Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Tarihsel Arka-Planı · Anafikir ve Konular
Adı: Sure adını 16. ayetten alır.
Nüzul Zamanı: Bu sure Habeşistan’a hicretten önce nazil olmuştur. Sahih hadislere göre, Hz. Cafer (r.a), Necaşi, muhacirleri sarayında topladığı zaman onun huzurunda bu sûrenin 1-40. ayetlerini okumuştur.
Tarihsel Arka-Planı: O dönemin şartlarına Kehf Suresi’nin giriş bölümünde de kısaca değinmiştik. Burada daha çok bu ve benzeri surelerin anlamını kavramamıza yardımcı olacak ayrıntılara yer vermek istiyoruz. Kureyş’in ileri gelenleri İslâmî hareketi alay ve küçümseme ile, tehditler yaparak, iftiralar atarak bastıramayacaklarını anlayınca işkence, maddi baskı ve ekonomik kısıtlamalara baş vurdular. Yeni müslümanları kabilelerinden ayırıyor, onlara işkence yapıyor, onları açlığa mahkum ediyor, hatta İslâm’dan vazgeçmeleri için onlara fiziksel baskı ve acı uyguluyorlardı. Bu işkencenin en zavallı kurbanları ise fakirler, köleler ve Kureyş’e sığınan yabancılardı. Örneğin, Bilal, Amir bin Füheyra, Ummi Ubeys, Zinnire, Ammar bin Yasir ve onun anne-babası. Bu zavallı insanlar dövülüyor, hapsediliyor aç ve susuz bırakılıyor ve Mekke’nin kaynar kumları üzerinde sürükleniyorlardı. Çoğu kimse vasıflı işçileri çalıştırıyor ve yaptıkları işin karşılığını vermiyordu. Buna örnek olarak Buhari ve Müslim’de yer alan Habbab b. Eret olayını gösterebiliriz.
“Mekke’de demircilik (nalbantlık) yapıyordum; bir keresinde As ibn Vail’in bir işini yaptım. Paramı almaya gittiğimde “Muhammed’den vazgeçmedikçe sana ücretini ödemeyeceğim” dedi.
Aynı bağlamda Habbab derki: “Bir gün Nebi (s.a) Kabe’nin gölgesinde oturuyordu. Ona gittim ve “Ey Allah’ın Rasûlu! İşkence son sınırına ulaştı. Niçin Allah’a dua etmiyorsun?” Nebi (s.a) buna çok kızdı. Dedi ki: “Sizden önce geçen müminler sizden daha çok acı çektiler. Onların kemikleri demir taraklarla tarandı, başları testere ile kesildi, fakat yine de imanlarından dönmediler. Seni temin ederim ki, Allah dinini tamamlayacaktır ve öyle bir zaman gelecek ki bir kimse Sana’dan Hadramut’a kadar yolculuk yapacak ve Allah’dan başka korkulacak hiçbir kimse ile karşılaşmayacaktır. Fakat siz sabırsızlığa düşüyorsunuz.” (Buhari)
Şartlar artık dayanılmaz hale geldiğinde, Peygamber (s.a) Peygamberliğinin 5. yılının Recep ayında ashabına şöyle bir tavsiyede bulundu: “Habeşistan’a hicret edebilirsiniz, çünkü orada hiç kimsye haksızlık yapılmasına izin vermiyen bir kral vardır. Onun ülkesinde hayır vardır. Allah size bu beladan bir kurtuluş verinceye kadar orada kalabilirsiniz.”
Bundan sonra ilk planda 11 erkek ve 4 kadın Habeşistan’a doğru yola çıktılar. Kureyşliler onları sahile kadar takip etti, fakat müslümanlar şans eseri olarak Şuaybiye limanında hemen Habeşistan’a gidecek olan bir gemiye rastladılar ve kurtuldular. Birkaç ay sonra bir grup mümin daha Habeşistan’a hicret etmiş ve sayıları, Kureyş’ten 83 erkek ve 11 kadın, Kureyşli olmayanlardan da 7 kişiye ulaşmıştı. Bundan sonra Mekke’de Peygamber’le (s.a) birlikte sadece 40 kişi kalmıştı.
Bu hicretten sonra Mekke’de “onları yakalayın” diye büyük bir feryat başladı. Çünkü Kureyşli her aile bu olaydan olumsuz bir şekilde etkilenmişti. Bir oğul, bir damat, bir kız, bir kızkardeş veya bir erkek kardeş kaybetmeyen hemen hemen hiç bir aile yoktu. Mesela, muhacirler arasında Ebu Cehil’in, Ebu Süfyan’ın ve müslümanlara yaptıkları işkencelerle meşhur Kureyş’in diğer ileri gelenlerinin yakın akrabaları da vardı. Örneğin Ebu Cehil’in kardeşi, Selma bin Hişam ve yeğeni Hişam bin Ebi Huzeyfe, Ayyaş bin Ebi Rabeyye, Ümmü Seleme, Ebu Süfyan’ın kızı Ümmü Habibe, Utbe’nin oğlu ve Hind’in kardeşi Ebu Huzeyfe, Suheyl bin Amr’ın kızı Sehile vs. Bu nedenle bazılarının İslâm’a düşmanlığı daha da artarken, bazıları bundan etkilenerek İslâmı kabul ediyordu. Mesela bu hicret Hz. Ömer üzerinde çok derin etkiler yaratmıştı. Onun akrabalarından biri olan Hasme’nin kızı Leyla şöyle anlatıyor: “Kocam Ambr b. Rebia gitmişti, ben de hicret için eşyalarımı hazırlıyordum. O sırada Ömer geldi ve ben yolculuk için hazırlanmakla meşgulken beni seyretmeye başladı.
Sonra “Sen de mi hicret edeceksin?” dedi. Ben de: “Evet, Allah’a andolsun siz bize çok işkence ettiniz. Fakat Allah’ın geniş arzı bizim için açıktır. Şimdi Allah’ın bize barış ve huzur ihsan edeceği bir yere gidiyoruz.” diye cevap verdim. O zaman Ömer’in yüzünde o güne dek görmediğim bir duygu ifadesi gördüm. Sadece “Allah sizinle beraber olsun” dedi ve gitti.”
Hicretten sonra Kureyşliler toplantılar yaptılar ve Ebu Cehil’in üvey kardeşi Abdullah ibni Ebi Rebia’yı ve Amr b. As’ı Necaşi’yi muhacirleri Mekke’ye geri iade etmeye ikna etmek üzere değerli hediyelerle Habeşistan’a göndermeye karar verdiler. Hz. Ümmü Seleme (Nebi’nin hanımlarından biri) muhacirler arasındaydı ve olayın bu kısmını şöyle anlatmıştır: “Kureyş’in bu iki akıllı sözcüsü Habeşistan’a ulaştıklarında değerli hediyeleri Necaşi’nin sarayındaki adamları arasında dağıttılar ve onları Necaşi’yi muhacirleri geri vermeye teşvik etmeleri için ikna ettiler. Daha sonra Necaşi’nin huzuruna çıktılar, ona da değerli hediyeler verip: “Şehrimizden bazı akılsız insanlar ülkenize sığınmış, liderlerimiz bizi, bu insanları geri iade etmenizi rica etmek üzere size gönderdiler. Bu sapıklar bizim inancımızdan döndüler, sizin dininize de girmediler, fakat yeni bir din icad ettiler,” dediler. Onlar konuşmalarını bitirir bitirmez, saray adamları onları destekledi ve: “Biz onları memleketlerine geri göndereceğiz, çünkü kendi kavimleri onları daha iyi bilir. Onları burada barındırmamız doğru değil. “Kral buna sinirlendi ve yeterli bir araştırma yapmadan onları geri vermeyeceğim. Bu insanlar başka bir ülkeye değil de benim ülkeme sığındıkları ve buraya barınmaya geldikleri için onlara ihanet etmeyeceğim. İlk önce onlara haber gönderip daha sonra bu insanların onlar hakkında öne sürdükleri suçlamaları araştıracağım. Sonra son kararımı vereceğim” dedi. Bundan sonra Kral Peygamber’in (s.a) ashabına haber gönderdi ve onları sarayına çağırdı.
Muhacirler Kral’ın gönderdiği haberi duyunca toplandı ve Kral’a ne söyleyeceklerini tartıştılar. Sonunda şu karara vardılar: “Kral’a Peygamberimizin (s.a) öğrettiklerini, ona hiçbir şey ekleyip eksiltmeden, bildirelim ve bizi ülkesinde barındırma veya dışarı atma kararını ona bırakalım.” Saraya geldiklerinde Kral hemen onlara şu soruyu yöneltti: “Kavminizin dininden çıkıp, ne benim inandığım dine, ne de varolan dinlerden hiçbirine girmediğinizi biliyorum. İnandığınız bu yeni dinin ne olduğunu bilmek istiyorum.” Bunun üzerine Cafer ibn Ebi Talib Muhacirler adına önceden hazırlanmadığı bir konuşma yaptı.
“Ey Kral! Biz cehalete batmış ve sapıtmıştık. İşte o zaman Muhammed (s.a) bize Allah’ın Rasûlü olarak geldi ve bizi islah etmek için elinden geleni yaptı. Fakat Kureyşliler ona uyanlara işkence etmeye başladılar. Bizde bu işkence ve acılardan kurtulmak amacıyla sizin ülkenize geldik.” Bu konuşmadan sonra Kral: “Allah tarafından sizin peygamberinize gönderilen vahiyden bir bölümünü oku!” dedi. Bunun üzerine Cafer, Meryem suresinin Yahya ve İsa (a.s) ile ilgili kıssayı anlatan bölümünü okudu. Kral bunu dinledi ve ağlamaya başladı, o denli ağladı ki sakalları gözyaşından ıslandı. Cafer (r.a) okumasını bitirdiğinde: “Muhakkak bu söz İsa’ya indirilen aynı kaynaktan geliyor. Allah’a andolsun sizi bunların eline teslim etmeyeceğim” dedi.
Ertesi gün Amr b. As, Necaşi’ye gitti ve şöyle dedi: “Onlara bir haber daha gönder ve onların Meryem oğlu İsa ile ilgili inançlarını sor, çünkü onlar onun hakkında kötü şeyler söylüyorlar.” Kral tekrar muhacirlere haber gönderdi. Muhacirler o zamana kadar Amr’ın düzenini öğrenmişlerdi. Tekrar bir araya geldiler ve Kral, Hz. İsa ile ilgili soruyu sorduğunda ne cevap vereceklerini tartıştılar. İçinde bulundukları durumun çok kritik olmasına ve hepsinin de bundan korkmalarına rağmen, bu konuda Allah’ın ve Rasûlü’nün kendilerine öğrettiği gerçekleri söylemeye karar verdiler. Saraya gittiklerinde, Kral onlara Amr İbn As’ın teklif ettiği soruyu sordu. Bunun üzerine Cafer b. Ebi Talib ayağa kalktı ve hiç tereddüt göstermeden cevap verdi: “O Allah’ın bir kulu ve elçisiydi. O bir Ruh ve Allah’ın Meryem’e ilka ettiği bir kelimesi idi” Kral yerden bir çöp aldı ve “Allah’a andolsun! İsa, sizin söylediğinizden ancak şu çöp kadar farklıdır” dedi. Bundan sonra Kral, Kureyş’in gönderdiği elçilere döndü ve: “Ben rüşvet kabul etmem”, dedi. Daha sonra muhacirlere dönerek: “Burada huzur ve güvenlik içinde kalabilirsiniz.” dedi.
Anafikir ve Konular: Bu tarihsel arka-planı göz önünde bulundurursak, bu surenin muhacirlere Habeşistan’a yapacakları yolculuk için bir “erzak” olarak indirildiği anlaşılmaktadır. Surede sanki onlara şöyle denilmektedir: “Siz işkence çeken muhacirler olarak kendi ülkenizi bırakıp bir Hıristiyan memleketine sığınıyorsunuz. Fakat buna rağmen sahip olduğunuz bilgilerden hiçbirini gizlememelisiniz. Bu nedenle Hz. İsa’nın, Allah’ın oğlu olmadığını, Hıristiyanlara apaçık ilan etmelisiniz.”
(1-40) ayetler, İsa (a.s) ve Yahya (a.s) kıssaları anlatıldıktan sonra (41-50) ayetlerde İbrahim’in (a.s) kıssasına değinilmektedir. Bu da muhacirlere bir teselli sunmaktadır, çünkü İbrahim de (a.s) onlar gibi babası, ailesi ve kavmi tarafından yapılan işkencelerle memleketinden ayrılmaya zorlanmıştır.
Bu bir taraftan muhacirlerin Hz. İbrahim’in izinden yürüdükleri ve aynı o Peygamber gibi iyi bir akibete kavuşacakları anlamına gelmektedir. Diğer taraftan bu Mekke’li müşriklere, kendilerinin müslümanların ataları ve liderleri olan İbrahim’e (a.s) işkence yapan insanların konumunda oldukları, oysa müminlerin Hz. İbrahim’in konumunda oldukları söylenmek istenmektedir.
Daha sonra (51-65) ayetlerde Hz. Muhammed’in (s.a) daha önce peygamberlerin getirdiği aynı hayat tarzını tebliğ ettiğini fakat onlara uyanların sonradan sapıttıklarını vurgularcasına diğer bazı peygamberlere de değinilmektedir.
Son bölümde (66-98) Mekkeli müşriklerin kötü tavırları sert bir şekilde eleştirilirken, müminlere hak düşmanlarının tüm çabalarına rağmen kendilerinin başarılı olacakları ve insanların en çok sevileni olacakları konusunda müjde verilmektedir.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaMeryem 1
1 ayetMeryem 2
1 ayetذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ ٢
Mushaf
Okunuş
2Ẕikru raḥmeti rabbike ʿabdehû zekeriyyâ.
Ayet 2
Rabbiniz, bu sûrenin âyetleriyle Zekeriyya kuluna bahşettiği ihsanı, ikramı bildirmektedir.
İlgili ayetler
Meryem 3–6
4 ayetاِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِيًّا ٣ قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّاْسُ شَيْبًا وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِيًّا ٤ وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِرًا فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّاۚ ٥ يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا ٦
Mushaf
Okunuş
3İẕ nâdâ rabbehû nidâen ḫafiyyâ.
4Ḳâle rabbi innî vehene-lʿażmü minnî veşteʿale-rraʾsü şeybev velem eküm bidüʿâike rabbi şeḳiyyâ.
5Veinnî ḫiftü-lmevâliye miv verâî vekâneti-mraetî ʿâḳiran feheb lî mil ledünke veliyyâ.
6Yeriŝünî veyeriŝü min âli yaʿḳûb. vecʿalhü rabbi raḍiyyâ.
Ayet 3–6
Vaktiyle Zekeriyya Peygamber, Rabbine yürekten, içten içe şöyle yakarmıştı: “Rabbim artık çok yaşlandım, kemiklerim gevşedi, saçlarım ağardı ve bugüne kadar Sana yönelttiğim hiçbir duamda ellerimi boş çevirmedin. Doğrusu ben, benden sonra gelecek olan yakınlarımın yerimi dolduramayacaklarından endişe ediyorum, üstelik karım da baştan beri kısır, o itibarla bir evladım da yok. Rabbim Senden bana halef olabilecek birini lütfetmeni diliyorum, öyle birini lütfeyle ki hem benim hem de Yakub ailesinin mirası olan sınırlarını Allah’ın belirlediği nizam ile ahlaka sahip çıksın. Rabbim onu kendinden razı olduğun kullarından eyle.”
İlgili ayetler
Meryem 7–10
4 ayetيَا زَكَرِيَّٓا اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍۨ اسْمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا ٧ قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا ٨ قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًٔا ٩ قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا ١٠
Mushaf
Okunuş
7Yâ zekeriyyâ innâ nübeşşiruke bigulâmin-smühû yaḥyâ lem necʿal lehû min ḳablü semiyyâ.
8Ḳâle rabbi ennâ yekûnü lî gulâmüv vekâneti-mraetî ʿâḳirav veḳad belagtü mine-lkiberi ʿitiyyâ.
9Ḳâle keẕâlik. ḳâle rabbüke hüve ʿaleyye heyyinüv veḳad ḫalaḳtüke min ḳablü velem tekü şeyʾâ.
10Ḳâle rabbi-cʿal lî âyeh. ḳâle âyetüke ellâ tükellime-nnâse ŝelâŝe leyâlin seviyyâ.
Ayet 7–10
Bunun üzerine Allah gönderdiği melek ile şöyle buyurdu: “Ey Zekeriyya! Biz sana Yahya adında bir oğlun olacağını müjdeliyoruz. Bu adı daha önce hiç kimseye vermedik.” Zekeriyya “Rabbim! Karım kısır ve ben de çok yaşlıyım. Nasıl olur da çocuğum olabilir?” (Melek) “Orası öyle ama Rabbin diyor ki: Bu Benim için çok kolaydır, tıpkı seni daha önce yoktan var ettiğimiz gibi.” Zekeriyya bu defa: “Rabbim öyleyse bana bu konuda bir işaret, bir delil göster de kalbim mutmain olsun.” dedi. Allah da “Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde üç gün insanlarla konuşamamandır.” buyurdu.
İlgili ayetler
Meryem 11
1 ayetفَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا ١١
Mushaf
Okunuş
11Feḫarace ʿalâ ḳavmihî mine-lmiḥrâbi feevḥâ ileyhim en sebbiḥû bükratev veʿaşiyyâ.
Ayet 11
Böylece Zekeriyya hiç konuşamadan mabette halkının karşısına çıkıp, işaret diliyle onlara Rabbinizin, sınırsız kudret ve yüceliğini görüp, anlayıp, aklınızdan çıkarmayın demeye çalıştı.
İlgili ayetler
11Âl-i İmran 35Âl-i İmran 41Meryem 2Meryem 15Enbiyâ 89Enbiyâ 90
Meryem 12–15
4 ayetيَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّاۙ ١٢ وَحَنَانًا مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةًۜ وَكَانَ تَقِيًّاۙ ١٣ وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّارًا عَصِيًّا ١٤ وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا۟ ١٥
Mushaf
Okunuş
12Yâ yaḥyâ ḫuẕi-lkitâbe biḳuvveh. veâteynâhü-lḥukme ṣabiyyâ.
13Veḥanânem mil ledünnâ vezekâh. vekâne teḳiyyâ.
14Veberram bivâlideyhi velem yekün cebbâran ʿaṣiyyâ.
15Veselâmün ʿaleyhi yevme vulide veyevme yemûtü veyevme yübʿaŝü ḥayyâ.
Ayet 12–15
Çocuk doğup büyüdüğünde, Zekeriyya ona, “Ey Yahya! Peygamberlik mirasına sımsıkı sarıl.” diye öğüt verdi. Biz onu henüz çocuk yaşta iken, ilahi hükümlerin hikmetlerini ve önemini kavrama yeteneği ile donatmıştık. Çünkü Yahya, Allah’ın rızasına uygun yaşayıp, sorumluluklarını yerine getirme konusunda çok gayretli bir kuldu. Katımızdan ona bu samimiyetinden dolayı şefkatli bir yürek, tertemiz bir ahlak, ince bir ruh güzelliği bahşettik. O, ana-babasına çok saygılı ve hayırlı bir evlattı, asla bir zorba olmadı. Bunun için de Yahya, doğduğu günden öleceği güne kadar ve tekrar diriltildiğinde de Allah’ın rahmeti ve şefkatine mazhar olacaktır.
İlgili ayetler
13Bakara 177Âl-i İmran 133Âl-i İmran 136En’am 85En’am 89Âl-i İmran 35Âl-i İmran 41Meryem 2Meryem 15Enbiyâ 89Enbiyâ 90
Meryem 16–21
6 ayetوَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَۢ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّاۙ ١٦ فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا ١٧ قَالَتْ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِيًّا ١٨ قَالَ اِنَّمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا ١٩ قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِيًّا ٢٠ قَالَ كَذٰلِكِۚ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌۚ وَلِنَجْعَلَهُٓ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّاۚ وَكَانَ اَمْرًا مَقْضِيًّا ٢١
Mushaf
Okunuş
16Veẕkür fi-lkitâbi meryem. iẕi-ntebeẕet min ehlihâ mekânen şerḳiyyâ.
17Fetteḫaẕet min dûnihim ḥicâben feerselnâ ileyhâ rûḥanâ fetemeŝŝele lehâ beşeran seviyyâ.
18Ḳâlet innî eʿûẕü birraḥmâni minke in künte teḳiyyâ.
19Ḳâle innemâ ene rasûlü rabbik. liehebe leki gulâmen zekiyyâ.
20Ḳâlet ennâ yekûnü lî gulâmüv velem yemsesnî beşeruv velem ekü begiyyâ.
21Ḳâle keẕâlik. ḳâle rabbüki hüve ʿaleyye heyyin. velinecʿalehû âyetel linnâsi veraḥmetem minnâ. vekâne emram maḳḍiyyâ.
Ayet 16–21
Ey Muhammed! Sana bildirmekte olduğumuz Meryem’in kıssasını da insanlara anlat. Vaktiyle o, ailesinden ayrılıp mabedin doğusunda bir yere çekilmişti. Biz de ona rûhu (vahiy meleği Cebrâil’i); düzgün, güvenilir bir insan görünümünde gönderdik. Meryem onu görünce şöyle dedi: “Senden o sınırsız merhamet sahibi Allah’ın koruyuculuğuna sığınırım, tabii ki sen O’na saygı duyup sakınan biriysen.” Melek de ona: “Ben yalnızca Rabbimin bir elçisiyim, sana tertemiz bir erkek evlat bağışlamış olduğunu haber vermek üzere görevlendirildim.” dedi. Meryem bunu duyunca, “Benim nasıl olur da bir oğlum olabilir? Bana bir erkek eli bile değmemişken, üstelik ben iffetsiz bir kadın da değilim.” diyerek, korku ve heyecanla şaşkınlığını belirtti. Melek de ona şöyle karşılık verdi: “Evet orası öyle fakat Rabbim şöyle buyuruyor: Bu Benim için çok kolaydır, üstelik Biz onu insanlara sınırsız kudretimizi gösteren rahmetimizin tecellisi, bir davetçi kılacağız ve artık bunun kararı verilmiştir.”
İlgili ayetler
Meryem 22–26
5 ayetفَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِه۪ مَكَانًا قَصِيًّا ٢٢ فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِۚ قَالَتْ يَا لَيْتَن۪ي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْيًا مَنْسِيًّا ٢٣ فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَٓا اَلَّا تَحْزَن۪ي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا ٢٤ وَهُزّ۪ٓي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّاۘ ٢٥ فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْنًاۚ فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَدًاۙ فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْمًا فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِيًّاۚ ٢٦
Mushaf
Okunuş
22Feḥamelethü fentebeẕet bihî mekânen ḳaṣiyyâ.
23Feecâehe-lmeḫâḍu ilâ ciẕʿi-nnaḫleh. ḳâlet yâ leytenî mittü ḳable hâẕâ veküntü nesyem mensiyyâ.
24Fenâdâhâ min taḥtihâ ellâ taḥzenî ḳad ceʿale rabbüki taḥteki seriyyâ.
25Vehüzzî ileyki biciẕʿi-nnaḫleti tüṣâḳiṭ ʿaleyki ruṭaben ceniyyâ.
26Fekülî veşrabî veḳarrî ʿaynâ. feimmâ terayinne mine-lbeşeri eḥaden feḳûlî innî neẕertü lirraḥmâni ṣavmen felen ükellime-lyevme insiyyâ.
Ayet 22–26
İşte böylece ilahi takdir gereği hamile kalmış olan Meryem, insanlardan uzak bir yere çekildi. Nihayet doğum sancıları onu bir hurma ağacının dibine sürükledi, bir yandan da şöyle söyleniyordu: “Keşke bundan önce ölseydim de büsbütün unutulmuş biri olsaydım.” Bu arada o hurma ağacının alt tarafından bir ses Meryem’e, “Sakın üzülme! Rabbin dünyaya getirmekte olduğun çocuğu şerefli, değerli kıldı. Sen şimdi hurma dalına tutunup, onu kendine doğru çekerek silkele, taze ve olgun hurmalar dökülsün, onlardan ye. Rabbin, alt tarafından bir su akıttı, ondan da iç, artık gözün aydın olsun, şayet herhangi birine de rastlarsan o zaman da işaret yoluyla onlara, ben sınırsız merhamet ve şefkat sahibi Rabbime susma orucu adadım, onun için konuşmayacağım de.” diye seslendi.
İlgili ayetler
Meryem 27–28
2 ayetفَاَتَتْ بِه۪ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۜ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـًٔا فَرِيًّا ٢٧ يَٓا اُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِيًّاۚ ٢٨
Mushaf
Okunuş
27Feetet bihî ḳavmehâ taḥmilüh. ḳâlû yâ meryemü leḳad ciʾti şeyʾen feriyyâ.
28Yâ uḫte hârûne mâ kâne ebûki-mrae sevʾiv vemâ kânet ümmüki begiyyâ.
Ayet 27–28
Bir süre sonra Meryem, çocuğu ile birlikte kavmine döndü. Kavminin insanları ona, “Ey Meryem! Doğrusu senden böyle bir şey beklemezdik, şaşırdık bu ne haldir! Ey Harun’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz bir kadın değildi.” diyerek onu kınadılar.
İlgili ayetler
Meryem 29–33
5 ayetفَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا ٢٩ قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِيًّاۙ ٣٠ وَجَعَلَن۪ي مُبَارَكًا اَيْنَ مَا كُنْتُۖ وَاَوْصَان۪ي بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ مَا دُمْتُ حَيًّاۖ ٣١ وَبَرًّا بِوَالِدَت۪يۘ وَلَمْ يَجْعَلْن۪ي جَبَّارًا شَقِيًّا ٣٢ وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ اَمُوتُ وَيَوْمَ اُبْعَثُ حَيًّا ٣٣
Mushaf
Okunuş
29Feeşârat ileyh. ḳâlû keyfe nükellimü men kâne fi-lmehdi ṣabiyyâ.
30Ḳâle innî ʿabdü-llâh. âtâniye-lkitâbe veceʿalenî nebiyyâ.
31Veceʿalenî mübâraken eyne mâ künt. veevṣânî biṣṣalâti vezzekâti mâ dümtü ḥayyâ.
32Veberram bivâlidetî. velem yecʿalnî cebbâran şeḳiyyâ.
33Vesselâmü ʿaleyye yevme vulittü veyevme emûtü veyevme übʿaŝü ḥayyâ.
Ayet 29–33
Bunun üzerine Meryem de onlara, “Benimle değil, onunla konuşun.” diye çocuğunu işaret etti. Onlar da, “Beşikteki çocukla nasıl konuşuruz, yahut o bizimle nasıl konuşur ki?” dediler. Derken beşikteki çocuk konuşmaya başlayıp onlara, “Ben Allah’ın kuluyum. Allah beni ilahi vahye mazhar kılıp, kitap verip peygamber kılacak. Nerede olursam olayım, orayı küfrün ve şirkin karanlığından aydınlığa çıkarmakla görevlendirdi. Yaşadığım sürece namaz kılmayı, zekât vermeyi, Allah yolunda cömertçe harcamayı, anneme saygılı olmayı, merhametli ve hayırlı biri olmamı emretti. Böyle olduğum takdirde, doğup yaşadığım günden, öleceğim güne kadar ve öldükten sonra diriltildiğim günden itibaren Allah’ın rahmeti, merhameti ve şefkati üzerimde olacak.” dedi.
İlgili ayetler
30Âl-i İmran 51Âl-i İmran 52Nisâ 172Mâide 77Mâide 116Mâide 117
Meryem 34
1 ayetذٰلِكَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَۚ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذ۪ي ف۪يهِ يَمْتَرُونَ ٣٤
Mushaf
Okunuş
34Ẕâlike ʿîse-bnü meryem. ḳavle-lḥaḳḳi-lleẕî fîhi yemterûn.
Ayet 34
İşte Yahudiler ve Hıristiyanların hakkında durmadan tartışıp durdukları İsa’nın gerçeği budur.
İlgili ayetler
34Âl-i İmran 34Âl-i İmran 61Nisâ 171Mâide 17Mâide 116Tevbe 31
Meryem 35
1 ayetمَا كَانَ لِلّٰهِ اَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍۙ سُبْحَانَهُۜ اِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُۜ ٣٥
Mushaf
Okunuş
35Mâ kâne lillâhi ey yetteḫiẕe miv veledin sübḥâneh. iẕâ ḳaḍâ emran feinnemâ yeḳûlü lehû kün feyekûn.
Ayet 35
İsa Allah’ın oğludur diyenler, iyi bilsinler ki Allah’a asla evlat isnat edilemez. Allah bundan münezzehtir, her şeyin ötesinde, her şeyden yüce ve her şeye gücü yetendir. O, bir şeyin olmasını diler de olmasına hükmederse, ona yalnızca “Ol” der ve o da hemen oluş sürecine girer.
Meryem 36
1 ayetوَاِنَّ اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ٣٦
Mushaf
Okunuş
36Veinne-llâhe rabbî verabbüküm faʿbüdûh. hâẕâ ṣirâṭum müsteḳîm.
Ayet 36
İsa’nın hep söylediği şu olmuştur: “Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir, o yüzden O’nun âyetleriyle yaşamaya yönelip, yalnız O’nu ilah edinerek ibadet ve itaat ederek O’na kulluk edin.”
Meryem 37–38
2 ayetفَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ٣٧ اَسْمِعْ بِهِمْ وَاَبْصِرْۙ يَوْمَ يَاْتُونَنَاۚ لٰكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٣٨
Mushaf
Okunuş
37Faḫtelefe-lʾaḥzâbü mim beynihim. feveylül lilleẕîne keferû mim meşhedi yevmin ʿażîm.
38Esmiʿ bihim veebṣir yevme yeʾtûnenâ lâkini-żżâlimûne-lyevme fî ḍalâlim mübîn.
Ayet 37–38
İsa ile ilgili gerçek bu olmasına rağmen, bir kısım insanlar onun hakkında hâlâ asılsız uydurmalarla, bilgisizce tartışıp duruyorlar. Bütün gerçeklerin apaçık tekrar ortaya konulacağı Kıyamet ve Hesap Günü, İsa hakkındaki gerçekleri inkâr edenlerin vay haline. Onlar Bizim huzurumuza geldiklerinde nasıl olsa gerçekleri kabullenecek, sapıklıklarını anlayacaklar fakat iş işten geçmiş olacak.
İlgili ayetler
Meryem 39
1 ayetوَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ اِذْ قُضِيَ الْاَمْرُۚ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٣٩
Mushaf
Okunuş
39Veenẕirhüm yevme-lḥasrati iẕ ḳuḍiye-lʾemr. vehüm fî gafletiv vehüm lâ yüʾminûn.
Ayet 39
Ey Peygamber! O çok büyük pişmanlıkların yaşanacağı gün gelmeden onları uyar, azap hükmünün gerçekleşeceği gün pişmanlıklarının fayda etmeyeceğini şimdiden bilsinler, zira hâlâ umursamazlık içindeler.
İlgili ayetler
Meryem 40
1 ayetاِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ۟ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40İnnâ naḥnü neriŝü-lʾarḍa vemen ʿaleyhâ veileynâ yürceʿûn.
Ayet 40
O Gün, yeryüzü ve onun üstünde ne varsa hepsi yok olacak ve geride yalnız Allah kalacak, sonra herkes diriltilip Allah’ın huzurunda hesap vermek üzere toplanacak.
İlgili ayetler
Meryem 41–45
5 ayetوَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِبْرٰه۪يمَۜ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقًا نَبِيًّا ٤١ اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْن۪ي عَنْكَ شَيْـًٔا ٤٢ يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي قَدْ جَٓاءَن۪ي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَاْتِكَ فَاتَّبِعْن۪ٓي اَهْدِكَ صِرَاطًا سَوِيًّا ٤٣ يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِيًّا ٤٤ يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّا ٤٥
Mushaf
Okunuş
41Veẕkür fi-lkitâbi ibrâhîm. innehû kâne ṣiddîḳan nebiyyâ.
42İẕ ḳâle liebîhi yâ ebeti lime taʿbüdü mâ lâ yesmeʿu velâ yübṣiru velâ yugnî ʿanke şeyʾâ.
43Yâ ebeti innî ḳad câenî mine-lʿilmi mâ lem yeʾtike fettebiʿnî ehdike ṣirâṭan seviyyâ.
44Yâ ebeti lâ taʿbüdi-şşeyṭân. inne-şşeyṭâne kâne lirraḥmâni ʿaṣiyyâ.
45Yâ ebeti innî eḫâfü ey yemesseke ʿaẕâbüm mine-rraḥmâni fetekûne lişşeyṭâni veliyyâ.
Ayet 41–45
Ey Peygamber! Sana Kur’an’la bildirdiğimiz İbrahim’in kıssalarını da anlat. O da özü, sözü dosdoğru olan ve insanları, yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinmeye davet eden bir peygamberdi.
Hani İbrahim, babasına demişti ki: “Ey babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası dokunmayan, kendileri de yaratılmış olanlara niçin ilahlık yakıştırıp da, hayat tarzını onlara göre belirliyorsun? Babacığım bana sizlerde olmayan gerçeğin bilgisi ulaştı, Allah beni peygamber olarak seçip doğru olanla buluşturdu. Artık sen de bana uy, doğruya yönelip yanlışlardan uzaklaş! Şeytanın, şeytanlaşmış kimselerin takipçisi olmaktan kurtul, çünkü onlar Allah’a ortaklar koşup, nankörlükle isyan etmişlerdir. Babacığım, Allah adına yapmakta olduğum davetimi reddedersen, Allah’ın azabından kurtulamaz ve şeytanın dostlarından biri olursun.”
İlgili ayetler
41Bakara 124Bakara 135Âl-i İmran 65Âl-i İmran 68İbrahim 35İbrahim 41Nahl 120Nahl 123Hac 78Şuarâ 69Şuarâ 103Mümtehine 4Mümtehine 6
43En’am 74En’am 85Bakara 124Bakara 135Âl-i İmran 65Âl-i İmran 68İbrahim 35İbrahim 41Nahl 120Nahl 123Hac 78Şuarâ 69Şuarâ 103Mümtehine 4Mümtehine 6
Meryem 46
1 ayetقَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْن۪ي مَلِيًّا ٤٦
Mushaf
Okunuş
46Ḳâle erâgibün ente ʿan âlihetî yâ ibrâhîm. leil lem tentehi leercümenneke vehcürnî meliyyâ.
Ayet 46
İbrahim’den bunları dinleyen babası ona şöyle dedi: “Demek sen benim ilahlarımdan yüz çeviriyorsun öyle mi? Ben de yemin ediyorum ki, eğer sen ilahlarıma söz söyleyip, onları aşağılamaktan vazgeçmezsen seni öldüresiye taşa tutarım. Şimdi karşımdan defolup git, seni gözüm görmesin.”
Meryem 47–48
2 ayetقَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَۚ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّ۪يۜ اِنَّهُ كَانَ ب۪ي حَفِيًّا ٤٧ وَاَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَاَدْعُوا رَبّ۪يۘ عَسٰٓى اَلَّٓا اَكُونَ بِدُعَٓاءِ رَبّ۪ي شَقِيًّا ٤٨
Mushaf
Okunuş
47Ḳâle selâmün ʿaleyk. seestagfiru leke rabbî. innehû kâne bî ḥafiyyâ.
48Veaʿtezilüküm vemâ tedʿûne min dûni-llâhi veedʿû rabbî. ʿasâ ellâ ekûne bidüʿâi rabbî şeḳiyyâ.
Ayet 47–48
Bunun üzerine de İbrahim babasına: “Bundan sonrası sana kalmış, ben gidiyorum ve seni bağışlaması için Rabbime dua edeceğim, Rabbim bana karşı çok lütufkârdır. Artık sizden de, sizin ilah edinip ardından gittiklerinizden de uzaklaşıyorum. Ben yalnızca kâinatı ve içinde olanların hepsini yaratan Allah’ı Rab ve ilah edinip O’na teslim olurum. Dünya hayatımı da böyle yaşayıp tamamlatması için Rabbime dua edeceğim.”
Meryem 49–50
2 ayetفَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا ٤٩ وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا۟ ٥٠
Mushaf
Okunuş
49Felemme-ʿtezelehüm vemâ yaʿbüdûne min dûni-llâhi vehebnâ lehû isḥâḳa veyaʿḳûb. veküllen ceʿalnâ nebiyyâ.
50Vevehebnâ lehüm mir raḥmetinâ veceʿalnâ lehüm lisâne ṣidḳin ʿaliyyâ.
Ayet 49–50
İbrahim, kavmini terk edip gittikten sonra, Biz İbrahim’e İshak’ı, ardından da torunu Yakub’u ihsan ettik ve her ikisine de peygamberlik nasip edip, rahmet hazinelerimizden bolca lütufta bulunduk. Onları Allah merkezli bir hayatın saygı ve sevgi ile anılan gayretli temsilcileri yaptık.
İlgili ayetler
Meryem 51
1 ayetوَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰىۘ اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا ٥١
Mushaf
Okunuş
51Veẕkür fi-lkitâbi mûsâ. innehû kâne muḫleṣav vekâne rasûlen nebiyyâ.
Ayet 51
Ey Peygamber! Sana Kur’an’la bildirmekte olduğumuz Musa’nın kıssalarından da bahset. O da kavmi içinden seçilmiş birisi olarak insanları yaratılış sebepleri olan hayat nizamına davet eden bir resûl ve nebî idi.
Meryem 52–53
2 ayetوَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا ٥٢ وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِيًّا ٥٣
Mushaf
Okunuş
52Venâdeynâhü min cânibi-ṭṭûri-lʾeymeni veḳarrabnâhü neciyyâ.
53Vevehebnâ lehû mir raḥmetinâ eḫâhü hârûne nebiyyâ.
Ayet 52–53
Vaktiyle Biz, Musa’yı kendisiyle konuşacak kadar yakınlaştırıp, Sina Dağı’nın sağ yanından ona seslenmiş ve kardeşi Harun’u da peygamber olarak yardımcı tayin edip, her ikisini de insanları doğruya davet eden elçiler kılmıştık.
Meryem 54–55
2 ayetوَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّاۚ ٥٤ وَكَانَ يَاْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِيًّا ٥٥
Mushaf
Okunuş
54Veẕkür fi-lkitâbi ismâʿîl. innehû kâne ṣâdiḳa-lvaʿdi vekâne rasûlen nebiyyâ.
55Vekâne yeʾmüru ehlehû biṣṣalâti vezzekâh. vekâne ʿinde rabbihî merḍiyyâ.
Ayet 54–55
Ey Peygamber! Sana kitapta bildirilmekte olan İsmail’den de bahset. İsmail de Allah’a ve insanlara verdiği sözlere çok sadık bir peygamberdi, ailesine namazı ve zekâtı emrederdi. Ulaşabildiği insanları, kendisi gibi malları ve canları ile Allah’ın daveti uğrunda gayret göstermeye çağırırdı. O da Allah katında kendisinden razı olunmuş bir kuldu.
İlgili ayetler
Meryem 56–57
2 ayetوَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْر۪يسَۘ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقًا نَبِيًّاۗ ٥٦ وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا ٥٧
Mushaf
Okunuş
56Veẕkür fi-lkitâbi idrîs. innehû kâne ṣiddîḳan nebiyyâ.
57Verafaʿnâhü mekânen ʿaliyyâ.
Ayet 56–57
Yine Kur’an’da sana bildirilenler arasında olan İdris’i de anlat. İdris de özü sözü bir dürüstlük abidesi, dosdoğru bir insandı. Biz onu da peygamber olarak seçip o yüce makamla ödüllendirdik.
Meryem 58
1 ayetاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۘ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْرَٓاء۪يلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَاۜ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا ٥٨
Mushaf
Okunuş
58Ülâike-lleẕîne enʿame-llâhü ʿaleyhim mine-nnebiyyîne min ẕürriyyeti âdeme vemimmen ḥamelnâ meʿa nûḥ. vemin ẕürriyyeti ibrâhîme veisrâîle vemimmen hedeynâ vectebeynâ. iẕâ tütlâ ʿaleyhim âyâtü-rraḥmâni ḫarrû süccedev vebükiyyâ.
Ayet 58
İşte bunlar Allah’ın seçip peygamberlik ve kitap nimetleri ile lütufta bulunup, onurlandırdığı elçilerden bazılarıdır. Âdem’in ve Nûh ile taşıdıklarımızın soyundan gelen İbrahim ve İsrail’in de (Yakub’un) neslinden olan, doğru yolu gösterdiğimiz elçilerdi. Ne zaman kendilerine Rahman’ın âyetleri okunsa hemen gözyaşları ile secdeye kapanır ve sorumluluklarını yerine getirebilmeleri, mesajları insanlara gerektiği gibi ulaştırabilmeleri konusunda Rablerinden yardım isterlerdi.
Meryem 59
1 ayetفَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّاۙ ٥٩
Mushaf
Okunuş
59Feḫalefe mim baʿdihim ḫalfün eḍâʿu-ṣṣalâte vettebeʿü-şşehevâti fesevfe yelḳavne gayyâ.
Ayet 59
Sonra onların ardından gelen kuşaklardan çoğu, hiç kimseyi dinlemeyen, yalnızca kısacık dünya hayatının geçici zevkleri peşinde koşan, yaratılış sebeplerini umursamayan, namazı zayi eden, Kitabı ve Peygamber’i hayatlarından dışlayan kimseler olup çıktılar. Bunlar doğru olandan yüz çevirmenin, azgınlaşıp Allah’a başkaldırmanın cezasını elbette çekecekler.
İlgili ayetler
Meryem 60–61
2 ayetاِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـًٔاۙ ٦٠ جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَاْتِيًّا ٦١
Mushaf
Okunuş
60İllâ men tâbe veâmene veʿamile ṣâliḥan feülâike yedḫulûne-lcennete velâ yużlemûne şeyʾâ.
61Cennâti ʿadnini-lletî veʿade-rraḥmânü ʿibâdehû bilgayb. innehû kâne vaʿdühû meʾtiyyâ.
Ayet 60–61
Ancak, şirk ve küfründen tevbe ederek vazgeçip, Allah’ın davetine iman ederek gereklerini yürekten, severek yerine getirenleri Allah, bağışlayıp, ödüllendirip cennetine koyacaktır. O cennet, insanın kavrayıp algılama kapasitesinin çok ötesinde, üstünde mutluluk ve güzellik yurdudur, Allah’ın vaadi mutlaka yerini bulacaktır.
İlgili ayetler
Meryem 62–63
2 ayetلَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا اِلَّا سَلَامًاۜ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ ف۪يهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا ٦٢ تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِيًّا ٦٣
Mushaf
Okunuş
62Lâ yesmeʿûne fîhâ lagven illâ selâmâ. velehüm rizḳuhüm fîhâ bükratev veʿaşiyyâ.
63Tilke-lcennetü-lletî nûriŝü min ʿibâdinâ men kâne teḳiyyâ.
Ayet 62–63
Cennete girenler orada asla boş ve yararsız sözler işitmeyecekler, güzel, iç açıcı mutluluk sözleriyle karşılanacak ve Allah’ın ikramı nimetlerle rızıklanacaklar, böylece Rablerinin davetine icabet edenlerin daimi yurtları cennet olacak.
Meryem 64
1 ayetوَمَا نَتَنَزَّلُ اِلَّا بِاَمْرِ رَبِّكَۚ لَهُ مَا بَيْنَ اَيْد۪ينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّاۚ ٦٤
Mushaf
Okunuş
64Vemâ netenezzelü illâ biemri rabbik. lehû mâ beyne eydînâ vemâ ḫalfenâ vemâ beyne ẕâlik. vemâ kâne rabbüke nesiyyâ.
Ayet 64
Melekler, Allah’ın mesajlarının insanlara ulaştırılması için, peygamberlere inerler ve derler ki: “Bize bildirilen ve bildirilmediği için de bilemediğimiz ne varsa, hepsini bilen Allah’tır. Kimin neye ve nereye layık olduğunu da yalnızca O bilir ve bildirir, Allah asla unutmaz.”
Meryem 65–70
6 ayetرَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه۪ۜ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا۟ ٦٥ وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَيًّا ٦٦ اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـًٔا ٦٧ فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاط۪ينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّاۚ ٦٨ ثُمَّ لَنَنْزِعَنَّ مِنْ كُلِّ ش۪يعَةٍ اَيُّهُمْ اَشَدُّ عَلَى الرَّحْمٰنِ عِتِيًّاۚ ٦٩ ثُمَّ لَنَحْنُ اَعْلَمُ بِالَّذ۪ينَ هُمْ اَوْلٰى بِهَا صِلِيًّا ٧٠
Mushaf
Okunuş
65Rabbü-ssemâvâti velʾarḍi vemâ beynehümâ faʿbüdhü vaṣṭabir liʿibâdetih. hel taʿlemü lehû semiyyâ.
66Veyeḳûlü-lʾinsânü eiẕâ mâ mittü lesevfe uḫracü ḥayyâ.
67Evelâ yeẕküru-lʾinsânü ennâ ḫalaḳnâhü min ḳablü velem yekü şeyʾâ.
68Feverabbike lenaḥşürannehüm veşşeyâṭîne ŝümme lenuḥḍirannehüm ḥavle cehenneme ciŝiyyâ.
69Ŝümme lenenziʿanne min külli şîʿatin eyyühüm eşeddü ʿale-rraḥmâni ʿitiyyâ.
70Ŝümme lenaḥnü aʿlemü billeẕîne hüm evlâ bihâ ṣiliyyâ.
Ayet 65–70
Ey insanlar! Göklerin, yerin ve arasında bulunan her şeyin Rabbi (sahibi) Allah’tır. Kulları üzerinde nizam kurma yetkisi de O’na aittir. O halde Allah’ın daveti nizam ile ahlaka yönelerek, yalnızca O’na ibadet, itaat ve kulluk edin. Sizin Allah’tan başka gerçek ilahınız yoktur. İnsanların bir kısmı da diyorlar ki: “Ne yani, öldükten sonra yeniden mi diriltileceğiz?” Bunu diyenler, kendilerini yoktan yaratıp var ettiğimizi düşünmüyorlar mı? Andolsun ki, Kıyamet Günü’nü yalan sayanları, şeytanlarla birlikte bir araya toplayacağız ve önce içlerindeki elebaşlarını, ardından da onlara uyanları cehenneme dolduracağız. Cehennem ateşini, kimlerin daha çok hak ettiğini en iyi bilen Allah’tır.
İlgili ayetler
Meryem 71
1 ayetوَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّاۚ ٧١
Mushaf
Okunuş
71Veim minküm illâ vâridühâ. kâne ʿalâ rabbike ḥatmem maḳḍiyyâ.
Ayet 71
Siz ey müşrik ve kâfir olarak dünya hayatını tamamlayanlar! Hepiniz hak ettiğiniz o cehennem azabını ebedî olarak çekeceksiniz. Bu, Rabbinizin kesinleşmiş hükümlerindendir.
Meryem 72
1 ayetثُمَّ نُنَجِّي الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِم۪ينَ ف۪يهَا جِثِيًّا ٧٢
Mushaf
Okunuş
72Ŝümme nünecci-lleẕîne-tteḳav veneẕeru-żżâlimîne fîhâ ciŝiyyâ.
Ayet 72
İman edip, Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirenleri cehennem azabından, esirgeyip, koruyacağız, kendilerine zulmetmiş olan müşrik ve kâfirleri ise orada dizüstü çökmüş, perişan ve pişmanlıklarıyla kıvranır vaziyette, azapla baş başa bırakacağız.
İlgili ayetler
Meryem 73–74
2 ayetوَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓواۙ اَيُّ الْفَر۪يقَيْنِ خَيْرٌ مَقَامًا وَاَحْسَنُ نَدِيًّا ٧٣ وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثًا وَرِءْيًا ٧٤
Mushaf
Okunuş
73Veiẕâ tütlâ ʿaleyhim âyâtünâ beyyinâtin ḳâle-lleẕîne keferû lilleẕîne âmenû eyyü-lferîḳayni ḫayrum meḳâmev veaḥsenü nediyyâ.
74Vekem ehleknâ ḳablehüm min ḳarnin hüm aḥsenü eŝâŝev veriʾyâ.
Ayet 73–74
Kendilerine Allah’ın âyetleri ulaştırıldığında hiç düşünmeden reddedenler mü’minlere şöyle derlerdi: “Toplumda mevki ve makamı yüksek olan, hatırı sayılan, itibar görenler siz misiniz, yoksa biz miyiz?” Oysa Biz onlardan önce de onlar gibi kibirlenip, böbürlenen nice azgın ve nankör kuşakları yıkıma uğratıp, helak ettik, onlar mal mülk, mevki bakımından daha da güçlü ve fazla sayıda idiler.
Meryem 75
1 ayetقُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَدًّاۚ حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضْعَفُ جُنْدًا ٧٥
Mushaf
Okunuş
75Ḳul men kâne fi-ḍḍalâleti felyemdüd lehü-rraḥmânü meddâ. ḥattâ iẕâ raev mâ yûʿadûne imme-lʿaẕâbe veimme-ssâʿah. feseyaʿlemûne men hüve şerrum mekânev veaḍʿafü cündâ.
Ayet 75
Sen onlara de ki: “Rahman olan Allah’ın sizin için takdir ettiği ömür uzun da olsa, sonunda uyarılmanıza rağmen kabul etmediğiniz Kıyamet’i de cehennem azabını da mutlaka göreceksiniz ve O Gün makam bakımından kimin daha yüksek ve daha itibarlı olduğunu anlayacaksınız.”
İlgili ayetler
Meryem 76
1 ayetوَيَز۪يدُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا هُدًىۜ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَرَدًّا ٧٦
Mushaf
Okunuş
76Veyezîdü-llâhü-lleẕîne-htedev hüden. velbâḳiyâtu-ṣṣâliḥâtü ḫayrun ʿinde rabbike ŝevâbev veḫayrum meraddâ.
Ayet 76
Allah, davet edildikleri hayat nizamını yaşamak uğrunda gayret edenlerin, anlayış ve kavrayışlarını daha da güçlendirir, yardımları ile onları destekler. Mü’minlerin imanları uğrunda yaptıkları Allah katında çok değerli ve mükâfatları da fazladır.
Meryem 77–82
6 ayetاَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًاۜ ٧٧ اَطَّلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًاۙ ٧٨ كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّاۙ ٧٩ وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَاْت۪ينَا فَرْدًا ٨٠ وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّاۙ ٨١ كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا۟ ٨٢
Mushaf
Okunuş
77Eferaeyte-lleẕî kefera biâyâtinâ veḳâle leûteyenne mâlev veveledâ.
78Eṭṭaleʿa-lgaybe emi-tteḫaẕe ʿinde-rraḥmâni ʿahdâ.
79Kellâ. senektübü mâ yeḳûlü venemüddü lehû mine-lʿaẕâbi meddâ.
80Veneriŝühû mâ yeḳûlü veyeʾtînâ ferdâ.
81Vetteḫaẕû min dûni-llâhi âlihetel liyekûnû lehüm ʿizzâ.
82Kellâ. seyekfürûne biʿibâdetihim veyekûnûne ʿaleyhim ḍiddâ.
Ayet 77–82
İman etmeyi reddedip şirk ve küfürde direnen nankör, bir de kalkmış, “Beni yaratan Allah elbette bana mal, mülk ve evlat da verecek.” diyor. Şu küstahın düştüğü durumu bir düşünsene. Yoksa o gaybdan böyle bir haber mi alıyor, yahut Rahman olan Allah’tan böyle bir söz mü almış da, ona göre konuşup duruyor? Asla gerçek onun söylediği gibi değil. Biz onun bu küstahlığını kayda geçirip, hak ettiği azabını daha da artıracağız, ayrıca ikide bir sözünü ettiği, Bizim bahşettiğimiz malı, mülkü, evladı da elinden alacağız ve Hesap Günü huzurumuza yapayalnız gelecek.
Onlar, kendilerine güç ve statü sağlayacaklarına inandıkları, kendileri gibi yaratılmış, gözlerinde büyüttükleri kimseleri Allah’la birlikte ilah edindiler. Hâlbuki o ilah edindikleri kimseler Kıyamet Günü ilah olduklarını reddedecek ve onlara düşman kesilecekler.
İlgili ayetler
Meryem 83–84
2 ayetاَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ تَؤُزُّهُمْ اَزًّاۙ ٨٣ فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّاۚ ٨٤
Mushaf
Okunuş
83Elem tera ennâ erselne-şşeyâṭîne ʿale-lkâfirîne teüzzühüm ezzâ.
84Felâ taʿcel ʿaleyhim. innemâ neʿuddü lehüm ʿaddâ.
Ayet 83–84
Yaratılış sebeplerini inkâr edenlere, kendilerini kışkırtıp azdıran şeytanlar musallat olur. Ey Peygamber! Sen de onların azaba çarptırılmalarını istemekte acele etme. Biz onların azaba uğratılacakları günleri saymaktayız ve onlar her gün ona yaklaşmaktalar.
Meryem 85–86
2 ayetيَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْدًاۙ ٨٥ وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْدًاۢ ٨٦
Mushaf
Okunuş
85Yevme naḥşüru-lmütteḳîne ile-rraḥmâni vefdâ.
86Venesûḳu-lmücrimîne ilâ cehenneme virdâ.
Ayet 85–86
Yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamaya yönelip bu uğurda ellerinden geleni yapanlar ise, Kıyamet Günü Rahman olan Allah tarafından bir araya toplanıp, en güzel şekilde ağırlanacaklar. İnkârcılar da O Gün hayvanlar gibi sürülerek cehenneme götürülecekler.
Meryem 87
1 ayetلَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًاۢ ٨٧
Mushaf
Okunuş
87Lâ yemlikûne-şşefâʿate illâ meni-tteḫaẕe ʿinde-rraḥmâni ʿahdâ.
Ayet 87
Hesap Günü, dünya hayatlarında iman edip, sorumluluklarını yerine getirerek yaşamış olanlar dışında, hiç kimseye Allah şefaat etmeyecektir.
İlgili ayetler
Meryem 88–92
5 ayetوَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَدًاۜ ٨٨ لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـًٔا اِدًّاۙ ٨٩ تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّاۙ ٩٠ اَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمٰنِ وَلَدًاۚ ٩١ وَمَا يَنْبَغ۪ي لِلرَّحْمٰنِ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًاۜ ٩٢
Mushaf
Okunuş
88Veḳâlü-tteḫaẕe-rraḥmânü veledâ.
89Leḳad ciʾtüm şeyʾen iddâ.
90Tekâdü-ssemâvâtü yetefeṭṭarne minhü vetenşeḳḳu-lʾarḍu veteḫirru-lcibâlü heddâ.
91En deʿav lirraḥmâni veledâ.
92Vemâ yembegî lirraḥmâni ey yetteḫiẕe veledâ.
Ayet 88–92
İnsanların bir kısmı bir de kalkmış Rahman olan Allah’ın evlat edinmiş olduğunu söyleme densizliğinde bulunuyorlar ve böyle söylemekle Allah’a karşı dehşet verici ve çok çirkin bir iftirada bulunuyorlar. Bu iftiralarının sebebi ile neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılıp, dağlar yıkılacaktı. Allah’ın evlat edinmesi akıl dışı ve Allah’a asla yakıştırılmaz bir iftiradır.
İlgili ayetler
88En’am 101Nahl 58Nahl 59İsrâ 40Meryem 35Meryem 93Sâffât 149Zümer 4Zuhruf 15Zuhruf 19Tûr 39Necm 21Necm 23Cin 3
89Nahl 58Nahl 59İsrâ 40Meryem 88Meryem 93Sâffât 149Zuhruf 15Zuhruf 19Tûr 39Necm 21Necm 23
90Nahl 58Nahl 59İsrâ 40Meryem 88Meryem 93Sâffât 149Zuhruf 15Zuhruf 19Tûr 39Necm 21Necm 23
Meryem 93
1 ayetاِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْدًاۜ ٩٣
Mushaf
Okunuş
93İn küllü men fi-ssemâvâti velʾarḍi illâ âti-rraḥmâni ʿabdâ.
Ayet 93
Göklerde, yerde ve aralarında olanların hepsini yaratan Allah’tır. Hesap Günü hepiniz O’nun huzurunda birer kul olarak toplanacaksınız.
İlgili ayetler
Meryem 94–95
2 ayetلَقَدْ اَحْصٰيهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّاۜ ٩٤ وَكُلُّهُمْ اٰت۪يهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْدًا ٩٥
Mushaf
Okunuş
94Leḳad aḥṣâhüm veʿaddehüm ʿaddâ.
95Veküllühüm âtîhi yevme-lḳiyâmeti ferdâ.
Ayet 94–95
Allah, herkesin söyleyip durduklarının, yapıp ettiklerinin tek tek kaydını tutturmaktadır ve O’nun bilgisi her şeyi kuşatmıştır. Onların hepsi Hesap Günü Allah’ın huzuruna mallarından, mülklerinden, evlatlarından yoksun olarak getirilecekler.
İlgili ayetler
Meryem 96
1 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُدًّا ٩٦
Mushaf
Okunuş
96İnne-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti seyecʿalü lehümü-rraḥmânü vuddâ.
Ayet 96
Allah’ın daveti olan hayat nizamına iman edip de bu uğurda malları ve canları ile cihat edenler, Allah’ın rahmetine nail olur ve aralarında sevgi bağı oluşur.
Meryem 97
1 ayetفَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ وَتُنْذِرَ بِه۪ قَوْمًا لُدًّا ٩٧
Mushaf
Okunuş
97Feinnemâ yessernâhü bilisânike litübeşşira bihi-lmütteḳîne vetünẕira bihî ḳavmel lüddâ.
Ayet 97
Bütün bu gerçekler kolayca anlaşılsın diye Biz Kur’an’ı senin ve kavminin konuşup anlaştığınız, yazıştığınız dil ile vahyetmekteyiz ki, Allah’ın davetine iman edenleri müjdeleyip, inkâr edenleri de onunla uyarabilesin.
İlgili ayetler
Meryem 98
1 ayetوَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍۜ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا ٩٨
Mushaf
Okunuş
98Vekem ehleknâ ḳablehüm min ḳarn. hel tüḥissü minhüm min eḥadin ev tesmeʿu lehüm rikzâ.
Ayet 98
Biz bu inkârcılardan önce de onlar gibi nice kavimleri helak ettik. Şimdi onların varlığından hiç söz ediliyor ya da onlardan hiç ses seda çıkıyor mu?
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Fâtır, sonra Tâhâ indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla