Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Bu sure, adını, 25. ayetinde geçen “el-Kasas” kelimesinden alır. “Kasas”, lugatte, olayları uygunluk sırasına göre zikretmektir. Dolayısıyla bu anlamla oluşan bakış açısına göre de, “Kasas” kelimesi sure’ye uygun düşen bir ad olabilmektedir; zira surenin içinde Hz. Musa’nın (a.s) kıssası ayrıntılarıyla anlatılmaktadır.
Nüzul Zamanı: Daha önce Neml Suresi’nin girişinde de zikredildiği gibi, İbn Abbas ve Cabir b. Zeyd’in rivayetine göre; Şuara, Neml ve Kasas sureleri birbiri ardınca nazil olmuştur. Dil, uslûb ve konuları da bu üç surenin vahiy dönemlerinin hemen hemen aynı olduğunu göstermektedir. Aralarındaki benzer özelliklerin diğer bir sebebi, Hz. Musa’ya (a.s) ait kıssanın, bu surelerde hikayenin bütününü oluşturan muhtelif yerlerinde zikredilmiş olmasıdır. O, Şuara Suresi’nde risalet görevini kabul etmemesi hakkında şöyle bir mazeret ileri sürüyordu: “Firavun’un kavmi bana bir suç isnadında bulunuyor, bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.” Daha sonra Firavun’un huzuruna çıktığında Firavun şöyle diyecekti: “Biz seni bir çocukken evimizde alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yılını aramızda geçirdin, sonunda yapacağını yaptın.” Bu surede başka hiç bir şey zikredilmemiştir, oysa Kasas Suresi’nde kıssaya ait diğer ayrıntılar da mevcuttur. Aynı şekilde Neml Suresi’nde de kıssa apansız biçimde Hz. Musa’nın (a.s) ailesiyle birlikte seyahate çıktığı ve birden biraz ötede bir ateş gördüğü zamandan başlayıverir.
Bu surede de seyahatin mahiyeti yahut nereden geldikleri veyahut da nereye vardıkları başlarına neler geldiği konusunda hiçbir şey zikredilmez, oysa Kasas Suresi tüm gerekli ayrıntıları ihtiva etmekedir. Şu halde bu üç sure birlikte okunduğunda Hz. Musa’nın (a.s) kıssası tamamlanmış olmaktadır.
Konu: Anafikir, Hz. Muhammed’in (s.a) peygamberliği karşısında çoğalan şüphe ve itirazları bertaraf etmek ve kendisine iman etmemek için ileri sürülen mazeretleri geçersiz kılmaktadır.
Bu amaçla ilkin, Musa’nın (a.s) kıssasının vahyediliş dönemi, telmih ve temsilen anlatılmakta, böylece dinleyenlerin zihninde şu noktalar kendiliğinden uyandırılmış olmaktadır.
a) Allah irade buyurduğu her vasıta ve saiki, idrak edilemeyen yollarla devreye sokar. Allah aynı şekilde nesne ve olayları öyle ayarlamıştır ki, Firavun’u iktidarından uzaklaştıran çocuk, bizzat Firavun’un evinde beslenip, büyümüş ve Firavun, kimi beslediğini bilememiştir. Şu halde kim Allah ile savaşabilir ve O’nun planlarıyla başedebilir?
b) Peygamberlik bir kimseye gökler ve yerlerden yayınlanan bir bildiriyle, şenlikler içinde kutlanarak bahşedilmez. Sizler Hz. Muhammed’in (s.a) nasıl olup da beklenmedik bir şekilde peygamberlikle müjdelendiğine akıl erdiremiyorsunuz, oysa bizzat kendinizin bir peygamber olarak kabul ettiğiniz (48. ayet) Hz. Musa (a.s) da umulmadık bir zamanda peygamber olmuştur; bir seyahatte Sina Dağı’nın ıpıssız eteğinde hiç kimsenin ne olacağını bilmediği zamanda… Hatta bizzat Hz. Musa (a.s) bile peygamberlikle müjdelendiği anın bir öncesine kadar durumu bilmiyordu. Aslında bir parça ateş getirmeye gitmiş ve fakat, peygamberlik bağışıyla dönmüştü.
c) Allah’ın, bir görevi yerine getirmesini istediği kimse, ordusuz, zırhsız, görünürde bir destek yahut arkasında bir kuvvet olmadan, çok güçlü ve çok donanımlı muhaliflerini yenilgiye uğratır. Hz. Musa’nın (a.s) kuvvetleri ile Firavun arasındaki güç farkı, Hz. Muhammed (s.a) ile Kureyş arasındakinden çok daha belirgindi ve şimdi ise bütün dünya, sonunda kimin galip geldiğini, kimin yenildiğini bilmektedir.
d) Siz Hz. Musa’dan (a.s) tekrar bahisle, “Niçin Musa’ya verilen asa, parlayan el… vs. gibi mucizelerin aynısı Muhammed’e verilmedi?” diyorsunuz. Hz. Musa’nın Firavun’a gösterdiği türden mucizeler size de gösterildiğinde hemencecik inanıvercekmişsiniz gibi (!)… Peki, kendilerine mucize gösterilenler buna mukabil nasıl karşılık verdiler, biliyor musunuz? Onlar mucizeleri gördükten sonra bile inanmamış ve yalnızca şöyle demişlerdi: “Bu sihirdir”; zira hakikate karşı düşmanlık beslemekte ve ayak diretmekteydiler.
Aynı hastalık bugün sizi de yakalamış. Siz de sadece aynı türden mucizeler gösterildiğinde mi inanacaksınız? Öyleyse mucizeleri gördükten sonra inanmayanların akibetini biliyor musunuz? Onlar Allah tarafından helâk edilmişlerdi. Şimdi inatla mucize isteyerek aynı felaketle karşılaşmayı mı istiyorsunuz?
Bütün bunlar, bu kıssayı dinleyen Mekke’nin putperest çevresine mensup herkesin zihninde kendiliğinden vurgulanmış oluyordu. Zira bir zamanlar Hz. Musa (a.s) ile Firavun arasında vuku bulan çatışmanın benzeri şimdi Mekke müşrikleri ile Rasûlullah (s.a) arasında cereyan ediyordu. Musa’ya (a.s) ait kısssanın anlatılmasının sebeb-i hikmeti buydu ve böylece Mekke’de hüküm süren şartlarla Hz. Musa (a.s) döneminde mevcut olan şartlar arasındaki benzerlik, ayrıntılara varıncaya kadar kendiliğinden belirtilmiş oluyordu. 43. ayetten itibaren ise surenin içeriği asıl anafikre yönelmeye başlamaktadır.
Hemen girişte Rasûlulah’dan (s.a) iki bin sene önceki tarihî olayların, bu denli sarih biçimde anlatılmasının nedeni Rasûlullah’ın (s.a.) risaletine delil teşkil etmesi içindir. Zira o bir ummiydi. Gerek hemşehrileri, gerekse kabilesi bunun pek iyi farkındalardı ki, Hz. Muhammed’in (s.a) böyle ikibin yıllık bilgileri alabileceği bir kaynak, bildikleri kadarıyla bulunmuyordu.
Dahası, onun bir peygamber olarak tayin edilmesi, Allah’ın kendilerine bir lutfu olarak değerlendirilmelidir. Zira onlar gafildiler ve Allah bu icraatı onlar hidayet bulsun diye yapmaktaydı. Böylece onların sık sık tekrarladıkları “Niye bu peygamber Musa’nın getirdiği mucizeleri getirmiyor?” itirazları da cevaplanmış oluyordu. Şöyle ki: “Sanki siz -bizzat tasdik ettiğiniz gibi- Alllah’dan mucizeler getiren Musa’ya (a.s) inanmış mıydınız da, bu Rasûl’den mucize istemekte haklı olasınız? Şehvet ve heveslerinize tapmadığınız sürece hâlâ hakikatı görme şansınız var. Fakat bu hastalıktan kurtulamadığınız takdirde, size ne tür mucize gösterilirse gösterilsin hakikati asla göremezsiniz.
Sonra Mekke müşrikleri uyarılmakta ve o günlerde vuku bulan bir hadisenin hatırlatılmasıya utandırılmaktadırlar. Olay şudur: Bir grub Hıristiyan Mekke’ye gelmiş ve Rasûlullah’dan (s.a.) Kur’an’ı işitince müslüman olmuştu. Mekkeliler bundan bir ders almak yerine öylesine feveran ettiler ki, Ebu Cehil’in öncülüğünde hepsine fena muamelede bulundular.
Surenin son bölümü müşriklerin Rasûlullah’a (s.a.) neden inanmadıkları yolundaki mazeretlerini ele almaktadır. Korktukları şey şuydu: “Eğer biz Arapların çok tanrılı itikadından vazgeçip de, onun yerine tevhid inancını benimsersek, bu bizim dinî, siyasî ve ekonomik alandaki üstülüğümüzün sonu olur; çünkü aksi durumda Arabistan içinde en etkili kabile olma statümüzü kaybederiz; üstelik ülkede gidebileceğimiz hiçbir yer kalmaz.” Kureyş ileri gelenlerini, hakikate düşman olmaya iten temel neden buydu; bunun dışındaki şüphe ve itirazları yalnızca halkı aldattıkları birer bahaneden ibaretti. Allah (c.c) surenin sonunu tamamen bunlara ayırarak her birinin gerçek yüzünü, hikmetli bir şekilde sergilemiş ve Hak ile batıl’ı ayırmada yalnızca dünyevî çıkarları ölçü alanların bu temel hastalığına çözüm teklif etmiştir.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–2
2 ayetKasas 1
Kasas 2
طٰسٓمٓۜ ١ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ ٢
Mushaf
Okunuş
1Ṭâ-sîn-mîm.
2Tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.
Türkçe Meal
1Ta Sin Mim.
2Bunlar, hak ve hakikati açıklayan kitabın ayetleridir.
Açıklamalı meal
1Ta. Sin. Mim Dinle bak, ey insan! Rabb’ inden sana bir mesaj geldi
2Bunlar müşriklerin iddia ettikleri gibi senin uydurduğun sözler değildir. Bunlar gerçekleri açıklamak üzere Allah’tan geldiği apaçık ortada olup, dünyada ve ahirette insanlığa huzur ve kurtuluş yollarını gösteren Kitab’ın ayetleridir. Doğru ile yanlışı ayrıntıları ile açıklayan bu kitapta, dinleyen ya da okuyanın anlayacağı harflerden oluşan kelimelerle ilâhi gerçekler size apaçık bildirilmektedir.
Ayet 3
1 ayetKasas 3
نَتْلُوا عَلَيْكَ مِنْ نَبَاِ مُوسٰى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٣
Mushaf
Okunuş
3Netlû ʿaleyke min nebei mûsâ vefirʿavne bilḥaḳḳi liḳavmiy yüʾminûn.
Türkçe Meal
3Biz sana, Musa ve Firavun’un arasındaki bazı önemli olayları mümin bir toplum için gerçek bir amaca yönelik olarak anlatacağız.
Açıklamalı meal
3Ey Peygamber! Şimdi, iman eden ve imanda derinleşerek yaratılış sebebini düşünüp de ona uygun yaşamak isteyen bir topluluk için Musa’nın ve Firavun’un haberlerinden bir kısmını öğüt ve ibret olsun diye, dosdoğru olarak sana anlatacağız. Zira bu kıssayı okuduklarında Mekkeli müşriklerin sonunun, tıpkı Müsa’ya ve ona inananlara eziyet eden Firavun gibi olacağını, anlayacaklardır.
Ayet 4
1 ayetKasas 4
اِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْاَرْضِ وَجَعَلَ اَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَٓائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّحُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَيَسْتَحْي۪ نِسَٓاءَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ ٤
Mushaf
Okunuş
4İnne firʿavne ʿalâ fi-lʾarḍi veceʿale ehlehâ şiyeʿay yestaḍʿifü ṭâifetem minhüm yüẕebbiḥu ebnâehüm veyestaḥyî nisâehüm. innehû kâne mine-lmüfsidîn.
Türkçe Meal
4Vaktiyle Firavun, ülkede büyüklük taslayıp iyice azgınlaşmış ve ülke halkını sınıflara ayırıyor, onlardan bir kısmının erkek çocuklarını kesiyor kadınlarını da sağ bırakıyor ve böylece onları zayıf düşürerek ezmek istiyordu. Gerçekten Firavun bozgunculardandı.
Açıklamalı meal
4Vaktiyle Firavun, Mısır’da saltanatı ile böbürlenip, ilâhlık iddiasında bulunarak zorba bir yönetim kurmuştu. Firavun, şımarıp büyüklük ve kibirlilik taslamıştı. Saltanatını sürdürebilmek için, ülke halkını etnik kökenlerine göre çeşitli sınıflara ayırıyordu. Onlardan bir kısmını el üstünde tutarken, adı İsrâiloğulları olan bir topluluğu aşağılayıp köle gibi ezerek zayıf ve güçsüz düşürmüştü, Öyle ki onların nüfuslarındaki artışı önlemek için, erkek çocuklarını hunharca öldürüp, kadınlarını da utanç verici işlerde kullanmak ve yerli halkla evlendirmek için sağ bırakıyordu. Çünkü o yeryüzünü fesada verip iktidarını korumak için çıkarları peşinde koşan ve yaptığı soykırımla bozgunculuk çıkaran zalim birisiydi.
Ayet 5–8
4 ayetKasas 5
Kasas 6
Kasas 7
Kasas 8
وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ ٥ وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ ٦ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى اَنْ اَرْضِع۪يهِۚ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْق۪يهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَاف۪ي وَلَا تَحْزَن۪يۚ اِنَّا رَٓادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ٧ فَالْتَقَطَهُٓ اٰلُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُوًّا وَحَزَنًاۜ اِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا خَاطِـ۪ٔينَ ٨
Mushaf
Okunuş
5Venürîdü en nemünne ʿale-lleẕîne-stuḍʿifû fi-lʾarḍi venecʿalehüm eimmetev venecʿalehümü-lvâriŝîn.
6Venümekkine lehüm fi-lʾarḍi venüriye firʿavne vehâmâne vecünûdehümâ minhüm mâ kânû yaḥẕerûn.
7Veevḥaynâ ilâ ümmi mûsâ en arḍiʿîh. feiẕâ ḫifti ʿaleyhi feelḳîhi fi-lyemmi velâ teḫâfî velâ taḥzenî. innâ râddûhü ileyki vecâʿilûhü mine-lmürselîn.
8Felteḳaṭahû âlü firʿavne liyekûne lehüm ʿadüvvev veḥazenâ. inne firʿavne vehâmâne vecünûdehümâ kânû ḫâṭiîn.
Türkçe Meal
5Biz ise, ülkede ezilen bu insanlara iyilikte bulunmak onları önderler yapmak ve onları ülkenin topraklarının varisleri yapmak istiyorduk.
6Ayrıca biz onları bu ülkede güçlendirmek suretiyle Firavun, Haman ve onların ordularının korktukları şeyi başlarına getirmek istiyorduk.
7Bu maksatla Musa’nın annesine:
– Onu emzir, şayet hayatından endişe edersen onu nehre bırak. Sakın endişelenip üzülme! Çünkü biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu elçilerden biri yapacağız, diye vahyettik.
8Firavun’un ailesinden biri, ileride kendileri için bir düşman ve başlarına dert olacak o bebeği bulup aldı. Çünkü Firavun, Haman ve orduları bu konuda büyük bir hata yapmaktaydılar.
Açıklamalı meal
5Firavun, onların köklerini kurutmak isterken Biz ise istedik ki, yeryüzünde her devirde baskı, zulüm ve soykırımla ezilip zayıf düşürülenlere lütufta bulunalım ve rahmetimizle zulümden kurtaralım. Onları hayır adâlet, dürüstlük konusunda kendilerine uyulan önder bir millet yapalım. Onları bereketlerle donattığımız Firavun’un ülkesinin nimet ve zenginliklerini devralan onurlu mirasçılar kılmak istiyorduk.
6Ayrıca onları o ülkeye yerleştirip kendilerine geniş imkânlar vererek, yeryüzünde hâkim kıldık. Onlar vasıtasıyla hem Firavun’a ve onun baş danışmanı olan Haman’a, hem de ordularına, iktidarlarını servetlerini kaybetme gibi korktukları şeyleri gösterip, zalim hükümdarların saltanatlarını başlarına geçirelim istedik. Ezdikleri ve hıyanet ettikleri mücahitlerin zafere erdiklerini, kendi devlet ve düzenlerini ele geçirdiklerini görüp kahrolsunlar ki, böylece intikamımızı alalım dedik.
7İşte bunu gerçekleştirmek için de Musa’nın annesine ilham yoluyla şöyle vahyettik: “ Biz onu koruyacağız. Sen yavrunu doğurunca bir süre emzir. Şayet Firavun ve askerleri tarafından başına bir şey gelmesinden korkacak olursan, onu bir sandığın içine koy ve Allah’a emanet ederek Nil nehrine bırak. Sakın suda boğulur diye korkma ve ondan ayrı kalacağına da üzülme. Çünkü biz yakında onu tekrar sana kavuşturacağız ve peygamberlerden biri yapacağız”
8Mûsâ’nın içinde bulunduğu sandık, ilâhî kudretin koruması altında akıntıyla birlikte suda süzülmeye başladı. Nihayet sandık nehirde akıp giderken, Firavun’un adamları nehirdeki bebeği sahipsiz bulup aldılar. Sonra Firavunun son derece dürüst ve iyi kalpli olan hanımına verdiler. Bilmiyorlardı ki ilâhî plâna göre, bu çocuk ileride kendileri için iktidarlarını temelden sarsıp başkaldıran bir düşman ve zalimlerin başına da bir dert ve üzüntü sebebi olacaktı. Doğrusu, Firavun Haman ve askerlerinin bunu bilmesi mümkün değildi ve Mûsâ’yı saraya almakla büyük yanılgıya düşmüşlerdi. Böylece hiç farkında olmadan kendi sonlarını getirecek bir süreci başlatıyorlardı. Çünkü Biz böyle olmasını dilemiştik.
İlgili ayetler
Ayet 9–10
2 ayetKasas 9
Kasas 10
وَقَالَتِ امْرَاَتُ فِرْعَوْنَ قُرَّتُ عَيْنٍ ل۪ي وَلَكَۜ لَا تَقْتُلُوهُۗ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَٓا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٩ وَاَصْبَحَ فُؤَادُ اُمِّ مُوسٰى فَارِغًاۜ اِنْ كَادَتْ لَتُبْد۪ي بِه۪ لَوْلَٓا اَنْ رَبَطْنَا عَلٰى قَلْبِهَا لِتَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ١٠
Mushaf
Okunuş
9Veḳâleti-mraetü firʿavne ḳurratü ʿaynil lî velek. lâ taḳtülûh. ʿasâ ey yenfeʿanâ ev netteḫiẕehû veledev vehüm lâ yeşʿurûn.
10Veaṣbeḥa füâdü ümmi mûsâ fârigâ. in kâdet letübdî bihî levlâ er rabaṭnâ ʿalâ ḳalbihâ litekûne mine-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
9Firavun’un hanımı:
– Bu çocuk hem benim hem de senin için bir sevinç kaynağı. Ne olur onu öldürmeyin belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz, dedi. Oysa onlar işin nereye varacağının farkında değillerdi.
10Musa’nın annesinin aklı başından gitti. Eğer biz, vaadimize güvenen birisi olması için onun kalbini güçlendirip pekiştirmeseydik az kalsın çocuğun kendisine ait olduğunu söyleyecekti.
Açıklamalı meal
9Firavun’un karısı Asiye, sepetin içinden erkek çocuk çıkınca kocasına dedi ki: “ Bu çocuk bizim için bir mutluluk ve neşe kaynağı olabilir. Sakın onu öldürmeyin. Olur ki ileride bize bir yararı olur veya bakarsın onu evlat ediniriz.” Firavun, hanımının ricasını kıramadı ve Mûsâ’yı saraya aldı. Oysa onlar böyle yapmakla işin sonunun nereye varacağının farkında değildi.
10Günler geçtikçe Musa’nın annesinin yüreği iyiden iyiye yanmaya başlamış, yavrusundan başka bir şey düşünemez olmuştu. Çocuğunu nehre bıraktığı için, gönlünde bir boşluk hissediyordu ve gittikçe içinde büyüyen acıyla o gece sabahı zor etti. Eğer verdiğimiz söze güvenmesi için, kalbini sabırla pekiştirip dayanma gücü vermeseydik, az kalsın saraya gidip onun kendi çocuğu olduğunu söyleyerek tuzağımızı açıklayacaktı. Neyse ki bizim ilhamımız sayesinde çocuğuna kavuşacağına yönelik ilahi vaade tam olarak güvendi ve içi rahatladı.
Ayet 11
1 ayetKasas 11
وَقَالَتْ لِاُخْتِه۪ قُصّ۪يهِۘ فَبَصُرَتْ بِه۪ عَنْ جُنُبٍ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ ١١
Mushaf
Okunuş
11Veḳâlet liuḫtihî ḳuṣṣîh. febeṣurat bihî ʿan cünübiv vehüm lâ yeşʿurûn.
Türkçe Meal
11Annesi, daha önce Musa’nın kız kardeşine “Onu takip et” demiş, o da kimseye hissettirmeden onu uzaktan izlemişti.
Açıklamalı meal
11Annesi, Musa’nın kız kardeşine suya bıraktığı bebeğini takip etmesini için: “ Gizlice bak bakalım, yavrum ne durumda. Git onu nehir boyunca takip et” diye tembihledi. O da kimseye fark ettirmeden suya bırakılan kardeşini uzaktan izledi. Bunun üzerine ablası kimseye sezdirmeden, kardeşinin durumu hakkında bilgi edinip annesine iletmeye başladı.
İlgili ayetler
11Tâhâ 40
Ayet 12
1 ayetKasas 12
وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِنْ قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰٓى اَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَهُمْ لَهُ نَاصِحُونَ ١٢
Mushaf
Okunuş
12Veḥarramnâ ʿaleyhi-lmerâḍiʿa min ḳablü feḳâlet hel edüllüküm ʿalâ ehli beytiy yekfülûnehû leküm vehüm lehû nâṣiḥûn.
Türkçe Meal
12Biz daha ilk günden Musa’nın herhangi bir sütanneyi emmesine engel olduk. Bu sırada Musa’nın ablası:
– Bu çocuğun bakımını sizin için üstlenecek, onu sevgiyle emzirip eğitecek bir aileyi size tavsiye edeyim mi? Demişti.
Açıklamalı meal
12Biz doğumu sırasında Musa’nın yapısına özel bir his yerleştirmiştik. Musa’nın annesi gelmeden daha önce Musa’ya getirilen Mısırlı süt annelerin sütünü emmesine engel olduk. Bebek hiçbir kadından süt emmiyordu. Firavun ailesi günlerce hiçbir şey yemeyen bebek için, saray dışından dahi olsa başka sütanneler aramaya başladılar. Bunun üzerine kardeşine kavuşmak için bunu bir fırsat gören, Mûsâ’nın kız kardeşi, Firavun ailesine gelerek: “Sizin için bu çocuğu emzirecek ve ona şefkat gösterip güzelce bakabilecek bir aileyi size önerebilirim demişti. Önerisi kabul edilince de annesini saraya getirtti.
İlgili ayetler
Ayet 13
1 ayetKasas 13
فَرَدَدْنَاهُ اِلٰٓى اُمِّه۪ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ۟ ١٣
Mushaf
Okunuş
13Feradednâhü ilâ ümmihî key teḳarra ʿaynühâ velâ taḥzene velitaʿleme enne vaʿde-llâhi ḥaḳḳuv velâkinne ekŝerahüm lâ yaʿlemûn.
Türkçe Meal
13İşte böylece onu annesine kavuşturduk ki gözü aydın olsun, gönlü ferah olsun daha fazla üzülmesin ve Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu anlasın. Gel gör ki insanların çoğu bunu bilmez.
Açıklamalı meal
13Böylece annesinin gözü gönlü aydın olsun, üzülmesin ve Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu bizzat yaşayarak görsün diye, Musa’yı yeniden annesine kavuşturduk. Böylece Musa’nın annesine vaat ettiğimiz şey gerçekleşmiş, gözü yaşlı annenin evlat hasreti dinmiş oldu. Artık Allah’ın kendisine vaat ettiği şeyin gerçek olduğundan iyice emin olmuştu. Ancak onların çoğu bu hikmetleri ve Allah’ın sözünün mutlaka yerine geleceğini bilmez ve inanmaz.
İlgili ayetler
13Kasas 7
Ayet 14
1 ayetKasas 14
وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَاسْتَوٰٓى اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًاۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٤
Mushaf
Okunuş
14Velemmâ belega eşüddehû vestevâ âteynâhü ḥukmev veʿilmâ. vekeẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Türkçe Meal
14Nihayet Musa ergenlik çağına ulaşıp, olgunlaşınca, ona güçlü bir muhakeme yeteneği ve ilim verdik. İşte biz, erdemli ve iyi kişileri böyle ödüllendiririz.
Açıklamalı meal
14Musa Firavun ailesinin yanında büyümeye başlamıştı. Yetişirken insanlara karşı saygılı, sevgi dolu, iyilik yapan biriydi. Kimseye kötülüğü dokunmazdı. Bu nedenle etrafında çok sevilirdi. Derken Musa ergenlik çağına erip bedenen ve zihnen olgunlaşınca, biz ona doğru karar verebilme yeteneği olan hikmet ve şirkten uzak kalmasını sağlayacak ilim verdik. İşte biz Allah’ın kendilerini sürekli gördüğü şuuru içinde davranan ve Allah’a itaat etmeye arzulu olup iyilikte bulunan idarecileri ve Müslümanları böyle mükafatlandırırız.
İlgili ayetler
14Nisâ 6
Ayet 15–16
2 ayetKasas 15
Kasas 16
وَدَخَلَ الْمَد۪ينَةَ عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ۚ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي مِنْ ش۪يعَتِه۪ عَلَى الَّذ۪ي مِنْ عَدُوِّه۪ۙ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِۘ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُب۪ينٌ ١٥ قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي فَاغْفِرْ ل۪ي فَغَفَرَ لَهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ١٦
Mushaf
Okunuş
15Vedeḫale-lmedînete ʿalâ ḥîni gafletim min ehlihâ fevecede fîhâ racüleyni yaḳtetilân. hâẕâ min şîʿatihî vehâẕâ min ʿadüvvih. festegâŝehü-lleẕî min şîʿatihî ʿale-lleẕî min ʿadüvvihî fevekezehû mûsâ feḳaḍâ ʿaleyh. ḳâle hâẕâ min ʿameli-şşeyṭân. innehû ʿadüvvüm müḍillüm mübîn.
16Ḳâle rabbi innî żalemtü nefsî fagfir lî fegafera leh. innehû hüve-lgafûru-rraḥîm.
Türkçe Meal
15Musa, halkın olan bitenden habersiz olduğu bir vakitte şehre girdi ve orada kavga eden iki adama rastladı. Bunlardan biri kendi halkına, diğeri de düşman tarafına mensuptu. O sırada kendi halkından olan kişi düşman taraftan olan kişiye karşı yardım istedi. Bunun üzerine Musa o adamı öldürdü. Musa: “İşte bu düpedüz şeytanın işidir, gerçekten şeytan insanı yoldan çıkaran apaçık bir düşmandır,” dedi.
16Musa: “Rabbim, ben gerçekten kendime zulmedip yazık ettim, beni bağışla” dedi. Allah da onu bağışladı. Çünkü O, eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz rahmet kaynağıdır.
Açıklamalı meal
15Musa, Firavun ve erkanının, şirk inançlarını eleştirdiği için gözden düşmüş ve saray erkanı tarafından çeşitli uyan ve tehditlere maruz kalmıştı. Bu yüzden kaçıp saklanmıştı ve şehre ancak insanların öğle uykusuna daldığı saatlerde girebiliyordu. Yine halkın çoğunun habersiz ve istirahatte, sokakların da tenha olduğu bir vakitte şehre girdi. Orada birbirleriyle kavga eden iki adam gördü. Biri kendi halkından diğeri de Mısırlı düşmanlarındandı. Kendi halkından olan kişi, düşmanına karşı kendisini ondan kurtarması için Musa’dan yardım istedi. Mûsâ, İsrâiloğullarından birisini tartaklamakta olan Kıptî’ye, kavgayı sonlandırmak maksadı ile onu bırakmasını söyledi, ancak Kıptî söz dinlemedi. Bunun üzerine Musa Mısırlı kıptiyi engellemek için iterek bir yumruk attı ve onu istemeden de olsa kazayla öldürdü. Sonra da kendini toparlar toparlamaz, “Eyvah ben ne yaptım? Neden kimin haklı olduğuna bakmadan tarafımı seçtim. Çok geçmeden büyük bir pişmanlıkla “Bu kavga şeytanın tuzağıdır. Şeytana uyup kavgaya karıştım ve istemeden de olsa adamı öldürdüm. Şüphesiz şeytan insanı yoldan çıkaran apaçık bir düşmandır” diye yakındı.
16Musa, hemen Allah’a yönelip: Rabbim! Ben hiç şüphesiz yargısız infaz yaparak kazayla bile olmuş olsa, birinin ölümüne sebep olmakla büyük hata yaptım ve kendime zulmedip yazık ettim. Fakat biliyorum ki, senin rahmetinden ümit kesilmez. Ne olur beni bağışla!” diye dua etti. Allah da onun bu günahı kasten işlemediğini bildiği için ve içtenlikle yaptığı bu tövbeden dolayı, onu bağışladı. Şüphesiz Allah samimiyetle tevbe edip, doğruya yönelenlere karşı çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
Ayet 17
1 ayetKasas 17
قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يرًا لِلْمُجْرِم۪ينَ ١٧
Mushaf
Okunuş
17Ḳâle rabbi bimâ enʿamte ʿaleyye felen ekûne żahîral lilmücrimîn.
Türkçe Meal
17– Rabbim, bana verdiğin nimet için, bundan böyle asla suçlulara destek olmayacağım” dedi.
Açıklamalı meal
17Bu olayın ardından ders alan Musa dedi ki: “ Ey Rabbim! Araştırmayarak, haksızdan yana taraf olarak ve bir adam öldürerek üç yanlış yaptım. Sana şükürler olsun, üç hatayı arka arkaya yapmama rağmen beni bağışladın. Bana verdiğin nimetlerin hakkı için, artık kim olursa olsun bir daha asla suçlulara destek olup arka çıkmayacağım.” diye söz verdi.
Ayet 18–19
2 ayetKasas 18
Kasas 19
فَاَصْبَحَ فِي الْمَد۪ينَةِ خَٓائِفًا يَتَرَقَّبُ فَاِذَا الَّذِي اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُۜ قَالَ لَهُ مُوسٰٓى اِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُب۪ينٌ ١٨ فَلَمَّٓا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْسًا بِالْاَمْسِۗ اِنْ تُر۪يدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّارًا فِي الْاَرْضِ وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ ١٩
Mushaf
Okunuş
18Feaṣbeḥa fi-lmedîneti ḫâifey yeteraḳḳabü feiẕe-lleẕi-stenṣarahû bilʾemsi yestaṣriḫuh. ḳâle lehû mûsâ inneke legaviyyüm mübîn.
19Felemmâ en erâde ey yebṭişe billeẕî hüve ʿadüvvül lehümâ ḳâle yâ mûsâ etürîdü en taḳtülenî kemâ ḳatelte nefsem bilʾems. in türîdü illâ en tekûne cebbâran fi-lʾarḍi vemâ türîdü en tekûne mine-lmuṣliḥîn.
Türkçe Meal
18Musa o şehirde korku içinde, etrafı gözetleyerek sabahladı. Bir de ne görsün dün kendisinden yardım isteyen o adam yine birisiyle kavga ediyor ve feryat ederek, yardım istiyor. Musa ona:
– Sen, ne azgın bir adammışsın.
19Musa, düşmana karşı halkından olana yardım etmek isteyince o adam: Ey Musa, dün birisini öldürdüğün gibi, şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Belli ki sen bu ülkede huzur ve sükûnu sağlamak istemiyor aksine sen sadece bir zorba olmak istiyorsun.
Açıklamalı meal
18Musa bunun üzerine, şehirde olayın duyulup duyulmadığını araştırmaya başladı ve korkuyla etrafı gözetleyerek sabahladı. Ne yapacağını düşünürken bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen ve başına o belayı getiren kişi, bugün de başka bir Mısırlı Kipti ile kavgaya tutuşmuş. Feryat ederek yine ondan yardım istiyor. Hatasından ders alan Musa, yardım isteyene dönüp kızdı ve: “Senin işin gücün huzursuzluk çıkarmak. Anlaşılan sen apaçık ona buna sataşan azgın birisin, benden uzak dur” dedi.
19Sonuçta Mûsâ her şeye rağmen etrafında olup bitenlere seyirci kalmayan bir insandı. Bu sefer de kavgayı bitirmek ve haklı ile haksızın tespitini yapmak amacıyla ikisine de düşman olan Kıptîlerden bir kişiyi ayırmak isterken o adam dünkü olaydan ötürü, Mûsâ’nın kendisine kızgın olduğunu ve bu yüzden kendisini yakalayarak zarar vereceğini zannederek dedi ki: “Ey Musa! Daha dün öldürdüğün adam gibi beni de öldürmek mi istiyorsun? Ey Musa doğrusu sen ülkenin başına zalimce kan döküp zorba olmak istiyorsun. Asla ara bulup kavgayı ayırmak ve ıslah edicilerden olmak istemiyorsun” diye yaygara kopardı. Böylece Musa’nın bir adamı öldürdüğü herkes tarafından duyulmuş oldu.
Ayet 20–21
2 ayetKasas 20
Kasas 21
وَجَٓاءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ يَسْعٰىۘ قَالَ يَا مُوسٰٓى اِنَّ الْمَلَاَ يَاْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ اِنّ۪ي لَكَ مِنَ النَّاصِح۪ينَ ٢٠ فَخَرَجَ مِنْهَا خَٓائِفًا يَتَرَقَّبُۘ قَالَ رَبِّ نَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟ ٢١
Mushaf
Okunuş
20Vecâe racülüm min aḳṣe-lmedîneti yesʿâ. ḳâle yâ mûsâ inne-lmelee yeʾtemirûne bike liyaḳtülûke faḫruc innî leke mine-nnâṣiḥîn.
21Feḫarace minhâ ḫâifey yeteraḳḳab. ḳâle rabbi neccinî mine-lḳavmi-żżâlimîn.
Türkçe Meal
20O esnada şehrin öte yakasından bir adam koşarak geldi:
– Ey Musa! Ülkenin ileri gelenleri bir araya gelmiş seni öldürmek için görüşme yapıyorlar, en iyisi sen burayı terk et! Emin ol ki ben senin iyiliğini istiyorum, dedi.
21Bunun üzerine Musa korku ve endişe içinde etrafı kontrol ederek şehirden ayrıldı ve Rabbim beni bu zalimlerin eline düşmekten kurtar.
Açıklamalı meal
20Tam da o sırada şehrin öbür ucundan Mûsâ’nın iyiliğini isteyen ve sarayda mevki sahibi bir adam koşarak geldi ve Musa’ya dedi ki: “Ey Musa! İleri gelenler toplanıp bir mahkeme kurmuş ve dünkü cinayet hadisesinin sorumlusu olarak savunmanı almadan seni öldürmek için aralarında görüşüyorlar. Sözümü dinle ve onlar seni yakalamadan bir an önce bu şehri terk et. Gerçekten ben senin iyiliğini isteyen ve sana öğüt verenlerdenim.” Bu adam, Firavun hanedanından olduğu hâlde, onun zulmünü onaylamayan birisi idi.
21Bunun üzerine Musa korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden ayrıldı. Bir yandan da “Rabbim! Beni baskı, zulüm ve işkenceyle insanları köleleştiren bu zalimler topluluğundan kurtar” diye dua ediyordu. Sonra Mısır’dan çıktı.Nereye gideceğini bilmiyordu.
Ayet 22–23
2 ayetKasas 22
Kasas 23
وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَٓاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يَهْدِيَن۪ي سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ ٢٢ وَلَمَّا وَرَدَ مَٓاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَۘ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ قَالَتَا لَا نَسْق۪ي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَب۪يرٌ ٢٣
Mushaf
Okunuş
22Velemmâ teveccehe tilḳâe medyene ḳâle ʿasâ rabbî ey yehdiyenî sevâe-ssebîl.
23Velemmâ verade mâe medyene vecede ʿaleyhi ümmetem mine-nnâsi yesḳûn. vevecede min dûnihimü-mraeteyni teẕûdân. ḳâle mâ ḫaṭbükümâ. ḳâletâ lâ nesḳî ḥattâ yuṣdira-rriʿâü veebûnâ şeyḫun kebîr.
Türkçe Meal
22Medyen tarafına doğru yöneldiğinde: “Umarım ki Rabbim beni doğru yola yönlendirir” Diyordu.
23Nihayet Musa Medyen’in su kuyularına vardığında orada hayvanlarını sulayan bir grup çobanla karşılaştı. Onlardan biraz ötede hayvanlarını kuyularından uzak tutmaya çalışan iki kadın gördü ve onlara “Siz niçin bekliyorsunuz?” dedi. Onlar; “Bu çobanlar hayvanlarını sulayıp çekilmeden biz sulayamıyoruz babamız da çok yaşlı biri” dediler.
Açıklamalı meal
22Musa bu duygularla Mısır’dan ayrılıp Mısır’ın sınır komşusu olan ve Firavunun hâkimiyet alanı dışında kalan, Tur Dağı çevresindeki Medyen tarafına yöneldi ve şehre girerken dua edip kendi kendine: “ İnşallah yolu bulup sağ salim Medyen’e ulaşırım ve Rabbim beni iyilerle karşılaştırıp doğru yola iletir” diyordu.
23Mûsâ nihayet uzun ve sıkıntılı bir yolculuktan sonra Medyen’in meşhur su kuyularına varınca, orada hayvanlarını sulayan kalabalık bir grup çobanla karşılaştı. Onların gerisinde de sulama sırasının kendilerine gelmesi için hayvanlarını kuyulardan uzak tutup bekleten iki kız gördü. Bu kızlar Şuayb Peygamberin kızlarıydı. Musa onların yanına gidip “ Sizi su kuyusuna yanaşmaktan alıkoyan nedir ve niçin geri duruyorsunuz? Size nasıl yardımcı olabilirim? ” dedi. Onlar da: “Çobanlar hayvanlarını sulayıp dağılmadan, biz erkeklerin arasına karışıp hayvanlarımızı sulayamayız. Zaten kadın olduğumuz için onlarla başa çıkacak gücümüz de yok. Ailemizin tek erkeği olan babamız, hayvanları sulamak isterdi ama o da bu işi yapamayacak kadar çok yaşlıdır bizimle gelemiyor“ diye cevap verdiler.
Ayet 24–28
5 ayetKasas 24
Kasas 25
Kasas 26
Kasas 27
Kasas 28
فَسَقٰى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَق۪يرٌ ٢٤ فَجَٓاءَتْهُ اِحْدٰيهُمَا تَمْش۪ي عَلَى اسْتِحْيَٓاءٍۘ قَالَتْ اِنَّ اَب۪ي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَاۜ فَلَمَّا جَٓاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَۙ قَالَ لَا تَخَفْ۠ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٢٥ قَالَتْ اِحْدٰيهُمَا يَٓا اَبَتِ اسْتَاْجِرْهُۘ اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَاْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْاَم۪ينُ ٢٦ قَالَ اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلٰٓى اَنْ تَاْجُرَن۪ي ثَمَانِيَ حِجَجٍۚ فَاِنْ اَتْمَمْتَ عَشْرًا فَمِنْ عِنْدِكَۚ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اَشُقَّ عَلَيْكَۜ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٢٧ قَالَ ذٰلِكَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَۜ اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَانَ عَلَيَّۜ وَاللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ۟ ٢٨
Mushaf
Okunuş
24Feseḳâ lehümâ ŝümme tevellâ ile-żżilli feḳâle rabbi innî limâ enzelte ileyye min ḫayrin feḳîr.
25Fecâethü iḥdâhümâ temşî ʿale-stiḥyâʾ. ḳâlet inne ebî yedʿûke liyecziyeke ecra mâ seḳayte lenâ. felemmâ câehû veḳaṣṣa ʿaleyhi-lḳaṣaṣa ḳâle lâ teḫaf. necevte mine-lḳavmi-żżâlimîn.
26Ḳâlet iḥdâhümâ yâ ebeti-steʾcirh. inne ḫayra meni-steʾcerte-lḳaviyyü-lʾemîn.
27Ḳâle innî ürîdü en ünkiḥake iḥde-bneteyye hâteyni ʿalâ en teʾcüranî ŝemâniye ḥicec. fein etmemte ʿaşran femin ʿindik. vemâ ürîdü en eşüḳḳa ʿaleyk. setecidünî in şâe-llâhü mine-ṣṣâliḥîn.
28Ḳâle ẕâlike beynî vebeynek. eyyeme-lʾeceleyni ḳaḍaytü felâ ʿudvâne ʿaleyy. vellâhü ʿalâ mâ neḳûlü vekîl.
Türkçe Meal
24Bunun üzerine Musa, onların hayvanlarını sulayıp, bir gölgeye çekilerek:
– Rabbim, şu anda ben, bana vereceğin her türlü hayra muhtacım.
25Az sonra, iki kızdan birisi utana sıkıla Musa’nın yanına geldi ve:
– Babam, hayvanlarımızı sulamanın karşılığını vermek için seni çağırıyor. Musa, gelip onun yanına varınca başından geçen olayları anlattı. O da:
– Korkma, zalim toplumun elinden kurtulmuş oldun. Dedi.
26Kızlardan birisi:
– Babacığım, bu adamı ücretli bir işçi/çoban olarak tut, zira ücretle çalıştırabileceğin adamların en iyisi, en güçlüsü ve en güvenilir olanı bu adamdır, dedi.
27Kızların babası:
– Benim yanımda sekiz yıl çalışman karşılığında seni şu kızlarımdan birisi ile evlendirmek istiyorum, eğer bunu on yıla tamamlarsan bu senin bize yapacağın bir ikramın olur, yoksa ben seni zora koşmak istemem, inşallah sen, benim verdiği sözde duran salihlerden iyi bir adam olduğumu göreceksin.
28Musa da:
– Tamam, bu aramızda anlaşma olsun. Yalnız ben bu iki süreden hangisini tamamlarsam tamamlayayım bana karşı bir husumet ve haksızlık yapmak yok, bak bu anlaşmamıza Allah vekildir.
Açıklamalı meal
24Bu davranışları kızların ne kadar iffetli ve edepli olduklarını gösteriyordu. Musa kadınların hâline acıyıp, hemen onların yerine sürülerini suladı. Onlar ayrıldıktan sonra gölgeye çekilip dinlenmeye ve düşünmeye başladı. Barınacak yeri yoktu, yiyecek yemeği yoktu, cebinde parası yoktu. Bu haldeyken ellerini bir kere daha açtı ve: “Rabbim! Doğrusu şu anda bana lütfedeceğin her türlü hayra ve nimete öyle muhtacım ki ” diyerek dua etti. Zira günlerce durup dinlenmeden yol yürümüş, iyice acıkmış ve bitkin düşmüştü. Ayrıca yabancı bir ülkede barınacak bir yere, güvenilir dostlara ihtiyacı vardı.
25Derken hiç ummadığı bir yerden hayır kapısı açıldı ve hayvanlarının sulanmasına yardım ettiği o iki kadından biri, utana sıkıla çıkıp yanına geldi ve Musa’ya dedi ki: “ Bize yaptığın iyiliği babama anlattım. Babam bizim için sürümüzü sulamanın karşılığı olarak, sana ikramda bulunmak üzere seni çağırıyor” dedi. Musa bunun üzerine onun davetini kabul etti ve yanına giderek olup bitenleri kızların babasına anlattı. Şuayb Peygamber de “Korkma! Artık Firavun· ve o zalim kavimden kurtuldun sayılır ” dedi.
26Derken o kızlardan biri babasına: “Babacığım! Sen artık yaşlandın. Bizim bir erkek kardeşimiz de yok. Şu kadın hâlimizle, erkeklerin yapması gereken işleri yapmak zorunda kalıyoruz. Mûsâ’nın üstün ahlâkını sen de gördün. Bana sorarsan, işlerimizde bize yardımcı olması için, onu ücretli olarak yanında çalıştırabilirsin. Çünkü gördüğümüz kadarı ile maharetli ve güvenilir birine benziyor. Bu civarda ücretle tutabileceğin en iyisi, bunun gibi güçlü ve güvenilir birisi olmalıdır ” dedi. Kızının bu teklifini kabul eden Şuayb, kısa zaman içinde Mûsâ’nın davranışlarını yakından gözlemleme fırsatı buldu. Ayrıca genç kızların olduğu bir evde yabancı bir erkeğin kalması yanlış anlaşılmalara sebep olabilirdi. Bu yüzden Mûsâ’ya şöyle bir teklifte bulundu.
27Kızların babası bir süre düşündükten sonra kararını verdi ve Musa’ya dönerek dedi ki: “ Ey Mûsâ bir insan olarak senin ahlakını çok beğendim. Benim işlerimde bana yardım edip yanımda sekiz yıl çalışmayı kabul edersen, şu iki kızımdan birini sana nikahlamak isterim. Eğer çalışmanı on yıla tamamlarsan senin insafına kalmış. Artık o da senden bize bir ikram olur. Bu teklifime “hayır” dersen sana gönül koymam. Zira ben bu konuda on yıl diye ısrar edip seni zora sokmak istemem. Ama bu teklifi kabul edersen, inşallah sen de benim, sözünü tutan dürüst ve erdemli davranan, iyi bir insan olduğumu göreceksin.” Mûsâ, günler önce yaptığı duasında Rabbine “İndireceğin her hayra muhtacım” demişti. Duanın ardından bu teklif geldi. Dün sarayda prens olan adama şimdi çobanlık teklif ediliyordu.
28Musa da ona: “Bu teklifini kabul ediyorum. Bu benimle senin aranda bir anlaşmadır. Eğer uygun görürsen, anlaşmaya şunu da ilave edelim. Bu iki süreden hangisini tamamlarsam tamamlayım anlaşmayı yerine getirmiş olacağım. Ama sekiz yıl mı, on yıl mı çalışacağıma ben karar vereceğim. Bu durumda benden başka türlü bir istek, bana karşı bir kırgınlık ve düşmanlık da olmasın. O hâlde, yaptığımız bu anlaşmayla Allah söylediklerimize şahittir” diyerek işe başladı.
Ayet 29–32
4 ayetKasas 29
Kasas 30
Kasas 31
Kasas 32
فَلَمَّا قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِه۪ٓ اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَارًاۚ قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَارًا لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ٢٩ فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْاَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ اَنْ يَا مُوسٰٓى اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۙ ٣٠ وَاَنْ اَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰٓى اَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ۠ اِنَّكَ مِنَ الْاٰمِن۪ينَ ٣١ اُسْلُكْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍۘ وَاضْمُمْ اِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِنْ رَبِّكَ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ ٣٢
Mushaf
Okunuş
29Felemmâ ḳaḍâ mûse-lʾecele vesâra biehlihî ânese min cânibi-ṭṭûri nârâ. ḳâle liehlihi-mküŝû innî ânestü nâral leʿallî âtîküm minhâ biḫaberin ev ceẕvetim mine-nnâri leʿalleküm taṣṭalûn.
30Felemmâ etâhâ nûdiye min şâṭii-lvâdi-lʾeymeni fi-lbuḳʿati-lmübâraketi mine-şşecerati ey yâ mûsâ innî ene-llâhü rabbü-lʿâlemîn.
31Veen elḳi ʿaṣâk. felemmâ raâhâ tehtezzü keennehâ cânnüv vellâ müdbirav velem yüʿaḳḳib. yâ mûsâ aḳbil velâ teḫaf. inneke mine-lʾâminîn.
32Üslük yedeke fî ceybike taḫruc beyḍâe min gayri sûʾ. vaḍmüm ileyke cenâḥake mine-rrahbi feẕânike bürhânâni mir rabbike ilâ firʿavne vemeleih. innehüm kânû ḳavmen fâsiḳîn.
Türkçe Meal
29Nihayet Musa belirlenen süreyi tamamlayıp ailesi ile birlikte yola koyulunca, Sina dağının sağ yamacında bir ateş gördü ve ailesine:
– Siz burada durun ben bir ateş gördüm belki oradan izleyeceğimiz yol güzergâhını öğrenir veya yakıp ısınmanız için oradan size bir ateş koru getiririm.
30Musa ateşin olduğu yere varınca o mübarek vadinin sağ yanındaki ağaç yönünden kendisine:
– Ey Musa! Benim Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah. 27/9
31– Şimdi asanı yere bırak! Musa asasının bir yılan gibi hareket ettiğini görünce arkasına bakmadan dönüp kaçmaya başladı. Allah:
– Ey Musa, geri dön korkma! Çünkü sen gerçekten güvendesin.
32– Şimdi de elini koynuna sok, kusursuz bir şekilde bembeyaz olarak çıkacaktır. Haydi, şimdi bütün korkulardan uzaklaşarak kendini topla ve sakin ol. İşte bu iki kanıt/mucize Firavun ve kurmaylarına karşı Rabbin tarafından sana verilmiş açık belgelerdir. Çünkü onlar yoldan sapmış/fasık bir toplum olup çıktılar.
Açıklamalı meal
29Musa Şuayb’ın kızıyla evlenip orada uzun bir zaman kaldı. Şuayb peygamberin yanında, farkında olmadan “peygamberliğe hazırlık” eğitimi için belirlenen süreyi çölde tamamladıktan sonra soğuk bir kış gecesi Medyen’den ayrılıp ailesiyle beraber Mısır’a doğru yola çıkıtı. Yol üzerinde Sina- Tur Dağı’nın yakınına geldiklerinde dağın yamacında bir ateşin aydınlığını gördü. Tur dağının yanından geçerlerken, dağın yamacında bir ateş gördü ve ailesine dedi ki: “Siz burada bekleyin. Ben uzakta ağaçların arasında bir ateş gördüm. Belki oradan size ya gideceğimiz yönle ilgili bir haber veya ısınmanız için bir ateş koru getiririm diyerek, ateşi gördüğü yere yöneldi.”
30Mûsâ oraya gelince kutlu bereketli ve mübarek bölgedeki vadinin sağ yanındaki bir ağaç istikametinden Allah ona şöyle seslenildi: “Ey Musa! Bu duyduğun ses alemlerin rabbi olan Allah’ın sesidir. Bil ki Ben alemlerin Rabbi olan Allah’ım.
31Ben seni Peygamber olarak seçtim. Sana birtakım mucizeler vereceğim. Gelecekteki vazifene hazırlanma adına, onlardan birkaçını sana göstereyim. Bu ilk hitabının ardından, Allah ona asanı yere bırak diye seslendi.” Musa da asasını yere bıraktı. Fakat, asanın çevik bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına bakmadan dönüp korkudan koşarak kaçtı. Bunun üzerine Allah “Ey Musa! Geri dön ve korkma. Yaklaş, şüphesiz sen burada bir peygamber olarak güvendesin diye seslendi.”
32Bu eğitim amaçlı tatbikatın ikinci bölümünde kendisine şöyle seslenildi. Ey Mûsâ! Şimdi de elini koynuna sok. Dün bir adamın ölümüne sebep olan elin, bugün tevbe ve pişmanlıkla aklanmanın bir sembolü olarak, koynundan kusursuz ve bembeyaz parlayan bir ışık kaynağı olarak çıksın. İlk kez gördüğün bu olağanüstü hadiseler karşısında korktuğunu biliyoruz. Önce, korkudan sağa sola açılan kollarını kendine çek, sakin olmaya çalış. Artık korkularını yenip kendini toparla, kaygılarından uzaklaş ve cesur ol. Gördüğün gibi sana iki mucize verildi. Bu ikisi yani yılana dönüşen asâ ve parlayan el, Rabbinden Firavun’a ve adamlarına karşı peygamber olarak gönderildiğini göstereceğin iki kesin delildir. Sana verdiğim görev gereği onlara gitmen gerekiyor. Şüphesiz onlar müşrik ve kâfir oldukları için birçok zulüm yapan yoldan çıkmış günahkâr ve zalim bir kavim haline geldiler.”
Ayet 33–35
3 ayetKasas 33
Kasas 34
Kasas 35
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ ٣٣ وَاَخ۪ي هٰرُونُ هُوَ اَفْصَحُ مِنّ۪ي لِسَانًا فَاَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءًا يُصَدِّقُن۪يۘ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ ٣٤ قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخ۪يكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَانًا فَلَا يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِاٰيَاتِنَاۚ اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ ٣٥
Mushaf
Okunuş
33Ḳâle rabbi innî ḳateltü minhüm nefsen feeḫâfü ey yaḳtülûn.
34Veeḫî hârûnü hüve efṣaḥu minnî lisânen feersilhü meʿiye ridʾey yüṣaddiḳunî. innî eḫâfü ey yükeẕẕibûn.
35Ḳâle seneşüddü ʿaḍudeke bieḫîke venecʿalü lekümâ sülṭânen felâ yeṣilûne ileykümâ biâyâtinâ. entümâ vemeni-ttebeʿaküme-lgâlibûn.
Türkçe Meal
33Musa:
– Rabbim, ben vaktiyle onlardan birini öldürdüm. Bu yüzden onların da beni öldürmesinden korkuyorum, dedi.
34– Kardeşim Harun’un konuşması benden daha açık ve etkili. Onu da benimle beraber elçi olarak görevlendir ki beni tasdik ederek bana destek olsun. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.
35Allah:
– Seni kardeşinle güçlendireceğiz ve her ikinize de ayetlerimizle öyle bir güç vereceğiz ki onlar asla size ilişemeyecekler, siz ve size uyanlar kesinlikle galip geleceksiniz.
Açıklamalı meal
33Bunun üzerine Musa dedi ki: “ Ey Rabbim! Sen biliyorsun ben yıllar önce onlardan birini istemeden de olsa öldürdüm. Bu yüzden Firavunun sarayına gidersem onların da beni öldürmelerinden ve buna bağlı olarak verdiğin peygamberlik görevini gerçekleştirememekten korkuyorum.
34Ben Firavun ailesinin içinde büyüdüm. Onların kültürüyle, onların iyilikleriyle yoğunlaşan bir hayatım oldu. Bu nedenle rahat konuşamam. Üstelik, çok güzel ve etkili konuşma yeteneğine sahip değilim. Onların karşısında dilim düğümlenir. Kardeşim Harun’un ise dili ve konuşma üslubu, benimkinden daha akıcı, daha etkili ve düzgündür. Onu benimle beraber yardımcı olarak görevlendir de bana destek olsun. Çünkü ben onların inanmayıp beni yalanlamalarından korkuyorum. Onun yanımda olması bu endişelerimi azaltır diye ümit ediyorum demişti.
35Allah da dedi ki: Harun’a da peygamberlik vererek, senin gücünü kardeşinle destekleyeceğiz ve size öyle bir yetki ve üstünlük vereceğiz ki. Göstereceğiniz kanıtlar ve mucizeler sayesinde onlar asla size zarar veremeyecekler ve el uzatamayacaklar. Haydi! Ayetlerimizle Firavun’a gidin. Siz ve size uyanlar eninde sonunda mutlaka zalimlere karşı üstün geleceksiniz.
Ayet 36
1 ayetKasas 36
فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَ ٣٦
Mushaf
Okunuş
36Felemmâ câehüm mûsâ biâyâtinâ beyyinâtin ḳâlû mâ hâẕâ illâ siḥrum müfterav vemâ semiʿnâ bihâẕâ fî âbâine-lʾevvelîn.
Türkçe Meal
36Musa onlara hak ve hakikatin apaçık belgeleri olan ayetlerimizle geldiğinde;
– Bu, düzmece bir sihirden başka bir şey değildir. Biz, önceki atalarımızdan böyle bir şey işitmedik, dediler.
Açıklamalı meal
36Musa bu manevî hazırlığın ardından korku ve endişelerinden bir nebze kurtuldu. Mısır’a girdi, kardeşi Hârûn’u buldu. Musa Harun’a olanları anlattı ve ardından Firavun ve adamlarının karşısına çıkıp, onlara yaratılışlarının sebebi olan, Allah’ın belirlediği bir hayat nizamına davet eden apaçık ayetlerimizi ve kendisine verilen peygamberliğinin delili olan mucizeleri gösterince Firavun ve yöneticileri ise onları hafife alarak dediler ki: “Bu söylediklerin olsa olsa önceden planlanmış ve düzmece büyücü sözlerinden başka bir şey değildir. Hem konu sihirse biz daha iyisini yaparız. Zaten dediklerin doğru olsaydı bunu bizim de bilmemiz gerekirdi fakat biz önceki atalarımızdan, Musa’nın söylediklerini doğrulayacak böylesi şeyler hiç duymadık”.
İlgili ayetler
36Şuarâ 34
Ayet 37
1 ayetKasas 37
وَقَالَ مُوسٰى رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِمَنْ جَٓاءَ بِالْهُدٰى مِنْ عِنْدِه۪ وَمَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ٣٧
Mushaf
Okunuş
37Veḳâle mûsâ rabbî aʿlemü bimen câe bilhüdâ min ʿindihî vemen tekûnü lehû ʿâḳibetü-ddâr. innehû lâ yüfliḥu-żżâlimûn.
Türkçe Meal
37Musa:
– Benim Rabbim, kendi katından doğru yol kılavuzu ile gelenin kim olduğunu ve mutlu sona ulaşacak olanın da kim olacağını en iyi bilendir. Şüphesiz halklarına haksızlık yapanlar asla iflah olmazlar, dedi.
Açıklamalı meal
37Bunun üzerine Musa onlara şöyle dedi: “ Doğruyu ve yanlışı belirlemede atalarınızı ölçü yapmayın. Kâinatta olan her şeyin sahibi Allah’tır. Ben Rabbimin katından doğru yolu bildirmek ve o yola rehberlik etmek için gönderilmiş bir elçiyim. Rabbim kimin kendi katından doğru yol olan hidâyet bilgisiyle geldiğini ve hem dünyada hem de ahirette hayırlı akıbetin ve nihaî mutluluğun kime nasip olacağını ve kime neyin kalacağını en iyi bilendir. Sizin atalarınız hakkında şöyle veya böyle demeniz mühim değil. Mühim olan atalarınızın Rabbimin katındaki değeridir. Herkes Rabbimin katında yaptıklarının karşılığını alacaktır. Doğrusu zalimler, asla hedefe ulaşıp kurtuluşa eremezler ve Allah’ın cezasından asla kurtulamazlar.” Firavun, Mûsâ’nın konuşmalarını ciddiye almadı. Ona meydan okudu. Halkın kalabalık olduğu bir bayram sabahı en yetenekli sihirbazlarını topladı. Sihirbazlar bütün sihirlerini ortaya attıklarında, Mûsâ’nın asası sihirbazların bütün sihirlerini yutmuştu. Bunun üzerine sihirbazlar halkın gözü önünde iman etmişti.
İlgili ayetler
37Yunus 90
Ayet 38
1 ayetKasas 38
وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَاُ مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْر۪يۚ فَاَوْقِدْ ل۪ي يَا هَامَانُ عَلَى الطّ۪ينِ فَاجْعَلْ ل۪ي صَرْحًا لَعَلّ۪ٓي اَطَّلِعُ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰىۙ وَاِنّ۪ي لَاَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٣٨
Mushaf
Okunuş
38Veḳâle firʿavnü yâ eyyühe-lmeleü mâ ʿalimtü leküm min ilâhin gayrî. feevḳid lî yâ hâmânü ʿale-ṭṭîni fecʿal lî ṣarḥal leʿallî eṭṭaliʿu ilâ ilâhi mûsâ veinnî leeżunnühû mine-lkâẕibîn.
Türkçe Meal
38Firavun da:
– Ey ileri gelenler, ben sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum. Ey Hâman! Sen de benim için tuğla ocağını tutuştur ve benim için yüksek bir kule inşa et ki bu sayede belki Musa’nın ilahına ulaşabilirim. Çünkü ben onun yalancı olduğuna eminim, dedi.
Açıklamalı meal
38Firavun Musa’nın söylediklerine karşı yerle bir olan itibarını düzeltmek için kendi adamlarına dönerek: “Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum. Söyleyin bana, bütün Mısır’ın sahibi ve efendisi ben değil miyim? Ben sizin en yüce rabbinizim. Fakat bu adam, sadece bu ülkenin değil, tüm varlıkların efendisi olan bir ilahtan söz ediyor. O hâlde ey Haman. Haydi benim için şu tuğla yaptığın ocağı tutuştur çamuru pişir ve imal ettiğin tuğlalardan bana öyle yüksek bir kule yap ki. Belki kulenin tepesine çıkarım ve gökleri tarayıp Musa’nın ilahını gözlerimle göreyim diyerek alay etti. Bununla birlikte ben Musa’nın söylediklerine inanmıyorum ve onun şan şöhret peşinde koşup yalan söyleyen biri olduğuna eminim dedi.
İlgili ayetler
Ayet 39–40
2 ayetKasas 39
Kasas 40
وَاسْتَكْبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اِلَيْنَا لَا يُرْجَعُونَ ٣٩ فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّۚ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِم۪ينَ ٤٠
Mushaf
Okunuş
39Vestekbera hüve vecünûdühû fi-lʾarḍi bigayri-lḥaḳḳi veżannû ennehüm ileynâ lâ yürceʿûn.
40Feeḫaẕnâhü vecünûdehû fenebeẕnâhüm fi-lyemm. fenżur keyfe kâne ʿâḳibetu-żżâlimîn.
Türkçe Meal
39O ve orduları, hak hukuk tanımayarak ülkede büyüklük tasladılar ve bize gelip hesap vermeyeceklerini sandılar.
40Bu sebeple biz de onu ve askerlerini kıskıvrak yakaladık ve onları denize gömdük. Bak gör işte haksız yere büyüklenenlerin akıbeti nasılmış.
Açıklamalı meal
39Böylece Firavun ve askerleri alaycı tavırlarla böbürlenip bildikleri gibi hareket ettiler. Yeryüzünde hak hukuk tanımadan büyüklük tasladılar ve sanki dünya kendilerine kalacakmış gibi zulmetmeye devam ettiler. Bir gün hesap vermek üzere huzurumuza getirileceklerini ve düşünmüyorlardı.
40İşte bu yüzden Biz de onu ve askerlerini Mûsâ’nın ardından geldikleri Kızıldeniz’de kıskıvrak yakalayıp denize gömüverdik. İşte bu ibretlik hadiseye ve ilahlık taslayan ve yaratılış gayesi dışında yaşayan zalimlerin sonlarının nasıl olduğuna bak bakalım.
Ayet 41–42
2 ayetKasas 41
Kasas 42
وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَدْعُونَ اِلَى النَّارِۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ لَا يُنْصَرُونَ ٤١ وَاَتْبَعْنَاهُمْ ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةًۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ هُمْ مِنَ الْمَقْبُوح۪ينَ۟ ٤٢
Mushaf
Okunuş
41Veceʿalnâhüm eimmetey yedʿûne ile-nnâr. veyevme-lḳiyâmeti lâ yünṣarûn.
42Veetbaʿnâhüm fî hâẕihi-ddünyâ laʿneten. veyevme-lḳiyâmeti hüm mine-lmaḳbûḥîn.
Türkçe Meal
41Onlar cehenneme çağıran önderler. Kıyamet günü ise onlar hiç kimseden yardım alamayacaklar.
42Onlar bu dünyada hep lanetle anılacaklar. Kıyamet gününde de onlar rezil rüsva olmuş kişilerden olacaklar.
Açıklamalı meal
41Yeryüzü Firavun gibi zalim diktatörleri çok gördü. Onları ve Firavun gibi benzerlerini ateşe çağıran önderler ve kötülüğün bütün zamanlardaki rehberleri kıldık. Dünyada iken halkı hizmetlerinde kullansalar da kıyamet günü mahşer meydanında kendilerine asla yardım edilmeyecektir.
42Öyle kötü izler bıraktılar ki, bu dünyada onları, arkalarından sürekli lanetle anılan kimseler yaptık. Kıyamet gününde de onun gibiler insanlar suratları simsiyah bir hâle getirilerek çirkinleştirilen ve en çok nefret edilen aşağılık, iğrenç ve küçük düşürülmüş kimselerden olacaklar.
Ayet 43
1 ayetKasas 43
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ الْاُو۫لٰى بَصَٓائِرَ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٤٣
Mushaf
Okunuş
43Veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe mim baʿdi mâ ehlekne-lḳurûne-lʾûlâ beṣâira linnâsi vehüdev veraḥmetel leʿallehüm yeteẕekkerûn.
Türkçe Meal
43Biz, daha önceki nesilleri helak ettikten sonra, belki bu insanlar ayetlerimizi düşünüp ibret alırlar diye Musa’ya bir bilinç kaynağı, doğru yol rehberi ve bir rahmet olan kitabı vermiştik.
Açıklamalı meal
43Andolsun ki, biz müşrik ve kâfirlikte direnen Nûh, Hûd, Sâlih, Lût kavmi gibi önceki nesilleri bu tutumları sebebi ile helak ettikten hayli zaman sonra, belki düşünürler diye insanları doğru yola yönelten bir kılavuz, bir aydınlanma kaynağı ve ilahi bir rahmet olmak üzere Musa’ya Tevrat isimli kitap verdik. Kitapta insanlara yol gösterecek, onları kötülüklerden uzaklaştıracak yasalarımız vardı. Ki böylece insanlar akıllarını kullanıp sorumluluklarını yerine getirsin ve okuyup düşünerek gerekli dersleri çıkarmak için öğüt alsınlar.
Ayet 44–47
4 ayetKasas 44
Kasas 45
Kasas 46
Kasas 47
وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الْغَرْبِيِّ اِذْ قَضَيْنَٓا اِلٰى مُوسَى الْاَمْرَ وَمَا كُنْتَ مِنَ الشَّاهِد۪ينَۙ ٤٤ وَلٰكِنَّٓا اَنْشَاْنَا قُرُونًا فَتَطَاوَلَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُۚ وَمَا كُنْتَ ثَاوِيًا ف۪ٓي اَهْلِ مَدْيَنَ تَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَاۙ وَلٰكِنَّا كُنَّا مُرْسِل۪ينَ ٤٥ وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الطُّورِ اِذْ نَادَيْنَا وَلٰكِنْ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذ۪يرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٤٦ وَلَوْلَٓا اَنْ تُص۪يبَهُمْ مُص۪يبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ فَيَقُولُوا رَبَّنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٤٧
Mushaf
Okunuş
44Vemâ künte bicânibi-lgarbiyyi iẕ ḳaḍaynâ ilâ mûse-lʾemra vemâ künte mine-şşâhidîn.
45Velâkinnâ enşeʾnâ ḳurûnen feteṭâvele ʿaleyhimü-lʿumür. vemâ künte ŝâviyen fî ehli medyene tetlû ʿaleyhim âyâtinâ velâkinnâ künnâ mürsilîn.
46Vemâ künte bicânibi-ṭṭûri iẕ nâdeynâ velâkir raḥmetem mir rabbike litünẕira ḳavmem mâ etâhüm min neẕîrim min ḳablike leʿallehüm yeteẕekkerûn.
47Velevlâ en tüṣîbehüm müṣîbetüm bimâ ḳaddemet eydîhim feyeḳûlû rabbenâ levlâ erselte ileynâ rasûlen fenettebiʿa âyâtike venekûne mine-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
44Biz Musa’ya vahyettiğimizde sen Sina Dağının batı yakasında değildin. Yine sen orada olup bitene şahit de değildin.
45Kaldı ki biz o günden bu güne nice kuşaklar var ettik ve bu nesillerin üzerinden uzun zaman geçti. Yine sen, Medyen halkının arasında bulunmuş bu bilgileri onlardan öğrenmiş de değilsin. Lakin onlara elçileri gönderen hep bizdik.
46Evet biz Musa’ya seslendiğimiz zaman sen Tur dağının yamacında da değildin. Fakat bu kitap/Kuran, öncekilerin uyarıldıkları gibi toplumunu uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak verilmiştir.
47Şimdi bunlar, yapıp ettiklerinden dolayı başlarına bir musibet gelmiş olsa “Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de, senin ayetlerine tâbi olup mümin kimselerden olsaydık olmaz mıydı?” demesinler diye.
Açıklamalı meal
44Ey Muhammed! Bu âyetleri senin uydurduğunu söyleyen Mekkeli müşrikler iyi bilsin ki, Biz Musa’ya Tevrat’ın âyetlerini vahyettiğimizde, sen Tuva vadisinin yakınında yani Sina Dağı’nın batı tarafında değildin. Dolayısıyla sen o kavmin yaşadıklarına da şahit olanlardan da değildin ve onlardan habersizdin.
45Ancak biz onlarla senin aranda birçok nesiller yarattık. Onların üzerlerinden uzun zamanlar geçti. Sen eline Tevrat’ı ve İncil’i almadığın halde, o zaman diliminde yaşanan olayları tüm ayrıntıları ile dosdoğru bir şekilde haber veriyorsun. Bu haberleri verirken, Medyen halkı arasında Şuayb’la birlikte yaşamadın ki. Dolayısıyla olup bitenlerin şahidi olarak ayetlerimizi onlardan okumuş duymuş ve bunları görüp öğrenmiş biri de değilsin. Bu yüzden, orada olup bitenleri bilmene imkân yok. Kısacası, tek başına bu tarihi gerçek bile gösteriyor ki, seni peygamber olarak seçip sana bu âyetleri gönderen ancak biziz.
46Yine Musa’ya seslendiğimiz zaman sen Tur’un yani Sina Dağı’nın yamacında Mûsâ ile beraber değildin. O günü, o günden önce ve sonra olanları bilmen mümkün değildi. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak, kendilerine senden uzun bir süre önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi hakikate davet edip uyarasın diye gönderildin. Umulur ki Allah adına yaptığın daveti ve ayetlerini okuyup düşünürler de doğru olana uyarlar.
47Ayrıca bu şirk ve küfür bataklığında yaşayanlar, kendi elleriyle yaptıkları çirkin işlerden ve günahlarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: “ Ey Rabbimiz! Bize de doğru yolu gösteren bir peygamber gönderseydin, biz de senin ayetlerine uyardık. O zaman başımıza bu musibetler gelmezdi ve müminlerden olurduk” demesinler diye mazeret beyan etmemeleri için seni peygamber olarak gönderdik.
Ayet 48
1 ayetKasas 48
فَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا لَوْلَٓا اُو۫تِيَ مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰىۜ اَوَلَمْ يَكْفُرُوا بِمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى مِنْ قَبْلُۚ قَالُوا سِحْرَانِ تَظَاهَرَا۠ وَقَالُٓوا اِنَّا بِكُلٍّ كَافِرُونَ ٤٨
Mushaf
Okunuş
48Felemmâ câehümü-lḥaḳḳu min ʿindinâ ḳâlû levlâ ûtiye miŝle mâ ûtiye mûsâ. evelem yekfürû bimâ ûtiye mûsâ min ḳabl. ḳâlû siḥrâni teżâherâ. veḳâlû innâ biküllin kâfirûn.
Türkçe Meal
48Ama kendilerine, tarafımızdan hakkı getiren elçi geldiğinde bu sefer de:
– Musa’ya verilenin bir benzeri sana da verilseydi ya? Dediler. Oysa bunlar, daha önce Musa’ya verilene de inanmamışlardı? Ve onlar için:
– Bunlar birbirine destek veren iki sihirbaz ve biz bunların getirdiğine inanmıyoruz, demediler mi?
Açıklamalı meal
48Fakat onlara bizim katımızdan kendilerini ilâhî nizam ve ahlaka davet eden hak peygamber gelince: “ Madem Muhammed de Peygamber olduğunu iddia ediyor, o zaman Musa’ya verilen mucizelerin benzerleri niçin ona da verilmedi? dediler. Peki, vaktiyle Musa’ya mucize verildi de ne oldu? Müşrikler elçimiz Muhammed’e verileni inkâr ettikleri gibi daha önce Musa’ya verilen mucizeleri görmelerine rağmen Tevrat’ı da inkâr etmemişler miydi? Geçmiştekilerin inkâr ettiğine, günümüz kâfirlerinin iman edeceğini mi sanıyorsunuz? Onlar, Musa ve Harun için: Bunlar göz boyayıcı sihirbazlardır. Hatta Kur’ân ve Tevrat, birbirine destek olan iki sihirli söz ve insanı uyuşturan masallardır deyip te davete sırtlarını dönmediler mi? Böylece onların peygamberliklerini ve tebliğ ettikleri ayetleri reddetmediler mi? Şimdi de bu kafirler kararlı bir dille: “Biz Musa’ya verilen kitaba da sana verilene de kısaca kitap adına ve din adına ne varsa hiçbirine inanmıyoruz ” diyorlar.
İlgili ayetler
48İsrâ 59
Ayet 49
1 ayetKasas 49
قُلْ فَاْتُوا بِكِتَابٍ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ هُوَ اَهْدٰى مِنْهُمَٓا اَتَّبِعْهُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٤٩
Mushaf
Okunuş
49Ḳul feʾtû bikitâbim min ʿindi-llâhi hüve ehdâ minhümâ ettebiʿhü in küntüm ṣâdiḳîn.
Türkçe Meal
49De ki onlara:
– Eğer iddianızda doğru ve samimi iseniz, Allah katından gelmiş Tevrat ve Kuran’dan daha doğru yolu gösteren başka bir kitap getirin de, ben de ona tabi olayım.
Açıklamalı meal
49Ey Peygamber! Onlara de ki: “Eğer Kur’an ve Tevrat’a sihir demekle doğru söylüyorsanız haydi Allah katından gönderilmiş olan bu ikisinden daha doğru yolu gösteren hayat nizamı ve ahiret mutluluğu sağlayan başka bir kitap varsa getirin, ben de ona uyayım.”
İlgili ayetler
Ayet 50
1 ayetKasas 50
فَاِنْ لَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكَ فَاعْلَمْ اَنَّمَا يَتَّبِعُونَ اَهْوَٓاءَهُمْۜ وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنِ اتَّبَعَ هَوٰيهُ بِغَيْرِ هُدًى مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ٥٠
Mushaf
Okunuş
50Feil lem yestecîbû leke faʿlem ennemâ yettebiʿûne ehvâehüm. vemen eḍallü mimmeni-ttebeʿa hevâhü bigayri hüdem mine-llâh. inne-llâhe lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.
Türkçe Meal
50Eğer sana cevap veremiyorlarsa, bil ki onlar, ancak arzu ve hevalarının peşinden gidiyorlar. Allah’ın gösterdiği doğru yolu bırakıp da arzu ve hevalarının peşinden giden kimseden daha zalim kim vardır? Şüphesiz ki Allah, arzu ve hevalarının peşinden gidenleri asla hedeflerine ulaştırmaz.
Açıklamalı meal
50Eğer bu meydan okuma karşısında müşrikler senin bu davetini kabul etmeyip sana makul ve mantıklı bir cevap veremezlerse ki asla veremeyecekler, bil ki onlar hiçbir delil olmadan yalnızca boş arzu ve hayallerinin peşinden gitmektedirler. Allah’tan kitap ve peygamberlerle gelen bir belge veya yol gösterici olmaksızın, doğru yolu bırakıp da sadece kendi bencil arzularına uyandan daha sapık kim olabilir? Şüphesiz Allah böylesi müşrik ve yanlışa dalmış, yaratılış gayesi dışına çıkan zalim bir toplumu, zorla doğru yola iletmez ve umduklarına kavuşturmaz.
İlgili ayetler
Ayet 51–53
3 ayetKasas 51
Kasas 52
Kasas 53
وَلَقَدْ وَصَّلْنَا لَهُمُ الْقَوْلَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَۜ۟ ٥١ اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِه۪ هُمْ بِه۪ يُؤْمِنُونَ ٥٢ وَاِذَا يُتْلٰى عَلَيْهِمْ قَالُٓوا اٰمَنَّا بِه۪ٓ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّنَٓا اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلِه۪ مُسْلِم۪ينَ ٥٣
Mushaf
Okunuş
51Veleḳad veṣṣalnâ lehümü-lḳavle leʿallehüm yeteẕekkerûn.
52Elleẕîne âteynâhümü-lkitâbe min ḳablihî hüm bihî yüʾminûn.
53Veiẕâ yütlâ ʿaleyhim ḳâlû âmennâ bihî innehü-lḥaḳḳu mir rabbinâ innâ künnâ min ḳablihî müslimîn.
Türkçe Meal
51Andolsun ki biz belki düşünüp öğüt alırlar diye, onlara ilahi sözü peş peşe ulaştırdık.
52Nitekim daha önce kendilerine vahiy verdiğimiz kimseler bu vahye de inanırlar.
53Onlara bu vahiy okununca derler ki:
– Biz buna iman ettik, çünkü bu Rabbimizden gelen hakkın ta kendisidir, zira biz daha önceden de Müslüman’dık.
Açıklamalı meal
51Andolsun biz, olur ki iyice anlayıp düşünürler diye onlara ayetlerimizi birbiri ardınca bölüm, bölüm indirdik. Ama ayaklarına kadar gelen fırsatı değerlendirip iman etmediler.
52Bundan daha önce kendilerine kitap verdiklerimizden samimi ve iyi niyetli bazı kimseler yine de doğruları tasdik eden bu Kur’an’a inanırlar.
53Nitekim öyle de oldu. Onlara Kur’an okunduğunda onlar da: “ Evet, bunlar Allah’ın ayetleridir. Muhammed de Allah’ın peygamberidir. Biz ona ve bu kitapla yapılan davete hemen inandık ve uyduk. Şüphesiz daha önceden inandığımız ilahi kitaplar ne ise Kur’an da odur. Hepsi de Rabbimizden gelen bir gerçektir. Biz zaten bundan önce de sizin gibi Allah’ın emirlerine itaat eden Rabbimize boyun eğen Müslümanlar idik” Dolayısıyla, inancımızdan vazgeçip yeni bir dine girmiş değiliz. Aksine, önceki Peygamberlere iman ettiğimiz gibi, onların müjdelemiş olduğu Son Elçiye de iman ediyoruz.” derler.
Ayet 54–55
2 ayetKasas 54
Kasas 55
اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْتَوْنَ اَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ٥٤ وَاِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ اَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۘ سَلَامٌ عَلَيْكُمْۘ لَا نَبْتَغِي الْجَاهِل۪ينَ ٥٥
Mushaf
Okunuş
54Ülâike yüʾtevne ecrahüm merrateyni bimâ ṣaberû veyedraûne bilḥaseneti-sseyyiete vemimmâ razaḳnâhüm yünfiḳûn.
55Veiẕâ semiʿü-llagve aʿraḍû ʿanhü veḳâlû lenâ aʿmâlünâ veleküm aʿmâlüküm. selâmün ʿaleyküm. lâ nebtegi-lcâhilîn.
Türkçe Meal
54Maruz kaldıkları sıkıntı ve zorluklara sabretmeleri, kötülüğü iyilikle savmaları ve verdiğimiz rızıklardan infak etmelerinden dolayı işte bunlara ödülleri iki kat verilecektir.
55Yine bunlar kötü ve çirkin sözler işittiklerinde, ondan yüz çevirirler ve: “Bizim yaptıklarımızın sorumluluğu bize, sizin yaptıklarınızın sorumluluğu da size aittir. Selamün Aleyküm size uğurlar olsun gidin yolunuza bizim böyle cahillerle işimiz olmaz” derler.
Açıklamalı meal
54İşte Allah’ın davetine yürekten iman eden bu insanlara, hem Kur’an’a hem de Kur’an’dan önceki kitaplara iman ettikleri için, hem de şirk koşmadan iman ettikten sonra bu tür baskılara sabretmeleri sebebiyle Hesap Gününde mükâfatları artırılıp iki katı verilecektir. Onlar da Mekke’deki Müslümanlar gibi Kur’an ahlakıyla ahlaklanıp mecbur kalmadıkça şiddete başvurmaz, kötülüğü iyilikle cevap verirler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizin bir miktarını ihtiyaç sahipleri için hayır ve Allah yolunda harcarlar.
55Onlar gereksiz ve boş söz işittiklerinde aynıyla cevap vermekten uzak durup onlardan yüz çevirirler ve o boş sözleri sarf edenlere: “Bizim yaptıklarımızın sorumluluğu bize sizin yaptıklarınızın sorumluluğu da sizedir. Allah her birimizi görüyor. Size selam olsun ve bizden uzak durun. Sizin sataşmalarınıza cevap vererek sizin seviyenize inmeyiz. Allah’tan uzak nankörlerle ve doğru ile yanlışı ayırt edemeyen cahillerle bizim işimiz yok. Onlardan hayır beklemeyiz ve onların yanlışına düşmek istemeyiz” diye olgunlukla cevap verirler.
Ayet 56
1 ayetKasas 56
اِنَّكَ لَا تَهْد۪ي مَنْ اَحْبَبْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۚ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ٥٦
Mushaf
Okunuş
56İnneke lâ tehdî men aḥbebte velâkinne-llâhe yehdî mey yeşâʾ. vehüve aʿlemü bilmühtedîn.
Türkçe Meal
56Şüphesiz ki sen, sevdiğin herkesi doğru yola yöneltemezsin. Fakat Allah, isteyeni doğru yola iletir. Çünkü O, kimin doğru yola girmek istediğini en iyi bilendir.
Açıklamalı meal
56Ey elçimiz Muhammed! Mekke müşriklerinden bazılarının, özellikle de senin akraban olan bazı kimselerin sana inanmamalarının seni çok üzdüğünü biliyoruz. Fakat bilesin ki sen ne kadar istesen de sevdiğini ve kendince Müslümanlığa lâyık görüp istediğin kimseleri yaratılış sebepleri olan doğru yola iletemezsin. Sen istiyorsun diye insanlar iman etmezler! Senin elinde böyle bir güç yok. Ancak Allah iyi niyet ve gayretine göre buna talip olup tercih edeni ve samimi bir kalple gerçeğe ulaşmak isteyeni doğru yola iletir. Kimin gönülden bunu istediğini ve hidayete layık olduğunu ve doğru yola ereceğini de en iyi O bilir. Allah kimin samimi iman etmeye yakın olduğunu bilir ve sana ancak böyle kimseler iman eder. Yasamızda kimseye zorla inandırmak yoktur. Kalbi hidayete kapalı olanlara hidayet etmeyiz. Eğer kalbi hidayete kapalı olanlara zorla hidayet nasip edersek; gerçekten inanmak isteyenlere haksızlık etmiş oluruz. Sana düşen görev ayetlerimizi onlara güzelce açıklamandır.
İlgili ayetler
56Yunus 99
Ayet 57
1 ayetKasas 57
وَقَالُٓوا اِنْ نَتَّبِعِ الْهُدٰى مَعَكَ نُتَخَطَّفْ مِنْ اَرْضِنَاۜ اَوَلَمْ نُمَكِّنْ لَهُمْ حَرَمًا اٰمِنًا يُجْبٰٓى اِلَيْهِ ثَمَرَاتُ كُلِّ شَيْءٍ رِزْقًا مِنْ لَدُنَّا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٥٧
Mushaf
Okunuş
57Veḳâlû in nettebiʿi-lhüdâ meʿake nüteḫattef min arḍinâ. evelem nümekkil lehüm ḥaramen âminey yücbâ ileyhi ŝemerâtü külli şeyʾir rizḳam mil ledünnâ velâkinne ekŝerahüm lâ yaʿlemûn.
Türkçe Meal
57Bir de; “Eğer biz seninle birlikte doğru yolu tutarsak, yerimizden yurdumuzdan oluruz” diyorlar. Peki, biz onları, her türlü ürünün tarafımızdan rızık olarak toplandığı güvenli ve dokunulmaz bir memlekete yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bu nimeti bilmiyorlar.
Açıklamalı meal
57Bir kısım müşrikler buna gerekçe olarak Peygamber’e: “ Ey Muhammed! Aslında güzel şeyler söylüyorsun. Fakat biz senin davetini kabul edip seninle birlikte doğru yola girersek, atalarımızın nizamını yıkmaya çalışmakla suçlanıp diğer kabileler tarafından yurdumuzdan atılırız. Şefaatçi diye kabul ettiğimiz ilahlarımızı terk edersek, onları karşımıza almış oluruz. derler. “ Ayrıca putlara tapmalarının çevre kabileleri ticaret için Mekke’ye çektiğini ve putların kendilerini onların saldırılarından koruduğunu sanırlar. Onların bu sözleri bile ayetlerimizle açıkladığımız gerçekleri görmediklerini, ayetlerimizle akıl etmediklerini, hala cehaletin peşinden gittiklerini gösteriyor. Niçin endişe edip peşlerinden gidiyorlar ki? Halbuki Biz onları katımızdan bir rızık olarak, her çeşit ürünün getirilip toplandığı ve Kâbe’den dolayı da dokunulmaz saygın ve güvenlikli bir yer olan Mekke’ye yerleştirmedik mi? Allah kendilerine bu kadar güvenli ve bol kazançlı bir belde nasip ettiği halde, nasıl olur da O’nun elçisine iman etmenin kendilerini sıkıntıya sokacağını ileri sürebilirler? Rızık konusunda çıplak kayalardan oluşan bu kurak yeri, bu hale getiren Rablerine güvenmeleri gerekmez mi? Fakat onların çoğu ufak tefek dünyalık hesaplara takıldıkları için, yaratılış gayelerini, kendilerini koruyan ve rızıklandıranın Biz olduğunu ve daha fazlasını yapabileceğimizi, dolayısıyla da üstünlük ve başarıya ancak O’na kulluk etmekle ulaşılabileceğini bilmiyorlar. Oysa tam aksine, onları sıkıntıya sokacak ve sahip olduğu nimetlerden mahrum bırakacak olan davranış, elçimizi yalanlamak ve Allah ‘a şirk koşmaktır.
İlgili ayetler
Ayet 58
1 ayetKasas 58
وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ بَطِرَتْ مَع۪يشَتَهَاۚ فَتِلْكَ مَسَاكِنُهُمْ لَمْ تُسْكَنْ مِنْ بَعْدِهِمْ اِلَّا قَل۪يلًاۜ وَكُنَّا نَحْنُ الْوَارِث۪ينَ ٥٨
Mushaf
Okunuş
58Vekem ehleknâ min ḳaryetim beṭirat meʿîşetehâ. fetilke mesâkinühüm lem tüskem mim baʿdihim illâ ḳalîlâ. vekünnâ naḥnü-lvâriŝîn.
Türkçe Meal
58Oysa biz, daha önce zenginlik ve konforun azgınlaştırdığı nice memleketleri helak ettik. İşte onların yaşadıkları yurtlar! Kendilerinden sonra pek azı dışında oraları yurt edinen olmadı. Zira her şeyin önünde sonunda varisi biziz.
Açıklamalı meal
58Biz, geçmişte refahtan, lüksten azgınlaşıp şımarmış nice kavimleri azabımızla helak ettik. Bakın işte onların harap olmuş yurtlarını ve evlerinin durumunu kendi gözlerinizle görün. Bir zamanlar cıvıl cıvıl insanlarla dolup taşan bu şehirler, şimdi nasıl virane ve perişan bir hâle gelmiş! Kendilerinden sonra arkalarından gelen pek az insan oralarda yerleşip oturulabilmiştir. Oralara da bizim içlerinden kurtardığımız mü’minler varis oldu. Çünkü herkes göçüp gittikten sonra, ebediyen kalacak olan yalnızca biziz. Zaten her yerin ve her şeyin gerçek sahibi de Allah’tır. O hâlde, bugünkü zalimlerin başına gelecek olanlar da bundan farklı olmayacaktır.
İlgili ayetler
Ayet 59
1 ayetKasas 59
وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى حَتّٰى يَبْعَثَ ف۪ٓي اُمِّهَا رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَاۚ وَمَا كُنَّا مُهْلِكِي الْقُرٰٓى اِلَّا وَاَهْلُهَا ظَالِمُونَ ٥٩
Mushaf
Okunuş
59Vemâ kâne rabbüke mühlike-lḳurâ ḥattâ yebʿaŝe fî ümmihâ rasûley yetlû ʿaleyhim âyâtinâ. vemâ künnâ mühliki-lḳurâ illâ veehlühâ żâlimûn.
Türkçe Meal
59Çünkü senin Rabbin, bir memleketin ana şehrine ayetlerimizi kendilerine okuyup ileten bir elçi göndermedikçe o memleketi helak edecek değildir. Zira biz, ayetlerimize karşı gelen toplumlardan başkasını helak edecek değiliz.
Açıklamalı meal
59Elçimize iman etmemek için böyle bahaneler ileri sürenler bilsinler ki, helâk yasasında işleyiş şöyledir: Senin Rabbin, bir şehrin merkezî yerlerine, kendilerine ayetlerimizi tebliğ edip okuyup anlatan bir elçi veya davetçi görevlendirmedikçe o toplumu asla helak etmez. Zaten Biz halkı ve yöneticileri şirk küfür, haksızlık peşinde koşan zalimler olmadıkça o memleketleri helak etmeyiz. Biz ancak şirk ve küfür nizamlarını inatla devam ettirmek isteyerek, gönderilen elçimize ve ayetlerimize karşı çıkan toplumları azabımızla helak ederiz. Öyleyse düşünün; Kur’an’a göre bir hayat yaşadığınız zaman mı üstünlük ve başarıyı elde edeceksiniz, yoksa onu rafa kaldırıp arzularınızın peşine düştüğünüz zaman mı? O korkup çekindiğiniz felâketler, iman ettiğiniz takdirde mi başınıza gelecek, yoksa inkâra yöneldiğiniz zaman mı?
Ayet 60
1 ayetKasas 60
وَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَز۪ينَتُهَاۚ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ وَاَبْقٰىۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟ ٦٠
Mushaf
Okunuş
60Vemâ ûtîtüm min şeyʾin femetâʿu-lḥayâti-ddünyâ vezînetühâ. vemâ ʿinde-llâhi ḫayruv veebḳâ. efelâ taʿḳilûn.
Türkçe Meal
60Size verilen her şey dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah katında olanlar ise daha iyi ve daha kalıcıdır. Hiç bunları düşünmüyor musunuz?
Açıklamalı meal
60Ey insanlar! Size bu dünya hayatında verilen mal mülk, zenginlik gibi her şey yaşamınız için gelip geçici bir imkân ve yine bu dünyada kalan bir güzellikten ibarettir. Zamanla hepsi yok olur gider. Oysa Allah katında mükâfata layık olanlara âhirette verilecek nimetler, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ bu gerçeği düşünüp aklınızı ve vicdanınızı hiç kullanmayacak mısınız?
İlgili ayetler
60Yunus 7
Ayet 61–62
2 ayetKasas 61
Kasas 62
اَفَمَنْ وَعَدْنَاهُ وَعْدًا حَسَنًا فَهُوَ لَاق۪يهِ كَمَنْ مَتَّعْنَاهُ مَتَاعَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ هُوَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ ٦١ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ فَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ٦٢
Mushaf
Okunuş
61Efemev veʿadnâhü vaʿden ḥasenen fehüve lâḳîhi kemem mettaʿnâhü metâʿa-lḥayâti-ddünyâ ŝümme hüve yevme-lḳiyâmeti mine-lmuḥḍarîn.
62Veyevme yünâdîhim feyeḳûlü eyne şürakâiye-lleẕîne küntüm tezʿumûn.
Türkçe Meal
61Şimdi kendisine, güzel bir mükâfat vaadinde bulunduğumuz ve buna kavuşan kimse ile dünya hayatının geçici nimetlerinden faydalanan, sonra da azap için huzurumuza getirilen kimse hiç bir olur mu?
62İşte o gün, Allah onlara seslenir ve der ki:
– Söyleyin! Şirk koşarak Ortaklarım olduğunu iddia ettikleriniz nerede?
Açıklamalı meal
61Haydi, aklınızı kullanıp bir kıyas yapın. Bu dünyada dürüst ve erdemlice bir hayat yaşayan ve sonunda kendisine tarifsiz güzellikte bir cennet vaat ettiğimiz ve dolayısıyla zamanı gelince de ona kavuşacak kimseyi düşün. Bu kişinin durumu ile kendisini dünya hayatının nimetlerinden kısa bir süre yararlandırdığımız sonra da müşrik ve kâfir olarak yaşadığı için kıyamet günü cezalandırmak üzere huzurumuza getirileceklerin durumu hiç aynı olur mu? Ayetlerimize inanıp yasalarımıza uyanlara vereceğimiz mükâfat ile dünyanın geçici zevklerine dalıp ayetlerimizi inkâr eden, yasalarımıza karşı gelenlere vereceğimiz ceza bir midir? Onlar nasıl hüküm veriyorlar?
62Her şeyin hesabının görüleceği o Kıyamet günü, Allah şirk koşanları huzurunda toplayacak ve şöyle seslenecek: “Allah’tan başka ilahlar edinerek bana ortak olduğunu sandığınız varlıklar ve her emrine kayıtsız şartsız boyun eğerek size şefaat edeceğini iddia ettiğiniz sahte önderler, yok olup gitmeyeceğini sandığınız saraylarınız, servetiniz, şöhretiniz, hani şimdi nerede? Yeryüzünde yaşarken yasalarımıza karşı gelen çıkarlarına göre uydurdukları yasalarla toplumları yöneten ilahlarınız ve beşerî otoriteleriniz nerede? ” diyecektir.
Ayet 63–67
5 ayetKasas 63
Kasas 64
Kasas 65
Kasas 66
Kasas 67
قَالَ الَّذ۪ينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ اَغْوَيْنَاۚ اَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَاۚ تَبَرَّاْنَٓا اِلَيْكَۘ مَا كَانُٓوا اِيَّانَا يَعْبُدُونَ ٦٣ وَق۪يلَ ادْعُوا شُرَكَٓاءَكُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ وَرَاَوُا الْعَذَابَۚ لَوْ اَنَّهُمْ كَانُوا يَهْتَدُونَ ٦٤ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ فَيَقُولُ مَاذَٓا اَجَبْتُمُ الْمُرْسَل۪ينَ ٦٥ فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْاَنْبَٓاءُ يَوْمَئِذٍ فَهُمْ لَا يَتَسَٓاءَلُونَ ٦٦ فَاَمَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَعَسٰٓى اَنْ يَكُونَ مِنَ الْمُفْلِح۪ينَ ٦٧
Mushaf
Okunuş
63Ḳâle-lleẕîne ḥaḳḳa ʿaleyhimü-lḳavlü rabbenâ hâülâi-lleẕîne agveynâ. agveynâhüm kemâ gaveynâ. teberraʾnâ ileyk. mâ kânû iyyânâ yaʿbüdûn.
64Veḳîle-dʿû şürakâeküm fedeʿavhüm felem yestecîbû lehüm veraevü-lʿaẕâb. lev ennehüm kânû yehtedûn.
65Veyevme yünâdîhim feyeḳûlü mâẕâ ecebtümü-lmürselîn.
66Feʿamiyet ʿaleyhimü-lʾembâü yevmeiẕin fehüm lâ yetesâelûn.
67Feemmâ men tâbe veâmene veʿamile ṣâliḥan feʿasâ ey yekûne mine-lmüfliḥîn.
Türkçe Meal
63Haklarında azap hükmü gerçekleşmiş olanlar derler ki:
– Rabbimiz, azdırıp yoldan çıkardıklarımız işte şunlardır. Biz nasıl azdıysak onları da öyle azdırdık. Şimdi onlardan ilişiğimizi kesip sana sığınıyoruz. Zaten onlar gerçekte bize kulluk etmiyorlardı, derler.
64Ve kendilerine, “Çağırın ortak koştuklarınızı!” denir. Onları çağıracaklar fakat onların çağrısına cevap veremeyecekler ve azapla yüz yüze gelecekler, keşke dünyadayken doğru yolu tutmuş olsalardı.
65O gün Allah, onlara seslenecek ve soracak:
– Elçilerin iletilerine ne cevap verdiniz?
66İşte o an dünyaları kararacak, mazeret kapıları kapanacak ve birbirlerine bir şey soracak halleri de kalmayacak.
67Yalnız tövbe edip iman ederek iyi ve güzel işler yapanlara gelince, işte onlar kesinlikle kurtuluşa erenlerden olacaklar.
Açıklamalı meal
63O Gün sözde ilah oldukları için Allah’a şirk koşma ve isyan etmede başı çekerek haklarında azap hükmü gerçekleşen müşrik önderler, yaptıkları yanlışı itiraf etmek zorunda kalıp derler ki: “Rabbimiz! Tamam, doğru yoldan sapmaya yatkın olanları şirk koşmaya inandırdığımızı itiraf ediyoruz. Onlar bizim yoldan çıkarıp senin davetinden uzaklaşmalarına sebep olduğumuz ve azdırdığımız kimseler. Kendimiz davet edilmemize rağmen nankörlük ederek azdığımız gibi onları da azdırdık. Bunu kabul ediyoruz. Fakat kendilerini hiç zorlamadık. Sonuçta kendi istekleriyle bize uyarak arkamızdan geldiler. Bizi Sana ortak diye tanımış olmalarını ve onların bize tapındıkları iddiasını şimdi burada reddediyoruz. Şimdi biz aradan çekildik, ‘hüküm vermen için’ onları sana bıraktık. Onlardan uzaklaşarak yaptıklarımızın hesabını vermek üzere sana sığınıyoruz. Aslında onlar yasalarımıza uyarak gerçekte bize kulluk etmiyorlardı. Sadece yasalarımız kendi heves ve çıkarlarına uyduğu için bizim peşimize düşmüşlerdi. Aslında onlar kendi arzularına heveslerine tapan insanlardı.
64Bu defa, onları Allah’a ortaklar olarak tanıyıp onlara uyanlara: “ Allah’tan başka ilah edinip de şefaatçi kabul edip medet umduğunuz ve peşinden gittiğiniz ortaklarınızı çağırın bakalım, şefaat edebilecekler mi? Yalvarın da kurtarsınlar bakalım sizi kurtarabilecekler mi? ” diye soracaktır. Onlar da medet umup ilah edinmiş olduklarını yardıma çağırırlar. Ama yalvarıp çağırdıkları da kendi dertlerine düştüğü için kendilerine cevap veremezler ve cevap olarak inkâr ettikleri ve böylece hak ettikleri azabı görürler. Keşke uyarılara kulak verseydik ve önceden gerçeği görüp Allah’a karşı sorumluluklarımızı yerine getirseydik. Keşke âhirete iman ederek doğru yolu izlemiş olsaydık diye yanıp yakılacaklar. Oysa yaşarken akıl edip yasalarımıza uysalardı, bu azapla karşılaşmazlardı.
65Allah o gün müşrik ve inkârcılara yine seslenir ve: “ Kendilerine gönderilen Peygamberlere ve tebliğ ettikleri mesajları size ileten davetçilere karşı ne cevap verdiniz? İnkâr edip düşman kesilmiştiniz değil mi? ” diye seslenecektir.
66İşte o an korku, pişmanlık ve dehşetten dilleri tutulup dünyaları kararıverir. Mazeret olarak öne sürebilecekleri bir kelimelik olsun cevap bulamazlar. O gün onların bütün bahane kapıları da kapanmış olacak ve ileri sürecekleri hiçbir mazeret kalmayacaktır. Üstelik birbirlerine de herhangi bir şey soramazlar. Zaten artık o mesajlara uyma fırsatları da çoktan kaçmış olacaktır.
67Ancak dünyada iken şirk ve küfürlerinden dönerek samimiyetle tevbe eden ve Allah’ın davetine dönüp, iman eden ve imanlarına yaraşır güzellikte salih amel işleyenlere gelince. İşte, bu hal üzere ölenler, ahirette kurtulanlardan olmayı elbette umabilirler. Yeter ki, Allah’ı iyi tanısınlar. Rabbin tövbe edenlere karşı merhametlidir, bağışlayandır.
Ayet 68
1 ayetKasas 68
وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ وَيَخْتَارُۜ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ٦٨
Mushaf
Okunuş
68Verabbüke yaḫlüḳu mâ yeşâü veyaḫtâr. mâ kâne lehümü-lḫiyerah. sübḥâne-llâhi veteʿâlâ ʿammâ yüşrikûn.
Türkçe Meal
68Dilediğini yaratan ve dilediğini seçen sadece senin Rabbindir. Bu konuda ortak koşanların seçme hakkı yoktur. Allah, onların yakıştırdıklarından münezzeh ve yücedir.
Açıklamalı meal
68Gerçek şu ki, senin Rabbin dilediğini istediği şekilde yaratır ve neyin iyi, neyin kötü olduğuna yalnızca O karar verir. Dilediğini de elçisi olarak seçer. Allah’ın seçip hüküm buyurduğu yerde yaratılmışların herhangi bir konuda bir tercih karar verme ve seçme hakkı yoktur. O hâlde, inkârcılar nereden yetki almışlar da yarattığımız varlıklar arasından akıllarına eseni kurtarıcı, belâları defedici ve şifa verici olarak ilan etmişler? Hangi güç ve yetkiye dayanarak haramı helâl, helali haram yapmışlar? “Eğer Allah bir Resul göndermek isteseydi falancayı veya filancayı gönderirdi!” diyorlar. Seni resul seçmemizi beğenmiyorlar. Resul olmayı sana yakıştıramıyorlar. Kim oluyorlar ki işimize karışmaya cüret ediyorlar? Sınırsız kudret ve yüceliğiyle Allah, müşriklerin ilâhlık mertebesine yücelterek O’na ortak koştukları her şeyin üzerinde ve ötesindedir, şanı çok yücedir. O sınırsız ilim ve kudret sahibi, tek yüce olandır.
İlgili ayetler
68Şûrâ 13
Ayet 69–70
2 ayetKasas 69
Kasas 70
وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ ٦٩ وَهُوَ اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْاُو۫لٰى وَالْاٰخِرَةِۘ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٧٠
Mushaf
Okunuş
69Verabbüke yaʿlemü mâ tükinnü ṣudûruhüm vemâ yüʿlinûn.
70Vehüve-llâhü lâ ilâhe illâ hû. lehü-lḥamdü fi-lʾûlâ velʾâḫirah. velehü-lḥukmü veileyhi türceʿûn.
Türkçe Meal
69Çünkü senin Rabbin, onların içlerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da çok iyi bilir.
70Zira O kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. Bu dünyada da ahirette de tüm övgüler ona aittir. Son hüküm onundur ve siz hesap vermek üzere onun huzuruna çıkarılacaksınız.
Açıklamalı meal
69Ey Peygamber! Senin Rabbin yaratılanlara benzemez. Onların içlerinde sakladıklarını da açığa vurduklarını da hangi gizli düşünce ve niyetleri taşıdıklarını da çok iyi bilmektedir. Kalplerine rağmen söyledikleri yalanları da bilir.
70Çünkü O her türlü beşerî zaaftan münezzeh olup onları yaratandır ve kendinden başka ilah olmayan Allah’tır. Dünyada da ahirette de övülmeye ve şükredilmeye layık olan da yalnızca Allah’tır. Bütün övgüler O’na mahsustur. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nun elinde olduğu gibi, Hesap Gününde son sözü söyleyecek olan da O’dur; Hüküm verme ve hükmedip kanun koyma yetkisi de yalnızca O’nundur. Unutmayın ki eninde sonunda bütün bir hayatın hesabını vermek üzere O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.
Ayet 71
1 ayetKasas 71
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ الَّيْلَ سَرْمَدًا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَاْت۪يكُمْ بِضِيَٓاءٍۜ اَفَلَا تَسْمَعُونَ ٧١
Mushaf
Okunuş
71Ḳul eraʾeytüm in ceʿale-llâhü ʿaleykümü-lleyle sermeden ilâ yevmi-lḳiyâmeti men ilâhün gayru-llâhi yeʾtîküm biḍiyâʾ. efelâ tesmeʿûn.
Türkçe Meal
71De ki: Hiç düşündünüz mü Allah, geceyi kıyamet gününe kadar uzatacak olsa sizi aydınlığa kavuşturacak Allah’tan başka bir ilah mı var? Hala, gerçeklere kulak vermeyecek misiniz?
Açıklamalı meal
71De ki: “ Hiç düşündünüz mü, eğer Allah geceyi kıyamete kadar üzerinizde sürekli soğuk ve karanlık olarak aralıksız devam ettirse, Allah’tan başka sizi aydınlığa kavuşturacak başka bir ilah ve Allah’tan başka size bu nimetleri sağlayabilecek bir kudret var mı? Elbette yok. Gerçek bu kadar açık ve deliller ortada iken hâlâ gerçekleri görmüyorsunuz? O’nun adına yapılan davete kulak vermeyecek misiniz?
İlgili ayetler
Ayet 72
1 ayetKasas 72
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَاْت۪يكُمْ بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ ف۪يهِۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ ٧٢
Mushaf
Okunuş
72Ḳul eraʾeytüm in ceʿale-llâhü ʿaleykümü-nnehâra sermeden ilâ yevmi-lḳiyâmeti men ilâhün gayru-llâhi yeʾtîküm bileylin teskünûne fîh. efelâ tübṣirûn.
Türkçe Meal
72Yine de ki:
– Hiç düşündünüz mü Allah, gündüzü kıyamet gününe kadar uzatacak olsa sizi uyuyup dinleneceğiniz geceye kavuşturacak Allah’tan başka bir ilah mı var? Hala, gerçekleri görmeyecek misiniz?
Açıklamalı meal
72Yine de ki: “ Bir de şunu düşünün. Eğer Allah üzerinize gündüzü kıyamete kadar sürekli sıcak ve aydınlık kılsa, Allah’tan başka size huzur içinde uyuyarak dinleneceğiniz geceyi geri getirecek başka bir ilah var mı? Elbette yok. Bunca delillere rağmen hâlâ bu mükemmel nizamı sizin için kuran Allah’ın davetine uymayacak mısınız ve gözünüzü açıp gerçekleri görmeyecek misiniz? Allah’ın koyduğu bu yasayı değiştirecek kimdir? Yeryüzünde altı ay gece altı ay gündüz olan yerler var. Haydi! Yapabiliyorsanız değiştirin yasamızı. Yapamazsınız değil mi? Unutmayın! Ancak yasalarımıza uyarak yaşarsanız mükâfatlandırılırsınız. Ama sizi denemek için verdiğimiz gücü kullanarak yasalarımıza karşı çıkar, kendi kafanıza göre uydurduğunuz yasalara göre yaşarsanız, andolsun ki sizi cezalandırırız. Bu sözün daha neyini anlamıyorsunuz? Niçin üzerinde durup düşünmüyorsunuz?
İlgili ayetler
Ayet 73
1 ayetKasas 73
وَمِنْ رَحْمَتِه۪ جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لِتَسْكُنُوا ف۪يهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٧٣
Mushaf
Okunuş
73Vemir raḥmetihî ceʿale lekümü-lleyle vennehâra liteskünû fîhi velitebtegû min faḍlihî veleʿalleküm teşkürûn.
Türkçe Meal
73O, dinlenip sakinleşesiniz ve onun lütfundan payınızı arayasınız diye rahmetinin bir eseri olarak geceyi ve gündüzü var edendir. Hala bu nimetlerin hakkını verip şükretmeyecek misiniz?
Açıklamalı meal
73Sizin için, geceyi dinlenmeniz ve gündüzü de hayatta kalabilmeniz için O’nun lütfettiği nimetlerden rızık aramanız için şaşmaz kanunlara bağlı mükemmel bir sistem çerçevesinde ve belli bir düzen içinde yaratması Allah’ın size olan şefkati ve rahmetindendir. Belki böylece nimetlerine şükredesiniz. Sizden istenen dünya hayatını Rabbinizin daveti olan nizam ile yaşamanızdır.
İlgili ayetler
73Ahkaf 3
Ayet 74–75
2 ayetKasas 74
Kasas 75
وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ فَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ٧٤ وَنَزَعْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يدًا فَقُلْنَا هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ فَعَلِمُٓوا اَنَّ الْحَقَّ لِلّٰهِ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟ ٧٥
Mushaf
Okunuş
74Veyevme yünâdîhim feyeḳûlü eyne şürakâiye-lleẕîne küntüm tezʿumûn.
75Venezaʿnâ min külli ümmetin şehîden feḳulnâ hâtû bürhâneküm feʿalimû enne-lḥaḳḳa lillâhi veḍalle ʿanhüm mâ kânû yefterûn.
Türkçe Meal
74O gün, Allah onlara şöyle seslenir:
– Söyleyin şirk koşarak ortaklarım olduğunu iddia ettikleriniz nerede?
75Ve biz her toplumdan bir şahit çıkarırız da: “Haydi kulluk ettiklerinizin ilah olduğuna dair delillerinizi getirin!” deriz. İşte o zaman ibadete layık gerçek ve tek varlığın Allah olduğunu anlarlar ve uydurmuş oldukları onları yüzüstü bırakıp kaybolup giderler.
Açıklamalı meal
74Aradaki aracılar ile Allah’a ortak koşanlara gelince. Bütün insanların dirilip bir araya geleceği o büyük gün, Allah müşrik olmayı seçenlere seslenerek: “Hani her emrine kayıtsız şartsız boyun eğerek ortaklarım olduklarını öne sürdüğünüz önderleriniz ve şefaatlerini umduğunuz sahte ilâhlarınız nerede?” diye soracak. Yeryüzünde onlara makamlar, şanlar, şöhretler veriyordunuz. Yeryüzünde onlara hâkimiyet ve otorite veriyordunuz. Dediklerine harfiyen uyuyordunuz. Onlar yasalarımıza karşı çıkarken alkışlarla onları tasdik ederek tapıyordunuz. Onlar sizi her türlü şeyden kurtaracaklarını böbürlenerek söylüyorlardı. Haydi! Çağırın onları gelsinler bakalım. Sizi cehennem ateşinden kurtarabilecekler mi görelim. O gün asıl gerçeği siz göreceksiniz! Sizi ve kurtarıcı sandığınız kişileri sizinle birlikte nasıl cehenneme atacağız
75Biz o gün her ümmetten kendilerine gönderilen peygamberi, şahit olarak karşılarına çıkaracağız ve onlara: “ Ey kâfirler! Peygamberler, sizi yaratılış sebebiniz olan nizam ile yaşamaya davet etmelerine rağmen bunu kabul etmeme nedenini ve geçmişte öne sürdüğünüz bâtıl iddialarınıza dayanak yaptığınız delillerinizi ortaya koyun bakalım ” diyeceğiz. Fakat o gün müşrikler, utanç içerisinde başlarını öne eğmekten başka bir şey yapamayacaklar. Böylece onlar da gerçek Rab ve ilahın Allah olduğunu, ibadete lâyık ilâhlık hakkının sadece Allah’a ait olduğunu anlayacaklar. Ve onların Allah’a ortak koşup şefaatçi diye bel bağladıkları ve din adına uydurdukları bütün sahte ilahlar da onları yüzüstü bırakıp ortadan kaybolacak. Hal böyleyken, onlar hâlâ Rablerine kulluk etmekten kaçınıyorlar ve makam, şöhret, servet ve benzeri değerleri hayatın biricik ölçüsü hâline getirerek, bunları Allah’a ortak koşuyorlar?
Ayet 76–78
3 ayetKasas 76
Kasas 77
Kasas 78
اِنَّ قَارُونَ كَانَ مِنْ قَوْمِ مُوسٰى فَبَغٰى عَلَيْهِمْۖ وَاٰتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَٓا اِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُٓواُ بِالْعُصْبَةِ اُ۬ولِي الْقُوَّةِۗ اِذْ قَالَ لَهُ قَوْمُهُ لَا تَفْرَحْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِح۪ينَ ٧٦ وَابْتَغِ ف۪يمَٓا اٰتٰيكَ اللّٰهُ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَص۪يبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَٓا اَحْسَنَ اللّٰهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ينَ ٧٧ قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫ت۪يتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْد۪يۜ اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِه۪ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعًاۜ وَلَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ ٧٨
Mushaf
Okunuş
76İnne ḳârûne kâne min ḳavmi mûsâ febegâ ʿaleyhim. veâteynâhü mine-lkünûzi mâ inne mefâtiḥahû letenûü bilʿuṣbeti üli-lḳuvveh. iẕ ḳâle lehû ḳavmühû lâ tefraḥ inne-llâhe lâ yüḥibbü-lferiḥîn.
77Vebtegi fîmâ âtâke-llâhü-ddâra-lʾâḫirate velâ tense neṣîbeke mine-ddünyâ veaḥsin kemâ aḥsene-llâhü ileyke velâ tebgi-lfesâde fi-lʾarḍ. inne-llâhe lâ yüḥibbü-lmüfsidîn.
78Ḳâle innemâ ûtîtühû ʿalâ ʿilmin ʿindî. evelem yaʿlem enne-llâhe ḳad ehleke min ḳablihî mine-lḳurûni men hüve eşeddü minhü ḳuvvetev veekŝeru cemʿâ. velâ yüsʾelü ʿan ẕünûbihimü-lmücrimûn.
Türkçe Meal
76Şurası muhakkak ki Karun, Musa’nın kavminden biriydi; Ona öyle hazineler vermiştik ki sadece anahtarlarını bile ancak güçlü bir topluluk zar zor taşıyabiliyordu, o, bu gücüyle kavmine karşı büyüklenip onlara zulmetti. Kavmi de ona:
– Şımarma! Çünkü Allah şımaranları sevmez, demişti.
77Ve Allah’ın sana verdiği bunca mal mülk ile ahiret yurdunu kazanmanın yollarını ara ama dünyadaki nasibini de unutma! Allah’ın sana bolca ihsanda bulunduğu gibi sen de insanlara iyilikte bulun ve sakın memlekette zorbalık ve bozgunculuk peşinde koşma zira Allah, bozguncuları sevmez!
78Karun:
– Ben bunca malı mülkü ancak bilgim ve becerim sayesinde elde ettim, dedi. Oysa o bilmiyor mu ki Allah, kendisinden önceki kuşaklar içerisinde ondan daha güçlü ve daha zengin nicelerini helak etmiştir. Suçu tabiat haline getirmiş olanlara günahları için sorgu sual gerekmez.
Açıklamalı meal
76Unutmayın ki sizler gibi servetine güvenen Karun’un yaşadıklarında sizler için önemli dersler vardır Firavunun en büyük işbirlikçisi olan Karun da Musa’nın kavmindendi. Fakat çıkarı gereği servetini, Firavunun hizmetinde kullanarak halkına ihanet etti. Onlara karşı saldırganca ve zalimce davrandı. Oysa Biz ona öyle hazineler dolusu bir servet vermiştik ki, halkın sırtından kazandığı hazinesinin anahtarlarını taşımak bile güçlü kuvvetli bir grup insana zor gelirdi. O da bu servetinin gücü ile şımarıp böbürleniyordu. Hani Karun’un gittikçe yoldan çıktığını gören kavmi, kendisine Allah’ın bir imtihan aracı olarak nasip ettiği gücü ve serveti, dünyada O’nun bildirdiği gibi kullanması ve âhireti de unutmaması gerektiğini nasihat ederek: “ Ey Karun! Haddini aşarak servetinle gururlanıp sakın şımarma. Çünkü Allah servetine güvenip şımaranları kibirlenenleri sevmez diye uyarmıştı.
77Allah’ın sana verdiğinden, O’nun rızasına uygun şekilde fakir fukaraya harcayarak ahirette iyi bir yer tutmanın yolunu ara, yani cenneti kazanmaya çalış. Fakat dünyadan nasibine düşeni Allah’ın senden istediği gibi bir hayatı bu dünyada yaşayacağını; bunun için, Allah’ın sana verdiği tüm imkân ve fırsatları, O’na ibadet ve itaat ederek, O’na kul köle olarak sadece O’nun yolunda kullanman gerektiğini; kısaca bu dünyada yaptığın, yapacağın kulluk ile, ahireti, ancak bu dünyada kazanacağını da sakın unutma. Allah sana nasıl böylesine büyük bir ihsanda bulunup iyilik etmişse sen de insanlara fakirlere, muhtaçlara iyilik et. Yeryüzünde nankörlük edip bozgunculuk çıkarma. Çünkü Allah fesat çıkaran bozguncuları sevmez.”
78Karun uyarılara kulak tıkayıp bunu söyleyenlere: “Herkes iyi bilsin ki, bu sahip olduğum serveti, Allah’ın lütfuyla değil, kendi bilgim ve becerilerim sayesinde elde ettim. O yüzden de mal benim, mülk benim, nasıl harcayacağıma da ben karar veririm diye cevap verdi. Oysa o sahip olduğu bilgiyi, beceriyi kendisine bahşeden Allah’ın, kendinden önceki nesillerden onun gibi düşünüp yaşayan ve ondan daha güçlü ve daha çok servet biriktirmiş nice kimseleri kibir ve Allah’a başkaldırmaları sebebi ile azaba uğratıp helak ettiğini bilmiyor muydu? O yüzden Karun gibi suçu sabitleşmiş günahkârlardan, azap sırasında günahları ve yaptıkları ile ilgili sual bile sorulmaz. Onların suçunu itiraf etmeleri de gerekmez. Onlara ancak hesap sorulur. Çünkü onlar, bu tür davranışların suç olduğunu gayet iyi bildikleri hâlde, hiçbir zaman suçlarını kabullenmez, yaptıkları işin iyi olduğunu iddia ederler.
Ayet 79–80
2 ayetKasas 79
Kasas 80
فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ ف۪ي ز۪ينَتِه۪ۜ قَالَ الَّذ۪ينَ يُر۪يدُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ قَارُونُۙ اِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظ۪يمٍ ٧٩ وَقَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ وَيْلَكُمْ ثَوَابُ اللّٰهِ خَيْرٌ لِمَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًاۚ وَلَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الصَّابِرُونَ ٨٠
Mushaf
Okunuş
79Feḫarace ʿalâ ḳavmihî fî zînetih. ḳâle-lleẕîne yürîdûne-lḥayâte-ddünyâ yâ leyte lenâ miŝle mâ ûtiye ḳârûnü innehû leẕû ḥażżin ʿażîm.
80Veḳâle-lleẕîne ûtü-lʿilme veyleküm ŝevâbü-llâhi ḫayrul limen âmene veʿamile ṣâliḥâ. velâ yüleḳḳâhâ ille-ṣṣâbirûn.
Türkçe Meal
79Karun bir gün bütün görkem ve gösterişi ile halkının karşısına çıkmıştı. Dünya hayatına düşkün olanlar:
– Keşke biz de Karun gibi zengin olsaydık ne olurdu sanki. Gerçekten o ne kadar şanslı bir adammış, diye söylendiler.
80Dünya ve ahiret hakkında gerçek bilgiye sahip olanlar ise:
– Yazıklar olsun size, iman edip iyi ve yararlı işler yapanlar için Allah’ın vereceği mükâfat şu üç günlük dünyanın tüm hazinelerinden daha değerlidir ne var ki ona ancak imanı uğrunda her türlü zorluğa göğüs gerip sabredenler ulaşabilir, demişlerdi.
Açıklamalı meal
79Karun kendisine yöneltilen öğütlere kulak vermedi. Bütün şatafatıyla süslenip görkem ve gösteriş içinde böbürlenerek kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatında zenginlik gösteriş ve gücün peşinde koşarak mala, mülke düşkün olanlar, onu bu şekilde görünce heveslendiler ve: “Keşke Karun’a verilen servet bize de verilseydi, biz de Karun gibi zengin olabilirdik. O gerçekten çok şanslı bir insan ” diye söylendiler.
80Dünya hayatının geçici olduğunu anlayıp kendilerine derin bir ilim verilenler ve yaratılışlarının sebebini kavrayıp onun için gayret edenler ise, Karun’a imrenenlere şöyle dediler: “ Yazıklar olsun size. Heves ettiğiniz şey sadece zengin olmak mı? Halbuki, Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşayıp, O’nun vereceği dünya ve ahiret ödülünü kazanmak daha iyi değil midir? İman edip imanlarına yaraşır şekilde Allah’ın razı olacağı salih amel işleyenler için Allah’ın nasip edeceği mükâfatlara kavuşmak daha hayırlı değil midir?”. Bu mükafata ise, ancak Allah yolunda gayret edip zorluklara karşı sabredenler kavuşturulurlar.”
Ayet 81
1 ayetKasas 81
فَخَسَفْنَا بِه۪ وَبِدَارِهِ الْاَرْضَ فَمَا كَانَ لَهُ مِنْ فِئَةٍ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۗ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُنْتَصِر۪ينَ ٨١
Mushaf
Okunuş
81Feḫasefnâ bihî vebidârihi-lʾarḍa femâ kâne lehû min fietiy yenṣurûnehû min dûni-llâh. vemâ kâne mine-lmünteṣirîn.
Türkçe Meal
81Sonunda biz de onu, köşk ve saraylarıyla birlikte yerin dibine geçirdik. Artık Allah’tan başka kimse ona yardım edemezdi, edemedi de, kurtulmak için de elinden hiçbir şey gelmiyordu.
Açıklamalı meal
81Derken gün geldi, lüks ve refah içinde hayat süren o azgın, kibirli ve zalim Karun’u da herkesin imrendiği görkemli sarayını da hazineleri ile birlikte helâk edip yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı ne kendisine yardım edebilecek bir kimse bulabildi ne de kendisine kendisini bu ibretlik sondan kurtarabilecek bir yardımı dokunabildi. Allah’a karşı o güçlü kuvvetli orduları ve adamları dahil hiç kimse ona yardım edemedi ve edemezdi de. İnsanın dünyadaki zenginliği ne olursa olsun, orduları ne kadar güçlü olursa olsun, yok etmek istediğimiz zaman anında yok ederiz. Buna karşı çıkacak hiçbir güç yoktur. Onlar kendilerine verdiğimiz süreyi iyi değerlendirsin. Biz onlar şımarsınlar diye değil, düşünüp öğüt alsınlar diye süre verdik.
Ayet 82
1 ayetKasas 82
وَاَصْبَحَ الَّذ۪ينَ تَمَنَّوْا مَكَانَهُ بِالْاَمْسِ يَقُولُونَ وَيْكَاَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُۚ لَوْلَٓا اَنْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَاۜ وَيْكَاَنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ۟ ٨٢
Mushaf
Okunuş
82Veaṣbeḥa-lleẕîne temennev mekânehû bilʾemsi yeḳûlûne veykeenne-llâhe yebsüṭu-rrizḳa limey yeşâü min ʿibâdihî veyaḳdir. levlâ em menne-llâhü ʿaleynâ leḫasefe binâ. veykeennehû lâ yüfliḥu-lkâfirûn.
Türkçe Meal
82Daha dün, onun yerinde olmak isteyenler bu defa şöyle dediler:
– Vay be demek ki, Allah, kullarından dilediğine/hak edene rızkı bolca veriyor ve dilediği kimse için ise bir ölçüye göre veriyormuş. Eğer Allah, bize lütfetmemiş olsaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay be, demek ki nankör kâfirler asla iflah olmazlarmış.
Açıklamalı meal
82Daha dün bunu görüp şahit olup da onun haline imrenip yerinde olmayı arzulayanlar, bu defa da: “ Vay canına! insan dünyadaki servetine çok fazla güvenmemeliymiş. Veren de alan da Allah imiş! Demek ki Allah imtihan etmek için inkârcı bile olsa kullarından istediğine rızkı bollaştırırmış ya da sınırlı ve ölçülü tutup daraltırmış. Dünya servetinin gerçek başarı olduğunu sanmakla ne büyük bir aptallık etmişiz. İyi ki, bizi zamanında uyaran ilim sahibi kardeşlerimize kulak vermişiz. Karun’a imrenmekle büyük hata yapmışız. Eğer Allah bize yaptığı uyarılarla ve merhametiyle lütufta bulunmasaydı, muhakkak söylediklerimizden dolayı bizi de onun gibi çoktan yerin dibine geçirmişti. Vay bize! Demek ki inkarcılar nankörler, kibirlenenler ve zalimler ne yaparlarsa yapsınlar ne kadar zengin olurlarsa olsunlar asla iflah olmazlar, kurtuluşa ve muratlarına eremezlermiş!” demeye başladılar.
Ayet 83–84
2 ayetKasas 83
Kasas 84
تِلْكَ الدَّارُ الْاٰخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذ۪ينَ لَا يُر۪يدُونَ عُلُوًّا فِي الْاَرْضِ وَلَا فَسَادًاۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ ٨٣ مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى الَّذ۪ينَ عَمِلُوا السَّيِّـَٔاتِ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٨٤
Mushaf
Okunuş
83Tilke-ddâru-lʾâḫiratü necʿalühâ lilleẕîne lâ yürîdûne ʿulüvven fi-lʾarḍi velâ fesâdâ. velʿâḳibetü lilmütteḳîn.
84Men câe bilḥaseneti felehû ḫayrum minhâ. vemen câe bisseyyieti felâ yücze-lleẕîne ʿamilü-sseyyiâti illâ mâ kânû yaʿmelûn.
Türkçe Meal
83İşte ahiret yurdu! Biz onu, yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk yapmayan kimseler için hazırladık. Mutlu son azgınlık ve fesattan sakınanlarındır.
84Artık kim ilahi huzura iyilik ile gelirse, ona hak ettiğinden daha fazlası vardır. Kim de ilahi huzura kötülük ile gelirse onlar, ancak yaptıkları kötülüklerin karşılığını göreceklerdir.
Açıklamalı meal
83İşte sonsuz ve sınırsız nimetlerle donattığımız ve dünyadan daha değerli ahiret yurdu olan cennet! Biz onu yeryüzünde büyüklenmeyen, bozgunculuk fesatçılık peşinde olmayanlara ve Allah’ın hayat nizamını yaşamak uğrunda, ellerinden gelen çabayı gösterenlere armağan olarak hazırladık. İyi bilin ki, en güzel, en mutlu sonuç, Karun gibi nankörler için değil Allah’ın sevgisini kaybetme korkusu ile Allah’ın azabından sakınan, Allah’a karşı saygılı ve itaatkâr davranan, Allah’ın kitabıyla yolunu bulan ve yasalarımıza uyarak yaşayan takva sahiplerinindir. Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanların varacağı yer, daimî mutluluk yurdu olan cennet olacaktır.
84Allah, iyiliğe rahmetiyle, kötülüğe adaletiyle muamele edendir. Her kim ahirete iman itaat ve salih bir amelle gelirse ona yaptığından çok daha güzel, çok daha hayırlı bir mükâfat vardır. Her kim de yaratılış sebebi olan hakikate sırt döner ve nankörlük etmiş olarak Allah’ın huzuruna şirk gibi bir kötülükle gelirse, o kötülük işleyenler şunu iyi bilsin ki yalnızca işledikleri günahların karşılığı kadar azapla cezalandırılırlar.
Ayet 85
1 ayetKasas 85
اِنَّ الَّذ۪ي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لَرَٓادُّكَ اِلٰى مَعَادٍۜ قُلْ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ مَنْ جَٓاءَ بِالْهُدٰى وَمَنْ هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٨٥
Mushaf
Okunuş
85İnne-lleẕî feraḍa ʿaleyke-lḳurʾâne lerâddüke ilâ meʿâd. ḳur rabbî aʿlemü men câe bilhüdâ vemen hüve fî ḍalâlim mübîn.
Türkçe Meal
85Sana bu Kuran’ı okumayı farz kılan Allah hiç şüphen olmasın ki seni döneceğin yere mutlaka döndürecektir. Sen de ki:
– Kimin doğru yolda olduğunu ve kimin apaçık bir sapıklık içinde bulunduğunu en iyi bilen benim rabbimdir.
Açıklamalı meal
85Ey Peygamber! Şüphesiz sana Kur’an’ı indirip insanlığa tebliğ etme ve hayatına uygulama görevini veren, onunla amel etmeyi ona uymayı farz kılan Allah, bu hükümlerin yaşanacağı günleri de sana gösterecektir. Allah seni ve Kur’an ile farz kılıp davet ettiği hayat nizamına uyanları da öz yurdundan çıkaran zalimlerin hile ve tuzaklarından koruyarak ulaşman gereken yere ulaştıracak ve şimdi gözyaşlarıyla terk etmek zorunda kaldığın bu şehre, kısa bir zaman sonra muzaffer bir komutan olarak geri dönmeni sağlayacaktır. Ve görevlerini lâyıkıyla yaptıkları takdirde, tüm müminleri hem bu dünyada hem de âhirette onlara vaadedilen şerefli, onurlu ve mutlu bir hayata kavuşturacaktır. Ey Peygamber! de ki: “ Siz ne derseniz deyin kimin bu davete icabet ederek hidayet ve rahmeti tercih ettiğini ve kimin de zulmü ve nankörlüğü hayat tarzı kabul ederek apaçık bir sapıklık içinde olduğunu Rabbim elbette daha iyi bilir ve her birine hak ettiği karşılığı muhakkak verecektir.”
İlgili ayetler
85Neml 92
Ayet 86
1 ayetKasas 86
وَمَا كُنْتَ تَرْجُٓوا اَنْ يُلْقٰٓى اِلَيْكَ الْكِتَابُ اِلَّا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ ظَه۪يرًا لِلْكَافِر۪ينَۘ ٨٦
Mushaf
Okunuş
86Vemâ künte tercû ey yülḳâ ileyke-lkitâbü illâ raḥmetem mir rabbike felâ tekûnenne żahîral lilkâfirîn.
Türkçe Meal
86Nitekim sen, bu ilahi vahyin sana indirileceğini bilmiyordun, bu sadece Rabbinin rahmeti sayesinde oldu öyleyse kâfirlere arka çıkma!
Açıklamalı meal
86Ey Muhammed! Senin Peygamberliğini inkâr edenler, şunu bir düşünsünler. Sen günün birinde bir Peygamber olacağını ve bu ilâhî Kitab’ın sana vahiy yoluyla indirileceğini beklemiyordun. Böyle bir şey aklına bile gelmezdi. Ancak Rabbinin rahmeti sayesinde sana Kitap ve Peygamberlik gönderildi ve Rabbin bu kitapla doğruya ulaştırdı. Ey Müslüman ey şanlı elçi. O hâlde Rabb’inin sana verdiği bu görevi lâyıkıyla yerine getirmeye çalış. Her ne sebepten olursa olsun, sakın inkârcıların propagandalarına aldanıp da İslam davasına zarar vermek isteyen müşrik ve kâfirlere yardım etme ve arka çıkma. Ayetlerime karşı çıkan, yasalarıma uymayanlar katımda suçludur. Sen benim suçlu gördüklerime arka çıkamazsın. Sakın iyi niyetlerle onlardan yana olma.
İlgili ayetler
86Şûrâ 52
Ayet 87–88
2 ayetKasas 87
Kasas 88
وَلَا يَصُدُّنَّكَ عَنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ بَعْدَ اِذْ اُنْزِلَتْ اِلَيْكَ وَادْعُ اِلٰى رَبِّكَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۚ ٨٧ وَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۢ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ۠ كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُۜ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٨٨
Mushaf
Okunuş
87Velâ yeṣuddünneke ʿan âyâti-llâhi baʿde iẕ ünzilet ileyke vedʿu ilâ rabbike velâ tekûnenne mine-lmüşrikîn.
88Velâ tedʿu meʿa-llâhi ilâhen âḫar. lâ ilâhe illâ hû. küllü şeyʾin hâlikün illâ vecheh. lehü-lḥukmü veileyhi türceʿûn.
Türkçe Meal
87Bir de sana indirilmiş olan bu vahiyden/Kurandan sonra sakın Allah’ın ayetlerinden seni alıkoymalarına izin verme, sen sadece Rabbine davet et ve başka yollara çağıran müşriklerden olayım deme!
88Ve Allah ile birlikte başka bir ilaha dua ile yalvarıp yakarayım deme! Çünkü ondan başka ilah yoktur, her şey yok olacak sadece O’nun zatı baki kalacaktır. Son hüküm ve karar O’nundur, siz de hesap vermek üzere Allah’a döndürüleceksiniz.
Açıklamalı meal
87Ayetlerimiz sana indirildikten sonra, gerçeği inkâr eden hiç kimse ve hiçbir güç sakın seni tevhide bağlılıktan ve Allah’ın ayetlerine uymaktan, onları insanlara duyurmaktan ve bu âyetlerin hükümlerini yerine getirmekten alıkoymasın. Tam tersine sen her hâlükârda İslam’ı güzel yaşayarak bıkıp usanmadan, ulaşabildiğin bütün insanları, Rabbinin dinine ve yoluna çağırmaya devam et. Ve sakın Allah’tan başka otoritelerin egemenliğine boyun eğerek ve onların yasalarına uyarak müşriklerden yana olma. Aksi takdirde şirk size de bulaşır.
88Ey Resûlüm Allah’tan başka hiçbir varlığın şefaat yetkisine sahip olmadığını, kulluk edilmeye layık olamayacağını unutma ve müşriklerin ağır baskılarını omuzlarında hisseden her Müslüman’a şunları tek tek hatırlat. Ne olursa olsun Allah ile birlikte başka hiçbir ilaha iman edilsin diye davet etme, Allah’la beraber başka bir ilaha yalvarıp tapma diye söyle. Çünkü Allah’tan başka gerçek ilah yoktur ve olamaz. O’nun zatından başka her şey günü gelince yok olacaktır. Yarattıkları üzerinde hüküm koyma yetkisi O’nundur ve hepiniz hesap vermek üzere O’nun huzurunda toplanacaksınız.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Neml, sonra İsrâ indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla