Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–2
2 ayetÂl-i İmran 1
Âl-i İmran 2
الٓمٓۚ ١ اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَيُّ الْقَيُّومُۙ ٢
Mushaf
Okunuş
1Elif-lâm-mîm.
2Allâhü lâ ilâhe illâ hüve-lḥayyü-lḳayyûm.
Türkçe Meal
1Elif, Lâm, Mîm.
2Allah, kendisinden başka ilah olmayandır! O, hayatın kaynağı ve dayanağıdır. Varlığı gözeten ve denetleyendir.
İlgili ayetler
Ayet 3–4
2 ayetÂl-i İmran 3
Âl-i İmran 4
نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَاَنْزَلَ التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۙ ٣ مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَاَنْزَلَ الْفُرْقَانَۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُو انْتِقَامٍ ٤
Mushaf
Okunuş
3Nezzele ʿaleyke-lkitâbe bilḥaḳḳi müṣaddiḳal limâ beyne yedeyhi veenzele-ttevrâte velʾincîl.
4Min ḳablü hüdel linnâsi veenzele-lfürḳân. inne-lleẕîne keferû biâyâti-llâhi lehüm ʿaẕâbün şedîd. vellâhü ʿazîzün ẕü-ntiḳâm.
Türkçe Meal
3Kendinden öncekileri tasdik eden hak olan bu kitabı Kuran’ı sana O indirmiştir. Tevrat’ı ve İncil’i de O indirmiştir.
4Daha önce de, insanlar için yol gösterici ve hakkı batıldan ayıran Furkan’ı O indirmişti. Allah’ın ayetlerini örtbas eden kâfirlere şiddetli bir azap vardır. Allah mutlak üstün, yüce olan ve kişiye yaptığının acısını tattırandır.
Ayet 5–6
2 ayetÂl-i İmran 5
Âl-i İmran 6
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ ٥ هُوَ الَّذ۪ي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٦
Mushaf
Okunuş
5İnne-llâhe lâ yaḫfâ ʿaleyhi şeyʾün fi-lʾarḍi velâ fi-ssemâ.
6Hüve-lleẕî yüṣavviruküm fi-lʾerḥâmi keyfe yeşâʾ. lâ ilâhe illâ hüve-lʿazîzü-lḥakîm.
Türkçe Meal
5Allah ki; O’na yerde ve gökte olanlardan hiçbir şey gizli kalmaz.
6Ana rahimlerinde size dilediği gibi şekil veren O’dur. Allahtan başka ilah yoktur. O mutlak üstün olan ve verdiği her hükmünde doğru karar verendir.
İlgili ayetler
Ayet 7
1 ayetÂl-i İmran 7
هُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَٓاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَٓاءَ تَاْو۪يلِه۪ۚ وَمَا يَعْلَمُ تَاْو۪يلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُۢ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِه۪ۙ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٧
Mushaf
Okunuş
7Hüve-lleẕî enzele ʿaleyke-lkitâbe minhü âyâtüm muḥkemâtün hünne ümmü-lkitâbi veüḫaru müteşâbihâh. feemme-lleẕîne fî ḳulûbihim zeygun feyettebiʿûne mâ teşâbehe minhü-btigâe-lfitneti vebtigâe teʾvîlih. vemâ yaʿlemü teʾvîlehû ille-llâh. verrâsiḫûne fi-lʿilmi yeḳûlûne âmennâ bihî küllüm min ʿindi rabbinâ. vemâ yeẕẕekkeru illâ ülü-lʾelbâb.
Türkçe Meal
7Bu kitabı Kuran’ı sana indiren O’dur. Bir kısmı muhkem/hüküm içeren ayetlerdir -ki bunlar kitabın özüdür- diğeri de müteşabih/benzeşen ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve bunun tevilini yapmak için bunun müteşabihinin peşine düşerler. Oysa bunun tevilini/ayetler arası bağlantıyı, Allah bilir. Bir de ilimde yüksek derece sahipleri, “Biz buna iman ettik, bunun hepsi Rabbimizin katındandır.” derler. Bunu ancak derin kavrayış sahipleri anlar.
Ayet 8–9
2 ayetÂl-i İmran 8
Âl-i İmran 9
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ٨ رَبَّنَٓا اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟ ٩
Mushaf
Okunuş
8Rabbenâ lâ tüzig ḳulûbenâ baʿde iẕ hedeytenâ veheb lenâ mil ledünke raḥmeh. inneke ente-lvehhâb.
9Rabbenâ inneke câmiʿu-nnâsi liyevmil lâ raybe fîh. inne-llâhe lâ yuḫlifü-lmîʿâd.
Türkçe Meal
8Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra, kalplerimizi kaydırma. Bize katından rahmet bahşet, şüphesiz sen bol bol verensin.
9“Rabbimiz, hakkında şüphe olmayan o günde bütün insanları toplayacak olan şüphesiz sensin. Allah, vaadinden dönmez.”
Ayet 10–11
2 ayetÂl-i İmran 10
Âl-i İmran 11
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ ١٠ كَدَاْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ١١
Mushaf
Okunuş
10İnne-lleẕîne keferû len tugniye ʿanhüm emvâlühüm velâ evlâdühüm mine-llâhi şeyʾâ. veülâike hüm veḳûdü-nnâr.
11Kedeʾbi âli firʿavne velleẕîne min ḳablihim. keẕẕebû biâyâtinâ. feeḫaẕehümü-llâhü biẕünûbihim. vellâhü şedîdü-lʿiḳâb.
Türkçe Meal
10Şüphesiz gerçeği örtbas eden kâfirlerin malları da çocukları da Allah’a karşı kendilerine zerre kadar fayda sağlamayacaktır. İşte bunlar, ateşin yakıtı olanlar.
11Onların durumu tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar ayetlerimiz karşısında yalana sarıldılar, Allah da onları günahları sebebiyle cezalandırdı. Allah’ın cezalandırması çok şiddetlidir.
İlgili ayetler
Ayet 12
1 ayetÂl-i İmran 12
قُلْ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ اِلٰى جَهَنَّمَۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ ١٢
Mushaf
Okunuş
12Ḳul lilleẕîne keferû setuglebûne vetuḥşerûne ilâ cehennem. vebiʾse-lmihâd.
Türkçe Meal
12O kâfirlere de ki, “Yakında yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü yerleşme yeridir.”
İlgili ayetler
Ayet 13
1 ayetÂl-i İmran 13
قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ ف۪ي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَاۜ فِئَةٌ تُقَاتِلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَاْيَ الْعَيْنِۜ وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ ١٣
Mushaf
Okunuş
13Ḳad kâne leküm âyetün fî fieteyni-lteḳatâ. fietün tüḳâtilü fî sebîli-llâhi veuḫrâ kâfiratüy yeravnehüm miŝleyhim raʾye-lʿayn. vellâhü yüʾeyyidü binaṣrihî mey yeşâʾ. inne fî ẕâlike leʿibratel liüli-lʾebṣâr.
Türkçe Meal
13Karşı karşıya gelen iki toplulukta, sizin için bir ibret vardır. Bunlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, diğeri ise kâfir idi. Gözleriyle onların kendilerinin iki misli olduklarını görüyorlardı. Allah, hak edeni yardımıyla güçlendirir. Bunda, basiret sahibi olanlar için gerçekten ibret vardır.
İlgili ayetler
Ayet 14–15
2 ayetÂl-i İmran 14
Âl-i İmran 15
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَٓاءِ وَالْبَن۪ينَ وَالْقَنَاط۪يرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِۜ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ ١٤ قُلْ اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِۚ ١٥
Mushaf
Okunuş
14Züyyine linnâsi ḥubbü-şşehevâti mine-nnisâi velbenîne velḳanâṭîri-lmüḳanṭarati mine-ẕẕehebi velfiḍḍati velḫayli-lmüsevvemeti velʾenʿâmi velḥarŝ. ẕâlike metâʿu-lḥayâti-ddünyâ. vellâhü ʿindehû ḥusnü-lmeâb.
15Ḳul eünebbiüküm biḫayrim min ẕâliküm. lilleẕîne-tteḳav ʿinde rabbihim cennâtün tecrî min taḥtihe-lʾenhâru ḫâlidîne fîhâ veezvâcüm müṭahherâtüv veriḍvânüm mine-llâh. vellâhü beṣîrum bilʿibâd.
Türkçe Meal
14Kadınlara, evlatlara, öbek öbek yığılmış altın ve gümüşe, besili cins atlara, davarlara ve ekinlere karşı aşırı sevgi ve tutkuyla bağlanmak insanlara cazip göründü. Oysa bütün bunlar, dünya hayatının geçici hazlarıdır. En güzel barınak Allah katında olandır.
15De ki: “Size bundan daha hayırlı olanı haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için; tertemiz eşlerin, Allah’ın rızasının olduğu ve içinde kalacakları, tabanından ırmakların çağladığı cennetler vardır. Allah, kullarını hakkıyla görendir.”
Ayet 16–17
2 ayetÂl-i İmran 16
Âl-i İmran 17
اَلَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اِنَّنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِۚ ١٦ اَلصَّابِر۪ينَ وَالصَّادِق۪ينَ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْمُنْفِق۪ينَ وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَارِ ١٧
Mushaf
Okunuş
16Elleẕîne yeḳûlûne rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ ẕünûbenâ veḳinâ ʿaẕâbe-nnâr.
17Eṣṣâbirîne veṣṣâdiḳîne velḳânitîne velmünfiḳîne velmüstagfirîne bilʾesḥâr.
Türkçe Meal
16Onlar ki şöyle derler, “Rabbimiz, biz kesin olarak iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru.”
17Onlar; zorluklara sabredenler, imanlarında sadık olanlar, gönülden boyun eğenler, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde bağışlanma dileyenlerdir.
İlgili ayetler
Ayet 18
1 ayetÂl-i İmran 18
شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ قَٓائِمًا بِالْقِسْطِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۜ ١٨
Mushaf
Okunuş
18Şehide-llâhü ennehû lâ ilâhe illâ hüve velmelâiketü veülü-lʿilmi ḳâimem bilḳisṭ. lâ ilâhe illâ hüve-lʿazîzü-lḥakîm.
Türkçe Meal
18Allah şahittir ki, ondan başka ilah yoktur. Melekler ve adaleti ayakta tutan ilim sahipleri de şahittir ki, O’ndan başka ilah yoktur. O, mutlak üstün ve yüce olan, her hükmünde doğru karar verendir.
İlgili ayetler
Ayet 19
1 ayetÂl-i İmran 19
اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ١٩
Mushaf
Okunuş
19İnne-ddîne ʿinde-llâhi-lʾislâm. veme-ḫtelefe-lleẕîne ûtü-lkitâbe illâ mim baʿdi mâ câehümü-lʿilmü bagyem beynehüm. vemey yekfür biâyâti-llâhi feinne-llâhe serîʿu-lḥisâb.
Türkçe Meal
19Allah katında geçerli tek din İslam’dır. Kendilerine kitap verilenler, Kuran bilgisi kendilerine geldikten sonra sadece aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerine inanmayarak kâfir olursa, iyi bilsin ki Allah, hesabı çok seri bir şekilde görendir.
İlgili ayetler
Ayet 20
1 ayetÂl-i İmran 20
فَاِنْ حَٓاجُّوكَ فَقُلْ اَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّٰهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِۜ وَقُلْ لِلَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْاُمِّيّ۪نَ ءَاَسْلَمْتُمْۜ فَاِنْ اَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِ۟ ٢٠
Mushaf
Okunuş
20Fein ḥâccûke feḳul eslemtü vechiye lillâhi vemeni-ttebeʿan. veḳul lilleẕîne ûtü-lkitâbe velʾümmiyyîne eeslemtüm. fein eslemû feḳadi-htedev. vein tevellev feinnemâ ʿaleyke-lbelâg. vellâhü beṣîrum bilʿibâd.
Türkçe Meal
20Eğer seninle tartışırlarsa de ki: “Ben ve bana tabi olanlarla birlikte, varlığımı Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere ve ümmilere de de ki, “Siz de teslim oldunuz mu?”. Eğer teslim oldularsa doğru yolu bulmuşlar demektir. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca tebliğdir. Allah kullarını zaten görmektedir.
İlgili ayetler
Ayet 21–22
2 ayetÂl-i İmran 21
Âl-i İmran 22
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّ۪نَ بِغَيْرِ حَقٍّۙ وَيَقْتُلُونَ الَّذ۪ينَ يَاْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِۙ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ٢١ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۘ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٢٢
Mushaf
Okunuş
21İnne-lleẕîne yekfürûne biâyâti-llâhi veyaḳtülûne-nnebiyyîne bigayri ḥaḳḳiv veyaḳtülûne-lleẕîne yeʾmürûne bilḳisṭi mine-nnâsi febeşşirhüm biʿaẕâbin elîm.
22Ülâike-lleẕîne ḥabiṭat aʿmâlühüm fi-ddünyâ velʾâḫirah. vemâ lehüm min nâṣirîn.
Türkçe Meal
21Allah’ın ayetlerine inanmak istemeyerek kâfir olanlar, nebileri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler, işte onlara acıklı bir azabı haber ver.
22İşte bunlar, dünyada yaptıkları amelleri ahirette boşa çıkanlardır. Onların yardımcısı da olmayacaktır.
Ayet 23–25
3 ayetÂl-i İmran 23
Âl-i İmran 24
Âl-i İmran 25
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يبًا مِنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ اِلٰى كِتَابِ اللّٰهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَر۪يقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ ٢٣ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍۖ وَغَرَّهُمْ ف۪ي د۪ينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٢٤ فَكَيْفَ اِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٢٥
Mushaf
Okunuş
23Elem tera ile-lleẕîne ûtû neṣîbem mine-lkitâbi yüdʿavne ilâ kitâbi-llâhi liyaḥküme beynehüm ŝümme yetevellâ ferîḳum minhüm vehüm müʿriḍûn.
24Ẕâlike biennehüm ḳâlû len temessene-nnâru illâ eyyâmem maʿdûdât. vegarrahüm fî dînihim mâ kânû yefterûn.
25Fekeyfe iẕâ cemaʿnâhüm liyevmil lâ raybe fîhi vevuffiyet küllü nefsim mâ kesebet vehüm lâ yużlemûn.
Türkçe Meal
23Kendilerine kitaptan pay verilenleri görmedin mi? Aralarında hüküm versin diye Allah’ın kitabı Kuran’a çağırılıyorlar da, sonra onlardan bir kısmı arkalarına dönüp yüz çevirip gidiyorlar.
24Bu, onların: “Ateş, bize sayılı günlerin dışında asla dokunmayacaktır." demeleri yüzündendir. Uydura geldikleri yalanlar, dinlerinde onları aldanışa sürükledi.
25Geleceğinde şüphe olmayan ve herkese kazandığının karşılığı hiçbir haksızlık yapılmadan ödeneceği o günde onları bir araya topladığımızda halleri nice olacak?
Ayet 26–27
2 ayetÂl-i İmran 26
Âl-i İmran 27
قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٢٦ تُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۘ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّۘ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٢٧
Mushaf
Okunuş
26Ḳuli-llâhümme mâlike-lmülki tüʾti-lmülke men teşâü vetenziʿu-lmülke mimmen teşâʾ. vetüʿizzü men teşâü vetüẕillü men teşâʾ. biyedike-lḫayr. inneke ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
27Tûlicü-lleyle fi-nnehâri vetûlicü-nnehâra fi-lleyl. vetuḫricü-lḥayye mine-lmeyyiti vetuḫricü-lmeyyite mine-lḥayy. veterzüḳu men teşâü bigayri ḥisâb.
Türkçe Meal
26De ki: “Ey hükümranlığın gerçek sahibi Allah’ım, mülkü çalışıp hak edene verirsin, yanlış yapandan da mülkü çekip alırsın. Hak edeni yüceltir aziz edersin, yanlış yapanı da alçaltır zelil edersin. Bütün hayır senin elindedir, şüphesiz sen her şey için bir ölçü koyan ve her şeye gücü yetensin.
27“Geceyi gündüze geçirir, (Gündüzü uzatırsın) gündüzü de geceye geçirirsin. (Geceyi uzatırsın) Ölüden diri çıkarır, diriden de ölü çıkarırsın. Gerekli çabayı gösterene de hesapsız rızık verirsin.”
Ayet 28–29
2 ayetÂl-i İmran 28
Âl-i İmran 29
لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ ف۪ي شَيْءٍ اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ٢٨ قُلْ اِنْ تُخْفُوا مَا ف۪ي صُدُورِكُمْ اَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٢٩
Mushaf
Okunuş
28Lâ yetteḫiẕi-lmüʾminûne-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmüʾminîn. vemey yefʿal ẕâlike feleyse mine-llâhi fî şeyʾin illâ en tetteḳû minhüm tüḳâh. veyüḥaẕẕirukümü-llâhü nefseh. veile-llâhi-lmeṣîr.
29Ḳul in tuḫfû mâ fî ṣudûriküm ev tübdûhü yaʿlemhü-llâh. veyaʿlemü mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍ. vellâhü ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Türkçe Meal
28Müminler, inananları bırakıp kâfirleri evliya ve müttefik edinmesinler. Kim bunu yaparsa, Allah’tan hiçbir bağlantısı kalmamıştır. Ancak, onlardan korunmak için geliştirdiğiniz bir taktik olması hariçtir. Allah, sizi kendisine karşı dikkatli olmanız için uyarıyor. Son varış Allah’adır.
29“Gönlünüzdekini gizleseniz de, açıklasanız da Allah onu bilir. O, göklerde ve yerde olan her şeyi bilir. Allah her şeye bir ölçü koyan ve her şeye gücü yetendir.”
İlgili ayetler
Ayet 30
1 ayetÂl-i İmran 30
يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًاۚۛ وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُٓوءٍۚۛ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَدًا بَع۪يدًاۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاللّٰهُ رَؤُ۫فٌ بِالْعِبَادِ۟ ٣٠
Mushaf
Okunuş
30Yevme tecidü küllü nefsim mâ ʿamilet min ḫayrim muḥḍarâ. vemâ ʿamilet min sûʾ. teveddü lev enne beynehâ vebeynehû emedem beʿîdâ. veyüḥaẕẕirukümü-llâhü nefseh. vellâhü raûfüm bilʿibâd.
Türkçe Meal
30Herkesin, yaptığı bütün iyilikleri de kötülükleri de karşısında hazır bulacağı o gün; kişi arzu edecek ki, işledikleri kötülükleri ile kendisi arasında uzun bir mesafe bulunsun. Allah, sizi kendisine karşı saygılı ve dikkatli olmanız için uyarır. Allah kullarına karşı da çok şefkatlidir.
Ayet 31–32
2 ayetÂl-i İmran 31
Âl-i İmran 32
قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُون۪ي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٣١ قُلْ اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ ٣٢
Mushaf
Okunuş
31Ḳul in küntüm tüḥibbûne-llâhe fettebiʿûnî yuḥbibkümü-llâhü veyagfir leküm ẕünûbeküm. vellâhü gafûrur raḥîm.
32Ḳul eṭîʿü-llâhe verrasûl. fein tevellev feinne-llâhe lâ yüḥibbü-lkâfirîn.
Türkçe Meal
31De ki: “Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
32De ki: “Allah’a ve Allah’ın ayetlerini tebliğ eden elçisine itaat edin!” Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah kâfirleri sevmez.
Ayet 33–34
2 ayetÂl-i İmran 33
Âl-i İmran 34
اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰٓى اٰدَمَ وَنُوحًا وَاٰلَ اِبْرٰه۪يمَ وَاٰلَ عِمْرٰنَ عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ ٣٣ ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌۚ ٣٤
Mushaf
Okunuş
33İnne-llâhe-ṣṭafâ âdeme venûḥav veâle ibrâhîme veâle ʿimrâne ʿale-lʿâlemîn.
34Ẕürriyyetem baʿḍuhâ mim baʿḍ. vellâhü semîʿun ʿalîm.
Türkçe Meal
33Allah; Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini toplumlar arasından seçti.
34Birbirinin soyundan gelen nesiller olarak, Allah hakkıyla işiten ve hakkıyla bilendir.
Ayet 35–41
7 ayetÂl-i İmran 35
Âl-i İmran 36
Âl-i İmran 37
Âl-i İmran 38
Âl-i İmran 39
Âl-i İmran 40
Âl-i İmran 41
اِذْ قَالَتِ امْرَاَتُ عِمْرٰنَ رَبِّ اِنّ۪ي نَذَرْتُ لَكَ مَا ف۪ي بَطْن۪ي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنّ۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٣٥ فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰىۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْۜ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْاُنْثٰىۚ وَاِنّ۪ي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَاِنّ۪ٓي اُع۪يذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ ٣٦ فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَاَنْبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًاۙ وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّاۜ كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَۙ وَجَدَ عِنْدَهَا رِزْقًاۚ قَالَ يَا مَرْيَمُ اَنّٰى لَكِ هٰذَاۜ قَالَتْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٣٧ هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُۚ قَالَ رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةًۚ اِنَّكَ سَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ ٣٨ فَنَادَتْهُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَٓائِمٌ يُصَلّ۪ي فِي الْمِحْرَابِۙ اَنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيٰى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٣٩ قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَاَت۪ي عَاقِرٌۜ قَالَ كَذٰلِكَ اللّٰهُ يَفْعَلُ مَا يَشَٓاءُ ٤٠ قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍ اِلَّا رَمْزًاۜ وَاذْكُرْ رَبَّكَ كَث۪يرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِيِّ وَالْاِبْكَارِ۟ ٤١
Mushaf
Okunuş
35İẕ ḳâleti-mraetü ʿimrâne rabbi innî neẕertü leke mâ fî baṭnî müḥarraran feteḳabbel minnî. inneke ente-ssemîʿu-lʿalîm.
36Felemmâ veḍaʿathâ ḳâlet rabbi innî veḍaʿtühâ ünŝâ. vellâhü aʿlemü bimâ veḍaʿat. veleyse-ẕẕekeru kelʾünŝâ. veinnî semmeytühâ meryeme veinnî üʿîẕühâ bike veẕürriyyetehâ mine-şşeyṭâni-rracîm.
37Feteḳabbelehâ rabbühâ biḳabûlin ḥaseniv veembetehâ nebâten ḥasenev vekeffelehâ zekeriyyâ. küllemâ deḫale ʿaleyhâ zekeriyye-lmiḥrâbe vecede ʿindehâ rizḳan. ḳâle yâ meryemü ennâ leki hâẕâ. ḳâlet hüve min ʿindi-llâh. inne-llâhe yerzüḳu mey yeşâü bigayri ḥisâb.
38Hünâlike deʿâ zekeriyyâ rabbeh. ḳâle rabbi heb lî mil ledünke ẕürriyyeten ṭayyibeh. inneke semîʿu-ddüʿâ.
39Fenâdethü-lmelâiketü vehüve ḳâimüy yüṣallî fi-lmiḥrâbi enne-llâhe yübeşşiruke biyaḥyâ müṣaddiḳam bikelimetim mine-llâhi veseyyidev veḥaṣûrav venebiyyem mine-ṣṣâliḥîn.
40Ḳâle rabbi ennâ yekûnü lî gulâmüv veḳad beleganiye-lkiberu vemraetî ʿâḳir. ḳâle keẕâlike-llâhü yefʿalü mâ yeşâ.
41Ḳâle rabbi-cʿal lî âyeh. ḳâle âyetüke ellâ tükellime-nnâse ŝelâŝete eyyâmin illâ ramzâ. veẕkür rabbeke keŝîrav vesebbiḥ bilʿaşiyyi velʾibkâr.
Türkçe Meal
35Hani İmran’ın hanımı demişti ki, “Rabbim karnımdakini özgür olarak sana adadım, benden kabul buyur. Şüphesiz sen, hakkıyla işiten ve hakkıyla bilensin.
36Onu doğurunca; “Rabbim, ben kız doğurdum.” dedi. Allah, onun ne doğurduğunu ve erkeğin kız gibi olmadığını elbette en iyi bilendir. “Adını Meryem koydum. Onu ve onun soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana havale ediyorum” dedi.
37Rabbi onu, büyük bir memnuniyetle kabul etti ve onu nadide bir çiçek gibi yetiştirdi. Onun bakımını da Zekeriya yüklendi. Zekeriya, ne zaman onun bulunduğu ibadet mahalline girse onun yanında farklı bir yiyecek bulurdu: “Bu sana nereden geldi?” dediğinde, Meryem şöyle cevap verirdi: “Bu, Allah katındandır.” Doğrusu Allah, hak eden kimseye hesapsız rızık bağışlar.
38Zekeriya o anda ve orada Rabbine şöyle yalvardı: “Rabbim, bana katından tertemiz bir nesil ver! Kuşkusuz sen, duayı işitensin.”
39Mihrapta namaz kılmakta iken, melekler ona seslendiler: “Allah sana, Allah’tan gelen bir kelimeyi tasdik eden, efendi, nefsine hâkim ve iyilerden bir nebi olarak Yahya’yı müjdeliyor!"
40“Rabbim, yaşlılık benim yakama yapışmışken ve hanımım da kısır iken nasıl benim bir oğlum olacak?” dedi. Allah: “İşte Allah böyledir, O dilediğini yapar!” buyurdu.
41“Rabbim, bana bir delil ver.” dedi. Allah da: “Senin delilin üç gün, insanlarla işaretle anlaşmak dışında konuşamamandır. Rabbini çokça zikret ve sabah akşam tespih et.” buyurdu.
İlgili ayetler
Ayet 42–43
2 ayetÂl-i İmran 42
Âl-i İmran 43
وَاِذْ قَالَتِ الْمَلٰٓئِكَةُ يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰيكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفٰيكِ عَلٰى نِسَٓاءِ الْعَالَم۪ينَ ٤٢ يَا مَرْيَمُ اقْنُت۪ي لِرَبِّكِ وَاسْجُد۪ي وَارْكَع۪ي مَعَ الرَّاكِع۪ينَ ٤٣
Mushaf
Okunuş
42Veiẕ ḳâleti-lmelâiketü yâ meryemü inne-llâhe-ṣṭafâki veṭahheraki vaṣṭafâki ʿalâ nisâi-lʿâlemîn.
43Yâ meryemu-ḳnütî lirabbiki vescüdî verkeʿî meʿa-rrâkiʿîn.
Türkçe Meal
42Hani bir zamanlar da melekler şöyle demişlerdi: “Ey Meryem, Allah seni seçti. Seni tertemiz etti ve bütün toplumların kadınlarına, seni seçip üstün yaptı.
43“Ey Meryem, Rabbine gönülden boyun eğ, secde et; rükû edenlerle birlikte rükû et!
Ayet 44
1 ayetÂl-i İmran 44
ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهِ اِلَيْكَۜ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يُلْقُونَ اَقْلَامَهُمْ اَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَۖ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يَخْتَصِمُونَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
44Ẕâlike min embâi-lgaybi nûḥîhi ileyk. vemâ künte ledeyhim iẕ yülḳûne aḳlâmehüm eyyühüm yekfülü meryem. vemâ künte ledeyhim iẕ yaḫteṣimûn.
Türkçe Meal
44Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’e hangisi kefil olacak diye (Kur’a için) kalemlerini suya atarken sen onların yanında değildin, konuyu tartışırlarken de yanlarında değildin.
Ayet 45–51
7 ayetÂl-i İmran 45
Âl-i İmran 46
Âl-i İmran 47
Âl-i İmran 48
Âl-i İmran 49
Âl-i İmran 50
Âl-i İmran 51
اِذْ قَالَتِ الْمَلٰٓئِكَةُ يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُۗ اِسْمُهُ الْمَس۪يحُ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَج۪يهًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ ٤٥ وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَمِنَ الصَّالِح۪ينَ ٤٦ قَالَتْ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌۜ قَالَ كَذٰلِكِ اللّٰهُ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ اِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ٤٧ وَيُعَلِّمُهُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۚ ٤٨ وَرَسُولًا اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اَنّ۪ي قَدْ جِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْۙ اَنّ۪ٓي اَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطّ۪ينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ فَاَنْفُخُ ف۪يهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِاِذْنِ اللّٰهِۚ وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ وَاُحْيِ الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِۚ وَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَاْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَۙ ف۪ي بُيُوتِكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ ٤٩ وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَلِاُحِلَّ لَكُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِ ٥٠ اِنَّ اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ٥١
Mushaf
Okunuş
45İẕ ḳâleti-lmelâiketü yâ meryemü inne-llâhe yübeşşiruki bikelimetim minh. ismühü-lmesîḥu ʿîse-bnü meryeme vecîhen fi-ddünyâ velʾâḫirati vemine-lmüḳarrabîn.
46Veyükellimü-nnâse fi-lmehdi vekehlev vemine-ṣṣâliḥîn.
47Ḳâlet rabbi ennâ yekûnü lî veledüv velem yemsesnî beşer. ḳâle keẕâliki-llâhü yaḫlüḳu mâ yeşâʾ. iẕâ ḳaḍâ emran feinnemâ yeḳûlü lehû kün feyekûn.
48Veyüʿallimühü-lkitâbe velḥikmete vettevrâte velʾincîl.
49Verasûlen ilâ benî isrâîle ennî ḳad ciʾtüküm biâyetim mir rabbiküm ennî aḫlüḳu leküm mine-ṭṭîni keheyʾeti-ṭṭayri feenfüḫu fîhi feyekûnü ṭayram biiẕni-llâh. veübriü-lʾekmehe velʾebraṣa veuḥyi-lmevtâ biiẕni-llâh. veünebbiüküm bimâ teʾkülûne vemâ teddeḫirûne fî büyûtiküm. inne fî ẕâlike leâyetel leküm in küntüm müʾminîn.
50Vemüṣaddiḳal limâ beyne yedeyye mine-ttevrâti veliüḥille leküm baʿḍa-lleẕî ḥurrime ʿaleyküm veciʾtüküm biâyetim mir rabbiküm fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
51İnne-llâhe rabbî verabbüküm faʿbüdûh. hâẕâ ṣirâṭum müsteḳîm.
Türkçe Meal
45Melekler demişti ki: “Ey Meryem! Allah seni katından bir kelime ile müjdeliyor; Mesih Meryem oğlu İsa olacak. Dünya’da ve ahirette itibarlı, seçkin ve Allah’a yakınlardan olacak.
46“O, insanlarla beşikte iken de yetişkin biri iken de konuşacak ve o, iyilerden biri olacak.”
47Meryem, şöyle dedi: “Rabbim, bana hiçbir beşer eli dokunmamışken nasıl çocuğum olabilir?” Melek: “İşte böyle, Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasını dilediği zaman ona “Ol” der ve oluş başlar.”
48Ona kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretecektir.
49Ve Onu, İsrailoğullarına elçi olarak gönderecektir. “Ben size Rabbinizden bir ayet/mucize ile geldim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yaparım, ona üflerim. Allah’ın izniyle, hemen uçan bir kuş olur. Anadan doğma körleri, alacalıları iyi ederim; Allah’ın izniyle, ölüleri diriltirim. Yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber veririm. Eğer mümin olmuş kimseler iseniz bunda sizin için bir delil vardır.
50“Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik etmekle beraber size haram edilen şeylerin bir kısmını helal kılmak üzere, Rabbinizden bir ayetle geldim. Allah’a karşı sorumlu olun ve bana itaat edin!”
51“Şüphesiz ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir/sahibinizdir. O’na kulluk edin. İşte dosdoğru yol budur.”
İlgili ayetler
Ayet 52–53
2 ayetÂl-i İmran 52
Âl-i İmran 53
فَلَمَّٓا اَحَسَّ ع۪يسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ اَنْصَار۪ٓي اِلَى اللّٰهِۜ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِۚ اٰمَنَّا بِاللّٰهِۚ وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ ٥٢ رَبَّنَٓا اٰمَنَّا بِمَٓا اَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِد۪ينَ ٥٣
Mushaf
Okunuş
52Felemmâ eḥasse ʿîsâ minhümü-lküfra ḳâle men enṣârî ile-llâh. ḳâle-lḥavâriyyûne naḥnü enṣâru-llâh. âmennâ billâh. veşhed biennâ müslimûn.
53Rabbenâ âmennâ bimâ enzelte vettebaʿne-rrasûle fektübnâ meʿa-şşâhidîn.
Türkçe Meal
52İsa, onlardaki inançsızlığı hissedince dedi ki: “Allah yolunda kim bana yardımcı olacak?” Havariler de şöyle cevap verdiler: “Biz Allah’ın (dininin) yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, bizim Müslüman olduğumuza da şahit ol!”
53“Rabbimiz, indirdiğine inandık, Elçi’ye uyduk. Bizi şahit olanlarla beraber yaz.”
Ayet 54
1 ayetÂl-i İmran 54
وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟ ٥٤
Mushaf
Okunuş
54Vemekerû vemekera-llâh. vellâhü ḫayru-lmâkirîn.
Türkçe Meal
54Onlar tuzak kurdular, Allah da onların tuzaklarını başlarına geçirdi. Zira Allah, tuzakları bozanların en iyisidir.
İlgili ayetler
Ayet 55
1 ayetÂl-i İmran 55
اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسٰٓى اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ ٥٥
Mushaf
Okunuş
55İẕ ḳâle-llâhü yâ ʿîsâ innî müteveffîke verâfiʿuke ileyye vemüṭahhiruke mine-lleẕîne keferû vecâʿilü-lleẕîne-ttebeʿûke fevḳa-lleẕîne keferû ilâ yevmi-lḳiyâmeh. ŝümme ileyye merciʿuküm feaḥkümü beyneküm fîmâ küntüm fîhi taḫtelifûn.
Türkçe Meal
55Allah, İsa’ya dedi ki; “Ey İsa, seni vefat ettireceğim ve seni katıma öyle yücelteceğim. İnanmayanlardan seni arındıracağım. Sana tabi olanları, kıyamet gününe kadar inanmayanlara üstün tutacağım. Sonra bana döneceksiniz. Aranızda hakkında ihtilaf ettiğiniz konularda ben hüküm vereceğim.”
Ayet 56
1 ayetÂl-i İmran 56
فَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَاُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۘ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٥٦
Mushaf
Okunuş
56Feemme-lleẕîne keferû feüʿaẕẕibühüm ʿaẕâben şedîden fi-ddünyâ velʾâḫirah. vemâ lehüm min nâṣirîn.
Türkçe Meal
56O gerçeği örtbas eden kâfirleri, dünya ve ahirette şiddetli bir şekilde cezalandıracağım. Onların yardımcıları da olmayacaktır.
Ayet 57–58
2 ayetÂl-i İmran 57
Âl-i İmran 58
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّ۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَ ٥٧ ذٰلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الْاٰيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَك۪يمِ ٥٨
Mushaf
Okunuş
57Veemme-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti feyüveffîhim ücûrahüm. vellâhü lâ yüḥibbu-żżâlimîn.
58Ẕâlike netlûhü ʿaleyke mine-lʾâyâti veẕẕikri-lḥakîm.
Türkçe Meal
57Allah; iman edenlere, iyi ve güzel işler yapanlara ise eksiksiz mükâfatlarını verecektir. Allah, yanlışta ısrar eden zalimleri sevmez.
58İşte bunlar, hükümleri doğru Kuran’dan sana ilettiğimiz ayetlerdendir.
Ayet 59–63
5 ayetÂl-i İmran 59
Âl-i İmran 60
Âl-i İmran 61
Âl-i İmran 62
Âl-i İmran 63
اِنَّ مَثَلَ ع۪يسٰى عِنْدَ اللّٰهِ كَمَثَلِ اٰدَمَۜ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ٥٩ اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَ ٦٠ فَمَنْ حَٓاجَّكَ ف۪يهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ اَبْنَٓاءَنَا وَاَبْنَٓاءَكُمْ وَنِسَٓاءَنَا وَنِسَٓاءَكُمْ وَاَنْفُسَنَا وَاَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَى الْكَاذِب۪ينَ ٦١ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْقَصَصُ الْحَقُّۚ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّا اللّٰهُۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٦٢ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِالْمُفْسِد۪ينَ۟ ٦٣
Mushaf
Okunuş
59İnne meŝele ʿîsâ ʿinde-llâhi kemeŝeli âdem. ḫaleḳahû min türâbin ŝümme ḳâle lehû kün feyekûn.
60Elḥaḳḳu mir rabbike felâ teküm mine-lmümterîn.
61Femen ḥâccâke fîhi mim baʿdi mâ câeke mine-lʿilmi feḳul teʿâlev nedʿu ebnâenâ veebnâeküm venisâenâ venisâeküm veenfüsenâ veenfüseküm ŝümme nebtehil fenecʿal laʿnete-llâhi ʿale-lkâẕibîn.
62İnne hâẕâ lehüve-lḳaṣaṣu-lḥaḳḳ. vemâ min ilâhin ille-llâh. veinne-llâhe lehüve-lʿazîzü-lḥakîm.
63Fein tevellev feinne-llâhe ʿalîmüm bilmüfsidîn.
Türkçe Meal
59Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra ona, “Ol!" dedi ve hemen oluş sürecine girdi.
60Hak, Rabbinden gelen Kuran’dır. Sakın şüphe edenlerden olma!
61Sana vahyin bilgisi geldikten sonra, bu hususta seninle kim tartışacak olursa de ki: “Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendilerimizi ve kendilerinizi çağırarak toplanalım. Sonra gönülden yalvaralım da Allah’ın lanetinin, yalancıların üzerine olmasını dileyelim.”
62İşte İsa olayının gerçek hikâyesi budur. Asla Allah’tan başka ilah yoktur. Allah, mutlak üstün. Her hükmü doğru olandır.
63Ama yine de yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah bozguncuları hakkıyla bilendir.
İlgili ayetler
Ayet 64–65
2 ayetÂl-i İmran 64
Âl-i İmran 65
قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَٓاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ وَلَا نُشْرِكَ بِه۪ شَيْـًٔا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِاَنَّا مُسْلِمُونَ ٦٤ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تُحَٓاجُّونَ ف۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ وَمَٓا اُنْزِلَتِ التَّوْرٰيةُ وَالْاِنْج۪يلُ اِلَّا مِنْ بَعْدِه۪ۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ٦٥
Mushaf
Okunuş
64Ḳul yâ ehle-lkitâbi teʿâlev ilâ kelimetin sevâim beynenâ vebeyneküm ellâ naʿbüde ille-llâhe velâ nüşrike bihî şeyʾev velâ yetteḫiẕe baʿḍunâ baʿḍan erbâbem min dûni-llâh. fein tevellev feḳûlü-şhedû biennâ müslimûn.
65Yâ ehle-lkitâbi lime tüḥâccûne fî ibrâhîme vemâ ünzileti-ttevrâtü velʾincîlü illâ mim baʿdih. efelâ taʿḳilûn.
Türkçe Meal
64De ki: “Ey kitap ehli, gelin sizinle bizim aramızda ortak bir kelimede anlaşalım. Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceğimize, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacağımıza ve birbirimizi Allah ile aramıza koyup Rabler edinmeyeceğimize dair (söz verelim).” Eğer yüz çevirirlerse deyin ki: “Şahit olun ki biz, tüm varlığımızla Allah’a teslim olmuş Müslümanlarız.”
65Ey kitap ehli, İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Hâlbuki Tevrat da İncil de ondan sonra indirilmiştir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?
Ayet 66–68
3 ayetÂl-i İmran 66
Âl-i İmran 67
Âl-i İmran 68
هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ حَاجَجْتُمْ ف۪يمَا لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَٓاجُّونَ ف۪يمَا لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ٦٦ مَا كَانَ اِبْرٰه۪يمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلٰكِنْ كَانَ حَن۪يفًا مُسْلِمًاۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ٦٧ اِنَّ اَوْلَى النَّاسِ بِاِبْرٰه۪يمَ لَلَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ وَهٰذَا النَّبِيُّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِن۪ينَ ٦٨
Mushaf
Okunuş
66Hâentüm hâülâi ḥâcectüm fîmâ leküm bihî ʿilmün felime tüḥâccûne fîmâ leyse leküm bihî ʿilm. vellâhü yaʿlemü veentüm lâ taʿlemûn.
67Mâ kâne ibrâhîmü yehûdiyyev velâ naṣrâniyyev velâkin kâne ḥanîfem müslimâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.
68İnne evle-nnâsi biibrâhîme lelleẕîne-ttebeʿûhü vehâẕe-nnebiyyü velleẕîne âmenû. vellâhü veliyyü-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
66İşte siz böylesiniz; hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda haydi tartıştınız, ama bilginiz olmayan bir şey hakkında ne diye tartışıyorsunuz? Oysa Allah bilir, siz bilmezsiniz!
67İbrahim ne Yahudi’ydi ne de Hıristiyan. Fakat o hanif bir Müslüman’dı. Zira O, Allah’tan başkasına ilahlık yakıştıran müşriklerden değildi.
68Doğrusu İbrahim’e en yakın olanlar, ona uyanlarla, şu nebi ve ona iman edenlerdir. Zira Allah, müminlerin velisidir.
İlgili ayetler
Ayet 69
1 ayetÂl-i İmran 69
وَدَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْۜ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ ٦٩
Mushaf
Okunuş
69Veddeṭ ṭâifetüm min ehli-lkitâbi lev yüḍillûneküm. vemâ yüḍillûne illâ enfüsehüm vemâ yeşʿurûn.
Türkçe Meal
69Kitap ehlinden bir kısmı sizi saptırmak isterler, fakat yalnızca kendilerini saptırırlar da bunun farkına bile varmazlar.
İlgili ayetler
Ayet 70–71
2 ayetÂl-i İmran 70
Âl-i İmran 71
يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ ٧٠ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ۟ ٧١
Mushaf
Okunuş
70Yâ ehle-lkitâbi lime tekfürûne biâyâti-llâhi veentüm teşhedûn.
71Yâ ehle-lkitâbi lime telbisûne-lḥaḳḳa bilbâṭili vetektümûne-lḥaḳḳa veentüm taʿlemûn.
Türkçe Meal
70Ey kitap ehli, bizzat kendiniz şahit iken göz göre göre niçin Allah’ın ayetlerine inanmıyorsunuz?
71Ey kitap ehli, niçin hakla batılı karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?
Ayet 72–74
3 ayetÂl-i İmran 72
Âl-i İmran 73
Âl-i İmran 74
وَقَالَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اٰمِنُوا بِالَّذ۪ٓي اُنْزِلَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَجْهَ النَّهَارِ وَاكْفُرُٓوا اٰخِرَهُ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَۚ ٧٢ وَلَا تُؤْمِنُٓوا اِلَّا لِمَنْ تَبِعَ د۪ينَكُمْۜ قُلْ اِنَّ الْهُدٰى هُدَى اللّٰهِۙ اَنْ يُؤْتٰٓى اَحَدٌ مِثْلَ مَٓا اُو۫ت۪يتُمْ اَوْ يُحَٓاجُّوكُمْ عِنْدَ رَبِّكُمْۜ قُلْ اِنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِۚ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌۚ ٧٣ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ٧٤
Mushaf
Okunuş
72Veḳâleṭ ṭâifetüm min ehli-lkitâbi âminû billeẕî ünzile ʿale-lleẕîne âmenû veche-nnehâri vekfürû âḫirahû leʿallehüm yerciʿûn.
73Velâ tüʾminû illâ limen tebiʿa dîneküm. ḳul inne-lhüdâ hüde-llâhi ey yüʾtâ eḥadüm miŝle mâ ûtîtüm ev yüḥâccûküm ʿinde rabbiküm. ḳul inne-lfaḍle biyedi-llâh. yüʾtîhi mey yeşâʾ. vellâhü vâsiʿun ʿalîm.
74Yaḫteṣṣu biraḥmetihî mey yeşâʾ. vellâhü ẕü-lfaḍli-lʿażîm.
Türkçe Meal
72Kitap ehlinden bir kısmı derler ki; “İman edenlere indirilen Kuran’a günün başında inanın; sonunda inkâr edin, belki onlar da dönerler.”
73“Sizin dininize uyanlardan başkasına inanmayın.” De ki: “Doğru yol, sadece Allah’ın gösterdiği yoldur. Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına da verilmesi veya Rabbiniz katında size delil getirecekler diye mi? ” De ki: “Lütuf ve iyilik Allah’ın elindedir, onu hak edene verir. Zira Allah, rahmeti bol olan ve her şeyi bilendir.”
74Rahmetini hak edene tahsis eder. Zira Allah, büyük lütuf/ikram sahibidir.
İlgili ayetler
Ayet 75–76
2 ayetÂl-i İmran 75
Âl-i İmran 76
وَمِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ اِنْ تَاْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّه۪ٓ اِلَيْكَۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اِنْ تَاْمَنْهُ بِد۪ينَارٍ لَا يُؤَدِّه۪ٓ اِلَيْكَ اِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَٓائِمًاۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَيْسَ عَلَيْنَا فِي الْاُمِّيّ۪نَ سَب۪يلٌۚ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ٧٥ بَلٰى مَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِه۪ وَاتَّقٰى فَاِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّق۪ينَ ٧٦
Mushaf
Okunuş
75Vemin ehli-lkitâbi men in teʾmenhü biḳinṭâriy yüʾeddihî ileyk. veminhüm men in teʾmenhü bidînâril lâ yüʾeddihî ileyke illâ mâ dümte ʿaleyhi ḳâimâ. ẕâlike biennehüm ḳâlû leyse ʿaleynâ fi-lʾümmiyyîne sebîl. veyeḳûlûne ʿale-llâhi-lkeẕibe vehüm yaʿlemûn.
76Belâ men evfâ biʿahdihî vetteḳâ feinne-llâhe yüḥibbü-lmütteḳîn.
Türkçe Meal
75Kitap ehlinden kimi de vardır, kendisine bir kantar altın emanet etsen, onu sana olduğu gibi geri verecektir. Kimi de vardır ki, ona bir dinar versen, tepesine dikilmedikçe onu sana geri vermez. Bu onların; “Ümmilere karşı üzerimize bir sorumluluk yoktur.” demelerindendir. Onlar, bile bile Allah hakkında yalan söylerler.
76Evet, kim ahdini yerine getirir ve emanete riayet ederse, şüphe yok ki, Allah emanete riayet eden muttakileri sever.
İlgili ayetler
Ayet 77
1 ayetÂl-i İmran 77
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَاَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَل۪يلًا اُو۬لٰٓئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ وَلَا يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَا يُزَكّ۪يهِمْۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٧٧
Mushaf
Okunuş
77İnne-lleẕîne yeşterûne biʿahdi-llâhi veeymânihim ŝemenen ḳalîlen ülâike lâ ḫalâḳa lehüm fi-lʾâḫirati velâ yükellimühümü-llâhü velâ yenżuru ileyhim yevme-lḳiyâmeti velâ yüzekkîhim. velehüm ʿaẕâbün elîm.
Türkçe Meal
77Allah’a verdikleri ahdi ve yeminleri basit dünya menfaati için değiştirenlere gelince, onların ahirette bir nasibi olmayacaktır. Allah, kıyamet gününde onlarla konuşmayacak, onların yüzüne bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acıklı bir azap vardır.
İlgili ayetler
Ayet 78
1 ayetÂl-i İmran 78
وَاِنَّ مِنْهُمْ لَفَر۪يقًا يَلْوُ۫نَ اَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِۚ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۚ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ٧٨
Mushaf
Okunuş
78Veinne minhüm leferîḳay yelvûne elsinetehüm bilkitâbi litaḥsebûhü mine-lkitâbi vemâ hüve mine-lkitâb. veyeḳûlûne hüve min ʿindi-llâhi vemâ hüve min ʿindi-llâh. veyeḳûlûne ʿale-llâhi-lkeẕibe vehüm yaʿlemûn.
Türkçe Meal
78Onların bir kısmı, kitaptan olmadığı halde sizin kitaptan zannetmeniz için dillerini eğip bükerler. Allah’ın kitabından okuyormuş gibi yaparlar, o Allah katından olmadığı halde “Allah katındandır” derler. Bile bile Allah hakkında yalan söylerler.
Ayet 79–80
2 ayetÂl-i İmran 79
Âl-i İmran 80
مَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُؤْتِيَهُ اللّٰهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا ل۪ي مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ كُونُوا رَبَّانِيّ۪نَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَۙ ٧٩ وَلَا يَاْمُرَكُمْ اَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلٰٓئِكَةَ وَالنَّبِيّ۪نَ اَرْبَابًاۜ اَيَاْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ اِذْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ۟ ٨٠
Mushaf
Okunuş
79Mâ kâne libeşerin ey yüʾtiyehü-llâhü-lkitâbe velḥukme vennübüvvete ŝümme yeḳûle linnâsi kûnû ʿibâdel lî min dûni-llâhi velâkin kûnû rabbâniyyîne bimâ küntüm tüʿallimûne-lkitâbe vebimâ küntüm tedrusûn.
80Velâ yeʾmüraküm en tetteḫiẕü-lmelâikete vennebiyyîne erbâbâ. eyeʾmüruküm bilküfri baʿde iẕ entüm müslimûn.
Türkçe Meal
79Allah’ın kendisine kitap hikmet ve nebilik verdiği hiçbir beşerin, bütün bunlardan sonra kalkıp da insanlara: “Allah’ın yansıra bana da kulluk edin” demesi söz konusu değildir. Fakat:
-Kitabı okuyup, incelediğinize göre Rabbe kul olunuz, der.
80Ve yine o, size melekleri ve nebileri dinde kural koyucu Rabler edinmenizi de emretmez. Zira o, size Müslüman olduktan sonra, hiç kâfir olmayı emreder mi?
Ayet 81–82
2 ayetÂl-i İmran 81
Âl-i İmran 82
وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ النَّبِيّ۪نَ لَمَٓا اٰتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِه۪ وَلَتَنْصُرُنَّهُۜ قَالَ ءَاَقْرَرْتُمْ وَاَخَذْتُمْ عَلٰى ذٰلِكُمْ اِصْر۪يۜ قَالُٓوا اَقْرَرْنَاۜ قَالَ فَاشْهَدُوا وَاَنَا۬ مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ ٨١ فَمَنْ تَوَلّٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ ٨٢
Mushaf
Okunuş
81Veiẕ eḫaẕe-llâhü mîŝâḳa-nnebiyyîne lemâ âteytüküm min kitâbiv veḥikmetin ŝümme câeküm rasûlüm müṣaddiḳul limâ meʿaküm letüʾminünne bihî veletenṣurunneh. ḳâle eaḳrartüm veeḫaẕtüm ʿalâ ẕâliküm iṣrî. ḳâlû aḳrarnâ. ḳâle feşhedû veenâ meʿaküm mine-şşâhidîn.
82Femen tevellâ baʿde ẕâlike feülâike hümü-lfâsiḳûn.
Türkçe Meal
81Allah, nebilerden şu misakı/sözü almıştı; “Size, kitap ve hikmet verdikten sonra, sizin ilettiğiniz mesajı doğrulayan bir elçi gelecek olursa, ona kesinlikle iman edecek ve ona yardım edeceksiniz değil mi?” dedikten sonra; “Karar verdiniz ve size yüklediğim bu ağır yükü kabul ettiniz mi?” demişti. Onlar da, “Evet, kabul ettik” deyince Allah; “Öyleyse, buna şahit olun, ben de sizinle birlikte buna şahidim.” buyurmuştu.
82Bundan sonra verilen sözden dönenler yok mu, işte onlar, yoldan çıkan fasıkların ta kendileridir.
Ayet 83
1 ayetÂl-i İmran 83
اَفَغَيْرَ د۪ينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ وَلَهُٓ اَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ ٨٣
Mushaf
Okunuş
83Efegayra dîni-llâhi yebgûne velehû esleme men fi-ssemâvâti velʾarḍi ṭavʿav vekerhev veileyhi yürceʿûn.
Türkçe Meal
83Göklerde ve yerde ister istemez bütün akıllı varlıklar, ona teslim olmuşken ve herkes hesap için ona döndürülecek iken onlar, Allah’ın dininden başka bir hayat sistemi mi arıyorlar?
İlgili ayetler
Ayet 84
1 ayetÂl-i İmran 84
قُلْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَٓا اُنْزِلَ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى وَع۪يسٰى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْۖ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْۘ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ ٨٤
Mushaf
Okunuş
84Ḳul âmennâ billâhi vemâ ünzile ʿaleynâ vemâ ünzile ʿalâ ibrâhîme veismâʿîle veisḥâḳa veyaʿḳûbe velʾesbâṭi vemâ ûtiye mûsâ veʿîsâ vennebiyyûne mir rabbihim. lâ nüferriḳu beyne eḥadim minhüm. venaḥnü lehû müslimûn.
Türkçe Meal
84De ki: “Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene, Rablerinden Musa ve İsa’ya ve diğer nebilere verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerine tercih edip ayırım yapmayız. Çünkü biz, Allah’a teslim olup Müslüman olanlarız.”
İlgili ayetler
Ayet 85
1 ayetÂl-i İmran 85
وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪ينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُۚ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٨٥
Mushaf
Okunuş
85Vemey yebtegi gayra-lʾislâmi dînen feley yuḳbele minh. vehüve fi-lʾâḫirati mine-lḫâsirîn.
Türkçe Meal
85Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bu ondan asla kabul edilmeyecektir. O, ahirette de kesin kaybedenlerden olacaktır.
İlgili ayetler
Ayet 86–89
4 ayetÂl-i İmran 86
Âl-i İmran 87
Âl-i İmran 88
Âl-i İmran 89
كَيْفَ يَهْدِي اللّٰهُ قَوْمًا كَفَرُوا بَعْدَ ا۪يمَانِهِمْ وَشَهِدُٓوا اَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ٨٦ اُو۬لٰٓئِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ اَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَۙ ٨٧ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَۙ ٨٨ اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٨٩
Mushaf
Okunuş
86Keyfe yehdi-llâhü ḳavmen keferû baʿde îmânihim veşehidû enne-rrasûle ḥaḳḳuv vecâehümü-lbeyyinât. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.
87Ülâike cezâühüm enne ʿaleyhim laʿnete-llâhi velmelâiketi vennâsi ecmeʿîn.
88Ḫâlidîne fîhâ. lâ yüḫaffefü ʿanhümü-lʿaẕâbü velâ hüm yünżarûn.
89İlle-lleẕîne tâbû mim baʿdi ẕâlike veaṣleḥû feinne-llâhe gafûrur raḥîm.
Türkçe Meal
86İman etmelerinden ve o elçinin hak olduğuna şahit olduktan sonra, gerçeğe inanmayan kâfirleri nasıl olur da Allah doğru yola iletir? Hâlbuki kendilerine apaçık belgeler gelmişti. Zira Allah, yanlışta ısrar eden zalimleri amaçlarına ulaştırmaz.
87İşte onların cezaları; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğramalarıdır.
88Onlar, o lanette süreklidirler. Azap, onlardan asla hafifletilmez ve onların yüzüne de bakılmaz.
89Ancak, bu hatalarından sonra tövbe ile dönüş yapan ve hallerini düzeltenler müstesnadır. Allah, eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz merhamet sahibidir.
İlgili ayetler
Ayet 90
1 ayetÂl-i İmran 90
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بَعْدَ ا۪يمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الضَّٓالُّونَ ٩٠
Mushaf
Okunuş
90İnne-lleẕîne keferû baʿde îmânihim ŝümme-zdâdû küfral len tuḳbele tevbetühüm. veülâike hümu-ḍḍâllûn.
Türkçe Meal
90İmanlarından sonra kâfir olan ve kâfirliklerini artıranlar tövbe ile dönüş yapmazlarsa, işte onlar delalette olan sapkınların ta kendileridir.
Ayet 91
1 ayetÂl-i İmran 91
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْ اَحَدِهِمْ مِلْءُ الْاَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ افْتَدٰى بِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ۟ ٩١
Mushaf
Okunuş
91İnne-lleẕîne keferû vemâtû vehüm küffârun feley yuḳbele min eḥadihim milʾü-lʾarḍi ẕehebev velevi-ftedâ bihî. ülâike lehüm ʿaẕâbün elîmüv vemâ lehüm min nâṣirîn.
Türkçe Meal
91Evet, gerçeği örtbas ederek kâfir olarak ölenler, onların hiçbirinden yeryüzünü dolduracak kadar altın fidye verse dahi, asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar için acıklı bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcısı da yoktur.
Ayet 92
1 ayetÂl-i İmran 92
لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَۜ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ ٩٢
Mushaf
Okunuş
92Len tenâlü-lbirra ḥattâ tünfiḳû mimmâ tüḥibbûn. vemâ tünfiḳû min şeyʾin feinne-llâhe bihî ʿalîm.
Türkçe Meal
92Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça, iyiliğe ve gerçek dindarlığa erişemezsiniz. Her ne harcarsanız şüphesiz Allah onu bilir.
İlgili ayetler
Ayet 93–95
3 ayetÂl-i İmran 93
Âl-i İmran 94
Âl-i İmran 95
كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اِلَّا مَا حَرَّمَ اِسْرَٓاء۪يلُ عَلٰى نَفْسِه۪ مِنْ قَبْلِ اَنْ تُنَزَّلَ التَّوْرٰيةُۜ قُلْ فَاْتُوا بِالتَّوْرٰيةِ فَاتْلُوهَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٩٣ فَمَنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ٩٤ قُلْ صَدَقَ اللّٰهُ فَاتَّبِعُوا مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفًاۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ٩٥
Mushaf
Okunuş
93Küllu-ṭṭaʿâmi kâne ḥillel libenî isrâîle illâ mâ ḥarrame isrâîlü ʿalâ nefsihî min ḳabli en tünezzele-ttevrâh. ḳul feʾtû bittevrâti fetlûhâ in küntüm ṣâdiḳîn.
94Femeni-fterâ ʿale-llâhi-lkeẕibe mim baʿdi ẕâlike feülâike hümu-żżâlimûn.
95Ḳul ṣadeḳa-llâhü fettebiʿû millete ibrâhîme ḥanîfâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.
Türkçe Meal
93Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in kendine haram kıldıklarının dışında, İsrailoğullarına bütün yiyecekler helal idi. De ki: “Eğer iddianızda doğruysanız, Tevrat’ı getirip okuyun!”
94Bundan sonra kim asılsız hükümler uydurup Allah’a isnat ederse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
95De ki: “Allah doğru söylemiştir. Öyleyse, batılın her türünden yüz çevirerek İbrahim’in inanç sistemine uyun! O, Allaha ait nitelikleri başkalarına yakıştıran müşriklerden değildi.”
Ayet 96–97
2 ayetÂl-i İmran 96
Âl-i İmran 97
اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ ٩٦ ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًاۜ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلًاۜ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ ٩٧
Mushaf
Okunuş
96İnne evvele beytiv vuḍiʿa linnâsi lelleẕî bibekkete mübârakev vehüdel lilʿâlemîn.
97Fîhi âyâtüm beyyinâtüm meḳâmü ibrâhîm. vemen deḫalehû kâne âminâ. velillâhi ʿale-nnâsi ḥiccü-lbeyti meni-steṭâʿa ileyhi sebîlâ. vemen kefera feinne-llâhe ganiyyün ʿani-lʿâlemîn.
Türkçe Meal
96Yeryüzünde insanlık için inşa edilen ilk mabet, şüphesiz Mekke’deki mübarek ve toplumlar için rehber olan (Kâbe’) dir.
97Buna delalet eden işaretler orada duruyor, mesela İbrahim’in makamı hala oradadır. Oraya giren, güvendedir. İmkân bulabilenlerin beyti/Kâbe’yi haccetmesi, insanların üzerine Allah’ın hakkıdır. Kim nankörlük eder bundan kaçınırsa, Allah’ın toplumlardan hiçbirinin ibadetine ihtiyacı yoktur.
Ayet 98–99
2 ayetÂl-i İmran 98
Âl-i İmran 99
قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۗ وَاللّٰهُ شَه۪يدٌ عَلٰى مَا تَعْمَلُونَ ٩٨ قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجًا وَاَنْتُمْ شُهَدَٓاءُۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ٩٩
Mushaf
Okunuş
98Ḳul yâ ehle-lkitâbi lime tekfürûne biâyâti-llâh. vellâhü şehîdün ʿalâ mâ taʿmelûn.
99Ḳul yâ ehle-lkitâbi lime teṣuddûne ʿan sebîli-llâhi men âmene tebgûnehâ ʿivecev veentüm şühedâʾ. veme-llâhü bigâfilin ʿammâ taʿmelûn.
Türkçe Meal
98De ki: “Ey kitap ehli, Allah yaptıklarınıza şahitlik edip dururken, Allah’ın ayetlerine niye inanmıyorsunuz?”
99De ki: “Ey kitap ehli, niçin bu vahyin doğruluğuna bizzat şahit olduğunuz halde, bunu eğri büğrü göstererek bu vahye inananları Allah’ın yolundan saptırmaya çalışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınıza karşı asla duyarsız değildir.”
Ayet 100–101
2 ayetÂl-i İmran 100
Âl-i İmran 101
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تُط۪يعُوا فَر۪يقًا مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ يَرُدُّوكُمْ بَعْدَ ا۪يمَانِكُمْ كَافِر۪ينَ ١٠٠ وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَاَنْتُمْ تُتْلٰى عَلَيْكُمْ اٰيَاتُ اللّٰهِ وَف۪يكُمْ رَسُولُهُۜ وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللّٰهِ فَقَدْ هُدِيَ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ۟ ١٠١
Mushaf
Okunuş
100Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû in tüṭîʿû ferîḳam mine-lleẕîne ûtü-lkitâbe yeruddûküm baʿde îmâniküm kâfirîn.
101Vekeyfe tekfürûne veentüm tütlâ ʿaleyküm âyâtü-llâhi vefîküm rasûlüh. vemey yaʿteṣim billâhi feḳad hüdiye ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.
Türkçe Meal
100Ey iman edenler, eğer kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi küfre döndürürler.
101Allah’ın ayetleri size okunur ve üstelik onun elçisi/Kuran da aranızda bulunurken, nasıl olur da ayetlere inanmazsınız? Artık kim Allah’a sımsıkı bağlanırsa, şüphesiz O, doğru yoluna yöneltir.
İlgili ayetler
Ayet 102–103
2 ayetÂl-i İmran 102
Âl-i İmran 103
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ١٠٢ وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَانًاۚ وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَاۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ ١٠٣
Mushaf
Okunuş
102Yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-tteḳu-llâhe ḥaḳḳa tüḳâtihî velâ temûtünne illâ veentüm müslimûn.
103Vaʿteṣimû biḥabli-llâhi cemîʿav velâ teferraḳû. veẕkürû niʿmete-llâhi ʿaleyküm iẕ küntüm aʿdâen feellefe beyne ḳulûbiküm feaṣbaḥtüm biniʿmetihî iḫvânâ. veküntüm ʿalâ şefâ ḥufratim mine-nnâri feenḳaẕeküm minhâ. keẕâlike yübeyyinü-llâhü leküm âyâtihî leʿalleküm tehtedûn.
Türkçe Meal
102Ey iman edenler, Allah’a karşı gelmekten hakkıyla nasıl sakınılması gerekiyorsa öyle sakının ve Müslüman olmadan sakın öleyim demeyin.
103Ve topluca Allah’ın ipi Kuran’a sımsıkı bağlanın ve bölünüp parçalanmayın! Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Hani siz, bir zamanlar birbirinize düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırdı. O’nun bu Kuran nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Siz, bir ateş çukurunun kenarında idiniz de O, sizi oradan kurtardı. Doğru yolu bulasınız diye Allah, size ayetlerini işte böyle açıklıyor.
İlgili ayetler
Ayet 104
1 ayetÂl-i İmran 104
وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ١٠٤
Mushaf
Okunuş
104Velteküm minküm ümmetüy yedʿûne ile-lḫayri veyeʾmürûne bilmaʿrûfi veyenhevne ʿani-lmünker. veülâike hümü-lmüfliḥûn.
Türkçe Meal
104Sizden, iyi ve güzele çağıran, kötü ve çirkin olanı da engelleyen bir toplum oluşsun. İşte kurtuluşa erecekler bunlardır.
İlgili ayetler
Ayet 105
1 ayetÂl-i İmran 105
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ ١٠٥
Mushaf
Okunuş
105Velâ tekûnû kelleẕîne teferraḳû vaḫtelefû mim baʿdi mâ câehümü-lbeyyinât. veülâike lehüm ʿaẕâbün ʿażîm.
Türkçe Meal
105Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra ihtilafa düşüp, bölünüp parçalananlar gibi olmayın. İşte onlar için korkunç bir azap vardır.
Ayet 106–108
3 ayetÂl-i İmran 106
Âl-i İmran 107
Âl-i İmran 108
يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌۚ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ۠ اَكَفَرْتُمْ بَعْدَ ا۪يمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ ١٠٦ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَف۪ي رَحْمَةِ اللّٰهِۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ١٠٧ تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّۜ وَمَا اللّٰهُ يُر۪يدُ ظُلْمًا لِلْعَالَم۪ينَ ١٠٨
Mushaf
Okunuş
106Yevme tebyeḍḍu vucûhüv vetesveddü vucûhün. feemme-lleẕîne-sveddet vucûhühüm. ekefertüm baʿde îmâniküm feẕûḳu-lʿaẕâbe bimâ küntüm tekfürûn.
107Veemme-lleẕîne-byeḍḍat vucûhühüm fefî raḥmeti-llâh. hüm fîhâ ḫâlidûn.
108Tilke âyâtü-llâhi netlûhâ ʿaleyke bilḥaḳḳ. veme-llâhü yürîdü żulmel lilʿâlemîn.
Türkçe Meal
106Birtakım yüzlerin ağardığı ve birtakım yüzlerin de karardığı o günde, yüzleri kararanlara: “İmanınızdan sonra kâfir mi oldunuz? Öyleyse, küfrünüzden dolayı azabı tadın.” denilir.
107Yüzleri ağaranlar, Allah’ın rahmetindedirler ve bunlar orada kalıcıdırlar.
108İşte bu, sana gerçek bir amaç için okuduğumuz Allah’ın ayetleridir. Allah, toplumlardan hiçbirine zulmedip haksızlık yapmaz.
İlgili ayetler
Ayet 109
1 ayetÂl-i İmran 109
وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟ ١٠٩
Mushaf
Okunuş
109Velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍ. veile-llâhi türceʿu-lʾümûr.
Türkçe Meal
109Göklerde ne varsa, yerde ne varsa Allah’a aittir. Bütün iş ve oluş, önünde sonunda Allah’a döndürülür.
İlgili ayetler
Ayet 110–115
6 ayetÂl-i İmran 110
Âl-i İmran 111
Âl-i İmran 112
Âl-i İmran 113
Âl-i İmran 114
Âl-i İmran 115
كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۜ وَلَوْ اٰمَنَ اَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْۜ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَاَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ ١١٠ لَنْ يَضُرُّوكُمْ اِلَّٓا اَذًىۜ وَاِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْاَدْبَارَ۠ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ ١١١ ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ اَيْنَ مَا ثُقِفُٓوا اِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللّٰهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّۜ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ۠ ١١٢ لَيْسُوا سَوَٓاءًۜ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اُمَّةٌ قَٓائِمَةٌ يَتْلُونَ اٰيَاتِ اللّٰهِ اٰنَٓاءَ الَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ۠ ١١٣ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ١١٤ وَمَا يَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ يُكْفَرُوهُۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالْمُتَّق۪ينَ ١١٥
Mushaf
Okunuş
110Küntüm ḫayra ümmetin uḫricet linnâsi teʾmürûne bilmaʿrûfi vetenhevne ʿani-lmünkeri vetüʾminûne billâh. velev âmene ehlü-lkitâbi lekâne ḫayral lehüm. minhümü-lmüʾminûne veekŝeruhümü-lfâsiḳûn.
111Ley yeḍurrûküm illâ eẕâ. veiy yüḳâtilûküm yüvellûkümü-lʾedbâr. ŝümme lâ yünṣarûn.
112Ḍuribet ʿaleyhimü-ẕẕilletü eyne mâ ŝüḳifû illâ biḥablim mine-llâhi veḥablim mine-nnâsi vebâû bigaḍabim mine-llâhi veḍuribet ʿaleyhimü-lmeskeneh. ẕâlike biennehüm kânû yekfürûne biâyâti-llâhi veyaḳtülûne-lʾembiyâe bigayri ḥaḳḳ. ẕâlike bimâ ʿaṣav vekânû yaʿtedûn.
113Leysû sevââ. min ehli-lkitâbi ümmetün ḳâimetüy yetlûne âyâti-llâhi ânâe-lleyli vehüm yescüdûn.
114Yüʾminûne billâhi velyevmi-lʾâḫiri veyeʾmürûne bilmaʿrûfi veyenhevne ʿani-lmünkeri veyüsâriʿûne fi-lḫayrât. veülâike mine-ṣṣâliḥîn.
115Vemâ yefʿalû min ḫayrin feley yükferûh. vellâhü ʿalîmüm bilmütteḳîn.
Türkçe Meal
110Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet/toplumsunuz. İyi ve güzel olanı önerir, kötü ve çirkin olanı da engellersiniz. Allah’a inanır ve güvenirsiniz. Şayet kitap ehli de inanıp güvenseydi, elbette kendileri için iyi olurdu. İçlerinden mümin olanlar vardır. Fakat çoğunluğu yoldan çıkmış fasıktır.
111Onlar, size dille eziyetin dışında asla zarar veremeyeceklerdir. Eğer sizinle savaşırlarsa, arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da ulaşmaz.
112Onlar, Allah’a ve insanlara karşı taahhütlerine bağlanmadıkları sürece, nerede olurlarsa olsunlar aşağılanmaya ve zillet içinde yaşamaya mahkûmdurlar. Zira onlar, geçmişte Allah’ın gazabına uğradılar. Esaret, sürgün ve miskinliğe mahkûm edildiler. Bu onların, Allah’ın ayetlerine inanmamaları, nebilerini haksız yere öldürmeleri sebebiyle idi. Bütün bunlar, isyan etmeleri ve haddi aşmaları yüzünden idi.
113Onların hepsi bir değildir. Kitap ehlinden gecenin derinliklerinde kalkıp, Allah’ın ayetlerini okuyan ve secdeye kapanarak ibadet eden bir topluluk da vardır.
114Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe inanır. İyiliği emrederler, kötülüğü de yasaklarlar ve hayır işlerine koşarlar. İşte bunlar, faziletli kimselerdir.
115Bunların hayır yolunda yaptıkları işler, asla karşılıksız bırakılmayacaktır. Zira Allah, hayır işlerinde duyarlı olanları çok iyi bilmektedir.
İlgili ayetler
Ayet 116–117
2 ayetÂl-i İmran 116
Âl-i İmran 117
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ١١٦ مَثَلُ مَا يُنْفِقُونَ ف۪ي هٰذِهِ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَثَلِ ر۪يحٍ ف۪يهَا صِرٌّ اَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَاَهْلَكَتْهُۜ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّٰهُ وَلٰكِنْ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ١١٧
Mushaf
Okunuş
116İnne-lleẕîne keferû len tugniye ʿanhüm emvâlühüm velâ evlâdühüm mine-llâhi şeyʾâ. veülâike aṣḥâbü-nnâr. hüm fîhâ ḫâlidûn.
117Meŝelü mâ yünfiḳûne fî hâẕihi-lḥayâti-ddünyâ kemeŝeli rîḥin fîhâ ṣirrun eṣâbet ḥarŝe ḳavmin żalemû enfüsehüm feehleketh. vemâ żalemehümü-llâhü velâkin enfüsehüm yażlimûn.
Türkçe Meal
116Gerçekleri örtbas eden kâfirlere gelince, onların ne malları ne de evlatları, Allah’ın huzurunda hiçbir fayda vermeyecektir. Onlar, ateşi boylayacaklar ve orada kalıcıdırlar.
117Onların bu dünya hayatında iyilik namına harcadıkları şeyin örneği, kendi kendilerine yazık etmiş bir toplumun ekinine isabet edip de, onu helak eden kavurucu soğuk bir rüzgâra benzer. Oysa Allah, onlara haksızlık edip zulmetmemişti, fakat onlar kendi kendilerine yazık edip zulmediyorlardı.
Ayet 118–119
2 ayetÂl-i İmran 118
Âl-i İmran 119
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَاْلُونَكُمْ خَبَالًاۜ وَدُّوا مَا عَنِتُّمْۚ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ وَمَا تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ اَكْبَرُۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ ١١٨ هَٓا اَنْتُمْ اُو۬لَٓاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّه۪ۚ وَاِذَا لَقُوكُمْ قَالُٓوا اٰمَنَّاۗ وَاِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الْاَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِۜ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ١١٩
Mushaf
Okunuş
118Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕû biṭânetem min dûniküm lâ yeʾlûneküm ḫabâlâ. veddû mâ ʿanittüm. ḳad bedeti-lbagḍâü min efvâhihim. vemâ tuḫfî ṣudûruhüm ekber. ḳad beyyennâ lekümü-lʾâyâti in küntüm taʿḳilûn.
119Hâentüm ülâi tüḥibbûnehüm velâ yüḥibbûneküm vetüʾminûne bilkitâbi küllih. veiẕâ leḳûküm ḳâlû âmennâ. veiẕâ ḫalev ʿaḍḍû ʿaleykümü-lʾenâmile mine-lgayż. ḳul mûtû bigayżiküm. inne-llâhe ʿalîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
Türkçe Meal
118Ey iman edenler, sizinle dindaş olmayanı dost ve sırdaş edinmeyin. Zira onlar, size ellerinden gelen her türlü kötülüğü yaparlar. Sizin sıkıntıya düşmenizi arzu ederler. Kinleri ve öfkeleri ağızlarından taşmaktadır. İçlerinde gizledikleri kin ve nefret ise daha da büyüktür. Eğer aklınızı kullanıyorsanız, işte size ayetleri açıkladık.
119Siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmediği halde siz onları seviyorsunuz ve siz bütün vahiylere inanıyorsunuz. Sizinle bir araya geldiklerinde “İman ettik” derler; kendi başlarına kaldıklarında da size olan kin ve nefretlerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden kahrolup geberin! Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklanan duyguları hakkıyla bilendir.”
İlgili ayetler
Ayet 120
1 ayetÂl-i İmran 120
اِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۘ وَاِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَاۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔاۜ اِنَّ اللّٰهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ۟ ١٢٠
Mushaf
Okunuş
120İn temsesküm ḥasenetün tesüʾhüm. vein tüṣibküm seyyietüy yefraḥû bihâ. vein taṣbirû vetetteḳû lâ yeḍurruküm keydühüm şeyʾâ. inne-llâhe bimâ yaʿmelûne müḥîṭ.
Türkçe Meal
120Siz bir iyilik ve nimete kavuşacak olsanız, bu onları derinden üzer; sizin kötü bir durumla karşılaşmanız halinde ise sevince boğulurlar. Eğer sabreder ve sorumlu davranırsanız, onların plan ve tuzakları size hiçbir zarar veremez. Allah, onların yaptıkları işleri çepeçevre kuşatmıştır.
İlgili ayetler
Ayet 121–124
4 ayetÂl-i İmran 121
Âl-i İmran 122
Âl-i İmran 123
Âl-i İmran 124
وَاِذْ غَدَوْتَ مِنْ اَهْلِكَ تُبَوِّئُ الْمُؤْمِن۪ينَ مَقَاعِدَ لِلْقِتَالِۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌۙ ١٢١ اِذْ هَمَّتْ طَٓائِفَتَانِ مِنْكُمْ اَنْ تَفْشَلَاۙ وَاللّٰهُ وَلِيُّهُمَاۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ١٢٢ وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ بِبَدْرٍ وَاَنْتُمْ اَذِلَّةٌۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ١٢٣ اِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِن۪ينَ اَلَنْ يَكْفِيَكُمْ اَنْ يُمِدَّكُمْ رَبُّكُمْ بِثَلٰثَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُنْزَل۪ينَۜ ١٢٤
Mushaf
Okunuş
121Veiẕ gadevte min ehlike tübevviü-lmüʾminîne meḳâʿide lilḳitâl. vellâhü semîʿun ʿalîm.
122İẕ hemmeṭ ṭâifetâni minküm en tefşelâ vellâhü veliyyühümâ. veʿale-llâhi felyetevekkeli-lmüʾminûn.
123Veleḳad neṣarakümü-llâhü bibedriv veentüm eẕilleh. fetteḳu-llâhe leʿalleküm teşkürûn.
124İẕ teḳûlü lilmüʾminîne eley yekfiyeküm ey yümiddeküm rabbüküm biŝelâŝeti âlâfim mine-lmelâiketi münzelîn.
Türkçe Meal
121Hani sen, müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek üzere sabah evinden ayrılmıştın. Olup biten her şeyi Allah işitiyor ve biliyordu.
122İçinizden iki grup, paniğe kapılmış ve dağılmanın eşiğine gelmişti. Oysa onların yar ve yardımcısı Allah idi, müminler sadece Allah’a güvenmeliydiler.
123Hani siz daha zayıf olduğunuz halde Bedir’de, Allah size yardım etmişti. O halde Allah’a karşı sorumlu olun ki, O’na minnettarlığınızı göstermiş olursunuz.
124Hani sen Bedir savaşında müminlere şöyle diyordun: “Rabbinizin, size indirilmiş üç bin melekle yardım etmesi yetmez mi?”
İlgili ayetler
Ayet 125–127
3 ayetÂl-i İmran 125
Âl-i İmran 126
Âl-i İmran 127
بَلٰٓىۙ اِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَاْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُسَوِّم۪ينَ ١٢٥ وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِه۪ۜ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِۙ ١٢٦ لِيَقْطَعَ طَرَفًا مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَوْ يَكْبِتَهُمْ فَيَنْقَلِبُوا خَٓائِب۪ينَ ١٢٧
Mushaf
Okunuş
125Belâ in taṣbirû vetetteḳû veyeʾtûküm min fevrihim hâẕâ yümdidküm rabbüküm biḫamseti âlâfim mine-lmelâiketi müsevvimîn.
126Vemâ ceʿalehü-llâhü illâ büşrâ leküm velitaṭmeinne ḳulûbüküm bih. veme-nnaṣru illâ min ʿindi-llâhi-lʿazîzi-lḥakîm.
127Liyaḳṭaʿa ṭarafem mine-lleẕîne keferû ev yekbitehüm feyenḳalibû ḫâibîn.
Türkçe Meal
125Hatta siz sabreder, sebat eder ve sorumlu davranırsanız düşman size aniden saldırsa bile, Rabbiniz size işaretli beş bin melekle yardım edecektir.
126Allah, size bu yardımı sırf zafer müjdesi olsun ve kalpleriniz bununla huzur bulup yatışsın diye yaptı. Zira gerçek zafer ve yardım o üstün kudret sahibi ve işinde mükemmel olan Allah katındandır.
127Bu yardımı, kâfirlerden bir kısmını ortadan kaldırmak yahut onları hezimete uğratıp kaybetmiş olarak çekip gitsinler diye yaptı.
İlgili ayetler
Ayet 128
1 ayetÂl-i İmran 128
لَيْسَ لَكَ مِنَ الْاَمْرِ شَيْءٌ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَاِنَّهُمْ ظَالِمُونَ ١٢٨
Mushaf
Okunuş
128Leyse leke mine-lʾemri şeyʾün ev yetûbe ʿaleyhim ev yüʿaẕẕibehüm feinnehüm żâlimûn.
Türkçe Meal
128Sen, onların akıbeti hakkında hüküm verme yetkisinde değilsin! Allah ya onları affeder veya onları cezalandırır. Zira onlar zalim olmayı tercih etmişlerdir.
İlgili ayetler
Ayet 129
1 ayetÂl-i İmran 129
وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ١٢٩
Mushaf
Okunuş
129Velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍ. yagfiru limey yeşâü veyüʿaẕẕibü mey yeşâʾ. vellâhü gafûrur raḥîm.
Türkçe Meal
129Göklerde ne varsa, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır! O, hak edeni bağışlar, hak edeni de cezalandırır. Allah, eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz merhamet sahibidir.
İlgili ayetler
Ayet 130–132
3 ayetÂl-i İmran 130
Âl-i İmran 131
Âl-i İmran 132
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَاْكُلُوا الرِّبٰٓوا اَضْعَافًا مُضَاعَفَةًۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ ١٣٠ وَاتَّقُوا النَّارَ الَّت۪ٓي اُعِدَّتْ لِلْكَافِر۪ينَۚ ١٣١ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَۚ ١٣٢
Mushaf
Okunuş
130Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ teʾkülü-rribâ aḍʿâfem müḍâʿafeh. vetteḳu-llâhe leʿalleküm tüfliḥûn.
131Vetteḳu-nnâra-lletî üʿiddet lilkâfirîn.
132Veeṭîʿü-llâhe verrasûle leʿalleküm türḥamûn.
Türkçe Meal
130Ey iman edenler, kat kat artırarak, faize/haksız kazanca bulaşıp yemeyin. Allah’ın bu yasağına uyun ki, kurtuluşa eresiniz.
131Böylece, kâfirler için hazırlanmış olan ateşten kendinizi koruyun.
132Allah ve Allah’ın mesajlarını tebliğ eden elçisine itaat edin ki, merhamete nail olasınız.
İlgili ayetler
Ayet 133–136
4 ayetÂl-i İmran 133
Âl-i İmran 134
Âl-i İmran 135
Âl-i İmran 136
وَسَارِعُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُۙ اُعِدَّتْ لِلْمُتَّق۪ينَۙ ١٣٣ اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَالْكَاظِم۪ينَ الْغَيْظَ وَالْعَاف۪ينَ عَنِ النَّاسِۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَۚ ١٣٤ وَالَّذ۪ينَ اِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً اَوْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللّٰهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْۚ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّٰهُۖ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلٰى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ ١٣٥ اُو۬لٰٓئِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِل۪ينَۜ ١٣٦
Mushaf
Okunuş
133Vesâriʿû ilâ magfiratim mir rabbiküm vecennetin ʿarḍuhe-ssemâvâtü velʾarḍu üʿiddet lilmütteḳîn.
134Elleẕîne yünfiḳûne fi-sserrâi veḍḍarrâi velkâżimîne-lgayża velʿâfîne ʿani-nnâs. vellâhü yüḥibbü-lmuḥsinîn.
135Velleẕîne iẕâ feʿalû fâḥişeten ev żalemû enfüsehüm ẕekerü-llâhe festagferû liẕünûbihim. vemey yagfiru-ẕẕünûbe ille-llâh. velem yüṣirrû ʿalâ mâ feʿalû vehüm yaʿlemûn.
136Ülâike cezâühüm magfiratüm mir rabbihim vecennâtün tecrî min taḥtihe-lʾenhâru ḫâlidîne fîhâ. veniʿme ecru-lʿâmilîn.
Türkçe Meal
133Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, genişliği gökler ile yer kadar olan ve sorumlu davrananlar için hazırlanmış cennete koşun.
134Bunlar ki, bollukta da darlıkta da mallarını Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenen ve insanların kusurlarını bağışlayanlardır. Allah, böyle iyileri sever.
135Yine bunlar, utanç verici bir iş yaptıklarında veya kendilerine kötülük ettiklerinde, hemen Allah’ı hatırlayıp günahları için af dilerler. Zaten Allah’tan başka günahları kim bağışlayabilir ki? Ve bunlar, bile isteye günah işlemekte ısrar etmezler.
136İşte bunların ödülleri; Rablerinden bir bağışlanma ve tabanından ırmakların çağladığı cennetlerde kalmaktır. Böyle çalışıp çabalayanların ödülü ne güzeldir!
Ayet 137–138
2 ayetÂl-i İmran 137
Âl-i İmran 138
قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌۙ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ١٣٧ هٰذَا بَيَانٌ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّق۪ينَ ١٣٨
Mushaf
Okunuş
137Ḳad ḫalet min ḳabliküm sünenün fesîrû fi-lʾarḍi fenżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lmükeẕẕibîn.
138Hâẕâ beyânül linnâsi vehüdev vemevʿiżatül lilmütteḳîn.
Türkçe Meal
137Sizden önce nice hayat tarzları gelip geçmiştir. Yeryüzünde dolaşın da yalana sarılanların sonunun nasıl olduğunu görün!
138Bu Kuran, insanlar için hakikati ifade eden bir bildiridir ve sorumlu davrananlar için doğru yol rehberi ve nasihattir.
Ayet 139
1 ayetÂl-i İmran 139
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٣٩
Mushaf
Ayet 140–141
2 ayetÂl-i İmran 140
Âl-i İmran 141
اِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُۜ وَتِلْكَ الْاَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِۚ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَٓاءَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَۙ ١٤٠ وَلِيُمَحِّصَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِر۪ينَ ١٤١
Mushaf
Okunuş
140İy yemsesküm ḳarḥun feḳad messe-lḳavme ḳarḥum miŝlüh. vetilke-lʾeyyâmü nüdâvilühâ beyne-nnâs. veliyaʿleme-llâhü-lleẕîne âmenû veyetteḫiẕe minküm şühedâʾ. vellâhü lâ yüḥibbu-żżâlimîn.
141Veliyümeḥḥiṣa-llâhü-lleẕîne âmenû veyemḥaḳa-lkâfirîn.
Türkçe Meal
140Eğer (Uhud’ta) sizin canınız yandıysa, (Bedir’de de) onların da canı yanmıştı. Biz zafer ve yenilgileri insanlar arasında döndürür dururuz ki, Allah iman edenleri ortaya çıkarsın ve içinizden şahitler ve modeller oluştursun. Zira Allah, davasına ihanet edenleri sevmez.
141Bu, Allah’ın inananları arındırıp, kâfirleri mahvu perişan etmesi içindir.
Ayet 142–143
2 ayetÂl-i İmran 142
Âl-i İmran 143
اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِر۪ينَ ١٤٢ وَلَقَدْ كُنْتُمْ تَمَنَّوْنَ الْمَوْتَ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَلْقَوْهُۖ فَقَدْ رَاَيْتُمُوهُ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ۟ ١٤٣
Mushaf
Okunuş
142Em ḥasibtüm en tedḫulü-lcennete velemmâ yaʿlemi-llâhü-lleẕîne câhedû minküm veyaʿleme-ṣṣâbirîn.
143Veleḳad küntüm temennevne-lmevte min ḳabli en telḳavh. feḳad raeytümûhü veentüm tenżurûn.
Türkçe Meal
142Yoksa siz, Allah içinizden kendi yolunda cihat edenleri ve sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girebileceğinizi mi sanıyorsunuz?
143Oysa siz, ölümle yüz yüze gelmeden önce ölümü arzuluyordunuz. İşte şimdi onu gördüğünüz halde öylece bakıp duruyorsunuz.
Ayet 144
1 ayetÂl-i İmran 144
وَمَا مُحَمَّدٌ اِلَّا رَسُولٌۚ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُۜ اَفَا۬ئِنْ مَاتَ اَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْۜ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلٰى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللّٰهَ شَيْـًٔاۜ وَسَيَجْزِي اللّٰهُ الشَّاكِر۪ينَ ١٤٤
Mushaf
Okunuş
144Vemâ müḥammedün illâ rasûl. ḳad ḫalet min ḳablihi-rrusül. efeim mâte ev ḳutile-nḳalebtüm ʿalâ aʿḳâbiküm. vemey yenḳalib ʿalâ ʿaḳibeyhi feley yeḍurra-llâhe şeyʾâ. veseyeczi-llâhü-şşâkirîn.
Türkçe Meal
144Muhammed, yalnızca bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Eğer O, ölür veya öldürülürse topuklarınızın üstünde gerisin geriye dönecek misiniz? Kim topukları üzerinde geriye dönerse, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah, nimetlerin hakkını verenleri zamanı geldiğinde mutlaka ödüllendirecektir.
Ayet 145
1 ayetÂl-i İmran 145
وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تَمُوتَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًاۜ وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِه۪ مِنْهَاۚ وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الْاٰخِرَةِ نُؤْتِه۪ مِنْهَاۜ وَسَنَجْزِي الشَّاكِر۪ينَ ١٤٥
Mushaf
Okunuş
145Vemâ kâne linefsin en temûte illâ biiẕni-llâhi kitâbem müeccelâ. vemey yürid ŝevâbe-ddünyâ nüʾtihî minhâ. vemey yürid ŝevâbe-lʾâḫirati nüʾtihî minhâ. veseneczi-şşâkirîn.
Türkçe Meal
145Hiç kimse, Allah’ın izniyle yasalaşmış bir süre olmadan ölmez! Kim, şu dünyanın ödülünü isterse ona ondan veririz. Kim de ahiretin ödülünü isterse, ona da ondan veririz. Biz, şükredip nimetlerin hakkını verenleri mutlaka ödüllendiririz.
Ayet 146–148
3 ayetÂl-i İmran 146
Âl-i İmran 147
Âl-i İmran 148
وَكَاَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَۙ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَث۪يرٌۚ فَمَا وَهَنُوا لِمَٓا اَصَابَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ ١٤٦ وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا ف۪ٓي اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ ١٤٧ فَاٰتٰيهُمُ اللّٰهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْاٰخِرَةِۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟ ١٤٨
Mushaf
Okunuş
146Vekeeyyim min nebiyyin ḳâtele meʿahû ribbiyyûne keŝîr. femâ vehenû limâ eṣâbehüm fî sebîli-llâhi vemâ ḍaʿufû veme-stekânû. vellâhü yüḥibbu-ṣṣâbirîn.
147Vemâ kâne ḳavlehüm illâ en ḳâlû rabbene-gfir lenâ ẕünûbenâ veisrâfenâ fî emrinâ veŝebbit aḳdâmenâ venṣurnâ ʿale-lḳavmi-lkâfirîn.
148Feâtâhümü-llâhü ŝevâbe-ddünyâ veḥusne ŝevâbi-lʾâḫirah. vellâhü yüḥibbü-lmuḥsinîn.
Türkçe Meal
146Nice nebiler vardır ki, Rabbe adanmış kişilerle beraber savaşmışlardır. Onlar, Allah yolunda başlarına gelen musibetler sebebiyle yılgınlığa kapılmadılar gevşemediler, acziyet göstermediler ve boyun eğmediler. Allah, davasında direnip sabredenleri sever.
147Onların sözü sadece şuydu; “Rabbimiz, günahlarımızı ve haddi aşan tavırlarımızı bağışla ayaklarımızı sabit kıl, kâfirler toplumuna karşı bize yardım et!”
148Bunun ardından Allah da onlara hem bu dünya nimetinin hem de ahiret nimetinin en güzelini verdi. Allah, böyle iyilik edenleri sever.
İlgili ayetler
Ayet 149–150
2 ayetÂl-i İmran 149
Âl-i İmran 150
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تُط۪يعُوا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِر۪ينَ ١٤٩ بَلِ اللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِر۪ينَ ١٥٠
Mushaf
Okunuş
149Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû in tüṭîʿü-lleẕîne keferû yeruddûküm ʿalâ aʿḳâbiküm fetenḳalibû ḫâsirîn.
150Beli-llâhü mevlâküm. vehüve ḫayru-nnâṣirîn.
Türkçe Meal
149Ey İman edenler! Eğer Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirlere uyarsanız; onlar sizi ökçelerinizin üzerine gerisin geri döndürürler de işte o zaman temelli kaybedenlerden olursunuz.
150Hayır sizin gerçek mevlanız sadece Allah’tır. O, yardım edenlerin en iyisidir.
Ayet 151
1 ayetÂl-i İmran 151
سَنُلْق۪ي ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ بِمَٓا اَشْرَكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَانًاۚ وَمَاْوٰيهُمُ النَّارُۜ وَبِئْسَ مَثْوَى الظَّالِم۪ينَ ١٥١
Mushaf
Okunuş
151Senülḳî fî ḳulûbi-lleẕîne keferü-rruʿbe bimâ eşrakû billâhi mâ lem yünezzil bihî sülṭânâ. vemeʾvâhümü-nnâr. vebiʾse meŝve-żżâlimîn.
Türkçe Meal
151Hakkında hiçbir delil ve belge indirmediği şeyi, Allah’a ortak koştukları için kâfirlerin kalbine korku salacağız. Onların varacağı yer ateştir, ne berbattır şirk koşan zalimlerin barınağı.
Ayet 152–154
3 ayetÂl-i İmran 152
Âl-i İmran 153
Âl-i İmran 154
وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِه۪ۚ حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ مِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْۚ وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ ١٥٢ اِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُ۫نَ عَلٰٓى اَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ ف۪ٓي اُخْرٰيكُمْ فَاَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَٓا اَصَابَكُمْۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ١٥٣ ثُمَّ اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ اَمَنَةً نُعَاسًا يَغْشٰى طَٓائِفَةً مِنْكُمْۙ وَطَٓائِفَةٌ قَدْ اَهَمَّتْهُمْ اَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِۜ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ مِنْ شَيْءٍۜ قُلْ اِنَّ الْاَمْرَ كُلَّهُ لِلّٰهِۜ يُخْفُونَ ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ مَا لَا يُبْدُونَ لَكَۜ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ شَيْءٌ مَا قُتِلْنَا هٰهُنَاۜ قُلْ لَوْ كُنْتُمْ ف۪ي بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذ۪ينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ اِلٰى مَضَاجِعِهِمْۚ وَلِيَبْتَلِيَ اللّٰهُ مَا ف۪ي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا ف۪ي قُلُوبِكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ١٥٤
Mushaf
Okunuş
152Veleḳad ṣadeḳakümü-llâhü vaʿdehû iẕ teḥussûnehüm biiẕnih. ḥattâ iẕâ feşiltüm vetenâzaʿtüm fi-lʾemri veʿaṣaytüm mim baʿdi mâ erâküm mâ tüḥibbûn. minküm mey yürîdü-ddünyâ veminküm mey yürîdü-lʾâḫirah. ŝümme ṣarafeküm ʿanhüm liyebteliyeküm. veleḳad ʿafâ ʿanküm. vellâhü ẕû faḍlin ʿale-lmüʾminîn.
153İẕ tuṣʿidûne velâ telvûne ʿalâ eḥadiv verrasûlü yedʿûküm fî uḫrâküm feeŝâbeküm gammem bigammil likeylâ taḥzenû ʿalâ mâ fâteküm velâ mâ eṣâbeküm. vellâhü ḫabîrum bimâ taʿmelûn.
154Ŝümme enzele ʿaleyküm mim baʿdi-lgammi emeneten nüʿâsey yagşâ ṭâifetem minküm veṭâifetün ḳad ehemmethüm enfüsühüm yeżunnûne billâhi gayra-lḥaḳḳi żanne-lcâhiliyyeh. yeḳûlûne hel lenâ min-lʾemri min şeyʾ. ḳul inne-lʾemra küllehû lillâh. yuḫfûne fî enfüsihim mâ lâ yübdûne lek. yeḳûlûne lev kâne lenâ mine-lʾemri şeyʾüm mâ ḳutilnâ hâhünâ. ḳul lev küntüm fî büyûtiküm leberaze-lleẕîne kütibe ʿaleyhimü-lḳatlü ilâ meḍâciʿihim. veliyebteliye-llâhü mâ fî ṣudûriküm veliyümeḥḥiṣa mâ fî ḳulûbiküm. vellâhü ʿalîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
Türkçe Meal
152Doğrusu Allah, size verdiği zafer vaadini tuttu. Zira O’nun izniyle onların kökünü kazıyordunuz, arzuladığınız zaferi size tam göstermişti ki gevşeyip O’nun, emri konusunda tartıştınız ve itaatsizlik ettiniz. Sizden kiminiz ganimet peşinde koşuyor, kiminiz de ahireti isteyerek çarpışıyordu; sonra size ders olsun diye onların karşısında bozgunu yaşattı, buna rağmen Allah itaatsizlik suçunuzu da affetmiştir. Çünkü Allah, müminlere karşı yardım ve af konusunda çok cömerttir.
153O zaman da siz, can havliyle arkanıza dahi bakmadan tepelere doğru kaçışıyor, elçi de arkanızdan sizi çağırdığı halde kimseye dönüp bakamıyordunuz. Allah, size öyle bir keder ve üzüntü yaşattı ki ne elde ettiğinize sevinebildiniz ne de kaybettiğinize üzülebildiniz. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
154Sonra, o derin üzüntünün ardından size bir güven duygusu verdi ve içinizden bir kısmınıza uyku gibi saran bir sükûnet bahşetti. Canlarının derdine düşmüş bir grup da, cahiliye devri düşüncesine benzer bir düşünce ile Allah hakkında gerçek dışı düşüncelere dalmışlar ve diyorlardı ki; “Bu savaş kararında bizim bir yetkimiz var mı ki?” Onlara de ki: “Bütün yetki ve karar yalnızca Allah’a aittir.” Sana açıklamadıkları gerçek duygularını içlerinde gizliyor ve şöyle diyorlardı: “Savaş kararında bir yetkimiz olsaydı, bugün burada boş yere can vermezdik.” De ki: “Siz evlerinizde bile olsanız, ölümü takdir edilmiş olanlar yıkılacakları yere kadar giderlerdi. Bu, olup biten her şey Allah’ın yüreklerinizdeki imanı sınaması ve kalplerinizde olan kuşkuları arındırması için bir vesileydi. Zira Allah, gönüllerin özünü hakkıyla bilendir.”
Ayet 155
1 ayetÂl-i İmran 155
اِنَّ الَّذ۪ينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِۙ اِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُواۚ وَلَقَدْ عَفَا اللّٰهُ عَنْهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ حَل۪يمٌ۟ ١٥٥
Mushaf
Okunuş
155İnne-lleẕîne tevellev minküm yevme-lteḳe-lcemʿâni inneme-stezellehümü-şşeyṭânü bibaʿḍi mâ kesebû. veleḳad ʿafe-llâhü ʿanhüm. inne-llâhe gafûrun ḥalîm.
Türkçe Meal
155İki topluluğun karşılaştığı o gün, içinizden kaçanlar var ya, şeytan sırf kendi yanlışları yüzünden onların ayağını kaydırdı. Yine de Allah, onları bağışladı. Zira Allah, çok bağışlayandır ve hemen cezalandırmayandır.
İlgili ayetler
Ayet 156
1 ayetÂl-i İmran 156
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ اِذَا ضَرَبُوا فِي الْاَرْضِ اَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُواۚ لِيَجْعَلَ اللّٰهُ ذٰلِكَ حَسْرَةً ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ١٥٦
Mushaf
Okunuş
156Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tekûnû kelleẕîne keferû veḳâlû liiḫvânihim iẕâ ḍarabû fi-lʾarḍi ev kânû guzzel lev kânû ʿindenâ mâ mâtû vemâ ḳutilû. liyecʿale-llâhü ẕâlike ḥasraten fî ḳulûbihim. vellâhü yuḥyî veyümît. vellâhü bimâ taʿmelûne beṣîr.
Türkçe Meal
156Ey iman edenler! Sakın ha sefere çıkan veya savaşa katılan akrabaları için “Yanımızda kalsalardı ne ölür ne de öldürülürlerdi” diyen kâfirler gibi olmayın. Allah, bunu onların yüreklerinde derin bir sızı ve yakıp kavuran bir hasrete dönüştürmüştür. Canı veren de Allah’tır alan da. Allah, yaptığınız her şeyi görendir.
Ayet 157–158
2 ayetÂl-i İmran 157
Âl-i İmran 158
وَلَئِنْ قُتِلْتُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ ١٥٧ وَلَئِنْ مُتُّمْ اَوْ قُتِلْتُمْ لَاِلَى اللّٰهِ تُحْشَرُونَ ١٥٨
Mushaf
Okunuş
157Velein ḳutiltüm fî sebîli-llâhi ev müttüm lemagfiratüm mine-llâhi veraḥmetün ḫayrum mimmâ yecmeʿûn.
158Veleim müttüm ev ḳutiltüm leile-llâhi tuḥşerûn.
Türkçe Meal
157Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’tan gelecek bir bağışlama ve rahmet onların topladıkları dünyalıklardan daha hayırlıdır.
158Ölseniz de öldürülseniz de nihayetinde, Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.
Ayet 159
1 ayetÂl-i İmran 159
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَل۪يظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَۖ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْاَمْرِۚ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ ١٥٩
Mushaf
Okunuş
159Febimâ raḥmetim mine-llâhi linte lehüm. velev künte feżżan galîża-lḳalbi lenfeḍḍû min ḥavlik. faʿfü ʿanhüm vestagfir lehüm veşâvirhüm fi-lʾemr. feiẕâ ʿazemte fetevekkel ʿale-llâh. inne-llâhe yüḥibbü-lmütevekkilîn.
Türkçe Meal
159Sen, Allah’ın sana lütfettiği şefkat ve merhamet sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer sert ve kırıcı davranmış olsaydın, elbette etrafından dağılıp giderlerdi. Onları affet ve onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Ve yönetim işinde onlarla istişare et, karar verdiğinde de yalnızca Allah’a güven. Allah, kendisine güvenenleri sever.
İlgili ayetler
Ayet 160
1 ayetÂl-i İmran 160
اِنْ يَنْصُرْكُمُ اللّٰهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْۚ وَاِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذ۪ي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ١٦٠
Mushaf
Okunuş
160İy yenṣurkümü-llâhü felâ gâlibe leküm. veiy yaḫẕülküm femen ẕe-lleẕî yenṣuruküm mim baʿdih. veʿale-llâhi felyetevekkeli-lmüʾminûn.
Türkçe Meal
160Allah yardım ederse size, galip gelemez hiç kimse size. Eğer sizi yardımından mahrum ederse, bundan sonra kim yardım edecek size? Öyleyse müminler, yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.
İlgili ayetler
Ayet 161–163
3 ayetÂl-i İmran 161
Âl-i İmran 162
Âl-i İmran 163
وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ اَنْ يَغُلَّۜ وَمَنْ يَغْلُلْ يَاْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۚ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ١٦١ اَفَمَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَ اللّٰهِ كَمَنْ بَٓاءَ بِسَخَطٍ مِنَ اللّٰهِ وَمَاْوٰيهُ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ١٦٢ هُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ۟ ١٦٣
Mushaf
Okunuş
161Vemâ kâne linebiyyin ey yegull. vemey yaglül yeʾti bimâ galle yevme-lḳiyâmeh. ŝümme tüveffâ küllü nefsim mâ kesebet vehüm lâ yużlemûn.
162Efemeni-ttebeʿa riḍvâne-llâhi kemem bâe biseḫaṭim mine-llâhi vemeʾvâhü cehennem. vebiʾse-lmeṣîr.
163Hüm deracâtün ʿinde-llâh. vellâhü beṣîrum bimâ yaʿmelûn.
Türkçe Meal
161Bir nebinin, ganimet malına hıyanet etmesi söz konusu değildir. Kaldı ki, kim hıyanet ederse, kıyamet günü hıyanet ettiği mal ile beraber gelir. Sonra herkes yaptığının karşılığını tastamam alacak ve onlar haksızlığa uğratılmayacaktır.
162Hiç Allah’ın rızasını kazanan kimse ile Allah’ın gazabına uğrayan kişi bir olur mu? Onun yeri cehennemdir. Orası ne kötü bir son duraktır.
163Bunların dereceleri, Allah katında elbette farklıdır. Allah, onların yapıp ettiklerini görmektedir.
İlgili ayetler
Ayet 164
1 ayetÂl-i İmran 164
لَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ اِذْ بَعَثَ ف۪يهِمْ رَسُولًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِه۪ وَيُزَكّ۪يهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَۚ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ١٦٤
Mushaf
Okunuş
164Leḳad menne-llâhü ʿale-lmüʾminîne iẕ beʿaŝe fîhim rasûlem min enfüsihim yetlû ʿaleyhim âyâtihî veyüzekkîhim veyüʿallimühümü-lkitâbe velḥikmeh. vein kânû min ḳablü lefî ḍalâlim mübîn.
Türkçe Meal
164Allah, müminlere kendi içlerinden, onlara Allah’ın ayetlerini okuyan, şirk ve küfür pisliklerinden arındıran kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi göndermekle büyük iyilikte bulunmuştur, oysa onlar bundan önce apaçık bir sapkınlık içindeydiler.
İlgili ayetler
Ayet 165–166
2 ayetÂl-i İmran 165
Âl-i İmran 166
اَوَلَمَّٓا اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَاۙ قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَاۜ قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١٦٥ وَمَٓا اَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ فَبِاِذْنِ اللّٰهِ وَلِيَعْلَمَ الْمُؤْمِن۪ينَۙ ١٦٦
Mushaf
Okunuş
165Evelemmâ eṣâbetküm müṣîbetün ḳad eṣabtüm miŝleyhâ ḳultüm ennâ hâẕâ. ḳul hüve min ʿindi enfüsiküm. inne-llâhe ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
166Vemâ eṣâbeküm yevme-lteḳe-lcemʿâni febiiẕni-llâhi veliyaʿleme-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
165(Bedir’de) Düşmanlarınıza acının iki katını tattırdığınız halde, (Uhud’da) mağlubiyetin acısını tattığınızda bu başımıza nereden geldi mi diyorsunuz? De ki: “Bu yenilgi sizin yaptıklarınızdan dolayıdır, Zira Allah her şey için bir ölçü koyandır.”
166İki ordunun çarpıştığı o gün başınıza gelen mağlubiyet müminleri belirlemek için Allah’ın izni ile gerçekleşmiştir.
Ayet 167–168
2 ayetÂl-i İmran 167
Âl-i İmran 168
وَلِيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ نَافَقُواۚ وَق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا قَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَوِ ادْفَعُواۜ قَالُوا لَوْ نَعْلَمُ قِتَالًا لَاتَّبَعْنَاكُمْۜ هُمْ لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ اَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْا۪يمَانِۚ يَقُولُونَ بِاَفْوَاهِهِمْ مَا لَيْسَ ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يَكْتُمُونَۚ ١٦٧ اَلَّذ۪ينَ قَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ وَقَعَدُوا لَوْ اَطَاعُونَا مَا قُتِلُواۜ قُلْ فَادْرَؤُ۫ا عَنْ اَنْفُسِكُمُ الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ١٦٨
Mushaf
Okunuş
167Veliyaʿleme-lleẕîne nâfeḳû. veḳîle lehüm teʿâlev ḳâtilû fî sebîli-llâhi evi-dfeʿû. ḳâlû lev naʿlemü ḳitâlel lettebaʿnâküm. hüm lilküfri yevmeiẕin aḳrabü minhüm lilʾîmân. yeḳûlûne biefvâhihim mâ leyse fî ḳulûbihim. vellâhü aʿlemü bimâ yektümûn.
168Elleẕîne ḳâlû liiḫvânihim veḳaʿadû lev eṭâʿûnâ mâ ḳutilû. ḳul fedraû ʿan enfüsikümü-lmevte in küntüm ṣâdiḳîn.
Türkçe Meal
167Ve kendilerine, gelin Allah yolunda savaşın veya savunma hattında yer alın denildiğinde, “Eğer savaşmasını bilseydik elbette size katılırdık’’ diyen ikiyüzlü münafıkları belirlemek içindir. Onlar bugün, imandan daha çok küfre yakındılar, kalplerinde olmayan şeyleri ağızlarıyla söylüyorlar, Allah ise onların gizlediklerini çok iyi bilmektedir.”
168“Savaşa katılmayıp evlerinde oturanlar, savaşa katılan kardeşlerine, bizi dinleselerdi şimdi öldürülmüş olmayacaklardı.” Dediler. De ki; “Haydi sözünüzde doğruysanız başınıza geldiğinde ölümü kendinizden savın.”
İlgili ayetler
Ayet 169–171
3 ayetÂl-i İmran 169
Âl-i İmran 170
Âl-i İmran 171
وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتًاۜ بَلْ اَحْيَٓاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَۙ ١٦٩ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۙ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذ۪ينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْۙ اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۢ ١٧٠ يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَفَضْلٍۙ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُؤْمِن۪ينَۚۛ۟ ١٧١
Mushaf
Okunuş
169Velâ taḥsebenne-lleẕîne ḳutilû fî sebîli-llâhi emvâtâ. bel aḥyâün ʿinde rabbihim yürzeḳûn.
170Feriḥîne bimâ âtâhümü-llâhü min faḍlihî veyestebşirûne billeẕîne lem yelḥaḳû bihim min ḫalfihim ellâ ḫavfün ʿaleyhim velâ hüm yaḥzenûn.
171Yestebşirûne biniʿmetim mine-llâhi vefaḍliv veenne-llâhe lâ yüḍîʿu ecra-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
169Ve Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın aksine onlar, Rablerinin katında diridirler ve rızıklandırılmaktadırlar.
170Ve onlar, Allah’ın lütfu ile kendilerine verdiği mükâfatın sevincini yaşamaktadırlar, arkalarından kendilerine henüz yetişmemiş kardeşlerine, onlar için herhangi bir korkunun olmadığını ve hiçbir şekilde üzülmeyeceklerini de müjdelemek isterler.
171Ve bunlar, Allah’ın nimeti ve lütfu ile Allah’ın inananların ödülünü zayi etmeyeceğini de müjdelemek isterler.
İlgili ayetler
Ayet 172–174
3 ayetÂl-i İmran 172
Âl-i İmran 173
Âl-i İmran 174
اَلَّذ۪ينَ اسْتَجَابُوا لِلّٰهِ وَالرَّسُولِ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَصَابَهُمُ الْقَرْحُۜۛ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا مِنْهُمْ وَاتَّقَوْا اَجْرٌ عَظ۪يمٌۚ ١٧٢ اَلَّذ۪ينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ اِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ ا۪يمَانًاۗ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ١٧٣ فَانْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَفَضْلٍ لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُٓوءٌۙ وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَظ۪يمٍ ١٧٤
Mushaf
Okunuş
172Elleẕîne-stecâbû lillâhi verrasûli mim baʿdi mâ eṣâbehümü-lḳarḥ. lilleẕîne aḥsenû minhüm vetteḳav ecrun ʿażîm.
173Elleẕîne ḳâle lehümü-nnâsü inne-nnâse ḳad cemeʿû leküm faḫşevhüm fezâdehüm îmânâ. veḳâlû ḥasbüne-llâhü veniʿme-lvekîl.
174Fenḳalebû biniʿmetim mine-llâhi vefaḍlil lem yemseshüm sûüv vettebeʿû riḍvâne-llâh. vellâhü ẕû faḍlin ʿażîm.
Türkçe Meal
172Onlar kendilerine isabet eden büyük acı ve yaradan sonra Allah’ın ve Allah’ın mesajlarını tebliğ eden elçisinin çağrısına icabet edenlerdir. Onlardan iyilik eden ve sorumlu davrananlar için büyük bir ödül vardır.
173Ve yine onlar ki, bazı kimseler onlara: “Bilin ki düşmanlarınız size saldırmak için ordu hazırladılar onlardan korkun!” Dediklerinde, işte bu onların imanlarını artırmış ve şöyle demişlerdi: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.”
174O müminler Allah’ın esirgemesi ve nimeti ile hiçbir zarar görmeden yurtlarına döndüler. Ve Allah’ın rızasını kazandılar. Allah muhteşem bir ikram sahibidir.
İlgili ayetler
Ayet 175
1 ayetÂl-i İmran 175
اِنَّمَا ذٰلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ اَوْلِيَٓاءَهُۖ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٧٥
Mushaf
Okunuş
175İnnemâ ẕâlikümü-şşeyṭânü yüḫavvifü evliyâeh. felâ teḫâfûhüm veḫâfûni in küntüm müʾminîn.
Türkçe Meal
175İşte bu şeytan sizi yandaşlarıyla korkutmaya çalışır, o halde onlardan korkmayın, eğer gerçekten inanıyor ve güveniyorsanız sadece benden korkun.
Ayet 176–178
3 ayetÂl-i İmran 176
Âl-i İmran 177
Âl-i İmran 178
وَلَا يَحْزُنْكَ الَّذ۪ينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِۚ اِنَّهُمْ لَنْ يَضُرُّوا اللّٰهَ شَيْـًٔاۜ يُر۪يدُ اللّٰهُ اَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّا فِي الْاٰخِرَةِۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ١٧٦ اِنَّ الَّذ۪ينَ اشْتَرَوُا الْكُفْرَ بِالْا۪يمَانِ لَنْ يَضُرُّوا اللّٰهَ شَيْـًٔاۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١٧٧ وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّمَا نُمْل۪ي لَهُمْ خَيْرٌ لِاَنْفُسِهِمْۜ اِنَّمَا نُمْل۪ي لَهُمْ لِيَزْدَادُٓوا اِثْمًاۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ١٧٨
Mushaf
Okunuş
176Velâ yaḥzünke-lleẕîne yüsâriʿûne fi-lküfr. innehüm ley yeḍurrü-llâhe şeyʾâ. yürîdü-llâhü ellâ yecʿale lehüm ḥażżan fi-lʾâḫirah. velehüm ʿaẕâbün ʿażîm.
177İnne-lleẕîne-şteravu-lküfra bilʾîmâni ley yeḍurrü-llâhe şeyʾen. velehüm ʿaẕâbün elîm.
178Velâ yaḥsebenne-lleẕîne keferû ennemâ nümlî lehüm ḫayrul lienfüsihim. innemâ nümlî lehüm liyezdâdû iŝmâ. velehüm ʿaẕâbüm mühîn.
Türkçe Meal
176Küfürde birbirleriyle yarışanlar seni üzmesin. Onlar Allah’a hiçbir zarar veremezler. Onlar ahirette Allah’ın nimetlerden nasipsiz kalacaklar. Ve onlar için korkunç bir azap vardır.
177İmana karşılık küfrü tercih edenler Allah’a hiçbir zarar veremezler. Onlara acıklı bir azap vardır.
178Gerçekleri örtbas eden kâfirlere yanlıştan dönmeleri için verdiğimiz mühleti hayır sanmasınlar. Bizim onlara verdiğimiz bu mühleti günahlarının artması için kullanırlarsa ahirette onlar için rezil edici azap vardır.
İlgili ayetler
Ayet 179
1 ayetÂl-i İmran 179
مَا كَانَ اللّٰهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلٰى مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتّٰى يَم۪يزَ الْخَب۪يثَ مِنَ الطَّيِّبِۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَجْتَب۪ي مِنْ رُسُلِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۚ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا فَلَكُمْ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ ١٧٩
Mushaf
Okunuş
179Mâ kâne-llâhü liyeẕera-lmüʾminîne ʿalâ mâ entüm ʿaleyhi ḥattâ yemîze-lḫabîŝe mine-ṭṭayyib. vemâ kâne-llâhü liyuṭliʿaküm ʿale-lgaybi velâkinne-llâhe yectebî mir rusülihî mey yeşâü feâminû billâhi verusülih. vein tüʾminû vetetteḳû feleküm ecrun ʿażîm.
Türkçe Meal
179Allah müminleri sizin bulunduğunuz belirsizlik hali üzerine bırakacak değildir. Sınav yoluyla iyiyi kötüden ayırt edecektir. Bununla birlikte Allah size gaybı bildirecek de değildir. Fakat gaybı bildirmek için Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse Allah’a ve Allah’ın mesajlarını tebliğ eden elçilerine iman edin. Eğer inanır mümin olur ve sorumlu davranırsanız size muazzam bir mükâfat vardır.
Ayet 180
1 ayetÂl-i İmran 180
وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ هُوَ خَيْرًا لَهُمْۜ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْۜ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِه۪ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلِلّٰهِ م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ۟ ١٨٠
Mushaf
Okunuş
180Velâ yaḥsebenne-lleẕîne yebḫalûne bimâ âtâhümü-llâhü min faḍlihî hüve ḫayral lehüm. bel hüve şerrul lehüm. seyüṭavveḳûne mâ beḫilû bihî yevme-lḳiyâmeh. velillâhi mîrâŝü-ssemâvâti velʾarḍ. vellâhü bimâ taʿmelûne ḫabîr.
Türkçe Meal
180Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şeylerden cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar, aksine bu onlar için şerdir. Kıyamet günü cimrilik ettikleri şeyler boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
İlgili ayetler
Ayet 181–182
2 ayetÂl-i İmran 181
Âl-i İmran 182
لَقَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ فَق۪يرٌ وَنَحْنُ اَغْنِيَٓاءُۢ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا وَقَتْلَهُمُ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّۙ وَنَقُولُ ذُوقُوا عَذَابَ الْحَر۪يقِ ١٨١ ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۚ ١٨٢
Mushaf
Okunuş
181Leḳad semiʿa-llâhü ḳavle-lleẕîne ḳâlû inne-llâhe feḳîruv venaḥnü agniyâʾ. senektübü mâ ḳâlû veḳatlehümü-lʾembiyâe bigayri ḥaḳḳiv veneḳûlü ẕûḳû ʿaẕâbe-lḥarîḳ.
182Ẕâlike bimâ ḳaddemet eydîküm veenne-llâhe leyse biżallâmil lilʿabîd.
Türkçe Meal
181“Allah fakirdir, biz zenginiz” diyen kimselerin sözünü Allah işitmiştir. Onların hem bu sözlerini hem de haksız yere nebileri öldürmelerini yazacağız ve kendilerine “Yakıp kavuran cehennem azabını tadın bakalım’’ diyeceğiz.
182Bu, kendi ellerinizle yaptıklarınızın karşılığıdır, zira Allah kullarına asla haksızlık yapacak değildir.
Ayet 183–184
2 ayetÂl-i İmran 183
Âl-i İmran 184
اَلَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ اِلَيْنَٓا اَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَاْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَاْكُلُهُ النَّارُۜ قُلْ قَدْ جَٓاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْل۪ي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذ۪ي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ١٨٣ فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَٓاؤُ۫ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ١٨٤
Mushaf
Okunuş
183Elleẕîne ḳâlû inne-llâhe ʿahide ileynâ ellâ nüʾmine lirasûlin ḥattâ yeʾtiyenâ biḳurbânin teʾkülühü-nnâr. ḳul ḳad câeküm rusülüm min ḳablî bilbeyyinâti vebilleẕî ḳultüm felime ḳateltümûhüm in küntüm ṣâdiḳîn.
184Fein keẕẕebûke feḳad küẕẕibe rusülüm min ḳablike câû bilbeyyinâti vezzübüri velkitâbi-lmünîr.
Türkçe Meal
183Allah, yakılarak sunulan bir kurban getirmedikçe hiçbir elçiye inanmamamız için bizden ahit/söz aldı, diyenlere de ki: “Benden önce size nice elçiler apaçık belgelerle ve sözünü ettiğiniz o şeyler ile gelmişti. Eğer doğru sözlü iseniz peki onları niçin öldürdünüz?”
184Eğer seni yalancılıkla suçluyorlarsa, bil ki senden önce apaçık delilleri, hikmet yüklü sahifeleri ve aydınlatıcı vahyi getiren nice elçiler de yalancılıkla suçlanmıştı.
Ayet 185
1 ayetÂl-i İmran 185
كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَاِنَّمَا تُوَفَّوْنَ اُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَاُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ ١٨٥
Mushaf
Okunuş
185Küllü nefsin ẕâiḳatü-lmevt. veinnemâ tüveffevne ücûraküm yevme-lḳiyâmeh. femen zuḥziḥa ʿani-nnâri veüdḫile-lcennete feḳad fâz. veme-lḥayâtü-ddünyâ illâ metâʿu-lgurûr.
Türkçe Meal
185Her can ölümü tadacaktır. Kıyamet günü de ancak yaptıklarınızın karşılığı size ödenecektir. Kim ateşten uzak tutulur ve cennete sokulursa, o kurtulmuştur. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.
İlgili ayetler
Ayet 186
1 ayetÂl-i İmran 186
لَتُبْلَوُنَّ ف۪ٓي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَث۪يرًاۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ ١٨٦
Mushaf
Okunuş
186Letüblevunne fî emvâliküm veenfüsiküm veletesmeʿunne mine-lleẕîne ûtü-lkitâbe min ḳabliküm vemine-lleẕîne eşrakû eẕen keŝîrâ. vein taṣbirû vetetteḳû feinne ẕâlike min ʿazmi-lʾümûr.
Türkçe Meal
186Mallarınız ve canlarınız hususunda mutlaka sınanacaksınız, hem sizden önce kendilerine vahiy gönderilenlerden, hem de Allah’a ait nitelikleri başkalarına yakıştıran müşriklerden incitici birçok söz işiteceksiniz. Ama eğer sabreder ve sorumlu davranırsanız, işte bu kararlılık ve azim gereken işlerdendir.
İlgili ayetler
Ayet 187–189
3 ayetÂl-i İmran 187
Âl-i İmran 188
Âl-i İmran 189
وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُۘ فَنَبَذُوهُ وَرَٓاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِه۪ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ ١٨٧ لَا تَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ يَفْرَحُونَ بِمَٓا اَتَوْا وَيُحِبُّونَ اَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا فَلَا تَحْسَبَنَّهُمْ بِمَفَازَةٍ مِنَ الْعَذَابِۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١٨٨ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ١٨٩
Mushaf
Okunuş
187Veiẕ eḫaẕe-llâhü mîŝâḳa-lleẕîne ûtü-lkitâbe letübeyyinünnehû linnâsi velâ tektümûneh. fenebeẕûhü verâe żuhûrihim veşterav bihî ŝemenen ḳalîlâ. febiʾse mâ yeşterûn.
188Lâ taḥsebenne-lleẕîne yefraḥûne bimâ etev veyüḥibbûne ey yuḥmedû bimâ lem yefʿalû felâ taḥsebennehüm bimefâzetim mine-lʿaẕâb. velehüm ʿaẕâbün elîm.
189Velillâhi mülkü-ssemâvâti velʾarḍ. vellâhü ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Türkçe Meal
187Allah, kendilerine kitap verilenlerden “Kitabı insanlara muhakkak beyan edeceksiniz, onu asla gizlemeyeceksiniz” diye misak/söz almıştı da onlar, bu ahdi kulak ardı ettiler, bunu basit dünya menfaatlerine pazarladılar, ne kötü bir alışveriştir bu.
188Sakın, yaptıkları kötülüklerle sevinen ve sahip olmadıkları özelliklerle anılmaktan hoşlanan kimselerin azaptan kurtulacaklarını sanma. Onlara acıklı bir azap vardır.
189Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Allah her şeye gücü yetendir.
İlgili ayetler
Ayet 190–194
5 ayetÂl-i İmran 190
Âl-i İmran 191
Âl-i İmran 192
Âl-i İmran 193
Âl-i İmran 194
اِنَّ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِۚ ١٩٠ اَلَّذ۪ينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًاۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ١٩١ رَبَّنَٓا اِنَّكَ مَنْ تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ اَخْزَيْتَهُۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ ١٩٢ رَبَّنَٓا اِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَاد۪ي لِلْا۪يمَانِ اَنْ اٰمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَاٰمَنَّاۗ رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الْاَبْرَارِۚ ١٩٣ رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْم۪يعَادَ ١٩٤
Mushaf
Okunuş
190İnne fî ḫalḳi-ssemâvâti velʾarḍi vaḫtilâfi-lleyli vennehâri leâyâtil liüli-lʾelbâb.
191Elleẕîne yeẕkürûne-llâhe ḳiyâmev veḳuʿûdev veʿalâ cünûbihim veyetefekkerûne fî ḫalḳi-ssemâvâti velʾarḍ. rabbenâ mâ ḫalaḳte hâẕâ bâṭilâ. sübḥâneke feḳinâ ʿaẕâbe-nnâr.
192Rabbenâ inneke men tüdḫili-nnâra feḳad aḫzeyteh. vemâ liżżâlimîne min enṣâr.
193Rabbenâ innenâ semiʿnâ münâdiyey yünâdî lilʾîmâni en âminû birabbiküm feâmennâ. rabbenâ fagfir lenâ ẕünûbenâ vekeffir ʿannâ seyyiâtinâ veteveffenâ meʿa-lʾebrâr.
194Rabbenâ veâtinâ mâ veʿattenâ ʿalâ rusülike velâ tuḫzinâ yevme-lḳiyâmeh. inneke lâ tuḫlifü-lmîʿâd.
Türkçe Meal
190Hiç şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, derin kavrayış sahipleri için alınacak nice ibretler vardır.
191Onlar ki, ayakta, otururken ve yanları üzere yatmış durumdayken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünerek şöyle dua ederler: “Rabbimiz, bunların hiçbirini anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Sen yüceler yücesisin. Bizi ateşin azabından koru!”
192Rabbimiz şüphesiz sen kimi ateşe atarsan, onu perişan edersin, yanlışta ısrar eden zalimlerin yardımcıları da yoktur.
193Rabbimiz, biz, “Rabbinize iman edin” diye, imana çağıran bir davetçiyi işittik ve hemen iman ettik. Rabbimiz bizim günahlarımızı bağışla, suçlarımızı ört ve bizi iyilerle birlikte vefat ettir!
194Rabbimiz, bize elçilerin aracılığıyla vaat ettiklerini ver ve bizi kıyamet günü rezili rüsva etme, zira sen vaadinden asla dönmezsin.
İlgili ayetler
Ayet 195
1 ayetÂl-i İmran 195
فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ اَنّ۪ي لَٓا اُض۪يعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰىۚ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ فَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا وَاُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاُو۫ذُوا ف۪ي سَب۪يل۪ي وَقَاتَلُوا وَقُتِلُوا لَاُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ ثَوَابًا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ ١٩٥
Mushaf
Okunuş
195Festecâbe lehüm rabbühüm ennî lâ üḍîʿu ʿamele ʿâmilim minküm min ẕekerin ev ünŝâ. baʿḍuküm mim baʿḍ. felleẕîne hâcerû veuḫricû min diyârihim veûẕû fî sebîlî veḳâtelû veḳutilû leükeffiranne ʿanhüm seyyiâtihim veleüdḫilennehüm cennâtin tecrî min taḥtihe-lʾenhâr. ŝevâbem min ʿindi-llâh. vellâhü ʿindehû ḥusnü-ŝŝevâb.
Türkçe Meal
195Allah da onların duasına şöyle karşılık verdi: “Ben, sizden erkek olsun kadın olsun hiçbir çalışanın çalışmasını zayi etmeyeceğim. Benim yolumda eziyet edilenler, yurtlarından çıkarılanlar, hicret edenler, savaşanlar ve öldürülenlerin, kesinlikle kusurlarını yok sayıp affedeceğim ve onları tabanından ırmakların çağladığı cennetlere koyacağım. Allah katından bir ödül olarak... Zira ödüllerin en güzeli Allah katındandır.”
İlgili ayetler
Ayet 196–197
2 ayetÂl-i İmran 196
Âl-i İmran 197
لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فِي الْبِلَادِۜ ١٩٦ مَتَاعٌ قَل۪يلٌ ثُمَّ مَاْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ ١٩٧
Mushaf
Okunuş
196Lâ yegurranneke teḳallübü-lleẕîne keferû fi-lbilâd.
197Metâʿun ḳalîlün ŝümme meʾvâhüm cehennem. vebiʾse-lmihâd.
Türkçe Meal
196Kâfirlerin konfor içinde diyar diyar dolaşmaları seni aldatmasın.
197Kısa süreli bir geçimlik ve geçici bir yararlanmadır o, sonunda varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir meskendir.
Ayet 198
1 ayetÂl-i İmran 198
لٰكِنِ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا نُزُلًا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ لِلْاَبْرَارِ ١٩٨
Mushaf
Okunuş
198Lâkini-lleẕîne-tteḳav rabbehüm lehüm cennâtün tecrî min taḥtihe-lʾenhâru ḫâlidîne fîhâ nüzülem min ʿindi-llâh. vemâ ʿinde-llâhi ḫayrul lilʾebrâr.
Türkçe Meal
198Fakat Rablerine karşı gelmekten sakınanlara, Allah katından bir ikram olarak tabanından ırmakların çağladığı ve içinde kalacakları cennetler vardır. Zira Allah katında olanlar erdemliler için en iyisidir.
Ayet 199
1 ayetÂl-i İmran 199
وَاِنَّ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ خَاشِع۪ينَ لِلّٰهِۙ لَا يَشْتَرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ١٩٩
Mushaf
Okunuş
199Veinne min ehli-lkitâbi lemey yüʾminü billâhi vemâ ünzile ileyküm vemâ ünzile ileyhim ḫâşiʿîne lillâhi lâ yeşterûne biâyâti-llâhi ŝemenen ḳalîlâ. ülâike lehüm ecruhüm ʿinde rabbihim. inne-llâhe serîʿu-lḥisâb.
Türkçe Meal
199Şüphesiz kitap ehlinden, Allah’a ve size indirilenlere ve kendilerine indirilenlere gerçekten inanan, Allah’a karşı içten saygı duyanlar ve Allah’ın ayetlerini az bir dünyalığa satmayanlara, işte bunlara Rableri katında ödülleri vardır. Allah, hesabı çok hızlı görendir.
İlgili ayetler
Ayet 200
1 ayetÂl-i İmran 200
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ٢٠٠
Mushaf
Okunuş
200Yâ eyyühe-lleẕîne âmenu-ṣbirû veṣâbirû verâbiṭû vetteḳu-llâhe leʿalleküm tüfliḥûn.
Türkçe Meal
200Ey iman edenler, Allah yolunda zorluklara karşı direnip sabredin, bu dirençte birbirinizle dayanışma içinde olun ve düşmana karşı kenetlenin, Allah’a karşı sorumluluğunuzu yerine getirin ki kurtuluşa eresiniz.
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Enfal, sonra Ahzab indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla