Sûre hakkındaAdı · Nüzul zamanı · Tarihsel arkaplan · Konu
Adı: Surenin adı, içinde mü’min bir kimseden bahsedilen 28. ayetten alınmıştır.
Nüzul zamanı: İbn Abbas ve Cabir b. Ziyad’a göre, bu sure Zümer Suresi’nden hemen sonra nazil olmuştur. Bu surenin Kur’an’daki tertibi, nüzul sırasıyla mutabakat halindedir.
Tarihsel arkaplan: Bu surenin ihtiva ettiği konulardan, surenin nazil olduğu zamanda, müslümanların ne gibi zorluklarla karşı karşıya bulundukları ve o dönemin şartları oldukça açık bir şekilde anlaşılıyor. Müşrikler Mekke’de, Rasûlullah’ın (s.a) davetine iki tür yöntemle karşı koyuyorlardı. Birincisi, çeşitli tartışma ortamları açmak ve yalan, iftira yoluyla Rasûlullah’ı (s.a) ve müslümanları yıpratmak. Böylece hâlâ İslâm’ı kabul etmemiş olan kimselerin kafalarında istifhamlar oluşturarak, onları tereddüde düşürmek istiyorlardı. İkincisi Hz. Peygamber’in (s.a) öldürülmesini sağlamak için şiddetli bir muhalefet havası estirerek planlar yapıyorlardı. Böylece o öldürülse bile, hiç kimse aldırmayacaktı. Hatta bir defasında Hz. peygamber’i (s.a) öldürme denemesine dahi kalkıştılar. Buhari, Abdullah bin Ömer bin As’tan şöyle bir rivayet nakleder: “Bir gün Rasûlullah (s.a) Harem-i Şerif’te namaz kılmakta idi. Aniden Ukbe bin Ebi Muayt, Rasûlullah’ın (s.a) boynuna bir bez parçası sardı ve sıkmak sureti ile onu öldürmeye kalkıştı. Tam o sırada Hz. Ebubekir (r.a) yetişerek, Ukbe’yi itti ve Rasûlullah’ı (s.a) onun elinden kurtardı.”
Hz. Abdullah, Hz. Ebubekir’in (r.a) Ukbe ile mücadele ederken “Siz sadece “Benim Rabbim Allah’tır.” dediği için mi bir kimseyi öldürüyorsunuz?” dediğini söyler. Aynı hadisi farklı bir şekilde İbn Hişam ve ayrıca Neseî ve İbn Ebi Hatim de nakletmişlerdir.
Konu: Surenin başında bu iki husus açıkça anlatıldıktan sonra, aynı konular çerçevesi içinde, gayet etkili ve ders verici yorumlar yapılmıştır. Kafirlerin, Hz. Peygamber’i (s.a.) öldürme planları hakkında Al-i Firavun’un kıssası (23. ayetten 55. ayete kadar) zikredilerek şu üç gruba da ayrı ayrı dersler verilmiştir.
1) Kafirlere, “Sizler Firavun’un Hz. Musa’ya (a.s) yapmak istediği aynı şeyleri Hz. Muhammed’e de yapmak istiyorsunuz” denmektedir. Sizler kendi akibetinizin, Firavun’un akibeti gibi olmasını mı istiyorsunuz?”
2) Hz. Peygamber (s.a) ve ashabına Allah, “Bu zalim ve kafirler ne kadar kuvvetli ve size karşı ne kadar üstün görünüyorlarsa da, yaymaya çalıştığınız dinin sahibi olan Allah’ın herkesten kuvvetli ve herşeye kadir olduğuna yürekten inanmalısınız.” diye buyurmaktadır. Binaenaleyh, bunların tehdit ve zulümlerine karşı Allah’a sığının ve hiç korkmadan İslâm dinini yaymak için çalışmaya devam edin. Allah’a iman edenlerin her türlü tehdide karşı verdikleri cevap, Hz. Musa’nın (a.s) Firavun’a verdiği cevap gibidir: “Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınıyorum.” Şayet sizler önünüzdeki tehlikelerden hiç korkmadan, İslâm’ı tebliğ etmeye devam ederseniz, şüphesiz o takdirde zafer sizlerin olacaktır. Günümüzün Firavun’ları da, Mısır Firavunu’nun gördüğü gibi zaferin iman edenlerin olduğunu göreceklerdir. Zafer gelinceye değin, üzerinize adeta bir tufan gibi arka arkaya gelen her türlü zulüm ve eleştiriye, sabırla karşı koymalısınız.
3) Bu iki grubun dışında, Rasûlullah’ın (s.a) davetinin hak olduğunu anlayan ve Kureyş kafirlerinin Hz. Peygamber’e (s.a.) haksız yere ve açıkça zulmettiğini gören üçüncü bir grup daha vardır. Fakat bu kimseler buna rağmen Hak-Batıl arasında devam eden savaşa seyirci kalıyorlar. Bu yüzden Allah, “Yazıklar olsun! Hakka tecavüz edilirken sizler hâlâ seyretmektesiniz” diye buyurdu. Böyle bir durumda vicdanı tamamen kararmamış olan kimseler her türlü bahaneyi bir kenara iterek, Hakkı savunmalıdırlar. Tıpkı Firavun’un Hz. Musa’yı (a.s) öldürmek istediğinde, o ana kadar imanını gizleyen bir mü’minin “Ben işimi Allah’a bırakıyorum” diyerek, Hakkı müdafaa için ortaya çıkışı gibi. Hepinizin bildiği gibi, Firavun o mü’mine dokunmaya cesaret edememiş ve ona bir zarar da verememiştir.
Kafirlerin, Mekke’de süren, Hakkı yenilgiye uğratma mücadelesine karşılık, Allah Teâlâ, tevhid ve ahiret düşüncesi ile ilgili delilleri serdetmiştir. Zaten kafirler ile Hz. Peygamber (s.a) arasındaki ihtilafın merkez noktası burasıydı. Bu delillerle, kafirlerin Hz. Peygamber’e (s.a) karşı ortaya koydukları tavrın ilmî ve mantıkî hiçbir delile dayanmadığı isbat edilmiştir. Ayrıca Allah, Kureyş’in ileri gelenlerinin asıl itirazlarının Hz. Peygamber’in (s.a) mesajına olmayıp, bunun bir bahane olarak öne sürüldüğünü belirtmiştir. Onların asıl korkusu, iktidarın ellerinden çıkma ihtimaliydi. Bu yüzden, o kadar şiddetle Rasûlullah’a (s.a) karşı çıkıyorlardı. Dolayısıyla 58. ayette açıkça şöyle denilmiştir: “Sizlerin Peygambere karşı çıkmanızın nedeni tekebbürden başka bir şey değildir. Hz. Peygamber’in (s.a.) davetini kabul ettiğiniz takdirde büyüklüğünüzün ortadan kalkacağını bildiğinizden dolayı, Rasûlullah’ın (a.s) davetini engellemek için elinizden gelen her hileye başvuruyorsunuz.”
Bu surede aynı konular işlenerek, kafirlere tekrar tekrar “Şayet bu mücadeleden vazgeçmezseniz, akibetiniz sizden önceki toplumlar gibi olacak ve ahirette de onlardan daha beter cezalara uğrayacaksınız. İşte o vakit pişman olursunuz ama pişmanlığınızın sizlere bir yararı dokunmaz” denilmiştir.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1
1 ayetMü’min 1
حٰمٓۜ ١
Mushaf
Okunuş
1Ḥâ-mîm.
Türkçe Meal
1Hâ, mîm.
Açıklamalı meal
1Hâ. Mîm Dinle, ey insanoğlu! Ha, Mîm gibi senin pek iyi tanıdığın ve sürekli kullandığın harflerden oluşan fakat hem lafzı, hem de manasıyla eşsiz bir mucize olan bu mesaja kulak ver
İlgili ayetler
Ayet 2
1 ayetMü’min 2
تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۙ ٢
Mushaf
Okunuş
2Tenzîlü-lkitâbi mine-llâhi-lʿazîzi-lʿalîm.
Türkçe Meal
2Bu Kuran, gücü sonsuz ve bilgisi sınırsız olan Allah katından indirilmiştir.
Açıklamalı meal
2Kuşkusuz bu ilahi Kitap mutlak güç sahibi ve alim olup ilmi ve kudretiyle her şeyi yaratan, her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan ve olmuş olacak her şeyi en mükemmel şekilde bilen ve lütfu bol olan Allah tarafından bölüm bölüm indirilmiştir.
Ayet 3
1 ayetMü’min 3
غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَد۪يدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ اِلَيْهِ الْمَص۪يرُ ٣
Mushaf
Okunuş
3Gâfiri-ẕẕembi veḳâbili-ttevbi şedîdi-lʿiḳâbi ẕi-ṭṭavl. lâ ilâhe illâ hû. ileyhi-lmeṣîr.
Türkçe Meal
3O, günahları bağışlayan, tövbeleri kabul eden, cezalandırması çetin fakat lütuf ve ihsanı da bol olandır. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur, zira dönüş yalnızca Allah’adır.
Açıklamalı meal
3Allah, yaratılış sebebini düşünüp de ona uygun yaşamak isteyen mü’minleri doğru yola yönlendirip günahları bağışlayan, tevbeleri kabul edendir. Bununla birlikte küfür ve isyanda ısrar edip, insanlara kendi yasalarıyla hükmeden müşriklere karşı da cezası şiddetli olandır. Aynı zamanda lütuf ve ihsanı da pek sınırsız olandır. O’ndan başka ibadeti hak eden hiçbir gerçek ilâh yoktur. Yeryüzünde ve gökyüzünde Allah’tan başka hükümran yoktur. Sadece Allah’ın yasaları geçerlidir. Çünkü insanlar da yasalar yaparak ilahlık iddiasında bulunurlar; Rabbin bunu asla kabul etmez. Ve sonunda dönüş Onun manevi huzurunadır.
İlgili ayetler
Ayet 4–6
3 ayetMü’min 4
Mü’min 5
Mü’min 6
مَا يُجَادِلُ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ اِلَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَلَا يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِي الْبِلَادِ ٤ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَالْاَحْزَابُ مِنْ بَعْدِهِمْۖ وَهَمَّتْ كُلُّ اُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِيَاْخُذُوهُ وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَاَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ ٥ وَكَذٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ اَصْحَابُ النَّارِۢ ٦
Mushaf
Okunuş
4Mâ yücâdilü fî âyâti-llâhi ille-lleẕîne keferû felâ yagrurke teḳallübühüm fi-lbilâd.
5Keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥiv velʾaḥzâbü mim baʿdihim. vehemmet küllü ümmetim birasûlihim liyeʾḫuẕûhü vecâdelû bilbâṭili liyüdḥiḍû bihi-lḥaḳḳa feeḫaẕtühüm. fekeyfe kâne ʿiḳâb.
6Vekeẕâlike ḥaḳḳat kelimetü rabbike ʿale-lleẕîne keferû ennehüm aṣḥâbü-nnâr.
Türkçe Meal
4Allah’ın ayetlerini tartışan ve geçersiz kılmaya çalışanlar yalnızca hakkı örtbas eden kâfirlerdir. Onların bu dünyada memleket memleket gezip dolaşıyor olması sakın seni aldatmasın.
5Nitekim onlardan önce Nuh Kavmi ve onların peşinden gelen topluluklar da elçilerini yalancılıkla suçlamış, hatta her topluluk elçilerini yakalayıp ortadan kaldırmanın planlarını yapmış, hakkı etkisiz kılmak için batıl yollara başvurarak canla başla mücadele etmişti. Fakat sonuçta ben de onları kıskıvrak yakalamıştım. Benim cezalandırmam nasılmış görsünler!
6Evet Rabbinin, kâfirler aleyhindeki “Onlar ateş ehlidir” hükmü işte böyle gerçekleşmiş oldu.
Açıklamalı meal
4Allah’ın ayetleri hakkında hakkı bilenler mücadele etmez. Ancak inkâr edip yüz çeviren müşrik ve kâfirler ileri-geri konuşup tartışmaya girer. Sakın şimdilik onların böbürlenerek keyif sürüp şehirlerde rahat rahat dolaşmaları ve ticaret yolculuklarında gidiş gelişleri ilâhî adâlet konusunda seni aldatmasın. Sanma ki Allah onlardan razıdır ve yaptıkları kötülükleri cezasız bırakacaktır. İmtihan hikmeti gereğince Allah, kâfirleri ve zalimleri hemen helak etmez, tövbe edip hakka dönmeleri için onlara mühlet verir. Zamanı gelince bunun hesabını verecek, cezasını çekeceklerdir.
5Onlardan çok önce gelen Nuh kavmi ve onlardan sonra gelen Âd, Semûd gibi kavimler de kendilerini hidayete davet eden peygamberlerini yalanlamışlardı. Hatta Hakkı inkâr eden her azgın ve sapkın kavim, daha da ileri giderek peygamberlerini veya dâvetçileri yakalayıp cezalandırmak ve öldürmek için ellerinden geleni yapmışlar ve tuzaklar kurmuşlardı. Hakikati ortadan kaldırmak için batıla sarılarak elçilerin getirdikleri mesaja geçersiz ve yanıltıcı delillerle karşı koyup mücadele ettiler. Sonunda ben de onları kıskıvrak yakalayıp hak ettikleri korkunç bir azap ile cezalandırdım. Bak yalanlamaları esnasında Benim onları cezalandırmam nasıl olurmuş gördüler?
6Böylece Rabbinin şirk ve küfürde direnip hakikati bile bile inkâr edenler için: “Onlar elbette cehennemliktir ” şeklindeki azap sözü böylece gerçekleşmiş oldu. O hâlde, ey müminler! İnkârcıların baskı ve eziyetleri karşısındaki çaresizliğinizden dolayı üzülmeyin. Onların sizi alaya alıp aşağılamasına aldırmayın.
Ayet 7–9
3 ayetMü’min 7
Mü’min 8
Mü’min 9
اَلَّذ۪ينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِه۪ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذ۪ينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَب۪يلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ ٧ رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۚ ٨ وَقِهِمُ السَّيِّـَٔاتِۜ وَمَنْ تَقِ السَّيِّـَٔاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟ ٩
Mushaf
Okunuş
7Elleẕîne yaḥmilûne-lʿarşe vemen ḥavlehû yüsebbiḥûne biḥamdi rabbihim veyüʾminûne bihî veyestagfirûne lilleẕîne âmenû. rabbenâ vesiʿte külle şeyʾir raḥmetev veʿilmen fagfir lilleẕîne tâbû vettebeʿû sebîleke veḳihim ʿaẕâbe-lceḥîm.
8Rabbenâ veedḫilhüm cennâti ʿadnini-lletî veʿattehüm vemen ṣaleḥa min âbâihim veezvâcihim veẕürriyyâtihim. inneke ente-lʿazîzü-lḥakîm.
9Veḳihimü-sseyyiât. vemen teḳi-sseyyiâti yevmeiẕin feḳad raḥimteh. veẕâlike hüve-lfevzü-lʿażîm.
Türkçe Meal
7Allah’ın hükümranlık tahtını taşıyanlar ve O’nun çevresinde bulunanlar her daim Rabblerini överek yüceltirler. O’na iman edip güvenirler ve müminlerin de bağışlanmaları için şöyle derler:
– Rabbimiz, sen rahmetin ve ilmin ile her şeyi kuşatmaktasın. Öyleyse tövbeyle sana yönelenleri ve senin yolundan gidenleri bağışla ve onları cehennemin yakıcı azabından koru!
8– Rabbimiz, onları ve onların atalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanları kendilerine vaatte bulunduğun Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen, üstün kudret sahibisin ve doğru karar verensin!
9– Onları kötülüklerden koru, zira sen kimi kötülüklerden korumuşsan, ona merhamet etmişsindir. Bu ise en büyük kurtuluştur.
Açıklamalı meal
7Allah’ın kâinatta kurduğu nizamını, yine O’nun koyduğu yasalara bağlı olarak yürütüp Arş’ı taşıyan ve onun çevresinde bulunan melekler Rablerini hamd ile tesbih ederler. Hükümranlığın yalnız Allah’a ait olduğunun bilincinde olan mü’minler Rablerinin ilmini, kudretini yüceliğini övgüyle anıp O’na iman ederler ve yeryüzündeki mü’minlerin bağışlanması için şöyle dua ederler: “Rabbimiz! Sen Rahmet şefkat ve ilim yönünden her şeyi kuşatansın. Bu nedenle, günahlarından samimiyetle tevbe edip senin yoluna uyan mücahit insanları rahmetinle bağışla ve onları yakıcı cehennem azabından koru.
8Rabbimiz! Onları ve babalarından, eşlerinden ve soylarından salih olanları kendilerine vaadettiğin Adn cennetlerinde buluştur. Şüphesiz sen güçlüsün, her şeye gücün yeter ve her hükmünde hikmetleri olan hakimsin.9. Ey Rabbimiz! O gün onları karşılaşabilecekleri her türlü kötülüklerden ve razı olmadığın fiilleri işlemekten koru. O gün, kimi layık görüp kötülüklerden korursan elbette kendisine şefkatinle rahmet etmişsindir. İşte en büyük kazanç ve gerçek kurtuluş da budur.”
Ayet 10–12
3 ayetMü’min 10
Mü’min 11
Mü’min 12
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ اللّٰهِ اَكْبَرُ مِنْ مَقْتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ اِذْ تُدْعَوْنَ اِلَى الْا۪يمَانِ فَتَكْفُرُونَ ١٠ قَالُوا رَبَّنَٓا اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَب۪يلٍ ١١ ذٰلِكُمْ بِاَنَّهُٓ اِذَا دُعِيَ اللّٰهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْۚ وَاِنْ يُشْرَكْ بِه۪ تُؤْمِنُواۜ فَالْحُكْمُ لِلّٰهِ الْعَلِيِّ الْكَب۪يرِ ١٢
Mushaf
Okunuş
10İnne-lleẕîne keferû yünâdevne lemaḳtü-llâhi ekberu mim maḳtiküm enfüseküm iẕ tüdʿavne ile-lʾîmâni fetekfürûn.
11Ḳâlû rabbenâ emettene-ŝneteyni veaḥyeytene-ŝneteyni faʿterafnâ biẕünûbinâ fehel ilâ ḫurûcim min sebîl.
12Ẕâliküm biennehû iẕâ düʿiye-llâhü vaḥdehû kefertüm. veiy yüşrak bihî tüʾminû. felḥukmü lillâhi-lʿaliyyi-lkebîr.
Türkçe Meal
10– O gün gerçekleri örtbas eden kâfirlere şöyle seslenilir; Allah’ın size olan kızgınlığı, bugün sizin kendinize duyduğunuz kızgınlıktan çok daha büyüktür. Zira imana çağrılıyordunuz ama siz inanmıyordunuz.
11Onlar; “Ey Rabbimiz, sen bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin. İşte günahlarımızı itiraf ediyoruz. Artık bizim için bir çıkış yolu yok mudur?”
12Ve onlara şöyle karşılık verilir; “Bu hale düşmenizin sebebi şudur; dünyada iken tek bir Allah’a çağrıldığınızda bunu reddettiniz, O’na ortak koşulduğunda ise hemen bunu kabullendiniz. Artık hüküm yüceler yücesi ve büyükler büyüğü Allah’ındır.”
Ayet 13
1 ayetMü’min 13
هُوَ الَّذ۪ي يُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ رِزْقًاۜ وَمَا يَتَذَكَّرُ اِلَّا مَنْ يُن۪يبُ ١٣
Mushaf
Okunuş
13Hüve-lleẕî yürîküm âyâtihî veyünezzilü leküm mine-ssemâi rizḳâ. vemâ yeteẕekkeru illâ mey yünîb.
Türkçe Meal
13Zira O’dur size gökten rızık indirerek delillerini gösteren. Ama Allah’a yönelenden başkası bunu kavrayamaz.
Açıklamalı meal
13O Allah ki, kâinatın her zerresinde size kudret, adalet ve merhametinin apaçık delil ve işaretlerini göstermektedir. Sizin için gökten bulutlar vasıtasıyla rızık sebebi olan yağmur indiriyor ve sayamayacağınız birçok nimetlerle donatıyor. Tüm bunlar Rabbinizin ve ilahınızın yalnızca Allah olduğunun delili olarak yetmez mi? Ama gel gör ki ancak gerçeği arayıp içtenlikle Allah’a yönelen temiz akıl sahipleri düşünür ve bundan ibretlik dersler alır.
Ayet 14–15
2 ayetMü’min 14
Mü’min 15
فَادْعُوا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ ١٤ رَف۪يعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِۚ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِۙ ١٥
Mushaf
Okunuş
14Fedʿü-llâhe muḫliṣîne lehü-ddîne velev kerihe-lkâfirûn.
15Rafîʿu-dderacâti ẕü-lʿarş. yülḳi-rrûḥa min emrihî ʿalâ mey yeşâü min ʿibâdihî liyünẕira yevme-ttelâḳ.
Türkçe Meal
14Öyleyse siz, kâfirler hoşlanmasalar bile dini yaşamınızı Allah’a has kılarak Allah’a dua ile yalvarıp yakarın!
15Çünkü O, erişilmez yüceliklerin ve mutlak hükümranlık makamının sahibi ve insanları buluşma günü ile uyarmak için kendi emriyle kullarından dileyene bu vahyi ulaştırandır.
Açıklamalı meal
14Ey mü’minler! Doğruları inkâr eden Kâfirler hoşlanmasalar da siz şirkten ve küfürden arınmış bir inançladini yalnız O’na halis kılarak ve tevhid üzere yalnız O’nun rızasını düşünerek Allah’a yönelip dua ve edin. Sadece yasalarımıza uyarak Allah’a ibadet edin. İnkârcıların incitici sözleri, baskı ve eziyetleri sizi bir tek Allah’a kulluk etmekten, O’nun emir ve yasaklarına uymaktan alıkoymasın.
15O tercihlerine göre layık olan dürüst ve erdemli kullarının mertebeleri yükseltendir. Çünkü O, egemenlik tahtı ve hâkimiyetinin sembolü olan Arş’ın yegâne sahibidir. Kullarından uygun gördüğüne emrindeki vahiy meleği Cebrail ile vahyi gönderir. Kâinatı yaratan, nizamını kuran, koyduğu yasalarla da yöneten yüce Allah, gönderdiği peygamberler ve kitaplarla insanlara öğüt verip o büyük Hesap Günü ile uyarmaktadır.
Ayet 16–20
5 ayetMü’min 16
Mü’min 17
Mü’min 18
Mü’min 19
Mü’min 20
يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَۚ لَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْهُمْ شَيْءٌۜ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَۜ لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ ١٦ اَلْيَوْمَ تُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْۜ لَا ظُلْمَ الْيَوْمَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ١٧ وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْاٰزِفَةِ اِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِم۪ينَۜ مَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ حَم۪يمٍ وَلَا شَف۪يعٍ يُطَاعُۜ ١٨ يَعْلَمُ خَٓائِنَةَ الْاَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ ١٩ وَاللّٰهُ يَقْض۪ي بِالْحَقِّۜ وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَقْضُونَ بِشَيْءٍۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ۟ ٢٠
Mushaf
Okunuş
16Yevme hüm bârizûn. lâ yaḫfâ ʿale-llâhi minhüm şeyʾün. limeni-lmülkü-lyevm. lillâhi-lvâḥidi-lḳahhâr.
17Elyevme tüczâ küllü nefsim bimâ kesebet. lâ żulme-lyevm. inne-llâhe serîʿu-lḥisâb.
18Veenẕirhüm yevme-lʾâzifeti iẕi-lḳulûbü lede-lḥanâciri kâżimîn. mâ liżżâlimîne min ḥamîmiv velâ şefîʿiy yüṭâ.
19Yaʿlemü ḫâinete-lʾaʿyüni vemâ tuḫfi-ṣṣudûr.
20Vellâhü yaḳḍî bilḥaḳḳ. velleẕîne yedʿûne min dûnihî lâ yaḳḍûne bişeyʾ. inne-llâhe hüve-ssemîʿu-lbeṣîr.
Türkçe Meal
16O gün onlar ortaya çıkacak ve hiçbir şeyleri Allah’a gizli kalmayacak. Peki, böyle bir günde mutlak hükümranlık kimindir? Elbette bir olan ve karşı konulamaz bir güce sahip olan Allah’ındır!
17O gün herkes yaptığının karşılığını görecek, evet o gün hiç kimseye zulüm haksızlık edilmeyecek. Çünkü Allah, çok hızlı hesap görendir.
18İnsanları, korkudan yüreklerin gırtlağa dayanacağı ve yutkunup duracakları iyice yaklaşan o dehşetli gün ile uyar! O gün yanlışta ısrar eden zalimlerin ne samimi bir dostu ne de sözü geçen bir şefaatçisi olacak.
19Zira Allah, bakışlardaki ihaneti ve sinelerin sakladığı tüm sırları bilir.
20Allah, hak ve adalet ile hükmeder. Ama onların Allah ile aralarına koyup dua ile yalvardıkları ise hiçbir şey hakkında hüküm veremezler. Hiç şüphe yok ki her şeyi işiten ve her şeyi gören Allah’tır.
Açıklamalı meal
16O diriliş günü insanlar yeniden yaratılarak kabirlerinden fırlayıp dışarı çıkarlar. Her hallerinin bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacağı gündür O gün. Onlardan günah, sevap, gizli açık hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz, dünya hayatlarında gizli ya da açık yapıp ettikleri her şey ortaya konar. Huzuruna getirildiklerinde sesler kesilecek, başlar öne eğilecek ve şu ilâhî ferman duyulacak: Ey zorba diktatörler, söyleyin bakalım: Bugün bütün yetki ve mutlak hükümranlık kimindir biliyor musun? Diye Allah bütün insanlara soracak ve hüküm yetkisinin, yalnız Allah’a ait olduğu bir kez daha gösterilecektir. Onlar da şöyle cevap verir: Bütün varlıklar üzerinde mutlak üstünlüğün ve karşı konulmaz bir gücün sahibi olup kendisinden başka ilah olmayan tek bir Allah’ındır. Hüküm ve egemenlik sadece O’nun hakkıdır. Sen o gün yeryüzünde kurtarıcılık, kahramanlık, başkanlık, padişahlık, taslayanları bir görsen! Hepsi Rabbinin yasasına boyun eğmiş hesap için sıralarını beklemektedir.
17Ve O Gün kıyamet günüdür. Ahiretteki yargı sürecinde herkes iyi veya kötü yaptıklarının karşılığını görür ve kazandığının karşılığı ile cezalandırılır.Çünkü bugün asla hiç kimseye zerre kadar haksızlık yoktur. Şüphesiz Allah hesabı en adil ve en çabuk görendir. Allah’ın mahkemesi yıllarca uzatılmaz. Hüküm çabucak verilir.
18Ey Resûlüm! Onları yaklaşan müthiş güne karşı Kur’an ile uyar. O gün yürekler korkudan boğulurcasına âdeta gırtlaklara dayanır ve dehşetten yutkunup dururlar. Cezalandırılacakları ateşi görünce konuşacak dermanları kalmaz. O gün müşrik ve kâfir olarak dünya hayatlarını tamamlamış zalimlerin ne kendisine faydası dokunacak bir dostu olur. Ne de sözü dinlenecek ve onları azaptan kurtaracak şefaatçileri olur. Yeryüzünde yaşarken şefaatçi zannedip, eteğine yapışıp medet bekledikleri dahi kendi hesaplarının derdine düşmüş; haklarında verilecek hükmü telaşla bekler. Yeryüzünde yasalarımıza uymayanlara ne Resuller ne evliyalar ne şeyhler ne gavslar, şefaat edemezler.
19Allah gözlerin gizlediği haince bakışları da kalplerde gizlenen ihaneti, düşünceleri ve gizlilikleri de bilir. Çünkü gizli açık bütün suçlar ortaya dökülmüş ve kimsenin kimseye diyecek sözü de kalmamıştır.
20Allah sınırsız ilim ve hikmetiyle hakîkate uygun olarak hükmeder. O Gün Allah’ın adaleti bir kez daha tecelli edecektir. Allah’la birlikte dua ile yardıma çağırarak kulluk edip yalvardıkları ve aralarına koydukları o sözde ilâhların ve dinî siyasi önderlerin ise şefaat gibi hiçbir yetkileri yoktur. Hiçbir konuda da hüküm veremezler. Sadece dünyada zulmederler. Şüphesiz Allah her şeyi duyandır, kalplerde gizlenenleri de bilen ve her ihtiyacı görendir.
İlgili ayetler
Ayet 21–22
2 ayetMü’min 21
Mü’min 22
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُوا هُمْ اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاٰثَارًا فِي الْاَرْضِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ ٢١ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانَتْ تَاْت۪يهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَكَفَرُوا فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّهُ قَوِيٌّ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٢٢
Mushaf
Okunuş
21Evelem yesîrû fi-lʾarḍi feyenżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lleẕîne kânû min ḳablihim. kânû hüm eşedde minhüm ḳuvvetev veâŝâran fi-lʾarḍi feeḫaẕehümü-llâhü biẕünûbihim vemâ kâne lehüm mine-llâhi miv vâḳ.
22Ẕâlike biennehüm kânet teʾtîhim rusülühüm bilbeyyinâti fekeferû feeḫaẕehümü-llâh. innehû ḳaviyyün şedîdü-lʿiḳâb.
Türkçe Meal
21Şimdi onlar yeryüzünde gezip dolaşarak kendilerinden önceki toplumların sonlarının nasıl olduğuna bakıp ibret almıyorlar mı? Oysa onlar, kendilerinden çok daha güçlü idiler ve memleketlerinde daha çok eser bırakmışlardı. Ama Allah onları işledikleri günahları yüzünden kıskıvrak yakalayıp cezalandırdı ve kendilerini Allah’ın azabına karşı koruyacak kimse de olmadı.
22İşte böyle. Zira elçileri onlara apaçık belgeler getirmesine rağmen, inanmadılar. Allah da onları kıskıvrak yakalayıp cezalandırdı. Çünkü Allah güçlüdür ve çok şiddetli cezalandırandır.
Açıklamalı meal
21Hiç yeryüzünde gezip dolaşıp da kendilerinden önceki peygamberlerini yalanlayan kâfirlerin sonlarının nasıl olduğuna dönüp bakmazlar mı? Onlar askeri ve ekonomik kuvvet bakımından kendilerinden çok daha güçlü ve üstündüler. Hem de yeryüzünde ve yaşadıkları topraklardayaptıkları eserler bakımından daha derin izler bırakmışlardı Ama Allah onları şirk ve günahlarından dolayı kıskıvrak yakalayıverdi. Onları Allah’ın azabından koruyacak hiç kimseleri de yoktu.22. Bunun nedeni şuydu: Çünkü onlar öyle kimselerdi ki Peygamberlerionlara kitaplarla apaçık mucizeler ve deliller getiriyordu. Ama onlar elçileri küçük görüyor ve yapılan daveti yalan sayıp ısrarla inkâr ediyorlardı. Bu yüzden Allah da onları kıskıvrak yakaladı ve hak ettikleri korkunç bir azapla cezalandırdı. Şüphesiz Allah, güçlüdür, azabı da çok çetin olandır.
Ayet 23–24
2 ayetMü’min 23
Mü’min 24
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ٢٣ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ ٢٤
Mushaf
Okunuş
23Veleḳad erselnâ mûsâ biâyâtinâ vesülṭânim mübîn.
24İlâ firʿavne vehâmâne veḳârûne feḳâlû sâḥirun keẕẕâb.
Türkçe Meal
23(23-24) Biz Musa’yı apaçık deliller olan ayetlerimizle Firavun’a, Karun’a ve Haman’a göndermiştik. O yalancı bir sihirbazdır dediler.
24(23-24) Biz Musa’yı apaçık deliller olan ayetlerimizle Firavun’a, Karun’a ve Haman’a göndermiştik. O yalancı bir sihirbazdır dediler.
Açıklamalı meal
23İşte, size O’nun çetin azabını hak edenlere dair bir örnek: Firavun kıssası; Andolsun ki, Musa’yı peygamberliğinin delili olan ayetlerimizle ve yılana dönüşen âsâ gibi mucizelerle destekleyip apaçık bir yetkiyle elçi olarak gönderdik.24. Kime mi? Mısır diktatörü Firavun’a, onun ordu komutanı Haman’a ve onun ekonomik destekçisi olan Karun’a gönderdik. Ama onlar yandaşlarını Musa’ya karşı kışkırtarak ve Musa’nın ilettiklerini inkâr ederek: “Bu tam bir yalancı ve usta bir sihirbazdır ” dediler.
Ayet 25
1 ayetMü’min 25
فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا اقْتُلُٓوا اَبْنَٓاءَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ وَاسْتَحْيُوا نِسَٓاءَهُمْۜ وَمَا كَيْدُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ ٢٥
Mushaf
Okunuş
25Felemmâ câehüm bilḥaḳḳi min ʿindinâ ḳâlu-ḳtülû ebnâe-lleẕîne âmenû meʿahû vestaḥyû nisâehüm. vemâ keydü-lkâfirîne illâ fî ḍalâl.
Türkçe Meal
25Musa onlara katımızdan vahyedilmiş ayetleri iletince Firavun ve adamları şöyle dediler:
– Musa ile birlikte olup ona iman etmiş olanların erkek çocuklarını katledip kızlarını sağ bırakın. Ne var ki bu kâfirlerin tuzakları boşa çıkmaya mahkûmdu.
Açıklamalı meal
25Böylece Musa, tarafımızdan âyetlerimizle hakikate uygun yaşamaya davet edip gerçeği kendilerine iletince Firavun ve adamlarının işine gelmedi. Firavun, Musa’nın davetini kabul etmediği gibi: “İman edip, Musa ile birlikte olanların erkeklerini çoluk çocuk demeden öldürün ve kadınlarını sağ bırakıp hor ve hakir edin. Kıptilerle evlendirerek, iman edenlerin nüfusunun çoğalmasını engelleyin. Böylece nesilleri kurutulup tehlike olmaktan çıksınlar” dedi. İşte zâlimler, böyle plânlar kuruyorlardı. Aynı plânı Mûsâ doğduğunda da uygulamaya çalışmışlardı. Oysa ilâhî kanunlara göre kâfirlerin bütün tuzakları bütün komploları elbette, boşa çıkmaya mahkûmdur. Bu büyük zulmü yaptılar ama olacaklara engel olamadılar. Musa, Firavunun sarayında büyüdü. İnananları kurtardı. Firavun ve askerleri sulara gömülüp öldüler.
İlgili ayetler
25Kasas 4
Ayet 26
1 ayetMü’min 26
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُون۪ٓي اَقْتُلْ مُوسٰى وَلْيَدْعُ رَبَّهُۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ د۪ينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِي الْاَرْضِ الْفَسَادَ ٢٦
Mushaf
Okunuş
26Veḳâle firʿavnü ẕerûnî aḳtül mûsâ velyedʿu rabbeh. innî eḫâfü ey yübeddile dîneküm ev ey yużhira fi-lʾarḍi-lfesâd.
Türkçe Meal
26Firavun:
– Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim. O, Rabbine yalvaradursun. Ben, onun, sizin dininizi değiştirmesinden aynı zamanda ülkede düzeni bozarak kargaşa/fesat çıkarmasından endişe ediyorum, dedi.
Açıklamalı meal
26Firavun, danışma meclisini toplayarak Mûsâ’nın durumunu görüştü. İçlerinden bazıları, halkın tepkisini çekmemek için “bu bir sihirbazdır; onu öldürmen, bizim aleyhimize olur” diyerek ona yumuşak davranmak gerektiğini söylediler. Bunun üzerine her kurduğu tuzak boşa çıkan Firavun etrafındakilere öfkeyle şöyle demişti: Elçi olduğunu iddia eden Musa’yı bana bırakın onu ben kendi ellerimle öldüreyim dedi ve alay ederek sözlerine şöyle devam etti: Bizim elimizden kurtulmak için o çok güvendiği Rabbine yalvarsın bakalım benim elimden onu kurtarabilecek mi? İnançlarımızı değiştirmeye kalkmasının ne demek olduğunu herkes görüp anlasın. Çünkü ben bu adamın kültürel ve siyâsî bir devrim yaparak sizin dininizi değiştireceğinden yahut bu topraklarda kurulu düzenimizi bozup fesat çıkaracağından yani ona inananların artmasıyla benim iktidarımı ortadan kaldırmaya çalışacağından korkuyorum. Günümüzün Kur’an’ı referans almayan bütün düzen ve sistemleri de birer cahiliye dinidir. İşte hangi isimle olursa olsun Allah’ın otoritesini paylaşan, buna inanan, seyirci kalan, karşı çıkmayan Firavunun sünnetini ihya ediyor demektir
Ayet 27
1 ayetMü’min 27
وَقَالَ مُوسٰٓى اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟ ٢٧
Mushaf
Okunuş
27Veḳâle mûsâ innî ʿuẕtü birabbî verabbiküm min külli mütekebbiril lâ yüʾminü biyevmi-lḥisâb.
Türkçe Meal
27Musa da:
– Ben, büyüklük taslayarak hesap gününe inanmayan, her zorbadan, sizin de benim de Rabbim/sahibim olan Allah’a sığınırım. Dedi.
Açıklamalı meal
27Bunları işiten ise Musa diktatörün o tehdidine karşılık, duruşunu değiştirmeden şöyle dedi: “ Dinleyin, ey insanlar! Ben, Allah’ı hesaba katmadan aklına geldiği gibi kibirlenip böbürlenerek konuşan küstah zorbalardan, konuşurken de Hesap Gününü düşünmeyen ve inanmayanlardan, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım. O hâlde hangi tehdit beni sindirebilir, hangi güç beni O’nun yolundan çevirebilir!
İlgili ayetler
27Şûrâ 15
Ayet 28–35
8 ayetMü’min 28
Mü’min 29
Mü’min 30
Mü’min 31
Mü’min 32
Mü’min 33
Mü’min 34
Mü’min 35
وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌۗ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ ا۪يمَانَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلًا اَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ وَقَدْ جَٓاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَاِنْ يَكُ كَاذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۚ وَاِنْ يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي يَعِدُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ ٢٨ يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِر۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَاْسِ اللّٰهِ اِنْ جَٓاءَنَاۜ قَالَ فِرْعَوْنُ مَٓا اُر۪يكُمْ اِلَّا مَٓا اَرٰى وَمَٓا اَهْد۪يكُمْ اِلَّا سَب۪يلَ الرَّشَادِ ٢٩ وَقَالَ الَّذ۪ٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِۙ ٣٠ مِثْلَ دَاْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذ۪ينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ يُر۪يدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ ٣١ وَيَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ التَّنَادِۙ ٣٢ يَوْمَ تُوَلُّونَ مُدْبِر۪ينَۚ مَا لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ عَاصِمٍۚ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ٣٣ وَلَقَدْ جَٓاءَكُمْ يُوسُفُ مِنْ قَبْلُ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا زِلْتُمْ ف۪ي شَكٍّ مِمَّا جَٓاءَكُمْ بِه۪ۜ حَتّٰٓى اِذَا هَلَكَ قُلْتُمْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ مِنْ بَعْدِه۪ رَسُولًاۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ مُرْتَابٌۚ ٣٤ اَلَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتٰيهُمْۜ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللّٰهِ وَعِنْدَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍ جَبَّارٍ ٣٥
Mushaf
Okunuş
28Veḳâle racülüm müʾmin. min âli firʿavne yektümü îmânehû etaḳtülûne racülen ey yeḳûle rabbiye-llâhü veḳad câeküm bilbeyyinâti mir rabbiküm. veiy yekü kâẕiben feʿaleyhi keẕibüh. veiy yekü ṣâdiḳay yüṣibküm baʿḍu-lleẕî yeʿidüküm. inne-llâhe lâ yehdî men hüve müsrifün keẕẕâb.
29Yâ ḳavmi lekümü-lmülkü-lyevme żâhirîne fi-lʾarḍ. femey yenṣurunâ mim beʾsi-llâhi in câenâ. ḳâle firʿavnü mâ ürîküm illâ mâ erâ vemâ ehdîküm illâ sebîle-rraşâd.
30Veḳâle-lleẕî âmene yâ ḳavmi innî eḫâfü ʿaleyküm miŝle yevmi-lʾaḥzâb.
31Miŝle deʾbi ḳavmi nûḥiv veʿâdiv veŝemûde velleẕîne mim baʿdihim. veme-llâhü yürîdü żulmel lilʿibâd.
32Veyâ ḳavmi innî eḫâfü ʿaleyküm yevme-ttenâd.
33Yevme tüvellûne müdbirîn. mâ leküm mine-llâhi min ʿâṣim. vemey yuḍlili-llâhü femâ lehû min hâd.
34Veleḳad câeküm yûsüfü min ḳablü bilbeyyinâti femâ ziltüm fî şekkim mimmâ câeküm bih. ḥattâ iẕâ heleke ḳultüm ley yebʿaŝe-llâhü mim baʿdihî rasûlâ. keẕâlike yüḍillü-llâhü men hüve müsrifüm mürtâb.
35Elleẕîne yücâdilûne fî âyâti-llâhi bigayri sülṭânin etâhüm. kebüra maḳten ʿinde-llâhi veʿinde-lleẕîne âmenû. keẕâlike yaṭbeʿu-llâhü ʿalâ külli ḳalbi mütekebbirin cebbâr.
Türkçe Meal
28Firavun hanedanından olan ve o güne kadar inancını gizleyen bir adam şöyle dedi:
– Siz bir adamı “Rabbim Allah’tır” dediği için mi öldüreceksiniz? Hâlbuki o size Rabbinizden apaçık deliller getirmiş bulunuyor. Şayet yalan söylüyorsa yalanının cezasını çeker. Yok, eğer doğru söylüyorsa sizi uyardığı azap başınıza gelip çatar. Bilin ki Allah haddi aşanları ve yalancıları asla emellerine ulaştırmaz.
29Ey halkım, bugün ülkede iktidar sizin elinizde ve güçlü olan sizsiniz şayet azap bir gün başımıza gelirse Allah’ın azabına karşı bize kim yardım edecek? Firavun:
– Ben size sadece kendi görüşümü söylüyorum ve ben sizi doğru yoldan başka bir yola da sevk etmem, dedi.
30(30-31) İman eden kimse şöyle dedi: Ey halkım! Ben, daha önce gelip-geçen, Nuh, Ad, Semûd kavimlerinin ve ondan sonraki nice halkların başına gelen bir azabın bir gün sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. Oysa Allah, kullarına zulmedip haksızlık etmeyi asla istemez.
31(30-31) İman eden kimse şöyle dedi: Ey halkım! Ben, daha önce gelip-geçen, Nuh, Ad, Semûd kavimlerinin ve ondan sonraki nice halkların başına gelen bir azabın bir gün sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. Oysa Allah, kullarına zulmedip haksızlık etmeyi asla istemez.
32Ey halkım, ben herkesin feryat edeceği bir gün sizin de başınıza geleceklerden endişe ediyorum.
33O gün arkanızı dönüp kaçmaya çalışacaksınız. Fakat sizi Allah’ın azabından hiç kimse kurtaramayacak, zira Allah’ın sapkınlığını onayladığı kişiye doğru yolu gösterecek kimse olmayacaktır.
34Bundan önce Yusuf da size apaçık belgelerle gelmişti. Fakat siz, onun getirdiği deliller konusunda sürekli şüphe içinde oldunuz. Sonunda o öldüğü zaman: Allah ondan sonra artık asla bir elçi göndermeyecektir demiştiniz. Allah, taşkınlık eden ve hep şüphe içinde olanları işte böyle sapkınlıkları içinde bırakır.
35Bu kimseler, ellerinde hiçbir delil bulunmadığı halde Allah’ın ayetleri hakkında ileri geri tartışıp konuşur dururlar. Bu, hem Allah nezdinde hem de inananlar nezdinde büyük bir öfkeye sebep olur. Onlar Allah’ın ayetlerine kalplerini mühürleyerek büyüklenmişlerdir.
Açıklamalı meal
28Firavun ailesinden olan ve Musa’nın Allah adına yaptığı davete iman ettiği halde o güne kadar imanını gizleyen ama artık inananlara yapılan zulme daha fazla seyirci kalamayan mü’min bir adam, en kritik noktada ortaya atıldı ve Firavun’un bu kararına karşı çıkarak dedi ki: “ Herkesin inanma ve inandığını ifade etme gibi bir hakkı varken size ne oluyor. ‘ Siz bu adamı sırf Rabbim Allah’tır’ dediğinden dolayı haksız yere öldürecek misiniz? Halbuki o sözlerinin doğruluğunu ispatlamak üzere size Rabbinizden hidayetinize vesile olmak için apaçık deliller ve mucizeler getirmiştir. Şayet peygamberlik iddiasıylayalan söylüyorsa, yalanı kendi aleyhinedir ve cezasını çeker. Ama davasında doğru söylüyorsa o zaman sizi uyardığı azabın bir kısmı başınıza gelip çatsa sonunda pişman olursunuz. Şunu da iyi bilin ki eğer Musa yalan söylüyorsa zaten Allah haddi aşarak kendisi hakkında yalan söyleyen hiç kimseyi asla amacına ulaştırmaz ve doğru yola eriştirmez.
29Ey kavmim! Bugün bu ülkede güç, iktidar ve saltanat sizin elinizdedir. Yeryüzüne hâkim olan makam sahipleri sizsiniz. Fakat yarın Mûsâ’nın vaat ettiği musibetler başımıza gelirse, Allah’ın geri çevrilmesi mümkün olmayan şiddetli azabından bizi kim kurtaracak ki diyerek düşüncelerini ve endişelerini belirtmişti. Bu sözleri dinleyenlerin vicdanını etkilediğini gören ve panikleyen Firavun, savunmaya geçti ve kavmine dedi ki: “Ben size emretmiyorum yalnızca doğru olduğuna inandığım kendi görüşümü söylüyorum ki, o da Musâ’yı öldürmektir. Ve sizi bana göre doğru olan yola iletiyorum diye karşılık vermişti.”
30Firavun’un sözünün üzerine söz söylemek zordu, ama bu sözlerinin ardından hanedandan iman eden cesur ve vicdanlı kişi sözlerine şöyle devam etti: “Ey kavmim! Doğrusu ben endişe ediyorum. Sizin hakkınızda geçmişte Allah’a başkaldırıp helâk edilen o sapıtmış toplumların uğradığı türden bir felaket sizin de başınıza gelebilir ve bu nedenle sizi uyarmaktayım dedi.
31Sizin sonunuz Peygamberlerini yalanlama âdetleri bulunan Nuh kavmi, Ad, Semud kavmi ve onlardan sonrakilerin sonu gibi Allah’tan gelen elçileri yalanlayanların başlarına gelen azabın, sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. Şayet onlar azâbı hak etmeselerdi, Allah onları hiç cezalandırır mıydı? Unutmayın ki kul kendine zulmetmedikten sonra, Allah durup dururken kullarına zulmetmek istemez ve suçsuza ceza vermez. Ama kullar tercihleri ile onu hak eder.
32Ey kavmim! Ben sizin için herkesin birbirinden boşuna imdat dileyerek yeri göğü inletecekleri o bağrışıp çağrışma ve feryat gününde azaba mahkûm edileceğinizden sizin adınıza endişe ediyorum. Felaket tepenize binince çığlıklar atacaksınız, ama iş işten geçmiş olacak. İyisi mi şimdiden aklınızı başınıza toplayın, peygamberleri dinleyin.
33O sıradan bir gün değil. Kıyamet gününün dehşetinden arkanızı dönüp ateşten kaçmaya çalışacaksınız. O Gün kaçıp kurtulabileceğiniz ve sizi Allah’ın azabından engelleyip koruyacak ve yardım edecek hiç kimse de yoktur, hiçbir yer de bulamazsınız. Öyleyse kardeşlerim; gelin zulüm ve haksızlıklara bir son verelim ki, dosdoğru yola iletilmeyi hak edelim! Evet, bu uyarıları dikkate almadıkları için ve bile bile inkâr ve itiraz ettiğinden dolayı, Allah’ın sapık saydığını da doğru yola iletecek hiç kimse yoktur. Allah, ısrarla hakkı inkâr ettiğinden ve hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmediğinden dolayı, haddi aşanları, sapıklık ve azgınlıkları ile baş başa bırakır.
34Ey kavmim! Yemin olsun ki Musa’dan daha önce de size peygamberler gelmişti. Onlardan biri olan Yusuf da size apaçık deliller getirmişti. Ama buna rağmen onun bir Peygamber olarak Rabbinizden getirdiği apaçık âyetlerden ve davet ettiği hayat nizamından kuşkulanıp durmuştunuz. Sonunda Yusuf ölünce: “Artık ondan sonra Allah bize hiçbir peygamber göndermeyecek” dediniz. Yani Onun peygamberliğinden şüphede bulunmakla birlikte, gelecek peygamberleri de yalanladınız. Şimdi bu yüzden mi Musa’ya inanmak istemiyorsunuz? Çünkü size adâleti, doğruluğu emreden bir dine inanmak işinize gelmiyordu. Unutmayın ki, Allah onları nasıl sapık saydıysa, hak hukuk tanımayarak sınırı aşıp vahyettiklerine karşı şüphe duyan ve taşkınlık yapan kimseyi de şaşırtıp kendi sapkınlıkları içerisinde böyle dalalette bırakır.
35Şüphe tohumu eken bu kişiler, kendilerine gelmiş iknâ edici herhangi bir açık delil ve bilgi olmaksızın Allah’ın ayetleri hakkında ileri geri konuşup tartışırlar. Bu çirkin davranış Allah katında ve mü’minler arasında büyük bir öfke sebebidir. İşte Allah’a küstahça kibirlenen zalimlerin ve büyüklük taslayan cahillerin kalbi gerçeğe karşı manen böyle mühürlenir.”
Ayet 36–37
2 ayetMü’min 36
Mü’min 37
وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَا هَامَانُ ابْنِ ل۪ي صَرْحًا لَعَلّ۪ٓي اَبْلُغُ الْاَسْبَابَۙ ٣٦ اَسْبَابَ السَّمٰوَاتِ فَاَطَّلِعَ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰى وَاِنّ۪ي لَاَظُنُّهُ كَاذِبًاۜ وَكَذٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُٓوءُ عَمَلِه۪ وَصُدَّ عَنِ السَّب۪يلِۜ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ اِلَّا ف۪ي تَبَابٍ۟ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36Veḳâle firʿavnü yâ hâmânü-bni lî ṣarḥal leʿallî eblügu-lʾesbâb.
37Esbâbe-ssemâvâti feeṭṭaliʿa ilâ ilâhi mûsâ veinnî leeżunnühû kâẕibâ. vekeẕâlike züyyine lifirʿavne sûü ʿamelihî veṣudde ʿani-ssebîl. vemâ keydü firʿavne illâ fî tebâb.
Türkçe Meal
36O esnada Firavun da dedi ki: Ey Hâman, benim için yüksek bir kule yap ki bazı yollar bulayım.
37Göklere ulaşmanın yollarını. Gerçi ben onun kesinlikle bir yalancı olduğunu biliyorum ama belli mi olur belki de Musa’nın İlah’ına erişirim. İşte böylece yaptığı kötü işler Firavun’a cazip görünmüş ve onu doğru yoldan alıkoymuştu. Neticede Firavun’un kurmuş olduğu tuzak boşa çıkmış oldu.
Açıklamalı meal
36Firavun mü’min kimsenin bu söylediklerinden sonra Mûsâ ile alay edercesine Haman’a dönerek dedi ki: “Ey Hâmân! Madem ki Mûsâ, tüm varlıkların Efendisi olan bir ilahtan söz ediyor, o hâldebenim için öyle yüksek bir kule yap ki; belki o azap bana ulaşmadan Musa’nın Rabbine varan yollara ulaşırım.
37O kule sayesinde Göklere çıkma imkânı bulurum. Ben aslında Mûsâ’nın peygamberlik davasında kesinkes yalancı olduğunu biliyorum. Ama kim bilir belki yukarılarda Musa’nın ilâhına rastlayabilirim diyerek alay etti. İşte bu şekilde Firavun’un azgınlığı ve kötü davranışı kendisine şeytan ve nefsi tarafından böylesine hoş gösterildi. Bu tavrı daonu doğru yola ulaşmakdan alıkoydu. Sonunda da Firavun’un inatla hakkı inkâr edişi ve Musa için kurduğu tuzak tamamen boşa çıktı ve alaylı sözleri onun helak edilmesine sebep oldu. Doğrusu, Firavun’un planı kendisini ve halkını de felâkete sürüklemekten başka hiçbir işe yaramadı.
Ayet 38–44
7 ayetMü’min 38
Mü’min 39
Mü’min 40
Mü’min 41
Mü’min 42
Mü’min 43
Mü’min 44
وَقَالَ الَّذ۪ٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُونِ اَهْدِكُمْ سَب۪يلَ الرَّشَادِۚ ٣٨ يَا قَوْمِ اِنَّمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا مَتَاعٌۘ وَاِنَّ الْاٰخِرَةَ هِيَ دَارُ الْقَرَارِ ٣٩ مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَاۚ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ ف۪يهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ ٤٠ وَيَا قَوْمِ مَا ل۪ٓي اَدْعُوكُمْ اِلَى النَّجٰوةِ وَتَدْعُونَن۪ٓي اِلَى النَّارِۜ ٤١ تَدْعُونَن۪ي لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِه۪ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۘ وَاَنَا۬ اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَز۪يزِ الْغَفَّارِ ٤٢ لَا جَرَمَ اَنَّمَا تَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِ لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِي الدُّنْيَا وَلَا فِي الْاٰخِرَةِ وَاَنَّ مَرَدَّنَٓا اِلَى اللّٰهِ وَاَنَّ الْمُسْرِف۪ينَ هُمْ اَصْحَابُ النَّارِ ٤٣ فَسَتَذْكُرُونَ مَٓا اَقُولُ لَكُمْۜ وَاُفَوِّضُ اَمْر۪ٓي اِلَى اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِ ٤٤
Mushaf
Okunuş
38Veḳâle-lleẕî âmene yâ ḳavmi-ttebiʿûni ehdiküm sebîle-rraşâd.
39Yâ ḳavmi innemâ hâẕihi-lḥayâtü-ddünyâ metâʿ. veinne-lʾâḫirate hiye dâru-lḳarâr.
40Men ʿamile seyyieten felâ yüczâ illâ miŝlehâ. vemen ʿamile ṣâliḥam min ẕekerin ev ünŝâ vehüve müʾminün feülâike yedḫulûne-lcennete yürzeḳûne fîhâ bigayri ḥisâb.
41Veyâ ḳavmi mâ lî edʿûküm ile-nnecâti vetedʿûnenî ile-nnâr.
42Tedʿûnenî liekfüra billâhi veüşrike bihî mâ leyse lî bihî ʿilm. veenâ edʿûküm ile-lʿazîzi-lgaffâr.
43Lâ cerame ennemâ tedʿûnenî ileyhi leyse lehû daʿvetün fi-ddünyâ velâ fi-lʾâḫirati veenne meraddenâ ile-llâhi veenne-lmüsrifîne hüm aṣḥâbü-nnâr.
44Feseteẕkürûne mâ eḳûlü leküm. veüfevviḍu emrî ile-llâh. inne-llâhe beṣîrum bilʿibâd.
Türkçe Meal
38İnanan o kişi şöyle dedi: Ey halkım, bana uyun ki, ben de size doğru yolu göstereyim.
39Ey halkım, unutmayın bu dünya hayatı kısa vadeli bir geçimden ibarettir. Ahiret ise, yerleşip kalınacak olan asıl yurt orasıdır.
40– Kim kötülük yaparsa cezası sadece yaptığı kötülük kadardır. Ama ister erkek olsun, ister kadın olsun kim de mümin olarak iyi ve güzel işler yaparsa, işte bunlar da cennete girecekler orada haddi hesabı olmayan nimetlere kavuşacaklar.
41Ey halkım, nasıl oluyor da ben sizi kurtuluşa çağırırken, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.
42– Siz beni, hakkında hiçbir bilgim olmadığı halde Allah’a karşı nankörlüğü ve O’na ortak şirk koşmaya davet ediyorsunuz. Oysa ben sizi sonsuz kudret sahibi ve mağfireti sınırsız olan Allah’a davet ediyorum.
43– Gerçek şu ki siz beni, dünyada da ahirette de duaya cevap veremeyecek olana çağırıyorsunuz. Hâlbuki bizim dönüp dolaşıp varacağımız yer Allah’ın huzurudur. Taşkınlık edenler ise kesinlikle ateş halkıdır.
44– Yakında size söylediğim bu sözlerin ne kadar gerçek olduğunu anlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını daima görüp gözetir.
Açıklamalı meal
38Firavun’un bu alaycı tutumundan sonra iman eden kişi ise şöyle dedi: “Ey kavmim! Gelin sizler de bana uyun. Beni takip ederek yaratılış sebebimiz olan hayat nizamına yönelin ki size doğruluk ve dürüstlük yolunu göstereyim.
39Ey kavmim! Firavunun baskıları sizi korkutmasın. Unutmayın ki bugün varız, yarın yokuz. Dünya hayatı o kadar uzun değil ancak gelip geçici bir eğlence ve yararlanmadır. Ama ahiret yani cennet ise daimî kalınacak asıl yerdir.
40Kim bir şirk içinde bir kötülük işlerse Allah adaleti ile muamele eder ve sadece yaptığına denk cezası tam verilir. Ama erkek olsun, kadın olsun kim de Allah’a ve âhiret gününe inanan mü’min olarak bir salih amel işlerse işte onlar cennete girerler. Orada yaptıkları amellerle kıyaslanmayacak şekilde hesapsızca rızıklar verilecektir ve tarifsiz güzellikte nimetlere kavuşacaktır.
41Ey kavmim! Nasıl olur da ben Mûsâ peygamberle birlikte sizi tevhide ve kurtuluşa davet ederken siz neden beni Firavun’u Rab ve ilah edinmeye böylece de şirk koşup cehennem ateşine çağırıyorsunuz anlaşılır gibi değil?
42Hiçbir deliliniz olmadığı halde Firavun’u hayatımız üzerinde hükümler koymaya yetkili birisi olarak kabul ederek ısrarla beni, Allah’ı inkâr etmeye davet ediyorsunuz. Ve ilah oldukları konusunda hiçbir bilgi sahibi olmadığım şeyleri de Allah’ın hükümranlığına ve egemenliğine ortak etmeye çağırıyorsunuz. Bense sizi ilim ve kudreti sonsuz güçlü olan, tevbe edip doğruya yönelenlere karşı da çok merhametli çok bağışlayıcı olan Allah’ın hayat nizamına uymaya davet ediyorum. Yaptığınız hatalardan dolayı ölmeden önce tövbe eder, Allah’ın yasalarına uyarsanız bağışlanırsınız.
43Oysa siz, beni Firavun’u ilah edinip cehennemi hak edenlerden olmaya çağırıyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin beni davet ettiğiniz şeyin ne dünyada ne de ahirette davet edilmeye lâyık değildir ve şefaatçi-yardımcı olma yetkisi yoktur, çağrıya cevap verecek güçleri de yoktur. İyi bilin ki hepimizin varacağı yer Allah’ın huzurudur ve dönüşümüz de Allah’adır. O’na sırt dönüp küfürde ısrar ederek aşırı gidenler ve ilâhî hükümleri reddedip Allah’ın yasalarına uymayanlar ise, işte onlar kesinlikle cehennem halkıdırlar.
44Ey insanlar! İşte şimdi kulak vermiyorsunuz ama O Gün geldiğinde Benim size söylediklerim ilahi gerçeklerin ne kadar gerçek ve değerli olduğunu yakında görüp anlayacaksınız ve bana hak vereceksiniz. Ben bunları söylerken, zalimlerin şimşeklerini üzerime çektiğimin farkındayım. Fakat ne olursa olsun, gerçekleri haykırmaktan asla geri durmayacağım! Çünkü ben elimden geleni yaptım. Artık kendimi Allah’ın razı olacağı bir hayatı yaşamaya adıyorum ve herişimi Allah’a havale ediyor yalnızca O’na güveniyorum. Şüphesiz Allah kendisine iman eden ya da iman etmeyen kullarının yaptığı her şeyi görüp gözetmektedir.”
Ayet 45–46
2 ayetMü’min 45
Mü’min 46
فَوَقٰيهُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِاٰلِ فِرْعَوْنَ سُٓوءُ الْعَذَابِۚ ٤٥ اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّاۚ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ۠ اَدْخِلُٓوا اٰلَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ ٤٦
Mushaf
Okunuş
45Feveḳâhü-llâhü seyyiâti mâ mekerû veḥâḳa biâli firʿavne sûü-lʿaẕâb.
46Ennâru yüʿraḍûne ʿaleyhâ gudüvvev veʿaşiyyâ. veyevme teḳûmü-ssâʿah. edḫilû âle firʿavne eşedde-lʿaẕâb.
Türkçe Meal
45Allah, onu, onların kurdukları tuzakların şerrinden korudu. Firavun ve ailesini de kötü bir azap kuşatıverdi.
46O azap onların sabah akşam sürekli maruz kaldığı ızdıraptır. O saatin gerçekleştiği gün ise Firavun ailesini azabın en şiddetlisine atın! Denilecek.
Açıklamalı meal
45İman eden adam, bu sözleri söyledikten sonra müminlerin safına katılıp mücâdelesine devam etti. Sonunda Allah o mü’min kulunu, müşrik, kâfir ve zalim kavminin kurduğu tüm tuzakların şerrinden ve zulmündenkurtarıp korudu. Firavun ailesi de yaptıkları nedeniyle hak ettikleri korkunç bir azaba mahkûm edildiler.
46Azabın en kötüsü sabah akşam kendisine sunulan ateştir. İşte öyle bir Ateş ki! Aslında bilseler; onlar sabahtan akşama kadar ruhları manevî ateşe sokularak bir hayat yaşarlar. Başlarına geleceklerin korkusuyla rahat değillerdir. İktidarlarının kaybolacağına dair endişe, onlara kızgın ateş olur. Onların ateşi dünyada kalmaz Hâlbuki onlara şirk ve küfürde direnmeleri sebebi ile cehennem ateşine atılacakları sabah-akşam tebliğ edilmişti. Buna rağmen yine de şirkten ve küfürden vazgeçmediler. Kıyametin koptuğu gün de meleklere: “Firavun ve beraberindekileri ailesini azabın en şiddetlisi olan ateşin içine sokun!” denilecektir.
İlgili ayetler
Ayet 47–50
4 ayetMü’min 47
Mü’min 48
Mü’min 49
Mü’min 50
وَاِذْ يَتَحَٓاجُّونَ فِي النَّارِ فَيَقُولُ الضُّعَفٰٓؤُ۬ا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا نَص۪يبًا مِنَ النَّارِ ٤٧ قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا كُلٌّ ف۪يهَٓا اِنَّ اللّٰهَ قَدْ حَكَمَ بَيْنَ الْعِبَادِ ٤٨ وَقَالَ الَّذ۪ينَ فِي النَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ادْعُوا رَبَّكُمْ يُخَفِّفْ عَنَّا يَوْمًا مِنَ الْعَذَابِ ٤٩ قَالُٓوا اَوَلَمْ تَكُ تَاْت۪يكُمْ رُسُلُكُمْ بِالْبَيِّنَاتِۜ قَالُوا بَلٰىۜ قَالُوا فَادْعُواۚ وَمَا دُعٰٓؤُا الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ۟ ٥٠
Mushaf
Okunuş
47Veiẕ yeteḥâccûne fi-nnâri feyeḳûlu-ḍḍuʿafâü lilleẕîne-stekberû innâ künnâ leküm tebeʿan fehel entüm mugnûne ʿannâ neṣîbem mine-nnâr.
48Ḳâle-lleẕîne-stekberû innâ küllün fîhâ inne-llâhe ḳad ḥakeme beyne-lʿibâd.
49Veḳâle-lleẕîne fi-nnâri liḫazeneti cehenneme-dʿû rabbeküm yüḫaffif ʿannâ yevmem mine-lʿaẕâb.
50Ḳâlû evelem tekü teʾtîküm rusülüküm bilbeyyinât. ḳâlû belâ. ḳâlû fedʿû. vemâ düʿâü-lkâfirîne illâ fî ḍalâl.
Türkçe Meal
47Onlar ateşte birbirleriyle tartışacaklar. Zayıf halk kitleleri kibirli ve azgın liderlerine diyecekler ki;
– Dünyadayken biz size uymuştuk şimdi siz azıcık olsun şu ateşi bizden uzaklaştıramaz mısınız?
48Kibirli ve azgın liderler de:
– Çaresiz hepimiz ateşin içindeyiz. Allah, kulları arasında hükmünü çoktan vermiştir.
49Ateşte yananlar, cehennem görevlilerine:
– Ne olur Rabbinize dua edip yalvarın da çektiğimiz şu azabı kısa bir süreliğine de olsa hafifletsin, diye yalvarırlar.
50Görevliler de:
– Elçileriniz size, hakikatin apaçık belgeleri ile gelmedi mi? derler.
– Onlar;
– Evet, geldi. Derler. Bekçiler de:
– O halde kendiniz yalvarıp yakarın. Fakat bugün gerçekleri örtbas eden kâfirlerin dua ile yalvarıp yakarması boşunadır.
Açıklamalı meal
47Hele o kendilerine yapılan öğüt ve uyarıları reddeden kâfirler, ateşin içinde birbirleriyle çekişip dururken, dünyada zayıf olanlar da büyüklük taslayan yöneticilerine sitem ederek şöyle derler: “Doğrusu biz dünya hayatımızda zor zamanlarda bize yardım edersiniz diye size körü körüne uyanlardık. Hayatımız boyunca sizin izinizden hiç ayrılmamıştık.Sorunlarımızı çözme ve bize yardım etme sözleri vermiştiniz. Haydi şimdi, ateşi biraz olsun hafifletip azabı bizden uzaklaştırır mısınız?”
48Kibirlenip büyüklük taslayanlar da çaresizlik içinde onlara: “Biz hepimiz aynı ateşin içindeyiz elimizden ne gelir ki? Şüphesiz Allah cennetlik ve cehennemlik olan kulları arasında kesin olarak böyle hüküm vermiştir ve herkes, neyi hak ettiyse onu çekiyor. Eğer sizden azabı giderecek gücümüz olsaydı, ateşi önce kendimizden savardık. Değil sizi, kendimizi kurtarmaya dahi gücümüz yok. Boşuna çekişmeyelim iş işten çoktan geçmiştir yapacak bir şey yok derler.
49Sonra da ateşte olanlar hep birlikte cehennemin bekçilerine derler ki: “ Ne olur size bu görevi veren Rabbinize yalvarıp dua edin de bizden bir gün olsun azabı birazcık hafifletsin diyecekler.
50Cehennem görevlileri de onlara: “Elçileriniz dünyadayken hakikati ortaya koyan apaçık âyetler ve deliller getirmediler mi ve uyarmadılar mı? derler. ” O ateştekiler de evet getirmişlerdi fakat biz onları inkâr etmiştik ” derler. Bunun üzerine bekçiler ise: “ Size aracılık edip sizin için dua etmeye izin ve yetkimiz yoktur. O halde siz kendiniz yalvarıp yakarın. Fakat biz biliyoruz ki bugün kafirlerin yalvarıp yakarması boşunadır diyecekler. Dünyadayken hatalarından vazgeçerek tövbe için Allah’a yalvarmaları gerekiyordu, yapmadılar. İnkârlarında devam ettiler. Bilmiyorlar mı? Allah hükmünü verdikten sonra verilen hüküm asla değişmez.
İlgili ayetler
Ayet 51
1 ayetMü’min 51
اِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْاَشْهَادُۙ ٥١
Mushaf
Okunuş
51İnnâ lenenṣuru rusülenâ velleẕîne âmenû fi-lḥayâti-ddünyâ veyevme yeḳûmü-lʾeşhâd.
Türkçe Meal
51Hiç şüpheniz olmasın ki biz, elçilerimize ve onlara inananlara hem bu dünya da hem de şahitlerin tanıklık edeceği günde mutlaka yardım edeceğiz.
Açıklamalı meal
51Şüphesiz biz peygamberlerimize ve onların getirdiği mesajlara iman edenlere düşmanlarına karşı mutlaka meleklerle yardım edeceğiz. Bu yardım hem dünya hayatında hem de şahitlerin hazır bulunup peygamberlerin dini tebliğ ettiklerine, kafirlerin de onları yalanladıklarına dair gerçeği söyleyeceği Âhiret günündedir.
İlgili ayetler
Ayet 52
1 ayetMü’min 52
يَوْمَ لَا يَنْفَعُ الظَّالِم۪ينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُٓوءُ الدَّارِ ٥٢
Mushaf
Okunuş
52Yevme lâ yenfeʿu-żżâlimîne maʿẕiratühüm velehümü-llaʿnetü velehüm sûü-ddâr.
Türkçe Meal
52O gün bizim elçilerimize ve ayetlerimize inanmayan zalimlere mazeret beyanları hiçbir işe yaramayacak. Onların hakkı lanetlenip dışlanmak ve en kötü bir yerde azaba mahkûm olmaktır.
Açıklamalı meal
52O hesap günü kendilerine yazık eden müşrik ve zalimlerin ileri sürecekleri mazeretlere izin verilmez. Pişman olup tevbe ederek özür dilemeleri de kendilerine hiçbir fayda sağlamaz. Artık rahmetimizden mahrum bırakılma ve lanet onlaradır. Kalınacak yerlerin en kötüsü olan cehennem de onlara içindir ve azabın en korkunç olanına mahkûm edileceklerdir.
Ayet 53–54
2 ayetMü’min 53
Mü’min 54
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْهُدٰى وَاَوْرَثْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ الْكِتَابَۙ ٥٣ هُدًى وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ ٥٤
Mushaf
Okunuş
53Veleḳad âteynâ mûse-lhüdâ veevraŝnâ benî isrâîle-lkitâb.
54Hüdev veẕikrâ liüli-lʾelbâb.
Türkçe Meal
53Biz Musa’ya doğru yol kılavuzu olan bir kitap vermiş, İsrailoğullarını da o kitaba mirasçı kılmıştık.
54Sağduyu sahipleri için bir doğru yol kılavuzu ve öğüt kaynağı olan kitabı.
Açıklamalı meal
53Gerçek şu ki Biz Musa’ya insanları yaratılış sebeplerine uygun yaşamaya davet eden hidayet rehberi kitabı verdik. İsrail oğullarına da Tevrat adıyla anılan bu Kitab’ı mirasçı kılmıştık.
54O kitap, ön yargılarından arınıp düşünen, temiz akıl sahipleri için gerçeği hatırlatan bir öğüt kaynağı ve doğruluk rehberidir.
Ayet 55
1 ayetMü’min 55
فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِالْعَشِيِّ وَالْاِبْكَارِ ٥٥
Mushaf
Okunuş
55Faṣbir inne vaʿde-llâhi ḥaḳḳuv vestagfir liẕembike vesebbiḥ biḥamdi rabbike bilʿaşiyyi velʾibkâr.
Türkçe Meal
55O halde sen de sabret. Unutma ki Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Günahın için Allah’tan bağışlanma dile, sabah akşam Rabbini överek onun yüceliğini dillendir.
Açıklamalı meal
55Ey Peygamber ve ey Müslüman O halde müşriklerin eziyetlerine sen de Musa gibi sabret ve Allah yolunda başına gelen sıkıntılara göğüs ger. Unutma ki Allah’ın mü’minlere yardım ve zafer vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Rabbine giden yolda şeytanın tuzaklarından birine takılıp tökezlesen bile sakın ümitsizliğe kapılma. Hata yaptığında günahlarının bağışlanması için derhal Rabbinden af dile. Sabah akşam, Rabbinin şanını yüceliğini aklından çıkarma ve övgüyle yücelterek tesbih et. Hani her namazda sabah akşam söz veriyordun! Rabbim senin yasalarına göre yaşayacağım. Sadece sana sığınacağım. Sadece senden yardım isteyeceğim. Sadece senin yolunda yürüyeceğim diyordun. Verdiğin bu sözlere uy.
İlgili ayetler
Ayet 56
1 ayetMü’min 56
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتٰيهُمْۙ اِنْ ف۪ي صُدُورِهِمْ اِلَّا كِبْرٌ مَا هُمْ بِبَالِغ۪يهِۚ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ٥٦
Mushaf
Okunuş
56İnne-lleẕîne yücâdilûne fî âyâti-llâhi bigayri sülṭânin etâhüm in fî ṣudûrihim illâ kibrum mâ hüm bibâligîh. festeʿiẕ billâh. innehû hüve-ssemîʿu-lbeṣîr.
Türkçe Meal
56Kendilerine ulaşan hiçbir bilgi ve belge olmadığı halde Allah’ın ayetleri hakkında ileri geri konuşanlar var ya işte onların içlerinde hiçbir zaman ulaşıp tatmin olamayacakları bir kibir ve üstünlük tutkusu vardır. Artık sen sadece Allah’a sığın. Çünkü O, her şeyi işiten ve her şeyi görendir.
Açıklamalı meal
56Kendilerine Allah’tan ulaşmış hiçbir bir bilgi ve delil olmadan, yine de Allah’ın ayetleri ve hükümlerini değiştirip yalanlaması konusunda ileri-geri konuşup körü körüne münakaşa eden kafirler var ya. Hiç şüphe yok ki onların gönüllerinde hiçbir zaman ulaşamayacakları bir büyüklenme kendini beğenmişlik ve üstünlük duygusu vardır. Onlar hiçbir şekilde Rabbimizden gelen ayetleri işittik kabul ettik demezler. İşte bütün itirazlarının altında yatan gerçek sebep budur. Ey Müslüman! Öyleyse sen ayetlerimizi tartışanların şerrinden, onların her türlü hile ve tuzaklarından ve onlar gibi olmaktan yalnızca Allah’a sığın. Şüphesiz Allah, her şeyi işiten, her şeyi gözetip görendir. Büyüklük de hükümranlık da yalnızca Allah’a aittir.
Ayet 57–60
4 ayetMü’min 57
Mü’min 58
Mü’min 59
Mü’min 60
لَخَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٥٧ وَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَلَا الْمُس۪ٓيءُۜ قَل۪يلًا مَا تَتَذَكَّرُونَ ٥٨ اِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِيَةٌ لَا رَيْبَ ف۪يهَا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ٥٩ وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَت۪ي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِر۪ينَ۟ ٦٠
Mushaf
Okunuş
57Leḫalḳu-ssemâvâti velʾarḍi ekberu min ḫalḳi-nnâsi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.
58Vemâ yestevi-lʾaʿmâ velbeṣîru velleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti vele-lmüsîʾ. ḳalîlem mâ teteẕekkerûn.
59İnne-ssâʿate leâtiyetül lâ raybe fîhâ velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yüʾminûn.
60Veḳâle rabbükümü-dʿûnî estecib leküm. inne-lleẕîne yestekbirûne ʿan ʿibâdetî seyedḫulûne cehenneme dâḫirîn.
Türkçe Meal
57And olsun ki gökleri ve yeri yaratmak, insanı yeniden yaratmaktan daha büyük daha zor bir iştir. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyorlar.
58Kör ile gören bir olmadığı gibi, iman edip, iyi ve güzel işler yapanlarla kötü işler yapanlar da bir değildir. Siz ne kadar da az düşünüyorsunuz.
59O saat bu dünyanın sonu mutlaka gelip çatacaktır bunda hiçbir şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu bu gerçeğe inanmıyor.
60Rabbiniz şöyle dedi:
– Bana dua edin ki, sizin duanıza cevap vereyim. Bana ibadet etmeyi gururlarına yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehennemi boylayacaklar.
Açıklamalı meal
57Öldükten sonra tekrar diriltileceklerine inanmayanlara de ki: Elbette Allah için hiçbir zorluk yoktur ama insan açısından bakıldığında göklerin ve yeri yoktan yaratmak, ölmüş olan insanları yeniden yaratmaktan daha büyük ve çok daha zor bir olaydır. Ancak insanların çoğu gafletlerinden dolayı akıl yürütüp bu hakikatleri düşünmez. Ve Allah’ın ilminin ve kudretinin her şeye yettiği gerçeğini anlamak ve bilmek istemez.
58Elbette ki kör ile gerçekleri görenin bir olmadığı gibi Allah’ın gücünü idrak eden mü’minle, aklını kullanmayan kâfir, Allah katında elbette bir olmaz. Allah’ın davetine iman ederek doğru yola girip salih ameller işleyenlerle, hakkı inkâr edip müşrik olmayı seçen ve kötülüklere batmış olanlar da bir değildir. Ey insanlar! Bilginizi ve aklınızı ne kadar azkullanıp ne kadar da az düşünüyorsunuz ve ders çıkarmıyorsunuz.
59Vaad edilen diriliş ve kıyamet saati muhakkak gelecektir, bunda şüphe yoktur. Ancak insanların çoğu Kıyâmetin gerçekleşmesine hâlâ inanmazlar.
60Rabbiniz dedi ki: “ Tevbe ederek günahlardan vazgeçip davetime yönelin. Bir şey isteyeceğiniz zaman başkasına değil, sadece Bana dua edip isteyin ki dünyada veya ahirette size karşılık verip duanızı kabule deyim. Bana dua ederek ibadet etmekten ve hükümlerimi yerine getirmeyi gurur-kibir meselesi yaparak büyüklenenlere gelince. Onlar, aşağılanmış ve onurları kırılmış olarak cehenneme gireceklerdir. Oysa içinde yaşadıkları evreni dikkatli bir gözle incelemiş olsalardı, Rablerinin sonsuz kudret ve merhameti karşısında ister istemez secdeye kapanacaklardı:
İlgili ayetler
Ayet 61–63
3 ayetMü’min 61
Mü’min 62
Mü’min 63
اَللّٰهُ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا ف۪يهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ ٦١ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍۢ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٦٢ كَذٰلِكَ يُؤْفَكُ الَّذ۪ينَ كَانُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ ٦٣
Mushaf
Okunuş
61Allâhü-lleẕî ceʿale lekümü-lleyle liteskünû fîhi vennehâra mübṣirâ. inne-llâhe leẕû faḍlin ʿale-nnâsi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yeşkürûn.
62Ẕâlikümü-llâhü rabbüküm ḫâliḳu külli şeyʾ. lâ ilâhe illâ hû. feennâ tüʾfekûn.
63Keẕâlike yüʾfekü-lleẕîne kânû biâyâti-llâhi yecḥadûn.
Türkçe Meal
61O, Allah ki uyuyup dinlenesiniz diye geceyi, işlerinizi göresiniz diye de gündüzü yaratandır. Hiç şüphe yok ki Allah, insanlara karşı sınırsız bir lütuf/ikram sahibidir. Fakat insanların çoğu bu nimetlerin hakkını verip şükretmemektedirler.
62İşte her şeyin yaratıcısı, kendisinden başka ilah olmayan O Allah’tır sizin Rabbiniz. O halde nasıl oluyor da aldanıyorsunuz?
63Vaktiyle Allah’ın ayetlerine bile bile inanmak istemeyenler de işte böyle aldanmışlardı.
Açıklamalı meal
61Allah geceyi dinlenmeniz için sessiz ve karanlık, gündüzü de çalışıp işlerinizi görebilmeniz için aydınlık olarak var etmiş, Güneş Sistemi’ni ve gezegenleri de buna göre yaratmıştır. Şüphesiz Allah, bu ve benzeri nimetleri ile insanlara karşı sınırsız lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu Allah’ın lütfettiği nimetlerden yararlanmasına rağmen O’na nankörlük edip şükretmezler ve lütfun kıymetini bilip davetine yönelmezler.
62İşte her şeyi sizin için yaratıp, nizamlarını kuran ve hizmetinize sunan gerçek sahibiniz Rabbiniz olan sizi yaşatan, koruyan ve rızkınızı veren Allah budur. O’ndan başka ibadeti hak eden, yasalarıyla hükmeden hiçbir ilâh ve otorite yoktur. Yasa koyma, yasalarıyla insanları yönetme hakkı sadece Allah’a aittir. O halde bütün bunları görmekteyken nasıl olur da Allah’a ortak koşup O’nun yarattığı kulların davetine yani tevhitten şirke yönelip bu gerçeği kabul etmekten yüz çeviriyor ve başka ilâhlar ediniyorsunuz? Nasıl oluyor da insanların yalan sözlerine inanarak onlara yasama yönetme hakkı veriyorsunuz? Yasama hakkı verdiklerinizi ilahlaştırdığınızın farkında değil misiniz? Allah böyle yaptığınız için sizi cezalandırmayacağını mı sanıyorsunuz?
63İşte Allah’ın ayetlerini eğip bükerek inatla inkâr eden müşrik ve kâfirler kibir ve bencillikleri yüzünden doğru yoldan böyle uzaklaşırlar ve hakîkatten batıla sürüklenirler. Önyargılarıyla ayetlerimizle anlatılan gerçekleri anlayamazlar. Ayetlerimiz üzerinde tartışma yaparak ilim yarışına girenlerin kalbi körelmiştir. İstedikleri kadar ilimde derya olduklarını zannetsinler. Onların işi gücü boşu boşuna tartışma yapmaktır.
Ayet 64–65
2 ayetMü’min 64
Mü’min 65
اَللّٰهُ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءً وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ٦٤ هُوَ الْحَيُّ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٦٥
Mushaf
Okunuş
64Allâhü-lleẕî ceʿale lekümü-lʾarḍa ḳarârav vessemâe binâev veṣavveraküm feaḥsene ṣuveraküm verazeḳaküm mine-ṭṭayyibât. ẕâlikümü-llâhü rabbüküm. fetebârake-llâhü rabbü-lʿâlemîn.
65Hüve-lḥayyü lâ ilâhe illâ hüve fedʿûhü muḫliṣîne lehü-ddîn. elḥamdü lillâhi rabbi-lʿâlemîn.
Türkçe Meal
64Yeryüzünü yaşamanız için elverişli kılan, gökyüzünü üstünüze bir kubbe gibi tavan yapan, size şekil veren hem de en güzel şekli veren ve yine size temiz ve güzel rızıklar bahşeden Allah’tır. İşte bu Allah’tır sizin Rabbiniz! Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir, ne büyük bir bereket kaynağıdır!
65O, her daim diridir. O’ndan başka ilah yoktur. Öyleyse (şirkten) arınmış bir şekilde dini O’na has kılarak Allah’a dua ile yalvarın. Bütün övgüler âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
Açıklamalı meal
64Allah sizin yaşamanız için yeryüzünü elverişli bir yerleşim yeri hale getiren, göğü de onun üzerinde bir kubbe gibi bina edendir. Her varlığa şekil verdiği gibi sizi yaratıp en güzel şekilde şekillendirmiş lezzetli ve tertemiz nimetlerle sizi rızıklandırmıştır. Yaratılan her şey şahittir ki Alemlerin Rabbi olan Allah pek yücedir.65. Ey insanlar! O Her şeyi yaratan, şeklini veren, mükemmel nizamlarını kuran her canlıya hayat veren ve daima diri olandır. O’ndan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O halde yaşantınızda sadece Allah’ın yasalarına uyarak yaşayın ve inancınızda samimi bir şekilde yalnız O’na bağlanarak ibadet ve dua edin. Dualarınızda başkalarını araya sokmayın. Hamd her şeyi mükemmel yapan alemlerin Rabbi Allah’adır. Övgüye şükredilmeye tek layık olan ve tüm varlıkların sahibi O’dur.
Ayet 66
1 ayetMü’min 66
قُلْ اِنّ۪ي نُه۪يتُ اَنْ اَعْبُدَ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَمَّا جَٓاءَنِيَ الْبَيِّنَاتُ مِنْ رَبّ۪ي وَاُمِرْتُ اَنْ اُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٦٦
Mushaf
Okunuş
66Ḳul innî nühîtü en aʿbüde-lleẕîne tedʿûne min dûni-llâhi lemmâ câeniye-lbeyyinâtü mir rabbî veümirtü en üslime lirabbi-lʿâlemîn.
Türkçe Meal
66De ki:
– Bana Rabbimden hakikatin apaçık belgeleri/Kuran geldiği günden beri, ben sizin Allah’tan başka kulluk ettiklerinize kulluk etmekten kesinlikle men edildim. Ve âlemlerin Rabbine kayıtsız şartsız teslim olmakla emrolundum.
Açıklamalı meal
66Resûlüm, müşriklere de ki: “Sizin Allah ile aranıza koyarak dua edip çağırdıklarınıza ve Allah’ın dışında her ne varsa yalvarıp yakardıklarınıza ibadet edip kulluk etmem, yasalarına uyarak taptığınız insanların yasalarına uymam yasaklanmıştır. Çünkü yasalarına uyarsam onlara tapmış olurum. Zira bana, Rabbimden gerçeği bütünüyle ortaya koyan apaçık ayetler gelmiş ve nasıl yaşamam gerektiği bildirilmiştir, Hâlbuki ben ibâdet ve itaati yalnız O’na yapmak suretiyle, O’ndan başka ilah edinmeyip yalnızca alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum.
Ayet 67–68
2 ayetMü’min 67
Mü’min 68
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًاۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُٓوا اَجَلًا مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ٦٧ هُوَ الَّذ۪ي يُحْي۪ وَيُم۪يتُۚ فَاِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟ ٦٨
Mushaf
Okunuş
67Hüve-lleẕî ḫaleḳaküm min türâbin ŝümme min nuṭfetin ŝümme min ʿaleḳatin ŝümme yuḫricüküm ṭiflen ŝümme liteblügû eşüddeküm ŝümme litekûnû şüyûḫâ. veminküm mey yüteveffâ min ḳablü veliteblügû ecelem müsemmev veleʿalleküm taʿḳilûn.
68Hüve-lleẕî yuḥyî veyümît. feiẕâ ḳaḍâ emran feinnemâ yeḳûlü lehû kün feyekûn.
Türkçe Meal
67Sizi, önce topraktan, sonra spermden, sonra embriyodan yaratan, sonra da sizi güçlenmeniz, daha sonra da yaşlanmanız için çocuk olarak çıkaran O’dur. İçinizden daha önce vefat edenler de vardır. Bu, aklınızı kullanasınız diye adı konmuş bir süreye erişmeniz içindir.
68Zira yaşatan da Allah’tır öldüren de O. Çünkü O, bir işe hükmedince ona sadece “Ol” der ve hemen olmaya başlar.
Açıklamalı meal
67Ey insanlar! Sizi önce topraktan, sonra bir damla hayat suyu olan meniden, sonra da döllenmiş yumurta hücresi olan embriyodan yaratan O’dur. Sonra sizi annelerinizin karnından sağlıklı bir bebek olarak dünyaya getirir. Nihayet erginlik çağınıza ulaşırsınız, sonra da sizleri anne-baba yapan, sizlere çocuklar veren ve sizleri yaşlanıp ihtiyarlık çağına kadar belli bir ömür takdir edip yaşatandır. İçinizden kimi de nimetlerden bazılarını görmeden daha önce ölür. Bir kısmınız da Allah’ın yasalarla belli bir süreye kadar uzatılır ve O’nun bahşettiği nimetlerle dünya hayatınızı tamamlarsınız. Bütün bunlar yaratılış yasamıza göre olur. Sizler bu yasayı değiştiremezsiniz. Allah bütün bunları nimetleri üzerinde düşünüp Allah’ın gücü ve kudreti karşısında O’na teslim olup akıl erdirmeniz için böyle yapıyor. Umulur ki bu gerçek üzerinde iyice düşünürsünüz.
68Yasasını koyup yaratan, yaşatan dirilten ve ecelleri geldiğinde de öldüren O’dur. Hiç kimse bu yasayı değiştiremez. Bir şeye hükmettiği zaman ona ‘ol’ der, o da oluverir.
Ayet 69
1 ayetMü’min 69
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِۜ اَنّٰى يُصْرَفُونَۚۛ ٦٩
Mushaf
Okunuş
69Elem tera ile-lleẕîne yücâdilûne fî âyâti-llâh. ennâ yuṣrafûn.
Türkçe Meal
69Allah’ın ayetleri hakkında ileri geri konuşup tartışan kimselerin halini görmez misin? Nasıl da haktan/Kuran’dan uzaklaşıyorlar!
Açıklamalı meal
69Hiçbir bilgiye sahip olmadan Allah’ın ayetleri hakkında aralarında ileri geri tartışanları görmüyor musun? Kur’an’ı yalanlayan şu cahil kimselerin hallerine bir baksana! Bunca gerçeğe rağmen Allah’ı nasıl bırakıp da kendileri gibi yaratılmışların peşinden gidiyorlar. Allah adına yalan söyleyerek hakikati görmezden geliyorlar ve yanlış yollara saparak aldatılıp yüz çeviriyorlar? Ayetlerimi bir şekilde tartışmaktan vazgeçip de yasalarımı hayatlarına dâhil ederek, Müslümanca bir yaşam süremiyorlar. Onlar yakında gerçeği anlayacaklardır!
İlgili ayetler
Ayet 70–76
7 ayetMü’min 70
Mü’min 71
Mü’min 72
Mü’min 73
Mü’min 74
Mü’min 75
Mü’min 76
اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِالْكِتَابِ وَبِمَٓا اَرْسَلْنَا بِه۪ رُسُلَنَا۠ۛ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَۙ ٧٠ اِذِ الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُۜ يُسْحَبُونَۙ ٧١ فِي الْحَم۪يمِ ثُمَّ فِي النَّارِ يُسْجَرُونَۚ ٧٢ ثُمَّ ق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَۙ ٧٣ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُوا مِنْ قَبْلُ شَيْـًٔاۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ الْكَافِر۪ينَ ٧٤ ذٰلِكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَۚ ٧٥ اُدْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ ٧٦
Mushaf
Okunuş
70Elleẕîne keẕẕebû bilkitâbi vebimâ erselnâ bihî rusülenâ. fesevfe yaʿlemûn.
71İẕi-lʾaglâlü fî aʿnâḳihim vesselâsil. yüsḥabûn.
72Fi-lḥamîmi ŝümme fi-nnâri yüscerûn.
73Ŝümme ḳîle lehüm eyne mâ küntüm tüşrikûn.
74Min dûni-llâh. ḳâlû ḍallû ʿannâ bel lem nekün nedʿû min ḳablü şeyʾâ. keẕâlike yüḍillü-llâhü-lkâfirîn.
75Ẕâliküm bimâ küntüm tefraḥûne fi-lʾarḍi bigayri-lḥaḳḳi vebimâ küntüm temraḥûn.
76Üdḫulû ebvâbe cehenneme ḫâlidîne fîhâ. febiʾse meŝve-lmütekebbirîn.
Türkçe Meal
70Bu kitaba/Kuran’a ve daha önceki elçilerimizle gönderdiğimiz vahiyler karşısında yalana sarılanlar yakında gerçeği öğrenecekler.
71(71-72) İşte o zaman, boyunlarında demir halkalar ve zincirler takılı olduğu halde kaynar suya sürüklenecekler ve ateşte yanacaklar.
72(71-72) İşte o zaman, boyunlarında demir halkalar ve zincirler takılı olduğu halde kaynar suya sürüklenecekler ve ateşte yanacaklar.
73(73-74) Sonra kendilerine denilecek ki:
– Allah ile aranıza koyup dua ile yalvarıp yakardığınız ortak ederek şirk koştuklarınız şimdi neredeler? Onlar da:
– Bizi yüzüstü bırakıp gittiler, demek ki bizim dünyadayken yalvarıp yakardığımız bu kimseler bir hiçmiş. Allah, gerçekleri örtbas eden kâfirleri işte böyle şaşkın ve çaresiz bırakır, derler.
74(73-74) Sonra kendilerine denilecek ki:
– Allah ile aranıza koyup dua ile yalvarıp yakardığınız ortak ederek şirk koştuklarınız şimdi neredeler? Onlar da:
– Bizi yüzüstü bırakıp gittiler, demek ki bizim dünyadayken yalvarıp yakardığımız bu kimseler bir hiçmiş. Allah, gerçekleri örtbas eden kâfirleri işte böyle şaşkın ve çaresiz bırakır, derler.
75İşte bu, sizin dünyadayken hak hukuk tanımadan kibirlenip şımararak azgınlık yapmış olmanızdandır.
76Haydi girin içinde kalmak üzere cehennemin kapılarından. Küstahça böbürlenenler için ne berbat bir yerdir orası!
Açıklamalı meal
70Ki onlar, sana gönderilen bu Kur’an’ı ve daha önceki peygamberlerle gönderdiğimiz kitaplarla yaptığımız daveti yalanladılar. Zamanı gelince ne kadar kör ve sağır oldukları gerçeğini öğrenecekler. Ne büyük bir yanılgı içinde olduklarını ve bu yalanlamaların sonuçlarını da Kıyâmet gününde anlayacaklar. Ölüm gelince, yargılama başlayınca, cehennem önlerine çıkınca gerçekleri görecek, bilecekler. Anladıklarında ise iş işten geçmiş olacak. Ne zaman mı?
71Onlar Hesap Günü boyunlarında demir tasmalar takılıp ellerinde ve ayaklarında zincirler olduğu halde cehenneme doğru sürüklendikleri zaman,
72Ardından iç organları paramparça eden kaynar suya yüz üstü atılacaklar. Sonra da cehennemde ateşinin içinde cayır cayır yanacaklar.
73. Sonra onlara şöyle sorulacak : Şimdi söyleyin bakalım Bizi Allah’a yaklaştıracak deyip, yardımlarını umarak ilah edindikleriniz ve Allah’ın yetkilerine ortak koştuklarınız o sahte ilâhlarınız, yasalarına uyduğunuz liderleriniz, hani nerede, kendilerine ibadet ettikleriniz niye yardımınıza gelmiyorlar?
74Hadi söyleyin bakalım. Dünya hayatında iken Allah ile kendi aranıza koyduklarınız nerede niye sizi terk ettiler?” Müşrikler de derler ki: O sahte şefaatçiler dünyada yanımızdaydılar ama şimdi bizi ortada bırakıp gözümüzün önünden yok olup gittiler. Bizim yerimize kendi nefisleriyle meşguldürler. Sonra da bunu inkâr edecek ve şöyle diyeceklerdir: Meğer onların hiçbir hükmü yokmuş. Biz bugüne kadar Allah’tan başkasına boşuna dua edip yalvarıyormuşuz. Yalvardıklarımızın “bir hiç” olduğunu şimdi anladık. Demek ki biz dünyada iken kendilerine uymakla çok yanlış yapmışız. İşte Allah inkârda ısrar eden sizin gibi zâlimleri böyle sapıklık içinde bırakıp şaşırtır ayrıca da pişmanlık ve çaresizlik içinde bırakır.
75“ İşte, içine düştüğünüz bu cezanın sebebi, güç ve saltanata dayanarak yeryüzünde Allah’ın hayat nizamına karşı kibirlenmenizden, yüz çevirip haksız yere şımarmanızdan ve şirkte böbürlenip haram–helâl, hak-hukuk demeden ölçüsüzce azmanızdan dolayıdır.
76Haydi, ey müşrikler! Şimdi cehennemin kapılarından içinde sonsuza kadar kalmak üzere girin bakalım. Kibirlenip büyüklenenler ve kendilerinde bir güç gören zorba, diktatörler için bir görün bakalım cehennem ne kötü bir son durakmış.
Ayet 77
1 ayetMü’min 77
فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ فَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ ٧٧
Mushaf
Okunuş
77Faṣbir inne vaʿde-llâhi ḥaḳḳun. feimmâ nüriyenneke baʿḍa-lleẕî neʿidühüm ev neteveffeyenneke feileynâ yürceʿûn.
Türkçe Meal
77O halde sen sabret, zira Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Biz onlara vaat ettiğimiz azabın başlarına geldiğini sana göstersek veya göstermeden önce seni vefat ettirsek ne fark eder. Nasıl olsa onlar bizim huzurumuza getirilip mutlaka hesap verecekler.
Açıklamalı meal
77Ey Resûlüm! Şu hâlde sen inkârcıların eziyetlerine, Allah yolunda karşılaştığın her türlü sıkıntıya ve inandığın değerler uğrunda yaşadıklarına sabret ve duruşunu bozma. Hiç şüphesiz Allah’ın müşrikler için verdiği azap sözü mutlaka gerçekleşecektir. Onlara inkârda direndiklerinden dolayı vaad ettiğimiz azâbın bir kısmının başlarına geldiğini sana bu dünyada göstersek de ya da göstermeden önce senin canını alsak da sonuç değişmez. Zâlimler azaptan kurtulamayacaktır. Onlara yapılan azabı görsen de göremesen de fark etmez. Nasıl olsa dönüp dolaşıp kıyamette bizim huzurumuza getirilecek ve hesap vereceklerdir.
Ayet 78
1 ayetMü’min 78
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَۜ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَاْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُ اللّٰهِ قُضِيَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ۟ ٧٨
Mushaf
Okunuş
78Veleḳad erselnâ rusülem min ḳablike minhüm men ḳaṣaṣnâ ʿaleyke veminhüm mel lem naḳṣuṣ ʿaleyk. vemâ kâne lirasûlin ey yeʾtiye biâyetin illâ biiẕni-llâh. feiẕâ câe emru-llâhi ḳuḍiye bilḥaḳḳi veḫasira hünâlike-lmübṭilûn.
Türkçe Meal
78And olsun ki biz senden önce de birçok elçiler gönderdik. Onlardan bazılarının kıssalarını sana anlattık bazılarını ise anlatmadık. Şu bir gerçek ki hiçbir elçi Allah’ın izni/yasası dışında herhangi bir ayet getiremez. Allah’ın cezalandırma emri geldiğinde hak yerini bulmuş olur ve o zamanda batılı hâkim kılmak isteyenlerin de sonu helak ve hüsran olur.
Açıklamalı meal
78Ey Peygamber! Biliyorsun, sen ilk değilsin. Gerçek şu ki Biz senden önce de birçok peygamber gönderdik. Onlardan bazılarının kıssalarını sana tanıyasın ve bilesin diye anlattık, bazılarını ise hiç anlatmadık. Şüphesiz Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamberin kendiliğinden herhangi bir mucize göstermesi ya da âyet getirmesi mümkün olmaz. Allah’ın emri geldiğinde mucize gerçekleşir. Ama ondan sonra geçmişte gelen musibetler gibi, neyi hak ediyorlarsa, adaletle hükmedilir ve hak edenler için Allah’ın azabı kesinleştiği takdirde hiç kimse O’na engel olamaz. İşte o zaman adalet, yerini bulur. Allah’ın âyetlerini boşa çıkarmaya uğraşarak boş fikirlerle uğraşıp Allah’a şirk koşma gibi bâtılı yolları savunanlar ise ebedî hüsrana uğrayıp korkunç bir azapla helak olurlar.
İlgili ayetler
Ayet 79–80
2 ayetMü’min 79
Mü’min 80
اَللّٰهُ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَنْعَامَ لِتَرْكَبُوا مِنْهَا وَمِنْهَا تَاْكُلُونَۘ ٧٩ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ وَلِتَبْلُغُوا عَلَيْهَا حَاجَةً ف۪ي صُدُورِكُمْ وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَۜ ٨٠
Mushaf
Okunuş
79Allâhü-lleẕî ceʿale lekümü-lʾenʿâme literkebû minhâ veminhâ teʾkülûn.
80Veleküm fîhâ menâfiʿu veliteblügû ʿaleyhâ ḥâceten fî ṣudûriküm veʿaleyhâ veʿale-lfülki tuḥmelûn.
Türkçe Meal
79Bazısına binmeniz bazısının da etinden yararlanmanız için evcil hayvanları yaratıp sizin istifadenize sunan Allah’tır.
80O hayvanlarda sizin için daha nice yararlar vardır. Nitekim gönlünüzün istediği yere onlarla ulaşırsınız. Karada onlara denizde de gemilere binerek yolculuk yaparsınız.
Açıklamalı meal
79Allah O’dur ki, kimine binmeniz kiminin de etinden yiyesiniz diye sizin için koyun, keçi, sığır ve deve gibi hayvanları yaratıp istifadenize sunandır
80O hayvanlardan süt yumurta, deri gibi daha birçok faydalar sağlarsınız. Bir yere gitmek, bir sevdiğinizin yanında olmak gibi birçok önemli ihtiyacınızı karşılayabilir, gönlünüzün istediği ve özlemini çektiğiniz bir yere onlara binerek ulaşırsınız. Karada o binek hayvanlarının sırtında, denizlerde de gemilerin üzerinde yüklerinizi taşıyıp gideceğiniz yerlere yolculuğa çıkarsınız.
Ayet 81
1 ayetMü’min 81
وَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ۗ فَاَيَّ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُنْكِرُونَ ٨١
Mushaf
Okunuş
81Veyürîküm âyâtih. feeyye âyâti-llâhi tünkirûn.
Türkçe Meal
81İşte O, kudretinin delillerini sizin gözlerinizin önüne seriyor. Söyleyin Allah’ın bu delillerinden hangisini inkâr edebilirsiniz.
Açıklamalı meal
81Ey insanlar! Allah, size birçok misalle ayetlerindeki tek ve gerçek ilah olduğu gerçeğini gösterip bildiriyor. Artık Allah’ın ilim ve kudretine işaret eden güneş ay gibi sayısız ayet ve delillerinden hangisini inkâr ediyorsunuz? Allah’ın yarattığı harikalara gözlerinizi kapatıp, tabiattaki bu muhteşem delilleri yok saymanız mümkün mü?
Ayet 82–85
4 ayetMü’min 82
Mü’min 83
Mü’min 84
Mü’min 85
اَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْهُمْ وَاَشَدَّ قُوَّةً وَاٰثَارًا فِي الْاَرْضِ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ٨٢ فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرِحُوا بِمَا عِنْدَهُمْ مِنَ الْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٨٣ فَلَمَّا رَاَوْا بَاْسَنَا قَالُٓوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَحْدَهُ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِه۪ مُشْرِك۪ينَ ٨٤ فَلَمْ يَكُ يَنْفَعُهُمْ ا۪يمَانُهُمْ لَمَّا رَاَوْا بَاْسَنَاۜ سُنَّتَ اللّٰهِ الَّت۪ي قَدْ خَلَتْ ف۪ي عِبَادِه۪ۚ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ ٨٥
Mushaf
Okunuş
82Efelem yesîrû fi-lʾarḍi feyenżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lleẕîne min ḳablihim. kânû ekŝera minhüm veeşedde ḳuvvetev veâŝâran fi-lʾarḍi femâ agnâ ʿanhüm mâ kânû yeksibûn.
83Felemmâ câethüm rusülühüm bilbeyyinâti feriḥû bimâ ʿindehüm mine-lʿilmi veḥâḳa bihim mâ kânû bihî yestehziûn.
84Felemmâ raev beʾsenâ ḳâlû âmennâ billâhi vaḥdehû vekefernâ bimâ künnâ bihî müşrikîn.
85Felem yekü yenfeʿuhüm îmânühüm lemmâ raev beʾsenâ. sünnete-llâhi-lletî ḳad ḫalet fî ʿibâdih. veḫasira hünâlike-lkâfirûn.
Türkçe Meal
82Peki onlar diyar diyar dolaşıp kendilerinden önce gelen toplumların akıbetlerinin nasıl olduğuna hiç ibret nazarıyla bakmıyorlar mı? Oysa onlar kendilerinden daha güçlü idiler ve o memleketlerde onlardan da fazla eser bırakmışlardı. Ne var ki sahip oldukları güç ve servet kendilerine hiç bir fayda sağlamadı.
83Çünkü elçileri onlara hakikatin apaçık belgeleri ile geldiğinde sahip oldukları bilgiye güvenip şımardılar, sonunda küçümseyip alay ettikleri azap onları çepeçevre kuşatıverdi.
84Fakat azabımızı görünce de:
– Biz yalnızca bir tek olan Allah’a iman ediyor ve artık O’na şirk koştuğumuz ortakları da reddediyoruz dediler.
85Fakat azabımızı görünce iman etmeleri kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. Zira Allah’ın kulları hakkında öteden beri uyguladığı sünneti/yasası budur. İşte orada ve o anda gerçekleri örtbas eden kâfirler hepten kaybettiler.
Açıklamalı meal
82Bu müşrikler güçlerine güvenmesinler. Yeryüzünde gezip dolaşırken kendilerinden önce yaşamış olan inkârcıların acı ve alçaltıcı sonu nasıl olmuş diye bakmazlar mı? Küfre batmış milletlerin âkıbetlerinin nasıl olduğunu ibret nazarıyla bir düşünüp, incelesinler. Üstelik geçmişte yaşamış bu toplumlar kendilerinden sayıca daha fazla, daha kuvvetliydiler. Yeryüzündeki bıraktıkları eserler bakımından da daha üstündüler ve daha da derin izler bırakmışlardı. Fakat azabımız geldiğinde onların elde ettikleri servet güç ve makamlar Allah’ın azabına karşı kendilerine hiçbir yarar sağlamadı ve onları yok olmaktan kurtaramadı.
83Yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamayı reddedenler, Peygamberleri onlara açık delillerle geldiklerinde, tevhid üzere îmân etmeleri gerekirdi. Fakat ellerindeki güç ve atalarından din diye bildikleri bilgilerine güvenerek küstahça böbürlendiler. Ve “Ne zaman gerçekleşecek bize bahsettiğin şu azap” diyerek ayetlerimde anlatılan ilâhî ceza tehditleriyle alay ettiler. Sonunda alaya aldıkları korkunç azap, onları dört bir yandan kuşatıverdi.
84Onlar ansızın gelen kahredici azabımızı görünce akılları başlarına geldi ve şöyle dediler: Biz sadece Allah’ı ilah edinip O’na iman ediyor, hayatımıza hükmetme yetkisi vererek yasalarına uyduğumuz ilahları ve O’na ortak koştuklarımızı artık reddediyoruz demeye başlarlar. Çünkü onlar Allah’tan başkalarını yüceltip Allah yerine onlara bağlanıyorlar, hayat tarzlarını Allah’ın gönderdiği kurallara göre değil, sevip bağlandıklarının kurallarına ve bilgilerine göre tertip ve tanzim ediyorlardı.
85Ancak zorlu azabımızı gördükten sonra imana gelip son pişmanlıkla böyle söylemeleri onlara hiçbir yarar sağlamayacak. Bu Allah’ın inkârda ısrar eden kulları üzerinde, geçmişten bugüne uyguladığı değişmez azap yasasıdır. İşte o zaman, yaratılış sebeplerine davet edildikleri halde inkâr edip kendi yasalarını yasalarımızdan üstün görenler, insanların çıkardığı yasalarla hayatlarını yaşayanlar; oracıkta helâk ve hüsrana uğrayacaklar. Ancak yeryüzünde yaşarken, cezamızı görmeden iman edenler ve yasalarımıza uyanlar kurtulur.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Zümer, sonra Fussilet indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla