Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: İlk kelimesi, sureye ad olarak verilmiştir. Bu surenin ikinci adı birinci ayette geçen el-melaike’dir.
Nüzul Zamanı: Surenin ne zaman nazil olduğu ancak muhtevasından tahmin edilebilmektedir. Bu sure, muhtemelen Mekkeli müşriklerin şiddete başvurdukları, aynı zamanda İslam davetini önlemek ve Allah’ın Rasûl’ünü (s.a) mağlub edebilmek için, hiçbir hileden geri kalmadıkları dönemde, yani Mekke döneminin ortalarında nazil olmuştur.
Konu: Bu sure şöyle özetlenebilir: Allah, Mekke toplumunun ileri gelenlerini davete karşı olan tutumlarından dolayı ikaz etmekte ve onlara bir nasihatçı, bir öğretmen gibi hitab etmektedir; “Ey akılsızlar! Bu peygamber iyiliğiniz için sizlere İslam’ı anlatmaya çalışırken siz ona kızıyor ve onu çeşitli hilelerle yalanlamaya kalkışıyorsunuz. Bu davetin size bir zararı mı var? Oysa siz ona zarar veremezsiniz. Peygamber’in (s.a) size ne anlatmaya çalıştığını hiç düşündünüz mü? O halde bunda tuhaf olan nedir? O size şirkten kaçınmanızı söylemektedir. Biraz düşünün, bu kâinat nizamında şirke yer var mıdır? Fakat sizler Allah’a şirk koşuyorsunuz. Peygamber (s.a) size Allah’ın birliğini tebliğ ediyor, biraz düşünün, yeri ve göğü yaratan Allah’tan başkası bu sıfatları taşıyabilir mi? O, size bu dünyada başıboş bırakılmadığınızı, sonunda Allah’a döneceğinizi ve yaptıklarınızdan hesaba çekilerek, hesabın sonunda ceza ve mükâfat göreceğinizi söylemektedir.
Bunda şaşıracak ne var? Kâinatta herşeyin aslına rücu ettiğini görmüyor musunuz? O halde sizin dönüşünüz niçin mümkün olmasın? Allah sizi bir damla sudan, nutfeden meydana getiriyorken, sizi ölümünüzden sonra diriltmesi niye zor olsun? İyilik ve kötülüğün bir olmaması gerektiği, akla daha yatkın değil midir? Düşünün bir kere; iyi bir kimseye mükâfat, kötü bir kimseye ise ceza vermek mi daha makuldur, yoksa ölümden sonra toz olarak hiçbir karşılık görmemek mi? İşte size bu gerçekleri anlatan Peygamber’i (s.a) reddetmekte ısrar eder, sahte tanrılara tapmakta ve sorumsuzca hayat sürmekte devam ederseniz, zararlı çıkacak olan yine sizler olursunuz. Peygamber (s.a) için hiçbir zarar sözkonusu değildir. Çünkü onun vazifesi sadece tebliğ etmektir ve o da bu görevini yapmıştır.”
Burada Allah, Rasûlüne (s.a) “üzülme senin görevin sadece tebliğ ve nasihat etmektir” diye hatırlatmaktadır. “Sen inkarında ısrar eden kimseleri düzeltmekle mükellef değilsin. Sen üzülmeden tebliğine devam et, hidayeti kabul eden ve tebliğe kulak verenlere yönel.”
Bu surede müminlere, “İmanları artsın ve böylece Allah’ın vaadettiklerine olan güvenleri daha da sağlamlaşsın” diye, hakikatler tekrar tekrar bildirilmektedir.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaFâtır 1
1 ayetاَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلًا اُو۬ل۪ٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۜ يَز۪يدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١
Mushaf
Okunuş
1Elḥamdü lillâhi fâṭiri-ssemâvâti velʾarḍi câʿili-lmelâiketi rusülen ülî ecniḥatim meŝnâ veŝülâŝe verubâʿ. yezîdü fi-lḫalḳi mâ yeşâʾ. inne-llâhe ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Ayet 1
Övülmeye ve şükredilmeye layık olan, gökleri ve yeri yaratıp, ortaya çıkaran, melekleri de taşıdıkları sorumluluklarına göre, ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler olarak yaratan Allah’tır. O dilediğini, dilediği biçimde yaratır, yaratmasının sınırı yoktur ve O’nun her şeye gücü yeter.
Fâtır 2
1 ayetمَا يَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَاۚ وَمَا يُمْسِكْۙ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٢
Mushaf
Okunuş
2Mâ yefteḥi-llâhü linnâsi mir raḥmetin felâ mümsike lehâ. vemâ yümsik felâ mürsile lehû mim baʿdih. vehüve-lʿazîzü-lḥakîm.
Ayet 2
Allah’ın insanlar için takdir ettiği nimetin, rahmetin kapısını kimse kapatamaz, O’nun kapattığı kapıyı da kimse açamaz, O tek üstün kudret, hüküm ve hikmet sahibidir.
Fâtır 3
1 ayetيَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٣
Mushaf
Okunuş
3Yâ eyyühe-nnâsü-ẕkürû niʿmete-llâhi ʿaleyküm. hel min ḫâliḳin gayru-llâhi yerzüḳuküm mine-ssemâi velʾarḍ. lâ ilâhe illâ hû. feennâ tüʾfekûn.
Ayet 3
Ey insanlar! Allah’ın sizler için yarattığı nimetleri bir düşünün, size göklerden ve yerden rızıklar bahşeden, başka bir yaratıcınız var mı ki, sizler Allah’la birlikte başka ilahlar ediniyorsunuz? Apaçık gerçek bu iken nasıl oluyor da Rabbinizin davetinden yüz çeviriyorsunuz?
İlgili ayetler
Fâtır 4
1 ayetوَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ٤
Mushaf
Okunuş
4Veiy yükeẕẕibûke feḳad küẕẕibet rusülüm min ḳablik. veile-llâhi türceʿu-lʾümûr.
Ayet 4
Ey Peygamber! Müşriklerin senin Allah adına yaptığın daveti kabul etmeyip, yalan saymalarına üzülme, unutma ki onlardan öncekiler de kendilerini doğru yola davet eden peygamberleri yalanlamışlardı. Şüphesiz her insan sonunda Allah’ın hükmüne boyun eğerek, huzurunda hesap vermek üzere toplanacaktır.
Fâtır 5
1 ayetيَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ٥
Mushaf
Okunuş
5Yâ eyyühe-nnâsü inne vaʿde-llâhi ḥaḳḳun felâ tegurrannekümü-lḥayâtü-ddünyâ. velâ yegurranneküm billâhi-lgarûr.
Ayet 5
Ey insanlar! Şunu iyi bilin ki Allah’ın vadettiği Hesap Günü mutlaka gelecek, sakın kısacık dünya hayatı size bunu unutturup aldatmasın, şeytan ve şeytana yoldaş olanlar da Allah’ın adını kullanarak, nasıl yaşarsanız yaşayın sonunda mutlaka affedileceğiniz tuzağı ve yalanı ile sizi yanıltmasınlar.
Fâtır 6
1 ayetاِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّاۜ اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّع۪يرِۜ ٦
Mushaf
Okunuş
6İnne-şşeyṭâne leküm ʿadüvvün fetteḫiẕûhü ʿadüvvâ. innemâ yedʿû ḥizbehû liyekûnû min aṣḥâbi-sseʿîr.
Ayet 6
Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır, o halde siz de onu düşman edinin. O kendi yoldaşlarını, kendisi ile birlikte cehennemin çılgın ateşine sürükler.
İlgili ayetler
Fâtır 7
1 ayetاَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ۟ ٧
Mushaf
Okunuş
7Elleẕîne keferû lehüm ʿaẕâbün şedîd. velleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti lehüm magfiratüv veecrun kebîr.
Ayet 7
Yaratılışlarının sebebi olan Allah merkezli hayata sırt dönüp, nankörlük ederek müşrik kalmakta direnenleri çok şiddetli bir azap beklemektedir. Allah’ın davetine iman edip sorumluluklarını yerine getirenler ise mağfiret, rahmet ve mükâfata nail olacaklar.
Fâtır 8
1 ayetاَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ فَرَاٰهُ حَسَنًاۜ فَاِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۘ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ٨
Mushaf
Okunuş
8Efemen züyyine lehû sûü ʿamelihî feraâhü ḥasenâ. feinne-llâhe yüḍillü mey yeşâü veyehdî mey yeşâʾ. felâ teẕheb nefsüke ʿaleyhim ḥaserât. inne-llâhe ʿalîmüm bimâ yaṣneʿûn.
Ayet 8
Allah’ın davetinin inkârı kendisine cazip gözüken, o cazibeye kapılıp şeytanın adımlarını takip eden kimsenin durumu ile Allah’ın davetine iman eden kimsenin durumu hiç bir olur mu?
Allah doğru olanı kabul etmeyip, sapıklığı tercih etmekte ısrar edeni sapıklığı içinde bırakır, iman edenleri de karanlıklardan aydınlığa çıkarıp doğru yola ulaştırır. Öyleyse sen müşrikler için üzülüp kendini heder etme. Şüphesiz Allah onların yaptıklarını çok iyi bilmektedir ve hak ettikleri ile de cezalandıracaktır.
Fâtır 9
1 ayetوَاللّٰهُ الَّذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَابًا فَسُقْنَاهُ اِلٰى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَحْيَيْنَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ كَذٰلِكَ النُّشُورُ ٩
Mushaf
Okunuş
9Vellâhü-lleẕî ersele-rriyâḥa fetüŝîru seḥâben fesuḳnâhü ilâ beledim meyyitin feaḥyeynâ bihi-lʾarḍa baʿde mevtihâ. keẕâlike-nnüşûr.
Ayet 9
Allah rüzgârla yağmur yüklü bulutları ölü topraklar üzerine gönderip, su ile buluşturarak canlandırır. Kıyamet Günü diriliş de işte böyle olacaktır.
Fâtır 10
1 ayetمَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَم۪يعًاۜ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُۜ وَالَّذ۪ينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ ١٠
Mushaf
Okunuş
10Men kâne yürîdü-lʿizzete felillâhi-lʿizzetü cemîʿâ. ileyhi yaṣʿadü-lkelimu-ṭṭayyibü velʿamelu-ṣṣâliḥu yerfeʿuh. velleẕîne yemkürûne-sseyyiâti lehüm ʿaẕâbün şedîd. vemekru ülâike hüve yebûr.
Ayet 10
Her kim, izzetli ve şerefli yaşamak istiyorsa, iyi bilsin ki izzet ve şerefin kaynağı Allah’tır ve O’na yakın olmakla elde edilir. Hiç şüphesiz güzel sözler ve salih amellerle Allah’a yakınlaşılır.
İnsanları Allah’ın davetinden alıkoymak, ondan uzaklaştırmak maksadıyla sinsice tuzaklar kurmaya çalışanları, Allah’ın azabı beklemektedir. Allah onların tuzaklarını da boşa çıkaracaktır.
Fâtır 11
1 ayetوَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجًاۜ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ١١
Mushaf
Okunuş
11Vellâhü ḫaleḳaküm min türâbin ŝümme min nuṭfetin ŝümme ceʿaleküm ezvâcâ. vemâ taḥmilü min ünŝâ velâ teḍaʿu illâ biʿilmih. vemâ yüʿammeru mim müʿammeriv velâ yünḳaṣu min ʿumürihî illâ fî kitâb. inne ẕâlike ʿale-llâhi yesîr.
Ayet 11
Ey insanlar! Allah sizi önce topraktan sonra da üreyip, çoğalmanız aşamasında, bir damla su olan meniden dişiler ve erkekler olarak yarattı. Hiçbir dişi Allah’ın izni ve bilgisi dışında ne hamile kalabilir ne de doğum yapabilir. Hiçbir insanın ömrü O’nun yasaları dışında ne uzatılabilir ne de kısaltılabilir, şüphesiz bunları belirleme yetkisi yalnız Allah’a aittir.
Fâtır 12
1 ayetوَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِۗ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَٓائِغٌ شَرَابُهُ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌۜ وَمِنْ كُلٍّ تَاْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ ف۪يهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ١٢
Mushaf
Okunuş
12Vemâ yestevi-lbaḥrân. hâẕâ ʿaẕbün fürâtün sâigun şerâbühû vehâẕâ milḥun ücâc. vemin küllin teʾkülûne laḥmen ṭariyyev vetestaḫricûne ḥilyeten telbesûnehâ. vetera-lfülke fîhi mevâḫira litebtegû min faḍlihî veleʿalleküm teşkürûn.
Ayet 12
Benzerlikleri ve farklılıkları yaratmak da Allah’a aittir. Birinin suyu, susuzluğu giderici ve tatlı, diğerininki ise tuzlu ve acı olan su kütlelerinden taze su ürünleri çıkarıp beslenir, bir kısmından da süs eşyaları yaparsınız. Gemilerinizi üzerlerinde yüzdürür, rızıklar elde edersiniz. Bu nimetlerini de düşünüp Rabbinize şükredip, davetine yönelmeniz gerekmez mi?
Fâtır 13–14
2 ayetيُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۙ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْم۪يرٍۜ ١٣ اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَب۪يرٍ۟ ١٤
Mushaf
Okunuş
13Yûlicü-lleyle fi-nnehâri veyûlicü-nnehâra fi-lleyli veseḫḫara-şşemse velḳamer. küllüy yecrî liecelim müsemmâ. ẕâlikümü-llâhü rabbüküm lehü-lmülk. velleẕîne tedʿûne min dûnihî mâ yemlikûne min ḳiṭmîr.
14İn tedʿûhüm lâ yesmeʿû düʿâeküm. velev semiʿû me-stecâbû leküm. veyevme-lḳiyâmeti yekfürûne bişirkiküm. velâ yünebbiüke miŝlü ḫabîr.
Ayet 13–14
Rabbiniz olan Allah geceyi uzatarak, gündüzü kısaltıyor, gündüzü uzatarak da geceyi kısaltıyor. Her biri belli bir zamana kadar kendi yörüngelerinde Allah’ın yasalarının sınırları içinde akıp giden, güneşi ve ayı sizin istifadenize sunan da O’dur. İşte kâinatın nizamını kuran Rabbiniz Allah budur, yarattıkları üzerinde hüküm koyma ve hükümranlık yalnızca O’na aittir ve O’ndan başka ilah yoktur.
Ey müşrik ve kâfirler! Sizin Allah’la birlikte Rab ve ilah edindikleriniz, bir hurma çekirdeğinin zarını bile yaratıp, ona sahip olamazlar. Onlara yalvarıp yakarsanız sesinizi de duymazlar, zannettiğiniz gibi duysalar bile sizin sorduklarınıza cevap veremez, sorunlarınızı çözemezler. Üstelik Kıyamet ve Hesap Günü, müşrikliğinize sebep olduklarını da asla kabul etmezler.
Ey insan! Sana hiç kimse her şeyin bilgisine sahip olan ve en doğru olanı bilen Allah gibi doğru yolu gösteremez ve O’na davet edemez.
İlgili ayetler
Fâtır 15–17
3 ayetيَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ١٥ اِنْ يَشَاْ يُذْهِبْكُمْ وَيَاْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۚ ١٦ وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ ١٧
Mushaf
Okunuş
15Yâ eyyühe-nnâsü entümü-lfüḳarâü ile-llâh. vellâhü hüve-lganiyyü-lḥamîd.
16İy yeşeʾ yüẕhibküm veyeʾti biḫalḳin cedîd.
17Vemâ ẕâlike ʿale-llâhi biʿazîz.
Ayet 15–17
Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizlersiniz, Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Şükredip övülmeye layık olan da yalnızca O’dur. Allah dilerse sizi ortadan kaldırır ve yerinize yeni bir topluluk getirir. Bunu yapmak Allah için kolaydır.
İlgili ayetler
Fâtır 18
1 ayetوَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۜ اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِه۪ۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ١٨
Mushaf
Okunuş
18Velâ teziru vâziratüv vizra uḫrâ. vein tedʿu müŝḳaletün ilâ ḥimlihâ lâ yuḥmel minhü şeyʾüv velev kâne ẕâ ḳurbâ. innemâ tünẕiru-lleẕîne yaḫşevne rabbehüm bilgaybi veeḳâmu-ṣṣalâh. vemen tezekkâ feinnemâ yetezekkâ linefsih. veile-llâhi-lmeṣîr.
Ayet 18
Hesap Günü kimse, kimsenin yükünü taşımaz, kendi yükü ağır gelen bir başkasından yardım istese de, en yakını olan annesi babası bile o yükü taşımada ona yardım edemez.
Ey Peygamber! Sen yalnızca Rablerine yürekten yönelenleri, azabından korkanları, namazı kılanları uyarabilirsin ve ancak onlarla yola çıkabilirsin. Kim Allah’ın daveti yolunda malı ve canı ile gayret ederse arınmış, şirkten, küfürden korunmuş olur. Unutmayın ki bütün yolların sonu Allah’a varır.
Fâtır 19–24
6 ayetوَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ ١٩ وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُۙ ٢٠ وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ ٢١ وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ ٢٢ اِنْ اَنْتَ اِلَّا نَذ۪يرٌ ٢٣ اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يرًا وَنَذ۪يرًاۜ وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا ف۪يهَا نَذ۪يرٌ ٢٤
Mushaf
Okunuş
19Vemâ yestevi-lʾaʿmâ velbeṣîr.
20Vele-żżulümâtü vele-nnûr.
21Vele-żżillü vele-lḥarûr.
22Vemâ yestevi-lʾaḥyâü vele-lʾemvât. inne-llâhe yüsmiʿu mey yeşâʾ. vemâ ente bimüsmiʿim men fi-lḳubûr.
23İn ente illâ neẕîr.
24İnnâ erselnâke bilḥaḳḳi beşîrav veneẕîrâ. veim min ümmetin illâ ḫalâ fîhâ neẕîr.
Ayet 19–24
Hiç görenle görmeyen, aydınlıkla karanlık, gölge ile kavurucu sıcaklık, tevhit ile de şirk bir olur mu? Keza dirilerle ölüler de bir olamaz.
Hiç şüphesiz Allah, yaratılış sebebini kavrayan ve ona uygun yaşamaya talip olan kimselere davetini işittirir. Ey Peygamber! Sen ölülere Allah’ın âyetlerini işittiremezsin.
Sen yalnızca bir davetçisin. Biz seni Kur’an ile uyarıcı ve müjdeci olarak gönderdik. Kendilerine uyarıcı göndermediğimiz hiçbir topluluk yoktur.
Fâtır 25–26
2 ayetوَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ٢٥ ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟ ٢٦
Mushaf
Okunuş
25Veiy yükeẕẕibûke feḳad keẕẕebe-lleẕîne min ḳablihim. câethüm rusülühüm bilbeyyinâti vebizzübüri vebilkitâbi-lmünîr.
26Ŝümme eḫaẕtü-lleẕîne keferû fekeyfe kâne nekîr.
Ayet 25–26
Allah adına yaptığın daveti kabul etmeyip, seni yalancılıkla suçlayanlara da aldırma ve üzülme, senden önce gönderdiğimiz peygamberler de apaçık delillerle ve kitaplarla, kavimlerini hakikatin aydınlığına davet etmişlerdi. Fakat onlar da yalancılıkla suçlanıp, reddedilmişlerdi. Sonunda Biz de inkârcıları kıskıvrak yakalayıp nankörlüklerinin cezasına çarptırdık.
Fâtır 27–28
2 ayetاَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهَاۜ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ ب۪يضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَاب۪يبُ سُودٌ ٢٧ وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَٓابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذٰلِكَۜ اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ غَفُورٌ ٢٨
Mushaf
Okunuş
27Elem tera enne-llâhe enzele mine-ssemâi mââ. feaḫracnâ bihî ŝemerâtim muḫtelifen elvânühâ. vemine-lcibâli cüdedüm bîḍuv veḥumrum muḫtelifün elvânühâ vegarâbîbü sûd.
28Vemine-nnâsi veddevâbbi velʾenʿâmi muḫtelifün elvânühû keẕâlik. innemâ yaḫşe-llâhe min ʿibâdihi-lʿulemâʾ. inne-llâhe ʿazîzün gafûr.
Ayet 27–28
Allah’ın sizler için gökten indirdiği su ile türlü türlü renkte ve lezzette yarattığı ürünlerine, dağların, taşların şekline, içlerinde oluşturduğu, kırmızı, beyaz, siyah ve başkaca görüntülerine başınızı çevirip de dikkatlice bir bakın. Ayrıca kendinize ve kendiniz gibi insanların farklı farklı renklerine, şekillerinize ve hayvanların da yaratılışlarındaki mükemmel uyumla dengeye de bakıp Rabbinizin ilminin, kudretinin yüceliğini düşünün.
Kulları arasında, anlama ve kavrama yeteneğini kullananlar bunları düşünüp, Rablerinin davetine yönelip iman ederler.
Fâtır 29–30
2 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ ٢٩ لِيُوَفِّيَهُمْ اُجُورَهُمْ وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ ٣٠
Mushaf
Okunuş
29İnne-lleẕîne yetlûne kitâbe-llâhi veeḳâmu-ṣṣalâte veenfeḳû mimmâ razaḳnâhüm sirrav veʿalâniyetey yercûne ticâratel len tebûra.
30Liyüveffiyehüm ücûrahüm veyezîdehüm min faḍlih. innehû gafûrun şekûr.
Ayet 29–30
Şüphesiz ki Allah’ın gönderdiği kitabı okuyanlar, davet edildikleri hayat nizamını yaşamak uğrunda gayret edenler, namazlarını bilinçli ve devamlı kılanlar, kendilerine Allah’ın verdiği rızıktan, O’nun yolunda açık ve gizli harcayanlar, tükenmez bir kazanç elde edecekler. Allah onların mükâfatını eksiksiz hatta çok daha fazlasıyla verecek. O çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.
Fâtır 31
1 ayetوَالَّذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِعِبَادِه۪ لَخَب۪يرٌ بَص۪يرٌ ٣١
Mushaf
Okunuş
31Velleẕî evḥaynâ ileyke mine-lkitâbi hüve-lḥaḳḳu müṣaddiḳal limâ beyne yedeyh. inne-llâhe biʿibâdihî leḫabîrum beṣîr.
Ayet 31
Ey Peygamber! Sana göndermekte olduğumuz bu Kur’an, senden önceki peygamberlere gönderdiğimiz kitaplardan geriye kalan gerçekleri tasdik eden ilahi bir kitaptır. Allah, kullarının her yaptıklarını ve yapmaları gerekirken de yapmadıklarını görüp gözetlemektedir.
Fâtır 32–33
2 ayetثُمَّ اَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذ۪ينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَاۚ فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۚ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَب۪يرُۜ ٣٢ جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۚ وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ ٣٣
Mushaf
Okunuş
32Ŝümme evraŝne-lkitâbe-lleẕîne-ṣṭafeynâ min ʿibâdinâ. feminhüm żâlimül linefsih. veminhüm muḳteṣid. veminhüm sâbiḳum bilḫayrâti biiẕni-llâh. ẕâlike hüve-lfaḍlü-lkebîr.
33Cennâtü ʿadniy yedḫulûnehâ yüḥallevne fîhâ min esâvira min ẕehebiv velüʾlüâ. velibâsühüm fîhâ ḥarîr.
Ayet 32–33
Bu ilahi kitapla bildirilen hükümlere uymak üzere söz verdikleri için Kitaba mirasçı kıldığımız seçkin kullarımızdan bir kısmı bu mirasın hakkını vermeyerek kendisine zulmeder. Diğer bir kısmı orta bir yol izler, kimileri de Allah’ın izniyle hayırda hep önde gider, öncülük eder. İşte en büyük fazilet budur. Onlar daimi mutluluk ve nimetler yurdu olan cennetlere girecekler. Orada dünya hayatlarında Allah yolunda sarf ettikleri gayretlerinin karşılığı olarak altınlar ve incilerle donatılır, ipekten elbiseler giydirilirler.
İlgili ayetler
Fâtır 34–35
2 ayetوَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ٓي اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَۜ اِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌۙ ٣٤ اَلَّذ۪ٓي اَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِه۪ۚ لَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا لُغُوبٌ ٣٥
Mushaf
Okunuş
34Veḳâlü-lḥamdü lillâhi-lleẕî eẕhebe ʿanne-lḥazen. inne rabbenâ legafûrun şekûr.
35Elleẕî eḥallenâ dâra-lmüḳâmeti min faḍlih. lâ yemessünâ fîhâ neṣabüv velâ yemessünâ fîhâ lügûb.
Ayet 34–35
Onlar orada şöyle dua ederler: “Dünyada iken Allah yolunda yaşadığımız bütün sıkıntıları bizlere unutturan ve hiçbir gam, keder yaşatmayıp hüznü uzaklaştıran Allah’a hamdolsun. Rabbimiz çok bağışlayıcı ve mükâfat bakımından çok cömerttir. Lütfuyla bizi cennet yurduna yerleştirdi, burada yorgunluk ve can sıkıntısı çekmeyeceğiz.”
Fâtır 36–37
2 ayetوَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَۚ لَا يُقْضٰى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَاۜ كَذٰلِكَ نَجْز۪ي كُلَّ كَفُورٍۚ ٣٦ وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ ف۪يهَاۚ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ ف۪يهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَٓاءَكُمُ النَّذ۪يرُۜ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ۟ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36Velleẕîne keferû lehüm nâru cehennem. lâ yuḳḍâ ʿaleyhim feyemûtû velâ yüḫaffefü ʿanhüm min ʿaẕâbihâ. keẕâlike neczî külle kefûr.
37Vehüm yaṣṭariḫûne fîhâ. rabbenâ aḫricnâ naʿmel ṣâliḥan gayra-lleẕî künnâ naʿmel. evelem nüʿammirküm mâ yeteẕekkeru fîhi men teẕekkera vecâekümü-nneẕîr. feẕûḳû femâ liżżâlimîne min neṣîr.
Ayet 36–37
Hakikati inkâra şartlanmış olanlar ise hak ettikleri cehennem azabına çarptırılacaklar ve orada ne öldürülüp hayatlarına son verilir, ne de içine atıldıkları ateşin azabı hafifletilir. İşte Allah’a nankörlük edenler böyle cezalandırılır. Onlar orada, “Rabbimiz ne olur bizi buradan çıkarıp dünyaya tekrar gönder de daha önceki yanlışlarımızdan dönüp Senin davetine sarılalım.” diye feryat edecekler. Biz de onlara, “Size düşünüp, aklınızı kullanarak, doğru olanı anlayıp yaşayacak kadar ömür vermiştik. Üstelik peygamberler ve kitaplarla da öğüt verip uyarmıştık, bütün bunlara rağmen Rabbinizin adına yapılan davete sırt dönüp O’nun ilahlığını kabule yanaşmadınız, şimdi bunun cezasını çekmenizin zamanıdır.” diyeceğiz.
Fâtır 38
1 ayetاِنَّ اللّٰهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٣٨
Mushaf
Okunuş
38İnne-llâhe ʿâlimü gaybi-ssemâvâti velʾarḍ. innehû ʿalîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
Ayet 38
Şüphesiz Allah, yarattığı göklerin ve yerin, sizin için bilinmez ve görünmezlerini bildiği gibi, kalplerinizde gizlemeye çalıştığınız düşünce, duygu ve niyetlerinizi de bilir.
İlgili ayetler
Fâtır 39
1 ayetهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ فِي الْاَرْضِۜ فَمَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۜ وَلَا يَز۪يدُ الْكَافِر۪ينَ كُفْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ اِلَّا مَقْتًاۚ وَلَا يَز۪يدُ الْكَافِر۪ينَ كُفْرُهُمْ اِلَّا خَسَارًا ٣٩
Mushaf
Okunuş
39Hüve-lleẕî ceʿaleküm ḫalâife fi-lʾarḍ. femen kefera feʿaleyhi küfruh. velâ yezîdü-lkâfirîne küfruhüm ʿinde rabbihim illâ maḳtâ. velâ yezîdü-lkâfirîne küfruhüm illâ ḫasârâ.
Ayet 39
Ey insanlar! Allah sizleri, yaşamaya davet ettiği hayat nizamının sınırları içinde yaşayasınız diye halifeler olarak yarattı. Bu gerçeği kabul etmeyen ve buna gayret etmeyenler, bilsinler ki bunun zararını görüp cezasını çekeceklerdir. Yüz çevirip inatla direnmeleri onların azgınlıklarını ve azaplarını artırmaktan başka hiçbir işe de yaramaz.
Fâtır 40
1 ayetقُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۚ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُۚ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا اِلَّا غُرُورًا ٤٠
Mushaf
Okunuş
40Ḳul eraʾeytüm şürakâekümü-lleẕîne tedʿûne min dûni-llâh. erûnî mâẕâ ḫaleḳû mine-lʾarḍi em lehüm şirkün fi-ssemâvât. em âteynâhüm kitâben fehüm ʿalâ beyyinetim minh. bel iy yeʿidu-żżâlimûne baʿḍuhüm baʿḍan illâ gurûrâ.
Ayet 40
Ey Peygamber! De ki: “Allah’la birlikte ilah edinip de peşine düştükleriniz, yeryüzünde neyi yaratmışlar hiç düşündünüz mü? Onların kâinatın yaratılıp yönetilmesinde bir payları mı var, yahut onlara bir kitap gönderip de insanlar üzerinde nizam kurma yetkisi mi vermişiz?” Hayır, bunlar hem kendilerini hem de kendilerine uyanları hüsrana uğratmaktadırlar.
Fâtır 41
1 ayetاِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَاۚ وَلَئِنْ زَالَتَٓا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِه۪ۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يمًا غَفُورًا ٤١
Mushaf
Okunuş
41İnne-llâhe yümsikü-ssemâvâti velʾarḍa en tezûlâ. velein zâletâ in emsekehümâ min eḥadim mim baʿdih. innehû kâne ḥalîmen gafûrâ.
Ayet 41
Gökleri ve yeri kurduğu nizam ve koyduğu yasalarla, yörüngelerinde dengede tutan Allah’tır. Bir kere yörüngelerinden sapmalarına izin verirse hiçbir güç onları yerinde tutamaz ve durduramaz.
Allah cezalandırmada acele etmeyen, fakat tevbe edip doğruya yönelenleri de bağışlayandır.
Fâtır 42–43
2 ayetوَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَٓاءَهُمْ نَذ۪يرٌ لَيَكُونُنَّ اَهْدٰى مِنْ اِحْدَى الْاُمَمِۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ نَذ۪يرٌ مَا زَادَهُمْ اِلَّا نُفُورًاۙ ٤٢ اِسْتِكْبَارًا فِي الْاَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِۜ وَلَا يَح۪يقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ اِلَّا بِاَهْلِه۪ۜ فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا سُنَّتَ الْاَوَّل۪ينَۚ فَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَبْد۪يلًاۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَحْو۪يلًا ٤٣
Mushaf
Okunuş
42Veaḳsemû billâhi cehde eymânihim lein câehüm neẕîrul leyekûnünne ehdâ min iḥde-lʾümem. felemmâ câehüm neẕîrum mâ zâdehüm illâ nüfûrâ.
43İstikbâran fi-lʾarḍi vemekra-sseyyiʾ. velâ yeḥîḳu-lmekru-sseyyiü illâ biehlih. fehel yenżurûne illâ sünnete-lʾevvelîn. felen tecide lisünneti-llâhi tebdîlâ. velen tecide lisünneti-llâhi taḥvîlâ.
Ayet 42–43
Vaktiyle insanların bir kısmı şayet kendilerine öğüt verip, uyaracak bir peygamber gelirse, onun rehberliğine uyup, doğru olanı yaşama konusunda tüm toplumlardan daha önde olacaklarına dair Allah’a bütün güçleriyle yemin etmişlerdi. Fakat onlara peygamber gelip de sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamaya davet edince tepkileri çok sert ve küstahça oldu. Azgınlıklarını artırarak kibirlendiler, kendi nizamlarını devam ettirebilmek için, Peygamber ve onunla birlikte olan mü’minlere sinsice tuzaklar kurdular. Hâlbuki bu tür tuzaklar er geç sahibinin ayağına dolaşır. Anlaşılan o ki, böyleleri öncekilerin akıbetinden ders almıyor, Allah’ın helak edici yasasının işlemesini bekliyorlar. Allah, yasasını hiç kimse için değiştirmez. O’nun kanununda (yasasında) değişiklik olmaz.
Fâtır 44
1 ayetاَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَيْءٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ اِنَّهُ كَانَ عَل۪يمًا قَد۪يرًا ٤٤
Mushaf
Okunuş
44Evelem yesîrû fi-lʾarḍi feyenżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lleẕîne min ḳablihim vekânû eşedde minhüm ḳuvveh. vemâ kâne-llâhü liyüʿcizehû min şeyʾin fi-ssemâvâti velâ fi-lʾarḍ. innehû kâne ʿalîmen ḳadîrâ.
Ayet 44
Onlar hiç yeryüzünün kendilerine yakın olan yerlerinde dolaşıp da, öncekilerin nasıl bir akıbete uğrayıp helak edildiklerini de mi görüp düşünmüyorlar? Hâlbuki onların gücü daha fazlaydı. Gerçek şu ki, göklerde ve yerde hiçbir güç Allah’ın iradesine karşı koyamaz. O, her şeyi bilen ve kudreti sonsuz olandır.
Fâtır 45
1 ayetوَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلٰى ظَهْرِهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِعِبَادِه۪ بَص۪يرًا ٤٥
Mushaf
Okunuş
45Velev yüâḫiẕü-llâhü-nnâse bimâ kesebû mâ terake ʿalâ żahrihâ min dâbbetiv velâkiy yüʾeḫḫiruhüm ilâ ecelim müsemmâ. feiẕâ câe ecelühüm feinne-llâhe kâne biʿibâdihî beṣîrâ.
Ayet 45
Şayet Allah, insanları hak etmeleri sebebi ile hemen cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiç kimseyi hayatta bırakmazdı. Fakat Allah yasayla belirlediği süre doluncaya kadar mühlet vermiştir. O süre dolunca herkes hak ettiği karşılığı görecektir. Allah herkesi görüp gözetendir.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Furkan, sonra Meryem indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla