Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
Tevbe 1–3
3 ayetبَرَٓاءَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ٓ اِلَى الَّذ۪ينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۜ ١ فَس۪يحُوا فِي الْاَرْضِ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مُخْزِي الْكَافِر۪ينَ ٢ وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ٓ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَر۪ٓيءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ وَرَسُولُهُۜ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ ٣
Mushaf
Okunuş
1Berâetüm mine-llâhi verasûlihî ile-lleẕîne ʿâhettüm mine-lmüşrikîn.
2Fesîḥû fi-lʾarḍi erbeʿate eşhüriv vaʿlemû enneküm gayru müʿcizi-llâhi veenne-llâhe muḫzi-lkâfirîn.
3Veeẕânüm mine-llâhi verasûlihî ile-nnâsi yevme-lḥacci-lʾekberi enne-llâhe berîüm mine-lmüşrikîne verasûlüh. fein tübtüm fehüve ḫayrul leküm. vein tevelleytüm faʿlemû enneküm gayru müʿcizi-llâh. vebeşşiri-lleẕîne keferû biʿaẕâbin elîm.
Ayet 1–3
Ey mü’minler! Bu âyetler, sizinle yaptıkları barış antlaşmalarına sadık kalmayıp ikide bir bozan müşrik ve kâfirlere, bugünden sonra antlaşmalarının geçersiz olduğunun ihtarı ve ilanıdır.
Ey anlaşmalarını bozan müşrik ve kâfirler! Bundan sonra haram aylar olan dört ay boyunca serbestçe gezip dolaşıp sonra da ne yapacağınıza karar verin, aklınızı kullanıp Peygamber’in Allah adına yaptığı daveti bir daha düşünün. Unutmayın ki müşrik ve kâfir kalmakta direnerek Allah’ın davetinden yüz çevirenler, O’nun azabından asla kurtulamazlar. Allah, müşrik ve kâfirleri er geç rezil rüsvay edecektir.
İşte bu, Allah ve elçisinden Büyük Hac Günü bütün insanlığa yapılmış bir duyurudur. Bundan böyle Allah’la birlikte başka ilahlar edinip O’nun davetinden yüz çevirenlerle, Allah ve elçisi bütün ilişkilerini kesmişlerdir. Ey müşrik ve kâfirler! Şayet şirk ve küfrünüzden tevbe ederek vazgeçer, doğru yola yönelirseniz, bu sizin hayrınıza olacaktır. Ey Peygamber! Bunu reddedenlere de acıklı bir azabı haber ver.
Tevbe 4
1 ayetاِلَّا الَّذ۪ينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْـًٔا وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ اَحَدًا فَاَتِمُّٓوا اِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ اِلٰى مُدَّتِهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّق۪ينَ ٤
Mushaf
Okunuş
4İlle-lleẕîne ʿâhettüm mine-lmüşrikîne ŝümme lem yenḳuṣûküm şeyʾev velem yüżahirû ʿaleyküm eḥaden feetimmû ileyhim ʿahdehüm ilâ müddetihim. inne-llâhe yüḥibbü-lmütteḳîn.
Ayet 4
Ey mü’minler! Sizinle yaptıkları antlaşmalarını bozmayan, antlaşmalarına sadık kalıp düşmanlarınızla işbirliği yapmayan, bu hususta sorumlu ve duyarlı davrananlarla süreleriniz doluncaya kadar antlaşma şartlarına bağlı kalın, onlar sözlerinde durmayanlara uygulanacak hükümlerin dışındadır. Sakın onlar bozmadıkça antlaşmaları bozan siz olmayın. Allah sözünde duranları sever.
İlgili ayetler
Tevbe 5
1 ayetفَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۚ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَب۪يلَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥
Mushaf
Okunuş
5Feiẕe-nseleḫa-lʾeşhüru-lḥurumü faḳtülü-lmüşrikîne ḥayŝü vecettümûhüm veḫuẕûhüm vaḥṣurûhüm vaḳʿudû lehüm külle merṣad. fein tâbû veeḳâmu-ṣṣalâte veâtevu-zzekâte feḫallû sebîlehüm. inne-llâhe gafûrur raḥîm.
Ayet 5
Ey mü’minler! Sizinle yaptıkları barış ve saldırmazlık antlaşmasının hükümlerine uymayan ve düşmanlarınızla işbirliği yapan müşrikleri savaşmanın öteden beri yasak kabul edildiği haram aylar çıktığında yakaladığınız yerde öldürün, gözetim altında tutmanız gerekenlerini hapsedin, bundan kurtulanların da peşlerini bırakmayıp yaptıklarını devamlı izleyin. İçlerinden tevbe edip Allah’ın daveti nizam ve ahlak ile yaşamaya yönelenleri, namazlarını titizlikle kılıp zekâtlarını verenleri serbest bırakın. Çünkü Allah, gönülden tevbe edip doğruya yönelenlere karşı çok merhametli ve bağışlayıcıdır.
İlgili ayetler
Tevbe 6
1 ayetوَاِنْ اَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ اسْتَجَارَكَ فَاَجِرْهُ حَتّٰى يَسْمَعَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ اَبْلِغْهُ مَاْمَنَهُۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٦
Mushaf
Okunuş
6Vein eḥadüm mine-lmüşrikîne-stecârake feecirhü ḥattâ yesmeʿa kelâme-llâhi ŝümme eblighü meʾmeneh. ẕâlike biennehüm ḳavmül lâ yaʿlemûn.
Ayet 6
Ey Peygamber! Müşriklerden biri sana sığınıp da korunma talep ederse, ona sığınma hakkı ver ve can güvenliğini sağla. Bakarsın böylece Allah’ın davetini senden işitip, mü’min olmanın güzelliğini kavrayıp hidayete kavuşabilir. Sonra da onu güvende olabileceği yere ulaştır. Onlar ve içinden geldikleri toplumları, iman etmenin kazandıracağı şerefli ve erdemli hayatın önemini kavramış değiller.
Tevbe 7
1 ayetكَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِك۪ينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعِنْدَ رَسُولِه۪ٓ اِلَّا الَّذ۪ينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۚ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَق۪يمُوا لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّق۪ينَ ٧
Mushaf
Okunuş
7Keyfe yekûnü lilmüşrikîne ʿahdün ʿinde-llâhi veʿinde rasûlihî ille-lleẕîne ʿâhettüm ʿinde-lmescidi-lḥarâm. feme-steḳâmû leküm festeḳîmû lehüm. inne-llâhe yüḥibbü-lmütteḳîn.
Ayet 7
Yaptıkları antlaşmalara bağlı kalmayıp her fırsatta bozan ve mü’minlere saldıranların sözlerinin ne Allah katında ne de O’nun Peygamberi katında bir değeri vardır.
Ey mü’minler! Mescid-i Haram’ın yakınında sizinle antlaşma yapıp sözlerinde durmakta olanlarla yaptığınız antlaşmaya bağlı kalın ve onlar sözlerinde durdukça, siz de onlara verdiğiniz sözde durun. Allah verdikleri sözde duranları sever.
Tevbe 8–11
4 ayetكَيْفَ وَاِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا ف۪يكُمْ اِلًّا وَلَا ذِمَّةًۜ يُرْضُونَكُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ وَتَاْبٰى قُلُوبُهُمْۚ وَاَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَۚ ٨ اِشْتَرَوْا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَل۪يلًا فَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ اِنَّهُمْ سَٓاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٩ لَا يَرْقُبُونَ ف۪ي مُؤْمِنٍ اِلًّا وَلَا ذِمَّةًۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ ١٠ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدّ۪ينِۜ وَنُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ١١
Mushaf
Okunuş
8Keyfe veiy yażherû ʿaleyküm lâ yerḳubû fîküm illev velâ ẕimmeh. yürḍûneküm biefvâhihim veteʾbâ ḳulûbühüm. veekŝeruhüm fâsiḳûn.
9İşterav biâyâti-llâhi ŝemenen ḳalîlen feṣaddû ʿan sebîlih. innehüm sâe mâ kânû yaʿmelûn.
10Lâ yerḳubûne fî müʾminin illev velâ ẕimmeh. veülâike hümü-lmüʿtedûn.
11Fein tâbû veeḳâmu-ṣṣalâte veâtevu-zzekâte feiḫvânüküm fi-ddîn. venüfeṣṣilü-lʾâyâti liḳavmiy yaʿlemûn.
Ayet 8–11
Düşmanlarınız galip geleceklerine inansalar ve o gücü kendilerinde görselerdi sizinle hiçbir şekilde antlaşma yapmaya yanaşmazlardı. Zayıf durumda olduklarından dolayı kerhen yaptıkları antlaşmalarına, güçlendiklerinde hemen ihanet ederler. Sakın onların güçsüzlüklerinden ötürü dilleriyle söyledikleri hoşunuza gidecek sözlerine aldanmayın, yüreklerinde size karşı büyük bir düşmanlık beslemektedirler.
Onlar fasık kimselerdir. Kısacık dünya hayatındaki basit menfaat ve zevkleri âhiretteki bitmez tükenmez cennet nimetlerine tercih ederler.
Onlar kendi tercihlerini böylesine kullandıkları gibi başkalarını da Allah’a yönelmekten alıkoymaya çalışırlar. Bu yaptıklarının ne kadar kötü ve zararlarına olduğunun farkında değiller.
Bu gözü dönmüşler, mü’minlerle yaptıkları antlaşmalara, verdikleri sözlere, uyguladıkları zulümlere karşı kendilerini hiçbir şekilde sorumlu hissetmezler. Bunlar hak hukuk tanımayan zalimlerdir.
Bunca nankörlük, isyan, başkaldırı ve bozgunculuklarına rağmen yaptıklarından tevbe eder, doğru olanı yaşamaya yönelir, namazlarını kılar, zekâtlarını verirlerse, o zaman da onlar artık sizin din kardeşlerinizdir. İşte Biz düşünüp ders alınması için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz, bundan ancak Allah’ı layıkıyla tanımak, yaratılış sebeplerini kavramak isteyenler ders çıkarırlar.
İlgili ayetler
Tevbe 12–15
4 ayetوَاِنْ نَكَثُٓوا اَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا ف۪ي د۪ينِكُمْ فَقَاتِلُٓوا اَئِمَّةَ الْكُفْرِۙ اِنَّهُمْ لَٓا اَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ ١٢ اَلَا تُقَاتِلُونَ قَوْمًا نَكَثُٓوا اَيْمَانَهُمْ وَهَمُّوا بِاِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَؤُ۫كُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۜ اَتَخْشَوْنَهُمْۚ فَاللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشَوْهُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٣ قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ بِاَيْد۪يكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِن۪ينَۙ ١٤ وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْۜ وَيَتُوبُ اللّٰهُ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ١٥
Mushaf
Okunuş
12Vein nekeŝû eymânehüm mim baʿdi ʿahdihim veṭaʿanû fî dîniküm feḳâtilû eimmete-lküfri innehüm lâ eymâne lehüm leʿallehüm yentehûn.
13Elâ tüḳâtilûne ḳavmen nekeŝû eymânehüm vehemmû biiḫrâci-rrasûli vehüm bedeûküm evvele merrah. etaḫşevnehüm. fellâhü eḥaḳḳu en taḫşevhü in küntüm müʾminîn.
14Ḳâtilûhüm yüʿaẕẕibhümü-llâhü bieydîküm veyuḫzihim veyenṣurküm ʿaleyhim veyeşfi ṣudûra ḳavmim müʾminîn.
15Veyüẕhib gayża ḳulûbihim. veyetûbü-llâhü ʿalâ mey yeşâʾ. vellâhü ʿalîmün ḥakîm.
Ayet 12–15
Ey mü’minler! Sizinle yaptıkları antlaşmalara sadık kalmayıp, İslâm nizamına dil uzatıp hakaret eden, şirke ve küfre önderlik yapanlar ve onlarla birlikte olanlarla savaşın. Onların yeminleri de, antlaşmaları da yok hükmündedir. Onlarla savaşın ki azgınlıklarının önüne geçebilesiniz.
Peygamber’i yurdundan çıkmaya mecbur bırakan, mü’minlerle yaptıkları antlaşmalara bağlı kalmayıp bozan, sizleri ortadan kaldırmak için saldıran ve savaşı başlatanlarla savaşmayıp da kiminle savaşacaksınız? Yoksa siz onları gözünüzde büyütüp çekiniyor musunuz? Gerçekten iman edenler Allah’tan başka hiç kimseden çekinmezler. O halde onlarla savaşın, Allah size yardım edip sizin ellerinizle onları cezalandırıp, hor ve hakir düşürüp, zaferi size lütfedecek, böylece gönüllerinize ferahlık bahşedip onlara olan öfkenizi yatıştıracak.
Allah, bunların içlerinden tevbe edip iman edenlerin ve imanlarının gereğini yerine getirenlerin tevbesini kabul eder. O, kimlerin gönülden tevbe edip etmediğini en iyi bilendir.
Allah âlimdir, her hükmünde hikmet ve mutlak isabet vardır.
İlgili ayetler
12Bakara 100Âl-i İmran 118Âl-i İmran 119Mâide 59Enfal 56Enfal 57Tevbe 8Tevbe 50Fetih 25Âl-i İmran 77Kalem 10
13Bakara 190Âl-i İmran 173Âl-i İmran 174Âl-i İmran 200Nisâ 90İsrâ 76Ahzab 26Ahzab 39Mümtehine 8Mümtehine 9
14Nisâ 75Nisâ 76Yunus 57İsrâ 82Şuarâ 80Fussilet 44Muhammed 4
Tevbe 16
1 ayetاَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلَا رَسُولِه۪ وَلَا الْمُؤْمِن۪ينَ وَل۪يجَةًۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ۟ ١٦
Mushaf
Okunuş
16Em ḥasibtüm en tütrakû velemmâ yaʿlemi-llâhü-lleẕîne câhedû minküm velem yetteḫiẕû min dûni-llâhi velâ rasûlihî vele-lmüʾminîne velîceh. vellâhü ḫabîrum bimâ taʿmelûn.
Ayet 16
Ey mü’minler! Yoksa siz, Allah içinizden İslâmî hayatı yaşamak uğrunda malları ve canlarıyla cihat edenleri, Allah’ı, Peygamber’i ve mü’minleri dost edinenleri ortaya çıkarmadan, sizi kendi halinize bırakacağını mı sanıyorsunuz?
Allah, bu uğurda yaptıklarınızı ve yapmanız gerekirken de yapmadıklarınızı bilmektedir.
İlgili ayetler
Tevbe 17–18
2 ayetمَا كَانَ لِلْمُشْرِك۪ينَ اَنْ يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللّٰهِ شَاهِد۪ينَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِۜ اُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْۚ وَفِي النَّارِ هُمْ خَالِدُونَ ١٧ اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّٰهَ فَعَسٰٓى اُو۬لٰٓئِكَ اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَد۪ينَ ١٨
Mushaf
Okunuş
17Mâ kâne lilmüşrikîne ey yaʿmürû mesâcide-llâhi şâhidîne ʿalâ enfüsihim bilküfr. ülâike ḥabiṭat aʿmâlühüm. vefi-nnâri hüm ḫâlidûn.
18İnnemâ yaʿmüru mesâcide-llâhi men âmene billâhi velyevmi-lʾâḫiri veeḳâme-ṣṣalâte veâte-zzekâte velem yaḫşe ille-llâhe feʿasâ ülâike ey yekûnû mine-lmühtedîn.
Ayet 17–18
Müşrikler Allah’ın mescitlerini ziyaret ederek bakım ve onarımı gibi hizmetlerini üstlenerek yaptıklarından sevap beklemekteler. Onların yaptıklarının Allah katında hiçbir değeri olmadığı gibi, Allah’ın mescitlerini ziyaret etmeye, oraları onarıp hizmetinde bulunmaya da hakları yoktur. Onların yaptıkları boşa gidecek, kendileri de cehenneme.
Allah’ın mescitlerini ziyaret etmek, bakım ve onarımını yapıp hizmet etmek, yalnız Allah’ı ilah edinen, Âhiret Günü’ne iman edip, O’nun davetine icabet ederek namazlarını kılan, zekâtlarını veren ve Allah’tan başka hiçbir şeyden de korkmayan mü’minlerin hakkı ve görevidir.
İlgili ayetler
Tevbe 19
1 ayetاَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَٓاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَجَاهَدَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۢ ١٩
Mushaf
Okunuş
19Eceʿaltüm siḳâyete-lḥâcci veʿimârate-lmescidi-lḥarâmi kemen âmene billâhi velyevmi-lʾâḫiri vecâhede fî sebîli-llâh. lâ yestevûne ʿinde-llâh. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.
Ayet 19
Siz ey müşrik ve kâfirler! İçerisine putlar yerleştirdiğiniz Kâbe’yi ziyarete gelenlere su dağıtmayı, Kâbe’nin tamiri ile uğraşıp hizmetinde bulunmayı, Allah’ın daveti hayat nizamını yaşamak ve yaşatmak uğrunda cihat etmekle bir mi tutuyorsunuz? Allah katında bunlar asla bir değildir, sizin yaptıklarınızın hiçbir değeri ve karşılığı da yoktur. Allah, böylelerini asla umduklarına kavuşturmaz.
İlgili ayetler
Tevbe 20–22
3 ayetاَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۙ اَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَٓائِزُونَ ٢٠ يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ ف۪يهَا نَع۪يمٌ مُق۪يمٌۙ ٢١ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ ٢٢
Mushaf
Okunuş
20Elleẕîne âmenû vehâcerû vecâhedû fî sebîli-llâhi biemvâlihim veenfüsihim aʿżamü deraceten ʿinde-llâh. veülâike hümü-lfâizûn.
21Yübeşşiruhüm rabbühüm biraḥmetim minhü veriḍvâniv vecennâtil lehüm fîhâ neʿîmüm müḳîm.
22Ḫâlidîne fîhâ ebedâ. inne-llâhe ʿindehû ecrun ʿażîm.
Ayet 20–22
Allah’ın davetine iman edip gereklerini yerine getirmek uğrunda yurdundan, yuvasından hicret edenler, malları ve canları ile Allah yolunda cihat edenler yüksek onur payeleri ile ödüllendirilecek, daimi kalacakları cennetlerde eşsiz nimetlere ve mutluluğa kavuşturulacaktır.
Tevbe 23
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُٓوا اٰبَٓاءَكُمْ وَاِخْوَانَكُمْ اَوْلِيَٓاءَ اِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْا۪يمَانِۜ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ٢٣
Mushaf
Okunuş
23Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕû âbâeküm veiḫvâneküm evliyâe ini-steḥabbü-lküfra ʿale-lʾîmân. vemey yetevellehüm minküm feülâike hümu-żżâlimûn.
Ayet 23
Ey iman edenler! Babalarınız ve kardeşleriniz, şayet Allah’la birlikte başka ilah edinerek müşrik ve kâfir olmayı tercih ederlerse böyle yaptıkları sürece onları veli ve dost edinmeyin, onları veli ve dost edinenler de onlardandır.
İlgili ayetler
Tevbe 24
1 ayetقُلْ اِنْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَش۪يرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌۨ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَٓا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَجِهَادٍ ف۪ي سَب۪يلِه۪ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَاْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪ۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟ ٢٤
Mushaf
Okunuş
24Ḳul in kâne âbâüküm veebnâüküm veiḫvânüküm veezvâcüküm veʿaşîratüküm veemvâlün-ḳteraftümûhâ veticâratün taḫşevne kesâdehâ vemesâkinü terḍavnehâ eḥabbe ileyküm mine-llâhi verasûlihî vecihâdin fî sebîlihî feterabbeṣû ḥattâ yeʾtiye-llâhü biemrih. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-lfâsiḳîn.
Ayet 24
Ey Peygamber! De ki: “Ey mü’minler! Şayet babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallarınız, kötüye gitmesinden endişe ettiğiniz ticaretiniz, o çok sevdiğiniz evleriniz; Allah’tan, O’nun elçisinden ve Allah’ın daveti uğrunda cihat etmekten size daha sevimli ve önemli geliyorsa, Allah’ın böylesi kimselere vereceği kaçınılmaz cezanın geleceği günü bekleyin.”
Allah imanlarının gereklerini yerine getirmeyenleri sevmez. Yoldan çıkmış topluluğu doğru yola iletmez.
Tevbe 25–27
3 ayetلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ ف۪ي مَوَاطِنَ كَث۪يرَةٍۙ وَيَوْمَ حُنَيْنٍۙ اِذْ اَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْـًٔا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِر۪ينَۚ ٢٥ ثُمَّ اَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلٰى رَسُولِه۪ وَعَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَاَنْزَلَ جُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَعَذَّبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ ٢٦ ثُمَّ يَتُوبُ اللّٰهُ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٢٧
Mushaf
Okunuş
25Leḳad neṣarakümü-llâhü fî mevâṭine keŝîrativ veyevme ḥuneynin iẕ aʿcebetküm keŝratüküm felem tugni ʿanküm şeyʾev veḍâḳat ʿaleykümü-lʾarḍu bimâ raḥubet ŝümme velleytüm müdbirîn.
26Ŝümme enzele-llâhü sekînetehû ʿalâ rasûlihî veʿale-lmüʾminîne veenzele cünûdel lem teravhâ veʿaẕẕebe-lleẕîne keferû. veẕâlike cezâü-lkâfirîn.
27Ŝümme yetûbü-llâhü mim baʿdi ẕâlike ʿalâ mey yeşâʾ. vellâhü gafûrur raḥîm.
Ayet 25–27
Ey iman edenler! Allah size sayıca çok az ve güçsüz olduğunuz savaşlarda yardım etmişti fakat sayıca çokluğa ulaştığınız Huneyn savaşında sayınıza güvenip biraz da böbürlenmiştiniz. O savaş günü çokluğunuzun hiçbir işe yaramadığını gördünüz. Onca genişliğine rağmen yeryüzü o gün size âdeta dar geldi, arkanızı dönüp kaçmaya başladınız. Bunun üzerine Allah, Peygamber ve mü’minlerin kalplerine bir sükûnet, güven ve cesaret duygusu bahşederek görmediğiniz güçlerle sizi desteklemişti. Böylece dönüp müşrik ve kâfirlere hak ettikleri cezayı vererek mağlup edip, Allah’ın yardımıyla zafer kazandınız.
İçinizden sayınızın çokluğuna güvenerek, Allah’ın yardımını unutup sonra da yaptığı yanlışlığı fark edip tevbe edenleri Allah bağışlayacaktır. Çünkü Allah, mü’minlere karşı çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.
İlgili ayetler
Tevbe 28
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلَا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هٰذَاۚ وَاِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْن۪يكُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ٓ اِنْ شَٓاءَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٢٨
Mushaf
Okunuş
28Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû inneme-lmüşrikûne necesün felâ yaḳrabü-lmescide-lḥarâme baʿde ʿâmihim hâẕâ. vein ḫiftüm ʿayleten fesevfe yugnîkümü-llâhü min faḍlihî in şâʾ. inne-llâhe ʿalîmün ḥakîm.
Ayet 28
Ey iman edenler! Müşrik ve kâfirler her bakımdan pistir, dolayısıyla bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a (Kâbe’ye) yaklaşmasınlar. Şayet Mescid-i Haram’ın ziyaretçilerinin azalacağı ve o yüzden de ticaretinizin zarar göreceğini düşünüp korkuyorsanız, şunu iyi bilin ki Allah dilediğini hiç bilmediği ve aklına gelmeyen yollarla rızıklandırıp, zenginleştirir. Şüphesiz Allah, sizin için neyin hayırlı olduğunu bilir ve O’nun her hükmü mutlak doğrudur.
Tevbe 29
1 ayetقَاتِلُوا الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَلَا يَد۪ينُونَ د۪ينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ حَتّٰى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ۟ ٢٩
Mushaf
Okunuş
29Ḳâtilü-lleẕîne lâ yüʾminûne billâhi velâ bilyevmi-lʾâḫiri velâ yüḥarrimûne mâ ḥarrame-llâhü verasûlühû velâ yedînûne dîne-lḥaḳḳi mine-lleẕîne ûtü-lkitâbe ḥattâ yüʿṭü-lcizyete ʿay yediv vehüm ṣâgirûn.
Ayet 29
Ey mü’minler! Kitap Ehlinden olduklarını söyledikleri halde, yalnız Allah’ı ilah edinmeyen, O’nun davetinden yüz çeviren, Âhiret Günü’ne inanmayan, Allah’ın ve elçisinin haram kıldıklarını haram saymayan saldırganlarla size boyun eğerek teslim olup da cizye verinceye kadar savaşın.
Tevbe 30
1 ayetوَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌۨ ابْنُ اللّٰهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَس۪يحُ ابْنُ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ قَوْلُهُمْ بِاَفْوَاهِهِمْۚ يُضَاهِؤُ۫نَ قَوْلَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُۜ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُۘ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ ٣٠
Mushaf
Okunuş
30Veḳâleti-lyehûdü ʿuzeyrun-bnü-llâhi veḳâleti-nneṣâra-lmesîḥu-bnü-llâh. ẕâlike ḳavlühüm biefvâhihim. yüḍâhiûne ḳavle-lleẕîne keferû min ḳabl. ḳâtelehümü-llâh. ennâ yüʾfekûn.
Ayet 30
Yahudiler “Üzeyir, Allah’ın oğludur” dediler, Hıristiyanlar da “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu sözler daha önceki müşrik ve kâfirlerin uydurup söyledikleri asılsız iftiralardan başka bir şey değildir. Allah kahretsin böyle söyleyen o cahilleri.
Tevbe 31–32
2 ayetاِتَّخَذُٓوا اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَالْمَس۪يحَ ابْنَ مَرْيَمَۚ وَمَٓا اُمِرُٓوا اِلَّا لِيَعْبُدُٓوا اِلٰهًا وَاحِدًاۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ ٣١ يُر۪يدُونَ اَنْ يُطْفِؤُ۫ا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَيَاْبَى اللّٰهُ اِلَّٓا اَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ ٣٢
Mushaf
Okunuş
31İtteḫaẕû aḥbârahüm veruhbânehüm erbâbem min dûni-llâhi velmesîḥa-bne meryem. vemâ ümirû illâ liyaʿbüdû ilâhev vâḥidâ. lâ ilâhe illâ hû. sübḥânehû ʿammâ yüşrikûn.
32Yürîdûne ey yuṭfiû nûra-llâhi biefvâhihim veyeʾbe-llâhü illâ ey yütimme nûrahû velev kerihe-lkâfirûn.
Ayet 31–32
Yahudiler hahamlarını, Hıristiyanlar da rahiplerini ve Meryemoğlu İsa’yı Allah’la birlikte Rab ve ilah edindiler. Oysa onlara da yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinerek yaşamaları emredilmişti. Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir.
Bunlar, Allah’ın insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderdiği İslâm nurunu ağızlarıyla üfledikleri şirk sözleriyle söndürmeye çalışıyorlar. Gerçek şu ki, Allah onların istediklerini yapmalarına ve maksatlarına ulaşmalarına asla izin vermeyecek. Allah dileyeni nuruna kavuşturacaktır.
Tevbe 33
1 ayetهُوَ الَّذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ۙ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ ٣٣
Mushaf
Okunuş
33Hüve-lleẕî ersele rasûlehû bilhüdâ vedîni-lḥaḳḳi liyużhirahû ʿale-ddîni küllihî velev kerihe-lmüşrikûn.
Ayet 33
Müşrikler hoşlanmasa da Allah; peygamberlerini ve kitaplarını, insanlar tağuti nizamları (dinleri) iptal edip yerine İslâm nizamını hâkim ve üstün kılıp onunla yaşasınlar diye göndermiştir.
İlgili ayetler
Tevbe 34–35
2 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ كَث۪يرًا مِنَ الْاَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَاْكُلُونَ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۙ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ ٣٤ يَوْمَ يُحْمٰى عَلَيْهَا ف۪ي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوٰى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْۜ هٰذَا مَا كَنَزْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ ٣٥
Mushaf
Okunuş
34Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû inne keŝîram mine-lʾaḥbâri verruhbâni leyeʾkülûne emvâle-nnâsi bilbâṭili veyeṣuddûne ʿan sebîli-llâh. velleẕîne yeknizûne-ẕẕehebe velfiḍḍate velâ yünfiḳûnehâ fî sebîli-llâhi febeşşirhüm biʿaẕâbin elîm.
35Yevme yuḥmâ ʿaleyhâ fî nâri cehenneme fetükvâ bihâ cibâhühüm vecünûbühüm veżuhûruhüm. hâẕâ mâ keneztüm lienfüsiküm feẕûḳû mâ küntüm teknizûn.
Ayet 34–35
Ey iman edenler! Hahamların ve rahiplerin çoğu halkın mallarını haksız yollarla sömürüp servet elde ederler. Altın ve gümüşü biriktirip hayırda kullanmadıkları gibi gerçeklerin üstünü örterek insanları saptırırlar.
Kıyamet günü, biriktirdikleri bu altın ve gümüş cehennem ateşinde kızdırılacak; onlarla alınları, böğürleri, sırtları dağlanacak ve “Tadın bakalım biriktirdiklerinizin acıklı azabını!” denilecek.
Tevbe 36
1 ayetاِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللّٰهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ مِنْهَٓا اَرْبَعَةٌ حُرُمٌۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا ف۪يهِنَّ اَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِك۪ينَ كَٓافَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَٓافَّةًۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ ٣٦
Mushaf
Okunuş
36İnne ʿiddete-şşühûri ʿinde-llâhi-ŝnâ ʿaşera şehran fî kitâbi-llâhi yevme ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa minhâ erbeʿatün ḥurum. ẕâlike-ddînü-lḳayyimü felâ tażlimû fîhinne enfüseküm veḳâtilü-lmüşrikîne kâffeten kemâ yüḳâtilûneküm kâffeh. vaʿlemû enne-llâhe meʿa-lmütteḳîn.
Ayet 36
Allah yer ve gökleri yaratırken koyduğu ölçü ve kurduğu nizam gereği, ayların sayısını on iki olarak belirlemiştir. Bunların dördü haram aylardır (Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep). Ey iman edenler! Savaşılması yasak olan bu aylarda yasağı çiğneyerek müşrikler gibi kendinize yazık etmeyin. Fakat müşrikler, bu aylarda yasağı çiğneyip size topyekûn savaş açarlarsa siz de onlarla savaşın, Allah’a karşı sorumluluklarını ihlal edenler siz olmayın.
İlgili ayetler
Tevbe 37
1 ayetاِنَّمَا النَّس۪ٓيءُ زِيَادَةٌ فِي الْكُفْرِ يُضَلُّ بِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُحِلُّونَهُ عَامًا وَيُحَرِّمُونَهُ عَامًا لِيُوَاطِؤُ۫ا عِدَّةَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ فَيُحِلُّوا مَا حَرَّمَ اللّٰهُۜ زُيِّنَ لَهُمْ سُٓوءُ اَعْمَالِهِمْۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ۟ ٣٧
Mushaf
Okunuş
37İnneme-nnesîü ziyâdetün fi-lküfri yüḍallü bihi-lleẕîne keferû yüḥillûnehû ʿâmev veyüḥarrimûnehû ʿâmel liyüvâṭiû ʿiddete mâ ḥarrame-llâhü feyüḥillû mâ ḥarrame-llâh. züyyine lehüm sûü aʿmâlihim. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-lkâfirîn.
Ayet 37
Allah’ın sayılarını belirleyip yasaya bağladığı ayların sayısına ilave yapmak yahut haram ayı bir sonraki aya erteleyip yerlerini ve zamanını değiştirmek, Allah’ın sınırlarını tanımayıp çiğnemektir. Müşrikler bu davranışları ile büsbütün sapıtıyorlar. Haram ayı yılın birinde helal, diğerinde haram durumuna getiriyorlar. Akılları sıra Allah’ın haram ay olarak bildirdiklerinin yerlerini değiştirmiş olmalarına rağmen sayısını değiştirmemiş olmakla işledikleri haramı kendilerince helale dönüştürüyorlar. Üstelik Allah’ın belirlediği sınırları tanımayıp kendilerinin sınır belirlemiş olmalarında da bir mahzur görmüyorlar.
Allah kendisine başkaldırıp, sınırlarını tanımayıp kendileri sınır koymaya kalkan inatçı ve nankörleri doğru yola iletmez.
İlgili ayetler
Tevbe 38–40
3 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَا لَكُمْ اِذَا ق۪يلَ لَكُمُ انْفِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اثَّاقَلْتُمْ اِلَى الْاَرْضِۜ اَرَض۪يتُمْ بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا مِنَ الْاٰخِرَةِۚ فَمَا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا قَل۪يلٌ ٣٨ اِلَّا تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا اَل۪يمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْـًٔاۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٣٩ اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِي الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِه۪ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَاۚ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا السُّفْلٰىۜ وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِيَ الْعُلْيَاۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ٤٠
Mushaf
Okunuş
38Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû mâ leküm iẕâ ḳîle lekümü-nfirû fî sebîli-llâhi-ŝŝâḳaltüm ile-lʾarḍ. eraḍîtüm bilḥayâti-ddünyâ mine-lʾâḫirah. femâ metâʿu-lḥayâti-ddünyâ fi-lʾâḫirati illâ ḳalîl.
39İllâ tenfirû yüʿaẕẕibküm ʿaẕâben elîmev veyestebdil ḳavmen gayraküm velâ teḍurrûhü şeyʾâ. vellâhü ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
40İllâ tenṣurûhü feḳad neṣarahü-llâhü iẕ aḫracehü-lleẕîne keferû ŝâniye-ŝneyni iẕ hümâ fi-lgâri iẕ yeḳûlü liṣâḥibihî lâ taḥzen inne-llâhe meʿanâ. feenzele-llâhü sekînetehû ʿaleyhi veeyyedehû bicünûdil lem teravhâ veceʿale kelimete-lleẕîne keferü-ssüflâ. vekelimetü-llâhi hiye-lʿulyâ. vellâhü ʿazîzün ḥakîm.
Ayet 38–40
Ey iman edenler! Size ne oluyor ki Allah’ın daveti İslâm’a düşman olanların size saldırması karşısında onlarla savaşa çağrıldığınızda, bir kısmınız bundan geri durup yerinize çakılıp kalıyorsunuz? Yoksa daimi olan âhiretteki cennet hayatından vazgeçip kısacık dünya hayatına mı meylediyorsunuz?
Unutmayın ki dünya hayatının geçici zevki, sefası, cennetteki daimi hayatın nimetleri yanında çok değersiz kalır. Şayet siz, yaratılış sebebiniz olan İslam nizam ve ahlakı uğrunda savaşmazsanız, Allah da sizi şiddetli bir azapla cezalandırır ve yerinize bu uğurda cihat edecek bir topluluk getirir. Sizler de geri durmakla Allah’a değil kendinize zarar vermiş olursunuz.
Siz, davet olunduğunuz Allah yolunda saldırganlarla savaşa çıkmayıp, Peygamber’e sırt dönseniz de Allah ona yardım edecektir. Tıpkı müşrik ve kâfirlerin onu yurdundan çıkardıklarında yardım ettiği gibi... Hani o mağarada iki kişiden birisi olarak arkadaşına demişti ki: “Üzülme, Allah bizimle beraberdir.” Bunun üzerine Allah da onun kalbine bir güven duygusu ve sükûnet lütfetmiş, sizin görmediğiniz güçlerle onu desteklemiş, böylece müşrik ve kâfirleri küçük düşürerek sözlerini ve hesaplarını boşa çıkarmıştı. Asıl yüce olan, Allah’ın sözüdür.
Yarattıkları üzerinde hüküm sahibi olan yalnızca yüce Allah’tır ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur.
İlgili ayetler
Tevbe 41–42
2 ayetاِنْفِرُوا خِفَافًا وَثِقَالًا وَجَاهِدُوا بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٤١ لَوْ كَانَ عَرَضًا قَر۪يبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَاتَّبَعُوكَ وَلٰكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُۜ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْۚ يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْۚ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ۟ ٤٢
Mushaf
Okunuş
41İnfirû ḫifâfev veŝiḳâlev vecâhidû biemvâliküm veenfüsiküm fî sebîli-llâh. ẕâliküm ḫayrul leküm in küntüm taʿlemûn.
42Lev kâne ʿaraḍan ḳarîbev veseferan ḳâṣidel lettebeʿûke velâkim beʿudet ʿaleyhimü-şşüḳḳah. veseyaḥlifûne billâhi levi-steṭaʿnâ leḫaracnâ meʿaküm. yühlikûne enfüsehüm. vellâhü yaʿlemü innehüm lekâẕibûn.
Ayet 41–42
Ey iman edenler! Nefsinize zor da gelse, yaratılış sebebiniz olan İslâm’ı yaşamak ve yaşatmak uğrunda savaşa çağırıldığınızda, ister binekli ister yaya olarak Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihada katılın. Eğer bilirseniz bu mutlaka sizin hayrınızadır.
Ey Peygamber! Şayet davet edilen savaş kolay, ganimetler de çok olsaydı, münafıklar da mutlaka böyle bir savaşa katılırlardı. Fakat davet olundukları savaş için gidilecek yol uzak ve yorucu, savaşın riski de büyük olunca, aslı olmayan bahaneler uydurarak savaşa katılmadılar. Ancak siz savaştan döndüğünüzde bunlar yanınıza gelerek âdeta kendilerini helak edercesine dil döküp, yeminler ederek, “Eğer savaşa katılmamıza engel olan sebeplerimiz olmasaydı, senden geride kalmak için izin istemez, biz de sizinle gelirdik.” derler. Hâlbuki Allah, onların yalan söylediklerini çok iyi bilmektedir.
İlgili ayetler
41Bakara 216Enfal 14Enfal 60Enfal 65Tevbe 46Enbiyâ 80Hucurât 15
42Âl-i İmran 111Âl-i İmran 154Âl-i İmran 156Nisâ 73Ahzab 20Haşr 14
Tevbe 43–49
7 ayetعَفَا اللّٰهُ عَنْكَۚ لِمَ اَذِنْتَ لَهُمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَكَ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا وَتَعْلَمَ الْكَاذِب۪ينَ ٤٣ لَا يَسْتَاْذِنُكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالْمُتَّق۪ينَ ٤٤ اِنَّمَا يَسْتَاْذِنُكَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ ف۪ي رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ ٤٥ وَلَوْ اَرَادُوا الْخُرُوجَ لَاَعَدُّوا لَهُ عُدَّةً وَلٰكِنْ كَرِهَ اللّٰهُ انْبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَق۪يلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِد۪ينَ ٤٦ لَوْ خَرَجُوا ف۪يكُمْ مَا زَادُوكُمْ اِلَّا خَبَالًا وَلَا۬اَوْضَعُوا خِلَالَكُمْ يَبْغُونَكُمُ الْفِتْنَةَۚ وَف۪يكُمْ سَمَّاعُونَ لَهُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ ٤٧ لَقَدِ ابْتَغَوُا الْفِتْنَةَ مِنْ قَبْلُ وَقَلَّبُوا لَكَ الْاُمُورَ حَتّٰى جَٓاءَ الْحَقُّ وَظَهَرَ اَمْرُ اللّٰهِ وَهُمْ كَارِهُونَ ٤٨ وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ ل۪ي وَلَا تَفْتِنّ۪يۜ اَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُواۜ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُح۪يطَةٌ بِالْكَافِر۪ينَ ٤٩
Mushaf
Okunuş
43Afe-llâhü ʿank. lime eẕinte lehüm ḥattâ yetebeyyene leke-lleẕîne ṣadeḳû vetaʿleme-lkâẕibîn.
44Lâ yesteʾẕinüke-lleẕîne yüʾminûne billâhi velyevmi-lʾâḫiri ey yücâhidû biemvâlihim veenfüsihim. vellâhü ʿalîmüm bilmütteḳîn.
45İnnemâ yesteʾẕinüke-lleẕîne lâ yüʾminûne billâhi velyevmi-lʾâḫiri vertâbet ḳulûbühüm fehüm fî raybihim yeteraddedûn.
46Velev erâdü-lḫurûce leeʿaddû lehû ʿuddetev velâkin kerihe-llâhü-mbiʿâŝehüm feŝebbeṭahüm veḳîle-ḳʿudû meʿa-lḳâʿidîn.
47Lev ḫaracû fîküm mâ zâdûküm illâ ḫabâlev veleevḍaʿû ḫilâleküm yebgûnekümü-lfitneh. vefîküm semmâʿûne lehüm. vellâhü ʿalîmüm biżżâlimîn.
48Leḳadi-btegavu-lfitnete min ḳablü veḳallebû leke-lʾümûra ḥattâ câe-lḥaḳḳu veżahera emru-llâhi vehüm kârihûn.
49Veminhüm mey yeḳûlü-ʾẕel lî velâ teftinnî. elâ fi-lfitneti seḳaṭû. veinne cehenneme lemüḥîṭatüm bilkâfirîn.
Ayet 43–49
Allah seni affetsin ey Peygamber! Kimlerin doğru, kimlerin yalan söylediklerini iyice araştırmadan savaşa katılmak istemeyenlere neden müsaade ettin? Allah’ın davetine ve Âhiret Günü’ne yürekten inanıp iman edenler savaşa malları ve canlarıyla katılırlar, geride kalmak için senden izin istemezler. Allah, imanlarının gereklerini yerine getirmek için elinden geleni yapanları çok iyi bilmektedir.
Allah’a ve âhirete iman konusunda kalplerindeki şüphe hastalığına yenik düşenler, Allah yolunda savaşmaktan kaçmanın yollarını arayıp bahaneler uydurur ve kararsızlık içinde bocalayıp dururlar.
Kalplerinde hastalık olan bu kimseler hiçbir zaman göründükleri, söyledikleri gibi samimi olmadılar. Allah yolunda savaşmak için ne içten bir istek duydular ne de bir gayret gösterdiler. Allah da bu tutumlarını bildiği için onları savaştan alıkoydu ve âdeta “Kadınlar ve çocuklar gibi evlerinizde oturun” denildi.
Şayet onlar sizinle birlikte savaşa katılmış olsalardı mutlaka aranızda fitne ve kargaşa çıkarmaktan başka hiçbir iş de yapmaz, ayrıca düşman hesabına da casusluk yaparlardı.
Allah bu ikiyüzlü zalimleri çok iyi bilmektedir. Ey Peygamber! Onlar daha önce de mü’minler arasında fitne fesat çıkarmaya ve sana karşı da tuzaklar kurmaya çalışmışlardı. Onlar istemese de gerçekleşecek olan Allah’ın hükümleridir.
Bu münafıklardan bir kısmı savaşa katılmamak için akla hayale gelmeyen bahaneler uyduruyorlardı. Tıpkı “Ben kendimi kontrol edemeyen biriyim, savaş sırasında kontrolümü kaybedip günaha girebilirim” diyenler gibi... Bunların hepsi kaypak, korkak, fitneci ve ikiyüzlü tutumları sebebiyle baştan aşağı küfre saplanmış, cehennemin yolunu tutmuşlardır.
İlgili ayetler
Tevbe 50–51
2 ayetاِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۚ وَاِنْ تُصِبْكَ مُص۪يبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ ٥٠ قُلْ لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَاۚ هُوَ مَوْلٰينَاۚ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ٥١
Mushaf
Okunuş
50İn tüṣibke ḥasenetün tesüʾhüm. vein tüṣibke müṣîbetüy yeḳûlû ḳad eḫaẕnâ emranâ min ḳablü veyetevellev vehüm feriḥûn.
51Ḳul ley yüṣîbenâ illâ mâ ketebe-llâhü lenâ. hüve mevlânâ. veʿale-llâhi felyetevekkeli-lmüʾminûn.
Ayet 50–51
Ey Peygamber! Kazanacağınız zafer, elde edeceğiniz ganimetler ve size dokunan her iyilik, müşrik ve kâfirlerle birlikte bu münafıkları da rahatsız eder, ama bir yenilgi yahut bir sıkıntı ile karşılaşsanız bu defa da “İyi ki biz daha önce tedbirimizi almış, onlarla aramıza mesafe koymuşuz, yoksa musibetler bize de dokunacaktı” diye sevinip yanınızdan uzaklaşırlar.
De ki: “Bizim başımıza, Allah’ın bizi imtihan etmek için takdir ettiğinden başkası gelmez. O, bizim mevlamız, yar ve yardımcımız, koruyup gözetenimizdir. Mü’minlere düşen ise yalnız O’na güvenmektir.”
İlgili ayetler
Tevbe 52
1 ayetقُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَٓا اِلَّٓا اِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِۜ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ اَنْ يُص۪يبَكُمُ اللّٰهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِه۪ٓ اَوْ بِاَيْد۪ينَاۘ فَتَرَبَّصُٓوا اِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ ٥٢
Mushaf
Okunuş
52Ḳul hel terabbeṣûne binâ illâ iḥde-lḥusneyeyn. venaḥnü neterabbeṣu biküm ey yüṣîbekümü-llâhü biʿaẕâbim min ʿindihî ev bieydînâ. feterabbeṣû innâ meʿaküm müterabbiṣûn.
Ayet 52
De ki: “Biz Allah’ın daveti uğrunda savaşırken, başımıza ancak O’nun takdir ettiği iki güzel şeyden birisi gelir, ya zafere ulaşırız yahut bu uğurda şehit oluruz. Ey müşrik, kâfir ve münafıklar! Siz bu güzelliklerden başka bir şeyle karşılaşacağımızı mı sanıyorsunuz?
Bizim, sizin için temennimiz, Allah’ın yardımı ile sizi ellerimizle bu dünyada hak ettiğiniz cezaya çarptırmak, yahut başınıza Allah tarafından bir azabın gelmesine şahitlik etmektir. Biz elimizden geleni yaptıktan sonra, bizim de sizin de sonumuzun nasıl olacağını bekleyip göreceğiz.”
İlgili ayetler
Tevbe 53–54
2 ayetقُلْ اَنْفِقُوا طَوْعًا اَوْ كَرْهًا لَنْ يُتَقَبَّلَ مِنْكُمْۜ اِنَّكُمْ كُنْتُمْ قَوْمًا فَاسِق۪ينَ ٥٣ وَمَا مَنَعَهُمْ اَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ اِلَّٓا اَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَبِرَسُولِه۪ وَلَا يَاْتُونَ الصَّلٰوةَ اِلَّا وَهُمْ كُسَالٰى وَلَا يُنْفِقُونَ اِلَّا وَهُمْ كَارِهُونَ ٥٤
Mushaf
Okunuş
53Ḳul enfiḳû ṭavʿan ev kerhel ley yüteḳabbele minküm. inneküm küntüm ḳavmen fâsiḳîn.
54Vemâ meneʿahüm en tuḳbele minhüm nefeḳâtühüm illâ ennehüm keferû billâhi vebirasûlihî velâ yeʾtûne-ṣṣalâte illâ vehüm küsâlâ velâ yünfiḳûne illâ vehüm kârihûn.
Ayet 53–54
Ey Peygamber! O münafıklara şunu da de: “Allah yolunda çaba görüntüsü vermek suretiyle gönüllü yahut gönülsüz olarak yapacağınız harcamalarınız Allah tarafından asla kabul edilmeyecek ve bunun karşılığını da göremeyeceksiniz. Çünkü siz, münafık ve fasık olmayı seçmiş, yoldan çıkmış kimselersiniz.”
Onların bu yaptıklarının boşa gitmesinin sebebi, Allah’a ve Rasûlüne nankörlük etmeleri, namaza içlerinden gelerek değil de üşenerek, istemeye istemeye kalkmaları ve yaptıkları hayırlarda gönülsüz tavır takınmalarıdır.
İlgili ayetler
53Bakara 270Nisâ 142Kehf 103Kehf 107Secde 18Secde 20Muhammed 28
Tevbe 55–59
5 ayetفَلَا تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْۜ اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ ٥٥ وَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنَّهُمْ لَمِنْكُمْۜ وَمَا هُمْ مِنْكُمْ وَلٰكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ ٥٦ لَوْ يَجِدُونَ مَلْجَـًٔا اَوْ مَغَارَاتٍ اَوْ مُدَّخَلًا لَوَلَّوْا اِلَيْهِ وَهُمْ يَجْمَحُونَ ٥٧ وَمِنْهُمْ مَنْ يَلْمِزُكَ فِي الصَّدَقَاتِۚ فَاِنْ اُعْطُوا مِنْهَا رَضُوا وَاِنْ لَمْ يُعْطَوْا مِنْهَٓا اِذَا هُمْ يَسْخَطُونَ ٥٨ وَلَوْ اَنَّهُمْ رَضُوا مَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّٰهُ سَيُؤْت۪ينَا اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ وَرَسُولُهُٓۙ اِنَّٓا اِلَى اللّٰهِ رَاغِبُونَ۟ ٥٩
Mushaf
Okunuş
55Felâ tüʿcibke emvâlühüm velâ evlâdühüm. innemâ yürîdü-llâhü liyüʿaẕẕibehüm bihâ fi-lḥayâti-ddünyâ vetezheḳa enfüsühüm vehüm kâfirûn.
56Veyaḥlifûne billâhi innehüm leminküm. vemâ hüm minküm velâkinnehüm ḳavmüy yefraḳûn.
57Lev yecidûne melceen ev megârâtin ev müddeḫalel levellev ileyhi vehüm yecmeḥûn.
58Veminhüm mey yelmizüke fi-ṣṣadeḳât. fein üʿṭû minhâ raḍû veil lem yüʿṭav minhâ iẕâ hüm yesḫaṭûn.
59Velev ennehüm raḍû mâ âtâhümü-llâhü verasûlühû veḳâlû ḥasbüne-llâhü seyüʾtîne-llâhü min faḍlihî verasûlühû innâ ile-llâhi râgibûn.
Ayet 55–59
Münafıkların mallarının ve çocuklarının çokluğu seni imrendirip aldatmasın. Allah’ın daveti yolunda kullanmadıkları mallarının ve evlatlarının da onlara hiçbir faydası olmayacak; dünyada sıkıntı çekmelerine, âhirette ise cehenneme gitmelerine sebep olacak.
Onlar mü’minlerden olmadıkları halde, basit ve geçici dünyevi çıkarları ve korkuları sebebi ile sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler. Bir tehlike belirdiğinde, hemen bir bahane uydurup oradan kaçar, bulabildikleri bir deliğe, bir kovuğa sığınırlar.
Onlardan bir kısmı da fırsat bulunca, zekât ve sadakaların dağıtılması sırasında haksızlık yapıldığını ileri sürerek Peygamber’e iftira atıp dil uzatırlar ve kendilerine fazla pay verilmesini beklerler. Pay verildiğinde seslerini keserler ama hakları olmadığı için verilmeyince küstahlaşıp azarlar. Hâlbuki Allah ve Peygamber’in verdikleri ile yetinip, “Allah bize yeter, Allah ve Rasûlü bize daha çok şey ikram edecektir, biz Allah’a yürekten iman eder, O’na güveniriz” deseler ve buna uygun davransalardı, hiç şüphesiz bu hayırlarına olurdu.
Tevbe 60
1 ayetاِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَٓاءِ وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْعَامِل۪ينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِم۪ينَ وَف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَابْنِ السَّب۪يلِۜ فَر۪يضَةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٦٠
Mushaf
Okunuş
60İnneme-ṣṣadeḳâtü lilfüḳarâi velmesâkîni velʿâmilîne ʿaleyhâ velmüellefeti ḳulûbühüm vefi-rriḳâbi velgârimîne vefî sebîli-llâhi vebni-ssebîl. ferîḍatem mine-llâh. vellâhü ʿalîmün ḥakîm.
Ayet 60
Zekât ve sadakalarda hak sahibi olanlar; Allah’ın hükmü gereği yoksullar, düşkünler, zekâtı toplayan görevliler, kalpleri İslâm nizamı ve ahlakına ısındırılacak kimseler, özgürlüğüne kavuşturulacak köleler, yolda kalmışlar, yurdundan, yuvasından uzak kalmış çaresizlerdir.
Allah koyduğu hükümlerle mü’minlere yol göstermektedir. O, hüküm ve hikmet sahibidir.
İlgili ayetler
Tevbe 61
1 ayetوَمِنْهُمُ الَّذ۪ينَ يُؤْذُونَ النَّبِيَّ وَيَقُولُونَ هُوَ اُذُنٌۜ قُلْ اُذُنُ خَيْرٍ لَكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِن۪ينَ وَرَحْمَةٌ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْۜ وَالَّذ۪ينَ يُؤْذُونَ رَسُولَ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٦١
Mushaf
Okunuş
61Veminhümü-lleẕîne yüʾẕûne-nnebiyye veyeḳûlûne hüve üẕün. ḳul üẕünü ḫayril leküm yüʾminü billâhi veyüʾminü lilmüʾminîne veraḥmetül lilleẕîne âmenû minküm. velleẕîne yüʾẕûne rasûle-llâhi lehüm ʿaẕâbün elîm.
Ayet 61
Yine o münafıklar kendi aralarında konuşurken, Peygamber hakkında “O, herkesin sözüne inanan biridir” diyerek onu kınayıp tenkit ediyorlar, hatta bunu zaman zaman yüzüne de söyleyip onu incitiyorlar.
Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Peygamber, hakkınızda hayırlı olanları anlamak için her sözü dinler fakat doğru olana itibar eder. Yalnızca Allah’a iman eder, mü’minlerin sözlerine inanır.” Onun bu hassasiyeti ise mü’minler için bir rahmet ve onlara olan şefkatinin delilidir. Allah’ın elçisini tenkit edip üzmeye çalışanlar için acıklı bir azap vardır.
Tevbe 62–63
2 ayetيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْۚ وَاللّٰهُ وَرَسُولُهُٓ اَحَقُّ اَنْ يُرْضُوهُ اِنْ كَانُوا مُؤْمِن۪ينَ ٦٢ اَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّهُ مَنْ يُحَادِدِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاَنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدًا ف۪يهَاۜ ذٰلِكَ الْخِزْيُ الْعَظ۪يمُ ٦٣
Mushaf
Okunuş
62Yaḥlifûne billâhi leküm liyürḍûküm. vellâhü verasûlühû eḥaḳḳu ey yürḍûhü in kânû müʾminîn.
63Elem yaʿlemû ennehû mey yüḥâdidi-llâhe verasûlehû feenne lehû nâra cehenneme ḫâliden fîhâ. ẕâlike-lḫizyü-lʿażîm.
Ayet 62–63
Münafıklar sizi hoşnut etmek, güveninizi kazanmak ve ikiyüzlülüklerini gizlemek adına mü’min olduklarına dair durmadan Allah’a yemin ederler. Oysa onlar gerçekten iman etmiş olsalardı, herkesten çok Allah’ı ve Rasûlünü memnun etmek için İslâm’ın yaşanılıp yaşatılması ve savunulması için cihada çağırıldıklarında, asılsız bahanelerin arkasına sığınıp saklanmazlardı.
Üstelik onlara, sunulan bunca nimetin sebebinin İslâmî hayatı yeryüzünde hâkim kılmak ve onunla yaşamak olduğu da bildirilmişken, Allah’ın ve elçisinin davetinden yüz çevirenlerin hak ettikleri yer, ebedî kalacakları cehennem olacaktır.
Tevbe 64–67
4 ayetيَحْذَرُ الْمُنَافِقُونَ اَنْ تُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ سُورَةٌ تُنَبِّئُهُمْ بِمَا ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ قُلِ اسْتَهْزِؤُ۫اۚ اِنَّ اللّٰهَ مُخْرِجٌ مَا تَحْذَرُونَ ٦٤ وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ اِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُۜ قُلْ اَبِاللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ وَرَسُولِه۪ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٦٥ لَا تَعْتَذِرُوا قَدْ كَفَرْتُمْ بَعْدَ ا۪يمَانِكُمْۜ اِنْ نَعْفُ عَنْ طَٓائِفَةٍ مِنْكُمْ نُعَذِّبْ طَٓائِفَةً بِاَنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِم۪ينَ۟ ٦٦ اَلْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍۢ يَاْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ اَيْدِيَهُمْۜ نَسُوا اللّٰهَ فَنَسِيَهُمْۜ اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ ٦٧
Mushaf
Okunuş
64Yaḥẕeru-lmünâfiḳûne en tünezzele ʿaleyhim sûratün tünebbiühüm bimâ fî ḳulûbihim. ḳuli-stehziû. inne-llâhe muḫricüm mâ taḥẕerûn.
65Velein seeltehüm leyeḳûlünne innemâ künnâ neḫûḍu venelʿab. ḳul ebillâhi veâyâtihî verasûlihî küntüm testehziûn.
66Lâ taʿteẕirû ḳad kefertüm baʿde îmâniküm. in naʿfü ʿan ṭâifetim minküm nüʿaẕẕib ṭâifetem biennehüm kânû mücrimîn.
67Elmünâfiḳûne velmünâfiḳâtü baʿḍuhüm mim baʿḍ. yeʾmürûne bilmünkeri veyenhevne ʿani-lmaʿrûfi veyaḳbiḍûne eydiyehüm. nesü-llâhe fenesiyehüm. inne-lmünâfiḳîne hümü-lfâsiḳûn.
Ayet 64–67
Münafıklardan bir kısmı da kendileri hakkında Allah’ın bir sûre indirip de kalplerinde olanı açığa çıkaracağından endişe ettiklerini her yerde alaylı bir biçimde anlatıyorlar. Onlara bu haldeyken rastlayıp da ne ile alay ettiklerini sorsan “Önemli bir şey değil, kendi aramızda muhabbet ediyoruz” derler.
Sen onlara de ki: “Alay edip durun bakalım! Fakat hiç şüpheniz olmasın ki ortaya çıkmasından endişe ettiğiniz nifak, fitne ve fesadınızı Allah ortaya çıkararak, gerçek kimliğiniz olan münafıklığınızı gözler önüne serecektir. O yüzden boşuna Allah ve Peygamberi ile alay ettiğinizi gizlemeye çalışmayın. Allah, bu tutumundan tevbe ederek İslam’ı yaşamaya yönelenlerinizi bağışlar. Tevbe etmeyenleriniz ise hak ettikleri azap ile cezalandırılacaktır.”
Bu münafıkların erkekleri de kadınları da aynıdır. İnsanları Allah’ın men ettiği şeyleri yapmaya teşvik eder, doğru yoldan alıkoymaya çalışırlar. Bunların elleri de çok sıkıdır, başkalarını kendileri gibi cimri olmaya ve üstelik Allah’ı unutturmaya çağırırlar. Hiç şüphesiz Allah da onları gözden çıkarmış ve unutmuştur. Bunlar, fasıkların ta kendileridir.
İlgili ayetler
67Bakara 16Bakara 204Âl-i İmran 119Haşr 17Haşr 19Münafikun 7
Tevbe 68–70
3 ayetوَعَدَ اللّٰهُ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ هِيَ حَسْبُهُمْۚ وَلَعَنَهُمُ اللّٰهُۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُق۪يمٌۙ ٦٨ كَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْكُمْ قُوَّةً وَاَكْثَرَ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًاۜ فَاسْتَمْتَعُوا بِخَلَاقِهِمْ فَاسْتَمْتَعْتُمْ بِخَلَاقِكُمْ كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ بِخَلَاقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَالَّذ۪ي خَاضُواۜ اُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ٦٩ اَلَمْ يَاْتِهِمْ نَبَاُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ اِبْرٰه۪يمَ وَاَصْحَابِ مَدْيَنَ وَالْمُؤْتَفِكَاتِۜ اَتَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۚ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ٧٠
Mushaf
Okunuş
68Veʿade-llâhü-lmünâfiḳîne velmünâfiḳâti velküffâra nâra cehenneme ḫâlidîne fîhâ. hiye ḥasbühüm. veleʿanehümü-llâh. velehüm ʿaẕâbüm müḳîm.
69Kelleẕîne min ḳabliküm kânû eşedde minküm ḳuvvetev veekŝera emvâlev veevlâdâ. festemteʿû biḫalâḳihim festemtaʿtüm biḫalâḳiküm keme-stemteʿa-lleẕîne min ḳabliküm biḫalâḳihim veḫuḍtüm kelleẕî ḫâḍû. ülâike ḥabiṭat aʿmâlühüm fi-ddünyâ velʾâḫirah. veülâike hümü-lḫâsirûn.
70Elem yeʾtihim nebeü-lleẕîne min ḳablihim ḳavmi nûḥiv veʿâdiv veŝemûde veḳavmi ibrâhîme veaṣḥâbi medyene velmüʾtefikât. etethüm rusülühüm bilbeyyinât. femâ kâne-llâhü liyażlimehüm velâkin kânû enfüsehüm yażlimûn.
Ayet 68–70
Münafık erkek ve kadınlarla birlikte, müşrik ve kâfir olduklarını ilan eden erkek ve kadınlara, Allah içlerinde devamlı kalacakları cehennem ateşini vaat etmiştir. Allah onları lanetlemiş, hak ettikleri ateşe mahkûm etmiştir.
Onlara de ki: “Ey münafıklar! Siz de tıpkı sizden öncekiler gibi ikiyüzlü yaşamaktasınız. Üstelik onlar sizden güçlü, mal-mülk ve evlat bakımından sizden çok da üstün idiler. Onlar da kısacık dünya hayatlarında Allah’ın davetine sarılmak yerine basit ve geçici çıkarları, zevkleri tercih edip âhireti hiç hesaba katmadan geçip gittiler. Şimdi siz de payınıza düşen nimetleri onlar gibi boşu boşuna harcayıp tüketiyorsunuz.”
Oysa onların dünyada yaptıklarının hepsi boşa gitti, âhirette ise hüsrana uğrayıp hak ettikleri azapla cezalandırılacaklar. Hâlbuki onlara da kendilerinden önce yaşamış olan Nûh, Âd, Semûd ve İbrahim’in kavminin, Medyen halkının ve onlara benzeyen toplulukların başlarına gelenlerin haberleri de ulaştırılmıştı. Onları da peygamberleri -tıpkı sizin uyarıldığınız gibi- Allah’ın âyetleri ile uyarmış, yaratılış sebeplerine uygun hayat nizamı ile yaşamaya davet etmişti. Ancak onlar da uyarıları dikkate almadılar, böylece dünyada başlarına gelenlere ve âhirette karşılaşacakları azaba kendileri sebep oldular. Allah onlara zulmetmedi, onlar Allah’a başkaldırarak kendi kendilerine zulmettiler.
Tevbe 71
1 ayetوَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۢ يَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُط۪يعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ٧١
Mushaf
Okunuş
71Velmüʾminûne velmüʾminâtü baʿḍuhüm evliyâü baʿḍ. yeʾmürûne bilmaʿrûfi veyenhevne ʿani-lmünkeri veyüḳîmûne-ṣṣalâte veyüʾtûne-zzekâte veyüṭîʿûne-llâhe verasûleh. ülâike seyerḥamühümü-llâh. inne-llâhe ʿazîzün ḥakîm.
Ayet 71
Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar ise birbirlerinin velisi, yardımcısı ve koruyucusudurlar. Birbirlerini günahtan korur, Allah’ın razı olacağı ahlak ile ahlaklanmaya, iyiliğe davet eder, namazlarını kılar, zekâtlarını verir, insanları kötülüklerden men etmeye çalışır, Allah’a ve Rasûlüne itaat ederler.
Allah’ın merhamet ve şefkatiyle muamele edip bağışlayacağı kimseler işte bunlardır. Allah’ın bu mü’minleri mükâfatlandırmasına; müşrik, kâfir ve münafıkları ise cezalandırmasına hiç kimse engel olamaz.
Kimin neye layık olduğunu bilen ve her hükmünde hikmetli olan yalnız Allah’tır.
İlgili ayetler
Tevbe 72
1 ayetوَعَدَ اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً ف۪ي جَنَّاتِ عَدْنٍۜ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟ ٧٢
Mushaf
Okunuş
72Veʿade-llâhü-lmüʾminîne velmüʾminâti cennâtin tecrî min taḥtihe-lʾenhâru ḫâlidîne fîhâ vemesâkine ṭayyibeten fî cennâti ʿadn. veriḍvânüm mine-llâhi ekber. ẕâlike hüve-lfevzü-lʿażîm.
Ayet 72
Allah mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, içlerinden ırmaklar akan cennetler vaat etmiştir. Onlar orada Allah’ın ikramı olan konaklarda, huzur, güven ve nimetler içinde daimi yaşayacaklar. Bunlardan daha önemlisi, Allah’ın kendilerinden memnun oluşundan duyulan sevinç ve mutluluktur, işte en büyük mükâfat ve bahtiyarlık da budur.
İlgili ayetler
Tevbe 73
1 ayetيَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْۜ وَمَاْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ٧٣
Mushaf
Okunuş
73Yâ eyyühe-nnebiyyü câhidi-lküffâra velmünâfiḳîne vagluż ʿaleyhim. vemeʾvâhüm cehennem. vebiʾse-lmeṣîr.
Ayet 73
Ey Peygamber! Müşrik, kâfir ve münafıklarla mücadele et ve onlara karşı sert davran, sakın inancından taviz verip geri adım atma. Sonunda onların varacakları yer cehennem olacaktır, orası çok kötü bir son duraktır.
Tevbe 74
1 ayetيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ مَا قَالُواۜ وَلَقَدْ قَالُوا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ اِسْلَامِهِمْ وَهَمُّوا بِمَا لَمْ يَنَالُواۚ وَمَا نَقَمُٓوا اِلَّٓا اَنْ اَغْنٰيهُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ مِنْ فَضْلِه۪ۚ فَاِنْ يَتُوبُوا يَكُ خَيْرًا لَهُمْۚ وَاِنْ يَتَوَلَّوْا يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ عَذَابًا اَل۪يمًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ وَمَا لَهُمْ فِي الْاَرْضِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ ٧٤
Mushaf
Okunuş
74Yaḥlifûne billâhi mâ ḳâlû. veleḳad ḳâlû kelimete-lküfri vekeferû baʿde islâmihim vehemmû bimâ lem yenâlû. vemâ neḳamû illâ en agnâhümü-llâhü verasûlühû min faḍlih. feiy yetûbû yekü ḫayral lehüm. veiy yetevellev yüʿaẕẕibhümü-llâhü ʿaẕâben elîmen fi-ddünyâ velʾâḫirah. vemâ lehüm fi-lʾarḍi miv veliyyiv velâ neṣîr.
Ayet 74
Münafıklar; Allah, Kur’an ve Peygamber hakkında olumsuz yahut alaylı sözler etmediklerine dair Allah adına yemin ederler. Hâlbuki onlar, kendilerini kâfir eden o sözleri söylemişlerdir, bu aslında onların görünüşte kabul etmiş oldukları İslâm’ı inkâr etmiş olduklarının da delilidir. Üstelik bu da yetmezmiş gibi İslâm’ın düşmanları ile işbirliği yapıp başaramayacakları işlere kalkıştılar.
Bu münafıkların Peygamber’e ve mü’minlere karşı kinlenip düşmanlık yapmaya, intikam almaya kalkışmalarının sebebi, Peygamber’in ve mü’minlerin Allah’ın lütfu ile güçlü ve zengin bir duruma getirilmiş olmalarıdır. Münafıkların, bu olumsuz tutumlarına rağmen, tevbe edip yürekten Allah’a yönelerek yaşamaya dönmeleri kendileri için daha hayırlı olur. Fakat tevbe etmeyip de ikiyüzlü davranmaya devam ederlerse, Allah onları dünyada ve âhirette çetin bir azaba uğratacaktır. Allah’ın azabından da onları kurtarabilecek olan yoktur.
İlgili ayetler
Tevbe 75–78
4 ayetوَمِنْهُمْ مَنْ عَاهَدَ اللّٰهَ لَئِنْ اٰتٰينَا مِنْ فَضْلِه۪ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٧٥ فَلَمَّٓا اٰتٰيهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ بَخِلُوا بِه۪ وَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ ٧٦ فَاَعْقَبَهُمْ نِفَاقًا ف۪ي قُلُوبِهِمْ اِلٰى يَوْمِ يَلْقَوْنَهُ بِمَٓا اَخْلَفُوا اللّٰهَ مَا وَعَدُوهُ وَبِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ ٧٧ اَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ عَلَّامُ الْغُيُوبِۚ ٧٨
Mushaf
Okunuş
75Veminhüm men ʿâhede-llâhe lein âtânâ min faḍlihî leneṣṣaddeḳanne velenekûnenne mine-ṣṣâliḥîn.
76Felemmâ âtâhüm min faḍlihî beḫilû bihî vetevellev vehüm müʿriḍûn.
77Feaʿḳabehüm nifâḳan fî ḳulûbihim ilâ yevmi yelḳavnehû bimâ aḫlefü-llâhe mâ veʿadûhü vebimâ kânû yekẕibûn.
78Elem yaʿlemû enne-llâhe yaʿlemü sirrahüm venecvâhüm veenne-llâhe ʿallâmü-lguyûb.
Ayet 75–78
Münafıklardan bir kısmı da “Allah bize de bolca mal-mülk bahşederse, bizler de bunları hayır işlerinde harcar, böylece erdemli, faziletli kimseler arasına katılırız” diyerek Allah’a vaatte bulunurlar. Fakat Allah onlara mal-mülk bahşedince de hemen sözlerinden vazgeçip cimrilik ederek dönekliklerini ortaya koyarlar. Yalan söylemeleri ve sözlerinde durmamayı alışkanlık haline getirmiş olmaları sebebiyle de Allah onların kalplerini Kıyamet’e kadar İslâm’a açmayacak.
Münafıklar, kendi aralarında Peygamber ve mü’minlerle ilgili yaptıkları gizli görüşmeleri Allah’ın bilmediğini mi sanıyorlar? Allah kalplerde olanı da, gizli yaptığınızı zannettiğiniz her şeyi de en ince ayrıntılarına kadar bilir.
Tevbe 79
1 ayetاَلَّذ۪ينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّع۪ينَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ فِي الصَّدَقَاتِ وَالَّذ۪ينَ لَا يَجِدُونَ اِلَّا جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْۜ سَخِرَ اللّٰهُ مِنْهُمْۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٧٩
Mushaf
Okunuş
79Elleẕîne yelmizûne-lmüṭṭavviʿîne mine-lmüʾminîne fi-ṣṣadeḳâti velleẕîne lâ yecidûne illâ cühdehüm feyesḫarûne minhüm. seḫira-llâhü minhüm. velehüm ʿaẕâbün elîm.
Ayet 79
Bu münafıklar, Allah yolunda verilmesi gerekeni hatta daha fazlasını severek verenler ve imkânları kıt olmasına rağmen Allah’ın rızasını kazanmak için gönülden harcama yapan mü’minlerle alay edip onlara dil uzatırlar. Allah onlara alay etmelerinin bedelini hak ettikleri azap ile ödetecektir.
İlgili ayetler
Tevbe 80
1 ayetاِسْتَغْفِرْ لَهُمْ اَوْ لَا تَسْتَغْفِرْ لَهُمْۜ اِنْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْع۪ينَ مَرَّةً فَلَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَهُمْۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟ ٨٠
Mushaf
Okunuş
80İstagfir lehüm ev lâ testagfir lehüm. in testagfir lehüm sebʿîne merraten feley yagfira-llâhü lehüm. ẕâlike biennehüm keferû billâhi verasûlih. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-lfâsiḳîn.
Ayet 80
Ey Peygamber! Sakın sen de münafıklar için Allah’tan af dileme! Böyle bir dilekte bulunsan da bulunmasan da ve hatta defalarca bağışlanmalarını dilesen de Allah onları bağışlamayacak. Çünkü onlar, Allah’a ve elçisine ihanet etmiştir. Allah böyle kimseleri doğru yola iletmez.
Tevbe 81–82
2 ayetفَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلَافَ رَسُولِ اللّٰهِ وَكَرِهُٓوا اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَقَالُوا لَا تَنْفِرُوا فِي الْحَرِّۜ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ اَشَدُّ حَرًّاۜ لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ ٨١ فَلْيَضْحَكُوا قَل۪يلًا وَلْيَبْكُوا كَث۪يرًاۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ٨٢
Mushaf
Okunuş
81Feriḥa-lmüḫallefûne bimaḳʿadihim ḫilâfe rasûli-llâhi vekerihû ey yücâhidû biemvâlihim veenfüsihim fî sebîli-llâhi veḳâlû lâ tenfirû fi-lḥarr. ḳul nâru cehenneme eşeddü ḥarrâ. lev kânû yefḳahûn.
82Felyaḍḥakû ḳalîlev velyebkû keŝîrâ. cezâem bimâ kânû yeksibûn.
Ayet 81–82
Münafıklar, İslâm’a saldıran müşrik ve kâfirlerle savaşmaya çağırıldıklarında asılsız bahaneler uydurarak kadınlar ve çocuklarla birlikte evlerinde oturmayı tercih ettiler. Bunlar malları ve canları ile Allah yolunda savaşmaktan hiç hoşlanmadılar ve ayrıca başkalarına da “Bu sıcakta savaşa mı çıkılır? Oturun oturduğunuz yerde” diyerek vazgeçirmeye çalışıp durdular.
Sen onlara de ki: “Cehennem ateşinin sıcaklığı çok daha şiddetlidir.” Keşke bu gerçeği kavrayabilseler. Bunlar artık yaptıklarından dolayı pek az gülecek, pişman olup çok ağlayacaklar.
Tevbe 83–84
2 ayetفَاِنْ رَجَعَكَ اللّٰهُ اِلٰى طَٓائِفَةٍ مِنْهُمْ فَاسْتَاْذَنُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِيَ اَبَدًا وَلَنْ تُقَاتِلُوا مَعِيَ عَدُوًّاۜ اِنَّكُمْ رَض۪يتُمْ بِالْقُعُودِ اَوَّلَ مَرَّةٍ فَاقْعُدُوا مَعَ الْخَالِف۪ينَ ٨٣ وَلَا تُصَلِّ عَلٰٓى اَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ اَبَدًا وَلَا تَقُمْ عَلٰى قَبْرِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَمَاتُوا وَهُمْ فَاسِقُونَ ٨٤
Mushaf
Okunuş
83Feir raceʿake-llâhü ilâ ṭâifetim minhüm festeʾẕenûke lilḫurûci feḳul len taḫrucû meʿiye ebedev velen tüḳâtilû meʿiye ʿadüvvâ. inneküm raḍîtüm bilḳuʿûdi evvele merratin faḳʿudû meʿa-lḫâlifîn.
84Velâ tüṣalli ʿalâ eḥadim minhüm mâte ebedev velâ teḳum ʿalâ ḳabrih. innehüm keferû billâhi verasûlihî vemâtû vehüm fâsiḳûn.
Ayet 83–84
Ey Peygamber! Savaş dönüşünde karşılaştığın münafıklar, bundan sonraki savaşlara kendilerinin de katılmak istediklerini söyleyecekler. Sen onlara de ki: “Artık siz bundan böyle benimle birlikte hiçbir sefere çıkmayacaksınız, daha önce yaptığınız gibi evlerinizde kadın ve çocuklarınızla birlikte oturmaya devam edin.”
Ey Peygamber! Onlardan ölen birinin asla namazını kılma, mezarı başında durup dua da etme. Çünkü onlar, Allah’a ve Rasûlüne ihanet ettiler ve bu günahları üzere öldüler.
İlgili ayetler
Tevbe 85
1 ayetوَلَا تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَاَوْلَادُهُمْۜ اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ ٨٥
Mushaf
Okunuş
85Velâ tüʿcibke emvâlühüm veevlâdühüm. innemâ yürîdü-llâhü ey yüʿaẕẕibehüm bihâ fi-ddünyâ vetezheḳa enfüsühüm vehüm kâfirûn.
Ayet 85
Münafıkların mallarının, mülklerinin, çoluk çocuklarının çokluğu da seni imrendirmesin. Allah dünya hayatlarında verdiği nimetleri, Allah’ın rızası dışında kullanmaları sebebi ile onları şiddetli bir azapla cezalandıracak.
İlgili ayetler
Tevbe 86–87
2 ayetوَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ اَنْ اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَجَاهِدُوا مَعَ رَسُولِهِ اسْتَاْذَنَكَ اُو۬لُوا الطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا ذَرْنَا نَكُنْ مَعَ الْقَاعِد۪ينَ ٨٦ رَضُوا بِاَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِ وَطُبِعَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ ٨٧
Mushaf
Okunuş
86Veiẕâ ünzilet sûratün en âminû billâhi vecâhidû meʿa rasûlihi-steʾẕeneke ülu-ṭṭavli minhüm veḳâlû ẕernâ neküm meʿa-lḳâʿidîn.
87Raḍû biey yekûnû meʿa-lḫavâlifi veṭubiʿa ʿalâ ḳulûbihim fehüm lâ yefḳahûn.
Ayet 86–87
Ne zaman “Allah’ın daveti yolunda, Peygamber’le birlikte omuz omuza vererek müşrik ve kâfirlerle savaşın” diye bir âyet gelip de savaşa çağırılsalar, münafıklardan gücü kuvveti yerinde olup malları, mülkleri de olan ve savaşa katılmalarının, maddi destekte bulunmalarının önünde hiçbir engeli olmayanlar, uydurdukları bahanelerle evde kalanlarla birlikte savaşa katılmamanın yollarını ararlar.
Allah, kadın ve çocuklarla birlikte evlerinde oturmayı tercih eden böylelerinin kalplerini mühürler, böylece onlar da gerçek imanın zevkini tadıp mü’min olarak yaşamanın ve mü’min olarak ölmenin değerini kavrayamazlar.
Tevbe 88–89
2 ayetلٰكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُۘ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٨٨ اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟ ٨٩
Mushaf
Okunuş
88Lâkini-rrasûlü velleẕîne âmenû meʿahû câhedû biemvâlihim veenfüsihim. veülâike lehümü-lḫayrât. veülâike hümü-lmüfliḥûn.
89Eʿadde-llâhü lehüm cennâtin tecrî min taḥtihe-lʾenhâru ḫâlidîne fîhâ. ẕâlike-lfevzü-lʿażîm.
Ayet 88–89
Peygamber ve onunla birlikte yaratılışlarının sebebi olan İslâm nizam ve ahlakı uğrunda savaşanlara Allah, içlerinde devamlı kalacakları, zemininden ırmaklar akan, mutluluk ve nimetler yurdu cennetler hazırlamıştır. İşte asıl kazanılması ve imrenilmesi gereken mükâfat budur.
İlgili ayetler
88Âl-i İmran 156Âl-i İmran 157Âl-i İmran 162Âl-i İmran 174Âl-i İmran 195Nisâ 74Tevbe 111
Tevbe 90
1 ayetوَجَٓاءَ الْمُعَذِّرُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ وَقَعَدَ الَّذ۪ينَ كَذَبُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ سَيُص۪يبُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٩٠
Mushaf
Okunuş
90Vecâe-lmüʿaẕẕirûne mine-lʾaʿrâbi liyüʾẕene lehüm veḳaʿade-lleẕîne keẕebü-llâhe verasûleh. seyüṣîbü-lleẕîne keferû minhüm ʿaẕâbün elîm.
Ayet 90
Bazı bedeviler bulundukları yerlerden kalkıp gelerek geçerli mazeretlerini öne sürüp savaşa katılamayacaklarını bildirerek Peygamber’den izin isterken, bazı bedeviler de Müslüman olmalarına rağmen savaşa katılmalarına mani olan hiçbir mazeretleri olmadığı halde utanıp sıkılmadan evlerinde oturup savaşa katılmadılar. Böylesi ikiyüzlü, cahil ve nankörleri çok çetin bir azap beklemektedir.
İlgili ayetler
Tevbe 91–93
3 ayetلَيْسَ عَلَى الضُّعَفَٓاءِ وَلَا عَلَى الْمَرْضٰى وَلَا عَلَى الَّذ۪ينَ لَا يَجِدُونَ مَا يُنْفِقُونَ حَرَجٌ اِذَا نَصَحُوا لِلّٰهِ وَرَسُولِه۪ۜ مَا عَلَى الْمُحْسِن۪ينَ مِنْ سَب۪يلٍۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌۙ ٩١ وَلَا عَلَى الَّذ۪ينَ اِذَا مَٓا اَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لَٓا اَجِدُ مَٓا اَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِۖ تَوَلَّوْا وَاَعْيُنُهُمْ تَف۪يضُ مِنَ الدَّمْعِ حَزَنًا اَلَّا يَجِدُوا مَا يُنْفِقُونَۜ ٩٢ اِنَّمَا السَّب۪يلُ عَلَى الَّذ۪ينَ يَسْتَاْذِنُونَكَ وَهُمْ اَغْنِيَٓاءُۚ رَضُوا بِاَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِۙ وَطَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٩٣
Mushaf
Okunuş
91Leyse ʿale-ḍḍuʿafâi velâ ʿale-lmerḍâ velâ ʿale-lleẕîne lâ yecidûne mâ yünfiḳûne ḥaracün iẕâ neṣaḥû lillâhi verasûlih. mâ ʿale-lmuḥsinîne min sebîlin. vellâhü gafûrur raḥîm.
92Velâ ʿale-lleẕîne iẕâ mâ etevke litaḥmilehüm ḳulte lâ ecidü mâ aḥmilüküm ʿaleyh. tevellev veaʿyünühüm tefîḍu mine-ddemʿi ḥazenen ellâ yecidû mâ yünfiḳûn.
93İnneme-ssebîlü ʿale-lleẕîne yesteʾẕinûneke vehüm agniyâʾ. raḍû biey yekûnû meʿa-lḫavâlifi veṭabeʿa-llâhü ʿalâ ḳulûbihim fehüm lâ yaʿlemûn.
Ayet 91–93
Allah ve Rasûlüne yürekten bağlı oldukları halde, savaşa katılamayacak kadar yaşlı, hasta ve savaş için gerekli malzemeleri karşılayamayacak kadar yoksul olanların mazeretinden dolayı sorumlulukları yoktur. Allah, yürekten iman edenlere karşı çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır. Ayrıca savaşa katılmak için koşarak sana gelip “Bana savaşa katılabilmek için binek ve silah ver” diyen ihtiyaç sahiplerinden, senin bu ihtiyaçlarını karşılayamaman dolayısıyla üzüntüden gözü yaşlı geri gönderilenlerin de bir sorumluluğu yoktur.
Asıl sorumluluk, savaşa katılabilecek her türlü imkâna ve şartlara sahip olmasına rağmen asılsız bahanelerle kaçıp kurtulmaya çalışanlar içindir. Onlar evlerinde oturmayı içlerine sindirdiler, kınanıp suçlanacak olanlar işte bunlardır. Kalpleri bu sebepten mühürlü olduğu için de, bataklıklarında debelenip dururlar.
Tevbe 94–96
3 ayetيَعْتَذِرُونَ اِلَيْكُمْ اِذَا رَجَعْتُمْ اِلَيْهِمْۜ قُلْ لَا تَعْتَذِرُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّاَنَا اللّٰهُ مِنْ اَخْبَارِكُمْۜ وَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٩٤ سَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَكُمْ اِذَا انْقَلَبْتُمْ اِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْۜ فَاَعْرِضُوا عَنْهُمْۜ اِنَّهُمْ رِجْسٌۘ وَمَاْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ٩٥ يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا عَنْهُمْۚ فَاِنْ تَرْضَوْا عَنْهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَرْضٰى عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ ٩٦
Mushaf
Okunuş
94Yaʿteẕirûne ileyküm iẕâ racaʿtüm ileyhim. ḳul lâ taʿteẕirû len nüʾmine leküm ḳad nebbeene-llâhü min aḫbâriküm. veseyere-llâhü ʿameleküm verasûlühû ŝümme türaddûne ilâ ʿâlimi-lgaybi veşşehâdeti feyünebbiüküm bimâ küntüm taʿmelûn.
95Seyaḥlifûne billâhi leküm iẕe-nḳalebtüm ileyhim litüʿriḍû ʿanhüm. feaʿriḍû ʿanhüm. innehüm rics. vemeʾvâhüm cehennem. cezâem bimâ kânû yeksibûn.
96Yaḥlifûne leküm literḍav ʿanhüm. fein terḍav ʿanhüm feinne-llâhe lâ yerḍâ ʿani-lḳavmi-lfâsiḳîn.
Ayet 94–96
Ey Peygamber! Sizler savaştan döndüğünüzde evlerinden çıkıp yanınıza gelip, sizinle birlikte niçin savaşa katılmadıkları ile ilgili yalanlarını sıralayıp, bahanelerini söyleyip özür dilemeye çalışanlara de ki: “Allah, bize sizinle ilgili gerçekleri bildirdi, boşuna kendinizi temize çıkarmaya çalışmayın. Allah ve Rasûlü bundan sonra sizin neler yapacağınıza bakacak. Allah sizin kalplerinizde gizlediklerinizi de, açıktan yapıp ettiklerinizi de bilmektedir. Günü gelince herkes O’nun huzurunda toplanacak, yapıp ettikleriyle yüzleşecek ve hak ettiği karşılığı alacaktır.”
Bunların size yakınlaşmak, yeniden dostluğunuzu kazanmak için uydurdukları yalanlara ve ettikleri yeminlere inanmayın. Onları tiksindirici bu ikiyüzlülükleri ile baş başa bırakıp sırt dönün. Bu riyakârların hak ettikleri yer cehennemdir. Yeminleri ile sizi inandırmaya çalışsalar da Allah’ı asla aldatamazlar. Allah münafık ve kâfirleri affetmez, onlardan hiçbir zaman razı da olmaz.
Tevbe 97
1 ayetاَلْاَعْرَابُ اَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا وَاَجْدَرُ اَلَّا يَعْلَمُوا حُدُودَ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى رَسُولِه۪ۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٩٧
Mushaf
Okunuş
97Elʾaʿrâbü eşeddü küfrav venifâḳav veecderu ellâ yaʿlemû ḥudûde mâ enzele-llâhü ʿalâ rasûlih. vellâhü ʿalîmün ḥakîm.
Ayet 97
Bedevilerden bir kısmı müşrikliğe ve münafıklığa, şehirlilerden daha yatkındır. Bu yüzden de Allah’a ve Peygamber’e başkaldırıp isyan etmeye de daha çok eğilimlidirler. Allah, kullarını en iyi bilen, her hükmünde mutlak isabetli olandır.
Tevbe 98
1 ayetوَمِنَ الْاَعْرَابِ مَنْ يَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ الدَّوَٓائِرَۜ عَلَيْهِمْ دَٓائِرَةُ السَّوْءِۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ٩٨
Mushaf
Okunuş
98Vemine-lʾaʿrâbi mey yetteḫiẕü mâ yünfiḳu magramev veyeterabbeṣu bikümü-ddevâir. ʿaleyhim dâiratü-ssevʾ. vellâhü semîʿun ʿalîm.
Ayet 98
Bedevilerden bazıları da iman edip Müslüman olduklarını söylemelerine rağmen, Allah yolunda harcadıklarını zarar ziyan sayarlar, verdiklerinde gözleri kalır. İşte bu bedeviler, mü’minlerin başlarına darlık, sıkıntı ve musibet gelsin de biz de bu harcamalardan kurtulalım diye beklerler. Oysa musibetlerin en kötüsü kendi başlarına gelecektir. Allah her şeyi işiten, bilen ve her şeye gücü yetendir.
Tevbe 99
1 ayetوَمِنَ الْاَعْرَابِ مَنْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ قُرُبَاتٍ عِنْدَ اللّٰهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِۜ اَلَٓا اِنَّهَا قُرْبَةٌ لَهُمْۜ سَيُدْخِلُهُمُ اللّٰهُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ٩٩
Mushaf
Okunuş
99Vemine-lʾaʿrâbi mey yüʾminü billâhi velyevmi-lʾâḫiri veyetteḫiẕü mâ yünfiḳu ḳurubâtin ʿinde-llâhi veṣalevâti-rrasûl. elâ innehâ ḳurbetül lehüm. seyüdḫilühümü-llâhü fî raḥmetih. inne-llâhe gafûrur raḥîm.
Ayet 99
Kimi bedeviler de Allah’a ve Âhiret Günü’ne gönülden iman eder, bu uğurda yaptıkları infakı da Allah’a yakınlaşmaya ve Peygamber’in duasına nail olmaya bir vesile sayarlar. İşte onların bu yaptıkları, Allah’a ve Rasûlüne gerçek bir yakınlıktır. Allah, salih amel işleyenleri rahmetine kavuşturacaktır. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
İlgili ayetler
Tevbe 100
1 ayetوَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِر۪ينَ وَالْاَنْصَارِ وَالَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍۙ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ١٠٠
Mushaf
Okunuş
100Vessâbiḳûne-lʾevvelûne mine-lmühâcirîne velʾenṣâri velleẕîne-ttebeʿûhüm biiḥsânir raḍiye-llâhü ʿanhüm veraḍû ʿanhü veeʿadde lehüm cennâtin tecrî taḥtehe-lʾenhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. ẕâlike-lfevzü-lʿażîm.
Ayet 100
Allah’ın daveti olan hayat nizamını yaşamak ve yaşatmak uğrundaki gayretleri sebebi ile müşrik ve kâfirlerin zulmüne uğrayıp yurtlarından, yuvalarından hicret eden mü’min muhacirler ve onlara kucak açan Ensardan öncüler ile onların yolunu izleyenlerden Allah razı olmuştur, onlar da Allah’tan razıdır. Allah onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere yerleştirecektir ve onlar orada devamlı kalacaklardır. Ulaşılacak en büyük bahtiyarlık ve kazanç da budur.
İlgili ayetler
Tevbe 101
1 ayetوَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ مُنَافِقُونَۜ وَمِنْ اَهْلِ الْمَد۪ينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْۜ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْۜ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ اِلٰى عَذَابٍ عَظ۪يمٍۚ ١٠١
Mushaf
Okunuş
101Vemimmen ḥavleküm mine-lʾaʿrâbi münâfiḳûn. vemin ehli-lmedîneti meradû ʿale-nnifâḳi lâ taʿlemühüm. naḥnü naʿlemühüm. senüʿaẕẕibühüm merrateyni ŝümme yüraddûne ilâ ʿaẕâbin ʿażîm.
Ayet 101
Şehirlerde sizlerin arasında olduğu gibi bedeviler arasında da ikiyüzlü, kendini ustalıkla gizleyen münafıklar var ve sen onları tanımıyorsun! Fakat Biz onları biliyoruz, onları bu dünyada azap üstüne azaba uğratacağız. Âhirette onları çok daha çetin bir azapla cezalandıracağız.
İlgili ayetler
101Bakara 8Bakara 20Âl-i İmran 167Âl-i İmran 168Nisâ 142Nisâ 146
Tevbe 102–105
4 ayetوَاٰخَرُونَ اعْتَرَفُوا بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا عَمَلًا صَالِحًا وَاٰخَرَ سَيِّئًاۜ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١٠٢ خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكّ۪يهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْۜ اِنَّ صَلٰوتَكَ سَكَنٌ لَهُمْۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ١٠٣ اَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِه۪ وَيَاْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ ١٠٤ وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَۜ وَسَتُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۚ ١٠٥
Mushaf
Okunuş
102Veâḫarûne-ʿterafû biẕünûbihim ḫaleṭû ʿamelen ṣâliḥav veâḫara seyyiâ. ʿasa-llâhü ey yetûbe ʿaleyhim. inne-llâhe gafûrur raḥîm.
103Ḫuẕ min emvâlihim ṣadeḳaten tüṭahhiruhüm vetüzekkîhim bihâ veṣalli ʿaleyhim. inne ṣalâteke sekenül lehüm. vellâhü semîʿun ʿalîm.
104Elem yaʿlemû enne-llâhe hüve yaḳbelü-ttevbete ʿan ʿibâdihî veyeʾḫuẕu-ṣṣadeḳâti veenne-llâhe hüve-ttevvâbü-rraḥîm.
105Veḳuli-ʿmelû feseyere-llâhü ʿameleküm verasûlühû velmüʾminûn. vesetüraddûne ilâ ʿâlimi-lgaybi veşşehâdeti feyünebbiüküm bimâ küntüm taʿmelûn.
Ayet 102–105
Bir de içinizde doğru olanla yanlış olanı önceleri birbirine karıştırmış oldukları halde, sonra yanlışlarının farkına varıp tevbe ederek Allah’ın daveti olan hayat nizamına sımsıkı sarılanlar var ki, Allah onların tevbelerini kabul edecektir. Allah tevbe ederek doğru olana sarılıp, gereklerini yerine getirenlere karşı çok merhametli ve bağışlayıcıdır.
Ey Peygamber! Onların Allah’a tevbelerinin ve Allah’ın davetine sadakatlerinin ifadesi olarak mallarından verdikleri sadaka ve zekâtlarını al. Böylece onları ve mallarını temizlemiş olursun, senin salâtın (desteğin) de onlara gönül rahatlığı verir.
Allah herkesin gerçek niyetini, samimiyetini ve kimin neye layık olduğunu en iyi bilendir. Onlar da bilmelidir ki, Allah kendisine içten yönelerek tevbe edenlerin tevbesini ve Allah yolunda harcadıklarını kabul eder.
Allah tevbe edip, doğru olana yönelenlere karşı çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.
Ey Peygamber! Sen böylelerine de ki: “Allah yapıp ettiklerinizi görüyor. Siz de O’nun davetinin yaşanması uğrunda mallarınızla, canlarınızla elinizden gelen gayreti ortaya koyun. Unutmayın ki sonunda hepimiz Allah’ın huzuruna çıkarılacağız, yaptıklarımız bizlere bildirilecek ve hak ettiğimiz karşılıklar verilecek.”
İlgili ayetler
Tevbe 106
1 ayetوَاٰخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِاَمْرِ اللّٰهِ اِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَاِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ١٠٦
Mushaf
Okunuş
106Veâḫarûne mürcevne liemri-llâhi immâ yüʿaẕẕibühüm veimmâ yetûbü ʿaleyhim. vellâhü ʿalîmün ḥakîm.
Ayet 106
Bir de mü’min olduklarını söyledikleri halde, saldırgan müşrik ve kâfirlerle savaşmak için çağırıldıklarında, münafıkların fitne ve fesatlarına kapılarak savaşa katılmayan, sonradan yaptıklarına pişman olup tevbe ederek doğruya yönelenler var. Onlarla ilgili hükmü verecek olan Allah’tır. Allah dilerse tevbelerini kabul eder, dilerse de azap eder. Her şeyin iç yüzünü bilen yalnızca Allah’tır.
Tevbe 107–108
2 ayetوَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْر۪يقًا بَيْنَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَاِرْصَادًا لِمَنْ حَارَبَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ مِنْ قَبْلُۜ وَلَيَحْلِفُنَّ اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّا الْحُسْنٰىۜ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ١٠٧ لَا تَقُمْ ف۪يهِ اَبَدًاۜ لَمَسْجِدٌ اُسِّسَ عَلَى التَّقْوٰى مِنْ اَوَّلِ يَوْمٍ اَحَقُّ اَنْ تَقُومَ ف۪يهِۜ ف۪يهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ اَنْ يَتَطَهَّرُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّر۪ينَ ١٠٨
Mushaf
Okunuş
107Velleẕîne-tteḫaẕû mesciden ḍirârav veküfrav vetefrîḳam beyne-lmüʾminîne veirṣâdel limen ḥârabe-llâhe verasûlehû min ḳabl. veleyaḥlifünne in eradnâ ille-lḥusnâ. vellâhü yeşhedü innehüm lekâẕibûn.
108Lâ teḳum fîhi ebedâ. lemescidün üssise ʿale-ttaḳvâ min evveli yevmin eḥaḳḳu en teḳûme fîh. fîhi ricâlüy yüḥibbûne ey yeteṭahherû. vellâhü yüḥibbü-lmüṭṭahhirîn.
Ayet 107–108
Ey mü’minler! Münafıkların bir kısmı da mü’minlere zarar vermek, şirki ve küfrü yaymak, Müslümanlar arasında bozgunculuk çıkarmak, müşrik ve kâfirler hesabına casusluk yapmak amacıyla bir mescit yaptılar. Gerçek amaçlarını gizlemek için de “Biz burayı daha rahat namaz kılınsın ve insanlar burada İslâm’a davet edilsin diye yaptık” diye yeminler ederler fakat Allah onların yalan söylediklerinin şahididir.
Ey Peygamber! Sakın o tuzak mescidine adımını atma! İlk gününden itibaren Allah korkusu temeli üzerine kurulan mescit, içinde namaz kılınmaya daha layık bir mekândır. Orada günahlardan arınmayı dileyen kimseler vardır. Allah günahlardan arınanları sever.
Bu mescitleri insanları şirkten ve küfürden temizlemek isteyenler inşa ederler. Allah gönülden kendisine yönelen ve temizlenmek isteyenleri sever.
İlgili ayetler
Tevbe 109–110
2 ayetاَفَمَنْ اَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلٰى تَقْوٰى مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ اَمْ مَنْ اَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلٰى شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِه۪ ف۪ي نَارِ جَهَنَّمَۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ١٠٩ لَا يَزَالُ بُنْيَانُهُمُ الَّذ۪ي بَنَوْا ر۪يبَةً ف۪ي قُلُوبِهِمْ اِلَّٓا اَنْ تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ۟ ١١٠
Mushaf
Okunuş
109Efemen essese bünyânehû ʿalâ taḳvâ mine-llâhi veriḍvânin ḫayrun em men essese bünyânehû ʿalâ şefâ cürufin hârin fenhâra bihî fî nâri cehennem. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.
110Lâ yezâlü bünyânühümü-lleẕî benev rîbeten fî ḳulûbihim illâ en teḳaṭṭaʿa ḳulûbühüm. vellâhü ʿalîmün ḥakîm.
Ayet 109–110
Elbette ki insana yaratılışının sebebini öğretmek ve ona uygun hayat nizam ve ahlakı ile yaşamaya davet amacı ile yapılan mescitlerle, münafıkların mü’minlere tuzaklar kurmak üzere yaptıkları mescitler bir olmaz.
Münafıkların yaptıkları mescitler, binasını uçurumun kenarına yapan ve onunla birlikte cehenneme yuvarlanacak olanın yaptığına benzer. Allah böylesi nankör ve zalimleri emellerine kavuşturmaz.
Bu yaptıkları ihanet ve nankörlük ölüp gidecekleri vakte kadar, kalplerinde devamlı bir huzursuzluk, bir sıkıntı kaynağı olarak içlerini kemirmekten başka hiçbir işe de yaramayacak. Allah’ın açıkladığı bu gerçeklerden alınacak dersler vardır.
Allah her şeyin iç yüzünü, özünü bilen ve her hükmünde mutlak isabetli olandır.
Tevbe 111–112
2 ayetاِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَۜ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِ وَالْقُرْاٰنِۜ وَمَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِه۪ مِنَ اللّٰهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذ۪ي بَايَعْتُمْ بِه۪ۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ١١١ اَلتَّٓائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّٓائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْاٰمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ ١١٢
Mushaf
Okunuş
111İnne-llâhe-şterâ mine-lmüʾminîne enfüsehüm veemvâlehüm bienne lehümü-lcenneh. yüḳâtilûne fî sebîli-llâhi feyaḳtülûne veyuḳtelûne vaʿden ʿaleyhi ḥaḳḳan fi-ttevrâti velʾincîli velḳurʾân. vemen evfâ biʿahdihî mine-llâhi festebşirû bibeyʿikümü-lleẕî bâyaʿtüm bih. veẕâlike hüve-lfevzü-lʿażîm.
112Ettâibûne-lʿâbidûne-lḥâmidûne-ssâiḥûne-rrâkiʿûne-ssâcidûne-lʾâmirûne bilmaʿrûfi vennâhûne ʿani-lmünkeri velḥâfiżûne liḥudûdi-llâh. vebeşşiri-lmüʾminîn.
Ayet 111–112
Allah’ın daveti olan hayat nizamını yaşamak uğrunda canları ve malları ile savaşırken ölen ve öldüren mü’minlerden Allah canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Bu söz Allah’ın Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da da gerçekleştirmeyi vaat ettiği sözüdür. Vaadini yerine getirmek ve sözünde durmak bakımından Allah’tan daha sadık kim olabilir?
Ey mü’minler! Allah’la yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin; işte asıl kazanç, büyük başarı ve mutluluk budur.
Bu mü’minler, tevbe ettikleri günahlara geri dönmezler, Allah’a gönülden teslim olur, O’ndan başkasını Rab ve ilah edinmezler. Yaratılışlarının sebebi olan hayat tarzından başkası ile yaşamayı kabul etmezler, bu uğurda malları ve canları ile cihat ederek, iyiliği emredip, kötülüğü nehyetmek peşinde koşarlar. Yalnız Allah’ı yüceltip överler, namazlarını kılar, oruçlarını tutar, Allah’ın belirlediği sınırlar içinde yaşamak için ellerinden gelen çabayı gösterirler. İşte tüm bu güzelliklerden dolayı Allah da onları cennetle müjdelemiştir.
İlgili ayetler
111Âl-i İmran 156Âl-i İmran 157Âl-i İmran 162Âl-i İmran 174Âl-i İmran 195Nisâ 74Tevbe 88Rum 6
Tevbe 113
1 ayetمَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِك۪ينَ وَلَوْ كَانُٓوا اُو۬ل۪ي قُرْبٰى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُمْ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ ١١٣
Mushaf
Okunuş
113Mâ kâne linnebiyyi velleẕîne âmenû ey yestagfirû lilmüşrikîne velev kânû ülî ḳurbâ mim baʿdi mâ tebeyyene lehüm ennehüm aṣḥâbü-lceḥîm.
Ayet 113
Müşrik, kâfir ve münafık olarak yaşayıp da, bundan tevbe edip vazgeçmeden öldükleri açıkça bilinen kimseler, mü’minlerin yakınları da olsa onlar için Allah’tan bağışlanma dilemek, Peygamber’e de, mü’minlere de yakışmaz.
İlgili ayetler
Tevbe 114
1 ayetوَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ اِبْرٰه۪يمَ لِاَب۪يهِ اِلَّا عَنْ مَوْعِدَةٍ وَعَدَهَٓا اِيَّاهُۚ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُٓ اَنَّهُ عَدُوٌّ لِلّٰهِ تَبَرَّاَ مِنْهُۜ اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ لَاَوَّاهٌ حَل۪يمٌ ١١٤
Mushaf
Okunuş
114Vemâ kâne-stigfâru ibrâhîme liebîhi illâ ʿam mevʿidetiv veʿadehâ iyyâh. felemmâ tebeyyene lehû ennehû ʿadüvvül lillâhi teberrae minh. inne ibrâhîme leevvâhün ḥalîm.
Ayet 114
İbrahim’in müşrik babasını, Allah’ın bağışlaması için yaptığı duasına gelince... İbrahim bu duayı Allah henüz bu hükmü açıklamamışken, babası için kendi kendine verdiği bir sözden dolayı yapmıştır fakat bu hüküm kendisine bildirilince hemen bu sözünden dolayı tevbe edip, duasından vazgeçmiştir. İbrahim çok yufka yürekli, ince ruhlu birisiydi.
İlgili ayetler
114Meryem 47
Tevbe 115
1 ayetوَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُضِلَّ قَوْمًا بَعْدَ اِذْ هَدٰيهُمْ حَتّٰى يُبَيِّنَ لَهُمْ مَا يَتَّقُونَۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ١١٥
Mushaf
Okunuş
115Vemâ kâne-llâhü liyüḍille ḳavmem baʿde iẕ hedâhüm ḥattâ yübeyyine lehüm mâ yetteḳûn. inne-llâhe bikülli şeyʾin ʿalîm.
Ayet 115
Allah bir topluluğa, doğru yolu açıklayıp bu konudaki sorumluluklarını bildirmeden, onları müşrik, kâfir ve münafık olmakla suçlayıp cezalandırmaz.
Allah kimi ne ile sorumlu tutup ne ile suçlayacağını en iyi bilendir.
Tevbe 116
1 ayetاِنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۜ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ ١١٦
Mushaf
Okunuş
116İnne-llâhe lehû mülkü-ssemâvâti velʾarḍ. yuḥyî veyümît. vemâ leküm min dûni-llâhi miv veliyyiv velâ neṣîr.
Ayet 116
Göklerin ve yerin arasında ve içinde ne varsa hepsinin yaratıcısı, nizamlarının kurucusu, yasalarının yapıcısı, yaşatmaya ve öldürmeye de hükmedicisi yalnızca Allah’tır ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur.
İlgili ayetler
Tevbe 117–118
2 ayetلَقَدْ تَابَ اللّٰهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِر۪ينَ وَالْاَنْصَارِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ ف۪ي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَز۪يغُ قُلُوبُ فَر۪يقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْۜ اِنَّهُ بِهِمْ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ ١١٧ وَعَلَى الثَّلٰثَةِ الَّذ۪ينَ خُلِّفُواۜ حَتّٰٓى اِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ اَنْفُسُهُمْ وَظَنُّٓوا اَنْ لَا مَلْجَاَ مِنَ اللّٰهِ اِلَّٓا اِلَيْهِۜ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُواۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ۟ ١١٨
Mushaf
Okunuş
117Leḳat tâbe-llâhü ʿale-nnebiyyi velmühâcirîne velʾenṣâri-lleẕîne-ttebeʿûhü fî sâʿati-lʿusrati mim baʿdi mâ kâde yezîgu ḳulûbü ferîḳim minhüm ŝümme tâbe ʿaleyhim. innehû bihim raûfür raḥîm.
118Veʿale-ŝŝelâŝeti-lleẕîne ḫullifû. ḥattâ iẕâ ḍâḳat ʿaleyhimü-lʾarḍu bimâ raḥubet veḍâḳat ʿaleyhim enfüsühüm veżannû el lâ melcee mine-llâhi illâ ileyh. ŝümme tâbe ʿaleyhim liyetûbû. inne-llâhe hüve-ttevvâbü-rraḥîm.
Ayet 117–118
Allah, Peygamber’e, savaşa katılmamak için mazeret beyan edenlerin gerçek durumlarını araştırmadan onlara izin vermesinin doğru olmadığını bildirdi. Bunun üzerine tevbe eden Peygamber’in de tevbesini kabul etti.
Allah, ayrıca münafıkların fitne ve fesatlarına kapılıp, savaş için çıkılan sefere katılmayan kararsızların içinden tevbe edip doğruya yönelenlerin de tevbelerini kabul etti. Allah, yanlışlarından doğru olana samimiyetle dönenlerin tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah mü’min kullarına karşı çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.
Bir de iman ettiklerini söylemelerine rağmen ve bu uğurda savaşa katılmalarını engelleyen bir mazeretleri de olmadığı halde, imanlarının zayıflığı sebebi ile savaşa katılmayan ve bunun pişmanlığı ile âdeta yeryüzü kendilerine dar gelen, yürekten tevbe edip bağışlanma dileyen o üç kişinin de tevbesini kabul etti. Allah, kendisine yürekten yönelenlerin tevbesini kabul eder.
İlgili ayetler
Tevbe 119
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ ١١٩
Mushaf
Okunuş
119Yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-tteḳu-llâhe vekûnû meʿa-ṣṣâdiḳîn.
Ayet 119
Ey iman edenler! Allah’a karşı sorumluluklarınızı bilinçle yerine getirin. Allah’a ve Rasûlüne verdiğiniz sözlere sadık kalın ve doğru olanlarla beraber olun.
İlgili ayetler
Tevbe 120–121
2 ayetمَا كَانَ لِاَهْلِ الْمَد۪ينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ اَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللّٰهِ وَلَا يَرْغَبُوا بِاَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِه۪ۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ لَا يُص۪يبُهُمْ ظَمَاٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلَا يَطَؤُ۫نَ مَوْطِئًا يَغ۪يظُ الْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ بِه۪ عَمَلٌ صَالِحٌۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَۙ ١٢٠ وَلَا يُنْفِقُونَ نَفَقَةً صَغ۪يرَةً وَلَا كَب۪يرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ اللّٰهُ اَحْسَنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٢١
Mushaf
Okunuş
120Mâ kâne liehli-lmedîneti vemen ḥavlehüm mine-lʾaʿrâbi ey yeteḫallefû ʿar rasûli-llâhi velâ yergabû bienfüsihim ʿan nefsih. ẕâlike biennehüm lâ yüṣîbühüm żameüv velâ neṣabüv velâ maḫmeṣatün fî sebîli-llâhi velâ yeṭaûne mevṭiey yegîżu-lküffâra velâ yenâlûne min ʿadüvvin neylen illâ kütibe lehüm bihî ʿamelün ṣâliḥ. inne-llâhe lâ yüḍîʿu ecra-lmuḥsinîn.
121Velâ yünfiḳûne nefeḳaten ṣagîratev velâ kebîratev velâ yaḳṭaʿûne vâdiyen illâ kütibe lehüm liyecziyehümü-llâhü aḥsene mâ kânû yaʿmelûn.
Ayet 120–121
Gerek Peygamber’in yaşadığı şehirdeki mü’minlere, gerekse çevresinde yaşamakta olan iman etmiş bedevilere savaş için sefere çıkan Peygamber’e katılmaktan kaçınmak ve kendi canlarını Peygamber’in canından aziz görmek yakışmaz. Çünkü onların Allah yolunda attıkları her adım, bu uğurda katlandıkları yorgunluk, açlık, susuzluk, müşrik ve kâfirlere karşı direnişleri, kazandıkları zaferler ve düşman eliyle başlarına gelenler, mü’minlerin hanelerine kazanç olarak yazılacaktır. Allah imanlarının gereklerini yerine getirenleri mükâfatların en güzeline kavuşturacaktır.
Onların Allah yolunda yaptıkları az ya da çok harcamaları, vadileri, tepeleri aşarak katlandıkları zorluklar, çektikleri sıkıntıların hepsi kazanç olarak amel defterlerine yazılmaktadır. Allah onları yaptıklarının kat kat fazlasıyla ödüllendirip, nimetlerin en güzelleri ile yaşatacaktır.
İlgili ayetler
120Âl-i İmran 157Âl-i İmran 193Âl-i İmran 195A’raf 156Enbiyâ 94
Tevbe 122
1 ayetوَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَٓافَّةًۜ فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَٓائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدّ۪ينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُٓوا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ۟ ١٢٢
Mushaf
Okunuş
122Vemâ kâne-lmüʾminûne liyenfirû kâffeh. felevlâ nefera min külli firḳatim minhüm ṭâifetül liyetefeḳḳahû fi-ddîni veliyünẕirû ḳavmehüm iẕâ raceʿû ileyhim leʿallehüm yaḥẕerûn.
Ayet 122
Savaş zamanı mü’minlerin hep birden sefere çıkmaları doğru olmaz. Her kabileden belirlenecek bazı kimselerin şehirde kalmaları, seferden dönecek ve çevreden gelecek olanlara Allah’ın davetinin esaslarını öğretmeleri gerekir. Böylece İslâm’ın insanlara ulaştırılması da devam etmiş olur.
İlgili ayetler
Tevbe 123
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَاتِلُوا الَّذ۪ينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا ف۪يكُمْ غِلْظَةًۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ ١٢٣
Mushaf
Okunuş
123Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû ḳâtilü-lleẕîne yelûneküm mine-lküffâri velyecidû fîküm gilżah. vaʿlemû enne-llâhe meʿa-lmütteḳîn.
Ayet 123
Ey iman edenler! Öncelikle yakınınızda, sizin için tehlike oluşturan saldırgan müşrik ve kâfir düşmanlarınızla savaşın, onlar sizin inancınıza olan bağlılığınız ve imanınızın gücünü görüp anlasın.
Unutmayın ki Allah, bildirdiği hükümlerine karşı sorumluluklarını bilinçle yerine getirenlerle beraberdir.
İlgili ayetler
123Âl-i İmran 160Âl-i İmran 161Tevbe 73Ankebut 69Fetih 29Tahrim 9
Tevbe 124–126
3 ayetوَاِذَا مَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ اَيُّكُمْ زَادَتْهُ هٰذِه۪ٓ ا۪يمَانًاۚ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَزَادَتْهُمْ ا۪يمَانًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ ١٢٤ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا اِلٰى رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا وَهُمْ كَافِرُونَ ١٢٥ اَوَلَا يَرَوْنَ اَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ ف۪ي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً اَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ ١٢٦
Mushaf
Okunuş
124Veiẕâ mâ ünzilet sûratün feminhüm mey yeḳûlü eyyüküm zâdethü hâẕihî îmânâ. feemme-lleẕîne âmenû fezâdethüm îmânev vehüm yestebşirûn.
125Veemme-lleẕîne fi ḳulûbihim meraḍun fezâdethüm ricsen ilâ ricsihim vemâtû vehüm kâfirûn.
126Evelâ yeravne ennehüm yüftenûne fî külli ʿâmim merraten ev merrateyni ŝümme lâ yetûbûne velâ hüm yeẕẕekkerûn.
Ayet 124–126
Allah katından ne zaman bir âyet indirilse, bunu duyan müşrik, kâfir ve münafıklardan birileri, mü’minlere alaycı bir tavırla hemen şöyle derler: “Şimdi bu hanginizin imanını artırdı!?”
Şüphesiz Allah katından indirilen her âyet, Allah’a yürekten iman etmiş olan mü’minlerin imanlarını daha da artırır, pekiştirir ve onları sevindirir. Bu âyetler, kalplerinde şek, şüphe ve nifak hastalığı olan münafıklarla, müşrik ve kâfirlerin ise imansızlıklarını daha da artırır. Onlar da bataklıklarında pislik içinde ölüp giderler. Bu kimseler, her yıl birkaç kere başlarına gelen musibetlerle uyarılıp denendiklerini de düşünemiyor ve buna rağmen ders çıkarıp tevbe etmeye yönelmiyorlar.
Tevbe 127
1 ayetوَاِذَا مَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ نَظَرَ بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍۜ هَلْ يَرٰيكُمْ مِنْ اَحَدٍ ثُمَّ انْصَرَفُواۜ صَرَفَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ ١٢٧
Mushaf
Okunuş
127Veiẕâ mâ ünzilet sûratün neżara baʿḍuhüm ilâ baʿḍ. hel yerâküm min eḥadin ŝümme-nṣarafû. ṣarafe-llâhü ḳulûbehüm biennehüm ḳavmül lâ yefḳahûn.
Ayet 127
Münafıklar, Peygamber’in meclisinde iken, münafıklarla ilgili bir sûre okunduğunda birbirlerine bakıp, “Bizim iç yüzümüzü birileri haber verdi de onun için mi bizimle ilgili şeyler bildiriliyor?” der gibi birbirlerine kaş göz işaretleri yapıp sinsice oradan uzaklaşırlar ve kendi kendilerine, “Acaba konuştuklarımızı aramızdan biri mi bunlara söyledi?” diye de sorarlar.
Allah, herkesin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilendir. Münafıklıkta inatla direnmeleri sebebi ile de Allah onların kalplerini gerçeğe karşı mühürlemiştir.
Tevbe 128
1 ayetلَقَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَز۪يزٌۘ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَر۪يصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِن۪ينَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ١٢٨
Mushaf
Okunuş
128Leḳad câeküm rasûlüm min enfüsiküm ʿazîz. ʿaleyhi mâ ʿanittüm ḥarîṣun ʿaleyküm bilmüʾminîne raûfür raḥîm.
Ayet 128
Size içinizden yaratılış sebebiniz olan hayatı nasıl yaşamanız gerektiğini tebliğ eden bir peygamber gelmiştir. Onun davetinden yüz çevirmeniz sebebi ile başınıza gelecek sıkıntı, Peygamber’e çok ağır gelir. O sizin üzerinize titremektedir, mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.
İlgili ayetler
Tevbe 129
1 ayetفَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۘ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ١٢٩
Mushaf
Okunuş
129Fein tevellev feḳul ḥasbiye-llâh. lâ ilâhe illâ hû. ʿaleyhi tevekkeltü vehüve rabbü-lʿarşi-lʿażîm.
Ayet 129
Ey Peygamber! Senin bunca cehd, gayret ve arzuna rağmen müşrik, kâfir ve münafıklar davet olundukları İslami hayat nizamından inatla yüz çevirmeye devam ederlerse, sen onlara de ki: “Allah bana yeter, O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Ben yalnız O’na güvenir ve yalnızca O’na sığınırım. O, âlemlerin ve yüce hükümranlık makamının Rabbidir (sahibidir), yarattıkları üzerinde nizam kurmak, yasa yapmak yalnızca O’nun hakkıdır.”
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Mâide, sonra Nasr indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla