Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Bu sure adını El-Kalem veya En-Nun kelimelerinin geçtiği birinci ayetten almıştır.
Nüzul Zamanı: Bu sure, Mekke devrinin başlarında nazil olan surelerdendir. Muhtevadan bu surenin, Mekke’de Allah Rasulü’ne karşı çıkışların şiddetlendiği bir zamanda nazil olduğu anlaşılmaktadır.
Konu: Bu surede üç konu ele alınmaktadır: Muhaliflerin ileri sürdükleri itirazlara cevap; onları ikaz edip tavsiyede bulunmak; ve Allah Rasulü’ne (s.a) sabrın ve istikametin telkin edilmesi.
Surenin bidayetinde görülüyor ki; her ne kadar sen (Allah’ın Rasulü) onlara bu Kitabı takdim etmekteysen ve en güzel ahlaka sahipsen de onlar gene sana deli ve mecnun demektedirler. Aslında sırf bu iki keyfiyet yani Kur’an ve senin örnek ahlâkın onların ithamlarını çürütmeye yeter. Yakında kimin deli olduğuna şahit olacaklar. Sen, bunların tazyiklerine karşı hiçbir tavizde bulunma. Zaten onların kastı da senden tavizler kopararak seni uzlaşmaya razı etmektir. Daha sonra, insanları göstermek için o zaman Mekke’de herkesçe bilinen bazı simaların, adları zikredilmeden, ahlaki portreleri çizilmektedir. Bu sayede insanlar Hz. Muhammed’in (s.a) yüksek ve temiz karakteriyle bunlarınkini mukayese ederek karşı çıkanların karakter ve tavırlarının ne kadar çirkin olduğunu göreceklerdir.
Bundan sonra, onyedinci ayetten otuz üçüncü ayete kadar olan bölümde Allah Teâlâ’ya karşı nankörlük yaptıklarında içlerinden biri ikaz etmiş olmasına rağmen ona kulak vermediklerinden sonunda Allah Teâlâ’nın onları bu nimetten mahrum bıraktığı ve bilahare gerçeğin farkına vardıkları bahçe sahiplerinin öyküsü anlatılmaktadır. Bu misal ile Mekkelilere, tıpkı yukarıdaki bahçe sahiplerinin, salih bir kul tarafından ikaz edilmesi gibi Hz. Muhammed’in (s.a) gönderilişinin de bir ikaz ve imtihan olduğu uyarısı yapılmaktadır. “Eğer Allah’ın Rasulü’ne kulak vermezseniz bu dünyada muhtelif sıkıntı ve mahrumiyetlere müptela kılınacağınız gibi öte tarafta da şüphesiz çok daha büyük azaba müstehak olacaksanız.” denilmektedir.
Daha sonraki 34 ila 47. ayetler arasında müteakiben kafirlere hitap edilmektedir. Bazen doğrudan doğruya bunlarla muhatap olunurken, bazı yerlerde de Allah Rasulü’ne hitap edilmiş ama dolaylı olarak onlar ikaz edilmişlerdir. Özetle denilmek istenen şudur: Öbür dünyanın güzellikleri ve iyilikleri şüphesiz Allah’tan korkarak yaşayanlar içindir. Allah indinde, O’na itaat eden kulların suçlu sayılacağı apaçık mantıksızlıktır.
Kafirlerin, Allah’ın onların iddia ettikleri gibi davranacağı hayalleri tamamen saçmadır. Buna hiç bir delilleri yoktur. Bu dünyada bazı insanlardan Allah Teâlâ’nın önünde secdeye kapanmaları istendiğinde inkar etmişlerdir ama kıyamet günü farkına varıp secde etmek istediklerinde bu sefer secde edemeyecekler ve zelil olacaklardır. Kur’an’ı yalanlayanlar Allah’ın azabından kurtulamaz. Bu dünyada onlara verilen mühlet kendilerini aldatmaktadır. Bu yalanlamalarına rağmen azap olunmayacaklarını ve azap gelmediğinde de doğru yolda olduklarını zannediyorlardı. Halbuki helâke doğru sürüklendiklerinden habersizdiler. Ellerinde, Allah Rasulü’ne karşı direnmeleri için hiçbir ma’kul sebepleri yoktur. Çünkü O, hiçbir menfaat ve karşılık gözetmeyen bir habercidir. Bunda hiçbir şahsî menfaati yoktur. Ayrıca O’nun Allah’ın Rasulü olmadığını ve getirdiği şeyin ise asılsız bir yalan olduğunu da ileri sürecek bir bilgileri yoktur bunların. Bölümün sonunda Allah Rasulü’ne, Allah’ın emri kesinleşinceye kadar “İslâmî tebliğ” yolundaki zorluklara göğüs gererek sabır göstermesi, Yunus (a.s) gibi sabırsızlık ederek onun düştüğü belalara düşmemesi bildirilmektedir.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–3
3 ayetKalem 1
Kalem 2
Kalem 3
نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَۙ ١ مَٓا اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۚ ٢ وَاِنَّ لَكَ لَاَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍۚ ٣
Mushaf
Okunuş
1Nûn. velḳalemi vemâ yesṭurûn.
2Mâ ente biniʿmeti rabbike bimecnûn.
3Veinne leke leecran gayra memnûn.
Türkçe Meal
1Nun, kaleme ve onun yazdıklarına yemin olsun ki.
2Sen cinlerden ilham alan biri değil, aksine Rabbinin nimetini lütfettiği birisisin.
3Sen bu vahyi/Kuran’ı iletmen sayesinde bitmez tükenmez bir ödülü hak ediyorsun.
Açıklamalı meal
1Dinle, ey insanoğlu! Bu ayetler okunuşu ve manasıyla eşsiz bir mucizedir. Senin dilinin harflerinden biri olan Nûn gibi, pek iyi tanıdığın harflerden oluşan bu mesaja kulak ver. İlâhî vahyin aydınlığını sembolize eden kaleme ve onunla gerçekleri satır satır yazanların yazdıklarına andolsun.
2Sen, Rabbinin peygamberlik lütfettiği birisin ve Rabbinin sana verdiği her türlü nimet sayesinde insanlığın en büyük derdiyle dertlenen son peygambersin. Bu peygamberlik nimeti sayesinde Kur’an şahittir ki sen, kâfirlerin iddia ettikleri gibi bir mecnun ya da bir şair değilsin. Hakikati inkâr edenlerin hayat nizamlarını tenkit edip onlara başkaldırdığın için, “Senin aklından zoru mu var?” Biz hiç hayat tarzımızı değiştirmene izin verir miyiz?” demelerine aldırma. Onlar, senin Rabbin tarafından bilgiyle donatıldığını bilmiyorlar. Rabbin seni aralarından seçerek elçilikle şereflendirdi. Senin onlara açıkladığın gerçekler karşısında, sadece “Cinlendi!” diyebildiler.
3Gerçekten, Rabbinin katında senin ve senin yolunu takip edenler için asla bitip tükenmeyecek bir ecir ve mükâfat vardır. İnsanları yaratılış sebeplerine uymaya çağırırken de Allah’tan yardım göreceksin.
Ayet 4
1 ayetKalem 4
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ ٤
Mushaf
Okunuş
4Veinneke leʿalâ ḫulüḳin ʿażîm.
Türkçe Meal
4Hiç şüphe yok ki sen, üstün bir karakter ve muhteşem bir ahlak sahibisin.
Açıklamalı meal
4Ey Resulüm, seni delilikle suçlayan inatçı kâfirler de aslında gayet iyi bilirler: Sen, onların iddia ettiği gibi elbette mecnun değilsin. Aksine, aklı başında birisin ve insanlığa örnek olacak mükemmel bir ahlaka ve üstün bir hayat tarzına sahipsin. Zira sen, Rabbinden gelen bilgiyle terbiye edilerek insanlık fıtratına en uygun insani değerlere yönlendirildin.
İlgili ayetler
Ayet 5–6
2 ayetKalem 5
Kalem 6
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَۙ ٥ بِاَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ ٦
Mushaf
Okunuş
5Fesetübṣiru veyübṣirûn.
6Bieyyikümü-lmeftûn.
Türkçe Meal
5Yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
6Kimmiş akılsız ve dengesiz olan.
Açıklamalı meal
5Öyleyse, sabırla bekle ve görevine devam et. Onların bilgisizce söyledikleri yalanlar için üzülme. Artık yakında sen de göreceksin. Seni küçümseyen ve davet ettiğimiz hayat tarzına karşı çıkanlar da yakında kimde delilik olduğunu, kimin aklının bozuk olduğunu ve sonlarının ne olacağını görecekler.
6Yakında sen de bileceksin; sana bu yakıştırmaları yapan, Allah’a şirk koşan ve Kur’an’da bildirilenleri inkâr edenler de bilecekler. Hanginizin cinlerin etkisinde kalmış şaşkın bir mecnun olduğunu, kimin aklını yitirmiş olduğunu göreceksiniz. Şeytanın etkisine giren ve aklından zoru olan sapık kimmiş? Dürüstlük ve erdemlilik timsali olan müminler mi, yoksa günaha batmış olan kâfirler mi?
Ayet 7
1 ayetKalem 7
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۖ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ٧
Mushaf
Okunuş
7İnne rabbeke hüve aʿlemü bimen ḍalle ʿan sebîlih. vehüve aʿlemü bilmühtedîn.
Türkçe Meal
7Zira senin Rabbin, kimin kendi yolundan saptığını ve kimin de kendi yolundan gittiğini en iyi O bilir.
Açıklamalı meal
7Elbette, kimin deli, kimin doğru yolda olduğuna dair onların sözlerinin hiçbir anlamı yok!” Çünkü Rabbin, kimin aklını kullanmayıp helâkı tercih ettiğini ve doğru yoldan saptığını en iyi bilendir. Kimin hidayete erdiğini, kimlerin doğru yolda olduğunu da en iyi bilen O’dur. Gizli ve açık her şeyi bilen Allah, senin doğru yolda olduğuna, buna karşılık o müşriklerin tevhitten saptıklarına şahittir.
Ayet 8
1 ayetKalem 8
فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّب۪ينَ ٨
Mushaf
Okunuş
8Felâ tüṭiʿi-lmükeẕẕibîn.
Türkçe Meal
8Yalanlayanlara sakın boyun eğme!
Açıklamalı meal
8Ey Peygamber! O hâlde sen, insanlara tevhit mesajını tebliğ et ve onları Allah merkezli bir hayat yaşamaya davet et. Gerek sözleriyle gerekse davranışlarıyla, Hakk’ı yalan sayanlara ve tebliğ ettiğin Kur’an’ı yalanlayanlara, boyun eğme. Onların güçlerinin, sayılarının ve servetlerinin çok olmasından etkilenerek itaat etme. Sakın onları umursama ve kendine dert etme. Bütün insanlara karşı yumuşak ve merhametli davran, fakat hoşgörü adına Kur’an’ın ortaya koyduğu gerçekleri de örtbas etme! Daveti kabul etmeyenlere de hakikati haykırmaktan bir an geri durma.
İlgili ayetler
Ayet 9
1 ayetKalem 9
وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ ٩
Mushaf
Okunuş
9Veddû lev tüdhinü feyüdhinûn.
Türkçe Meal
9Onlar isterler ki sen bu davadan vazgeçip müsamaha gösteresin. Böylece onlar da muhalefetten vazgeçip sana müsamaha gösterip güler yüz göstersinler.
Açıklamalı meal
9Çünkü onlar, her şeyi güç ve parayla halletmeye alışıktırlar. Bu nedenle, senin şirk nizamlarına laf etmeyen biri olmanı ve Allah adına yaptığın davetin hiç olmazsa bir kısmından taviz vermeni beklerler. Kendilerine yumuşak davranmanı, hoşlarına gidecek şeyler söylemeni ve tevhit davasından vazgeçmeni isterler. Böyle olsaydın, sen onlara iyi davranırdın, onlar da sana iyi davranırlardı; böylece belli bir noktada uzlaşırdınız. Sen onların arzularına uysaydın, senin için “İyi adamdır, hoş adamdır, güzel konuşuyor” diyeceklerdi. Onlar, yalnızca makamlarını, mevkilerini ve çıkarlarını savunmanı isterler. Oysa onların sapkınlıklarına uyarak Allah’ın dininden taviz verirsen, sonunda onlar da seninle uzlaşmış görünecek, seni de kendilerine benzeteceklerdir.
Ayet 10–16
7 ayetKalem 10
Kalem 11
Kalem 12
Kalem 13
Kalem 14
Kalem 15
Kalem 16
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَه۪ينٍۙ ١٠ هَمَّازٍ مَشَّٓاءٍ بِنَم۪يمٍۙ ١١ مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَث۪يمٍۙ ١٢ عُتُلٍّ بَعْدَ ذٰلِكَ زَن۪يمٍۙ ١٣ اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَن۪ينَۜ ١٤ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ١٥ سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ ١٦
Mushaf
Okunuş
10Velâ tüṭiʿ külle ḥallâfim mehîn.
11Hemmâzim meşşâim binemîm.
12Mennâʿil lilḫayri müʿtedin eŝîm.
13Utüllim baʿde ẕâlike zenîm.
14En kâne ẕâ mâliv vebenîn.
15İẕâ tütlâ ʿaleyhi âyâtünâ ḳâle esâṭîru-lʾevvelîn.
16Senesimühû ʿale-lḫurṭûm.
Türkçe Meal
10Sen şu adamlara sakın boyun eğme! Durmadan yemin eden aşağılık kimselere.
11Sürekli onun bunun ayıbını arayan, söz taşıyıp kovuculuk yapanlara.
12İyiliğe engel olan, hak hukuk tanımayan, işi gücü günah işlemek olan zorbaya.
13Son derece kaba, üstüne üstlük şımarık olana.
14Neymiş! Mal mülk ve evlat sahibiymiş!
15Ona ayetlerimiz okununca; “Bunlar eskilerin masalları” der.
16Yakında biz onun burnunu sürtüp zelil ve rezil edeceğiz.
Açıklamalı meal
10Ey Peygamber! Sen, güzel ahlakın en iyi örneğisin. Bir toplumu kötüden iyiye dönüştürmek için gönderildin. Sakın kâfirlerin ‘dinde pazarlık’ tekliflerine aldanma ve onlara uyma. Şu özellikleri taşıyan kişilerin hiçbirine de itaat etme: İnsanları yanıltmak adına, haklıyla haksızı, doğruyla yanlışı, ayırt etmeden sürekli yemin eden alçak ve aşağılık tiplere yüz verme.
11Kendisi gibi düşünmeyen insanlarda sürekli kusur arayan, onları kınayıp kötüleyen, laf getirip götüren kişilere itibar etme. İnsanların şerefiyle oynayan ve dedikodu yapan kimselere de itibar etme.
12Her türlü iyiliğe ve hayra engel olan saldırganlara ve günah işlemekte bilerek ısrar edenlere de uyma.
13Her türlü kötülüğün simgesi hâline gelmiş, kaba, saygısız ve üstüne üstlük kötülüğü ile ün salmış olan şımarık soysuzlara da kulak asma.
14Bunların bir kısmı da mallarının ve çocuklarının çokluğuyla övünen ve kendilerini kudretli gören zalimlerdir. Üstelik, servet ve çocuk sahibi olmakla böbürlenip azgınlaşan, kendini güçlü gören kişilere de sakın yakınlık gösterme. İşte bu tip insan, ekonomik ve sosyal imkânı nedeniyle küstahça bir kibre kapılır. Rabbin tarafından verilenleri kendisinin kazandığına inanıp şımarır.
15Onlara ayetlerimiz okunduğu zaman, alaycı bir ifadeyle: “Bunlar bizi değil, geçmiş nesilleri anlatıyor. Bunlar eskilerin uydurma masallarıdır. Kur’anın hükümleri, günümüzde gereksiz ve geçersiz olan çağ dışı kurallardır” derler. Hâlbuki ayetler, onların azgınlığı ve şımarıklığı bırakıp doğru yola girmelerini öğütler.
16Sabret. Yakında onları cehennemlik damgasıyla damgalayacağız. Bu küstah, zorba ve kibirli kişilerin gururlarının simgesi olan burunlarını dağlayıp kibirlerini kıracağız. Onları, yakalarını kurtaramayacakları bir zillete düşüreceğiz. Hesap günü, burunlarındaki işaretten bunların şımarık, nankör ve azgın kimseler oldukları açıkça belli olacaktır.
İlgili ayetler
Ayet 17–25
9 ayetKalem 17
Kalem 18
Kalem 19
Kalem 20
Kalem 21
Kalem 22
Kalem 23
Kalem 24
Kalem 25
اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَٓا اَصْحَابَ الْجَنَّةِۚ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِح۪ينَۙ ١٧ وَلَا يَسْتَثْنُونَ ١٨ فَطَافَ عَلَيْهَا طَٓائِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَٓائِمُونَ ١٩ فَاَصْبَحَتْ كَالصَّر۪يمِ ٢٠ فَتَنَادَوْا مُصْبِح۪ينَۙ ٢١ اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِم۪ينَ ٢٢ فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَۙ ٢٣ اَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْك۪ينٌ ٢٤ وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِر۪ينَ ٢٥
Mushaf
Okunuş
17İnnâ belevnâhüm kemâ belevnâ aṣḥâbe-lcenneh. iẕ aḳsemû leyaṣrimünnehâ muṣbiḥîn.
18Velâ yesteŝnûn.
19Feṭâfe ʿaleyhâ ṭâifüm mir rabbike vehüm nâimûn.
20Feaṣbeḥat keṣṣarîm.
21Fetenâdev muṣbiḥîn.
22Eni-gdû ʿalâ ḥarŝiküm in küntüm ṣârimîn.
23Fenṭaleḳû vehüm yeteḫâfetûn.
24El lâ yedḫulennehe-lyevme ʿaleyküm miskîn.
25Vegadev ʿalâ ḥardin ḳâdirîn.
Türkçe Meal
17Biz onları tıpkı bahçe sahiplerini sınadığımız gibi sınamaktayız. O bahçe sahipleri sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ürünlerini devşireceklerine dair and içiyorlardı.
18Fakat Allah’ı hiç hesaba katmıyorlardı.
19Onlar daha uykudayken Rabbinden gelen bir felaket bahçeyi sarıverdi.
20Ve bahçe kapkara bir harabeye döndü.
21Sabahleyin erkenden birbirlerine seslendiler:
22– Ürününüzü vakitlice toplamak istiyorsanız haydi bahçeye!
23Sonra yola koyuldular ve aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı:
24– Sakın ha! Bugün bahçeye bir yoksul gelip de karşımıza çıkmasın.
25Evet yoksulların hakkını vermeme azim ve kararlığıyla erkenden yola koyuldular.
Açıklamalı meal
17Elçimizin peygamberliğini inkâr eden ve sahip oldukları mallarla övünüp onu küçümseyen Mekke müşrikleri unutmasınlar ki o serveti kendilerine bahşeden Allah’tır. O, bu serveti onlara bir imtihan aracı olarak bahşetmiştir. Yapmaları gereken, kibirlenmek değil; bu nimetleri veren Allah’a şükretmek, tevhide uygun yaşamak, yalnızca O’na kulluk etmek ve elçimize iman etmektir. Şimdi onlara ibretlik bir ders olmak üzere, geçmişte kendileri gibi ilahi nimetlere nankörlük eden bahçe sahiplerinin sonunun nasıl olduğunu anlatacağız! Vaktiyle hayırsever ve tevhit ehli babalarından miras kalan büyük ve verimli bir bahçeye sahip birkaç kardeş vardı. Babaları gibi bu ilahi nimetin şükrünü eda etmek, yoksulları düşünüp onlara yardımcı olmak yerine, Allah’a karşı nankörlük etmiş ve babalarının yaptığı yardımları kesmişlerdi. Bahçe sahiplerini, kendilerine verdiğimiz nimetlere rağmen bizi hesaba katmadıkları için çetin bir imtihandan geçirmiştik. Hani o bahçe sahipleri, babaları hayattayken mallarındaki yoksul hakkını veriyorlardı. Fakat babaları vefat ettiğinde, çeşitli bahanelerle mallarını yoksullara vermez olmuşlardı. İşte bu adamın bencilleşen oğulları, kendilerinden emin bir şekilde ve böbürlene böbürlene, sabah olunca mahsulleri fukaraya göstermeden toplayacaklarına yemin etmişlerdi. Oysa bu tamamen kendi ellerinde olan bir şey değildi. Gerek o bağın gerekse kendilerinin sabaha kadar yaşayıp yaşamayacaklarını dahi bilemezlerdi. Ama dünyaya düşkünlükleri, onları böyle bir gaflete sürüklemişti.
18İçlerinden aklıselim sahibi olan kardeşlerinin, ‘Malımızdaki yoksulların hakkını ayıralım” şeklindeki uyarılarını dikkate bile almadılar. Üstelik yeminlerinde Allah’ın iznini ve iradesini hesaba katmıyorlardı. Yani “İnşallah yarın yaparız” ya da “Allah izin verirse bu işi de başarırız” demeye bile gerek duymuyorlardı. Her şeyin gerçek sahibinin Allah olduğunu akıllarına bile getirmemişlerdi.
19Fakat onlar gece uykudayken, hiç de hesapta olmayan bir şey oldu. Rabbin tarafından gönderilen bir afet, sahibi olduklarını sandıkları bahçeyi sarıp kuşatıverdi. Bahçenin bulunduğu vadiden bir ateş çıkıp o bağ ve bahçeyi kökünden yakarak kavurup bitirivermişti. Sabaha kadar bahçeleri harabeye döndü ve ürünleri yok oldu.
20Onlar henüz uykudayken, meyve dolu bahçeleri kuruyup kapkara kesildi ve simsiyah küle döndü.
21Sabah uyandıklarında gece olup bitenlerden habersizdiler ve neşeli bir şekilde birbirlerine şöyle seslendiler:
22“Ürünümüzü hasat etmek için acele edip erkenden bahçemize gitmeliyiz.”
23Ardından, yoksul ve muhtaç kimselere görünmeden hazırlık yapıp bahçelerine doğru aceleyle yola çıktılar. Kimseye bir şey vermeme konusunda kararlı bir şekilde birbirlerine gizlice şöyle fısıldaşıyorlardı:
24“Sakın ha! Bugün dilenmek için hiçbir fakir gelip karşımıza çıkmasın. Erkenden ürünümüzü toplayalım” diye konuşuyorlardı. Ürünlerinin az bir kısmına dahi kimse ortak olmasın diye düşünmüşlerdi. Oysa ağır işlerde o yoksulları çalıştırıyorlardı. O bağ ve bahçenin ürünlerine de yine bu insanlar sayesinde kavuşacaklardı. Düşünmeleri gerekirdi ki o bahçe ve ürünleri, kendilerinden önce onu onlara veren ve onlar uykudayken bahçelerini gözetleyen Allah’ındı. Onda hem Allah’ın hakkı hem de Allah’ın yoksul kullarının nice hakları vardı. Fakat, Allah için o yoksulların ihtiyaçlarını gidermeleri gerekirken, nankörlüğe yönelmişlerdi.
25Yoksullara yardım etmeye güçleri yettiği hâlde, onları yardımdan mahrum bırakmak istiyorlardı. Yoksullara bir şey vermemeye kararlı bir şekilde ve sanki istedikleri her amaca ulaşmaya güçleri yetebilirmiş gibi erkenden yola koyuldular. Çünkü meyvelerini toplayacaklarından oldukça emindiler.
Ayet 26–28
3 ayetKalem 26
Kalem 27
Kalem 28
فَلَمَّا رَاَوْهَا قَالُٓوا اِنَّا لَضَٓالُّونَۙ ٢٦ بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٢٧ قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ ٢٨
Mushaf
Okunuş
26Felemmâ raevhâ ḳâlû innâ leḍâllûn.
27Bel naḥnü maḥrûmûn.
28Ḳâle evseṭuhüm elem eḳul leküm levlâ tüsebbiḥûn.
Türkçe Meal
26Nihayetinde bahçeyi gördüklerinde şaşkınlık içinde: -Biz herhalde yanlış bir yere geldik, dediler.
27– Hayır hayır! Her şeyimiz gitmiş biz mahvolmuşuz!
28İçlerinden aklı başında olan: -Ben size Allah’ı hesaba katmanız ve fakir fukaranın hakkını vermeniz gerektiğini söylememiş miydim? Dedi.
Açıklamalı meal
26Ama bahçeyi kupkuru, yanmış ve yıkılmış bir hâlde görünce gözlerine inanamadılar ve donup kaldılar. Bahçelerini tanıyamamışlardı. “Hayır, olamaz! Mahvolduk! Galiba biz gideceğimiz yolu şaşırdık ve yanlış yere geldik. Bizim bahçe burası değil!” dediler.
27Fakat yanlış yere gelmediklerini, geldikleri yerin kendi bahçeleri olduğunu ve bunun Allah’ın bir imtihanı olduğunu anladıklarında şöyle dediler: “Hayır, yanlış gelmedik! Yoksulları mahrum bırakalım derken, aslında biz felakete uğramışız. İşlediğimiz suç yüzünden bahçemizin ürünlerini, gelirini ve bütün servetimizi kaybettik. Çünkü fakirlere bir şey vermemeyi kararlaştırdık ve hiçbir işimiz için ‘inşallah’ demedik. O yoksullar değil, asıl biz birdenbire fakirleştik” diye pişman ve perişan bir vaziyette çöküvermişlerdi.
28İçlerinde, onlardan daha doğru düşünebilen, ılımlı ve aklı başında olan biri, onların bu hâlini görerek dedi ki: “Ben size, ‘Kendinize çok güvenmeyin, bu kötü planlarınızdan vazgeçin, Allah’ı aklınızdan çıkarmayın ve fakir fukaranın hakkını da gözetin’ dememiş miydim? Allah’ı anıp şanını yüceltmeniz, bunca nimete karşı Allah’ın ve yoksul kulların hakkını vermeniz gerekmez miydi diye sizi daha önce de defalarca uyarmıştım
Ayet 29–33
5 ayetKalem 29
Kalem 30
Kalem 31
Kalem 32
Kalem 33
قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٢٩ فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ ٣٠ قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا طَاغ۪ينَ ٣١ عَسٰى رَبُّنَٓا اَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِنْهَٓا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا رَاغِبُونَ ٣٢ كَذٰلِكَ الْعَذَابُۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ۟ ٣٣
Mushaf
Okunuş
29Ḳâlû sübḥâne rabbinâ innâ künnâ żâlimîn.
30Feaḳbele baʿḍuhüm ʿalâ baʿḍiy yetelâvemûn.
31Ḳâlû yâ veylenâ innâ künnâ ṭâgîn.
32Asâ rabbünâ ey yübdilenâ ḫayram minhâ innâ ilâ rabbinâ râgibûn.
33Keẕâlike-lʿaẕâb. veleʿaẕâbü-lʾâḫirati ekber. lev kânû yaʿlemûn.
Türkçe Meal
29Hemen akılları başlarına geldi ve: -Rabbimiz sen yüceler yücesisin biz fakir fukaranın hakkını vermemekle gerçekten kendimize yazık ettik, dediler.
30Sonra döndüler birbirlerini suçlamaya.
31– Yazıklar olsun bize, biz gerçekten mal mülk hırsıyla azmıştık.
32Ümit ederiz ki Rabbimiz bize bu bahçeden daha güzel nimet ve rızıklar verir çünkü biz artık tövbe edip Rabbimize yöneliyoruz.
33Evet dünyadaki azap işte böyledir. Ahiretteki azap ise çok daha büyüktür. Keşke bunu bilmiş olsalardı.
Açıklamalı meal
29Bunun üzerine bahçe sahipleri hatalarını anlayıp akıllarını başlarına toplayarak dediler ki: “Rabbimiz! Her şeyin gerçek sahibi Sensin. Bundan sonra her işimizde ‘inşallah’ diyecek, seni her türlü noksan sıfattan tenzih edip tesbih ederek yücelteceğiz. Doğrusu biz gerçeklere karşı körlük içindeymişiz. Nimeti verenin ve bütün mülkün gerçek sahibinin sen olduğunu unutarak, fakirlerin hakkını vermedik ve cimrilik gösterdik. Gerçekten, yaratılış gayemize aykırı hareket ediyormuşuz. Doğrusu biz fakir fukaranın hakkını gözetmemekle, kendi kendimize yazık etmişiz.” diyerek dizlerini dövmeye başlamışlardı.
30Bu pişmanlığın ardından birbirlerini suçlamaya başladılar. Suçlarını itiraf edip acizliklerini ifade ederek kendi kendilerini kınayıp pişmanlık duydular ve çareyi Rablerine yönelmekte buldular. Ama iş işten geçmişti.
31Nihayet şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize! Meğer biz mal hırsıyla çok şımarıp kibirlenmişiz. Allah yokmuş gibi küstahça davranıp haddimizi aşmışız. Fakat suçumuzu kabullendik ve tövbekâr olduk.”
32Sonra da dönüp birbirlerine, “Aklımızı başımıza alıp pişmanlık duyarsak ve rızasına uygun yaşamaya gayret edersek, belki Rabbimiz bize acır ve merhamet eder. Küle dönen bahçemizin yerine bize daha iyisini verir. Biz dersimizi aldık ve tek ilah olarak Allah’a iman etmemiz gerektiğini böylece öğrenmiş olduk. Çünkü biz, umudumuzu artık bağa, bahçeye değil, yalnızca Rabbimize bağlarız” dediler. Ama artık iş işten geçmişti. İşte, ilahi nimetlere nankörlük eden ve yoksulları küçümseyenlerin cezası bu olmuştur. Böylelerinin ahirette alacakları ceza daha da büyük olacaktır.
33İşte biz azıp şımaranlara böyle azap ederiz. Doğru yoldan sapmış zalim insanları bu dünyada denemek için gönderdiğimiz ceza ve günahkârları bekleyen azap işte böyledir. Bazen bağın ya da bahçenin yanmasıyla, bazen de canın veya sevilen birinin kaybedilmesiyle gelir. Bu, dünya hayatında Allah’ı hesaba katmayanların cezasıdır. Fakat iyi bilin ki günahkârların uğrayacağı gerçek ahiret azabı geçici değildir, sonsuza dek sürer ve elbette çok daha şiddetlidir. Keşke bu gerçeği bilselerdi, ateşten uzak durdukları gibi günahlardan da uzak dururlardı.
Ayet 34
1 ayetKalem 34
اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ٣٤
Mushaf
Okunuş
34İnne lilmütteḳîne ʿinde rabbihim cennâti-nneʿîm.
Türkçe Meal
34Allah’a karşı gelmekten sakınan muttakilere gelince onları Rabbleri katında nimetlerle dolu cennetler beklemektedir.
Açıklamalı meal
34Buna karşılık, Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakınan takva sahiplerine gelince.. Yolunu Allah’ın kitabıyla bulup Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayan müminlere, ödül olarak mutluluk bahçeleri vardır. Bir başka deyişle, Allah’ın razı olmadığı her şeyden sakınanları, Rableri katında dünyanın bütün bağ ve bahçelerinden daha güzel olan ve tükenmez nimetlerle donatılmış cennetler beklemektedir. Asıl kalıcı yurt, Rableri katındaki o mutluluk bahçeleridir.
Ayet 35
1 ayetKalem 35
اَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِم۪ينَ كَالْمُجْرِم۪ينَۜ ٣٥
Mushaf
Okunuş
35Efenecʿalü-lmüslimîne kelmücrimîn.
Türkçe Meal
35Biz Allah’a yürekten teslim olan Müslümanlarla günahkârları bir tutar mıyız hiç?
Açıklamalı meal
35Ey müşrikler! Demek siz kendinizi doğru yolda, elçimiz Muhammed’i de yanlış yolda görüyor ve kendinizi Allah katında kazançlı sayıyorsunuz. Doğrusu, bu çok yanlış bir düşüncedir. Biz malın, mülkün gerçek sahibinin Allah olduğunu bilen ve malını O’nun rızası doğrultusunda kullananlarla ve Allah’ın iradesine yürekten teslim olan Müslümanlarla, “Hayat benimdir, dilediğim gibi yaşarım” diyen suçlu ve günahkârları bir tutar mıyız? Asla! Rabbine teslim olup Allah’ın hükümlerine yürekten boyun eğen itaatkârlarla, O’na sırtını dönüp kibirlenen, kâfir ve isyankâr sahtekârlar elbette bir olmaz.
Ayet 36–43
8 ayetKalem 36
Kalem 37
Kalem 38
Kalem 39
Kalem 40
Kalem 41
Kalem 42
Kalem 43
مَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَۚ ٣٦ اَمْ لَكُمْ كِتَابٌ ف۪يهِ تَدْرُسُونَۙ ٣٧ اِنَّ لَكُمْ ف۪يهِ لَمَا تَخَيَّرُونَۚ ٣٨ اَمْ لَكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ اِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَۚ ٣٩ سَلْهُمْ اَيُّهُمْ بِذٰلِكَ زَع۪يمٌۚۛ ٤٠ اَمْ لَهُمْ شُرَكَٓاءُۚۛ فَلْيَاْتُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ اِنْ كَانُوا صَادِق۪ينَ ٤١ يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَط۪يعُونَۙ ٤٢ خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ ٤٣
Mushaf
Okunuş
36Mâ leküm. keyfe taḥkümûn.
37Em leküm kitâbün fîhi tedrusûn.
38İnne leküm fîhi lemâ teḫayyerûn.
39Em leküm eymânün ʿaleynâ bâligatün ilâ yevmi-lḳiyâmeti inne leküm lemâ taḥkümûn.
40Selhüm eyyühüm biẕâlike zaʿîm.
41Em lehüm şürakâʾ. felyeʾtû bişürakâihim in kânû ṣâdiḳîn.
42Yevme yükşefü ʿan sâḳiv veyüdʿavne ile-ssücûdi felâ yesteṭîʿûn.
43Ḫâşiʿaten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. veḳad kânû yüdʿavne ile-ssücûdi vehüm sâlimûn.
Türkçe Meal
36Ne oluyor size? Nasıl böyle hüküm veriyorsunuz?
37Yoksa size indirilmiş ilahi bir kitabınız var da oradan mı okuyup öğreniyorsunuz?
38Yani orada siz neyi isterseniz o size verilecek diye bir hüküm mü var?
39Yoksa kıyamete kadar siz neye karar verirseniz o sizin olacak diye bizi bağlayan bir yemin, bir güvence mi var?
40Sor onlara böyle bir yeminin varlığına içlerinden hangisi kefil olabilir?
41Yoksa bütün bunları Allah’a zorla yaptırtacak bir takım şirk koştukları ortakları mı var? Eğer iddialarında samimi iseler haydi ortaklarını getirsinler de görelim.
42İşlerin sarpa sarıp paçaların tutuştuğu o günde onlar secdeye davet edilecek ama secde etmeye mecalleri olmayacak.
43O gün onların gözlerini korku bürüyecek ve her taraflarını zillet kaplayacak Oysa onlar, dünyada iken secdeye davet edilmişlerdi de secde etmeye yanaşmamışlardı.
Açıklamalı meal
36Ey gafil insanlar! Gerçekler böyle iken, sizin bu konuda ne gibi bir dayanağınız ve kanıtınız var ki, müminlerden üstün olduğunuzu ileri sürüyorsunuz? “Öldükten sonra dirilme yoktur, ölünce Müslüman olanla olmayanın sonu aynı olacak” derken ne oluyor size? Aklınızı başınıza toplayın! Bu nasıl bir yanılgıdır? Gerçekler karşısında nasıl olur da böyle yalan yanlış bir şey iddia edebilirsiniz? Allah’ın size emanet ettiklerinin gerçek sahibiymişsiniz gibi, nasıl bir mantıkla muhakeme yürütüyor, ne kadar ahmakça hüküm veriyorsunuz?
37Yoksa Allah’ın yarattıklarından her istediğinize sahip olacağınızı bildiren ve içinde kimsenin bilmeyeceği sırlar olan ilâhî bir kitabınız mı var? Acaba Kur’an’a alternatif olarak okuyup ders aldığınız gökten inmiş kutsal bir kitap var da yalan yanlış verdiğiniz bu hükümleri oradan mı okuyorsunuz?
38Yoksa okuduğunuz hükümlerden çıkarınıza uygun olanları mı seçiyorsunuz? İçinde, “Bu âlemde her arzunuzu gerçekleştirme hakkı size verilmiştir, keyfinize göre size her istediğiniz verilecek” diye bir ayet mi yazıyor? Hayır! Elinizde olan her şey bizimdir ve sizde emanet olarak duruyor. Canınız nasıl isterse öyle kullanamazsınız. Unutmayın ki çıkarlarınıza göre verilen hükümlerin Allah’ın yanında hiçbir değeri yoktur.
39Bu keyfiliğin sebebi ne? Yoksa o kitapta “vereceğiniz her hüküm sizin meşru hakkınızdır, siz her türlü kararı almaya yetkilisiniz” mi yazıyor? “Canınızın istediği şekilde ve kendi menfaatinize göre hükmedebilirsiniz” diye size yeminle verilmiş, kıyâmete kadar geçerli bir söz mü aldınız bizden? Onun için mi istediğiniz gibi hüküm veriyorsunuz?
40Eğer böyle bir “söz var” diyorlarsa, bu iddia dünyanın en büyük yalanıdır. Ey Peygamber! Şimdi onlara bu kanaatlerinin sebebini sor bakalım. Müşriklerin hangisi bunu üstlenip savunacakmış? Böyle bir sözümüzün olduğuna içlerinde kim kefil olabilirmiş? Bu davranışlarının kendilerine zarar vermeyeceğini içlerinden kim garanti edebilirmiş?
41Yoksa Allah’ın yanında onları koruyacak birileri mi var? Yoksa Allah’la ortak yetki ve otoriteye sahip ilâhları mı var? Veya onlara diledikleri zaman vahiy gönderen ve yalanlarını destekleyip doğrulayacak yardımcıları mı var? Şu hâlde eğer doğru söylüyorlarsa, kendilerini destekleyen ortaklarını ve dostlarını göstersinler. Bu yetkilere sahip olduklarını düşündükleri kitaplardan delillerini getirsinler bakalım! Haklı çıkabilecekler mi? Hayır! İddialarını asla ispatlayamazlar, çünkü yalan söylüyorlar. Hesap Gününde bunun cezasını en ağır biçimde ödeyecekler. Bunlar, Allah’la arasına aracılar koyan ve o aracıların Allah katında kendilerini kayıracağına inanan kimselerdir.
42Onlara hatırlat! Yalanlarının açığa çıkıp kaçmak isteyecekleri kıyâmet günü mutlaka gelecektir. Gün gelir, amel defterleri açılır. İnkâr edenler için işler güçleşip paçalar tutuşur ve herkesin dizlerinin bağı çözülür. O gün, gizli olan bütün gerçekler ortaya döküleceği, hesap ve cezanın da bütün dehşetiyle hüküm süreceği bir gündür. İnkârcılar, kendilerini korumaktan aciz kalacakları hesap gününde, Allah’ın huzurunda secdeye kapanmaya çağrılacaklar. Ama istedikleri hâlde secde etmeye güçleri yetmeyecek. O gün, iddia ettikleri bu ortaklar gelip kendilerine yardım etsin de görelim. Onlara, “Üstün ve yüce olan kimmiş?” diye sorulacak. Onlar da “Ey Rabbimiz! Üstün ve yüce olan sensin!” diyemeyecekler. Dünyada kimi üstün gördüler, kimi yücelttilerse onu söyleyecekler. Dünyada dillerinin gerçeğe dönmediği gibi, âhirette de dilleri gerçeğe dönmeyecek.
43İşte o gün, utanç ve pişmanlıktan dolayı yere doğru bakacaklar. Onların gözlerini dehşetli bir korku bürüyecek ve aşağılanmayı iliklerine kadar hissedecekler. Oysa dünyada rahatları yerindeyken, onlara birçok fırsat sunulmuş, elçilerimiz tarafından defalarca Allah’a secdeye ve imana davet edilmişlerdi. Ama bu daveti inatla reddetmişlerdi. Hatırlasınlar! Onlardan, Allah’ı yüceltmeleri ve Allah’ın yasalarına göre yaşamaları istenmişti. Ama onlar isyan ettiler. “Biz çağ dışı, akıl dışı, bilim dışı yasalara göre hareket etmeyiz!” dediler. Şeytana uyup kafalarından uydurdukları ideolojilere ve yasalara göre hayat sürdüler. Allah’tan başkalarına üstünlük, yücelik vererek onların ilkelerini ve yasalarını baş tacı ettiler.
İlgili ayetler
Ayet 44–45
2 ayetKalem 44
Kalem 45
فَذَرْن۪ي وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهٰذَا الْحَد۪يثِۜ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۙ ٤٤ وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ ٤٥
Mushaf
Okunuş
44Feẕernî vemey yükeẕẕibü bihâẕe-lḥadîŝ. senestedricühüm min ḥayŝü lâ yaʿlemûn.
45Veümlî lehüm. inne keydî metîn.
Türkçe Meal
44Bu hadis Kuran karşısında yalana sarılanları bana bırak. Onları farkına varamayacakları yerden yavaş yavaş helake sürükleyeceğiz.
45Ben onlara şimdilik mühlet veriyorum. Unutmayın ki benim onları alt edecek planım çok sağlamdır.
Açıklamalı meal
44Ey Peygamber! Vahyedilen âyetlerle sınırlarını Allah’ın belirlediği bir nizam ve ahlakı yaşamaya davet edilmelerine rağmen, bundan yüz çevirip seni yalancı sayanların yaptıkları için üzülme! Her fırsatta sana tuzak kurmaya devam edip bu Kur’ân’ı ve hükümlerini yalanlayanları sen Bana bırak. O zalimlerin hakkından bizzat Ben geleceğim! Biz, ısrarla hakkı inkâr etmeleri yüzünden onları hiç beklemedikleri bir yönden ve hiç farkına varamayacakları şekilde yavaş yavaş helake sürükleyeceğiz. Onlara, iyi olacağını zannettikleri mal, mülk, evlat, makam, şöhret gibi dünyalıklar veririz. Kendilerinde herhangi bir hata ve yanılma olmadığını, elde ettiklerinin kendileri için bir lütuf olduğunu düşünerek günah işlemeye devam edecekler ve böylece onları, farkına varmalarına fırsat vermeden aşama aşama azaba yaklaştıracağız. Halbuki o kâfirlere verdiğimiz bu mühletin sonu fecidir. Bu nimetlerin kendileri için lütuf değil, imtihan ve felaket sebebi olduğunun farkına varamıyorlar ve her adımda azaba yaklaşıyorlar.
45Onlara akıllarını başlarına almaları ve doğruya yönelmeleri için belirlediğim süre dolana kadar mühlet veriyorum. Elbette onların kurdukları tuzaklar karşısında benim planım çok daha sağlam, cezalandırmam da çok daha şiddetlidir ve onu kimse önleyemez. Biz onlara dünyada belirli bir süre verdik. Şimdilik diledikleri gibi yaşasınlar ve Allah’a inananlara tuzak kurmaya devam etsinler. Haberleri yokki. Asıl tuzağı onlara biz kuruyoruz. Bizim ayetlerimizi inkâr ediyor olmalarına rağmen, kendilerini doğru yol üzerinde zannedip, azgınlıklarını artırdıkça artırıyor ve işledikleri suçları katlayarak çoğaltıyorlar. Fakat hiç kimsenin hesaptan kurtulması mümkün değildir.
Ayet 46–47
2 ayetKalem 46
Kalem 47
اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَۚ ٤٦ اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ ٤٧
Mushaf
Okunuş
46Em tesʾelühüm ecran fehüm mim magramim müŝḳalûn.
47Em ʿindehümü-lgaybü fehüm yektübûn.
Türkçe Meal
46Yoksa sen onlardan bu tebliğ karşılığında ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borcun altında eziliyorlar mı?
47Ya da onların yanında gaybı bilgileri içeren bir kitap var da bu keyfi hükümleri oradan mı veriyorlar?
Açıklamalı meal
46Ey Peygamber! Peki neden hâlâ inanmıyorlar? Yoksa sen, gerçekleri anlattığın için, bu tebliğ görevine karşılık onlardan bir ücret mi istiyorsun? Onlar da sana ödeyecekleri bu ağır borç altında mı eziliyorlar? Borç yükü altında kalacaklarından korktukları için mi senin tebliğini kabul etmiyorlar? Elbette hayır! Senin ve senin yolunda olan davetçilerin, yaptıkları tebliğ karşılığında herhangi bir ücret istemeleri mümkün değildir. Bil ki Rabbine inanıp insanlara Rabbinden gelen gerçekleri iletenlerin ücreti Rabbin tarafından verilir.
47Yoksa onlar iddialarının doğruluğuna dair vahiy alıyorlar da onun için mi böyle ahkâm kesiyorlar? Bu tutumlarının haklı ve doğru olduğuna dair gayb bilgisine sahipler de onun için senin yaptığın uyarıların gerçek olmadığını mı iddia ediyorlar? Buna bakarak kendi istedikleri bilgileri ve saçmaladıkları sözleri mi kayda geçiriyorlar? Bunun için mi Kur’an’ın yol göstericiliğine ihtiyaç duymuyorlar ve hükümlerimize karşı kendi hükümlerini seçiyorlar? Hâlbuki insana düşen sadece Rabbinin hükümlerine uymaktır.
Ayet 48–50
3 ayetKalem 48
Kalem 49
Kalem 50
فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِۢ اِذْ نَادٰى وَهُوَ مَكْظُومٌۜ ٤٨ لَوْلَٓا اَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّه۪ لَنُبِذَ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ ٤٩ فَاجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٥٠
Mushaf
Okunuş
48Faṣbir liḥukmi rabbike velâ tekün keṣâḥibi-lḥût. iẕ nâdâ vehüve mekżûm.
49Levlâ en tedârakehû niʿmetüm mir rabbihî lenübiẕe bilʿarâi vehüve meẕmûm.
50Fectebâhü rabbühû feceʿalehû mine-ṣṣâliḥîn.
Türkçe Meal
48Sen Rabbinin sana yüklediği görevin zorluklarına sabret ve sakın balık sahibi Yunus gibi olma! Hani o, derin bir üzüntü ile Rabbine yalvarmıştı.
49Eğer Rabbinin rahmet ve inayeti ona yetişmeseydi ıssız ve kupkuru bir sahile atılacaktı.
50Sonra Rabbi onu yeniden elçi olarak seçip salihlerden biri kıldı.
Açıklamalı meal
48Ey Resulüm! Onların bahaneleri bitmez. Madem inkârcılar azgınlıklarından vazgeçmiyorlar, o hâlde sen de onları yaratılışlarının sebebi olan hayat nizamına davet etmeye sabırla devam et. Allah’ın kâfirlere mühlet vermesine dair olan söz gerçekleşinceye kadar kâfirlerin alay ve işkencelerine karşı, Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Sakın karamsarlığa kapılma. Dev balığın arkadaşı olan ve görev yerini terk ederek davet vazifesini ihmal eden Yunus Peygamber gibi aceleci olma. Yılgınlık gösterip, ümidini yitirip mücadeleyi de bırakma. Hani o, “Kavmim beni dinlemiyor. Benim yüzümden onlara bela, musibet gelecek” endişesiyle ayetlerimizi açıklamakla görevli olduğu toplumu terk etmişti. Sonra bir gemiye binmiş, fakat gemi, aniden gelen büyük bir fırtına yüzünden batma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Bu olayın, aralarında bulunan bir günahkâr yüzünden başlarına geldiğini düşünen gemi mürettebatı, bu kişiyi bulmak için kura çekmiş ve bu kura her defasında Yunus’a çıkmıştı. Bunun üzerine Yunus denize atılmış, dev bir balık da onu yutmuştu. O da balığın karnında derin bir üzüntüyle dertli dertli yutkunmuş ve dua edip Rabbine seslenmişti.
49İşlediği hata o kadar büyüktü ki, eğer Rabbinin, Yunus’un tövbesini kabul etme gibi bir nimeti onun imdadına yetişmeseydi, o perişan ve çıplak durumda bir sahile atılacak ya da okyanusların altında yalnızlığa terk edilmiş olacaktı.
50Fakat Yunus içtenlikle tövbe ederek Rabbine döndüğü için Rabbi onu affetti, dürüst ve erdemliler arasına koyarak yine salihlerden kıldı. O hâlde, ey Müslüman! Yunus’un durumundan örnek al ve sakın öfke ve karamsarlığa kapılıp da tebliğ görevini ihmal etme! Yunus’u ve başına gelenleri iyi hatırla! İnsanlara ayetlerimizi azim ve kararlılıkla açıklamaya devam et!
Ayet 51
1 ayetKalem 51
وَاِنْ يَكَادُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌۢ ٥١
Mushaf
Okunuş
51Veiy yekâdü-lleẕîne keferû leyüzliḳûneke biebṣârihim lemmâ semiʿü-ẕẕikra veyeḳûlûne innehû lemecnûn.
Türkçe Meal
51Gerçekleri örtbas eden kâfirler bu Kuran’ı işittiklerinde neredeyse seni gözleriyle devirecek gibi öyle bir hınçla bakıyorlar ki ve bu adam cinlerden ilham alan deli diyorlar.
Açıklamalı meal
51Ey Peygamber! Bunca öğüt ve uyarıya rağmen, ayetlerimizi inkâr eden müşrik ve kâfirler, sana düşmanlık besliyorlardı. Bundan dolayı ilâhî bir öğüt olan Kur’an’ı işittikleri zaman kin ve nefret dolu bakışlarıyla sanki dünyayı senin başına yıkacak ve seni öldürüp yere devireceklerdi. Hâlâ seni itibarsızlaştırmak ve insanları senden uzaklaştırmak için, “Bu adam kesinlikle cinlerin etkisinde kalıp delirmiştir. Yoksa bunca yıllık hayat nizamımızı değiştirmeyi aklından bile geçirmez ve böyle olmayacak bir işe kalkışmaz” diyorlardı.
Ayet 52
1 ayetKalem 52
وَمَا هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ ٥٢
Mushaf
Okunuş
52Vemâ hüve illâ ẕikrul lilʿâlemîn.
Türkçe Meal
52Oysa bu Kuran tüm insanlar için sadece bir öğüt ve bir şeref kaynağıdır.
Açıklamalı meal
52Oysa önyargılardan arınmış bir gözle Kur’an’ı inceleselerdi şunu açıkça göreceklerdi. İnkâr ettikleri bu Kur’an, insanlar için düşünmeleri gereken bir ders ve uyarıdır. Aynı zamanda sadece o dönemdeki Arapları değil, tüm insanlığı kucaklayıp yaratılmalarının sebebine çağıran evrensel bir davet ve öğüttür.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Alak, sonra Müzzemmil indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla