Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Ana Fikir ve Konular
Adı: Bu sure adını, “Ankebut” (örümcek) kelimesinin geçtiği 41. ayetten alır.
Nüzul Zamanı: 56’dan 60’a kadar olan ayetler, bu surenin Habeşistan’a hicretten çok kısa bir süre önce nazil olduğunu göstermektedir: Bu görüşü ele alınan konunun özelliği de desteklemektedir. Bazı müfessirler, surede münafıklardan bahsedildiği ve münafık sorunu Medine’de ortaya çıktığı için ilk on ayetin Medine’de geri kalanlarının ise Mekke’de nazil olduğu görüşündedirler. Oysa burada münafıklığından bahsedilen kişiler, kafirlerin müslümanlara uyguladığı baskı ve işkencelerden korktukları için ikiyüzlü bir tutum benimseyen kimselerdi. Bu nedenle bu tür bir iki yüzlülük Medine’de değil ancak Mekke’de meydana gelmiş olabilir. Aynı şekilde bazı müfessirler de, bu surede müslümanların hicrete teşvik edildiğini görerek bu surenin Mekke’de nazil olan son sure olduğunu kabul etmişlerdir. Bu görüşler hiçbir rivayete dayanmamakta, fakat surenin ele aldığı ana konulardan kaynaklanmaktadır. Surenin değindiği ana konular tüm olarak gözönünde bulundurulduğunda, bunların Mekke’deki son döneme değil, Habeşistan’a hicretten hemen önceki şartlara işaret ettiği anlaşılır.
Ana Fikir ve Konular
Sure ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulduğunda, nüzul zamanının müslümanların Mekke’de en şiddetli işkenceye maruz kaldıkları dönem olduğu görülür. Kafirler, İslâm’a tamamen karşı çıkıyor ve yeni dine girenler en şiddetli baskılara maruz bırakılıyorlardı. Allah, samimi müslümanları cesaretlendirmek, güçlendirmek ve iman zayıflığı gösterenleri utandırmak için bu sureyi indirdiğinde şartlar böyleydi. Bunun yanısıra Mekkeli müşrikler, her çağdaki Hak düşmanlarının uğradığı akibeti kendi kendilerine davet etmemeleri için uyarılmaktadırlar.
Bu bağlamda, o dönemde birkaç gencin karşılaştığı sorunlara da cevap verilmektedir. Mesela bu gençlerin aileleri onlara Hz. Muhammed’i (s.a) bırakıp, atalarının dinine dönmeye zorlayarak şöyle diyorlardı: “Sizin iman ettiğiniz Kur’an, ana-baba haklarını en üst seviyede tutuyor. O halde bizim söylediklerimizi dinleyin. Aksi taktirde dininizin emirlerine karşı gelmiş olursunuz.” Buna, surenin 8. ayetinde cevap verilmektedir.
Aynı şekilde bazı kabile üyeleri de İslâm’a yeni girenlere şöyle diyorlardı: “Azab ve sevap gibi şeyler bizim olsun. Bizi dinleyin ve bu adamı bırakın. Eğer Allah sizi ahirette hesaba çekerse biz ortaya çıkıp şöyle diyeceğiz: “Rabbimiz, bu insanlar masumdur, onları imandan dönmeye biz zorladık. bu nedenle bizi cezalandır.” Bu konu da 12-13. ayetlerde ele alınmıştır.
Bu surede değinilen kıssalar da çoğunlukla şu aynı noktayı vurgulamaktadır. “Onlar büyük zorluklar çektiler ve uzun yıllar boyunca eziyete uğradılar. En sonunda Allah’ın yardımına mazhar oldular. Bu nedenle cesur ol: Allah’ın yardımı mutlaka gelecektir. Fakat bir deneme ve sıkıntı dönemi yaşanmalıdır.” Müslümanlara öğretilen bu dersin yanısıra kafirler de şöyle uyarılmaktadır: “Eğer şimdi Allah tarafından hemen cezalandırılmıyorsanız, hiçbir zaman cezalandırılmayacağınız gibi bir zehaba kapılmamalısınız. Helak olmuş eski ümmetlerin izleri gözlerinizin önündedir. Bakın onlar nasıl bir akibete uğramışlar ve Allah peygamberlerine nasıl yardım etmiş.”
Daha sonra müslümanlara şöyle bir talimat verilmektedir: “Eğer işkenceler dayanamacağınız hale geldiyse, imanınızı terketmek yerine memleketinizi terkedin. Allah’ın arzı geniştir; rahatça Allah’a ibadet edebileceğiniz yeni bir yer bulun.”
Bütün bunların yanısıra kafirler de İslâm’ı anlamaya teşvik edilmektedirler. Tevhid ve ahiret ile ilgili güçlü deliller öne sürülmekte, şirk reddedilmekte ve onların dikkatleri evrendeki çeşitli ayetlere çekilerek, tüm bu ayetlerin peygamberin onlara sunduğu öğretiyi teyit ettiği söylenmektedir.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–2
2 ayetAnkebut 1
Ankebut 2
الٓمٓ۠ ١ اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ ٢
Mushaf
Okunuş
1Elif-lâm-mîm.
2Eḥasibe-nnâsü ey yütrakû ey yeḳûlû âmennâ vehüm lâ yüftenûn.
Türkçe Meal
1Elif Lâm Mîm.
2Şimdi bu insanlar hiç bir sıkıntı ve zorlukla sınanmadan yalnızca “İman ettik” demekle, kendi hallerine bırakılacaklarını mı sanıyorlar.
İlgili ayetler
Ayet 3–4
2 ayetAnkebut 3
Ankebut 4
وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِب۪ينَ ٣ اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَسْبِقُونَاۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ ٤
Mushaf
Okunuş
3Veleḳad fetenne-lleẕîne min ḳablihim feleyaʿlemenne-llâhü-lleẕîne ṣadeḳû veleyaʿlemenne-lkâẕibîn.
4Em ḥasibe-lleẕîne yaʿmelûne-sseyyiâti ey yesbiḳûnâ. sâe mâ yaḥkümûn.
Türkçe Meal
3Andolsun ki biz, onlardan öncekileri de çeşitli sıkıntılarla sınamıştık, böylece Allah, “İman ettik” sözünde kimin sadık/samimi, kimin de yalancı olduğunu ortaya çıkaracaktır.
4Yoksa kötülük yapmayı sürdürenler bizi atlatabileceklerini mi sanıyorlar? Ne berbat bir karar veriyorlar öyle!
Ayet 5
1 ayetAnkebut 5
مَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ اللّٰهِ فَاِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ لَاٰتٍۜ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٥
Mushaf
Okunuş
5Men kâne yercû liḳâe-llâhi feinne ecele-llâhi leâtin. vehüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Türkçe Meal
5Her kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa, şüphesiz ki Allah’ın tayin ettiği ecel ve kavuşma günü mutlaka gelecektir. Zira O, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.
Ayet 6–7
2 ayetAnkebut 6
Ankebut 7
وَمَنْ جَاهَدَ فَاِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ ٦ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ٧
Mushaf
Okunuş
6Vemen câhede feinnemâ yücâhidü linefsih. inne-llâhe leganiyyün ʿani-lʿâlemîn.
7Velleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti lenükeffiranne ʿanhüm seyyiâtihim velenecziyennehüm aḥsene-lleẕî kânû yaʿmelûn.
Türkçe Meal
6Kim, Allah yolunda çalışıp didinirse bunu ancak kendisi için yapmış olur, çünkü Allah’ın toplumlardan hiç kimseye ihtiyacı yoktur.
7İman edip, imanın gereği güzel işleri yapanlara gelince, kesinlikle biz onların yaptıkları kötülükleri örteceğiz ve onları yaptıklarının en güzeli ile ödüllendireceğiz.
Ayet 8
1 ayetAnkebut 8
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًاۜ وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاۜ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٨
Mushaf
Okunuş
8Veveṣṣayne-lʾinsâne bivâlideyhi ḥusnâ. vein câhedâke litüşrike bî mâ leyse leke bihî ʿilmün felâ tüṭiʿhümâ. ileyye merciʿuküm feünebbiüküm bimâ küntüm taʿmelûn.
Türkçe Meal
8İnsana, anne ve babasına iyi davranmasını tavsiye etmiştik. Eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, sakın onlara itaat etme! Unutma ki dönüşünüz banadır. İşte o gün ben de size yapmış olduğunuz her şeyi bir bir haber vereceğim.
Ayet 9
1 ayetAnkebut 9
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِح۪ينَ ٩
Mushaf
Okunuş
9Velleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti lenüdḫilennehüm fi-ṣṣâliḥîn.
Türkçe Meal
9İman edip imanın gereği güzel işler yapanları kesinlikle iyi ve erdemli kimselerin arasına katacağız.
İlgili ayetler
Ayet 10–11
2 ayetAnkebut 10
Ankebut 11
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ فَاِذَٓا اُو۫ذِيَ فِي اللّٰهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّٰهِۜ وَلَئِنْ جَٓاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْۜ اَوَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِمَا ف۪ي صُدُورِ الْعَالَم۪ينَ ١٠ وَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِق۪ينَ ١١
Mushaf
Okunuş
10Vemine-nnâsi mey yeḳûlü âmennâ billâhi feiẕâ ûẕiye fi-llâhi ceʿale fitnete-nnâsi keʿaẕâbi-llâh. velein câe naṣrum mir rabbike leyeḳûlünne innâ künnâ meʿaküm. eveleyse-llâhü biaʿleme bimâ fî ṣudûri-lʿâlemîn.
11Veleyaʿlemenne-llâhü-lleẕîne âmenû veleyaʿlemenne-lmünâfiḳîn.
Türkçe Meal
10İnsanlardan kimi de vardır ki “Allah’a inanıp güvendik” derler sonra Allah yolunda herhangi bir eziyete uğrayınca da bunu Allah’ın bir azabıymış gibi görürüler. Ama Rabbinden sana bir zafer geldiğinde de “Kesinlikle biz sizinle beraberdik” derler, Peki Allah bütün toplumların içinden geçenleri en iyi bilen değil midir?
11Hiç şüphesiz Allah, gerçekten iman edenleri bilir ve inanmadıkları halde inanmış gibi görünen ikiyüzlü münafıkları da.
İlgili ayetler
Ayet 12–13
2 ayetAnkebut 12
Ankebut 13
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّبِعُوا سَب۪يلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْۜ وَمَا هُمْ بِحَامِل۪ينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَيْءٍۜ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ١٢ وَلَيَحْمِلُنَّ اَثْقَالَهُمْ وَاَثْقَالًا مَعَ اَثْقَالِهِمْۘ وَلَيُسْـَٔلُنَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟ ١٣
Mushaf
Okunuş
12Veḳâle-lleẕîne keferû lilleẕîne âmenü-ttebiʿû sebîlenâ velnaḥmil ḫaṭâyâküm. vemâ hüm biḥâmilîne min ḫaṭâyâhüm min şeyʾ. innehüm lekâẕibûn.
13Veleyaḥmilünne eŝḳâlehüm eŝḳâlem meʿa eŝḳâleküm. veleyüsʾelünne yevme-lḳiyâmeti ʿammâ kânû yefterûn.
Türkçe Meal
12Gerçekleri örtbas eden kâfirler inananlara: “Bizim yolumuza uyun, sizin günahınız bizim boynumuza olsun” derler. Oysa onlar inananların en küçük bir günahını dahi üstlenmeyecekler, onlar katıksız bir yalancıdırlar.
13Elbet onlar, kendi günahlarını zaten yüklenecekler, onun yanında yoldan çıkardıkları kimselerin günahlarını da yüklenecekler ve din adına uydurdukları her şeyden kıyamet günü sorguya çekilecekler.
Ayet 14–15
2 ayetAnkebut 14
Ankebut 15
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ فَلَبِثَ ف۪يهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خَمْس۪ينَ عَامًاۜ فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ ١٤ فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَصْحَابَ السَّف۪ينَةِ وَجَعَلْنَاهَٓا اٰيَةً لِلْعَالَم۪ينَ ١٥
Mushaf
Okunuş
14Veleḳad erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî felebiŝe fîhim elfe senetin illâ ḫamsîne ʿâmâ. feeḫaẕehümu-ṭṭûfânü vehüm żâlimûn.
15Feenceynâhü veaṣḥâbe-ssefîneti veceʿalnâhâ âyetel lilʿâlemîn.
Türkçe Meal
14Biz Nuh’u kavmine elçi olarak göndermiştik. Nuh onların arasında elli yıl eksiği ile bin sene kaldı. Sonunda, kendilerine zalimlik ederek yazık etmiş bir durumda iken tufan onları yakalayıverdi.
15Biz de Nuh’u ve gemide bulunanların tümünü kurtardık ve bunu insanlığa bir ibret vesilesi kıldık.
Ayet 16–17
2 ayetAnkebut 16
Ankebut 17
وَاِبْرٰه۪يمَ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ١٦ اِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَانًا وَتَخْلُقُونَ اِفْكًاۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقًا فَابْتَغُوا عِنْدَ اللّٰهِ الرِّزْقَ وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُۜ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ١٧
Mushaf
Okunuş
16Veibrâhime iẕ ḳâle liḳavmihi-ʿbüdü-llâhe vetteḳûh. ẕâliküm ḫayrul leküm in küntüm taʿlemûn.
17İnnemâ taʿbüdûne min dûni-llâhi evŝânev vetaḫluḳûne ifkâ. inne-lleẕîne taʿbüdûne min dûni-llâhi lâ yemlikûne leküm rizḳan febtegû ʿinde-llâhi-rrizḳa vaʿbüdûhü veşkürû leh. ileyhi türceʿûn.
Türkçe Meal
16İbrahim de kavmine şöyle demişti:
– Allah’ı gerektiği gibi tanıyıp O’na kulluk edin ve O’na karşı gelmekten sakının! Eğer bilirseniz bu sizin için çok daha hayırlıdır.
17– Siz ancak, Allah ile arazına koyup putlaştırdıklarınıza kulluk ediyor ve onlara asılsız nitelikler yakıştırıyorsunuz. Ama şunu iyi bilin ki Allah ile aranıza koyup kulluk ettikleriniz, size bir rızık/lokma bile veremezler. O halde siz tüm rızkınızı Allah katında arayın ve yalnız O’na kulluk edin ve O’nun verdiği nimetlere şükredin zira sonunda O’na döndürüleceksiniz.
Ayet 18
1 ayetAnkebut 18
وَاِنْ تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ اُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْۜ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ١٨
Mushaf
Okunuş
18Vein tükeẕẕibû feḳad keẕẕebe ümemüm min ḳabliküm. vemâ ʿale-rrasûli ille-lbelâgu-lmübîn.
Türkçe Meal
18– Şayet beni yalancılıkla suçlarsanız, unutmayın ki sizden önceki toplumlar da elçilerini yalancılıkla suçlamışlardı. Bir elçinin görevi ilahi mesajı apaçık tebliğ etmekten başka bir şey değildir.
Ayet 19–20
2 ayetAnkebut 19
Ankebut 20
اَوَلَمْ يَرَوْا كَيْفَ يُبْدِئُ اللّٰهُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ١٩ قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ بَدَاَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللّٰهُ يُنْشِئُ النَّشْاَةَ الْاٰخِرَةَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۚ ٢٠
Mushaf
Okunuş
19Evelem yerav keyfe yübdiü-llâhü-lḫalḳa ŝümme yüʿîdüh. inne ẕâlike ʿale-llâhi yesîr.
20Ḳul sîrû fi-lʾarḍi fenżurû keyfe bedee-lḫalḳa ŝümme-llâhü yünşiü-nneşʾete-lʾâḫirah. inne-llâhe ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Türkçe Meal
19Şimdi onlar, Allah’ın ilk yaratmayı nasıl başlattığını ve sonra onu, tekrar tekrar yaratmaya nasıl devam ettiğini görmüyorlar mı? Şüphesiz ki bunu yapmak Allah için kolaydır.
20De ki: Yeryüzünü gezip dolaşın da Allah’ın ilk yaratmayı nasıl başlattığını bir araştırın. Daha sonra Allah, yeni bir yaratışla öteki hayatı da işte böyle yeniden yaratacaktır. Kuşkusuz, Allah her şey için bir ölçü koyandır.
Ayet 21–22
2 ayetAnkebut 21
Ankebut 22
يُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْحَمُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَاِلَيْهِ تُقْلَبُونَ ٢١ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۘ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ۟ ٢٢
Mushaf
Okunuş
21Yüʿaẕẕibü mey yeşâü veyerḥamü mey yeşâʾ. veileyhi tuḳlebûn.
22Vemâ entüm bimüʿcizîne fi-lʾarḍi velâ fi-ssemâʾ. vemâ leküm min dûni-llâhi miv veliyyiv velâ neṣîr.
Türkçe Meal
21Zira O, hak edene azap eder ve hak edene de rahmet eder. Ve siz her durumda O’na döndürüleceksiniz.
22Siz, ne yeryüzünde ne de gökyüzünde Allah’ın elinden kaçıp kurtulamazsınız, İyi bilin ki sizin Allah’tan başka veliniz de yardımcınız da yoktur.
Ayet 23
1 ayetAnkebut 23
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَلِقَٓائِه۪ٓ اُو۬لٰٓئِكَ يَئِسُوا مِنْ رَحْمَت۪ي وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٢٣
Mushaf
Okunuş
23Velleẕîne keferû biâyâti-llâhi veliḳâihî ülâike yeisû mir raḥmetî veülâike lehüm ʿaẕâbün elîm.
Türkçe Meal
23Allah’ın ayetlerine inanmak istemeyen kâfirler ve O’nun huzuruna çıkıp hesap verme gerçeğini hesaba katmayanlar var ya işte onlar rahmetimden ümitlerini kesmiş olanlardır. İşte onlar için çok acı bir azap vardır.
Ayet 24–27
4 ayetAnkebut 24
Ankebut 25
Ankebut 26
Ankebut 27
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اقْتُلُوهُ اَوْ حَرِّقُوهُ فَاَنْجٰيهُ اللّٰهُ مِنَ النَّارِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٢٤ وَقَالَ اِنَّمَا اتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَانًاۙ مَوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُمْ بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۘ وَمَاْوٰيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَۗ ٢٥ فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌۢ وَقَالَ اِنّ۪ي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّ۪يۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٢٦ وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَاٰتَيْنَاهُ اَجْرَهُ فِي الدُّنْيَاۚ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِح۪ينَ ٢٧
Mushaf
Okunuş
24Femâ kâne cevâbe ḳavmihî illâ en ḳâlu-ḳtülûhü ev ḥarriḳûhü feencâhü-llâhü mine-nnâr. inne fî ẕâlike leâyâtil liḳavmiy yüʾminûn.
25Veḳâle inneme-tteḫaẕtüm min dûni-llâhi evŝânem meveddete beyniküm fi-lḥayâti-ddünyâ. ŝümme yevme-lḳiyâmeti yekfüru baʿḍuküm bibaʿḍiv veyelʿanü baʿḍuküm baʿḍâ. vemeʾvâküm-nnâru vemâ leküm min nâṣirîn.
26Feâmene lehû lûṭ. veḳâle innî mühâcirun ilâ rabbî. innehû hüve-lʿazîzü-lḥakîm.
27Vevehebnâ lehû isḥâḳa veyaʿḳûbe veceʿalnâ fî ẕürriyyetehü-nnübüvvete velkitâbe veâteynâhü ecrahû fi-ddünyâ. veinnehû fi-lʾâḫirati lemine-ṣṣâliḥîn.
Türkçe Meal
24İbrahim’in kavminin cevabı:
– Onu öldürün veya onu ateşte yakın! Demekten ibaret oldu. Ancak Allah onu ateşten kurtardı. İşte bunda inanacak bir toplum için alınacak nice ibretler vardır.
25İbrahim onlara dedi ki:
– Sizin Allah ile aranıza koyup putlaştırdıklarınız bu dünya hayatında birbirinizle kaynaşmanıza vesile olduğu içindir. Ama daha sonra kıyamet gününde birbirinizi tanımayacak ve birbirinize lanet edeceksiniz ve varacağınız yer cehennem olacak. Ve sizin hiçbir yardımcınız da olmayacak.
26Ona ilk Lut iman etmişti. İbrahim dedi ki:
– Ben, Rabbimin bana emrettiği yere hicret ediyorum. Çünkü O çok güçlüdür ve benim hakkımda doğru karar verendir, demişti.
27Biz de İbrahim’e, İshak ve Yakup’u bahşettik, onun soyundan gelenlere nebilik ve kitap verdik. Böylece onu dünyadayken mükâfatlandırdık, ahirette ise o, salih kullar arasında yer alacaktır.
İlgili ayetler
Ayet 28–30
3 ayetAnkebut 28
Ankebut 29
Ankebut 30
وَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اِنَّكُمْ لَتَاْتُونَ الْفَاحِشَةَۘ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ ٢٨ اَئِنَّكُمْ لَتَاْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّب۪يلَ وَتَاْتُونَ ف۪ي نَاد۪يكُمُ الْمُنْكَرَۜ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٢٩ قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِد۪ينَ۟ ٣٠
Mushaf
Okunuş
28Velûṭan iẕ ḳâle liḳavmihî inneküm leteʾtûne-lfâḥişeh. mâ sebeḳaküm bihâ min eḥadim mine-lʿâlemîn.
29Einneküm leteʾtûne-rricâle vetaḳṭaʿûne-ssebîle veteʾtûne fî nâdîkümü-lmünker. femâ kâne cevâbe ḳavmihî illâ en ḳâlü-ʾtinâ biʿaẕâbi-llâhi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
30Ḳâle rabbi-nṣurnî ʿale-lḳavmi-lmüfsidîn.
Türkçe Meal
28Lut’u da elçi olarak görevlendirmiştik o da kavmine şöyle demişti:
– Şu kesin ki siz, daha önce milletlerden hiç kimsenin yapmadığı iğrenç bir işi yapıyorsunuz.
29– Siz, nasıl oluyor da erkeklerle ilişkiye giriyor, meşru ilişki yolunu kapatıyor ve bir araya gelince de her türlü edepsizliği yapabiliyorsunuz? Halkının Lut’a cevabı ise:
– Eğer doğru söylüyorsan haydi durma bize Allah’ın şu azabını getir demekten başka bir şey olmadı.
30Lut da dedi ki:
– Rabbim! Bu bozguncu ve sapık topluma karşı bana yardım et.
Ayet 31–35
5 ayetAnkebut 31
Ankebut 32
Ankebut 33
Ankebut 34
Ankebut 35
وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰىۙ قَالُٓوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِۚ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِم۪ينَۚ ٣١ قَالَ اِنَّ ف۪يهَا لُوطًاۜ قَالُوا نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَنْ ف۪يهَاۘ لَنُنَجِّيَنَّهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ كَانَتْ مِنَ الْغَابِر۪ينَ ٣٢ وَلَمَّٓا اَنْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا س۪ٓيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالُوا لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْ۠ اِنَّا مُنَجُّوكَ وَاَهْلَكَ اِلَّا امْرَاَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِر۪ينَ ٣٣ اِنَّا مُنْزِلُونَ عَلٰٓى اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا مِنَ السَّمَٓاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ ٣٤ وَلَقَدْ تَرَكْنَا مِنْهَٓا اٰيَةً بَيِّنَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٣٥
Mushaf
Okunuş
31Velemmâ câet rusülünâ ibrâhîme bilbüşrâ ḳâlû innâ mühlikû ehli hâẕihi-lḳaryeh. inne ehlehâ kânû żâlimîn.
32Ḳâle inne fîhâ lûṭâ. ḳâlû naḥnü aʿlemü bimen fîhâ. lenünecciyennehû veehlehû ille-mraeteh. kânet mine-lgâbirîn.
33Velemmâ en câet rusülünâ lûṭan sîe bihim veḍâḳa bihim ẕerʿav veḳâlû lâ teḫaf velâ taḥzen. innâ müneccûke veehleke ille-mraeteke kânet mine-lgâbirîn.
34İnnâ münzilûne ʿalâ ehli hâẕihi-lḳaryeti riczem mine-ssemâi bimâ kânû yefsüḳûn.
35Veleḳat teraknâ minhâ âyetem beyyinetel liḳavmiy yaʿḳilûn.
Türkçe Meal
31Elçilerimiz İbrahim’e evlat müjdesi ile geldiklerinde:
– Haberin olsun biz, şu belde halkını helak etmekle görevliyiz, zira orada yaşayan halk iyice azmış ve ahlaksızlığa batmış durumda, dediler.
32İbrahim:
– Fakat orada Lut var, dedi.
– Biz, orada kimin olduğunu çok iyi biliyoruz. O’nu ve ailesini kurtaracağız, fakat hanımı hariç. O geride kalıp helak olanlar arasında yer alacak, dediler.
33Elçilerimiz, Lut’a geldiklerinde, kavminin, gelen elçilere bir kötülük yapacağından korkarak yüreği daraldı ve çaresizlik içinde ne yapacağını şaşırdı. Elçiler ona:
– Korkma ve bizim için tasalanma! Biz, seni ve aileni kurtaracağız, ancak hanımın hariç o geride kalıp helak olanların arasında yer alacak.
34Biz, yaptıkları ahlaksızlıktan dolayı bu şehrin halkına gökten taş yağdıracağız.
35Ve biz orada aklını kullanabilen bir toplum için apaçık belge olan işaretler bıraktık.
İlgili ayetler
Ayet 36–37
2 ayetAnkebut 36
Ankebut 37
وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۙ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَارْجُوا الْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ ٣٦ فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۘ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36Veilâ medyene eḫâhüm şuʿayben feḳâle yâ ḳavmi-ʿbüdü-llâhe veercü-lyevme-lʾâhira velâ taʿŝev fi-lʾarḍi müfsidîn.
37Fekeẕẕebûhü feeḫaẕethümü-rracfetü feaṣbeḥû fî dârihim câŝimîn.
Türkçe Meal
36Medyen şehrine de soydaşları olan Şuayb’i elçi olarak gönderdik. O da onlara şöyle dedi:
– Ey kavmim, Yalnız Allah’a kulluk edin ki ahiret gününü umutla bekleyebilesiniz, bu memlekette azgınlık ederek fesat çıkarmayın!
37Ama onu yalanladılar, bunun üzerine onları ansızın korkunç bir sarsıntı/deprem yakaladı ki yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar.
Ayet 38
1 ayetAnkebut 38
وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ۠ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِر۪ينَۙ ٣٨
Mushaf
Okunuş
38Veʿâdev veŝemûde veḳat tebeyyene leküm mim mesâkinihim. vezeyyene lehümü-şşeyṭânü aʿmâlehüm feṣaddehüm ʿani-ssebîli vekânû müstebṣirîn.
Türkçe Meal
38Biz Ad ve Semud kavimlerini de helak ettik. Evlerinin kalıntıları size bunu açıkça göstermektedir. Şeytan, onlara yaptıkları kötülükleri güzel göstermiş böylece onları yoldan çıkarmıştı. Oysa onların gerçeği görebilecek kabiliyetleri vardı.
Ayet 39
1 ayetAnkebut 39
وَقَارُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مُوسٰى بِالْبَيِّنَاتِ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ وَمَا كَانُوا سَابِق۪ينَۚ ٣٩
Mushaf
Okunuş
39Veḳârûne vefirʿavne vehâmâne veleḳad câehüm mûsâ bilbeyyinâti festekberû fi-lʾarḍi vemâ kânû sâbiḳîn.
Türkçe Meal
39Karun, Firavun ve Haman da benzer bir akıbete uğradı Hâlbuki Musa, onlara hakikatin apaçık belgeleri ile gelmişti. Fakat onlar kibirlenip ülkede bozgunculuğa devam ettiler ama bizim azabımızdan kurtulamadılar.
Ayet 40
1 ayetAnkebut 40
فَكُلًّا اَخَذْنَا بِذَنْبِه۪ۚ فَمِنْهُمْ مَنْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًاۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اَخَذَتْهُ الصَّيْحَةُۚ وَمِنْهُمْ مَنْ خَسَفْنَا بِهِ الْاَرْضَۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اَغْرَقْنَاۚ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40Feküllen eḫaẕnâ biẕembih. feminhüm men erselnâ ʿaleyhi ḥâṣibâ. veminhüm men eḫaẕethu-ṣṣayḥah. veminhüm men ḫasefnâ bihi-lʾarḍ. veminhüm men agraḳnâ. vemâ kâne-llâhü liyażlimehüm velâkin kânû enfüsehüm yażlimûn.
Türkçe Meal
40Sonuçta hepsini günahlarından dolayı cezalandırdık. Onlardan kiminin üzerine taş savuran kasırga gönderdik. Kimini bir çığlık yok etti. Kimini de yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Oysa Allah, onların hiç birine haksızlık yapmıyordu, fakat onlar kendi kendilerine zulmedip yazık ediyorlardı.
Ayet 41
1 ayetAnkebut 41
مَثَلُ الَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْلِيَٓاءَ كَمَثَلِ الْعَنْكَبُوتِۚ اِتَّخَذَتْ بَيْتًاۜ وَاِنَّ اَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ ٤١
Mushaf
Okunuş
41Meŝelü-lleẕîne-tteḫaẕû min dûni-llâhi evliyâe kemeŝeli-lʿnkebût. itteḫaẕet beytâ. veinne evhene-lbüyûti lebeytü-lʿnkebût. lev kânû yaʿlemûn.
Türkçe Meal
41Allah ile aralarına koyup sığınacak birtakım veliler/otoriteler edinenlerin durumu; kendine yuva yapan dişi örümceğin durumuna benzer ki, yuvaların en zayıfı örümceğin yuvasıdır. Keşke bu hakikati kavrayabilselerdi.
İlgili ayetler
Ayet 42–43
2 ayetAnkebut 42
Ankebut 43
اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٤٢ وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِۚ وَمَا يَعْقِلُهَٓا اِلَّا الْعَالِمُونَ ٤٣
Mushaf
Okunuş
42İnne-llâhe yaʿlemü mâ yedʿûne min dûnihî min şeyʾ. vehüve-lʿazîzü-lḥakîm.
43Vetilke-lʾemŝâlü naḍribühâ linnâs. vemâ yaʿḳilühâ ille-lʿâlimûn.
Türkçe Meal
42Kuşkusuz ki Allah onların, Allah ile aralarına koyup nelere dua ile yalvardıklarını çok iyi biliyor. Zira çok yüce olan Allah’tır, her hükmü doğru olan da O’dur.
43İşte, biz insanlara böyle misaller veriyoruz, ancak bunları gerçek ilim sahiplerinden başkası kavrayamaz.
Ayet 44–45
2 ayetAnkebut 44
Ankebut 45
خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَ۟ ٤٤ اُتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَۜ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ ٤٥
Mushaf
Okunuş
44Ḫaleḳa-llâhü-ssemâvâti velʾarḍa bilḥaḳḳ. inne fî ẕâlike leâyetel lilmüʾminîn.
45Ütlü mâ ûḥiye ileyke mine-lkitâbi veeḳimi-ṣṣalâh. inne-ṣṣalâte tenhâ ʿani-lfaḥşâi velmünker. veleẕikru-llâhi ekber. vellâhü yaʿlemü mâ taṣneʿûn.
Türkçe Meal
44İyi bilin ki Allah, gökleri ve yeri gerçek bir amaç için yarattı. Şüphesiz bunda müminlerin alacağı bir ders mutlaka vardır.
45Sana vahyolunan bu kitabı/Kuran’ı oku ve ilet! Namazı da hakkını vererek kıl! Çünkü namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Elbette Allah’ın zikri/kitabı en büyüktür. Unutmayın ki Allah, yaptığınız her şeyi bilir.
Ayet 46
1 ayetAnkebut 46
وَلَا تُجَادِلُٓوا اَهْلَ الْكِتَابِ اِلَّا بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۗ اِلَّا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ وَقُولُٓوا اٰمَنَّا بِالَّذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَاُنْزِلَ اِلَيْكُمْ وَاِلٰهُنَا وَاِلٰهُكُمْ وَاحِدٌ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ ٤٦
Mushaf
Okunuş
46Velâ tücâdilû ehle-lkitâbi illâ billetî hiye aḥsen. ille-lleẕîne żalemû minhüm veḳûlû âmennâ billeẕî ünzile ileynâ veünzile ileyküm veileyhâ veilâhüküm vâḥidüv venaḥnü lehû müslimûn.
Türkçe Meal
46Size saldırganca davrananlar hariç kitap ehli ile en güzel şekilde mücadele edin ve onlara şöyle deyin:
– Biz, bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim ilahımız da sizin ilahınız da birdir. Biz Müslüman olmuş kimseleriz.
İlgili ayetler
Ayet 47
1 ayetAnkebut 47
وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَۜ فَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۚ وَمِنْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَنْ يُؤْمِنُ بِه۪ۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا الْكَافِرُونَ ٤٧
Mushaf
Okunuş
47Vekeẕâlike enzelnâ ileyke-lkitâb. felleẕîne âteynâhümü-lkitâbe yüʾminûne bih. vemin hâülâi mey yüʾminü bih. vemâ yecḥadü biâyâtinâ ille-lkâfirûn.
Türkçe Meal
47Biz bu kitabı sana diğer kitapları da kapsayan bir mesaj olarak indirdik. Onun için daha önceden kendilerine kitap verdiklerimiz buna inanırlar. İşte şu etrafındakilerden de buna inanacak olanlar da vardır. Aslında bizim ayetlerimize bile bile inanmak istemeyenler kâfirlerdir.
Ayet 48–50
3 ayetAnkebut 48
Ankebut 49
Ankebut 50
وَمَا كُنْتَ تَتْلُوا مِنْ قَبْلِه۪ مِنْ كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَم۪ينِكَ اِذًا لَارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ ٤٨ بَلْ هُوَ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ ف۪ي صُدُورِ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا الظَّالِمُونَ ٤٩ وَقَالُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَاتٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاِنَّمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ٥٠
Mushaf
Okunuş
48Vemâ künte tetlû min ḳablihî min kitâbiv velâ teḫuṭṭuhû biyemînike iẕel lertâbe-lmübṭilûn.
49Bel hüve âyâtüm beyyinâtün fî ṣudûri-lleẕîne ûtü-lʿilm. vemâ yecḥadü biâyâtinâ ille-żżâlimûn.
50Veḳâlû levlâ ünzile ʿaleyhi âyâtüm mir rabbih. ḳul inneme-lʾâyâtü ʿinde-llâh. veinnemâ ene neẕîrum mübîn.
Türkçe Meal
48Oysa sen daha önce herhangi bir kitap okumuş değildin ve bunu kendin yazabilecek durumda da değildin. Eğer öyle olsaydı batılı hâkim kılmak isteyenler insanları şüpheye düşürürlerdi.
49Gerçekte bu Kuran, kendilerine ilahi kelam ile insan sözünü ayırt edebilecek bir kabiliyet verilmiş olanların gönüllerinde yer etmiş bir mesajdır, zira bilinci alt üst olmuşlardan başkası bizim ayetlerimiz karşısında bile bile yanlışta ısrar ederek zalimlik etmezler.
50Bir de kalkıp; “Rabbinden sana mucizeler indirilmeli değil miydi” diyorlar, deki:
– Mucizeler indirmek sadece Allah’ın elindedir, ben ise apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim.
Ayet 51
1 ayetAnkebut 51
اَوَلَمْ يَكْفِهِمْ اَنَّٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلٰى عَلَيْهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرٰى لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ۟ ٥١
Mushaf
Okunuş
51Evelem yekfihim ennâ enzelnâ ʿaleyke-lkitâbe yütlâ ʿaleyhim. inne fî ẕâlike leraḥmetev veẕikrâ liḳavmiy yüʾminûn.
Türkçe Meal
51Hem kendilerine okunan bu kitabı/Kuran’ı sana indirmiş olmamız, onlara mucize olarak yetmiyor mu? Oysa bunda inanacak bir toplum için tarifsiz bir rahmet ve ilahi bir öğüt vardır.
Ayet 52
1 ayetAnkebut 52
قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ شَه۪يدًاۚ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللّٰهِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ٥٢
Mushaf
Okunuş
52Ḳul kefâ billâhi beynî vebeyneküm şehîdâ. yaʿlemü mâ fi-ssemâvâti velʾarḍ. velleẕîne âmenû bilbâṭili vekeferû billâhi ülâike hümü-lḫâsirûn.
Türkçe Meal
52De ki:
– Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter. Çünkü O, göklerde ve yerde olan her şeyi bilir. Asılsız şeylere inanarak Allah’a inanmayanlar var ya işte onlar hepten kaybedenlerdir.
Ayet 53–55
3 ayetAnkebut 53
Ankebut 54
Ankebut 55
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِۜ وَلَوْلَٓا اَجَلٌ مُسَمًّى لَجَٓاءَهُمُ الْعَذَابُۜ وَلَيَاْتِيَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٥٣ يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِۜ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُح۪يطَةٌ بِالْكَافِر۪ينَۙ ٥٤ يَوْمَ يَغْشٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٥٥
Mushaf
Okunuş
53Veyestaʿcilûneke bilʿaẕâb. velevlâ ecelüm müsemmel lecâehüm-lʿaẕâb. veleyeʾtiyennehüm bagtetev vehüm lâ yeşʿurûn.
54Yestaʿcilûneke bilʿaẕâb. veinne cehenneme lemüḥîṭatüm bilkâfirîn.
55Yevme yagşâhümü-lʿaẕâbü min fevḳihim vemin taḥti ercülihim veyeḳûlü ẕûḳû mâ küntüm taʿmelûn.
Türkçe Meal
53Senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Eğer belirlenmiş bir süre olmasaydı elbette onlara azap hemen gelirdi. Ama azap onlara farkında olmadıkları bir anda ansızın gelecektir.
54Evet senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Oysa cehennem bu kâfirleri çepeçevre kuşatacaktır.
55Azap onları tepeden tırnağa saracağı o gün Allah onlara:
– İşlediğiniz günahların cezasını tadın bakalım, diyecek.
İlgili ayetler
Ayet 56
1 ayetAnkebut 56
يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ اَرْض۪ي وَاسِعَةٌ فَاِيَّايَ فَاعْبُدُونِ ٥٦
Mushaf
Ayet 57
1 ayetAnkebut 57
كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ اِلَيْنَا تُرْجَعُونَ ٥٧
Mushaf
Okunuş
57Küllü nefsin ẕâiḳatü-lmevti ŝümme ileynâ türceʿûn.
Türkçe Meal
57Zira her can ölümü tadacaktır. Sonunda da hesap vermek üzere bize döndürüleceksiniz.
İlgili ayetler
Ayet 58–59
2 ayetAnkebut 58
Ankebut 59
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ نِعْمَ اَجْرُ الْعَامِل۪ينَۗ ٥٨ اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ٥٩
Mushaf
Okunuş
58Velleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti lenübevviennehüm mine-lcenneti gurafen tecrî min taḥtihe-lʾenhâru ḫâlidîne fîhâ. niʿme ecru-lʿâmilîn.
59Elleẕîne ṣaberû veʿalâ rabbihim yetevekkelûn.
Türkçe Meal
58İnanıp imanına yaraşır güzel işler yapanlar var ya biz onları içinde kalacakları ve tabanından ırmakların çağladığı cennetlerdeki köşklere yerleştireceğiz. Ne güzeldir çalışıp çabalayanların ödülü!
59Ki onlar sıkıntılara sabrettiler ve sadece Rablerine dayanıp güvendiler.
İlgili ayetler
Ayet 60–63
4 ayetAnkebut 60
Ankebut 61
Ankebut 62
Ankebut 63
وَكَاَيِّنْ مِنْ دَٓابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَاۗ اَللّٰهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْۘ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٦٠ وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۚ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ ٦١ اَللّٰهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٦٢ وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ۟ ٦٣
Mushaf
Okunuş
60Vekeeyyim min dâbbetil lâ taḥmilü rizḳahâ. allâhü yerzüḳuhâ veiyyâküm. vehüve-ssemîʿu-lʿalîm.
61Velein seeltehüm men ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa veseḫḫara-şşemse velḳamera leyeḳûlünne-llâh. feennâ yüʾfekûn.
62Allâhü yebsüṭu-rrizḳa limey yeşâü min ʿibâdihî veyaḳdiru leh. inne-llâhe bikülli şeyʾin ʿalîm.
63Velein seeltehüm men nezzele mine-ssemâi mâen feaḥyâ bihi-lʾarḍa mim baʿdi mevtihâ leyeḳûlünne-llâh. ḳuli-lḥamdü lillâh. bel ekŝeruhüm lâ yaʿḳilûn.
Türkçe Meal
60Nice canlılar vardır ki, rızkını sırtında taşıyamaz, onların da sizin de rızkınızı verecek olan Allah’tır. Zira O’dur yarattıklarının isteklerini duyan ve onların her halini bilen.
61Eğer onlara:
– Gökleri ve yeri yaratan güneşi ve ayı sizin istifadenize sunan kimdir? Diye soracak olsan, kesinlikle:
– Allah’tır derler. De ki:
– O halde nasıl böyle aldatılıyorsunuz?
62Şu bir gerçek ki Allah rızkı, kullarından hak edene ve ona gerekli çabayı harcayana ölçü ile verir. Zira Allah kullarının her şeyini bilir.
63Yine onlara:
– Gökten suyu indiren, onunla ölü toprağa hayat veren kimdir? Diye soracak olsan, onlar kesinlikle; “Allah’tır” derler. De ki:
– Elhamdülillah. Ne ki onların çoğu yine de akıllarını kullanmıyorlar.
Ayet 64
1 ayetAnkebut 64
وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌۜ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ ٦٤
Mushaf
Okunuş
64Vemâ hâẕihi-lḥayâtü-ddünyâ illâ lehvüv veleʿib. veinne-ddâra-lʾâḫirate lehiye-lḥayevân. lev kânû yaʿlemûn.
Türkçe Meal
64Zaten şu dünya hayatı, bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Asıl hayat ise ahiret yurdudur. Zamanında keşke bunu bilmiş olsalardı...
İlgili ayetler
Ayet 65–66
2 ayetAnkebut 65
Ankebut 66
فَاِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ اِذَا هُمْ يُشْرِكُونَۙ ٦٥ لِيَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَيْنَاهُمْۙ وَلِيَتَمَتَّعُوا۠ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٦٦
Mushaf
Okunuş
65Feiẕâ rakibû fi-lfülki deʿavu-llâhe muḫliṣîne lehü-ddîn. felemmâ neccâhüm ile-lberri iẕâ hüm yüşrikûn.
66Liyekfürû bimâ âteynâhüm veliyetemetteʿû. fesevfe yaʿlemûn.
Türkçe Meal
65Fakat gemiye binip boğulacaklarını zannettikleri zaman, inançlarını her türlü şirkten arındırarak bütün içtenlikleriyle yalnız Allah’a yalvarırlar. Ama Allah onları kurtarıp, karaya sağ salim çıkardığı zaman da başlarlar yeniden ortak koşmaya.
66Bizim onlara verdiğimiz nimetlere nankörlük etmeye ve zevki sefa içinde hayat sürmeye devam etsinler bakalım. Nasılsa yakında gerçeği öğrenecekler.
İlgili ayetler
Ayet 67
1 ayetAnkebut 67
اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا اٰمِنًا وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْۜ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَكْفُرُونَ ٦٧
Mushaf
Okunuş
67Evelem yerav ennâ ceʿalnâ ḥaramen âminev veyüteḫaṭṭafü-nnâsü min ḥavlehüm. efebilbâṭili yüʾminûne vebiniʿmeti-llâhi yekfürûn.
Türkçe Meal
67Hâlbuki çevrelerindeki insanlar her türlü saldırıya açık olmanın korkusunu yaşarken bizim onlara güvenli bir dokunulmazlık sağladığımızı görmüyorlar mı? Onlar hala, asılsız şeylere inanmaya ve Allah’ın nimetlerine nankörlük etmeye devam mı edecekler?
Ayet 68
1 ayetAnkebut 68
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُۜ اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِر۪ينَ ٦٨
Mushaf
Okunuş
68Vemen ażlemü mimmeni-fterâ ʿale-llâhi keẕiben ev keẕẕebe bilḥaḳḳi lemmâ câeh. eleyse fî cehenneme meŝvel lilkâfirîn.
Türkçe Meal
68Kendi uydurduğu yalanları Allah’a yakıştıran yahut ayağına kadar gelmiş olan hakka/Kuran’a karşı yalana sarılandan daha büyük kâfir kim vardır? Bu kâfirler için cehennemde yer mi yok?
Ayet 69
1 ayetAnkebut 69
وَالَّذ۪ينَ جَاهَدُوا ف۪ينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَاۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِن۪ينَ ٦٩
Mushaf
Okunuş
69Velleẕîne câhedû fînâ lenehdiyennehüm sübülenâ. veinne-llâhe lemeʿa-lmuḥsinîn.
Türkçe Meal
69Bizim davamız uğrunda çalışıp didinenler var ya biz onlara başarının yollarını açarız. Şüphesiz Allah, davasında samimi olan kimselerle beraberdir.
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Rum, sonra Mutaffifîn indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla