Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Bu sure, adını birinci ayette geçen “murselât” kelimesinden almıştır.“Gönderilenler” anlamına gelen “el-mürselât” kelimesi ile başladığı için sure bu adı almıştır. Müfessirler, “gönderilenler”den maksadın, âlemin idaresi ile görevli bir kısım melekler veya rüzgârlar yahut peygamberler yahut da Kur’an ayetleri olabileceğini belirtmişlerdir.)
Nüzul Zamanı: Surenin konusundan, Mekke döneminin başlarında nazil olduğu anlaşılmaktadır. Bundan önceki iki sure olan Kıyamet ve Dehr Sureleri ile, sonraki iki sure olan Nebe’ ve Naziat Surelerini birleştirerek okursak, Mürselât da dahil bütün bu surelerin aynı dönemde nazil olduğu sonucuna varırız. Mürselât Suresi, aynı konuyu çeşitli açılardan Mekke’lilerin zihinlerine yerleştirmek istemiştir.
Konu: Bu sure, kıyamet ve ahiretin varlığını ispat etmeyi esas alır. Ayrıca bu gerçekleri inkar ya da ikrar edenlerin sonunun ne olacağı hakkında bilgi verilmektedir. İlk yedi ayette rüzgarlara yemin edilmesi, Kur’an ve Hz. Muhammed’e (s.a) kıyamet hakkında verilen bilginin gerçek olduğuna, bunun yanısıra kıyametin muhakkak vukubulacağına dikkat çekmek içindir. Kıyametin gerçekleşmesinin delili, yeryüzünde hayret verici bir nizam kuran Kadiri Mutlak’ın bundan aciz olmadığıdır. Apaçık hikmete dayanan bu nizam, ahiretin muhakkak gerçekleşeceğine şehadet etmektedir. Çünkü hikmet sahibi olan Allah, hiçbir şeyi maksatsız ve abes yere yaratmaz. Eğer ahiret olmasaydı bütün kainat anlamsız olurdu.
Mekkeliler tekrar tekrar “kıyamet dediğin şeyi getir, ne zaman gelecek?” diyorlardı.
Kur’an, 8. ayetten 15. ayete kadar Mekkelilerin bu talebini zikretmeden, kıyametin bir oyun olmadığını, dolayısıyla her maskaranın isteği ile hemen gerçekleşmeyeceğini belirtmiştir.
Kıyamet günü, bütün insanlığın yaptıklarının ceza ve mükafat günüdür. Bu nedenle Allah belli bir gün tayin etmiştir. O gün, ancak kararlaştırılmış anda gelecektir. Kıyamet günü ile alay eden kafirler, o korkunç olayla karşılaştıklarında dehşete kapılacaklardır. O gün, kıyamet hakkında kendilerine bilgi getiren ancak yalanlanan Rasuller, Allah’ın huzurunda onların sonlarına şehadet edeceklerdir. O zaman kafirler sonlarını, felaketlerini kendi elleriyle hazırlamış olduklarını bileceklerdir.
Kur’an, 16. ayetten 28. ayete kadar sürekli, kıyamet ve ahiretin vuku ve gerekliliği hakkında deliller vermiştir. İnsanlığın doğuşu, tarihçesi ve üzerinde hayat sürdüğü yeryüzünün mahiyeti, kıyametin geleceğine ve ahiretin vukuunun da mümkün olduğuna şehadet etmektedir. Bu, Allah’ın hikmetinin gereğidir. İnsanlık tarihi, çeşitli milletlerin, ahireti inkar ettikleri zaman bozguna uğradıklarına ve helak olduklarına şahittir. Buradan şu anlamı çıkarmak mümkündür. Bir milletin tutumu ahiret inancına ters ise, o milletin durumu, kör bir insanın dikkatsiz şekilde karşıdan gelen trene doğru koşması gibidir. Bu insanın sonu nasıl olacaksa söz konusu milletin de sonu öyle olacaktır. İşte ahiret böyle bir gerçekliktir. Ayrıca bu kainatta sadece tabiat kanunu (Phsical laws) geçerli değil, aynı zamanda ahlâkî kanun da (moral laws) yürürlüktedir. Aslında bu dünyada da ceza ve mükafaat gerçekleşebilir. Ancak bunun kendiliğinden ve mükemmel bir şekilde vukubulması beklenemez. Bu nedenle, kainatın ahlâkî kanununun gereği olarak, iyilik ve kötülüğün gerçek karşılığının verileceği ahiret olayının gelmesi gerekir. Dünyada bazıları mükafattan mahrum kalmış ya da cezadan kurtulmuşsa bile sonradan adalet gerçekleşmelidir. Onun için ölümden sonra bir hayat daha olmalıdır. Eğer bir kimse aklını tamamen kaybetmedi ise ve ayrıca dünyadaki doğuşunu düşünürse, kendisini hakir bir nutfeden yaratarak mükemmel hale getiren Allah’ın, insanı tekrar diriltmesinin imkanını inkar edemez.
Yaşantısını sürdürdüğünde ölümden sonra parçalarının kaybolacağı da düşünülemez. Çünkü insanın bütün parçaları toprakta mevcuttur. Aynı toprağın hazinesinden vücut bulur, gelişir, büyür ve sonunda yine toprağın bir parçası olarak geri döner. Onu ilk olarak bu toprağın hazinesinden yaratan Allah, tekrar topraktan diriltmeye nasıl kadir olamaz?
İnsan eğer Allah’ın kudretini düşünürse bu gerçeği inkar edemez.
Yeryüzünde insana bazı yetkiler verilmesini ve bu yetkileri doğru ya da yanlış kullanımının sonunda bir hesap vermesi gerektiğini hikmetle düşünse bu gerçeği inkar edemez. Çünkü yaptıklarının karşılıksız bırakılması hikmete aykırıdır.
Bundan sonra, 28. ayetten 40’a kadar ahireti inkar edenlerin durumu; 41. ayetten 45.’e kadar da sonlarını düzeltmek için gayret gösteren, fikir, akide, amel, yaşayış ve karakterlerini kötülükten uzak tutan, bu dünyada ne kadar yararlı olursa olsun eğer ahiretine zarar verecekse bu tür bir işten uzak duran iman ehlinin durumu açıklanmıştır.
Sonunda ahireti inkar edenlere, Allah’a itaat etmekten yüz çevirenlere; bu geçici dünyayı kendilerine eğlence edinebilecekleri, ama sonlarının çok korkunç olacağı ikaz edilmiştir.
Söze, Kur’an’dan hidayet almayan bir kimseye bu dünyada hiçbir şeyin doğru yolu gösteremeyeceği ile son verilmiştir.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–14
14 ayetMürselât 1
Mürselât 2
Mürselât 3
Mürselât 4
Mürselât 5
Mürselât 6
Mürselât 7
Mürselât 8
Mürselât 9
Mürselât 10
Mürselât 11
Mürselât 12
Mürselât 13
Mürselât 14
وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًاۙ ١ فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًاۙ ٢ وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًاۙ ٣ فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًاۙ ٤ فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًاۙ ٥ عُذْرًا اَوْ نُذْرًاۙ ٦ اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌۜ ٧ فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْۙ ٨ وَاِذَا السَّمَٓاءُ فُرِجَتْۙ ٩ وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْۙ ١٠ وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْۜ ١١ لِاَيِّ يَوْمٍ اُجِّلَتْۜ ١٢ لِيَوْمِ الْفَصْلِۚ ١٣ وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِۜ ١٤
Mushaf
Okunuş
1Velmürselâti ʿurfâ.
2Felʿâṣifâti ʿaṣfâ.
3Vennâşirâti neşrâ.
4Felfâriḳâti ferḳâ.
5Felmülḳiyâti ẕikrâ.
6Uẕran ev nüẕrâ.
7İnnemâ tûʿadûne levâḳi.
8Feiẕe-nnücûmü ṭumiset.
9Veiẕe-ssemâü füricet.
10Veiẕe-lcibâlü nüsifet.
11Veiẕe-rrusülü üḳḳitet.
12Lieyyi yevmin üccilet.
13Liyevmi-lfaṣl.
14Vemâ edrâke mâ yevmü-lfaṣl.
Türkçe Meal
1Andolsun, birbiri ardınca gönderilen elçilere.
2Ortalığı kasıp kavuranlara.
3İlahi mesajı yaydıkça yayanlara.
4Hak ile batılını arasını ayırdıkça ayıranlara.
5Ardından bu ilahi mesajı/Kuran’ı insanlara ulaştıranlara.
6Mazereti veya uyarıyı ulaştıranlara.
7Size vaat edilen mutlaka gerçekleşecektir.
8Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman.
9Gök yarıldığı zaman.
10Dağlar un ufak edildiği zaman.
11Bütün elçiler tanıklık için bir araya toplandığı zaman.
12Bütün bunlar hangi gün gerçekleşecek?
13Yargı ve hüküm/ayırım gününde.
14Peki nedir o hüküm günü sen bilir misin?
Açıklamalı meal
1Andolsun, zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına uygun olarak Peş peşe gönderilenlere, ardada inen ayetlere elçilere ve meleklere. Allah’ın peş peşe gönderip yanlışı ortadan kaldırıp, doğruyu ikame edip yayan, hak ile bâtılı ayıran, öğüt ve uyarılar içeren âyetlerine ve onları getiren meleklere, Hakka çağıranlara yemin olsun ki;
2Ellerinde vahiy mesajları, bir rüzgâr gibi Şiddetle esip, her hayırlı hizmete koşturup inkâr ve şirke ait bütün düşünceleri kökünden koparıp savuranlara. Onlar rüzgârların tohumları etrafa yaydığı gibi gerçekleri etrafa yayarlar. İnsanları gerçeklerle buluştururlar. Hidayetin tohumlarını akıllara kalplere ekerler.
3Ardından hakikat prensiplerini, Rablerinin rahmetini, Allah’ın dinini hakikat ve hayırları korkmadan ve yılmadan, dört bir yana yaydıkça yayanlara. İyiliği gerçekleri yeryüzünün her köşesine ulaştırmak için mücadele verenlere.
4Doğru ile eğriyi, Hak ile batılın arasını kesin hatlarla rahatının ve menfaatinin kölesi ve nefsani arzularının esiri olanlardan uzaklaşıp, Hakkı bâtıldan, sadıkı sahtekârdan, mü’mini münafıktan çok kesin ve keskin biçimde ayırdıkça ayıranlara. Mutlak doğruları ve mutlu oluşumları topluma tanıtanlara, Gönderdiğimiz gerçeklerle yalanları ayırırlar. İnsanların yalan üzerine kurdukları hayatlarını düşüncelerini davranışlarını gerçeklerle karşılaştırırlar.
5Ulaştıkları her yere ve gelecek nesillere hikmet dolu Zikri, vahyi ve öğüt olacak eserleri bırakanlara. Etraflarında olan hiçbir şey nedensiz değildir. İnsan düşünmez mi? Varlıklar arasında bilmedikleri bir denge mevcuttur. Yaratılış yasamızla biz onların bilemeyeceği nice kurallar doyduk. İnsan zanneder ki boşu boşuna dünyaya geldi. Hayır! Andolsun ki insanlara öğüt veren elçilerimiz, gönderdiğimiz ayetler; insanlara gerçeği açıklamaktadır.
6Böylece bu öğüt ve hatırlatmalar hiç kimsenin “bilmiyordum, başka türlü sanıyordum” gibi bir bahanesi ve mazereti kalmasın diye veya tebliğ edilenlere uyarı içindir. Bütün bunlar Allah’a yönelenleri arındırmak veya Allah’ın razı olmadığı işleri yapanları sakındırmak içindir. İnsana ne oluyor ki? Öğüt alacakken isyan ediyor. Üstelik özür de dilemiyor.
7Şüphe yok ki, ey insanlar size vaat edilen zalimlerin hezimeti, mü’min ve müstaz’afların zafer ve hâkimiyeti ve kıyamet haberi, ceza ve hesap gibi tehditler mutlaka gerçekleşecektir. Allah’ın, yanlışı gideren, doğruyu ikame edip yayan, doğru ile yanlışı ayıran, öğüt ve uyarılar içeren kitaplarına ve onları getiren meleklere andolsun ki, size vaad edilen Kıyamet günü mutlaka gelip çatacak. Öğüt almayan insan bilsin ki ayetlerimizle neyi açıklıyorsak hepsi gerçekleşecektir. Onlara ölümden sonra hayat olduğunu göstereceğiz. Hesaba çekeceğimiz gün şaşırmasınlar. İsyanları yüzünden cezalandırıldıklarında bu nereden çıktı demesinler. Onları yeterince uyarıyoruz. Bu Rabbinizden kesin bir uyarıdır. Onların kendi kendilerine; bizim kalbimizde hiçbir kötülük yok, ahiret hayatı olsa da Allah bizi affeder demeleri onları kurtarmaz. Rabbin sadece kalbin temizliğine değil, haramlardan uzaklaşarak emirlerimizi yerine getirenlere değer verir. Rabbin yasalarına göre hayat yaşayanlara değer verir. Kaldı ki insanın yaşamı kalbinin aynasıdır. Yaşamını haramlarla kirletmiş insanların kalbi temiz olmaz. Bilsinler ki onların inkâr ettiği kıyamet mutlaka gelecektir. Arkasından hesap için mizan kurulacak! Bütün insanlar dünya hayatından hesaba çekilecektir. Ne zaman mı? O’nu Allah bilir. Nasıl olacağına gelince onu da şöyle bildirir
8Kıyamet vakti gelip de Yıldızların ışıkları silinip karardığı, söndürüldüğü zaman.
9Gök yarılıp parçalandığı zaman,
10Dağlar yerlerinden sökülüp savurulduğu toz gibi ufalandığı, pamuk gibi atıldığı zaman. İşte o gün gelip çattığında yıldızlar sönecek, gök yarılacak, dağlar un ufak olup dağılacaktır.
11Peygamberlerin tebliğleri ile ilgili ümmetlerine aleyhine veya lehine şahitlik için, herkesin İlahi mahkemeye çıkarıldığı belli bir vakitte bir araya getirildiği zaman vaat edilen kıyâmet gerçekleşmiş olacaktır. Resuller biz insanlara böyle bir din açıklamadık dedikleri anda insanlar kaybeder. Resullerin tebliğ ettiği dine uyanlar ise kazananlardır.
12Ey kâfirler, şimdi anladınız mı bu kıyamet: Bu şahitlik hangi gün için ve şimdiye kadar niye ertelenmişti? Şimdilik hesap gününü erteledik. İnsanlara fırsat verdik. Verdiğimiz fırsatı değerlendiremediler. İşte o gün ertelenen gündür. Onlar ertelediğimiz için hesap gününü yok zannettiler. Öylesine yaşayıp öleceklerine inandılar. Tekrar diriltileceklerine inanmadılar. Hâlbuki onlara rüzgârlarımızdan örnekler verdik. Rüzgârların tohumları, polenleri nasıl taşıdığından, doğanın tekrar diriltilmesinde nasıl pay sahibi olduğundan söz ettik. Akıl etmediler. Düşünmediler. Yaptıkları sadece inkârdı.
13Mü’mini müşrikten, haklıyı haksızdan ayıran ve mükâfata nail olanla cezaia müstahak olanların muhakeme ile ayırt edileceği karar günü yani hüküm günü gelmiştir. Bu hüküm gününden kurtuluş yoktur.
14Resûlüm! Sen zıtların birbirinden ayrıldığı Karar ve hüküm gününün ne olduğunu bilir misin? İşte bunlar Kıyamet Günü’nün hemen ardından Hesap Günü gerçekleşecek. Elbette birçoğunuz, uyarıldığınız Hesap Günü’nün önemini ancak O Gün anlarsınız.
İlgili ayetler
Ayet 15–19
5 ayetMürselât 15
Mürselât 16
Mürselât 17
Mürselât 18
Mürselât 19
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ١٥ اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّل۪ينَۜ ١٦ ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاٰخِر۪ينَ ١٧ كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ ١٨ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ١٩
Mushaf
Okunuş
15Veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
16Elem nühliki-lʾevvelîn.
17Ŝümme nütbiʿuhümü-lʾâḫirîn.
18Keẕâlike nefʿalü bilmücrimîn.
19Veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Türkçe Meal
15Bu uyarılar karşısında yalana sarılanların o gün, vay haline!
16Biz öncekileri helak etmedik mi?
17Daha sonra gelen sizin gibileri de bu kervana katarız.
18İşte biz suçlulara hep böyle yaparız!
19Bu uyarılar karşısında yalana sarılanların o gün vay haline!
Açıklamalı meal
15Hüküm günü: Herkesin amel defterinin açıldığı, doğrunun yanlıştan, haklının haksızdan ayrıldığı gündür. O gün, kıyamet ve ahireti ve bütün bunları haber veren peygamberleri inkâr edenlerin, Dünya hayatında, bu gerçekle karşılaşacakları uyarısı yapıldığı halde, dikkate almayıp yalanlayanların ve ona hazırlık yapmayanların, hayatı Allah’ın Rabliği ve ilahlığını örterek, kendi keyfî istekleri doğrultusunda yaşayanların vay haline ki onlar çok çekecekler.
16Müşrikler hiç ibret almazlar mı? Biz bunlardan önce de gerçeği yalanlayıp yok sayanları, peygamberleri inkâr edenleri, Âd, Semûd ve Firavun kavmi gibi nice toplumları, nice ülkeleri helâk etmedik mi? İnkâr edenler uyarılarımıza gülüp geçiyor. Hâlbuki görmüyorlar mı? Arkalarında hesap günü kendilerine yarayacak hiçbir şey bırakmıyorlar. Hiç düşünmüyorlar mı? Açıklanan gerçekleri neyine güvenerek inkâr ediyorlar.
17Eğer bu yaşanmış örneklerden ders almazlarsa, inkârcı Kureyş gibi, ısrarla hakkı inkâr edenlerden sonra arkadan gelen azgın ve sapkın takipçilerini de ekleyip onların peşlerine takacağız ve cezalandıracağız. Şimdi, ey çağdaş kâfirler, sizin sonunuz onlarınkinden farklı mı olacak? Unutmayın ki sizden sonrakilere sizleri örnek göstereceğiz. İnkâr edenlerin haline bakın diyeceğiz. Sonraki nesillere sapkınlığınız, inkârınız, şımarıklığınız anlatılacak. Hiç birinizin kurtuluşu olmayacak!
18İşte biz İslâm’a planlı cephe alarak, Müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsilere, günahkârlara suçlulara böyle yaparız, zalimlerin hadlerini bildiririz. Yeryüzünde yaşarken uyarılarımıza karşı gelenlere böyle yaparız. Onlar kendi aralarında “Bize bir şey olmaz!” derler. İnananlara karşı gülüp geçerler. “Boş şeyler bunlar, dünyayı yaşamaya bakalım!” derler. “Biz kefiliz! Ne size ne bize bir şey olmayacak!” derler. Böylece suçlarını sürekli artırırlar. Biz de onları kıyamete yaklaştırırız. Onların kıyameti gelince geri dönüşleri yoktur. Onlar şöyle mi zannediyor? Her insanın başına mutlaka dünyayı yok eden kıyamet gelecek! Hayır! Dünyanın sonu gelmeden ölen herkesin kıyameti ölümünden ibarettir. İnsanın ölümü gelince dünyasının sonu gelmiştir.
19O gün, bu hakikatleri “geçmişin masalları” diyerek geçmişten ders almayan yalancıların, peygamberleri kitabı ve hesabı yalanlayanların , Allah’ın davetinden yüz çevirip azaba müstahak olanların vay haline! Gör ki neler ederiz!
İlgili ayetler
Ayet 20–24
5 ayetMürselât 20
Mürselât 21
Mürselât 22
Mürselât 23
Mürselât 24
اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۙ ٢٠ فَجَعَلْنَاهُ ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۙ ٢١ اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍۙ ٢٢ فَقَدَرْنَاۗ فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ ٢٣ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ٢٤
Mushaf
Okunuş
20Elem naḫlukküm mim mâim mehîn.
21Feceʿalnâhü fî ḳarârim mekîn.
22İlâ ḳaderim maʿlûm.
23Feḳadernâ. feniʿme-lḳâdirûn.
24Veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Türkçe Meal
20Biz sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
21Ve onu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
22Belirli bir kadere/süreye kadar.
23Bütün bunları biz düzenleyip takdir ettik. Ne muhteşemdir bizim takdir ve düzenimiz.
24Bu gerçek karşısında yalana sarılanların o gün vay haline!
Açıklamalı meal
20Ey inkârcılar topluluğu! Sizi dayanıksız basit bir sudan yani hakir gördüğünüz meni damlalarından yaratmadık mı? İndirdiğimiz gerçekleri yalanlayan insan hiç düşünmez mi? Bebeklikten kurtulup gücünüze ulaştığınızda kibrinizden yanınıza varılmıyor. Şımarıklık yaparak kendinizi bir şey zannediyorsunuz. Hâlbuki yaratıldığınız su dayanıksızdır, basittir.
21Ardından onu mükemmel şekilde korunup gelişimini tamamlayacağı sağlam bir yer olan ana rahmine yerleştirdik ve sakladık.
22Ve doğum için planlanan her geçen gün gelişip büyüyen bu cenini, belli bir süreye kadar rahimde muhafaza ettik. Sizin yaratılışınızı basit bir sıvıdan başlatıp, önceden belirlediğimiz bir süreliğine annenizin karnında koruyup, geliştirerek nimetlerle donattık.
23Biz o insanı belli bir ölçüye göre yarattık. Yaratılışın her aşamasını en ince ayrıntılarına varıncaya kadar hesapladık. İşte biz buna güç yetirdik. Biz ne güzel güç yetireniz. Bütün bunları ilim ve kudretimizle gerçekleştirdik. Evet, yarattığımız her insanı 80-90 yıl kendiliğinden çalışacak harika bir fabrika gibi kurgulamaktayız. Bütün bunlara gücümüz yetmiştir. Elbette öldükten sonra sizi tekrar diriltiriz. Sizi yeniden diriltmeye de gücümüz yeter.
24O gün Allah’ın daveti, Kur’ân’ı, peygamberleri, öldükten sonra dirilmeyi, bunca açık mucizeleri, yaratılışa ait bu muhteşem delilleri inkâr edenlerin yalanlayanların Kıyamet Günü vay haline!
Ayet 25–28
4 ayetMürselât 25
Mürselât 26
Mürselât 27
Mürselât 28
اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتًاۙ ٢٥ اَحْيَٓاءً وَاَمْوَاتًاۙ ٢٦ وَجَعَلْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَٓاءً فُرَاتًاۜ ٢٧ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ٢٨
Mushaf
Okunuş
25Elem necʿali-lʾarḍa kifâtâ.
26Aḥyâev veemvâtâ.
27Veceʿalnâ fîhâ ravâsiye şâmiḫâtiv veesḳaynâküm mâen fürâtâ.
28Veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Türkçe Meal
25Biz yeryüzünü yurt/toplanma alanı yapmadık mı?
26Hem dirilere hem ölülere.
27Orada yüksek dağlar yerleştirip, oradan size tatlı sular içirmedik mi?
28Bu nimetler karşısında yalana sarılanların o gün vay haline!
Açıklamalı meal
25Biz yeryüzünü canlılar için bir toplanma ve barınma yeri kılmadık mı?
26Diriler ve ölüler için, ebedi cenneti kazanma fırsatları sunmadık mı? Yerin üstünü yaşayanlara, altını ölülere toplanma mekânı yapmadık mı?
27Yeryüzünde yüksek sabit sapasağlam sarsılmaz dağlar var etmedik mi? O dağların bir kısmını su deposu yaptık ve oradan size tatlı bir su içirmedik mi?
28O gün, bu mükemmel nizamdan yararlanmasına rağmen, Allah’ın insana önerdiği nizamdan yüz çevirenlerin, bütün bu nimetleri, kıyâmeti Kur’an’ı ve kulluk sorumluluklarını şükretmeyip yalanlayanların vay haline!
Ayet 29–30
2 ayetMürselât 29
Mürselât 30
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى مَا كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَۚ ٢٩ اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذ۪ي ثَلٰثِ شُعَبٍۙ ٣٠
Mushaf
Okunuş
29İnṭaliḳû ilâ mâ küntüm bihî tükeẕẕibûn.
30İnṭaliḳû ilâ żillin ẕî ŝelâŝi şuʿab.
Türkçe Meal
29Haydi artık yalan deyip de inanmadığınız şu azaba doğru yürüyün bakalım.
30Yürüyün bakalım şu üç kola ayrılmış karaltıya doğru!
Açıklamalı meal
29O gün inkârcılara, Dünya hayatlarında Allah’ın davetini kabul etmeyip, Allah’tan başka ilahlar edinerek yaşamış olanlara, şöyle denilecek: “Ey kâfirler! Haydi o Baştan beri Yalanlamakta olduğunuz cehennem azabına doğru gidin. Ve ahiretin gerçek olduğunu anlayın.
30Oraya gittiğinizde ilk arayacağınız bir gölgelik olacak. Haydi kâfirler, zalimler ve münafık kimseler için hazırlanmış, kapkara bulutlar gibi aldatıcı, Üç kola ayrılmış bir gölgeye yani azap ve alev bölgesine gidin. Uyarılmanıza rağmen, yalan saymanızın bedeli olarak yürüyün bakalım şu uzaktan gördüğünüz boğucu, kara dumanları yükselen üçe ayrılmış cehenneme.” denilecek.
Ayet 31–34
4 ayetMürselât 31
Mürselât 32
Mürselât 33
Mürselât 34
لَا ظَل۪يلٍ وَلَا يُغْن۪ي مِنَ اللَّهَبِۜ ٣١ اِنَّهَا تَرْم۪ي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِۚ ٣٢ كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌۜ ٣٣ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ٣٤
Mushaf
Okunuş
31Lâ żalîliv velâ yugnî mine-lleheb.
32İnnehâ termî bişerarin kelḳaṣr.
33Keennehû cimâlâtün ṣufr.
34Veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Türkçe Meal
31O bir gölgelik değildir sizi alevlerden koruyamaz.
32Bilakis o hurma kütüğü gibi kıvılcımlar saçar.
33Onların her biri hoplayan sarı develer gibidir.
34Bu tehdit karşısında yalana sarılanların o gün vay haline!
Açıklamalı meal
31Ki orası öyle bir duman ki O ne gölge verir ne serinletir ne de alevden ateşten korur. Gölge vermez, aleve karşı bir fayda etmez
32Şüphesiz o kocaman yanan ateş etrafa saray büyüklüğü gibi devasa kıvılcımlar saçar. Gölgeliklerden cehennem kıvılcımları yükselir. Siz onları sarayların ışıltısı zannedersiniz.”
33O alevler ve kıvılcım sanki çıldırmış hurma kütükleri, sürü halinde havada iz bırakan sapsarı halat gibidir.
34O gün, cehennemle uyarılmış olmalarına rağmen aklını kullanmamış olanların, hesap gününü, Kur’an’ı, peygamberleri ve onların yoluna çağıranları yalanlayanların vay haline!
Ayet 35–37
3 ayetMürselât 35
Mürselât 36
Mürselât 37
هٰذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَۙ ٣٥ وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ٣٦ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ٣٧
Mushaf
Okunuş
35Hâẕâ yevmü lâ yenṭiḳûn.
36Velâ yüʾẕenü lehüm feyaʿteẕirûn.
37Veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Türkçe Meal
35O gün yalana sarılanların konuşamayacakları gündür.
36Onlara mazeret beyan etmek için bile izin verilmez.
37Bu gerçek karşısında yalana sarılanların o gün vay haline!
Açıklamalı meal
35Bu, onların hakka karşı direnenlerin ateşi görür görmez korkudan yalan konuşamayacakları ve dillerinin tutulduğu bir gündür. Bugün, kâfirlerin mantıklı bir cevap vermek için konuşacak söz bulamayacakları bir gündür. Hesap günü sadece gerçekleri söylemeniz emredilmiştir. Aklınız kalbiniz yalan söylemek istese de diliniz yalana dönmez. Dünya hayatında yaşadığınız bütün gerçekleri kendi diliniz söyleyecektir.
36Son pişmanlığın fayda vermediği için kendilerine izin verilmez ki sözde yalan yanlış özür bildirsinler. Peygamberlerin Allah adına yaptıkları daveti reddedip inanmayanlara, “Bugün bedel ödeme günüdür.” denilip af dilemek için konuşmalarına da izin verilmeyecektir. Çünkü burası dünya değil. Dünyadaki her yalanınız, her bahaneniz sapsarı ateşten halatlar olarak sizi yakalar.
37Hesap günü ayetlerimizi inkâr edenlerin, dünyada İslam ahkâmını ve ahiret hesabını yalanlayanların vay haline!
Ayet 38–40
3 ayetMürselât 38
Mürselât 39
Mürselât 40
هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِۚ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّل۪ينَ ٣٨ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَك۪يدُونِ ٣٩ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ۟ ٤٠
Mushaf
Okunuş
38Hâẕâ yevmü-lfaṣl. cemaʿnâküm velʾevvelîn.
39Fein kâne leküm keydün fekîdûn.
40Veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Türkçe Meal
38İşte bu, yargı ve hüküm günüdür. Bakın sizi ve öncekileri de bir araya topladık.
39Haydi azaptan kurtulmak için bir planınız varsa hemen uygulayın da görelim!
40Bu gerçek karşısında yalana sarılanların o gün vay haline!
Açıklamalı meal
38Rabbimiz buyuracak: İşte bu haklı ile haksızın ayırt edileceği, bütün ihtilafların, anlaşmazlıkların nihai karara bağlanacağı ve ilâhî adâletin tüm ihtişamıyla tecelli edeceği hüküm ve Karar günüdür. Bugün, hiçbir pişmanlığın fayda vermeyeceği, gelip geçmiş tüm müşrik ve kâfirlerin bir araya toplandığı gündür. Sizi ve önceki ümmetlerden olan öncekileri bütün bir hayatın hesabını vermek için bu mahkemede bir araya toplamışızdır. Adil bir yargılama yapılacak, kimse elimizden kurtulamayacaktır. İşte o gün! İnkâr edenlerle iman edenler, yalancılarla dürüstler ayrılır. Zalimler mazlumlardan ayrılacaktır. Her mazlumun hakkı zalimlerden tek tek alınacaktır.
39O Gün, Allah, kâfirlerin ne kadar âciz bir durumda olduklarını, kendilerine göstermek üzere şöyle buyurur: Dünyada başınızın sıkıştığı her yerde ayak oyunları ile paçayı kurtarıyordunuz. Haydi ey kâfirler ve zalimler, dünyadayken mazlumları kandırmak ve İslâm’ın sesini susturmak için bin bir türlü entrikalarla zulüm ve haksızlıkları mazur göstermeye çalışan sizler, eğer azabımdan ve bu mahkemeden de yakanızı kurtulmak için yapacağınız bir hileniz, bir kurtuluş planınız varsa haydi hiç durmayın hemen bana hile yapın da azaptan kurtulun, görelim bakalım. Hak ettiğiniz bu azaptan kurtulabilmek için bütün gücünüzü ortaya koyun bakalım, faydası olacak mı? Kâfir ve zalimlerin, işi gücü hilekârlık, riyakârlık ve münafıklıktır. Bunların huyu çifte standarttır. Mert ve dürüst davranmazlar. Bunlar kötü niyetlerini “barış, kardeşlik, demokrasi, insan hakları” gibi yaldızlı kılıflarla sarmalayıp topluma yutturmaktadır. Ahirette bu tavırları kendilerine hatırlatılacaktır. Dünyada birbirinizi şahit göstererek kandırıyordunuz. Üstelik birbirinizi saptırıyordunuz. Bilmediğiniz konularda fikirler, teoriler üreterek ayetlerimizi inkâr ediyordunuz. İspatlanmamış teorilerinize, maddi imkânlarınıza, mevkilerinize, makamlarınıza, siyasi egemenliklerinize güvenerek ayetlerimizi inkâr ediyordunuz. Her türlü hileyi her türlü tuzağı kuruyordunuz. Haydi! Burada da kurun hilenizi, tuzağınızı bakalım işe yarayacak mı? Burada hileleriniz tuzaklarınız işe yaramaz.
40O gün, hakikatleri, Dünya’da iken Kur’an’ın hüküm ve haberlerini, Resulullah’ın öğüt ve öğretilerini gerçekleri yalanlayanların vay haline!
Ayet 41–45
5 ayetMürselât 41
Mürselât 42
Mürselât 43
Mürselât 44
Mürselât 45
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي ظِلَالٍ وَعُيُونٍۙ ٤١ وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ ٤٢ كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـًٔا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٤٣ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ٤٤ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ٤٥
Mushaf
Okunuş
41İnne-lmütteḳîne fî żilâliv veʿuyûn.
42Vefevâkihe mimmâ yeştehûn.
43Külû veşrabû henîem bimâ küntüm taʿmelûn.
44İnnâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
45Veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Türkçe Meal
41Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise gölgeler ve pınar başlarında olacaklar.
42Arzu ettikleri her meyveyi hazır bulacaklar.
43Dünyada yapıp ettiklerinize karşılık yiyin, için afiyet olsun.
44Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
45Bu gerçek karşısında yalana sarılanların o gün vay haline!
Açıklamalı meal
41Davet edildikleri yaratılış sebepleri olan Allah merkezli hayat nizamına iman edip onu yaşamak üzere bütün güçleriyle gayret edenlere gelince. Şüphesiz Allah’a sığınıp, günahlardan arınıp azaptan korunanlar, yaşamını Allah’ın ilkelerine, Allah’ın yasalarına göre kuranlar, dürüst ve erdemli bir hayat yaşayarak kötülüklerden sakınmaya çalışan takva sahipleri ise cennetlerdeki serin gölgelerde ve pınar başlarındadırlar Onlar Allah’ın emrettiği tevhit ilkesinden asla sapmamışlardır ve hayatlarını dünyaya satmamışlardır. Dünyalıklara dalıp siyasi, ekonomik, sosyal çıkar peşinde koşmamışlardır. Allah’ın yasalarıyla hayatlarını yaşamak için onurlu bir şekilde mücadele vermişlerdir.
42Ve canlarının çektiği meyveleri hazır bulacaklardır. Canlarının çektiği her türlü nimetlerin içinde olacakları bir hayatla ödüllendirecek ve onlara, “Bunlar dünya hayatınızdaki amellerinize karşılık Rabbinizin ikramıdır.” denilecek.
43Onlar, artık Allah’ın ebedi misafirleridir. Ev sahibi Allah tarafından bu cennetliklere şöyle denilir: Dünyada iken Yapmakta olduklarınıza, bilinçli ve sâlih amellere karşılık bugün dilediğiniz yerde, dilediğiniz kadar afiyetle yiyin ve için denilecektir. Onlara; “Dünya hayatında kötülük etmediniz. Rabbinize isyan etmediniz. Tüm olumsuz şartlarda, üstelik her türlü zorluklara karşı çıkarak, Rabbinize inandınız, kurallarına uydunuz, yasalarına göre hayat yaşadınız. İnanmayanlar ve riyakârlar sizlerle alay ederken, sizler onları dinlemediniz. Bugün sizlere Rabbiniz cevap veriyor. Sizler Rabbinizin ebedi konuklarısınız. Burada Rabbinizin nimetlerinde sınır yoktur!” denilir.
44Elbette İşte biz iyilik edenleri, iman edip, salih amel işleyen ihlâslı kullarımızı, Rabbine inanıp emirlerimizi yerine getirenleri, Rabbinin yasalarına göre hayatını yaşayan Müslümanları böyle mükâfatlandırırız.
45O gün, dünyada bu âyetleri duyduğu halde Kur’an’ın hüküm ve haberlerini ve Hakk davetçilerini, cennet nimetlerini yalanlayanların, bu gerçek karşısında yalana sarılanların vay haline!
İlgili ayetler
Ayet 46–47
2 ayetMürselât 46
Mürselât 47
كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَل۪يلًا اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ ٤٦ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ٤٧
Mushaf
Okunuş
46Külû vetemetteʿû ḳalîlen inneküm mücrimûn.
47Veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Türkçe Meal
46Bir süre daha nimetlerinden faydalanın sefanızı sürün bakalım. İyi bilin ki siz suçlusunuz!
47Bu uyarılar karşısında yalana sarılanların o gün vay haline!
Açıklamalı meal
46Ey gerçeğe davetten yüz çevirenler, kitabı ve peygamberleri yalan sayıp, inkâr edenler! Cehennemi hak etmiş kimseler olarak şu geçici dünya hayatının nimetlerinden şimdilik yiyin ve biraz daha sefa sürüp yararlanın. Gerçek şu ki ne yaparsanız yapın, bir gün mutlaka ölecek ve her nimetin hesabını vereceksiniz. Eğer bu dünyada günahlarınıza tövbe etmezseniz, ahirette onların cezasını çekeceksiniz. Çünkü sizler günahkâr suçlularsınız ve yakında göreceksiniz. İşte biz; azgınlara, gerçekleri yalanlayanlara, yeryüzünde yaşamak için az bir süre verdik. Onlar dünya hayatı çok uzun sanıyorlar. Yaşadıkları hayatın gerisine baksınlar, ne görecekler? Yaşayacakları hayat onlara çok mu geliyor? Onların ahirette yaşayacağı hayatın yanında dünya hayatının adı bile anılmaz. Onlar kendilerine verdiğimiz süreyi kullanıyorlar. Sanıyorlar ki yaptıkları her kötülük yanlarına kalacaktır. Bırak onlar öyle sansınlar. Bugüne kadar yalanlarıyla oyalanıp kandıkları gibi, bundan sonrada oyalanıp kendilerini kandırsınlar.
47O gün, bunca uyarıya rağmen yanlışta ısrar edenlerin, lütuf ve nimetlerimi, ölüm sonrası dirilişi yalanlayanların tövbe etmeden gelenlerin vay haline!
Ayet 48–49
2 ayetMürselât 48
Mürselât 49
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ ٤٨ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ٤٩
Mushaf
Okunuş
48Veiẕâ ḳîle lehümü-rkeʿû lâ yerkeʿûn.
49Veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Türkçe Meal
48– Onlara gelin Allah’a boyun eğin, denildiği zaman buna yanaşmıyorlardı.
49Bu uyarılar karşısında yalana sarılanların o gün vay haline!
Açıklamalı meal
48Ahiretteki akıbetlerini gösteren bu âyetlerden sonra onlara: ” dünyada “Gelin Allah’ın davetine boyun eğip teslim olun Rükû edin“, Şirk koşmaksızın, yalnızca Allah’a, Hakka ve tevhide yönelin, saygıyla Allah’ın emirlerine itaat ederek, İslâmî sorumluluklara, ibadetlere, cemaate, faaliyetlere katılın, henüz fırsat varken, iman edenlerle birlikte siz de Allah’a iman edin O’nun huzurunda saygıyla eğilenlerle birlikte siz de eğilin dendiğinde buna yanaşmaz ve rükû edip eğilmezler. Hakka ve tevhide yönelmezler, itaat etmezler, saygı göstermezler, eğilmeyi gururlarına yediremezler. İslam’ın hükümlerine boyun eğmezler. Biz onlara demiştik ki; “Ancak Allah’ın huzurunda eğilin! Allah emir sahibi olarak bütün emir verenlerden üstündür. Allah’ın emirleri bütün emirlerden üstündür. Allah’ın yasaları bütün yasalardan üstündür. Allah’ın emrettiği yaşama düzeni bütün yaşama düzenlerinden üstündür. Allah’ın üstünlüğünü kabul edin! Allah’ın emirleri, Allah’ın yasaları, Allah’ın düzeni önünde eğilin! Başkaldırmayın! İsyan etmeyin! İnkâr etmeyin!” Onlar ne yaptı? Önce çıkarları önünde eğildiler. Sonra Rabbinin dışında korktukları her şeyin önünde eğildiler. Onların tek bildiği kendilerinden güçlü birini gördüklerinde önlerinde eğilmekti. Zayıf gördüklerine boyun eğdirmekti. Onların yaptığı ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Onların yaptığı güçlünün yanında eğilmek, çaresizin yanında diklenmektir. Hâlbuki onlara ne demiştik? Önünde eğilmek için güçlü arıyorsan, yaratılan varlıkların hiçbiri Allah’tan güçlü değildir. Gerçeğin karşısında eğilmek istiyorsan, Allah’ın ayetlerinden başka hiçbir bilgi gerçek değildir. Hükmün karşısında eğilmek istiyorsan, Allah’ın hükmünden başka hiçbir hüküm adil değildir. Yasaların önünde eğilmek istiyorsan, Allah’ın yasalarından başka hiçbir yasa üstün değildir. Onlar buna inanmadılar. İnkârlarıyla azdılar, şımardılar. Kendileri gibi insanların ürettikleri ilkelerin yasaların önünde eğildiler. İnsanların ilkelerini yasalarını baş tacı yaptılar. Böyle yaparak ilke koyan, yasa koyan insanları ilahlaştırıp onlara taptılar. Hâlbuki ilahlaştırıp taptıkları bizim yarattığımız, kendileri gibi aciz, eksik insanlardı!
49O gün, kıyameti, ahireti ve Kur’ani hakikatleri, Allah’ın hükümlerini, kibirleri nedeniyle yapılan bütün uyarıları yalanlayanların vay haline!
İlgili ayetler
Ayet 50
1 ayetMürselât 50
فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ ٥٠
Mushaf
Okunuş
50Febieyyi ḥadîŝim baʿdehû yüʾminûn.
Türkçe Meal
50Peki onlar bu Kuran’a inanmayacaklar da bundan sonra hangi hadise inanacaklar?
Açıklamalı meal
50Bu müşrik ve kâfirler, Ortada sözlerin en güzeli Kur’an varken, o sözleri en güzel şekilde hayata geçirmiş bir Peygamber örneği varken, bu hakikatleri yalan sayan inkârcılar, hakikati tüm açıklığıyla ortaya koyan bu ayetlere inanmıyorlarsa, Artık Allah’ın Kur’an ile bildirdiği âyetlerden başka hangi söze hangi hadise inanacaklar ve huzura erecekler. Andolsun ki ayetlerimizde her konuyu bütün gerçekleriyle açıklıyoruz. Anlattığımız gerçeklere inanmıyorlarsa hangi gerçeğe inanacaklar? Okunan ayetlerimiz gerçeklerden başka söz etmez. Kur’an’a inanmayanlar, Kur’an’da anlatılan gerçekleri inkâr edenler, sadece kendi yalan yanlış yorumlarına inanırlar. İnandıkları yalanlar, inandıkları yorumlar hesap günü ateşten halatlar olur. Ateşten halatlar onları yakalar cehennemin ortasına atar.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Hümeze, sonra Kaf indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla