Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaYusuf 1–3
3 ayetالٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ۠ ١ اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ قُرْءٰنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ٢ نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْاٰنَۗ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الْغَافِل۪ينَ ٣
Mushaf
Okunuş
1Elif-lâm-râ. tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.
2İnnâ enzelnâhü ḳurʾânen ʿarabiyyel leʿalleküm taʿḳilûn.
3Naḥnü neḳuṣṣu ʿaleyke aḥsene-lḳaṣaṣi bimâ evḥaynâ ileyke hâẕe-lḳurʾân. vein künte min ḳablihî lemine-lgâfilîn.
Ayet 1–3
Elif. Lâm. Râ. Bu kitabı anlaşılsın, üzerinde düşünülsün diye, kullandığınız dilin harflerinden oluşan sözlerle, apaçık Arapça bir hitap olarak indirmekte, öğüt alınmak üzere geçmiş kavimlerin de kıssalarını bildirmekteyiz. Ey Peygamber! Biz sana bunları vahyetmeden önce sen bunlardan habersizdin.
Yusuf 4–6
3 ayetاِذْ قَالَ يُوسُفُ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي رَاَيْتُ اَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَاَيْتُهُمْ ل۪ي سَاجِد۪ينَ ٤ قَالَ يَا بُنَيَّ لَا تَقْصُصْ رُءْيَاكَ عَلٰٓى اِخْوَتِكَ فَيَك۪يدُوا لَكَ كَيْدًاۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ٥ وَكَذٰلِكَ يَجْتَب۪يكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَاْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَٓا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبَّكَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ۟ ٦
Mushaf
Okunuş
4İẕ ḳâle yûsüfü liebîhi yâ ebeti innî raeytü eḥade ʿaşera kevkebev veşşemse velḳamera raeytühüm lî sâcidîn.
5Ḳâle yâ büneyye lâ taḳṣuṣ ruʾyâke ʿalâ iḫvetike feyekîdû leke keydâ. inne-şşeyṭâne lilʾinsâni ʿadüvvüm mübîn.
6Vekeẕâlike yectebîke rabbüke veyüʿallimüke min teʾvîli-lʾeḥâdîŝi veyütimmü niʿmetehû ʿaleyke veʿalâ âli yaʿḳûbe kemâ etemmehâ ʿalâ ebeveyke min ḳablü ibrâhîme veisḥâḳ. inne rabbeke ʿalîmün ḥakîm.
Ayet 4–6
Vaktiyle Yusuf, babasına şöyle dedi: “Babacığım! Ben rüyamda on bir yıldız, güneş ve ayın önümde eğilerek bana saygı gösterdiklerini gördüm.”
Bunun üzerine babası Yakub da ona, “Yavrucuğum! Bu rüyanı kardeşlerine anlatma, olur ki kıskançlık edip sana bir tuzak kurmaya kalkarlar, çünkü şeytan kıskançlık duygularını kışkırtmak için fırsat kollar, unutma ki şeytan insan için apaçık bir düşmandır. Ben bu rüyandan Rabbinin seni peygamber olarak seçeceğini ve sana rüyaların doğru yorumlanmasını ve olup bitenleri kavrama nimeti bahşedeceğini anlıyorum. Tıpkı ataların İbrahim ve İshak’a lütfettiği peygamberliği, Yakub’un soyunda seninle devam ettireceğine inanıyorum. Şüphesiz Rabbim her şeyi bilen ve her şeyi yerli yerince yapandır.” dedi.
Yusuf 7
1 ayetYusuf 8–10
3 ayetاِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَب۪ينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌۜ اِنَّ اَبَانَا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۚ ٨ اُقْتُلُوا يُوسُفَ اَوِ اطْرَحُوهُ اَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ اَب۪يكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِه۪ قَوْمًا صَالِح۪ينَ ٩ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ لَا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَاَلْقُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَ ١٠
Mushaf
Okunuş
8İẕ ḳâlû leyûsüfü veeḫûhü eḥabbü ilâ ebînâ minnâ venaḥnü ʿuṣbeh. inne ebânâ lefî ḍalâlim mübîn.
9Uḳtülû yûsüfe evi-ṭraḥûhü arḍay yaḫlü leküm vechü ebîküm vetekûnû mim baʿdihî ḳavmen ṣâliḥîn.
10Ḳâle ḳâilüm minhüm lâ taḳtülû yûsüfe veelḳûhü fî gayâbeti-lcübbi yelteḳiṭhü baʿḍu-sseyyârati in küntüm fâʿilîn.
Ayet 8–10
Vaktiyle Yusuf’un kardeşleri aralarında şöyle konuşmuşlardı: “Her işi bizim yapmamıza ve sayıca daha da fazla olmamıza rağmen, babamızın yanında Yusuf ve kardeşi daha kıymetli, dolayısıyla babamız bu konuda yanlış yapıyor.” derken içlerinden biri dedi ki: “Madem öyle Yusuf’u öldürelim yahut tekrar aramıza dönemeyeceği uzak bir yere götürüp atalım, böylece babamız da bizi daha çok sevecektir.” Bir diğeri ise, “Yusuf’u öldürmek yerine, kervanların gelip geçtiği yol üzerinde derin bir kuyuya atalım, onu bulup buralardan uzaklara götürürler, biz de böylece kurtulmuş oluruz.” dedi. Ve bunu yapmak üzere anlaştılar.
Yusuf 11–12
2 ayetقَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا لَكَ لَا تَاْمَنَّۭۖا عَلٰى يُوسُفَ وَاِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ ١١ اَرْسِلْهُ مَعَنَا غَدًا يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ١٢
Mushaf
Okunuş
11Ḳâlû yâ ebânâ mâ leke lâ teʾmennâ ʿalâ yûsüfe veinnâ lehû lenâṣiḥûn.
12Ersilhü meʿanâ gadey yertaʿ veyelʿab veinnâ lehû leḥâfiżûn.
Ayet 11–12
Nihayet anlaştıklarını uygulamak üzere babalarına giderek, “Baba, bizler Yusuf’u çok sevmemize rağmen, nedense sen hep onu bizden uzak tutuyorsun, bize güvenmiyorsun. İzin ver o da yarın bizimle gelip oynasın ve eğlensin, biz onu canımız gibi koruyup kollarız, sen rahat ol ve bize güven.” dediler.
İlgili ayetler
Yusuf 13–14
2 ayetقَالَ اِنّ۪ي لَيَحْزُنُن۪ٓي اَنْ تَذْهَبُوا بِه۪ وَاَخَافُ اَنْ يَاْكُلَهُ الذِّئْبُ وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ ١٣ قَالُوا لَئِنْ اَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ اِنَّٓا اِذًا لَخَاسِرُونَ ١٤
Mushaf
Okunuş
13Ḳâle innî leyaḥzününî en teẕhebû bihî veeḫâfü ey yeʾkülehü-ẕẕiʾbü veentüm ʿanhü gâfilûn.
14Ḳâlû lein ekelehü-ẕẕiʾbü venaḥnü ʿuṣbetün innâ iẕel leḫâsirûn.
Ayet 13–14
Babaları Yakub da onlara şöyle dedi: “Sizin onu götürmeniz beni endişelendirir, dalgınlıkla onu ihmal edebilir, kurda kuşa kaptırırsınız, o yüzden korkuyorum.” Bunun üzerine de onlar, “Biz bu kadar kalabalık olmamıza rağmen onu kurda kuşa kaptırırsak yazıklar olsun bize.” dediler.
İlgili ayetler
Yusuf 15
1 ayetفَلَمَّا ذَهَبُوا بِه۪ وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ١٥
Mushaf
Okunuş
15Felemmâ ẕehebû bihî veecmeʿû ey yecʿalûhü fî gayâbeti-lcübb. veevḥaynâ ileyhi letünebbiennehüm biemrihim hâẕâ vehüm lâ yeşʿurûn.
Ayet 15
Ertesi gün de Yusuf’u yanlarına alarak kuyuya atmak üzere yola koyuldular. Biz de ona yolda, “Gün gelecek, hiç beklemedikleri bir zamanda, üstelik seni tanıyamadıkları bir konumda sana yaptıklarının haberini onlara vereceksin.” diye ilham ettik.
Yusuf 16–18
3 ayetوَجَٓاؤُٓ۫ اَبَاهُمْ عِشَٓاءً يَبْكُونَۜ ١٦ قَالُوا يَٓا اَبَانَٓا اِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِنْدَ مَتَاعِنَا فَاَكَلَهُ الذِّئْبُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِق۪ينَ ١٧ وَجَٓاؤُ۫ عَلٰى قَم۪يصِه۪ بِدَمٍ كَذِبٍۜ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْرًاۜ فَصَبْرٌ جَم۪يلٌۜ وَاللّٰهُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ ١٨
Mushaf
Okunuş
16Vecâû ebâhüm ʿişâey yebkûn.
17Ḳâlû yâ ebânâ innâ ẕehebnâ nestebiḳu veteraknâ yûsüfe ʿinde metâʿinâ feekelehü-ẕẕiʾb. vemâ ente bimüʾminil lenâ velev künnâ ṣâdiḳîn.
18Vecâû ʿalâ ḳamîṣihî bidemin kâẕib. ḳâle bel sevvelet leküm enfüsüküm emrâ. feṣabrun cemîl. vellâhü-lmüsteʿânü ʿalâ mâ teṣifûn.
Ayet 16–18
Yusuf’u kuyuya attıktan sonra da akşam vakti ağlamaklı bir görüntü ile babalarının karşısına çıkıp, “Baba biz yarış yapmak için uzaklaşırken Yusuf’u da eşyalarımızın başına bırakmıştık, fakat geri döndüğümüzde onun bir kurt tarafından parçalanıp, yenilmiş olduğunu gördük, her ne kadar biz doğruyu söylemiş olsak da senin bize inanmayacağını da biliyoruz ama maalesef gerçek böyle oldu.” dediler ve üzerine sahte bir kan lekesi bulaştırdıkları gömlek parçasını da Yakub’a gösterdiler, çocuklarından bunları duyan Yakub da onlara dedi ki: “Anlaşılan o ki, kıskançlık duygularınız size çok kötü bir iş yaptırmış, bu durumda bana düşen güzel bir sabır gösterip, tahammül etmektir. Sizin bu yaptığınıza karşı bana dayanma gücü vermesi için Rabbime sığınır, O’ndan yardım dilerim.”
İlgili ayetler
Yusuf 19–20
2 ayetوَجَٓاءَتْ سَيَّارَةٌ فَاَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَاَدْلٰى دَلْوَهُۜ قَالَ يَا بُشْرٰى هٰذَا غُلَامٌۜ وَاَسَرُّوهُ بِضَاعَةًۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ ١٩ وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍۚ وَكَانُوا ف۪يهِ مِنَ الزَّاهِد۪ينَ۟ ٢٠
Mushaf
Okunuş
19Vecâet seyyâratün feerselû vâridehüm feedlâ delveh. ḳâle yâ büşrâ hâẕâ gulâm. veeserrûhü biḍâʿah. vellâhü ʿalîmüm bimâ yaʿmelûn.
20Veşeravhü biŝemenim baḫsin derâhime maʿdûdeh. vekânû fîhi mine-zzâhidîn.
Ayet 19–20
Onlar kurdukları tuzakla ilgili uydurduklarını babalarına anlatmakta iken, kuyunun bulunduğu yere bir kervan gelip durdu ve içlerinden biri su çekmek için kovasını kuyuya sarkıtırken kuyudaki Yusuf’u fark edip arkadaşlarına, “Kısmete bakın kuyuda bir erkek çocuk var.” diyerek Yusuf’u kuyudan çıkardı ve köle pazarında satmak üzere yanlarına alıp yollarına devam ettiler. Allah da onların ne yaptıklarını ve niyetlerini biliyordu.
Nihayet kervan Mısır’a varınca, köle pazarında Yusuf’u önemsiz bir para karşılığında sattılar, zaten ne kazansak kârdır diye düşünüyorlardı.
Yusuf 21
1 ayetوَقَالَ الَّذِي اشْتَرٰيهُ مِنْ مِصْرَ لِامْرَاَتِه۪ٓ اَكْرِم۪ي مَثْوٰيهُ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَٓا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًاۜ وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِۘ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَاْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِۜ وَاللّٰهُ غَالِبٌ عَلٰٓى اَمْرِه۪ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٢١
Mushaf
Okunuş
21Veḳâle-lleẕi-şterâhü mim miṣra limraetihî ekrimî meŝvâhü ʿasâ ey yenfeʿanâ ev netteḫiẕehû veledâ. vekeẕâlike mekkennâ liyûsüfe fi-lʾarḍ. velinüʿallimehû min teʾvîli-lʾeḥâdîŝ. vellâhü gâlibün ʿalâ emrihî velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.
Ayet 21
Mısır’da köle pazarından Yusuf’u satın alan adam, karısına dedi ki: “Bu çocuğa iyi bak, belki ileride bize faydası olur, kim bilir beğenirsek onu evlat da edinebiliriz.” Böylece Yusuf’u o ülkede sağlam bir yere yerleştirdik, ayrıca ona rüyaların yorumunu, işaret ettikleri gerçeklerin neler olduğunu öğrettik, Allah dilediği her şeyi gerçekleştirir, sonunda galip gelecek olan O’dur. Fakat insanların çoğu bu gerçeği anlamak istemez.
Yusuf 22
1 ayetوَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُٓ اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًاۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ٢٢
Mushaf
Okunuş
22Velemmâ belega eşüddeh âteynâhü ḥukmev veʿilmâ. vekeẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Ayet 22
Yusuf olgunluk çağına gelince de, ona güçlü bir muhakeme yeteneği ile doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme ve insanları yönetme kabiliyetleri ihsan ettik. Biz, başına gelen sıkıntılara katlanırken yanlışa sapmayan, doğru olandan taviz vermeyenleri böyle ödüllendiririz.
Yusuf 23–24
2 ayetوَرَاوَدَتْهُ الَّت۪ي هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِه۪ وَغَلَّقَتِ الْاَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَۜ قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اِنَّهُ رَبّ۪ٓي اَحْسَنَ مَثْوَايَۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ٢٣ وَلَقَدْ هَمَّتْ بِه۪ۗ وَهَمَّ بِهَاۚ لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ كَذٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّٓوءَ وَالْفَحْشَٓاءَۜ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَص۪ينَ ٢٤
Mushaf
Okunuş
23Verâvedethü-lletî hüve fî beytihâ ʿan nefsihî vegalleḳati-lʾebvâbe veḳâlet heyte lek. ḳâle meʿâẕe-llâhi innehû rabbî aḥsene meŝvây. innehû lâ yüfliḥu-żżâlimûn.
24Veleḳad hemmet bih. vehemme bihâ. levlâ er raâ bürhâne rabbih. keẕâlike linaṣrife ʿanhü-ssûe velfaḥşâʾ. innehû min ʿibâdine-lmuḫleṣîn.
Ayet 23–24
Evinde barındığı kadın bir gün Yusuf’a duyduğu arzuya kendini kaptırarak, onu baştan çıkarmak için odanın kapısını kapatıp Yusuf’u yatağına almak istedi, bunun üzerine Yusuf: “Böyle bir işi yapmaktan Allah’a sığınırım, benim Rabbim bana bunca nimet vermişken, üstelik senin eşin de bana namusunu, malını, mülkünü güvenip emanet etmişken, asla ona da ihanet etmem, kendisine duyulan güvene ihanet edenler iflah olmazlar.” dedi.
Kadın Yusuf’la ilgili emeline ulaşmayı aklına koymuş, bunu yapmanın kararlılığı içindeydi. Şayet Allah bu işi yapmanın çirkinliğini Yusuf’un kalbine ilham edip, onu sağlamlaştırmasaydı, neredeyse Yusuf da kadına uyup kendini helak edecekti. Biz onu taşkınlıktan ve çirkinlikten böylece koruduk. Çünkü Yusuf Bizim ihlâslı ve kendini kötülüklerden arındırmaya çalışan bir kulumuzdu.
Yusuf 25–29
5 ayetوَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَم۪يصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ قَالَتْ مَا جَزَٓاءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءًا اِلَّٓا اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٢٥ قَالَ هِيَ رَاوَدَتْن۪ي عَنْ نَفْس۪ي وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ اَهْلِهَاۚ اِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٢٦ وَاِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٢٧ فَلَمَّا رَاٰ قَم۪يصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ اِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّۜ اِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظ۪يمٌ ٢٨ يُوسُفُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَا وَاسْتَغْفِر۪ي لِذَنْبِكِۚ اِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخَاطِـ۪ٔينَ۟ ٢٩
Mushaf
Okunuş
25Vestebeḳe-lbâbe veḳaddet ḳamîṣahû min dübüriv veelfeyâ seyyidehâ lede-lbâb. ḳâlet mâ cezâü men erâde biehlike sûen illâ ey yüscene ev ʿaẕâbün elîm.
26Ḳâle hiye râvedetnî ʿan nefsî veşehide şâhidüm min ehlihâ. in kâne ḳamîṣuhû ḳudde min ḳubülin feṣadeḳat vehüve mine-lkâẕibîn.
27Vein kâne ḳamîṣuhû ḳudde min dübürin fekeẕebet vehüve mine-ṣṣâdiḳîn.
28Felemmâ raâ ḳamîṣahû ḳudde min dübürin ḳâle innehû min keydikünn. inne keydekünne ʿażîm.
29Yûsüfü aʿriḍ ʿan hâẕâ vestagfirî liẕembik. inneki künti mine-lḫâṭiîn.
Ayet 25–29
Yusuf kendine saldıran kadından kurtulmak için kapıya doğru koşunca, kadın da arkasından koşup yakalayıp çekiştirdiği gömleğini yırttı, tam da bu sırada kadının kocası karşılarına çıkıverdi, kadın derhal kocasına, “Senin namusuna göz dikip, zarar vermek isteyen bu adamı cezasız bırakma, onun cezası zindana atılmak yahut işkenceye tabi tutulmak olmalı.” diyerek kendini kurtarmaya çalıştı. Bu durum karşısında şaşırıp kalan Yusuf da, “Asıl kendisi beni baştan çıkarmak istedi.” diyerek kendini savunmaya çalıştı. O esnada tartışmalara şahit olan ve ev sahibi kadının yakını olan bir kadın da suçlunun ortaya çıkarılması için şöyle dedi: “Eğer Yusuf’un gömleği önden yırtılmış ise kadın doğru söylüyor, şayet gömlek arkadan yırtılmışsa Yusuf’un söylediği doğrudur.”
Bunun üzerine Yusuf’un gömleğinin arkadan yırtılmış olduğu ortaya çıkınca, doğruyu söyleyenin Yusuf olduğu anlaşıldı. Gerçeği anlayan kocası da kadına dönerek, “Bu, sizin gibi kadınların kurdukları tuzaklardan biridir, sizin tuzaklarınız çok yamandır.” dedi ve Yusuf’a da dönerek, “Yusuf, sen de bu olaydan kimseye söz etme.” dedikten sonra da karısına dönüp, “Ey kadın! Sen de bu yaptığından dolayı tevbe edip af dile, suçun sende olduğu açıkça görülüyor.” dedi.
Yusuf 30–34
5 ayetوَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَد۪ينَةِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ تُرَاوِدُ فَتٰيهَا عَنْ نَفْسِه۪ۚ قَدْ شَغَفَهَا حُبًّاۜ اِنَّا لَنَرٰيهَا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٣٠ فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ وَاَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَـًٔا وَاٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكّ۪ينًا وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّۚ فَلَمَّا رَاَيْنَهُٓ اَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا هٰذَا بَشَرًاۜ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا مَلَكٌ كَر۪يمٌ ٣١ قَالَتْ فَذٰلِكُنَّ الَّذ۪ي لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِۜ وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ فَاسْتَعْصَمَۜ وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَٓا اٰمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُونًا مِنَ الصَّاغِر۪ينَ ٣٢ قَالَ رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِۚ وَاِلَّا تَصْرِفْ عَنّ۪ي كَيْدَهُنَّ اَصْبُ اِلَيْهِنَّ وَاَكُنْ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ ٣٣ فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٣٤
Mushaf
Okunuş
30Veḳâle nisvetün fi-lmedîneti-mraetü-lʿazîzi türâvidü fetâhâ ʿan nefsih. ḳad şegafehâ ḥubbâ. innâ lenerâhâ fî ḍalâlim mübîn.
31Felemmâ semiʿat bimekrihinne erselet ileyhinne veaʿtedet lehünne müttekeev veâtet külle vâḥidetim minhünne sikkînev veḳâleti-ḫruc ʿaleyhinn. felemmâ raeynâhü ekbernehû veḳaṭṭaʿne eydiyehünne veḳulne ḥâşe lillâhi mâ hâẕâ beşerâ. in hâẕâ illâ melekün kerîm.
32Ḳâlet feẕâlikünne-lleẕî lümtünnenî fîh. veleḳad râvettühû ʿan nefsihî festaʿṣam. veleil lem yefʿal mâ âmüruhû leyüscenenne veleyekûnem mine-ṣṣâgirîn.
33Ḳâle rabbi-ssicnü eḥabbü ileyye mimmâ yedʿûnenî ileyh. veillâ taṣrif ʿannî keydehünne aṣbü ileyhinne veeküm mine-lcâhilîn.
34Festecâbe lehû rabbühû feṣarafe ʿanhü keydehünn. innehû hüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Ayet 30–34
Bir süre sonra olay şehirde duyulunca, şehirdeki kadınlar birbirlerine, “Vezirin karısı, kölesine âşık olup onu baştan çıkarmaya çalışmış, anlaşılan kölesine olan tutkusu aklını başından almış, kadın yoldan çıkıp sapıtmış.” demeye başladılar.
Vezirin karısı da kendisi hakkında söylenenleri duyunca, evinde mükemmel bir ziyafet hazırlayıp o kadınları da davet etti, yemekten sonra da her birinin önüne birer meyve tabağı ve bıçak koydurttu, sonra da Yusuf’u onlara hizmet etmek üzere oraya çağırdı, Yusuf’u gören kadınlar onun güzelliği karşısında hayranlık ve şaşkınlıktan meyve yerine bıçakla ellerini kestiler ve “Aman Allah’ım bu bir insan olamaz, olsa olsa bir melektir.” dediler. Bunun üzerine de vezirin karısı kadınlara dönerek, “İşte siz beni bu delikanlı yüzünden kınayıp durdunuz, işin gerçeği ben onu baştan çıkarmak istedim, çok da uğraştım ama o hep beni reddetti, şimdi yeminle söylüyorum ki, ya benim arzumu yerine getirecek, ya da zindana girip çürüyecek.” dedi.
Bunları duyan Yusuf da kendi kendine, “Ey Rabbim! Benim için zindana atılmak, bu kadınların isteklerini yerine getirmekten daha hayırlıdır, Rabbim Sen beni bunların tuzaklarından korumazsan belki ben de onlara meyleder, kendine hâkim olamayan cahillerden olup çıkarım.” diyerek dua etti. Allah da Yusuf’un duasını kabul edip onu kadınların tuzaklarından korudu, çünkü Allah her şeyi işiten ve her şeyin iç yüzünü bilendir.
Yusuf 35
1 ayetثُمَّ بَدَا لَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا رَاَوُا الْاٰيَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتّٰى ح۪ينٍ۟ ٣٥
Mushaf
Okunuş
35Ŝümme bedâ lehüm mim baʿdi mâ raevu-lʾâyâti leyescününnehû ḥattâ ḥîn.
Ayet 35
Yusuf’un kadın tarafından iftiraya uğramasına ve suçsuzluğunun ortaya çıkmasına rağmen, dedikoduları önlemek ve bundan sonra olması muhtemel olayların da önüne geçmek için Yusuf’u zindana attılar.
İlgili ayetler
Yusuf 36–40
5 ayetوَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِۜ قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَعْصِرُ خَمْرًاۚ وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَاْس۪ي خُبْزًا تَاْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُۜ نَبِّئْنَا بِتَاْو۪يلِه۪ۚ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ ٣٦ قَالَ لَا يَاْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ اِلَّا نَبَّاْتُكُمَا بِتَاْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَاْتِيَكُمَاۜ ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَن۪ي رَبّ۪يۜ اِنّ۪ي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَۙ ٣٧ وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَٓاء۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ مَا كَانَ لَنَٓا اَنْ نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ ذٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ ٣٨ يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ ءَاَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ اَمِ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۜ ٣٩ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِلَّٓا اَسْمَٓاءً سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٤٠
Mushaf
Okunuş
36Vedeḫale meʿahü-ssicne feteyân. ḳâle eḥadühümâ innî erânî aʿṣiru ḫamrâ. veḳâle-lʾâḫaru innî erânî aḥmilü fevḳa raʾsî ḫubzen teʾkülu-ṭṭayru minh. nebbiʾnâ biteʾvîlih. innâ nerâke mine-lmuḥsinîn.
37Ḳâle lâ yeʾtîkümâ ṭaʿâmün türzeḳânihî illâ nebbeʾtükümâ biteʾvîlihî ḳable ey yeʾtiyekümâ. ẕâlikümâ mimmâ ʿallemenî rabbî. innî teraktü millete ḳavmil lâ yüʾminûne billâhi vehüm bilʾâḫirati hüm kâfirûn.
38Vettebaʿtü millete âbâî ibrâhîme veisḥâḳa veyaʿḳûb. mâ kâne lenâ en nüşrike billâhi min şeyʾ. ẕâlike min faḍli-llâhi ʿaleynâ veʿale-nnâsi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yeşkürûn.
39Yâ ṣâḥibeyi-ssicni eerbâbüm müteferriḳûne ḫayrun emi-llâhü-lvâḥidü-lḳahhâr.
40Mâ taʿbüdûne min dûnihî illâ esmâen semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ enzele-llâhü bihâ min sülṭân. ini-lḥukmü illâ lillâh. emera ellâ taʿbüdû illâ iyyâh. ẕâlike-ddînü-lḳayyimü velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.
Ayet 36–40
Yusuf’la birlikte zindana iki genç daha atılmıştı. Onlardan birisi bir sabah Yusuf’a, rüyasında kendisini üzüm sıkarken gördüğünü söylerken diğeri de, “Ben de rüyamda başımın üstünde ekmek taşıdığımı ve ekmeği kuşların gagaladığını gördüm, bize rüyalarımızın yorumunu yapar mısın? Biz seni bu konularda bilgili biri olarak görüyoruz.” dedi.
Yusuf da onlara, “Kahvaltınız gelinceye kadar ben de sizin rüyalarınızı yorumlarım, böylece siz de neyle karşılaşacağınızı öğrenmiş olursunuz. Bu bana Rabbimin bahşettiği bir ilimdir ama rüyalarınızın yorumundan önce size şunu söylemek isterim: Ben, yaratılış sebebini düşünmeyen ve Âhiret Günü’ne inanmayan bu müşrik toplumdan birisi değilim, benim yolum Allah’a iman eden atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un tevhid yoludur. Bu, Rabbimizin insanlara sunduğu büyük bir lütuftur fakat insanların çoğu bunu anlamaz ve buna göre yaşayıp şükretmez.
Ey zindan arkadaşlarım! Şimdi söyleyin bakalım, biri diğerinden çok farklı, birden fazla rabler ve ilahlar edinerek, onların hepsine birden tabi olarak yaşamak mı insana daha çok yakışır ve onu mutlu eder? Yoksa her şeyin doğrusunu bilen, her şeye güç yetiren, kâinatı ve içinde ne varsa hepsini yaratan, insanı bunca nimetlerle donatan ve tek olan Allah’ı Rab ve ilah edinerek yaşamak mı insana daha çok yakışır?
Ey zindan arkadaşlarım! Allah’la birlikte Rab ve ilah edinip, isimlendirip kendilerine uyduklarınız da atalarınız ve sizin gibi yaratılmışlardır. Allah onlara insanlar üzerinde istedikleri gibi hükümler koyma yetkisi de vermemiştir. Kulları üzerinde hükümler koymak yetkisi yalnızca Allah’a aittir. İnsanlar ancak Allah’ın hükümlerine tabi olarak O’na kulluk edebilirler, tek doğru din (nizam) de budur.” dedi. Fakat insanların çoğu bu gerçeğe sırt dönerler.
Yusuf 41
1 ayetيَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ اَمَّٓا اَحَدُكُمَا فَيَسْق۪ي رَبَّهُ خَمْرًاۚ وَاَمَّا الْاٰخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَاْكُلُ الطَّيْرُ مِنْ رَاْسِه۪ۜ قُضِيَ الْاَمْرُ الَّذ۪ي ف۪يهِ تَسْتَفْتِيَانِۜ ٤١
Mushaf
Okunuş
41Yâ ṣâḥibeyi-ssicni emmâ eḥadükümâ feyesḳî rabbehû ḫamrâ. veemme-lʾâḫaru feyuṣlebü feteʾkülu-ṭṭayru mir raʾsih. ḳuḍiye-lʾemru-lleẕî fîhi testeftiyân.
Ayet 41
Yusuf bunları tebliğ ettikten sonra da zindan arkadaşlarına, şimdi de rüyalarınızın yorumunu sizlere yapacağım diyerek, rüyasında üzüm sıktığını görene, “Sen hapisten kurtulup, eskiden olduğu gibi efendine şarap hazırlamaya devam edeceksin.” dedi. Başının üstünde taşıdığı ekmeği kuşların gagaladığını rüyasında görene ise, “Sen de asılacaksın ve kuşlar da başını didikleyecek, işte yorumunu istediğiniz rüyalarınız bu gerçeklere işaret ediyor.” dedi.
İlgili ayetler
Yusuf 42
1 ayetوَقَالَ لِلَّذ۪ي ظَنَّ اَنَّهُ نَاجٍ مِنْهُمَا اذْكُرْن۪ي عِنْدَ رَبِّكَۘ فَاَنْسٰيهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّه۪ فَلَبِثَ فِي السِّجْنِ بِضْعَ سِن۪ينَۜ۟ ٤٢
Mushaf
Okunuş
42Veḳâle lilleẕî żanne ennehû nâcim minhüme-ẕkürnî ʿinde rabbik. feensâhü-şşeyṭânü ẕikra rabbihî felebiŝe fi-ssicni biḍʿa sinîn.
Ayet 42
Sonra da Yusuf, zindandan kurtulacağını düşündüğü arkadaşına, “Zindandan çıkınca efendine benden bahset.” dedi. Fakat oradan çıktıktan sonra şeytan ona, efendisine Yusuf’tan söz etmeyi unutturdu, bunun üzerine Yusuf bir müddet daha zindanda kaldı.
Yusuf 43–45
3 ayetوَقَالَ الْمَلِكُ اِنّ۪ٓي اَرٰى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَاْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۜ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَاُ اَفْتُون۪ي ف۪ي رُءْيَايَ اِنْ كُنْتُمْ لِلرُّءْيَا تَعْبُرُونَ ٤٣ قَالُٓوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍۚ وَمَا نَحْنُ بِتَاْو۪يلِ الْاَحْلَامِ بِعَالِم۪ينَ ٤٤ وَقَالَ الَّذ۪ي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَاْو۪يلِه۪ فَاَرْسِلُونِ ٤٥
Mushaf
Okunuş
43Veḳâle-lmelikü innî erâ sebʿa beḳarâtin simâniy yeʾkülühünne sebʿun ʿicâfüv vesebʿa sümbülâtin ḫuḍriv veüḫarâ yâbisât. yâ eyyühe-lmeleü eftûnî fî ruʾyâye in küntüm lirruʾyâ taʿbürûn.
44Ḳâlû aḍgâŝü aḥlâm. vemâ naḥnü biteʾvîli-lʾaḥlâmi biʿâlimîn.
45Veḳâle-lleẕî necâ minhümâ veddekera baʿde ümmetin ene ünebbiüküm biteʾvîlihî feersilûn.
Ayet 43–45
Bir süre sonra zindandan çıkan arkadaşının efendisi olan hükümdar (Melik), rüyasında yedi zayıf ineğin yedi besili ineği yediğini, ayrıca yedi yeşil başak, yedi de kurumuş başak gördü ve rüyasını etrafındaki seçkinlerine anlatarak yorumlamalarını istedi. Onlar da bunun karışık bir rüya olduğunu, üstelik kendilerinin rüyaların yorumlanması konusunda bilgilerinin olmadığını, dolayısıyla işaret ettikleri gerçekleri bilemeyeceklerini söylerken, onlara hizmet etmekte olan Yusuf’un zindan arkadaşı birden Yusuf’un rüyalar hakkındaki isabetli yorumlarını hatırladı ve hükümdara, “Bu rüyanın doğru yorumunu, işaret ettiği gerçeği öğrenip size haber verebilirim, siz yeter ki beni Yusuf’a gönderin.” dedi.
İlgili ayetler
Yusuf 46
1 ayetيُوسُفُ اَيُّهَا الصِّدّ۪يقُ اَفْتِنَا ف۪ي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَاْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۙ لَعَلّ۪ٓي اَرْجِعُ اِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ ٤٦
Mushaf
Okunuş
46Yûsüfü eyyühe-ṣṣiddîḳu eftinâ fî sebʿi beḳarâtin simâniy yeʾkülühünne sebʿun ʿicâfüv vesebʿi sümbülâtin ḫuḍriv veüḫarâ yâbisâtil leʿallî erciʿu ile-nnâsi leʿallehüm yaʿlemûn.
Ayet 46
Hükümdardan izin alır almaz da zindana koşup, Yusuf’a dedi ki: “Ey benim özü sözü doğru arkadaşım, rüyada yedi zayıf ineğin, yedi besili ineği yemesi ile yedi yeşil, yedi de kuru başak görülmesinin ne anlama geldiğini söyler misin? Ben senin yapacağın yorumla saraya dönerek senden bahsedeceğim, böylece bakarsın senin değerini anlamış olurlar.”
İlgili ayetler
Yusuf 47–49
3 ayetقَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِن۪ينَ دَاَبًاۚ فَمَا حَصَدْتُمْ فَذَرُوهُ ف۪ي سُنْبُلِه۪ٓ اِلَّا قَل۪يلًا مِمَّا تَاْكُلُونَ ٤٧ ثُمَّ يَاْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَاْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ اِلَّا قَل۪يلًا مِمَّا تُحْصِنُونَ ٤٨ ثُمَّ يَاْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَامٌ ف۪يهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَف۪يهِ يَعْصِرُونَ۟ ٤٩
Mushaf
Okunuş
47Ḳâle tezraʿûne sebʿa sinîne deebâ. femâ ḥaṣattüm feẕerûhü fî sümbülihî illâ ḳalîlem mimmâ teʾkülûn.
48Ŝümme yeʾtî mim baʿdi ẕâlike sebʿun şidâdüy yeʾkülne mâ ḳaddemtüm lehünne illâ ḳalîlem mimmâ tuḥṣinûn.
49Ŝümme yeʾtî mim baʿdi ẕâlike ʿâmün fîhi yügâŝü-nnâsü vefîhi yaʿṣirûn.
Ayet 47–49
Yusuf da ona, “Yedi yıl boyunca her zaman yaptığınız gibi ekip biçin, ihtiyacınız kadarını ayırdıktan sonra kalanını başağından ayırmadan depolayın. Bu ilk yedi yıl bolluk yılı olacak, sonra da yedi yıl sürecek olan bir kıtlık olacak. Bu kıtlık yıllarında yedi yıldır depoladığınızdan bir kısmını tohumluk olarak ayırıp gerisini tüketebilirsiniz. Daha sonra da bol yağmurlu ve bereketli bir yıl gelecek. Böylece kıtlık da sona erecek, o yıl da insanlar bolluğa kavuşacak, bol bol meyveler sıkacaklar.” dedi.
İlgili ayetler
Yusuf 50
1 ayetوَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ فَسْـَٔلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ الّٰت۪ي قَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّۜ اِنَّ رَبّ۪ي بِكَيْدِهِنَّ عَل۪يمٌ ٥٠
Mushaf
Okunuş
50Veḳâle-lmelikü-ʾtûnî bih. felemmâ câehü-rrasûlü ḳâle-rciʿ ilâ rabbike fesʾelhü mâ bâlü-nnisveti-llâtî ḳaṭṭaʿne eydiyehünn. inne rabbî bikeydihinne ʿalîm.
Ayet 50
Yusuf’un bu yorumu kendisine ulaşınca hükümdar, “Yusuf’u bana getirin.” dedi. Hükümdarın adamı Yusuf’u saraya götürmek için geldiğinde Yusuf ona, “Sen önce efendine söyle de, benimle ilgili gerçeği ortaya çıkarmak için ellerini kesen kadınları şahit olarak bir dinlesin, Rabbim bana kurulan tuzağı çok iyi bilmektedir.” dedi.
Yusuf 51
1 ayetقَالَ مَا خَطْبُكُنَّ اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِه۪ۜ قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُٓوءٍۜ قَالَتِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّۘ اَنَا۬ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ وَاِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِق۪ينَ ٥١
Mushaf
Okunuş
51Ḳâle mâ ḫaṭbükünne iẕ râvettünne yûsüfe ʿan nefsih. ḳulne ḥâşe lillâhi mâ ʿalimnâ ʿaleyhi min sûʾ. ḳâleti-mraetü-lʿazîzi-lʾâne ḥaṣḥaṣa-lḥaḳḳ. ene râvettühû ʿan nefsihî veinnehû lemine-ṣṣâdiḳîn.
Ayet 51
Hükümdar, Yusuf’un bu talebi üzerine kadınları huzuruna çağırıp onlara dedi ki: “Yusuf’un gönlünü çelmek istediğinizde onun size karşı tavrı ne oldu?” Kadınlar, “Hâşâ, Allah da şahit ki biz ondan hiçbir ilgi ve en küçük bir kötülük arzusu dahi görmedik.” dediler. Sonra da Yusuf’un efendisi olan vezirin karısı söze girerek, “Daha fazla inkâra gerek yok, artık gerçek ortaya çıktı. Yusuf’u yoldan çıkarıp, arzusunu gerçekleştirmek isteyen bendim. Onun bu konuda hiçbir suçu yoktur ve bütün söyledikleri doğrudur.” diyerek suçunu itiraf etti.
Yusuf 52–53
2 ayetذٰلِكَ لِيَعْلَمَ اَنّ۪ي لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَيْبِ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ ٥٢ وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪يۚ اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪يۜ اِنَّ رَبّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥٣
Mushaf
Okunuş
52Ẕâlike liyaʿleme ennî lem eḫunhü bilgaybi veenne-llâhe lâ yehdî keyde-lḫâinîn.
53Vemâ überriü nefsî. inne-nnefse leemmâratüm bissûi illâ mâ raḥime rabbî. inne rabbî gafûrur raḥîm.
Ayet 52–53
Yusuf, hükümdarla kadınların arasında konuşulanları öğrendiğinde, “Benim amacım evinde bulunduğum, ekmeğini yediğim, iyiliğini gördüğüm ve bana güvenmiş olan efendime ihanet etmediğimin herkes tarafından bilinmesidir. İşte gördüğünüz gibi Allah hainlerin tuzaklarını asla başarıya ulaştırmaz ve gerçeği mutlaka ortaya çıkarır.” dedi ve ardından da şunları ekledi: “Ben yine de nefsimi tamamen temize çıkaramam. Şayet Rabbimin esirgeyip koruması olmasa, kendimi nefsimin elinden kurtaramazdım. Çünkü nefis insanı kötülüğe, çirkinliğe, günaha sürükleyebilir. Fakat şu da bir gerçek ki, Rabbim yürekten ve bilinçle kendisine yönelenleri esirgeyen, merhamet eden ve bağışlayandır.”
Yusuf 54–55
2 ayetوَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ٓ اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْس۪يۚ فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَك۪ينٌ اَم۪ينٌ ٥٤ قَالَ اجْعَلْن۪ي عَلٰى خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ اِنّ۪ي حَف۪يظٌ عَل۪يمٌ ٥٥
Mushaf
Okunuş
54Veḳâle-lmelikü-ʾtûnî bihî estaḫliṣhü linefsî. felemmâ kellemehû ḳâle inneke-lyevme ledeynâ mekînün emîn.
55Ḳâle-cʿalnî ʿalâ ḫazâini-lʾarḍ. innî ḥafîżun ʿalîm.
Ayet 54–55
Hükümdar kadınlardan gerçeği öğrenince adamlarına, “Yusuf’u bana getirin, kendime özel bir danışman, seçkin bir yardımcı yapacağım.” deyip Yusuf’u yanına getirtti ve bir süre görüştükten sonra da Yusuf’a, “Bundan sonra sen yanımızda kendisine çok güvenilen, önemli mevkileri hak eden birisin.” dedi. Yusuf da hükümdara: “Madem öyle, beni hazinelerden sorumlu ve yetkili bir makama getir, benim hazineyi çok iyi koruyacağıma ve bu konudaki kabiliyetime, bilgime güvenebilirsin.” dedi.
Yusuf 56–57
2 ayetوَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِۚ يَتَبَوَّاُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَٓاءُۜ نُص۪يبُ بِرَحْمَتِنَا مَنْ نَشَٓاءُ وَلَا نُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ ٥٦ وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟ ٥٧
Mushaf
Okunuş
56Vekeẕâlike mekkennâ liyûsüfe fi-lʾarḍ. yetebevveü minhâ ḥayŝü yeşâʾ. nüṣîbü biraḥmetinâ men neşâü velâ nüḍîʿu ecra-lmuḥsinîn.
57Veleecru-lʾâḫirati ḫayrul lilleẕîne âmenû vekânû yetteḳûn.
Ayet 56–57
Böylece Biz Yusuf’a Mısır’da önemli bir mevki, güç ve itibar bahşettik. Yusuf o ülkede dilediği yere yerleşip, dilediği işi de dilediği gibi yapmakta özgür bir yönetici durumuna geldi. Biz rahmetimizi layık gördüklerimize bahşeder, Bize teslim olanların yaptıklarını karşılıksız bırakmayız, bununla birlikte yaratılış sebepleri olan Allah’ın daveti nizam ile ahlaka iman edip, onu yaşamak ve yaşatmak uğrunda ellerinden gelen çabayı gösterenler için âhiret mükâfatı dünyadakinden kat be kat daha fazla ve daha hayırlıdır.
Yusuf 58–62
5 ayetوَجَٓاءَ اِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ ٥٨ وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُون۪ي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَب۪يكُمْۚ اَلَا تَرَوْنَ اَنّ۪ٓي اُو۫فِي الْكَيْلَ وَاَنَا۬ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ ٥٩ فَاِنْ لَمْ تَاْتُون۪ي بِه۪ فَلَا كَيْلَ لَكُمْ عِنْد۪ي وَلَا تَقْرَبُونِ ٦٠ قَالُوا سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ ٦١ وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ ف۪ي رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَٓا اِذَا انْقَلَبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٦٢
Mushaf
Okunuş
58Vecâe iḫvetü yûsüfe fedeḫalû ʿaleyhi feʿarafehüm vehüm lehû münkirûn.
59Velemmâ cehhezehüm bicehâzihim ḳâle-ʾtûnî bieḫil leküm min ebîküm. elâ teravne ennî ûfi-lkeyle veenâ ḫayru-lmünzilîn.
60Feil lem teʾtûnî bihî felâ keyle leküm ʿindî velâ taḳrabûn.
61Ḳâlû senürâvidü ʿanhü ebâhü veinnâ lefâʿilûn.
62Veḳâle lifityânihi-cʿalû biḍâʿatehüm fî riḥâlihim leʿallehüm yaʿrifûnehâ iẕe-nḳalebû ilâ ehlihim leʿallehüm yerciʿûn.
Ayet 58–62
Yusuf istediği yetkileri alıp da işe başlayınca ilk yedi yıl ülkede bolca ekin ektirdi ve fazlasını depo ettirdi, ardından gelen kuraklıkla birlikte civardaki kuraklıktan etkilenen ülkelerden insanlar, Mısır’a tahıl almak için gelmeye başladılar, bir süre sonra Yusuf’un kardeşleri de tahıl almak üzere gelip Yusuf’un karşısına çıktılar, Yusuf onları görür görmez tanıdı fakat onlar Yusuf’u tanımadılar.
Yusuf tahıllarını yüklettikten sonra da onlarla sohbeti sırasında, “Bir dahaki gelişinizde, babanız bir olan öteki kardeşinizi de getirin, gördüğünüz gibi ben ölçüyü, tartıyı tam tutarım, misafirlerime de cömert davranırım, ev sahipliğimden memnun kaldığınızı düşünüyorum.” diyerek sözlerine şöyle devam etti: “Tekrar gelişinizde o kardeşinizi de getirip benimle tanıştırmazsanız, size bir ölçek tahıl vermem, sizi yanıma da yaklaştırmam, haberiniz olsun.” Bunun üzerine kardeşleri de Yusuf’a, “Onu getirmek için babamızdan izin almak konusunda, elimizden geleni yapacağız.” dediler. Bu arada Yusuf onların tahıl için ödedikleri bedeli de yüklerinin içine koydurttu. Belki böylece yeniden tahıl almak için daha istekli olarak gelebilirler diye düşündü.
İlgili ayetler
58Yusuf 15
Yusuf 63–64
2 ayetفَلَمَّا رَجَعُٓوا اِلٰٓى اَب۪يهِمْ قَالُوا يَٓا اَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَاَرْسِلْ مَعَنَٓا اَخَانَا نَكْتَلْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ٦٣ قَالَ هَلْ اٰمَنُكُمْ عَلَيْهِ اِلَّا كَمَٓا اَمِنْتُكُمْ عَلٰٓى اَخ۪يهِ مِنْ قَبْلُۜ فَاللّٰهُ خَيْرٌ حَافِظًاۖ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ ٦٤
Mushaf
Okunuş
63Felemmâ raceʿû ilâ ebîhim ḳâlû yâ ebânâ müniʿa minne-lkeylü feersil meʿanâ eḫânâ nektel veinnâ lehû leḥâfiżûn.
64Ḳâle hel âmenüküm ʿaleyhi illâ kemâ emintüküm ʿalâ eḫîhi min ḳabl. fellâhü ḫayrun ḥâfiżâ. vehüve erḥamü-rrâḥimîn.
Ayet 63–64
Yusuf’un kardeşleri evlerine dönünce, olup biteni babalarına anlattılar ve bir dahaki sefere kardeşleri Bünyamin’i yanlarında götürmedikçe kendilerine bir ölçek dahi tahıl verilmeyeceğini söyleyerek, sonraki sefer için babalarından Bünyamin için izin talep edip, onu canları gibi koruyacaklarını söylediler.
Babaları Yakub da onlara, “Daha önce ağabeyi Yusuf’u da koruyacağınıza söz vermiştiniz ama onu koruyamadınız, hal böyleyken size nasıl güvenebilirim? Kendisine güvenilmesi gereken yalnızca Allah’tır. O’ndan başka gerçek koruyucu ve gözetici yoktur. Ben de Allah’tan başkasına asla güvenmem.” dedi.
Yusuf 65
1 ayetوَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ اِلَيْهِمْۜ قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا نَبْغ۪يۜ هٰذِه۪ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ اِلَيْنَاۚ وَنَم۪يرُ اَهْلَنَا وَنَحْفَظُ اَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَع۪يرٍۜ ذٰلِكَ كَيْلٌ يَس۪يرٌ ٦٥
Mushaf
Okunuş
65Velemmâ feteḥû metâʿahüm vecedû biḍâʿatehüm ruddet ileyhim. ḳâlû yâ ebânâ mâ nebgî. hâẕihî biḍâʿatünâ ruddet ileynâ. venemîru ehlenâ venaḥfeżu eḫânâ venezdâdü keyle beʿîr. ẕâlike keylüy yesîr.
Ayet 65
Bu arada getirdikleri tahıl yüklerini açtılar ve yüklerinin içine ödediklerinin konulmuş olduğunu görünce, hemen babalarına dönüp, “Bak gördün mü, tahıl için ödediklerimizi de bize iade etmişler. Bünyamin’in bizimle gelmesine izin verirsen bununla gidip tekrar erzak alabiliriz, kardeşimizi gözümüz gibi koruyacağımıza söz veriyoruz, hem onun sayesinde bir deve yükü daha fazla erzak alabiliriz, zaten bu getirdiklerimiz bize çok az bir zaman için yeter.” dediler.
İlgili ayetler
Yusuf 66–67
2 ayetقَالَ لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتّٰى تُؤْتُونِ مَوْثِقًا مِنَ اللّٰهِ لَتَاْتُنَّن۪ي بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْۚ فَلَمَّٓا اٰتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ ٦٦ وَقَالَ يَا بَنِيَّ لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍۜ وَمَٓا اُغْن۪ي عَنْكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۚ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ ٦٧
Mushaf
Okunuş
66Ḳâle len ürsilehû meʿaküm ḥattâ tüʾtûni mevŝiḳam mine-llâhi leteʾtünnenî bihî illâ ey yüḥâṭa biküm. felemmâ âtevhü mevŝiḳahüm ḳâle-llâhü ʿalâ mâ neḳûlü vekîl.
67Veḳâle yâ benîye lâ tedḫulû mim bâbiv vâḥidiv vedḫulû min ebvâbim müteferriḳah. vemâ ugnî ʿanküm mine-llâhi min şeyʾ. ini-lḥukmü illâ lillâh. ʿaleyhi tevekkelt. veʿaleyhi felyetevekkeli-lmütevekkilûn.
Ayet 66–67
Bunun üzerine babaları Yakub da çocuklarına, “Hepiniz ölümle burun buruna gelip de bütün gücünüz tükenmedikçe onu bana geri getireceğinize, Allah adına yemin etmedikçe sizinle asla göndermem.” deyince oğulları da babalarının istediği gibi yemin ettiler, Yakub da, “Allah bütün konuştuklarımıza şahittir.” diyerek Bünyamin’i onlarla birlikte göndermeye razı oldu ve çocuklarına şu tembihte bulundu: “Evlatlarım! Gideceğiniz şehre hepiniz aynı kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben bunu ancak tedbir amaçlı söylüyorum, bununla birlikte takdir Allah’a aittir. O bir şeyin olmasını takdir etmişse, onu önlemeye kimsenin gücü yetmez. Ben yalnızca Allah’a güvenir, O’na yaslanırım. Güvenmek isteyen de yalnız O’na güvensin.”
İlgili ayetler
Yusuf 68
1 ayetوَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْۜ مَا كَانَ يُغْن۪ي عَنْهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا حَاجَةً ف۪ي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضٰيهَاۜ وَاِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٦٨
Mushaf
Okunuş
68Velemmâ deḫalû min ḥayŝü emerahüm ebûhüm. mâ kâne yugnî ʿanhüm mine-llâhi min şeyʾin illâ ḥâceten fî nefsi yaʿḳûbe ḳaḍâhâ. veinnehû leẕû ʿilmil limâ ʿallemnâhü velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.
Ayet 68
Yakub’un oğulları babalarının dediği gibi şehre geldiklerinde ayrı ayrı kapılardan girdiler, fakat bu tedbir onların başlarına Allah’tan gelecek hiçbir şeyi değiştirmezdi. Yalnızca Yakub’un oğullarını korumak amacı ile söylenmiş, baba duyarlılığının bir sonucuydu. Çünkü Yakub kendisine öğrettiklerimiz sayesinde sadece Allah’ın takdiri ve hükmünün geçerli olduğunu bilmekteydi lâkin insanların çoğu bu gerçeğin farkında değiller.
Yusuf 69–76
8 ayetوَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ قَالَ اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٦٩ فَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ ف۪ي رَحْلِ اَخ۪يهِ ثُمَّ اَذَّنَ مُؤَذِّنٌ اَيَّتُهَا الْع۪يرُ اِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ ٧٠ قَالُٓوا وَاَقْبَلُوا عَلَيْهِمْ مَاذَا تَفْقِدُونَ ٧١ قَالُوا نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ وَلِمَنْ جَٓاءَ بِه۪ حِمْلُ بَع۪يرٍ وَاَنَا۬ بِه۪ زَع۪يمٌ ٧٢ قَالُوا تَاللّٰهِ لَقَدْ عَلِمْتُمْ مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كُنَّا سَارِق۪ينَ ٧٣ قَالُوا فَمَا جَزَٓاؤُ۬هُٓ اِنْ كُنْتُمْ كَاذِب۪ينَ ٧٤ قَالُوا جَزَٓاؤُ۬هُ مَنْ وُجِدَ ف۪ي رَحْلِه۪ فَهُوَ جَزَٓاؤُ۬هُۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ ٧٥ فَبَدَاَ بِاَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَٓاءِ اَخ۪يهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَٓاءِ اَخ۪يهِۜ كَذٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَۜ مَا كَانَ لِيَاْخُذَ اَخَاهُ ف۪ي د۪ينِ الْمَلِكِ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ وَفَوْقَ كُلِّ ذ۪ي عِلْمٍ عَل۪يمٌ ٧٦
Mushaf
Okunuş
69Velemmâ deḫalû ʿalâ yûsüfe âvâ ileyhi eḫâhü ḳâle innî ene eḫûke felâ tebteis bimâ kânû yaʿmelûn.
70Felemmâ cehhezehüm bicehâzihim ceʿale-ssiḳâyete fî raḥli eḫîhi ŝümme eẕẕene müeẕẕinün eyyetühe-lʿîru inneküm lesâriḳûn.
71Ḳâlû veaḳbelû ʿaleyhim mâẕâ tefḳidûn.
72Ḳâlû nefḳidü ṣuvâʿa-lmeliki velimen câe bihî ḥimlü beʿîriv veenâ bihî zaʿîm.
73Ḳâlû tellâhi leḳad ʿalimtüm mâ ciʾnâ linüfside fi-lʾarḍi vemâ künnâ sâriḳîn.
74Ḳâlû femâ cezâühû in küntüm kâẕibîn.
75Ḳâlû cezâühû mev vucide fî raḥlihî fehüve cezâüh. keẕâlike neczi-żżâlimîn.
76Febedee bievʿiyetihim ḳable viʿâi eḫîhi ŝümme-staḫracehâ miv viʿâi eḫîh. keẕâlike kidnâ liyûsüf. mâ kâne liyeʾḫuẕe eḫâhü fî dîni-lmeliki illâ ey yeşâe-llâh. nerfeʿu deracâtim men neşâʾ. vefevḳa külli ẕî ʿilmin ʿalîm.
Ayet 69–76
Nihayet kardeşler Yusuf’un huzuruna vardıklarında, Yusuf kardeşi Bünyamin’i onların yanından ayırıp başka bir yere çekerek, “Ben, senin kardeşin Yusuf’um.” deyip bağrına bastı ve geçmişte diğer kardeşlerinin yaptıkları için de üzülmemesini söyledi.
Sonra da kardeşlerinin erzaklarını hazırlatıp yükletip Bünyamin’in yükünün içine kıymetli bir tas koydurttu ve onlar şehirden ayrılmak üzereyken de bir görevliyi arkalarından gönderip, bir hırsızlıktan dolayı yüklerinin aranacağını söyletti, onlar da gelen görevliye çalınan şeyin ne olduğunu sordular, görevli onlara hükümdarın su tası olduğunu, onu kendiliğinden getirene bir deve yükü daha erzak verileceğini, buna kendisinin de kefil olduğunu söyledi, bunun üzerine Yusuf’un kardeşleri de “Allah’a yemin ederiz ki, biz ülkenize hırsızlık yapıp bozgunculuk çıkarmak için gelmedik. Bizim hırsızlık yapacak birileri olmadığımızı sizin de bilmeniz gerekir çünkü biz daha önce de sizinle alışveriş yaptık.” dediler.
Bu defa Yusuf’un görevlendirdiği kişi de onlara, “Şayet yalan söylüyorsanız ve hırsızlığı da siz yapmışsanız, sizin yasalarınıza göre bunun cezası nedir?” diye sordu. Onlar da, “Bizim ülkemizin yasalarına göre çalınan mal kimde bulunursa, hırsız mal sahibinin kölesi olacaktır, bizde hırsızlığa böyle ceza verilir.” dediler ve Yusuf’un huzuruna getirildiler. Yusuf yüklerinin aranmasına önce diğer kardeşlerinden başlattı, sonra da Bünyamin’in yükü arasından tası buldurdu. Kardeşini yanında alıkoyabilmesi için Biz Yusuf’a böyle bir yol, bir çare öğrettik, aksi halde hükümdarın dininin yasalarına göre kardeşini yanında alıkoyamazdı. Biz dilediğimiz kimselere, dilediğimizi öğretip bilgilendirir, derecelerini de yükseltiriz. Unutmayın ki her bilenin üstünde, her şeyi bilen yalnızca Allah’tır.
Yusuf 77–79
3 ayetقَالُٓوا اِنْ يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ اَخٌ لَهُ مِنْ قَبْلُۚ فَاَسَرَّهَا يُوسُفُ ف۪ي نَفْسِه۪ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ قَالَ اَنْتُمْ شَرٌّ مَكَانًاۚ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَصِفُونَ ٧٧ قَالُوا يَٓا اَيُّهَا الْعَز۪يزُ اِنَّ لَهُٓ اَبًا شَيْخًا كَب۪يرًا فَخُذْ اَحَدَنَا مَكَانَهُۚ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ ٧٨ قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اَنْ نَاْخُذَ اِلَّا مَنْ وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِنْدَهُٓۙ اِنَّٓا اِذًا لَظَالِمُونَ۟ ٧٩
Mushaf
Okunuş
77Ḳâlû iy yesriḳ feḳad seraḳa eḫul lehû min ḳabl. feeserrahâ yûsüfü fî nefsihî velem yübdihâ lehüm ḳâle entüm şerrum mekânâ. vellâhü aʿlemü bimâ teṣifûn.
78Ḳâlû yâ eyyühe-lʿazîzü inne lehû eben şeyḫan kebîran feḫuẕ eḥadenâ mekâneh. innâ nerâke mine-lmuḥsinîn.
79Ḳâle meʿâẕe-llâhi en neʾḫuẕe illâ mev vecednâ metâʿanâ ʿindehû innâ iẕel leżâlimûn.
Ayet 77–79
Su tası Bünyamin’in yükünün arasından çıkınca diğer kardeşleri hemen dediler ki: “Evet o çalmış olabilir, çünkü daha önce onun öz kardeşi olan ağabeyi de böyle bir şey yapmıştı.” Yusuf bu söylenenleri dinledikten sonra kendi kendine: “Allah sizin neler uydurduğunuzu çok iyi biliyor, sizin durumunuz gerçekten çok berbat.” diyordu. Sonra da üvey kardeşler sözlerine devamla, “Ey aziz ve muhterem yönetici! Bünyamin’in babası çok yaşlı, onun burada alıkonulmasına yüreği dayanmaz, çok üzülür. Onun yerine içimizden başka birini alıkoy, gördüğümüz kadarıyla sen iyilik yapmayı seven birisin.” dediler.
Yusuf da onlara: “Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoymaktan Allah’a sığınırım, eşyamızı kimin yanında bulduysak onu alıkoyarız, aksi halde zalimlerden farkımız kalmaz.” diyerek cevap verdi.
İlgili ayetler
Yusuf 80–82
3 ayetفَلَمَّا اسْتَيْـَٔسُوا مِنْهُ خَلَصُوا نَجِيًّاۜ قَالَ كَب۪يرُهُمْ اَلَمْ تَعْلَمُٓوا اَنَّ اَبَاكُمْ قَدْ اَخَذَ عَلَيْكُمْ مَوْثِقًا مِنَ اللّٰهِ وَمِنْ قَبْلُ مَا فَرَّطْتُمْ ف۪ي يُوسُفَۚ فَلَنْ اَبْرَحَ الْاَرْضَ حَتّٰى يَاْذَنَ ل۪ٓي اَب۪ٓي اَوْ يَحْكُمَ اللّٰهُ ل۪يۚ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِم۪ينَ ٨٠ اِرْجِعُٓوا اِلٰٓى اَب۪يكُمْ فَقُولُوا يَٓا اَبَانَٓا اِنَّ ابْنَكَ سَرَقَۚ وَمَا شَهِدْنَٓا اِلَّا بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظ۪ينَ ٨١ وَسْـَٔلِ الْقَرْيَةَ الَّت۪ي كُنَّا ف۪يهَا وَالْع۪يرَ الَّت۪ٓي اَقْبَلْنَا ف۪يهَاۜ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ٨٢
Mushaf
Okunuş
80Felemme-steyʾesû minhü ḫaleṣû neciyyâ. ḳâle kebîruhüm elem taʿlemû enne ebâküm ḳad eḫaẕe ʿaleyküm mevŝiḳam mine-llâhi vemin ḳablü mâ ferraṭtüm fî yûsüf. felen ebraḥa-lʾarḍa ḥattâ yeʾẕene lî ebî ev yaḥküme-llâhü lî. vehüve ḫayru-lḥâkimîn.
81İrciʿû ilâ ebîküm feḳûlû yâ ebânâ inne-bneke seraḳ. vemâ şehidnâ illâ bimâ ʿalimnâ vemâ künnâ lilgaybi ḥâfiżîn.
82Vesʾeli-lḳaryete-lletî künnâ fîhâ velʿîra-lletî aḳbelnâ fîhâ. veinnâ leṣâdiḳûn.
Ayet 80–82
Böylece Bünyamin’i kurtarmaktan ümidini kesen Yakub’un oğulları, bir köşeye çekilip kendi aralarında konuşmaya başladılar, içlerinden yaşça büyük olanı, “Babamız bizden Bünyamin ile ilgili Allah’a yemin ettirerek söz aldı, daha önce Yusuf konusunda da güvenini boşa çıkarmıştık, hal böyleyken ne yüzle onun yanına dönüp bu durumu anlatacağız? Ben, şahsen babam bana kardeşin olmadan dönebilirsin deyinceye kadar, ya da Allah hakkımdaki hükmünü verinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım, Allah hüküm verenlerin en adilidir, ben yalnızca O’na güvenip burada bekleyeceğim, siz de babamıza gidip ‘Oğlun hırsızlık yaptı, fakat biz onun hırsızlık yaptığını görmedik, sadece çalındığı söylenen su kabının onun yükünden çıktığını gördük, bizler sana yemin edip onu koruyacağımıza söz vermiştik, fakat göremeyeceğimiz bu tür tehlikeye karşı onu koruyamazdık, o yüzden bu durumdan biz sorumlu değiliz. Şayet bize inanmıyorsan, oraya bizimle gidip gelenlere sor, onlar da bu olayın şahitleridir. Böylece bizim söylediklerimizin doğru olduğunu öğrenir, inanırsın’ diyebilirsiniz.” dedi.
İlgili ayetler
80Tîn 8
Yusuf 83
1 ayetقَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْرًاۜ فَصَبْرٌ جَم۪يلٌۜ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَاْتِيَن۪ي بِهِمْ جَم۪يعًاۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ ٨٣
Mushaf
Okunuş
83Ḳâle bel sevvelet leküm enfüsüküm emrâ. feṣabrun cemîl. ʿasa-llâhü ey yeʾtiyenî bihim cemîʿâ. innehû hüve-lʿalîmü-lḥakîm.
Ayet 83
Diğer kardeşler memleketlerine dönüp, babalarına olanları anlattılar. Yakub onları dinlerken başını başka yöne çevirip, “Hayır, size inanmıyorum, anlaşılan o ki kıskançlık duygularınız yine size çok kötü bir iş yaptırmış. Bu durumda bana düşen sabretmektir, ümidim odur ki Allah bir gün onları bana geri getirecektir, şüphesiz Allah her şeyin doğrusunu bilen, her hükmü isabetli olan, her şeyi yerli yerinde yapıp eyleyendir.” dedi.
Yusuf 84–87
4 ayetوَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَٓا اَسَفٰى عَلٰى يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظ۪يمٌ ٨٤ قَالُوا تَاللّٰهِ تَفْتَؤُ۬ا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضًا اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ ٨٥ قَالَ اِنَّمَٓا اَشْكُوا بَثّ۪ي وَحُزْن۪ٓي اِلَى اللّٰهِ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٨٦ يَا بَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَاَخ۪يهِ وَلَا تَا۬يْـَٔسُوا مِنْ رَوْحِ اللّٰهِۜ اِنَّهُ لَا يَا۬يْـَٔسُ مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ ٨٧
Mushaf
Okunuş
84Vetevellâ ʿanhüm veḳâle yâ esefâ ʿalâ yûsüfe vebyeḍḍat ʿaynâhü mine-lḥuzni fehüve keżîm.
85Ḳâlû tellâhi tefteü teẕküru yûsüfe ḥattâ tekûne ḥaraḍan ev tekûne mine-lhâlikîn.
86Ḳâle innemâ eşkû beŝŝî veḥuznî ile-llâhi veaʿlemü mine-llâhi mâ lâ taʿlemûn.
87Yâ benîye-ẕhebû feteḥassesû miy yûsüfe veeḫîhi velâ teyʾesû mir ravḥi-llâh. innehû lâ yeyʾesü mir ravḥi-llâhi ille-lḳavmü-lkâfirûn.
Ayet 84–87
Sonra da Yakub üzüntüsünden bir kenara çekilip, “Vah Yusuf’um vah.” diye içini çekti ve evlatlarının üzüntüsünden gözlerine ak indi, etrafını göremez hale geldi, buna rağmen öfkesine hâkim olup, derdini içine gömdü. Onun bu halini gören oğulları babalarına: “Baba sen Yusuf diye diye sonunda kendini tüketecek, yataklara düşüp ölüp gideceksin.” deyince, Yakub da onlara dedi ki: “Ben derdimi, hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum ve Allah’ın lütfu ile sizlerin bilmediklerinizi biliyorum, evlatlarım, şimdi siz gidip Yusuf ve kardeşi ile ilgili araştırma yapıp bilgi toplayın, sakın Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin, unutmayın ki Allah’ın rahmetinden ancak müşrik ve kâfir olanlar ümitlerini keserler.”
Yusuf 88–90
3 ayetفَلَمَّا دَخَلُوا عَلَيْهِ قَالُوا يَٓا اَيُّهَا الْعَز۪يزُ مَسَّنَا وَاَهْلَنَا الضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَاعَةٍ مُزْجٰيةٍ فَاَوْفِ لَنَا الْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَاۜ اِنَّ اللّٰهَ يَجْزِي الْمُتَصَدِّق۪ينَ ٨٨ قَالَ هَلْ عَلِمْتُمْ مَا فَعَلْتُمْ بِيُوسُفَ وَاَخ۪يهِ اِذْ اَنْتُمْ جَاهِلُونَ ٨٩ قَالُٓوا ءَاِنَّكَ لَاَنْتَ يُوسُفُۜ قَالَ اَنَا۬ يُوسُفُ وَهٰذَٓا اَخ۪يۘ قَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَاۜ اِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ ٩٠
Mushaf
Okunuş
88Felemmâ deḫalû ʿaleyhi ḳâlû yâ eyyühe-lʿazîzü messenâ veehlene-ḍḍurru veciʾnâ bibiḍâʿatim müzcâtin feevfi lene-lkeyle veteṣaddaḳ ʿaleynâ. inne-llâhe yeczi-lmüteṣaddiḳîn.
89Ḳâle hel ʿalimtüm mâ feʿaltüm biyûsüfe veeḫîhi iẕ entüm câhilûn.
90Ḳâlû einneke leente yûsüf. ḳâle ene yûsüfü vehâẕâ eḫî. ḳad menne-llâhü ʿaleynâ. innehû mey yetteḳi veyaṣbir feinne-llâhe lâ yüḍîʿu ecra-lmuḥsinîn.
Ayet 88–90
Bir müddet sonra aldıkları erzakları tükenince Yakub’un oğulları tekrar Mısır’a gelip Yusuf’un huzuruna çıktılar ve “Ey soylu yönetici, ey aziz insan! Bizler yiyeceğimiz tükenince yine sıkıntıya düştük, ancak almak istediğimiz tahıl için de ödeyeceğimiz çok az bir bedelimiz kaldı, sen bize cömert davranıp bol bol verirsen lütufta bulunmuş olursun. Allah da cömert davrananları sever ve mükâfatlandırır.” dediler. Yusuf da onlara dedi ki: “Sizler cahillik ederek Yusuf ve kardeşine neler yaptığınızı hatırlıyor musunuz?” Kardeşleri bunu duyunca büyük bir şaşkınlıkla, “Yoksa sen Yusuf musun?” dediler. Yusuf da, “Evet, ben Yusuf’um, bu da kardeşim, Allah bize lütfedip ikramda bulundu. Gerçek şu ki, her kim Allah’a güvenir ve O’na karşı sorumluluklarını yerine getirip, bu uğurda karşılaştığı sıkıntılara imanından taviz vermeden göğüs gerip, sebat ederse Allah böyle davrananların yaptıklarını karşılıksız bırakmaz.” dedi.
Yusuf 91–95
5 ayetقَالُوا تَاللّٰهِ لَقَدْ اٰثَرَكَ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَاِنْ كُنَّا لَخَاطِـ۪ٔينَ ٩١ قَالَ لَا تَثْر۪يبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَۜ يَغْفِرُ اللّٰهُ لَكُمْۘ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ ٩٢ اِذْهَبُوا بِقَم۪يص۪ي هٰذَا فَاَلْقُوهُ عَلٰى وَجْهِ اَب۪ي يَاْتِ بَص۪يرًاۚ وَاْتُون۪ي بِاَهْلِكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟ ٩٣ وَلَمَّا فَصَلَتِ الْع۪يرُ قَالَ اَبُوهُمْ اِنّ۪ي لَاَجِدُ ر۪يحَ يُوسُفَ لَوْلَٓا اَنْ تُفَنِّدُونِ ٩٤ قَالُوا تَاللّٰهِ اِنَّكَ لَف۪ي ضَلَالِكَ الْقَد۪يمِ ٩٥
Mushaf
Okunuş
91Ḳâlû tellâhi leḳad âŝerake-llâhü ʿaleynâ vein künnâ leḫâṭiîn.
92Ḳâle lâ teŝrîbe ʿaleykümü-lyevm. yagfiru-llâhü leküm. vehüve erḥamü-rrâḥimîn.
93İẕhebû biḳamîṣî hâẕâ feelḳûhü ʿalâ vechi ebî yeʾti beṣîrâ. veʾtûnî biehliküm ecmeʿîn.
94Velemmâ feṣaleti-lʿîru ḳâle ebûhüm innî leecidü rîḥa yûsüfe levlâ en tüfennidûn.
95Ḳâlû tellâhi inneke lefî ḍalâlike-lḳadîm.
Ayet 91–95
Şaşkınlık ve suçluluk içindeki kardeşleri de, “Yazıklar olsun bize! Sana ve kardeşine yaptığımız kötülüklerden dolayı Allah seni bizden üstün kıldı, bizler de günaha gömüldük.” dediler.
Yusuf da onlara: “Bugün yaptıklarınızdan dolayı sizi kınayıp yüzünüzü daha fazla kızartmayacağım, dilerim Allah sizi affetsin. O, yaptıklarından tevbe edip doğruya yönelenleri merhamet ve şefkati ile bağışlayıcıdır.
Şimdi siz şu gömleğimi götürüp babamın gözlerine sürün, o yeniden kendine gelip toparlanacak, etrafındakileri görmeye başlayacak, gözyaşları dinecektir, sonra da hepiniz ailenizle birlikte bana gelin.” diyerek onları yolcu etti, onlar daha evlerine varmak için yola koyulduklarında Yakub da yanında bulunanlara şöyle demeye başladı: “Beni bunaklıkla suçlamayın, gerçekten Yusuf’un kokusunu almaya başladım.” Yanındakiler de ona: “Sen iyice şaşırmışsın. Yine Yusuf’a olan hasretin depreşti, ne söylediğini bilmiyorsun.” dediler.
Yusuf 96–98
3 ayetفَلَمَّٓا اَنْ جَٓاءَ الْبَش۪يرُ اَلْقٰيهُ عَلٰى وَجْهِه۪ فَارْتَدَّ بَص۪يرًاۚ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٩٦ قَالُوا يَٓا اَبَانَا اسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَٓا اِنَّا كُنَّا خَاطِـ۪ٔينَ ٩٧ قَالَ سَوْفَ اَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبّ۪يۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ٩٨
Mushaf
Okunuş
96Felemmâ en câe-lbeşîru elḳâhü ʿalâ vechihî fertedde beṣîrâ. ḳâle elem eḳul leküm innî aʿlemü mine-llâhi mâ lâ taʿlemûn.
97Ḳâlû yâ ebâne-stagfir lenâ ẕünûbenâ innâ künnâ ḫâṭiîn.
98Ḳâle sevfe estagfiru leküm rabbî. innehû hüve-lgafûru-rraḥîm.
Ayet 96–98
Nihayet kervanın önünde giden kardeşleri koşarak babalarına Yusuf’un hayatta olduğunu söyleyerek, gömleği babasının yüzüne sürünce Yakub’un gözü, gönlü açıldı ve çevresindekilere bakıp, “Ben size demedim mi Allah’ın lütfu ile ben sizin bilmediklerinizi biliyorum diye?” dedi. Evlatları da Yakub’a “Baba, sen bizim bağışlanmamız için Allah’a dua et çünkü biz çok kötü işler yaptık.” dediler.
Yakub da onlara: “Rabbime bağışlanmanız için dua edeceğim, O tevbe edip de kendine yönelenlere karşı çok merhametli, bağışlayıcı Rahman ve Rahim olandır.” dedi.
Yusuf 99
1 ayetفَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَبَوَيْهِ وَقَالَ ادْخُلُوا مِصْرَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَۜ ٩٩
Mushaf
Okunuş
99Felemmâ deḫalû ʿalâ yûsüfe âvâ ileyhi ebeveyhi veḳâle-dḫulû miṣra in şâe-llâhü âminîn.
Ayet 99
Sonra da Yakub bütün ailesi ile birlikte Mısır’a gidip Yusuf’un huzuruna çıktılar, Yusuf da anasını ve babasını bağrına bastı ve onlara: “Allah’ın izni ile bundan sonra burada güvenlik ve huzur içinde yaşayın.” dedi.
İlgili ayetler
Yusuf 100
1 ayetوَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًاۚ وَقَالَ يَٓا اَبَتِ هٰذَا تَاْو۪يلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُۘ قَدْ جَعَلَهَا رَبّ۪ي حَقًّاۜ وَقَدْ اَحْسَنَ ب۪ٓي اِذْ اَخْرَجَن۪ي مِنَ السِّجْنِ وَجَٓاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْن۪ي وَبَيْنَ اِخْوَت۪يۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَط۪يفٌ لِمَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ ١٠٠
Mushaf
Okunuş
100Verafeʿa ebeveyhi ʿale-lʿarşi veḫarrû lehû süccedâ. veḳâle yâ ebeti hâẕâ teʾvîlü ruʾyâye min ḳabl. ḳad ceʿalehâ rabbî ḥaḳḳâ. veḳad aḥsene bî iẕ aḫracenî mine-ssicni vecâe biküm mine-lbedvi mim baʿdi en nezega-şşeyṭânü beynî vebeyne iḫvetî. inne rabbî leṭîfül limâ yeşâʾ. innehû hüve-lʿalîmü-lḥakîm.
Ayet 100
Arkasından da yerinden kalkıp, anası ile babasını kendi tahtına oturttu, sonra da hep birlikte Allah’a şükredip secde ettiler ve her bir kardeşi de Yusuf’a saygılarını belirtip başlarını öne eğdiler. Yusuf bu manzara karşısında babasına dönüp, “Babacığım vaktiyle gördüğüm rüyanın yorumu işte budur, Rabbim o rüyamı bugün gerçekleştirdi ve bana çok büyük ihsanda bulundu, beni zindandan çıkarıp buralara getirdi. Şeytan, kardeşlerimle benim aramızı açtıktan sonra, Rabbim sizi çölden geçirip buraya getirerek bizi yeniden birbirimize kavuşturdu. Şüphesiz Rabbim, insanın aklının eremeyeceği, gücünün yetemeyeceği dilediği her şeyi gerçekleştirir. O alîmdir, her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyi yerli yerine koyandır.” dedi.
İlgili ayetler
100Mürselât 44
Yusuf 101
1 ayetرَبِّ قَدْ اٰتَيْتَن۪ي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَن۪ي مِنْ تَاْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِۚ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَنْتَ وَلِيّ۪ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ تَوَفَّن۪ي مُسْلِمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَ ١٠١
Mushaf
Okunuş
101Rabbi ḳad âteytenî mine-lmülki veʿallemtenî min teʾvîli-lʾeḥâdîŝ. fâṭira-ssemâvâti velʾarḍi ente veliyyî fi-ddünyâ velʾâḫirah. teveffenî müslimev veelḥiḳnî biṣṣâliḥîn.
Ayet 101
Bu yaşananların ardından Yusuf şöyle dua etti: “Rabbim, bana makam, mevki, iktidar lütfedip, rüyaların yorumunu öğrettin, olayları doğru anlayıp kavrama kabiliyetlerimi geliştirdin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da, âhirette de, yardımcım, velinimetim, koruyucum, kollayıcım Sensin, canımı Sana teslim olmuş (müslüman) birisi olarak al, beni de razı olduğun kulların arasına kat.”
İlgili ayetler
101Bakara 257A’raf 196Bakara 132Âl-i İmran 102Âl-i İmran 193Nisâ 69
Yusuf 102–107
6 ayetذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهِ اِلَيْكَۚ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ اَجْمَعُٓوا اَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ ١٠٢ وَمَٓا اَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِن۪ينَ ١٠٣ وَمَا تَسْـَٔلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۜ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ۟ ١٠٤ وَكَاَيِّنْ مِنْ اٰيَةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ ١٠٥ وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّٰهِ اِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ ١٠٦ اَفَاَمِنُٓوا اَنْ تَاْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ اَوْ تَاْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ١٠٧
Mushaf
Okunuş
102Ẕâlike min embâi-lgaybi nûḥîhi ileyk. vemâ künte ledeyhim iẕ ecmeʿû emrahüm vehüm yemkürûn.
103Vemâ ekŝeru-nnâsi velev ḥaraṣte bimüʾminîn.
104Vemâ tesʾelühüm ʿaleyhi min ecr. in hüve illâ ẕikrul lilʿâlemîn.
105Vekeeyyim min âyetin fi-ssemâvâti velʾarḍi yemürrûne ʿaleyhâ vehüm ʿanhâ müʿriḍûn.
106Vemâ yüʾminü ekŝeruhüm billâhi illâ vehüm müşrikûn.
107Efeeminû en teʾtiyehüm gâşiyetüm min ʿaẕâbi-llâhi ev teʾtiyehümü-ssâʿatü bagtetev vehüm lâ yeşʿurûn.
Ayet 102–107
Ey Muhammed! İşte bütün bu olup bitenler, senin daha önce bilmediğin, Bizim sana vahiy yoluyla bildirdiklerimizdir. Yusuf’un kardeşleri ona tuzak kurarlarken sen yanlarında değildin, bunları sana bildirmemize, senin de insanlara duyurmana rağmen, sen ne kadar istesen de onların çoğu sana inanıp Allah adına davet ettiğin doğru yola yönelmezler. Hâlbuki sen, davetine karşılık onlardan bir ücret talep etmiyor, başka bir şey de beklemiyorsun, senin Kur’an ile yaptığın davet tüm insanlık için bir öğüt ve uyarıdır.
Göklerde ve yerde Allah’ın nizamının mükemmelliğini gösteren nice deliller vardır fakat insanoğlu bunların yanında gelip geçer de Allah’ın kendisini davet ettiği nizamın mükemmelliğini düşünmez.
İnsanların çoğu Allah’ın davet ettiği hayat nizamının içine, kendilerinden bir şeyler ilave ederek, ya da bir şeyleri eksilterek, Allah’a şirk koşup müşrik olmaktan geri durmazlar ve şirk koşmadan Allah’a inanmazlar. Bu insanlar Allah tarafından hiç beklemedikleri bir anda, O’nun azabının kendilerini çepeçevre kuşatmayacağından ya da Kıyamet’in ansızın gelip çatmayacağından çok mu eminler?
Yusuf 108
1 ayetقُلْ هٰذِه۪ سَب۪يل۪ٓي اَدْعُٓوا اِلَى اللّٰهِ عَلٰى بَص۪يرَةٍ اَنَا۬ وَمَنِ اتَّبَعَن۪يۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ١٠٨
Mushaf
Okunuş
108Ḳul hâẕihî sebîlî edʿû ile-llâhi ʿalâ beṣîratin ene vemeni-ttebeʿanî. vesübḥâne-llâhi vemâ ene mine-lmüşrikîn.
Ayet 108
Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Ben ve bana uyanlar sizleri körü körüne değil, bir basiret üzere apaçık âyetlerle Allah’a karşı sorumluluklarınızı yerine getirmeye çağırıyoruz. O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Allah kendisine ortak koştuklarınızdan münezzehtir.”
İlgili ayetler
Yusuf 109
1 ayetوَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰىۜ اَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْاۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ١٠٩
Mushaf
Okunuş
109Vemâ erselnâ min ḳablike illâ ricâlen nûḥî ileyhim min ehli-lḳurâ. efelem yesîrû fi-lʾarḍi feyenżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lleẕîne min ḳablihim. veledâru-lʾâḫirati ḫayrul lilleẕîne-tteḳav. efelâ taʿḳilûn.
Ayet 109
Ey Peygamber! Bizim senden önce gönderdiğimiz peygamberler de melek değil birer insandı. Davetimizden yüz çevirenler, önceki toplumların başlarına gelenlerden hiç ibret almıyor mu? Gerçek şu ki, Âhiret yurdu Allah’a karşı sorumluluklarını bilinçle yerine getirenler için dünya hayatından daha hayırlı ve tercihe şayandır. O halde dünya hayatını, âhireti kazananlardan olmak için yaşamak gerekmez mi? Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
Yusuf 110
1 ayetحَتّٰٓى اِذَا اسْتَيْـَٔسَ الرُّسُلُ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَٓاءَهُمْ نَصْرُنَاۙ فَنُجِّيَ مَنْ نَشَٓاءُۜ وَلَا يُرَدُّ بَاْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِم۪ينَ ١١٠
Mushaf
Okunuş
110Ḥattâ iẕe-steyʾese-rrusülü veżannû ennehüm ḳad küẕibû câehüm naṣrunâ fenücciye men neşâʾ. velâ yüraddü beʾsünâ ʿani-lḳavmi-lmücrimîn.
Ayet 110
Senden önceki peygamberler de, uzun süre baskı ve zulme maruz kalıp yalancılıkla, büyücülükle suçlanmışlar ve kavimlerinden de ümitlerini kesmeye başlamışlardı, işte böylesi zor zamanlarda, Bizim yardımımız onlara ulaşmış, imdatlarına yetişmişti, böylece iman edenleri kurtarıp, müşrik ve zalimleri de hak ettikleri azap ile helak etmiştik. Allah’ın azabı onu hak edenlerden asla geri çevrilemez.
Yusuf 111
1 ayetلَقَدْ كَانَ ف۪ي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِۜ مَا كَانَ حَد۪يثًا يُفْتَرٰى وَلٰكِنْ تَصْد۪يقَ الَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْص۪يلَ كُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ١١١
Mushaf
Okunuş
111Leḳad kâne fî ḳaṣaṣihim ʿibratül liüli-lʾelbâb. mâ kâne ḥadîŝey yüfterâ velâkin taṣdîḳa-lleẕî beyne yedeyhi vetefṣîle külli şeyʾiv vehüdev veraḥmetel liḳavmiy yüʾminûn.
Ayet 111
Şüphesiz peygamberlerin ve onların kavimlerinin kıssalarında, aklını kullanıp düşünenler için ibret alınacak dersler vardır. Vahiyle bildirilenler asla başkası tarafından uydurulmuş hadisler (sözler) değildir, bu âyetlerden oluşan Kur’an, kendinden önceki peygamberlere vahyedilenlerden geride kalan gerçekleri tasdik edip, doğrulayan, her şeyi ayrıntılı bir şekilde açıklayan ve Allah’ın davetine iman edenlere bir rehber ve rahmet kaynağıdır.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Hûd, sonra Hicr indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla