ne kötü bir duraktır.”
İlgili ayetler
Âl-i İmran 13
1 ayetقَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ ف۪ي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَاۜ فِئَةٌ تُقَاتِلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَاْيَ الْعَيْنِۜ وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ ١٣
Mushaf
Okunuş
13Ḳad kâne leküm âyetün fî fieteyni-lteḳatâ. fietün tüḳâtilü fî sebîli-llâhi veuḫrâ kâfiratüy yeravnehüm miŝleyhim raʾye-lʿayn. vellâhü yüʾeyyidü binaṣrihî mey yeşâʾ. inne fî ẕâlike leʿibratel liüli-lʾebṣâr.
Ayet 13
Savaşmak üzere karşı karşıya gelen iki ordunun durumundan sizin için alınması gereken ibretler vardır. O iki ordudan biri Allah’ın daveti olan nizamı yaşamak, diğeri ise o nizamı ortadan kaldırmak uğrunda savaşmak için karşı karşıya gelmişti.
Allah müşriklere savaş sırasında mü’min orduyu kendilerinden iki kat fazla sayıda ve güçlü gösteriyordu. İşte Allah, yolunda cihat edenleri yardımıyla böyle destekler, bundan çıkarılması gereken dersler vardır. Bunu ancak gönülden Allah’a yönelmiş olan basiret sahipleri anlayabilirler.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 14–15
2 ayetزُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَٓاءِ وَالْبَن۪ينَ وَالْقَنَاط۪يرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِۜ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ ١٤ قُلْ اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِۚ ١٥
Mushaf
Okunuş
14Züyyine linnâsi ḥubbü-şşehevâti mine-nnisâi velbenîne velḳanâṭîri-lmüḳanṭarati mine-ẕẕehebi velfiḍḍati velḫayli-lmüsevvemeti velʾenʿâmi velḥarŝ. ẕâlike metâʿu-lḥayâti-ddünyâ. vellâhü ʿindehû ḥusnü-lmeâb.
15Ḳul eünebbiüküm biḫayrim min ẕâliküm. lilleẕîne-tteḳav ʿinde rabbihim cennâtün tecrî min taḥtihe-lʾenhâru ḫâlidîne fîhâ veezvâcüm müṭahherâtüv veriḍvânüm mine-llâh. vellâhü beṣîrum bilʿibâd.
Ayet 14–15
Kadınlar, evlatlar, biriktirilmiş altınlar, servetler, soylu atlar, sürülerle hayvanlar, ekinler, bağlar, bahçeler insanlara çekici ve güzel gözükmektedir. Bütün bunlar aslında geçici dünya hayatının nimetleri, zevkleridir. Kalıcı ve güzel olan ise Allah’ın cennette mü’minlere ikramı olan nimetlerdir, asıl mutlu yaşanılacak yer orasıdır.
De ki: “İçlerinden ırmaklar akan cennete layık olanlar, orada köşklerde, tertemiz eşleriyle mutluluklar içinde yaşayıp, Allah’ı razı etmiş olmanın karşılığını görecekler.”
Allah kullarının yapıp ettiklerini bilen ve karşılığını eksiksiz verendir.
Âl-i İmran 16–17
2 ayetاَلَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اِنَّنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِۚ ١٦ اَلصَّابِر۪ينَ وَالصَّادِق۪ينَ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْمُنْفِق۪ينَ وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَارِ ١٧
Mushaf
Okunuş
16Elleẕîne yeḳûlûne rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ ẕünûbenâ veḳinâ ʿaẕâbe-nnâr.
17Eṣṣâbirîne veṣṣâdiḳîne velḳânitîne velmünfiḳîne velmüstagfirîne bilʾesḥâr.
Ayet 16–17
Allah, “Ey Rabbimiz! Bizler yalnız Sana iman ettik, bizi ateşin azabından koru.” diye dua ederek daveti uğrunda zorluklara göğüs gerip, imkânlarını seferber edenleri, seher vakitlerinde bağışlanmak için gönülden kendisine niyazda bulunanları içinde daimi kalacakları cennet nimetleriyle ödüllendirecektir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 18
1 ayetشَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ قَٓائِمًا بِالْقِسْطِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۜ ١٨
Mushaf
Okunuş
18Şehide-llâhü ennehû lâ ilâhe illâ hüve velmelâiketü veülü-lʿilmi ḳâimem bilḳisṭ. lâ ilâhe illâ hüve-lʿazîzü-lḥakîm.
Ayet 18
Melekler, aklını kullanıp gerçeği görenler ve bizatihi Allah da şahittir ki kendisinden başka gerçek ilah yoktur ve insanlar üzerinde hüküm koyma yetkisi yalnızca O’na aittir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 19
1 ayetاِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ١٩
Mushaf
Okunuş
19İnne-ddîne ʿinde-llâhi-lʾislâm. veme-ḫtelefe-lleẕîne ûtü-lkitâbe illâ mim baʿdi mâ câehümü-lʿilmü bagyem beynehüm. vemey yekfür biâyâti-llâhi feinne-llâhe serîʿu-lḥisâb.
Ayet 19
Hiç şüphesiz Allah nezdinde tek ve gerçek din (nizam) hükümlerini, yasalarını ve ahlakını Allah’ın belirlediği İslam dinidir (nizamıdır).
Geçmişte kendilerine peygamber ve kitap gönderilen toplumların çoğu İslam’ı yaşamaya davet edilmelerine rağmen kibirlenmeleri ve aralarındaki kıskançlıkları sebebi ile farklı görüşler ileri sürerek şirk nizamlarını sürdürmeye devam ettiler. Her kim Allah’ın davetini görmezden gelir, ondan yüz çevirir ve üstünü örterse, iyi bilsin ki çok geçmeden Allah onu hesaba çekecektir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 20
1 ayetفَاِنْ حَٓاجُّوكَ فَقُلْ اَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّٰهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِۜ وَقُلْ لِلَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْاُمِّيّ۪نَ ءَاَسْلَمْتُمْۜ فَاِنْ اَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِ۟ ٢٠
Mushaf
Okunuş
20Fein ḥâccûke feḳul eslemtü vechiye lillâhi vemeni-ttebeʿan. veḳul lilleẕîne ûtü-lkitâbe velʾümmiyyîne eeslemtüm. fein eslemû feḳadi-htedev. vein tevellev feinnemâ ʿaleyke-lbelâg. vellâhü beṣîrum bilʿibâd.
Ayet 20
Ey Peygamber! Müşrik ve kâfirler seninle tartışmaya kalkarsa, sen onlara de ki: “Ben gönülden Allah’ın davetine teslim oldum, bana uyanlar da O’na teslim oldular. Siz ey Kitap Ehli ve kendini onlardan ayrı tutanlar! Siz de İslâm nizamına teslim olsanız ya.”
Şayet bu daveti kabul ederlerse gerçeği ve doğru yolu bulmuş olurlar, fakat kabul etmeyip yüz çevirirlerse, sen üzerine düşen çağrıyı yapmış olursun.
Allah kullarının neyi kabul edip, neyi kabul etmediklerini çok iyi bilir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 21–22
2 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّ۪نَ بِغَيْرِ حَقٍّۙ وَيَقْتُلُونَ الَّذ۪ينَ يَاْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِۙ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ٢١ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۘ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٢٢
Mushaf
Okunuş
21İnne-lleẕîne yekfürûne biâyâti-llâhi veyaḳtülûne-nnebiyyîne bigayri ḥaḳḳiv veyaḳtülûne-lleẕîne yeʾmürûne bilḳisṭi mine-nnâsi febeşşirhüm biʿaẕâbin elîm.
22Ülâike-lleẕîne ḥabiṭat aʿmâlühüm fi-ddünyâ velʾâḫirah. vemâ lehüm min nâṣirîn.
Ayet 21–22
Allah’ın peygamberleri ve kitapları ile davet ettiği hayat nizamını kabul etmeyenlere, peygamberleri ve onlarla birlikte adaleti emredenleri alçakça öldürenlere ve böylelerinin takipçilerine acıklı bir azabı haber ver. İşte bunlar dünya hayatlarını boşa geçirmiş, âhirette de azabı hak etmişlerdir. Allah’ın azabından bunları hiç kimse kurtaramaz.
Âl-i İmran 23–25
3 ayetاَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يبًا مِنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ اِلٰى كِتَابِ اللّٰهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَر۪يقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ ٢٣ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍۖ وَغَرَّهُمْ ف۪ي د۪ينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٢٤ فَكَيْفَ اِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٢٥
Mushaf
Okunuş
23Elem tera ile-lleẕîne ûtû neṣîbem mine-lkitâbi yüdʿavne ilâ kitâbi-llâhi liyaḥküme beynehüm ŝümme yetevellâ ferîḳum minhüm vehüm müʿriḍûn.
24Ẕâlike biennehüm ḳâlû len temessene-nnâru illâ eyyâmem maʿdûdât. vegarrahüm fî dînihim mâ kânû yefterûn.
25Fekeyfe iẕâ cemaʿnâhüm liyevmil lâ raybe fîhi vevuffiyet küllü nefsim mâ kesebet vehüm lâ yużlemûn.
Ayet 23–25
Kur’an âyetleri ile yaşamaya çağırılan Yahudilerden bir kısmı da, “Zaten ateş bize birkaç günden fazla dokunmayacak.” diyerek davetten yüz çevirdiler. Uydurdukları yalanlar ile Allah’ın gönderdiği dinin üstünü örtmeye çalışıyorlar.
Geleceği kesin olan o Kıyamet ve Hesap Günü, uydurdukları yalanları ortaya çıkıp da hak ettikleri azapla karşılaştıklarında ne hale geleceklerini hiç düşünmediler.
Âl-i İmran 26–27
2 ayetقُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٢٦ تُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۘ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّۘ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٢٧
Mushaf
Okunuş
26Ḳuli-llâhümme mâlike-lmülki tüʾti-lmülke men teşâü vetenziʿu-lmülke mimmen teşâʾ. vetüʿizzü men teşâü vetüẕillü men teşâʾ. biyedike-lḫayr. inneke ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
27Tûlicü-lleyle fi-nnehâri vetûlicü-nnehâra fi-lleyl. vetuḫricü-lḥayye mine-lmeyyiti vetuḫricü-lmeyyite mine-lḥayy. veterzüḳu men teşâü bigayri ḥisâb.
Ayet 26–27
De ki: “Ey mülkün gerçek ve tek sahibi Allah’ım! Sen mülkünün hükümranlığını imtihan için, kime ne zaman vereceğini bilirsin. Dilediğine verdiğini, dilediğinden de çekip geri alırsın. Layık olanı yüceltir, layık olmayanı da zelil edersin. Sen her şeyi olması gereken mükemmellikte yaparsın, iyilik Senin elindedir. Senin her şeye gücün yeter.
Allah’ım! Gündüzü kısaltarak geceye katan, geceyi kısaltarak gündüze katan da Sensin! Sen ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkarırsın ve dilediğine hesapsız rızık verirsin.”
Âl-i İmran 28–29
2 ayetلَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ ف۪ي شَيْءٍ اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ٢٨ قُلْ اِنْ تُخْفُوا مَا ف۪ي صُدُورِكُمْ اَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٢٩
Mushaf
Okunuş
28Lâ yetteḫiẕi-lmüʾminûne-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmüʾminîn. vemey yefʿal ẕâlike feleyse mine-llâhi fî şeyʾin illâ en tetteḳû minhüm tüḳâh. veyüḥaẕẕirukümü-llâhü nefseh. veile-llâhi-lmeṣîr.
29Ḳul in tuḫfû mâ fî ṣudûriküm ev tübdûhü yaʿlemhü-llâh. veyaʿlemü mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍ. vellâhü ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Ayet 28–29
Mü’minler, mü’minleri bırakıp da müşrik ve kâfirleri dost ve müttefik edinmesinler. Kim onları dost edinirse Allah ile bağlarını koparmış, O’ndan uzaklaşmış ve yardımından mahrum kalmış olur. Ancak çok zorda kalır da onların zulmünden kurtulmak mecburiyeti ile karşı karşıya kalınırsa bu durum değişinceye kadar sessiz ve tarafsız kalınabilir. Böylesi bir mecburiyette bile Allah kendisine karşı duyarlı, dikkatli davranılmasını ve aşırı gidilmemesini ister. Çünkü sonunda huzuruna varılıp hesap verilecek olan Allah’tır.
De ki: “Düşündüklerinizi saklasanız da açığa vursanız da Allah aslını bilir. Gökte ve yerde olup biten her şey Allah’ın bilgisi dahilindedir. Allah âlimdir ve her şeye kâdirdir.”
İlgili ayetler
Âl-i İmran 30
1 ayetيَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًاۚۛ وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُٓوءٍۚۛ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَدًا بَع۪يدًاۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاللّٰهُ رَؤُ۫فٌ بِالْعِبَادِ۟ ٣٠
Mushaf
Okunuş
30Yevme tecidü küllü nefsim mâ ʿamilet min ḫayrim muḥḍarâ. vemâ ʿamilet min sûʾ. teveddü lev enne beynehâ vebeynehû emedem beʿîdâ. veyüḥaẕẕirukümü-llâhü nefseh. vellâhü raûfüm bilʿibâd.
Ayet 30
Her insan, dünya hayatını kime ve neye göre yaşadığının hesabını karşısında bulacağı O Gün, amel defterlerindeki kötülükleri ile yüzleşmek istemez, onunla arasında uzun bir mesafe olsun ister. Allah sizin bu duruma düşmenizi istemediği için, dünya hayatınızda uyarmaktadır, çünkü Allah kullarına karşı merhametli ve şefkatlidir.
Âl-i İmran 31–32
2 ayetقُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُون۪ي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٣١ قُلْ اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ ٣٢
Mushaf
Okunuş
31Ḳul in küntüm tüḥibbûne-llâhe fettebiʿûnî yuḥbibkümü-llâhü veyagfir leküm ẕünûbeküm. vellâhü gafûrur raḥîm.
32Ḳul eṭîʿü-llâhe verrasûl. fein tevellev feinne-llâhe lâ yüḥibbü-lkâfirîn.
Ayet 31–32
Ey Peygamber! Allah’a iman edip, O’nu çok sevdiklerini söyleyenlere de ki: “Allah’ı gerçekten seviyorsanız, Allah adına yaptığım davetten dolayı bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, resullerine uyanlara karşı çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır. O halde Allah’ın daveti olan İslam ahlakına teslim olup bana uyun. Şayet yüz çevirirseniz, iyi bilin ki Allah gerçeğin üstünü örtenleri sevmez.”
Âl-i İmran 33–34
2 ayetاِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰٓى اٰدَمَ وَنُوحًا وَاٰلَ اِبْرٰه۪يمَ وَاٰلَ عِمْرٰنَ عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ ٣٣ ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌۚ ٣٤
Mushaf
Okunuş
33İnne-llâhe-ṣṭafâ âdeme venûḥav veâle ibrâhîme veâle ʿimrâne ʿale-lʿâlemîn.
34Ẕürriyyetem baʿḍuhâ mim baʿḍ. vellâhü semîʿun ʿalîm.
Ayet 33–34
Allah insanlar içinde Âdem’i, Nûh’u, İbrahim’i, İmran ailesini ve bunların soyundan gelen peygamberleri de insanlara önderler, rehberler kıldı. Bunların hepsi insanları yaratılış sebeplerine uygun yaşamaya davet etti. Böylece Allah onların makamlarını yükseltti.
Allah kimin neye layık olduğunu bilen ve her şeyi işitendir.
Âl-i İmran 35–41
7 ayetاِذْ قَالَتِ امْرَاَتُ عِمْرٰنَ رَبِّ اِنّ۪ي نَذَرْتُ لَكَ مَا ف۪ي بَطْن۪ي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنّ۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٣٥ فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰىۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْۜ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْاُنْثٰىۚ وَاِنّ۪ي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَاِنّ۪ٓي اُع۪يذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ ٣٦ فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَاَنْبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًاۙ وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّاۜ كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَۙ وَجَدَ عِنْدَهَا رِزْقًاۚ قَالَ يَا مَرْيَمُ اَنّٰى لَكِ هٰذَاۜ قَالَتْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٣٧ هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُۚ قَالَ رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةًۚ اِنَّكَ سَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ ٣٨ فَنَادَتْهُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَٓائِمٌ يُصَلّ۪ي فِي الْمِحْرَابِۙ اَنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيٰى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٣٩ قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَاَت۪ي عَاقِرٌۜ قَالَ كَذٰلِكَ اللّٰهُ يَفْعَلُ مَا يَشَٓاءُ ٤٠ قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍ اِلَّا رَمْزًاۜ وَاذْكُرْ رَبَّكَ كَث۪يرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِيِّ وَالْاِبْكَارِ۟ ٤١
Mushaf
Okunuş
35İẕ ḳâleti-mraetü ʿimrâne rabbi innî neẕertü leke mâ fî baṭnî müḥarraran feteḳabbel minnî. inneke ente-ssemîʿu-lʿalîm.
36Felemmâ veḍaʿathâ ḳâlet rabbi innî veḍaʿtühâ ünŝâ. vellâhü aʿlemü bimâ veḍaʿat. veleyse-ẕẕekeru kelʾünŝâ. veinnî semmeytühâ meryeme veinnî üʿîẕühâ bike veẕürriyyetehâ mine-şşeyṭâni-rracîm.
37Feteḳabbelehâ rabbühâ biḳabûlin ḥaseniv veembetehâ nebâten ḥasenev vekeffelehâ zekeriyyâ. küllemâ deḫale ʿaleyhâ zekeriyye-lmiḥrâbe vecede ʿindehâ rizḳan. ḳâle yâ meryemü ennâ leki hâẕâ. ḳâlet hüve min ʿindi-llâh. inne-llâhe yerzüḳu mey yeşâü bigayri ḥisâb.
38Hünâlike deʿâ zekeriyyâ rabbeh. ḳâle rabbi heb lî mil ledünke ẕürriyyeten ṭayyibeh. inneke semîʿu-ddüʿâ.
39Fenâdethü-lmelâiketü vehüve ḳâimüy yüṣallî fi-lmiḥrâbi enne-llâhe yübeşşiruke biyaḥyâ müṣaddiḳam bikelimetim mine-llâhi veseyyidev veḥaṣûrav venebiyyem mine-ṣṣâliḥîn.
40Ḳâle rabbi ennâ yekûnü lî gulâmüv veḳad beleganiye-lkiberu vemraetî ʿâḳir. ḳâle keẕâlike-llâhü yefʿalü mâ yeşâ.
41Ḳâle rabbi-cʿal lî âyeh. ḳâle âyetüke ellâ tükellime-nnâse ŝelâŝete eyyâmin illâ ramzâ. veẕkür rabbeke keŝîrav vesebbiḥ bilʿaşiyyi velʾibkâr.
Ayet 35–41
Vaktiyle İmran’ın karısı Allah’a şöyle dua etmişti: “Rabbim! Karnımdaki çocuğu yalnız Seni Rab ve ilah edinerek yaratılışının sebebine uygun yaşamak ve onu yaşatmak uğruna gayret eden bir kul olması dileğiyle, Sana hizmete adıyorum. Benden bunu kabul eyle, şüphesiz Sen duaları işiten, niyetleri bilensin.”
İmran’ın karısı doğan çocuğunun kız olduğunu görünce, “Rabbim kız çocuğu doğurdum, hâlbuki erkek olmasını istiyordum. Erkek çocuk, kız çocuk gibi değildir. Adını da Meryem koydum, onu ve soyunu şeytanın şerrinden korunmak üzere Sana emanet ediyorum.” dedi.
Tabii ki Allah, İmran’ın karısının erkek evlat beklerken kız doğurduğunu biliyordu. Rabbi, İmran’ın karısının duasını kabul ederek, onu bir çiçek gibi yetiştirmek üzere Zekeriyya Peygamber’in himayesine yönlendirdi.
Zekeriyya ne zaman mabette Meryem’in bulunduğu bölüme girse, Meryem’in yanında yiyecekler olduğunu görüyordu. “Ey Meryem, bu yiyecekler sana nereden geliyor?” deyince, Meryem de “Bunları bana Rabbim lütfediyor. O, dilediğine hesapsız rızık bahşeder” diyordu. Bunları duyan Zekeriyya o sırada şöyle dua etti: “Rabbim bana da katından lütfunla güzel bir nesil bahşet! Şüphesiz Sen duaları işitir ve karşılık verirsin.” Sonra da mihrapta namaza durunca melekler ona şöyle seslendiler: “Ey Zekeriyya! Allah sana adı Yahya olacak bir erkek çocuk lütfedeceği ve onun da çok iffetli ve faziletli salih bir peygamber olacağı müjdesini veriyor.”
Bunun üzerine Zekeriyya büyük bir şaşkınlıkla şöyle dedi: “Rabbim! Ben yaşlanmış biriyken ve üstelik karım da kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olabilir?” Ona müjdeyi veren melekler de Zekeriyya’ya “Elbette olur! Allah dilediğini yapar.” dediler. Sonra da Zekeriyya, “Rabbim bana bu olacakların bir delilini göster.” diye dua etti. Allah da ona: “Senin insanlarla üç gün boyunca işaretleşme dışında konuşamaman bunun alametidir. Sen üç gün boyunca, Rabbinin yüceliğini düşünüp bahşettiği bu nimete durmadan şükret.” diye vahyetti.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 42–43
2 ayetوَاِذْ قَالَتِ الْمَلٰٓئِكَةُ يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰيكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفٰيكِ عَلٰى نِسَٓاءِ الْعَالَم۪ينَ ٤٢ يَا مَرْيَمُ اقْنُت۪ي لِرَبِّكِ وَاسْجُد۪ي وَارْكَع۪ي مَعَ الرَّاكِع۪ينَ ٤٣
Mushaf
Okunuş
42Veiẕ ḳâleti-lmelâiketü yâ meryemü inne-llâhe-ṣṭafâki veṭahheraki vaṣṭafâki ʿalâ nisâi-lʿâlemîn.
43Yâ meryemu-ḳnütî lirabbiki vescüdî verkeʿî meʿa-rrâkiʿîn.
Ayet 42–43
Melekler Meryem’e de “Ey Meryem! Allah seni seçti, günahlardan uzak tutup tertemiz kıldı ve tüm kadınlardan üstün bir makama yükseltti. Ey Meryem! Sen de Rabbine yürekten bağlan, layıkıyla kulluk edip secde ve rükû edenlerle birlikte secde ve rükû et” diyerek Allah’ın emirlerini ilettiler.
Âl-i İmran 44
1 ayetذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهِ اِلَيْكَۜ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يُلْقُونَ اَقْلَامَهُمْ اَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَۖ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يَخْتَصِمُونَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
44Ẕâlike min embâi-lgaybi nûḥîhi ileyk. vemâ künte ledeyhim iẕ yülḳûne aḳlâmehüm eyyühüm yekfülü meryem. vemâ künte ledeyhim iẕ yaḫteṣimûn.
Ayet 44
Ey Peygamber! Bunlar senin önceden bilmediğin fakat Bizim sana vahiy yoluyla bildirdiğimiz haberlerdendir. Onlar Meryem’in sorumluluğunu kim alıp da bakımını üstlenecek diye mabette tartışıp kura çekmeyi kararlaştırdıklarında sen yanlarında değildin.
Âl-i İmran 45–51
7 ayetاِذْ قَالَتِ الْمَلٰٓئِكَةُ يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُۗ اِسْمُهُ الْمَس۪يحُ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَج۪يهًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ ٤٥ وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَمِنَ الصَّالِح۪ينَ ٤٦ قَالَتْ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌۜ قَالَ كَذٰلِكِ اللّٰهُ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ اِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ٤٧ وَيُعَلِّمُهُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۚ ٤٨ وَرَسُولًا اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اَنّ۪ي قَدْ جِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْۙ اَنّ۪ٓي اَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطّ۪ينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ فَاَنْفُخُ ف۪يهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِاِذْنِ اللّٰهِۚ وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ وَاُحْيِ الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِۚ وَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَاْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَۙ ف۪ي بُيُوتِكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ ٤٩ وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَلِاُحِلَّ لَكُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِ ٥٠ اِنَّ اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ٥١
Mushaf
Okunuş
45İẕ ḳâleti-lmelâiketü yâ meryemü inne-llâhe yübeşşiruki bikelimetim minh. ismühü-lmesîḥu ʿîse-bnü meryeme vecîhen fi-ddünyâ velʾâḫirati vemine-lmüḳarrabîn.
46Veyükellimü-nnâse fi-lmehdi vekehlev vemine-ṣṣâliḥîn.
47Ḳâlet rabbi ennâ yekûnü lî veledüv velem yemsesnî beşer. ḳâle keẕâliki-llâhü yaḫlüḳu mâ yeşâʾ. iẕâ ḳaḍâ emran feinnemâ yeḳûlü lehû kün feyekûn.
48Veyüʿallimühü-lkitâbe velḥikmete vettevrâte velʾincîl.
49Verasûlen ilâ benî isrâîle ennî ḳad ciʾtüküm biâyetim mir rabbiküm ennî aḫlüḳu leküm mine-ṭṭîni keheyʾeti-ṭṭayri feenfüḫu fîhi feyekûnü ṭayram biiẕni-llâh. veübriü-lʾekmehe velʾebraṣa veuḥyi-lmevtâ biiẕni-llâh. veünebbiüküm bimâ teʾkülûne vemâ teddeḫirûne fî büyûtiküm. inne fî ẕâlike leâyetel leküm in küntüm müʾminîn.
50Vemüṣaddiḳal limâ beyne yedeyye mine-ttevrâti veliüḥille leküm baʿḍa-lleẕî ḥurrime ʿaleyküm veciʾtüküm biâyetim mir rabbiküm fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
51İnne-llâhe rabbî verabbüküm faʿbüdûh. hâẕâ ṣirâṭum müsteḳîm.
Ayet 45–51
Melekler Meryem’e: “Ey Meryem! Allah sana adı Meryemoğlu İsa Mesih diye anılacak bir erkek evlat müjdesi vermemizi emrediyor. O, dünyada da âhirette de seçkin, şerefli, onurlu, saygın ve Allah’a yakın biri olacak. Beşikte de yetişkin biri gibi insanlarla konuşacak, sonra da onları yaratılış sebepleri olan hayatı yaşamaya davet edecek” dediler.
Bunun üzerine Meryem telaşla “Rabbim benim elime bir erkek eli bile değmemişken nasıl bir çocuğum olabilir?” deyince melekler de “Allah dileyince pekâlâ olur, elbette ki Allah dilediğini yapar. O, bir şeyin olmasını dileyip de karar verdiğinde, ona yalnızca ‘ol’ der ve o da hemen oluş sürecine girer” dediler. Ardından da sözlerine şöyle devam ettiler: “Allah İsa’yı, İsrailoğullarına peygamber olarak görevlendirecek, o da insanları Tevrat’tan geride kalan gerçekler ve İncil ile Allah adına hakikati yaşamaya çağıracak.”
İsa insanlara şöyle seslenecek: “Ben, Rabbimden size gönderilmiş bir peygamber olduğumu gösteren mucizelerle geldim. Gözlerinizin önünde çamurdan bir kuş heykelciği yaparım ve ona üflediğim zaman Allah’ın izniyle canlanıp kuş oluverir, ayrıca körleri ve cüzzamlıları Allah’ın izniyle iyileştiririm. Yine Allah’ın izni ve iradesiyle ölüleri diriltirim, evlerinizde ne yiyip içtiğinizi bilir, sakladıklarınızın yerlerini O’nun bildirmesi ile size haber veririm.
Bütün bunlar, benim peygamberliğime ve Allah’ın âyetlerine inanmak isteyenler için apaçık delillerdir.
Ayrıca ben, benden önce gönderilmiş olan Tevrat’tan geriye kalan doğruları tasdik etmek ve Allah’ın davetine yönelirseniz, daha önce size haram edilmiş şeylerden bir kısmının helal kılınacağını bildirmek için geldim.
Siz de bana uyup, Rabbinizin daveti olan hayat nizamı ile yaşayıp da, O’na karşı sorumluluklarınızı yerine getirin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O halde yalnız O’nu ilah edinin, işte doğru yol budur.”
İlgili ayetler
Âl-i İmran 52–53
2 ayetفَلَمَّٓا اَحَسَّ ع۪يسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ اَنْصَار۪ٓي اِلَى اللّٰهِۜ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِۚ اٰمَنَّا بِاللّٰهِۚ وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ ٥٢ رَبَّنَٓا اٰمَنَّا بِمَٓا اَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِد۪ينَ ٥٣
Mushaf
Okunuş
52Felemmâ eḥasse ʿîsâ minhümü-lküfra ḳâle men enṣârî ile-llâh. ḳâle-lḥavâriyyûne naḥnü enṣâru-llâh. âmennâ billâh. veşhed biennâ müslimûn.
53Rabbenâ âmennâ bimâ enzelte vettebaʿne-rrasûle fektübnâ meʿa-şşâhidîn.
Ayet 52–53
İsa, onların Allah’ın davetini kabul etmemekte ısrarla direndiklerini görünce “İçinizden kim bu davetin yaşanır hale gelmesi için bana yardımcı olacak?” dedi. Bunun üzerine temiz akıl sahibi, içi dışı da temiz olan havariler, “Bizler senin yardımcıların ve Allah’a teslim olan Müslümanlarız. Buna sen de şahit ol” dediler. Sonra da “Ey Rabbimiz! Peygamberine ve onunla birlikte gönderdiğin kitabın içindekilere iman edip tabi olduk.” dediler.
Âl-i İmran 54
1 ayetوَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟ ٥٤
Mushaf
Okunuş
54Vemekerû vemekera-llâh. vellâhü ḫayru-lmâkirîn.
Ayet 54
İsa’nın peygamberliğine ve Allah adına yaptığı davete karşı çıkanlar, onu ve davetini ortadan kaldırmak için tuzaklar kurdular. Allah da onların tuzaklarını boşa çıkarıp başlarına geçirdi. Allah tuzakları boşa çıkarıp hayra dönüştürür.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 55
1 ayetاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسٰٓى اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ ٥٥
Mushaf
Okunuş
55İẕ ḳâle-llâhü yâ ʿîsâ innî müteveffîke verâfiʿuke ileyye vemüṭahhiruke mine-lleẕîne keferû vecâʿilü-lleẕîne-ttebeʿûke fevḳa-lleẕîne keferû ilâ yevmi-lḳiyâmeh. ŝümme ileyye merciʿuküm feaḥkümü beyneküm fîmâ küntüm fîhi taḫtelifûn.
Ayet 55
Allah İsa’ya şöyle vahyetti: “Ey İsa! Seni öldürmeye çalışanlar değil, Ben öldürüp, yüksek bir mevkiye yükselteceğim ve böylece seni onların içinden çekip alacağım. Sana uyanları Kıyamet’e kadar müşrik ve kâfirlerden üstün kılacağım. Sonunda hepiniz Bana döndürülecek ve hak ettiğiniz karşılığı göreceksiniz.” Aranızda hüküm verecek olan yalnız Allah’tır.
Âl-i İmran 56
1 ayetفَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَاُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۘ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٥٦
Mushaf
Okunuş
56Feemme-lleẕîne keferû feüʿaẕẕibühüm ʿaẕâben şedîden fi-ddünyâ velʾâḫirah. vemâ lehüm min nâṣirîn.
Ayet 56
Şüphesiz Allah gerçeği inatla reddedip karşı koyanları hem bu dünyada hem de âhirette şiddetli bir azaba çarptıracaktır. Bunları Allah’ın azabından kurtaracak kimse de yoktur.
Âl-i İmran 57–58
2 ayetوَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّ۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَ ٥٧ ذٰلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الْاٰيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَك۪يمِ ٥٨
Mushaf
Okunuş
57Veemme-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti feyüveffîhim ücûrahüm. vellâhü lâ yüḥibbu-żżâlimîn.
58Ẕâlike netlûhü ʿaleyke mine-lʾâyâti veẕẕikri-lḥakîm.
Ayet 57–58
Allah, davetine iman edip sorumluluklarını bilinçle yerine getirenleri mükâfatlara nail edecektir. Ey Peygamber! Sana da bilinmesi gerekenleri bildiriyoruz ki, sen de insanları bu gerçeklerle yaşamaya davet edebilesin.
Âl-i İmran 59–63
5 ayetاِنَّ مَثَلَ ع۪يسٰى عِنْدَ اللّٰهِ كَمَثَلِ اٰدَمَۜ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ٥٩ اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَ ٦٠ فَمَنْ حَٓاجَّكَ ف۪يهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ اَبْنَٓاءَنَا وَاَبْنَٓاءَكُمْ وَنِسَٓاءَنَا وَنِسَٓاءَكُمْ وَاَنْفُسَنَا وَاَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَى الْكَاذِب۪ينَ ٦١ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْقَصَصُ الْحَقُّۚ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّا اللّٰهُۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٦٢ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِالْمُفْسِد۪ينَ۟ ٦٣
Mushaf
Okunuş
59İnne meŝele ʿîsâ ʿinde-llâhi kemeŝeli âdem. ḫaleḳahû min türâbin ŝümme ḳâle lehû kün feyekûn.
60Elḥaḳḳu mir rabbike felâ teküm mine-lmümterîn.
61Femen ḥâccâke fîhi mim baʿdi mâ câeke mine-lʿilmi feḳul teʿâlev nedʿu ebnâenâ veebnâeküm venisâenâ venisâeküm veenfüsenâ veenfüseküm ŝümme nebtehil fenecʿal laʿnete-llâhi ʿale-lkâẕibîn.
62İnne hâẕâ lehüve-lḳaṣaṣu-lḥaḳḳ. vemâ min ilâhin ille-llâh. veinne-llâhe lehüve-lʿazîzü-lḥakîm.
63Fein tevellev feinne-llâhe ʿalîmüm bilmüfsidîn.
Ayet 59–63
Allah nezdinde İsa’nın yaratılışı, Âdem’in yaratılışı gibidir. Allah Âdem’i topraktan yaratmayı murad edip karar verince, oluşumunun yasalarını yapıp “ol” dedi ve o da hemen oluş sürecine girerek oluverdi. İsa ile ilgili gerçek işte böyledir.
Rabbinin bildirmekte olduğu gerçeklerden sakın şüphe edenlerden olma! Sana İsa hakkında gelen bu bilgilere rağmen tartışmaya girenlere de ki: “Gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı bizim gibi inananlarla sizin gibi inananları çağıralım sonra da hep birlikte canı gönülden Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun diye beddua edelim.”
İşte İsa ile ilgili hakikati kabul etmeyenlere denilecek budur. Allah’tan başka ilah yoktur. Allah her hükmü mutlak mükemmel olan, üstün kudret ve hikmet sahibidir. Şayet müşrikler karşılıklı yeminleşmeden kaçınır, gerçeği kabul etmemekte direnirlerse, iyi bilsinler ki Allah bâtılda ısrar ederek fesat çıkaranları çok iyi bilmektedir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 64–65
2 ayetقُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَٓاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ وَلَا نُشْرِكَ بِه۪ شَيْـًٔا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِاَنَّا مُسْلِمُونَ ٦٤ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تُحَٓاجُّونَ ف۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ وَمَٓا اُنْزِلَتِ التَّوْرٰيةُ وَالْاِنْج۪يلُ اِلَّا مِنْ بَعْدِه۪ۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ٦٥
Mushaf
Okunuş
64Ḳul yâ ehle-lkitâbi teʿâlev ilâ kelimetin sevâim beynenâ vebeyneküm ellâ naʿbüde ille-llâhe velâ nüşrike bihî şeyʾev velâ yetteḫiẕe baʿḍunâ baʿḍan erbâbem min dûni-llâh. fein tevellev feḳûlü-şhedû biennâ müslimûn.
65Yâ ehle-lkitâbi lime tüḥâccûne fî ibrâhîme vemâ ünzileti-ttevrâtü velʾincîlü illâ mim baʿdih. efelâ taʿḳilûn.
Ayet 64–65
Ey Peygamber! De ki: “Ey kitap ehli olan Yahudi ve Hıristiyanlar! Gelin aramızda bütün peygamberlerin davet ettiği ortak ilkede buluşalım, birbirimizi değil yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinelim, O’ndan başkasına kulluk etmeyelim.”
Şayet bunu kabul etmeyip yüz çevirirlerse, o zaman da de ki: “Şahit olun ki biz Allah’a yürekten teslim olmuş Müslümanlarız.”
Âl-i İmran 66–68
3 ayetهَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ حَاجَجْتُمْ ف۪يمَا لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَٓاجُّونَ ف۪يمَا لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ٦٦ مَا كَانَ اِبْرٰه۪يمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلٰكِنْ كَانَ حَن۪يفًا مُسْلِمًاۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ٦٧ اِنَّ اَوْلَى النَّاسِ بِاِبْرٰه۪يمَ لَلَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ وَهٰذَا النَّبِيُّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِن۪ينَ ٦٨
Mushaf
Okunuş
66Hâentüm hâülâi ḥâcectüm fîmâ leküm bihî ʿilmün felime tüḥâccûne fîmâ leyse leküm bihî ʿilm. vellâhü yaʿlemü veentüm lâ taʿlemûn.
67Mâ kâne ibrâhîmü yehûdiyyev velâ naṣrâniyyev velâkin kâne ḥanîfem müslimâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.
68İnne evle-nnâsi biibrâhîme lelleẕîne-ttebeʿûhü vehâẕe-nnebiyyü velleẕîne âmenû. vellâhü veliyyü-lmüʾminîn.
Ayet 66–68
Ey Kitap Ehli! Neden aranızda İbrahim’in Yahudi ya da Hıristiyan olduğunu tartışıp duruyorsunuz? Hâlbuki Tevrat da İncil de İbrahim’den çok sonra indirilmişti. Sizin uydurduğunuz Yahudilik ve Hıristiyanlık İbrahim’in zamanında ortaya çıkmış bilinen bir şey bile değildi. Bunları düşünmeden İbrahim’e nasıl iftira atarsınız?
İbrahim ne Yahudi ne de Hıristiyan idi. O, Allah’tan başkasını Rab ve ilah edinmeyen, O’nun daveti olan İslam nizamına yürekten teslim olmuş bir Müslümandı ve asla müşriklerden değildi.
Allah bu gerçeği size bildiriyor fakat sizler bunu anlamak istemiyorsunuz. İbrahim’e en yakın olanlar, yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinip, Kur’an’ın davetine iman ederek Peygamber’e uyanlardır. Allah iman edenlerin velisidir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 69
1 ayetوَدَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْۜ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ ٦٩
Mushaf
Okunuş
69Veddeṭ ṭâifetüm min ehli-lkitâbi lev yüḍillûneküm. vemâ yüḍillûne illâ enfüsehüm vemâ yeşʿurûn.
Ayet 69
Kitap ehlinden bazı insanlar, Müslümanları imanlarından ve İslam nizamı ile ahlakından saptırmak isterler. Aslında onlar bu yaptıkları ile asıl kendilerini aldatmakta, kendilerine zarar vermekteler fakat bunun farkında değiller.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 70–71
2 ayetيَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ ٧٠ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ۟ ٧١
Mushaf
Okunuş
70Yâ ehle-lkitâbi lime tekfürûne biâyâti-llâhi veentüm teşhedûn.
71Yâ ehle-lkitâbi lime telbisûne-lḥaḳḳa bilbâṭili vetektümûne-lḥaḳḳa veentüm taʿlemûn.
Ayet 70–71
Ey Kitap Ehli! Hak olduğunu bildiğiniz halde Allah’ın mesajlarını niçin inkâr edersiniz? Ve niçin hak ile bâtılı birbirine karıştırıp bile bile gerçeğin üstünü örtüp gizliyorsunuz?
Âl-i İmran 72–74
3 ayetوَقَالَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اٰمِنُوا بِالَّذ۪ٓي اُنْزِلَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَجْهَ النَّهَارِ وَاكْفُرُٓوا اٰخِرَهُ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَۚ ٧٢ وَلَا تُؤْمِنُٓوا اِلَّا لِمَنْ تَبِعَ د۪ينَكُمْۜ قُلْ اِنَّ الْهُدٰى هُدَى اللّٰهِۙ اَنْ يُؤْتٰٓى اَحَدٌ مِثْلَ مَٓا اُو۫ت۪يتُمْ اَوْ يُحَٓاجُّوكُمْ عِنْدَ رَبِّكُمْۜ قُلْ اِنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِۚ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌۚ ٧٣ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ٧٤
Mushaf
Okunuş
72Veḳâleṭ ṭâifetüm min ehli-lkitâbi âminû billeẕî ünzile ʿale-lleẕîne âmenû veche-nnehâri vekfürû âḫirahû leʿallehüm yerciʿûn.
73Velâ tüʾminû illâ limen tebiʿa dîneküm. ḳul inne-lhüdâ hüde-llâhi ey yüʾtâ eḥadüm miŝle mâ ûtîtüm ev yüḥâccûküm ʿinde rabbiküm. ḳul inne-lfaḍle biyedi-llâh. yüʾtîhi mey yeşâʾ. vellâhü vâsiʿun ʿalîm.
74Yaḫteṣṣu biraḥmetihî mey yeşâʾ. vellâhü ẕü-lfaḍli-lʿażîm.
Ayet 72–74
Kitap Ehlinden bir kısmı kendi aralarında konuşurken şöyle diyorlardı: “Müslümanlarla sabah bir araya geldiğinizde Kur’an ile indirilene biz de inanıyoruz deyin, akşam bir araya geldiğinizde de inandık dediklerinizi doğru bulmayıp reddettiğinizi söyleyin. Böylece kafalarını karıştırıp, âyetlerin doğruluğundan şüpheye düşürün, kim bilir belki Kur’an’a ve Peygamber’e inanmaktan vazgeçerler. Sizler de sakın kendi inancınızdan olmayanları dost edinmeyin ve onlara güvenmeyin.”
Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Tek doğru yol, Allah’ın davet edip, Kur’an’la rehberlik ettiği yoldur. Geçmişte sizden birilerine verilmiş olan peygamberlik ve Kitabın bir benzerinin sizden olmayan birine verilmiş olmasından niçin rahatsız oluyorsunuz? Yoksa Rabbinizin huzurunda aleyhinize olacağından mı korkuyorsunuz?” De ki: “Peygamberlik ve kitabın kime verilmesi gerektiğini, rahmetine kimin layık olduğunu en iyi bilen Allah’tır.”
İlgili ayetler
Âl-i İmran 75–76
2 ayetوَمِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ اِنْ تَاْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّه۪ٓ اِلَيْكَۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اِنْ تَاْمَنْهُ بِد۪ينَارٍ لَا يُؤَدِّه۪ٓ اِلَيْكَ اِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَٓائِمًاۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَيْسَ عَلَيْنَا فِي الْاُمِّيّ۪نَ سَب۪يلٌۚ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ٧٥ بَلٰى مَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِه۪ وَاتَّقٰى فَاِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّق۪ينَ ٧٦
Mushaf
Okunuş
75Vemin ehli-lkitâbi men in teʾmenhü biḳinṭâriy yüʾeddihî ileyk. veminhüm men in teʾmenhü bidînâril lâ yüʾeddihî ileyke illâ mâ dümte ʿaleyhi ḳâimâ. ẕâlike biennehüm ḳâlû leyse ʿaleynâ fi-lʾümmiyyîne sebîl. veyeḳûlûne ʿale-llâhi-lkeẕibe vehüm yaʿlemûn.
76Belâ men evfâ biʿahdihî vetteḳâ feinne-llâhe yüḥibbü-lmütteḳîn.
Ayet 75–76
Kitap ehlinden öyleleri de vardır ki, kendilerine bir hazine emanet etsen, onu sana eksiksiz olarak iade ederler, ama aralarında öyleleri de vardır ki onlara da küçük bir altın emanet etsen, gelip gidip başına dikilip, kontrol etmedikçe onu sana geri vermezler. Bunun sebebi de, onların bizim gibi inanmayanlara karşı Allah katında bir sorumluluğumuz yoktur diye inanıp, “Allah da bunun böyle olmasını istiyor” diyerek Allah’a iftira atmalarıdır.
Gerçek şu ki, kim emanete ihanet etmez ve verdiği sözünde durur da Allah’a karşı sorumluluklarının bilinci ile yaşarsa Allah böyle davrananları sever.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 77
1 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَاَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَل۪يلًا اُو۬لٰٓئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ وَلَا يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَا يُزَكّ۪يهِمْۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٧٧
Mushaf
Okunuş
77İnne-lleẕîne yeşterûne biʿahdi-llâhi veeymânihim ŝemenen ḳalîlen ülâike lâ ḫalâḳa lehüm fi-lʾâḫirati velâ yükellimühümü-llâhü velâ yenżuru ileyhim yevme-lḳiyâmeti velâ yüzekkîhim. velehüm ʿaẕâbün elîm.
Ayet 77
Allah’a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini geçici dünya menfaatleri uğruna değişenlerin, âhiret hayatının nimetlerinden hiçbir payları yoktur. Kıyamet Günü Allah onlarla konuşmayacak, yüzlerine de bakmayıp onları temize çıkarmayacak. Onlar için acıklı bir azap vardır.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 78
1 ayetوَاِنَّ مِنْهُمْ لَفَر۪يقًا يَلْوُ۫نَ اَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِۚ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۚ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ٧٨
Mushaf
Okunuş
78Veinne minhüm leferîḳay yelvûne elsinetehüm bilkitâbi litaḥsebûhü mine-lkitâbi vemâ hüve mine-lkitâb. veyeḳûlûne hüve min ʿindi-llâhi vemâ hüve min ʿindi-llâh. veyeḳûlûne ʿale-llâhi-lkeẕibe vehüm yaʿlemûn.
Ayet 78
Kitap Ehlinden öyleleri de vardır ki, onlar da Allah’ın gönderdiği kitaba ait olmadığı halde, söylediklerini ondan sanasınız diye dillerini kitaba göre eğip bükerek gerçeği çarpıtırlar. Allah’tan olmayanı Allah’a isnat edip yalan ve iftirayla bile bile gerçeği değiştirirler.
Âl-i İmran 79–80
2 ayetمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُؤْتِيَهُ اللّٰهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا ل۪ي مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ كُونُوا رَبَّانِيّ۪نَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَۙ ٧٩ وَلَا يَاْمُرَكُمْ اَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلٰٓئِكَةَ وَالنَّبِيّ۪نَ اَرْبَابًاۜ اَيَاْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ اِذْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ۟ ٨٠
Mushaf
Okunuş
79Mâ kâne libeşerin ey yüʾtiyehü-llâhü-lkitâbe velḥukme vennübüvvete ŝümme yeḳûle linnâsi kûnû ʿibâdel lî min dûni-llâhi velâkin kûnû rabbâniyyîne bimâ küntüm tüʿallimûne-lkitâbe vebimâ küntüm tedrusûn.
80Velâ yeʾmüraküm en tetteḫiẕü-lmelâikete vennebiyyîne erbâbâ. eyeʾmüruküm bilküfri baʿde iẕ entüm müslimûn.
Ayet 79–80
Allah’ın kendisine peygamberlik verdiği bir kimsenin, insanlara “Allah’ın daveti olan İslamî hayat tarzını bırakın da, beni Allah’la birlikte Rab ve ilah edinin, bana uyup da kulluk edin” demesi düşünülemez.
Peygamberler insanlara “Yalnızca Allah’ı Rab edinin, O’nun gönderdiği kitabı okuyun, okutun ve davet olunduğunuz hayat nizamına uyun. Böylece gerçek mü’min ve âlimlerden olun” diyerek tebliğ ederler.
Peygamberler size kendilerini ve melekleri ilah edinmenizi emretmezler, hiç kimseyi hakikati inkâra davet etmezler.
Âl-i İmran 81–82
2 ayetوَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ النَّبِيّ۪نَ لَمَٓا اٰتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِه۪ وَلَتَنْصُرُنَّهُۜ قَالَ ءَاَقْرَرْتُمْ وَاَخَذْتُمْ عَلٰى ذٰلِكُمْ اِصْر۪يۜ قَالُٓوا اَقْرَرْنَاۜ قَالَ فَاشْهَدُوا وَاَنَا۬ مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ ٨١ فَمَنْ تَوَلّٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ ٨٢
Mushaf
Okunuş
81Veiẕ eḫaẕe-llâhü mîŝâḳa-nnebiyyîne lemâ âteytüküm min kitâbiv veḥikmetin ŝümme câeküm rasûlüm müṣaddiḳul limâ meʿaküm letüʾminünne bihî veletenṣurunneh. ḳâle eaḳrartüm veeḫaẕtüm ʿalâ ẕâliküm iṣrî. ḳâlû aḳrarnâ. ḳâle feşhedû veenâ meʿaküm mine-şşâhidîn.
82Femen tevellâ baʿde ẕâlike feülâike hümü-lfâsiḳûn.
Ayet 81–82
Allah, peygamberlerden “Benden size Kitap ve Hikmet geldikten sonra elinizdeki kitapta olan hakikatleri tasdik edip, doğrulayan bir peygamber geldiğinde, kesinlikle ona inanacak, tabi olacak ve yardım edeceksiniz.” sözünü almıştı. Bunun üzerine Allah, “O halde buna şahit olun. Ben de sizin bu sözünüzün şahidi olacağım.” buyurmuştu. Allah’a verdiği sözden dönenler müşrik, kâfir ve fasıklardır.
Âl-i İmran 83
1 ayetاَفَغَيْرَ د۪ينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ وَلَهُٓ اَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ ٨٣
Mushaf
Okunuş
83Efegayra dîni-llâhi yebgûne velehû esleme men fi-ssemâvâti velʾarḍi ṭavʿav vekerhev veileyhi yürceʿûn.
Ayet 83
Göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendisine teslim olmaları için yaratan, nizamlarını kuran tek ve gerçek ilah Allah’tır. Sonunda her insan O’nun huzuruna getirilip Allah’ın daveti olan dine uyup uymadığından hesaba çekilecektir. Kendisine bu gerçek bildirildikten sonra insan kalkıp da başka bir nizam (din) arar mı?
İlgili ayetler
Âl-i İmran 84
1 ayetقُلْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَٓا اُنْزِلَ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى وَع۪يسٰى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْۖ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْۘ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ ٨٤
Mushaf
Okunuş
84Ḳul âmennâ billâhi vemâ ünzile ʿaleynâ vemâ ünzile ʿalâ ibrâhîme veismâʿîle veisḥâḳa veyaʿḳûbe velʾesbâṭi vemâ ûtiye mûsâ veʿîsâ vennebiyyûne mir rabbihim. lâ nüferriḳu beyne eḥadim minhüm. venaḥnü lehû müslimûn.
Ayet 84
Ey mü’minler, deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve onların neslinden gelen peygamberlerle Musa’ya, İsa’ya ve bütün peygamberlere Rableri tarafından bahşedilen kitaplara iman eder, onlar arasında hiçbir ayırım yapmayız. Çünkü biz Allah’a teslim olan Müslümanlarız.”
İlgili ayetler
Âl-i İmran 85
1 ayetوَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪ينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُۚ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٨٥
Mushaf
Okunuş
85Vemey yebtegi gayra-lʾislâmi dînen feley yuḳbele minh. vehüve fi-lʾâḫirati mine-lḫâsirîn.
Ayet 85
Her kim Allah’ın daveti olan İslam’dan başka bir din edinirse, iyi bilsin ki bunun Allah katında hiçbir değeri olmayacak, kabul de görmeyecektir. Böyleleri âhirette de hüsrana uğrayacak ve kaybedenlerden olacaktır.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 86–89
4 ayetكَيْفَ يَهْدِي اللّٰهُ قَوْمًا كَفَرُوا بَعْدَ ا۪يمَانِهِمْ وَشَهِدُٓوا اَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ٨٦ اُو۬لٰٓئِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ اَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَۙ ٨٧ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَۙ ٨٨ اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٨٩
Mushaf
Okunuş
86Keyfe yehdi-llâhü ḳavmen keferû baʿde îmânihim veşehidû enne-rrasûle ḥaḳḳuv vecâehümü-lbeyyinât. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.
87Ülâike cezâühüm enne ʿaleyhim laʿnete-llâhi velmelâiketi vennâsi ecmeʿîn.
88Ḫâlidîne fîhâ. lâ yüḫaffefü ʿanhümü-lʿaẕâbü velâ hüm yünżarûn.
89İlle-lleẕîne tâbû mim baʿdi ẕâlike veaṣleḥû feinne-llâhe gafûrur raḥîm.
Ayet 86–89
Allah, peygamberleri ve kitaplarıyla davet ettiği hayat nizamının gerçeğin ta kendisi olduğunu bildikleri halde bundan yüz çeviren toplumlara hidayet nasip etmez. Bunların cezası Allah’ın, meleklerin ve bütün mü’minlerin lanetine uğramaktır. Âhirette de içinde devamlı kalacakları cehenneme atılacaklar ve kendilerine asla yardım edilmeyecektir. Ancak şirkinden ve küfründen dünyada tevbe edip iman ederek sorumluluklarını yerine getirenlere karşı Allah çok merhametli ve bağışlayıcıdır.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 90
1 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بَعْدَ ا۪يمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الضَّٓالُّونَ ٩٠
Mushaf
Okunuş
90İnne-lleẕîne keferû baʿde îmânihim ŝümme-zdâdû küfral len tuḳbele tevbetühüm. veülâike hümu-ḍḍâllûn.
Ayet 90
İman ettikten sonra tekrar şirk ve küfre dönüp de inkârlarını artırarak devam ettirenlerin Allah tevbelerini kabul etmez. İşte bunlar sapıkların ta kendileridir.
Âl-i İmran 91
1 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْ اَحَدِهِمْ مِلْءُ الْاَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ افْتَدٰى بِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ۟ ٩١
Mushaf
Okunuş
91İnne-lleẕîne keferû vemâtû vehüm küffârun feley yuḳbele min eḥadihim milʾü-lʾarḍi ẕehebev velevi-ftedâ bihî. ülâike lehüm ʿaẕâbün elîmüv vemâ lehüm min nâṣirîn.
Ayet 91
Allah’ın davetini inkâra kendilerini şartlandırmış olarak yaşayıp da ölenler, yeryüzünün bütün hazineleri onların olsa da cehennem azabından kurtulmak için sahip olduklarını fidye olarak vermeye kalksalar, kabul edilmeyecek ve hak ettikleri cezadan kurtulamayacaklar, onlara yardım edecek kimse de olmayacak.
Âl-i İmran 92
1 ayetلَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَۜ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ ٩٢
Mushaf
Okunuş
92Len tenâlü-lbirra ḥattâ tünfiḳû mimmâ tüḥibbûn. vemâ tünfiḳû min şeyʾin feinne-llâhe bihî ʿalîm.
Ayet 92
Ey mü’minler! Sizler de sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda O’nu razı edecek harcamalar ve fedakârlıklar yapmadıkça, gerçek iyilik yapmış olmazsınız, erdemli ve faziletli kimseler mertebesine yükselemezsiniz. Allah yolunda ne harcarsanız Allah onu bilir ve karşılığını kat kat fazlasıyla verir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 93–95
3 ayetكُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اِلَّا مَا حَرَّمَ اِسْرَٓاء۪يلُ عَلٰى نَفْسِه۪ مِنْ قَبْلِ اَنْ تُنَزَّلَ التَّوْرٰيةُۜ قُلْ فَاْتُوا بِالتَّوْرٰيةِ فَاتْلُوهَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٩٣ فَمَنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ٩٤ قُلْ صَدَقَ اللّٰهُ فَاتَّبِعُوا مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفًاۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ٩٥
Mushaf
Okunuş
93Küllu-ṭṭaʿâmi kâne ḥillel libenî isrâîle illâ mâ ḥarrame isrâîlü ʿalâ nefsihî min ḳabli en tünezzele-ttevrâh. ḳul feʾtû bittevrâti fetlûhâ in küntüm ṣâdiḳîn.
94Femeni-fterâ ʿale-llâhi-lkeẕibe mim baʿdi ẕâlike feülâike hümu-żżâlimûn.
95Ḳul ṣadeḳa-llâhü fettebiʿû millete ibrâhîme ḥanîfâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.
Ayet 93–95
İsrailoğullarına Tevrat indirilmeden önce Yakub’un haram bildirdikleri dışındaki bütün yiyecekler helaldi. Tevrat ile haramların sayısının artırılması, İsrailoğullarının Allah’a verdikleri sözlerinden durmadan dönmeleri sebebiyledir. Bunun böyle olduğu Tevrat’ta apaçık bildirilmektedir.
De ki: “Ey Kitap Ehli, Allah’ın haram kıldığı yiyeceklerle ilgili, uydurduğunuz asılsız iddialarınızda samimi iseniz, Tevrat’ı getirip okuyun da görelim.” Gerçekler ortaya çıktıktan sonra da kabul etmeyip, Allah hakkında yalanlar uyduranlar zalimler, müşrikler ve kâfirlerdir.
De ki: “Allah gerçeği bildirmektedir. Artık siz de şirk ve küfürden uzaklaşarak İbrahim’in çağırdığı tertemiz din olan İslam’a yönelin.”
Âl-i İmran 96–97
2 ayetاِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ ٩٦ ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًاۜ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلًاۜ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ ٩٧
Mushaf
Okunuş
96İnne evvele beytiv vuḍiʿa linnâsi lelleẕî bibekkete mübârakev vehüdel lilʿâlemîn.
97Fîhi âyâtüm beyyinâtüm meḳâmü ibrâhîm. vemen deḫalehû kâne âminâ. velillâhi ʿale-nnâsi ḥiccü-lbeyti meni-steṭâʿa ileyhi sebîlâ. vemen kefera feinne-llâhe ganiyyün ʿani-lʿâlemîn.
Ayet 96–97
İnsanlara yaratılış sebeplerinin, sınırlarını Allah’ın belirlediği bir nizam ve ahlak ile yaşamak olduğunu öğretmek için kurulan ilk mabet, Mekke’deki Kâbe’dir. Orası İbrahim’in insanları şirke, küfre ve zulme karşı ayaklanmaya çağırdığı makamıdır. Kim buna iman eder, gereklerini yerine getirerek yaşarsa, Allah’ın rızasına nail olup cehennem azabından da güvende olur.
Gücü yetenler orayı ziyaret etsinler ve yaratılış sebeplerine uygun yaşayıp yaşamadıklarını gözden geçirerek, haccetsinler. Bu görev Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır, buna sırt dönenler bilsinler ki Allah’ın hiç kimseye ihtiyacı yoktur.
Âl-i İmran 98–99
2 ayetقُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۗ وَاللّٰهُ شَه۪يدٌ عَلٰى مَا تَعْمَلُونَ ٩٨ قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجًا وَاَنْتُمْ شُهَدَٓاءُۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ٩٩
Mushaf
Okunuş
98Ḳul yâ ehle-lkitâbi lime tekfürûne biâyâti-llâh. vellâhü şehîdün ʿalâ mâ taʿmelûn.
99Ḳul yâ ehle-lkitâbi lime teṣuddûne ʿan sebîli-llâhi men âmene tebgûnehâ ʿivecev veentüm şühedâʾ. veme-llâhü bigâfilin ʿammâ taʿmelûn.
Ayet 98–99
De ki: “Ey kitap ehli! Allah yaptıklarınızın şahidiyken ve Peygamber’in Kur’an ile yaptığı davetin de hak olduğunu bildiğiniz halde onu reddediyor, bozuk ve çarpık göstermeye çalışarak mü’minleri bu yoldan döndürmeye uğraşıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.”
Âl-i İmran 100–101
2 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تُط۪يعُوا فَر۪يقًا مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ يَرُدُّوكُمْ بَعْدَ ا۪يمَانِكُمْ كَافِر۪ينَ ١٠٠ وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَاَنْتُمْ تُتْلٰى عَلَيْكُمْ اٰيَاتُ اللّٰهِ وَف۪يكُمْ رَسُولُهُۜ وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللّٰهِ فَقَدْ هُدِيَ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ۟ ١٠١
Mushaf
Okunuş
100Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû in tüṭîʿû ferîḳam mine-lleẕîne ûtü-lkitâbe yeruddûküm baʿde îmâniküm kâfirîn.
101Vekeyfe tekfürûne veentüm tütlâ ʿaleyküm âyâtü-llâhi vefîküm rasûlüh. vemey yaʿteṣim billâhi feḳad hüdiye ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.
Ayet 100–101
Ey mü’minler! Şayet Kitap Ehlinden herhangi bir fırkaya uyacak olursanız, sizi imanınızdan çevirip şirke ve küfre sokarlar.
Allah’ın âyetleri size okunup dururken, üstelik O’nun elçisi de aranızda iken nasıl olur da müşrik ve kâfirlere imrenirsiniz?
Allah kendisine yürekten yönelenleri doğru yoluna yöneltir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 102–103
2 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ١٠٢ وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَانًاۚ وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَاۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ ١٠٣
Mushaf
Okunuş
102Yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-tteḳu-llâhe ḥaḳḳa tüḳâtihî velâ temûtünne illâ veentüm müslimûn.
103Vaʿteṣimû biḥabli-llâhi cemîʿav velâ teferraḳû. veẕkürû niʿmete-llâhi ʿaleyküm iẕ küntüm aʿdâen feellefe beyne ḳulûbiküm feaṣbaḥtüm biniʿmetihî iḫvânâ. veküntüm ʿalâ şefâ ḥufratim mine-nnâri feenḳaẕeküm minhâ. keẕâlike yübeyyinü-llâhü leküm âyâtihî leʿalleküm tehtedûn.
Ayet 102–103
Ey iman edenler! Allah’a karşı sorumluluklarınızı yerine getirmek için O’nun size uzattığı Kur’an ipine sımsıkı sarılarak yaşayın, Allah’a itaatsizlikten sakının. Birbirinizden ayrılmayın ve size bahşedilen hayat nizamının değerini bilin ve sakın Allah’a yürekten teslim olup da Müslüman olmadan ölümün sizi alt etmesine izin vermeyin. Sizler birbirinize düşmanken Allah kalplerinizi birleştirdi, birbirinize ısındırdı da kardeş oldunuz, vaktiyle siz bir ateş çukurunun kenarındayken, Allah oraya düşmekten sizi kurtardı. Rabbiniz size bunları açıklıyor ki kavuştuğunuz İslam nimetinin kıymetini bilesiniz.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 104
1 ayetوَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ١٠٤
Mushaf
Okunuş
104Velteküm minküm ümmetüy yedʿûne ile-lḫayri veyeʾmürûne bilmaʿrûfi veyenhevne ʿani-lmünker. veülâike hümü-lmüfliḥûn.
Ayet 104
Ey mü’minler! Sizler insanlara iyiliği emreden, şirk ve küfürden men eden bir ümmet olun. İşte böyleleri daimi saadete kavuşacaklardır.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 105
1 ayetوَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ ١٠٥
Mushaf
Okunuş
105Velâ tekûnû kelleẕîne teferraḳû vaḫtelefû mim baʿdi mâ câehümü-lbeyyinât. veülâike lehüm ʿaẕâbün ʿażîm.
Ayet 105
Sakın, siz de kendilerine Allah’ın kitabı ile daveti ulaştıktan sonra, bölünüp parçalanıp birbirlerine düşenler gibi olmayın, böyle yapanlar için büyük bir azap vardır.
Âl-i İmran 106–108
3 ayetيَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌۚ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ۠ اَكَفَرْتُمْ بَعْدَ ا۪يمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ ١٠٦ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَف۪ي رَحْمَةِ اللّٰهِۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ١٠٧ تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّۜ وَمَا اللّٰهُ يُر۪يدُ ظُلْمًا لِلْعَالَم۪ينَ ١٠٨
Mushaf
Okunuş
106Yevme tebyeḍḍu vucûhüv vetesveddü vucûhün. feemme-lleẕîne-sveddet vucûhühüm. ekefertüm baʿde îmâniküm feẕûḳu-lʿaẕâbe bimâ küntüm tekfürûn.
107Veemme-lleẕîne-byeḍḍat vucûhühüm fefî raḥmeti-llâh. hüm fîhâ ḫâlidûn.
108Tilke âyâtü-llâhi netlûhâ ʿaleyke bilḥaḳḳ. veme-llâhü yürîdü żulmel lilʿâlemîn.
Ayet 106–108
Bazı yüzlerin sevinçten ağarıp parlayacağı, bazı yüzlerin de kararacağı o Kıyamet ve Hesap Günü, yüzü kararanlara şöyle denilecek: “Allah’ın davetine iman ettikten sonra bundan vazgeçip kâfir olup da Allah’la birlikte başka ilahlar edinmenizin karşılığı olarak şimdi tadın bakalım cehennem azabını.”
İslam nizamı ile ahlakını yaşamak ve yaşatmak uğrunda gayret gösterenlerin ise sevinçten yüzleri ağarıp parlayacak; onlar daima kalmak üzere cennete girecek, cennet nimetleriyle ödüllendirilecekler.
Allah âyetleri ile gerçekleri bildirmektedir. O, yarattıklarına layık olduklarının tam karşılığını verir ve asla haksızlık etmez.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 109
1 ayetوَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟ ١٠٩
Mushaf
Okunuş
109Velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍ. veile-llâhi türceʿu-lʾümûr.
Ayet 109
Göklerde ve yerde olanların hepsinin gerçek sahibi Allah’tır. Sonunda her insan O’na döndürülecek, dünya hayatını kime ve neye göre yaşadığının hesabını verip karşılığını görecektir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 110–115
6 ayetكُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۜ وَلَوْ اٰمَنَ اَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْۜ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَاَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ ١١٠ لَنْ يَضُرُّوكُمْ اِلَّٓا اَذًىۜ وَاِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْاَدْبَارَ۠ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ ١١١ ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ اَيْنَ مَا ثُقِفُٓوا اِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللّٰهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّۜ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ۠ ١١٢ لَيْسُوا سَوَٓاءًۜ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اُمَّةٌ قَٓائِمَةٌ يَتْلُونَ اٰيَاتِ اللّٰهِ اٰنَٓاءَ الَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ۠ ١١٣ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ١١٤ وَمَا يَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ يُكْفَرُوهُۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالْمُتَّق۪ينَ ١١٥
Mushaf
Okunuş
110Küntüm ḫayra ümmetin uḫricet linnâsi teʾmürûne bilmaʿrûfi vetenhevne ʿani-lmünkeri vetüʾminûne billâh. velev âmene ehlü-lkitâbi lekâne ḫayral lehüm. minhümü-lmüʾminûne veekŝeruhümü-lfâsiḳûn.
111Ley yeḍurrûküm illâ eẕâ. veiy yüḳâtilûküm yüvellûkümü-lʾedbâr. ŝümme lâ yünṣarûn.
112Ḍuribet ʿaleyhimü-ẕẕilletü eyne mâ ŝüḳifû illâ biḥablim mine-llâhi veḥablim mine-nnâsi vebâû bigaḍabim mine-llâhi veḍuribet ʿaleyhimü-lmeskeneh. ẕâlike biennehüm kânû yekfürûne biâyâti-llâhi veyaḳtülûne-lʾembiyâe bigayri ḥaḳḳ. ẕâlike bimâ ʿaṣav vekânû yaʿtedûn.
113Leysû sevââ. min ehli-lkitâbi ümmetün ḳâimetüy yetlûne âyâti-llâhi ânâe-lleyli vehüm yescüdûn.
114Yüʾminûne billâhi velyevmi-lʾâḫiri veyeʾmürûne bilmaʿrûfi veyenhevne ʿani-lmünkeri veyüsâriʿûne fi-lḫayrât. veülâike mine-ṣṣâliḥîn.
115Vemâ yefʿalû min ḫayrin feley yükferûh. vellâhü ʿalîmüm bilmütteḳîn.
Ayet 110–115
Ey iman edenler! Siz, insanlığın hayrı için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz. Onlara iyiliği emredip kötülükten men eder, Allah’a yürekten iman eder, güvenirsiniz. Şayet Kitap Ehli de sizin gibi inanıp böyle yaşamayı seçseydi, elbette kendileri için daha doğru ve hayırlı olurdu. İçlerinde pek az da olsa doğruyu seçip yönelenler var, fakat çoğu şirki ve küfrü hayat nizamı olarak seçtiler.
Onlar size sataşıp, geçici eziyetlerden başka zarar veremezler. Sizinle savaşmaya kalksalar, bir süre sonra arkalarını dönüp kaçarlar, onlar nerede, hangi durumda, konumda ve makamda olurlarsa olsunlar, zillet içinde yaşamaya mahkûmdurlar.
Allah’ın gazabını hak edenlere aşağılık damgası vurulmuştur, çünkü onlar kendilerini doğruya davet eden peygamberlerden bir kısmını da öldürdüler, haddi aşıp Allah’a isyan ettiler.
Ancak Kitap Ehlinden olanların hepsi böyle değildir. İçlerinde az da olsa özü sözüne uyan, Allah’ın âyetleri kendilerine okunduğunda secdeye kapanarak gece gündüz dua edip geçmişlerinden tevbe ederek âhirete inanıp hayırda yarışanlar, iyiliği emredip kötülükten men etmek için çalışanlar da vardır. İşte bunlar erdemli, faziletli ve salih mü’minlerdir. Onların bu uğurda yaptıklarını Allah karşılıksız bırakmayıp ödüllendirecektir. Allah kendisine karşı sorumluluklarını samimiyetle yerine getirenleri en iyi bilendir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 116–117
2 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ١١٦ مَثَلُ مَا يُنْفِقُونَ ف۪ي هٰذِهِ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَثَلِ ر۪يحٍ ف۪يهَا صِرٌّ اَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَاَهْلَكَتْهُۜ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّٰهُ وَلٰكِنْ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ١١٧
Mushaf
Okunuş
116İnne-lleẕîne keferû len tugniye ʿanhüm emvâlühüm velâ evlâdühüm mine-llâhi şeyʾâ. veülâike aṣḥâbü-nnâr. hüm fîhâ ḫâlidûn.
117Meŝelü mâ yünfiḳûne fî hâẕihi-lḥayâti-ddünyâ kemeŝeli rîḥin fîhâ ṣirrun eṣâbet ḥarŝe ḳavmin żalemû enfüsehüm feehleketh. vemâ żalemehümü-llâhü velâkin enfüsehüm yażlimûn.
Ayet 116–117
Hakikati inkârda inatla direnenlere gelince, onların ne mallarının, makamlarının ne de evlatlarının Hesap Günü Allah’ın huzurunda kendilerine bir yararı olacaktır. Bunların dünya hayatlarında iyilik ve hayır adına yaptıkları da boşa gidecek, tıpkı kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerine isabet eden kavurucu bir rüzgârın güzelim ekinleri yok etmesi gibi yok olup gidecektir. Allah onlara zulmetmedi, onlar Allah’a nankörlük ederek kendi kendilerine zulmettiler.
Âl-i İmran 118–119
2 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَاْلُونَكُمْ خَبَالًاۜ وَدُّوا مَا عَنِتُّمْۚ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ وَمَا تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ اَكْبَرُۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ ١١٨ هَٓا اَنْتُمْ اُو۬لَٓاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّه۪ۚ وَاِذَا لَقُوكُمْ قَالُٓوا اٰمَنَّاۗ وَاِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الْاَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِۜ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ١١٩
Mushaf
Okunuş
118Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕû biṭânetem min dûniküm lâ yeʾlûneküm ḫabâlâ. veddû mâ ʿanittüm. ḳad bedeti-lbagḍâü min efvâhihim. vemâ tuḫfî ṣudûruhüm ekber. ḳad beyyennâ lekümü-lʾâyâti in küntüm taʿḳilûn.
119Hâentüm ülâi tüḥibbûnehüm velâ yüḥibbûneküm vetüʾminûne bilkitâbi küllih. veiẕâ leḳûküm ḳâlû âmennâ. veiẕâ ḫalev ʿaḍḍû ʿaleykümü-lʾenâmile mine-lgayż. ḳul mûtû bigayżiküm. inne-llâhe ʿalîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
Ayet 118–119
Ey iman edenler! İslâm’ı hayat nizamı olarak kabul etmeyenler sizden değildir. Sizden olmayan kimseleri dost ve sırdaş edinmeyin. Onlar sizi dininizden uzaklaştırıp, her fırsatta size zarar vermek isterler. Bunların düşmanlıkları dillerinden dökülüyor, kalplerinde gizledikleri kinleri ise daha büyüktür. Bunları size apaçık bildirmekteyiz ki aklınızı kullanıp da onlara karşı dikkatli olasınız.
Sizler Allah’ın gönderdiği kitapların ve peygamberlerin hepsine inanır, iman eder, aralarında ayırım yapmazsınız. Sizden olmayanların bir kısmı sizinle karşılaştıklarında “Biz de inandık” derler fakat kendi aralarında buluştuklarında size olan kinlerinden dolayı dişlerini parmaklarına geçirirler. Siz onlara yakınlaşmak isteseniz de, onlar istemezler. Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Öfkenizden geberin.” Şüphesiz Allah kalplerde gizlenenleri en iyi bilendir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 120
1 ayetاِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۘ وَاِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَاۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔاۜ اِنَّ اللّٰهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ۟ ١٢٠
Mushaf
Okunuş
120İn temsesküm ḥasenetün tesüʾhüm. vein tüṣibküm seyyietüy yefraḥû bihâ. vein taṣbirû vetetteḳû lâ yeḍurruküm keydühüm şeyʾâ. inne-llâhe bimâ yaʿmelûne müḥîṭ.
Ayet 120
Size bir iyilik dokunur, bir nimete mazhar olursanız size düşman olanlar bundan rahatsızlık duyup üzülürler. Başınıza bir musibet, bir sıkıntı gelirse buna da sevinirler.
Ey mü’minler! Sizler karşılaştığınız sıkıntı ve zorluklara karşı inancınızdan taviz vermeden direnir, Rabbinize güvenir ve sığınırsanız, düşmanlarınızın tuzakları size hiçbir zarar veremez.
Allah üstün ilim ve kudret sahibidir, kudretiyle onları da çepeçevre kuşatmıştır.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 121–124
4 ayetوَاِذْ غَدَوْتَ مِنْ اَهْلِكَ تُبَوِّئُ الْمُؤْمِن۪ينَ مَقَاعِدَ لِلْقِتَالِۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌۙ ١٢١ اِذْ هَمَّتْ طَٓائِفَتَانِ مِنْكُمْ اَنْ تَفْشَلَاۙ وَاللّٰهُ وَلِيُّهُمَاۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ١٢٢ وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ بِبَدْرٍ وَاَنْتُمْ اَذِلَّةٌۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ١٢٣ اِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِن۪ينَ اَلَنْ يَكْفِيَكُمْ اَنْ يُمِدَّكُمْ رَبُّكُمْ بِثَلٰثَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُنْزَل۪ينَۜ ١٢٤
Mushaf
Okunuş
121Veiẕ gadevte min ehlike tübevviü-lmüʾminîne meḳâʿide lilḳitâl. vellâhü semîʿun ʿalîm.
122İẕ hemmeṭ ṭâifetâni minküm en tefşelâ vellâhü veliyyühümâ. veʿale-llâhi felyetevekkeli-lmüʾminûn.
123Veleḳad neṣarakümü-llâhü bibedriv veentüm eẕilleh. fetteḳu-llâhe leʿalleküm teşkürûn.
124İẕ teḳûlü lilmüʾminîne eley yekfiyeküm ey yümiddeküm rabbüküm biŝelâŝeti âlâfim mine-lmelâiketi münzelîn.
Ayet 121–124
Ey Peygamber! Hani sen savaş için mü’minleri mevzilerine yerleştirmek üzere sabah erkenden evinden çıkmıştın, işte o sırada içinizden iki grup da paniğe kapılıp çözülmüş ve neredeyse geri döneceklerdi. Hâlbuki Allah onların yardımcısı idi ve O her şeyi işitip, görüp, bilmekteydi. Mü’minler her zaman ve her durumda, yalnız Allah’a güvenip dayanmalıdır. Nitekim siz düşmanlarınızdan sayıca çok daha az ve silah bakımından güçsüz durumdayken de, Allah size Bedir Savaşı’nda biner biner üç bin melekle yardım edip zafer kazandırmıştı. O gün sen de mü’minlere “Rabbinizin üç bin melekle yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 125–127
3 ayetبَلٰٓىۙ اِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَاْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُسَوِّم۪ينَ ١٢٥ وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِه۪ۜ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِۙ ١٢٦ لِيَقْطَعَ طَرَفًا مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَوْ يَكْبِتَهُمْ فَيَنْقَلِبُوا خَٓائِب۪ينَ ١٢٧
Mushaf
Okunuş
125Belâ in taṣbirû vetetteḳû veyeʾtûküm min fevrihim hâẕâ yümdidküm rabbüküm biḫamseti âlâfim mine-lmelâiketi müsevvimîn.
126Vemâ ceʿalehü-llâhü illâ büşrâ leküm velitaṭmeinne ḳulûbüküm bih. veme-nnaṣru illâ min ʿindi-llâhi-lʿazîzi-lḥakîm.
127Liyaḳṭaʿa ṭarafem mine-lleẕîne keferû ev yekbitehüm feyenḳalibû ḫâibîn.
Ayet 125–127
Siz düşman karşısında sabır ve sebatla direnir, savaşla ilgili size verilen emirlere tavizsiz uyar, sorumluluklarınızı yerine getirir ve cesur davranırsanız, düşman size hiç beklemediğiniz bir anda saldırsa bile, bu defa da Allah size beş bin melekle yardım ulaştırır. Allah’ın bu yardım vaadi bir müjde ve kalplerinizin tatmini içindir. Yardım da, zafer de o üstün kudret ve hüküm sahibi Allah’tandır. O her şeyi yerli yerinde, hikmetle yapandır.
Allah’ın bu yardımı müşrik ve kâfirlerin bir kısmının kökünü kazımak, bir kısmını da alçaltıp zillete düşürmek ve mü’minlere karşı zafer kazanma ümitlerini yok edip hayal kırıklığı içinde çekip gitmeleri içindir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 128
1 ayetلَيْسَ لَكَ مِنَ الْاَمْرِ شَيْءٌ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَاِنَّهُمْ ظَالِمُونَ ١٢٨
Mushaf
Okunuş
128Leyse leke mine-lʾemri şeyʾün ev yetûbe ʿaleyhim ev yüʿaẕẕibehüm feinnehüm żâlimûn.
Ayet 128
Ey Peygamber! O müşrik ve kâfirlerin başlarına gelenlerden sonra, tevbe edenlerin tevbelerini kabul edip etmemek ve akıbetleri ile ilgili hüküm vermek yetkisi yalnızca Allah’a aittir.
Senin bu konuda hüküm bildirme yetkin yoktur, onlar zalimlerin ta kendileridir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 129
1 ayetوَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ١٢٩
Mushaf
Okunuş
129Velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍ. yagfiru limey yeşâü veyüʿaẕẕibü mey yeşâʾ. vellâhü gafûrur raḥîm.
Ayet 129
Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin tek ve gerçek sahibi Allah’tır. O, bağışlanmaya layık bulduğunu bağışlar, bağışlanmaya layık görmediğine de hak ettiği cezayı verir.
Allah mü’min kullarına karşı çok merhametli ve bağışlayıcıdır.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 130–132
3 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَاْكُلُوا الرِّبٰٓوا اَضْعَافًا مُضَاعَفَةًۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ ١٣٠ وَاتَّقُوا النَّارَ الَّت۪ٓي اُعِدَّتْ لِلْكَافِر۪ينَۚ ١٣١ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَۚ ١٣٢
Mushaf
Okunuş
130Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ teʾkülü-rribâ aḍʿâfem müḍâʿafeh. vetteḳu-llâhe leʿalleküm tüfliḥûn.
131Vetteḳu-nnâra-lletî üʿiddet lilkâfirîn.
132Veeṭîʿü-llâhe verrasûle leʿalleküm türḥamûn.
Ayet 130–132
Ey iman edenler! Emek harcamadan daha fazla kazanmak ve güçlenmek maksadıyla kat kat artırılmış olan ribâya yönelip tefecilik yapmayın. Allah’ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakının, Allah’a ve Resûlüne itaat edin ki kurtuluşa, mutluluğa erişebilesiniz ve böylece müşrik ve kâfirler için hazırlanmış olan cehennemden de korunmuş olursunuz.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 133–136
4 ayetوَسَارِعُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُۙ اُعِدَّتْ لِلْمُتَّق۪ينَۙ ١٣٣ اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَالْكَاظِم۪ينَ الْغَيْظَ وَالْعَاف۪ينَ عَنِ النَّاسِۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَۚ ١٣٤ وَالَّذ۪ينَ اِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً اَوْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللّٰهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْۚ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّٰهُۖ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلٰى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ ١٣٥ اُو۬لٰٓئِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِل۪ينَۜ ١٣٦
Mushaf
Okunuş
133Vesâriʿû ilâ magfiratim mir rabbiküm vecennetin ʿarḍuhe-ssemâvâtü velʾarḍu üʿiddet lilmütteḳîn.
134Elleẕîne yünfiḳûne fi-sserrâi veḍḍarrâi velkâżimîne-lgayża velʿâfîne ʿani-nnâs. vellâhü yüḥibbü-lmuḥsinîn.
135Velleẕîne iẕâ feʿalû fâḥişeten ev żalemû enfüsehüm ẕekerü-llâhe festagferû liẕünûbihim. vemey yagfiru-ẕẕünûbe ille-llâh. velem yüṣirrû ʿalâ mâ feʿalû vehüm yaʿlemûn.
136Ülâike cezâühüm magfiratüm mir rabbihim vecennâtün tecrî min taḥtihe-lʾenhâru ḫâlidîne fîhâ. veniʿme ecru-lʿâmilîn.
Ayet 133–136
Rabbinizin mü’minler için hazırladığı, genişliği gökler ve yer kadar olan cennetine girebilmek için birbirinizle yarışın. İşte o mü’minler bollukta da, darlıkta da Allah yolunda ellerinde olanlardan harcarlar, öfkelerini yener, insanların hatalarını bağışlayıp affederler. Allah böyle davrananları sever. Onlar bir kötülük yaparak günah işleyip de kendilerine ve başkalarına zarar verdiklerinde hemen tevbe ederek Allah’ın razı olacağı işler yapmaya yönelirler. Böyleleri bilerek, isteyerek günah işlemekte ısrar etmezler. Allah günahından tevbe edip doğru olana yönelenlere karşı çok merhametli ve bağışlayıcıdır.
Allah, davetine iman edip sorumluluklarını yerine getirenleri, daimi kalmak üzere içlerinden ırmaklar akan cennetlerle ödüllendirecektir.
Âl-i İmran 137–138
2 ayetقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌۙ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ١٣٧ هٰذَا بَيَانٌ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّق۪ينَ ١٣٨
Mushaf
Okunuş
137Ḳad ḫalet min ḳabliküm sünenün fesîrû fi-lʾarḍi fenżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lmükeẕẕibîn.
138Hâẕâ beyânül linnâsi vehüdev vemevʿiżatül lilmütteḳîn.
Ayet 137–138
Sizden önce de dünyadan nice ümmetler gelip geçtiler. Yeryüzünde gezip dolaşın ve yaratılış sebebinden kopuk yaşayıp da Allah’a isyan edenlerin sonlarının nasıl olduğunu görüp düşünün.
Bu Kur’an, gerçekleri insanlara gösteren ve onları Allah’ın yaratmasındaki amacına uygun bir hayatı yaşamaya davet eden ilahi bir rehberdir. Bunun önemini ve değerini, ancak Allah’ı layıkıyla kavrayanlar anlar.
Âl-i İmran 139
1 ayetوَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٣٩
Mushaf
Okunuş
139Velâ tehinû velâ taḥzenû veentümü-lʾaʿlevne in küntüm müʾminîn.
Ayet 139
Ey mü’minler! Başarısızlıklar karşısında sakın üzülüp ümitsizliğe kapılmayın, gevşemeyin, cesaretinizi yitirmeyin. Allah’a yürekten iman edip güveniyorsanız, en üstün olan ve her zaman kazanacak olan sizsiniz.
Âl-i İmran 140–141
2 ayetاِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُۜ وَتِلْكَ الْاَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِۚ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَٓاءَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَۙ ١٤٠ وَلِيُمَحِّصَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِر۪ينَ ١٤١
Mushaf
Okunuş
140İy yemsesküm ḳarḥun feḳad messe-lḳavme ḳarḥum miŝlüh. vetilke-lʾeyyâmü nüdâvilühâ beyne-nnâs. veliyaʿleme-llâhü-lleẕîne âmenû veyetteḫiẕe minküm şühedâʾ. vellâhü lâ yüḥibbu-żżâlimîn.
141Veliyümeḥḥiṣa-llâhü-lleẕîne âmenû veyemḥaḳa-lkâfirîn.
Ayet 140–141
Ey mü’minler! Yaratılış sebebiniz olan hayat nizamını yaşamak ve yaşatmak uğrunda cihat ederken, siz bir yara alıp zarara uğradıysanız, unutmayın ki düşmanlarınız da benzer bir yara almıştır. Bedir’de onlar da zayiat verip, mağlup olmuşlardı. Biz zaferi ve yenilgiyi insanlar arasında döndürüp dururuz ki, böylece imanında samimi ve sebatkâr olan mü’minlerle, olmayanları ortaya çıkaralım ve sizden Allah yolunda şehit olanlarla gazi olanları, sonradan gelen nesillere örnekler kılalım.
Allah, İslam nizam ve ahlakı uğrunda savaşanları günahlarından arındırır, mü’minlerin elleriyle müşriklerin kökünü kazımak ister. Allah bu uğurda savaş gerektiğinde savaştan kaçanları sevmez.
Âl-i İmran 142–143
2 ayetاَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِر۪ينَ ١٤٢ وَلَقَدْ كُنْتُمْ تَمَنَّوْنَ الْمَوْتَ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَلْقَوْهُۖ فَقَدْ رَاَيْتُمُوهُ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ۟ ١٤٣
Mushaf
Okunuş
142Em ḥasibtüm en tedḫulü-lcennete velemmâ yaʿlemi-llâhü-lleẕîne câhedû minküm veyaʿleme-ṣṣâbirîn.
143Veleḳad küntüm temennevne-lmevte min ḳabli en telḳavh. feḳad raeytümûhü veentüm tenżurûn.
Ayet 142–143
Yoksa Allah, içinizden O’nun yolunda gayret gösterip cihat edenleri ve bu yolda zorluklara karşı direnenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz? Hani siz Allah yolunda çarpışırken ölüp de şehit olmayı istiyordunuz? İşte size fırsat, haydi samimiyetinizi gösterin de görelim.
Âl-i İmran 144
1 ayetوَمَا مُحَمَّدٌ اِلَّا رَسُولٌۚ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُۜ اَفَا۬ئِنْ مَاتَ اَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْۜ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلٰى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللّٰهَ شَيْـًٔاۜ وَسَيَجْزِي اللّٰهُ الشَّاكِر۪ينَ ١٤٤
Mushaf
Okunuş
144Vemâ müḥammedün illâ rasûl. ḳad ḫalet min ḳablihi-rrusül. efeim mâte ev ḳutile-nḳalebtüm ʿalâ aʿḳâbiküm. vemey yenḳalib ʿalâ ʿaḳibeyhi feley yeḍurra-llâhe şeyʾâ. veseyeczi-llâhü-şşâkirîn.
Ayet 144
Muhammed de ölümlü bir elçidir, ondan önce de Allah’ın nice elçileri gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, sizler topuklarınızın üzerinde gerisin geriye eski şirk ve küfür nizamı olan dininize mi döneceksiniz?
Her kim böyle bir dönüş yaparsa iyi bilsin ki Allah’a zarar veremez. Doğru olanı yaşama gayreti içinde olanları ise Allah cenneti ile ödüllendirecektir.
Âl-i İmran 145
1 ayetوَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تَمُوتَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًاۜ وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِه۪ مِنْهَاۚ وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الْاٰخِرَةِ نُؤْتِه۪ مِنْهَاۜ وَسَنَجْزِي الشَّاكِر۪ينَ ١٤٥
Mushaf
Okunuş
145Vemâ kâne linefsin en temûte illâ biiẕni-llâhi kitâbem müeccelâ. vemey yürid ŝevâbe-ddünyâ nüʾtihî minhâ. vemey yürid ŝevâbe-lʾâḫirati nüʾtihî minhâ. veseneczi-şşâkirîn.
Ayet 145
Hiç kimse, ecel için belirlenmiş sebepler ortaya çıkıp da Allah’ın izni olmadıkça ölmez. Kim bu dünyanın nimetlerini arzularsa kendisine çabasının karşılığını veririz. Kim de âhiretin nimetlerini arzularsa ona da ondan verir ve şükredenleri ödüllendiririz.
Âl-i İmran 146–148
3 ayetوَكَاَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَۙ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَث۪يرٌۚ فَمَا وَهَنُوا لِمَٓا اَصَابَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ ١٤٦ وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا ف۪ٓي اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ ١٤٧ فَاٰتٰيهُمُ اللّٰهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْاٰخِرَةِۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟ ١٤٨
Mushaf
Okunuş
146Vekeeyyim min nebiyyin ḳâtele meʿahû ribbiyyûne keŝîr. femâ vehenû limâ eṣâbehüm fî sebîli-llâhi vemâ ḍaʿufû veme-stekânû. vellâhü yüḥibbu-ṣṣâbirîn.
147Vemâ kâne ḳavlehüm illâ en ḳâlû rabbene-gfir lenâ ẕünûbenâ veisrâfenâ fî emrinâ veŝebbit aḳdâmenâ venṣurnâ ʿale-lḳavmi-lkâfirîn.
148Feâtâhümü-llâhü ŝevâbe-ddünyâ veḥusne ŝevâbi-lʾâḫirah. vellâhü yüḥibbü-lmuḥsinîn.
Ayet 146–148
Nice peygamberler, mü’minlerle sırt sırta verip kendilerine saldıranlarla savaştılar, bu uğurda karşılaştıkları zorluklara karşı direndiler, gevşeklik göstermeyip boyun eğmediler. Allah bu uğurda cihat ederken güçlüklere göğüs gerenleri sever.
İşte bu mü’minler savaş meydanlarında hep şöyle dua ederlerdi: “Rabbimiz, günahlarımızı, kusurlarımızı, işlerimizdeki aşırı gitmişliklerimizi bağışla, düşman karşısında ayaklarımızı sağlamlaştır, bize yardım et.”
Sonunda Allah da onlara, hem dünyada hem de âhirette en güzel nimetlerini bağışladı. Allah imanında böylesine samimiyet ve sebat gösterenleri sever.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 149–150
2 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تُط۪يعُوا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِر۪ينَ ١٤٩ بَلِ اللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِر۪ينَ ١٥٠
Mushaf
Okunuş
149Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû in tüṭîʿü-lleẕîne keferû yeruddûküm ʿalâ aʿḳâbiküm fetenḳalibû ḫâsirîn.
150Beli-llâhü mevlâküm. vehüve ḫayru-nnâṣirîn.
Ayet 149–150
Siz ey iman edenler! Müşriklere boyun eğerseniz, sizi topuklarınızın üzerinde gerisin geriye şirke ve küfre döndürürler. Böylece siz de hüsrana uğrayıp kaybedenlerden olursunuz. Gerçek şu ki sizin dostunuz ve yardımcınız yalnızca Allah’tır. O, yardıma koşanların en hayırlısıdır.
Âl-i İmran 151
1 ayetسَنُلْق۪ي ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ بِمَٓا اَشْرَكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَانًاۚ وَمَاْوٰيهُمُ النَّارُۜ وَبِئْسَ مَثْوَى الظَّالِم۪ينَ ١٥١
Mushaf
Okunuş
151Senülḳî fî ḳulûbi-lleẕîne keferü-rruʿbe bimâ eşrakû billâhi mâ lem yünezzil bihî sülṭânâ. vemeʾvâhümü-nnâr. vebiʾse meŝve-żżâlimîn.
Ayet 151
Biz, hiçbir delile dayanmadan yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamaktan yüz çevirenlerin kalplerine korku salacağız. Onların âhirette kalacağı yer de cehennem olacaktır. Hak ettikleri cehennem ne kötü yerdir.
Âl-i İmran 152–154
3 ayetوَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِه۪ۚ حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ مِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْۚ وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ ١٥٢ اِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُ۫نَ عَلٰٓى اَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ ف۪ٓي اُخْرٰيكُمْ فَاَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَٓا اَصَابَكُمْۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ١٥٣ ثُمَّ اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ اَمَنَةً نُعَاسًا يَغْشٰى طَٓائِفَةً مِنْكُمْۙ وَطَٓائِفَةٌ قَدْ اَهَمَّتْهُمْ اَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِۜ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ مِنْ شَيْءٍۜ قُلْ اِنَّ الْاَمْرَ كُلَّهُ لِلّٰهِۜ يُخْفُونَ ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ مَا لَا يُبْدُونَ لَكَۜ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ شَيْءٌ مَا قُتِلْنَا هٰهُنَاۜ قُلْ لَوْ كُنْتُمْ ف۪ي بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذ۪ينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ اِلٰى مَضَاجِعِهِمْۚ وَلِيَبْتَلِيَ اللّٰهُ مَا ف۪ي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا ف۪ي قُلُوبِكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ١٥٤
Mushaf
Okunuş
152Veleḳad ṣadeḳakümü-llâhü vaʿdehû iẕ teḥussûnehüm biiẕnih. ḥattâ iẕâ feşiltüm vetenâzaʿtüm fi-lʾemri veʿaṣaytüm mim baʿdi mâ erâküm mâ tüḥibbûn. minküm mey yürîdü-ddünyâ veminküm mey yürîdü-lʾâḫirah. ŝümme ṣarafeküm ʿanhüm liyebteliyeküm. veleḳad ʿafâ ʿanküm. vellâhü ẕû faḍlin ʿale-lmüʾminîn.
153İẕ tuṣʿidûne velâ telvûne ʿalâ eḥadiv verrasûlü yedʿûküm fî uḫrâküm feeŝâbeküm gammem bigammil likeylâ taḥzenû ʿalâ mâ fâteküm velâ mâ eṣâbeküm. vellâhü ḫabîrum bimâ taʿmelûn.
154Ŝümme enzele ʿaleyküm mim baʿdi-lgammi emeneten nüʿâsey yagşâ ṭâifetem minküm veṭâifetün ḳad ehemmethüm enfüsühüm yeżunnûne billâhi gayra-lḥaḳḳi żanne-lcâhiliyyeh. yeḳûlûne hel lenâ min-lʾemri min şeyʾ. ḳul inne-lʾemra küllehû lillâh. yuḫfûne fî enfüsihim mâ lâ yübdûne lek. yeḳûlûne lev kâne lenâ mine-lʾemri şeyʾüm mâ ḳutilnâ hâhünâ. ḳul lev küntüm fî büyûtiküm leberaze-lleẕîne kütibe ʿaleyhimü-lḳatlü ilâ meḍâciʿihim. veliyebteliye-llâhü mâ fî ṣudûriküm veliyümeḥḥiṣa mâ fî ḳulûbiküm. vellâhü ʿalîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
Ayet 152–154
Allah mü’minlere verdiği sözü tuttu. Nitekim siz, O’nun yardımıyla müşrik ve kâfirlerle savaşırken, onları kırıp geçiriyordunuz, fakat zaferin size en yakın olduğu bir zamanda Peygamber’in emrini dinlemeden mevzilerinizi terk edip ganimet peşine düştünüz. Bir kısmınız da âhirette vadedilen cennet için çarpışıyordu. Bunun üzerine Allah da size Peygamber’in emrine itaatsizliğin bedeli olarak müşriklerin karşısında mağlubiyeti tattırarak bir ders verdi ama yine de bu günahınızı bağışladı. Çünkü Allah mü’minlere karşı çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.
Bu yenilginin ardından perişan bir durumda tepelere doğru kaçarken, ne elde edemediğiniz ganimetleri ne de başınıza gelenlerin sebebini düşünerek üzülecek durumdaydınız. Peygamber ise arkanızdan sizi tekrar savaş meydanına çağırıyordu fakat ona dönüp bakmıyordunuz. Allah size bu yenilgiyi Peygamber’in emrine itaatsizliğin bedeli olarak yaşatıp kedere boğdu.
Allah bütün yaptıklarınızdan ve düşündüklerinizden haberdardır. Bu üzüntü ve kederin ardından Allah kalplerinize bir sükûnet ve güven duygusu lütfetti. Buna rağmen içinizden bir kısmı da can ve mal derdine düşmüş bir vaziyette, cahiliye dönemlerindeki düşüncelere kapılarak şöyle söylenmeye başladılar: “Bu savaş kararı alınmadan önce bize fikrimiz sorulmadı, sorulup danışılsaydı bu can kayıpları olmazdı.” Böylece aslında içlerinde sakladıkları iman zayıflıklarını dile getiriyorlardı.
Sen onlara de ki: “Şayet sizler savaşa katılmayıp evlerinizde otursaydınız bile, ölümü takdir edilmiş olanlar, oradan çıkarılıp ölecekleri yere kadar götürülürlerdi.”
Allah’ın takdirinin önüne kimse geçemez. Allah bu yaşadıklarınızı, içinizden imanında samimi olanlarla münafık olanları ayırmak, yürekten iman edenlerin kalplerini boş ve yararsız düşüncelerden temizleyip arındırmak için böylece takdir etmiştir. Allah kalplerde gizlenen niyetleri en iyi bilendir.
Âl-i İmran 155
1 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِۙ اِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُواۚ وَلَقَدْ عَفَا اللّٰهُ عَنْهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ حَل۪يمٌ۟ ١٥٥
Mushaf
Okunuş
155İnne-lleẕîne tevellev minküm yevme-lteḳe-lcemʿâni inneme-stezellehümü-şşeyṭânü bibaʿḍi mâ kesebû. veleḳad ʿafe-llâhü ʿanhüm. inne-llâhe gafûrun ḥalîm.
Ayet 155
Savaş sırasında emre itaat etmeyip mevzilerini terk ederek ganimet peşine düşenler, bu yaptıklarıyla şeytanın amacına alet olmuş ve böylece kendi kendilerinin ayaklarını kaydırmışlardır. Allah, içlerinden pişman olup tevbe ederek doğruya yönelenlerin günahlarını bağışladı. Allah mü’minlere karşı çok merhametli ve bağışlayıcıdır.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 156
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ اِذَا ضَرَبُوا فِي الْاَرْضِ اَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُواۚ لِيَجْعَلَ اللّٰهُ ذٰلِكَ حَسْرَةً ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ١٥٦
Mushaf
Okunuş
156Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tekûnû kelleẕîne keferû veḳâlû liiḫvânihim iẕâ ḍarabû fi-lʾarḍi ev kânû guzzel lev kânû ʿindenâ mâ mâtû vemâ ḳutilû. liyecʿale-llâhü ẕâlike ḥasraten fî ḳulûbihim. vellâhü yuḥyî veyümît. vellâhü bimâ taʿmelûne beṣîr.
Ayet 156
Ey iman edenler! Siz sakın savaşa katılan kardeşleri için, “Şayet bizi dinleyip de savaşa katılmasalardı ölmezlerdi” diyenler gibi olmayın. Allah söyledikleri bu sözlerini onların kalplerinde bir pişmanlık ve üzüntüye dönüştürecektir.
Yaşatmaya da, ölüme de hükmeden Allah’tır. Allah her şeyin tek ve mutlak doğrusunu bilen ve her şeye kâdir olandır.
Âl-i İmran 157–158
2 ayetوَلَئِنْ قُتِلْتُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ ١٥٧ وَلَئِنْ مُتُّمْ اَوْ قُتِلْتُمْ لَاِلَى اللّٰهِ تُحْشَرُونَ ١٥٨
Mushaf
Okunuş
157Velein ḳutiltüm fî sebîli-llâhi ev müttüm lemagfiratüm mine-llâhi veraḥmetün ḫayrum mimmâ yecmeʿûn.
158Veleim müttüm ev ḳutiltüm leile-llâhi tuḥşerûn.
Ayet 157–158
Allah yolunda ölür ya da öldürülürseniz, Allah’ın affı, rahmeti ve lütfedeceği cennet nimetleri, savaşta elde edeceğiniz ganimetlerden de dünya hayatının tüm servetinden de daha hayırlıdır. Unutmayın ki ölseniz de öldürülseniz de sonunda yaptıklarınızın karşılığını görmek üzere Rabbinizin huzurunda toplanacaksınız.
Âl-i İmran 159
1 ayetفَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَل۪يظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَۖ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْاَمْرِۚ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ ١٥٩
Mushaf
Okunuş
159Febimâ raḥmetim mine-llâhi linte lehüm. velev künte feżżan galîża-lḳalbi lenfeḍḍû min ḥavlik. faʿfü ʿanhüm vestagfir lehüm veşâvirhüm fi-lʾemr. feiẕâ ʿazemte fetevekkel ʿale-llâh. inne-llâhe yüḥibbü-lmütevekkilîn.
Ayet 159
Ey Peygamber! Sen savaşın kaybedilmesine sebep olanlara karşı, Allah’ın fıtratına yerleştirdiği merhamet ve bağışlanma duygularını öne çıkararak yumuşak davrandın, kusurlarını yüzlerine vurmadın. Eğer onlara sert ve kaba davranmaya kalksaydın, onlarla birlikte bazıları da seni terk edip yalnız bırakırlardı. Emirlerine karşı gelmiş olmalarından dolayı onları affet, Allah’ın da onları bağışlaması için dua et, yönetim işlerinde onlarla istişare etmeye devam et. Karar verince de Allah’a güvenip hemen işe başla. Allah kendisine güvenenleri sever.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 160
1 ayetاِنْ يَنْصُرْكُمُ اللّٰهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْۚ وَاِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذ۪ي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ١٦٠
Mushaf
Okunuş
160İy yenṣurkümü-llâhü felâ gâlibe leküm. veiy yaḫẕülküm femen ẕe-lleẕî yenṣuruküm mim baʿdih. veʿale-llâhi felyetevekkeli-lmüʾminûn.
Ayet 160
Allah size yardım ederse, hiç kimse sizi yenemez fakat eğer Allah sizi terk ederse o zaman da hiç kimse size yardım edemez. O halde ey mü’minler! Yalnız Allah’a güvenin ve O’na dayanın.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 161–163
3 ayetوَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ اَنْ يَغُلَّۜ وَمَنْ يَغْلُلْ يَاْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۚ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ١٦١ اَفَمَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَ اللّٰهِ كَمَنْ بَٓاءَ بِسَخَطٍ مِنَ اللّٰهِ وَمَاْوٰيهُ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ١٦٢ هُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ۟ ١٦٣
Mushaf
Okunuş
161Vemâ kâne linebiyyin ey yegull. vemey yaglül yeʾti bimâ galle yevme-lḳiyâmeh. ŝümme tüveffâ küllü nefsim mâ kesebet vehüm lâ yużlemûn.
162Efemeni-ttebeʿa riḍvâne-llâhi kemem bâe biseḫaṭim mine-llâhi vemeʾvâhü cehennem. vebiʾse-lmeṣîr.
163Hüm deracâtün ʿinde-llâh. vellâhü beṣîrum bimâ yaʿmelûn.
Ayet 161–163
Ey mü’minler! Ganimetten pay almak için mevzilerinizi savaşın bitmesini beklemeden terk etmek yerine, zaferin tamamen kazanılmasını bekleyip, sonra da Peygamber, Allah’ın emrine uygun olarak ganimetleri aranızda pay edinceye kadar sabretseydiniz, böylece hem savaşta zaferi hem de ganimetleri elde ederdiniz. Bu sizin için daha hayırlı olurdu.
Hiç şüphesiz peygamberler hiçbir konuda Allah’ın emri dışına çıkmadıkları gibi ganimetlerin pay edilmesi konusunda da Allah’ın emrini yerine getirirler. Ve onlar da bilirler ki Allah’ın emrinin dışına kim çıkarsa, Hesap Günü O’nun huzuruna yaptıklarıyla birlikte getirilir ve yaptıklarının karşılığı eksiksiz olarak kendisine verilir.
Her işinde Allah’ın rızasını kazanmak için titizlikle hak, hukuk gözeten kimse ile Allah’ın emrinden yüz çevirip nankörlük ederek Allah’ın gazabına uğrayacak kimse hiç bir olur mu? O’nun gazabına uğrayacak kimsenin varacağı yer cehennem ateşi olacaktır, orası varılacak ne kötü bir yerdir!
Şüphesiz Allah katında, yalnızca O’nun rızasını gözetenlerle dünya hayatının geçici menfaatlerini tercih edenlerin konumu farklı olacaktır.
Allah her insanın neyi, niçin yaptığını gören ve bilendir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 164
1 ayetلَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ اِذْ بَعَثَ ف۪يهِمْ رَسُولًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِه۪ وَيُزَكّ۪يهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَۚ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ١٦٤
Mushaf
Okunuş
164Leḳad menne-llâhü ʿale-lmüʾminîne iẕ beʿaŝe fîhim rasûlem min enfüsihim yetlû ʿaleyhim âyâtihî veyüzekkîhim veyüʿallimühümü-lkitâbe velḥikmeh. vein kânû min ḳablü lefî ḍalâlim mübîn.
Ayet 164
Ey iman edenler! Sizler daha önce şirke ve küfre batmış kimseler olarak yaşarken, Allah içinizden bir peygamber çıkararak size ihsanda bulundu. O Peygamber de arınmak isteyenlere âyetleri okuyup, hikmeti öğreterek yaratılış sebeplerine uygun doğru yola rehberlik etti.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 165–166
2 ayetاَوَلَمَّٓا اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَاۙ قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَاۜ قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١٦٥ وَمَٓا اَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ فَبِاِذْنِ اللّٰهِ وَلِيَعْلَمَ الْمُؤْمِن۪ينَۙ ١٦٦
Mushaf
Okunuş
165Evelemmâ eṣâbetküm müṣîbetün ḳad eṣabtüm miŝleyhâ ḳultüm ennâ hâẕâ. ḳul hüve min ʿindi enfüsiküm. inne-llâhe ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
166Vemâ eṣâbeküm yevme-lteḳe-lcemʿâni febiiẕni-llâhi veliyaʿleme-lmüʾminîn.
Ayet 165–166
Bedir Savaşı’nda mü’minler, Uhud Savaşı’ndaki şehitlerinin iki katı kadar müşrik ve kâfir öldürmüşlerdi. O gün onların yaşadıkları yenilgiyi, bugün de mü’minler yaşayınca “Neden müşriklere yenilip de bu duruma düştük?” diye söylenmeye başladılar. Ey Peygamber! Sen de onlara de ki: “Bu yenilgi içinizden bir kısmının savaşla ilgili verilen emirlere uymayıp, mevzilerini terk ederek ganimet peşine düşmesi sebebi ile başınıza gelmiştir.”
Allah İslam nizam ve ahlakını yaşamak ve yaşatmak uğrunda cihat edenlere yardım eder. O, her şeyin tek ve mutlak doğrusunu bilen ve her şeye güç yetirendir.
İki ordunun karşı karşıya gelip savaştığı gün başınıza gelenler, Allah’ın yasalarının gereği olarak gerçekleşmiştir ve bununla Allah gerçek mü’minleri ortaya çıkarmıştır.
Âl-i İmran 167–168
2 ayetوَلِيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ نَافَقُواۚ وَق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا قَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَوِ ادْفَعُواۜ قَالُوا لَوْ نَعْلَمُ قِتَالًا لَاتَّبَعْنَاكُمْۜ هُمْ لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ اَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْا۪يمَانِۚ يَقُولُونَ بِاَفْوَاهِهِمْ مَا لَيْسَ ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يَكْتُمُونَۚ ١٦٧ اَلَّذ۪ينَ قَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ وَقَعَدُوا لَوْ اَطَاعُونَا مَا قُتِلُواۜ قُلْ فَادْرَؤُ۫ا عَنْ اَنْفُسِكُمُ الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ١٦٨
Mushaf
Okunuş
167Veliyaʿleme-lleẕîne nâfeḳû. veḳîle lehüm teʿâlev ḳâtilû fî sebîli-llâhi evi-dfeʿû. ḳâlû lev naʿlemü ḳitâlel lettebaʿnâküm. hüm lilküfri yevmeiẕin aḳrabü minhüm lilʾîmân. yeḳûlûne biefvâhihim mâ leyse fî ḳulûbihim. vellâhü aʿlemü bimâ yektümûn.
168Elleẕîne ḳâlû liiḫvânihim veḳaʿadû lev eṭâʿûnâ mâ ḳutilû. ḳul fedraû ʿan enfüsikümü-lmevte in küntüm ṣâdiḳîn.
Ayet 167–168
Münafıklara, “Gelin İslamî hayatı yaşamak uğrunda savaşa katılın. Yahut şehirde kalıp yaşlı, kadın ve çocukları korumak üzere savaş mevzileri oluşturup savunmada kalın” denildiğinde “Biz savaşmayı bilmeyiz, şayet bilseydik zaten size katılırdık.” derler. Onlar aslında kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylemekteler. Çünkü onlar mü’min olmaktan ziyade şirke ve küfre daha yatkın ve yakındırlar. Hâlbuki Allah onların kalplerinde olanı en iyi bilendir. İşte bunlar aynı zamanda savaşa katılıp, şehit olanlar için de “Şayet sözümüzü dinleyip bizim gibi evlerinde otursalardı, bugün ölmemiş olacaklardı” diyenlerdir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 169–171
3 ayetوَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتًاۜ بَلْ اَحْيَٓاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَۙ ١٦٩ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۙ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذ۪ينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْۙ اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۢ ١٧٠ يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَفَضْلٍۙ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُؤْمِن۪ينَۚۛ۟ ١٧١
Mushaf
Okunuş
169Velâ taḥsebenne-lleẕîne ḳutilû fî sebîli-llâhi emvâtâ. bel aḥyâün ʿinde rabbihim yürzeḳûn.
170Feriḥîne bimâ âtâhümü-llâhü min faḍlihî veyestebşirûne billeẕîne lem yelḥaḳû bihim min ḫalfihim ellâ ḫavfün ʿaleyhim velâ hüm yaḥzenûn.
171Yestebşirûne biniʿmetim mine-llâhi vefaḍliv veenne-llâhe lâ yüḍîʿu ecra-lmüʾminîn.
Ayet 169–171
Yaratılışlarının sebebi olan kurallarını Allah’ın belirlediği hayat nizamını yaşamak ve yaşatmak uğrunda cihat ederken şehit olanlar için sakın sıradan insanlara dediğiniz gibi öldürüldüler yahut öldüler demeyin, onlar kısacık dünya hayatının Allah’ın davetine uygun yaşamak için bahşedildiğine yürekten iman etmişler ve bu uğurda şehit olmuşlardı. Onlar Allah’ın nezdinde devamlı diridirler ve Rablerinin nimetleriyle ödüllendirilip şehit olmanın mutluluğunu yaşamakla birlikte, geride kalan mü’minlere de Allah’ın şehitlere lütfettiği nimetlerini müjdelemek için can atarlar.
Allah, yaratılış sebepleri uğrunda cihat edenleri en güzel nimetlerle ödüllendirir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 172–174
3 ayetاَلَّذ۪ينَ اسْتَجَابُوا لِلّٰهِ وَالرَّسُولِ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَصَابَهُمُ الْقَرْحُۜۛ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا مِنْهُمْ وَاتَّقَوْا اَجْرٌ عَظ۪يمٌۚ ١٧٢ اَلَّذ۪ينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ اِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ ا۪يمَانًاۗ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ١٧٣ فَانْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَفَضْلٍ لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُٓوءٌۙ وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَظ۪يمٍ ١٧٤
Mushaf
Okunuş
172Elleẕîne-stecâbû lillâhi verrasûli mim baʿdi mâ eṣâbehümü-lḳarḥ. lilleẕîne aḥsenû minhüm vetteḳav ecrun ʿażîm.
173Elleẕîne ḳâle lehümü-nnâsü inne-nnâse ḳad cemeʿû leküm faḫşevhüm fezâdehüm îmânâ. veḳâlû ḥasbüne-llâhü veniʿme-lvekîl.
174Fenḳalebû biniʿmetim mine-llâhi vefaḍlil lem yemseshüm sûüv vettebeʿû riḍvâne-llâh. vellâhü ẕû faḍlin ʿażîm.
Ayet 172–174
Allah’a ve Resûlüne gönülden iman eden mü’minler, savaşta mağlup olmalarına rağmen imanlarından taviz vermediler. İşte imanına böylece sarılıp, samimiyetle yollarına devam edenleri de Allah cennet nimetlerine kavuşturacaktır.
Bu mü’minlere savaştan önce münafıklar, “Düşmanlarınız size karşı büyük bir ordu hazırladı, onlardan korkun” demişlerdi. Söylenenler mü’minleri korkutmak yerine, imanlarını daha da artırmıştı. Bunu diyenlere de “Allah bize yeter, O’ndan güzel vekil mi olur?” diyerek cevap vermişlerdi.
Savaştan Allah’ın rızasını kazanmış gaziler olarak dönen mü’minlerin İslam nizam ve ahlakı uğrunda savaşarak, Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirmekten başka da bir amaçları yoktu. Allah böylesi mü’minlere karşı sınırsız ihsan sahibidir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 175
1 ayetاِنَّمَا ذٰلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ اَوْلِيَٓاءَهُۖ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٧٥
Mushaf
Okunuş
175İnnemâ ẕâlikümü-şşeyṭânü yüḫavvifü evliyâeh. felâ teḫâfûhüm veḫâfûni in küntüm müʾminîn.
Ayet 175
Ey mü’minler! Müşrik ve kâfirlerin size karşı büyük bir ordu hazırladığını söyleyerek, sizi korkutmaya çalışan, şeytanlaşmış kimselerin söylediklerinden korkmayın. Allah’a yürekten iman edenler, O’ndan başka hiç kimseden asla korkmazlar.
Âl-i İmran 176–178
3 ayetوَلَا يَحْزُنْكَ الَّذ۪ينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِۚ اِنَّهُمْ لَنْ يَضُرُّوا اللّٰهَ شَيْـًٔاۜ يُر۪يدُ اللّٰهُ اَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّا فِي الْاٰخِرَةِۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ١٧٦ اِنَّ الَّذ۪ينَ اشْتَرَوُا الْكُفْرَ بِالْا۪يمَانِ لَنْ يَضُرُّوا اللّٰهَ شَيْـًٔاۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١٧٧ وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّمَا نُمْل۪ي لَهُمْ خَيْرٌ لِاَنْفُسِهِمْۜ اِنَّمَا نُمْل۪ي لَهُمْ لِيَزْدَادُٓوا اِثْمًاۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ١٧٨
Mushaf
Okunuş
176Velâ yaḥzünke-lleẕîne yüsâriʿûne fi-lküfr. innehüm ley yeḍurrü-llâhe şeyʾâ. yürîdü-llâhü ellâ yecʿale lehüm ḥażżan fi-lʾâḫirah. velehüm ʿaẕâbün ʿażîm.
177İnne-lleẕîne-şteravu-lküfra bilʾîmâni ley yeḍurrü-llâhe şeyʾen. velehüm ʿaẕâbün elîm.
178Velâ yaḥsebenne-lleẕîne keferû ennemâ nümlî lehüm ḫayrul lienfüsihim. innemâ nümlî lehüm liyezdâdû iŝmâ. velehüm ʿaẕâbüm mühîn.
Ayet 176–178
İnkârda yarışanlar seni üzmesin. Onlar böyle yaparak Allah’a zarar veremezler. Allah onları, inkârda yarışmaları ve nankörlüklerinden dolayı âhirette cennet nimetlerinden mahrum edecek. Onlar için çok büyük bir azap vardır.
İman karşılığında küfrü satın alanlar Allah’a hiçbir zarar veremezler. Onlar için elem verici bir azap vardır. İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz zamanı günahlarını daha da çok artırmak için kullandılar ve kendilerine zarar verdiler, cehennemde korkunç bir azap onları beklemektedir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 179
1 ayetمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلٰى مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتّٰى يَم۪يزَ الْخَب۪يثَ مِنَ الطَّيِّبِۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَجْتَب۪ي مِنْ رُسُلِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۚ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا فَلَكُمْ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ ١٧٩
Mushaf
Okunuş
179Mâ kâne-llâhü liyeẕera-lmüʾminîne ʿalâ mâ entüm ʿaleyhi ḥattâ yemîze-lḫabîŝe mine-ṭṭayyib. vemâ kâne-llâhü liyuṭliʿaküm ʿale-lgaybi velâkinne-llâhe yectebî mir rusülihî mey yeşâü feâminû billâhi verusülih. vein tüʾminû vetetteḳû feleküm ecrun ʿażîm.
Ayet 179
Ey mü’minler! Allah sizleri kendilerini gizlemekte olan münafıklarla bir arada bırakmayacak. Pis olan inkârcılarla, yürekten Rabbine bağlı temiz mü’minleri birbirinden ayıracaktır.
Sizler gaybı da bil(e)mediğiniz için münafıkları kendiliğinizden tespit edemezsiniz, ancak Allah gayb ile ilgili bilmeniz gerekenleri peygamberlerine bildirerek size ulaştırır. O halde sizler de yalnızca Allah’a ve resûllerine iman edip sorumluluklarınızı yerine getirin ki Allah’ın muhteşem mükâfatlarına layık olasınız.
Âl-i İmran 180
1 ayetوَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ هُوَ خَيْرًا لَهُمْۜ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْۜ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِه۪ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلِلّٰهِ م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ۟ ١٨٠
Mushaf
Okunuş
180Velâ yaḥsebenne-lleẕîne yebḫalûne bimâ âtâhümü-llâhü min faḍlihî hüve ḫayral lehüm. bel hüve şerrul lehüm. seyüṭavveḳûne mâ beḫilû bihî yevme-lḳiyâmeh. velillâhi mîrâŝü-ssemâvâti velʾarḍ. vellâhü bimâ taʿmelûne ḫabîr.
Ayet 180
Allah’ın kendilerine dünya nimetlerinden bol bol ihsanda bulunduklarından, O’nun daveti yolunda harcamayıp da cimrilik edenler, bu tutumlarının kendileri için doğru ve hayırlı olduğunu sanmasınlar. Aksine böyle yapmaları onların aleyhinedir. Cimrilik yapıp Allah’ın daveti olan hayat nizamını yaşamak uğrunda harcamadıkları, Hesap Günü onların boyunlarına azap olarak dolanacaktır.
Gerçek şu ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin asıl sahibi Allah’tır ve sonunda hepsi gerçek sahibine dönecektir. Allah Hesap Günü herkese emanet ettiği nimetlerin kimin için, ne için ve nerede kullanıldığının hesabını soracaktır. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 181–182
2 ayetلَقَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ فَق۪يرٌ وَنَحْنُ اَغْنِيَٓاءُۢ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا وَقَتْلَهُمُ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّۙ وَنَقُولُ ذُوقُوا عَذَابَ الْحَر۪يقِ ١٨١ ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۚ ١٨٢
Mushaf
Okunuş
181Leḳad semiʿa-llâhü ḳavle-lleẕîne ḳâlû inne-llâhe feḳîruv venaḥnü agniyâʾ. senektübü mâ ḳâlû veḳatlehümü-lʾembiyâe bigayri ḥaḳḳiv veneḳûlü ẕûḳû ʿaẕâbe-lḥarîḳ.
182Ẕâlike bimâ ḳaddemet eydîküm veenne-llâhe leyse biżallâmil lilʿabîd.
Ayet 181–182
Allah, “Kim Allah’a güzel bir borç verecek?” âyeti ile alay ederek, “Allah fakirdir, biz ise zenginiz.” diyen Kitap Ehlinden olanların sözlerini de elbette duymaktadır. Onların hem bu söylediklerinin hem de peygamberleri öldürmelerinin kaydı amel defterlerinde tutulmaktadır. Hesap Günü geldiğinde onlara, “Bu söylediklerinizin ve yaptıklarınızın karşılığı olmak üzere, girin bakalım cehennemin kavurucu ateşine. Bu ellerinizle önden gönderdiklerinizden dolayıdır.” diyeceğiz. Allah kullarına zulmetmez.
Âl-i İmran 183–184
2 ayetاَلَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ اِلَيْنَٓا اَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَاْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَاْكُلُهُ النَّارُۜ قُلْ قَدْ جَٓاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْل۪ي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذ۪ي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ١٨٣ فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَٓاؤُ۫ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ١٨٤
Mushaf
Okunuş
183Elleẕîne ḳâlû inne-llâhe ʿahide ileynâ ellâ nüʾmine lirasûlin ḥattâ yeʾtiyenâ biḳurbânin teʾkülühü-nnâr. ḳul ḳad câeküm rusülüm min ḳablî bilbeyyinâti vebilleẕî ḳultüm felime ḳateltümûhüm in küntüm ṣâdiḳîn.
184Fein keẕẕebûke feḳad küẕẕibe rusülüm min ḳablike câû bilbeyyinâti vezzübüri velkitâbi-lmünîr.
Ayet 183–184
Ey Peygamber! Kitap ehlinden bir kısmı, “Allah, bize gökten indirdiği bir kurbanı ateşle pişirdiğini göstermedikçe, bir kimsenin peygamber olduğuna inanılmaması gerektiğini emretti” diyorlar. Sen bunu söyleyen o Yahudilere de ki: “Benden önce de peygamberler, bu söylediklerinizden çok daha fazla mucizelerle gelmişlerdi. Onların davetinin kabul edilmeyip bazılarının neden öldürüldüklerini bir düşünün.”
Ey Peygamber! Onlar davet olundukları gerçeği inkâra inatla devam ederlerse, bil ki ataları da kendilerine apaçık delillerle gelen peygamberlerin davetini reddetmişler, yalancılıkla suçlamışlardı.
Âl-i İmran 185
1 ayetكُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَاِنَّمَا تُوَفَّوْنَ اُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَاُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ ١٨٥
Mushaf
Okunuş
185Küllü nefsin ẕâiḳatü-lmevt. veinnemâ tüveffevne ücûraküm yevme-lḳiyâmeh. femen zuḥziḥa ʿani-nnâri veüdḫile-lcennete feḳad fâz. veme-lḥayâtü-ddünyâ illâ metâʿu-lgurûr.
Ayet 185
Unutmayın ki her canlı ölümü tadacaktır ve Hesap Günü her insan, dünya hayatında yapıp ettiklerinin karşılığını tam olarak görecektir. O Gün kim cehennemden uzaklaştırılır ve cennete konulursa, işte gerçek zaferi kazanmış ve mutluluğa kavuşmuş olur.
İyi bilin ki dünya hayatı, geçici ve aldatıcı bir metadan, hazdan ibarettir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 186
1 ayetلَتُبْلَوُنَّ ف۪ٓي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَث۪يرًاۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ ١٨٦
Mushaf
Okunuş
186Letüblevunne fî emvâliküm veenfüsiküm veletesmeʿunne mine-lleẕîne ûtü-lkitâbe min ḳabliküm vemine-lleẕîne eşrakû eẕen keŝîrâ. vein taṣbirû vetetteḳû feinne ẕâlike min ʿazmi-lʾümûr.
Ayet 186
Ey mü’minler! Gerçek şu ki, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda imtihan olunacak, imanınız konusunda sınanacaksınız. Bununla beraber kitap ehlinden ve müşriklerden çok ağır ve incitici sözler duyacak, onların saldırılarına maruz kalacaksınız. Bunlara karşı yılmadan, gevşemeden mücadelenizden taviz vermez, direnip karşı koyar, yaratılış sebebiniz olan hayat nizamınıza sıkıca sarılır, bilinçle sahiplenirseniz sonunda kazanan sizler olursunuz. Şüphesiz bu azim ve kararlılık göstermeye en çok değecek bir iştir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 187–189
3 ayetوَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُۘ فَنَبَذُوهُ وَرَٓاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِه۪ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ ١٨٧ لَا تَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ يَفْرَحُونَ بِمَٓا اَتَوْا وَيُحِبُّونَ اَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا فَلَا تَحْسَبَنَّهُمْ بِمَفَازَةٍ مِنَ الْعَذَابِۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١٨٨ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ١٨٩
Mushaf
Okunuş
187Veiẕ eḫaẕe-llâhü mîŝâḳa-lleẕîne ûtü-lkitâbe letübeyyinünnehû linnâsi velâ tektümûneh. fenebeẕûhü verâe żuhûrihim veşterav bihî ŝemenen ḳalîlâ. febiʾse mâ yeşterûn.
188Lâ taḥsebenne-lleẕîne yefraḥûne bimâ etev veyüḥibbûne ey yuḥmedû bimâ lem yefʿalû felâ taḥsebennehüm bimefâzetim mine-lʿaẕâb. velehüm ʿaẕâbün elîm.
189Velillâhi mülkü-ssemâvâti velʾarḍ. vellâhü ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Ayet 187–189
Allah geçmişte kendilerine peygamber ve kitap gönderdiklerinden söz almıştı, kendilerine kitapla bildirilenleri, peygamberlerden sonra da gizlemeyip insanlara açıklayacaklar, davete devam edeceklerdi. Fakat onlar Allah’a verdikleri bu sözlerini kulak ardı ettiler, geçici ve basit dünya menfaatlerini seçtiler. Böylece kendi zararlarına olacak çok kötü bir değiş tokuş yaptılar.
Bir taraftan bu yaptıkları yanlışları ile sevinip, yapmadıkları ile de övünürken Allah’ın azabından kurtulabileceklerini sanmasınlar. Böyleleri için çok acı bir azap hazırlanmıştır.
Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah’a aittir ve O dilediği her şeyi yapmaya kâdirdir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 190–194
5 ayetاِنَّ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِۚ ١٩٠ اَلَّذ۪ينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًاۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ١٩١ رَبَّنَٓا اِنَّكَ مَنْ تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ اَخْزَيْتَهُۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ ١٩٢ رَبَّنَٓا اِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَاد۪ي لِلْا۪يمَانِ اَنْ اٰمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَاٰمَنَّاۗ رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الْاَبْرَارِۚ ١٩٣ رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْم۪يعَادَ ١٩٤
Mushaf
Okunuş
190İnne fî ḫalḳi-ssemâvâti velʾarḍi vaḫtilâfi-lleyli vennehâri leâyâtil liüli-lʾelbâb.
191Elleẕîne yeẕkürûne-llâhe ḳiyâmev veḳuʿûdev veʿalâ cünûbihim veyetefekkerûne fî ḫalḳi-ssemâvâti velʾarḍ. rabbenâ mâ ḫalaḳte hâẕâ bâṭilâ. sübḥâneke feḳinâ ʿaẕâbe-nnâr.
192Rabbenâ inneke men tüdḫili-nnâra feḳad aḫzeyteh. vemâ liżżâlimîne min enṣâr.
193Rabbenâ innenâ semiʿnâ münâdiyey yünâdî lilʾîmâni en âminû birabbiküm feâmennâ. rabbenâ fagfir lenâ ẕünûbenâ vekeffir ʿannâ seyyiâtinâ veteveffenâ meʿa-lʾebrâr.
194Rabbenâ veâtinâ mâ veʿattenâ ʿalâ rusülike velâ tuḫzinâ yevme-lḳiyâmeh. inneke lâ tuḫlifü-lmîʿâd.
Ayet 190–194
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbirini izlemesinde ve uzayıp kısalmasında, Allah’ın ilmini, kudretini, azametini, yüceliğini gösteren deliller ve mesajlar vardır. Bunu ancak Allah’ı layıkıyla kavrayan, kavramaya çalışan temiz akıl sahipleri anlarlar.
Bu kimseler ayakta iken, otururken veya yatarken, her durumda Allah’ı düşünür ve şöyle derler: “Rabbimiz! Sen bu kâinatı ve insanları sebepsiz yaratmadın. Bizlerin yaratılış sebebimize uygun yaşama gayretimizi artır. Rabbimiz, yüce olan yalnız Sensin, bizleri cehennem azabından koru! Ey Rabbimiz! Kim cehennem ateşine girmeyi hak etmişse, artık o hor ve hakir olmuştur. Böylelerine yardım edecek kimse de yoktur. Ey Rabbimiz! Biz ‘Rabbimizin davetine iman edin’ diyen Peygamber’i işittik ve onun davetine iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, bizleri affet, kötülüklerimizi ört ve ruhlarımızı İslâm’a teslim olmuş kullarınla beraber yanına al. Peygamberlerine vaat ettiğin cenneti, cennet nimetlerini bize de nasip eyle, Kıyamet ve Hesap Günü bizi utandırma, yüzümüzü kara çıkarma, şüphesiz Sen vaadinden dönmezsin.”
İlgili ayetler
Âl-i İmran 195
1 ayetفَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ اَنّ۪ي لَٓا اُض۪يعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰىۚ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ فَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا وَاُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاُو۫ذُوا ف۪ي سَب۪يل۪ي وَقَاتَلُوا وَقُتِلُوا لَاُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ ثَوَابًا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ ١٩٥
Mushaf
Okunuş
195Festecâbe lehüm rabbühüm ennî lâ üḍîʿu ʿamele ʿâmilim minküm min ẕekerin ev ünŝâ. baʿḍuküm mim baʿḍ. felleẕîne hâcerû veuḫricû min diyârihim veûẕû fî sebîlî veḳâtelû veḳutilû leükeffiranne ʿanhüm seyyiâtihim veleüdḫilennehüm cennâtin tecrî min taḥtihe-lʾenhâr. ŝevâbem min ʿindi-llâh. vellâhü ʿindehû ḥusnü-ŝŝevâb.
Ayet 195
Allah kendisine böyle dua edenlere, şöyle icabet etti: “Sizden erkek olsun kadın olsun, her kim yapılan davet uğrunda emek harcayıp gayret gösterirse, emeklerini karşılıksız bırakmayacağım. Müşrik ve kâfirlerin zulmü sebebiyle yurtlarından çıkarılıp hicret etmek mecburiyetinde bırakılanların, işkenceye maruz kalanların, Allah yolunda savaşanların, savaşta şehit olanların günahlarını bağışlayıp içlerinden ırmaklar akan cennetlerime yerleştireceğim. Böylece onlar, Allah katında mükâfatların en güzeline kavuşacaklar.”
İlgili ayetler
Âl-i İmran 196–197
2 ayetلَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فِي الْبِلَادِۜ ١٩٦ مَتَاعٌ قَل۪يلٌ ثُمَّ مَاْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ ١٩٧
Mushaf
Okunuş
196Lâ yegurranneke teḳallübü-lleẕîne keferû fi-lbilâd.
197Metâʿun ḳalîlün ŝümme meʾvâhüm cehennem. vebiʾse-lmihâd.
Ayet 196–197
Allah’ın davetini yalan sayanların yeryüzünde zevkleri peşinde, refah içinde, diyar diyar gezip dolaşıyor olmaları sakın seni aldatıp imrendirmesin. Onlar çok kısa olan dünya hayatından bir miktar yararlandıktan sonra cehennemi yurt edinecekler.
Âl-i İmran 198
1 ayetلٰكِنِ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا نُزُلًا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ لِلْاَبْرَارِ ١٩٨
Mushaf
Okunuş
198Lâkini-lleẕîne-tteḳav rabbehüm lehüm cennâtün tecrî min taḥtihe-lʾenhâru ḫâlidîne fîhâ nüzülem min ʿindi-llâh. vemâ ʿinde-llâhi ḫayrul lilʾebrâr.
Ayet 198
Davet edildikleri İslamî hayatı yaşamak ve yaşatmak uğrunda gayret gösterenler Rableri tarafından içlerinden ırmaklar akan, emsalsiz nimetlerle donatılmış ve içlerinde devamlı kalacakları cennetlerle ödüllendirilecekler. Elbette ki cennet ve içindekiler, geçici dünya hayatının nimetlerinden, zevklerinden daha güzel ve daha hayırlıdır.
Âl-i İmran 199
1 ayetوَاِنَّ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ خَاشِع۪ينَ لِلّٰهِۙ لَا يَشْتَرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ١٩٩
Mushaf
Okunuş
199Veinne min ehli-lkitâbi lemey yüʾminü billâhi vemâ ünzile ileyküm vemâ ünzile ileyhim ḫâşiʿîne lillâhi lâ yeşterûne biâyâti-llâhi ŝemenen ḳalîlâ. ülâike lehüm ecruhüm ʿinde rabbihim. inne-llâhe serîʿu-lḥisâb.
Ayet 199
Kitap ehlinden olan kimseler içinde, size indirilen Kur’an’a ve ondan önce de atalarına indirilen kitaplarda kalmış olan gerçeklere iman edip, Peygamber’in davetine yönelenler vardır. Onlar da Allah’ın âyetlerini geçici dünya menfaatleri ile değiştirmezler, elbette böylelerinin Rableri katında mükâfatları vardır.
Unutmayın ki Allah, herkesin yaptıklarının hesabını tutar ve hak ettiği karşılığı verir.
İlgili ayetler
Âl-i İmran 200
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ٢٠٠
Mushaf
Okunuş
200Yâ eyyühe-lleẕîne âmenu-ṣbirû veṣâbirû verâbiṭû vetteḳu-llâhe leʿalleküm tüfliḥûn.
Ayet 200
Ey iman edenler! Yaratılışınızın sebebi olan hayat nizamını yaşamanıza engel olmaya çalışanların önünüze çıkaracakları zorluklara karşı yılmadan, imanınızdan taviz vermeden ve korkmadan mücadele edin. Bu konuda birbirinizle yarışın, mevzilerinizi koruyup, düşmanlarınıza karşı her zaman hazırlıklı olun ve Allah’a karşı sorumluluklarınızı yerine getirin ki mutluluğa eresiniz.
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Enfal, sonra Ahzab indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla