Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu · Surenin girişi şu şekildedir
Adı: Surenin adı, içinde “zuhruf” kelimesi geçen 35. ayetten almıştır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul zamanı ile ilgili kesin bir kayıt yoktur. Ancak muhtevasından surenin indiği dönemle, Fussilet ve Şûrâ Surelerinin indiği dönemin aynı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu surenin konuları bir zincirin halkaları gibi birbirine benzemektedirler. Hepsi de kafirlerin Hz. Peygamber’in (s.a) hayatına son vermek için planlar kurmaya başladıkları bir dönemde nazil olmuştur. Hatta o dönemde kafirler böyle bir girişimde de bulunmuşlardır. Nitekim surenin 79-80. ayetlerinde bu olaya işaret edilmektedir.
Konu: Bu surede, Kureyş’in ve diğer Arap kabilelerinin cahilce inanç ve davranışları şiddetle eleştirilerek, onların bu akidelerinin bir temele dayanmadığı ve asılsız olduğu ispatlanmaktadır. Ayrıca bu cahiliye toplumunun bireylerinden aklı selime sahip olanları “Toplumun hurafelere yapıştığının ve bu hurafeler yüzünden batacağının açıkça görülmesi ve kendilerini kurtarmak için çırpınmasına rağmen Hz. Muhammed’i (s.a) reddetmelerinin ne kadar akılsızca olduğunu” düşünmeye çağırmaktadırlar.
Surenin girişi şu şekildedir: “Siz, aklınız sıra zorbalık yapmak suretiyle Kitab’ın nüzulunu önleyeceğinizi sanıyor ve bunun için çabalıyorsunuz. Ancak hiçbir zaman kitapların ve peygamberlerin gönderilmesi şerrin muhalefetinden ötürü durdurulmamış, bilakis, Allah, peygamberlere ve kitaplara karşı koyan kafirleri en sonunda helâk etmiştir.
Şayet sizler de aynı yolda ısrar ederseniz, akibetiniz onlarınki gibi olacaktır.” Aynı konuya ilerideki ayetlerde (41-42 ve 79-80) tekrar değinilmiştir. Daha sonra muhatap Hz. Peygamber (s.a) gibi görünüyorsa da aslında onun hayatına kastetmek isteyenlere, şöyle bir ikazda bulunulmuştur: “Sen hayatta kalsan da, kalmasan da onlar mutlaka hak ettikleri cezayı göreceklerdir.” Bunun yanısıra kafirler “Sizler, Peygamber’e (s.a) karşı bir karar aldınız, ancak biz de sizlere karşı bir karar alacağız” denilerek tehdit edilmektedirler.
Daha sonra kafirlerin inandıkları “din”, Hz. Peygamber’e (s.a) karşı öne sürdükleri “deliller”, şu şekilde ele alınmaktadır.
Kendileri de kabul etmektedirler ki; kainatın, Allah’a ortak koştukları ilahların ve bizzat kendilerinin dahi yaratıcısı Allah’tır. Yine bilmektedirler ki, faydalanmakta oldukları dünyadaki tüm nimetlerin yaratıcısı da Allah’tır. Fakat buna rağmen onlar, başkalarını Allah’a ortak koşmakta hâlâ ısrar ediyorlar.
İnsanları Allah’ın çocukları olarak nitelemekte bir beis görmezlerken, kendileri için kız çocuğa sahip olmayı zül telakki ediyorlar.
“Dişi ilahlar” olarak kabul ettikleri meleklerin heykellerini yapmakta, onlara kadın elbiseleri giydirip, mücevherler takmakta ve “Allah’ın kızları” olduklarına inandıkları için onlardan istekte bulunmaktadırlar. Oysa ellerinde, bu düşünce ve davranışlarını doğrulayıcı bir delil de yoktur.
Onlar, yaptıkları bu hareketleri dolayısıyla ikaz olunduklarında, “Allah istememiş olsaydı, bizi böyle davranmaktan alıkoyardı” demektedirler. Halbuki yeryüzünde bazı olayların Allah’ın izniyle vuku buluyor olması, Allah’ın o yapılanları tasvip ettiği anlamına gelmez. Sözgelimi, dünyada putlara tapılmakta, hırsızlık, zina, zorbalık, cinayet vs. gibi cürümler işlenmektedir. Ancak hiçbirisi de Allah’ın razı olduğu işlerden değildir. Allah’ın hangi davranışı tasvip ettiği, hangi davranışı tasvip etmediği, insanlara yol gösterici olarak gönderdiği kitaplarda bildirilmiştir. Dolayısıyla O’nun razı olduğu düşünce ve davranışları bilebilmek için bu kitaplara başvurmak gerekir.
Onlara, “Bu düşünce ve davranışlarınızı hangi delile dayandırıyorsunuz?” diye sorduğunuz takdirde, şu şekilde cevap vereceklerdir: “Atalarımız da böyle yapıyorlardı.” Yani onlar bir dinin haklılığının ölçütü olarak atalarının da aynı şekilde davranmış olmasını yeterli saymaktadırlar. Bir de bunlar, Hz. İbrahim’in (a.s) torunları olmakla övünmekteydiler.
Oysa Hz. İbrahim (a.s), atalarının dinine sırt çevirmiş ve körü körüne taklide karşı çıkmıştı. Madem onlar atalarını taklit etmek istiyorlar, o halde niçin atalarından şerefli olanları -Hz. İbrahim, Hz. İsmail gibi- bırakıp cahil olanları takip ediyorlar?
Onlara, “Allah’ın gönderdiği peygamberlerden ve indirdiği kitaplardan biri, hiçbir surette şirki tavsiye etmiş midir?” diye soracak olursanız hıristiyanları örnek vererek şöyle derler: “Hıristiyanlar da İsa’yı Allah’ın oğlu kabul ederek ona tapıyorlar.” Oysa soru, “Hangi peygamberin ümmeti, Allah’a ortak koşmuştur?” şeklinde değildi. Bilakis soru, “Hangi peygamber halka şirkin mesajını aktarmıştır?” şeklindeydi. Yani Meryem oğlu İsa (a.s) ne zaman, “Ben Allah’ın oğluyum, bana kulluk edin” diye söylemiştir? Onun halka aktardığı mesaj, her peygamberin mesajı gibi “Benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin” şeklindedir.
Sizler, Hz. Muhammed’i mal ve mülk sahibi olmadığı için peygamber olarak kabul etmekte tereddüt duyuyor ve “Eğer Allah peygamber göndermiş olsaydı, iki şehirden (Mekke-Taif) birinin büyüğüne gönderirdi” diye düşünüyorsunuz. Nitekim Firavun da Musa’ya peygamberliği yakıştırmayarak onu hâkir görmüş ve şöyle bağırmıştı: “Şayet gökyüzünün hükümdarı, yeryüzünün hükümdarı olan benim gibi birine bir elçi gönderecek olsaydı, şüphesiz ki kollarında altın bilezikler olan ve yanında meleklerden ordu bulunduran bir elçi gönderirdi. Bu adam da nereden çıkageldi?
Ben, fazilet ve şeref sahibiyim. Nil Nehri benim ayaklarımın altından akmaktadır ve ben Mısır’ın hakimiyim. Oysa O, ne servet ve mülke, ne de bir iktidara sahiptir.”
Kafirlerin bunun gibi cahilce inanç ve düşünceleri tek tek çürütülür ve sonunda açıkça şöyle buyurulur: “Allah tektir. O hiç kimseyi evlat edinmemiştir ve O’ndan başka ilah yoktur. Hiç kimseye, bile bile dalâlet üzerinde ısrar etmiş birini, Allah’ın azabından kurtarması için şefaat etme yetkisi tanımamıştır. Allah, evlat edinmekten münezzehtir. O, kainatın tek yaratıcısıdır ve O’nun dışında herşey yaratılmıştır. Hiçbir şey zatında ve sıfatlarında O’na ortak olamaz. Allah indinde şefaat, ancak hak yolunda olanlar tarafından, yine bu yolda olmak için çaba göstermiş olanlara edilir.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–4
4 ayetZuhruf 1
Zuhruf 2
Zuhruf 3
Zuhruf 4
حٰمٓۜ ١ وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ ٢ اِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْءٰنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَۚ ٣ وَاِنَّهُ ف۪ٓي اُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَك۪يمٌۜ ٤
Mushaf
Okunuş
1Ḥâ-mîm.
2Velkitâbi-lmübîn.
3İnnâ ceʿalnâhü ḳurʾânen ʿarabiyyel leʿalleküm taʿḳilûn.
4Veinnehû fî ümmi-lkitâbi ledeynâ leʿaliyyün ḥakîm.
Türkçe Meal
1Hâ Mîm.
2Hak ve hakikati apaçık ortaya koyan bu kitaba andolsun ki.
3Biz bu Kuran’ı anlayıp kavrayasınız diye Arapça okunan bir mesaj yaptık.
4Zaten bizim katımızdaki ana kitaptan/sınırsız ilmimizden gelen bu Kuran çok yücedir ve her hükmü doğrudur.
Açıklamalı meal
1Ha. Mim. Dinle, ey insanoğlu! Senin pek iyi tanıdığın ve sürekli kullandığın harflerden oluşan fakat hem lafzı, hem de manasıyla eşsiz bir mucize olan bu mesaja kulak ver.
2Düşün tüm insanlığa yaratılışın sebebini ve nasıl yaşanması gerektiği gerçeklerini apaçık ortaya koyan bu Kitap şahit olsun ki;
3Olur ki düşünüp akıl edersiniz ve içindeki öğüt ve uyarıları iyice anlayasınız diye biz onu kendi dilinizin sesleri ile Arapça okunan bir kitap olarak indirdik. Biz size, dilini anlamayacağınız bir melek değil, sizinle aynı dili konuşan bir insan aracılığı ile mesajımızı iletiyor ve böylece yapmakta olduğunuz yanlışları düzeltmenizi, şirki bırakıp tevhide dönmenizi istiyoruz Kur’an’ın ilk muhatabı olan Araplar, eğer başka bir dili konuşuyor olsalardı, o zaman ayetlerimizi o dilde gönderecektik. Çünkü;
4Şüphesiz o Kur’an katımızda bulunan ana kitapta yani bütün vahiylerin kaynağı olan Levhi Mahfuz’da kayıtlıdır. Olmuşlar, olacaklar, kısacası her şey orada kayıtlıdır. Kur’an da oradadır, asla bir beşer sözü değildir ve değiştirilemez. Hayatınızla ilgili en doğru hükümleri ve yasaları tebliğ için indirilmiştir. O elbette insanlığı kurtuluşa ulaştıracak dosdoğru bilgi hüküm ve pek yüce hikmetlerle doludur. Ayetlerimiz gerçekleri yaratılışa göre açıklar.
İlgili ayetler
Ayet 5–9
5 ayetZuhruf 5
Zuhruf 6
Zuhruf 7
Zuhruf 8
Zuhruf 9
اَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا اَنْ كُنْتُمْ قَوْمًا مُسْرِف۪ينَ ٥ وَكَمْ اَرْسَلْنَا مِنْ نَبِيٍّ فِي الْاَوَّل۪ينَ ٦ وَمَا يَاْت۪يهِمْ مِنْ نَبِيٍّ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٧ فَاَهْلَكْنَٓا اَشَدَّ مِنْهُمْ بَطْشًا وَمَضٰى مَثَلُ الْاَوَّل۪ينَ ٨ وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَز۪يزُ الْعَل۪يمُۙ ٩
Mushaf
Okunuş
5Efenaḍribü ʿankümü-ẕẕikra ṣafḥan en küntüm ḳavmem müsrifîn.
6Vekem erselnâ min nebiyyin fi-lʾevvelîn.
7Vemâ yeʾtîhim min nebiyyin illâ kânû bihî yestehziûn.
8Feehleknâ eşedde minhüm baṭşev vemeḍâ meŝelü-lʾevvelîn.
9Velein seeltehüm men ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa leyeḳûlünne ḫaleḳahünne-lʿazîzü-lʿalîm.
Türkçe Meal
5Siz haddi aşan azgın bir topluluksunuz diye şimdi sizi Kuran ile uyarmaktan vaz mı geçelim?
6Zira biz, önceki toplumlara da nice nebiyi elçi olarak gönderdik.
7Ama o toplumlar kendilerine gelen her nebi ile alay etmişlerdi.
8Biz de daha güçlü olan o toplumları helak etmişizdir, öncekilerin örneği ayetlerde geçmişti.
9Şimdi onlara:
– Gökleri ve yeri kim yarattı? Diye soracak olsan:
– Üstün kudret sahibi ve her şeyi bilen Allah yarattı diyecekler.
Açıklamalı meal
5Ey yaratılış sebeplerini inkâr edenler müşrikler! Siz varlık gayesini unutarak Resulümüz Muhammed’le alay edip Kur’an’ı inkâr etmekle ve putları Allah’a ortak koşmakla aşırıya gidip haddi aşan ve davet edildiğiniz hayat nizamına sırt dönüp sınır tanımayan azgın bir topluluksunuz diye gerçekleri size bildiren Kur’an’ı göndermekten vaz mı geçelim? Tevhitten bu kadar uzaklaşan sizler, yaptıklarınızın karşılıksız bırakacağımızı mı sandınız? Bu akılsızlığınız yüzünden rahmet ve hidayet kapılarını yüzünüze kapatıp, yüzyıllardır içinde bocaladığınız cehalet karanlıklarında sizi kendi hâlinize bırakacağımızı mı sanıyorsunuz?
6Oysa size sadece kitap göndermedik. Biliyorsunuz ki Biz sizden önceki tevhitten uzaklaşan toplumlara da örnek olması için nice peygamberler gönderip Allah’ın davetini onlara da iletmiştik.
7Fakat birçoğu tıpkı sizin elçimiz Muhammed ile alay ettiğiniz gibi kendilerine gelen her peygamberi mutlaka inanmayıp alaya alırlardı.
8Mekkeli müşrikler güçlerine güvenmesinler. Biz bunlardan çok daha güçlü ve zorba olanları dahi bu tutumları sebebi ile azabımızla yakalayıp helâk ettik. Yolculuklarınız sırasında eski toplulukların yaşadıkları yerlerden gelip geçiyorsunuz Nitekim baksınlar önceki inen sürelerin kıssalarında onların örneği ayrıntılı olarak geçmiştir. O eski toplumlar geçmişten sadece bir iz, bir hatıra oldular. Hepsinden geriye kala kala ibret alınması gereken hikâyeleri kaldı. İşte bu durum sizler için açık bir derstir. Gördüklerinizden hiç ders almıyor musunuz?
9Ey Peygamber! andolsun ki, size olduğu gibi Allah nezdinde bazı varlıkları şefaatçi kabul edip tazimde bulunmalarındaki tutarsızlığı ortaya koymak için o müşriklere: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan hiçbiri yaratma işini putlara vermez ve hiç tereddütsüz: "Onları mutlak gücüyle üstün, kudret sahibi ve her şeyi bilen eşi benzeri olmayan yüce Allah yarattı" derler ve şirkin yanlışlığını itiraf etmiş olurlar. Derler demesine de sözlerinin arkasında durmaz, gereklerini yapmaz, yapay ilahlar edinirler. Her asırdaki müşrikler, Allah’ın varlığını ve yaratıcılığını kabul etmekte, ama O’nun hükümlerini gereksiz ve geçersiz görerek inkâra düşmektedirler.
Ayet 10
1 ayetZuhruf 10
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَجَعَلَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۚ ١٠
Mushaf
Okunuş
10Elleẕî ceʿale lekümü-lʾarḍa mehdev veceʿale leküm fîhâ sübülel leʿalleküm tehtedûn.
Türkçe Meal
10Evet O, öyle bir Allah’tır ki; yeryüzünü yaşam alanı haline getirmiştir ve gideceğiniz yere kolayca ulaşasınız diye dağların arasından sizin için yollar açmıştır.
Açıklamalı meal
10Halbuki Allah, sizin rahat yaşamanız için yeryüzünü yayıp bir döşek yapan ve olur ki doğru yolu bulursunuz ve gideceğiniz yere rahatça ulaşasınız diye sizin için dağların arasında yollar yaratandır. Umulur ki, bu nimetleri düşünür de doğru hak yolu bulup tercih edersiniz.
Ayet 11
1 ayetZuhruf 11
وَالَّذ۪ي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتًاۚ كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ ١١
Mushaf
Okunuş
11Velleẕî nezzele mine-ssemâi mâem biḳader. feenşernâ bihî beldetem meytâ. keẕâlike tuḫracûn.
Türkçe Meal
11Gökten yağmuru belli bir kadere/ölçüye göre indiren de O’dur. Nasıl biz onunla ölü toprağa hayat veriyorsak siz de ölümden sonra böyle diriltileceksiniz.
Açıklamalı meal
11Gökten ihtiyacınıza ve belli bir ölçüye ve bir plan dâhilinde, göre yağmuru indiren Allah’tır. Biz o suyla ölü memleketlere ve kupkuru toprağa hayat veririz. İşte siz de hayat verilen bitkiler gibi öldükten sonra kabirlerinizden bizim takdir ettiğimiz bir zaman aynı böyle diriltileceksiniz.
Ayet 12–14
3 ayetZuhruf 12
Zuhruf 13
Zuhruf 14
وَالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالْاَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَۙ ١٢ لِتَسْتَوُ۫ا عَلٰى ظُهُورِه۪ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ اِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِن۪ينَۙ ١٣ وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ ١٤
Mushaf
Okunuş
12Velleẕî ḫaleḳa-lʾezvâce küllehâ veceʿale leküm mine-lfülki velʾenʿâmi mâ terkebûn.
13Litestevû ʿalâ żuhûrihî ŝümme teẕkürû niʿmete rabbiküm iẕe-steveytüm ʿaleyhi veteḳûlû sübḥâne-lleẕî seḫḫara lenâ hâẕâ vemâ künnâ lehû muḳrinîn.
14Veinnâ ilâ rabbinâ lemünḳalibûn.
Türkçe Meal
12Her türlü canlıyı dişi ve erkek olarak çiftler halinde yaratan da, binmeniz için gemileri ve hayvanları var eden de O’dur.
13(13-14) Ki böylece onların üstüne kurulup hükmettiğinizde: “Bütün bunları bizim istifademize sunan Allah’ın şanı ne yücedir yoksa bizim buna asla gücümüz yetmezdi. Şüphe yok ki en sonunda biz Rabbimizin huzuruna çıkacağız,” diyerek Rabbinizin nimetlerini şükranla anasınız.
14(13-14) Ki böylece onların üstüne kurulup hükmettiğinizde: “Bütün bunları bizim istifademize sunan Allah’ın şanı ne yücedir yoksa bizim buna asla gücümüz yetmezdi. Şüphe yok ki en sonunda biz Rabbimizin huzuruna çıkacağız,” diyerek Rabbinizin nimetlerini şükranla anasınız.
Açıklamalı meal
12Bütün varlıkları artı-eksi, erkekli dişili çift çift yaratan O’dur. Denizlere koyduğu yasalarla bindiğiniz gemilerle yüklerinizi taşıtan ve hayvanları var edip emrinize amade kılan O’dur.
13Ki onlara binesiniz ve onlardan faydalandığınızda, Rabbinizin nimetlerini hatırlayıp şöyle dua edin: " Allah’a hamdolsun Evrene koyduğu yasalarla bütün bunları bizim hizmetimize sunan Allah’ın şanı pek yücedir. O her türlü eksiklikten münezzehtir. O’na sonsuz şükürler olsun! Yüce Rabbimiz, bunları bize lütfetmeseydi biz kendi imkânlarımızla bu nimetleri elde etmeye asla güç yetiremezdik.
14Şüphesiz hepimiz sonunda bütün bu nimetlerin hesabını vermek için Rabbimizin huzuruna çıkacağız diye şükretmeniz içindir. Bütün bunları yapmaya güç yetirecek başka bir kudret var mıdır? O halde yapmanız gereken şey, Allah’ın size verdiği bu nimetleri kullanırken O’na şükretmek, O’ndan başka herhangi bir varlığın kulluğa layık olamayacağını, ibadetin sadece O’na yapılacağını ikrar etmek, öldükten sonra O’nun huzurunda hesaba çekileceğinizin bilinciyle yaşamaktır.
Ayet 15–18
4 ayetZuhruf 15
Zuhruf 16
Zuhruf 17
Zuhruf 18
وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِه۪ جُزْءًاۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُب۪ينٌۜ ١٥ اَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَاَصْفٰيكُمْ بِالْبَن۪ينَ۟ ١٦ وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمٰنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظ۪يمٌ ١٧ اَوَمَنْ يُنَشَّؤُ۬ا فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُب۪ينٍ ١٨
Mushaf
Okunuş
15Veceʿalû lehû min ʿibâdihî cüzʾâ. inne-lʾinsâne lekefûrum mübîn.
16Emi-tteḫaẕe mimmâ yaḫlüḳu benâtiv veaṣfâküm bilbenîn.
17Veiẕâ büşşira eḥadühüm bimâ ḍarabe lirraḥmâni meŝelen żalle vechühû müsveddev vehüve keżîm.
18Evemey yüneşşeü fi-lḥilyeti vehüve fi-lḫiṣâmi gayru mübîn.
Türkçe Meal
15Ama buna rağmen Allah’ın kullarından bir kısmını ondan bir parçaymış gibi kabul ettiler. Şu bir gerçek ki bunu yapan insan apaçık bir nankörlük içindedir.
16Yoksa O, yarattığı kullarından kızları kendine evlat edindi de oğlanları size mi ayırdı?
17Oysa onlardan birine, Rahman’a layık gördüğü bir kız evladı müjdelendiği zaman yüzü kapkara kesilir ve öfkeden yutkunmaya başlar.
18Süs içinde yaşamaktan başka bir işe yaramayan biri mi? der ve karmakarışık duygular içinde kendisiyle çekişir durur.
Açıklamalı meal
15Bunca hakikate rağmen Allah’ı layıkıyla tanımayan, tanımak da istemeyen inkârcı insanlar, bir taraftan "Gökleri ve yeri Allah yarattı." derken, diğer taraftan kullarından bazı seçkin kişilerin ve güçlerin O’nun bir parçası olduğunu ve meleklerin de O’nun kızları olduğunu iddia ediyorlar. Onlar kız çocuklarını insan yerine koymadıkları halde melekleri Allah’ın kızları olarak nitelendirmekte hiç sakınca görmediler. Doğrusu “Melekler Allah’ın kızlarıdır” demek suretiyle Allah’a iftira atıp cehaletini ortaya koyan kafir insan, gerçekten apaçık bir nankördür. Görüyorsun değil mi, ilâhî nur ile aydınlanmayan insan, nasıl da apaçık nankörlük eden zâlim bir yaratığa dönüşüyor!
16Ey Müşrikler! Demek sizin zannınıza göre Allah yarattığı varlıklar arasından kendine insan yerine koymadığınız kızları kendine aldı da sahip olmakla gurur duyduğunuz erkek çocuklarını size ikram etti öyle mi?
17Hâlbuki onlardan birine, Rahman’a layık gördüğü bir kız çocuğunun doğumu müjdelense, üzüntüsünü belli etmemeye çalışırken utancından yüzü kapkara kesilir ve öfkeden yutkunmaya başlar. O halde kendileri nefret ettikleri kız çocuklarını Alla hu Teâlâ’ya nasıl isnat ederler?
18Hüzünlenip, “Eyvah! "Bütün ömrünü süslenmekle geçirmekten başka bir işe yaramayan bir çocuğum oldu.” diye kendi kendine kahırlanıp durur. Süs içinde yetiştirilip kendisini savunmaktan âciz olanı mı Allah’a yakıştırıyorlar? Şaşkınlıkla kendi kendine söylenip dururken, diri diri toprağa gömmekle, hayatta bırakmak arasında gelgitler yaşar.
Ayet 19–25
7 ayetZuhruf 19
Zuhruf 20
Zuhruf 21
Zuhruf 22
Zuhruf 23
Zuhruf 24
Zuhruf 25
وَجَعَلُوا الْمَلٰٓئِكَةَ الَّذ۪ينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمٰنِ اِنَاثًاۜ اَشَهِدُوا خَلْقَهُمْۜ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ ١٩ وَقَالُوا لَوْ شَٓاءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْۜ مَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۗ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَۜ ٢٠ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا مِنْ قَبْلِه۪ فَهُمْ بِه۪ مُسْتَمْسِكُونَ ٢١ بَلْ قَالُٓوا اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ ٢٢ وَكَذٰلِكَ مَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ ٢٣ قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَٓاءَكُمْۜ قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ٢٤ فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ۟ ٢٥
Mushaf
Okunuş
19Veceʿalü-lmelâikete-lleẕîne hüm ʿibâdü-rraḥmâni inâŝâ. eşehidû ḫalḳahüm. setüktebü şehâdetühüm veyüsʾelûn.
20Veḳâlû lev şâe-rraḥmânü mâ ʿabednâhüm. mâ lehüm biẕâlike min ʿilm. in hüm illâ yaḫruṣûn.
21Em âteynâhüm kitâbem min ḳablihî fehüm bihî müstemsikûn.
22Bel ḳâlû innâ vecednâ âbâenâ ʿalâ ümmetiv veinnâ ʿalâ âŝârihim mühtedûn.
23Vekeẕâlike mâ erselnâ min ḳablike fî ḳaryetim min neẕîrin illâ ḳâle mütrafûhâ innâ vecednâ âbâenâ ʿalâ ümmetiv veinnâ ʿalâ âŝârihim muḳtedûn.
24Ḳâle evelev ciʾtüküm biehdâ mimmâ vecettüm ʿaleyhi âbâeküm. ḳâlû innâ bimâ ürsiltüm bihî kâfirûn.
25Fenteḳamnâ minhüm fenżur keyfe kâne ʿâḳibetü-lmükeẕẕibîn.
Türkçe Meal
19Bir de Rahman’ın kulları olan meleklerin dişi olduğunu iddia ediyorlar. Yoksa onlar meleklerin yaratılışına şahit mi oldular? Onların bu iddiaları kayda geçecek ve onlardan bunun hesabı sorulacaktır.
20Kalkmışlar bir de: "Eğer Rahman dileseydi, asla biz onlara kulluk etmezdik" diyorlar. Onlar bu konuda hiçbir bilgiye sahip değiller, onlar sadece saçmalıyorlar.
21Yoksa biz bundan önce onlara bir kitap vermişiz de ona mı dayanıyorlar?
22Hayır söyledikleri tek şey:
– Biz, atalarımızı geleneksel bir din üzerinde bulduk, biz de ancak onların izinden giderek doğru yolu bulabiliriz.
23Biz senden önce de hangi beldeye bir uyarıcı gönderdiysek oranın zenginlikle şımarmış seçkinleri de aynen bunlar gibi: "Biz atalarımızı geleneksel bir din üzerinde bulduk ve tabii ki onların izini takip edeceğiz" demişlerdi.
24Elçi de: “Peki ya ben size atalarınızın dininden daha doğru bir din getirmişsem?” deyince onlar da: “Biz seninle gönderileni tanımıyoruz diyerek kâfir oldular.
25Sonunda biz de onlara yaptıklarının acısını tattırdık. Bak bakalım hakikat karşısında yalana sarılanların sonu nasıl olurmuş?
Açıklamalı meal
19Bu müşrikler cinsiyet ayrımında bir adım daha ileri gittiler ve Rahman’ın kulları olan ve herhangi bir cinsiyet taşımayan meleklerin dişi yaratıklar olduğu iddia ettiler. Bunu neye dayanarak yaptılar? Acaba meleklerin yaratılışlarını mı görmüşler? Onlara söyle: Onların bu yalancı şahitlikleri, günah defterlerine yazılacak ve Hesap Günü bunun hesabını kesinlikle verecekler.
20Bir de Müşrikler bununla da yetinmemekte, Allah’a şirk koşmalarını savunmak için: " Rahman olan Allah bu gücü bizde var edip sadece kendisine kulluk etmemizi isteseydi, biz onları Allah’a ortak koşup ilahlar edinmezdik. Madem Allah’tan başka varlıklara tapıyoruz, demek ki Allah buna izin vermiştir. Yani, bizim alın yazımız böyleymiş, ne yapalım!” diyorlar. " Böyle bir şeyi nasıl söylüyorsunuz? Size akıl, düşünme, hüküm verme hakkı verdik! Gerçekleri açıklayan ayetlerimizle uyardık. Biz size özgürlük verdik! Dileyen inanır mükâfat kazanır, dileyen inkâr ederek cehenneme gider. Oysa bu hususta Allah’ın neler emrettiğine dair onların söylediklerini ispatlayacak hiçbir bir geçerli bilgileri yoktur. Onlar kuru inatlarıyla sadece yalan söylüyorlar. Zaten aslı olmayan böyle bir şeyin hiçbir değeri de yoktur.
21Yoksa onlara bu Kur’an’dan önce iddialarını ispatlayabilecek başka bir kitap verdik de onda böyle bir bilgiye mi rastlamışlar ve şimdi ona bakarak mı böyle konuşuyorlar?
22Hayır ne böyle bir kitap ne de böyle bir bilgi asla mevcut değil. Elbette böyle bir dayanağa sahip olmadıkları için onların tek söylediği şudur: "Doğrusu atalarımızı belli bir din üzere bulduk, onları böyle inanıyor ve buna göre yaşarken gördük. Şimdi biz de onların izinde gidiyoruz, doğru olanında bu olduğuna inanıyoruz. Siz bizim dinimizi mi bozmaya çalışıyorsunuz? " dediler.
23İşte bu hep böyle olmuştur. Ey elçimiz Muhammed! Onların bu bahanelerine itibar etme! Senden önce hangi beldeye bir uyarıcı bir peygamber göndermişsek muhakkak oranın refah içinde, şımarmış ileri gelenleri ve yöneticileri kurdukları sömürü düzeninin devamı adına tıpkı bugünün müşrikleri gibi şöyle demişlerdir: "Biz atalarımızı bir din ve inanç sistemi üzere bulduk ve biz onları takip ediyoruz"
24Bu itiraza karşılık elçilerimiz de onlara " Peki ya ben size atalarınızın dininden, nizam ve inanç sisteminden daha doğru olanı getirdiysem ve daha doğru olanı yaşamaya davet için gelmişsem? Siz yine de atalarınızın şirk nizamları ile yaşamaya devam mı edeceksiniz?" dedi. Onlar: "Hayır biz senin davet ettiğin hayat tarzını kabul etmiyoruz ve sizinle gönderileni peşinen inkâr ediyoruz" demişlerdi. Çünkü atalarının gittiği yolun yanlış olabileceğini hiç düşünmediler.
25Bunun üzerine Biz de onlardan intikam aldık ve layık oldukları azapla cezalandırdık. Peygamberlerin Allah adına davetine karşı çıkıp yalanlayan inkârcı ve zalim toplumların sonlarının nasıl olduğuna bir bakın da intikamımızın nasıl olduğunu görün.
Ayet 26–29
4 ayetZuhruf 26
Zuhruf 27
Zuhruf 28
Zuhruf 29
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ٓ اِنَّن۪ي بَرَٓاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَۙ ٢٦ اِلَّا الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي فَاِنَّهُ سَيَهْد۪ينِ ٢٧ وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً ف۪ي عَقِبِه۪ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٢٨ بَلْ مَتَّعْتُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُب۪ينٌ ٢٩
Mushaf
Okunuş
26Veiẕ ḳâle ibrâhîmü liebîhi veḳavmihî innenî berâüm mimmâ taʿbüdûn.
27İlle-lleẕî feṭaranî feinnehû seyehdîn.
28Veceʿalehâ kelimetem bâḳiyeten fî ʿaḳibihî leʿallehüm yerciʿûn.
29Bel mettaʿtü hâülâi veâbâehüm ḥattâ câehümü-lḥaḳḳu verasûlüm mübîn.
Türkçe Meal
26Hani bir zaman İbrahim babasına ve kavmine demişti ki:
– Benim sizin kulluk ettiklerinizle hiçbir ilgim yoktur.
27Ben ancak beni yaratana kulluk ederim. Zaten bana doğru yolu gösterecek de O’dur.
28İbrahim, “Allah’tan başkasına kulluk etmeme” ilkesini hakka yönelmeleri için, en temel inanç ilkesi olarak gelecek nesillere miras bıraktı.
29Ama ben yine de atalarını, bu Kuran ve onu açık bir şekilde tebliğ eden elçi kendilerine gelene kadar nimetlerinden faydalandırdım.
Açıklamalı meal
26Ey elçimiz Muhammed! Bir zamanlar İbrahim peygamberi kendilerine elçi olarak gönderdiğimiz toplum da tıpkı Mekkeli müşrikler gibi Allah’tan başka varlıklardan medet umuyor, onları tazim ediyordu. Hani bir zaman atanız İbrahim de atalarının dinini sorgulayıp babasına ve kavmine şöyle demişti: "Doğrusu ben sizin taptıklarınızdan uzağım. İzinden gittiğiniz atalarınızın ilahlarına asla değer verip, itaat edip tapınmam.
27Ancak beni de sizi de bütün bir kâinatı da yoktan yaratan Allah’a itaat edip kulluk ederim. Ben sizin medet umduğunuz bu varlıklara tapmam, Ben ancak yalnızca O’nu ilah edinir beni yaratan Allah’ın yasalarına uyarım, O’nun davetine iman edip yönelirim. Şüphesiz O beni tevhide olan doğru yola yöneltecektir. Çünkü tek doğru yol, Rabbimin daveti olan yoldur
28İşte İbrahim Tevhid inancının ilanı olan bu sözleri, kendinden sonra geleceklere ve doğru yolu arayanlar için en temel ilkeleri daimî bir miras olarak bıraktı. Artık umulur ki, sapkın inançlara sahip olan insanlar bâtıldan hakka yönelsinler. Lakin insanların birçoğu İbrahim’in uyarı niteliğindeki bu öğüdüne rağmen, ibret alıp ders çıkarmazlar.
29Gerçek şu ki, onları ve atalarını kendilerine gerçek ve açıklayıcı peygamber gelinceye kadar Mekke’nin, Kâbe’nin nimetlerinden faydalandırıp geçimlikler verdim ve istedikleri gibi yaşamalarına izin verdim. Buna rağmen Allah kendisine nankörlük eden insanları, dünya nimetlerinden yararlandırır ve onları yaratılış amaçlarını tebliğ eden bir elçi ve kitap göndermeden sorumlu tutmaz. Nihayet Kur’an ve onun ayetlerini açık seçik tebliğ eden peygamber geldi.
İlgili ayetler
Ayet 30–31
2 ayetZuhruf 30
Zuhruf 31
وَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ وَاِنَّا بِه۪ كَافِرُونَ ٣٠ وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ عَلٰى رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظ۪يمٍ ٣١
Mushaf
Okunuş
30Velemmâ câehümü-lḥaḳḳu ḳâlû hâẕâ siḥruv veinnâ bihî kâfirûn.
31Veḳâlû levlâ nüzzile hâẕe-lḳurʾânü ʿalâ racülim mine-lḳaryeteyni ʿażîm.
Türkçe Meal
30Fakat bu Kuran onlara geldiği zaman:
– Bu sihirli bir sözdür, biz ona inanmıyoruz, dediler.
31Bir de:
– Bu Kuran şu iki şehrin büyük adamlarından birine indirilmesi gerekmez miydi? Dediler.
Açıklamalı meal
30Elçimiz Muhammed onlara tevhidi anlatmaya başlayıp hakikat onlara ulaşınca, müşrikler kendilerine yaratılış sebeplerini açıklayıp, sınırlarını Allah’ın belirlediği bir nizam ve ahlak ile yaşamaya davet eden Peygamber’e: "Bu Kur’an sihirbazların uydurduğu bir büyüleyici bir sözdür ve bizim bu sözlerin büyüsüne kapılıp atalarımızdan beri devam eden hayat tarzımızı terk etmemizi istiyorsun. Bu yüzden biz onu ve senin davetini şiddetle reddediyoruz " dediler.
31Başka bahane bulamayan müşrikler bununla da kalmadılar ve onu peygamberliğe layık görmediler. Ardından da: "Bu Kur’an Hz. Muhammed yerine iki kentin birinden, büyük bir adama indirilmeli değil miydi?" Madem Allah, bizden bunu istiyordu da neden Kur’an’ı içimizden Mekke ve Taif gibi iki şehrin en varlıklı ileri gelenlerine değil de sana vahyetti? Aramızda o kadar önemli kimseler varken, Allah kendisine elçi olarak Muhammed gibi bir yetimi mi seçmiş dediler. Bunu da inkârlarına bir sebep olarak gösterdiler.
Ayet 32
1 ayetZuhruf 32
اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَۜ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّاۜ وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ ٣٢
Mushaf
Okunuş
32Ehüm yaḳsimûne raḥmete rabbik. naḥnü ḳasemnâ beynehüm meʿîşetehüm fi-lḥayâti-ddünyâ verafaʿnâ baʿḍahüm fevḳa baʿḍin deracâtil liyetteḫiẕe baʿḍuhüm baʿḍan suḫriyyâ. veraḥmetü rabbike ḫayrum mimmâ yecmeʿûn.
Türkçe Meal
32Rabbinin rahmetini taksim etmek onlara mı kalmış? Hâlbuki dünya hayatında onların rızıklarını taksim eden ve bir kısmı diğer bir kısmını istihdam etsin diye onları farklı alan ve oranlarda birbirlerine üstün kılan da biziz. Rabbinin sana olan rahmeti onların biriktirdiği her şeyden daha değerlidir.
Açıklamalı meal
32Ne o! Yoksa Rabbinin rahmetini paylaştırmak onlara mı kalmış? Rabbiniz peygamberlik rahmetini kime nasip edeceğini, kimin buna layık olduğunu onlara mı soracaktı? Rabbinizin nimetlerini onlar mı pay edip, dağıtıyorlar? Rahmet hazinelerinin anahtarları onların elinde midir ki, dilediklerine nübüvvet vereler? Hayır, kime neyi ne kadar nasip edeceğini en iyi bilen Allah’tır. Halbuki dünya hayatında onların rızıklarını farklı malları, farklı bölgelere paylaştıran ve birbirlerinin işlerini görmeleri için zenginlik ve kabiliyet bakımından kimini kimine üstün kılan Biziz. Şu hâlde, rızklarını dahi bize borçlu olanların peygamber tayin etmek ne haddine! Halbuki Rabbinin rahmeti ve merhameti ile muamelesine mazhar olmak onların dünya hayatında üstünlük sebebi sayıp biriktirdiklerinden çok daha hayırlıdır. Şunu iyi bilin ki peygamberlerin Allah adına sizi davet ettiği nizam, dünya hayatında biriktirilen her türlü mal mülkten daha hayırlıdır. Keşke düşünüp anlasalar.
İlgili ayetler
Ayet 33–35
3 ayetZuhruf 33
Zuhruf 34
Zuhruf 35
وَلَوْلَٓا اَنْ يَكُونَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفًا مِنْ فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَۙ ٣٣ وَلِبُيُوتِهِمْ اَبْوَابًا وَسُرُرًا عَلَيْهَا يَتَّكِؤُ۫نَۙ ٣٤ وَزُخْرُفًاۜ وَاِنْ كُلُّ ذٰلِكَ لَمَّا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَالْاٰخِرَةُ عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُتَّق۪ينَ۟ ٣٥
Mushaf
Okunuş
33Velevlâ ey yekûne-nnâsü ümmetev vâḥidetel leceʿalnâ limey yekfüru birraḥmâni libüyûtihim süḳufem min fiḍḍativ vemeʿârice ʿaleyhâ yażherûn.
34Velibüyûtihim ebvâbev vesüruran ʿaleyhâ yettekiûn.
35Vezuḫrufâ. vein küllü ẕâlike lemmâ metâʿu-lḥayâti-ddünyâ. velʾâḫiratü ʿinde rabbike lilmütteḳîn.
Türkçe Meal
33Şayet insanların, onlara imrenerek tek bir küfür topluluğu haline gelme sakıncası olmasaydı, biz Rahman’a inanmayanların evlerinin tavanlarına çıktıkları merdivenleri gümüş ile donatırdık.
34Hatta evlerinin kapılarını ve arkalarına yaslandıkları koltukları da.
35Onları altınlara mücevherlere boğardık. Ne var ki bütün bunlar şu dünya hayatının gelip geçici zevklerinden başka bir şey değildir. Oysa Rabbinin katındaki ahiret, günahlardan korunan muttakiler içindir.
Açıklamalı meal
33Ezelî ve ebedî ilmimiz ile bilmemiz üzere eğer insanlar kendilerine verilecek nimetlerin bolluğu sebebi ile Allah’a karşı isyanda azgınlaşıp, haddi aşan tek bir ümmet haline gelmeyecek olsaydı ve dünya da bir imtihan yeri olmasaydı. Rahman olan Allah'ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve merdivenlerini gümüşle donatırdık.
34Dahası evlerinin kapılarını ve oturup yaslandıkları koltuklarını da gümüşten yapardık.
35Dahası katımızda dünya hayatının süsünün değersiz oluşu sebebiyle onları altınlara mücevherlere boğardık. Fakat bütün bunlar dünya hayatının gelip geçici basit nimetlerinden ibarettir. Rabbinizin katındaki Ahiret yurdunun cennet nimetleri ise çok daha hayırlı ve kalıcıdır ve O’nun razı olmadığı şeylerden sakınan takva sahipleri içindir. Bu nimetler Allah’ın rızasına uygun yaşamak uğrunda ellerinden gelen çabayı gösteren mü’minler için hazırlanmıştır. Onun için Rabbiniz sizi uyarıyor. Ahiret hayatı dünyada servete boğulanların değil, Allah’ın cezasından sakınıp, Allah’ın rahmetine sığınan, Allah’ın yasalarına uyarak dünya hayatını yaşayanlarındır.
İlgili ayetler
Ayet 36–39
4 ayetZuhruf 36
Zuhruf 37
Zuhruf 38
Zuhruf 39
وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَر۪ينٌ ٣٦ وَاِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ ٣٧ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَر۪ينُ ٣٨ وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ اِذْ ظَلَمْتُمْ اَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ٣٩
Mushaf
Okunuş
36Vemey yaʿşü ʿan ẕikri-rraḥmâni nüḳayyiḍ lehû şeyṭânen fehüve lehû ḳarîn.
37Veinnehüm leyeṣuddûnehüm ʿani-ssebîli veyaḥsebûne ennehüm mühtedûn.
38Ḥattâ iẕâ câenâ ḳâle yâ leyte beynî vebeyneke büʿde-lmeşriḳayni febiʾse-lḳarîn.
39Veley yenfeʿakümü-lyevme iż żalemtüm enneküm fi-lʿaẕâbi müşterikûn.
Türkçe Meal
36Kim Rahman’ın uyarı dolu mesajı Kuran’a umursamaz bir tavırla yaklaşırsa şeytan onun ayrılmaz bir arkadaşı yoldaşı olur.
37Şeytanlar onları doğru yoldan saptırır ama onlar kendilerini hala doğru yolda sanırlar.
38Nihayet o kişi yoldaşıyla birlikte huzurumuza çıktığında:
– Keşke seninle aramızda doğu ile batı kadar uzak bir mesafe olsaydı. Sen ne kötü bir yoldaşmışsın! Der.
39Allah:
– Bugün gerçeği anlamanızın size hiçbir faydası yok çünkü siz ikiniz de bu Kuran’a haksızlık ederek zulmettiniz artık bu azabı hep birlikte çekeceksiniz.
Açıklamalı meal
36Her kim de Rahman olan Allah'ın kitabından yüz çevirip başka şeylere yönelirse onun başına kendisini gölge gibi takip eden bir şeytanı ve şeytan tabiatlı kimseleri musallat ederiz. Artık o ayetlerimizle anlatılan gerçekleri göremez ve Allah’ın razı olmadığı hayatı cazip gösteren şeytana yakın bir dost olur.
37Şüphesiz bu şeytanlar onları vesveselerle kula kulluk ettirip Allah’a giden doğru yoldan alıkoyarlar. Böylece o şeytan dostları fısıltılarla onları doğru yoldan büsbütün uzaklaştırırlar. Ama o kendisinin hâlâ doğru yolda olduğunu zanneder. Onların egemenliğinde haksızlık, zulüm, ayrımcılık, adaletsizlik alır başını gider. Şeytan kendini yandaş edinenleri, Allah’ın emirlerini yerine getirmeye değil, O’nun yasakladıklarına yöneltir, günah işlemeye teşvik eder ve kötü işleri cazip gösterir.
38Ta ki Hesap Günü bize geldiğinde günahlara dalıp Kur’an’dan yüz çeviren kimse, kendisini aldatan şeytan tabiatlı dostuna lânetler yağdırarak der ki: " Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı da seni hiç görmeseydim. Meğer senin dostun olup peşine takılıp yolundan gitmek ne kötü bir şeymiş. Ne kötü bir arkadaşmışsın sen der.
39Allah da o gün ikisine birden şöyle buyurur: Gerçeği kabul edip pişman olmanız, bugün size hiçbir fayda sağlamayacak. Çünkü siz verilen zamana ve nimetlere rağmen şeytanlara uyup Rabbinize sırt döndünüz ve nankörlük ederek kendinize zulmettiniz. Şüphesiz siz dünyada nasıl birlikte günah işlediyseniz, bugün de azaba ortaksınız. Hak ettiğiniz cehennem azabını çekin bakalım diyecek. Hesap günü dünyada yaşarken ayetlerimizi inkâr edip, yasalarımıza karşı çıkarak insanların yasalarına uyanlar, kendilerine zulmedenlerdir
İlgili ayetler
Ayet 40–44
5 ayetZuhruf 40
Zuhruf 41
Zuhruf 42
Zuhruf 43
Zuhruf 44
اَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ اَوْ تَهْدِي الْعُمْيَ وَمَنْ كَانَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٤٠ فَاِمَّا نَذْهَبَنَّ بِكَ فَاِنَّا مِنْهُمْ مُنْتَقِمُونَۙ ٤١ اَوْ نُرِيَنَّكَ الَّذ۪ي وَعَدْنَاهُمْ فَاِنَّا عَلَيْهِمْ مُقْتَدِرُونَ ٤٢ فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذ۪ٓي اُو۫حِيَ اِلَيْكَۚ اِنَّكَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٤٣ وَاِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَۚ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
40Efeente tüsmiʿu-ṣṣumme ev tehdi-lʿumye vemen kâne fî ḍalâlim mübîn.
41Feimmâ neẕhebenne bike feinnâ minhüm münteḳimûn.
42Ev nüriyenneke-lleẕî veʿadnâhüm feinnâ ʿaleyhim muḳtedirûn.
43Festemsik billeẕî ûḥiye ileyk. inneke ʿalâ ṣirâṭim müsteḳîm.
44Veinnehû leẕikrul leke veliḳavmik. vesevfe tüsʾelûn.
Türkçe Meal
40Şimdi sen, sağıra işittirebilir misin? Veya köre, yani büsbütün yoldan sapmış bir kimseye doğru yolu gösterebilir misin?
41Şimdi biz, onlara vaat ettiğimiz azabı göstermeden seni vefat ettirsek ki biz onlara yaptıklarının acısını er ya da geç mutlaka tattıracağız.
42Yahut onlara vaat ettiğimiz azabı sağlığında sana göstersek ki, her durumda bizim onları cezalandırmaya gücümüz yeter.
43Öyleyse sen, sana vahyolunan Kuran’a sımsıkı sarıl! Zira sen bu Kuran sayesinde dosdoğru yoldasın.
44Kuşkusuz bu Kuran senin ve kavmin için bir şeref ve itibar kaynağıdır. Bilin ki bu Kuran’dan sorgulanacaksınız.
Açıklamalı meal
40Ey Peygamber! Bütün uyarılara rağmen haktan yüz çeviriyorlar diye kendini üzme! Kur’an okunduğunda gerçeği duymak istemeyip Rabb’inin mesajına kulak tıkayan ve iman hakikatlerini duymak istemeyen sağırlara sen mi işittireceksin. Yahut hakikat karşısında görmek istemeyen körleri ve apaçık sapıklık içinde olanı doğru yola sen mi ileteceksin? Sen, müşrik ve kâfir kalmak için inatla direneni asla doğru yola getiremezsin. Sen; şeytana dost olup, şeytanların gözlerini kör, kulaklarını sağır ettiği insanlara bir şey yapamazsın!
41Ey Peygamber! Biz seni müşriklerin başına gelecek belaların tamamını göstermeden dünya hayatına son verip vefat ettirsek bile, hak ettikleri azaba çarptırarak onlardan er ya da geç muhakkak öç alırız.
42Yahut onlara vaat ettiğimiz azabı bir kısmı itibarıyla sana sağlığında da gösteririz. Ama şunu bil ki senin vefatından önce de vefatının ardından da dünyada ve ahirette bizim onlara gücümüz her hâlükârda yeter.
43Şu hâlde ey Peygamber ve onun izinden yürüyen Müslüman! Onlar ne derse desin ne yaparsa yapsın, aldırma. Sen, sana vahyedilen Kur’an’ın davetine sımsıkı sarıl. Hiç kuşku yok ki sen dosdoğru yol üzeresin ve ancak böylece doğru yolda olabilirsin.
44Şüphesiz Kur’an ile davet edilen hayat senin ve kavmin için bir öğüt, itibar güç kaynağı ve şereftir. İyi bilin ki günü gelince hepiniz buna uyup uymadığınızdan dolayı hesaba çekileceksiniz.
Ayet 45
1 ayetZuhruf 45
وَسْـَٔلْ مَنْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَاۗ اَجَعَلْنَا مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِ اٰلِهَةً يُعْبَدُونَ۟ ٤٥
Mushaf
Okunuş
45Vesʾel men erselnâ min ḳablike mir rusülinâ. eceʿalnâ min dûni-rraḥmâni âlihetey yüʿbedûn.
Türkçe Meal
45Senden önce elçiler gönderdiğimiz toplumlara sor bakalım, biz Rahman ile aralarına koyacakları bir takım varlıklara ilahlık yakıştırıp kulluk edilmesini emretmiş miyiz?
Açıklamalı meal
45Bu vakte kadar sana anlattığımız peygamber kıssalarını bir düşün ve senden önce kendilerine peygamberler gönderdiğimiz elçilerimizin hayatlarını Yahudi ve Hıristiyanlardan soruştur bakalım: Biz Rahman olan Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırılıp davetine uyulmasına izin vermiş miyiz? Sorun bakalım, eski peygamberler de Tevhitten başka bir şey tebliğ etmişler midir? Allah 'tan başka varlıklardan medet umanların cezasız bırakıldığı bir kavim var mı? Allah’tan başka yasalarına uyarak tapacağınız varlıklar edinin, insanlardan bir kısmına yasa yapma hakkı verin, onların yasalarına uymak suretiyle insanlara tapın diye emir vermiş miyiz?" Elbette emirlerimiz içinde böyle bir şey bulamayacaklardır. Aksine biz onlara yasalarımıza uyun! İnsanların uydurduğu yasalara uymayın diye emrettik!
İlgili ayetler
Ayet 46–56
11 ayetZuhruf 46
Zuhruf 47
Zuhruf 48
Zuhruf 49
Zuhruf 50
Zuhruf 51
Zuhruf 52
Zuhruf 53
Zuhruf 54
Zuhruf 55
Zuhruf 56
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَقَالَ اِنّ۪ي رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٤٦ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِاٰيَاتِنَٓا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَضْحَكُونَ ٤٧ وَمَا نُر۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ اِلَّا هِيَ اَكْبَرُ مِنْ اُخْتِهَاۘ وَاَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٤٨ وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَ السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ اِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ ٤٩ فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ ٥٠ وَنَادٰى فِرْعَوْنُ ف۪ي قَوْمِه۪ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَيْسَ ل۪ي مُلْكُ مِصْرَ وَهٰذِهِ الْاَنْهَارُ تَجْر۪ي مِنْ تَحْت۪يۚ اَفَلَا تُبْصِرُونَۜ ٥١ اَمْ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْ هٰذَا الَّذ۪ي هُوَ مَه۪ينٌ وَلَا يَكَادُ يُب۪ينُ ٥٢ فَلَوْلَٓا اُلْقِيَ عَلَيْهِ اَسْوِرَةٌ مِنْ ذَهَبٍ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ الْمَلٰٓئِكَةُ مُقْتَرِن۪ينَ ٥٣ فَاسْتَخَفَّ قَوْمَهُ فَاَطَاعُوهُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ ٥٤ فَلَمَّٓا اٰسَفُونَا انْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٥٥ فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفًا وَمَثَلًا لِلْاٰخِر۪ينَ۟ ٥٦
Mushaf
Okunuş
46Veleḳad erselnâ mûsâ biâyâtinâ ilâ firʿavne vemeleihî feḳâle innî rasûlü rabbi-lʿâlemîn.
47Felemmâ câehüm biâyâtinâ iẕâ hüm minhâ yaḍḥakûn.
48Vemâ nürîhim min âyetin illâ hiye ekberu min uḫtihâ. veeḫaẕnâhüm bilʿaẕâbi leʿallehüm yerciʿûn.
49Veḳâlû yâ eyyühe-ssâḥiru-dʿu lenâ rabbeke bimâ ʿahide ʿindeke innenâ lemühtedûn.
50Felemmâ keşefnâ ʿanhümü-lʿaẕâbe iẕâ hüm yenküŝûn.
51Venâdâ firʿavnü fî ḳavmihî ḳâle yâ ḳavmi eleyse lî mülkü miṣra vehâẕihi-lʾenhâru tecrî min taḥtî. efelâ tübṣirûn.
52Em ene ḫayrum min hâẕe-lleẕî hüve mehînüv velâ yekâdü yübîn.
53Felevlâ ülḳiye ʿaleyhi esviratüm min ẕehebin ev câe meʿahü-lmelâiketü muḳterinîn.
54Festeḫaffe ḳavmehû feeṭâʿûh. innehüm kânû ḳavmen fâsiḳîn.
55Felemmâ âsefûne-nteḳamnâ minhüm feagraḳnâhüm ecmeʿîn.
56Feceʿalnâhüm selefev vemeŝelel lilʾâḫirîn.
Türkçe Meal
46And olsun ki biz Musa’yı ayetlerimizle Firavun’a ve kurmaylarına göndermiştik, O da onlara:
– Ben, âlemlerin Rabbinin elçisiyim, dedi.
47Musa onlara mucizelerimizi/ayetlerimizi gösterdiği zaman alay edip gülmeye başladılar.
48Biz onlara her biri diğerinden daha büyük mucizeler gösterdik. Belki dönerler diye onları azabımızla yakalamıştık.
49Her felaket karşısında onlar: Ey sihirbaz! Rabbinin seninle olan ahdinin hatırına Rabbine yalvar, başımızdan bu azabı kaldırsın. Zira artık senin gösterdiğin yoldan gideceğiz, dediler.
50Fakat biz onların başından bu azabı kaldırınca da sözlerinden caydılar.
51Firavun da halkına seslenerek: Ey halkım, şu Mısır ülkesinin tek hâkimi ben değil miyim ve ayaklarımın altından akan şu nehirler benim değil mi? Bunu da mı görmüyorsunuz?
52– Yoksa ben, meramını bile anlatmaktan aciz şu zavallı adamdan daha üstün değil miyim?
53– Madem öyle, boynuna altından gerdanlıklar ve kollarına da altın bilezikler takılsa ya! Yahut beraberinde melekler bulunsa ya!
54Firavun, bu sözlerle halkını hafife alıp küçümsedi ve akıllarını çeldi. Zaten onlar yoldan çıkmaya meyilli bir toplum oldukları için ona boyun eğdiler.
55Nihayet onlar bizi gazaplandırınca onlara hak ettikleri cezayı verdik ve hepsini suda boğduk.
56Böylece onları gelecek nesiller için geçmişin acı bir hatırası ve bir ibret vesikası kıldık.
Açıklamalı meal
46Andolsun biz seni Mekkeli müşriklere gönderdiğimiz gibi vaktiyle Musa’yı da ayetlerimiz ve mucizelerle birlikte Firavun’a ve ileri gelenlerine göndermiştik. Musa da senin gibi Kavmi olan Kıptilere tevhidi anlatıp: "Şüphesiz ben alemlerin Rabbinin size gönderdiği elçisiyim" demişti.
47Fakat, Musa onlara yılana dönüşen asa gibi peygamberliğinin delili olan mucizelerimizi gösterince: Firavun ve adamları ibret almak yerine Musa’ya inanmayıp onunla alay etmeye başladılar.
48Bunun üzerine Biz onlara her biri diğerinden daha güçlü ve etkileyici mucizeler gösterip Musa’yı destekledik. Bunun üzerine belki düşünür, gerçeği görür anlarlar ve kibirli davranışlarından vazgeçip doğru yola dönerler diye bu mucizelerle uyardık. Ve tövbe edip şirkten ve kibirli tutumlarından vazgeçsinler diye başlarına sel, çekirge ve kurbağa istilası gibi felaketler getirdik.
49Ama onlar karşılaştıkları her mucize ve musibetten sonra Musa’ya gelip dediler ki: " Ey yüce insan ve kudretli büyücü! Rabbinin sana lütfettiği peygamberlik hatırına ve duanı kabul edeceğine dair verdiği sözün hürmetine bizim için Rabbine dua et de bizi bu musibetlerden kurtarsın. Söz veriyoruz biz artık tövbe edip senin gösterdiğin doğru yola geleceğiz ve kesinlikle davet ettiğin yolda yürüyeceğiz dediler.
50Fakat onların samimiyetini sınamak için başlarına gelen uyarıcı musibetlerden kurtarıp üzerlerinden azabı kaldırır kaldırmaz hemen sözlerinden döndüler.
51Bunun üzerine Firavun tıpkı Mekkeli müşriklerin yaptığı gibi, sahip olduğu mal ve iktidardan dolayı elçimize büyüklük taslamış ve kavmine dönüp şöyle demişti: "Ey kavmim! Mısır’ın hükümranlığı bana ait değil mi? Bana babamdan miras kalan otoritem altındaki bu topraklar ve ayaklarımın altımdan akıp giden şu nehirler benim değil mi? İlahınız olarak bütün buraların hâkimi benim değil mi? Buralarda benim hükmüm, benim yasalarım geçerli değil mi? Fakat birileri benim bu muhteşem kudret ve saltanatımı ve sizin huzurlu yaşamanızı sağlayan bu sistemi yıkmak istiyor. Bunu hâlâ görmüyor musunuz?
52Ey insanlar! Peygamber olduğunu iddia eden şu Musa’ya baksanıza! Yoksa sizin rabbiniz olan Ben, doğru dürüst konuşmasını bile beceremeyecek durumdaki Musa denen şu zavallı adamdan daha üstün güçlü ve devlet yönetimine daha layık efendiniz değil miyim? Bütün Mısır benim hükümranlığım altındayken ona mı peygamberlik verilecek? Hem bir baksanız ya, ne demek istediği ve amacının ne olduğu bile belli değil, şimdi onunla ben bir miyim?
53Musa gerçekten peygamber olduğunu iddia ediyor ise ona altın gerdanlıklar ve bilezikler verilmeli veya beraberinde onun risaletini tasdik eden yardımcı meleklerle ihtişamlı ve güçlü olarak karşımıza gelmesi gerekmez miydi?
54Firavun bu sözleri ile kavmini korku ve menfaatle etkisi altına almıştı ve Musa’ya iman etmelerine engel olmuştu. Onları aptal yerine koyup böyle küçümsedi. Onlar da Firavun’a kulluk etmeye devam edip boyun eğdiler. Çünkü onlar Firavun kendilerini hakir gördükçe, ona daha çok yanaşmışlardı. Çünkü onlar rahatları bozulmasın diye haklının değil güçlünün yanında yer almakla zaten yozlaşmaya, kâfir ve nankör olmaya yatkın yoldan çıkmış bir kavimdi.
55Sonunda Bize sırtlarını dönüp de gazabımızı hak edince onları cezalandırdık. Böylece azaba çarptırıp hepsini birden suda boğduk.
56Böylece onları gelecekteki Allah’la birlikte başkalarını da Rab ve ilah edinecek nesiller için bir öncü, inanlar için de ders alınması gereken ibretlik bir örnek kıldık.
Ayet 57–58
2 ayetZuhruf 57
Zuhruf 58
وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا اِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ ٥٧ وَقَالُٓوا ءَاٰلِهَتُنَا خَيْرٌ اَمْ هُوَۜ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ اِلَّا جَدَلًاۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ ٥٨
Mushaf
Okunuş
57Velemmâ ḍuribe-bnü meryeme meŝelen iẕâ ḳavmüke minhü yeṣiddûn.
58Veḳâlû eâlihetünâ ḫayrun em hû. mâ ḍarabûhü leke illâ cedelâ. bel hüm ḳavmün ḫasimûn.
Türkçe Meal
57Meryem oğlu İsa örnek olarak verilince, senin kavmin hemen bağırıp çağırmaya başlar:
58Ve:
– Bizim ilahlarımız mı daha üstün yoksa O mu? Derler. Bunu da sırf seninle tartışmak için söylerler. Zaten onlar kavgacı ve tartışmacı bir topluluktur.
Açıklamalı meal
57Tevhid davasında Mûsâ’dan sonra İsa’yı da örnek verebilirsin. Meryem’in oğlu İsa ile ilgili yanlış ve bozuk inançları örnek verilince senin seni susturacak bir delil buldukları düşüncesiyle yaygara koparıp sapıtıyorlar. Melekler Allah’ın kızları diye inanan müşrik kavmin, güya seni cevap vermekten aciz bıraktıklarını düşünerek bundan dolayı kahkahalarla gülüyorlardı. Ey Muhammed! “Sen bizim taptığımız ilahların bizimle beraber cehenneme gireceğini söylüyorsun, madem öyle Hristiyanların da bir ilah gibi taparcasına ibadet ettikleri İsa’nın da cehenneme girmesi gerekmez mi?” dediler.
58Ardından da kendi saçma inançlarının onlardan daha doğru olduğunu iddia ederek ve taptıkları putları kastederek şöyle demeye başlarlar: " Ey Muhammed! Allah’ın yanında Bizim ilâhlarımız mı yoksa Hıristiyanların ilah edindikleri o İsa mı daha üstün ve hayırlıdır?" Bak, kendilerine kitap verilenler sıradan bir insana tanrı demişler, senin kitabın söylüyor. Söyle bakalım. İsa kendisine tapanlar yüzünden cehennemlik olmuyorsa, bizim ilâhlarımız niçin cehennemlik olsun? Bizim meleklere tanrı dememizi niye garip karşılıyorsun? Tabii ki “Bu soruları hayırlı olan hangisi ise ona inanalım?” diye sormuyorlardı. Ey Peygamber! O müşrikler, hakikati anlamak için değil, aksine sadece seninle tartışmak ve seni lafta yenip zor durumda bırakmak için sana bu örneği getirdiler. Onların, “Sözlerinin asıl amacı muhalefet edip tartışma çıkarmaktır. Gerçek şu ki, onlar körü körüne hiçbir bilgiye dayanmadan muhalefet edip tartışma çıkaran ve bâtılın savunuculuğunu yapan kavgacı bir topluluktur.
Ayet 59
1 ayetZuhruf 59
اِنْ هُوَ اِلَّا عَبْدٌ اَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَاهُ مَثَلًا لِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ٥٩
Mushaf
Okunuş
59İn hüve illâ ʿabdün enʿamnâ ʿaleyhi veceʿalnâhü meŝelel libenî isrâîl.
Türkçe Meal
59İsa’ya gelince; O, bizim kendisine nebilik nimeti verdiğimiz ve İsrailoğullarına model yaptığımız bir kuldur.
Açıklamalı meal
59İsa’ya gelince o ne tanrıdır. Ne de tanrının oğlu! Aksini iddia eden Hıristiyan din adamları kesinlikle yalan söylüyor! O sadece sizler gibi beşer olan ve kendine peygamberlik nimeti verdiğimiz ve babasız bir çocuk olarak İsrail oğullarına gönderdiğimiz ibretlik örnek bir kuldur. İsa’nın sizin cahilce tartıştığınız konularla hiçbir bir ilgisi yoktur. Biz onu İsrailoğullarına örnek olsun ve onlara gerçekleri hatırlatsın diye elçimiz olarak göndermiştik.
İlgili ayetler
Ayet 60
1 ayetZuhruf 60
وَلَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَا مِنْكُمْ مَلٰٓئِكَةً فِي الْاَرْضِ يَخْلُفُونَ ٦٠
Mushaf
Okunuş
60Velev neşâü leceʿalnâ minküm melâiketen fi-lʾarḍi yaḫlüfûn.
Türkçe Meal
60Eğer biz dileseydik, içinizden yeryüzünde yerinize geçecek melekler meydana getirirdik.
Açıklamalı meal
60Ey müşrikler! Sürekli olarak meleklerin gelmesini istiyorsunuz. Eğer Biz isteseydik “Allah’ın kızları" diye nitelendirdiğiniz melekleri kullanınız olarak yeryüzünün sakinleri yapar ve böylece sizin yerinize onların geçmesini sağlardık. Ancak bu, onların Allah’ın kullan olmaları gerçeğini değiştirmezdi. Eğer dileseydik, iradenizi elinizden alır ve sizi, emrimize kayıtsız şartsız itaat eden meleklere dönüştürebilirdik. Fakat sizi, halifelik görevini yerine getirmeniz için yeryüzünde egemen kıldık ve hak ile batıl arasında özgür iradeyle tercih yapmanız için imtihana tâbi tuttuk.
İlgili ayetler
60İsrâ 95
Ayet 61
1 ayetZuhruf 61
وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ٦١
Mushaf
Okunuş
61Veinnehû leʿilmül lissâʿati felâ temterunne bihâ vettebiʿûn. hâẕâ ṣirâṭum müsteḳîm.
Türkçe Meal
61Şüphesiz ki bu Kuran o saat için kesin bir bilgidir. Sakın o saat hakkında bir şüpheye düşmeyin ve bana uyun! İşte dosdoğru yol budur.
Açıklamalı meal
61Ey Resulüm! Onlara de ki: Hiç şüphesiz Kur’an sizlere dünya hayatının sonunu hatırlatır ve kıyametin gerçekleşmesiyle ilgili kesin bir delildir. Öyleyse kıyametin geleceğinden asla şüphe etmeyin ve Hesap Günü’nü aklınızdan çıkarmayın. Bana ve Allah adına yapılmakta olan davete uyun ve böylece doğru yola girin. İyi bilin ki sizleri dünyada ve ahirette takip edilmesi gereken ebedi saadete ulaştıracak dosdoğru yol budur.
Ayet 62–64
3 ayetZuhruf 62
Zuhruf 63
Zuhruf 64
وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ٦٢ وَلَمَّا جَٓاءَ ع۪يسٰى بِالْبَيِّنَاتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُمْ بِالْحِكْمَةِ وَلِاُبَيِّنَ لَكُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي تَخْتَلِفُونَ ف۪يهِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِ ٦٣ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ٦٤
Mushaf
Okunuş
62Velâ yeṣuddennekümü-şşeyṭân. innehû leküm ʿadüvvüm mübîn.
63Velemmâ câe ʿîsâ bilbeyyinâti ḳâle ḳad ciʾtüküm bilḥikmeti veliübeyyine leküm baʿḍa-lleẕî taḫtelifûne fîh. fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
64İnne-llâhe hüve rabbî verabbüküm faʿbüdûh. hâẕâ ṣirâṭum müsteḳîm.
Türkçe Meal
62Sakın şeytan sizi bu yoldan alıkoymasın. Çünkü o, sizin apaçık bir düşmanınızdır.
63İsa kavmine birtakım mucizeler/apaçık belgeler ile geldiğinde şöyle demişti:
– Ben size ilahi bir bilgi ile geldim, amacım; hakkında görüş ayrılığına düştüğünüz birtakım hususlarda size doğruyu beyan etmek. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana uyun!
64Zira Allah, benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyleyse yalnızca O’na kulluk edin. İşte dosdoğru yol budur.
Açıklamalı meal
62Şeytan ve onun şeytanlaşmış takipçileri sakın ola ki, sizi Allah’a giden doğru yoldan alıkoymasın. Onlara yönelip ellerine bu fırsatı vermeyin. Şüphesiz o şeytan gözle görünse de görünmese de sizin için apaçık bir düşmandır. Peki, nasıl oldu da Hıristiyanlar Hz. İsa’yı ilâhlaştırdılar?
63İsa da peygamberliğine ait apaçık delillerle kavmine geldiğinde şöyle demişti: " Ey İsrail oğulları Ben Allah tarafından sizleri tevhide çağırmak üzere peygamber olarak gönderildim. Size Rabbimden hikmet dolu ilahi sözler getirdim. Hakkında tartışıp ayrılığa düştüğünüz, doğruluğunda anlaşamadığınız konuları açıklamak için bana vah yedilmiş olan İncil ile geldim. Sizi şirk, küfür ve zulme dayalı nizamınızdan kurtarıp yaratılışınızın sebebi olan hayatı yaşamaya davet için görevlendirildim. Öyleyse sizi yaratan Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu düşünüp Allah’tan sakının ve Allah adına yapmakta olduğum davetime uyun. Artık sözümü dinleyip Allah’ın yasalarını çiğnemekten sakının ve bana itaat edin.
64Muhakkak ki Allah hem benim Rabbim hem de sizin Rabbinizdir. O’ndan başka ilah yoktur. O’nu layıkıyla tanıyıp yalnız O’nu ilah edinin. Yalnız O’na itaat ve kulluk edin. Uyulması gereken tek yol, O’nun davet ettiği nizam ve ahlak yoludur. Sadece Allah’ın yasalarına uyarak yaşayın. İşte takip edilmesi gereken dosdoğru yol budur dedi."
İlgili ayetler
Ayet 65–71
7 ayetZuhruf 65
Zuhruf 66
Zuhruf 67
Zuhruf 68
Zuhruf 69
Zuhruf 70
Zuhruf 71
فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ اَل۪يمٍ ٦٥ هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَاْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٦٦ اَلْاَخِلَّٓاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ اِلَّا الْمُتَّق۪ينَۜ۟ ٦٧ يَا عِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلَٓا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَۚ ٦٨ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا مُسْلِم۪ينَۚ ٦٩ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ اَنْتُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ ٧٠ يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ وَاَكْوَابٍۚ وَف۪يهَا مَا تَشْتَه۪يهِ الْاَنْفُسُ وَتَلَذُّ الْاَعْيُنُۚ وَاَنْتُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَۚ ٧١
Mushaf
Okunuş
65Faḫtelefe-lʾaḥzâbü mim beynihim. feveylül lilleẕîne żalemû min ʿaẕâbi yevmin elîm.
66Hel yenżurûne ille-ssâʿate en teʾtiyehüm bagtetev vehüm lâ yeşʿurûn.
67Elʾeḫillâü yevmeiẕim baʿḍuhüm libaʿḍin ʿadüvvün ille-lmütteḳîn.
68Yâ ʿibâdi lâ ḫavfün ʿaleykümü-lyevme velâ entüm taḥzenûn.
69Elleẕîne âmenû biâyâtinâ vekânû müslimîn.
70Üdḫulü-lcennete entüm veezvâcüküm tuḥberûn.
71Yüṭâfü ʿaleyhim biṣiḥâfim min ẕehebiv veekvâb. vefîhâ mâ teştehîhi-lʾenfüsü veteleẕẕü-lʾaʿyün. veentüm fîhâ ḫâlidûn.
Türkçe Meal
65Buna rağmen çeşitli gruplar, onun hakkında bir takım görüş ayrılıklarına düştüler. Acıklı bir günün azabına uğrayacak olanların vay haline.
66Şimdi onlar, ille de farkında olmadıkları bir anda, o saatin bu dünyanın sonunun başlarına ansızın gelmesini mi bekliyorlar?
67O gün geldiğinde eski dostlar hepsi birbirine düşman olacaklar, fakat Allah’a karşı gelmekten sakınan muttakiler dost kalacaklar.
68Ey kullarım, bugün size hiç bir korku ve endişe yoktur ve siz asla üzülmeyeceksiniz!
69– Bunlar ayetlerimize inanıp güvendiler ve kayıtsız şartsız Müslüman oldular!
70Siz de eşleriniz de sevinç için de girin cennete!
71Onlara orada altın tepsiler ve kâseler içinde ikramlar sunulacak, Orada canların çektiği her şey ve gözlerini kamaştıran nimetler olacak. İşte siz orada temelli kalacaksınız!
Açıklamalı meal
65İsa’nın ölümünden sonra bazı gruplar, İsa’nın Allah adına yaptığı tevhit çağrısına uymak yerine, görüş ayrılıkları sebebi ile bölünüp kendi aralarında ihtilafa düştüler. Kimi onun Allah’ın oğlu olduğunu söyleyerek, kimi de ona ilahlık payesi vererek onu ilahlaştırıp şirke düştüler. Artık acıklı bir günün azabından dolayı şirke ve küfre sapan zalimlerin vay haline! O hâlde, günümüz zalimleri tövbe edip Rablerine dönmek için hâlâ ne bekliyorlar?
66Mekkeli müşrikler de kendilerine hesap gününe hazırlıklı olmalarını öğütleyen elçimiz Muhammed’e inanmayarak adeta ansızın gelecek olan kıyameti beklemektedirler. Onlar Allah’a yönelmek için akıllanmayacaklar mı? Küfür ve şirkte ısrar edenler hiç ummadıkları bir anda, ölüm meleğinin karşılarına dikilmesini veya kıyametin ansızın başlarına gelmesini mi bekliyorlar?
67Ama şunu bilsinler ki O gün geldiğinde hayatlarında iken birbirlerinin can dostu olan müşrikler için iş işten geçmiş olacak. Dünyada dost ve yardımcı belledikleri ve bu yüzden ilahlaştırdıkları varlıkların orada hiçbir yararını göremeyeceklerdir. Kıyamet günü, Allah’a karşı gelmekten ve O’nun azabından sakınan takva sahipleri dışında, eski dostlar bile, o günün dehşetinden birbirlerine düşman kesilirler. İşte, Ahirette yargılama başlayınca, saptırılanlarla saptıranlar birbirlerinden nefret edecekler.
68Öte yandan Allah’ın davetine iman edip sorumluluklarını yerine getirenler ise, dünyada olduğu gibi o gün de birbirlerinin dostları olacaklar ve Allah onlara şöyle buyuracak: Ey mümin kullarım! Bugün sizin için hiçbir azap korkusu ve endişe yoktur ve dünyadaki amellerinizden dolayı asla üzülmeyeceksiniz! Çünkü o gün dostluk adına sadece peygambere iman edenlerin, dünyada birbirlerine karşı yaptıkları dostluk ve iyilikler karşılık görecektir.
69Çünkü siz dünyada her türlü sıkıntı ve zahmete rağmen ayetlerimize iman etmiş ve kendinizi Bana teslim edip Müslüman olmuştunuz.
70Haydi artık Ey kullarım! Dünya hayatınızda Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşamak uğrunda gösterdiğiniz gayrete karşılık sizin gibi iman etmiş eşlerinizle birlikte, sevinç ve mutluluk içinde nimetler yurdu cennetime girin.
71Cennetteki görevliler tarafından, onlara altın tepsiler ve kâseler içinde tertemiz ve güzel içecekler sunulacak. Canların çektiği ve gözlerine hoş gelen her şey oradadır. Ve onlara şöyle buyurulur: Ey iman eden kullarım! Siz burada dilediğiniz gibi sonsuza kadar kalacaksınız. Vaktiyle yapmış olduğunuz güzel davranışlar sayesinde hak ettiğiniz cennet, işte budur!
Ayet 72–73
2 ayetZuhruf 72
Zuhruf 73
وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ٓي اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٧٢ لَكُمْ ف۪يهَا فَاكِهَةٌ كَث۪يرَةٌ مِنْهَا تَاْكُلُونَ ٧٣
Mushaf
Okunuş
72Vetilke-lcennetü-lletî ûriŝtümûhâ bimâ küntüm taʿmelûn.
73Leküm fîhâ fâkihetün keŝîratüm minhâ teʾkülûn.
Türkçe Meal
72İşte size verilen bu cennet yaptıklarınızın bir karşılığıdır!
73Orada yiyeceğiniz her türlü meyve vardır.
Açıklamalı meal
72Ey mü’minler! İşte dünyada yaptıklarınıza karşılık hak ettiğiniz ve içinde ebedî yaşayacağınız cennet budur.
73Orada sizin için bolca meyveler vardır ve onlardan afiyetle yersiniz. Allah’ın davetine iman edip uymanızın karşılığı mükâfatınız bunlar olacaktır. Geçici dünyalıklara varis olmak için bile kan bağı gerekirken, ebedî cennet nimetlerine varis olmak için kuru bir hayat yeterli olmaz. Cennete varis olmak amellerin güzel ve hayırlı olmasından ve Haktan yana olmaktan geçer.
Ayet 74–80
7 ayetZuhruf 74
Zuhruf 75
Zuhruf 76
Zuhruf 77
Zuhruf 78
Zuhruf 79
Zuhruf 80
اِنَّ الْمُجْرِم۪ينَ ف۪ي عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ ٧٤ لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَۚ ٧٥ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا هُمُ الظَّالِم۪ينَ ٧٦ وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَۜ قَالَ اِنَّكُمْ مَاكِثُونَ ٧٧ لَقَدْ جِئْنَاكُمْ بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ ٧٨ اَمْ اَبْرَمُٓوا اَمْرًا فَاِنَّا مُبْرِمُونَۚ ٧٩ اَمْ يَحْسَبُونَ اَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْۜ بَلٰى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ ٨٠
Mushaf
Okunuş
74İnne-lmücrimîne fî ʿaẕâbi cehenneme ḫâlidûn.
75Lâ yüfetteru ʿanhüm vehüm fîhi müblisûn.
76Vemâ żalemnâhüm velâkin kânû hümu-żżâlimîn.
77Venâdev yâ mâlikü liyaḳḍi ʿaleynâ rabbük. ḳâle inneküm mâkiŝûn.
78Leḳad ciʾnâküm bilḥaḳḳi velâkinne ekŝeraküm lilḥaḳḳi kârihûn.
79Em ebramû emran feinnâ mübrimûn.
80Em yaḥsebûne ennâ lâ nesmeʿu sirrahüm venecvâhüm. belâ verusülünâ ledeyhim yektübûn.
Türkçe Meal
74Hiç kuşku yok ki suçlular da cehennem azabında kalıcıdırlar.
75Üstelik onların azabı hiç hafifletilmeyecek ve onlar derin bir ümitsizlik girdabına düşmüş olacaklar.
76Onlara haksızlık eden biz değildik fakat onlar kendi kendilerine zulmedip yazık etmişlerdi.
77(Cehennem bekçisine): Ey malik, Rabbine söyle bizim işimizi bitirsin, diye yalvaracaklar. O da:
– Hiç çaresi yok siz burada kalıcısınız diyecek.
78And olsun ki biz vaktiyle size hak ve hakikati ulaştırmıştık. Fakat çoğunuz haktan Kuran’dan hiç hoşlanmamıştınız.
79Yoksa onlar (seni ve getirdiğin dini yok etmeye) karar mı verdiler? Öyleyse biz de onları cezalandırmaya karar verdik.
80Yoksa onlar, içlerinden geçenleri ve gizli kapaklı konuşmalarını bizim duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır, yanlarındaki elçilerimiz onların tüm konuşmalarını kaydediyorlar.
Açıklamalı meal
74Şüphesiz günahı hayat tarzı yapıp Kur’an ile yapılan daveti yalan sayan suçlular kendilerini yaratan Allah’a karşı nankörlük etmeleri sebebi ile cehennem azabında sonsuza kadar kalıcıdırlar.
75Üstelik azap onlardan hiçbir şekilde hafifletilmeyecek. Orada çaresiz ve ümitsiz bir halde cezalarını çekip kıvranıp duracaklar.
76Biz onlara hak ettikleri cezayı vermekle zulmetmiş değiliz. Ama onlar Allah’a nankörlük edip hakikate sırt dönerek cehennem azabını hak ettiler ve kendi kendilerine zulmettiler. Böylece kendi cehennemlerini hazırladılar. Bu cezayı onlara vermemiz bir haksızlık değildir. Aksine bu ceza, onların kendi yaptıklarının karşılığıdır. Oysaki onları sürekli uyaran elçilerimiz olmuştu.
77Hak ettikleri azabı çekerken, cehennemin görevlisi meleğe şöyle seslenecekler "Ey Malik! Yaşadığımız azaba dayanamıyoruz. Ne olur Rabbine yalvar, bizim canımızı bir an önce alsın da bu ateşin azabından kurtulalım. Böyle yanmaktansa, ölüp kül kömür olmak iyidir. " diye seslenirler. Bunun üzerine O da onlara şöyle cevap verecek: "Doğrusu size ölüm ve kurtuluş yok. Bu azaptan kurtulmanızın çaresi de yok, sizler bunu hak ettiniz ve hak ettiğinizi de çekmeye mecbursunuz. Siz burada hep böyle kalıcısınız" der.
78Bu manzaranın şahidi olan Allah da onlara şöyle buyuracak: Ey inkârcılar! Andolsun biz size yaratılışınızın sebebini ve nasıl yaşamanız gerektiğini, peygamberler ve kitaplarla hak dine davet edip hakkı bildirmiştik. Davete uymamanız halinde bu günlerle karşılaşacağınız konusunda da uyarmıştık. Fakat hepiniz umursamayıp, yüz çevirmiştiniz ve hak dini nefretle karşılamıştınız. Vaktiyle size dosdoğru yol olan tevhidi göstermiş, bugün hakkında uyanda bulunmuştuk, ama pek çoğunuz ona kulak asmamıştınız.
79Ey Resulüm! Yoksa onlar hakka engel olma konusunda bir plan kurup seni ortadan kaldırmak için gizliden gizliye bir iş mi kararlaştırdılar? Gerçeğin ne olduğuna o gerçeği inkâr edenler mi karar verecek? Eğer öyleyse hiç şüpheleri olmasın ve şunu bilsinler ki: Biz de plan kurup zalimleri cezalandırma ve hakkı egemen kılma konusunda kesin kararlıyız.
80Yoksa onlar Peygamberi ortadan kaldırmakla ilgili sırlarını bilmediğimizi ve aralarındaki gizli gizli fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Gizlice yaptıkları planlardan, konuştukları şeylerden haberdar olmadığımızı mı sanıyorlar? Böyleleri gerçeği bildirme, dünyada ve âhirette de hüküm koyma ve hükmetme yetkisinin Allah’a ait olduğunu kabul etmemiş, yapıp ettiklerinin de yanlarına kalacağını sanmışlardı. Hayır sandıkları gibi değil. Biz onların yapıp ettiklerini de gizlemeye çalıştıklarını da işitir ve biliriz ve yanı başlarındaki görevli elçilerimiz olan melekler, söyledikleri her sözü bir bir kayda geçmektedir. Biz her şeyi bilir, her şeyi işitiriz. Bizden hiçbir şey gizli kalmaz.
Ayet 81
1 ayetZuhruf 81
قُلْ اِنْ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ وَلَدٌۗ فَاَنَا۬ اَوَّلُ الْعَابِد۪ينَ ٨١
Mushaf
Okunuş
81Ḳul in kâne lirraḥmâni veled. feenâ evvelü-lʿâbidîn.
Türkçe Meal
81De ki:
– Rahman’ın çocuk sahibi olması söz konusu değildir. Ben O’nun eşsiz ve ortaksız olduğu gerçeğini kabul edip kulluk edenlerin ilkiyim.
Açıklamalı meal
81Bir kısım müşrikler, İsa Allah’ın oğludur derken, bir kısım müşrikler de melekler Allah’ın kızlarıdır diyerek Allah’a çocuk isnat ediyorlar. Ey Peygamber! Sen Allah’ın oğlu-kızı var diyerek, Allah’a yaklaşmak için onları şefaatçi edinen müşriklere de ki: " Bu söyledikleriniz asla doğru değil Rahmanın çocuğu olması mümkün değildir. Allah’ın ne bir eşe ne de çocuk edinmeye ihtiyacı da yoktur. O, yarattıklarının hiçbirine benzemez ve ben yalnız O’nu Rab ve ilah olarak tanıyanların öncüsüyüm. Sizler her ne kadar Allah’a evlat isnat etseniz de ben bunu kesin olarak reddediyorum. Ve ben sizin iddialarınızı çürütmek üzere O’nun eşsiz, ortaksız, çocuksuz olduğu gerçeğine şahitlik edenlerin ilkiyim."
Ayet 82
1 ayetZuhruf 82
سُبْحَانَ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ ٨٢
Mushaf
Okunuş
82Sübḥâne rabbi-ssemâvâti velʾarḍi rabbi-lʿarşi ʿammâ yeṣifûn.
Türkçe Meal
82Göklerin ve yerin Rabbi, yüce arşın sahibi olan Allah yüceler yücesidir ve onların çirkin yakıştırmalarından münezzehtir/uzaktır.
Açıklamalı meal
82Allah Göklerin ve yerin ve arasında olanların yaratıcısı Rabbi ve ilahıdır; hükümranlık da yalnız O’na aittir. Arş’ın da Rabbi olan Allah, yüceler yücesidir ve kulluk edilmeye layık yegâne varlıktır. Onların asılsız isnatlarından ve çirkin yakıştırmalarından çok daha yüce ve uzaktır.
Ayet 83–85
3 ayetZuhruf 83
Zuhruf 84
Zuhruf 85
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ ٨٣ وَهُوَ الَّذ۪ي فِي السَّمَٓاءِ اِلٰهٌ وَفِي الْاَرْضِ اِلٰهٌۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ ٨٤ وَتَبَارَكَ الَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۚ وَعِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٨٥
Mushaf
Okunuş
83Feẕerhüm yeḫûḍû veyelʿabû ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî yûʿadûn.
84Vehüve-lleẕî fi-ssemâi ilâhüv vefi-lʾarḍi ilâhün. vehüve-lḥakîmü-lʿalîm.
85Vetebârake-lleẕî lehû mülkü-ssemâvâti velʾarḍi vemâ beynehümâ. veʿindehû ʿilmü-ssâʿah. veileyhi türceʿûn.
Türkçe Meal
83Sen onları, kendi hallerine bırak kendilerine vaat edilen güne kadar dalıp gittikleri yalan yanlış sözlerle oyalansınlar.
84Zira gökte yegâne ilah O’dur, yerde de yegâne ilah O’dur. O, her şeyi yerli yerince yapan ve her şeyi bilendir.
85Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hâkimiyeti kendisine ait olan Allah ne yüce bir bereket kaynağıdır! O saatin bu dünyanın sonunun ne zaman kopacağını da yalnızca O bilir. Sonunda hepiniz O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.
Açıklamalı meal
83Ey Peygamber! Sen onların bu tavırlarına aldırma! Tebliğ görevini yapman yeterlidir. Artık sen o günahlarından vazgeçmeyen cahilleri asılsız inanç ve iddiaları ile baş başa bırak. Vaat edilen Kıyamet Günü’ne kavuşuncaya kadar gaflet ve eğlenceye dalsınlar ve birazcık daha dünyanın geçici menfaatleriyle oyalansınlar. Kendilerine uyarısını yaptığın hesap gününe kadar bildikleri gibi yaşasınlar. Nasılsa sonunda kendilerine vaat edilen kıyamet günüyle karşılaşacaklar. Onlar ancak O Gün Allah’ı layıkıyla kavrayacak ve davet edildikleri inanç sistemi ile hayat tarzının ne kadar gerçek olduğunu görüp anlayacaklar.
84Allah, göklerin ilahıdır, yerin yönetimini de bize bırakmıştır” diyenler bilsinler ki: Gökteki İlah da, yerdeki İlah da O’dur. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin mutlak mülkiyet ve hakimiyeti ve hüküm yalnızca Allah’a aittir. O yerde, gökte ne varsa onlara hükmeden hikmet sahibi Hakîmdir. Ve her şeyin en doğrusunu bilen ve bildiren Alim’dir.
85Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin hükümranlığı kendine ait olan Allah ne yücedir! Yaratıp da sahibi olduklarını kurduğu nizam ve koyduğu yasalarla yönetme hakkı da yalnız O’na aittir. Kıyametin bilgisi yalnız O’nun katındadır. Müşrikler her ne kadar umursamaz ve küstah tavırlarla elçisi Muhammed’e, "Ne zamanmış şu kıyamet? " deseler de hesap vermek üzere, mutlaka O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.
İlgili ayetler
Ayet 86
1 ayetZuhruf 86
وَلَا يَمْلِكُ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ٨٦
Mushaf
Okunuş
86Velâ yemlikü-lleẕîne yedʿûne min dûnihi-şşefâʿate illâ men şehide bilḥaḳḳi vehüm yaʿlemûn.
Türkçe Meal
86Onların Allah ile aralarına koyup dua ile yalvarıp yakardıklarının hiç kimseye şefaat etme yetkileri yoktur. Ancak bu gerçeği Kuran’a şahit olanlar bilir.
Açıklamalı meal
86Müşriklerin Allah’la beraber yardıma çağırıp Allah’tan başka yalvardıkları kimseler O’na döndükleri gün hiçbir şekilde aracı olup asla şefaat edemezler. Ancak yalnız Allah’ı ilah edinip de O’nun davetine iman edip, bilerek hakka şahitlik edenler Allah’ın izin verdiği sınırlar içinde dünyada insanlara şefaat yani yardım edebilirler. O gün, müşriklerin şefaatçi telakki ettikleri varlıkların hiçbir yararı olmayacaktır. O gün insana yarayacak tek şey, dünyada Allah’ın peygamberlerinin getirdiği hakikate iman etmiş olmaktır.
Ayet 87
1 ayetZuhruf 87
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَۙ ٨٧
Mushaf
Okunuş
87Velein seeltehüm men ḫaleḳahüm leyeḳûlünne-llâhü feennâ yüʾfekûn.
Türkçe Meal
87Onlara kendilerini kimin yarattığını soracak olsan, hiç tereddütsüz “Allah” derler. Buna rağmen nasıl da aldatılıyorlar?
Açıklamalı meal
87Andolsun ki, Allah’la birlikte başka Rab ve ilah edinen müşriklere: "Sizi kim yarattı?" diye sorsan hiç tereddütsüz: "Elbette Allah yarattı" derler. Peki o halde bunu bile bile niçin O’nun davetinden yüz çevirip de, kendileri gibi yaratılmış insanların peşlerine düşüyorlar. Ve böylece Allah’a teslimiyetten vazgeçerek apaçık gerçekten sapıyorlar! Neden hala Allah’ın dışında başka bir şeyi araya sokuyor, ona öncelik veriyor, hatta onu kutsayıp değer veriyorlar? Nasıl olur da, kulluk edilmeye layık yegane mabut olan Allah’tan başka varlıkları O’na ortak koşarak Tevhitten vaz geçiyorlar?
İlgili ayetler
Ayet 88
1 ayetZuhruf 88
وَق۪يلِه۪ يَا رَبِّ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمٌ لَا يُؤْمِنُونَۢ ٨٨
Mushaf
Okunuş
88Veḳîlihî yâ rabbi inne hâülâi ḳavmül lâ yüʾminûn.
Türkçe Meal
88“Ey Rabbim bunlar iman etmeyecek bir toplum" diye şikâyetini de Allah duymaktadır.
Açıklamalı meal
88Ey elçimiz Muhammed! " Müşriklerin bu nankörlükleri ve inatla Allah’ın davetinden yüz çevirmeleri sebebi ile: Ya Rabbi" Ben elimden geleni yaptım ama bunlar kibirlerinden dolayı imana yanaşmayan bir kavim ve doğruya yönelmeyecekler diye yakardığını elbette biliyoruz.
Ayet 89
1 ayetZuhruf 89
فَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌۜ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٨٩
Mushaf
Okunuş
89Faṣfaḥ ʿanhüm veḳul selâm. fesevfe yaʿlemûn.
Türkçe Meal
89Sen onlara aldırış etme! Selam size! Deyip geç git. Nasıl olsa yakında gerçeği öğrenecekler.
Açıklamalı meal
89Onların bu durumları Allah tarafından bilindiği için, Hz. Peygamber’e buyuruldu ki: Ey Peygamber! Sen onlara aldırma. Sakın ümidini kaybetme ve yaptıklarına sabırla diren. Söylediklerini duymazdan, yaptıklarını da görmezden gel. Bu çağrıya kulak verecek tertemiz gönüllere ulaşıncaya dek, bıkıp usanmadan tebliğine devam et. Seninle tartışmaya girerlerse, “selâm olsun size" diyerek onları kendi hallerine bırak. Nasıl olsa gerçekleri inkâr etmenin cezası neymiş yakında görüp anlayacaklar. Fakat iş işten çoktan geçmiş olacak. Yemin olsun ki, Allah müminlerin çektikleri sıkıntıları görmektedir ve zamanı gelince, aranızda hükmünü elbette verecektir!
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Şûrâ, sonra Duhân indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla