Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaMâide 1
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِۜ اُحِلَّتْ لَكُمْ بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُر۪يدُ ١
Mushaf
Okunuş
1Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû evfû bilʿuḳûd. üḥillet leküm behîmetü-lʾenʿâmi illâ mâ yütlâ ʿaleyküm gayra müḥilli-ṣṣaydi veentüm ḥurum. inne-llâhe yaḥkümü mâ yürîd.
Ayet 1
Ey iman edenler! Yalnız Allah’ı ilah edinerek O’nun daveti olan hayat nizamını yaşamak üzere, “La ilahe illallah” demek suretiyle Allah’a verdiğiniz sözünüzün gereklerini yerine getirin ve insanlarla yaptığınız anlaşmalara da bağlı kalın.
Size yenilmesinin haram olduğu bildirilen hayvanların etleri dışındaki hayvanların etleri helal kılındı. Ancak hac ya da umre için ihrama büründüğünüzde, ihramdan çıkıncaya kadar helal olan hayvanları da avlamanız haram kılınmıştır. Helal ve haramın sınırlarını belirlemek hakkı yalnızca Allah’a aittir.
Mâide 2
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَٓائِدَ وَلَٓا آٰمّ۪ينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًاۜ وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواۜ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُواۢ وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٢
Mushaf
Okunuş
2Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tüḥillû şeʿâira-llâhi vele-şşehra-lḥarâme vele-lhedye vele-lḳalâide velâ âmmîne-lbeyte-lḥarâme yebtegûne faḍlem mir rabbihim veriḍvânâ. veiẕâ ḥaleltüm faṣṭâdû. velâ yecrimenneküm şeneânü ḳavmin en ṣaddûküm ʿani-lmescidi-lḥarâmi en taʿtedû. veteʿâvenû ʿale-lbirri vettaḳvâ. velâ teʿâvenû ʿale-lʾiŝmi velʿudvân. vetteḳu-llâh. inne-llâhe şedîdü-lʿiḳâb.
Ayet 2
Ey iman edenler! Allah’ın hac için belirlediği sembollere, mekânlara, haram aylara, Allah için kurban edilmek üzere gerdanlıklarla süslenmiş hayvanlara ve Rablerinin rızasını aramak için Kâbe’ye gelen kimselere saygısızlık etmeyin. Hac ibadetinizi tamamlayıp ihramdan çıktıktan sonra avlanabilirsiniz.
Geçmişte Kâbe’nin ziyaret edilmesine engel olan müşriklere karşı olan öfkeniz, sizi onlara karşı saldırganlaştırıp aşırıya kaçmanıza sebep olmasın.
İyilik ve takva üzerinde yardımlaşınız; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’a karşı sorumluluklarınızı bilinçle yerine getirin ve Allah’ın cezalandırmasının çok çetin olduğunu da aklınızdan çıkarmayın.
Mâide 3
1 ayetحُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّط۪يحَةُ وَمَٓا اَكَلَ السَّبُعُ اِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَاَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْاَزْلَامِۜ ذٰلِكُمْ فِسْقٌۜ اَلْيَوْمَ يَئِسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ د۪ينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِۜ اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَت۪ي وَرَض۪يتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ د۪ينًاۜ فَمَنِ اضْطُرَّ ف۪ي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِاِثْمٍۙ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٣
Mushaf
Okunuş
3Ḥurrimet ʿaleykümü-lmeytetü veddemü velaḥmü-lḫinzîri vemâ ühille ligayri-llâhi bihî velmünḫaniḳatü velmevḳûẕetü velmüteraddiyetü venneṭîḥatü vemâ ekele-ssebüʿu illâ mâ ẕekkeytüm vemâ ẕübiḥa ʿale-nnüṣubi veen testaḳsimû bilʾezlâm. ẕâliküm fisḳ. elyevme yeise-lleẕîne keferû min dîniküm felâ taḫşevhüm vaḫşevn. elyevme ekmeltü leküm dîneküm veetmemtü ʿaleyküm niʿmetî veraḍîtü lekümü-lʾislâme dînâ. femeni-ḍṭurra fî maḫmeṣatin gayra mütecânifil liiŝmin feinne-llâhe gafûrur raḥîm.
Ayet 3
Ey mü’minler! Murdar olarak ölmüş olan hayvan leşi, kan, domuz eti ve Allah’tan başkasının adına kesilen, boğularak ya da dövülerek öldürülen yahut yüksekçe bir yerden düşerek ölen, boynuzlanarak başka bir hayvan tarafından öldürülen hayvanların ve vahşi hayvanlarca parçalanmış hayvanların etleri size haram kılınmıştır. Ancak ölmeden yetişip de üzerine Allah’ın adını anarak kestiğiniz, haram olarak bildirilenlerin dışındaki hayvanların etleri ise helaldir. Putlar adına kesilen her hayvanın eti de size haramdır.
Fal okları, atılan zarlar ve benzeri yollarla kehanetlerde bulunarak geleceğe, geçmişe ait haberler peşinde koşmak, bunlara umut bağlamak boş ve anlamsızdır. Ayrıca bu müşrikçe davranışlar haramdır. Allah’ın yasak hükümlerini çiğnemek doğru yoldan sapmaktır.
“Ey mü’minler! Bugün artık müşrik ve kâfirler, sizin dininizi yok etmekten ve onun yayılmasının önüne geçebileceklerinden ümitlerini kesmişlerdir. Siz de sakın onları gözünüzde büyütmeyin, onlardan korkmayın.
Allah’ın size olan şefkat ve merhametini kaybetmekten korkun. Bugün yaratılış sebebiniz olan dininizle ilgili hükümleri tamamlayıp kemâle erdirdim, size olan nimetimi tamamladım. Allah’a teslim olarak yaşanacak olan dinin adını da İslâm olarak belirledim.”
Her kim yiyecek başka bir şey bulamayıp, açlıktan ölümün eşiğine gelirse, yenilmesi haram olanlardan, kendisini ölümden kurtaracak kadar yiyebilir. Allah böyleleri için çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.
İlgili ayetler
Mâide 4
1 ayetيَسْـَٔلُونَكَ مَاذَٓا اُحِلَّ لَهُمْۜ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۙ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّب۪ينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰهُۘ فَكُلُوا مِمَّٓا اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٤
Mushaf
Okunuş
4Yesʾelûneke mâẕâ üḥille lehüm. ḳul üḥille lekümu-ṭṭayyibâtü vemâ ʿallemtüm mine-lcevâriḥi mükellibîne tüʿallimûnehünne mimmâ ʿallemekümü-llâh. fekülû mimmâ emsekne ʿaleyküm veẕkürü-sme-llâhi ʿaleyh. vetteḳu-llâh. inne-llâhe serîʿu-lḥisâb.
Ayet 4
Ey Peygamber! Mü’minler sana kendileri için hangi yiyeceklerin helal olduğunu ayrıntılı olarak sorup öğrenmek istiyorlar. Onlara de ki: “Haram olarak bildirilenlerin dışında kalan temiz, hoş ve güzel olan yiyecekler size helal kılınmıştır. Allah’ın size verdiği bilgi ve kabiliyetler sayesinde eğittiğiniz avcı hayvanlarınızın yakalayıp size getirdikleri hayvanları da üzerlerine Allah’ın adını anmak suretiyle yemeniz size helal kılındı.
Allah’a karşı sorumluluklarınızı aklınızdan çıkarmadan bilinçle yerine getirin. Allah’tan sakının, doğrusu Allah hesabı çabuk görendir.”
İlgili ayetler
Mâide 5
1 ayetاَلْيَوْمَ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۜ وَطَعَامُ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْۖ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْۘ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَ وَلَا مُتَّخِذ۪ٓي اَخْدَانٍۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْا۪يمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُۘ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ۟ ٥
Mushaf
Okunuş
5Elyevme üḥille lekümu-ṭṭayyibât. veṭaʿâmü-lleẕîne ûtü-lkitâbe ḥillül leküm. veṭaʿâmüküm ḥillül lehüm. velmuḥṣanâtü mine-lmüʾminâti velmuḥṣanâtü mine-lleẕîne ûtü-lkitâbe min ḳabliküm iẕâ âteytümûhünne ücûrahünne muḥṣinîne gayra müsâfiḥîne velâ mütteḫiẕî aḫdân. vemey yekfür bilʾîmâni feḳad ḥabiṭa ʿamelüh. vehüve fi-lʾâḫirati mine-lḫâsirîn.
Ayet 5
Bugün size haram olanların dışındaki iyi, güzel ve hoşunuza giden temiz yiyeceklerin hepsi helal kılınmıştır. Daha önce kendilerine kitap verilenlerin kestikleri ve pişirdikleri yiyecekler size, sizin yiyecekleriniz de onlara helal kılınmıştır. Mü’min kadınlarla mehirlerini vererek nikâhlanıp evlenmenizin helal olduğu gibi, kitap ehlinden, zina etmeyen, gizli dost tutmayan iffetli kadınlarla mehirlerini vererek nikâhlanıp evlenmek de size helal kılındı.
Kim Allah’ın hükümlerine uymayıp onu reddederse; onun hayır, iyilik ve doğruluk adına yaptıkları boşa gider, âhirette de hüsrana uğrayanlardan olur.
İlgili ayetler
Mâide 6
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُۜ مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٦
Mushaf
Okunuş
6Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû iẕâ ḳumtüm ile-ṣṣalâti fagsilû vucûheküm veeydiyeküm ile-lmerâfiḳi vemseḥû biruûsiküm veercüleküm ile-lkaʿbeyn. vein küntüm cünüben feṭṭahherû. vein küntüm merḍâ ev ʿalâ seferin ev câe eḥadüm minküm mine-lgâiṭi ev lemestümü-nnisâe felem tecidû mâen feteyemmemû ṣaʿîden ṭayyiben femseḥû bivucûhiküm veeydîküm minh. mâ yürîdü-llâhü liyecʿale ʿaleyküm min ḥaraciv velâkiy yürîdü liyüṭahhiraküm veliyütimme niʿmetehû ʿaleyküm leʿalleküm teşkürûn.
Ayet 6
Ey iman edenler! Namaz kılacağınız zaman ellerinizi, yüzünüzü ve dirseklerinize kadar kollarınızı yıkayın, ıslak elinizle başınızı meshedin ve bileklerinize kadar da ayaklarınızı yıkayıp meshedin. Şayet cünüp olmuşsanız, boy abdesti alarak bütün vücudunuzu yıkayıp, temizlenin. Hasta ya da yolculuk yapmaktaysanız yahut küçük veya büyük tuvalet ihtiyacınızı gidermişseniz, eşlerinizle cinsel ilişkiye girmişseniz ve böylesi bir durumda su bulup da temizlenememişseniz o takdirde suya kavuşuncaya kadar temiz bir toprakla ellerinizi, yüzünüzü ve dirseklerinize kadar kollarınızı meshederek teyemmüm abdesti alıp ibadetinizi yapabilirsiniz.
Allah sizi zorda bırakmak, zora sokmak istemez, sizi maddi ve manevi pisliklerden temizleyip tertemiz yapmak ve nimetlerinden yararlanıp şükredenlerden olmanızı ister.
Mâide 7
1 ayetوَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَم۪يثَاقَهُ الَّذ۪ي وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓۙ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٧
Mushaf
Okunuş
7Veẕkürû niʿmete-llâhi ʿaleyküm vemîŝâḳahü-lleẕî vâŝeḳaküm bihî iẕ ḳultüm semiʿnâ veeṭaʿnâ. vetteḳu-llâh. inne-llâhe ʿalîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
Ayet 7
Ey iman edenler! Allah’ın size bahşettiği İslâm nimetini aklınızdan çıkarmayın. Yalnız Allah’ı ilah edinmek üzere “İşittik ve itaat ettik” diyerek verdiğiniz sözü sakın unutmayın ve sözünüzün gereklerini severek, bilinçle yerine getirerek yaşayın. Şüphesiz Allah kalplerde olanları da bilir.
Mâide 8
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِۘ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواۜ اِعْدِلُوا۠ هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ٨
Mushaf
Okunuş
8Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû kûnû ḳavvâmîne lillâhi şühedâe bilḳisṭ. velâ yecrimenneküm şeneânü ḳavmin ʿalâ ellâ taʿdilû. iʿdilû. hüve aḳrabü littaḳvâ. vetteḳu-llâh. inne-llâhe ḫabîrum bimâ taʿmelûn.
Ayet 8
Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki hakkının öneminin ve üstünlüğünün bilincinde olarak Allah’ın daveti hayat nizamının inşası için kıyam edip adaleti ayakta tutun. Takvaya en yakın olan da budur.
Bir kimseye ya da bir topluluğa olan öfkeniz, nefretiniz, sizi adaletten ayırıp, haksızlığa yöneltmesin. Allah’ın hükümlerine karşı duyarsız kalmaktan sakının. Allah her şeyden haberdardır.
Mâide 9
1 ayetوَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ ٩
Mushaf
Mâide 10
1 ayetوَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ ١٠
Mushaf
Okunuş
10Velleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ ülâike aṣḥâbü-lceḥîm.
Ayet 10
Peygamber’in Allah adına yaptığı daveti yalan sayıp, ona sırt dönen nankör, müşrik ve kâfirlikte direnenlere, Allah cehennemde şiddetli bir azap hazırlamıştır.
İlgili ayetler
Mâide 11
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ هَمَّ قَوْمٌ اَنْ يَبْسُطُٓوا اِلَيْكُمْ اَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ اَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ۟ ١١
Mushaf
Okunuş
11Yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-ẕkürû niʿmete-llâhi ʿaleyküm iẕ hemme ḳavmün ey yebsüṭû ileyküm eydiyehüm fekeffe eydiyehüm ʿanküm. vetteḳu-llâh. veʿale-llâhi felyetevekkeli-lmüʾminûn.
Ayet 11
Ey iman edenler! Sizi ortadan kaldırmak için harekete geçen düşman topluluğuna karşı, Allah’ın size yardım ederek onların tuzaklarından ve zulümlerinden kurtardığı o zor günlerinizi unutmayın ve nerede, hangi durumda olursanız olun Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarlı olun, nimetlerine şükredin, yalnız O’na güvenip O’na dayanın.
İlgili ayetler
Mâide 12–13
2 ayetوَلَقَدْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَق۪يبًاۜ وَقَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مَعَكُمْۜ لَئِنْ اَقَمْتُمُ الصَّلٰوةَ وَاٰتَيْتُمُ الزَّكٰوةَ وَاٰمَنْتُمْ بِرُسُل۪ي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَاَقْرَضْتُمُ اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا لَاُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَلَاُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ ١٢ فَبِمَا نَقْضِهِمْ م۪يثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةًۚ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِه۪ۙ وَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِه۪ۚ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلٰى خَٓائِنَةٍ مِنْهُمْ اِلَّا قَل۪يلًا مِنْهُمْ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ ١٣
Mushaf
Okunuş
12Veleḳad eḫaẕe-llâhü mîŝâḳa benî isrâîl. vebeʿaŝnâ minhümü-ŝney ʿaşera neḳîbâ. veḳâle-llâhü innî meʿaküm. lein eḳamtümu-ṣṣalâte veâteytümü-zzekâte veâmentüm birusülî veʿazzertümûhüm veaḳraḍtümü-llâhe ḳarḍan ḥasenel leükeffiranne ʿanküm seyyiâtiküm veleüdḫilenneküm cennâtin tecrî min taḥtihe-lʾenhâr. femen kefera baʿde ẕâlike minküm feḳad ḍalle sevâe-ssebîl.
13Febimâ naḳḍihim mîŝâḳahüm leʿannâhüm veceʿalnâ ḳulûbehüm ḳâsiyeh. yüḥarrifûne-lkelime ʿam mevâḍiʿihî venesû ḥażżam mimmâ ẕükkirû bih. velâ tezâlü teṭṭaliʿu ʿalâ ḫâinetim minhüm illâ ḳalîlem minhüm faʿfü ʿanhüm vaṣfaḥ. inne-llâhe yüḥibbü-lmuḥsinîn.
Ayet 12–13
Allah, İsrailoğullarından vaktiyle yalnız kendisini Rab ve ilah edineceklerine dair söz almıştı. Onlar da, sözlerinde durmalarını sağlayacak, on iki kabilenin başında bulunan on iki kişi seçmişlerdi. Ardından da Allah, İsrailoğullarına şöyle buyurmuştu: “Şayet Peygamber’e uyar ve ona yardım eder, destek olur, namazı titizlikle kılar, zekâtı severek verir, mallarınızdan Allah’ın daveti yaratılış sebebiniz olan hayat nizamını yaşamak uğrunda harcarsanız, Ben de sizin günahlarınızı bağışlar, içlerinden ırmaklar akan cennetlere yerleştiririm.”
O İsrailoğulları buna uyacaklarına dair Allah’a söz vermelerine rağmen, sözlerinden caydılar, bunun üzerine Allah da onları lanetleyip, kalplerini katılaştırdı.
Onlar kelimelerin anlamlarını da bozup, gerçek maksatlarından (manalarından) koparıp çarpıtıyor, kendilerine gönderilen kitabın içindeki âyetlerin çoğunu çıkarıp, kendi uydurduklarını kitabın içine katıyorlardı. Kitabın içinde kalan çok az da olsa gerçekleri umursamıyor, gereklerini yerine getirmiyorlardı. İşte bu yüzden onların çoğu nankör, hain ve zalimdiler. Onlardan her zaman ihanet görürsün fakat sen onlara aldırış etme, davetine devam et, Allah doğru yolda sebat edenleri sever.
İlgili ayetler
Mâide 14
1 ayetوَمِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰٓى اَخَذْنَا م۪يثَاقَهُمْ فَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِه۪ۖ فَاَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللّٰهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ ١٤
Mushaf
Okunuş
14Vemine-lleẕîne ḳâlû innâ neṣârâ eḫaẕnâ mîŝâḳahüm fenesû ḥażżam mimmâ ẕükkirû bih. feagraynâ beynehümü-lʿadâvete velbagḍâe ilâ yevmi-lḳiyâmeh. vesevfe yünebbiühümü-llâhü bimâ kânû yaṣneʿûn.
Ayet 14
Biz Hıristiyanız diyenlerden de yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinip, davetine icabet ederek peygamberlerine uyacaklarına dair söz almıştık. Onlar maalesef İncil ile yapılan öğüt ve uyarılara uymadılar, İncil’in içini boşaltıp uydurdukları anlamsız, boş ve gerçek dışı şeylerle doldurdular. Biz de bu yüzden onları, aralarına Kıyamet Günü’ne kadar sürecek olan kin ve düşmanlıkları ile baş başa bıraktık. Allah âhirette de onları yaptıklarıyla yüzleştirip hak ettikleri azap ile cezalandıracak.
İlgili ayetler
Mâide 15–16
2 ayetيَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَث۪يرًا مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ قَدْ جَٓاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُب۪ينٌۙ ١٥ يَهْد۪ي بِهِ اللّٰهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِه۪ وَيَهْد۪يهِمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ١٦
Mushaf
Okunuş
15Yâ ehle-lkitâbi ḳad câeküm rasûlünâ yübeyyinü leküm keŝîram mimmâ küntüm tuḫfûne mine-lkitâbi veyaʿfû ʿan keŝîr. ḳad câeküm mine-llâhi nûruv vekitâbüm mübîn.
16Yehdî bihi-llâhü meni-ttebeʿa riḍvânehû sübüle-sselâmi veyuḫricühüm mine-żżulümâti ile-nnûri biiẕnihî veyehdîhim ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.
Ayet 15–16
Ey Kitap Ehli! Şimdi size kitaplarınızdan çıkardığınız ve gizlediğiniz gerçekleri açıklayan, elinizdeki Tevrat ve İncil’de pek az da olsa kalmış olan gerçekleri tasdik etmek üzere elçimiz ile birlikte Allah’ın kitabı Kur’an gelmiştir. Allah, dileyeni Peygamber ve kitabı ile karanlıklardan aydınlığa çıkarıp, rızasına uygun olan doğru yoluna ulaştıracak, huzur ve mutluluğa kavuşturacaktır.
İlgili ayetler
Mâide 17
1 ayetلَقَدْ كَفَرَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَس۪يحُ ابْنُ مَرْيَمَۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا اِنْ اَرَادَ اَنْ يُهْلِكَ الْمَس۪يحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًاۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١٧
Mushaf
Okunuş
17Leḳad kefera-lleẕîne ḳâlû inne-llâhe hüve-lmesîḥu-bnü meryem. ḳul femey yemlikü mine-llâhi şeyʾen in erâde ey yühlike-lmesîḥa-bne meryeme veümmehû vemen fi-lʾarḍi cemîʿâ. velillâhi mülkü-ssemâvâti velʾarḍi vemâ beynehümâ. yaḫlüḳu mâ yeşâʾ. vellâhü ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Ayet 17
“Allah Meryemoğlu Mesih’tir” diyenler kesinlikle küfre sapmış kâfirlerdir. Sen onlara de ki: “Allah, Meryemoğlu İsa’yı, annesi Meryem’i ve yeryüzündeki tüm insanları yok etmek isteseydi, O’na kim mani olabilirdi? Göklerde ve yerde olanların hepsini yaratan, kurduğu nizam ve yasalarla hükmedip, yöneten Allah’tır. O, dilediğini dilediği şekilde yaratır ve O’nun her şeye gücü yeter.”
Mâide 18
1 ayetوَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارٰى نَحْنُ اَبْنَٓاءُ اللّٰهِ وَاَحِبَّٓاؤُ۬هُۜ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُمْ بِذُنُوبِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ بَشَرٌ مِمَّنْ خَلَقَۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۘ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُ ١٨
Mushaf
Okunuş
18Veḳâleti-lyehûdü venneṣârâ naḥnü ebnâü-llâhi veeḥibbâüh. ḳul felime yüʿaẕẕibüküm biẕünûbiküm. bel entüm beşerum mimmen ḫaleḳ. yagfiru limey yeşâü veyüʿaẕẕibü mey yeşâʾ. velillâhi mülkü-ssemâvâti velʾarḍi vemâ beynehümâ. veileyhi-lmeṣîr.
Ayet 18
Yahudiler ve Hıristiyanlar “Bizler Allah’ın çocukları ve sevgili kullarıyız” diyorlar. Onlara de ki: “Peki öyleyse Allah neden yaptıklarınız sebebiyle sizi cezalandırmaktadır? Hayır, bu söyledikleriniz sizin kendi uydurduğunuz kuruntularınızdan başka bir şey değil, siz de tüm insanlar gibi O’nun yarattığı kullardansınız. Sizin düzmece kuruntularınızın Allah katında hiçbir değeri yoktur. O azabı hak edeni cezalandırır, yanlışından tevbe edip bağışlanmaya layık olanı da bağışlar. Göklerde ve yerde olanların mülkü ve mülkü üzerindeki tasarruf hakkı Allah’a aittir. Sonunda hesabı görecek olan da O’dur.”
İlgili ayetler
Mâide 19
1 ayetيَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلٰى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ اَنْ تَقُولُوا مَا جَٓاءَنَا مِنْ بَش۪يرٍ وَلَا نَذ۪يرٍۘ فَقَدْ جَٓاءَكُمْ بَش۪يرٌ وَنَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ١٩
Mushaf
Okunuş
19Yâ ehle-lkitâbi ḳad câeküm rasûlünâ yübeyyinü leküm ʿalâ fetratim mine-rrusüli en teḳûlû mâ câenâ mim beşîriv velâ neẕîr. feḳad câeküm beşîruv veneẕîr. vellâhü ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Ayet 19
Ey Kitap Ehli! Peygambersiz geçen bir zamandan sonra “Bize yaratılışımızın sebebini ve ona uygun nasıl yaşamamızı bildiren uyarıcı ve müjdeci bir peygamber gelmedi” demeyesiniz diye sizi öğüt ve uyarılarla doğru yola davet eden elçimiz ve onunla birlikte kitap da gelmiş bulunmaktadır.
Allah ilmiyle her şeyi kuşatan ve her şeye güç yetirendir.
Mâide 20–26
7 ayetوَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَعَلَ ف۪يكُمْ اَنْبِيَٓاءَ وَجَعَلَكُمْ مُلُوكًاۗ وَاٰتٰيكُمْ مَا لَمْ يُؤْتِ اَحَدًا مِنَ الْعَالَم۪ينَ ٢٠ يَا قَوْمِ ادْخُلُوا الْاَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ الَّت۪ي كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِر۪ينَ ٢١ قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّ ف۪يهَا قَوْمًا جَبَّار۪ينَۗ وَاِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتّٰى يَخْرُجُوا مِنْهَاۚ فَاِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَاِنَّا دَاخِلُونَ ٢٢ قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذ۪ينَ يَخَافُونَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَۚ فَاِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَاِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللّٰهِ فَتَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٢٣ قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَٓا اَبَدًا مَا دَامُوا ف۪يهَا فَاذْهَبْ اَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَٓا اِنَّا هٰهُنَا قَاعِدُونَ ٢٤ قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْس۪ي وَاَخ۪ي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ ٢٥ قَالَ فَاِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ اَرْبَع۪ينَ سَنَةًۚ يَت۪يهُونَ فِي الْاَرْضِ فَلَا تَاْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ۟ ٢٦
Mushaf
Okunuş
20Veiẕ ḳâle mûsâ liḳavmihî yâ ḳavmi-ẕkürû niʿmete-llâhi ʿaleyküm iẕ ceʿale fîküm embiyâe veceʿaleküm mülûkâ. veâtâküm mâ lem yüʾti eḥadem mine-lʿâlemîn.
21Yâ ḳavmi-dḫulü-lʾarḍa-lmüḳaddesete-lletî ketebe-llâhü leküm velâ terteddû ʿalâ edbâriküm fetenḳalibû ḫâsirîn.
22Ḳâlû yâ mûsâ inne fîhâ ḳavmen cebbârîn. veinnâ len nedḫulehâ ḥattâ yaḫrucû minhâ. feiy yaḫrucû minhâ feinnâ dâḫilûn.
23Ḳâle racülâni mine-lleẕîne yeḫâfûne enʿame-llâhü ʿaleyhime-dḫulû ʿaleyhimü-lbâb. feiẕâ deḫaltümûhü feinneküm gâlibûne veʿale-llâhi fetevekkelû in küntüm müʾminîn.
24Ḳâlû yâ mûsâ innâ len nedḫulehâ ebedem mâ dâmû fîhâ feẕheb ente verabbüke feḳâtilâ innâ hâhünâ ḳâʿidûn.
25Ḳâle rabbi innî lâ emlikü illâ nefsî veeḫî fefruḳ beynenâ vebeyne-lḳavmi-lfâsiḳîn.
26Ḳâle feinnehâ müḥarrametün ʿaleyhim erbeʿîne seneh. yetîhûne fi-lʾarḍi felâ teʾse ʿale-lḳavmi-lfâsiḳîn.
Ayet 20–26
Musa bir zamanlar kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah’ın size verdiği nimetleri bir düşünün. Allah içinizden size peygamberler göndermiş, onların daveti nizam ve ahlaka dayalı devletler kurdurmuş, içinizden hükümdarlar çıkarmıştı ve sizi yeryüzünde başka toplumlara nasip olmayan nimetlere kavuşturmuştu. Ey kavmim! Mısır’dan çıkarılmanızdan sonra, Allah’ın size yurt edinmeniz için gidip yerleşin diyerek lütfettiği mukaddes topraklara gidip yerleşin ve yaratılış sebebiniz olan nizam ve ahlak ile yaşayın. Sakın başka yollara sapmayın, yoksa dünyada da âhirette de kaybedenlerden olursunuz!”
Musa’nın bu söylediklerine karşı kavmi de ona dedi ki: “Ey Musa! O topraklarda güçlü ve zorba bir halk yaşıyor, onlar orada oldukça biz ebediyen o topraklara girmeyiz, ancak onlar oralardan çıkarlarsa biz girebiliriz.”
Bu sırada İsrailoğullarından Allah’a yürekten iman etmiş, bu yüzden de Allah’ın kendilerini cesaretlendirdiği iki yiğit, kavimlerine dedi ki: “Onların üzerine cesaretle ön cepheden kapıdan yürüyelim. Cesaretimiz karşısında orada yaşayan topluluğu şaşkına çevirip mağlup edebiliriz. Gerçekten mü’min iseniz, Allah’a güvenip O’nun emirlerine uymalısınız!” Bunun üzerine İsrailoğulları Musa’ya dönüp dediler ki: “Ey Musa! Onlar orada oldukça bizler seninle oraya gitmeyeceğiz, boşuna uğraşma! Ama sen çok istiyorsan Rabbinle birlikte gidip onlarla savaş, biz bulunduğumuz bu yerden öteye bir adım bile atmayacağız.”
Musa bunun üzerine “Ey Rabbim! Benim sözüm yalnızca kendim ve kardeşim Harun’a geçiyor, artık sen bu sapkın toplumla bizim yollarımızı ayır” diye dua etti.
Allah da Musa’ya şöyle vahyetti: “O halde İsrailoğulları o topraklardan kırk yıl mahrum kalacaklar ve çölde şaşkın şaşkın dolaşıp duracaklar. Ey Musa! Sen de böyle yoldan çıkmış, nankör, küstah ve korkak bir topluluk için üzülme.”
Mâide 27–31
5 ayetوَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَيْ اٰدَمَ بِالْحَقِّۢ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِۜ قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَۜ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّق۪ينَ ٢٧ لَئِنْ بَسَطْتَ اِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَن۪ي مَٓا اَنَا۬ بِبَاسِطٍ يَدِيَ اِلَيْكَ لِاَقْتُلَكَۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَم۪ينَ ٢٨ اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ تَبُٓواَ بِاِثْم۪ي وَاِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِۚ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الظَّالِم۪ينَۚ ٢٩ فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ اَخ۪يهِ فَقَتَلَهُ فَاَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٣٠ فَبَعَثَ اللّٰهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِي الْاَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَار۪ي سَوْاَةَ اَخ۪يهِۜ قَالَ يَا وَيْلَتٰٓى اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ فَاُوَارِيَ سَوْاَةَ اَخ۪يۚ فَاَصْبَحَ مِنَ النَّادِم۪ينَۚۛ ٣١
Mushaf
Okunuş
27Vetlü ʿaleyhim nebee-bney âdeme bilḥaḳḳ. iẕ ḳarrabâ ḳurbânen fetüḳubbile min eḥadihimâ velem yüteḳabbel mine-lʾâḫar. ḳâle leaḳtülennek. ḳâle innemâ yeteḳabbelü-llâhü mine-lmütteḳîn.
28Leim besaṭte ileyye yedeke litaḳtülenî mâ ene bibâsiṭiy yediye ileyke liaḳtülek. innî eḫâfü-llâhe rabbe-lʿâlemîn.
29İnnî ürîdü en tebûe biiŝmî veiŝmike fetekûne min aṣḥâbi-nnâr. veẕâlike cezâu-żżâlimîn.
30Feṭavveʿat lehû nefsühû ḳatle eḫîhi feḳatelehû feaṣbeḥa mine-lḫâsirîn.
31Febeʿaŝe-llâhü gurâbey yebḥaŝü fi-lʾarḍi liyüriyehû keyfe yüvârî sevʾete eḫîh. ḳâle yâ veyletâ eʿaceztü en ekûne miŝle hâẕe-lgurâbi feüvâriye sevʾete eḫî. feaṣbeḥa mine-nnâdimîn.
Ayet 27–31
Ey Muhammed! Peygamberliği kendi kavimlerinden birine değil de, Allah’ın sana lütfetmiş olmasını kıskanıp davetini bu yüzden reddeden ve kitap ehlinden olduklarını iddia edenlere Âdem’in iki oğlunun ibret alınması gereken kıssasını anlat.
Hani onlar Allah’a birer kurban sunmuşlardı da, Allah da birinin kurbanını kabul etmiş diğerininkini de kabul etmemişti. Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyen, diğerini kıskanıp ona şöyle demişti: “Andolsun ki seni öldüreceğim.” Kurbanı kabul edilen ise ona şöyle karşılık vermişti: “Allah, ancak kendisine yürekten yönelip samimiyetle bağlanan ve O’na karşı sorumluluklarını bilinçle yerine getirmeye çalışanların kurbanlarını kabul eder. Şayet bu kıskançlıktan ötürü beni öldürmeye kalkarsan kendimi savunacağım fakat seni öldürmeye de çalışmayacağım. Çünkü ben, böylesi bir sebepten dolayı birini öldürmekten Allah’a sığınırım. Eğer sen, beni kıskançlığın sebebi ile öldürmeye muvaffak olursan, şimdiden Rabbimden dilerim ki, önceki günahlarının üstüne beni öldürmenin günahını da yüklenerek cehenneme girenlerden olursun. Çünkü cehennem, Allah’ın zalimler için hazırladığı azap yeridir.” Kardeşinden bunları duymasına rağmen, nefsi ve kıskançlığı onu öldürmeye sevk etti ve sonunda onu öldürdü. Böylece hüsrana uğrayıp kendi kendine yazık edenlerden oldu.
Sonra da kardeşinin cesedini ne yapacağını bilemez halde şaşırıp kaldı. Bunun üzerine Allah ona ne yapacağını göstermek için, yeri eşeleyen bir karga gönderdi. Karganın yeri eşelediğini görünce “Eyvah, yazıklar olsun bana! Meğer ben kardeşimin cesedinin gömülmesi gerektiğini bana öğreten şu karga kadar bile akıllı biri değilmişim” diye söylenerek yaptığına pişman oldu.
Mâide 32
1 ayetمِنْ اَجْلِ ذٰلِكَۚۛ كَتَبْنَا عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يعًاۜ وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعًاۜ وَلَقَدْ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِۘ ثُمَّ اِنَّ كَث۪يرًا مِنْهُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ فِي الْاَرْضِ لَمُسْرِفُونَ ٣٢
Mushaf
Okunuş
32Min ecli ẕâlik. ketebnâ ʿalâ benî isrâîle ennehû men ḳatele nefsem bigayri nefsin ev fesâdin fi-lʾarḍi fekeennemâ ḳatele-nnâse cemîʿâ. vemen aḥyâhâ fekeennemâ aḥye-nnâse cemîʿâ. veleḳad câethüm rusülünâ bilbeyyinât. ŝümme inne keŝîram minhüm baʿde ẕâlike fi-lʾarḍi lemüsrifûn.
Ayet 32
Bu misalin ardından da, İsrailoğullarına Tevrat’ta bildirdiğimiz şu hükmümüzü hatırlat: “Kim bir insanı haksız yere, başkasının canı karşılığında ya da yeryüzünde fitne ve fesadı yaymaya karşılık olmaksızın öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur.
Kim de haklı sebepler ortada olmadan, bir insanın öldürülmesine engel olup onu kurtarırsa o da bütün insanları haksız yere öldürülmekten kurtarmış gibi olur.”
Peygamberleri Kitap Ehline kıskançlık gibi haksız bir sebebin, düşmanlığın, yeryüzünde fesat çıkarmanın ve gerçeği reddetmenin gerekçesi olamayacağını apaçık misaller içeren âyetlerle bildirmişlerdi. Buna rağmen onların çoğu Allah’ın koyduğu sınırları aşıp yeryüzünde haksız yere adam öldürmeye ve fesat çıkarmaya devam ettiler.
Mâide 33–34
2 ayetاِنَّمَا جَزٰٓؤُا الَّذ۪ينَ يُحَارِبُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَادًا اَنْ يُقَتَّلُٓوا اَوْ يُصَلَّبُٓوا اَوْ تُقَطَّعَ اَيْد۪يهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ اَوْ يُنْفَوْا مِنَ الْاَرْضِۜ ذٰلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ ٣٣ اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ تَقْدِرُوا عَلَيْهِمْۚ فَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ٣٤
Mushaf
Okunuş
33İnnemâ cezâü-lleẕîne yüḥâribûne-llâhe verasûlehû veyesʿavne fi-lʾarḍi fesâden ey yüḳattelû ev yüṣallebû ev tüḳaṭṭaʿa eydîhim veercülühüm min ḫilâfin ev yünfev mine-lʾarḍ. ẕâlike lehüm ḫizyün fi-ddünyâ velehüm fi-lʾâḫirati ʿaẕâbün ʿażîm.
34İlle-lleẕîne tâbû min ḳabli en taḳdirû ʿaleyhim. faʿlemû enne-llâhe gafûrur raḥîm.
Ayet 33–34
Allah’a ve elçisine karşı savaşan ve yeryüzünde fitne ve fesadı yayıp insanları Allah’ın daveti olan hayat nizamını yaşamaktan alıkoymaya çalışan bozguncuların cezaları asılarak öldürülmeleri yahut hak ettikleri biçimde ellerinin ayaklarının çaprazlama olarak kesilmeleri ya da sürgüne gönderilmeleridir. Bu cezalar onların dünyadaki karşılıklarıdır. Âhirette ise onları daha korkunç bir azap beklemektedir.
Bu suçları işlemeyi planlayıp, uygulamaya koymadan ve siz onları tespit edip de yakalamadan önce, bunun yanlış olduğunu anlayıp tevbe ederek, doğru olana yönelenlere karşı Allah merhametli ve bağışlayıcıdır.
Mâide 35
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَابْتَغُٓوا اِلَيْهِ الْوَس۪يلَةَ وَجَاهِدُوا ف۪ي سَب۪يلِه۪ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ٣٥
Mushaf
Okunuş
35Yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-tteḳu-llâhe vebtegû ileyhi-lvesîlete vecâhidû fî sebîlihî leʿalleküm tüfliḥûn.
Ayet 35
Ey iman edenler! Allah’ın davetine sımsıkı sarılarak onu yaşamak ve yaşatmak uğrunda size saldıran müşrik ve kâfirlerle canlarınız ve mallarınızla cihat etmekten geri durmayın! Böylece Rabbinize karşı saygınızı, sevginizi ortaya koyup, emir ve yasaklarına karşı duyarlılığınızı gösterin ki mutluluğa erişebilesiniz.
Mâide 36–37
2 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ اَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُوا بِه۪ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٣٦ يُر۪يدُونَ اَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُمْ بِخَارِج۪ينَ مِنْهَاۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُق۪يمٌ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36İnne-lleẕîne keferû lev enne lehüm mâ fi-lʾarḍi cemîʿav vemiŝlehû meʿahû liyeftedû bihî min ʿaẕâbi yevmi-lḳiyâmeti mâ tüḳubbile minhüm. velehüm ʿaẕâbün elîm.
37Yürîdûne ey yaḫrucû mine-nnâri vemâ hüm biḫâricîne minhâ. velehüm ʿaẕâbüm müḳîm.
Ayet 36–37
Allah’a ve Rasûlüne karşı savaş açanlar âhirette çok çetin bir azaba mahkûm olacaklar. Böyleleri dünyada iken yeryüzünün bütün hazinelerine sahip olsalar ve bütün bunları cehennemdeki o korkunç azaptan kurtulmak için fidye olarak vermeyi teklif etseler de, böylesi tekliflerin orada hiçbir anlamı ve önemi olmayacak. Onlar hak ettikleri ateşin azabı ile orada ebedî kalacaklar, ateşten çıkıp kurtulmak isteyecekler fakat asla başaramayacaklar.
İlgili ayetler
Mâide 38–39
2 ayetوَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا جَزَٓاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ٣٨ فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِه۪ وَاَصْلَحَ فَاِنَّ اللّٰهَ يَتُوبُ عَلَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٣٩
Mushaf
Okunuş
38Vessâriḳu vessâriḳatü faḳṭaʿû eydiyehümâ cezâem bimâ kesebâ nekâlem mine-llâh. vellâhü ʿazîzün ḥakîm.
39Femen tâbe mim baʿdi żulmihî veaṣleḥa feinne-llâhe yetûbü ʿaleyh. inne-llâhe gafûrur raḥîm.
Ayet 38–39
İslâm nizam ve ahlakının yaşandığı toplumda, kadın olsun erkek olsun, çalmaya mecbur bırakılmamışken ve buna ihtiyacı olmadığı halde kim hırsızlık yaparsa, suçuna karşılık Allah’tan bir ceza olmak üzere ellerini kesin. Koyduğu hükümlerle bozulmayı önleyen ve kulları üzerinde hüküm koyma yetkisi olan yalnızca Allah’tır.
Allah her şeyin tek ve mutlak doğrusunu bilen ve her şeyi yerli yerine koyandır. Böylesi bir suçu işleyen, yakalanıp cezalandırılma ihtimali yokken yahut yakalanmadan önce yaptığından pişman olup çaldığını geri vererek tevbe eder, doğru olana yönelip kendini düzeltirse, Allah da onun tevbesini kabul eder. Allah mü’minlere karşı çok merhametli ve bağışlayıcıdır.
Mâide 40
1 ayetاَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40Elem taʿlem enne-llâhe lehû mülkü-ssemâvâti velʾarḍi yüʿaẕẕibü mey yeşâü veyagfiru limey yeşâʾ. vellâhü ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Ayet 40
Allah göklerin, yerin ve arasında olanların yaratıcısı, gerçek ve tek sahibi, nizamlarını kurup yasalarını yapandır. Layık gördüğünü bağışlama, cezalandırma yahut ödüllendirme yetkisi de yalnızca Allah’a aittir.
Mâide 41–43
3 ayetيَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذ۪ينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اٰمَنَّا بِاَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْۚ وَمِنَ الَّذ۪ينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ اٰخَر۪ينَۙ لَمْ يَاْتُوكَۜ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِه۪ۚ يَقُولُونَ اِنْ اُو۫ت۪يتُمْ هٰذَا فَخُذُوهُ وَاِنْ لَمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُواۜ وَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَمْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْۜ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ٤١ سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ اَكَّالُونَ لِلسُّحْتِۜ فَاِنْ جَٓاؤُ۫كَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ اَوْ اَعْرِضْ عَنْهُمْۚ وَاِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْـًٔاۜ وَاِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ ٤٢ وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرٰيةُ ف۪يهَا حُكْمُ اللّٰهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۜ وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ۟ ٤٣
Mushaf
Okunuş
41Yâ eyyühe-rrasûlü lâ yaḥzünke-lleẕîne yüsâriʿûne fi-lküfri mine-lleẕîne ḳâlû âmennâ biefvâhihim velem tüʾmin ḳulûbühüm. vemine-lleẕîne hâdû semmâʿûne lilkeẕibi semmâʿûne liḳavmin âḫarîne lem yeʾtûk. yüḥarrifûne-lkelime mim baʿdi mevâḍiʿih. yeḳûlûne in ûtîtüm hâẕâ feḫuẕûhü veil lem tüʾtevhü faḥẕerû. vemey yüridi-llâhü fitnetehû felen temlike lehû mine-llâhi şeyʾâ. ülâike-lleẕîne lem yüridi-llâhü ey yüṭahhira ḳulûbehüm. lehüm fi-ddünyâ ḫizyüv velehüm fi-lʾâḫirati ʿaẕâbün ʿażîm.
42Semmâʿûne lilkeẕibi ekkâlûne lissuḥt. fein câûke faḥküm beynehüm ev aʿriḍ ʿanhüm. vein tüʿriḍ ʿanhüm feley yeḍurrûke şeyʾâ. vein ḥakemte faḥküm beynehüm bilḳisṭ. inne-llâhe yüḥibbü-lmuḳsiṭîn.
43Vekeyfe yüḥakkimûneke veʿindehümü-ttevrâtü fîhâ ḥukmü-llâhi ŝümme yetevellevne mim baʿdi ẕâlik. vemâ ülâike bilmüʾminîn.
Ayet 41–43
Ey Peygamber! Gönülden inanmadıkları halde ağızlarıyla inandık diyen münafıklarla, senden duyduklarını çarpıtarak yalanlar uyduran Yahudiler seni üzmesin! Bunlar aynı zamanda Allah’ın davetine ve mü’minlere düşman olan başka topluluklara sizinle ilgili bilgiler taşırlar.
Bir kısım Yahudiler sana gönderdikleri kimseleri uyarıp “Size Yahudi inancına uygun sözler söyler, hükümler bildirirse onlara inanın, fakat onlardan başka söylenenlere inanmaya ve hükümlerine uymaya davet ederse, sakın ona inanmayın” derlerdi. Böyle davranmaları sebebi ile Allah’ın sapmalarına izin verdiği kimseleri hiç kimse doğru yola iletemez. Bunlar, kalplerini Allah’ın temizlemek istemediği, kendilerini gerçeği inkâra şartlandırmış kimselerdir. Böylelerini dünyada zillet, âhirette de şiddetli bir azap beklemektedir. Bunlar aynı zamanda her türlü yalana kulak verir ve körü körüne inanır, gerçeklerden de yüz çevirirler.
Ey Peygamber! Bunlar aralarındaki herhangi bir davanın çözümü için sana başvurduklarında, ister aralarında hüküm ver, istersen de onları kendi hallerine bırak. Kendi hallerine bırakacak olsan da sana hiçbir zarar veremezler ama hüküm verecek olursan da aralarında adaletle hüküm ver. Allah adaletle hükmedenleri/adaleti ayakta tutanları sever.
Yahudiler, inandıklarını iddia ettikleri Tevrat yanlarında olduğu halde, sana işlerine gelebilecek hükümler verdirmek, tuzaklarına düşürüp, seni adaletten uzaklaştırmak istiyorlar, sonra da verdiğin adil hükümlere itiraz ederek dönüp gidiyorlar. Onlar aslında ellerindeki Tevrat’a da inanmıyorlar.
Mâide 44
1 ayetاِنَّٓا اَنْزَلْنَا التَّوْرٰيةَ ف۪يهَا هُدًى وَنُورٌۚ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذ۪ينَ اَسْلَمُوا لِلَّذ۪ينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللّٰهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَٓاءَۚ فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ي ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
44İnnâ enzelne-ttevrâte fîhâ hüdev venûr. yaḥkümü bihe-nnebiyyûne-lleẕîne eslemû lilleẕîne hâdû verrabbâniyyûne velʾaḥbâru bime-stuḥfiżû min kitâbi-llâhi vekânû ʿaleyhi şühedâʾ. felâ taḫşevu-nnâse vaḫşevni velâ teşterû biâyâtî ŝemenen ḳalîlâ. vemel lem yaḥküm bimâ enzele-llâhü feülâike hümü-lkâfirûn.
Ayet 44
Şüphesiz Tevrat’ı da, insanları yaratılış sebepleri olan hayat nizamını yaşamaya davet etmek için Biz indirmiştik. Zaten kendilerini Allah’a teslim etmiş peygamberler de, İsrailoğulları arasında onunla hüküm verirlerdi. Yine aralarındaki Tevrat’a gönülden iman etmiş olan bilginleri de Tevrat’ın aslına bağlı kalarak hükümler verirler ve onun aslını korumakla kendilerini görevli sayarlar, Tevrat’ı Allah’ın insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderdiğine iman edip şahitlik ederlerdi.
Ey İsrailoğulları! Siz de atalarınızın içinde geçmişte Allah’ın peygamberine ve gönderdiği kitabına iman edip O’nun hükümlerine teslim olan, doğruyu söylemekten korkmayan, yalnız Allah’tan korkanlar gibi olun. Allah’ın âyetlerini geçici ve basit dünya menfaatleri karşılığında satmayın, elinizdeki tahrif ettiğiniz Tevrat’ın içinde kalan gerçekleri ve aslını tasdik eden Kur’an’ın davetine, hükümlerine yönelin.
Allah’ın indirdikleri ile hükmetmeyenler, kâfirlerin ta kendileridir.
İlgili ayetler
Mâide 45
1 ayetوَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ ف۪يهَٓا اَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِۙ وَالْعَيْنَ بِالْعَيْنِ وَالْاَنْفَ بِالْاَنْفِ وَالْاُذُنَ بِالْاُذُنِ وَالسِّنَّ بِالسِّنِّۙ وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌۜ فَمَنْ تَصَدَّقَ بِه۪ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُۜ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ٤٥
Mushaf
Okunuş
45Veketebnâ ʿaleyhim fîhâ enne-nnefse binnefsi velʿayne bilʿayni velʾenfe bilʾenfi velʾüẕüne bilʾüẕüni vessinne bissinni velcürûḥa ḳiṣâṣ. femen teṣaddeḳa bihî fehüve keffâratül leh. vemel lem yaḥküm bimâ enzele-llâhü feülâike hümu-żżâlimûn.
Ayet 45
Biz, Tevrat’ın aslında onlara şu hükümleri farz kılmıştık. Haksız yere birinin öldürülmesine karşılık cinayet işleyen de öldürülür; yine haksız yere olmak şartıyla göze karşılık göz, buruna karşılık burun, kulağa karşılık kulak, dişe karşılık diş ve bütün yaralamalara karşılık aynısı ile devlet kısas uygulayacaktır. Fakat mağdur olan kimse kısas hakkından vazgeçerse, bu davranış o kimsenin günahlarına kefaret sayılacaktır. Allah’ın indirdiği bu hükümlerle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir.
İlgili ayetler
Mâide 46–47
2 ayetوَقَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِۖ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ ف۪يهِ هُدًى وَنُورٌۙ وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ ٤٦ وَلْيَحْكُمْ اَهْلُ الْاِنْج۪يلِ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ ف۪يهِۜ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ ٤٧
Mushaf
Okunuş
46Veḳaffeynâ ʿalâ âŝârihim biʿîse-bni meryeme müṣaddiḳal limâ beyne yedeyhi mine-ttevrât. veâteynâhü-lʾincîle fîhi hüdev venûruv vemüṣaddiḳal limâ beyne yedeyhi mine-ttevrâti vehüdev vemevʿiżatel lilmütteḳîn.
47Velyaḥküm ehlü-lʾincîli bimâ enzele-llâhü fîh. vemel lem yaḥküm bimâ enzele-llâhü feülâike hümü-lfâsiḳûn.
Ayet 46–47
Biz Meryemoğlu İsa’ya da, kendisinden önce gelen Tevrat’ın içinde kalan doğruları tasdik etmek, içinden çıkarılmış olanları yeniden bildirmek ve insanlara bir rehber olmak üzere İncil’i verdik. İsa da insanları yaratılış sebepleri olan İslâm nizamı ve ahlakının hükümlerine uymaya, İncil ile davet ederdi.
Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir.
Mâide 48
1 ayetوَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ عَمَّا جَٓاءَكَ مِنَ الْحَقِّۜ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًاۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْ فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِۜ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَۙ ٤٨
Mushaf
Okunuş
48Veenzelnâ ileyke-lkitâbe bilḥaḳḳi müṣaddiḳal limâ beyne yedeyhi mine-lkitâbi vemüheyminen ʿaleyhi faḥküm beynehüm bimâ enzele-llâhü velâ tettebiʿ ehvâehüm ʿammâ câeke mine-lḥaḳḳ. liküllin ceʿalnâ minküm şirʿatev veminhâcâ. velev şâe-llâhü leceʿaleküm ümmetev vâḥidetev velâkil liyeblüveküm fî mâ âtâküm festebiḳu-lḫayrât. ile-llâhi merciʿuküm cemîʿan feyünebbiüküm bimâ küntüm fîhi taḫtelifûn.
Ayet 48
Ey Peygamber! Biz sana da, doğruları apaçık ortaya koyan Kur’an’ı indirdik. Bu Kur’an, kendinden önce indirilmiş kitaplarda kalmış olan gerçekleri tasdik eden ilahi bir rehberdir. O halde sen de mü’minler ve kitap ehlinden sana davalarını getirenler hakkında, Allah’ın Kur’an ile indirdikleri hükümlerle hükmet ve sakın onların arzularına, uydurdukları mesnetsiz görüşlerine uyma.
Şayet Allah dileseydi sizin hepinizi tek bir ümmet yapar ve sınırlarını Allah’ın belirlediği nizam ve ahlak ile yaşamaya mecbur bırakırdı. Allah her topluma daveti olan hayat nizamını yaşamaya götürecek farklı şeriatlar (yollar) var etti ve onları buna uymakla da imtihan edecektir. O itibarla hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Sonunda bu konudaki bütün davranışlarınızdan hesaba çekileceksiniz. Buna göre aranızda hüküm verilecektir.
İlgili ayetler
Mâide 49–50
2 ayetوَاَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ اَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ اَنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُص۪يبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ ٤٩ اَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَۜ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ۟ ٥٠
Mushaf
Okunuş
49Veeni-ḥküm beynehüm bimâ enzele-llâhü velâ tettebiʿ ehvâehüm vaḥẕerhüm ey yeftinûke ʿam baʿḍi mâ enzele-llâhü ileyk. fein tevellev faʿlem ennemâ yürîdü-llâhü ey yüṣîbehüm bibaʿḍi ẕünûbihim. veinne keŝîram mine-nnâsi lefâsiḳûn.
50Efeḥukme-lcâhiliyyeti yebgûne. vemen aḥsenü mine-llâhi ḥukmel liḳavmiy yûḳinûn.
Ayet 49–50
Ey Peygamber! Kitap ehlinden olduklarını iddia edenlerin ellerindeki kitaptaki tahrif edilmiş hükümler, Kur’an ile ortadan kaldırılmıştır. Sen onları da Kur’an’ın hükümlerine uymaya davet et, sakın seni yanıltıp bu hükümlerin bir kısmını uygulamaktan alıkoymasınlar. Şayet onlar, aralarında Allah’ın bildirdiği yasalarla verdiğin hükümlere uymaktan yüz çevirirlerse, bil ki Allah bu sebepten onları cezalandıracaktır. Gerçek şu ki, kitap ehli olanlarla birlikte insanların çoğu cahiliye inanç ve alışkanlıklarından vazgeçmeyen fasıklardır.
Oysa Allah’tan daha mükemmel hüküm (yasa) koyan kim olabilir? Bunu ancak Allah’ı gerektiği gibi kavrayan ve kavramak isteyen temiz akıl sahipleri anlayabilirler.
İlgili ayetler
Mâide 51
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارٰٓى اَوْلِيَٓاءَۢ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۜ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاِنَّهُ مِنْهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ٥١
Mushaf
Okunuş
51Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕü-lyehûde venneṣârâ evliyâʾ. baʿḍuhüm evliyâü baʿḍ. vemey yetevellehüm minküm feinnehû minhüm. inne-llâhe lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.
Ayet 51
Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost ve veli (yardımcı) edinmeyin, onlar ancak birbirlerinin dostları ve velileridir. Sizden her kim onları dost ve veli edinirse o da onlardan olur. Allah böylesi müşrik ve zalimleri dost ve veli edinip, işbirliği yapanları sevmez.
İlgili ayetler
Mâide 52–53
2 ayetفَتَرَى الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ ف۪يهِمْ يَقُولُونَ نَخْشٰٓى اَنْ تُص۪يبَنَا دَٓائِرَةٌۜ فَعَسَى اللّٰهُ اَنْ يَاْتِيَ بِالْفَتْحِ اَوْ اَمْرٍ مِنْ عِنْدِه۪ فَيُصْبِحُوا عَلٰى مَٓا اَسَرُّوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ نَادِم۪ينَۜ ٥٢ وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ اَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْۙ اِنَّهُمْ لَمَعَكُمْۜ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَاَصْبَحُوا خَاسِر۪ينَ ٥٣
Mushaf
Okunuş
52Fetere-lleẕîne fî ḳulûbihim meraḍuy yüsâriʿûne fîhim yeḳûlûne naḫşâ en tüṣîbenâ dâirah. feʿase-llâhü ey yeʾtiye bilfetḥi ev emrim min ʿindihî feyuṣbiḥû ʿalâ mâ eserrû fî enfüsihim nâdimîn.
53Veyeḳûlü-lleẕîne âmenû ehâülâi-lleẕîne aḳsemû billâhi cehde eymânihim innehüm lemeʿaküm. ḥabiṭat aʿmâlühüm feaṣbeḥû ḫâsirîn.
Ayet 52–53
Ey Peygamber! Kalplerine imanı iyice yerleştirememiş, kararsız, korkak, hasta ruhlu kimselerin, Müslümanlar karşısında müşrik ve kâfirlerin güçlenip, etkili duruma geçebilecekleri korkusu ile, onlarla dostluk kurup, işbirliği yapmak için, birbirleriyle yarıştıklarını görürsün, fakat Allah Müslümanlara bir zafer nasip ettiğinde, yahut başka bir nimeti ile ödüllendirdiğinde, kalplerinde hastalık olan bu münafıklar, içlerinde gizledikleri düşüncelerinden ve yaptıkları yanlışlardan dolayı, pişmanlık duyup, vicdan azabı çekerler.
Yürekten iman edip Allah’a teslim olanlar, münafıkların müşrik ve kâfirlere yakınlaşma çabalarına bakarak birbirlerine şöyle derler: “Bize gelip ‘Sizinle beraberiz, sizin gibi inanıyoruz’ diye Allah adına yemin edenler bunlar değil miydi?” Allah münafıkların iyilik ve hayır adına yaptıklarını boşa çıkarır, sonunda da hüsrana uğrayanlardan olurlar.
Mâide 54
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ د۪ينِه۪ فَسَوْفَ يَاْتِي اللّٰهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُٓ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِر۪ينَۘ يُجَاهِدُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَٓائِمٍۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ ٥٤
Mushaf
Okunuş
54Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû mey yertedde minküm ʿan dînihî fesevfe yeʾti-llâhü biḳavmiy yüḥibbühüm veyüḥibbûnehû eẕilletin ʿale-lmüʾminîne eʿizzetin ʿale-lkâfirîn. yücâhidûne fî sebîli-llâhi velâ yeḫâfûne levmete lâim. ẕâlike faḍlü-llâhi yüʾtîhi mey yeşâʾ. vellâhü vâsiʿun ʿalîm.
Ayet 54
Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse şunu bilsin: Allah onların yerine öyle kimseler getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Bu kimseler mü’minlere karşı çok şefkatli, merhametli ve alçak gönüllü; inkârcılara karşı da başları dik, onurlu, tavizsiz ve güçlüdürler. Onlar Allah’ın davetini yaşamak ve yaşatmak uğrunda malları ve canları ile cihat eder, bu yolda kendilerini kınayanlardan korkmaz ve öylelerine aldırış etmezler.
İşte bunlar, gönülden iman edip, teslim olanlara Allah’ın lütfettiği özelliklerdir. O, layık gördüklerinin bu özelliklerini destekler. Her şeyin tek ve mutlak doğrusunu yalnız Allah bilir.
İlgili ayetler
Mâide 55–56
2 ayetاِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ ٥٥ وَمَنْ يَتَوَلَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَاِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْغَالِبُونَ۟ ٥٦
Mushaf
Okunuş
55İnnemâ veliyyükümü-llâhü verasûlühû velleẕîne âmenü-lleẕîne yüḳîmûne-ṣṣalâte veyüʾtûne-zzekâte vehüm râkiʿûn.
56Vemey yetevelle-llâhe verasûlehû velleẕîne âmenû feinne ḥizbe-llâhi hümü-lgâlibûn.
Ayet 55–56
Ey iman edenler! Sizin gerçek veliniz ve dostunuz yalnızca Allah’tır, O’nun elçisi ve O’na yürekten iman edip teslim olmuş, namazı bilinçle ve titizlikle kılan, zekâtı severek verenlerdir. Kim böylece Allah’ı, elçisini ve mü’minleri dost edinirse, işte onlar Allah’ın tarafında olanlardır ve mutlaka galip gelecek olanlar da onlardır.
Mâide 57–58
2 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ اَوْلِيَٓاءَۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٥٧ وَاِذَا نَادَيْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ اتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًاۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ ٥٨
Mushaf
Okunuş
57Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕü-lleẕîne-tteḫaẕû dîneküm hüzüvev veleʿibem mine-lleẕîne ûtü-lkitâbe min ḳabliküm velküffâra evliyâʾ. vetteḳu-llâhe in küntüm müʾminîn.
58Veiẕâ nâdeytüm ile-ṣṣalâti-tteḫaẕûhâ hüzüvev veleʿibâ. ẕâlike biennehüm ḳavmül lâ yaʿḳilûn.
Ayet 57–58
Ey iman edenler! Gerek önceki kitap ehlinden olduklarını iddia edenlerden, gerekse onlardan olmayan sizin nizamınız ve ahlakınızla alay edip hafife alanlardan sakın dostlar ve veliler edinmeyin, gerçekten iman etmişseniz buna dikkat edip Allah’a karşı sorumlu olduğunuzu unutmayın.
Siz böylelerini, doğru yola uymaya çağırdığınızda veya ezanla namaza davet edildiklerinde alay ederler, davetinizi eğlence konusu yaparlar, çünkü onlar akıllarını doğru kullanmayan nankörlerdir.
İlgili ayetler
Mâide 59–60
2 ayetقُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ هَلْ تَنْقِمُونَ مِنَّٓا اِلَّٓا اَنْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلُۙ وَاَنَّ اَكْثَرَكُمْ فَاسِقُونَ ٥٩ قُلْ هَلْ اُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ مَنْ لَعَنَهُ اللّٰهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَۜ اُو۬لٰٓئِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضَلُّ عَنْ سَوَٓاءِ السَّب۪يلِ ٦٠
Mushaf
Okunuş
59Ḳul yâ ehle-lkitâbi hel tenḳimûne minnâ illâ en âmennâ billâhi vemâ ünzile ileynâ vemâ ünzile min ḳablü veenne ekŝeraküm fâsiḳûn.
60Ḳul hel ünebbiüküm bişerrim min ẕâlike meŝûbeten ʿinde-llâh. mel leʿanehü-llâhü vegaḍibe ʿaleyhi veceʿale minhümü-lḳiradete velḫanâzîra veʿabede-ṭṭâgût. ülâike şerrum mekânev veeḍallü ʿan sevâi-ssebîl.
Ayet 59–60
De ki: “Ey bizden önce kendilerine kitap gönderilmiş olanlar! Siz, Kur’an’a ve ondan önce indirilmiş olan kitaplara iman etmemiz ve davet olunduğumuz nizam ile ahlakı yaşamaya gayret etmemiz sebebi ile mi bize kin duyup nefretle muamele ediyorsunuz? Bu sizin müşrik olarak yaşamaktan vazgeçmeyen fasıklık ve sapıklığınızın bir sonucudur.”
Ey Peygamber! Ayrıca onlara de ki: “Bu sebeplerden dolayı, onların Allah’ın kendilerine lanet edip gazaplanarak maymuna ve domuza benzettiği kimseler olduğunu unutmayın. İşte onlar, şeytanın vesveselerinin peşine takılıp İslamî hayat nizamı ile alay edip tağuti nizamlara uydukları için zillete mahkûm edildiler.”
Mâide 61–63
3 ayetوَاِذَا جَٓاؤُ۫كُمْ قَالُٓوا اٰمَنَّا وَقَدْ دَخَلُوا بِالْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا بِه۪ۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا كَانُوا يَكْتُمُونَ ٦١ وَتَرٰى كَث۪يرًا مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٦٢ لَوْلَا يَنْهٰيهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْاِثْمَ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ ٦٣
Mushaf
Okunuş
61Veiẕâ câûküm ḳâlû âmennâ veḳad deḫalû bilküfri vehüm ḳad ḫaracû bih. vellâhü aʿlemü bimâ kânû yektümûn.
62Veterâ keŝîram minhüm yüsâriʿûne fi-lʾiŝmi velʿudvâni veeklihimü-ssuḥt. lebiʾse mâ kânû yaʿmelûn.
63Levlâ yenhâhümü-rrabbâniyyûne velʾaḥbâru ʿan ḳavlihimü-lʾiŝme veeklihimü-ssuḥt. lebiʾse mâ kânû yaṣneʿûn.
Ayet 61–63
Ey Peygamber! Münafıklarla birlikte bir kısım kitap ehlinden kimseler sana geldiklerinde “Biz de sizin gibi inananlardanız” derler. Oysa onlar, gerçekten inanmış olarak gelmedikleri gibi, ayrılırken de inanmış olarak ayrılmazlar. Allah onların gizlemiş oldukları niyetlerini, mü’minlere olan kin ve nefretlerini de çok iyi bilmektedir.
Onlardan çoğunun hak hukuk tanımamak, haram yemek, iftira atmak, yalan söylemek ve zayıf olanlara zulmetmek konusunda birbirleriyle yarış halinde olduklarını görürsün.
Kitap ehli olanların dindar görünen hahamlarının, rahiplerinin, kendi yandaşlarını bu kötü alışkanlıklarından vazgeçirmeleri gerekmez miydi? Bunu yapmamış olmaları ne kötü bir şeydir.
Mâide 64
1 ayetوَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌۜ غُلَّتْ اَيْد۪يهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُواۢ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِۙ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يرًا مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًاۜ وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ كُلَّمَٓا اَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُۙ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَادًاۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ينَ ٦٤
Mushaf
Okunuş
64Veḳâleti-lyehûdü yedü-llâhi maglûleh. gullet eydîhim velüʿinû bimâ ḳâlû. bel yedâhü mebsûṭatâni yünfiḳu keyfe yeşâʾ. veleyezîdenne keŝîram minhüm mâ ünzile ileyke mir rabbike ṭugyânev veküfrâ. veelḳaynâ beynehümü-lʿadâvete velbagḍâe ilâ yevmi-lḳiyâmeh. küllemâ evḳadû nâral lilḥarbi aṭfeehe-llâhü veyesʿavne fi-lʾarḍi fesâdâ. vellâhü lâ yüḥibbü-lmüfsidîn.
Ayet 64
Bir kısım Yahudiler “Allah’ın eli sıkıdır, O cimridir” diyorlar. Eli sıkı olan da, cimri olan da kendileridir. Allah bu sözlerinden dolayı onları lanetledi. Allah’ın cömertliği sınırsızdır ve O’nun iki eli de sonuna kadar açıktır, dilediğine dilediği kadar bağışlar.
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirilen Kur’an, onların çoğunun isyanını, azgınlığını, nankörlüğünü, mü’minlere karşı da kin ve nefretlerini artırır. Biz de bu yüzden Kıyamet’e kadar onların kendi aralarındaki birbirlerine karşı kin ve nefretlerini artırdık. Onlar ne zaman mü’minlere karşı bir savaş ateşi tutuştursalar, Allah onu söndürmüştür. Çünkü onlar yeryüzünde çürümeyi ve yozlaşmayı körükleyip yayma çabası içindeler. Allah böylesi fasıkları sevmez.
İlgili ayetler
Mâide 65–66
2 ayetوَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْكِتَابِ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ٦٥ وَلَوْ اَنَّهُمْ اَقَامُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ لَاَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْۜ مِنْهُمْ اُمَّةٌ مُقْتَصِدَةٌۜ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ سَٓاءَ مَا يَعْمَلُونَ۟ ٦٦
Mushaf
Okunuş
65Velev enne ehle-lkitâbi âmenû vetteḳav lekeffernâ ʿanhüm seyyiâtihim veleedḫalnâhüm cennâti-nneʿîm.
66Velev ennehüm eḳâmü-ttevrâte velʾincîle vemâ ünzile ileyhim mir rabbihim leekelû min fevḳihim vemin taḥti ercülihim. minhüm ümmetüm muḳteṣideh. vekeŝîrum minhüm sâe mâ yaʿmelûn.
Ayet 65–66
Kitap ehlinden olduklarını söyleyenler, Allah adına Kur’an ile yapılan davete yürekten iman edip gereklerini yerine getirselerdi, Biz de onların günahlarını bağışlar, onları cennet nimetleri ile ödüllendirirdik. Şayet onlar geçmişte Tevrat ve İncil ile davet edildiklerine bugün de Kur’an ile bildirilenlere uysalardı, Allah da gökten ve yerden sayısız nimetlerle ödüllendirirdi. Onlardan pek azı davet edildikleri doğru yola uyarlar. Çoğu da şirki ve küfrü yol edinmişlerdir.
İlgili ayetler
Mâide 67
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۜ وَاِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُۜ وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ ٦٧
Mushaf
Okunuş
67Yâ eyyühe-rrasûlü bellig mâ ünzile ileyke mir rabbik. veil lem tefʿal femâ bellagte risâleteh. vellâhü yaʿṣimüke mine-nnâs. inne-llâhe lâ yehdi-lḳavme-lkâfirîn.
Ayet 67
Ey Peygamber! Sen Rabbinden sana indirilenleri sebatla tebliğ etmeye devam et, şayet bunu bütün gücünle yapmazsan Allah’ın sana verdiği elçilik görevini yapmamış olursun. Görevini yerine getirirken de kimseden korkma, Allah seni müşrik ve kâfirlerin vereceği zararlardan koruyacaktır. Allah kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.
Mâide 68
1 ayetقُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلٰى شَيْءٍ حَتّٰى تُق۪يمُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يرًا مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًاۚ فَلَا تَاْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ ٦٨
Mushaf
Okunuş
68Ḳul yâ ehle-lkitâbi lestüm ʿalâ şeyʾin ḥattâ tüḳîmü-ttevrâte velʾincîle vemâ ünzile ileyküm mir rabbiküm. veleyezîdenne keŝîram minhüm mâ ünzile ileyke mir rabbike ṭugyânev veküfrâ. felâ teʾse ʿale-lḳavmi-lkâfirîn.
Ayet 68
De ki: “Ey Kitap Ehli! Siz Rabbiniz tarafından indirilen ve Tevrat’la İncil’in aslını tasdik eden bu Kur’an ile davet olunduğunuz hayata yönelip uymadıkça, ‘Biz de Kitap Ehliyiz’ demenizin Allah yanında hiçbir önemi ve değeri yoktur.”
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirilen âyetler, onlardan birçoğunun azgınlığını, nankörlüğünü, şirkini ve küfrünü artıracaktır. Sen Allah adına Kur’an ile yaptığın daveti reddeden bu kimseler için üzülme.
Mâide 69
1 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالصَّابِؤُ۫نَ وَالنَّصَارٰى مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ٦٩
Mushaf
Okunuş
69İnne-lleẕîne âmenû velleẕîne hâdû veṣṣâbiûne venneṣârâ men âmene billâhi velyevmi-lʾâḫiri veʿamile ṣâliḥan felâ ḫavfün ʿaleyhim velâ hüm yaḥzenûn.
Ayet 69
Peygamber’e, Kur’an’a ve Âhiret Gününe iman ettiklerini söyleyen fakat ikiyüzlü davranmaktan da geri durmayan münafıklar, Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlar, Allah’a ve Âhiret Gününe yürekten iman edip yalnız Allah’ı ilah edinerek davet olundukları hayat nizamı ile yaşamaya çalışıp da salih ameller işlerlerse, Allah onları da cennet ile ödüllendirecek. Böyleleri için korku yoktur ve mahzun da olmayacaklardır.
İlgili ayetler
Mâide 70–71
2 ayetلَقَدْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ وَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهِمْ رُسُلًاۜ كُلَّمَا جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُهُمْۙ فَر۪يقًا كَذَّبُوا وَفَر۪يقًا يَقْتُلُونَ ٧٠ وَحَسِبُٓوا اَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا وَصَمُّوا ثُمَّ تَابَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا وَصَمُّوا كَث۪يرٌ مِنْهُمْۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ ٧١
Mushaf
Okunuş
70Leḳad eḫaẕnâ mîŝâḳa benî isrâîle veerselnâ ileyhim rusülâ. küllemâ câehüm rasûlüm bimâ lâ tehvâ enfüsühüm ferîḳan keẕẕebû veferîḳay yaḳtülûn.
71Veḥasibû ellâ tekûne fitnetün feʿamû veṣammû ŝümme tâbe-llâhü ʿaleyhim ŝümme ʿamû veṣammû keŝîrum minhüm. vellâhü beṣîrum bimâ yaʿmelûn.
Ayet 70–71
Şu da bir gerçek ki Biz, geçmişte İsrailoğullarına gönderdiğimiz peygamberlerle, onlardan Allah’ın davetine uyacaklarına dair söz almıştık fakat peygamberleri ne zaman onların boş, anlamsız arzu ve heveslerine uymayan bir hüküm getirse, onlar bunu getiren peygamberlerin bir kısmını yalancılıkla suçlayıp bir kısmını da öldürdüler. Bunları yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet, bir azap gelmeyeceğini sanıyorlardı, âdeta gerçeklere karşı gözleri kör, kulakları sağırlaşmıştı. Bir süre sonra bir kısmı akıllarını başlarına alıp yaptıklarından tevbe ederek, doğru olana yöneldiler. Allah da böylelerinin tevbelerini kabul etti fakat sonra tekrar eski şirk ve küfür nizamlarına geri döndüler. Allah, onların yaptıklarını elbette görmüştür.
Mâide 72
1 ayetلَقَدْ كَفَرَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَس۪يحُ ابْنُ مَرْيَمَۜ وَقَالَ الْمَس۪يحُ يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبَّكُمْۜ اِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَاْوٰيهُ النَّارُۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ ٧٢
Mushaf
Okunuş
72Leḳad kefera-lleẕîne ḳâlû inne-llâhe hüve-lmesîḥu-bnü meryem. veḳâle-lmesîḥu yâ benî isrâîle-ʿbüdü-llâhe rabbî verabbeküm. innehû mey yüşrik billâhi feḳad ḥarrame-llâhü ʿaleyhi-lcennete vemeʾvâhü-nnâr. vemâ liżżâlimîne min enṣâr.
Ayet 72
Gerçek şu ki, “Allah Meryemoğlu Mesih’tir” diyenler, küfre batmış kâfirlerdir.
Hâlbuki Meryemoğlu İsa Mesih onlara hep şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Benim de, sizin de Rabbimiz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’la birlikte başka ilah edinirse, Allah’a şirk koşmuş olur. Böyle kimselerin yeri cehennem olacaktır. Müşriklerin asla yardımcıları da yoktur.”
Mâide 73–74
2 ayetلَقَدْ كَفَرَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ ثَالِثُ ثَلٰثَةٍۢ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّٓا اِلٰهٌ وَاحِدٌۜ وَاِنْ لَمْ يَنْتَهُوا عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٧٣ اَفَلَا يَتُوبُونَ اِلَى اللّٰهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٧٤
Mushaf
Okunuş
73Leḳad kefera-lleẕîne ḳâlû inne-llâhe ŝâliŝü ŝelâŝeh. vemâ min ilâhin illâ ilâhüv vâḥid. veil lem yentehû ʿammâ yeḳûlûne leyemessenne-lleẕîne keferû minhüm ʿaẕâbün elîm.
74Efelâ yetûbûne ile-llâhi veyestagfirûneh. vellâhü gafûrur raḥîm.
Ayet 73–74
“Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler de küfre sapmış kâfirlerdir. Oysa bir tek Allah’tan başka ilah yoktur. Bu asılsız, gerçek dışı, anlamsız iddialarından vazgeçmeyenler, şiddetli bir azapla cezalandırılacaklar. O halde böyle diyenler, bundan tevbe ederek yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinip de doğruya yönelerek bağışlanma dilemeyecekler mi?
Allah şirkinden, küfründen tevbe ederek davetine yönelip gereklerini yerine getirenlere karşı merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.
Mâide 75–76
2 ayetمَا الْمَس۪يحُ ابْنُ مَرْيَمَ اِلَّا رَسُولٌۚ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُۜ وَاُمُّهُ صِدّ۪يقَةٌۜ كَانَا يَاْكُلَانِ الطَّعَامَۜ اُنْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الْاٰيَاتِ ثُمَّ انْظُرْ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ ٧٥ قُلْ اَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًاۜ وَاللّٰهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٧٦
Mushaf
Okunuş
75Me-lmesîḥu-bnü meryeme illâ rasûl. ḳad ḫalet min ḳablihi-rrusül. veümmühû ṣiddîḳah. kânâ yeʾkülâni-ṭṭaʿâm. ünżur keyfe nübeyyinü lehümü-lʾâyâti ŝümme-nżur ennâ yüʾfekûn.
76Ḳul etaʿbüdûne min dûni-llâhi mâ lâ yemlikü leküm ḍarrav velâ nefʿâ. vellâhü hüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Ayet 75–76
Meryemoğlu İsa Mesih de kendinden önce gelip geçen resûller gibi bir peygamberdi. Onun annesi çok iffetli bir kadındı, onlar da diğer insanlar gibi yiyip içen ölümlü kimselerdi. Bizim bu gerçekleri apaçık bildirmemize rağmen yine de bir kısım insanlar bundan yüz çeviriyorlar.
Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “İsa da Allah’ın insan olarak yaratıp peygamber olarak görevlendirdiği bir kuludur. Böyle olmasına rağmen onu Allah’la birlikte ilah edinip de tapınacak mısınız? Hâlbuki Allah’ın izni olmadan size hiç kimse ne bir fayda sağlayabilir ne de zarar verebilir. Her şeyin tek mutlak doğrusunu bilen, her şeyden haberdar olan ve her şeye kâdir olan yalnızca Allah’tır.”
İlgili ayetler
Mâide 77
1 ayetقُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا ف۪ي د۪ينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُٓوا اَهْوَٓاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَاَضَلُّوا كَث۪يرًا وَضَلُّوا عَنْ سَوَٓاءِ السَّب۪يلِ۟ ٧٧
Mushaf
Okunuş
77Ḳul yâ ehle-lkitâbi lâ taglû fî dîniküm gayra-lḥaḳḳi velâ tettebiʿû ehvâe ḳavmin ḳad ḍallû min ḳablü veeḍallû keŝîrav veḍallû ʿan sevâi-ssebîl.
Ayet 77
Ey Peygamber! Meryemoğlu İsa’yı Allah’la birlikte ilah edinenlere şunu da söyle: “Allah’ın bildirdiği gerçeklerle ilgisi olmayan, yalanlara inanıp da şeytanlaşmış kimselerin ve şeytanın oyuncağı olmayın.”
Mâide 78–81
4 ayetلُعِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ عَلٰى لِسَانِ دَاوُ۫دَ وَع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَۜ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ ٧٨ كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ ٧٩ تَرٰى كَث۪يرًا مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ اَنْفُسُهُمْ اَنْ سَخِطَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ ٨٠ وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالنَّبِيِّ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ اَوْلِيَٓاءَ وَلٰكِنَّ كَث۪يرًا مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ٨١
Mushaf
Okunuş
78Lüʿine-lleẕîne keferû mim benî isrâîle ʿalâ lisâni dâvûde veʿîse-bni meryem. ẕâlike bimâ ʿaṣav vekânû yaʿtedûn.
79Kânû lâ yetenâhevne ʿam münkerin feʿalûhü. lebiʾse mâ kânû yefʿalûn.
80Terâ keŝîram minhüm yetevellevne-lleẕîne keferû. lebiʾse mâ ḳaddemet lehüm enfüsühüm en seḫiṭa-llâhü ʿaleyhim vefi-lʿaẕâbi hüm ḫâlidûn.
81Velev kânû yüʾminûne billâhi vennebiyyi vemâ ünzile ileyhi me-tteḫaẕûhüm evliyâe velâkinne keŝîram minhüm fâsiḳûn.
Ayet 78–81
İsrailoğullarından Allah’ın davetinden yüz çevirenler, Davud’un ve Meryemoğlu İsa’nın diliyle lanetlenmişlerdir. Böyleleri Allah’ın koyduğu sınırları tanımayıp, kendileri sınırlar ve hükümler koymaya kalkmış, nankörleşip azgınlaşmışlardır. Onlar birbirlerini de şirkten, küfürden, günahtan vazgeçirmeye çalışmazlar, bu İsrailoğullarının birçoğunun da mü’minlerin düşmanları ile işbirliği yaptıklarını görürsün.
Hâlbuki onlar Allah’ın Peygamberine ve ona indirdiği Kitabına iman edip, davet olundukları hayat nizamına yönelselerdi, Allah’tan başkasını dost edinmez ve O’ndan başkasından yardım beklemezlerdi.
Mâide 82–85
4 ayetلَتَجِدَنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُواۚ وَلَتَجِدَنَّ اَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰىۜ ذٰلِكَ بِاَنَّ مِنْهُمْ قِسّ۪يس۪ينَ وَرُهْبَانًا وَاَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ٨٢ وَاِذَا سَمِعُوا مَٓا اُنْزِلَ اِلَى الرَّسُولِ تَرٰٓى اَعْيُنَهُمْ تَف۪يضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّۚ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اٰمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِد۪ينَ ٨٣ وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَا جَٓاءَنَا مِنَ الْحَقِّۙ وَنَطْمَعُ اَنْ يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِح۪ينَ ٨٤ فَاَثَابَهُمُ اللّٰهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْمُحْسِن۪ينَ ٨٥
Mushaf
Okunuş
82Letecidenne eşedde-nnâsi ʿadâvetel lilleẕîne âmenü-lyehûde velleẕîne eşrakû. veletecidenne aḳrabehüm meveddetel lilleẕîne âmenü-lleẕîne ḳâlû innâ neṣârâ. ẕâlike bienne minhüm ḳissîsîne veruhbânev veennehüm lâ yestekbirûn.
83Veiẕâ semiʿû mâ ünzile ile-rrasûli terâ aʿyünehüm tefîḍu mine-ddemʿi mimmâ ʿarafû mine-lḥaḳḳ. yeḳûlûne rabbenâ âmennâ fektübnâ meʿa-şşâhidîn.
84Vemâ lenâ lâ nüʾminü billâhi vemâ câenâ mine-lḥaḳḳi venaṭmeʿu ey yüdḫilenâ rabbünâ meʿa-lḳavmi-ṣṣâliḥîn.
85Feeŝâbehümü-llâhü bimâ ḳâlû cennâtin tecrî min taḥtihe-lʾenhâru ḫâlidîne fîhâ. veẕâlike cezâü-lmuḥsinîn.
Ayet 82–85
Bütün insanlar içinde, mü’minlere en fazla düşman olanlar Yahudiler ve müşriklerdir. Yine bütün insanların içinde, “Biz Nasarayız” diyenlerin mü’minlere sevgi besleyip saygılı olduklarını görürsün. Çünkü onların arasında yaratılışlarının sebebini merak edip, ona uygun yaşamanın arayışı içinde olan, kibirlenip büyüklük taslamayan, Allah’a nankörlükten sakınan keşişler, rahipler ve onların ardından gidenler vardır.
Onlara Allah’ın Peygamberine indirdiği Kitabın âyetleri okunmaya başlanınca, gerçekleri kavrayıp, gözyaşlarını tutamadıklarını görür, şöyle de dua ettiklerini duyarsın: “Ey Rabbimiz! Biz davetine iman ettik, bizi de gerçeğe şahit olanlardan kıl ve iman edenler arasına kat”, sonra da etraflarındaki insanlara şöyle seslenirler: “Bizi yaratıp, bunca nimetlerle donatan Rabbimiz, davetine icabet edenleri cennetine koymaya, erdemli, faziletli, salih insanlar arasına katmaya çağırırken, niçin O’nun Peygamberine ve Kitabına inanıp iman etmeyelim?”
Allah bu kimseleri, iman ettikten sonra gereklerini yerine getirmeleri halinde içinden ırmaklar akan daimi kalacakları cennetlerle ödüllendirecektir.
Mâide 86
1 ayetوَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟ ٨٦
Mushaf
Okunuş
86Velleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ ülâike aṣḥâbü-lceḥîm.
Ayet 86
Allah’ın daveti olan İslami hayat nizamı ile yaşamayı reddedip nankörlük ederek, Allah’ın âyetlerini yalan sayanlar ise içlerinde ebedî kalacakları cehenneme mahkûm edileceklerdir.
İlgili ayetler
86Zümer 71
Mâide 87–88
2 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ ٨٧ وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالًا طَيِّبًاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ٓي اَنْتُمْ بِه۪ مُؤْمِنُونَ ٨٨
Mushaf
Okunuş
87Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tüḥarrimû ṭayyibâti mâ eḥalle-llâhü leküm velâ taʿtedû. inne-llâhe lâ yüḥibbü-lmüʿtedîn.
88Vekülû mimmâ razeḳakümü-llâhü ḥalâlen ṭayyibâ. vetteḳu-llâhe-lleẕî entüm bihî müʾminûn.
Ayet 87–88
Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı temiz ve güzel nimetlerinden kendinizi mahrum etmeyin ve Allah’a şükredip sorumluluklarınızı bilinçle yerine getirin, Allah’ın belirlediği sınırları aşmayın.
Mâide 89
1 ayetلَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْاَيْمَانَۚ فَكَفَّارَتُهُٓ اِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاك۪ينَ مِنْ اَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ اَهْل۪يكُمْ اَوْ كِسْوَتُهُمْ اَوْ تَحْر۪يرُ رَقَبَةٍۜ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ كَفَّارَةُ اَيْمَانِكُمْ اِذَا حَلَفْتُمْۜ وَاحْفَظُٓوا اَيْمَانَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٨٩
Mushaf
Okunuş
89Lâ yüâḫiẕükümü-llâhü billagvi fî eymâniküm velâkiy yüâḫiẕüküm bimâ ʿaḳḳattümü-lʾeymân. fekeffâratühû iṭʿâmü ʿaşerati mesâkîne min evseṭi mâ tuṭʿimûne ehlîküm ev kisvetühüm ev taḥrîru raḳabeh. femel lem yecid feṣiyâmü ŝelâŝeti eyyâm. ẕâlike keffâratü eymâniküm iẕâ ḥaleftüm. vaḥfeżû eymâneküm. keẕâlike yübeyyinü-llâhü leküm âyâtihî leʿalleküm teşkürûn.
Ayet 89
Ey iman edenler! Bir konuda dil alışkanlığınız sebebiyle, düşünmeden yaptığınız yeminlerden dolayı, Allah sizi sorumlu tutmaz fakat düşünerek ve bilinçli olarak yaptığınız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutar. Böyle bir yemini bozduğunuz zaman, bunun kefareti olarak ailenize yedirdiğiniz yemeğe denk gelecek şekilde on fakiri doyurun veya onları giydirin yahut bir köleyi özgürlüğüne kavuşturun. Bunlara güç yetiremeyen üç gün art arda oruç tutsun, bozulan yeminlerin kefareti budur.
Ey mü’minler! Çokça yemin etmekten ve yeminlerinizi bozmaktan sakının. Allah sizlere düşünesiniz ve şükredesiniz diye âyetleri ile hükümlerini açıklıyor.
İlgili ayetler
Mâide 90–92
3 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ٩٠ اِنَّمَا يُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلٰوةِۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ ٩١ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاحْذَرُواۚ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّمَا عَلٰى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ٩٢
Mushaf
Okunuş
90Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû inneme-lḫamru velmeysiru velʾenṣâbü velʾezlâmü ricsüm min ʿameli-şşeyṭâni fectenibûhü leʿalleküm tüfliḥûn.
91İnnemâ yürîdü-şşeyṭânü ey yûḳiʿa beynekümü-lʿadâvete velbagḍâe fi-lḫamri velmeysiri veyeṣuddeküm ʿan ẕikri-llâhi veʿani-ṣṣalâh. fehel entüm müntehûn.
92Veeṭîʿü-llâhe veeṭîʿü-rrasûle vaḥẕerû. fein tevelleytüm faʿlemû ennemâ ʿalâ rasûline-lbelâgu-lmübîn.
Ayet 90–92
Ey iman edenler! Sarhoşluk veren her şey, şans oyunları, falcılık, kehanette bulunmak, Allah’tan başkası adına kurban kesmek ve tüm putperest âdetleri, şeytanın kurduğu tuzaklar, pis ve iğrenç işlerdir, bunlardan kesinlikle uzak durun.
Şeytan ve şeytanlaşmış kimseler, sarhoşluk veren şeyler, şans oyunları ve gelecekle ilgili kehanet tuzakları ile aranıza düşmanlıklar sokar, kin tohumları ekerler, Allah’ı aklınızdan, hayatınızdan çıkarıp, O’na güvenmekten ve namazla O’ndan yardım dilemekten, sizleri alıkoyarlar, böylesi pisliklerden uzak durup, Allah’a yakınlaşıp yalnız O’na güvenip O’na sığının.
Allah’ın ve Peygamber’in uyarılarına karşı duyarlı davranmaz, size bildirilen kötülüklerden uzak durmaz, uyarılardan yüz çevirirseniz, zarar göreceğiniz muhakkaktır, bunu aklınızdan çıkarmayın. Unutmayın ki Peygamber’in görevi Allah’ın âyetlerini açıkça tebliğ etmektir.
Mâide 93
1 ayetلَيْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ ف۪يمَا طَعِمُٓوا اِذَا مَا اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا وَاَحْسَنُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟ ٩٣
Mushaf
Okunuş
93Leyse ʿale-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti cünâḥun fîmâ ṭaʿimû iẕâ me-tteḳav veâmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti ŝümme-tteḳav veâmenû ŝümme-tteḳav veaḥsenû. vellâhü yüḥibbü-lmuḥsinîn.
Ayet 93
Allah’a yürekten iman edip, Allah adına Peygamber’in bildirdiklerine severek uyup, sorumluluklarını yerine getirenler, kendilerine Allah’ın hükümleri bildirilmeden önceki yaptıklarından sorumlu tutulmayacaklar. Onlar yalnız Allah’ı ilah edinerek, davet olundukları yaratılış sebepleri olan nizam ile ahlakı yaşamak ve yaşatmak uğrunda ellerinden gelen gayreti gösterip salih ameller işlemeye devam etsinler.
İlgili ayetler
93Tâhâ 82
Mâide 94–95
2 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَيَبْلُوَنَّكُمُ اللّٰهُ بِشَيْءٍ مِنَ الصَّيْدِ تَنَالُهُٓ اَيْد۪يكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَخَافُهُ بِالْغَيْبِۚ فَمَنِ اعْتَدٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٩٤ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّدًا فَجَزَٓاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِه۪ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ اَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاك۪ينَ اَوْ عَدْلُ ذٰلِكَ صِيَامًا لِيَذُوقَ وَبَالَ اَمْرِه۪ۜ عَفَا اللّٰهُ عَمَّا سَلَفَۜ وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللّٰهُ مِنْهُۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُو انْتِقَامٍ ٩٥
Mushaf
Okunuş
94Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû leyeblüvennekümü-llâhü bişeyʾim mine-ṣṣaydi tenâlühû eydîküm verimâḥuküm liyaʿleme-llâhü mey yeḫâfühû bilgayb. femeni-ʿtedâ baʿde ẕâlike felehû ʿaẕâbün elîm.
95Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ taḳtülu-ṣṣayde veentüm ḥurum. vemen ḳatelehû minküm müteʿammiden fecezâüm miŝlü mâ ḳatele mine-nneʿami yaḥkümü bihî ẕevâ ʿadlim minküm hedyem bâliga-lkaʿbeti ev keffâratün ṭaʿâmü mesâkîne ev ʿadlü ẕâlike ṣiyâmel liyeẕûḳa vebâle emrih. ʿafe-llâhü ʿammâ selef. vemen ʿâde feyenteḳimü-llâhü minh. vellâhü ʿazîzün ẕü-ntiḳâm.
Ayet 94–95
Ey iman edenler! Hac veya umre için ihrama büründüğünüzde, Allah size bu ibadetler sırasında avlanmayı yasaklamıştır. Yasağa karşı tutumunuzla sizleri imtihan etmek için av hayvanlarından bir kısmını, ellerinizle yakalayabileceğiniz ya da mızrakla avlayabileceğiniz kadar size yaklaştıracak, her kim bu yasağa uymazsa bilsin ki onu âhirette çok çetin bir azap beklemektedir.
Ey iman edenler! Allah size ihramlı iken av hayvanlarını öldürmenizi haram kılmışken, içinizden kim bu yasağa uymaz da kasıtlı olarak bir av hayvanını öldürürse, onu öldüren, cezası olarak öldürdüğü hayvanın dengi olduğuna iki adil kişinin şahitlik ettiği bir hayvanı Kâbe’de kurban olarak kesip muhtaçlara dağıtsın yahut kurban bedeline denk düşecek miktarda yoksulları doyursun. Bunları yapmaya güç yetiremeyenler ise, yine kurban bedeline denk düşecek miktar kaç fakiri doyurmaya yetiyorsa, onların sayısınca oruç tutarak bu günahına karşı kefaretlerini ödesinler. Bu hükümler bildirilmiş olmadan önceki yapılmış olanlardan Allah sizi sorumlu tutmaz, fakat bu hükümler bildirildikten sonra yasakları çiğneyenlere de yaptıklarının karşılığını ödetecektir.
Allah hiç kimsenin yaptığını yanına bırakmaz, intikamını mutlaka alır. O, adil, güçlü ve üstündür.
Mâide 96
1 ayetاُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِۚ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًاۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٩٦
Mushaf
Okunuş
96Üḥille leküm ṣaydü-lbaḥri veṭaʿâmühû metâʿal leküm velissâyyârah. veḥurrime ʿaleyküm ṣaydü-lberri mâ dümtüm ḥurumâ. vetteḳu-llâhe-lleẕî ileyhi tuḥşerûn.
Ayet 96
İhramlı iken, size suda yaşayan hayvanların avlanması da yenilmesi de helal kılınmıştır. İhramlı olduğunuzda size yasaklanan av hayvanları sadece karada yaşayanlardır.
Ey iman edenler! Allah’a karşı sorumluluklarınızın bilinci ile yaşayın ve unutmayın ki sonunda O’nun huzurunda toplanıp yapıp ettiklerinizden hesap vereceksiniz.
Mâide 97
1 ayetجَعَلَ اللّٰهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَٓائِدَۜ ذٰلِكَ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٩٧
Mushaf
Okunuş
97Ceʿale-llâhü-lkaʿbete-lbeyte-lḥarâme ḳiyâmel linnâsi veşşehra-lḥarâme velhedye velḳalâid. ẕâlike litaʿlemû enne-llâhe yaʿlemü mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍi veenne-llâhe bikülli şeyʾin ʿalîm.
Ayet 97
Allah Kâbe’yi, yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinmek ve O’nun daveti nizam ve ahlak ile yaşamak uğrunda kıyam etmenin sembolü bir okul kıldı. Haram aylar ve hac için oraya getirilen ve kesilen kurbanlar da, Allah’tan başka ilah edinilemeyeceğinin sembollerindendir. Allah bunlarla yaratılış sebebinizi hatırlatmakta, sizleri harekete geçirmekte ve kendisine verilen sözlerin önemini belirtmektedir.
Allah göklerde ve yerde olan hiçbir şeyi sebepsiz yere yaratmadı. O her şeyin en doğrusunu bilen, her şeye güç yetiren ve her şeyden haberdar olandır.
İlgili ayetler
Mâide 98–99
2 ayetاِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ وَاَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌۜ ٩٨ مَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ ٩٩
Mushaf
Okunuş
98İʿlemû enne-llâhe şedîdü-lʿiḳâbi veenne-llâhe gafûrur raḥîm.
99Mâ ʿale-rrasûli ille-lbelâg. vellâhü yaʿlemü mâ tübdûne vemâ tektümûn.
Ayet 98–99
Allah, davetine uyup da gereklerini yerine getirenlere karşı çok şefkatli, merhametli ve bağışlayıcıdır. Fakat nankörlük edip, davetinden yüz çevirenleri de çok şiddetli bir azap ile cezalandıracaktır. Peygamberlerin görevi, Allah’ın âyetleri ile insanları yaratılış sebepleri olan hayatı yaşamaya davet etmektir. Allah sizin gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilmektedir.
Mâide 100
1 ayetقُلْ لَا يَسْتَوِي الْخَب۪يثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ اَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَب۪يثِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ۟ ١٠٠
Mushaf
Okunuş
100Ḳul lâ yestevi-lḫabîŝü veṭṭayyibü velev aʿcebeke keŝratü-lḫabîŝ. fetteḳu-llâhe yâ ûli-lʾelbâbi leʿalleküm tüfliḥûn.
Ayet 100
Ey Peygamber! De ki: “Allah’ın haram kıldığı şeyler hoşunuza gitse bile, size zararlıdır ve asla helal gibi temiz ve hayırlı olmazlar. O halde ey mü’minler! Allah’ın yasakladığı şeylere karşı çok dikkatli ve duyarlı olun ki mükâfatlara ve mutluluğa layık olasınız.”
Mâide 101–102
2 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَسْـَٔلُوا عَنْ اَشْيَٓاءَ اِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْۚ وَاِنْ تَسْـَٔلُوا عَنْهَا ح۪ينَ يُنَزَّلُ الْقُرْاٰنُ تُبْدَ لَكُمْۜ عَفَا اللّٰهُ عَنْهَاۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَل۪يمٌ ١٠١ قَدْ سَاَلَهَا قَوْمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ ثُمَّ اَصْبَحُوا بِهَا كَافِر۪ينَ ١٠٢
Mushaf
Okunuş
101Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tesʾelû ʿan eşyâe in tübde leküm tesüʾküm. vein tesʾelû ʿanhâ ḥîne yünezzelü-lḳurʾânü tübde leküm. ʿafe-llâhü ʿanhâ. vellâhü gafûrun ḥalîm.
102Ḳad seelehâ ḳavmüm min ḳabliküm ŝümme aṣbeḥû bihâ kâfirîn.
Ayet 101–102
Ey mü’minler! Size faydası olmayan ve açıklanması durumunda da hoşunuza gitmeyecek olan boş, anlamsız, olup bitmiş sorular sormayın. Allah size bilmeniz gerekenleri ve sorumluluklarınızı bildirmiştir, bildirilmemiş olanlar ise sizin dünya ve âhiret hayatınızı ilgilendirmez ve Allah sizi bildirmediklerinden de sorumlu tutmaz.
Allah mü’minlere karşı çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.
Sizden önce bir kısım insanlar, kendilerini ilgilendirmediği için Allah’ın da açıklamadığı soruları peygamberlerine sormuşlar, sorularına aldıkları cevapların hükümlerini yerine getiremeyince inkâra ve küfre sapmışlardı.
Mâide 103–104
2 ayetمَا جَعَلَ اللّٰهُ مِنْ بَح۪يرَةٍ وَلَا سَٓائِبَةٍ وَلَا وَص۪يلَةٍ وَلَا حَامٍۙ وَلٰكِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ وَاَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ ١٠٣ وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ ١٠٤
Mushaf
Okunuş
103Mâ ceʿale-llâhü mim beḥîrativ velâ sâibetiv velâ veṣîletiv velâ ḥâmiv velâkinne-lleẕîne keferû yefterûne ʿale-llâhi-lkeẕib. veekŝeruhüm lâ yaʿḳilûn.
104Veiẕâ ḳîle lehüm teʿâlev ilâ mâ enzele-llâhü veile-rrasûli ḳâlû ḥasbünâ mâ vecednâ ʿaleyhi âbâenâ. evelev kâne âbâühüm lâ yaʿlemûne şeyʾev velâ yehtedûn.
Ayet 103–104
Allah’ın helal kıldığı fakat müşriklerin kesilmesini, yenilmesini yahut başka şekilde yararlanılmasını, kendilerine haram saydıkları bir kısım hayvanları Bahire, Saibe, Vasile ve Ham gibi sözcüklerle isimlendirmeleri onların bâtıl inançlarından kaynaklanmaktadır. Allah o hayvanlardan yararlanılmasının haramlığı konusunda bir hüküm bildirmemiştir. Müşrikler Allah adına uydurdukları yalanları ile Allah’a iftira etmekteler. Zaten böyleleri akıllarını kullanmazlar!
Böylelerine “Gelin şu bâtıl, anlamsız inançlarınızdan vazgeçip Allah’ın daveti olan gerçeklere yönelin” denildiğinde, “Biz, atalarımızdan beri gelen hayat tarzımızdan memnunuz” derler. Peki ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolda da olmayan kimseler olarak yaşamışlarsa, yine de onların takipçileri olmayı mı sürdürecekler?
Mâide 105
1 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْۚ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْۜ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ١٠٥
Mushaf
Okunuş
105Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû ʿaleyküm enfüseküm. lâ yeḍurruküm men ḍalle iẕe-htedeytüm. ile-llâhi merciʿuküm cemîʿan feyünebbiüküm bimâ küntüm taʿmelûn.
Ayet 105
Ey iman edenler! Siz kendinizden sorumlusunuz, sizler doğru yolda olursanız yanlışta olanlar size zarar veremezler. Sonunda hepinizin dönüşü Allah’adır ve her insan yaşayış tarzının karşılığını görecektir.
İlgili ayetler
Mâide 106–108
3 ayetيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ ح۪ينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ اَوْ اٰخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ اِنْ اَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَاَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةُ الْمَوْتِۜ تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلٰوةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ اِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَر۪ي بِه۪ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۙ وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّٰهِ اِنَّٓا اِذًا لَمِنَ الْاٰثِم۪ينَ ١٠٦ فَاِنْ عُثِرَ عَلٰٓى اَنَّهُمَا اسْتَحَقَّٓا اِثْمًا فَاٰخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذ۪ينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْاَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ لَشَهَادَتُنَٓا اَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَاۘ اِنَّٓا اِذًا لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ ١٠٧ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ يَاْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلٰى وَجْهِهَٓا اَوْ يَخَافُٓوا اَنْ تُرَدَّ اَيْمَانٌ بَعْدَ اَيْمَانِهِمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاسْمَعُواۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟ ١٠٨
Mushaf
Okunuş
106Yâ eyyühe-lleẕîne âmenû şehâdetü beyniküm iẕâ ḥaḍara eḥadekümü-lmevtü ḥîne-lveṣiyyeti-ŝnâni ẕevâ ʿadlim minküm ev âḫarâni min gayriküm in entüm ḍarabtüm fi-lʾarḍi feeṣâbetküm müṣîbtü-lmevt. taḥbisûnehümâ mim baʿdi-ṣṣalâti feyuḳsimâni billâhi ini-rtebtüm lâ neşterî bihî ŝemenev velev kâne ẕâ ḳurbâ velâ nektümü şehâdete-llâhi innâ iẕel lemine-lʾâŝimîn.
107Fein ʿuŝira ʿalâ ennehüme-steḥaḳḳâ iŝmen feâḫarâni yeḳûmâni meḳâmehümâ mine-lleẕîne-steḥaḳḳa ʿaleyhimü-lʾevleyâni feyuḳsimâni billâhi leşehâdetünâ eḥaḳḳu min şehâdetihimâ veme-ʿtedeynâ. innâ iẕel lemine-żżâlimîn.
108Ẕâlike ednâ ey yeʾtû bişşehâdeti ʿalâ vechihâ ev yeḫâfû en türadde eymânüm baʿde eymânihim. vetteḳu-llâhe vesmeʿû. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-lfâsiḳîn.
Ayet 106–108
Ey iman edenler! Ölümün size yaklaştığını fark ederseniz, yapacağınız vasiyet için kendi yakınlarınızdan iki adil şahit bulundurun. Şayet yolculukta bunu fark ederseniz, sizden olmayan iki kişiyi de şahit yapabilirsiniz. Ey mü’minler! Vasiyetinize şahitlik edenlerin doğruyu söyleyip söylemeyeceklerinden şüphe ederseniz, kıldığınız namazdan sonra onlara şöyle yemin ettirin: “Allah’a andolsun ki akraba hatırı da dahil olmak üzere hiçbir maddi ve manevi menfaat karşılığında yalancı şahitlik yapmayacağız ve Allah’ın bildiğini gizlemeyeceğiz, aksi halde günah yüklenmiş oluruz.”
Doğru şahitlik yapacaklarına yemin eden bu kimselerin gerçeği gizleyerek yalan söyleyip günah işledikleri ortaya çıkarsa, o takdirde mirasta hak kaybına uğratılan taraftan iki kişiyi yalancı şahitlik yapanların yerine geçirin ve onlar da doğruyu söyleyeceklerine dair Allah adına şöyle yemin etsinler: “Allah’a yemin olsun ki bizim şahitliğimiz öncekilerin şahitliğinden doğru olacaktır. Çünkü biz hak ve hakikatten ayrılmayacağız, böyle davranmaz isek biz de zalimlerden oluruz.”
Böylece şahitler, kendilerinden öncekiler gibi güvenilmez kimseler durumuna düşmekten çekinerek, yeminlerine sadık kalıp şahitliklerini adaletle yerine getirsinler.
Sizler Allah adına yaptığınız yeminlerinize sadık kalın, Allah’ın âyetlerine bilinçle sarılıp sorumluluklarınızı aklınızdan çıkarmayın. Allah, hükümlerine karşı duyarsız davranıp sırt dönenlere (fasıklara) rehberlik etmez.
Mâide 109–110
2 ayetيَوْمَ يَجْمَعُ اللّٰهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَٓا اُجِبْتُمْۜ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ ١٠٩ اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَت۪ي عَلَيْكَ وَعَلٰى وَالِدَتِكَۢ اِذْ اَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًاۚ وَاِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۚ وَاِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطّ۪ينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ بِاِذْن۪ي فَتَنْفُخُ ف۪يهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِاِذْن۪ي وَتُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ بِاِذْن۪يۚ وَاِذْ تُخْرِجُ الْمَوْتٰى بِاِذْن۪يۚ وَاِذْ كَفَفْتُ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ عَنْكَ اِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ١١٠
Mushaf
Okunuş
109Yevme yecmeʿu-llâhü-rrusüle feyeḳûlü mâẕâ ücibtüm. ḳâlû lâ ʿilme lenâ. inneke ente ʿallâmü-lguyûb.
110İẕ ḳâle-llâhü yâ ʿîse-bne meryeme-ẕkür niʿmetî ʿaleyke veʿalâ vâlidetik. iẕ eyyettüke birûḥi-lḳudüsi tükellimü-nnâse fi-lmehdi vekehlâ. veiẕ ʿallemtüke-lkitâbe velḥikmete vettevrâte velʾincîl. veiẕ taḫlüḳu mine-ṭṭîni keheyʾeti-ṭṭayri biiẕnî fetenfüḫu fîhâ fetekûnü ṭayram biiẕnî vetübriü-lʾekmehe velʾebraṣa biiẕnî. veiẕ tuḫricü-lmevtâ biiẕnî. veiẕ kefeftü benî isrâîle ʿanke iẕ ciʾtehüm bilbeyyinâti feḳâle-lleẕîne keferû minhüm in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.
Ayet 109–110
Allah, Hesap Günü peygamberleri de huzurunda toplayıp onlara: “İnsanları yaratılış sebepleri olan doğru yola çağırdığınızda, size nasıl cevaplar verdiler?” diye soracak, onlar da “Rabbimiz! Biz onların içlerindeyken yalnızca bize görünen yüzlerini biliriz, oysa Sen hem bizden sonraki tutumlarını hem içlerinde gizlediklerini de bilirsin, bizden sonra olup bitenleri bilmeyiz” diyecekler.
Allah bunun ardından da İsa’ya şöyle diyecek: “Ey Meryemoğlu İsa! Sana ve annene verdiğim nimetleri hatırla, seni Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiş ve peygamber olarak görevlendirip vahiy göndermiştik. Beşikteyken de bir yetişkin gibi konuşturup, annenin iffetli bir kadın olduğunu ve Allah’ın sana peygamberlik verdiğini söyletmiştik. Sonra da sana Tevrat’ın aslını ve İncil’i öğretip, insanları yaratılış sebepleri olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet ettirmiştik. Peygamberliğin delili olarak da Bizim iznimizle çamura kuş şekli verip, Bize dua ederek ona üflüyor, canlanmasını istiyordun. Biz de onu canlandırıyorduk, ardından körlerin ve cüzzamlıların iyileşmesi için dua ediyor, duana karşılık onları iyileştiriyorduk, dahası ölülerin diriltileceğini de onlara göstermen için duana karşılık ölen birilerini de diriltmiştik. Senin peygamberliğinin ve davetinin gerçekliği, bunca delille apaçık ortaya konulmasına rağmen, İsrailoğullarından müşrik ve kâfirlikte direnenler ‘Bunlar düpedüz sihirdir, sen de sihirbazsın’ demekle kalmayıp, sana zarar vermeye kalktılar. Biz de o zaman zarar vermelerini önleyip seni onlardan kurtarmıştık.”
Mâide 111–115
5 ayetوَاِذْ اَوْحَيْتُ اِلَى الْحَوَارِيّ۪نَ اَنْ اٰمِنُوا ب۪ي وَبِرَسُول۪يۚ قَالُٓوا اٰمَنَّا وَاشْهَدْ بِاَنَّنَا مُسْلِمُونَ ١١١ اِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَط۪يعُ رَبُّكَ اَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِۜ قَالَ اتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١١٢ قَالُوا نُر۪يدُ اَنْ نَاْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ اَنْ قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِد۪ينَ ١١٣ قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللّٰهُمَّ رَبَّنَٓا اَنْزِلْ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِ تَكُونُ لَنَا ع۪يدًا لِاَوَّلِنَا وَاٰخِرِنَا وَاٰيَةً مِنْكَۚ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ ١١٤ قَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْۚ فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَاِنّ۪ٓي اُعَذِّبُهُ عَذَابًا لَٓا اُعَذِّبُهُٓ اَحَدًا مِنَ الْعَالَم۪ينَ۟ ١١٥
Mushaf
Okunuş
111Veiẕ evḥaytü ile-lḥavâriyyîne en âminû bî vebirasûlî. ḳâlû âmennâ veşhed biennenâ müslimûn.
112İẕ ḳâle-lḥavâriyyûne yâ ʿîse-bne meryeme hel yesteṭîʿu rabbüke ey yünezzile ʿaleynâ mâidetem mine-ssemâʾ. ḳâle-tteḳu-llâhe in küntüm müʾminîn.
113Ḳâlû nürîdü en neʾküle minhâ vetaṭmeinne ḳulûbünâ venaʿleme en ḳad ṣadaḳtenâ venekûne ʿaleyhâ mine-şşâhidîn.
114Ḳâle ʿîse-bnü meryeme-llâhümme rabbenâ enzil ʿaleynâ mâidetem mine-ssemâi tekûnü lenâ ʿîdel lievvelinâ veâḫirinâ veâyetem mink. verzuḳnâ veente ḫayru-rrâziḳîn.
115Ḳâle-llâhü innî münezzilühâ ʿaleyküm. femey yekfür baʿdü minküm feinnî üʿaẕẕibühû ʿaẕâbel lâ üʿaẕẕibühû eḥadem mine-lʿâlemîn.
Ayet 111–115
Ey İsa! Beyazlara bürünüp doğruyu arayan havarilere “Bana ve elçime iman edip güvenin” diye ilham edip, onları sana yönlendirmiştim. Onlar da, “Rabbimiz! İnanıp iman ettik, Sen de şahit ol. Senin adına İsa’nın davet ettiği nizam ve ahlaka teslim olarak yaşayan Müslümanlar olmak üzere canla başla gayret edeceğiz” demişlerdi. Sonra da Havariler, imanlarının Allah tarafından kabulünün bir delili ve Allah’tan umdukları mükâfatlar konusunu da kalplerinin tatmini için İsa’ya şöyle dediler: “Ey Meryemoğlu İsa! Rabbinden gökten bize bir sofra indirmesini ister misin?”
Bunun üzerine İsa da onlara, “Siz gerçekten Allah’a gönülden iman etmiş ve O’na güvenen kimselerseniz, Allah’a karşı saygılı davranıp, bu tür isteklerle O’nun ilmi ve gücünü denemeye kalkmayın” dedi.
Havariler İsa’ya şöyle cevap verdiler: “Biz istiyoruz ki, göklerden bize ikram edilecek yemeklerden yiyelim de böylece kalplerimiz tatmin olsun. Senin de bizi ve herkesi davet ettiğin nizam ile ahlakın, Allah’ın daveti olduğunun da delili olsun ve biz de bunun şahitleri olalım.”
Bunun üzerine İsa şöyle dua etti: “Ey Allah’ım! Ey Rabbimiz! Gökten bize bir sofra indir de, bu sofra hem bizlere hem de bizden sonrakilere Senin davetinin gerçekliğinin delili olarak bayram sevinci yaşatsın, ilminin ve kudretinin nişanesi olsun.”
Allah da İsa’ya şöyle vahyetti: “Ben bu sofrayı size indiririm, fakat buna rağmen içinizden kim davetimden yüz çevirirse, onu da dünyada benzerini hiç kimseye yaşatmadığım bir azapla cezalandırırım.”
Mâide 116–118
3 ayetوَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ ءَاَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُون۪ي وَاُمِّيَ اِلٰهَيْنِ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِحَقٍّۜ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُۜ تَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْس۪ي وَلَٓا اَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْسِكَۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ ١١٦ مَا قُلْتُ لَهُمْ اِلَّا مَٓا اَمَرْتَن۪ي بِه۪ٓ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبَّكُمْۚ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَه۪يدًا مَا دُمْتُ ف۪يهِمْۚ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَن۪ي كُنْتَ اَنْتَ الرَّق۪يبَ عَلَيْهِمْۜ وَاَنْتَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ ١١٧ اِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَاِنَّهُمْ عِبَادُكَۚ وَاِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَاِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ١١٨
Mushaf
Okunuş
116Veiẕ ḳâle-llâhü yâ ʿîse-bne meryeme eente ḳulte linnâsi-tteḫiẕûnî veümmiye ilâheyni min dûni-llâh. ḳâle sübḥâneke mâ yekûnü lî en eḳûle mâ leyse lî biḥaḳḳ. in küntü ḳultühû feḳad ʿalimteh. taʿlemü mâ fî nefsî velâ aʿlemü mâ fî nefsik. inneke ente ʿallâmü-lguyûb.
117Mâ ḳultü lehüm illâ mâ emertenî bihî eni-ʿbüdü-llâhe rabbî verabbeküm. veküntü ʿaleyhim şehîdem mâ dümtü fîhim. felemmâ teveffeytenî künte ente-rraḳîbe ʿaleyhim. veente ʿalâ külli şeyʾin şehîd.
118İn tüʿaẕẕibhüm feinnehüm ʿibâdük. vein tagfir lehüm feinneke ente-lʿazîzü-lḥakîm.
Ayet 116–118
Allah, Hesap Günü İsa’ya verdiği nimetleri hatırlattıktan sonra, ona şunu soracak: “Ey Meryemoğlu İsa! Sen dünya hayatında insanlara, Allah’la birlikte beni ve annemi de ilah edinin dedin mi?”
İsa da bu soruya karşılık şöyle cevap verecek: “Hâşâ Rabbim, hakkım olmayan bir şeyi ben nasıl söylerim! Sen mutlak, yüce ve tek ilahsın! Aksine bir şey söylemiş olsaydım, elbette Sen bunu bilirdin. Sen benim düşündüklerimi, söylediklerimi ve yaptıklarımı da bilirsin ama ben bana bildirdiklerin dışında olanları bilemem.
Ben onları Senin bana vahyedip öğrettiklerinle emrinin gereği olarak, yalnız Seni Rab ve ilah edinerek yaratılış sebepleri olan Allah merkezli bir hayatı yaşamaya davet ettim ve ancak böyle yaşanılarak Allah’a kulluk edilebileceğini bildirdim. Onların aralarında yaşadığım sürece yaptıklarını görüyor, biliyor ve şahitlik ediyordum. Sen benim canımı aldıktan sonrasını ben bilmem. Onları görüp gözetleyen, her şeyden haberi olan ve her şeyin aslını bilen yalnız Sensin. Onların neyi hak ettiklerini ve neye layık olduklarını bilen ve karar verecek olan da Sensin. Ey Rabbim! Onlar Senin kulların ve üzerlerinde hak sahibi olan Sensin. Dilediğini ödüllendirmek, dilediğini cezalandırmak, dilediğini bağışlamak yetkisi yalnız Sana aittir, hüküm, hikmet ve kudret sahibi olan Sensin.”
Mâide 119
1 ayetقَالَ اللّٰهُ هٰذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِق۪ينَ صِدْقُهُمْۜ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ١١٩
Mushaf
Okunuş
119Ḳâle-llâhü hâẕâ yevmü yenfeʿu-ṣṣâdiḳîne ṣidḳuhüm. lehüm cennâtün tecrî min taḥtihe-lʾenhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. raḍiye-llâhü ʿanhüm veraḍû ʿanh. ẕâlike-lfevzü-lʿażîm.
Ayet 119
O gün Allah şöyle buyuracak: “Bugün yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinerek, davet olundukları sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamak için, Allah’a verdikleri sözlerinde duranların, içlerinde devamlı kalacakları nimetler yurdu cennetlerle ödüllendirilecekleri gündür. Allah onlardan, onlar da Allah’tan razıdırlar.”
İlgili ayetler
Mâide 120
1 ayetلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا ف۪يهِنَّۜ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١٢٠
Mushaf
Okunuş
120Lillâhi mülkü-ssemâvâti velʾarḍi vemâ fîhinn. vehüve ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Ayet 120
Şüphesiz gerçek şu ki, göklerin, yerin ve arasında olanların hükümranlığı yalnız Allah’a aittir. O’nun her şeye gücü yeter.
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Fetih, sonra Tevbe indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla