Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu · Surenin girişi şu şekildedir
Adı: Surenin adı, içinde “zuhruf” kelimesi geçen 35. ayetten almıştır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul zamanı ile ilgili kesin bir kayıt yoktur. Ancak muhtevasından surenin indiği dönemle, Fussilet ve Şûrâ Surelerinin indiği dönemin aynı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu surenin konuları bir zincirin halkaları gibi birbirine benzemektedirler. Hepsi de kafirlerin Hz. Peygamber’in (s.a) hayatına son vermek için planlar kurmaya başladıkları bir dönemde nazil olmuştur. Hatta o dönemde kafirler böyle bir girişimde de bulunmuşlardır. Nitekim surenin 79-80. ayetlerinde bu olaya işaret edilmektedir.
Konu: Bu surede, Kureyş’in ve diğer Arap kabilelerinin cahilce inanç ve davranışları şiddetle eleştirilerek, onların bu akidelerinin bir temele dayanmadığı ve asılsız olduğu ispatlanmaktadır. Ayrıca bu cahiliye toplumunun bireylerinden aklı selime sahip olanları “Toplumun hurafelere yapıştığının ve bu hurafeler yüzünden batacağının açıkça görülmesi ve kendilerini kurtarmak için çırpınmasına rağmen Hz. Muhammed’i (s.a) reddetmelerinin ne kadar akılsızca olduğunu” düşünmeye çağırmaktadırlar.
Surenin girişi şu şekildedir: “Siz, aklınız sıra zorbalık yapmak suretiyle Kitab’ın nüzulunu önleyeceğinizi sanıyor ve bunun için çabalıyorsunuz. Ancak hiçbir zaman kitapların ve peygamberlerin gönderilmesi şerrin muhalefetinden ötürü durdurulmamış, bilakis, Allah, peygamberlere ve kitaplara karşı koyan kafirleri en sonunda helâk etmiştir.
Şayet sizler de aynı yolda ısrar ederseniz, akibetiniz onlarınki gibi olacaktır.” Aynı konuya ilerideki ayetlerde (41-42 ve 79-80) tekrar değinilmiştir. Daha sonra muhatap Hz. Peygamber (s.a) gibi görünüyorsa da aslında onun hayatına kastetmek isteyenlere, şöyle bir ikazda bulunulmuştur: “Sen hayatta kalsan da, kalmasan da onlar mutlaka hak ettikleri cezayı göreceklerdir.” Bunun yanısıra kafirler “Sizler, Peygamber’e (s.a) karşı bir karar aldınız, ancak biz de sizlere karşı bir karar alacağız” denilerek tehdit edilmektedirler.
Daha sonra kafirlerin inandıkları “din”, Hz. Peygamber’e (s.a) karşı öne sürdükleri “deliller”, şu şekilde ele alınmaktadır.
Kendileri de kabul etmektedirler ki; kainatın, Allah’a ortak koştukları ilahların ve bizzat kendilerinin dahi yaratıcısı Allah’tır. Yine bilmektedirler ki, faydalanmakta oldukları dünyadaki tüm nimetlerin yaratıcısı da Allah’tır. Fakat buna rağmen onlar, başkalarını Allah’a ortak koşmakta hâlâ ısrar ediyorlar.
İnsanları Allah’ın çocukları olarak nitelemekte bir beis görmezlerken, kendileri için kız çocuğa sahip olmayı zül telakki ediyorlar.
“Dişi ilahlar” olarak kabul ettikleri meleklerin heykellerini yapmakta, onlara kadın elbiseleri giydirip, mücevherler takmakta ve “Allah’ın kızları” olduklarına inandıkları için onlardan istekte bulunmaktadırlar. Oysa ellerinde, bu düşünce ve davranışlarını doğrulayıcı bir delil de yoktur.
Onlar, yaptıkları bu hareketleri dolayısıyla ikaz olunduklarında, “Allah istememiş olsaydı, bizi böyle davranmaktan alıkoyardı” demektedirler. Halbuki yeryüzünde bazı olayların Allah’ın izniyle vuku buluyor olması, Allah’ın o yapılanları tasvip ettiği anlamına gelmez. Sözgelimi, dünyada putlara tapılmakta, hırsızlık, zina, zorbalık, cinayet vs. gibi cürümler işlenmektedir. Ancak hiçbirisi de Allah’ın razı olduğu işlerden değildir. Allah’ın hangi davranışı tasvip ettiği, hangi davranışı tasvip etmediği, insanlara yol gösterici olarak gönderdiği kitaplarda bildirilmiştir. Dolayısıyla O’nun razı olduğu düşünce ve davranışları bilebilmek için bu kitaplara başvurmak gerekir.
Onlara, “Bu düşünce ve davranışlarınızı hangi delile dayandırıyorsunuz?” diye sorduğunuz takdirde, şu şekilde cevap vereceklerdir: “Atalarımız da böyle yapıyorlardı.” Yani onlar bir dinin haklılığının ölçütü olarak atalarının da aynı şekilde davranmış olmasını yeterli saymaktadırlar. Bir de bunlar, Hz. İbrahim’in (a.s) torunları olmakla övünmekteydiler.
Oysa Hz. İbrahim (a.s), atalarının dinine sırt çevirmiş ve körü körüne taklide karşı çıkmıştı. Madem onlar atalarını taklit etmek istiyorlar, o halde niçin atalarından şerefli olanları -Hz. İbrahim, Hz. İsmail gibi- bırakıp cahil olanları takip ediyorlar?
Onlara, “Allah’ın gönderdiği peygamberlerden ve indirdiği kitaplardan biri, hiçbir surette şirki tavsiye etmiş midir?” diye soracak olursanız hıristiyanları örnek vererek şöyle derler: “Hıristiyanlar da İsa’yı Allah’ın oğlu kabul ederek ona tapıyorlar.” Oysa soru, “Hangi peygamberin ümmeti, Allah’a ortak koşmuştur?” şeklinde değildi. Bilakis soru, “Hangi peygamber halka şirkin mesajını aktarmıştır?” şeklindeydi. Yani Meryem oğlu İsa (a.s) ne zaman, “Ben Allah’ın oğluyum, bana kulluk edin” diye söylemiştir? Onun halka aktardığı mesaj, her peygamberin mesajı gibi “Benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin” şeklindedir.
Sizler, Hz. Muhammed’i mal ve mülk sahibi olmadığı için peygamber olarak kabul etmekte tereddüt duyuyor ve “Eğer Allah peygamber göndermiş olsaydı, iki şehirden (Mekke-Taif) birinin büyüğüne gönderirdi” diye düşünüyorsunuz. Nitekim Firavun da Musa’ya peygamberliği yakıştırmayarak onu hâkir görmüş ve şöyle bağırmıştı: “Şayet gökyüzünün hükümdarı, yeryüzünün hükümdarı olan benim gibi birine bir elçi gönderecek olsaydı, şüphesiz ki kollarında altın bilezikler olan ve yanında meleklerden ordu bulunduran bir elçi gönderirdi. Bu adam da nereden çıkageldi?
Ben, fazilet ve şeref sahibiyim. Nil Nehri benim ayaklarımın altından akmaktadır ve ben Mısır’ın hakimiyim. Oysa O, ne servet ve mülke, ne de bir iktidara sahiptir.”
Kafirlerin bunun gibi cahilce inanç ve düşünceleri tek tek çürütülür ve sonunda açıkça şöyle buyurulur: “Allah tektir. O hiç kimseyi evlat edinmemiştir ve O’ndan başka ilah yoktur. Hiç kimseye, bile bile dalâlet üzerinde ısrar etmiş birini, Allah’ın azabından kurtarması için şefaat etme yetkisi tanımamıştır. Allah, evlat edinmekten münezzehtir. O, kainatın tek yaratıcısıdır ve O’nun dışında herşey yaratılmıştır. Hiçbir şey zatında ve sıfatlarında O’na ortak olamaz. Allah indinde şefaat, ancak hak yolunda olanlar tarafından, yine bu yolda olmak için çaba göstermiş olanlara edilir.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaZuhruf 1–4
4 ayetحٰمٓۜ ١ وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ ٢ اِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْءٰنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَۚ ٣ وَاِنَّهُ ف۪ٓي اُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَك۪يمٌۜ ٤
Mushaf
Okunuş
1Ḥâ-mîm.
2Velkitâbi-lmübîn.
3İnnâ ceʿalnâhü ḳurʾânen ʿarabiyyel leʿalleküm taʿḳilûn.
4Veinnehû fî ümmi-lkitâbi ledeynâ leʿaliyyün ḥakîm.
Ayet 1–4
Hâ. Mim. Yaratılışınızın sebebini ve nasıl yaşamanız gerektiğini, size kendi dilinizin sesleri ile apaçık bildiren Kur’an âyetleri üzerinde düşünün.
Bu Kur’an katımızda bulunan ana kitapta kayıtlıdır ve asla bir beşer sözü değildir. Hayatınızla ilgili en doğru hükümleri (yasaları) tebliğ için indirilmiştir.
İlgili ayetler
Zuhruf 5–9
5 ayetاَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا اَنْ كُنْتُمْ قَوْمًا مُسْرِف۪ينَ ٥ وَكَمْ اَرْسَلْنَا مِنْ نَبِيٍّ فِي الْاَوَّل۪ينَ ٦ وَمَا يَاْت۪يهِمْ مِنْ نَبِيٍّ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٧ فَاَهْلَكْنَٓا اَشَدَّ مِنْهُمْ بَطْشًا وَمَضٰى مَثَلُ الْاَوَّل۪ينَ ٨ وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَز۪يزُ الْعَل۪يمُۙ ٩
Mushaf
Okunuş
5Efenaḍribü ʿankümü-ẕẕikra ṣafḥan en küntüm ḳavmem müsrifîn.
6Vekem erselnâ min nebiyyin fi-lʾevvelîn.
7Vemâ yeʾtîhim min nebiyyin illâ kânû bihî yestehziûn.
8Feehleknâ eşedde minhüm baṭşev vemeḍâ meŝelü-lʾevvelîn.
9Velein seeltehüm men ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa leyeḳûlünne ḫaleḳahünne-lʿazîzü-lʿalîm.
Ayet 5–9
Ey yaratılış sebeplerini inkâr edenler! Siz davet edildiğiniz hayat nizamına sırt dönen, sınır tanımayan azgın bir toplumsunuz diye gerçekleri size bildirmekten vaz mı geçelim? Biz sizden önceki toplumlara da peygamberler gönderip Allah’ın davetini onlara da ilettik fakat birçoğu da sizin gibi peygamberlerine inanmayıp alay ederek yalancı saydılar. Onlar sizden çok daha güçlü toplumlar olmalarına rağmen, bu tutumları sebebi ile azabımızla yakalayıp helak ettik ve hepsinden geriye ibret alınması gereken hikâyeleri kaldı.
Size olduğu gibi o müşriklere de gökleri, yeri ve içindekileri kim yarattı diye sorsan, onlar da “Elbette ki her şeyi bilen, üstün kudret sahibi Allah yarattı.” derlerdi.
Zuhruf 10
1 ayetاَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَجَعَلَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۚ ١٠
Mushaf
Okunuş
10Elleẕî ceʿale lekümü-lʾarḍa mehdev veceʿale leküm fîhâ sübülel leʿalleküm tehtedûn.
Ayet 10
Yeryüzünü sizin rahat yaşamanız için bir döşek gibi yayıp nimetlerle donatan, üzerinde rahatça gidip gelmeniz için dağlar arasında yollar yaratan Allah’tır.
Zuhruf 11
1 ayetوَالَّذ۪ي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتًاۚ كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ ١١
Mushaf
Okunuş
11Velleẕî nezzele mine-ssemâi mâem biḳader. feenşernâ bihî beldetem meytâ. keẕâlike tuḫracûn.
Ayet 11
Gökten yağmuru belli bir ölçüye göre indiren Allah, bununla kupkuru ölü toprağı nasıl canlandırıyorsa, sizleri de öldükten sonra işte böyle diriltecektir.
Zuhruf 12–14
3 ayetوَالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالْاَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَۙ ١٢ لِتَسْتَوُ۫ا عَلٰى ظُهُورِه۪ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ اِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِن۪ينَۙ ١٣ وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ ١٤
Mushaf
Okunuş
12Velleẕî ḫaleḳa-lʾezvâce küllehâ veceʿale leküm mine-lfülki velʾenʿâmi mâ terkebûn.
13Litestevû ʿalâ żuhûrihî ŝümme teẕkürû niʿmete rabbiküm iẕe-steveytüm ʿaleyhi veteḳûlû sübḥâne-lleẕî seḫḫara lenâ hâẕâ vemâ künnâ lehû muḳrinîn.
14Veinnâ ilâ rabbinâ lemünḳalibûn.
Ayet 12–14
Bütün canlıları çift çift yaratan, hayvanları emrinize amade kılan, denizlere koyduğu yasalarla sizi ve yüklerinizi gemilerle taşıtan Allah’ın nimetlerini düşünün ve Rabbinize şöyle dua edin: “Bütün bunları bizim istifademize sunan Allah’a hamdolsun. O yüce Rabbimiz, bunları bize lütfetmeseydi, bizler elde etmeye asla güç yetiremezdik. Şüphesiz sonunda hepimiz O’na döneceğiz.”
Zuhruf 15–18
4 ayetوَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِه۪ جُزْءًاۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُب۪ينٌۜ ١٥ اَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَاَصْفٰيكُمْ بِالْبَن۪ينَ۟ ١٦ وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمٰنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظ۪يمٌ ١٧ اَوَمَنْ يُنَشَّؤُ۬ا فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُب۪ينٍ ١٨
Mushaf
Okunuş
15Veceʿalû lehû min ʿibâdihî cüzʾâ. inne-lʾinsâne lekefûrum mübîn.
16Emi-tteḫaẕe mimmâ yaḫlüḳu benâtiv veaṣfâküm bilbenîn.
17Veiẕâ büşşira eḥadühüm bimâ ḍarabe lirraḥmâni meŝelen żalle vechühû müsveddev vehüve keżîm.
18Evemey yüneşşeü fi-lḥilyeti vehüve fi-lḫiṣâmi gayru mübîn.
Ayet 15–18
Allah’ı layıkıyla tanımayan, tanımak da istemeyen bir kısım insanlar, Allah’ın kullarını O’ndan bir parçaymış gibi görüp göstermeye çalışan, Allah’a iftira atıp cehaletlerini ortaya koyan nankörlerdir.
Allah yaratmış olduğu kullarından kız çocuklarını kendisi evlat edinip de erkekleri size mi bıraktı? Hâlbuki bu müşriklerden birine bir kız çocuğunun doğumu müjdelense, öfkeden yüzü kapkara kesilir; hüzünlenip, “Eyvah! Süs püs içinde yaşamaktan başka bir işe yaramayan bir çocuğum oldu.” diye kendi kendine kahırlanıp dururdu.
Zuhruf 19–25
7 ayetوَجَعَلُوا الْمَلٰٓئِكَةَ الَّذ۪ينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمٰنِ اِنَاثًاۜ اَشَهِدُوا خَلْقَهُمْۜ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ ١٩ وَقَالُوا لَوْ شَٓاءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْۜ مَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۗ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَۜ ٢٠ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا مِنْ قَبْلِه۪ فَهُمْ بِه۪ مُسْتَمْسِكُونَ ٢١ بَلْ قَالُٓوا اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ ٢٢ وَكَذٰلِكَ مَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ ٢٣ قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَٓاءَكُمْۜ قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ٢٤ فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ۟ ٢٥
Mushaf
Okunuş
19Veceʿalü-lmelâikete-lleẕîne hüm ʿibâdü-rraḥmâni inâŝâ. eşehidû ḫalḳahüm. setüktebü şehâdetühüm veyüsʾelûn.
20Veḳâlû lev şâe-rraḥmânü mâ ʿabednâhüm. mâ lehüm biẕâlike min ʿilm. in hüm illâ yaḫruṣûn.
21Em âteynâhüm kitâbem min ḳablihî fehüm bihî müstemsikûn.
22Bel ḳâlû innâ vecednâ âbâenâ ʿalâ ümmetiv veinnâ ʿalâ âŝârihim mühtedûn.
23Vekeẕâlike mâ erselnâ min ḳablike fî ḳaryetim min neẕîrin illâ ḳâle mütrafûhâ innâ vecednâ âbâenâ ʿalâ ümmetiv veinnâ ʿalâ âŝârihim muḳtedûn.
24Ḳâle evelev ciʾtüküm biehdâ mimmâ vecettüm ʿaleyhi âbâeküm. ḳâlû innâ bimâ ürsiltüm bihî kâfirûn.
25Fenteḳamnâ minhüm fenżur keyfe kâne ʿâḳibetü-lmükeẕẕibîn.
Ayet 19–25
Bu müşrikler, Rahman’ın kulları olan meleklerin dişi yaratıklar olduklarını iddia ediyorlar. Meleklerin yaratılmasına şahit mi oldular ki böyle saçma iddiada bulunuyorlar? Onlar, kayda geçen bu iddiaları sebebiyle Hesap Günü hak ettikleri azap ile cezalandırılacaklar.
Bir de kalkmış, “Rahman dilemeseydi biz onları Allah’a ortak koşup ilahlar edinmezdik.” diyorlar. Onlar bu söylediklerini doğrulayan hiçbir bilgi ve delile de sahip değiller. Zaten aslı olmayan böyle bir şeyin hiçbir değeri de yoktur.
Yoksa Biz onlara Kur’an’dan önce başka bir kitap vermişiz de onda böyle bir bilgiye mi rastlamışlar, iddialarını ona mı dayandırıyorlar? Hayır, böyle bir kitap da böyle bir bilgi de asla mevcut değil, bilip söyledikleri tek şey “Biz atalarımızı böyle inanıyor ve buna göre yaşarken gördük. Biz de onların izini, yolunu takip edeceğiz, doğru olanın da bu olduğuna inanıyoruz.” demeleridir.
İşte bu hep böyle olmuştur. Senden önce peygamber gönderdiğimiz toplumların refah içinde, şımarmış haz peşinde koşanları ve yöneticileri de tıpkı bugünün müşrikleri gibi, “Biz atalarımızın kurduğu ve uyduğu dini (nizam ve inanç sistemlerini) benimseyip onların izinden gitmekteyiz.” demişlerdir.
Peygamberleri de onlara: “Peki ya ben sizleri atalarınızın nizam ve inanç sisteminden daha doğru olanı yaşamaya davet için gelmişsem, siz yine de atalarınızın şirk nizamları ile yaşamaya devam mı edeceksiniz?” demişlerdi. Müşrikler de peygamberlerine, “Biz senin davet ettiğin hayat tarzını kabul etmiyoruz.” demişlerdi.
Bunun üzerine Biz de onları layık oldukları azapla cezalandırdık. Peygamberlerin Allah adına davetine karşı çıkıp, yalan sayıp, reddedenlerin akıbetlerine bir bakın da intikamımızın nasıl olduğunu görün.
Zuhruf 26–29
4 ayetوَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ٓ اِنَّن۪ي بَرَٓاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَۙ ٢٦ اِلَّا الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي فَاِنَّهُ سَيَهْد۪ينِ ٢٧ وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً ف۪ي عَقِبِه۪ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٢٨ بَلْ مَتَّعْتُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُب۪ينٌ ٢٩
Mushaf
Okunuş
26Veiẕ ḳâle ibrâhîmü liebîhi veḳavmihî innenî berâüm mimmâ taʿbüdûn.
27İlle-lleẕî feṭaranî feinnehû seyehdîn.
28Veceʿalehâ kelimetem bâḳiyeten fî ʿaḳibihî leʿallehüm yerciʿûn.
29Bel mettaʿtü hâülâi veâbâehüm ḥattâ câehümü-lḥaḳḳu verasûlüm mübîn.
Ayet 26–29
Vaktiyle İbrahim de babasına ve kavmine şöyle demişti: “Ben sizlerin ve izinden gittiğiniz atalarınızın ilahlarına asla değer verip, itaat edip tapınmam. Ben yalnızca beni de sizi de yaratan Allah’a itaat ederek O’nu ilah edinir, O’nun davetine iman edip yönelirim. Çünkü tek doğru yol, Rabbimin daveti olan yoldur.”
İbrahim bu sözlerini miras olarak kendinden sonra doğru yolu arayanlar için, en temel ilkeler olarak bıraktı. Lakin insanların birçoğu İbrahim’in uyarı niteliğindeki bu öğüdüne rağmen, ibret alıp ders çıkarmazlar. Buna rağmen Allah kendisine nankörlük eden insanları, dünya nimetlerinden yararlandırır ve onları yaratılış amaçlarını tebliğ eden bir elçi ve kitap göndermeden sorumlu tutmaz.
İlgili ayetler
Zuhruf 30–31
2 ayetوَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ وَاِنَّا بِه۪ كَافِرُونَ ٣٠ وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ عَلٰى رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظ۪يمٍ ٣١
Mushaf
Okunuş
30Velemmâ câehümü-lḥaḳḳu ḳâlû hâẕâ siḥruv veinnâ bihî kâfirûn.
31Veḳâlû levlâ nüzzile hâẕe-lḳurʾânü ʿalâ racülim mine-lḳaryeteyni ʿażîm.
Ayet 30–31
Müşrikler kendilerine yaratılış sebeplerini açıklayıp, sınırlarını Allah’ın belirlediği bir nizam ve ahlak ile yaşamaya davet eden Peygamber’e, “Bunlar bizi büyülemek için söylenen büyücü sözleridir. Bizim bu sözlerin büyüsüne kapılıp atalarımızdan beri devam eden hayat tarzımızı terk etmemizi istiyorsun, bu yüzden senin davetini kesinlikle reddediyoruz.” demeye başladılar ve ardından da dediler ki: “Madem Allah, bizden bunu istiyordu da, neden Kur’an’ı içimizden bu iki şehrin en varlıklı ileri gelenlerine değil de sana vahyetti?”
Zuhruf 32
1 ayetاَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَۜ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّاۜ وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ ٣٢
Mushaf
Okunuş
32Ehüm yaḳsimûne raḥmete rabbik. naḥnü ḳasemnâ beynehüm meʿîşetehüm fi-lḥayâti-ddünyâ verafaʿnâ baʿḍahüm fevḳa baʿḍin deracâtil liyetteḫiẕe baʿḍuhüm baʿḍan suḫriyyâ. veraḥmetü rabbike ḫayrum mimmâ yecmeʿûn.
Ayet 32
Rabbiniz peygamberlik rahmetini kime nasip edeceğini, kimin buna layık olduğunu onlara mı soracaktı? Rabbinizin nimetlerini onlar mı pay edip, dağıtıyorlar?
Hayır, kime neyi ne kadar nasip edeceğini en iyi bilen Allah’tır. Dünya hayatınızdaki rızkınızı da aranızda paylaştıran ve birbirinize işlerinizi gördürebilmeniz için kiminizi kiminize kabiliyetleriniz bakımından üstün kılan da Allah’tır. Şunu iyi bilin ki peygamberlerin Allah adına sizi davet ettiği nizam, dünya hayatında biriktirilen her türlü mal mülkten daha hayırlıdır.
İlgili ayetler
Zuhruf 33–35
3 ayetوَلَوْلَٓا اَنْ يَكُونَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفًا مِنْ فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَۙ ٣٣ وَلِبُيُوتِهِمْ اَبْوَابًا وَسُرُرًا عَلَيْهَا يَتَّكِؤُ۫نَۙ ٣٤ وَزُخْرُفًاۜ وَاِنْ كُلُّ ذٰلِكَ لَمَّا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَالْاٰخِرَةُ عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُتَّق۪ينَ۟ ٣٥
Mushaf
Okunuş
33Velevlâ ey yekûne-nnâsü ümmetev vâḥidetel leceʿalnâ limey yekfüru birraḥmâni libüyûtihim süḳufem min fiḍḍativ vemeʿârice ʿaleyhâ yażherûn.
34Velibüyûtihim ebvâbev vesüruran ʿaleyhâ yettekiûn.
35Vezuḫrufâ. vein küllü ẕâlike lemmâ metâʿu-lḥayâti-ddünyâ. velʾâḫiratü ʿinde rabbike lilmütteḳîn.
Ayet 33–35
Şayet insanlar, kendilerine verilecek nimetlerin bolluğu sebebi ile azgınlaşıp, haddi aşıp, müşrik ve kâfir tek bir toplum haline gelmeyecek olsaydı, evlerinin tavanlarını ve merdivenlerini gümüşten yapardık; dahası evlerinin kapılarını ve oturup yaslandıkları koltuklarını da gümüşten yapar, altın ve mücevhere boğardık. Fakat bunların hepsi de dünya hayatının geçici hazlarından, güzelliklerinden ibarettir, Rabbinizin katındaki âhiret yurdunun cennet nimetleri ise çok daha güzel, hayırlı ve kalıcıdır. Bu nimetler Allah’ın rızasına uygun yaşamak uğrunda ellerinden gelen çabayı gösteren mü’minler için hazırlanmıştır.
İlgili ayetler
Zuhruf 36–39
4 ayetوَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَر۪ينٌ ٣٦ وَاِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ ٣٧ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَر۪ينُ ٣٨ وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ اِذْ ظَلَمْتُمْ اَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ٣٩
Mushaf
Okunuş
36Vemey yaʿşü ʿan ẕikri-rraḥmâni nüḳayyiḍ lehû şeyṭânen fehüve lehû ḳarîn.
37Veinnehüm leyeṣuddûnehüm ʿani-ssebîli veyaḥsebûne ennehüm mühtedûn.
38Ḥattâ iẕâ câenâ ḳâle yâ leyte beynî vebeyneke büʿde-lmeşriḳayni febiʾse-lḳarîn.
39Veley yenfeʿakümü-lyevme iż żalemtüm enneküm fi-lʿaẕâbi müşterikûn.
Ayet 36–39
Her kim de Allah’ın kitabından yüz çevirirse, Allah o kimseye şeytanı ve şeytan tabiatlı kimseleri musallat eder. Böylece onlar da şeytanın dostu olup çıkarlar. Şeytanlar onları kula kulluk ettirirler, onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar. Sonunda Hesap Günü Allah’ın karşısına çıkarıldıklarında ise şeytanlaşmış kimseyi dost edinenler, ona “Keşke seninle aramızda doğu ile batı kadar uzaklıklar olsaydı, meğer senin arkadaşın, dostun olup peşine takılıp yolundan gitmek ne kötü bir şeymiş.” diyecekler. Allah da O Gün ikisine birden: “Gerçeği bugün kabul etmiş olmanızın artık size hiçbir faydası yoktur. Çünkü siz, verilen zamana ve nimetlere rağmen Rabbinize sırt dönüp nankörlük ederek kendinize zulmettiniz. Böylece hak ettiğiniz cehennem azabını çekin bakalım.” diyecek.
İlgili ayetler
Zuhruf 40–44
5 ayetاَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ اَوْ تَهْدِي الْعُمْيَ وَمَنْ كَانَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٤٠ فَاِمَّا نَذْهَبَنَّ بِكَ فَاِنَّا مِنْهُمْ مُنْتَقِمُونَۙ ٤١ اَوْ نُرِيَنَّكَ الَّذ۪ي وَعَدْنَاهُمْ فَاِنَّا عَلَيْهِمْ مُقْتَدِرُونَ ٤٢ فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذ۪ٓي اُو۫حِيَ اِلَيْكَۚ اِنَّكَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٤٣ وَاِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَۚ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ ٤٤
Mushaf
Okunuş
40Efeente tüsmiʿu-ṣṣumme ev tehdi-lʿumye vemen kâne fî ḍalâlim mübîn.
41Feimmâ neẕhebenne bike feinnâ minhüm münteḳimûn.
42Ev nüriyenneke-lleẕî veʿadnâhüm feinnâ ʿaleyhim muḳtedirûn.
43Festemsik billeẕî ûḥiye ileyk. inneke ʿalâ ṣirâṭim müsteḳîm.
44Veinnehû leẕikrul leke veliḳavmik. vesevfe tüsʾelûn.
Ayet 40–44
Ey Peygamber! Sen gerçeği duymak istemeyene duyuramaz; görmek istemeyene de gösteremezsin. Sen, müşrik ve kâfir kalmak için inatla direneni asla doğru yola getiremezsin.
Biz senin dünya hayatına son verip, onların içinden çekip alsak da almasak da onları mutlaka hak ettikleri azaba çarptırır ve intikam alırız.
Sen, sana vahyolunan Kur’an’ın davetine sımsıkı sarıl. Çünkü ancak böylece doğru yolda olabilirsin. Kur’an (zikir) ile davet edilen hayat, senin ve kavmin için bir hatırlatma, şeref, itibar ve güç kaynağıdır. İyi bilin ki günü gelince hepiniz buna uyup uymadığınızdan dolayı hesaba çekileceksiniz.
Zuhruf 45
1 ayetوَسْـَٔلْ مَنْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَاۗ اَجَعَلْنَا مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِ اٰلِهَةً يُعْبَدُونَ۟ ٤٥
Mushaf
Okunuş
45Vesʾel men erselnâ min ḳablike mir rusülinâ. eceʿalnâ min dûni-rraḥmâni âlihetey yüʿbedûn.
Ayet 45
Ey Peygamber! Senden önce kendilerine peygamberler gönderdiklerimizin takipçisi olanlara bir sor bakalım, Rahman olan Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırılıp davetine uyulmasına izin vermiş miyiz?
İlgili ayetler
Zuhruf 46–56
11 ayetوَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَقَالَ اِنّ۪ي رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٤٦ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِاٰيَاتِنَٓا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَضْحَكُونَ ٤٧ وَمَا نُر۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ اِلَّا هِيَ اَكْبَرُ مِنْ اُخْتِهَاۘ وَاَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٤٨ وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَ السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ اِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ ٤٩ فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ ٥٠ وَنَادٰى فِرْعَوْنُ ف۪ي قَوْمِه۪ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَيْسَ ل۪ي مُلْكُ مِصْرَ وَهٰذِهِ الْاَنْهَارُ تَجْر۪ي مِنْ تَحْت۪يۚ اَفَلَا تُبْصِرُونَۜ ٥١ اَمْ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْ هٰذَا الَّذ۪ي هُوَ مَه۪ينٌ وَلَا يَكَادُ يُب۪ينُ ٥٢ فَلَوْلَٓا اُلْقِيَ عَلَيْهِ اَسْوِرَةٌ مِنْ ذَهَبٍ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ الْمَلٰٓئِكَةُ مُقْتَرِن۪ينَ ٥٣ فَاسْتَخَفَّ قَوْمَهُ فَاَطَاعُوهُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ ٥٤ فَلَمَّٓا اٰسَفُونَا انْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٥٥ فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفًا وَمَثَلًا لِلْاٰخِر۪ينَ۟ ٥٦
Mushaf
Okunuş
46Veleḳad erselnâ mûsâ biâyâtinâ ilâ firʿavne vemeleihî feḳâle innî rasûlü rabbi-lʿâlemîn.
47Felemmâ câehüm biâyâtinâ iẕâ hüm minhâ yaḍḥakûn.
48Vemâ nürîhim min âyetin illâ hiye ekberu min uḫtihâ. veeḫaẕnâhüm bilʿaẕâbi leʿallehüm yerciʿûn.
49Veḳâlû yâ eyyühe-ssâḥiru-dʿu lenâ rabbeke bimâ ʿahide ʿindeke innenâ lemühtedûn.
50Felemmâ keşefnâ ʿanhümü-lʿaẕâbe iẕâ hüm yenküŝûn.
51Venâdâ firʿavnü fî ḳavmihî ḳâle yâ ḳavmi eleyse lî mülkü miṣra vehâẕihi-lʾenhâru tecrî min taḥtî. efelâ tübṣirûn.
52Em ene ḫayrum min hâẕe-lleẕî hüve mehînüv velâ yekâdü yübîn.
53Felevlâ ülḳiye ʿaleyhi esviratüm min ẕehebin ev câe meʿahü-lmelâiketü muḳterinîn.
54Festeḫaffe ḳavmehû feeṭâʿûh. innehüm kânû ḳavmen fâsiḳîn.
55Felemmâ âsefûne-nteḳamnâ minhüm feagraḳnâhüm ecmeʿîn.
56Feceʿalnâhüm selefev vemeŝelel lilʾâḫirîn.
Ayet 46–56
Vaktiyle Musa’yı da apaçık âyetlerimiz ve mucizelerle birlikte, Firavun ve kavmine göndermiştik. Musa onlara gidip, “Ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim.” demişti. Fakat onlar peygamberliğinin delili olan mucizeleri de görmelerine rağmen, Musa’ya inanmayıp onunla alay ettiler. Bunun üzerine belki düşünür, gerçeği görür anlarlar diye birbirinden daha güçlü ve etkili mucizelerle Musa’yı destekledik. Firavun ve kavmini bu mucizelerle uyardık fakat onlar karşılaştıkları her mucize ve musibetten sonra Musa’ya gelip, “Ey yüce insan ve ey büyük sihirbaz! Rabbinin sana lütfettiği peygamberlik hatırına, O’na dua et de bizi bu musibetlerden kurtarsın. Biz artık senin davet ettiğin o yolda yürüyeceğiz.” dediler. Ne zaman Biz de onları başlarına gelen uyarıcı musibetlerden kurtardıysak hemen sözlerinden döndüler.
Bunun üzerine Firavun kavmine dönüp şöyle demeye başladı: “Ey kavmim! Mısır ülkesinin hükümranlığı bana ait değil mi, şu ayaklarımın altında akıp giden nehir benim değil mi? Benim bu muhteşem kudret ve saltanatımı görmüyor musunuz? Ben bu Musa denen, güçsüz ve zavallı adamdan daha güçlü efendiniz değil miyim? Hem bir baksanız ya, ne demek istediği ve amacının ne olduğu bile belli değil, şimdi onunla ben bir miyim? Musa gerçekten peygamber olarak görevlendirilmiş ise boynunda altın gerdanlıkları, kollarında altın bilezikleri ve yanında ona yardımcı meleklerle, ihtişamlı ve güçlü olarak karşımıza çıkması gerekmez miydi?” Firavun bu sözleri ile zaten yozlaşmaya, müşrik, kâfir ve nankör olmaya yatkın olan kavmini etkisi altına aldı ve onlar da Firavun’a boyun eğip ona kulluk etmeye devam ettiler. Böylece Bize sırtlarını dönüp de gazabımızı üzerlerine çekince, hak ettikleri azaba çarptırıp hepsini suda boğduk ve onları Allah’la birlikte başkalarını da Rab ve ilah edinenler için kötü bir örnek olmak üzere gelecek nesillere ibretlik kıldık.
Zuhruf 57–58
2 ayetوَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا اِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ ٥٧ وَقَالُٓوا ءَاٰلِهَتُنَا خَيْرٌ اَمْ هُوَۜ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ اِلَّا جَدَلًاۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ ٥٨
Mushaf
Okunuş
57Velemmâ ḍuribe-bnü meryeme meŝelen iẕâ ḳavmüke minhü yeṣiddûn.
58Veḳâlû eâlihetünâ ḫayrun em hû. mâ ḍarabûhü leke illâ cedelâ. bel hüm ḳavmün ḫasimûn.
Ayet 57–58
Hıristiyanların Meryem oğlu İsa ile ilgili yanlış ve bozuk inançları ne zaman ortaya gelse, Hıristiyan olmayan müşrikler, hemen kendi saçma inançlarının onlardan daha doğru olduğunu iddia ederek şöyle demeye başlarlar: “Ey Muhammed! Söyle bakalım, Allah’ın yanında bizim ilahlarımız mı yoksa Hıristiyanların ilah edindikleri İsa mı daha üstün?” Onların sözlerinin asıl amacı muhalefet edip tartışma çıkarmaktır. Çünkü onlar körü körüne hiçbir bilgiye dayanmadan, her şeye itiraz eden bir gruptur.
Zuhruf 59
1 ayetاِنْ هُوَ اِلَّا عَبْدٌ اَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَاهُ مَثَلًا لِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ٥٩
Mushaf
Okunuş
59İn hüve illâ ʿabdün enʿamnâ ʿaleyhi veceʿalnâhü meŝelel libenî isrâîl.
Ayet 59
İsa’ya gelince, o da kendisine peygamberlik bahşettiğimiz ve İsrailoğullarına gönderdiğimiz örnek bir kulumuzdu.
İlgili ayetler
Zuhruf 60
1 ayetوَلَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَا مِنْكُمْ مَلٰٓئِكَةً فِي الْاَرْضِ يَخْلُفُونَ ٦٠
Mushaf
Okunuş
60Velev neşâü leceʿalnâ minküm melâiketen fi-lʾarḍi yaḫlüfûn.
Ayet 60
Şayet Biz dileseydik melekleri yeryüzünün sakinleri yapar ve böylece sizin yerinize onları geçirirdik.
İlgili ayetler
60İsrâ 95
Zuhruf 61
1 ayetوَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ٦١
Mushaf
Okunuş
61Veinnehû leʿilmül lissâʿati felâ temterunne bihâ vettebiʿûn. hâẕâ ṣirâṭum müsteḳîm.
Ayet 61
Şüphesiz Kur’an Son Saat’in gelip Kıyamet’in gerçekleşeceğini bildiren bir kitaptır. Sakın Kıyamet ve beraberinde gerçekleşecek olan Hesap Günü’nü aklınızdan çıkarmayın. Allah adına yapılmakta olan davete uyun ve böylece doğru yola girin.
Şeytan ve onun takipçileri, sizi doğru yoldan alıkoymasın! Onlara yönelip ellerine bu fırsatı vermeyin ve iyi bilin ki şeytan sizin apaçık düşmanınızdır.
Zuhruf 62–64
3 ayetوَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ٦٢ وَلَمَّا جَٓاءَ ع۪يسٰى بِالْبَيِّنَاتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُمْ بِالْحِكْمَةِ وَلِاُبَيِّنَ لَكُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي تَخْتَلِفُونَ ف۪يهِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِ ٦٣ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ٦٤
Mushaf
Okunuş
62Velâ yeṣuddennekümü-şşeyṭân. innehû leküm ʿadüvvüm mübîn.
63Velemmâ câe ʿîsâ bilbeyyinâti ḳâle ḳad ciʾtüküm bilḥikmeti veliübeyyine leküm baʿḍa-lleẕî taḫtelifûne fîh. fetteḳu-llâhe veeṭîʿûn.
64İnne-llâhe hüve rabbî verabbüküm faʿbüdûh. hâẕâ ṣirâṭum müsteḳîm.
Ayet 62–64
İsa da kavmine peygamberliğinin apaçık delilleri ile gelip şöyle demişti: “Ey kavmim! Ben sizi şirk, küfür ve zulme dayalı nizamınızdan kurtarıp yaratılışınızın sebebi olan hayatı yaşamaya davet için görevlendirildim. Ayrıca üzerinde hep tartışıp doğruluğunda anlaşamadığınız konuları da çözmeye geldim. Sizi yaratan Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu düşünün ve benim Allah adına yapmakta olduğum davetime uyun! Unutmayın ki, Allah benim de sizin de Rabbimizdir. O’nu layıkıyla tanıyıp yalnız O’nu ilah edinin, yalnız O’na itaat ve ibadet edin! Uyulması gereken tek yol, O’nun davet ettiği nizam ve ahlak yoludur.”
İlgili ayetler
Zuhruf 65–71
7 ayetفَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ اَل۪يمٍ ٦٥ هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَاْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٦٦ اَلْاَخِلَّٓاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ اِلَّا الْمُتَّق۪ينَۜ۟ ٦٧ يَا عِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلَٓا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَۚ ٦٨ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا مُسْلِم۪ينَۚ ٦٩ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ اَنْتُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ ٧٠ يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ وَاَكْوَابٍۚ وَف۪يهَا مَا تَشْتَه۪يهِ الْاَنْفُسُ وَتَلَذُّ الْاَعْيُنُۚ وَاَنْتُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَۚ ٧١
Mushaf
Okunuş
65Faḫtelefe-lʾaḥzâbü mim beynihim. feveylül lilleẕîne żalemû min ʿaẕâbi yevmin elîm.
66Hel yenżurûne ille-ssâʿate en teʾtiyehüm bagtetev vehüm lâ yeşʿurûn.
67Elʾeḫillâü yevmeiẕim baʿḍuhüm libaʿḍin ʿadüvvün ille-lmütteḳîn.
68Yâ ʿibâdi lâ ḫavfün ʿaleykümü-lyevme velâ entüm taḥzenûn.
69Elleẕîne âmenû biâyâtinâ vekânû müslimîn.
70Üdḫulü-lcennete entüm veezvâcüküm tuḥberûn.
71Yüṭâfü ʿaleyhim biṣiḥâfim min ẕehebiv veekvâb. vefîhâ mâ teştehîhi-lʾenfüsü veteleẕẕü-lʾaʿyün. veentüm fîhâ ḫâlidûn.
Ayet 65–71
İsa’nın ölümünden sonra onlar da, İsa’nın Allah adına yaptığı davete uymak yerine, onun hakkında görüş ayrılıkları sebebi ile bölünüp hiziplere ayrılarak doğru olandan uzaklaştılar. Kıyamet Günü vay o şirke, küfre sapan zalimlerin haline.
Onlar, kendilerine yapılan bunca uyarı ve öğüde rağmen, Allah’a yönelmek için Son Saat’in ansızın başlarına gelmesini mi bekliyorlar?
Kıyamet Günü dünya hayatlarında iken birbirlerinin can dostu olan müşrikler, birbirlerini suçlayıp düşman olacaklar. Öte yandan Allah’ın davetine iman edip sorumluluklarını yerine getirenler ise, dünyada olduğu gibi o gün de birbirlerinin dostları olacaklar ve Allah onlara şöyle buyuracak: “Ey mü’min kullarım! Bugün sizin için hiçbir korku, endişe ve üzüntü yoktur. Sizler dünya hayatınızda Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşamak uğrunda gösterdiğiniz gayrete karşılık, sizin gibi iman etmiş eşlerinizle birlikte, sevinç ve mutluluk içinde nimetler yurdu cennetime girin.” Size orada altın tepsilerde, kâseler içinde tertemiz, güzel içecekler sunulacak, canınızın çektiği her şeyi bulacak ve orada ebediyen kalacaksınız.
Zuhruf 72–73
2 ayetوَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ٓي اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٧٢ لَكُمْ ف۪يهَا فَاكِهَةٌ كَث۪يرَةٌ مِنْهَا تَاْكُلُونَ ٧٣
Mushaf
Okunuş
72Vetilke-lcennetü-lletî ûriŝtümûhâ bimâ küntüm taʿmelûn.
73Leküm fîhâ fâkihetün keŝîratüm minhâ teʾkülûn.
Ayet 72–73
Ey mü’minler! İşte Allah’ın davetine iman edip uymanızın karşılığı mükâfatınız bunlar olacaktır.
Zuhruf 74–80
7 ayetاِنَّ الْمُجْرِم۪ينَ ف۪ي عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ ٧٤ لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَۚ ٧٥ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا هُمُ الظَّالِم۪ينَ ٧٦ وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَۜ قَالَ اِنَّكُمْ مَاكِثُونَ ٧٧ لَقَدْ جِئْنَاكُمْ بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ ٧٨ اَمْ اَبْرَمُٓوا اَمْرًا فَاِنَّا مُبْرِمُونَۚ ٧٩ اَمْ يَحْسَبُونَ اَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْۜ بَلٰى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ ٨٠
Mushaf
Okunuş
74İnne-lmücrimîne fî ʿaẕâbi cehenneme ḫâlidûn.
75Lâ yüfetteru ʿanhüm vehüm fîhi müblisûn.
76Vemâ żalemnâhüm velâkin kânû hümu-żżâlimîn.
77Venâdev yâ mâlikü liyaḳḍi ʿaleynâ rabbük. ḳâle inneküm mâkiŝûn.
78Leḳad ciʾnâküm bilḥaḳḳi velâkinne ekŝeraküm lilḥaḳḳi kârihûn.
79Em ebramû emran feinnâ mübrimûn.
80Em yaḥsebûne ennâ lâ nesmeʿu sirrahüm venecvâhüm. belâ verusülünâ ledeyhim yektübûn.
Ayet 74–80
Kur’an ile yapılan daveti yalan sayanlar ise, kendilerini yaratıp bunca nimetlerle donatan Allah’a karşı nankörlük etmeleri sebebi ile sürekli kalmak üzere cehenneme girecekler ve azap onlardan hiç hafifletilmeyecek, çaresiz ve ümitsiz bir biçimde orada kıvranıp duracaklar.
Biz böyle bir ceza vermekle onlara zulmetmiş değiliz. Asıl onlar Allah’a nankörlük edip hakikate sırt dönerek kendi kendilerine zulmedip azabı hak ettiler.
O hak ettikleri azabı çekerken, cehennemin görevlilerine şöyle seslenecekler: “Ey Mâlik! Ne olur Rabbine söyle, bizim canımızı alsın da bu ateşin azabından kurtulalım.” Görevli de onlara şöyle cevap verecek: “Bu azaptan kurtulmanızın çaresi yok, sizler bunu hak ettiniz ve hak ettiğinizi de çekmeye mecbursunuz.”
Allah da onlara şöyle buyuracak: “Dünya hayatınızda, size yaratılışınızın sebebini ve nasıl yaşamanız gerektiğini, peygamberler ve kitaplarla bildirmiş, buna göre yaşamaya davet etmiştik. Davete uymamanız halinde bu günlerle karşılaşacağınız konusunda da uyarmıştık. Fakat sizler umursamayıp, yüz çevirip nefret ettiniz.”
Böyleleri gerçeği bildirme, dünyada ve âhirette de hüküm koyma ve hükmetme yetkisinin Allah’a ait olduğunu kabul etmemiş, yapıp ettiklerinin de yanlarına kalacağını sanmışlardı. Oysa Biz onların yapıp ettiklerini de, gizlemeye çalıştıklarını da işitir ve biliriz, üstelik görevli elçilerimiz her yapılanı kayıt altına almaktalar.
Zuhruf 81
1 ayetقُلْ اِنْ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ وَلَدٌۗ فَاَنَا۬ اَوَّلُ الْعَابِد۪ينَ ٨١
Mushaf
Okunuş
81Ḳul in kâne lirraḥmâni veled. feenâ evvelü-lʿâbidîn.
Ayet 81
Bir kısım müşrikler, İsa Allah’ın oğludur derken, bir kısım müşrikler de melekler Allah’ın kızlarıdır diyerek Allah’a çocuk isnat ediyorlar. Ey Peygamber! Sen böylelerine de ki: “Bu söyledikleriniz asla doğru değil. Allah’ın ne bir eşe ne de çocuk edinmeye ihtiyacı vardır. O, yarattıklarının hiçbirine benzemez ve ben yalnız O’nu Rab ve ilah olarak tanıyanların öncüsüyüm. Elbette ki Allah, sizin yakıştırdıklarınızdan münezzehtir. O’nun bir çocuğu olsa, ona ilk itaat eden ben olurdum.”
Zuhruf 82
1 ayetسُبْحَانَ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ ٨٢
Mushaf
Zuhruf 83–85
3 ayetفَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ ٨٣ وَهُوَ الَّذ۪ي فِي السَّمَٓاءِ اِلٰهٌ وَفِي الْاَرْضِ اِلٰهٌۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ ٨٤ وَتَبَارَكَ الَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۚ وَعِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٨٥
Mushaf
Okunuş
83Feẕerhüm yeḫûḍû veyelʿabû ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî yûʿadûn.
84Vehüve-lleẕî fi-ssemâi ilâhüv vefi-lʾarḍi ilâhün. vehüve-lḥakîmü-lʿalîm.
85Vetebârake-lleẕî lehû mülkü-ssemâvâti velʾarḍi vemâ beynehümâ. veʿindehû ʿilmü-ssâʿah. veileyhi türceʿûn.
Ayet 83–85
Ey Peygamber! Artık günahlarından vazgeçmeyen cahilleri bilgiye dayalı olmayan, asılsız inanç ve iddiaları ile baş başa bırak. Boş laflarla Kıyamet Günü’ne kadar bataklıklarında oyalanıp dursunlar. Onlar ancak O Gün Allah’ı layıkıyla kavrayacak ve davet edildikleri inanç sistemi ile hayat tarzının ne kadar gerçek olduğunu görüp anlayacaklar. Göklerin, yerin ve arasında olanların ilahı O’dur ve hüküm yalnızca Allah’a aittir. O çok yücedir, Son Saat’in bilgisi O’nun katındadır.
Allah her şeyin en doğrusunu bilen ve bildirendir. Yaratıp da sahibi olduklarını kurduğu nizam ve koyduğu yasalarla yönetme hakkı da yalnız O’na aittir. Sonunda bütün insanlar hesap vermek üzere O’nun huzurunda toplanacaklar.
İlgili ayetler
Zuhruf 86
1 ayetوَلَا يَمْلِكُ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ٨٦
Mushaf
Okunuş
86Velâ yemlikü-lleẕîne yedʿûne min dûnihi-şşefâʿate illâ men şehide bilḥaḳḳi vehüm yaʿlemûn.
Ayet 86
Müşriklerin Allah’la beraber ilah edindikleri kimseler, onlara asla şefaat edemezler. Ancak yalnız Allah’ı ilah edinip de O’nun davetine iman edenler, Allah’ın izin verdiği sınırlar içinde dünyada insanlara şefaat (yardım) edebilirler.
Zuhruf 87
1 ayetوَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَۙ ٨٧
Mushaf
Okunuş
87Velein seeltehüm men ḫaleḳahüm leyeḳûlünne-llâhü feennâ yüʾfekûn.
Ayet 87
Dünya hayatlarında Allah’la birlikte başka Rab ve ilah edinenlere: “Sizi kim yarattı?” diye sorsan hiç tereddüt etmeden, “Elbette ki Allah yarattı.” derler. O halde bunu bile bile niçin O’nun davetinden yüz çevirip de, kendileri gibi yaratılmış insanların peşlerine düşüyorlar?
İlgili ayetler
Zuhruf 88
1 ayetوَق۪يلِه۪ يَا رَبِّ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمٌ لَا يُؤْمِنُونَۢ ٨٨
Mushaf
Zuhruf 89
1 ayetفَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌۜ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٨٩
Mushaf
Okunuş
89Faṣfaḥ ʿanhüm veḳul selâm. fesevfe yaʿlemûn.
Ayet 89
Ey Peygamber! Sen onların söyleyip durduklarına ve yaptıklarına sabırla diren ve aldırış da etme. “Selam olsun size.” diyerek kendi hallerine bırak, bataklıklarında oyalanıp dursunlar. Nasıl olsa günü geldiğinde gerçeği görüp anlayacaklar, fakat iş işten çoktan geçmiş olacak. Artık anlamış olmalarının da onlara hiçbir yararı olmayacak.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Şûrâ, sonra Duhân indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla