Kur’an Meali ve Tefsiri
سُورَةُ الْكَهْفِ مَكِّيَّةٌ آيَاتُهَا ١١٠

Kehf Sûresi - Mustafa Çevik Meali (Ayetler Konu Bütünlüğü İçinde)

Okunan yer · Ayet 1

Ayette göster
Dinle
Arapça
Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Anafikir ve Konular

Adı: Bu sure adını, içinde “el-Kehf” ismi geçen 9. ayetten alır.

Nüzul Zamanı: Bu sure, Mekke döneminin üçüncü aşamasında indirilen ilk surelerden biridir. Hz. Peygamber’in (s.a) Mekke’de yaşadığı dönemi, En’am Suresi’nin giriş bölümünde dört aşamaya ayırmıştık. Bu ayrıma göre üçüncü aşama peygamberliğin beşinci yılından onuncu yılına kadar sürmüştür. Bu aşamayı ikinci ve dördüncü merhalelerden ayıran nokta şudur: İkinci aşama boyunca Kureyşliler, İslâmı hareketi bastırmak için Peygamber (s.a) ve müminlerle alay ettiler, onları tehdit ettiler, onlara karşı itirazlarda bulundular. İftiralar attılar. Fakat üçüncü aşamada aynı amaçla işkence araçları, ekonomik baskı ve kaba kuvvet kullanmaya başladılar. Öyle ki müslümanların büyük bir kısmı Habeşistan’a hicret etmek zorunda kaldı, geride kalanlar ise, Peygamber (s.a) ve ailesi ile birlikte Şi’bi Ebi Talib’de (Ebu Talib Mahallesinde) muhasara altına alındı. Bunun ötesinde onlara tam anlamıyla sosyal ve ekonomik bir boykot uygulandı. Tek teselli verici nokta Ebu Talib ve Hz. Hatice (r.a) gibi önemli şahıslar nedeniyle Kureyş’in büyük ailelerinin onlara yardım etmesiydi. Fakat Peygamberliğin gelişinin onuncu yılında bu iki önemli şahıs öldüğünde, Peygamber (s.a) ve tüm sahabenin Mekke’den hicret etmesine neden olan çok ağır işkenceler dönemi olan dördüncü merhale başladı.

Bu surede ele alınan konulardan, surenin üçüncü merhalesinin başlangıcında yani işkencelere rağmen henüz Habeşistan’a hicretin gerçekleşmediği dönemde indirildiği anlaşılmaktadır. İşte bu nedenle, işkence gören müminleri teselli etmek onları cesaretlendirmek ve onlara mümin insanların geçmişte imanlarını nasıl koruduklarını göstermek amacıyla bu surede Ashab-ı Kehf (Mağarada uyuyanların) hikayesi anlatılmıştır.

Anafikir ve Konular: Bu sure Ehli Kitapla birlik olup Hz. Peygamber’i (s.a) imtihan etmek için üç soru soran Mekke’li müşriklerin sorularına bir cevap olarak gönderilmiştir. Bu sorular şunlardı: 1) “Mağarada uyuyanlar” kimlerdir? 2) Hızır’ın gerçek hikayesi nedir? 3) Zü’l Karneyn hakkında ne biliyorsun? Bu üç soru, Hıristiyanların ve Yahudilerin tarihiyle ilgili olduğu ve Hicaz’da bilinmediği için Hz. Peygamber’in (s.a) gayb bilgisine sahip olup olmadığını imtihan etmek üzere sorulmuştur. Allah, bu üç soruya sadece cevap vermekle kalmamış, aynı zamanda hikayeleri o dönemde Mekke’de İslâm’la küfür arasında süren çatışmada kafirlerin aleyhine bir tarzda ele almıştır.

1) Soru soranlara “Mağarada uyuyanların da Kur’an’ın tebliğ ettiği aynı Tevhid’e inandıkları ve onların durumunun da aynı işkence çeken Mekkeli müminlere benzediği söylenmektedir. Diğer taraftan “Mağarada uyuyanlar”a işkence yapanlar onlara, aynen Kureyş müşriklerinin müslümanlara davrandığı gibi davranıyorlardı. Bunun yanı sıra müslümanlara, bir mümine zalim bir topluluk tarafından işkence edildiğinde, bâtıla boyun eğmemesi ve gerekirse Allah’a güvenerek oradan hicret etmesi gerektiği öğretilmektedir. Aynı zamanda Mekkeli müşriklere “Mağarada uyuyanlar”ın kıssasının ahiret inancının açık bir delili olduğu söylenmektedir. Çünkü bu, Mağarada uyuyanlar da olduğu gibi, Allah’ın uzun süre ölüm uykusunda kaldıktan sonra bile dilerse bir kimseyi diriltme kudretine sahip olduğunu göstermektedir.

2) Mağarada uyuyanlar kıssası, yeni oluşmuş küçük İslâm toplumuna işkence eden Mekke’nin ileri gelenlerini de uyarmaktadır. Aynı zamanda Hz. Peygamber’e (s.a) işkence edenlerle hiç bir uzlaşmaya girmemesi ve onları kendisine uyan fakir ve zayıflardan daha önemli görmemesi söylenmektedir. Diğer taraftan Mekke’nin ileri gelenlerine şu anda yaşadıkları dünyanın geçici zevklerine aldanmamaları ve ebedi nimetleri kazanmaya çalışmaları tavsiye edilmektedir.

3) Hızır ile Hz. Musa’nın hikayesi kafirlerin sorularını cevaplamak ve müminleri de teskin etmek için bu şekilde ele alınmıştır. Bu kıssadan alınacak ders şudur: “Allah’ın mülkünde Allah’ın dileğine uygun olarak meydana gelen şeylerin hikmetine tamamen iman etmelisiniz. Gerçeklik sizden gizli olduğu için siz meydana gelen şeylerin hikmetini anlayamazsınız. Bazen de bu olaylarda size göre bir terslik varmış gibi görünür ve “bu neden oldu, nasıl oldu?” diye sorular sorarsınız. Gerçek şu ki, görünmeyenin (gayb) perdesi kaldırılsa, o zaman meydana gelenin, yaşananın en iyi olduğunu siz de anlayacaksınız. Bazen bir şeyin sizin için kötü olduğu izlenimine kapılsanız bile, sonunda onun sizin için bazı iyi sonuçlara yol açtığını görürsünüz.”

4) Aynı şeyler Zü’l-Karneyn kıssası için de geçerlidir. Çünkü bu kıssa da soruları yöneltenleri uyarmaktadır. “Ey gururlu ve kendini beğenmiş Mekke uluları! Zu’l-Karneyn’den ders almalısınız. Zü’l-Karneyn, büyük bir kral, büyük bir fatih ve büyük kaynaklara ve yeteneklere sahip bir insan olmasına rağmen, yine de yaratıcısına teslim oldu. Oysa siz onunla karşılaştırıldığında küçük ve önemsiz birer lider olmanıza rağmen Allah’a isyan ediyorsunuz. Bunun yanısıra Zü’l-Karneyn korunma için en güçlü duvarlardan birini inşa etmiş olmasına rağmen yine de gerçek güvencesi Allah’tı. “duvar” değil. O duvarın ancak Allah dilediği sürece kendisini düşmanlarından koruyabileceğine ve Allah dilerse onda çatlakların, deliklerin oluşacağına inanıyordu. Oysa siz onunla karşılaştırıldığında önemsiz ve küçük bazı bina ve evlere sahip olduğunuz halde, tüm felaketlere karşı kendinizi emin ve korunmuş sanıyorsunuz.”

Kur’an bu sûrede Peygamber’i (s.a) safdışı bırakmaya çalışanların oyunlarını yine kendine çevirmektedir. Fakat surenin sonunda başlangıçta belirtilen ilkeler yine tekrarlanmaktadır: “Tevhid ve Ahiret haktır, gerçektir ve sizin iyiliğiniz içindir. Bunları kabul etmeli, buna göre gidişatınızı düzeltmeli ve bu dünyada, ahirette Allah’a hesap vereceğinizin farkında olarak yaşamalısınız. Aksi takdirde hayatınızı mahvedersiniz, yaptığınız şeylerin değeri de bir hiç olur.”

Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

Kehf 1

1 ayet

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا ۜ۔ ۝١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

1Elḥamdü lillâhi-lleẕî enzele ʿalâ ʿabdihi-lkitâbe velem yecʿal lehû ʿivecâ.

Ayet 1

Şükredilip, övülmesi gereken yalnızca Allah’tır. O, kâinat ve içinde olan ne varsa hepsini yaratan, yaşatan, indirdiği Kur’an ile de kullarına yaratılış sebeplerini ve nasıl yaşamaları gerektiğini apaçık bildirendir. O ilahi kitabın içinde anlaşılmasını güçleştirecek hiçbir çelişki ve tutarsızlık yoktur.

Kehf 2–4

3 ayet

قَيِّمًا لِيُنْذِرَ بَاْسًا شَد۪يدًا مِنْ لَدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْرًا حَسَنًاۙ ۝٢ مَاكِث۪ينَ ف۪يهِ اَبَدًاۙ ۝٣ وَيُنْذِرَ الَّذ۪ينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًاۗ ۝٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

2Ḳayyimel liyünẕira beʾsen şedîdem mil ledünhü veyübeşşira-lmüʾminîne-lleẕîne yaʿmelûne-ṣṣâliḥâti enne lehüm ecran ḥasenâ.

Okunuş

3Mâkiŝîne fîhi ebedâ.

Okunuş

4Veyünẕira-lleẕîne ḳâlü-tteḫaẕe-llâhü veledâ.

Ayet 2–4

Allah, ilâhî hayat nizamı ile yaşamayı reddedenlerin, onun üstünü örtenlerin ve ona savaş açıp Allah’a başkaldıranların azaba uğratılacaklarını Kur’an ile bildirip uyarmaktadır.

Davetine iman edip gereklerini yerine getirenleri içinde devamlı kalacakları cennet ile müjdelemektedir.

“Allah çocuk edindi.” diyenlerin, bu yalan ve iftiraya dayanan cahilce sözlerinin hesabının sorulacağını da bildirmektedir.

Kehf 5–6

2 ayet

مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِبًا ۝٥ فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ اِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَسَفًا ۝٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

5Mâ lehüm bihî min ʿilmiv velâ liâbâihim. kebürat kelimeten taḫrucü min efvâhihim. iy yeḳûlûne illâ keẕibâ.

Okunuş

6Feleʿalleke bâḫiʿun nefseke ʿalâ âŝârihim il lem yüʾminû bihâẕe-lḥadîŝi esefâ.

Ayet 5–6

Allah’a çocuk isnat edenlerin böyle bir yalanı dayandıracakları ne bir gerçek bilgi ne de bir delilleri vardır. Kendi kendilerine uydurup söyledikleri bu söz, dehşet verici iftiradır.

Ey Peygamber! Böyleleri Allah’ın Kur’an ile bildirdiği gerçeklere inanmıyorlar diye üzülüp kendini harap mı edeceksin?

Kehf 7

1 ayet

اِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْاَرْضِ ز۪ينَةً لَهَا لِنَبْلُوَهُمْ اَيُّهُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا ۝٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

7İnnâ ceʿalnâ mâ ʿale-lʾarḍi zînetel lehâ lineblüvehüm eyyühüm aḥsenü ʿamelâ.

Ayet 7

Biz yeryüzünde yarattığımız nimetleri ve gönderdiğimiz Kitapla bildirdiklerimizi kimin mü’min olmayı seçeceğini kimin de nankörlük edip müşrik olmayı tercih edeceğini ortaya çıkarıp, kendi amellerini kendilerine şahit kılmak için birer imtihan vesilesi kıldık.

İlgili ayetler

Kehf 8

1 ayet

وَاِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَع۪يدًا جُرُزًاۜ ۝٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

8Veinnâ lecâʿilûne mâ ʿaleyhâ ṣaʿîden cüruzâ.

Ayet 8

Hiç şüphesiz, vakti geldiğinde, yeryüzünde yarattığımız tüm güzellikleri yerle bir edip, kupkuru bir toprak haline getireceğiz.

İlgili ayetler

Kehf 9–12

4 ayet

اَمْ حَسِبْتَ اَنَّ اَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّق۪يمِ كَانُوا مِنْ اٰيَاتِنَا عَجَبًا ۝٩ اِذْ اَوَى الْفِتْيَةُ اِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَٓا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَدًا ۝١٠ فَضَرَبْنَا عَلٰٓى اٰذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِن۪ينَ عَدَدًاۙ ۝١١ ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ لِنَعْلَمَ اَيُّ الْحِزْبَيْنِ اَحْصٰى لِمَا لَبِثُٓوا اَمَدًا۟ ۝١٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

9Em ḥasibte enne aṣḥâbe-lkehfi verraḳîmi kânû min âyâtinâ ʿacebâ.

Okunuş

10İẕ eve-lfityetü ile-lkehfi feḳâlû rabbenâ âtinâ mil ledünke raḥmetev veheyyiʾ lenâ min emrinâ raşedâ.

Okunuş

11Feḍarabnâ ʿalâ âẕânihim fi-lkehfi sinîne ʿadedâ.

Okunuş

12Ŝümme beʿaŝnâhüm linaʿleme eyyü-lḥizbeyni aḥṣâ limâ lebiŝû emedâ.

Ayet 9–12

Ey Peygamber! Bizim sınırsız ilim ve kudretimizle yarattığımız kâinatın içinde yaşayıp dilediğimizi yapmaya kadir olduğumuzu görüp şahit olmana rağmen, bazı kimselerin o mağara arkadaşları ile ilgili kitabeden okuyup söylediklerine çok mu şaşırdın?

Geçmişte bu gençler, Allah’ın daveti hayat nizamı ile yaşamak isteyip ülkelerindeki şirk ve küfür nizamının zulmüne başkaldırmış, bu yüzden de çok ağır baskılara maruz kalıp Rablerine şöyle dua etmişlerdi: “Ey Rabbimiz! Bizleri rahmetinle koru, içinde bulunduğumuz durumdan bizlere bir çıkış yolu göster.”

Bunun üzerine Biz de onları sığındıkları mağarada yıllarca süren bir uykuya daldırdık. Daha sonra da uykularından uyandırdık, uyanınca da kendi aralarında ne kadar uyumuş olduklarını birbirlerine sormaya başladılar.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

9Ra’d 5

İlgili ayetler

10Kasas 21Kasas 22

İlgili ayetler

11Kehf 25

İlgili ayetler

12Bakara 259

Kehf 13–15

3 ayet

نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًىۗ ۝١٣ وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَنْ نَدْعُوَ۬ا مِنْ دُونِه۪ٓ اِلٰهًا لَقَدْ قُلْنَٓا اِذًا شَطَطًا ۝١٤ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمُنَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ لَوْلَا يَاْتُونَ عَلَيْهِمْ بِسُلْطَانٍ بَيِّنٍۜ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۜ ۝١٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

13Naḥnü neḳuṣṣu ʿaleyke nebeehüm bilḥaḳḳ. innehüm fityetün âmenû birabbihim vezidnâhüm hüdâ.

Okunuş

14Verabaṭnâ ʿalâ ḳulûbihim iẕ ḳâmû feḳâlû rabbünâ rabbü-ssemâvâti velʾarḍi len nedʿuve min dûnihî ilâhel leḳad ḳulnâ iẕen şeṭaṭâ.

Okunuş

15Hâülâi ḳavmüne-tteḫaẕû min dûnihî âliheh. levlâ yeʾtûne ʿaleyhim bisülṭânim beyyin. femen ażlemü mimmeni-fterâ ʿale-llâhi keẕibâ.

Ayet 13–15

Ey Peygamber! Sana işte o gençlerin başlarından geçen ibret alınması gerekenleri bildirmekteyiz. Onlar yaratılış sebeplerini kavrayıp hayatı davet olundukları gibi yaşamak için bütün güçleri ile gayret gösteren birkaç genç mü’mindi. Biz de onların bu imanlarını güçlendirip, duyarlılıklarını artırıp, cesaretlerini pekiştirdik. Bunun üzerine onlar da kendilerini mevcut nizam ile yaşamaya zorlayan hükümdara karşı çıkarak şöyle demişlerdi: “Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’tır. Biz O’ndan başkasını ilah olarak kabul etmeyiz ve O’ndan başkasına dua edip yardım da istemeyiz, böyle bir şey yapmaya kalkışırsak doğru olandan sapmış oluruz. Fakat bizim halkımız apaçık olan bu gerçeği kabul etmeyip, şirk nizamları ile onun yöneticilerini Rab ve ilah edinip uydurdukları yalan ve iftiraları da Allah’a mal etmeye çalıştılar. Uydurdukları yalanları Allah’a isnat eden iftiracılardan daha zalim kim olabilir?”

İlgili ayetler

İlgili ayetler

13Mücadele 22

Kehf 16–18

3 ayet

وَاِذِ اعْتَزَلْتُمُوهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ فَاْوُ۫ٓا اِلَى الْكَهْفِ يَنْشُرْ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيُهَيِّئْ لَكُمْ مِنْ اَمْرِكُمْ مِرْفَقًا ۝١٦ وَتَرَى الشَّمْسَ اِذَا طَلَعَتْ تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَاِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ ف۪ي فَجْوَةٍ مِنْهُۜ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِۜ مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُرْشِدًا۟ ۝١٧ وَتَحْسَبُهُمْ اَيْقَاظًا وَهُمْ رُقُودٌۗ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَذَاتَ الشِّمَالِۗ وَكَلْبُهُمْ بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِالْوَص۪يدِۜ لَوِ اطَّلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَارًا وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْبًا ۝١٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

16Veiẕi-ʿtezeltümûhüm vemâ yaʿbüdûne ille-llâhe feʾvû ile-lkehfi yenşür leküm rabbüküm mir raḥmetihî veyüheyyiʾ leküm min emriküm mirfeḳâ.

Okunuş

17Vetera-şşemse iẕâ ṭaleʿat tezâveru ʿan kehfihim ẕâte-lyemîni veiẕâ garabet taḳriḍuhüm ẕâte-şşimâli vehüm fî fecvetim minh. ẕâlike min âyâti-llâh. mey yehdi-llâhü fehüve-lmühted. vemey yuḍlil felen tecide lehû veliyyem mürşidâ.

Okunuş

18Vetaḥsebühüm eyḳâżav vehüm ruḳûd. venüḳallibühüm ẕâte-lyemîni veẕâte-şşimâl. vekelbühüm bâsiṭun ẕirâʿayhi bilveṣîd. levi-ṭṭalaʿte ʿaleyhim levelleyte minhüm firârav velemüliʾte minhüm ruʿbâ.

Ayet 16–18

Zalim hükümdar ve onun şirke dayalı zulüm nizamından kurtulmak için, sığınıp uykuya daldıkları mağaranın, güneş sabah doğarken sağ yanını, akşam batarken de sol yanını yalayıp geçiyordu. Onlar da mağaranın içinde genişçe bir kısmında idiler, uykuda oldukları halde sen onları görseydin bile uyanık sanırdın. Biz onları bazen sağ, bazen de sol yanlarına döndürüyorduk, köpekleri de mağaranın girişinde ayaklarını uzatmış uyuyordu. Onların bu hallerini görsen korkup oradan uzaklaşırdın. İşte bu da Allah’ın mucizelerinden biridir. Kim doğru olana talip olur, ona ulaşmak için gayret gösterirse, Allah da ona yardım eder, doğru olana kavuşturur.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

17Nisâ 115En’am 153

Kehf 19–21

3 ayet

وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَٓاءَلُوا بَيْنَهُمْۜ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْۜ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُٓوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِه۪ٓ اِلَى الْمَد۪ينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَامًا فَلْيَاْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَدًا ۝١٩ اِنَّهُمْ اِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ اَوْ يُع۪يدُوكُمْ ف۪ي مِلَّتِهِمْ وَلَنْ تُفْلِحُٓوا اِذًا اَبَدًا ۝٢٠ وَكَذٰلِكَ اَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُٓوا اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاَنَّ السَّاعَةَ لَا رَيْبَ ف۪يهَاۚ اِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ اَمْرَهُمْ فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِمْ بُنْيَانًاۜ رَبُّهُمْ اَعْلَمُ بِهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ غَلَبُوا عَلٰٓى اَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِمْ مَسْجِدًا ۝٢١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

19Vekeẕâlike beʿaŝnâhüm liyetesâelû beynehüm. ḳâle ḳâilüm minhüm kem lebiŝtüm. ḳâlû lebiŝnâ yevmen ev baʿḍa yevm. ḳâlû rabbüküm aʿlemü bimâ lebiŝtüm febʿaŝû eḥadeküm biveriḳiküm hâẕihî ile-lmedîneti felyenżur eyyühâ ezkâ ṭaʿâmen felyeʾtiküm birizḳim minhü velyeteleṭṭaf velâ yüşʿiranne biküm eḥadâ.

Okunuş

20İnnehüm iy yażherû ʿaleyküm yercümûküm ev yüʿîdûküm fî milletihim velen tüfliḥû iẕen ebedâ.

Okunuş

21Vekeẕâlike aʿŝernâ ʿaleyhim liyaʿlemû enne vaʿde-llâhi ḥaḳḳuv veenne-ssâʿate lâ raybe fîhâ. iẕ yetenâzaʿûne beynehüm emrahüm feḳâlü-bnû ʿaleyhim bünyânâ. rabbühüm aʿlemü bihim. ḳâle-lleẕîne galebû ʿalâ emrihim lenetteḫiẕenne ʿaleyhim mescidâ.

Ayet 19–21

Nihayet günü gelince Biz onları nasıl ki uzun süre uykuda bıraktıysak, öylece de uyandırdık. Bunun üzerine onlar da birbirlerine acaba burada ne kadar uyuduk diye sormaya başladılar. İçlerinden biri, “Bir gün, ya da bir günden de biraz daha az uyuduk.” derken, diğeri de “Ne kadar uyuduğumuzu tam olarak Allah bilir, şimdi bunun hesabını bırakın da, içimizden biri şu parayı alıp şehre gitsin, temiz yiyecek satan birini bulup da bir şeyler alıp gelsin. Alışveriş yaparken çok dikkatli olsun ki, başkası burada olduğumuzu anlamasın, çünkü bu müşrik halk bizi ellerine geçirirse ya taşa tutup öldürürler ya da kendi inançlarına döndürmek için işkence ederler. Onların dinine (nizamları ile yaşamaya) dönersek işte o zaman da Allah’la birlikte başka Rab ve ilah da edinmiş oluruz, dünyada ve âhirette de asla iflah olmayız.” dedi.

Biz de şehre alışveriş için giden gençle, halkın onlardan haberdar olmasını sağladık. Bununla amacımız, Allah’ın insanı öldürdükten sonra tekrar diriltme vaadinin gerçek olduğunu ve Hesap Günü’nün geleceğini apaçık göstermekti.

Halk şehre inen gencin kullandığı paranın çok eski bir tarihe ait olduğunu görüp anlayınca, onlarla ilgili durumdan haberdar oldu. Bir müddet sonra da gençler ölünce, halk aralarında onlarla ilgili ne yapmaları gerektiğini tartışmaya başladılar. İçlerinden bir kısmı, “Onların uyuyakaldıkları mağaranın üstüne bir anıt dikelim, mağarayı da türbeye dönüştürelim.” derken, bir kısmı da “Doğrusunu Allah bilir ama o mağaranın önüne bir mescit yapmak daha doğru olur.” dediler.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

19En’am 60Zümer 42

İlgili ayetler

20İbrahim 13

Kehf 22

1 ayet

سَيَقُولُونَ ثَلٰثَةٌ رَابِعُهُمْ كَلْبُهُمْۚ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْمًا بِالْغَيْبِۚ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْۜ قُلْ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِعِدَّتِهِمْ مَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا قَل۪يلٌ۠ فَلَا تُمَارِ ف۪يهِمْ اِلَّا مِرَٓاءً ظَاهِرًۖا وَلَا تَسْتَفْتِ ف۪يهِمْ مِنْهُمْ اَحَدًا۟ ۝٢٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

22Seyeḳûlûne ŝelâŝetür râbiʿuhüm kelbühüm. veyeḳûlûne ḫamsetün sâdisühüm kelbühüm racmem bilgayb. veyeḳûlûne sebʿatüv veŝâminühüm kelbühüm. ḳur rabbî aʿlemü biʿiddetihim mâ yaʿlemühüm illâ ḳalîlün. felâ tümâri fîhim illâ mirâen żâhirâ. velâ testefti fîhim minhüm eḥadâ.

Ayet 22

Ey Peygamber! Bu olaydan asırlar sonra, şimdi birileri kalkmış, “Bu gençler üç kişiydi, dördüncüsü de köpekleriydi.” derken, birileri de, “Onlar beş kişiydi, altıncıları da köpekleriydi.” derken bir kısım insan da, “Onlar yedi kişiydi, sekizincileri de köpekleriydi.” diyerek, bilmedikleri bir konuda gereksiz yere, anlamsız tartışmalara girerken, o olaydan çıkarılması gereken dersin üstü örtülmektedir. Sen onlara de ki: “Onların sayısını en iyi Rabbim bilir.” Zaten çok az kimse onlar hakkında bir bilgiye sahiptir, bu konuda Kur’an’ın verdiği bilgi ile yetin ve verilmek istenen mesajın dışındakilerle ilgilenme, onların durumundan çıkarılması gereken dersin dışında tartışmaya girme ve gereksiz sorularla, gereksiz bilgiler edinmeye de çalışma.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

22Yunus 61Sebe’ 3

Kehf 23–24

2 ayet

وَلَا تَقُولَنَّ لِشَا۬يْءٍ اِنّ۪ي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَدًاۙ ۝٢٣ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۘ وَاذْكُرْ رَبَّكَ اِذَا نَس۪يتَ وَقُلْ عَسٰٓى اَنْ يَهْدِيَنِ رَبّ۪ي لِاَقْرَبَ مِنْ هٰذَا رَشَدًا ۝٢٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

23Velâ teḳûlenne lişeyʾin innî fâʿilün ẕâlike gadâ.

Okunuş

24İllâ ey yeşâe-llâh. veẕkür rabbeke iẕâ nesîte veḳul ʿasâ ey yehdiyeni rabbî liaḳrabe min hâẕâ raşedâ.

Ayet 23–24

Hiçbir konuda, hiçbir iş için, “Ben bunu yarın mutlaka yapacağım.” diyerek kesin konuşma. Bunun yerine Allah dilerse inşallah yapacağım de, şayet inşallah demeyi unutursan, hatırlar hatırlamaz derhal Rabbine yönelip, “İnşallah bir daha unutmam ve Rabbim beni daha duyarlı ve bilinçli davranmaya muvaffak kılar.” temennisinde bulunarak dua et.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

23Kalem 17Kalem 33

Kehf 25–27

3 ayet

وَلَبِثُوا ف۪ي كَهْفِهِمْ ثَلٰثَ مِائَةٍ سِن۪ينَ وَازْدَادُوا تِسْعًا ۝٢٥ قُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُواۚ لَهُ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَبْصِرْ بِه۪ وَاَسْمِعْۜ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّۘ وَلَا يُشْرِكُ ف۪ي حُكْمِه۪ٓ اَحَدًا ۝٢٦ وَاتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَۚ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَدًا ۝٢٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

25Velebiŝû fî kehfihim ŝelâŝe mietin sinîne vezdâdû tisʿâ.

Okunuş

26Ḳuli-llâhü aʿlemü bimâ lebiŝû. lehû gaybü-ssemâvâti velʾarḍ. ebṣir bihî veesmiʿ. mâ lehüm min dûnihî miv veliyy. velâ yüşrikü fî ḥukmihî eḥadâ.

Okunuş

27Vetlü mâ ûḥiye ileyke min kitâbi rabbik. lâ mübeddile likelimâtihî velen tecide min dûnihî mülteḥadâ.

Ayet 25–27

Bir kısım kimseler o gençlerin mağarada üç yüz yıl kaldıklarını söylerken, bir kısım kimseler de, buna dokuz yıl daha ekleyerek üç yüz dokuz yıl kaldıklarını söylerler. De ki: “Onların orada ne kadar uykuda bırakıldıklarını en iyi Allah bilir, çünkü göklerde, yerde ve aralarında olup bitenlerin en doğrusunu yalnızca O bilir. O, size bilmeniz gerekenleri bildirmektedir.”

Yarattıkları üzerinde hüküm koyma ve koyduğu hükümlerle onları yönetme hakkı yalnızca Allah’a aittir. O, hükümranlığına hiç kimseyi ortak etmez, her şeyin özünü ve en doğrusunu O bilir. O’ndan başka gerçek dost yoktur ve her yaptığı mutlak mükemmeldir. O halde sen Rabbinin kitabı ile insanları yaratılış sebepleri olan hayat nizamına davet et. Rabbinin bildirdiklerinden başkası ile ilgilenme, onlara ilaveler yapıp, eksiltenlerin tuzaklarına düşme! Rabbinin sözlerini kimse değiştiremez ve O’ndan başka sığınılacak kimse de yoktur.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

25Kehf 19

İlgili ayetler

26İsrâ 111Furkan 2

Kehf 28

1 ayet

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُر۪يدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْۚ تُر۪يدُ ز۪ينَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطًا ۝٢٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

28Vaṣbir nefseke meʿa-lleẕîne yedʿûne rabbehüm bilgadâti velʿaşiyyi yürîdûne vechehû velâ taʿdü ʿaynâke ʿanhüm. türîdü zînete-lḥayâti-ddünyâ velâ tüṭiʿ men agfelnâ ḳalbehû ʿan ẕikrinâ vettebeʿa hevâhû vekâne emruhû füruṭâ.

Ayet 28

Sen, sabah akşam Rablerinin rızasını kazanmak isteyen mü’minlerle birlikte, size saldıranlara sebatla direnerek cihad et ve sakın dünya hayatının geçici çekiciliğine aldanıp da mü’minlerden yüz çevirme. Şirki ve küfrü tabiatları haline getirip kendilerini şartlandırdıkları için, Bizim de kalplerini, davetimize yönelmekten mahrum bıraktığımız inatçı nankörlere boyun eğme.

Kehf 29

1 ayet

وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِم۪ينَ نَارًاۙ اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَاۜ وَاِنْ يَسْتَغ۪يثُوا يُغَاثُوا بِمَٓاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَۜ بِئْسَ الشَّرَابُۜ وَسَٓاءَتْ مُرْتَفَقًا ۝٢٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

29Veḳuli-lḥaḳḳu mir rabbiküm femen şâe felyüʾmiv vemen şâe felyekfür innâ aʿtednâ liżżâlimîne nâran eḥâṭa bihim sürâdiḳuhâ. veiy yestegîŝû yügâŝû bimâin kelmühli yeşvi-lvucûh. biʾse-şşerâb. vesâet mürtefeḳâ.

Ayet 29

De ki: “Bu Kur’an, Rabbinizin sizleri yaratmaktaki amacını bildirmek ve bu amaca uygun yaşamanıza rehberlik etmek için indirilmiştir. Artık dileyen Kur’an ile indirilene iman edip ona göre yaşasın, dileyen de bundan yüz çevirip, dilediği gibi yaşasın.” Fakat şunu bilin ki, müşrik ve kâfir olarak dünya hayatlarını tamamlayanlara, cehennemde alevlerin duvarlarını çepeçevre kuşattığı ateş çukurları hazırladık.

İşte o korkunç ateşin içinde susuzluktan feryat ettiklerinde, onlara maden eriyiğini andıran, buharı da yüzleri yakıp kavuran bir su verilecektir. Bu ne kötü bir içecek ve cehennem ne kötü bir yerdir.

Kehf 30–31

2 ayet

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ مَنْ اَحْسَنَ عَمَلًاۚ ۝٣٠ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَابًا خُضْرًا مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۜ نِعْمَ الثَّوَابُۜ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقًا۟ ۝٣١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

30İnne-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti innâ lâ nüḍîʿu ecra men aḥsene ʿamelâ.

Okunuş

31Ülâike lehüm cennâtü ʿadnin tecrî min taḥtihimü-lʾenhâru yüḥallevne fîhâ min esâvira min ẕehebiv veyelbesûne ŝiyâben ḫuḍram min sündüsiv veistebraḳim müttekiîne fîhâ ʿale-lʾerâik. niʿme-ŝŝevâb. veḥasünet mürtefeḳâ.

Ayet 30–31

Allah’ın davetine iman edip imanlarına yaraşır şekilde dünya hayatlarını tamamlayanlara, Allah mükâfat olmak üzere içlerinden ırmaklar akan Adn cennetlerini müjdelemektedir. Onlara orada altın takılar takılıp, ince-kalın ipekli kumaşlardan yeşil elbiseler giydirilecek, tahtlar üzerine kurulup zevk-i safa içinde yaşatılacaklar. Allah davetine icabet edenlerin emeklerini asla zayi etmez, yaptıklarının en güzeliyle ödüllendirir. Bu ne güzel bir ödül ve cennet ne hoş bir yerdir.

İlgili ayetler

Kehf 32–41

10 ayet

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا رَجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِاَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ اَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعًاۜ ۝٣٢ كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ اٰتَتْ اُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْـًٔاۙ وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَرًاۙ ۝٣٣ وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌۚ فَقَالَ لِصَاحِبِه۪ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَنَا۬ اَكْثَرُ مِنْكَ مَالًا وَاَعَزُّ نَفَرًا ۝٣٤ وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ قَالَ مَٓا اَظُنُّ اَنْ تَب۪يدَ هٰذِه۪ٓ اَبَدًاۙ ۝٣٥ وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُدِدْتُ اِلٰى رَبّ۪ي لَاَجِدَنَّ خَيْرًا مِنْهَا مُنْقَلَبًا ۝٣٦ قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَكَفَرْتَ بِالَّذ۪ي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلًاۜ ۝٣٧ لٰكِنَّا۬ هُوَ اللّٰهُ رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِرَبّ۪ٓي اَحَدًا ۝٣٨ وَلَوْلَٓا اِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَٓاءَ اللّٰهُۙ لَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِۚ اِنْ تَرَنِ اَنَا۬ اَقَلَّ مِنْكَ مَالًا وَوَلَدًاۚ ۝٣٩ فَعَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يُؤْتِيَنِ خَيْرًا مِنْ جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَانًا مِنَ السَّمَٓاءِ فَتُصْبِحَ صَع۪يدًا زَلَقًاۙ ۝٤٠ اَوْ يُصْبِحَ مَٓاؤُ۬هَا غَوْرًا فَلَنْ تَسْتَط۪يعَ لَهُ طَلَبًا ۝٤١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

32Vaḍrib lehüm meŝeler racüleyni ceʿalnâ lieḥadihimâ cenneteyni min aʿnâbiv veḥafefnâhümâ binaḫliv veceʿalnâ beynehümâ zerʿâ.

Okunuş

33Kilte-lcenneteyni âtet ükülehâ velem tażlim minhü şeyʾev vefeccernâ ḫilâlehümâ neherâ.

Okunuş

34Vekâne lehû ŝemer. feḳâle liṣâḥibihî vehüve yüḥâviruhû ene ekŝeru minke mâlev veeʿazzü neferâ.

Okunuş

35Vedeḫale cennetehû vehüve żâlimül linefsih. ḳâle mâ eżunnü en tebîde hâẕihî ebedâ.

Okunuş

36Vemâ eżunnü-ssâʿate ḳâimetev veleir rudittü ilâ rabbî leecidenne ḫayram minhâ münḳalebâ.

Okunuş

37Ḳâle lehû ṣâḥibühû vehüve yüḥâviruhû ekeferte billeẕî ḫaleḳake min türâbin ŝümme min nuṭfetin ŝümme sevvâke racülâ.

Okunuş

38Lâkinnâ hüve-llâhü rabbî velâ üşrikü birabbî eḥadâ.

Okunuş

39Velevlâ iẕ deḫalte cenneteke ḳulte mâ şâe-llâhü lâ ḳuvvete illâ billâh. in terani ene eḳalle minke mâlev veveledâ.

Okunuş

40Feʿasâ rabbî ey yüʾtiyeni ḫayram min cennetike veyürsile ʿaleyhâ ḥusbânem mine-ssemâi fetuṣbiḥa ṣaʿîden zeleḳâ.

Okunuş

41Ev yuṣbiḥa mâühâ gavran felen testeṭîʿa lehû ṭalebâ.

Ayet 32–41

Ey Peygamber! Allah’ın davetinden yüz çevirenlere, şu iki adamın dersler çıkarılması gereken kıssasını anlat, onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağlarının etrafını hurma ağaçlarıyla donatmış ve iki bağın arasında da ekinler yetiştirmiştik.

Her iki bağ da eksiksiz ürün veriyordu. Ayrıca bu iki bağın arasından bir de dere akıtmıştık. Dolayısıyla bahçelerinden bol bol ürün kaldırıp, bolluk içinde de yaşıyordu, derken bir gün komşusu olan arkadaşıyla konuşurken ona: “Benim malım mülküm seninkinden çok fazla, üstelik nüfuz ve itibar bakımından da, senden üstünüm.” diyerek gururlanıp, böbürlendi. Böyle düşünüp konuşarak kendine yazık eden bu adam, sonra da dönüp bahçesine bakarak arkadaşına, “Bu bahçemin, bağımın, bir gün kuruyup yok olacağına hiç ihtimal vermiyorum, Kıyamet denilen günün de gelip çatacağına inanmıyorum. Şayet böyle bir şey gerçek olur da yeniden diriltilip Rabbimin huzuruna çıkarılırsam, orada da bana bundan daha iyisinin verileceğinden eminim.” dedi.

Bunun üzerine arkadaşı da ona: “Sen böyle konuşmakla, seni önce topraktan sonra da bir damla sudan yaratıp şeklini veren ve rızıklandıran Allah’a nankörlük etmiş olmuyor musun?” dedikten sonra da sözlerine şöyle devam etti:

“Hâlbuki ben çok iyi biliyor ve inanıyorum ki senin de, benim de sahibi olduğumuzu söylediğimiz şeylerin gerçek sahibi Allah’tır. Yarattığı nimetlerin nasıl kullanılması gerektiğini bildiren O’dur ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Sana kibrinden, nankörlüğünden dolayı da yazıklar olsun. Keşke bahçene girip çıkarken böbürlenip küstahlaşmak yerine, ‘Maşallah, Allah ne güzel yaratmış ve bana lütfetmiş, inşallah ben de O’nun razı olacağı gibi kullanıp, şükredenlerden olurum’ deseydin ve beni mal, mülk, evlat bakımından küçümsemeseydin daha iyi olurdu. Rabbim dilerse bana, senin bağından bahçenden daha hayırlısını verebileceği gibi dilerse senin bağına bahçene bir afet gönderip yerle bir de edebilir. Yahut bir daha asla bulup çıkaramayacağın biçimde bahçenin suyunu yerin dibine çekebilir.”

İlgili ayetler

İlgili ayetler

32Kalem 17Kalem 33

İlgili ayetler

33Ra’d 3Ra’d 4Hadîd 20

İlgili ayetler

35Câsiye 24

İlgili ayetler

36Fussilet 50

İlgili ayetler

40Yunus 24

İlgili ayetler

41Mülk 30

Kehf 42–44

3 ayet

وَاُح۪يطَ بِثَمَرِه۪ فَاَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلٰى مَٓا اَنْفَقَ ف۪يهَا وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي لَمْ اُشْرِكْ بِرَبّ۪ٓي اَحَدًا ۝٤٢ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ فِئَةٌ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَمَا كَانَ مُنْتَصِرًاۜ ۝٤٣ هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلّٰهِ الْحَقِّۜ هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا۟ ۝٤٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

42Veüḥîṭa biŝemerihî feaṣbeḥa yüḳallibü keffeyhi ʿalâ mâ enfeḳa fîhâ vehiye ḫâviyetün ʿalâ ʿurûşihâ veyeḳûlü yâ leytenî lem üşrik birabbî eḥadâ.

Okunuş

43Velem tekül lehû fietüy yenṣurûnehû min dûni-llâhi vemâ kâne münteṣirâ.

Okunuş

44Hünâlike-lvelâyetü lillâhi-lḥaḳḳ. hüve ḫayrun ŝevâbev veḫayrun ʿuḳbâ.

Ayet 42–44

Nitekim öyle de oldu. Bir gün bir afetle o kibirli nankörün bağı, bahçesi tarumar olup, varı yoğu da elinden alınıp, emekleri boşa çıkartılıp, hayalleri yok edildi. O da diz üstü çöküp, ellerini ovuştura ovuştura pişmanlık içinde kıvranarak, “Ah keşke Rabbime karşı kibirlenip nankörleşmeseydim ve küstahça o lafları etmeseydim, Allah’la birlikte nefsimi ilah edinip de O’na ortak koşmasaydım.” diyerek sızlanıp durdu.

Hâlbuki akledip de bilmeliydi ki, ona bunca nimeti veren Allah’tır ve kendisini O’ndan koruyacak ve O’na rağmen kendisine yardım edecek hiçbir güç de yoktur. İnsanın kendi kendine yetmesi ve kendi sorunlarını kendi başına çözmesi de mümkün değildir. Şüphesiz Allah kendisine sığınanların gerçek dostu, yardımcısı, koruyup kollayıcısıdır. O, kendine yönelenleri en güzel mükâfatlarla ödüllendirip, en güzel akıbetlerle karşılaştırandır.

Kehf 45

1 ayet

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِه۪ نَبَاتُ الْاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَش۪يمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُقْتَدِرًا ۝٤٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

45Vaḍrib lehüm meŝele-lḥayâti-ddünyâ kemâin enzelnâhü mine-ssemâi faḫteleṭa bihî nebâtü-lʾarḍi feaṣbeḥa heşîmen teẕrûhü-rriyâḥ. vekâne-llâhü ʿalâ külli şeyʾim muḳtedirâ.

Ayet 45

Ey Peygamber! Kendilerine dünya hayatlarında nasip ettiğimiz mal, mülk ve servetle övünüp kibirlenenlere şu misali de anlat: “Kısacık dünya hayatınızda sahip olduğunuzu zannettikleriniz, tıpkı gökten yağdırdığımız yağmurla, yeryüzünde yeşertip gürleştirdiğimiz bitkiler gibidir. Daha sonra bu yeşillikler kuruyup rüzgârın savurduğu çer çöp haline dönüşürler. Tabiat nizamının yasalarını Allah böyle takdir etmiştir. Allah’ın gücü her şeye yeter, sizler de sonunda buna benzer gerçeklerle karşılaşacaksınız.”

İlgili ayetler

Kehf 46

1 ayet

اَلْمَالُ وَالْبَنُونَ ز۪ينَةُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ اَمَلًا ۝٤٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

46Elmâlü velbenûne zînetü-lḥayâti-ddünyâ. velbâḳiyâtu-ṣṣâliḥâtü ḫayrun ʿinde rabbike ŝevâbev veḫayrun emelâ.

Ayet 46

Mal mülk, çoluk çocuk bunlar dünya hayatının geçici süsleri, güzellikleridir. Asıl ve kalıcı olan güzellikler, Allah’ın rızasına uygun yaşamakla elde edilecek olan daimi cennet hayatının güzellikleridir.

İlgili ayetler

Kehf 47–49

3 ayet

وَيَوْمَ نُسَيِّرُ الْجِبَالَ وَتَرَى الْاَرْضَ بَارِزَةًۙ وَحَشَرْنَاهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ اَحَدًاۚ ۝٤٧ وَعُرِضُوا عَلٰى رَبِّكَ صَفًّاۜ لَقَدْ جِئْتُمُونَا كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۘ بَلْ زَعَمْتُمْ اَلَّنْ نَجْعَلَ لَكُمْ مَوْعِدًا ۝٤٨ وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِم۪ينَ مُشْفِق۪ينَ مِمَّا ف۪يهِ وَيَقُولُونَ يَا وَيْلَتَنَا مَا لِ‌هٰذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغ۪يرَةً وَلَا كَب۪يرَةً اِلَّٓا اَحْصٰيهَاۚ وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِرًاۜ وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ اَحَدًا۟ ۝٤٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

47Veyevme nüseyyiru-lcibâle vetera-lʾarḍa bârizetev veḥaşernâhüm felem nügâdir minhüm eḥadâ.

Okunuş

48Veʿuriḍû ʿalâ rabbike ṣaffâ. leḳad ciʾtümûnâ kemâ ḫalaḳnâküm evvele merrah. bel zaʿamtüm ellen necʿale leküm mevʿidâ.

Okunuş

49Vevuḍiʿa-lkitâbü fetere-lmücrimîne müşfiḳîne mimmâ fîhi veyeḳûlûne yâ veyletenâ mâ lihâẕe-lkitâbi lâ yügâdiru ṣagîratev velâ kebîraten illâ aḥṣâhâ. vevecedû mâ ʿamilû ḥâḍirâ. velâ yażlimü rabbüke eḥadâ.

Ayet 47–49

Günü gelince dağları yerlerinden söküp yürüteceğiz, yeryüzünü dümdüz, çırılçıplak ve bomboş bırakacağız. İşte O Gün bütün ölmüş insanları da diriltip bir araya toplayacağız ve Rabbinin huzurunda sıraya dizilecekler. Rableri onlara şöyle diyecek: “İşte sizi ilk yarattığımız gibi, bugün de yapayalnız huzurumuza geldiniz fakat dünyada iken çoğunuz huzurumuza çıkıp hesap vereceğinize inanmıyordunuz.”

Ve o gün her insanın dünya hayatında yapıp ettiklerinin kayıtlarının tutulduğu amel defterleri ortaya konacak, Allah’ın davetini görmezden gelerek yaşamış olanlar amel defterlerindeki kayıtları görünce, dehşetle “Eyvah! Bu nasıl bir defter, küçük büyük denmemiş, her işimiz ve her sözümüz kayda geçirilmiş.” diyecekler, böylece dünya hayatlarıyla yüzleşecekler. Gerçek şu ki, Rabbiniz kimseye haksızlık edip, sebepsiz yere azap ederek cezalandırmaz.

Kehf 50

1 ayet

وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ اَمْرِ رَبِّه۪ۜ اَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُٓ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُون۪ي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّۜ بِئْسَ لِلظَّالِم۪ينَ بَدَلًا ۝٥٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

50Veiẕ ḳulnâ lilmelâiketi-scüdû liâdeme fesecedû illâ iblîs. kâne mine-lcinni fefeseḳa ʿan emri rabbih. efetetteḫiẕûnehû veẕürriyyetehû evliyâe min dûnî vehüm leküm ʿadüvv. biʾse liżżâlimîne bedelâ.

Ayet 50

Biz Âdem’i yarattığımızda meleklere, “Âdem’e yaşatacağımız hayatta ona yardıma, hizmete hazır olun.” diye emretmiştik. Bunun üzerine bütün melekler Bize secde ederek emrimize itaat edeceklerini gösterdiler fakat sadece İblis kibirlenip emrimize itaate yanaşmayıp karşı çıktı. O cinlerdendi.

Ey müşrik ve kâfirler! Sizler de İblis’in (şeytan) kibirlenip, Rabbinin emrine karşı çıkışı gibi Rabbinizin davetine karşı mı çıkıyorsunuz? Hâlbuki İblis’in sizin düşmanınız olduğu size bildirilmiş ve uyarılmıştınız. Şimdi buna rağmen yine de onun izinden giderek ne kötü bir değiş tokuş yapıyorsunuz?

İlgili ayetler

Kehf 51

1 ayet

مَٓا اَشْهَدْتُهُمْ خَلْقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَا خَلْقَ اَنْفُسِهِمْۖ وَمَا كُنْتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلّ۪ينَ عَضُدًا ۝٥١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

51Mâ eşhettühüm ḫalḳa-ssemâvâti velʾarḍi velâ ḫalḳa enfüsihim. vemâ küntü mütteḫiẕe-lmüḍillîne ʿaḍudâ.

Ayet 51

Göklerin, yerin ve arasında olanların yaratılışlarında hiç kimsenin bir payı olmadığı gibi, yaratılışa tanık da olmadılar ve hiç kimseye yarattıklarımız üzerinde hüküm koyma ve hükmetme yetkisi de vermedik. Hiçbirini yardımcı da edinmedik.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

51Zuhruf 19

Kehf 52–53

2 ayet

وَيَوْمَ يَقُولُ نَادُوا شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ مَوْبِقًا ۝٥٢ وَرَاَ الْمُجْرِمُونَ النَّارَ فَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ مُوَاقِعُوهَا وَلَمْ يَجِدُوا عَنْهَا مَصْرِفًا۟ ۝٥٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

52Veyevme yeḳûlü nâdû şürakâiye-lleẕîne zaʿamtüm fedeʿavhüm felem yestecîbû lehüm veceʿalnâ beynehüm mevbiḳâ.

Okunuş

53Verae-lmücrimûne-nnâra feżannû ennehüm müvâḳiʿûhâ velem yecidû ʿanhâ maṣrifâ.

Ayet 52–53

Hesap Günü, şeytanın izinden giderek Rablerine başkaldıran o müşriklere şöyle seslenilecek: “Haydi bakalım, Benim davetime karşı çıkıp, arkasına düşüp ilah edindiğiniz kimseleri yardımınıza çağırın da, gelip sizi azaptan kurtarsınlar.” Çağıracaklar fakat çağırdıklarından hiç ses çıkmayacak, çünkü onlarla kendi aralarında ateşle doldurulmuş çukurlar olacak. O ateş çukurlarının başına getirildiklerinde onun içine atılacaklarını anlayacak fakat ondan kaçıp kurtulmanın çaresini de bulamayacaklar.

İlgili ayetler

Kehf 54–56

3 ayet

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا ف۪ي هٰذَا الْقُرْاٰنِ لِلنَّاسِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ اَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلًا ۝٥٤ وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰى وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ اِلَّٓا اَنْ تَاْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ اَوْ يَاْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلًا ۝٥٥ وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَل۪ينَ اِلَّا مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَۚ وَيُجَادِلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ وَاتَّخَذُٓوا اٰيَات۪ي وَمَٓا اُنْذِرُوا هُزُوًا ۝٥٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

54Veleḳad ṣarrafnâ fî hâẕe-lḳurʾâni linnâsi min külli meŝel. vekâne-lʾinsânü ekŝera şeyʾin cedelâ.

Okunuş

55Vemâ meneʿa-nnâse ey yüʾminû iẕ câehümü-lhüdâ veyestagfirû rabbehüm illâ en teʾtiyehüm sünnetü-lʾevvelîne ev yeʾtiyehümü-lʿaẕâbü ḳubülâ.

Okunuş

56Vemâ nürsilü-lmürselîne illâ mübeşşirîne vemünẕirîn. veyücâdilü-lleẕîne keferû bilbâṭili liyüdḥiḍû bihi-lḥaḳḳa vetteḫaẕû âyâtî vemâ ünẕirû hüzüvâ.

Ayet 54–56

Biz bu Kur’an ile gerçekleri, insanlara çeşitli misal ve tekrarlarla ayrıntılı biçimde açıkladık. Fakat insanların çoğu âyetlerimiz üzerinde düşünüp gerçeğe ulaşmak yerine körü körüne reddetme yolunu seçtiler.

Nitekim kendilerine rehberlik eden kitap ve peygamber gelmesine rağmen, onlar bu tutumlarıyla âdeta kendilerinden öncekilerin başlarına gelen helak edici felaketlerin yahut âhiret azabının başlarına gelmesini bekliyorlar.

Oysa Biz, peygamberleri ve kitabı iman edenleri müjdelemek, bundan yüz çevirenleri de uyarmak için gönderiyoruz. Fakat Allah’a nankörlük ederek davetine başkaldıranlar, zulme dayalı beşerî nizamların peşlerine düşüp âyetlerimizle alay ederler.

Kehf 57–59

3 ayet

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ فَاَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِيَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُۜ اِنَّا جَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْرًاۜ وَاِنْ تَدْعُهُمْ اِلَى الْهُدٰى فَلَنْ يَهْتَدُٓوا اِذًا اَبَدًا ۝٥٧ وَرَبُّكَ الْغَفُورُ ذُو الرَّحْمَةِۜ لَوْ يُؤَاخِذُهُمْ بِمَا كَسَبُوا لَعَجَّلَ لَهُمُ الْعَذَابَۜ بَلْ لَهُمْ مَوْعِدٌ لَنْ يَجِدُوا مِنْ دُونِه۪ مَوْئِلًا ۝٥٨ وَتِلْكَ الْقُرٰٓى اَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِمْ مَوْعِدًا۟ ۝٥٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

57Vemen ażlemü mimmen ẕükkira biâyâti rabbihî feaʿraḍa ʿanhâ venesiye mâ ḳaddemet yedâh. innâ ceʿalnâ ʿalâ ḳulûbihim ekinneten ey yefḳahûhü vefî âẕânihim vaḳrâ. vein tedʿuhüm ile-lhüdâ feley yehtedû iẕen ebedâ.

Okunuş

58Verabbüke-lgafûru ẕü-rraḥmeh. lev yüâḫiẕühüm bimâ kesebû leʿaccele lehümü-lʿaẕâb. bel lehüm mevʿidül ley yecidû min dûnihî mevʾilâ.

Okunuş

59Vetilke-lḳurâ ehleknâhüm lemmâ żalemû veceʿalnâ limehlikihim mevʿidâ.

Ayet 57–59

Rabbinin daveti kendisine ulaştırıldıktan sonra ona karşı umursamaz davranıp işlediği, işlemekte olduğu günahları önemsemeyip unutan kimseden daha cahil ve zalim kim olabilir? Biz böyle yaşamaya kendini şartlandırmış nankörlerin kalplerine Kur’an’ı anlamalarına engel olacak perdeler gerip, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Böylesi inatçıları sen ne kadar doğru olana çağırsan da gelmezler.

Allah, gerçeği kavrayıp, şirkinden ve küfründen tevbe ederek doğruya yönelenler için merhametli ve bağışlayıcıdır. Şayet Rabbin dileseydi onları işledikleri günahlardan dolayı hemen cezalandırırdı, fakat onları cezalandırmasının yasa ile belirlenmiş bir zamanı vardır. O Gün gelip de süre dolunca, Allah’ın azabından kaçıp kurtulmaları mümkün değildir. Tıpkı daha önce şirk, küfür ve zulümleri sebebi ile helak ettiğimiz toplumlara tanıdığımız süre gibi, bunlar için de önceden belirlenmiş bir süre vardır.

Allah her işin zamanını ve şartlarını yasalara bağlamıştır. Her işin iç yüzünü, gerçek mahiyetini, sonunun ne zaman ve nasıl olacağını yalnız Allah bilir.

Kehf 60–70

11 ayet

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِفَتٰيهُ لَٓا اَبْرَحُ حَتّٰٓى اَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ اَوْ اَمْضِيَ حُقُبًا ۝٦٠ فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَبًا ۝٦١ فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتٰيهُ اٰتِنَا غَدَٓاءَنَاۘ لَقَدْ لَق۪ينَا مِنْ سَفَرِنَا هٰذَا نَصَبًا ۝٦٢ قَالَ اَرَاَيْتَ اِذْ اَوَيْنَٓا اِلَى الصَّخْرَةِ فَاِنّ۪ي نَس۪يتُ الْحُوتَۘ وَمَٓا اَنْسَان۪يهُ اِلَّا الشَّيْطَانُ اَنْ اَذْكُرَهُۚ وَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِۗ عَجَبًا ۝٦٣ قَالَ ذٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِۗ فَارْتَدَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمَا قَصَصًاۙ ۝٦٤ فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَٓا اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا ۝٦٥ قَالَ لَهُ مُوسٰى هَلْ اَتَّبِعُكَ عَلٰٓى اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًا ۝٦٦ قَالَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْرًا ۝٦٧ وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلٰى مَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ خُبْرًا ۝٦٨ قَالَ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ صَابِرًا وَلَٓا اَعْص۪ي لَكَ اَمْرًا ۝٦٩ قَالَ فَاِنِ اتَّبَعْتَن۪ي فَلَا تَسْـَٔلْن۪ي عَنْ شَيْءٍ حَتّٰٓى اُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْرًا۟ ۝٧٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

60Veiẕ ḳâle mûsâ lifetâhü lâ ebraḥu ḥattâ eblüga mecmeʿa-lbaḥrayni ev emḍiye ḥuḳubâ.

Okunuş

61Felemmâ belegâ mecmeʿa beynihimâ nesiyâ ḥûtehümâ fetteḫaẕe sebîlehû fi-lbaḥri serabâ.

Okunuş

62Felemmâ câvezâ ḳâle lifetâhü âtinâ gadâenâ. leḳad leḳînâ min seferinâ hâẕâ neṣabâ.

Okunuş

63Ḳâle eraʾeyte iẕ eveynâ ile-ṣṣaḫrati feinnî nesîtü-lḥût. vemâ ensânîhü ille-şşeyṭânü en eẕkürah. vetteḫaẕe sebîlehû fi-lbaḥr. ʿacebâ.

Okunuş

64Ḳâle ẕâlike mâ künnâ nebgi. ferteddâ ʿalâ âŝârihimâ ḳaṣaṣâ.

Okunuş

65Fevecedâ ʿabdem min ʿibâdinâ âteynâhü raḥmetem min ʿindinâ veʿallemnâhü mil ledünnâ ʿilmâ.

Okunuş

66Ḳâle lehû mûsâ hel ettebiʿuke ʿalâ en tüʿallimeni mimmâ ʿullimte ruşdâ.

Okunuş

67Ḳâle inneke len testeṭîʿa meʿiye ṣabrâ.

Okunuş

68Vekeyfe taṣbiru ʿalâ mâ lem tüḥiṭ bihî ḫubrâ.

Okunuş

69Ḳâle setecidünî in şâe-llâhü ṣâbirav velâ aʿṣî leke emrâ.

Okunuş

70Ḳâle feini-ttebaʿtenî felâ tesʾelnî ʿan şeyʾin ḥattâ uḥdiŝe leke minhü ẕikrâ.

Ayet 60–70

Vaktiyle Musa, Allah’ın kendisine lütufta bulunup, üstün ilim bahşettiği âlim bir zat ile iki denizin birbirine kavuştuğu yerde buluşmak ve onun bilgisinden istifade etmek amacı ile arkadaşıyla birlikte yola koyulmuş, “Ömrümün sonuna kadar yürüsem de oraya ulaşacağım.” demişti.

En son dinlenmek için konakladıkları deniz kenarındaki kayalıkların yanında yemek için yanlarında bulundurdukları balıklarını unuttular, zaten balık da denize düşüp gözden kaybolmuştu.

Konakladıkları o yerden uzaklaşıp da karınları acıkınca, Musa arkadaşına, “Bu yolculuk bizi epeyce yordu, getir şu balığı da yiyelim.” dedi. Arkadaşı da ona: “Ben balıkla ilgili durumu sana söylemeyi unuttum, hani en son dinlenmek için oturduğumuz kaya var ya, işte orada balık şaşılacak biçimde denize düşüp kayboldu. Bunu sana söylemeyi de galiba şeytan bana unutturdu.” dedi.

Bunun üzerine Musa heyecanla, “İşte aradığımız yer, buluşma noktamız orasıydı.” diyerek hemen geldikleri o yöne doğru dönüp yürüdüler, oraya varınca da kendisine katımızdan üstün ilim bahşedip, görevler verdiğimiz kulumuzla karşılaştılar.

Musa hemen ona: “Sendeki bilgilerden yararlanmak suretiyle yaşanmakta olanların gerçek mahiyetini öğrenmek ve doğru olanı yapabilmek için yanında olmak, gideceğin yerlere seninle birlikte gitmek istiyorum.” dedi.

İlim verdiğimiz o kişi de Musa’ya: “Sen benimle birlikteyken, karşılaşacaklarımıza, olup biteceklere katlanamazsın. İç yüzünü, gerçek mahiyetini bilip anlayamadığın işlere nasıl katlanırsın? Sen kendi işine bak.” dedi. Musa da ona: “İnşallah benim sabırlı biri olduğumu göreceksin, senin yaptığın hiçbir işine karışıp, karşı çıkıp, itiraz etmeyeceğim.” dedi. Bunun üzerine ilim verdiğimiz kulumuz da Musa’ya: “Şayet benimle birlikte geleceksen, o halde ben sana yaptığım işin mahiyetini açıklamadıkça bana hiçbir şey sormayacaksın.” dedi.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

60Kasas 2Kasas 6

İlgili ayetler

68Bakara 216

İlgili ayetler

69Zümer 10

Kehf 71–73

3 ayet

فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَا رَكِبَا فِي السَّف۪ينَةِ خَرَقَهَاۜ قَالَ اَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ اَهْلَهَاۚ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـًٔا اِمْرًا ۝٧١ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْرًا ۝٧٢ قَالَ لَا تُؤَاخِذْن۪ي بِمَا نَس۪يتُ وَلَا تُرْهِقْن۪ي مِنْ اَمْر۪ي عُسْرًا ۝٧٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

71Fenṭaleḳâ. ḥattâ iẕâ rakibâ fi-ssefîneti ḫaraḳahâ. ḳâle eḫaraḳtehâ litugriḳa ehlehâ. leḳad ciʾte şeyʾen imrâ.

Okunuş

72Ḳâle elem eḳul inneke len testeṭîʿa meʿiye ṣabrâ.

Okunuş

73Ḳâle lâ tüâḫiẕnî bimâ nesîtü velâ türhiḳnî min emrî ʿusrâ.

Ayet 71–73

Özel ilimle donatılan ve özel görevler verilen bu kişinin teklifini kabul eden Musa, onunla birlikte yola koyuldu. Bir kıyı şehrine varınca da yollarına devam etmek üzere bir gemiye bindiler, gemiden inecekleri sırada, âlim zat geminin hasarlanıp su alması için tabanındaki tahtalardan birkaçını söktü. Bunun üzerine Musa, “Gemiyi batırıp da içine binecek olanları öldürmek mi istiyorsun, onun için mi geminin tabanından delik açtın? Bu yaptığın hiç de doğru olmayan bir iştir.” dedi.

Kendisine ilim verilmiş olan kişi de Musa’ya: “Ben sana benimle birlikte olmaya katlanamazsın dememiş miydim?” deyince Musa, “Bir an sözümü unuttum, boş bulunup sordum. Kusuruma bakma, bu yüzden beni azarlama.” dedi.

İlgili ayetler

Kehf 74–78

5 ayet

فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَا لَقِيَا غُلَامًا فَقَتَلَهُۙ قَالَ اَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍۜ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـًٔا نُكْرًا ۝٧٤ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْرًا ۝٧٥ قَالَ اِنْ سَاَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْن۪يۚ قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنّ۪ي عُذْرًا ۝٧٦ فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَيَٓا اَهْلَ قَرْيَةٍۨ اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا ف۪يهَا جِدَارًا يُر۪يدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُۜ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْرًا ۝٧٧ قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَيْن۪ي وَبَيْنِكَۚ سَاُنَبِّئُكَ بِتَاْو۪يلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا ۝٧٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

74Fenṭaleḳâ. ḥattâ iẕâ leḳiyâ gulâmen feḳatelehû ḳâle eḳatelte nefsen zekiyyetem bigayri nefs. leḳad ciʾte şeyʾen nükrâ.

Okunuş

75Ḳâle elem eḳul leke inneke len testeṭîʿa meʿiye ṣabrâ.

Okunuş

76Ḳâle in seeltüke ʿan şeyʾim baʿdehâ felâ tüṣâḥibnî. ḳad belagte mil ledünnî ʿuẕrâ.

Okunuş

77Fenṭaleḳâ. ḥattâ iẕâ eteyâ ehle ḳaryetin-staṭʿamâ ehlehâ feebev ey yüḍayyifûhümâ fevecedâ fîhâ cidâray yürîdü ey yenḳaḍḍa feeḳâmeh. ḳâle lev şiʾte letteḫaẕte ʿaleyhi ecrâ.

Okunuş

78Ḳâle hâẕâ firâḳu beynî vebeynik. seünebbiüke biteʾvîli mâ lem testeṭiʿ ʿaleyhi ṣabrâ.

Ayet 74–78

Böylece gemiden inip yollarına devam ettiler, yol üstünde bir gençle karşılaştılar. Âlim zat, karşılarına çıkan bu genci öldürdü. Bunun üzerine Musa öfkeyle, “Bir başka cana karşılık olmaksızın, sebepsiz yere masum birinin canına nasıl kıyarsın? Bu yaptığın çok kötü bir iştir.” dedi.

Kendisine ilim verilmiş olan âlim zat tekrar Musa’ya dönüp, “Ben sana benimle olmaya katlanamayacağını söylemiştim.” dedi.

Musa hemen kendini toplayıp, “Bundan sonra sana bir şey soracak olursam benimle arkadaşlık, yoldaşlık etme. Zaten senden özür dileyecek yüzüm de kalmadı.” dedi ve yollarına devam ettiler. Yol üzerinde uğradıkları beldenin halkından biraz yiyecek istediler, fakat o beldenin halkı misafirperverlik gösterip de onlara yiyecek vermedi. Bu arada geçmekte oldukları bir sokakta yıkılmak üzere olan bir duvarı görünce de, âlim zat orada durup duvarı onararak yıkılmaktan kurtardı. Musa yine konuşmadan edemedi, “Bu işe karşılık bir ücret isteseydin, fena mı olurdu? Hiç olmazsa onunla karnımızı doyururduk.” deyince de âlim zat Musa’ya, “Artık yollarımızı ayırmanın zamanı geldi. Fakat ben sana ayrılmadan önce sabır göstermeyip de sorduğun olayların iç yüzünü açıklayacağım.” dedi.

İlgili ayetler

Kehf 79–82

4 ayet

اَمَّا السَّف۪ينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاك۪ينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَاَرَدْتُ اَنْ اَع۪يبَهَا وَكَانَ وَرَٓاءَهُمْ مَلِكٌ يَاْخُذُ كُلَّ سَف۪ينَةٍ غَصْبًا ۝٧٩ وَاَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ اَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَش۪ينَٓا اَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًاۚ ۝٨٠ فَاَرَدْنَٓا اَنْ يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِنْهُ زَكٰوةً وَاَقْرَبَ رُحْمًا ۝٨١ وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَت۪يمَيْنِ فِي الْمَد۪ينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحًاۚ فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْر۪يۜ ذٰلِكَ تَاْو۪يلُ مَا لَمْ تَسْطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًاۜ۟ ۝٨٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

79Emme-ssefînetü fekânet limesâkîne yaʿmelûne fi-lbaḥri feerattü en eʿîbehâ vekâne verâehüm meliküy yeʾḫuẕü külle sefînetin gaṣbâ.

Okunuş

80Veemme-lgulâmü fekâne ebevâhü müʾmineyni feḫaşînâ ey yürhiḳahümâ ṭugyânev veküfrâ.

Okunuş

81Feeradnâ ey yübdilehümâ rabbühümâ ḫayram minhü zekâtev veaḳrabe ruḥmâ.

Okunuş

82Veemme-lcidâru fekâne ligulâmeyni yetîmeyni fi-lmedîneti vekâne taḥtehû kenzül lehümâ vekâne ebûhümâ ṣâliḥâ. feerâde rabbüke ey yeblügâ eşüddehümâ veyestaḫricâ kenzehümâ. raḥmetem mir rabbik. vemâ feʿaltühû ʿan emrî. ẕâlike teʾvîlü mâ lem tesṭiʿ ʿaleyhi ṣabrâ.

Ayet 79–82

“Gemi olayından başlayalım... O gemi, geçimlerini denizden sağlayan bir kısım yoksul kimselere aitti. Onu özellikle hasarlı hale getirdim, şayet yollarına devam etselerdi, önlerinde her sağlam gemiye el koyan bir hükümdarın adamları bekliyordu. Öldürdüğüm gence gelince, onun anne ve babası yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinmiş, O’nun davetine iman etmiş mü’min kimselerdi. O gencin anne ve babasına derin acılar yaşatması sebebiyle öldürülmesi gerektiği bilgisi bana ulaştırılmıştı. Rableri olan Allah, onlara bu çocuk yerine hayırlı ve merhametli bir evlat nasip etsin.

Yıkılmak üzere olan duvarı onarıp tamir etmemin sebebi ise o duvarın orada yaşayan iki öksüz çocuğun evlerinin duvarı olmasıydı, duvarın altında da o çocuklara ait bir hazine vardı. Onların babaları yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinip O’na iman etmiş bir mü’min olarak vefat etmişti. Bu yüzden de Rabbin, onlar erişkin birer insan olunca, hazinelerine kavuşsunlar diye, onlara bir lütuf ve rahmet olarak böyle diledi, dolayısıyla bütün bu işleri kendi irademle de yapmadım. İşte senin sabredemeyip katlanamadığın işlerin iç yüzü budur.” (Musa’nın bu yaşadıkları ile Allah bizlere karşılaşılan yahut yaşanılan olayların içyüzünü peygamberlerin dahi bilip anlayamayacağı gerçeğini bildirmektedir.)

İlgili ayetler

İlgili ayetler

79Bakara 216

İlgili ayetler

81Furkan 74

İlgili ayetler

82Kehf 44

Kehf 83–88

6 ayet

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِۜ قُلْ سَاَتْلُوا عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْرًاۜ ۝٨٣ اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْاَرْضِ وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًاۙ ۝٨٤ فَاَتْبَعَ سَبَبًا ۝٨٥ حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًاۜ قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْنًا ۝٨٦ قَالَ اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ اِلٰى رَبِّه۪ فَيُعَذِّبُهُ عَذَابًا نُكْرًا ۝٨٧ وَاَمَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُ جَزَٓاءًۨ الْحُسْنٰىۚ وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ اَمْرِنَا يُسْرًاۜ ۝٨٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

83Veyesʾelûneke ʿan ẕi-lḳarneyn. ḳul seetlû ʿaleyküm minhü ẕikrâ.

Okunuş

84İnnâ mekkennâ lehû fi-lʾarḍi veâteynâhü min külli şeyʾin sebebâ.

Okunuş

85Feetbeʿa sebebâ.

Okunuş

86Ḥattâ iẕâ belega magribe-şşemsi vecedehâ tagrubü fî ʿaynin ḥamietiv vevecede ʿindehâ ḳavmâ. ḳulnâ yâ ẕe-lḳarneyni immâ en tüʿaẕẕibe veimmâ en tetteḫiẕe fîhim ḥusnâ.

Okunuş

87Ḳâle emmâ men żaleme fesevfe nüʿaẕẕibühû ŝümme yüraddü ilâ rabbihî feyüʿaẕẕibühû ʿaẕâben nükrâ.

Okunuş

88Veemmâ men âmene veʿamile ṣâliḥan felehû cezâen-lḥusnâ. veseneḳûlü lehû min emrinâ yüsrâ.

Ayet 83–88

Ey Peygamber! Sana Zülkarneyn hakkında soruyorlar. De ki: “Onun hakkında bana bildirilenleri ben de size bildireyim. Allah buyuruyor ki, Biz Zülkarneyn’e yeryüzünde geniş imkânlar, güç ve iktidar bahşettik, gideceği yerlerin bilgisini verip yollarını gösterdik. O da bu bilgi ve güç ile görevlerini yerine getirmek üzere yola koyuldu. Batıya doğru gidebildiği en uzak yere kadar giderek, güneşin koyu, bulanık bir suda batıyormuş gibi olduğu yere ulaştı, orada müşrik, ahlaksız bir halk ile karşılaştı.” Bunun üzerine Biz de ona şöyle buyurduk: “Ey Zülkarneyn! İstersen onları cezalandırırsın, istersen de iyi davranırsın.” Zülkarneyn de onlara şöyle seslendi: “İçinizden kim, Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edinmekte ısrar edip müşrik kalmakla direnir, Allah’ın daveti olan doğru yolda yaşamayı reddedip zulme devam ederse, biz de onu cezalandıracağız. Hesap Günü geldiğinde de o kimseler Rablerinin huzuruna çıkarılacak ve çok daha şiddetli bir azap ile cezalandırılacaklar. Yalnızca Allah’a yönelip yaratılış sebebine uygun yaşamak gayreti içinde olanlar ise, dünyada ve âhirette en güzel ikramlarla mükâfatlandırılacaklar ve bu gayretleri sırasında Rableri onlara yardım edip, işlerini de kolaylaştıracak.”

İlgili ayetler

İlgili ayetler

83Âl-i İmran 138A’raf 2

İlgili ayetler

84Hac 41

İlgili ayetler

85Kehf 89

Kehf 89–92

4 ayet

ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا ۝٨٩ حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْرًاۙ ۝٩٠ كَذٰلِكَۜ وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا ۝٩١ ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا ۝٩٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

89Ŝümme etbeʿa sebebâ.

Okunuş

90Ḥattâ iẕâ belega maṭliʿa-şşemsi vecedehâ taṭlüʿu ʿalâ ḳavmil lem necʿal lehüm min dûnihâ sitrâ.

Okunuş

91Keẕâlik. veḳad eḥaṭnâ bimâ ledeyhi ḫubrâ.

Okunuş

92Ŝümme etbeʿa sebebâ.

Ayet 89–92

Bir süre sonra Zülkarneyn oradan ayrılıp yeni bir görev için güneşin doğduğu yöne doğru ulaşabildiği en son yere ulaştı, oraya varınca da güneşin üzerlerinden hiç eksik olmadığı bir halk ile karşılaştı.

İşte Biz Zülkarneyn’e buralara ve böylesi toplumlara ulaşabilecek kadar ilim, güç ve imkân vermiştik. Şüphesiz ona bahşettiklerimizin sınırını ve neler olduğunu da Biz biliriz. Daha sonra Zülkarneyn yeni bir yola koyuldu.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

89Kehf 85

İlgili ayetler

91Bakara 77

Kehf 93–97

5 ayet

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْمًاۙ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلًا ۝٩٣ قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَاْجُوجَ وَمَاْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا ۝٩٤ قَالَ مَا مَكَّنّ۪ي ف۪يهِ رَبّ۪ي خَيْرٌ فَاَع۪ينُون۪ي بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًاۙ ۝٩٥ اٰتُون۪ي زُبَرَ الْحَد۪يدِۜ حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُواۜ حَتّٰٓى اِذَا جَعَلَهُ نَارًاۙ قَالَ اٰتُون۪ٓي اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًاۜ ۝٩٦ فَمَا اسْطَاعُٓوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا ۝٩٧

Mushaf

Okunuş

Okunuş

93Ḥattâ iẕâ belegae beyne-sseddeyni vecede min dûnihimâ ḳavmel lâ yekâdûne yefḳahûne ḳavlâ.

Okunuş

94Ḳâlû yâ ẕe-lḳarneyni inne yeʾcûce vemeʾcûce müfsidûne fi-lʾarḍi fehel necʿalü leke ḫarcen ʿalâ en tecʿale beynenâ vebeynehüm seddâ.

Okunuş

95Ḳâle mâ mekkennî fîhi rabbî ḫayrun feeʿînûnî biḳuvvetin ecʿal beyneküm vebeynehüm radmâ.

Okunuş

96Âtûnî zübera-lḥadîd. ḥattâ iẕâ sâvâ beyne-ṣṣadefeyni ḳâle-nfüḫû. ḥattâ iẕâ ceʿalehû nâran ḳâle âtûnî üfrig ʿaleyhi ḳiṭrâ.

Okunuş

97Feme-sṭâʿû ey yażherûhü veme-steṭâʿû lehû naḳbâ.

Ayet 93–97

Zülkarneyn yönünü değiştirip, yoluna devam ederken, iki dağ arasında yaşamakta olan bir topluluğa ulaştı, bunlar çok az da olsa onun konuştuğu dili de anlıyorlardı. Onlar Zülkarneyn’e dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Bu dağların arkasında yaşayan Yecüc ve Mecüc sürekli aramıza sızıp, memleketimizde fesat çıkarıp, bozgunculuğa sebep oluyorlar. Karşılığı neyse onu sana vermek şartıyla, onlarla bizim aramıza bir set yap ve bizi onlardan kurtar.”

Zülkarneyn de onlara: “Rabbimin bana lütfettiği ilim, güç ve iktidar, sizin bana vereceklerinizden çok daha iyi ve değerlidir. Siz bana sadece beden gücünüzle yardım edin, ben de sizinle onların arasına bir set yapayım, şimdi bana demir madeninin kütlelerini getirin.” dedi. Getirilen demir kütlelerini iki dağın arasına doldurdu, sonra ateş yakıp, ateşi körüklerle güçlendirerek, demir madenini eritti. Demir akkor haline gelince de, “Şimdi de diğer tarafta eritilmekte olan bakırı getirip, üzerine dökün.” dedi, böylece arada aşılması mümkün olmayan bir set yaptı. Bundan sonra Yecüc ve Mecüc o seddi ne aşabildi ne de oradan bir delik açabildi.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

94Enbiyâ 96Enbiyâ 97

İlgili ayetler

96Hadîd 25

Kehf 98–102

5 ayet

قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪يۚ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي جَعَلَهُ دَكَّٓاءَۚ وَكَانَ وَعْدُ رَبّ۪ي حَقًّاۜ ۝٩٨ وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ ف۪ي بَعْضٍ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًاۙ ۝٩٩ وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِر۪ينَ عَرْضًاۙ ۝١٠٠ اَلَّذ۪ينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ ف۪ي غِطَٓاءٍ عَنْ ذِكْر۪ي وَكَانُوا لَا يَسْتَط۪يعُونَ سَمْعًا۟ ۝١٠١ اَفَحَسِبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَاد۪ي مِنْ دُون۪ٓي اَوْلِيَٓاءَۜ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ نُزُلًا ۝١٠٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

98Ḳâle hâẕâ raḥmetüm mir rabbî. feiẕâ câe vaʿdü rabbî ceʿalehû dekkâʾ. vekâne vaʿdü rabbî ḥaḳḳâ.

Okunuş

99Veteraknâ baʿḍahüm yevmeiẕiy yemûcü fî baʿḍiv venüfiḫa fi-ṣṣûri fecemaʿnâhüm cemʿâ.

Okunuş

100Veʿaraḍnâ cehenneme yevmeiẕil lilkâfirîne ʿarḍâ.

Okunuş

101Elleẕîne kânet aʿyünühüm fî giṭâin ʿan ẕikrî vekânû lâ yesteṭîʿûne semʿâ.

Okunuş

102Efeḥasibe-lleẕîne keferû ey yetteḫiẕû ʿibâdî min dûnî evliyâʾ. innâ aʿtednâ cehenneme lilkâfirîne nüzülâ.

Ayet 98–102

Zülkarneyn seddin bitmesinin ardından da halkı toplayıp onlara şöyle seslendi: “Bunun yapılmasının bilgisini ve gücünü lütfeden Rabbime şükürler olsun. Bu set ancak Rabbimin belirlediği zaman geldiğinde yerle bir edilip, yok edilir, Rabbimin vadettiği O Gün mutlaka gelecektir.”

Kıyamet Günü geldiğinde insanları dalgalar gibi çalkalanmaya bırakırız, onlar da korku ve dehşet içinde oradan oraya koşuşup dururlar. Nihayet Sûr’a üflenir ve hepsini bir araya toplarız.

İşte O Gün müşrik ve kâfirlikte direnerek Allah’ın davetinden yüz çevirenleri cehennemle buluştururuz. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp O’nun kullarını veliler edinip onlardan yardım umuyorlardı. Şüphesiz böylelerinin varacakları yer cehennem olacaktır.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

98Kasas 61

İlgili ayetler

99Tekvîr 3

İlgili ayetler

101A’raf 179Ahkaf 26

İlgili ayetler

102Sebe’ 37Zümer 3Şûrâ 9

Kehf 103–106

4 ayet

قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْاَخْسَر۪ينَ اَعْمَالًاۜ ۝١٠٣ اَلَّذ۪ينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا ۝١٠٤ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَٓائِه۪ فَحَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَلَا نُق۪يمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَزْنًا ۝١٠٥ ذٰلِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُٓوا اٰيَات۪ي وَرُسُل۪ي هُزُوًا ۝١٠٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

103Ḳul hel nünebbiüküm bilʾaḫserîne aʿmâlâ.

Okunuş

104Elleẕîne ḍalle saʿyühüm fi-lḥayâti-ddünyâ vehüm yaḥsebûne ennehüm yuḥsinûne ṣunʿâ.

Okunuş

105Ülâike-lleẕîne keferû biâyâti rabbihim veliḳâihî feḥabiṭat aʿmâlühüm felâ nüḳîmü lehüm yevme-lḳiyâmeti veznâ.

Okunuş

106Ẕâlike cezâühüm cehennemü bimâ keferû vetteḫaẕû âyâtî verusülî hüzüvâ.

Ayet 103–106

De ki: “Size yapıp ettikleri bakımından, en çok zarara uğrayacak olanları bildireyim mi?”

Bunlar yaratılışlarının gerçek sebebinin ne olduğunu merak edip araştırmadan, iyi ve doğru şeyler yaptıklarını zanneden, bu nedenle de emekleri boşa giden kimselerdir. Hâlbuki kendilerini iyi ve doğru işler yapıyor sanıyorlardı.

Böyleleri Rablerinin âyetleri ile bildirdiği gerçekleri umursamayıp, üzerinde düşünüp de kavramadan âhireti ve Hesap Günü’nü reddetmişlerdi. İşte bu yüzden de dünyada yaptıkları boşa gitmiştir, âhirette onların amellerini tartmaya bile gerek görmeyiz ve onlara hiç değer vermeyiz.

Onların cezası cehennem ateşi olacaktır, çünkü onlar aynı zamanda âyetlerimizle ve Peygamberimizle alay edip, onları yalan saymışlardı.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

103Muhammed 1Muhammed 3

İlgili ayetler

104Âl-i İmran 117

Kehf 107–108

2 ayet

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلًاۙ ۝١٠٧ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلًا ۝١٠٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

107İnne-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti kânet lehüm cennâtü-lfirdevsi nüzülâ.

Okunuş

108Ḫâlidîne fîhâ lâ yebgûne ʿanhâ ḥivelâ.

Ayet 107–108

İman edip imanlarının gerektirdiği salih amellerle yaşamak uğrunda gayret edenlere ise mükâfat olarak cennette Firdevs bahçelerinde konaklar hazırlanmıştır. Onlar da orada daimi olarak kalacak ve hiç çıkarılmayacaklardır.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

107Nisâ 173Kehf 31

Kehf 109

1 ayet

قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبّ۪ي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّ۪ي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِه۪ مَدَدًا ۝١٠٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

109Ḳul lev kâne-lbaḥru midâdel likelimâti rabbî lenefide-lbaḥru ḳable en tenfede kelimâtü rabbî velev ciʾnâ bimiŝlihî mededâ.

Ayet 109

Ey Peygamber! De ki: “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, hatta onun bir mislini de üzerine ilave etsek, yine de denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmezdi.”

İlgili ayetler

İlgili ayetler

109Lokman 27

Kehf 110

1 ayet

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَدًا ۝١١٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

110Ḳul innemâ ene beşerum miŝlüküm yûḥâ ileyye ennemâ ilâhüküm ilâhüv vâḥid. femen kâne yercû liḳâe rabbihî felyaʿmel ʿamelen ṣâliḥav velâ yüşrik biʿibâdeti rabbihî eḥadâ.

Ayet 110

Müşriklere de ki: “Ben de sizin gibi bir insanım, ancak bana Rabbimiz ve ilahımızın yalnız Allah olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbinin rızasını kazanmak istiyor ve O’na karşı kendisini sorumlu hissediyorsa, yaratılış sebebine uygun yaşamak için gayret etsin. Böylece Allah’a ortak koşmaktan, kula kulluk etmekten kurtulsun.”

İlgili ayetler

İlgili ayetler

110Kehf 38Kasas 88Fussilet 6

Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.

Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.

Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Gâşiye, sonra Nahl indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla