Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Başlangıç harfi olan “Kâf”dan alınmıştır. Anlamı, Kâf harfi ile başlayan sure, demektir.
Nüzul Zamanı: Kesin ne zaman nazil olduğu hakkında sağlam rivayetlerle bilgi edinilememiştir. Fakat konular ilerledikçe bu surenin nüzul zamanı, Mekke-i Muazzama’nın ikinci dönemi olan peygamberliğin üçüncü senesinden başlayarak beşinci seneye kadar devam eden zaman içinde olduğu anlaşılmaktadır.
Bu dönemin özelliklerini En’am Suresi’nin giriş kısmında açkıladık. Bu özellikleri göz önüne alarak bu surenin, kafirlerin muhalefetinin bayağı şiddet kazandığı, ama henüz eziyet ve işkencenin başlamadığı beşinci senede nazil olduğu kıyaslamalarla tahmin edilmektedir.
Konu: (Bu sûre de öldükten sonraki dirilme ve haşre önem verir. Bu gerçekleri kesin ve parlak delillerle ele alır. İçerisindeki teşvik ve korkutma unsurlarıyla ruhları hayrete düşürür. Allah’ın yüce kudretine kevnî ayetlerle dikkat çeken sûre geçmiş toplumlardan Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud’un da yalanlayıp ne hale geldiklerinden bahsederek sûra üfürülecek günün dehşetini haber vererek sona erer.) Muteber rivayetlerde, Peygamberimiz’in (s.a) çok kere bayram namazlarında bu sureyi okuduğunu öğrenmekteyiz. Peygamberimiz’in komşusu olan Ümmü Hişam bin Harise adındaki bir kadın, “Bu sureyi ben cuma hutbelerinde çok kere Peygamberimiz’in mübarek ağzından işittim de ezberledim” diyor. Diğer bazı rivayetlerde: Sabah namazında da Peygamberimiz’in çok kere bu sureyi okuduğu rivayet ediliyor. Bundan Hz. Peygamber’in (s.a.) nazarında çok önemli bir sure olduğu açığa çıkmaktadır. Bu sebeple, çok çok okumak suretiyle, inananların bu surenin konusunu daha iyi anlamalarına dikkat buyurdukları görülmektedir. Bu ihtimam içerisinde sure dikkatli okunursa kolaylıkla anlaşılabilir. Baştan sona bütün surenin konusu ahiret ile ilgilidir.
Hz. Peygamber’in (s.a), Mekke’de risaletini açıklayıp insanları İslam’a davet ettiği sıralarda bu insanlar en çok; öldükten sonra tekrar dirilip, yaptıkları işlerin ve her çeşit amellerinin hesabını vereceklerine bir türlü akıl erdiremiyor, hayret ediyorlardı. “Bu olmayacak bir iş, olabileceğini de akıl kabul etmez, her zerremiz toprakta darmadağın olduktan ve bu dağınık parçaların binlerce yıl geçtikten sonra, tekrar bir araya getirilerek vücudumuzun yeni baştan düzenlenip-diriltilip ayağa kaldırılması olabilecek şey midir?”
diyorlardı. Buna cevap olarak Allah Teala tarafından işte bu ifadeler nazil buyuruldu.
Bu sure içinde çok kısa yoldan, küçük küçük ifadeler içinde, bir taraftan ahiretin mümkün olduğu ve onun meydana geleceğine dair deliller, ispatlar verilmiş, diğer taraftan;
“İsterseniz hayret ediniz, yahut akıldan uzak kabul ediniz veya yalanlayınız, her halükarda bunlarla hakikat değişmez” diye bilgi verilmektedir. Hakikat şudur ki: Toprakta darmadağın olan vücudumuzun her parçasının nereye gidip, nerede kaldığını, ne durumda olup hangi yerde bulunduğunu Allah bilmektedir. Bütün bu dağınık parçaların yeniden bir araya gelmesi ve sizi eskiden olduğunuz gibi tekrar yaratıp ayağa kaldırması için Allah Teala’nın bir işareti kafidir, yularsız develer gibi salıverilip yaptığınız işlerin hiç kimseye hesabını vermeyeceğiniz konusundaki bu tip ham hayalleriniz, çürük bir anlayıştan başka bir şey değildir.
Gerçek olan O; bizatihi Allah Teala, doğrudan doğruya her söz ve hareketinizi hatta kalbinizden geçen düşünce ve tasavvurlarınıza kadar her şeyi bilmektedir. Her şahsın yanına tayin edilmiş melekleri de bütün hareketleri ve davranışları kayda almaktadır. Vakti gelince bir nida üzerine hepiniz, yağmur zerreleri yeryüzüne iner inmez otların fışkırıp çıktığı gibi ayağa kalkacaksınız. İşte o zaman, bugün aklınızın önüne gerilmiş olan perde açılacak ve bugün inkar ettiğiniz o şeylerin hepsini gözlerinizle göreceksiniz. O zaman siz, dünyada sorumsuz ve başıbozuk bırakılmadığınızı, aksine sorumlu olup hesaba çekileceğinizi öğreneceksiniz. Bugün tuhaf efsaneler zannettiğiniz azap ve mükafat, günah ve sevap, cennet ve cehennem, o zaman bunların hepsi gözlerinizle gördüğünüz, karşınıza dikilip kendilerini müşahede ettiğiniz birer hakikat olacaklardır. Hak ve Hakikate direnmenizin karşılığında, akıldan uzak kabul ettiğiniz cehenneme atılacaksınız ve Allah’tan korkup doğru yola gelenlerin, gözlerinizin önünde bugün adını duyduğunuz zaman hayret edip dudak büktüğünüz o cennete girdiklerini göreceksiniz.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1
1 ayetKaf 1
قٓ۠ وَالْقُرْاٰنِ الْمَج۪يدِۚ ١
Mushaf
Okunuş
1Ḳâf. velḳurʾâni-lmecîd.
Türkçe Meal
1Kâf, Bu şanlı şerefli olan Kuran’ın değerini bilin!
Açıklamalı meal
1Yaratılan âyet olan atomu, maddenin en küçük parçası yapan Allah, harfleri de Kur’an’ın en ufak parçası yapmıştır. Nasıl yaratılan âyetleri yaratmada tüm insanlık âciz kalmışsa, indirilen âyetleri içinde toplayan Kur’an’ın benzerini ortaya koymada da tüm insanlık âciz kalmıştır. İşte Kaf. Dinle, ey insanoğlu! İşte böyle harflerden meydana gelen fakat bütün insanların bir benzerini yapmakta aciz düştükleri eşsiz bir mucize olan, gerçeklerden söz eden, Dilinizin sözlerini oluşturan harflerle gönderilen bu Şerefli Kur’an’a yemin olsun. Ki bütün insanların öldükten sonra dirileceğine ve bu gerçeği insanlara duyuran elçinin Allah’ın Resûlü olduğuna Kur’an şahittir.
Ayet 2–3
2 ayetKaf 2
Kaf 3
بَلْ عَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا شَيْءٌ عَج۪يبٌ ٢ ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًاۚ ذٰلِكَ رَجْعٌ بَع۪يدٌ ٣
Mushaf
Okunuş
2Bel ʿacibû en câehüm münẕirum minhüm feḳâle-lkâfirûne hâẕâ şeyʾün ʿacîb.
3Eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbâ. ẕâlike racʿum beʿîd.
Türkçe Meal
2Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesini şaşkınlıkla karşıladılar da gerçekleri örtbas eden kâfirler: “Bu gerçekten hayret edilecek bir şey!
3– Biz öldükten ve toprak olduktan sonra yeniden diriltileceğiz öyle mi? Böyle bir geri dönüş ihtimal dışıdır.” Dediler.
Açıklamalı meal
2Hayır, Kâfirler Kur’an’ın bu tanıklığına rağmen aralarından kendilerine, sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan, kendileri gibi beşerî özelliklere sahip bir yetimin uyarıcı bir Peygamber olarak gelmesine hayret ettiler. Kur’an’ı, içlerinden seçtiği birisi ile Allah’ın kendilerine göndermekte olduğuna inanmak istemeyen o inkâr edenler karşı çıkıp itiraz ederek: "Bu acayip şaşılacak bir şeydir" dediler. Ve eklediler
3Peygamber’in Kur’an ile bildirdiği, ölümden sonra diriltilip dünya hayatını kime ve neye göre yaşandığının hesabının sorulacağı uyarısına da tepki gösterdiler. Ve biz Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı yeniden diriltilip hesaba çağırılacağız yeniden hayata döneceğiz? Hayret doğrusu, ölüp toprağa karıştıktan sonra yeniden diriltilmek olacak şey değil bu akla uzak gerçekleşmesi mümkün olmayan bir şey dediler. Onlar sanıyorlardı ki ölüp kurtulacaklar. Hâlbuki gerçek onların sandığı gibi değil.
Ayet 4–5
2 ayetKaf 4
Kaf 5
قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنْقُصُ الْاَرْضُ مِنْهُمْۚ وَعِنْدَنَا كِتَابٌ حَف۪يظٌ ٤ بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْ فَهُمْ ف۪ٓي اَمْرٍ مَر۪يجٍ ٥
Mushaf
Okunuş
4Ḳad ʿalimnâ mâ tenḳuṣu-lʾarḍu minhüm. veʿindenâ kitâbün ḥafîż.
5Bel keẕẕebû bilḥaḳḳi lemmâ câehüm fehüm fî emrim merîc.
Türkçe Meal
4Doğrusu biz toprağın onların cesetlerinden neleri yok edeceğini çok iyi bilmekteyiz, zira bizim katımızda bu konuda korunmuş bir yasa vardır.
5Hayır aslında onlar, kendilerine gelen hakikat karşısında yalana sarıldılar. Çünkü onlar tam bir kararsızlık ve şaşkınlık içindeler.
Açıklamalı meal
4Toprağın onların bedenlerini çürütüp yok etmesinin yasasını koyan Allah, elbette tekrar yaratmaya da kadirdir. Ölümün de yeniden diriltilmenin de yasasını yapan Allah’tır Biz toprağın onların bedenlerini nasıl çürütüp yok ettiğini, yeryüzünün onlardan her geçen gün neleri koparıp götürdüğünü ve bedenlerinden çürütüp toz haline getirdiğini de bedenin tohumu gibi kuyruk kemiğinde bulunan ve çürümeyecek olan yerini de ezelî ve ebedî ilmimiz ile bilmişizdir. Dolayısıyla, onların çürüyüp toprağa karışan bedenlerini, Mahşer Günü nasıl dirilteceğimizi de nasıl yeniden hayata kavuşturacağımızı da iyi biliriz. Buna rağmen onların akıllarına hitap ederek buyuruyoruz ki: Katımızda da o bilgileri, her şeyi, insanların hayat kayıtlarını saklayan ana bellek mahiyetinde bir kitap yani levh-i mahfûz vardır. Şüphesiz gömüldükleri mezarlarda ne olduğunu çok iyi biliriz. Onların toprakta gömülüyken hallerini de biliriz. Gömüldükleri mezarlarda onlardan neyin eksildiğini neyin korunduğunu da biliriz. Unutmasınlar ki sizi diriltmek için bize lazım olan yok olmayacaktır. Kaldı ki onlar yok olup gitse bile onları yine diriltiriz. Nasıl yoktan yarattıysak aynı şekilde diriltiriz. Sanmasınlar ki ölüp gittikleri zaman her şeyi unutacağız. Hayır! Onların durumuyla ilgili her şey katımızda korunan bir kitapta yazılıdır. O kitapta hiçbir şey eksik bırakılmamıştır. Kitapta ne yaptılarsa birebir yazılıdır. Kendilerinin bile unuttuğu şeyleri hesap günü karşılarına çıkarırız. Onların katımızdaki kitabı değiştirmeye güçleri yoktur. Onların kitabını yazan görevliler hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır. Âyet, insanın yeniden yaratılışı için gerekli olan “kayıtlı bilgiden” söz ediyor ki, genetik kodlar bu tanıma uymaktadır. İnsan dahil olmak üzere, canlıların genetik kodları ise, bütün hücrelerinin çekirdekçiklerine tek tek kopyalanmış ve orada sağlam bir koruma altında saklanmıştır. Bunlar, bir bakıma, Allah katındaki ana kitaba (Levh-i Mahfuz) işaret etmektedir.
5Aslında her insan gibi, inkârcılar da bunun mümkün olduğunu pekâlâ yüreklerinde hissederler. Hayır, Gerçekler böyleyken onlar Kur’ân hak kendilerine gelince onu hiç düşünmeden bile bile yalanladılar. Fakat Allah’ı layıkıyla tanımak istemeyenler bunu şaşkınlıkla karşılayıp yalanlarlar. Şimdi onlar şaşkınlık ve çalkantılı bir durum çelişkili karmakarışık bir düşünce içindedirler. Vicdanlarını rahatsız eden karmakarışık duygular içinde kıvranıp duruyor, her biri ötekini yalanlayan tutarsız iddialarla kendilerini ve halkı kandırmaya çalışıyorlar. Yalanlamalarına rağmen şaşırmış kararsız kalmış değişik düşünceler taşıyorlar. Ya anlatılanlar doğruysa? Bu düşünce onları derinden sarsar. İnkâr ederek hesap gününe geldiklerinde, kitapları da yüzlerine okununca sarsılacaklar. Ne yapacaklarını bilemeyecekler. Kim bunların hepsini saymış, dökmüş, yazmış diye şaşkınlıkla etrafa bakınacaklar. Onları gerçeklerimizle böyle sarsarız. Kur’an veya Peygamber gelince, müşrikler bunlar hakkında çelişkili görüşler belirterek «büyü, büyücü, şiir, şair, kehanet, kâhin» gibi ifadeler kullanmışlardı. Kendilerini yaratmış olan Allah’ın ilmini, gönderdiği kitabını ve Peygamberini yalanladılar, kıyametten bahsedilince de ahiret hayatından ümitsiz bir halde kıvranıyorlar. Yoksa Rablerinin yaratma gücünden kuşku mu duyuyorlar. Bu şüpheden kurtulmanın yolu tevhid şuuruna ermektir. Bunun için de kâinat kitabının âyetlerini okunması gerekir.
Ayet 6
1 ayetKaf 6
اَفَلَمْ يَنْظُرُٓوا اِلَى السَّمَٓاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ ٦
Mushaf
Okunuş
6Efelem yenżurû ile-ssemâi fevḳahüm keyfe beneynâhâ vezeyyennâhâ vemâ lehâ min fürûc.
Türkçe Meal
6Şimdi onlar üstlerindeki göğe hiç ibret nazarıyla bakmıyorlar mı? Biz onu nasıl bina etmişiz ve yıldızlarla nasıl süslemişiz, üstelik orada hiçbir çatlak da yok.
Açıklamalı meal
6Yeniden dirilişi inkâr edenler, âlemin yaratılışındaki kudret eserlerimizden biri olan üstlerindeki göğü nasıl yaptığımıza ve parlak birer inci demeti gibi sayısız ışıldayan yıldızlarla süslediğimize bakmadılar mı? Onu nasıl direksiz bina ettik. Nasıl donattık, onu nasıl inşa edip, kusursuz bir biçimde yıldızlarla bezeyip, nizamını kurduğumuzu hiç düşünmüyorlar mı? Ayrıca uzaydan gelecek göktaşlarına ve güneşten gelecek zararlı ışınlara karşı atmosferi sağlam bir tavan yaptığımız için Onun hiçbir çatlağı eksikliği bozuk yanı da yoktur. [Kâinatta şimdiye kadar 2 trilyon galaksi, her galakside 300 milyar kadar güneş (yıldız) tespit edilmiştir ve bizim Güneş sistemimiz içindeki Dünya’mız bir stadyum içinde sadece bir top kadar yer teşkil etmektedir. Bu muazzam ve mükemmel kâinat içinde, müthiş bir süratle dönen yıldız ve gezegenlerin milyonlarca yıldır hiç çarpışmaması ve bu harika denge ve düzenin bozulmaması, elbette İlahi kudret ve sanat eseridir ve açık bir mucizedir Gökyüzü âlemi akıllara durgunluk verecek derecede geniş ve muazzamdır. Dünyamızdan yüzbinlerce defa daha büyük gezegenler uzayda top gibi, saniyede birkaç kilometre hızla yüzerler. Güneş sistemi samanyolu galaksisinin bir köşesine sıkışmış küçük bir yer işgal eder. Oysa daha başka bir milyon kadar galaksi mevcuttur. Bunları yaratıp varlıkta tutan muazzam kudretin ilkin yoktan yarattığı hayatı, ölüm uykusundan sonra diriltmeye gücü yetmez olur mu?]
Ayet 7
1 ayetKaf 7
وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍۙ ٧
Mushaf
Okunuş
7Velʾarḍa medednâhâ veelḳaynâ fîhâ ravâsiye veembetnâ fîhâ min külli zevcim behîc.
Türkçe Meal
7Yeryüzünü de nasıl yaşam alanı yapıp, oraya sabit ve sarsılmaz dağlar yerleştirmişiz ve orada her çeşit güzel bitkiler yetiştirmişiz.
Açıklamalı meal
7Ayaklarını bastıkları yeryüzüne de baksınlar, insanı oranın şeref misafiri yaparken Yeryüzünü de büyük bir sofra yaparak o misafirin önüne yaşamaya elverişli biçimde yaydık. Üzerine hızla dönerken dengesi bozulmasın ve içindekiler dağılmasın diye sarsılmaz derin temellere dayalı sabit dağlar yerleştirdik. Bilseler her şeyi onlar için dengeli yaptık. Anlayamayacakları yasalarla yeryüzünü koruduk. Ve orada toprağı dev bir saksı yaparak göz alıcı ve iç açıcı her çiftten nice bitkiler yetiştirdik. Allah’ın nelere kâdir olduğunu da mı akletmiyorlar. Nasıl ki engebeli yapısı yeryüzünün alanını büyütüyorsa, insan hayatının iniş-çıkışları da hayata zenginlik katıyor, tekdüze olsa hayat çekilmez olurdu.
Ayet 8
1 ayetKaf 8
تَبْصِرَةً وَذِكْرٰى لِكُلِّ عَبْدٍ مُن۪يبٍ ٨
Mushaf
Okunuş
8Tebṣiratev veẕikrâ likülli ʿabdim münîb.
Türkçe Meal
8Bütün bunları Allah’a gönülden yönelen kullar için bir bilinç ve bir öğüt olsun diye yaptık.
Açıklamalı meal
8Bunlar, Allah’ın ilminin ve kudretinin yüceliğini anlamak için, İçtenlikle Allah’a yönelen' yalnız Allah’ı ilâh tanıyan, yoluna baş koyup gönülden bağlanan, hakikate yönelen her kul için, gönül gözünü açmak, bir bakış açısı kazandırmak ve öğüt vermek için bir zikirdir, bir ibretlik derstir. O’na yönelmek isteyen insan için apaçık delillerdir. Bütün bunlar gerçeklerimizi kavramak için yeterli delillerdir. Gerçekleri öğrenmeye yönelen dürüst, emin, yalansız, riyasız olanlar için yol göstericidir. Ve yaratılış mucizesi, her an gerçekleşmeye devam ediyor:
Ayet 9–11
3 ayetKaf 9
Kaf 10
Kaf 11
وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً مُبَارَكًا فَاَنْبَتْنَا بِه۪ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَص۪يدِۙ ٩ وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَض۪يدٌۙ ١٠ رِزْقًا لِلْعِبَادِۙ وَاَحْيَيْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتًاۜ كَذٰلِكَ الْخُرُوجُ ١١
Mushaf
Okunuş
9Venezzelnâ mine-ssemâi mâem mübâraken feembetnâ bihî cennâtiv veḥabbe-lḥaṣîd.
10Vennaḫle bâsiḳâtil lehâ ṭalʿun neḍîd.
11Rizḳal lilʿibâdi veaḥyeynâ bihî beldetem meytâ. keẕâlike-lḫurûc.
Türkçe Meal
9Yine biz gökyüzünden bereketli yağmurlar yağdırarak onunla bağlar bahçeler ve hasatlık ekinler bitirdik.
10Ve sıra salkımlı meyveleriyle dolu iri gövdeli hurma ağaçları bitirdik.
11Bunları da kullarımıza rızık olarak yarattık. Ve biz o bereketli yağmur ile ölü toprağa can verdik. Diriliş de işte böyle olacaktır.
Açıklamalı meal
9Görmüyorlar mı? Yeryüzündeki suları gökyüzüne nasıl taşırız? Gökyüzüne taşıdığımız suları bulutlar halinde gökyüzünde tutuyoruz. Bulut halindeki suları rüzgârlarla istediğimiz yöne sevk ederiz. Bu öğütlerin devamı olarak Gökten yeryüzüne bulutlar vasıtasıyla dengeli bir şekilde bereketli yağmurlar indirdik; Düşünmüyor musunuz? Gökyüzünde taşıdığımız suları birdenbire üzerinize boşaltsak haliniz nice olur? Biz her şeyi dengede tutarak insana iyilik yaparız. Yeryüzüne suları ahenkli bir şekilde kar ve yağmurlar olarak indiririz. Yağan yağmur ve karların onlara nimet olarak döneceğini bilirler. Böyleyken niçin inkâr ediyorlar? Üzerlerine tufanlar göndermemizi mi istiyorlar? Böylece onunla meyve, sebze dolu bağlar ağaçlı bahçeler sebzeler ve ekin gibi tırpanla biçilecek taneler, tahıllar başaklı ekinler bitirdik.
10Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcukları olan uzun uzun hurma ağaçları, salkım salkım meyveli ağaçlar verdik ki severek yiyip içsinler. Nimetlerimize şükretsinler.
11Kullar için rızık olarak bu nimetleri verdik. Onunla o yağmur suyuyla, ölü bir beldeyi hayat verip yeniden dirilttik. İşte sizin akıldan uzak görüp inkâr ettiğiniz ölümden sonraki kabirden çıkış da böyledir. Allah, ölü toprağı indirdiği su ile nasıl diriltip canlandırmakta ise, işte sizi de ölümünüzden sonra öyle diriltecektir. İşte böyledir. Biz kupkuru yeryüzüne yağmurlarımızı göndeririz. Yeryüzünü sularız. Onların bağlarını, bahçelerini, tarlalarını sularız. Yerin altındaki bütün tohumlar canlanır. Türlü türlü yeryüzüne çıkarlar. Bol sebzeleriyle meyveleriyle nimet olurlar. Düşünmezler mi? Onlar ölüp toprak altında çürüdükten sonra aynı şekilde rahmetimizle onları yeniden canlandırırız. Sura üfürüldüğünde yerin altında hiç kimse kalmaz. Hepsi hesabını vermek için diriltilir. Karşımıza getirilir. Yoksa siz; öldük, toprak içinde çürüdük, yok olduk mu diyorsunuz? Hayır! Andolsun ki hayır! Sizin dirilmenize neden olacak özünüz mutlaka yaşamaktadır. Tıpkı tohumlar gibi. Sizleri öldürerek yeniden diriltmek için toprağa ekeriz. Bazıları dirilmeyelim diye ölülerini yakarlar. Ne fark eder? Ölülerinizi gömseniz de yaksanız da yok etmek için türlü hileler yapsanız da biz istediğimiz zaman anında diriltiriz! Hiçbir güç bizim yarattığımızı yok edemez. Ancak yarattığımızı biz yok ederiz. Andolsun ki hesap vermek için diriltilmenizi engelleyecek hiçbir güç yoktur.
İlgili ayetler
Ayet 12–14
3 ayetKaf 12
Kaf 13
Kaf 14
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَاَصْحَابُ الرَّسِّ وَثَمُودُۙ ١٢ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَاِخْوَانُ لُوطٍۙ ١٣ وَاَصْحَابُ الْاَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍۜ كُلٌّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ وَع۪يدِ ١٤
Mushaf
Okunuş
12Keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥiv veaṣḥâbü-rrassi veŝemûd.
13Veʿâdüv vefirʿavnü veiḫvânü lûṭ.
14Veaṣḥâbü-lʾeyketi veḳavmü tübbaʿ. küllün keẕẕebe-rrusüle feḥaḳḳa veʿîd.
Türkçe Meal
12Onlardan önce Nuh’un kavmi, Ress halkı ve Semûd halkı da yalanlamıştı.
13Aynı şekilde Ad, Firavun’un ve Lut’un kardeşleri de.
14Eyke halkı, Tubba kavmi de. Hepsi de elçilerini yalancılıkla suçladılar sonunda vaat ettiğim ceza gerçekleşti.
Açıklamalı meal
12Dirilişi ve onu haber veren elçiyi yalanlayanlar sadece Mekke’nin müşrikleri değildi. Onlardan önce inanmamakta direnen Nuh kavmi, Ress halkı diye bilinen kuyuların bulunduğu Şuayb’ın kavmi ve Semud diye bilinen Salih’in kavmi de bu gerçekleri elçilerimizi ve ayetlerimizi yalanlamıştı.
13Ad, Firavun ve Lut’un aralarında kan bağı olmadığı halde, kendisine kardeşleri gibi yakın gördüğü kavmi de İlahi davete karşı çıkmışlardı.
14Eyke halkı ve Tubba kavmi de. Hepsi peygamberlerinin getirdiği bu gerçeklere inanmayıp diriliş gerçeğini haber veren elçileri yalanladılar. Böylece kendilerini uyardığım azap gerçekleşti. Sonunda hak ettikleri cezaya çarptırıldılar. Ayetlerimizle açıkladığımız gerçekleri inkâr edip karşı durdular. Elçilerimize, inananlara zulüm yaptılar. Onları uyarmıştık. Uyarılarımızı dinlemediler. Biz de onları yok ettik. Bu örneklerden sonra, hem geçmiştekiler hem de gelecektekiler ahirete iman konusunda neden zorlanıyorlar? Onların yaşadığı yerlerden geçip gitmektesiniz. Başlarına ne geldi hiç merak etmiyor musunuz? Bilin ki onlar da sizin gibi inkârcılardı. Sizin gibi şımarıktılar. Kendilerini beğenerek ayetlerimize karşı çıkıyorlardı. Gerçeklerimizi inkâr ediyorlardı. Resullerimizle alay ediyorlardı. İnanan müminlerle alay ediyorlardı. Ne oldu? Bakın işte! Şimdi bile yerlerinde yeller esiyor. Kalıntılarında kimse yaşamıyor. Onların esamisi okunmuyor. Başınıza böyle bir felaketin gelmesini mi istiyorsunuz? Rabbinizden size sunulan bu kadar örnek, bu kadar bilgi size yetmiyor mu? Aklınızı kullanıp düşünmeyecek misiniz? Öğüt almayacak mısınız? Rabbiniz sizi zora koşmuyor. Sizden istediği tek şey hayatınızın hesabını verecek şekilde yaşayın! Biz yaptık oldu kimse bize hesap soramaz demeyin! Andolsun ki Rabbiniz hesap görücü olarak sizden çok güçlüdür. Hiç kimse Rabbinizin hesabını durduramaz. Yeryüzünde size verilen süreye güvenmeyin! O süre çok kısadır. Bittiğinde ne olduğunu anlayamazsınız. Rabbiniz sizi sevdiği için bu kadar açıklama yapıyor. Değilse inkârınızdan dolayı anında yok etmesini bilirdi. Anlamıyor musunuz? ([Ress] halkının Hz. Şuayb, Hanzala adlı peygamber ya da Calut’un kavmi oldukları iddia edilmektedir. [Eyke], Hz. Şuayb’ın görevlendirildiği yerdir; [Tübba ‘] ise Yemen’deki yöneticiler için kullanılmaktadır. Tübba, Yemen hükümdarlarına verilen addır.)
Ayet 15
1 ayetKaf 15
اَفَعَي۪ينَا بِالْخَلْقِ الْاَوَّلِۜ بَلْ هُمْ ف۪ي لَبْسٍ مِنْ خَلْقٍ جَد۪يدٍ۟ ١٥
Mushaf
Okunuş
15Efeʿayînâ bilḫalḳi-lʾevvel. bel hüm fî lebsim min ḫalḳin cedîd.
Türkçe Meal
15Biz ilk yaratış sırasında zorluk mu çektik ki yeniden diriltmekte sıkıntı çekelim aslında onlar yeniden yaratılma hususunda derin bir şüphe içindeler.
Açıklamalı meal
15Biz daha zor görünen kâinatı, tabiatı ve insanı ilk yaratışta yani şu içinde yaşadığınız evrenin yaratılışında yorulup güçsüz ve aciz mi düştük ki, ikinci yaratılış olan ahireti gerçekleştiremeyelim? İlkini yaratanın, ikinci kez yaratması daha kolay değil mi? Doğrusu onlar Hesaba çekilmek üzere Allah’ın sınırsız kudretini gözler önüne seren yaratılış mucizelerini gördükleri hâlde, anlamak istemeyenler arzu ve heveslerinin adâlet, erdemlilik gibi ahlâkî değerlerle sınırlanmasını istemediklerinden dolayı, yeni bir yaradılış konusunda şüphe içindedirler. Biz insanı ilkin yaratmada zorluk çekip, yorulduk mu ki, ölümden sonra yaratmakta güçlük çekelim? Fakat Allah’ın ilminin ve kudretinin üstünlüğünü, yüceliğini, sınırsızlığını görüp anlamak istemeyenler, yeniden diriltilip hesap vermeyi içlerine sindiremedikleri ve ondan şüphe ettikleri için âhiret hayatını kabul etmemekte direniyorlar.
İlgili ayetler
Ayet 16
1 ayetKaf 16
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِه۪ نَفْسُهُۚ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ ١٦
Mushaf
Okunuş
16Veleḳad ḫalaḳne-lʾinsâne venaʿlemü mâ tüvesvisü bihî nefsüh. venaḥnü aḳrabü ileyhi min ḥabli-lverîd.
Türkçe Meal
16Andolsun ki insanı biz yarattık. Bu yüzden onun içinden nelerin geçtiğini çok iyi biliriz. Zira biz ona şah damarından daha yakınız.
Açıklamalı meal
16Gerçek şu ki bu ve benzeri şüphelere açık olan insanı biz yarattık ve her an nefsinin ona ne şüpheler ve vesveseler verdiğini ve içinden neler geçirip durduğunu dahi biliriz. Onun aklından geçenleri ve niyetini de çok iyi biliriz. Biz ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarımızla ona kalbine en yakın damarı olan şahdamarından yahut canından daha yakınız. Bütün organlarını, organizmalarını, hücre yapılarını ve hayat sırrını her an, Biz yaratıp yararlandırmaktayız. Her halinden haberdarız ve her an kudretimiz altındadır. Sizi yaratan Allah sizi sizden iyi bilir. İçinizdeki vesveseleri, şüpheleri, inkârınıza neden olanları çok iyi bilir. Onun için bahaneler üretmeyin! Şeytana kapılarak inkâr etmeyin! Arzularınızı, hevanızı, putlaştırarak sapmayın! Unutmayın ki Allah size şah damarınızdan yakın! Allah ile sizin aranıza kimse giremez. Ta ki sizler şeytanı aranıza sokmayın! Arzularınızı, heveslerinizi, bencilliğinizi, kibrinizi araya sokmayın!
İlgili ayetler
Ayet 17–18
2 ayetKaf 17
Kaf 18
اِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَم۪ينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَع۪يدٌ ١٧ مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَق۪يبٌ عَت۪يدٌ ١٨
Mushaf
Okunuş
17İẕ yeteleḳḳe-lmüteleḳḳiyâni ʿani-lyemîni veʿani-şşimâli ḳaʿîd.
18Mâ yelfiżu min ḳavlin illâ ledeyhi raḳîbün ʿatîd.
Türkçe Meal
17İnsanın sağında ve solunda yaptıklarını kaydeden iki yazıcı bulunmaktadır.
18Ondan bir söz çıkmaya görsün yanında onu kaydeden bir gözcü mutlaka hazırdır.
Açıklamalı meal
17Siz görmüyorsunuz ama Hatırla ki, onun yani insanın her yaptığını bilip, görüp, duyan sağında ve solunda oturan denetleyip tespit eden ve yazan iki yazıcı melek anında ve sürekli olarak iyilik ve kötülük adına onun her yaptığını, işlediği bütün amelleri amel defterlerine eksiksiz kaydeder. Memur melekler onun her söz ve davranışını manevi kamerayla kayıt yapmaktadırlar. Ölünce yazılan kitabınız kapanır. Dirildiğiniz gün kitabınızla katımıza gelirsiniz. Görevlilerin yazdıkları yüzünüze okunur. Şaşırır kalırsınız. Anlarsınız ki hiçbir şey gizli kalmamıştır. Her şey unutulmadan eksiksiz yazılmıştır. (İnsanlar yirminci asırda sesleri ve görüntüleri kaydeden nice aletler geliştirdiler. Bu aletler Allah’ın kâinatta zerrelere yaptırdığı kayıt işlemini tesbit etmeye çalışmaktadırlar. Allah’ın melekleri bu aletlere muhtaç değildirler. İnsanın kendi vücudu ve çevresindeki şeyler, onun bütün yaptıklarını ve konuştuklarını en ince ayrıntıları ile kaydeden bir kamera veya teyp gibidir. Kıyamet günü, kendi kulağı ile dünyada söylediklerini işitecek ve yaptıklarını gözleriyle görecektir. Demek Allah kullarına sırf kendi ilmine göre muamele etmeyecek, bilakis adâletin: iddia, delil, inkâr, şahit, savunma gibi bütün şartlarını yerine getirecektir. MOBESE kameralarını gördükten sonra -ki, bu teknolojinin en basit örneğidir- insanların yaşadıklarını kaydeden ve bu kayıtları takdir edilen bir yerde arşivleyen melekleri anlamak çok daha kolay olmaktadır. Birer veri toplama aracı olan “flash bellekleri/Hard Disk’leri” bir düşünün. Bütün çalışmalarınızı görüntülü ve yazılı olarak bu aygıtlarda çok rahat toplayabiliyorsunuz. Allah’ın gücü karşısında bunların bir hükmü var mıdır? )
18İnsanın ağzından veya kalemindenHer ne söz söylerse ne yaparsa ne düşünürse hatta neyi hayal ederse etsin mutlaka yanında onu kayıt altına alan bir gözetleyici melek vardır. Bunların yanında insanın kendi hafızası, bütün aza ve organları, onu gören ve temasta bulunduğu canlı cansız her şey, onun için tanıklık edecektir. Bu kadar çok kayıt ve tanık varsa, mutlaka bu kayıtların izleneceği, bu tanıkların dinleneceği bir Mahkeme-i Kübra da olacaktır. Melekler kişinin söylediklerini ve yaptıklarını kayıt altına alırlar. İnsan etrafına bakar; “Kimse yok. Birileri olsa da bunlarla aynı taraftayım, onlar benim suç ortaklarım, onun için istediğim gibi hareket edebilirim. İstediğimi söylerim. Sonra işimize gelmeyince inkâr ederiz!” der. Hayır! Andolsun ki hayır! Biz her insana görevliler atadık. Onlar insanı her an her yerde gözetler. Onun için söylediklerini, yaptıklarını işlerine gelmeyince inkâr edemezler. Biz hemen görevlilerimizi şahit tutarız.
Ayet 19
1 ayetKaf 19
وَجَٓاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّۜ ذٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَح۪يدُ ١٩
Mushaf
Okunuş
19Vecâet sekratü-lmevt bilḥaḳḳ. ẕâlike mâ künte minhü teḥîd.
Türkçe Meal
19Ölüm anının sarhoşluğu insanı ölümün acı gerçeği ile yüz yüze getirince ona denir ki: -İşte bu senin köşe bucak kaçtığın şey!
Açıklamalı meal
19İşte böyle, her an her şey kaydedilirken, bir gün sekerat denen ölüm sarhoşluğu ve sersemliği kaçınılmaz bir gerçek olarak insanın önüne gelir. Hayatının tüm ayrıntıları bilinen ve kayıt altına alınan insan, nihayet kaçınılmaz olan ölümle yüz yüze gelir. Şaşkınlık içindedir. Sanki sarhoş gibi yalpalamaya başlar. Aklı muhakemesi yerinden oynar. Korkusundan bütün dengelerini yitirir ve o esnada ona şöyle denir: İşte öteden beri kendisinden yan çizip kaçtığın, Aklına getirmek istemediğin, kabul etmekten kaçındığın kıyamet denilen gerçek budur denilir. (Ölüm sarhoşluğu” ifadesi, ölümün bir nevi genel anestezi gibi bir anlık bir geçiş olduğunu ortaya koymaktadır. Yani ölüm dünya hayatından ahiret âlemine geçiş esnasında dünyaya ait olan bedenin bütün uzuvlarıyla işlevsiz kalması ve görevinin sona ermesidir. Ama insanı insan yapan ruhu girdiği yolda hayatına başka bir âlemde devam etmektedir. Daha özet bir ifadeyle; ölüm, dünya hayatındaki enerjinin kesilmesidir. Elektrik (ruh) var olduğu müddetçe başka bir âlemde hayat yeni bir bedenle vücut bulmaya devam edecektir.)
Ayet 20
1 ayetKaf 20
وَنُفِخَ فِي الصُّورِۜ ذٰلِكَ يَوْمُ الْوَع۪يدِ ٢٠
Mushaf
Okunuş
20Venüfiḫa fi-ṣṣûr. ẕâlike yevmü-lveʿîd.
Türkçe Meal
20Nihayet sura üflenildiğinde de: -İşte bu da vaat edilen azap günü!
Açıklamalı meal
20Ve bir gün gelir büyük kıyamet kopmuş ve yeniden diriliş için Sur’a da ikinci kez üflenmiştir. Diriltildiğinde dehşetten ne yapacağını bilmeyen insan; işte bu geleceği vaktiyle size vadedilmiş ilahi tehdidin gerçekleşmesi olan yeryüzünde yaşarken sürekli kendisi ile uyarıldığınız Hesap günüdür. Düşünün, hazırlığınız var mıdır?
Ayet 21–23
3 ayetKaf 21
Kaf 22
Kaf 23
وَجَٓاءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَٓائِقٌ وَشَه۪يدٌ ٢١ لَقَدْ كُنْتَ ف۪ي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَٓاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَد۪يدٌ ٢٢ وَقَالَ قَر۪ينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَت۪يدٌۜ ٢٣
Mushaf
Okunuş
21Vecâet küllü nefsim meʿahâ sâiḳuv veşehîd.
22Leḳad künte fî gafletim min hâẕâ fekeşefnâ ʿanke giṭâeke febeṣaruke-lyevme ḥadîd.
23Veḳâle ḳarînühû hâẕâ mâ ledeyye ʿatîd.
Türkçe Meal
21O gün her insanın yanında biri getirmekle, diğeri şahitlikle görevli iki görevli ile huzura gelecektir.
22Ona: -Sen, bu güne karşı gaflet içindeydin, senin perdeni kaldırdık artık bugün her şeyi bütün çıplaklığıyla görüyorsun.
23Yanındaki (sürücü): -Bu, yanımdaki hazırdır, der.
Açıklamalı meal
21O Gün her insan, aklını ve iradesini Allah’ın davetine yönelik mi, yoksa kendileri gibi yaratılmış kimselere yönelerek mi kullandığının hesabını vermek üzere huzura getirilir. Nihayet mahşerde hesap yerine her can, Her bir nefis istisnasız herkes beraberinde gideceği yere onu yönlendirip götüren bir sevk edici görevli melek ve ömür boyu hayatının filmini çeken bütün yapıp ettiklerini amellerini kaydeden şahitlik edici bir melekle o mahkemeye gelir.
22Allah, yeniden diriltilmeyi inkâr eden kâfire şöyle buyurur: “Ey insanoğlu! Dünyada iken, sen bugünü yalanlıyordun. Hesap gününün gelmeyeceğinden söz ediyordun. " Gerçek şu ki; sen dünyadayken hesap günü hakkında sürekli uyarılıyordun fakat bunlardan gaflet içindeydin. Karşılaşacağın bugün ile uyarılmana rağmen, önemsemeyip buna hazırlanmaktan uzak durmuştun. Bugünün geleceğini ummazdın. Hayatın boyunca, seni bekleyen bu akıbete karşı hep ilgisiz, umursamaz davrandın ve uyarılardan yüz çevirdin. Fakat şimdi gerçekleri görmene engel olan gözündeki gaflet perdesini kaldırdık. Umursamadığın o gerçekle yüzleşeceksin. Bugün artık gözündeki perde kalktı ve bakışların daha keskindir." Artık hesap ve azap gerçeğini bütün çıplaklığı ile göreceksin. Dünyadayken aklınla, imanınla görmen gereken cennet, cehennem, mahşer gibi hakikatleri, şimdi bizzat gözlerinle göreceksin. Böylece hem inkâr ettiğiniz ahireti bilin hem de kendi hayat filminizi seyredin, denilecektir.
23Mahkemede amel defteri açılır. Kayıtlara tek tek bakılır. Hüküm karara bağlanınca, hükümlünün hayat boyu Yakınında olan, hep yanında yaptıklarının şahidi olan ve yanından ayrılmayan görevli melek Rabbine der ki: "İşte şu, yanımdaki, şahsın yapıp ettiklerinin hepsi amel defterinde yazılıdır. Sorgulanmaya hesabını vermeye hazırdır." diyecek.
İlgili ayetler
Ayet 24–26
3 ayetKaf 24
Kaf 25
Kaf 26
اَلْقِيَا ف۪ي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَن۪يدٍۙ ٢٤ مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُر۪يبٍۙ ٢٥ اَلَّذ۪ي جَعَلَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَاَلْقِيَاهُ فِي الْعَذَابِ الشَّد۪يدِ ٢٦
Mushaf
Okunuş
24Elḳiyâ fî cehenneme külle keffârin ʿanîd.
25Mennâʿil lilḫayri müʿtedim mürîbün.
26Elleẕî ceʿale meʿa-llâhi ilâhen âḫara feelḳiyâhü fi-lʿaẕâbi-şşedîd.
Türkçe Meal
24Yanındaki meleklere emredilir:
– Ne kadar inatçı kâfir varsa atın hepsini cehenneme.
25– İyiliğe engel olanı hak hukuk tanımayan azgını ve insanları şüpheye düşüreni.
26– Ve Allah ile birlikte başka bir ilah edinenleri atın azabın en şiddetli yerine!
Açıklamalı meal
24Nihayet mahkemeyi kaybedince, Allah görevli cehennem meleğine emrederek: Yaratıp bunca nimetlerle donatıp, sonra da yaratılış sebeplerine uygun bir hayatı yaşamaya davet etmemize rağmen, nankörlük edip davetimizden yüz çevirenleri atın cehenneme. İnkârında inatçılık yapan, yeryüzünde verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük yapan bunları ve bunlar gibi hakkında nihaî hüküm verilmiş olan her inatçı kâfiri atın cehenneme diyecek.
25Onlarla beraber, iyilik yapmadığı gibi, yapılan her türlü iyiliğe hayra engel olan hak hukuk tanımayan, ilâhî adaletten şüphe duyan ve kalplere şüphe tohumları eken o zalimleri atın cehenneme. Onlar hem inkârlarında inatçılık etmiş hem ayetlerimize karşı çıkmış hem şüpheci fikirleriyle insanları saptırmış hem müminlere engel olmuş hem de insanların iyilik yapmalarını engellemiştir.
26Ki o zatında, sıfatlarında, fiillerinde ve hükümlerinde asla dengi ve ortağı olmayan, Allah’la beraber güya kurtarıcı ve şefaatçi başka ilah edindi ve insanları Allah’ın davetinden de şüpheye düşürdü. Bunlar, her türlü iyiliğe engel olmakla birlikte, insanları Allah’ın davetinden de şüpheye düşürdüler ve Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edindiler. O halde atın onu şiddetli cehennem azabının içine emri verilecektir. Onlar riyakâr, ikiyüzlü davranarak Allah’a inanırım demesine rağmen ayetlerimize karşı çıkmış, ilkelerimize yasalarımıza uymamışlardır. Uymadıkları yetmiyormuş gibi insanların ilkelerine, insanların yasalarına uymuşlardır. Onları yaptıklarından dolayı azabın en şiddetlisine atın deriz.
Ayet 27
1 ayetKaf 27
قَالَ قَر۪ينُهُ رَبَّنَا مَٓا اَطْغَيْتُهُ وَلٰكِنْ كَانَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ ٢٧
Mushaf
Okunuş
27Ḳâle ḳarînühû rabbenâ mâ aṭgaytühû velâkin kâne fî ḍalâlim beʿîd.
Türkçe Meal
27Güdümüne girdiği yoldaşı der ki:
– Rabbimiz, onu azdırıp saptıran ben değildim, o zaten kendisi derin bir sapkınlığın içine düşmüştü.
Açıklamalı meal
27Ateşe atılması kesinleşenler, o manzara karşısında, ateşten kurtulmak için son bir gayretle suçu birbirlerine atıyorlardı. Her inkârcı ateşe atılırken, kendisini sapıklığa sürükleyen arkadaşını suçlayacak. Hak ettiği azapla karşılaşan bu kimse, hemen şeytanın kendisini bu yola ittiğinin bahanesini öne sürecek. Yakını olan Şeytan ise der ki: "Rabbimiz! şimdi burada o beni suçluyor ama dünyada onu ben saptırıp yoldan çıkartıp azdırmadım. Fakat O kendi iradesi ile seçimini yaptı, onu ne ben ne de başkası bu seçimi yapmaya zorlamadı. Beni tanımadan önce de o derin bir sapıklığın içindeydi." Benim haksız ve yanlış yolda olduğumu bile bile peşimden geldi.
Ayet 28–29
2 ayetKaf 28
Kaf 29
قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ اِلَيْكُمْ بِالْوَع۪يدِ ٢٨ مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَٓا اَنَا۬ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۚ ٢٩
Mushaf
Okunuş
28Ḳâle lâ taḫteṣimû ledeyye veḳad ḳaddemtü ileyküm bilveʿîd.
29Mâ yübeddelü-lḳavlü ledeyye vemâ ene biżallâmil lilʿabîd.
Türkçe Meal
28Allah şöyle buyurur:
– Benim huzurumda tartışıp durmayın, ben size bu azabı çok önceden bildirmiştim.
29– Benim katımda verilen söz değiştirilmez. Şunu da iyi bilin ki ben kullarıma asla zulmedip haksızlık yapmam.
Açıklamalı meal
28Bu manzara karşısında Allah der ki: " Benim huzurumda çekişmeyin. Yeryüzünde yeteri kadar uyarıldınız. Bugün birbirinizle kavga ederek haklı çıkamazsınız. Ben vaktiyle kitap ve elçiler yoluyla size daha önce uyarıcı göndermiştim. Sizi bu günlerin geleceği ile uyarmıştım.
29Boşuna feryat etmeyin, çünkü Benim katımda karar yani müşrik ve kâfirlerle ilgili azap hükmüm değiştirilmez ve ben kulları sebepsiz yere cezalandırmam, zulmedici değilim asla haksızlık yapmam. Sizler yeteri kadar uyarılan, türlü örneklerle yol gösterilen, buna rağmen inkâr edip sapan, her türlü kötülüğü işleyenlersiniz. Bugün hangi bahane ile kendinizi savunacaksınız?
Ayet 30
1 ayetKaf 30
يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَاْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَز۪يدٍ ٣٠
Mushaf
Okunuş
30Yevme neḳûlü licehenneme heli-mteleʾti veteḳûlü hel mim mezîd.
Türkçe Meal
30O gün, cehenneme:
– Doldun mu, diye soracağız. O da:
– Daha var mı? Diyecek.
Açıklamalı meal
30O gün Biz, cehennemin inkârcılara olan öfkesini yansıtmak için cehenneme: Kâfirlerle ve zalimlerle Doldun mu ve doydun mu? deriz. O da: kâfirlere ve günahkârlara olan öfkesinden dolayı " Hayır! Daha fazlası var mı, yok mu başka girecek olan?" der. İşte, inkâr edenlerin sonu budur!
Ayet 31–34
4 ayetKaf 31
Kaf 32
Kaf 33
Kaf 34
وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَ غَيْرَ بَع۪يدٍ ٣١ هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ اَوَّابٍ حَف۪يظٍۚ ٣٢ مَنْ خَشِيَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَيْبِ وَجَٓاءَ بِقَلْبٍ مُن۪يبٍ ٣٣ اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍۜ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُلُودِ ٣٤
Mushaf
Okunuş
31Veüzlifeti-lcennetü lilmütteḳîne gayra beʿîd.
32Hâẕâ mâ tûʿadûne likülli evvâbin ḥafîż.
33Men ḫaşiye-rraḥmâne bilgaybi vecâe biḳalbim münîb.
34Üdḫulûhâ biselâm. ẕâlike yevmü-lḫulûd.
Türkçe Meal
31Öte yandan cennet, sakınan muttakilerin ayağına getirilecek ve asla uzaklaşmayacak.
32Allah’a yönelen ve kendisini kötülüklerden koruyan herkese!
33Rahman’a içten derin bir saygı ve bağlılık duyan ve O’na adanmış bir kalp ile gelen herkese vaat edilen işte bu cennettir.
34Oraya esenlik/selam ve huzur ile girin. İşte sonsuz hayat bugün başlamıştır.
Açıklamalı meal
31Ve İman edenlere gelince: O Gün Zaten mü’minlere uzak olmayan cennet elinden geldiği kadar günahlardan ve şüpheli şeylerden bile sakınan, Allah’ın davetine iman edip gereklerini yerine getiren takva sahiplerine itaatsizlikten sakınan mü’minlere daha da yaklaştırılır.
32Müminlere cennet gösterilerek ve onlara da şöyle denilecek: "Bu size vaktiyle vaat olunan gerçektir, cennettir. Gönülden tövbe edip Allah’a dönen, Allah’ın hükümlerini koruyan, her kul için hazırlanmış bir cennet vardır. Yasalarımıza uyarak kötülüklerden uzak durdunuz. Bugün de sizler ateşten korunacaksınız. Size asla ateş dokunmayacak. Bilin ki cennet sizin için her türlü kötülüğe karşı en iyi korunaktır.
33Görmediği halde Rahman’dan korkan yürekten saygı duyan ve içtenlikle Allah’a yönelmiş itaat edip teslim olmuş bir kalple gelen herkes için, hazırlanmış muhteşem bir cennet vardır. Bazılarınız görmediğimize inanmayız derken sizler Rahman’a görmeden inandınız. Bütün kalbinizle Allah’a yöneldiniz. Yasalarımıza uymak için elinizden geleni yaptınız. Size saldıranlara karşı azimle kararlılıkla karşı durdunuz. Şeytanın vesveselerine aldanmadınız. İnsanların yasalarına uymadınız.
34Ey mü’minler, Oraya, huzur ve güven yurdu olan cennete esenlikle girin. Allah’a yönelen, O’na itaat edip teslim olan, samimiyet ve derin bir saygı ile bağlanmış olanlara vaat edilen mutluluk, huzur ve güven yurdu olan cennete girin. Orada sürekli barış, huzur içinde yaşayacaksınız. Hiçbir güç size zarar veremeyecek. Hiçbir güç sizi oradan çıkaramayacak. İşte bu sonsuzluk ve ebedî hayat günüdür."
Ayet 35
1 ayetKaf 35
لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ ف۪يهَا وَلَدَيْنَا مَز۪يدٌ ٣٥
Mushaf
Okunuş
35Lehüm mâ yeşâûne fîhâ veledeynâ mezîd.
Türkçe Meal
35Orada arzu ettikleri her şeye kavuşacaklar. Ama katımızda daha fazlası da var.
Açıklamalı meal
35Cennet yurdunda Orada istedikleri her şey onlarındır emrinde ve hizmetindedir ve katımızda arzu ettiklerinden, tahmin edeceklerinden daha fazlası da vardır.
Ayet 36–37
2 ayetKaf 36
Kaf 37
وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَشَدُّ مِنْهُمْ بَطْشًا فَنَقَّبُوا فِي الْبِلَادِۜ هَلْ مِنْ مَح۪يصٍ ٣٦ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ اَوْ اَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَه۪يدٌ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36Vekem ehleknâ ḳablehüm min ḳarnin hüm eşeddü minhüm baṭşen feneḳḳabû fi-lbilâd. hel mim meḥîṣ.
37İnne fî ẕâlike leẕikrâ limen kâne lehû ḳalbün ev elḳa-ssemʿa vehüve şehîd.
Türkçe Meal
36Biz önce gelip geçmiş üstelik onlardan daha güçlü ve ülke ülke gezip hâkimiyetler kurmuş nice memleketleri helak ettik. Peki, onlardan hiç kurtulan var mı?
37Şüphesiz bunda, aklıselim olan ve sözü can kulağıyla dinleyip anlayan herkes için alınacak bir öğüt vardır.
Açıklamalı meal
36Bu cehennem ve cennet tasvirlerinden sonra, gelelim tercihlerini cehennemden yana yapan müşriklere; güçlerine güvenmesinler. Siz neyinize güveniyorsunuz? Yeryüzünü gezin dolaşın. Onlardan önce baskı ve şiddetle yönetme bakımından kendilerinden çok daha güçlü nice kendilerini üstün gören, ordularıyla övünen toplumları yok etmiştik. Öyle ki memleketlerini ziraat ve madencilik amaçlı çalışmalarla yerin altını üstüne getirmiş, sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı delik deşik etmişlerdi. Başlarına musibetler gelip de azabımız çöküverince şehirlerde çil yavrusu gibi sağa sola kaçışmışlardı. Diyar diyar, ülke ülke dolaşarak kaçacak, sığınacak yer aradılar. Ama azabımızdan kaçacak bir yer var mı? Hiçbiri kaçıp kurtulamadı. Helâk olup gittiler. Şimdi sizleri de yok etmeye karar verirsek; bizi hangi güç engelleyebilir?
37Şüphesiz bunda duyarlı ve anlayışlı kalbi olan yahut kâinat ve tabiattaki İlahi sanata ve yaratılış harikalarına bir şahit olarak Kur’an’a ve Resulüllah’a bu mesaja kulak veren kimse için önemli bir öğüt ve dersler vardır. (Kur’an anlama ve idrak merkezi olarak genelde “kalp” kelimesini kullanır. Kur’an, hayat fonksiyonlarını nefs kelimesiyle ifade ederken düşünce fonksiyonlarını da akılla ifade ediyor. Metafizik fonksiyonlar da ruh kavramıyla açıklanmaktadır. Kalp; akıl, nefs ve ruhun ortak “idrak merkezidir. Kalp kelimesi metafizik ve psikolojk bir kavram olarak ele alınmalıdır. Fizyolojik olarak ele alındığında ise yürek dediğimiz organ anlaşılır.)
Ayet 38
1 ayetKaf 38
وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍۗ وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ ٣٨
Mushaf
Okunuş
38Veleḳad ḫalaḳne-ssemâvâti velʾarḍa vemâ beynehümâ fî sitteti eyyâm. vemâ messenâ mil lügûb.
Türkçe Meal
38Andolsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı evrede yarattık ve hiçbir yorgunluk da duymadık.
Açıklamalı meal
38Gerçek şu ki; ahireti inkâr edenler bu öğütlere pek kulak vermiyorlar. Oysaki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri yani bütün âlemleri altı günde altı evrede yarattık ve Yahudilerin iddia ettiği gibi hiçbir yorgunluk ve zorluk çekmedik. Evreni yarattıktan sonra bir kenara çekilip mahlukatı kendi kaderiyle baş başa bırakmadık. Aksine, kâinatın mutlak hâkimi olarak her an Egemenlik Tahtında oturmaktayız. Gücümüzü anlamanız için daha nasıl örnekler bekliyorsunuz? Bir kendi acizliğinize bakın, bir de yarattığımız varlıkların azametine bakın! Halinize bakmadan gerçeklerimizi inkâr mı ediyorsunuz?
Ayet 39
1 ayetKaf 39
فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِۚ ٣٩
Mushaf
Okunuş
39Faṣbir ʿalâ mâ yeḳûlûne vesebbiḥ biḥamdi rabbike ḳable ṭulûʿi-şşemsi veḳable-lgurûb.
Türkçe Meal
39Sen onların ileri geri konuşmalarına karşı şimdilik sabret. Güneş doğmadan ve batmadan önce Rabbini överek tespih et ve yücelt!
Açıklamalı meal
39Ey Peygamber! inkârcıların söylediklerine aldırma Sen onların dediklerine, İnatçı ve nankörlükte direnen, Allah’ın ilmini, gücünü, kudretini layıkıyla tanımayanlara, alay ve hakaret dolu sözlerine, şimdilik sabret, Onlara karşı kararlı ol! Hemen çözülme! Onlar gibi zaafa düşerek Rabbinden başkasını yüceltme! Rabbinden başkasına değer verme! Her zaman, her yerde, hükümran olarak Rabbini bil! Rabbinin bildirdiği yasalara uy! Sakın onların dediklerine aldırma ve mücâdelende sana azık olmak üzere, güneşin doğmasından önce -sabah namazında- ve batmasından önce -öğle ve ikindi namazlarında- Rabbini hamd ile namazla ile tesbih et. Doğru yolu gösterip, ilettiği için şükret. Sabahtan akşama kadar bütün gün içinde Rabbinin emirlerine uy! İnkâr edenler önüne türlü tuzaklar çıkaracak! Seni yolundan şaşırtmak isteyecek! Rabbine karşı ürettikleri tanrılarını üstün gösterecekler! Bil ki; kim insanların yaşam için koyduğu ilkeleri, benim ilkelerimden üstün görürse! Kim insanların yasalarını benim yasalarımdan üstün görürse! Kim insanların arzularına göre çizilmiş yolları benim yolumdan üstün görürse! Onlara sakın uyma! Onlar sapkın insanlardır. Onlar Rabbine isyan etmiş günahkârlardır. Onlardan uzak dur. Onların söylemleri seni şaşırtmasın! Onlar dünyalık mevkilerle, makamlarla, şanla, şöhretle, parayla pulla, malla, mülkle gözünü boyamak isterler. Bil ki onların sunacağı her şey gelip geçicidir. Ölünce hepsi yeryüzünde kalacak! İnsan yaptıklarıyla katımıza hesap vermek için gelecektir. (Bu âyette sabah, öğle ve ikindi namazlarının vakitlerine; bir sonraki 40. âyette ise, akşam ve yatsı namazlarının vakitlerine işaret edilmektedir.)
Ayet 40–44
5 ayetKaf 40
Kaf 41
Kaf 42
Kaf 43
Kaf 44
وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاَدْبَارَ السُّجُودِ ٤٠ وَاسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ الْمُنَادِ مِنْ مَكَانٍ قَر۪يبٍۙ ٤١ يَوْمَ يَسْمَعُونَ الصَّيْحَةَ بِالْحَقِّۜ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُرُوجِ ٤٢ اِنَّا نَحْنُ نُحْي۪ وَنُم۪يتُ وَاِلَيْنَا الْمَص۪يرُۙ ٤٣ يَوْمَ تَشَقَّقُ الْاَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًاۜ ذٰلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَس۪يرٌ ٤٤
Mushaf
Okunuş
40Vemine-lleyli fesebbiḥhü veedbâra-ssücûd.
41Vestemiʿ yevme yünâdi-lmünâdi mim mekânin ḳarîb.
42Yevme yesmeʿûne-ṣṣayḥate bilḥaḳḳ. ẕâlike yevmü-lḫurûc.
43İnnâ naḥnü nuḥyî venümîtü veileyne-lmeṣîr.
44Yevme teşeḳḳaḳu-lʾarḍu ʿanhüm sirâʿâ. ẕâlike ḥaşrun ʿaleynâ yesîr.
Türkçe Meal
40Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O’nu tespih et ve yücelt!
41Bir çağrıcının çok yakın bir yerden herkesin duyacağı şekilde çağıracağı o günle ilgili şu uyarıya kulak ver:
42İnsanlar o gün diriliş gerçeği ile ilgili o müthiş sesi işitecekler. İşte bu yeniden diriliş günüdür.
43Hiç şüphesiz hayat veren de biziz öldüren de, onun için son dönüş de bize olacaktır.
44O gün yer yarılıp bağrını açacak ve insanlar kabirlerinden süratle çıkacaklar. İşte bu diriltme ve toplama bizim için çok kolay olacaktır.
Açıklamalı meal
40Gecenin bir kısmında -akşam ve yatsı namazlarında- ve secdelerin arkasından O’nu duâ ve zikirlerle tesbih et. O’na hamd etmeye, yüceliği karşısında secde etmeye devam et. Gecenin bir kısmında kalkarak huzuruma dur. Gündüzün meşgalelerinden uzaklaş! Sana gönderdiğimiz ayetlerle hayatını kontrol et! Daima Rabbini her şeyden üstün tut! Emirlerimize uyarak itaatini göster! Kimsenin önünde eğilme! Kimsenin emirlerine uyarak onlara secde etme! Her zaman, her yerde, her şekilde yasalarımıza uyarak yaşa! Bunun için gece boyunca bilgini, bilincini artır. Önceki davranışlarında yanlışların olma ihtimaline karşı tövbe et! Andolsun ki bana yönelmiş kullarım için af kapılarım sonuna kadar açıktır. Yeter ki insanlar beni ansın, bana uysun, bana uyacaklarına dair kesin söz versinler. Yaptıkları hatalardan kesin pişmanlık duysunlar.
41Ey Müslüman! Kıyamet sonrası yeniden dirilip mahşere çağrılmak üzere İsrafil adındaki o Çağırıcının yakın bir yerden herkesin duyacağı şekilde, ölüme ve öldükten sonra da diriltilip hesap vermeye ve tâ yüreğinizin derinliklerinden sizi Rabb’inizin huzuruna çağıracağı güne kulak ver, size haber vermekte olan uyarıcıya kulak verin. İnkâr edenler gibi olma! Her an, her şekilde, her yerde, hesaba çağıran ses, kulaklarında olsun! Asla kulaklarını çağrıya kapama! O gün hesap günüdür. Hesap gününü unutan yanlış yola düşer. Bil ki hesap gününün çağrısını sürekli duyanlar, yanlıştan korunur. Her ne yaparsan yap; Rabbine hesabını veriyormuş gibi yap! İşte bu kulaklarında işittiğin çağrının hikmetidir.
42Herkes O gün o diriliş günü o müthiş çığlığı yani ikinci Sur’a üfürülüşü gerçek olarak duyarlar. İşte bu dirilip kabirlerden çıkış günüdür. Ve herkes hesaba çekilecektir. O çağrı günü insanlar gerçeğe çağrılır. Çağrının arkasından korkunç bir ses işitecekler. Sesin arkasından diriliş başlar. İnsanlar kabirlerinden şaşkınlıkla kalkar.
43Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Kaçınılmaz Dönüş de bizedir. Şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir. Diriltmemizin, öldürmemizin önüne kimse geçemez. Hesap günü katımıza çağırmamızın önüne kimse geçemez. İnkâr edenlerin bütün adamları, bütün varlıkları, bütün orduları toplansa bu gerçeği değiştiremez. Onlar gördükleri gerçek karşısında hemen kolayca ölmeyi isteyecekler; ama onlar asla ölemeyecekleri bir güne çağrılmıştır. İnsanı kemale ersin diye imtihan dünyasına getiren de orada onu belli badirelerden geçirerek imtihana tabi tuttuktan sonra ölümle gerçek hayata götüren de Allah’tır. İnsanın varlığı Allah içindir ve dönüşü de O’na olacaktır. Dünya hayatı, insanın gerçek hayatının çok az bir cüz’ünü oluşturmaktadır ki o da sadece mücadeleden ve imtihandan ibarettir. Bir başka ifade ile dünya, ahiret hayatı dediğimiz gerçek hayatın başında geçici bir olgunlaşma yeri, küçük bir imtihan ve bekleme salonundan ibarettir.
44O yeryüzü onların üstünden yarılıp parçalandığında, onlar da mezarlarından fırlayıp süratle çıkarlar. Hesaba çekilmek üzere huzurumuzda toplanırlar. Bu dünyada vaad edilen, ahirette ise gerçekleşen bir toplanmadır. İşte bu bize göre kolay olan bir toplanmadır. Onlar Rabbinin gücünü bilmiyorlar.
Ayet 45
1 ayetKaf 45
نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِجَبَّارٍ فَذَكِّرْ بِالْقُرْاٰنِ مَنْ يَخَافُ وَع۪يدِ ٤٥
Mushaf
Okunuş
45Naḥnü aʿlemü bimâ yeḳûlûne vemâ ente ʿaleyhim bicebbârin feẕekkir bilḳurʾâni mey yeḫâfü veʿîd.
Türkçe Meal
45Biz onların neler söylediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onları zorla inandıracak değilsin. Öyleyse sen benim tehdidimden korkanlara Kuran ile öğüt vermeye devam et!
Açıklamalı meal
45Ey Peygamber! Biz onların, Kıyamet ve Hesap Günü’nün geleceğine inanmayanların bu konuda ne düşündüklerini de, Senin ve Dinim hakkında ve bu uyarılar karşısında ne söylediklerini de çok iyi biliyoruz. Sen onların üzerlerinde bir zorlayıcı değilsin. Onlara hiçbir şeyi zorla kabul ettiremezsin Üzülme, Sen ancak Allah’ın Kur’an ile uyarılarına kulak veren, yürekten Allah’a yönelen, yönelmek isteyenleri uyarabilirsin. Senin görevin, onları zorla imana getirmek değildir. Sen ancak uyarabilirsin, fakat doğrudan doğruya Allah’ın kitabıyla: O halde sen tehdidimden korkanlara Kur’an’la öğüt ver. Gerisini Bize bırak ve seyret ki sonları nasıl olacaktır? O halde sen sana bildirdiğimiz gerçekleri, insanların iyiliği için yaptığımız uyarıları onlara anlat. İnanıp inanmamaları seni ilgilendirmez. Senin görevin sadece bildirmek, sadece uyarmaktır. Öğüt almak için sana gelenlere Kur’an ile öğüt ver. Onları Kur’an’la eğit. Kendi arzularından, kendi heveslerinden, kendi hayallerinden söz etme! Sana neyi tebliğ etmeni istediysek, sana ayetlerimizi nasıl açıkladıysak, onlara öyle tebliğ et, öyle açıkla! Böylece görevini yapmış olursun! Ne inkâr edenlerin inanmamasından ne de inananların istenildiği şekilde yetiştirilememesinden sorumlu değilsin! Her insan kendi çabasından sorumludur. İnkâr edenler inkârından sorumludur. Sen tebliğ edince insanlar duydukları vahiyden sorumludur. Duydukları vahiyle kendi kendilerini eğitmekten sorumludur. Unutma! Sen onların üzerinde bekçi değilsin! Senin görevin güzel bir üslupla insanlara açıklamaktır. Gerisi insanlara kalmıştır. Sakın bunu unutma! İyilik için bile olsa kimseye baskı yapma! İnsanlara baskı kurarak zorbalık yapma!
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Mürselât, sonra Beled indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla