Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Sure, adını 10. ayette geçen “Duhan” kelimesinden almıştır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul zamanıyla ilgili herhangi bir rivayet olmamasına rağmen muhtevasından surenin, Zuhruf ve ondan önceki birkaç surenin nazil olduğu dönemlerde, ancak onlardan sonra indiği anlaşılmaktadır. Tarihsel arka planı şudur: Mekke’de kafirlerin muhalefeti oldukça şiddetlenmişti ve her geçen gün de artmaktaydı. Bu sıralarda Rasulullah (s.a) şöyle duada bulundu: “Ya Rabbi! Yusuf’a kıtlık göndermek suretiyle nasıl yardım ettiysen, aynı şekilde Arabistan’a da kıtlık göndererek bana yardım et.” Böyle dua etmekle Hz. Peygamber (s.a) kıtlık gelince kafirlerin Allah’ı hatırlayacaklarını ve kalplerinin yumuşayıp nasihata kulak vereceklerini ummuştu. Sonuçta Allah, elçisinin duasını kabul etti ve bölgede şiddetli bir kıtlık hüküm sürmeye başladı. Bunun üzerine Kureyş’in bazı ileri gelenleri (İbn Mesud’un rivayetine göre Ebu Süfyan), Hz. Peygamber’e (s.a) gelip, “Kavmine merhamet et ve Allah’a bizim için yalvar” diye rica ettiler. İşte bu sure tam o dönemlerde nazil olmuştur.
Konu: Sure, Mekke’deki kafirlere bir uyarı ve açıklama niteliğinde birkaç hususla başlamaktadır:
1) “Sizlerin, bu kitabı Muhammed uydurdu” şeklindeki düşünceleriniz yanlıştır. Kur’an’ın bizzat kendisi, “Bu kitabın beşer sözü olmadığına, bizzat Allah gibi yüce bir zat tarafından nazil olduğuna şehadet etmektedir.”
2) “Sizler bu Kitab’ın değerini takdir edemiyor ve onun kendiniz için bir musibet olduğunu zannediyorsunuz. Oysa, Allah’ın elçisini göndererek, O’na yüce bir Kitab indirmesinin sizler için çok mübarek bir hadise olduğu apaçık bir gerçektir.”
3) “Şayet sizler, bu yüce peygamberi ve mübarek Kitab’ı yenilgiye uğratacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Elçimizi ve mübarek Kitab’ı göndermeye karar verdiğimiz o an, mübarek bir andır. Dolayısıyla Allah’ın kararı kesindir ve hiç kimsenin O’nun kararını değiştirmeye gücü yetmez. Ayrıca O’nun kararlarında bir eksiklik veya yanlışlık ihtimali sözkonusu bile değildir. O, kainatın efendisidir. Herşeyi duyan, bilen ve hikmet sahibidir. Binaenaleyh, O’na karşı çıkmak kolay bir iş değildir.”
4) “Sizlerin de bildiği ve kabul ettiği gibi, yerin, göğün ve kainatın içindeki herşeyin mülkü Allah’ın elindedir. Can veren ve alan O’dur. Fakat sizler tüm bu gerçekleri bilmenize rağmen, Allah’tan başka tanrılara kullukta ısrar ediyorsunuz. Ancak, atalarınızın da o tanrılara tapmış olmasından başka elinizde bir delil bulunmamaktadır. Oysa, şuurlu bir şekilde Allah’ın herşeyi yarattığına ve canı verenin de alanın da O olduğuna inanan bir kimse, Allah’tan başka ma’bud olmayacağını kabul eder. Atalarınız dalâlet içinde yaşadı diye sizlerin de onları taklit ederek dalâlet içinde yaşamanız gerekmez. Sizleri yaratan Allah, onları da yarattı. Onlar da bir tek ilaha kulluk etmeliydi, sizler de bir tek ilaha kulluk etmelisiniz.”
5)”Allah’ın “Rab” ve “Rahim” olmasının anlamı, O’nun sadece sizi rızıklarla beslemesi demek değildir. O, bunların yanısıra, hidayeti vasıtasıyla doğru yolu bulabilmeniz için, sizlere elçisini göndermiş ve bu kitabı indirmiştir.”
Böyle bir girişten sonra Arabistan’daki yaygın kıtlık olayı ele alınmıştır. Yukarıda da açıklandığı gibi, bu kıtlık Rasulullah’ın (s.a) duası sonucunda vuku bulmuştur. Rasulullah, kıtlığın tesiriyle Kureyşlilerin kibirinin azalacağını ve Allah’ın gönderdiği mesaja kulak vereceklerini düşünüyordu. Nitekim birçok Kureyşli, Allah’a “Eğer bizi bu musibetten kurtaracak olursan, sana halis olarak kulluk edeceğiz” diye yalvarmaya başlamışlardı. Bunun üzerine Allah, Peygamberine “Bunların ders alacağını sanma. Onlar sana karşı geldiler. Senin ahlâkından, hayat içerisindeki her davranışından hak peygamber olduğunun anlaşılmasına rağmen, onlar yine de sana inanmadılar. Dolayısıyla bu kıtlıktan bir ders almayacakları da bellidir.” diye nasihat etmiştir.
Diğer yandan kafirlere hitaben de “Sizler yalan söylüyorsunuz. Biz sizin üzerinizden bu musibeti defetsek bile, sizler yine bundan ders almazsınız. Aslında sizler daha büyük bir musibet istiyorsunuz.” denilmiştir.
Aynı konu işlenmeye devam edilerek, Firavun ve kavminden bahsedilmiş ve şöyle denmiştir: “Biz, Firavun ve kavmini de tıpkı Kureyş’i ve ileri gelenlerini imtihan ettiğimiz gibi imtihan etmiş ve onlara şerefli bir elçi göndermiştik. Ancak onlar, o elçinin apaçık mucizelerini gördükleri halde, hak peygamberi yalanlamışlar ve inatlarında ısrar ederek onu öldürmeye bile kalkışmışlardı. Oysa onun, Allah’ın bir elçisi olduğunu biliyorlardı. Biz de onları, sonradan geleceklere ibret olacak bir azab ile yakaladık.
Daha sonra Mekkeli müşriklerin inkar ettikleri ahiret konusuna değinilmiştir. Çünkü onlar, “Ölümden sonra diriltilmiş herhangi bir kimse görmedik, şayet doğru söylüyorsan bizim ölmüş atalarımızı bir dirilt bakalım” diyorlardı. Ahiret ile ilgili olmak üzere iki delil öne sürülmüştür:
1) Ahiret akidesini inkar etmek, beraberinde her zaman ahlâkî bir çöküntüyü de getirmiştir.
2) Bu kainata dikkatlice bakıldığında, kainatın bir oyun ve onu yaratanın da eğlence arayan biri olmadığı açıkça görülecektir. Bu, hikmet üzere kurulmuş bir nizamdır, onu yaratan ve sahibi olan Allah hikmet sahibidir. O, anlamsız hiçbir şey yaratmaz. Kafirlerin “Eğer hak peygambersen ve ölümden sonra diriliş mümkün ise, bizim ölmüş atalarımızı dirilterek bu iddianı ispatla” şeklindeki sorularına gelince, bu soruya da şöyle cevap verilmiştir: “Bu, hiçkimsenin keyfine göre yapılmaz. Bunun için belli bir vakit tayin edilmiştir. O vakit geldiğinde tüm insanlar diriltilecek ve Allah’ın huzuruna getirilerek hesaba çekileceklerdir. O vakti bir düşünün. Şayet kurtulmak istiyorsanız, davranışlarınızı ona göre ayarlayın. O gün hiç kimse kendi gücüyle kurtulmayacağı gibi, kimsenin de birbaşkasını kurtarma gücü yoktur.”
Kıyamet gününde kurulacak olan mahkemeden bahsedilerek, suçluların feci akibeti ve salih amel işleyenlerin görecekleri mükafat hakkında açıklamalar yapılmıştır. Ve en sonunda da “Bu Kur’an, sizlerin kendi dilinde ve anlaşılır bir uslupla nazil olmuştur. Fakat sizler yine de anlamamakta diretiyorsanız, o takdirde başınıza gelecek olan akibeti bekleyin. Nitekim peygamberler de beklemektedir. Vakti gelince hep birlikte olacakları görürsünüz.” denilerek sureye son verilmiştir.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–6
6 ayetDuhân 1
Duhân 2
Duhân 3
Duhân 4
Duhân 5
Duhân 6
حٰمٓۜ ١ وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ ٢ اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ ف۪ي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ اِنَّا كُنَّا مُنْذِر۪ينَ ٣ ف۪يهَا يُفْرَقُ كُلُّ اَمْرٍ حَك۪يمٍۜ ٤ اَمْرًا مِنْ عِنْدِنَاۜ اِنَّا كُنَّا مُرْسِل۪ينَۚ ٥ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُۙ ٦
Mushaf
Okunuş
1Ḥâ-mîm.
2Velkitâbi-lmübîn.
3İnnâ enzelnâhü fî leyletim mübâraketin innâ künnâ münẕirîn.
4Fîhâ yüfraḳu küllü emrin ḥakîm.
5Emram min ʿindinâ. innâ künnâ mürsilîn.
6Raḥmetem mir rabbik. innehû hüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Türkçe Meal
1Hâ Mîm.
2Hak ve hakikati apaçık ortaya koyan bu kitaba and olsun ki.
3Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Çünkü ta baştan beri uyaran biz idik.
4O gecede (Kuran’ın inmesiyle) hikmetli her iş batıldan ayrılmıştır.
5Katımızdan konulan bir yasa gereği, elçileri biz bunun için gönderdik.
6Rabbinin rahmetinin bir gereği olarak. Şüphesiz O’dur her şeyi işiten ve her şeyi bilen.
Açıklamalı meal
1Ha. Mim. Dinle, ey insanoğlu! Senin pek iyi tanıdığın ve sürekli kullandığın harflerden oluşan fakat hem lafzı, hem de manasıyla eşsiz bir mucize olan bu mesaja kulak ver:
2Ey müşrikler! Doğru ile yanlışı birbirinden ayırt eden ve gerçekleri apaçık ortaya koyan bu Kur’an’a andolsun ki; Biz onu siz anlayasınız diye, sizin gibi bir insan aracılığı ile ve sizin dilinizle indirmekteyiz.
3Biz, insanların doğru yola ulaşmaları için onu adı “Kadir Gecesi” olan mübarek bir gecede indirdik. Gerçekten biz zalimleri bekleyen korkunç akıbete karşı, tercihlerinin sonuçları hakkında insanları dâimâ uyarmaktayız. Bu öyle muhteşem bir gecedir ki;
4İndirdiğimiz Kur’an sayesinde her hikmetli ve faydalı iş, bâtıl inanç ve ideolojilerden o gecede ayrıştırılarak en uygun bir şekilde hükme bağlanmıştır. Kur’an’ın indirilmeye başlandığı o gece, insanların yaratılış sebepleri ve ona uygun hayat nizamlarının tekrar hatırlatılmaya başlandığı kutlu bir gecedir. Ve insanlığın hayatını düzenleyecek en mükemmel prensipler şeklinde hükme bağlanmıştır.
5Tarafımızdan verilen bir yasa gereği insanlara Peygamberler vasıtasıyla iletilir ve insanların vahyin rehberliğinde doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayırarak yaşamaları istenir. Çünkü Biz insanı yaratıp başıboş bırakmayız. Aksine Peygamberler ile doğru yolu gösterecek mesajlar göndeririz. İnsanları yarattığımızdan beri peygamberlerle kitaplar göndererek, onları yaratılışlarının sebebi olan doğru yola uymaya çağırıyoruz.
6Doğrusu Allah, içinde bulunduğunuz şirk batağından haberdar olduğu için sizlere merhamet etmiş, içinizden birini elçi olarak seçmiş ve ona sizin dünya ve ahiret saadetiniz için elzem olan hakikatleri vah yetmiştir. Bütün bunlar Rabbinden bir rahmet olarak gerçekleşir. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla işiten ve her şeyin en doğrusunu bilendir.
Ayet 7–14
8 ayetDuhân 7
Duhân 8
Duhân 9
Duhân 10
Duhân 11
Duhân 12
Duhân 13
Duhân 14
رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۢ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ ٧ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۜ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ٨ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ يَلْعَبُونَ ٩ فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَاْتِي السَّمَٓاءُ بِدُخَانٍ مُب۪ينٍۙ ١٠ يَغْشَى النَّاسَۜ هٰذَا عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١١ رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ اِنَّا مُؤْمِنُونَ ١٢ اَنّٰى لَهُمُ الذِّكْرٰى وَقَدْ جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ مُب۪ينٌۙ ١٣ ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌۢ ١٤
Mushaf
Okunuş
7Rabbi-ssemâvâti velʾarḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.
8Lâ ilâhe illâ hüve yuḥyî veyümît. rabbüküm verabbü âbâikümü-lʾevvelîn.
9Bel hüm fî şekkiy yelʿabûn.
10Ferteḳib yevme teʾti-ssemâü bidüḫânim mübîn.
11Yagşe-nnâs. hâẕâ ʿaẕâbün elîm.
12Rabbene-kşif ʿanne-lʿaẕâbe innâ müʾminûn.
13Ennâ lehümü-ẕẕikrâ veḳad câehüm rasûlüm mübîn.
14Ŝümme tevellev ʿanhü veḳâlû müʿallemüm mecnûn.
Türkçe Meal
7Yani göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin Rabbinin rahmeti. Eğer gerçekten inanmak isterseniz bu böyledir.
8Zira O’ndan başka ilah yoktur. Yaşatan da öldüren de O’dur. O, sizin de Rabbiniz, sizden önceki atalarınızın da Rabbidir/sahibidir.
9Ne var ki onlar hala şek ve şüphe bataklığında oyalanıp duruyorlar.
10Öyleyse sen, gökyüzünü yoğun bir dumanın kaplayacağı o günü bekle!
11Bütün halkı bürüyecek bir duman. İşte budur acıklı azap!
12Onlar “Rabbimiz ne olur bu azabı bizden kaldır, biz artık iman edeceğiz” diye yalvaracaklar.
13Onlar nerde öğüt almak nerde! Hâlbuki kendilerine hakikati apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti de.
14Sonra ondan yüz çevirmişler ve:
– Öğretilmiş deli! Demişlerdi.
Açıklamalı meal
7Ey müşrikler! Sizler Allah’a inandığınızı söylüyorsunuz, fakat gökleri ve yeri yaratan O olduğu halde başka varlıkları şefaatçi kabul ediyor ve O’nun gönderdiği elçiye inanmıyorsunuz. Eğer bu inen vahye ve size gönderilen peygambere kesin olarak inanıyorsanız iyi bilin ki: Size Kitabı gönderen Allah, göklerin yerin ve bu ikisinin arasındakilerin ilahı ve tek Rabbidir. İşte kesin gerçek budur. Bu gerçeğe inanıyorsanız, yalnızca O’na kulluk ve ibadet etmeniz gerektiğini de bilmelisiniz.
8O’ndan başka insanlar üzerine hükümran olacak, insanlara yasa yapacak, yasalarıyla insanları yönetecek hiçbir gerçek ilah yoktur. O vakti geldiğinde öldürür ve insanları sadece O diriltir. Hayatı veren de sona erdiren de O’dur. Geçmişte yaşamış atalarınızın da sizin de Rabbiniz Allah’tır. O Allah ki Rab olarak sizleri doğru yola sevk eder. Sizlerin iyi bir insan olmanız için bilgiler, hükümler, yasalar gönderir. Aranızdaki suçluları cezalandırmak için ceza yasaları belirler. Dünya hayatında sevgiye, saygıya, barışa, esenliğe, paylaşıma dayalı hayat kurmanızı ister.
9Fakat, ayetlerimizden yüz çeviren gafil müşrikler, “bizi de kâinatı da yaratan Allah’tır” demelerine rağmen: Yalnızca Allah’ı rab ve ilah edinmek hususunda şüphe içinde bocalayıp duruyorlar. Kur’an’ı terk ederek her gün yeni bir ideolojinin peşine takılıyor, fakat hiçbirinde gerçek huzuru ve mutluluğu bulamıyorlar. Ve ahireti umursamadan şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
10Müşrikler gerçeği kabullenmek ve davet edildikleri doğruya iman etmek için, Son Saat’in gelip de gökyüzünün dumanla kaplanacağı günü mü bekliyorlar? Ey Müslüman: Artık Kur’an’ı hayatın dışına iten toplumlar için, göğün açık bir duman getireceği günü yani yeryüzüne peş peşe belâların yağacağı zamanı bekle. Adı “Duhân” olan bu “duman”, imtihan dünyasında başa gelen musibetlerin sembolüdür. Görevi en büyük musibet olan cehennem azabından önce gelmek ve oraya doğru giden insanlara “en büyük azabın” küçük örneklerini tattırmaktır.
11O duman geldiğinde, sadece zalimleri değil, zulme seyirci kalan bütün insanları kuşatacaktır. İşte bu duman, kâfirler için acıklı bir azaptır.
12Ve o gün akılları başlarına gelen müşrikler: “Ey Rabbimiz! Ne olur üzerimizden bu acıklı azabı kaldır. Çünkü artık biz de senin ayetlerine yürekten iman ediyoruz” diyerek yalvaracaklar. Fakat çok geç kalmış olacaklar.
13Bunca musibetten sonra nerede onlarda öğüt almak? Felâketlerle yüz yüze gelince Allah’ı hatırlayan, fakat rahata kavuşunca yeniden inkâra dönen bu insanların, yaşadıkları acı tecrübelerden ibret alarak, gerçekten tövbe etmiş olmaları hiç mümkün mü? Oysa kendilerine musibetler üzerinden verilen mesajları apaçık tebliğ eden bir peygamber gelmişti. Fakat onun hak Peygamber olduğunu gayet iyi bildikleri hâlde, sırf kibir ve inatlarından dolayı inkâr etmişlerdi.
14Vaktiyle kendilerine ilahi mesajları anlatan elçiye iman etmemiş, onu cinlerden ilham aldığını iddia eden şairlerle bir tutmuş, tebliğ ettiği vahyi bu tür şairlerin şiirlerine benzetmişlerdi. Sonra Peygamber ve Kitabın uyarısına inanmayıp: "O başkalarının kendine öğrettiklerini bize tekrarlayan delinin biridir diyerek onun getirdiği mesajdan yüz çevirmişlerdi.
İlgili ayetler
Ayet 15–16
2 ayetDuhân 15
Duhân 16
اِنَّا كَاشِفُوا الْعَذَابِ قَل۪يلًا اِنَّكُمْ عَٓائِدُونَۢ ١٥ يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرٰىۚ اِنَّا مُنْتَقِمُونَ ١٦
Mushaf
Okunuş
15İnnâ kâşifü-lʿaẕâbi ḳalîlen inneküm ʿâidûn.
16Yevme nebṭişü-lbaṭşete-lkübrâ. innâ münteḳimûn.
Türkçe Meal
15Şimdi biz kısa süreliğine bu azabı kaldırsak siz hemen eski halinize geri döneceksiniz.
16İyi bilesin ki biz o büyük darbeyi vurduğumuz gün onları hak ettikleri şekilde cezalandıracağız.
Açıklamalı meal
15Ey müşrikler! Biz bahaneniz kalmasın diye bir müddet azabı üzerinizden kaldıracağız. Ama siz içtenlikle tövbe etmediğiniz için, çok geçmeden verdiğiniz sözleri unutacak ve şirk saplantılarınıza yine geri döneceksiniz.
16Bilsinler ki biz onları korkunç bir şiddetle bir yakaladığımız gün, elbette hak ettikleri şekilde cezalandıracağız. Allah böylece müşriklerden intikamını alacaktır.
Ayet 17–21
5 ayetDuhân 17
Duhân 18
Duhân 19
Duhân 20
Duhân 21
وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَٓاءَهُمْ رَسُولٌ كَر۪يمٌۙ ١٧ اَنْ اَدُّٓوا اِلَيَّ عِبَادَ اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٨ وَاَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللّٰهِۚ اِنّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۚ ١٩ وَاِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ اَنْ تَرْجُمُونِۘ ٢٠ وَاِنْ لَمْ تُؤْمِنُوا ل۪ي فَاعْتَزِلُونِ ٢١
Mushaf
Okunuş
17Veleḳad fetennâ ḳablehüm ḳavme firʿavne vecâehüm rasûlün kerîm.
18En eddû ileyye ʿibâde-llâh. innî leküm rasûlün emîn.
19Veel lâ taʿlû ʿale-llâh. innî âtîküm bisülṭânim mübîn.
20Veinnî ʿuẕtü birabbî verabbiküm en tercümûn.
21Veil lem tüʾminû lî faʿtezilûn.
Türkçe Meal
17Nitekim biz onlardan daha önce de Firavun halkını sınamıştık. Onlara da saygın bir elçi gelmiş ve şöyle demişti.
18Bana gelin ey Allah’ın kulları! Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
19– Ve Allah’a karşı büyüklenmeyin. Zira ben size apaçık bir delil ile geldim.
20– Beni taşlayarak öldürmenizden sizin de Rabbiniz benim de Rabbim olan Allah’a sığındım.
21Eğer bana inanmıyorsanız bari yolumdan çekilin.
Açıklamalı meal
17Bizim nasıl acı yaşattığımızı merak edenler, şu kıssaya kulak versinler. Andolsun, bu müşriklerden önce de Firavun ve kavmini de benzer bir şekilde imtihan etmiştik. Nitekim onlara da bizim ve insanların nezdinde çok değerli bir peygamber olan Mûsâ gelmiş ve şöyle demişti:
18" Ey Firavun ve onun ileri gelen yöneticileri! Sizler de İsrailoğlulları gibi Allah’ın kullarısınız! Allah adına yaptığım davete uymak için bana tabi olun ve beni izleyin. İsrail Oğullarını anayurtlarına götürmem için, köleleştirdiğiniz Allah’ın bu kullarını bana teslim edin ve onların benimle birlikte Mısır’dan ayrılmasına izin verin. Şüphesiz ben size öğüt vermek için Allah tarafından gönderilmiş sözüne güvenilir ve örnek alınması gereken bir elçiyim.
19Davetinden yüz çevirip Allah’a karşı kibirlenerek büyüklük taslamayın ve hürriyetleri kısıtlamayın. Şüphesiz ben size Peygamber olduğumu gösteren birçok delil ve ilâhî bir hükümranlık yetkisi ile geldim.
20Fakat beni yalancılık ve sihirbazlıkla suçlayıp öldürmekle tehdit ettiniz. Şüphesiz ben sizin beni taşlayıp öldürmenize ve sizden gelebilecek her türlü tehdit ve tehlikelere, karşı benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınıyorum.
21O halde benim peygamberliğimi kabul edin. Eğer bana inanmıyorsanız, bari yolumdan çekilip bana inananları rahat bırakın. Benden uzak durun ve İsrail oğullarının benimle gelmesine engel olmayın demişti. Çekilmediler.
Ayet 22–24
3 ayetDuhân 22
Duhân 23
Duhân 24
فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمٌ مُجْرِمُونَ ٢٢ فَاَسْرِ بِعِبَاد۪ي لَيْلًا اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَۙ ٢٣ وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًاۜ اِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ ٢٤
Mushaf
Okunuş
22Fedeʿâ rabbehû enne hâülâi ḳavmüm mücrimûn.
23Feesri biʿibâdî leylen inneküm müttebeʿûn.
24Vetruki-lbaḥra rahvâ. innehüm cündüm mugraḳûn.
Türkçe Meal
22Musa: "İşte bunlar, günaha batmış bir topluluk” diyerek Rabbine yalvarmıştı.
23Allah da buyurdu ki: - Kullarımı geceleyin alıp yola çık unutmayın mutlaka takip edileceksiniz!
24Sen denizi rahat bir şekilde geç ve yolu öylece bırak. Şu kesin ki o ordu mutlaka boğulacak.
Açıklamalı meal
22Firavun ve kavmi gördüğü bütün mucizelere rağmen zulmünden vazgeçmedi. Onlar Musa’nın öğüt ve uyarılarını kabul etmeyip inatla reddetmeye ve zorbalığa devam edince, Musa’da Rabbine şöyle dua etti: Rabbim bunlar gerçeği inkâra şartlanmış günahkâr ve suçlu bir topluluktur. Onları sana havale ediyorum! Ne olur bizlere yardım et. Beni ve kavmimi bu zalim kavmin elinden kurtar.
23Rabbi de Musa’ya şöyle buyurdu: “Ey Musa! O halde sana iman edip seninle birlikte gelmek isteyen kullarımı geceleyin alıp gizlice yola çık. Ama bilesiniz ki bir şekilde yokluğunuz fark edilecek ve Firavun ordusu tarafından takip edileceksiniz.
24Kıyıya vardıklarında biz onlara rahatça geçmeleri için denizi ikiye yarılmış olarak açtık ve karşıya geçtiler. Mucize olarak asanla vurunca yarılan deniz yolunu açık bıraktık ki onlar sulara gömülüp belalarını bulsunlar. Şüphesiz deniz yarılıp da siz karşıya geçtiğinizde, arkanızdan gelip yetişmek isteyen Firavun ve ordusu da suya gark olup boğulup gittiler.
Ayet 25–29
5 ayetDuhân 25
Duhân 26
Duhân 27
Duhân 28
Duhân 29
كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ٢٥ وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ ٢٦ وَنَعْمَةٍ كَانُوا ف۪يهَا فَاكِه۪ينَۙ ٢٧ كَذٰلِكَ۠ وَاَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا اٰخَر۪ينَ ٢٨ فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَر۪ينَ۟ ٢٩
Mushaf
Okunuş
25Kem terakû min cennâtiv veʿuyûn.
26Vezürûʿiv vemeḳâmin kerîm.
27Venaʿmetin kânû fîhâ fâkihîn.
28Keẕâlik. veevraŝnâhâ ḳavmen âḫarîn.
29Femâ beket ʿaleyhimü-ssemâü velʾarḍu vemâ kânû münżarîn.
Türkçe Meal
25Onlar arkada neler bıraktılar neler! Nice bağlar bahçeler ve nice pınarlar.
26Nice ekili bahçeler ve nice güzel konaklar.
27Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!
28Evet onlar işte böyle yok olup gittiler. Biz bunların hepsini başka topluma bıraktık.
29Onların ardından ne gök ağladı, ne de yer! Ne de cezaları ertelendi.
Açıklamalı meal
25Nihayet onlar Kızıldeniz’de boğuldular. Dünyalıklarından acı bir şekilde ayrılarak geride nice bahçeler ve sularını içtikleri pınarlar bıraktılar ve yok olup gittiler.
26Nice hasat ettikleri ekin tarlaları ve görkemli konaklar olduğu gibi bırakıvermişlerdi.
27Ve içinde zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetlerin hepsini arkalarında bırakarak yok olup gittiler.
28İşte böyledir zâlimlerin akıbeti. Biz de onların ardından gelen başka bir toplumu bu nimetlere mirasçı kıldık.
29Firavun ve ordusu öyle büyük bir lanete uğramıştı ki: Üstelik halkına kendini ilah gibi gösteren Firavun ve adamlarının ölümüne ne gök ehlinden, ne de yeryüzü sakinlerinden ağlayan olmadı. Helak vakti geldiği zaman kendilerine o güne kadar tanınmış olan süreden başka tövbe edebilmeleri için fırsat da verilmedi. Çünkü bu cezayı çoktan hak etmişlerdi. Ve onlar kendi inat ve ihtiraslarıyla beraber boğulup gittiler.
İlgili ayetler
Ayet 30–31
2 ayetDuhân 30
Duhân 31
وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُه۪ينِۙ ٣٠ مِنْ فِرْعَوْنَۜ اِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِف۪ينَ ٣١
Mushaf
Okunuş
30Veleḳad necceynâ benî isrâîle mine-lʿaẕâbi-lmühîn.
31Min firʿavn. innehû kâne ʿâliyem mine-lmüsrifîn.
Türkçe Meal
30And olsun ki biz İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan kurtarmıştık.
31Yani Firavun’dan. Çünkü O hak hukuk tanımayan bir zorbaydı.
Açıklamalı meal
30Andolsun ki biz köleleştirilmiş İsrailoğullarını küfrün ve zulmün sembolü olan Firavun’un o aşağılayıcı zulmünden kurtardık.
31Yani kendini halkın tepesinde ilah gibi görmeye başlayan Firavun ve adamlarının azabından kurtardık. Çünkü o, haddi aşan ve büyüklük taslayan diktatör bir zorba idi.
Ayet 32–33
2 ayetDuhân 32
Duhân 33
وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلٰى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَم۪ينَۚ ٣٢ وَاٰتَيْنَاهُمْ مِنَ الْاٰيَاتِ مَا ف۪يهِ بَلٰٓؤٌا مُب۪ينٌ ٣٣
Mushaf
Okunuş
32Veleḳadi-ḫternâhüm ʿalâ ʿilmin ʿale-lʿâlemîn.
33Veâteynâhüm mine-lʾâyâti mâ fîhi belâüm mübîn.
Türkçe Meal
32And olsun ki biz onları ilahi bir bilgiyle/vahiyle diğer milletlerin içerisinden seçmiştik.
33Yine biz onlara, her biri aşikâr bir imtihan vesilesi olan nice ayetler vermiştik.
Açıklamalı meal
32Andolsun ki biz İsrailoğullarını kurtarmakla kalmadık. Tevhid davasını omuzlayıp insanlığa yol göstermeleri için onların durumunu bilerek seçtik. Ve ileride doğru yoldan sapacaklarını bilmemize rağmen, geçmişte art arda peygamberler gönderip kendi zamanlarındaki diğer milletlerden üstün kıldık. Onlar o devrin lider toplumu idiler. Öbür insanlar karanlıklar içerisindeyken bunlar vahiy nurundan faydalanıyorlardı. Yoksa şu ya da bu soydan olmalarının bir önemi yoktu.
33Onlara, her biri apaçık bir imtihan vesilesi olan nice ayetler, nice nimetler, kudret helvası ve bıldırcın eti gibi apaçık mucizeler verdik. Gönderdiğimiz hükümlerle onları çok değişik konularla sınadık. İşte bu şekilde elçimiz Muhammed’i ve ona iman edenleri de Mekke müşriklerinin baskısından kurtarıp muzaffer kılacağız.
Ayet 34–37
4 ayetDuhân 34
Duhân 35
Duhân 36
Duhân 37
اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَيَقُولُونَۙ ٣٤ اِنْ هِيَ اِلَّا مَوْتَتُنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَر۪ينَ ٣٥ فَاْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٣٦ اَهُمْ خَيْرٌ اَمْ قَوْمُ تُبَّعٍۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ اَهْلَكْنَاهُمْۘ اِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِم۪ينَ ٣٧
Mushaf
Okunuş
34İnne hâülâi leyeḳûlûn.
35İn hiye illâ mevtetüne-lʾûlâ vemâ naḥnü bimünşerîn.
36Feʾtû biâbâinâ in küntüm ṣâdiḳîn.
37Ehüm ḫayrun em ḳavmü tübbeʿiv velleẕîne min ḳablihim. ehleknâhüm. innehüm kânû mücrimîn.
Türkçe Meal
34Bunlar ise tutmuşlar şöyle diyorlar:
35– Biz bir kere öldük mü iş biter. Öyle tekrar diriltilecek değiliz.
36Eğer doğru söylüyorsanız haydi ölmüş gitmiş atalarımızı geri getirin.
37Onlar mı daha güçlü, yoksa günaha gömülüp gittiği için hepsini helak ettiğimiz Tubba kavmi ve ondan önceki toplumlar mı?
Açıklamalı meal
34Şüphesiz geçmişte olduğu gibi bu kıssaları duyan bugünün çağdaş müşrikleri de diyorlar ki:
35" Biz öldükten sonra tekrar diriltileceğimize ve hesaba çekileceğimize inanmıyoruz. Biz bir ölüm biliriz, başkasını bilmeyiz.
36Eğer doğru söylüyorsanız atalarımızı yeniden hayata döndürüp getirin."
37Bunlara ne oluyor böyle! Nasıl bu kadar kendilerine güvenebiliyorlar! Yoksa bu müşrikler yeniden diriltilip de hesaba çekilmeyi kabul etmeyip benzer bir günah işledikleri için helâk ettiğimiz Tubba kavminden ve onlardan önce yaşamış olan Âd ve Semûd gibi nice güçlü kavimlerden daha mı kuvvetçe üstün ve değerliler? Şimdi bu müşrikler de onlar gibi kibirlenerek Allah’ın sözünü yerine getirmeyeceğini mi sanıyorlar? Hayır! Onlar nasıl cezalarını çektilerse, günümüz inkârcıları da yaptıklarının hesabını verecekler! Halbuki benzer şeyleri yapan daha önceki toplumlardan ders almaları gerekmektedir.
İlgili ayetler
Ayet 38–42
5 ayetDuhân 38
Duhân 39
Duhân 40
Duhân 41
Duhân 42
وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ ٣٨ مَا خَلَقْنَاهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٣٩ اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ م۪يقَاتُهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٤٠ يَوْمَ لَا يُغْن۪ي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَۙ ٤١ اِلَّا مَنْ رَحِمَ اللّٰهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ٤٢
Mushaf
Okunuş
38Vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti velʾarḍa vemâ beynehümâ lâʿibîn.
39Mâ ḫalaḳnâhümâ illâ bilḥaḳḳi velâkinne ekŝerahüm lâ yaʿlemûn.
40İnne yevme-lfaṣli mîḳâtühüm ecmeʿîn.
41Yevme lâ yugnî mevlen ʿam mevlen şeyʾev velâ hüm yünṣarûn.
42İllâ mer raḥime-llâh. innehû hüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Türkçe Meal
38Biz gökleri, yeri ve bu ikisi arasında bulunanları oyun ve eğlence olsun diye boşu boşuna yaratmadık.
39Biz onları sadece yüce bir amacı gerçekleştirmek için yarattık ancak insanların çoğu bunu bilmez.
40Hiç şüphe yok ki iyi ile kötünün ayrılacağı gün tüm insanların toplanacağı gündür.
41O gün, ne bir dostun dostuna faydası dokunacak ne de herhangi bir yerden kendilerine yardım ulaşacak.
42Allah’ın rahmet ettikleri müstesna. Şüphesiz O’dur gücü sonsuz olan ve rahmetine sınır olmayan.
Açıklamalı meal
38Ey insanlar bilin ki: Biz gökleri yeri ve bu ikisinin arasındakileri boş yere oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
39Biz onları değişmez bir gerçek ve şaşmaz bir düzen içinde bir amaç için yarattık. Onları gerçeği göstermek ve içtenlikle iman edip etmeyeni ve hak edip etmeyeni ortaya çıkarmak için yarattık. Ne var ki, insanların çoğu bu amaçtan gafil yaşadıkları için, niçin yaratılmış olduğu gerçeğini bilmiyor ve anlamak istemiyorlar.
40Gerçek şu ki, o büyük mahkemenin kurulacağı ve haklının haksızdan ayrılacağı hüküm günü, onların hepsinin Allah’ın huzurunda bir araya toplanacağı buluşma zamanı olacaktır. Gerçekleri ret eden ve şirk koşanların hepsi, hesap günü topluca Allah’ın huzurunda toplanmak üzere diriltileceklerdir. Hesap Günü yaratılış sebebi olan hayat nizamını yaşamak uğrunda neler yaptığından hesaba çekilecek ve iman edenlerle, müşrikler birbirlerinden ayırt edilecektir.
41O gün hiç kimsenin ne dostuna ne de bir yakınına hiçbir faydası olmaz. Ve onlara hiçbir şekilde hak etmediği yardım da edilmez. Dünyada kendilerinden şefaat umdukları varlıkların yardımını da göremeyeceklerdir.
42Ancak Allah’ın sevgisine lâyık olup merhamet ettiği kimseler müstesnadır. Onlar elbette ilahî yardıma mazhar olacaklardır. Allah’a gönülden iman edip imanlarının gerektirdiği şekilde yaşamış olanlar, Allah’ın şefkat ve merhametine nail olup ödüllendirilecekler. Şüphesiz ki Allah, her işinde mutlak galip ve güçlüdür. Mü’minlere karşı da çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
Ayet 43–50
8 ayetDuhân 43
Duhân 44
Duhân 45
Duhân 46
Duhân 47
Duhân 48
Duhân 49
Duhân 50
اِنَّ شَجَرَةَ الزَّقُّومِۙ ٤٣ طَعَامُ الْاَث۪يمِۚۛ ٤٤ كَالْمُهْلِۚۛ يَغْل۪ي فِي الْبُطُونِۙ ٤٥ كَغَلْيِ الْحَم۪يمِ ٤٦ خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ اِلٰى سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِۚ ٤٧ ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَاْسِه۪ مِنْ عَذَابِ الْحَم۪يمِۜ ٤٨ ذُقْۚۙ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْكَر۪يمُ ٤٩ اِنَّ هٰذَا مَا كُنْتُمْ بِه۪ تَمْتَرُونَ ٥٠
Mushaf
Okunuş
43İnne şecerate-zzeḳḳûm.
44Ṭaʿâmü-lʾeŝîm.
45Kelmühl. yaglî fi-lbüṭûn.
46Kegalyi-lḥamîm.
47Ḫuẕûhü faʿtilûhü ilâ sevâi-lceḥîm.
48Ŝümme ṣubbû fevḳa raʾsihî min ʿaẕâbi-lḥamîm.
49Ẕuḳ. inneke ente-lʿazîzü-lkerîm.
50İnne hâẕâ mâ küntüm bihî temterûn.
Türkçe Meal
43Şu bir gerçektir ki zakkum ağacı.
44Günahkârın yemeğidir.
45Erimiş maden misali karınlarda kaynar.
46Kaynar suyun kaynadığı gibi.
47Ve bir ses:
– Tutun onu, alevlerin tam ortasına atın.
48Sonra da azap olarak başından aşağı kaynar suyu dökün.
49– Şimdi tat bakalım bu azabı! Hani sen hatırlı saygın biri idin!
50İşte bu, sizin ta baştan beri bir türlü inanmadığınız azabın ta kendisi.
Açıklamalı meal
43Allah’ın davetinden yüz çevirip Hesap Günü’ne de inanmayan ve cehennemi hak edenlere gelince: Muhakkak ki günaha batmış olan müşrik ve kâfirlerin yiyecekleri, cehennemin ortasından çıkan o zehirli zakkum ağacının meyveleri olacak.
44O günahkarın yiyeceğidir.
45O ağacın posası, erimiş maden misali midelerinde fokur fokur kaynar ve iç organları paramparça eder.
46Tıpkı başlarından aşağı dökülen kaynayan suyun fokurdaması gibi.
47Bu karşılamadan sonra, Allah cehennem melekleri olan zebanilere emreder: " Dünyada kendini beğenip de elçimizden yüz çeviren suçluyu tutup yakalayın. Ve onu cehennem ateşinin ortasına kadar yaka paça sürükleyin.
48Sonra da başının üstüne azap olarak kaynar su dökün."
49Ve onlara şöyle seslenilecek " Ey zâlim. Geçmişte yaptıklarının acı meyvesi olan azabı, şimdi tat bakalım. Hani sen kendince üstün itibarlı ve şerefliydin. Servetiniz, adamlarınız, ordularınız, saraylarınız, makamlarınız, mevkileriniz vardı"
50Sendin elçimize karşı asalet ve şeref taslayan, gücüne ve kudretine güvenen. Kendini çok güçlü ve değerli zannedip kibirlenerek, diriltilip hesap vermeyi inkâr ediyordun ya? "İşte Ahiret hatırlatıldığında hep umursamazlık yaptığınız cehennem. Hakkında şüphe duyduğunuz ve inkâr edip bir türlü inanmadığınız azap gerçeği işte budur.
Ayet 51–57
7 ayetDuhân 51
Duhân 52
Duhân 53
Duhân 54
Duhân 55
Duhân 56
Duhân 57
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي مَقَامٍ اَم۪ينٍۙ ٥١ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ ٥٢ يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِل۪ينَۚ ٥٣ كَذٰلِكَ۠ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ ع۪ينٍۜ ٥٤ يَدْعُونَ ف۪يهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ اٰمِن۪ينَۙ ٥٥ لَا يَذُوقُونَ ف۪يهَا الْمَوْتَ اِلَّا الْمَوْتَةَ الْاُو۫لٰىۚ وَوَقٰيهُمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِۙ ٥٦ فَضْلًا مِنْ رَبِّكَۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ٥٧
Mushaf
Okunuş
51İnne-lmütteḳîne fî meḳâmin emîn.
52Fî cennâtiv veʿuyûn.
53Yelbesûne min sündüsiv veistebraḳim müteḳâbilîn.
54Keẕâlik. vezevvecnâhüm biḥûrin ʿîn.
55Yedʿûne fîhâ bikülli fâkihetin âminîn.
56Lâ yeẕûḳûne fîhe-lmevte ille-lmevtete-lʾûlâ. veveḳâhüm ʿaẕâbe-lceḥîm.
57Faḍlem mir rabbik. ẕâlike hüve-lfevzü-lʿażîm.
Türkçe Meal
51Öte yandan kendilerini günahlardan koruyanlar ise, onlar güvenli bir konumda bulunacaklar.
52Cennetteki bahçelerde ve pınar başlarında.
53İnce atlaslardan ipekli sırmalı kumaşlardan elbiseler giyecek ve karşılıklı oturup sohbet edecekler.
54İşte böyle, biz onları değerli olanlarla eşleştireceğiz.
55Orada güven içinde istedikleri her meyveyi bulacaklar.
56Onlar orada önceki ölümden başka bir ölüm tatmayacaklar. Ve Allah onları alevlerin azabından korumuştur.
57Rabbinden bir lütuf/ikram olarak. İşte en büyük kurtuluş da budur.
Açıklamalı meal
51Diğer taraftan şirk ve küfürden uzak durarak Allah’a karşı sorumluluklarını bilinçle yerine getirip kötülüklerden sakınan takva sahiplerine gelince. Hiç şüphesiz Allah’ın kitabıyla yollarını bulanlar, huzur ve mutluluk veren Cennet gibi güvenli bir makamdadırlar.
52Dahası, onlar cennetteki bahçelerde ve pınar başlarında oturacaklar.
53İnce ipekten ve parlak atlastan altın sırmalı elbiseler giyerek karşılıklı sohbet edecekler.
54İşte cennettekiler de böyle durumda olacaklar. Ayrıca onların yanlarına hizmetçi olarak iri ve güzel gözlü eşler ihsan edeceğiz.
55Onlar orada huzur ve güven içinde canlarının istediği her tür meyve ve yiyeceği de hiçbir sıkıntı çekmeden bulacaklar.
56Dünyada iken tattıkları ilk ölümlerinden sonra orada bir daha asla başka ölüm tatmayacaklar. Böylece Allah onları ödüllendirip cehennem azabından da ebediyen koruyacaktır. Artık onlar için cennette, bitip tükenmez nimetler içerisinde yaşayacakları, ebedî bir hayat vardır.
57İşte bütün bunlar dünyada Allah’a inanıp, yasalarına uyarak yaşayanlara, Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir. Sonsuza kadar bu lütfa ermek en büyük mutluluk ve kurtuluştur.
Ayet 58–59
2 ayetDuhân 58
Duhân 59
فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٥٨ فَارْتَقِبْ اِنَّهُمْ مُرْتَقِبُونَ ٥٩
Mushaf
Okunuş
58Feinnemâ yessernâhü bilisânike leʿallehüm yeteẕekkerûn.
59Ferteḳib innehüm mürteḳibûn.
Türkçe Meal
58Düşünüp ibret alsınlar diye bu Kuran’ı senin dilin ile kolaylaştırdık.
59Şimdi bekle gör onların başına neler geleceğini zaten onlar da senin başına gelecekleri bekliyorlar.
Açıklamalı meal
58Ey Peygamber! Müşrikler her ne kadar senin beşer olmanı yadırgamakta ve peygamber olarak bir melek gönderilmesi gerektiğini bahane ederek sana inanmayı reddetmiş olsa da. Biz o Kur’an’ı senin konuşup anlaştığın dilinde indirerek kolaylaştırdık. Ki insanlara anlatasın, onlar da anlasın ve üzerinde düşünüp öğüt alsınlar diye kendi dilleri ile gönderiyoruz.
59Öğüt almayanlara gelince. Artık sen Kur’an ile davetine devam et. Ve hala akıllarını kullanmazlarsa onların başlarına gelecekleri işin sonunu sabırla bekle. Zaten onlar da başlarına gelecek azabı bekliyorlar. Pek yakında başlarına gelecek “DUHÂN”ı görecekler ve herkes sonunda hak ettiği ile karşılaşacak. Senin peygamberliğine iman etmeme konusunda ısrar eden müşriklerin yaptıkları baskılar karşısında yılgınlık gösterme! Sabret, rabbinin yardımıyla zafer yakındır!
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Zuhruf, sonra Câsiye indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla