Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Bu surenin adı “Hamim” ve “Secde” olmak üzere iki kelimeden mürekkebtir. Sure, “Hamim” ile başladı ve bir yerinde “Secde ” ayeti geçtiği için “Hamimsecde” adını almıştır
Nüzul Zamanı: Bu sure, muteber rivayetlerden anlaşıldığına göre, Hz. Hamza’nın (r.a) müslüman olduktan sonra ve Hz. Ömer (r.a) müslüman olmadan önceki zaman diliminde nazil olmuştur. Nitekim kadim siyer tarihçilerinden İbn İshak, meşhur tâbi Muhammed b. Ka’b Kurzi’den, surenin nüzul zamanı ile ilgili şunları naklediyor: “Kureyş’in ileri gelenleri, bir defasında Mescid-i Haram’da oturmuş sohbet ediyorlardı. Aynı zamanda Hz. Peygamber de (s.a) bir köşede yalnız başına oturuyordu. O dönemde Hz. Hamza müslüman olmuştu ve Kureyş’in ileri gelenleri İslâm’ın yayılışından tedirginlik duyuyorlardı. Utbe b. Rebia (Ebu Süfyan’ın kayınpederi) Rasulüllah’ı (s.a) bir köşede yalnız başına oturuyor görünce, yanındaki Kureyş’in ileri gelenlerine dönerek “Müsade ederseniz şayet, gidip Muhammed’le konuşayım ve ona bazı tekliflerde bulunayım.
Bu şartları kabul ettiği takdirde barış mümkün olur ve belki bize muhalefet etmekten vazgeçer” dedi. Kureyş’in ileri gelenleri onun bu teklifini ittifakla kabul edince, o da gidip Rasulüllah’ın yanına oturdu ve sözüne “Ey yeğenim” diye başladı. “Sen kendinin soy ve sülale bakımından ne kadar asil olduğunu biliyorsun. Fakat buna rağmen kavmine musibet getirdin, topluluk içinde ayrılık çıkardın. Üstelik kendi kavmini aptal kabul edyor, onun dinini ve ilahlarını kötülüyor ve bizim atalarımızın kafir olduğu iddiasında bulunuyorsun. Şimdi beni iyi dinle, çünkü sana bazı tekliflerde bulunacağım.” Rasulüllah (s.a), “Konuş ya Ebu’l-Velid! Seni dinliyorum” dedi. Utbe, “Ey yeğenim, giriştiğin bu işten maksadın zengin olmaksa, hepimizden daha zengin olacağın kadar sana mal verelim. Yok eğer gayen büyüklük ve liderlikse, senin iznini almadan, hiçbir iş yapmaz ve seni kendimize lider seçeriz. Şayet seni bir hastalık ya da cin rahatsız ediyorsa, aramızda para toplayıp çok iyi bir tabib bulalım ve seni tedavi ettirelim” diye konuşurken Hz. Peygamber (s.a) dikkatle ve sessizce onu dinledi, sonra şöyle dedi: “Ey Ebu’l-Velid, söyleyeceklerin bitti mi?” Utbe “Evet” diye karşılık verdi. Bunun üzerine Rasulüllah, “Şimdi sen beni dinle” dedi ve “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek Fussilet Suresi’ni okumaya başladı. Utbe arkasına yaslanmış bir halde dinliyordu. Hz. Peygamber (s.a.) 38. ayeti okuduktan sonra secde etti ve “Ey Ebu’l Velid” dedi, “Cevabını aldın, artık gerisini sen bilirsin.” Utbe Rasulüllah’ın (s.a) yanından kalktığında, uzaktan onu görenler “Vallahi Utbe’nin rengi değişti” dediler. Yanlarına gittiğinde ise, “Sana ne söyledi anlat bize” deyince Utbe, “Allah’a yemin ederim ki, daha önce böyle bir söz işitmiş değilim. Vallahi bu şiir değil, sihir değil ve kehanet değildir. Ey Kureyş’in ileri gelenleri! Beni dinleyecek olursanız, onu kendi haline bırakın. İnanıyorum ki bu sözler, bir tesir husule getirecektir. Araplar’ın onu yendiğini farzedelim, o takdirde sizler kendi kardeşinizin kanına girmekten kurtulmuş olursunuz. Yok eğer o galip gelirse, onun iktidarı sizlerin iktidarı, onun şerefi sizlerin şerefi demektir” dedi. Bunun üzerine Kureyş’in ileri gelenleri, “Ey Ebu’l-Velid, o seni de büyülemiş” deyince, Utbe, “Ben kendi kanaatimi söyledim, yine de siz bilirsiniz” diye karşılık verdi. (İbn Hişam, c. I. sh. 313-314)
Bu kıssa, çeşitli muhaddisler tarafından, Hz. Cabir b. Abdullah’tan (r.a) mervi olarak bazı farklılıklarla nakledilmiştir. Nitekim bazı rivayetlerde, Rasulüllah’ın “Eğer yüz çevirirlerse de ki: Ben sizi Ad ve Semud (kavimlerinin başına gelen) yıldırıma benzer bir yıldırım ile uyardım.” ayetini okurken Utbe’nin, telaşla Hz. Peygamber’in (s.a) ağzını kapatmaya çalıştığı ve “Allah hakkı için kavmine merhamet et!” dediği zikredilir.
Utbe bu davranışını, Kureyş’in ileri gelenlerine şöyle izah eder: “Muhammed’in her söylediğinin gerçekleştiğini hepiniz biliyorsunuz. İşte ben de bizim üzerimize azabın geleceğinden korktuğum için ağzını kapatmaya çalıştım.” (Tefsir-i İbn Kesir, c. 4, sh: 90-91) El-Bidaye ve’n-Nihaye c.3, sh: 62)
Konu: Allah’ın nazil ettiği ayetlerde Utbe’ye cevap verilirken, onun sözleri naklolunmamıştır. Çünkü Utbe’nin sözleri Hz. Peygamber’i (s.a) küçük ve hakir düşürücü idi. Utbe, özet olarak şunları demek istiyordu: “Muhammed’e bu sözlerin vahyolunması mümkün olmadığına göre, o, ya mal için, ya iktidar sahibi olmak için peygamberliği öne sürmektedir, ya da akıl hastasının birisidir. Gerçekten de Utbe, birinci şıkka dayanarak mal ve iktidar hususunda pazarlık etmiştir. İkinci şıkka dayanarak ise, “Sen bir hastalığa yakalanmışsın, seni tedavi ettirelim’ demekle Hz. Peygamber’i (s.a) hakir görerek onunla alay etmek istemiştir. Karşısındaki kişi terbiyesizce davrandığı takdirde, şerefli bir insan, doğal olarak onun terbiyesizliğine aldırmaz ve sadece inandıklarını söylemekle iktifa eder.
Bu surede de, Utbe’nin söylediklerine hiç aldırış edilmeden, sadece iddialarının cevaplandırılmasıyla yetinilmiştir. Kafirler ise yüce Kur’an’ı etkisiz kılabilmek için, inatla şunları söylemektedirler: “Sen, ne dersen de seni dinlemeyiz. Söylediklerine karşı kalbimizi kapattığımız gibi, sana kulak da vermeyiz. Aramızda beraber olmamızı engelleyen bir duvar bulunmaktadır.”
Kafirler, Hz. Peygamber’e açık açık, ellerinden geldiğince kendisinin davetine karşı muhalefet edeceklerini bildirmişlerdi.
Hz. Peygamber (s.a) ve arkadaşları Kur’an okuduklarında, onları kimse duymasın diye bir plan dahilinde gürültü çıkarıyorlardı. Ayrıca Kur’an’ın ayetlerini siyak ve sibakı içinden sıyırarak başkalarının İslam’ın mesajını anlamalarını engellemeye çalışıyorlardı.
Yine, “Arapça ifade edilen bir söz, niçin mucize olsun? Fakat bir kimse durup dururken, yabancı bir dille fasih ve beliğ sözler söylerse eğer, işte o zaman mucize sözkonusu olur. Arapça, herkesin anadili olduğu için herkes onun söylediği sözler gibi bir söz söyleyebilir?” demek suretiyle acaib itirazlarda bulunuyorlardı.
Böylesine körükörüne yapılan muhalefete karşı verilen cevapların özeti şudur:
1) Allah’ın inzal ettiği ve gerçekleri çok açık bir şekilde beyan eden bu kelam Arapça’dır. Cahiller bu kelamda bir ışık görmüyorlar belki ama, akıl sahipleri ondan istifade etmektedirler. Allah’ın bu kelamı nazil etmesi, O’nun rahmetinin bir delilidir. Halbuki bazı kimseler, bunu eziyet ve zahmet zannediyorlar.
Bu Kur’an, kendisini kabul ve istifade edenler için bir müjde, yüz çevirenler içinse bir uyarıdır.
2) Sizlerin kalbleri kapanmış, kulakları örtülmüş ise eğer, Hz. Peygamber’in (s.a.) inanmanızı sağlamak gibi bir zorunluluğu yoktur. O’nun görevi sadece, inanmak isteyenlere tebliğ etmektir.
3) Ne kadar inkar ederseniz edin, yine de sizleri yaratan Allah’ın bir olduğu gerçeği değişmez. Fakat doğruyu kabul eder ve amellerinizi düzeltirseniz, bu sizlerin yararına olur. Yok eğer inkar etmekte ısrar ederseniz, kendi kendinize felaketi davet etmiş olursunuz.
4) Sizler kime ortak koştuğunuzu ve yine neyi inkar ettiğinizi hiç düşünmüyor musunuz? O Allah ki sonsuz büyüklükteki kainatı, yeri ve göğü yaratmıştır. Yeryüzündeki bereket dolu ürünlerden yararlanmakta ve O’nun verdiği rızıklar sayesinde yaşamaktasınız. Fakat tüm bunlara rağmen, O’nun yarattıklarını, O’na ortak koşuyor ve size tebliğ ettiğinde Hz. Peygamber’den (s.a) yüz çeviriyorsunuz.
5) İnkarınızda ısrar ettiğiniz takdirde, Ad ve Semud kavimlerine gelen azabın bir benzerini bekleyin. Suçlarınıza karşılık verilen en büyük azab bu olacaktır. Ayrıca öbür dünyada da cehennem ateşi sizleri beklemektedir.
6) Cinlerden ve insanlardan olan şeytanların, her kötülüğü güzel gösterdiği ve düşünmelerine fırsat vermediği kimseler, ne kadar da talihsizdirler! Üstelik bu şeytanlar, onların başkalarının sözlerini de dinlemelerini istemezler. Bu akılsızlar, bugün küstahlıkta adeta birbirleriyle yarış etmektedirler. Oysa kıyamet gününde birbirlerine düşman kesilerek, dalâlete düşürdükleri için biri diğerini suçlayacak ve fırsat bulabilseler, neredeyse birbirlerini ayaklar altına almaya çalışacaklardı.
7) Bu Kur’an, ayetleri tahkim edilmiş bir kitabtır. Yalan ve iftira atarak karşı koymakla sizler, onun mesajının yayılmasına mani olamazsınız. Yaptığınız gizli ve açık planlar bir yarar sağlamayacaktır.
8) Bu Kur’an, anlayabilesiniz diye kendi lisanınız olan Arapça ile indirilmiştir. Şayet bu başka bir dilde inzal edilmiş olsaydı, o takdirde sizler Araplara yabancı dilden bir kitabın nazil olmasını acaib karşılayacak ve itiraz edecektiniz. İşte bu, sizin kötü niyetinizin ve bahanelerinizin bir ispatıdır.
9) Sizler, Kur’an’ın gerçekten Allah tarafından nazil olabileceği ve o takdirde aldığınız tavır dolayısıyla halinizin ne olacağı ihtimalini hiç düşündünüz mü?
10) Bu gün sizler belki inkar ediyorsunuz ama kısa bir süre sonra bu Kur’an davetinin yayılacağını ve yenilgiye uğrayacağınızı göreceksiniz. İşte o zaman, size bugün anlatılanların hak olduğunu anlayacaksınız.
Muhaliflere bu cevaplar verilirken, aynı zamanda da mü’minlerin ve peygamberin (s.a) yaşadıkları o zor günlerin sorunları üzerinde durulmuştur. Mü’minler için, tebliğ etmek bir yana dursun, imanları üzerinde direnmek bile çok zordu. Öyle ki müslüman olduğunu ilan eden herkes baskı ve zulüm altındaydı. Kafirlerin saldırılarına karşı çaresiz ve savunmasız bir durumdaydılar. Bu durum hakkında şöyle denilmiştir: “Sizler aslında çaresiz ve yalnız değilsiniz. Allah, iman eden ve imanı üzerinde direten kimseleri ahirete kadar korumaları için melekleri görevlendirir.” Ayrıca müslümanlara, “En hayırlı insan, kendisi salih amellerde bulunduğu halde, başkalarına iyiliği tavsiye eden ve müslüman olduğundan ötürü şeref duyan kimsedir,” diye bildirilmiştir.
Hz. Peygamber’in (s.a) her dönemde en büyük problemi, şiddetli muhalefet yüzünden önü tıkanan İslâm’ın, bu engellerin arasından nasıl kurtulacağı sorusu idi. Sözkonusu problem hakkında şöyle buyurulmuştur: “Bu muhalefet ve engeller, güzel ahlâkınız ve tebliğ çalışmalarınız sonucunda ortadan kalkacaktır. Sizler, şeytanın kışkırtmalarına alet olmadan Allah’a sığının ve güzel ahlâk ile tebliğinize devam edin.”
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–7
7 ayetFussilet 1
Fussilet 2
Fussilet 3
Fussilet 4
Fussilet 5
Fussilet 6
Fussilet 7
حٰمٓۜ ١ تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۚ ٢ كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَۙ ٣ بَش۪يرًا وَنَذ۪يرًاۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ٤ وَقَالُوا قُلُوبُنَا ف۪ٓي اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ وَف۪ٓي اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّنَا عَامِلُونَ ٥ قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَۙ ٦ اَلَّذ۪ينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ٧
Mushaf
Okunuş
1Ḥâ-mîm.
2Tenzîlüm mine-rraḥmâni-rraḥîm.
3Kitâbün füṣṣilet âyâtühû ḳurʾânen ʿarabiyyel liḳavmiy yaʿlemûn.
4Beşîrav veneẕîrâ. feaʿraḍa ekŝeruhüm fehüm lâ yesmeʿûn.
5Veḳâlû ḳulûbünâ fî ekinnetim mimmâ tedʿûnâ ileyhi vefî âẕâninâ vaḳruv vemim beyninâ vebeynike ḥicâbün faʿmel innenâ ʿâmilûn.
6Ḳul innemâ ene beşerum miŝlüküm yûḥâ ileyye ennemâ ilâhüküm ilâhüv vâḥidün festeḳîmû ileyhi vestagfirûh. veveylül lilmüşrikîn.
7Elleẕîne lâ yüʾtûne-zzekâte vehüm bilʾâḫirati hüm kâfirûn.
Türkçe Meal
1Hâ mîm.
2Bu Kuran rahmeti sonsuz merhameti sınırsız olan Allah katından indirilmiştir.
3Kavrayabilen bir toplum için ayetleri ayrıntılı bir biçimde açıklanmış Arapça bir Kuran olarak indirilmiştir.
4Müjdeler ve uyarılar içeren bir kitap olarak. Hal böyleyken onların çoğu dinlemeyerek bu Kuran’dan yüz çeviriyor.
5Ve senin bizi çağırdığın şeye karşı bilgi ve idrakimiz kapalıdır, kulaklarımızda ise bir ağırlık var/seni dinleyecek halimiz yok. Çünkü seninle bizim aramızda da bir engel var. Öyleyse sen işine bak, biz de işimize bakalım, diyorlar.
6Sen de de ki:
– Evet, ben de sizin gibi sadece bir beşerim. Ancak bana, ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor. Öyleyse yalnız O’na yönelin ve O’ndan günahlarınızın bağışlanmasını dileyin. Aksi takdirde şirk koşan müşriklerin vay haline.
7Ki onlar zekât vermiyorlar çünkü onlar ahirete inanıp güvenmiyorlar.
Açıklamalı meal
1Hâ. Mîm. Dinle, ey insanoğlu! Senin pek iyi tanıdığın ve sürekli kullandığın harflerden oluşan fakat hem lafzı, hem de manasıyla eşsiz bir mucize olan bu mesaja kulak ver
2Bu Kur’an dünyada rahmetiyle bütün insanları kucaklayan rahmân ve ahirette ise merhametini sadece mü’minlere tahsis etmesiyle rahîm olan Allah katından indirilmiştir.
3İnsanı konuşmak, okumak ve yazmak kabiliyetleri ile yaratan Allah, gerçeği düşünüp aklını kullanarak anlayan ve bilen bir topluluk için, insana doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilmesi amacıyla âyetleri ayrıntılı bir şekilde açıklanmış olan Kur’an’ı göndermiştir. Bu Kur’an Arapça dilinin harflerinden oluşan sözlerle okunup rahatlıkla anlaşılan bir kitaptır. Kur’an’ın ilk muhatabı olan Araplar, şâyet başka bir dili konuşuyor olsaydınız, o zaman ayetlerimizi o dilde gönderecektik. Şu hâlde, İslâm dâvetçilerine bir görev düşüyor: Bu görev halkı aydınlatarak, Arapça bilmeyen toplumların da bu evrensel mesajı anlamasını sağlamaktır.
4Yine bu kitap, insana yaratılış sebebini bildirip, ona davet eden, davete uyulması konusunda da insanı cehennem ateşine karşı uyaran ve uyarıya iman edip sorumluluklarını yerine getirenleri ise cennetle müjdeleyen ilahi bir kitaptır. Fakat insanların çoğu Kur’an’ın âyetleri üzerinde yeterince düşünmeden duymazlıktan gelir ve inatla ondan yüz çevirir. Bu yüzden Allah’ın davetini dinleyip kendilerini kurtuluşa iletecek gerçeklere kulak vermezler. İnkâr edenler öyle önyargılıdır ki; ne söylesen işitmezler.
5Böyleleri bir de derler ki: Ey Muhammed! Boşa uğraşma! Senin Kur’an ile bizi çağırdığın hayat tarzı ve tevhid inancı, aklımıza da gönlümüze de yatmıyor; söylediğin şeylere karşı da kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da sanki bir tıkaç ve sağırlık vardır, hiçbir şeyi duymak istemiyoruz. Hayat nizamımızı reddetmenden dolayı bizimle senin aranda aşılması imkânsız ve anlaşmamıza engel olacak bir manevî perde bulunmaktadır. Seninle aramıza bir mesafe koymuş durumdayız. Onun için sen bize öğüt vermeyi bırak da şu savurduğun tehditleri gerçekleştirmek için elinden geleni yap. Elinden geleni ardına koyma, sonuç değişmeyecek. Biz de davetine engel olmak için elimizden ne geliyorsa onu yapacağız diyerek alay ettiler.
6Ey Peygamber! Sen onlara de ki: Ben de ancak sizin gibi ölümlü bir insanım ve bugüne kadar da içinizde yaşadım. Siz istemedikten sonra bu hakikatleri yüreğinize zorla sokamam. Lâkin sizden ayrı olarak bana peygamberlik vazifesi verildi. Benim sizden farkım bana Allah’tan başka gerçek ilahın olmadığı vahyolunuyor. Gelin şu inattan vazgeçin ve tek hükümran, tek yasa koyucu olarak Allah’a uyun. Yalnız Allah’ı ilah edinerek, O’na ve daveti olan hayat nizamı olan tevhid ile yaşamaya yönelin. Artık tek hükümran, tek yasa koyucu olarak Allah’a uyun! O’ndan günahlarınız için bağışlanma dileyin. Hakikat ortada apaçık dururken Allah’la birlikte başkasına ilâhlık yakıştırıp O’na ortak koşanların ve davetinden yüz çevirenlerin vay haline!
7Böyleleri ihtiyaçtan fazlası mallarından, bencillik ve cimrilik gibi bütün manevî kirlerden arınmanın sembolü olan zekâtı vermezler. Hakikati yaşamanın gerektirdiği maddi-manevi bedeli ödeyip de arınmayı da göze alamazlar. Zaten müşriklerden zekat vermeleri de beklenemez. Çünkü onlar, dünya hayatının hesabını vereceklerini kabul etmeyerek, âhireti görmezden gelip inanmazlar.
Ayet 8
1 ayetFussilet 8
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ۟ ٨
Mushaf
Okunuş
8İnne-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti lehüm ecrun gayru memnûn.
Türkçe Meal
8Ama iman ederek iyi ve güzel işler yapanlar, işte bunlar için de bitmez tükenmez mükâfatlar vardır.
Açıklamalı meal
8Allah’ın davetine tevhid imanıyla iman edip imanlarının gerektirdiği gibi yaşamak uğrunda malları ve canları ile cihat etmek gibi sâlih ameller işleyenlere gelince. Hiç şüphesiz onlar için ahirette bitip tükenmeyen mükâfatlar vardır.
Ayet 9
1 ayetFussilet 9
قُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَرْضَ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُٓ اَنْدَادًاۜ ذٰلِكَ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۚ ٩
Mushaf
Okunuş
9Ḳul einneküm letekfürûne billeẕî ḫaleḳa-lʾarḍa fî yevmeyni vetecʿalûne lehû endâdâ. ẕâlike rabbü-lʿâlemîn.
Türkçe Meal
9De ki:
– Siz, dünyayı iki evrede yaratana inanmıyor ve birilerini Allah’a denk mi tutuyorsunuz? Hâlbuki O’dur âlemlerin Rabbi/sahibi.
Açıklamalı meal
9Ey Peygamber, o müşriklere de ki: Üzerinde yaşadığınız yeryüzünü bir evresi 1000 yıla eşdeğer olan iki günde yaratıp bunca nimetlerle donatan, nizamlarını kurup yasalara bağlayıp yaşatan Allah’la birlikte başka ilahlar edinerek kudret ve egemenliğinde O’na ortaklar koşuyorsunuz. Allah, sizi hayrınıza olan bir hayatı yaşamaya davet ederken siz gerçekten inkâr ediyorsunuz. Yarattığı varlıklara yasa koyma ve yarattıklarını yönetme hakkı Allah’ındır. Fakat Allah âlemlerin tek ve gerçek Rabbi iken insanlardan bazıları insanlara yasa koyma hakkı ve toplumları yönetme hakkı bizimdir der. Böylece yasa koymada, toplumları yönetmede Allah’a ortak koşarlar. Allah hiçbir zaman yasa koymada, toplumları yönetmede kendine ortak kabul etmez.
Ayet 10–14
5 ayetFussilet 10
Fussilet 11
Fussilet 12
Fussilet 13
Fussilet 14
وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ ف۪يهَا وَقَدَّرَ ف۪يهَٓا اَقْوَاتَهَا ف۪ٓي اَرْبَعَةِ اَيَّامٍۜ سَوَٓاءً لِلسَّٓائِل۪ينَ ١٠ ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعًا اَوْ كَرْهًاۜ قَالَتَٓا اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ ١١ فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى ف۪ي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَۗ وَحِفْظًاۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ ١٢ فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ ١٣ اِذْ جَٓاءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ قَالُوا لَوْ شَٓاءَ رَبُّنَا لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً فَاِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ١٤
Mushaf
Okunuş
10Veceʿale fîhâ ravâsiye min fevḳihâ vebârake fîhâ veḳaddera fîhâ aḳvâtehâ fî erbeʿati eyyâm. sevâel lissâilîn.
11Ŝümme-stevâ ile-ssemâi vehiye düḫânün feḳâle lehâ velilʾarḍi-ʾtiyâ ṭavʿan ev kerhâ. ḳâletâ eteynâ ṭâiʿîn.
12Feḳaḍâhünne sebʿa semâvâtin fî yevmeyni veevḥâ fî külli semâin emrahâ. vezeyyenne-ssemâe-ddünyâ bimeṣâbîḥ. veḥifżâ. ẕâlike taḳdîru-lʿazîzi-lʿalîm.
13Fein aʿraḍû feḳul enẕertüküm ṣâʿiḳatem miŝle ṣâʿiḳati ʿâdiv veŝemûd.
14İẕ câethümü-rrusülü mim beyni eydîhim vemin ḫalfihim ellâ taʿbüdû ille-llâh. ḳâlû lev şâe rabbünâ leenzele melâiketen feinnâ bimâ ürsiltüm bihî kâfirûn.
Türkçe Meal
10Allah yeryüzünü sabit ve sağlam dağlarla perçinledi ve orayı bereketli ve yaşanabilir bir hale getirdi. Canlıların istek ve ihtiyaçlarını giderebilmeleri için (önceki iki evreyle birlikte) dört evrede de oraya bir düzen tesis etti.
11Bu sırada henüz gaz halinde bulunan göğe yönelip ona ve yeryüzüne:
– Benim yasalarıma ister gönüllü ister gönülsüz boyun eğin! Dedi. Onlar da:
– Senin yasalarına isteyerek boyun eğdik, dediler.
12Böylece Allah gökleri iki evrede yedi tabaka olarak düzenledi ve her bir tabakaya kendi görev yasasını bildirdi. Nihayet biz yakın dünya göğünü yıldızlarla süsledik ve bir koruma sistemi oluşturduk işte bu her işinde mükemmel olan ve her şeyi bilen Allah’ın tesis ettiği bir düzendir.
13Bütün bu gerçeklere rağmen yüz çevirirlerse, onlara de ki:
– Ben sizi, Ad ve Semûd toplumlarını helak eden yıldırımın benzeri bir yıldırımla uyarıyorum.
14Oysa onlara elçileri gelip her türlü ikna yoluna başvurarak “Allah’tan başka hiç bir şeye kulluk etmeyin” diyerek uyarmışlardı. Fakat onlar da; “Eğer Rabbimiz dileseydi elçi olarak melekleri gönderirdi. Bunun için biz sizin tebliğ ettiğiniz inancı reddediyoruz” diye karşılık vermişlerdi.
Açıklamalı meal
10Allah, arzı yarattıktan sonra yeryüzüne sarsılmaz sabit dağlar yerleştirdi ve dengesini kurdu. Yeryüzünü su, ağaç, hayvan bitki ve madenler gibi sayısız nimetlerle yaşanabilir ve verimli bir hale getirdi. Canlıların yiyecek ihtiyaçlarının temini için orada belli bir düzen tesis etti ve nimetlerini canlılar arasında ilâhî adalet ilkelerine göre dengeli bir biçimde pay etti. Rabbiniz Allah bütün bunları önceki iki günle birlikte dört gün diye bildiğiniz dört evrede tamamladı.
11Sonra ilim ve kudretiyle gaz ve su buharı halinde olan göğe yönelip şekillendirdi. Ardından, kudretinin bütün bir kâinat üzerinde hâkim olduğunu temsilî olarak göstermek için gökyüzüne ve yerküreye: Benim kâinata koyduğum yasalara İsteyerek veya istemeyerek, boyun eğin, su ve bitkiyi verin diye buyurdu. Her ikisi de fıtratlarında var olan yaratılış gayelerini seslendirip “isteyerek boyun eğdik, yani Allah neyi dilerse o mutlaka olur” dediler.
12Böylece gökyüzünü, her bir günün uzunluğu 1000 gün olan iki günde, yedi kat gök yani yedi tabaka halinde şekillendirdi ve nizamlarını kurup yasalara bağlayarak her göğe kendi görevini bildirdi. Ve biz, yeryüzüne en yakın olan göğü yani birinci kat semayı kandillerle yıldızlarla süsledik. Oradan insanlara zarar gelmeyecek bir sistem kurup, henüz bilemediğimiz nice önlemlerle onları elektromanyetik etkilerden bozulmaktan da koruduk. İşte bunlar, mutlak güç ve kudret sahibi olmasıyla Azîz, her şeyi bilmesiyle de Alîm olan Allah’ın eseri ve takdiridir. Böylece Allah’ın takdiriyle, gökler ve yer, her biri uzun evreleri ifade eden, altı evre yani altı günde yaratılmış oldu.
13Ey Peygamber! Bu gerçeklere rağmen Eğer onlar bu hakikatleri duydukları halde hâlâ Allah’ın davetine iman etmekten yüz çevirirlerse onlara de ki: İşte sizi vahye karşı, sizin gibi kayıtsız kalan Âd ve Semûd ‘un azgınlık etmeleri sebebiyle başlarına gelen kasırga veya yıldırım gibi çarpan bir azap ve felakete karşı uyarıyorum
14Hani Peygamberleri onlara her türlü meşru ikna yollarına kullanarak geldikleri zaman: Sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayat yaşayın ve böylece Allah’tan başkasının yasalarına uyarak insanlara kulluk etmeyin, demişlerdi. Fakat onlar, «Rabbimiz uygun görüp bizden böyle bir şey isteseydi uyarmak ve söylediklerinize inanmamız için sizi değil de elbette melekleri elçi olarak gönderip bunu bize bildirirdi. Bu yüzden biz size inanmıyor ve sizinle gönderilen bu daveti reddediyoruz demişlerdi.
Ayet 15–16
2 ayetFussilet 15
Fussilet 16
فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۜ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ١٥ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا صَرْصَرًا ف۪ٓي اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذ۪يقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَخْزٰى وَهُمْ لَا يُنْصَرُونَ ١٦
Mushaf
Okunuş
15Feemmâ ʿâdün festekberû fi-lʾarḍi bigayri-lḥaḳḳi veḳâlû men eşeddü minnâ ḳuvveh. evelem yerav enne-llâhe-lleẕî ḫaleḳahüm hüve eşeddü minhüm ḳuvveh. vekânû biâyâtinâ yecḥadûn.
16Feerselnâ ʿaleyhim rîḥan ṣarṣaran fî eyyâmin neḥisâtil linüẕîḳahüm ʿaẕâbe-lḫizyi fi-lḥayâti-ddünyâ. veleʿaẕâbü-lʾâḫirati aḫzâ vehüm lâ yünṣarûn.
Türkçe Meal
15Ad kavmi hak hukuk tanımayarak ülkede büyüklük taslamış ve:
– Bizden daha güçlü kim varmış? Diyerek meydan okumuştu. Kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu hiç düşünmediler ve bile bile Allah’ın ayetlerine inanmadılar.
16Sonunda biz de, o uğursuz günlerde onların üzerine dondurucu bir kasırga gönderdik. Böylece onlara dünya hayatında alçaltıcı azabı tattırdık. Ahiretteki azapları ise çok daha alçaltıcı olacak ve hiçbir kimseden yardım da göremeyecekler.
Açıklamalı meal
15Âd kavmine gelince: Onlar yeryüzünde küstahça dolaşıp bu davete haksız yere karşı çıktılar. Böbürlenerek büyüklük tasladılar ve: Güçlerine taparcasına bizden daha kuvvetli kim var, kimse bize bir şey yapamaz dediler. Hayret Her şeyi yaratan Allah’ın gücünü ve kendilerinden çok daha kuvvetli olduğunu varlık âlemine bakarak hâlâ görmek istemediler mi? Onlar bu ve benzeri gerçekleri görmeyerek bizim âyetlerimizi ve gerçeklere işaret eden mucizelerimizi de bile bile inkâr ediyorlardı.
16Bundan dolayı biz de onlara dünya hayatında amellerinin karşılığı olan alçaltıcı bir azabı tattırmak için uğursuz saydıkları o kara günde uğultulu ve dondurucu bir kasırga yollamış ve dünyalarını başlarına yıkmıştık. Ahiret azabı ise hiç kuşkusuz dünyada onlara tattırılan azaptan daha rezil edici ve çok daha şiddetli olacaktır. Kendilerine hiçbir zaman ve hiçbir şekilde yardım da edilmeyecektir kurtulamazlar da.
Ayet 17–18
2 ayetFussilet 17
Fussilet 18
وَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمٰى عَلَى الْهُدٰى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَۚ ١٧ وَنَجَّيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟ ١٨
Mushaf
Okunuş
17Veemmâ ŝemûdü fehedeynâhüm festeḥabbü-lʿamâ ʿale-lhüdâ feeḫaẕethüm ṣâʿiḳatü-lʿaẕâbi-lhûni bimâ kânû yeksibûn.
18Venecceyne-lleẕîne âmenû vekânû yetteḳûn.
Türkçe Meal
17Semûd’a gelince, onlara da doğru yolu göstermiştik. Fakat onlar doğru yola karşı körlüğü tercih ettiler. İşledikleri yüzünden onları da alçaltıcı azabın sarsıntısı yakalayıverdi.
18Ama biz, inananları ve Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtardık.
Açıklamalı meal
17Semûd kavmine gelince. Peygamberlerimiz vesilesiyle onlara, hak ve bâtılı açıklayıp gidilmesi gereken doğru yolu gösterdik. Ama onlar peygamberin davetini reddederek gerçekleri görmemeyi ve sapkınlığı, vahyin rehberliğindeki doğru yola tercih ettiler ve bâtıl nizamları ile yaşamaya devam ettiler. Böylece yapmakta oldukları kötülükler ve kazandıkları günahlar yüzünden yıldırım gibi inen perişan edici bir azap, kendilerini kıskıvrak yakalayıverdi ve sonunda helak oldular.
18Peygamber ve onunla birlikte ayetlerimize iman edenleri ise dünya ve âhiret azâbından kurtardık. Onlar kötülüklerden sakınıp Allah’tan korkuyorlardı.
Ayet 19–23
5 ayetFussilet 19
Fussilet 20
Fussilet 21
Fussilet 22
Fussilet 23
وَيَوْمَ يُحْشَرُ اَعْدَٓاءُ اللّٰهِ اِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ ١٩ حَتّٰٓى اِذَا مَا جَٓاؤُ۫هَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٢٠ وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَاۜ قَالُٓوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّذ۪ٓي اَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٢١ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَٓا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَث۪يرًا مِمَّا تَعْمَلُونَ ٢٢ وَذٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذ۪ي ظَنَنْتُمْ بِرَبِّكُمْ اَرْدٰيكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٢٣
Mushaf
Okunuş
19Veyevme yuḥşeru aʿdâü-llâhi ile-nnâri fehüm yûzaʿûn.
20Ḥattâ iẕâ mâ câûhâ şehide ʿaleyhim semʿuhüm veebṣâruhüm vecülûdühüm bimâ kânû yaʿmelûn.
21Veḳâlû licülûdihim lime şehittüm ʿaleynâ. ḳâlû enṭaḳane-llâhü-lleẕî enṭaḳa külle şeyʾiv vehüve ḫaleḳaküm evvele merrativ veileyhi türceʿûn.
22Vemâ küntüm testetirûne ey yeşhede ʿaleyküm semʿuküm velâ ebṣâruküm velâ cülûdüküm velâkin żanentüm enne-llâhe lâ yaʿlemü keŝîram mimmâ taʿmelûn.
23Veẕâliküm żannükümü-lleẕî żanentüm birabbiküm erdâküm feaṣbaḥtüm mine-lḫâsirîn.
Türkçe Meal
19O gün, Allah’ın düşmanları bir araya getirilecek ve topluca ateşe sürülecekler.
20Ateşin önüne vardıklarında kulakları, gözleri ve derileri, yaptıklarına dair onların aleyhinde şahitlik edecekler.
21Onlar derilerine soracak:
– Niçin bizim aleyhimizde şahitlik ettiniz? Derileri de şöyle cevap verecek:
– Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu. Sizi ilk defa o yaratmıştı şimdi de O’nun huzuruna getirilip hesap veriyorsunuz.
22Vaktiyle siz, kulaklarınızın, gözlerinizin, derilerinizin sizin aleyhinizde şahitlik edeceğine inanmadığınız için sakınmıyordunuz. Üstelik Allah’ın, sizin yapıp ettiklerinizin çoğunu bilmediğini zannediyordunuz.
23İşte Rabbiniz hakkındaki bu yanlış düşünceniz sizi helake sürükledi ve sonunda hüsrana uğrayanlardan oldunuz.
Açıklamalı meal
19Kıyamet Günü Allah’ın davetine karşı çıkıp küfürde ısrar ederek O’na başkaldıran Allah düşmanlarının hepsi, ateşe sürülmek üzere gruplar halinde toplanıp bir araya getirilirler.
20Nihayet Cehennemin önüne getirildiklerinde ağızları mühürlenecek ve işittikleri şeyler hakkında kulakları, gördükleri şeyler hakkında gözleri hatta derileri ve cinsel uzuvları gibi organları, yaptıkları çirkin işlerle ilgili onların haklarında aleyhine şahitlik edecekler. Bu organlar tarafından işitilen sesler, görülenler ve deri ile hissedilen duyular ve bunların ilahi kayıtlama sisteminde kaydolan kayıtlar şahitlik edecektir.
21Onlar da temas ettikleri her şeyi bir bir anlatan vücut derilerine: Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? derler. Derileri de onlara: Her şeyi konuşturan Allah, bugün konuşma yeteneği vererek bizi de konuşturdu. Aslında, biz de şimdi sizin şaşırmanıza şaşıyoruz. Zira sizi ilk defa hiç yoktan var edip konuşma kabiliyetiyle yaratan O’dur. Gönderdiği kitaplar ve peygamberlerle ikinci defa yine yaratılacağınızı ve her şeyden hesaba çekileceğinizi de haber vermişti O’nun her şeye gücü yeter, İşte hesap vermek üzere şimdi yine O’na döndürülüyorsunuz, diye cevap vereceklerdir.
22Siz kötü işler yaparken, halktan utanıp gizleniyordunuz. Hâlbuki dünya hayatınızda yaptıklarınıza kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin âhirette aleyhinize şahitlik edeceğinden dolayı uyarılmıştınız. Fakat buna inanmayıp Allah’a şirk koşmaktan vazgeçmiyor ve günahlarınızı gizleme gereği bile duymuyordunuz. İşlediğiniz günahlardan da düşünüp çekinmiyor ve sakınmıyordunuz. Üstelik yaptıklarınızdan çoğunu Allah’ın bilmeyeceğini ve hesaba çekmeyeceğini sanıyor ve Allah yaptıklarımızın hepsini nasıl bilecek?” diyordunuz. Onun için günahlara karşı bu denli cüretkâr oldunuz. Gördünüz mü her şey nasıl ortaya çıkıyor?
23Rabbiniz hakkında bizi nereden görecek, hem görse de affeder” şeklinde beslediğiniz ön yargılı kuruntularınız ve yanlış düşünceleriniz var ya. İşte sizi o kötü duruma düşürüp mahvetti ve hüsrana uğrayıp kaybedenlerden oldunuz.
Ayet 24–25
2 ayetFussilet 24
Fussilet 25
فَاِنْ يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْۚ وَاِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَب۪ينَ ٢٤ وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَٓاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۚ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ۟ ٢٥
Mushaf
Okunuş
24Feiy yaṣbirû felnâru meŝvel lehüm. veiy yestaʿtibû femâ hüm mine-lmüʿtebîn.
25Veḳayyaḍnâ lehüm ḳuranâe fezeyyenû lehüm mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehüm veḥaḳḳa ʿaleyhimü-lḳavlü fî ümemin ḳad ḫalet min ḳablihim mine-lcinni velʾins. innehüm kânû ḫâsirîn.
Türkçe Meal
24Şimdi dayansalar da dayanmasalar da artık onların yeri ateştir. Eğer Allah’ın razı olacağı işler yapmak için dönmek isterlerse bu istekleri asla kabul edilmeyecektir.
25Güdümüne girdikleri bir takım yoldaşları onların yaptıkları ve yapacakları kötü işleri kendilerine güzel gösterdiler. Sonunda kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insan topluluklarının hakkında gerçekleşen söz onlar için de gerçekleşmiş oldu. Hiç şüphe yok ki onlar böylece kaybedenlerden oldular.
Açıklamalı meal
24Şimdi müşrik ve kâfirler azabın acısına dayanıp sabretseler de sabretmeseler de onların hak ettikleri yer daimî kalacakları dayanılmaz cehennem ateşidir. Ve kendilerini düzeltmelerine izin verilmesi adına tekrar dünyaya dönmek ve Allah’ın davetine uygun yaşamak için özür dileyip Rablerinden hoşnutluk isteseler de Allah’a yalvarsalar da iş işten geçmiştir. Özürleri dikkate alınmayacak ve kendilerine böyle bir izin asla verilmeyecektir. Ahiret ceza ve mükâfattan ibarettir. Uydurdukları şey onların ateşi olacaktır.
25Biz Allah’a nankörlük edip başkaldırmaları sebebi ile şeytan ve birtakım şeytanlaşmış insanları onlara arkadaşlar olarak musallat ettik. Onlar geçmişteki yaptıkları ve gelecekteki yapmayı düşündükleri yanlış ve kötülük adına ne varsa hepsini bunlara doğru ve güzel gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş bilinen ve bilinmeyen kimi varlıklar ve kâfir insanlar için uygulanan azap onlara da hak olmuştur. Kuşkusuz onlar yaptıklarına çok pişman olan ve hüsrana uğrayan kimselerdi. Bilsinler ki; her kim dünyada yasalarımıza karşı çıkar, insanların yasalarına uyarak hayat yaşarsa ahiretteki cezası cehennemdir. Çünkü onlar Allah’ı tek ilah olarak kabul etmemiş, Allah’ın yasa bildirme, yönetme gücüne karşı çıkmışlardır.
İlgili ayetler
Ayet 26–29
4 ayetFussilet 26
Fussilet 27
Fussilet 28
Fussilet 29
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ ٢٦ فَلَنُذ۪يقَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَذَابًا شَد۪يدًا وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ٢٧ ذٰلِكَ جَزَٓاءُ اَعْدَٓاءِ اللّٰهِ النَّارُۚ لَهُمْ ف۪يهَا دَارُ الْخُلْدِۜ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ٢٨ وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا رَبَّنَٓا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْاَسْفَل۪ينَ ٢٩
Mushaf
Okunuş
26Veḳâle-lleẕîne keferû lâ tesmeʿû lihâẕe-lḳurʾâni velgav fîhi leʿalleküm taglibûn.
27Felenüẕîḳanne-lleẕîne keferû ʿaẕâben şedîdev velenecziyennehüm esvee-lleẕî kânû yaʿmelûn.
28Ẕâlike cezâü aʿdâi-llâhi-nnâru. lehüm fîhâ dâru-lḫuld. cezâem bimâ kânû biâyâtinâ yecḥadûn.
29Veḳâle-lleẕîne keferû rabbenâ erine-lleẕeyni eḍallânâ mine-lcinni velʾinsi necʿalhümâ taḥte aḳdâminâ liyekûnâ mine-lʾesfelîn.
Türkçe Meal
26Gerçekleri örtbas eden kâfirler:
– Bu Kuran’ı dinlemeyin ve okunurken gürültü yapın ki, böylece onun anlaşılmasını engellemiş olursunuz demişlerdi.
27Biz de o kâfirlere çok şiddetli bir azap tattıracağız ve onları işledikleri günahların en kötüsüyle cezalandıracağız.
28İşte böyle Allah’ın düşmanlarının cezası ateştir! Ayetlerimize bile bile inanmak istemedikleri için cehennem onlar için kalacakları yurt olacaktır.
29Gerçekleri örtbas eden kâfirler şöyle feryat edecekler:
– Rabbimiz, bizi saptıran cinleri ve insanları ne olur bize göster de onları ayaklarımızın altına alıp çiğneyelim de bugün en alçak onlar olsunlar!
Açıklamalı meal
26Allah’ın daveti olan hayat nizamına düşman olup Allah’ın âyetlerini inkâr edenler birbirlerine: Sakın bu Kur’an’ı dinlemeyin ve başkasının dinlemesine de izin vermeyin. Duyulup içeriğinin anlaşılmasını engellemek için insanları başka şeylerle meşgul edip okunurken araya saçma, anlamsız boş sözler uydurun. Kur’an hakkında yanıltıcı itirazlar geliştirin, basın-yayın araçlarını da kullanarak Kur’an tebliğcilerini susturmak için bu yolda her türlü yaygarayı koparıp gürültü çıkarın. Çünkü onu duyan, etkisinde kalıp bir anda değişiveriyor. Bunun için, din adına uydurulmuş bidat ve hurafelerle, ilgi çekici menkıbelerle, hikayelerle vs. mümin kitleleri oyalayıp uyutmaya çalışın. Siz Allah’ın emirlerini Kur’an’dan öğrenmeye çalışmayın; Onu en iyi anlayıp açıkladıkları sanılan bel’am kılıklı Siyonist kuklalarına ve başka kitap ve yayınlara kulak kabartın. Çünkü onun kitleleri etkileyen muazzam gücünü ancak bu şekilde bastırıp Müslümanlara üstün gelebilirsiniz derler. Bugün de küfür âlemi ve yandaşları emperyalist metotla Müslümanları çeşitli oyun ve eğlenceye daldırmak, gürültüler içinde boğmak, böylece Kuran’a ve hükümlerine karşı duyarsız ve duygusuz hâle getirmek ve Kur’an’ı, hayatın dışına çıkarmak için çaba harcamaktadırlar. Kur’an’ı anlamak istedikleri halde, "Siz Kur’an’ı anlayamazsınız, O’nu sadece biz anlarız, O’nu ancak bizden öğrenebilirsiniz", "Kur’an, ancak Arapça okunursa sevaptır". "Anlamasan bile Arapça telaffuz etmen bile yeter" deyip insanları anlamadığı dil olan Arapça okumaya zorlamak, ancak duygusal tatmin sınırında kalacak boş bir zaman harcama, dolayısıyla insanları Kur’an’dan uzaklaştıran ve anlaşılmasını engelleyen bir uğraştır.
27Madem öyle, Biz de kâfirlere dünyada ve âhirette şiddetli bir azabı tattıracağız. Ve kesinlikle onları dünyada yaptıkları amellerin en kötüsüyle yargılayıp cezalandıracağız.
28İşte bu, âyetlerimizi inkâr etmelerinden dolayı Allah düşmanlarının cezası olan ateştir. Âyetlerimizi bile bile inkâr etmelerine karşılık onlara, ceza olarak içinde sürekli kalacakları cehennem yurdu vardır.
29Artık ateşten çıkma ihtimalleri olmadığını gören kâfirler, cehennemde acılar içinde kıvranırken, sanki kendilerinin hiçbir suçu yokmuş gibi bir yandan da şöyle diyecekler: Ey Rabbimiz! Seni ilah edinmekten alıkoyup, davetinden yüz çevirmek için bizi saptıran, bildiğimiz bilmediğimiz varlıkları ve vesvese verip aklımızı karıştıran insanları, bize göster. Onları ayaklarımızın altına alıp çiğneyelim. Böylece hepimizin en alçağı ve cehennemin en aşağılık en sefil kimselerinden olsunlar diyecekler.
İlgili ayetler
Ayet 30–32
3 ayetFussilet 30
Fussilet 31
Fussilet 32
اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ٣٠ نَحْنُ اَوْلِيَٓاؤُ۬كُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَشْتَه۪ٓي اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَدَّعُونَۜ ٣١ نُزُلًا مِنْ غَفُورٍ رَح۪يمٍ۟ ٣٢
Mushaf
Okunuş
30İnne-lleẕîne ḳâlû rabbüne-llâhü ŝümme-steḳâmû tetenezzelü ʿaleyhimü-lmelâiketü ellâ teḫâfû velâ taḥzenû veebşirû bilcenneti-lletî küntüm tûʿadûn.
31Naḥnü evliyâüküm fi-lḥayâti-ddünyâ vefi-lʾâḫirah. veleküm fîhâ mâ teştehî enfüsüküm veleküm fîhâ mâ teddeʿûn.
32Nüzülem min gafûrir raḥîm.
Türkçe Meal
30Ama “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru olanlara gelince: Onlara melekler gelirler:
– Korkmayın, üzülmeyin, size vaat edilen cennetle sevinin, diye müjde verirler.
31– Ve biz dünya hayatında olduğu gibi ahirette de sizin dostunuz olarak yanınızdayız. Cennette canınız çektiği her şey vardır ve istediğiniz her şey emrinizdedir.
32– Bütün bunlar eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz rahmet sahibi olan Allah’tan bir ikramdır.
Açıklamalı meal
30Buna karşılık, tek Rabbimiz muhakkak Allah’tır" deyip yalnız O’nu ilah edinip, sorumluluklarını yerine getirmek için gayret edenlere ve sonra da Allah’ın yasalarına uyarak amelleriyle dosdoğru bir yolda olanlara gelince. Kıyamet Günü mezarlarından kalkarken onların üzerine rahmet melekleri indikçe iner ve onlara şu ilâhî müjdeyi derler: Azap görür müyüz diye geleceğiniz için korkmayın. Geride bıraktıklarınıza karşı da hiç üzülmeyin ve Allah’ın size söz verdiği cennetlere girip mutlu olun.
31Ve melekler sözlerine şöyle devam ederler: Biz dünya hayatında da ahirette de sizin koruyucu dostunuzuz. Eğer, dost olmanın gereklerini yerine getirirseniz Cennette canınızın çektiği her şeye kavuşacaksınız. İstediğiniz her nimet de emrinizde ve sizin olacaktır.
32Bütün bunlar Allah’ın davetine icabet eden, bu uğurda ellerinden gelen gayreti gösterenler için bağışlayıcı ve merhamet sahibi Allah’ın sizlere ikramıdır diye kulaklarına fısıldayacaklar.
İlgili ayetler
Ayet 33
1 ayetFussilet 33
وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَٓا اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّن۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ ٣٣
Mushaf
Okunuş
33Vemen aḥsenü ḳavlem mimmen deʿâ ile-llâhi veʿamile ṣâliḥav veḳâle innenî mine-lmüslimîn.
Türkçe Meal
33“Ben Müslümanlardanım” diyen, iyi ve güzel işler yapan ve insanları yalnızca Allah’a davet eden, kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?
Açıklamalı meal
33Güzel ahlakı ve örnek yaşayışıyla insanları yalnız Allah'ın ilahlığına yani tevhide davet eden, imanına yaraşır güzellikte salih amel işleyen ve: " Muhakkak ki ben sadece Allah’ın yasalarına göre yaşayıp, şirki terk ederek Allah’ın hükümlerine içtenlikle teslim olan, Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?
Ayet 34–35
2 ayetFussilet 34
Fussilet 35
وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذ۪ي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَم۪يمٌ ٣٤ وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُواۚ وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا ذُو حَظٍّ عَظ۪يمٍ ٣٥
Mushaf
Okunuş
34Velâ testevi-lḥasenetü vele-sseyyieh. idfaʿ billetî hiye aḥsenü feiẕe-lleẕî beyneke vebeynehû ʿadâvetün keennehû veliyyün ḥamîm.
35Vemâ yüleḳḳâhâ ille-lleẕîne ṣaberû. vemâ yüleḳḳâhâ illâ ẕû ḥażżin ʿażîm.
Türkçe Meal
34İyilik ile kötülük asla bir olmaz, sen kötülüğü en güzel şekilde sav, bak gör o zaman seninle aranda düşmanlık olan kişi çok samimi ve yakın bir dost oluvermiş.
35Böyle bir meziyete ancak sabırda direnenler ulaşabilir. Evet, bu meziyete ancak yüksek ahlak ve erdem sahipleri ulaşabilir.
Açıklamalı meal
34Şüphesiz iyilikle kötülük gibi, Lâ ilâhe illallah’a şehadet edenlerle Allah’a şirk koşanlar da asla bir olmaz. Başkasının kötü olması, senin de kötü olmana gerekçe olmasın. O hâlde, ey Müslüman! Sen kin duyma; aksine, onlara şefkat ve merhametle yaklaş; Hakka davet ederken, şahsına yapılacak kötülüğe ve cahillik edenin cehaletine, iyiliğin en güzeliyle ve sabrınla karşılık ver. Şirkin seni fitneye düşürmesini bertaraf et. O zaman göreceksin ki sana düşman olan kimse adeta sımsıcak ve çok yakın bir dost olmuştur.
35Bu güzel duruşu herkes sergileyemez. Böylesi bir meziyete ancak Allah’a güvenini kaybetmeyip sıkıntılara sabredenler ulaşabilir. Diğer bir deyişle buna ancak ilim, irfan, şefkat, merhamet gibi yüksek ahlak ve faziletten büyük bir pay sahibi olanlar ve insanları Allah’ın adalet nizamına davet etmekten manevi haz duyanlar kavuşturulur.
Ayet 36
1 ayetFussilet 36
وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٣٦
Mushaf
Okunuş
36Veimmâ yenzeganneke mine-şşeyṭâni nezgun festeʿiẕ billâh. innehû hüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Türkçe Meal
36Eğer şeytan tabiatlı kimseler senin sabrını zorlarlar ve seni kötü düşünce ve davranışa sevk ederlerse hemen Allah’a sığın. Çünkü O, her şeyi işitendir ve her şeyi bilendir.
Açıklamalı meal
36Bununla birlikte, nihâyet İslâm dâvetçisi de bir insandır; inatçı cahiller karşısında öfkesine hâkim olması her zaman kolay olmayabilir. Şeytan ve şeytana uyanlar, “Sana kötülük yapana sen de kötülük yap” şeklinde bir aykırı düşünce ve şeytanî bir dürtüyle seni günah işlemeye sevk edebilir. Ya da vesvese verip seni anlamsız bir kuruntu ve öfkeye sürükleyebilir. İşte böyle olumsuz bir düşünceyle şeytan seni kışkırtacak olursa hemen " Euzu billahi mineşşeytanirracim” yani “Allah’ım, kovulmuş olan şeytandan koru" deyip Allah’a sığın ve O’nu yardıma çağır. Muhakkak ki O her duayı duyandır, şeytandan gelecek bütün vesveseleri her şeyiyle bilendir ve kendisine sığınanları da her türlü kötülüklerden koruyandır. O hâlde, Rabb’ine güven ve insanları güzel öğütlerle O’nun yoluna çağırmaya devam et.
İlgili ayetler
Ayet 37–38
2 ayetFussilet 37
Fussilet 38
وَمِنْ اٰيَاتِهِ الَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُۜ لَا تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَهُنَّ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ ٣٧ فَاِنِ اسْتَكْبَرُوا فَالَّذ۪ينَ عِنْدَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُمْ لَا يَسْـَٔمُونَ ٣٨
Mushaf
Okunuş
37Vemin âyâtihi-lleylü vennehâru veşşemsü velḳamer. lâ tescüdû lişşemsi velâ lilḳameri vescüdû lillâhi-lleẕî ḫaleḳahünne in küntüm iyyâhü taʿbüdûn.
38Feini-stekberû felleẕîne ʿinde rabbike yüsebbiḥûne lehû billeyli vennehâri vehüm lâ yesʾemûn.
Türkçe Meal
37Gece ve gündüz, güneş ve ay Allah’ın kudretine işaret eden delillerdendir. Eğer siz gerçekten sadece Allah’a kulluk etmek istiyorsanız güneşe ve aya değil onların yaratıcısı olan Allah’a secde edin.
38Eğer kibirlenip böbürlenecek olurlarsa iyi bilsinler ki Rabbinin katında bulunanlar bıkıp usanmadan gece ve gündüz O’nun yüceliğini dillendirip şanını yüceltmektedirler.
Açıklamalı meal
37Gece, gündüz, güneş ve ay O’nun kudretini ve yüceliğini gösteren görsel âyetlerinden ve yaratılış delillerindendir. O halde, sakın güneşe de aya da yahut onlar gibi yaratılmış olanlara da secde etmeye kalkıp onlara ibadet etmeyin. Eğer gerçekten yalnız Allah’a kulluk etmek istiyorsanız onları ve diğer tüm varlıkları da yaratan Allah’a secdeye kapanın. Allah’ı layıkıyla tanımak için de yalnızca O’na umut bağlayıp O’na ibadet edin.
38Eğer onlar bu secde çağrısı karşısında Allah’ın hükümlerine boyun eğmekten kaçınanlar ve Allah’a ibadet etmekten yüz çevirip kibirlenirler hâlâ büyüklenirlerse iyi bilsinler ki bu kendi aleyhlerinedir ve Allah onların kulluğuna muhtaç değildir. Zaten Allah’ı hakkıyla tanıyan mü’minler ve Rabbinin yanındaki melekler gece gündüz hem de hiç yorulup usanmadan Allah’ın rızasını kazanmak yolunda O’nun şanını yüceltip tesbih ederler ve O’na boyun eğip sadece yasalarımıza uyarak ibadet ederler. Bir an için olsun yasalarımıza uymaktan vazgeçmezler.
Ayet 39
1 ayetFussilet 39
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْۜ اِنَّ الَّذ۪ٓي اَحْيَاهَا لَمُحْيِ الْمَوْتٰىۜ اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٣٩
Mushaf
Okunuş
39Vemin âyâtihî enneke tera-lʾarḍa ḫâşiʿaten feiẕâ enzelnâ ʿaleyhe-lmâe-htezzet verabet. inne-lleẕî aḥyâhâ lemuḥyi-lmevtâ. innehû ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Türkçe Meal
39O’nun ayetlerinden/delillerinden biri de şudur:
– Şu gördüğün kupkuru toprak üzerine yağmur yağdırdığımızda hemen harekete geçer ve kabarır. Ölü toprağa böyle hayat veren, hiç şüphesiz ölüleri de diriltecektir. Zira O her şey için bir ölçü koyandır.
Açıklamalı meal
39Kibirlenip Allah' a secde etmekten kaçınanlar bilsinler ki; Allah’ın sınırsız ilim ve kudretine işaret eden delillerinden birisi de: şu gördüğün çatlamış kupkuru topraktır. Nitekim sen toprağı kuraklık zamanında solgun cansız ve çorak halde görürsün. Ama bulutlar vasıtasıyla üzerine yağmur yağdırdığımızda o kupkuru ölü toprak hemen harekete geçip kıpırdar kabarır ve canlanıp uyanıverir. Böylece rengârenk bitkiler ve meyveler çıkar. Yeryüzüne hayat verip ölü toprağı canlandıran Allah, şüpheniz olmasın ki bir gün ölüleri de diriltecektir. Muhakkak ki O’nun öldürme diriltme gibi her şeye gücü yeter. İşte bu diriliş, insanlar anlasınlar diye kuru toprağın dirilişi ile sembolleştirilmiştir. Kur’an da bildirdikleri ile gerçekleri arayan ölü kalpleri uyaran ve dirilten bir etkiye sahiptir.
Ayet 40
1 ayetFussilet 40
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَاۜ اَفَمَنْ يُلْقٰى فِي النَّارِ خَيْرٌ اَمْ مَنْ يَاْت۪ٓي اٰمِنًا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِعْمَلُوا مَا شِئْتُمْۙ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40İnne-lleẕîne yülḥidûne fî âyâtinâ lâ yaḫfevne ʿaleynâ. efemey yülḳâ fi-nnâri ḫayrun em mey yeʾtî âminey yevme-lḳiyâmeh. iʿmelû mâ şiʾtüm innehû bimâ taʿmelûne beṣîr.
Türkçe Meal
40Bütün bu delillerimizin gösterdiği gerçeklerden yüz çevirenler asla bizden gizlenip kaçamazlar. Söyleyin bakalım kıyamet günü ateşe atılan kimse mi yoksa o gün güven içinde huzurumuza gelen kimse mi daha iyidir? İstediğinizi yapın bakalım, nasıl olsa Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.
Açıklamalı meal
40Allah’ın ilim ve kudretinin yüceliğini gösteren deliller apaçık ortadayken, ayetlerimizin anlamını çarpıtıp saptıranlar ve doğruluktan ayrılıp inkâra sapanlar asla bizden kaçıp gizlenemezler. Ey insanlar! o halde şu iki kişinin durumunu şimdi bir düşünün. Hangisi daha hayırlı ve iyidir? İşlediği zulüm ve haksızlıklardan dolayı Kıyâmet günü cehennemi hak edip ateşe atılan mı? Yoksa Allah’ın davetine yönelip gereklerini yerine getirdiği için Rabbinin huzuruna güven içinde ve azap korkusu duymadan gelecek olan mı? Ateşe atılmayı hak edenlerle dürüstlüğü ve hakikati ilke edinenler elbette eşit değerde değildir İşte, size doğruyu ve eğriyi gösterdik. Artık yolunuza devam edecekseniz tercihinizi buna göre belirleyin ve bu uyarılara rağmen istediğiniz gibi yaşayın. Özgürsünüz canınız ne isterse onu yapıp bildiğinizi okumaya da devam edin. Fakat ne yaparsanız ona göre muamele göreceksiniz. Şüphesiz ki O, bütün yaptıklarınızı çok iyi görmektedir bunu da iyi bilin.
İlgili ayetler
Ayet 41–42
2 ayetFussilet 41
Fussilet 42
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَٓاءَهُمْۚ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَز۪يزٌۙ ٤١ لَا يَاْت۪يهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِه۪ۜ تَنْز۪يلٌ مِنْ حَك۪يمٍ حَم۪يدٍ ٤٢
Mushaf
Okunuş
41İnne-lleẕîne keferû biẕẕikri lemmâ câehüm. veinnehû lekitâbün ʿazîz.
42Lâ yeʾtîhi-lbâṭilü mim beyni yedeyhi velâ min ḫalfih. tenzîlüm min ḥakîmin ḥamîd.
Türkçe Meal
41Kendilerine gelen bu ilahi uyarıya inanmayanlar iyi bilsinler ki bu Kuran yüce ve eşsiz bir kitaptır.
42Zira batıl onun ne önünden ne ardından hiçbir şekilde yaklaşamaz. Çünkü O, her hükmü doğru ve tüm övgülere layık olan Allah katından indirilmiştir.
Açıklamalı meal
41Gerçek şu ki, kendilerine Kur’an ile ulaştırılan mesajlar gelince onun çağrısını yalan sayıp ısrarla inkâr edenler var ya, işte onlar bunun cezasına katlanıp ateşe atılacaklardır. Oysa inkâr etmeden önce biraz araştırsalardı şunu bileceklerdi. Bu Kur’an, insanları doğru yola çağıran ve bildirdiği hükümlerle ilahi gerçekleri anlatan ve eşsiz yücelikte değerli bir kitaptır
42Kur’an, öylesine şerefli ve öylesine sağlam bir kitaptır ki. Hiçbir batıl olan uydurma sözler ona asla sızamaz. O’nun hükümlerini iptal etmek için önünden günlük itirazlarla, arkasından da cahiliye âdetleriyle zarar veremez. Beşerî felsefelerle de gizlice sağından solundan yaklaşıp etkisi altına alamaz. Açık veya gizli, tüm bildirdiği gerçeklerden herhangi birini çürütecek hiçbir yanlışlık, eksiklik ve çelişki Kuran’da yoktur. Ayetler size gönderilirken, Resulümüz size ayetlerimizi okurken; korumamız altındadır. Resulümüz size ayetleri okumadan önce hiçbir yalan hiçbir yanlış karışmamıştır. Çünkü o ayetler her işinde sonsuz ilim, hüküm ve hikmet sahibi ve her türlü övgüye layık olan âlemlerin Rabbi Allah tarafından indirilmiştir. Allah kitabına yanlış şeylerin sokulmasına izin vermez, onu kıyamete kadar korur.
Ayet 43
1 ayetFussilet 43
مَا يُقَالُ لَكَ اِلَّا مَا قَدْ ق۪يلَ لِلرُّسُلِ مِنْ قَبْلِكَۜ اِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ اَل۪يمٍ ٤٣
Mushaf
Okunuş
43Mâ yüḳâlü leke illâ mâ ḳad ḳîle lirrusüli min ḳablik. inne rabbeke leẕû magfirativ veẕû ʿiḳâbin elîm.
Türkçe Meal
43Sana yapılan bu ithamlar senden önceki elçilere yapılan ithamlardan hiç de farklı değildir. Unutma ki senin Rabbin sonsuz bir mağfiret sahibidir ama aynı zamanda can yakıcı bir azabın da sahibidir.
Açıklamalı meal
43O hâlde, ey Peygamber ve ey onun izinden yürüyen İslâm dâvetçisi. Sana eziyet eden zâlimlere aldırış etmeden, bu kitap ile insanlığı uyarıp aydınlatmaya devam et! Unutma ki, sana söylenen hakaret ve yalan dolu incitici sözler kavimlerindeki müşrikler tarafından senden önceki peygamberlere de söylenmişti. Fakat onlar her türlü sıkıntıya karşı sabırla direnmiş ve sonunda ilâhî müjdeye mahzar olmuşlardı. O halde onlar nasıl sabretmişlerse sen de sabırla diren. Öyleyse acele etme sen doğru yoldasın. Doğrusu sana Allah tarafından vahyedilen gerçekler, senden önceki peygamberlere de vahyedilmişti. Senin Rabbin tevbe edip davetine yönelenler için çok bağışlayıcıdır. Fakat aynı zamanda davetinden yüz çevirip kendisinden başka ilah edinenleri ise çok çetin bir azapla cezalandırandır. Bundan hiç şüphen olmasın Allah’ın Rahmetine sığının, azabından korkun. Umudunuzu kesmeyin, ama kendinizi garantide gibi de görmeyin.
İlgili ayetler
Ayet 44
1 ayetFussilet 44
وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْاٰنًا اَعْجَمِيًّا لَقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُۜ ءَاَۭۘعْجَمِيٌّ وَعَرَبِيٌّۜ قُلْ هُوَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَٓاءٌۜ وَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًىۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ۟ ٤٤
Mushaf
Okunuş
44Velev ceʿalnâhü ḳurʾânen aʿcemiyyel leḳâlû levlâ füṣṣilet âyâtüh. eaʿcemiyyüv veʿarabiyy. ḳul hüve lilleẕîne âmenû hüdev veşifâün. velleẕîne lâ yüʾminûne fî âẕânihim vaḳruv vehüve ʿaleyhim ʿamâ. ülâike yünâdevne mim mekânim beʿîd.
Türkçe Meal
44Eğer biz bu Kuran’ı Arapça dışında bir dille indirseydik, onlar bu sefer de:
– Neden onun ayetleri açık ve anlaşılır değil, Arap olan birine yabancı dilde bir kitap mı? Diyeceklerdi. De ki:
– Bu Kuran kendisine inanıp güvenenler için bir kılavuz ve bir şifadır, ona inanıp güvenmeyenlerin ise kulaklarında kurşun vardır, ondan dolayı bu mesaj onlara anlaşılmaz geliyor. İşte onlar kendilerine çok uzaktan seslenilen fakat söylenenden bir şey anlamayan kişi gibidirler.
Açıklamalı meal
44Şayet Biz, Kur’an’ı Arapça olmayan başka dilde indirseydik, Arap müşrikler o zaman da haklı olarak şöyle diyeceklerdi: İman etmemizi istediğin bu kitabın ayetlerinin anlaşılması için, Arapça ’ya çevrilmesi ve açık seçik açıklanıp bize kendi dilimizle anlatılması gerekmez miydi? Bizler Arabız ve Arapçadan başka dil de bilmeyiz. Hiç halkı Arapça konuşup anlaşan bir topluma, yabancısı olduğu başka bir dille kitap gönderilir mi diye itiraz edeceklerdi? Ey Peygamber! Tüm insanlığa seslenerek de ki: Bu Kur’an, ister Arapça, isterse başka bir dilde konuşan toplumlardan olsun, yaratılış sebepleri olan hayat nizamına inanan tüm insanlar için, bir hidayet rehberi ve gönüllerdeki sıkıntılara kesin bir şifa kaynağıdır. Fakat Allah’ın davetine iman etmeyip bu kitaptan yüz çeviren nankörlere gelince. Ana dillerinde açıkça ve kolayca işitip anladıkları halde onların kulaklarında sanki manevî bir ağırlık ve hakîkati işitmelerine engel bir sağırlık vardır. Bunun için Kur’an onlara anlaşılmaz sözler gibi kapalı ve karanlık gelir. Onlara ana dillerinde seslenilmesine rağmen, sanki kendilerine çok uzak bir yerden sesleniliyormuş da onun için, ayetlerde ne söylendiği anlaşılamayan mesajlar var zannederler. Hayır! Biz ayetleri, kendi içlerinden bir elçi ve konuştukları dil ile anlayacakları şekilde açıklıyoruz! Keşke düşünüp anlasalar!"
Ayet 45
1 ayetFussilet 45
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ ف۪يهِۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ٤٥
Mushaf
Okunuş
45Veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe faḫtülife fîh. velevlâ kelimetün sebeḳat mir rabbike leḳuḍiye beynehüm. veinnehüm lefî şekkim minhü mürîbün.
Türkçe Meal
45And olsun ki biz Musa’ya kitap vermiştik de onun hakkında da ihtilaf edilmişti. Şayet Rabbinin daha önce ertelemeyle ilgili bir hükmü olmasaydı onların da işi çoktan bitirilmiş olurdu. Hiç kuşku yok ki onlar bu Kuran hakkında derin bir şüphe içindedirler.
Açıklamalı meal
45Ey Resûlüm! Andolsun ki, geçmişte Biz Musa’ya da Tevrat adında bir kitap vermiştik. Fakat senin kavminin Kur’an hakkında ayrılığa düştüğü gibi Yahudiler de Allah’ın kitabını tahrif ederek o Tevrat hakkında, asılsız ithamlarda bulunup ihtilafa düşmüşlerdi. Eğer azabın belli bir süre ertelenmesiyle alakalı Rabbinin yasasında daha önceden belirlenmiş bir sözü olmasaydı geçmiş ümmetlere olduğu gibi bunların da cezaları ertelenmezdi. Ve aralarında çoktan hüküm verilmiş olurdu da azaba uğratılarak işleri bitirilirdi. Bugünkü Yahudi ve Hıristiyanlara gelince: Onlar işin aslını bilmedikleri için, inkârda ısrar ettiler. O yüzden de Kur’an’ın gerçekten ilâhî kaynaklı olup olmadığı hakkında derin bir şüphe ve tereddüt içinde ileri geri konuşarak bocalayıp dururlar.
Ayet 46
1 ayetFussilet 46
مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِه۪ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۜ وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ ٤٦
Mushaf
Okunuş
46Men ʿamile ṣâliḥan felinefsihî vemen esâe feʿaleyhâ. vemâ rabbüke biżallâmil lilʿabîd.
Türkçe Meal
46Artık kim iyi ve güzel işler yaparsa, bunu kendisi için yapmış olur. Kim de kötü bir iş yaparsa o da bunu kendi aleyhine yapmış olur. Zira senin Rabbinin kullarına zulmedip haksızlık etme ihtimali yoktur.
Açıklamalı meal
46İyi bilin ki her kim Kur’an ile yapılmakta olan davete iman eder de ona göre yaşamayı tercih edip doğru ve İslam’a uygun yararlı işler yaparsa bunu kendi iyiliği için yapmış olur ve onun faydasını görür. Her kim de bu davete sırt dönüp onu reddederek kötülük yaparsa o da bunu kendi zararına yapmış olur ve bedelini öder. Rabbin suçsuz kullarına asla ceza verip haksızlık etmez.
İlgili ayetler
Ayet 47–48
2 ayetFussilet 47
Fussilet 48
اِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِۜ وَمَا تَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ اَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ اَيْنَ شُرَكَٓاء۪يۙ قَالُٓوا اٰذَنَّاكَۙ مَا مِنَّا مِنْ شَه۪يدٍۚ ٤٧ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَدْعُونَ مِنْ قَبْلُ وَظَنُّوا مَا لَهُمْ مِنْ مَح۪يصٍ ٤٨
Mushaf
Okunuş
47İleyhi yüraddü ʿilmü-ssâʿah. vemâ taḫrucü min ŝemerâtim min ekmâmihâ vemâ taḥmilü min ünŝâ velâ teḍaʿu illâ biʿilmih. veyevme yünâdîhim eyne şürakâî ḳâlû âẕennâke mâ minnâ min şehîd.
48Veḍalle ʿanhüm mâ kânû yedʿûne min ḳablü veżannû mâ lehüm mim meḥîṣ.
Türkçe Meal
47O saatin bu dünyanın sonunun ne zaman geleceği bilgisi yalnızca Allah’ın bileceği bir iştir. Zira O’nun bilgisi dışında ne bir meyve kabuğundan çıkabilir, ne bir dişi hamile kalabilir ne de doğurabilir. O gün Allah onlara:
– Hani nerede benim ortaklarım? Diye seslendiğinde onlar:
– İtiraf etmemiz gerekir ki senin ortakların olduğunu kabul edecek bizden kimse yok, derler.
48Çünkü daha önce dua ile yalvarıp yakardıkları kimseler kendilerinden uzaklaşıp kaybolup gitmişlerdir. Onlar da artık bir kaçış yolunun kalmadığını anlamışlardır.
Açıklamalı meal
47Son Saat’in ne zaman gelip de Kıyamet’in ne zaman kopacağını yalnız Allah bilir. O’nun bilgisi izni ve kararı olmadan hiçbir meyve kabuğunu çatlatıp tomurcuğundan çıkamaz. Hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. İşte bu sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah, insanları yeniden diriltip hesaba çekecektir. Vakti geldiğinde kıyâmet kopacak ve Allah o hesap gününü yokmuş gibi yaşayan müşriklere: Söyleyin bakalım; Kulluk ve ibâdette benim ortaklarım olduğunu iddia ettiğiniz önderleriniz ve ilahlarınız şimdi nerede diye sorulduğunda Onlar da: Rabbimiz Sana itiraf ediyoruz ki onlardan hiçbiri Senin ilahlığına ortak değilmiş. Senden başka boyun eğilecek bir ilahın ve otoritenin varlığına şahitlik edecek hiç kimse yoktur. Hâlbuki onlar bizi dünyadayken yalanlarıyla kandırırken hep yanımızdaydılar derler.
48Daha önce yeryüzünde yaşarlarken Allah’la birlikte ilah edinip dua ve yardım umarak yalvarıp durdukları ve kendilerinden şefaat umup çağırdıkları ne kadar sözde ilah varsa onlardan büsbütün uzaklaşıp kaybolur. Böylece kendileri için onlardan fayda sağlayacak hiçbir kurtuluş çaresi, çıkarılacakları mahkemeden kaçacak hiçbir bahaneleri ve sığınılacak hiçbir yer olmadığını anlarlar. Fakat âhirette geç kalmış olduklarını anlamış olmaları, onları hak ettikleri azaptan kurtarmayacaktır, O Gün artık azaptan kaçıp kurtulmaları mümkün değildir.
Ayet 49–50
2 ayetFussilet 49
Fussilet 50
لَا يَسْـَٔمُ الْاِنْسَانُ مِنْ دُعَٓاءِ الْخَيْرِۘ وَاِنْ مَسَّهُ الشَّرُّ فَيَؤُ۫سٌ قَنُوطٌ ٤٩ وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هٰذَا ل۪يۙ وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلٰى رَبّ۪ٓي اِنَّ ل۪ي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰىۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُواۘ وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ ٥٠
Mushaf
Okunuş
49Lâ yesʾemü-lʾinsânü min düʿâi-lḫayr. veim messehü-şşerru feyeûsün ḳanûṭ.
50Velein eẕaḳnâhü raḥmetem minnâ mim baʿdi ḍarrâe messethü leyeḳûlenne hâẕâ lî vemâ eżunnü-ssâʿate ḳâimetev veleir ruciʿtü ilâ rabbî inne lî ʿindehû lelḥusnâ. felenünebbienne-lleẕîne keferû bimâ ʿamilû. velenüẕîḳannehüm min ʿaẕâbin galîż.
Türkçe Meal
49Şu insan mal mülk istemekten asla bıkıp usanmaz. Ama başına bir sıkıntı gelince de ümidini yitirip karamsarlığa düşer.
50Fakat başına gelen bu sıkıntıdan sonra, biz ona katımızdan bir bolluk ve rahatlık verdiğimizde de tutar:
– Bu zaten benim hakkımdır, hem ben o saatin bu dünyanın sonunun gelip bozulacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbimin huzuruna çıkarılacak olursam hiç şüphem yok ki O’nun katında beni en güzel mükâfat beklemektedir, diye küstahlık eder. Oysa biz gerçekleri örtbas eden bu kâfirlere işledikleri günahları bir bir haber vereceğiz ve onlara en ağır azabı tattıracağız.
Açıklamalı meal
49İmanı samimi olmayan insan, sanki hiç ölmeyecekmiş ve kendisine verilen nimetleri kullanış biçiminden hesaba çekilmeyecekmiş gibi, mal mülk sahibi olmak için koşuşturup durur. Zenginlik mal mevki gibi hayatın güzel şeylerini isteyip aramaktan asla bıkmaz ve her şeyinin olmasını ister. Ama kendine fakirlik veya hastalık gibi bir kötülük gelince bunun bir imtihân olduğunu göz ardı ederek çabucak endişeye kapılıp karamsarlığa düşer ve Allah’ın rahmetinden ümidini keser.
50Başına gelen bir sıkıntıdan sonra Biz onu yeniden bolluk ve rahata kavuşturup bir nimet tattırsak, hemen Bizi unutarak: "Bu zaten benim hakkımdır ve sıkıntılarımdan sonunda kendi çabamla kurtuldum. Hem Ne kıyameti? Ben Hesap Günü diye bir günün olduğuna ve Kıyametin kopacağına falan da inanmıyorum. Haydi müminlerin dediği gibi Kıyâmet koptu diyelim. Öyle bir gün gelip Rabbimin huzuruna çıkarılacak olsam bile, muhakkak beni en güzel şekilde ödüllendirecektir der ve küstahça nankörlük etmeye devam eder. Öyle mi zannediyorlar? Hayır; biz ayetlerimizi inkâr edenlere hesap sormak için, bir nevi şirk koşma olan bu söylediklerini ve yaptıklarını Kıyamet Günü tek tek yüzlerine vuracağız. Ve onlara hak ettikleri en şiddetli azabı tattıracağız.
Ayet 51–52
2 ayetFussilet 51
Fussilet 52
وَاِذَٓا اَنْعَمْنَا عَلَى الْاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَاٰ بِجَانِبِه۪ۚ وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَٓاءٍ عَر۪يضٍ ٥١ قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ ثُمَّ كَفَرْتُمْ بِه۪ مَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ ف۪ي شِقَاقٍ بَع۪يدٍ ٥٢
Mushaf
Okunuş
51Veiẕâ enʿamnâ ʿale-lʾinsâni aʿraḍa veneâ bicânibih. veiẕâ messehü-şşerru feẕû düʿâin ʿarîḍ.
52Ḳul eraʾeytüm in kâne min ʿindi-llâhi ŝümme kefertüm bihî men eḍallü mimmen hüve fî şiḳâḳim beʿîd.
Türkçe Meal
51İşte bu insana biz ne zaman bir lütufta/ikramda bulunsak yüz çevirir küstahlaşıp şımarır, ama başı dara düştüğü zaman da sürekli dua ile yalvarıp yakarır.
52De ki:
– Ya bu Kuran Allah katından gelmiş ise; buna rağmen siz de buna inanmamışsanız, bu durumda haktan/Kuran’dan bu kadar uzaklaşan kimseden daha sapkın biri olabilir mi?
Açıklamalı meal
51İnkâr ve isyanla yaşamakta inatla direnen insana zenginlik, güç gibi Allah’ın bahşettiği bunca nimetleri verdiğimizde, O’nun davetine icabet etmek yerine nankörlük edip Allah’a yüz çevirir. Ve bâtıl nizamlara yönelip kula kulluk ederek yan çizer. Fakat başına bir bela gelince de hemen Allah’ı hatırlar ve uzun uzadıya dua ederek yalvarıp yardım istemeye başlar. Peki, bunları gerçekten inanarak mı yapar? Elbette hayır! Muhtaç olduğu için, çıkarına geldiği için yapar. Bilin ki ona tekrar nimet versek yine şımarıp azar
52Ey Resûlüm! Sen inkârcılara de ki: Bu Kur’an Allah katından gönderildiği halde eğer bir inat uğruna siz gerçeği örtbas ediyor ve onu yalanlayıp inkâr ediyorsanız haliniz ne olacak? İnkâr ettiğiniz Kur’an Allah tarafından gönderilen kitap olarak kıyamet günü karşınıza çıkarılınca hesaba çekileceksiniz. Gerçeklere sırt çevirerek doğruluk ve haktan ayrılmış olandan daha şaşkın daha ve sapık kim olabilir? Önyargılarınızı bir kenara koyarak hiç düşünmez misiniz?
Ayet 53
1 ayetFussilet 53
سَنُر۪يهِمْ اٰيَاتِنَا فِي الْاٰفَاقِ وَف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّۜ اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ ٥٣
Mushaf
Okunuş
53Senürîhim âyâtinâ fi-lʾâfâḳi vefî enfüsihim ḥattâ yetebeyyene lehüm ennehü-lḥaḳḳ. evelem yekfi birabbike ennehû ʿalâ külli şeyʾin şehîd.
Türkçe Meal
53Vakti geldikçe biz bu ilahi mesaj Kuran’ın tartışmasız bir hak olduğu herkes için ortaya çıkıncaya kadar, onlara hem iç dünyalarında hem de dış dünyalarındaki tüm ayetlerimizi/işaretlerimizi göstereceğiz. Bütün bunların gerçekleşeceği hususunda Rabbinin şahitliği onlara yetmiyor mu?
Açıklamalı meal
53Biz onlara, ilmimiz ve kudretimizin ayetleri olan delillerimizi, kâinatın uçsuz bucaksız ufukları olan dış âlemde yeni keşiflerin gerçeklemesiyle bildirmekteyiz. Ve kendi iç bünyelerinde yarattığımız azaların birbirleri arasındaki mükemmel uyumunu da Biyoloji ve Tıp ilimleri ile apaçık göstermekteyiz. Ki böylece Kur’an’ın Allah’tan gelen kesin ve tartışılmaz bir gerçek olduğu kendileri için açıkça ve net olarak belli olsun. Allah Kur’an’la sizleri fıtratınızla uyumlu bir hayatı yaşamaya davet ederken, hâlâ O’ndan şüphe mi edeceksiniz? Rabbinin her an her şeye şahit olması delil olarak onların iman etmeleri için yetmez mi? Allah’ın şahitlik ettiği bu gerçeği zamanı gelince kavrayacaksınız fakat çok geç kalmış olacaksınız. İnsanlar karşı çıksa da inkâr etseler de gerçeği değiştirmez.
İlgili ayetler
53Ra’d 1Ra’d 5Câsiye 1Câsiye 9Zâriyât 20Zâriyât 21Ankebut 52
Ayet 54
1 ayetFussilet 54
اَلَٓا اِنَّهُمْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓاءِ رَبِّهِمْۜ اَلَٓا اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطٌ ٥٤
Mushaf
Okunuş
54Elâ innehüm fî miryetim mil liḳâi rabbihim. elâ innehû bikülli şeyʾim müḥîṭ.
Türkçe Meal
54Dikkat edin onlar, Rabbleriyle karşılaşacakları konusunda derin şüphe içindedirler! Unutmayın ki Allah sınırsız ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.
Açıklamalı meal
54Gerçek şu ki, müşrikler apaçık mucize görseler bile yine Kur’an’a inanmaya yanaşmazlar. İşte bu yüzden onlar Hesap Günü’nde yeniden diriltilecekleri ve Rablerinin huzuruna çıkarılıp yargılanacakları konusunda sürekli şüphe içindedirler. Unutmayın ki Allah sonsuz ilmi ve kudretiyle her şeyi çepeçevre kuşatandır ve O’nun her şeye gücü yeter.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Mü’min, sonra Şûrâ indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla