Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı : Sure adını ilk kelimesi olan “saffat”tan almıştır.
Nüzul Zamanı : Muhtevasından surenin Mekke dönemi ortalarında veya sonlarına doğru nazil olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim surenin üslûbundan Hz. Peygamber’in (s.a.) ve ashabının şiddetli bir muhalefet ile karşı karşıya bulundukları belli olmaktadır.
Konu: Mekkeli müşrikler, “Sizler Rasûlullah’ın (s.a) tebliğ ettiği tevhid ve ahiret akidesini, alayla karşılıyor ve onun peygamberliğini inkâr ediyorsunuz. Ancak reddettiğiniz bu peygamber kısa bir süre içinde sizleri hüsrana uğratacak ve kendinizi Allah’ın askerlerinin ayakları altında bulacaksınız” şeklinde ikaz edilmektedir. (171,179). Bu ültimatom, Rasûlullah’ın (s.a.) zafere ulaşacağı ile ilgili hiçbir belirti dahi bulunmadığı ve Allah’ın “ordu” biçiminde vasıflandırdığı müslümanların, günlerini baskı ve zulüm altında geçirdiği bir dönemde verilmişti. O dönemlerde müslümanların dörtte üçü, ülkelerini terk ederek hicret etmek zorunda kalmışlardı. Rasûlullah (s.a) ile birlikte Mekke’de kalan 40-50 müslüman ise, her bakımdan çaresizlik içinde oldukları halde, her türlü zulüm ve işkenceye de hâlâ dayanmaktaydılar. Böyle bir ortamda, Rasûlullah’ın (s.a) ve bir avuç çaresiz müslümanın zafere ulaşacaklarını hiç kimse tahmin dahi edemezdi. Hatta çoğu insan bu hareketin Mekke dağları arasında yok olup gideceğini sanıyordu. Fakat daha 15-16 yıl bile geçmeden Mekke fethedildi ve oradaki müşrikler Allah’ın önceden bildirdiği gibi kendilerini Allah’ın askerlerinin ayakları altında buldular.
Bu bölümde, sadece ikaz ve tehdit ile yetinilmemiş, kafirlerin idrak edebilmeleri için nasihat yoluyla tevhid ve ahiret hakkında da deliller öne sürülmüştür. Ayrıca onlar bâtıl düşüncelerden ötürü eleştirilerek bunun kötü sonuçlarından haberdar edilirken, müminlere de salih amellerinin güzel sonuçları hakkında müjde verilmiştir. Bunların yanısıra geçmiş kavimlerin, kıssaları aktarılmak suretiyle, Allah’ın peygamberlerine nasıl yardım ettiği, peygamberlerini yalanlayanları nasıl helâk ettiği ve kendisine itaat eden kullarını nasıl mükâfatlandırdığı beyan edilmiştir.
Burada beyan edilen kıssalardan en dikkati çekeni Hz. İbrahim’in (a.s) kıssasıdır. Hz. İbrahim’in (a.s) bir işaret aldıktan hemen sonra Allah’ın emrini yerine getirmek üzere, biricik oğlunu kurban etmeyi göze alışının zikredilmesi, sadece kendilerini Hz. İbrahim’e (a.s) nisbet etmek suretiyle övünen kafirlere yönelik bir uyarı değildir. Ayrıca müslümanlara, mümin bir kimsenin Allah’ın rızası için herşeyi nasıl göze aldığı örneği verilerek, İslâm’ın gerçek ruhu öğretilmek istenmiştir.
Surenin son ayetlerinde yalnız kafirlere uyarıda bulunulmakla kalınmıyor, ayrıca Rasûlullah (s.a) ile birlikte güç bir dönem geçirmekte olan müminlere de müjde veriliyor. Onlara şöyle denilmektedir. “Yolun başında çektiğiniz meşakkatlerden ye’se kapılmayın, sonunda mutlaka sizler galip geleceksiniz. Şimdi bu kafirler belki galip durumda gözükmekdedirler ama aynı kimseler çok geçmeden sizlere mağlup olacaklardır.” Gerçektende bir kaç yıl sonra, Allah’ın bildirdiklerinin bir teselliden ibaret olmadığı ve O’nun iman edenlerin kalplerini sağlamlaştırmak için verdiği haberlerin kesin birer gerçek olduğu ortaya çıkmıştır.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaSâffât 1–4
4 ayetوَالصَّٓافَّاتِ صَفًّاۙ ١ فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًاۙ ٢ فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًاۙ ٣ اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۜ ٤
Mushaf
Okunuş
1Veṣṣâffâti ṣaffâ.
2Fezzâcirâti zecrâ.
3Fettâliyâti ẕikrâ.
4İnne ilâheküm levâḥid.
Ayet 1–4
İnsanlara yaratılışlarının sebebini ve buna uygun nasıl yaşanacağını bildirmek üzere birbiri ardına dizilerek indirilen âyetlere ve bu âyetlerin gereklerini yerine getirmek için yan yana gelip de saflar oluşturanlara andolsun ki, sizin ilahınız yalnızca Allah’tır.
İlgili ayetler
Sâffât 5
1 ayetرَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ ٥
Mushaf
Okunuş
5Rabbü-ssemâvâti velʾarḍi vemâ beynehümâ verabbü-lmeşâriḳ.
Ayet 5
Allah göklerin, yerin ve arasında olanların, güneşin ve doğup battığı her yönün, her yerin tek ve gerçek Rabbidir (sahibidir).
İlgili ayetler
Sâffât 6–10
5 ayetاِنَّا زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِز۪ينَةٍۨ الْكَوَاكِبِۙ ٦ وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍۚ ٧ لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍۗ ٨ دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ ٩ اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ ١٠
Mushaf
Okunuş
6İnnâ zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bizînetini-lkevâkib.
7Veḥifżam min külli şeyṭânim mârid.
8Lâ yessemmeʿûne ile-lmelei-lʾaʿlâ veyuḳẕefûne min külli cânib.
9Düḥûrav velehüm ʿaẕâbüv vâṣib.
10İllâ men ḫaṭife-lḫaṭfete feetbeʿahû şihâbün ŝâḳib.
Ayet 6–10
Biz yeryüzüne en yakın olan göğü, yıldızlarla bezeyip süsledik.
Gökyüzü bir kısım müşriklerin inandığı gibi cin şeytanlarının yeryüzünde olacakları ve insanların başlarına gelecekleri, meleklerin konuşmalarından duyup da insanlardan bazılarına ulaştırdığı bir yer değildir. Gönderdiğimiz âyetlerle mü’minleri, müşriklerin bu gibi asılsız inançlarından koruruz.
Böylesi hurafeler, âyetlerimiz ve onlara iman edenler tarafından kovulmaktalar. Bu gerçeklere rağmen, göklerden bir haber aldık diyen ve onun kırıntısına bile inanan, cehennem ateşini peşine takar. Hiç şüphesiz ki cehennem, böylelerinin ebedî azap yurdu olacaktır.
Sâffât 11–13
3 ayetفَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمْ مَنْ خَلَقْنَاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ ط۪ينٍ لَازِبٍ ١١ بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ ١٢ وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَۖ ١٣
Mushaf
Okunuş
11Festeftihim ehüm eşeddü ḫalḳan em men ḫalaḳnâ. innâ ḫalaḳnâhüm min ṭînil lâzib.
12Bel ʿacibte veyesḫarûn.
13Veiẕâ ẕükkirû lâ yeẕkürûn.
Ayet 11–13
Ey Peygamber! Sen müşriklere sor bakalım: “Onları yaratmak mı, yoksa göklerle yeri ve arasında olan bunca yarattıklarımızı yaratmak mı daha zor?” Bu gerçeği görüp Allah’ın ilmine şahitlik etmelerine rağmen, yeniden diriltileceklerine nasıl olup da inanmamakta direniyorlar? Sen, Allah’ın yarattıklarına hayranlıkla bakarken, onların görmezden gelmelerine şaşırıyorsun. Hâlbuki Biz insanı yapışkan bir çamurdan yarattık, dönüp de kendi yaratılışlarına bir bakmıyorlar, kendilerine bu hatırlatıldığında düşünüp öğüt de almıyorlar.
İlgili ayetler
Sâffât 14–21
8 ayetوَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَسْتَسْخِرُونَۖ ١٤ وَقَالُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ١٥ ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ١٦ اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَۜ ١٧ قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَۚ ١٨ فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ ١٩ وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدّ۪ينِ ٢٠ هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ۟ ٢١
Mushaf
Okunuş
14Veiẕâ raev âyetey yestesḫirûn.
15Veḳâlû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.
16Eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev veʿiżâmen einnâ lemebʿûŝûn.
17Eveâbâüne-lʾevvelûn.
18Ḳul neʿam veentüm dâḫirûn.
19Feinnemâ hiye zecratüv vâḥidetün feiẕâ hüm yenżurûn.
20Veḳâlû yâ veylenâ hâẕâ yevmü-ddîn.
21Hâẕâ yevmü-lfaṣli-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.
Ayet 14–21
Müşrikler, Allah’ın âyetleri tebliğ edilerek doğru olan hayat tarzını yaşamaya davet edildiklerinde, alay ederek “Bunlar bizleri büyülemek için söylenmekte olan sözlerden başka bir şey değil.” derler. Bu da yetmezmiş gibi, ardından da şöyle demeye başlarlar: “Ne yani, şimdi biz öldükten, kemik yığını haline geldikten, toza toprağa karıştıktan sonra tekrar mı diriltileceğiz, bizden önce ölmüş olan atalarımız da mı diriltilecekler?” Sen onlara de ki: “Evet, hepiniz müşrik ve kâfir olarak ölmeniz sebebi ile hor, hakir, zelil ve aşağılanmış olarak diriltileceksiniz.”
Diriliş Günü geldiğinde, üflenen Sûr’un o müthiş sarsıcı sesi ile diriltilip, gerçeklerle yüz yüze gelecekler ve o zaman da birbirlerine, “Eyvah! Demek ki bize bildirilen Hesap Günü gerçekmiş.” diyecekler.
İlgili ayetler
Sâffât 22–35
14 ayetاُحْشُرُوا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَۙ ٢٢ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاهْدُوهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَح۪يمِۙ ٢٣ وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَۙ ٢٤ مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ ٢٥ بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ ٢٦ وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ٢٧ قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَاْتُونَنَا عَنِ الْيَم۪ينِ ٢٨ قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَۚ ٢٩ وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغ۪ينَ ٣٠ فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَاۗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ ٣١ فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاو۪ينَ ٣٢ فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ٣٣ اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ ٣٤ اِنَّهُمْ كَانُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَۙ ٣٥
Mushaf
Okunuş
22Uḥşürü-lleẕîne żalemû veezvâcehüm vemâ kânû yaʿbüdûn.
23Min dûni-llâhi fehdûhüm ilâ ṣirâṭi-lceḥîm.
24Veḳifûhüm innehüm mesʾûlûn.
25Mâ leküm lâ tenâṣarûn.
26Bel hümü-lyevme müsteslimûn.
27Veaḳbele baʿḍuhüm ʿalâ baʿḍiy yetesâelûn.
28Ḳâlû inneküm küntüm teʾtûnenâ ʿani-lyemîn.
29Ḳâlû bel lem tekûnû müʾminîn.
30Vemâ kâne lenâ ʿaleyküm min sülṭân. bel küntüm ḳavmen ṭâgîn.
31Feḥaḳḳa ʿaleynâ ḳavlü rabbinâ. innâ leẕâiḳûn.
32Feagveynâküm innâ künnâ gâvîn.
33Feinnehüm yevmeiẕin fi-lʿaẕâbi müşterikûn.
34İnnâ keẕâlike nefʿalü bilmücrimîn.
35İnnehüm kânû iẕâ ḳîle lehüm lâ ilâhe ille-llâhü yestekbirûn.
Ayet 22–35
O Gün onlara şöyle seslenilecek: “İşte yalanlayıp inanmadığınız, ‘Öyle şey mi olur?’ dediğiniz ve Allah’ın davetine uyanlarla, uymayanların birbirlerinden ayırt edileceği gün bu gündür.”
Allah O Gün görevli meleklere şöyle buyuracak: “Toplayın bütün inkârcıları! Müşrikleri ve onlar tarafından ilah kabul edilenleri! Hepsine birden cehennemin yolunu gösterin, cehennemin kapısına geldiklerinde orada durdurun çünkü orada onlara sorulacak: ‘Şimdi söyleyin bakalım neden dünyada olduğu gibi burada da birbirinize yardım etmiyorsunuz?’”
Artık gerçek karşısında başlarını eğip teslim olmaktan başka yapacakları hiçbir şey de kalmamıştır. Ancak buraya gelmemize, sizler sebep oldunuz diye birbirlerini suçlayacak ve peşlerinden gittikleri önderlerine, “Siz hep doğrudan yana olduğunuzu söyleyerek bize yaklaşıp aldattınız.” diyecekler. Önderleri de onlara, “Hayır, aslında siz de peygamber ve kitaplarla, Allah adına yapılan davete inanmak istemediniz, bizim bu konuda sizin üzerinizde zorlayıcı bir gücümüz yoktu. Sizler zaten azgın, nankör, kibre kapılmış, gerçeği inkâra hazır kimselerdiniz. Artık şimdi kalkıp da birbirimizi suçlamamızın kimseye bir faydası yok, Rabbimizin azap hükmü sizin için de, bizim için de kesinleşti, hep birlikte hak ettiğimiz azabı çekeceğiz. Evet, sizi de isyana, azgınlığa teşvik ettik çünkü biz de azmış kimselerdik.” diyecekler ve o gün hepsi birlikte azapta ortak olacaklar.
Davet edildikleri Allah merkezli hayat nizamından yüz çevirip, müşrik ve kâfir olmayı tercih edenleri işte böyle cezalandırırız.
İlgili ayetler
34Nisâ 147
Sâffât 36–37
2 ayetوَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍۜ ٣٦ بَلْ جَٓاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَل۪ينَ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36Veyeḳûlûne einnâ letârikû âlihetinâ lişâʿirim mecnûn.
37Bel câe bilḥaḳḳi veṣaddeḳa-lmürselîn.
Ayet 36–37
Azabı hak edenlere, dünya hayatlarında ne zaman “Allah’tan başka gerçek ilah yoktur, gelin Allah’ın davetine uyun.” denildiyse, bu tebliği yapanlara karşı kibirlenerek karşı çıkmış, “Ne yani, mecnun, meczup bir şairin söylediklerine inanıp da, bugüne kadar inandığımız ilahlarımızı terk mi edeceğiz?” demişlerdi.
Hayır, asla! Gerçek onların dediği gibi değil. Peygamber onlara yaratılış sebeplerini ve ona uygun nasıl yaşamaları gerektiğini bildiren Kur’an’ı getirmişti. O Kur’an, kendinden önce gönderilmiş olan ilahi kitaplardan kalmış olan gerçekleri de tasdik etmektedir.
Sâffât 38–39
2 ayetاِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَل۪يمِۚ ٣٨ وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ ٣٩
Mushaf
Okunuş
38İnneküm leẕâiḳu-lʿaẕâbi-lʾelîm.
39Vemâ tüczevne illâ mâ küntüm taʿmelûn.
Ayet 38–39
Ey müşrikler! Bütün bu inkâr, isyan ve nankörlüğünüzün karşılığı olarak azapla karşılaşacak ve böylece cezanızı çekeceksiniz.
Sâffât 40–49
10 ayetاِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ٤٠ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ ٤١ فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ ٤٢ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِۙ ٤٣ عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ ٤٤ يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَاْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ٤٥ بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ ٤٦ لَا ف۪يهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ ٤٧ وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ ع۪ينٌۙ ٤٨ كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ ٤٩
Mushaf
Okunuş
40İllâ ʿibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
41Ülâike lehüm rizḳum maʿlûm.
42Fevâkih. vehüm mükramûn.
43Fî cennâti-nneʿîm.
44Alâ sürurim müteḳâbilîn.
45Yüṭâfü ʿaleyhim bikeʾsim mim meʿîn.
46Beyḍâe leẕẕetil lişşâribîn.
47Lâ fîhâ gavlüv velâ hüm ʿanhâ yünzefûn.
48Veʿindehüm ḳâṣirâtu-ṭṭarfi ʿîn.
49Keennehünne beyḍum meknûn.
Ayet 40–49
Allah’ın davetine iman edip, ona uygun yaşamak için ellerinden gelen çabayı gösterenleri ise, cennette hazırlanmış sayısız nimetler beklemektedir. Onlar mutluluk tahtları üzerinde oturup, birbirlerine sevgi ve saygı ile bakışıp sohbet edecekler, kaynağından doldurulmuş lezzetli, tertemiz içecekler ikram edilecek, yanlarında da gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş, ceylan bakışlı, yumuşak huylu, sanki kumda gizlenmiş devekuşu yumurtası gibi bembeyaz eşler olacak.
Sâffât 50–61
12 ayetفَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ٥٠ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّ۪ي كَانَ ل۪ي قَر۪ينٌۙ ٥١ يَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّق۪ينَ ٥٢ ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَد۪ينُونَ ٥٣ قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ ٥٤ فَاطَّلَعَ فَرَاٰهُ ف۪ي سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِ ٥٥ قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْد۪ينِۙ ٥٦ وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّ۪ي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ ٥٧ اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّت۪ينَۙ ٥٨ اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ ٥٩ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ٦٠ لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ ٦١
Mushaf
Okunuş
50Feaḳbele baʿḍuhüm ʿalâ baʿḍiy yetesâelûn.
51Ḳâle ḳâilüm minhüm innî kâne lî ḳarîn.
52Yeḳûlü einneke lemine-lmüṣaddiḳîn.
53Eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev veʿiżâmen einnâ lemedînûn.
54Ḳâle hel entüm müṭṭaliʿûn.
55Feṭṭaleʿa feraâhü fî sevâi-lceḥîm.
56Ḳâle tellâhi in kitte letürdîn.
57Velevlâ niʿmetü rabbî leküntü mine-lmuḥḍarîn.
58Efemâ naḥnü bimeyyitîn.
59İllâ mevtetene-lʾûlâ vemâ naḥnü bimüʿaẕẕebîn.
60İnne hâẕâ lehüve-lfevzü-lʿażîm.
61Limiŝli hâẕâ felyaʿmeli-lʿâmilûn.
Ayet 50–61
Cennette birbirleriyle sohbet ederken, içlerinden biri der ki: “Bir zamanlar dünyada iken benim bir arkadaşım vardı ve bana hep derdi ki: ‘Sen âhiret hayatına gerçekten inanıyor musun? Şimdi biz öldükten, kemik yığını ve toprak haline geldikten sonra yeniden diriltilip hesaba mı çekileceğiz, buna mı inanıyorsun?’ Şimdi bana böyle diyenin durumunu görmek için cehenneme bir bakalım.” Cehenneme baktıklarında onu ateşin ortasında görürler, cennetteki mü’min ona seslenerek, “Vallahi eğer senin aklına uysaydım beni de mahvedecektin. Ben Rabbimin davetine iman edip yönelmeseydim, şimdi o ateşin içinde feryat edenlerden olacaktım.” dedikten sonra da, cennetteki arkadaşlarına dönüp, “Biz bir daha ölmeyeceğiz ve cehennem azabı da görmeyeceğiz, işte gerçek zafer ve mutluluk budur, çalışıp çabalamak isteyenler bunun için çalışsınlar.” diyecek.
İlgili ayetler
Sâffât 62–70
9 ayetاَذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ ٦٢ اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِم۪ينَ ٦٣ اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ ف۪ٓي اَصْلِ الْجَح۪يمِۙ ٦٤ طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُ۫سُ الشَّيَاط۪ينِ ٦٥ فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۜ ٦٦ ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَم۪يمٍۚ ٦٧ ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَح۪يمِ ٦٨ اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَٓاءَهُمْ ضَٓالّ۪ينَۙ ٦٩ فَهُمْ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ ٧٠
Mushaf
Okunuş
62Eẕâlike ḫayrun nüzülen em şeceratü-zzeḳḳûm.
63İnnâ ceʿalnâhâ fitnetel liżżâlimîn.
64İnnehâ şeceratün taḫrucü fî aṣli-lceḥîm.
65Ṭalʿuhâ keennehû ruûsü-şşeyâṭîn.
66Feinnehüm leâkilûne minhâ femâliûne minhe-lbüṭûn.
67Ŝümme inne lehüm ʿaleyhâ leşevbem min ḥamîm.
68Ŝümme inne merciʿahüm leile-lceḥîm.
69İnnehüm elfev âbâehüm ḍâllîn.
70Fehüm ʿalâ âŝârihim yühraʿûn.
Ayet 62–70
Ey insanlar! Şimdi söyleyin bakalım, cennet nimetleriyle ödüllendirilip, bahtiyar yaşamak mı, yoksa cehennemdeki zehirli zakkum ağacının meyvesini yemek ve ateşe mahkûm olmak mı daha iyidir? O zakkum ağacı cehennemin dibinden çıkar, onun meyvesi olan tomurcukları, şeytanın başı gibi çok çirkin ve tiksindiricidir. Müşrik ve kâfirlerin orada yiyecekleri işte budur, orada onun meyvesini yiyip karınlarını onunla şişirecekler, sonra da üzerine bağırsakları parça parça eden kaynar sudan içecekler.
Biz, zakkum ağacının meyvesinin şirk ve küfürde direnenlerin yiyeceği olacağını bildirip açıklıyoruz. Davet edildikleri hayat nizamına sırt dönüp, Rablerine nankörlük edenlerin sonunda varacakları yer cehennem, yaşayacakları hayat azap olacaktır. Bunlar atalarının şirk nizamları ve ahlakı ile yaşamayı tercih edip, onların Allah’la birlikte ilah edindiklerini ilah edinenlerdir.
İlgili ayetler
Sâffât 71–74
4 ayetوَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّل۪ينَۙ ٧١ وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ مُنْذِر۪ينَ ٧٢ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَۙ ٧٣ اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ۟ ٧٤
Mushaf
Okunuş
71Veleḳad ḍalle ḳablehüm ekŝeru-lʾevvelîn.
72Veleḳad erselnâ fîhim münẕirîn.
73Fenżur keyfe kâne ʿâḳibetü-lmünẕerîn.
74İllâ ʿibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Ayet 71–74
Onlardan önce gelip geçen toplumların çoğu da, peygamberlerin kitaplarla, Allah adına yaptıkları davetten yüz çevirip reddetmişlerdi. Geriye dönüp de onların felakete uğramış akıbetlerini bir düşünün. Allah adına kendilerine yapılan davete iman edip, onun gerektirdiği hayat nizamına sarılanlar ise doğru olana kavuşup dünyada ve âhirette kazananlardan oldular.
Sâffât 75–79
5 ayetوَلَقَدْ نَادٰينَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُج۪يبُونَۚ ٧٥ وَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۘ ٧٦ وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاق۪ينَۘ ٧٧ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَۘ ٧٨ سَلَامٌ عَلٰى نُوحٍ فِي الْعَالَم۪ينَ ٧٩
Mushaf
Okunuş
75Veleḳad nâdânâ nûḥun feleniʿme-lmücîbûn.
76Venecceynâhü veehlehû mine-lkerbi-lʿażîm.
77Veceʿalnâ ẕürriyyetehû hümü-lbâḳîn.
78Veteraknâ ʿaleyhi fi-lʾâḫirîn.
79Selâmün ʿalâ nûḥin fi-lʿâlemîn.
Ayet 75–79
Vaktiyle Nûh, şirk ve küfründen vazgeçmeyen kavminin helaki için dua etmişti. Biz de onun duasını kabul edip, Nûh ile birlikte davetine icabet eden ailesini kurtarıp, gerisini helak ettik. Nûh’un soyunu ise devam ettirdik, sonraki nesiller arasında Nûh’un övgüyle anılmasını, adının geçtiği yerde sevgi ve saygı ile hatırasından bahsedilmesini sağladık.
İlgili ayetler
Sâffât 80–82
3 ayetاِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ٨٠ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ٨١ ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَ ٨٢
Mushaf
Okunuş
80İnnâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
81İnnehû min ʿibâdine-lmüʾminîn.
82Ŝümme agraḳne-lʾâḫarîn.
Ayet 80–82
Nûh, Rabbine yürekten bağlı, imanında samimi ve teslim olmuş bir kulumuzdu. Biz de onu ve onunla birlikte iman edenleri kurtardık, geride kalanları da suda boğup helak ettik.
Sâffât 83–84
2 ayetوَاِنَّ مِنْ ش۪يعَتِه۪ لَاِبْرٰه۪يمَۢ ٨٣ اِذْ جَٓاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍ ٨٤
Mushaf
Okunuş
83Veinne min şîʿatihî leibrâhîm.
84İẕ câe rabbehû biḳalbin selîm.
Ayet 83–84
İbrahim de atası Nûh’un yolunu izleyenlerdendi. O da Rabbine tertemiz bir kalple yönelmiş ve O’nun davetinin mücadelesini ömrünün sonuna kadar devam ettirmişti.
Sâffât 85–87
3 ayetاِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَاذَا تَعْبُدُونَۚ ٨٥ اَئِفْكًا اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُر۪يدُونَۜ ٨٦ فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨٧
Mushaf
Okunuş
85İẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâẕâ taʿbüdûn.
86Eifken âliheten dûne-llâhi türîdûn.
87Femâ żannüküm birabbi-lʿâlemîn.
Ayet 85–87
İbrahim bir gün babasına ve kavmine şöyle seslenmişti: “Sizleri ve bunca nimetleri yaratan Allah’ı ilah edinmek yerine, atalarınızın uydurduğu sizin gibi yaratılmış kimseleri ya da nesneleri ilah edindiğinizin farkında mısınız? Peki, o zaman Allah’ın üzerinizdeki hakkı ne olacak, sizi yaratmasının sebebini hiç düşünmez misiniz?”
Sâffât 88–96
9 ayetفَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِۙ ٨٨ فَقَالَ اِنّ۪ي سَق۪يمٌ ٨٩ فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِر۪ينَ ٩٠ فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَاْكُلُونَۚ ٩١ مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ ٩٢ فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَم۪ينِ ٩٣ فَاَقْبَلُٓوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ ٩٤ قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ ٩٥ وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ ٩٦
Mushaf
Okunuş
88Feneżara nażraten fi-nnücûm.
89Feḳâle innî seḳîm.
90Fetevellev ʿanhü müdbirîn.
91Ferâga ilâ âlihetihim feḳâle elâ teʾkülûn.
92Mâ leküm lâ tenṭiḳûn.
93Ferâga ʿaleyhim ḍarbem bilyemîn.
94Feaḳbelû ileyhi yeziffûn.
95Ḳâle etaʿbüdûne mâ tenḥitûn.
96Vellâhü ḫaleḳaküm vemâ taʿmelûn.
Ayet 88–96
Sonra da İbrahim başını gökyüzüne doğru kaldırıp, yanında bulunanlara dedi ki: “Siz bu asılsız, düzmece uydurmalarınızla Allah’ın yarattığı yıldızları, ayı, güneşi de hurafelerinize alet ediyorsunuz, sizin bu tutumunuz beni hasta etti.” Bunun üzerine yanında bulunanlar İbrahim’den uzaklaştılar. Böylece yalnız kalan İbrahim kavminin putperestliğini, onlara başka bir yol ile de göstermeyi düşündü ve kalkıp putların yanına gitti. Putperest halkın onların önüne koydukları yemekleri de görünce iyice sinirlenerek putlara, “Haydi buyursanız ya niçin yemiyorsunuz, neyiniz var, niçin konuşmuyorsunuz?” diyerek üzerlerine yürüyüp şiddetle vurarak putları parçaladı. Olanların haberini alan kavminden birçok insan, koşarak oraya geldiler. İbrahim de onlara dönüp, “Siz kendi ellerinizle yontup, heykellerini yaptığınız bu dünyadan göçüp gitmiş, kendilerini benden korumaktan da aciz, size de hiçbir yararı dokunmayan şu putlarınızdan mı sorunlarınızın çözümünü bekliyorsunuz? Hâlbuki putlaştırdıklarınızı da sizleri de yaratan Allah’tır.” dedi.
İlgili ayetler
Sâffât 97–98
2 ayetقَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَاَلْقُوهُ فِي الْجَح۪يمِ ٩٧ فَاَرَادُوا بِه۪ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَل۪ينَ ٩٨
Mushaf
Okunuş
97Ḳâlü-bnû lehû bünyânen feelḳûhü fi-lceḥîm.
98Feerâdû bihî keyden feceʿalnâhümü-lʾesfelîn.
Ayet 97–98
İbrahim bunları söyleyince orada toplananlar, “Odun toplayın da şu İbrahim’i yakıp putlarımıza yaptığı bu saygısızlığının cezasını vererek ondan kurtulalım.” dediler. Fakat Biz onların bu planlarını boşa çıkarıp, hayal kırıklığına uğratarak rezil edip küçük düşürdük.
Sâffât 99–100
2 ayetوَقَالَ اِنّ۪ي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ ٩٩ رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنَ الصَّالِح۪ينَ ١٠٠
Mushaf
Okunuş
99Veḳâle innî ẕâhibün ilâ rabbî seyehdîn.
100Rabbi heb lî mine-ṣṣâliḥîn.
Ayet 99–100
Biz İbrahim’i o zalimlerin elinden kurtarınca, İbrahim de, “Rabbim beni yaratılış sebebim olan hayat nizamı ile yaşayabileceğim bir yere yönlendir ve nereye yönlendirirsen ben oraya giderim. Rabbim bana hayırlı evlatlar da nasip et.” diye dua etti.
Sâffât 101–108
8 ayetفَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ ١٠١ فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪ٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ ١٠٢ فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ ١٠٣ وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ ١٠٤ قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٠٥ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُ۬ا الْمُب۪ينُ ١٠٦ وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظ۪يمٍ ١٠٧ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ ١٠٨
Mushaf
Okunuş
101Febeşşernâhü bigulâmin ḥalîm.
102Felemmâ belega meʿahü-ssaʿye ḳâle yâ büneyye innî erâ fi-lmenâmi ennî eẕbeḥuke fenżur mâẕâ terâ. ḳâle yâ ebeti-fʿal mâ tüʾmer. setecidünî in şâe-llâhü mine-ṣṣâbirîn.
103Felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn.
104Venâdeynâhü ey yâ ibrâhîm.
105Ḳad ṣaddaḳte-rruʾyâ. innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
106İnne hâẕâ lehüve-lbelâü-lmübîn.
107Vefedeynâhü biẕibḥin ʿażîm.
108Veteraknâ ʿaleyhi fi-lʾâḫirîn.
Ayet 101–108
İbrahim’in duasından sonra Biz de ona güzel huylu, hoşgörülü, halim selim bir erkek evlat müjdesi verdik.
Çocuk doğru ile yanlışı birbirinden ayırabileceği ergenlik çağına erişince de, İbrahim ona, “Yavrucuğum, rüyamda seni kurban ederken görüyorum, bir düşün bakalım, bu işe ne dersin?” diye sordu. Oğlu da babasına, “Sen rüyanda gördüğün şeyi yap, inşallah beni de buna itiraz etmeyip sabreden biri olarak bulacaksın” dedi. Sonra her ikisi de Allah’ın emri olarak algıladıklarına kendilerini teslim edince, İbrahim oğlunu alnı üzerine yatırdı. O sırada Biz de ona: “Ey İbrahim! Sen şimdi rüyanda gördüğünü gerçekleştirmeye kalkıştın. Biz teslimiyetini bildiğimiz kullarımızı yanlışlar yapmaktan koruruz.” diye vahyettik. Bu, İbrahim’in kendi kendini imtihan ettiği, yanlış ve çok zor bir sınama idi. Ona çocuğunu kurban etmek yerine fidye olarak büyük bir kurban verdik ve onu kesmesini emredip, yanlışından kurtardık. Arkasından gelenler arasında da İbrahim’in adını yücelttik.
(Gelecek nesiller arasında İbrahim, bu yanlışının Allah tarafından düzeltilmesi ile de anılacaktır.)
İlgili ayetler
103Enbiyâ 35
104Bakara 124
105Bakara 177
106Ankebut 2
Sâffât 109–111
3 ayetسَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ ١٠٩ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١١٠ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ١١١
Mushaf
Okunuş
109Selâmün ʿalâ ibrâhîm.
110Keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
111İnnehû min ʿibâdine-lmüʾminîn.
Ayet 109–111
İbrahim’e selam olsun. Biz Rabbine yürekten bağlı ve O’nun davetinin yaşanması ve yaşatılması uğrunda bütün gücüyle çaba harcayanların zor zamanlarında imdadına yetişir, onları sıkıntısından kurtarır ve ödüllendiririz. İbrahim Bizim işte böyle kullarımızdan biriydi.
Sâffât 112–113
2 ayetوَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ ١١٢ وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ مُب۪ينٌ۟ ١١٣
Mushaf
Okunuş
112Vebeşşernâhü biisḥâḳa nebiyyem mine-ṣṣâliḥîn.
113Vebâraknâ ʿaleyhi veʿalâ isḥâḳ. vemin ẕürriyyetihimâ muḥsinüv veżâlimül linefsihî mübîn.
Ayet 112–113
Biz ayrıca İbrahim’e salih kullarımızdan peygamber olacak olan İshak’ı da evlat olarak müjdeledik.
İbrahim ve İshak’a da bereketler ihsan edip onları mübarek kıldık. Onların soyundan Allah’a gönülden teslim olup davetine koşanlar olduğu gibi, Allah adına yapılan davete karşı çıkan nankör, müşrik, kâfir ve zalimler de oldu.
Sâffât 114–119
6 ayetوَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَۚ ١١٤ وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ ١١٥ وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَۚ ١١٦ وَاٰتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَب۪ينَۚ ١١٧ وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۚ ١١٨ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْاٰخِر۪ينَ ١١٩
Mushaf
Okunuş
114Veleḳad menennâ ʿalâ mûsâ vehârûn.
115Venecceynâhümâ veḳavmehümâ mine-lkerbi-lʿażîm.
116Veneṣarnâhüm fekânû hümü-lgâlibîn.
117Veâteynâhüme-lkitâbe-lmüstebîn.
118Vehedeynâhüme-ṣṣirâṭa-lmüsteḳîm.
119Veteraknâ ʿaleyhimâ fi-lʾâḫirîn.
Ayet 114–119
Biz Musa ile Harun’a da peygamberlik nimetimizi bahşettik ve onların ikisini de kavimleri ile birlikte büyük bir felaketten, Firavun’un zulmünden kurtardık. Bizim yardımımızla sonunda galip gelen onlar oldular. Onlara da doğru ile yanlışı birbirlerinden ayıran ilahi bir kitap verip, böylece doğru yola iletmiştik.
Sâffât 120–122
3 ayetسَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ ١٢٠ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٢١ اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ١٢٢
Mushaf
Okunuş
120Selâmün ʿalâ mûsâ vehârûn.
121İnnâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
122İnnehümâ min ʿibâdine-lmüʾminîn.
Ayet 120–122
Selam olsun Musa ve Harun’a... Rablerine karşı sorumluluklarını bilinçle ve gayretle yerine getirmek için çaba harcayanları, her türlü sıkıntıdan kurtarıp ödüllendiririz. Musa ile Harun da insanları Allah adına yaratılış sebeplerine bütün güçleriyle davet eden mü’minlerdi.
Sâffât 123–126
4 ayetوَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ١٢٣ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ ١٢٤ اَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِق۪ينَۙ ١٢٥ اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ١٢٦
Mushaf
Okunuş
123Veinne ilyâse lemine-lmürselîn.
124İẕ ḳâle liḳavmihî elâ tetteḳûn.
125Etedʿûne baʿlev veteẕerûne aḥsene-lḫâliḳîn.
126Allâhe rabbeküm verabbe âbâikümü-lʾevvelîn.
Ayet 123–126
Kuşkusuz İlyas da, kavmine peygamber olarak gönderdiğimiz bir kulumuzdu. O da kavmine şöyle seslenmişti: “Sizleri yaratıp bunca nimetlerle donatan Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu hiç düşünmez misiniz? Kâinatı ve içinde ne varsa hepsini en mükemmel şekilde yaratıp, nizamlarını kurup yaşatan Allah’ı bırakıp da atalarınızın Baal dediği putların yolundan gitmeye devam mı edeceksiniz? Oysa Allah sizin de sizden önceki atalarınızın da Baal dediğiniz putlarınızın da gerçek Rabbi ve ilahıdır.”
Sâffât 127–132
6 ayetفَكَذَّبُوهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ ١٢٧ اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ١٢٨ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ ١٢٩ سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْيَاس۪ينَ ١٣٠ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٣١ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ١٣٢
Mushaf
Okunuş
127Fekeẕẕebûhü feinnehüm lemuḥḍarûn.
128İllâ ʿibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
129Veteraknâ ʿaleyhi fi-lʾâḫirîn.
130Selâmün ʿalâ ilyâsîn.
131İnnâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
132İnnehû min ʿibâdine-lmüʾminîn.
Ayet 127–132
Kavmi ne yazık ki İlyas’ı da yalanladı ve onun Allah adına yaptığı daveti reddetti. Elbette onlar da bunun hesabını Allah’ın huzuruna getirildiklerinde vererek hak ettikleri ile cezalandırılacaklar. Allah davet edildikleri yaratılış sebeplerine iman edip onu yaşamak için ellerinden geleni yapanları ödüllendirecektir.
İlyas’ı da sonraki nesiller arasında övgüyle söz edilen kullarımızdan kıldık. Onun yolundan gitmeye çalışanlara selam olsun.
Sâffât 133–136
4 ayetوَاِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ١٣٣ اِذْ نَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ ١٣٤ اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَ ١٣٥ ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَ ١٣٦
Mushaf
Okunuş
133Veinne lûṭal lemine-lmürselîn.
134İẕ necceynâhü veehlehû ecmeʿîn.
135İllâ ʿacûzen fi-lgâbirîn.
136Ŝümme demmerne-lʾâḫarîn.
Ayet 133–136
Lût da Bizim elçilerimizden birisiydi. Biz onu ve ailesinden iman edenleri helak olmaktan kurtardık, ancak müşrik olan yaşlı karısı da müşrik kavmi ile birlikte kalıp helak oldu. Böylece azgın ve zalim olan o kavmin de kökünü kazıdık.
İlgili ayetler
Sâffât 137–138
2 ayetوَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِح۪ينَۙ ١٣٧ وَبِالَّيْلِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟ ١٣٨
Mushaf
Okunuş
137Veinneküm letemürrûne ʿaleyhim muṣbiḥîn.
138Vebilleyl. efelâ taʿḳilûn.
Ayet 137–138
Sizler sabah akşam, helak edilen bu kavimlerin, yurtlarının yakınlarından gelip geçmektesiniz. Onların başlarına gelenlerden dersler almanız gerekmez mi? Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
Sâffât 139–144
6 ayetوَاِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ١٣٩ اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ ١٤٠ فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَض۪ينَۚ ١٤١ فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُل۪يمٌ ١٤٢ فَلَوْلَٓا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّح۪ينَۙ ١٤٣ لَلَبِثَ ف۪ي بَطْنِه۪ٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ١٤٤
Mushaf
Okunuş
139Veinne yûnüse lemine-lmürselîn.
140İẕ ebeḳa ile-lfülki-lmeşḥûn.
141Fesâheme fekâne mine-lmüdḥaḍîn.
142Felteḳamehü-lḥûtü vehüve mülîm.
143Felevlâ ennehû kâne mine-lmüsebbiḥîn.
144Lelebiŝe fî baṭnih ilâ yevmi yübʿaŝûn.
Ayet 139–144
Yunus da kendi kavmine gönderdiğimiz bir peygamberdi. Davetinden yüz çeviren kavminden umudunu kesip, kaçak bir köle gibi bir gemiye binip kaçmıştı. Gemi fırtınaya yakalanınca içeride uğursuz birinin olduğuna inananlar, denize atılmak üzere yolcular arasında kura çektiklerinde Yunus çıktı. Bunun üzerine onu denize attılar. O da Allah’ın verdiği görevi bırakıp kaçmanın pişmanlığı içinde çırpınırken, bir balık tarafından yutuluverdi. Şayet o, Allah’a yürekten bağlı ve O’nun yüceliğini aklından çıkarmayan ve insanları Rablerine çağırma gayretinde olan birisi olmasaydı, balığın karnı ona mezar olacak ve Kıyamet’e kadar da orada kalacaktı.
Sâffât 145–148
4 ayetفَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ سَق۪يمٌۚ ١٤٥ وَاَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْط۪ينٍۚ ١٤٦ وَاَرْسَلْنَاهُ اِلٰى مِائَةِ اَلْفٍ اَوْ يَز۪يدُونَۚ ١٤٧ فَاٰمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى ح۪ينٍۜ ١٤٨
Mushaf
Okunuş
145Fenebeẕnâhü bilʿarâi vehüve seḳîm.
146Veembetnâ ʿaleyhi şeceratem miy yaḳṭîn.
147Veerselnâhü ilâ mieti elfin ev yezîdûn.
148Feâmenû femettaʿnâhüm ilâ ḥîn.
Ayet 145–148
Daha sonra Biz Yunus’u bitkin bir vaziyette sahile attırdık, güneşten korunması için de başına geniş yapraklı bir ağaç diktik. Kendini toparlayınca da onu tekrar umudunu kesip terk ettiği ve nüfusu da yüz binden fazla olan kavmine gönderdik, o da kavmini tekrar yaratılış sebepleri olan hakikate çağırmaya devam etti. Bu sefer kavmi ona inanıp, davete iman ederek yaşamaya başladı. Biz de onları dünya nimetlerinden bol bol yararlandırdık.
Sâffât 149–150
2 ayetفَاسْتَفْتِهِمْ اَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَۙ ١٤٩ اَمْ خَلَقْنَا الْمَلٰٓئِكَةَ اِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ ١٥٠
Mushaf
Okunuş
149Festeftihim elirabbike-lbenâtü velehümü-lbenûn.
150Em ḫalaḳne-lmelâikete inâŝev vehüm şâhidûn.
Ayet 149–150
Ey Peygamber! Sen o yeniden diriltilip hesap vereceklerine inanmayan ve meleklerin Allah’ın kızları olduğuna inananlara sor bakalım: “Kızlar Rabbimizin çocukları olunca, erkekler de kendilerine mi verilmiş olacak, yahut dişi olduklarına inandıkları melekleri Biz yaratırken onlar da şahitlik mi etmişler?”
Sâffât 151–157
7 ayetاَلَٓا اِنَّهُمْ مِنْ اِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَۙ ١٥١ وَلَدَ اللّٰهُۙ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ١٥٢ اَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَن۪ينَۜ ١٥٣ مَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ ١٥٤ اَفَلَا تَذَكَّرُونَۚ ١٥٥ اَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُب۪ينٌۙ ١٥٦ فَاْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ١٥٧
Mushaf
Okunuş
151Elâ innehüm min ifkihim leyeḳûlûn.
152Velede-llâhü veinnehüm lekâẕibûn.
153Aṣṭafe-lbenâti ʿale-lbenîn.
154Mâ leküm. keyfe taḥkümûn.
155Efelâ teẕekkerûn.
156Em leküm sülṭânüm mübîn.
157Feʾtû bikitâbiküm in küntüm ṣâdiḳîn.
Ayet 151–157
Müşrikler Allah’a iftira atarak, “Allah çocuk sahibidir, O’nun da çocukları vardır.” diyorlar. Bu onların kendi boş, anlamsız ve asılsız hayallerinin ürünü uydurdukları yalanlarından biridir.
De ki: “Ey müşrikler! Sizler ne söylediğinizin farkında mısınız? Allah sizin bu iftiralarınızdan münezzehtir. Nasıl oluyor, neye dayanarak, hangi cüretle Allah’a böyle iftiralar atabiliyorsunuz? Siz Allah’ı layıkıyla tanımıyor, tanımak da istemiyor ve size bildirilen Allah’ın âyetleri üzerinde aklınızı kullanıp düşünmüyorsunuz. Şayet bu söylediklerinizle ilgili elinizde bir deliliniz varsa ortaya koyun!”
Sâffât 158–160
3 ayetوَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًاۜ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ ١٥٨ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ ١٥٩ اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ١٦٠
Mushaf
Okunuş
158Veceʿalû beynehû vebeyne-lcinneti nesebâ. veleḳad ʿalimeti-lcinnetü innehüm lemuḥḍarûn.
159Sübḥâne-llâhi ʿammâ yeṣifûn.
160İllâ ʿibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Ayet 158–160
Bütün bu iftira ve yalanlar yetmezmiş gibi, müşriklerin bir kısmı da Allah ile cinler arasında soyca bir bağ kurup, onları Allah’ın aile fertleri gibi görüp göstermeye çalışıyorlar. Oysa melekler ve cinler de bu asılsız iddia sahiplerinin Hesap Günü cezalandırılacaklarını çok iyi bilmektedirler. Allah, müşriklerin hayal ürünü olan uydurdukları her şeyden uzaktır, her türlü tanım ve tasavvurlarının üstünde, tek yücedir. Allah’ın vahyi olan âyetlerine ve peygamberlerine gönülden iman edip, O’ndan başka Rab ve ilah edinmeyen mü’minler, müşrikler gibi inanmaz ve o tür iddialarda bulunmazlar.
İlgili ayetler
Sâffât 161–163
3 ayetفَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَۙ ١٦١ مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِن۪ينَۙ ١٦٢ اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَح۪يمِ ١٦٣
Mushaf
Okunuş
161Feinneküm vemâ taʿbüdûn.
162Mâ entüm ʿaleyhi bifâtinîn.
163İllâ men hüve ṣâli-lceḥîm.
Ayet 161–163
Ey müşrikler! Ne siz ne de ilahlaştırıp tapındıklarınız hiç kimseyi zorla peşinizden sürükleyebilirsiniz, sizin arkanızdan ancak sapmak isteyenler koşup gelirler.
Sâffât 164–166
3 ayetوَمَا مِنَّٓا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ ١٦٤ وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّٓافُّونَۚ ١٦٥ وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ ١٦٦
Mushaf
Okunuş
164Vemâ minnâ illâ lehû meḳâmüm maʿlûm.
165Veinnâ lenaḥnu-ṣṣâffûn.
166Veinnâ lenaḥnü-lmüsebbiḥûn.
Ayet 164–166
Allah’ın davetine iman edip, ilâhî nizam ile ahlakı yaşamak ve yaşatmak uğrunda canla başla gayret edenler, derler ki: “Bizim her birimizin, çabamız ölçüsünde Rabbimizin yanında güzel bir yerimiz ve bir makamımız vardır. Bizler Rabbimize karşı sorumluluklarımızı bilinçle yerine getirmek için sırt sırta verip, yan yana dizilip O’na yönelmiş, yüceliğini idrak edip O’na teslim olmuş kimseleriz.”
Sâffât 167–170
4 ayetوَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَۙ ١٦٧ لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ١٦٨ لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ١٦٩ فَكَفَرُوا بِه۪ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ١٧٠
Mushaf
Okunuş
167Vein kânû leyeḳûlûn.
168Lev enne ʿindenâ ẕikram mine-lʾevvelîn.
169Lekünnâ ʿibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
170Fekeferû bih. fesevfe yaʿlemûn.
Ayet 167–170
Kur’an gönderilmeden önce müşrikler, şöyle diyorlardı: “Önceki kavimlere gönderildiği gibi, bizlere de ilahi bir kitap gönderilerek Allah’ın mesajları ulaşmış olsaydı ya da atalarımızdan bize böyle bir kitap miras olarak kalmış olsaydı, biz de Allah’ın emirlerine uyan, yasaklarından sakınan, gönülden O’na bağlı, kalbi temiz kullarından olurduk.” Fakat şimdi kendilerini gerçeğe davet eden ilahi kitap gelince de, onu kabule yanaşmayıp reddettiler. Elbette bu tutumlarının yanlış olduğunu hak ettikleri ceza ile karşılaştıklarında anlayacaklar.
Sâffât 171–173
3 ayetوَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٧١ اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَۖ ١٧٢ وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ ١٧٣
Mushaf
Okunuş
171Veleḳad sebeḳat kelimetünâ liʿibâdine-lmürselîn.
172İnnehüm lehümü-lmenṣûrûn.
173Veinne cündenâ lehümü-lgâlibûn.
Ayet 171–173
Bizim peygamber olarak gönderdiğimiz kullarımıza ve onlarla birlikte iman edip imanlarının gerektirdiği hayatı yaşamak uğrunda gayret edenlere yardım sözümüz var ve mutlaka sonunda Bizim ordumuz galip gelecek.
Sâffât 174–178
5 ayetفَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ ١٧٤ وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ١٧٥ اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ١٧٦ فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَٓاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَر۪ينَ ١٧٧ وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ ١٧٨
Mushaf
Okunuş
174Fetevelle ʿanhüm ḥattâ ḥîn.
175Veebṣirhüm fesevfe yübṣirûn.
176Efebiʿaẕâbinâ yestaʿcilûn.
177Feiẕâ nezele bisâḥatihim fesâe ṣabâḥu-lmünẕerîn.
178Vetevelle ʿanhüm ḥattâ ḥîn.
Ayet 174–178
Ey Peygamber! “Sen şimdilik o müşriklerden bir süre yüz çevir ve başlarına gelecekleri bekle, onlar davete karşı gelmelerinin cezasını görüp anlayacaklar.”
Onlar uyarıldıkları azabın bir an önce başlarına gelmesini istiyorlar fakat bilmiyorlar ki azap başlarına geldiğinde, artık uyarılarımızın kendilerine hiçbir yararı olmaz ve pişmanlıkları da bir fayda vermez.
Sâffât 179
1 ayetوَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ١٧٩
Mushaf
Okunuş
179Veebṣir fesevfe yübṣirûn.
Ayet 179
Ey Peygamber! “Sen sabırla, onların saldırılarına aldırmadan, şirk ve küfür nizamlarından uzak durmaya devam et ve sakın duruşundan taviz verip isteklerine uyma. Onların hezimetleri yakındır, sen de buna şahit olacaksın.”
Sâffât 180
1 ayetسُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَۚ ١٨٠
Mushaf
Okunuş
180Sübḥâne rabbike rabbi-lʿizzeti ʿammâ yeṣifûn.
Ayet 180
Müşrikler Allah’ın kudretini, izzetini, azametini ve yüceliğini layıkıyla kavramak, O’nun insanların gerçek ve tek ilahı olduğunu anlamak istemiyorlar.
Allah onların asılsız yakıştırmalarından, hayal ürünü uydurmalarından münezzeh ve yücedir. Allah, âlemlerin Rabbidir.
Sâffât 181
1 ayetوَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٨١
Mushaf
Okunuş
181Veselâmün ʿale-lmürselîn.
Ayet 181
Allah’ın selamı peygamberlerine ve onları izleyenlerin üzerine olsun.
İlgili ayetler
181Neml 59
Sâffât 182
1 ayetTürkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce En’am, sonra Lokman indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla