Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Sure adını birinci ayetinden alır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul zamanı ile ilgili olarak, kesin bir rivayet bulunmamaktadır. Ancak surenin üslup ve muhtevasından, onun Mekke dönemininin başlarında nazil olan surelerden biri olduğu anlaşılmaktadır.
Konu: Bu surede bir yandan kısaca İslâm tanıtılırken, diğer yandan gaflet içindeki insanlar uyarılmışlardır. Zaten bu, Mekke’de ilk nazil olan surelerin özelliklerindendi. Bu surede de, İslâm’ın öğretisi ve Hz. Peygamber’in (s.a) gönderilmesinin amacı ayrıntılı olarak değil, kısa ve özet halinde verilmiştir. Çünkü İslâm’ın bu insanların zihinlerine tedricen yerleştirilmesi gayesi güdülüyordu. Bu bakımdan bu tür surelerin, üzerinde en yoğun olarak durduğu hususlar, gafilleri ısrarla uyarmak ve onları vicdanlarında düşünmeye zorlamaktır.
1-5 İnsanlara içinde yaşadıkları kainatın, muazzam ve muhkem bir düzen üzere kurulu olduğu ve bu düzende hiçbir bozukluk, eksiklik bulamayacakları anlatılmak isteniyor. Bu kainatı yoktan vareden Allah’tır. Kainatı O idare etmektedir, tüm yetkileri O’nun elindedir. Ve iktidarı da sınırsızdır. Ayrıca insanoğluna, bu dünyanın bir imtihan yeri olduğu ve burada salih ameller işlediği takdirde başarı elde edeceği bildirilmiştir.
6-11 İnkar etmenin, insanın öbür dünyada karşılaşmasına neden olduğu korkunç sonuçlar açıklanmıştır. Ayrıca Allah Teâlâ, bu sonuçtan sakınmaları için insanlara peygamberler gönderdiğini bildirmiştir.
“Şayet sizler, şimdi gönderilen peygamberlerin söylediklerini dinleyip, ıslah olmazsanız, ahirette bu yüzden cezaya çarptırıldığınızda, bu cezayı hakettiğinizi bizzat kendiniz itiraf edeceksiniz.”
12-14 Yaratıcı olan Allah, yarattığı mahlukattan habersiz değildir. O sizlerin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir, hatta niyetleriniz ve düşüdüklerinizden de haberdardır. Bu bakımdan ahlâkın gerçek temeli, insanın Allah’ı görmediği halde, O’nun korkusuyla kötülükten sakınmasıdır. Dünyadaki beşerî güçler kendisini hesaba çekse de, çekmese de, yahut dünyada zarar görse de görmese de, sırf Allah korkusuyla kötülüklerden sakınan kimseler, ahirette kurtuluşa erecekler ve büyük mükafata hak kazanacaklardır.
15-23 İnsanın günlük hayatta karşılaştığı gerçekler üzerinde düşünmesi istenerek, şöyle buyurulmuştur: “Üzerinde serbestçe dolaştığınız ve kendisinden rızık elde ettiğiniz arzı bir düşünün! Arzı emrinize müsahhar kılan Allah’tır. Şayet bir zelzele meydana gelirse veyahut bir tufan koparsa, tümünüz helâk olursunuz. Bakın, kuşlar gökyüzünde nasıl uçmaktadırlar? Onlara gökyüzünde uçabilme şartlarını kim hazırlamıştır? Sizlere verdiğimiz onca imkan ve vasıtalar üzerinde bir düşünün! Şayet Allah sizlere azab gönderecek olsa, sizi ondan kim kurtarabilir veya Allah sizin rızık kapılarınızı kapatacak olsa, o kapıları kim açabilir? Tüm bu gerçekler, sizlere asıl hakikatı göstermiyor mu? Ancak sizler hayvanlar gibi bu gerçeklere bakıyor, ama ondan (hidayeti bulmanıza yarayacak) hiçbir sonuç çıkaramıyorsunuz. Çünkü sizler, Allah’ın size verdiği dinleme, görme ve düşünme yeteneklerini kullanmıyor ve bu yüzden hakikate ulaşamıyorsunuz.
24-27 Sonunda hepiniz kendinizi Allah’ın huzurunda bulacaksanız. Bu günün tarihini ve saatini bildirmek, Peygamber’in görevi değildir. O’nun görevi, sizleri önceden haberdar kılmaktır. Fakat siz, O’ndan bugünün vaktini sizlere bildirmesini istiyorsunuz. Oysa o vakit gelip, dehşet içinde kaldığınızda, sizlere “İşte sorduğunuz vakit bu zamandır” denecektir.
28-29 Mekke’deki kafirlerin Hz. Peygamber (s.a) ve ashabı ile ilgili söylediklerine cevap verilmiştir. Onlar, Hz. Peygamber (s.a) ve müminlerin helâk olması için beddua ediyorlardı. Bunun üzerine şöyle buyurulmuştur: “Sizleri doğru yola davet edenler helâk olsalar da, Allah onlara merhamet etse de sizlerin akibeti değişmeyecektir. Sizler, Allah’ın azabı geldiğinde sizleri kimin kurtaracağını düşünün. Allah’a inanıp, O’na tevekkül edenlerin dalâlette olduğunu söylüyorsunuz ama o vakit gelip hakikat ortaya çıktığında dalâlette asıl kimlerin olduğunu uanlayacaksınız.
30 Surenin sonunda, müşriklere şöyle bir soru sorularak, onlara düşünme fırsatı tanınmıştır. “Arabistan’da çöl ve dağların altından, sizlerin hayatının ona bağlı olduğu “su” çıkmaktadır. Şayet su, arzın altına çekilse, size o suyu tekrar kim geri getirebilir?
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1
1 ayetMülk 1
تَبَارَكَ الَّذ۪ي بِيَدِهِ الْمُلْكُۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ ١
Mushaf
Okunuş
1Tebârake-lleẕî biyedihi-lmülk. vehüve ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Türkçe Meal
1Mutlak hükümranlığı elinde bulunduran Allah ne yüce bir bereket kaynağıdır. Ve O her şeye gücü yetendir, her şeye bir ölçü koyandır.
İlgili ayetler
Ayet 2
1 ayetMülk 2
اَلَّذ۪ي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفُورُۙ ٢
Mushaf
Okunuş
2Elleẕî ḫaleḳa-lmevte velḥayâte liyeblüveküm eyyüküm aḥsenü ʿamelâ. vehüve-lʿazîzü-lgafûr.
Türkçe Meal
2O ölümü ve hayatı, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için yaratmıştır. O mutlak üstün ve yüce olan ve eşsiz bağışlayandır.
Ayet 3–4
2 ayetMülk 3
Mülk 4
اَلَّذ۪ي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًاۜ مَا تَرٰى ف۪ي خَلْقِ الرَّحْمٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍۜ فَارْجِعِ الْبَصَرَۙ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ ٣ ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَس۪يرٌ ٤
Mushaf
Okunuş
3Elleẕî ḫaleḳa sebʿa semâvâtin ṭibâḳâ. mâ terâ fî ḫalḳi-rraḥmâni min tefâvüt. ferciʿi-lbeṣara hel terâ min füṭûr.
4Ŝümme-rciʿi-lbeṣara kerrateyni yenḳalib ileyke-lbeṣaru ḫâsiev vehüve ḥasîr.
Türkçe Meal
3O yedi kat gökleri mükemmel bir ahenk ve uyum içinde yaratandır. Rahman’ın yaratmasında hiçbir kusur ve uyumsuzluk göremezsin! Gözünü çevir de bir bak görebilecek misin herhangi bir kusur?
4Gözünü tekrar çevir de bak, göz aradığını bulamamış yorgun ve bitkin olarak sana geri dönecektir.
Ayet 5–11
7 ayetMülk 5
Mülk 6
Mülk 7
Mülk 8
Mülk 9
Mülk 10
Mülk 11
وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاط۪ينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّع۪يرِ ٥ وَلِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ٦ اِذَٓا اُلْقُوا ف۪يهَا سَمِعُوا لَهَا شَه۪يقًا وَهِيَ تَفُورُۙ ٧ تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِۜ كُلَّمَٓا اُلْقِيَ ف۪يهَا فَوْجٌ سَاَلَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَاْتِكُمْ نَذ۪يرٌ ٨ قَالُوا بَلٰى قَدْ جَٓاءَنَا نَذ۪يرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍۚ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ كَب۪يرٍ ٩ وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا ف۪ٓي اَصْحَابِ السَّع۪يرِ ١٠ فَاعْتَرَفُوا بِذَنْبِهِمْۚ فَسُحْقًا لِاَصْحَابِ السَّع۪يرِ ١١
Mushaf
Okunuş
5Veleḳad zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bimeṣâbîḥa veceʿalnâhâ rucûmel lişşeyâṭîni veaʿtednâ lehüm ʿaẕâbe-sseʿîr.
6Velilleẕîne keferû birabbihim ʿaẕâbü cehennem. vebiʾse-lmeṣîr.
7İẕâ ülḳû fîhâ semiʿû lehâ şehîḳav vehiye tefûr.
8Tekâdü temeyyezü mine-lgayż. küllemâ ülḳiye fîhâ fevcün seelehüm ḫazenetühâ elem yeʾtiküm neẕîr.
9Ḳâlû belâ ḳad câenâ neẕîrun fekeẕẕebnâ veḳulnâ mâ nezzele-llâhü min şeyʾ. in entüm illâ fî ḍalâlin kebîr.
10Veḳâlû lev künnâ nesmeʿu ev naʿḳilü mâ künnâ fî aṣḥâbi-sseʿîr.
11Faʿterafû biẕembihim. fesuḥḳal liaṣḥâbi-sseʿîr.
Türkçe Meal
5Andolsun ki biz yakın gökyüzünü kandiller yıldızlarla süsledik. Yıldızlardan çıkan ışığı şeytanları kovma aracı yaptık. Ayrıca biz onlara alevler püskürten bir ateş azabı hazırladık.
6Rablerine nankörlük eden kâfirler için ise cehennem azabı vardır. Ne kötü bir son duraktır orası!
7Onlar oraya atıldıkları zaman, cehennemin kaynarken çıkardığı dehşetli fokurtuyu işitecekler.
8Öyle ki cehennem öfkesinden neredeyse çatlayıp parçalanacak. Ne zaman oraya bir grup atılsa, oranın görevlileri onlara sorar:
– Size bir uyarıcı gelmedi mi?
9Onlar: -Evet, bize bir uyarıcı gelmişti, fakat biz onu yalancılıkla suçladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz, dedik.
10Eğer vahye kulak vermiş olsaydık yahut aklımızı kullansaydık bugün bu alevli ateşe düşenlerden olmazdık, derler.
11İşte günahlarını böyle itiraf edecekler. Kahrolsun o çılgın ateş halkı!
Ayet 12
1 ayetMülk 12
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ ١٢
Mushaf
Okunuş
12İnne-lleẕîne yaḫşevne rabbehüm bilgaybi lehüm magfiratüv veecrun kebîr.
Türkçe Meal
12Rablerine karşı içten derin bir saygı duyanlara gelince onlar için bağışlama ve büyük bir ödül vardır.
İlgili ayetler
Ayet 13–14
2 ayetMülk 13
Mülk 14
وَاَسِرُّوا قَوْلَكُمْ اَوِ اجْهَرُوا بِه۪ۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ١٣ اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَۜ وَهُوَ اللَّط۪يفُ الْخَب۪يرُ۟ ١٤
Mushaf
Okunuş
13Veesirrû ḳavleküm evi-cherû bih. innehû ʿalîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
14Elâ yaʿlemü men ḫaleḳ. vehüve-lleṭîfü-lḫabîr.
Türkçe Meal
13Sözünüzü ister gizleyin, ister açıklayın. Şüphesiz Allah içinizdeki en mahrem sırları bilendir.
14Yaratan yarattığını bilmez mi hiç? O, ilmiyle her şeye nüfuz eden ve her şeyden haberdar olandır.
Ayet 15
1 ayetMülk 15
هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا ف۪ي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِه۪ۜ وَاِلَيْهِ النُّشُورُ ١٥
Mushaf
Okunuş
15Hüve-lleẕî ceʿale lekümü-lʾarḍa ẕelûlen femşû fî menâkibihâ vekülû mir rizḳih. veileyhi-nnüşûr.
Türkçe Meal
15Yeryüzünü sizin için yaşamaya elverişli hale getiren ve hizmetinize amade kılan Allah’tır. Öyleyse yeryüzünün dağlarında ovalarında gezin ve rızkından yararlanın ama unutmayın ki sonunda dönüş Allah’adır.
Ayet 16–17
2 ayetMülk 16
Mülk 17
ءَاَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْاَرْضَ فَاِذَا هِيَ تَمُورُۙ ١٦ اَمْ اَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًاۜ فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذ۪يرِ ١٧
Mushaf
Okunuş
16Eemintüm men fi-ssemâi ey yaḫsife bikümü-lʾarḍa feiẕâ hiye temûr.
17Em emintüm men fi-ssemâi ey yürsile ʿaleyküm ḥâṣibâ. fesetaʿlemûne keyfe neẕîr.
Türkçe Meal
16Gökte olduğunu zannettiğiniz (fakat mekândan münezzeh olan) Allah’ın sizi yerin dibine batırmayacağından emin misiniz? Bir de bakarsınız ki yeryüzü sallanmaya başlamış.
17Yine gökte olduğunu zannettiğiniz (fakat mekândan münezzeh olan) Allah’ın size bir bela kasırgası göndermeyeceğinden emin misiniz? Uyarım nasılmış o zaman göreceksiniz!
Ayet 18
1 ayetMülk 18
وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ ١٨
Mushaf
Okunuş
18Veleḳad keẕẕebe-lleẕîne min ḳablihim fekeyfe kâne nekîr.
Türkçe Meal
18Doğrusu onlardan öncekiler de mesajları yalanlamışlardı ama sonunda uyarılarımı inkâr etmek nasılmış gördüler.
İlgili ayetler
Ayet 19
1 ayetMülk 19
اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَٓافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَۜ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلَّا الرَّحْمٰنُۜ اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ بَص۪يرٌ ١٩
Mushaf
Okunuş
19Evelem yerav ile-ṭṭayri fevḳahüm ṣâffâtiv veyaḳbiḍn. mâ yümsikühünne ille-rraḥmân. innehû bikülli şeyʾim beṣîr.
Türkçe Meal
19Oysa onlar üzerlerinde kanat çırparak sıra sıra uçan kuşları görüp hiç ibret almıyorlar mı? Onları havada tutan kudretin sahibi Rahman’dan başkası değildir. Zira O, her şeyi gözetiminde bulundurandır.
İlgili ayetler
19Nahl 79
Ayet 20
1 ayetMülk 20
اَمَّنْ هٰذَا الَّذ۪ي هُوَ جُنْدٌ لَكُمْ يَنْصُرُكُمْ مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِۜ اِنِ الْكَافِرُونَ اِلَّا ف۪ي غُرُورٍۚ ٢٠
Mushaf
Ayet 21–22
2 ayetMülk 21
Mülk 22
اَمَّنْ هٰذَا الَّذ۪ي يَرْزُقُكُمْ اِنْ اَمْسَكَ رِزْقَهُۚ بَلْ لَجُّوا ف۪ي عُتُوٍّ وَنُفُورٍ ٢١ اَفَمَنْ يَمْش۪ي مُكِبًّا عَلٰى وَجْهِه۪ٓ اَهْدٰٓى اَمَّنْ يَمْش۪ي سَوِيًّا عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٢٢
Mushaf
Okunuş
21Emmen hâẕe-lleẕî yerzüḳuküm in emseke rizḳah. bel leccû fî ʿutüvviv venüfûr.
22Efemey yemşî mükibben ʿalâ vechihî ehdâ emmey yemşî seviyyen ʿalâ ṣirâṭim müsteḳîm.
Türkçe Meal
21Söyleyin bakalım Allah rızkınızı kesiverse size rızık verecek olan kimdir? Hayır, aslında onlar azgınlık ve nefret içinde debelenmeye devam ediyorlar.
22Söyleyin bakalım engebeli bir yolda yüzükoyun sürünen kimse mi yoksa doğru yol üzerinde dimdik yürüyen kimse mi hedefe daha çabuk ulaşır?
Ayet 23–27
5 ayetMülk 23
Mülk 24
Mülk 25
Mülk 26
Mülk 27
قُلْ هُوَ الَّذ۪ٓي اَنْشَاَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ ٢٣ قُلْ هُوَ الَّذ۪ي ذَرَاَكُمْ فِي الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٢٤ وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٢٥ قُلْ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۖ وَاِنَّمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ٢٦ فَلَمَّا رَاَوْهُ زُلْفَةً س۪ٓيـَٔتْ وُجُوهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَق۪يلَ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تَدَّعُونَ ٢٧
Mushaf
Okunuş
23Ḳul hüve-lleẕî enşeeküm veceʿale lekümü-ssemʿa velʾebṣâra velʾefʾideh. ḳalîlem mâ teşkürûn.
24Ḳul hüve-lleẕî ẕeraʾeküm fi-lʾarḍi veileyhi tuḥşerûn.
25Veyeḳûlûne metâ hâẕe-lvaʿdü in küntüm ṣâdiḳîn.
26Ḳul inneme-lʿilmü ʿinde-llâh. veinnemâ ene neẕîrum mübîn.
27Felemmâ raevhü zülfeten sîet vucûhü-lleẕîne keferû veḳîle hâẕe-lleẕî küntüm bihî teddeʿûn.
Türkçe Meal
23De ki:
– Sizi yoktan var eden ve size, hakikati duymak için kulak, görmek için göz ve anlamak için de gönüller veren Allah’tır. Bu nimetlerin hakkını ne kadar da az veriyorsunuz.
24De ki:
– Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan Allah’dır. Unutmayın yine O’nun huzurunda toplanacaksınız.
25Kalkıp bir de "Eğer iddianızda samimi iseniz söyleyin bakalım şu bizi tehdit ettiğin vaat ne zamandır?" diye alay ediyorlar.
26De ki:
– Onun bilgisi yalnız Allah katındadır. Ben sizi sadece açıkça uyarmakla mükellefim.
27O (azapla) karşı karşıya geldiklerinde o nankör kâfirlerin yüzü kapkara kesilecek ve kendilerine; “Alay ederek "gelsin de görelim" dediğiniz azap işte budur” denilecek.
İlgili ayetler
Ayet 28
1 ayetMülk 28
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَهْلَكَنِيَ اللّٰهُ وَمَنْ مَعِيَ اَوْ رَحِمَنَاۙ فَمَنْ يُج۪يرُ الْكَافِر۪ينَ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ ٢٨
Mushaf
Okunuş
28Ḳul eraʾeytüm in ehlekeniye-llâhü vemem meʿiye ev raḥimenâ femey yücîru-lkâfirîne min ʿaẕâbin elîm.
Türkçe Meal
28De ki: -Diyelim ki Allah beni ve benimle beraber olan müminlerin canını aldı veya bize lütfedip ömür verdi. Peki, söyler misiniz kâfirleri o acıklı azaptan kim kurtaracak?
İlgili ayetler
Ayet 29–30
2 ayetMülk 29
Mülk 30
قُلْ هُوَ الرَّحْمٰنُ اٰمَنَّا بِه۪ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَاۚ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٢٩ قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَٓاؤُ۬كُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَاْت۪يكُمْ بِمَٓاءٍ مَع۪ينٍ ٣٠
Mushaf
Okunuş
29Ḳul hüve-rraḥmânü âmennâ bihî veʿaleyhi tevekkelnâ. fesetaʿlemûne men hüve fî ḍalâlim mübîn.
30Ḳul eraʾeytüm in aṣbeḥa mâüküm gavran femey yeʾtîküm bimâim meʿîn.
Türkçe Meal
29De ki: -Bizi kurtaracak olan kendisine iman ettiğimiz ve güvenip dayandığımız Rahman’dır. İşte o zaman öğreneceksiniz kimmiş apaçık sapıklık içinde olan.
30De ki: -Eğer suyunuz çekilip yerin derinliklerinde kaybolup gitse, söyleyin bakalım, size tertemiz kaynak sularını kim getirebilir?
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Tûr, sonra Hâkka indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla