Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Surenin ilk kelimesi olan “Ez-Zariyat”dan alınmıştır. Zariyat kelimesiyle başlayan sure anlamına gelir.
Nüzul Zamanı: Konular ve ifade tarzından açıkça anlaşılmaktadır ki bu sure, Hz. Peygamber’in (s.a) İslam’a daveti karşısında yalanlama, alaya alma ithamlarının büyük boyutlara ulaştığı, zulüm ve işkence değirmeninin henüz dönmeye başladığı bir dönemde nazil olmuştur. Bu bakımdan bu surenin de Kaf Suresi’nin nazil olduğu dönemde indiği anlaşılmaktadır.
Konu: Büyük bölümü Ahiret konusundadır. Sonunda Tevhid inancına çağrı yapılmaktadır. Bununla birlikte Hz. Peygamber’in (s.a.) sözlerine inanmamanın ve kendi cahilce (ahmakça) düşüncelerinde ısrar etmenin bu tutumu benimseyen kavimlerin nasıl mahvolduğu insanlara hatırlatılmaktadır.
Ahiret hakkında bu surenin küçük fakat son derece anlamlı ayetlerinde anlatılanlar şunlardır: “İnsan hayatının sonu hakkında insanların çeşitli inançları kendiliğinden açık bir şekilde görüşler getirememekte, aksine hiçbir ilmi dayanakları olmaksızın tahminle ve benzetmelerle bir takım görüş ve nazariyelere dayandığını ispat etmektedir.”
Biri, öldükten sonra hayat yoktur demekte, diğeri ölümden sonra hayata inanmakta fakat bunun tenasüh (öldükten sonra ruhun başka bir varlığa geçerek yaşamaya devam etmesi) şeklinde olduğunu iddia etmekte, bir diğeri ahiret hayatını, ceza ve mükafatı kabul etmekte fakat amellerin (davranışların) cezasından kurtulmak için binbir çeşit kurtarıcılar araya sokmaktadır. Böyle büyük ve çok önemli bir konuda insanın, kanaat, görüş ve akidesinin yanlış olması bütün hayatını yanlış yola itecek ve geleceğini de mahvedecektir. İlmi gerçeklere dayanmadan sadece tahmin ve kıyaslara dayanan bir inanç kurmak çok büyük bir ahmaklıktır. Bu durum, bir kimsenin çok büyük bir yanlış anlayış sonucu bütün ömrünü kör bir gaflet içinde geçirip öldükten sonra aniden hiç hazırlıklı olmadığı bir olayla karşılaşması demektir. Böyle konular hakkında doğru kanaat elde etmenin tek bir yolu vardır. O da insanların ahiret hakkında Allah’tan vahiy yoluyla elde ettikleri bilgiyi dikkatle incelemeleridir. Yeryüzü ve gök düzenine hatta kendi varlığına dikkatle bakarak bunları basiretle incelediği takdirde, bu bilginin doğru olduğunu ispat eden delilleri her yerde görecektir. Bu arada rüzgar ve yağmur düzeni, yeryüzünün yaratılışı ve oradaki diğer (bütün) mahlukları, insanın kendi varlığını, gökyüzünün yaratılışı ve dünyanın bütün çift olarak yaratılan varlıkları, ahiretin birer ispatı olarak öne sürülmüşlerdir. Ve insanlık tarihi de kainat düzeninde yapılan herşeyin bir karşılığı olduğunu gösteren örneklerle doludur. Kur’an’da bunlar seçilerek belirtilmiştir.
Daha sonra insanlar tek Allah’a inanmaya çağrılarak kısa bir ifade ile buyurulmuştur ki: Allah sizi başkalarına kulluk için değil, ancak kendisine kulluk etmeniz için yaratmıştır. O, gıdasını sizden alan ve yardımınız olmadan ilahlığını sürdüremeyen uydurma mabutlarınız (putlar) gibi değildir. O, herkese rızık veren ilahtır, hiç kimseden rızık istemeye muhtaç değildir. O’nun ilahlığı kendi gücüyle kaimdir.
Bunlar arasında şu da belirtilmiştir ki; peygamberlere her ne zaman karşı konulmuşsa akla uygun delillerle değil ancak inat, aksilik ve ahmakça bir gurura dayanarak karşı konulmuştur. İşte bu gün Hz. Muhammed’e (s.a) reva görülen muamelenin itici sebebi serkeşlik ve azgınlıktan başka bir şey değildir. Bundan sonra Hz. Muhammed’in (s.a) bu serkeşlere önem vermemesi, kendi davet ve uyarılarına devam etmesi bildiriliyor. Çünkü Hz. Peygamber’in (s.a) daveti o serkeşlere tesir etmese de iman edenlere faydalıdır.
Serkeşlikte ısrar eden zalimlere gelince, bunlardan önce bu yolda yürüyenler hak ettikleri azabı bulmuşlardır. Bunların hak ettikleri azab da hazırdır.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–6
6 ayetZâriyât 1
Zâriyât 2
Zâriyât 3
Zâriyât 4
Zâriyât 5
Zâriyât 6
وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًاۙ ١ فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًاۙ ٢ فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًاۙ ٣ فَالْمُقَسِّمَاتِ اَمْرًاۙ ٤ اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۙ ٥ وَاِنَّ الدّ۪ينَ لَوَاقِعٌۜ ٦
Mushaf
Okunuş
1Veẕẕâriyâti ẕervâ.
2Felḥâmilâti viḳrâ.
3Felcâriyâti yüsrâ.
4Felmüḳassimâti emrâ.
5İnnemâ tûʿadûne leṣâdiḳ.
6Veinne-ddîne levâḳi.
Türkçe Meal
1İndiği yerde (gönüllere hidayet saçarak) tozu dumana katan.
2Ağır mı ağır bir mesaj taşıyan.
3Ve aktığı kalpleri kolayca fetheden.
4İlahi emri hayata paylaştıran bu vahye andolsun ki!
5Size ne vaat edilmişse hepsi doğrudur.
6Hesap ve ceza günü mutlaka gerçekleşecektir.
Açıklamalı meal
1Ey kıyamet ve ahiret uyarısını alaya alan müşrikler. İndiği yerde tozu toprağı birbirine katıp esip savuran rüzgarlara,
2Ağır bir yük taşıyan yağmur yüklü bulutları bir araya toplayanlara
3Kolayca akıp giden gökyüzündeki yıldızlara ve denizdeki gemilere
4Allah’ın emri ile rüzgârları taksim edip yönlendirerek kendilerine verilen görevleri icra eden meleklere ve tüm kâinat içerisinde yaratıkların tümünün işlerini taksim edip ayarlayan güçlere andolsun ki. Yaşadığınız şu kâinatın muazzam düzeni bulutlan sürükleyip bir araya toplayan, onları çekip çeviren, gökyüzünde seyrettiren ve böylece yağmuru değişik bölgelere taksim ettiren rüzgarları var eden yüce kudret Allah’a aittir.
5Kıyamet, diriliş, azap gibi Kur’an’da size vaat edilenlerin hepsi kesinlikle doğrudur.
6Ve ilahî adaletin tecelli ettiği hesap ve ceza günü de muhakkak gerçekleşecek ve her insan dünya hayatında, Allah’ın davetine karşı tutumundan dolayı hesaba çekilip hak ettiği karşılığı görecektir.
Ayet 7–14
8 ayetZâriyât 7
Zâriyât 8
Zâriyât 9
Zâriyât 10
Zâriyât 11
Zâriyât 12
Zâriyât 13
Zâriyât 14
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْحُبُكِۙ ٧ اِنَّكُمْ لَف۪ي قَوْلٍ مُخْتَلِفٍۙ ٨ يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ اُفِكَۜ ٩ قُتِلَ الْخَرَّاصُونَۙ ١٠ اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ سَاهُونَۙ ١١ يَسْـَٔلُونَ اَيَّانَ يَوْمُ الدّ۪ينِۜ ١٢ يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ ١٣ ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْۜ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ ١٤
Mushaf
Okunuş
7Vessemâi ẕâti-lḥubük.
8İnneküm lefî ḳavlim muḫtelif.
9Yüʾfekü ʿanhü men üfik.
10Ḳutile-lḫarrâṣûn.
11Elleẕîne hüm fî gamratin sâhûn.
12Yesʾelûne eyyâne yevmü-ddîn.
13Yevme hüm ʿale-nnâri yüftenûn.
14Ẕûḳû fitneteküm. hâẕe-lleẕî küntüm bihî testaʿcilûn.
Türkçe Meal
7Her biri kendi yörüngesinde yüzüp giden yıldızlarla donatılmış gökyüzüne andolsun ki!
8Hepiniz birbirinden farklı/çelişkili sözler söylüyorsunuz.
9Savrulanlar kendi aleyhine savrulur.
10Kahrolsun kendi görüşlerini gerçek diye pazarlayanlar.
11Onlar aymazlık ve gaflet içinde yüzen kimselerdir.
12Kalkmışlar bir de alay ederek “ceza/hesap günü ne zaman?” diye soruyorlar.
13O gün, onların ateşte yakılacakları gündür.
14Onlara: Hak ettiğiniz bu azabı tadın bakalım, vaktiyle bir an evvel gelmesini istediğiniz azap işte budur, denilecek.
Açıklamalı meal
7Ey gerçeğe gözlerini kapayıp kulaklarını tıkayanlar! Her biri kendi yörüngesinde akıp giden yıldızlarla donatılmış gökyüzündeki mükemmel nizama yemin olsun ki. Bir bakıp düşünün bakalım, orada hiçbir düzensizlik görebilecek misiniz?
8Ey Müşrikler! Oysa sizin düşünceleriniz düzensiz, paramparça; inancınız ve sözleriniz temelsiz, dayanaksız. Bu gerçeklere rağmen şirk ve küfür içinde bocalayıp iftira dolu çelişkili sözler söylüyorsunuz. Peygamber ve Kur’an hakkında bir söylediğiniz diğerini tutmuyor. Oysa bu davetten, ancak aklı çarpılmış olan kimse çevrilip vazgeçirilir ve gerçeğe aykırı görüşleri savunan, yalnızca kendini aldatır.
9Cahilce inat edip, Kur’an ile Allah adına yapılmakta olan davetten kendinizi mahrum bırakıyorsunuz. Ancak sizin gibi yalan ve iftiraya şartlanmış olanlar haktan mahrum kalır ve sapıtırlar. Israrla hakkı inkâr ederek Kur’ân ve Peygamber’in tebliğinden yüz çevirenler, hidâyete eremezler. Hiç kimseye gerçekleri zorla kabul ettirecek değiliz.
10Bu sorumsuz ve tutarsız tavrınız ne kadar çirkindir. Yazıklar olsun kendi uydurdukları bâtılı hayat tarzı olarak seçenlere ve kendi görüşlerini gerçek diye pazarlayıp yalan uyduran sahtekârlara,
11Onlar cehalet karanlığı içinde kalmış ve gerçeklerden habersiz gafil kimselerdirler.
12Bunlar bir de alay ederek " Hesap ve ceza günü ne zaman gelecek?" diye ısrarla soruyorlar.
13Hiç endişe etmesinler Şunu iyi bilsinler ki O gün geldiğinde onların hepsi kendilerini cehennem ateşinde bulacaklar.
14O Gün, onlara denilecek ki "Bir an önce gelsin de görelim dediğiniz azabı tadın bakalım. Alay edip durduğunuz ve acele gelmesini ısrarla istediğiniz azap işte budur denilecek.
İlgili ayetler
Ayet 15–19
5 ayetZâriyât 15
Zâriyât 16
Zâriyât 17
Zâriyât 18
Zâriyât 19
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ١٥ اٰخِذ۪ينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِن۪ينَۜ ١٦ كَانُوا قَل۪يلًا مِنَ الَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ ١٧ وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ١٨ وَف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ ١٩
Mushaf
Okunuş
15İnne-lmütteḳîne fî cennâtiv veʿuyûn.
16Âḫiẕîne mâ âtâhüm rabbühüm. innehüm kânû ḳable ẕâlike muḥsinîn.
17Kânû ḳalîlem mine-lleyli mâ yehceʿûn.
18Vebilʾesḥâri hüm yestagfirûn.
19Vefî emvâlihim ḥaḳḳul lissâili velmaḥrûm.
Türkçe Meal
15Allah’a karşı gelmekten sakınan muttakiler cennet bahçelerinde ve pınar başlarında olacaklar.
16Onlar RabBlerinin kendilerine ihsan edeceği nimetlerin mutluluğunu yaşayacaklar, çünkü onlar iyi ve güzel işler yapan kimselerdi.
17Onlar geceleri çok az uyurlardı.
18Ve seherlerde bağışlanmak için Allah’a yalvarırlardı.
19Ve onlar mallarından, isteyen istemeyen tüm ihtiyaç sahipleri için pay ayırırlardı.
Açıklamalı meal
15Şüphesiz Allah’ın davetine iman edip Hesap Günü’nün sorumluluğu ile yaşayan takva sahipleri ise Rablerinin lütfettiği cennetlerde ve nimetlerle ödüllendirilmiş olarak pınar başlarında olacaklar.
16Rablerinin kendilerine lütfettiği sonsuz cennet nimetlerinin mutluluğunu yaşayacaklardır. Çünkü onlar daha önceki hayatlarında iyilik eden ve Allah’a yürekten inanıp güzel işler yapan kimselerdi. İşte bu Dünya hayatında güzel işler yapan iyi insanların mükâfatıdır.
17Onlar Rablerine karşı sorumluluklarını yerine getirebilmek için, Allah yolunda uykularından kısıp geceleri de ibadet eder ve çok az uyur, ilim, ibâdet ve tefekkürle meşgul olurlardı.
18Erken kalkar ve seher vakitlerinde de dua edip fark ettikleri hatalarından bağışlanma dilerlerdi. Hayatlarını Allah’ın emirleri doğrultusunda, Allah’ın yasalarına göre yaşamak için söz verirlerdi.
19Onlar, yardım isteyen fakirlerin ve iffetlerinden dolayı istemekten çekinen ihtiyaç sahipleri için kazançlarından mutlaka bir pay ayırırlardı. Yoksulların kimi açıkça ister, kimi de arından isteyemez. İnananlar isteyemeyenleri yüzlerinden tanır. Onlara gizliden gizliye yardım ederler.
İlgili ayetler
Ayet 20–21
2 ayetZâriyât 20
Zâriyât 21
وَفِي الْاَرْضِ اٰيَاتٌ لِلْمُوقِن۪ينَۙ ٢٠ وَف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ ٢١
Mushaf
Okunuş
20Vefi-lʾarḍi âyâtül lilmûḳinîn.
21Vefî enfüsiküm. efelâ tübṣirûn.
Türkçe Meal
20Gönülden inanacaklar için yeryüzünde nice ayetler/işaretler vardır.
21Bizzat kendi varlığınızda da. Bunları hiç görmüyor musunuz?
Açıklamalı meal
20Yaratılış sebebini düşünüp de doğru olan hayat tarzını arayıp içtenlikle iman etmek isteyenler için yeryüzünde O’ndan başka hiçbir varlığın kulluk edilmeye layık olmadığını ve Allah’ın nizamının mükemmelliğini gösteren nice işaretler ve Allah' a götüren ibretlik nice deliller vardır.
21Aynı şekilde insanın kendisi de bir ayettir. Vücut organlarınızın birbiriyle uyumlu işleyişinde ve yaratılışınızda da öyle muhteşem deliller var ki. Sizi yaratan Allah, kendini tanıtmak için eserler yarattı. Yer, gök, deniz alâmetlerle dolu. Hem onlara hem de kendi harika yaratılışınıza bakın da onu tanıyın. Allah’ın kudretiyle ilgili bunca delili hala görmüyor musunuz? Haydi araştırın ve bulun.
Ayet 22
1 ayetZâriyât 22
وَفِي السَّمَٓاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ ٢٢
Mushaf
Okunuş
22Vefi-ssemâi rizḳuküm vemâ tûʿadûn.
Türkçe Meal
22Hem rızkınızın kaynağı hem de size vaat edilen azabın kaynağı göktedir.
Açıklamalı meal
22Yağmur, güneş gibi rızkınızın sebepleri ve azap ceza, sevap gibi size vaat edilenlerin kaynağı göktedir.
Ayet 23
1 ayetZâriyât 23
فَوَرَبِّ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَٓا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ۟ ٢٣
Mushaf
Okunuş
23Feverabbi-ssemâi velʾarḍi innehû leḥaḳḳum miŝle mâ enneküm tenṭiḳûn.
Türkçe Meal
23Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu Kuran’da size bildirilenlerin hepsi, tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.
Açıklamalı meal
23İşte bu muazzam gökyüzünün ve yeryüzünün Rabbine yemin olsun ki Kuran’da size vaat edilen Kıyamet ve Hesap Günü, sizin kendi kulaklarınızla duyduğunuz konuşmanızdan emin olduğunuz kadar kesin ve gerçektir. Konuştuğunuz zaman, bu konuşmanız hakkında nasıl şüphe etmiyorsanız, aynı şekilde, öldükten sonra dirilme, cennet ve cehennem hakkında da asla şüphe etmeyin. Şu anda konuştuklarınızın benzerini, mutlaka hesap gününde konuşup, cevap vereceksiniz.
Ayet 24–34
11 ayetZâriyât 24
Zâriyât 25
Zâriyât 26
Zâriyât 27
Zâriyât 28
Zâriyât 29
Zâriyât 30
Zâriyât 31
Zâriyât 32
Zâriyât 33
Zâriyât 34
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَ الْمُكْرَم۪ينَۢ ٢٤ اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ٢٥ فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ فَجَٓاءَ بِعِجْلٍ سَم۪ينٍۙ ٢٦ فَقَرَّبَهُٓ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَاْكُلُونَۘ ٢٧ فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ ٢٨ فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ ف۪ي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَق۪يمٌ ٢٩ قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ ٣٠ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ ٣١ قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ ٣٢ لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ ط۪ينٍۙ ٣٣ مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِف۪ينَ ٣٤
Mushaf
Okunuş
24Hel etâke ḥadîŝü ḍayfi ibrâhîme-lmükramîn.
25İẕ deḫalû ʿaleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle selâm. ḳavmüm münkerûn.
26Ferâga ilâ ehlihî fecâe biʿiclin semîn.
27Feḳarrabehû ileyhim ḳâle elâ teʾkülûn.
28Feevcese minhüm ḫîfeh. ḳâlû lâ teḫaf. vebeşşerûhü bigulâmin ʿalîm.
29Feaḳbeleti-mraetühû fî ṣarratin feṣakket vechehâ veḳâlet ʿacûzün ʿaḳîm.
30Ḳâlû keẕâliki ḳâle rabbük. innehû hüve-lḥakîmü-lʿalîm.
31Ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.
32Ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.
33Linürsile ʿaleyhim ḥicâratem min ṭîn.
34Müsevvemeten ʿinde rabbike lilmüsrifîn.
Türkçe Meal
24İbrahim’in ikrama mazhar olmuş konukları ile ilgili kıssa sana ulaştı mı?
25Hani onun yanına gelip “Selam olsun” dediklerinde, o da:
– Size de selam olsun, demiş içinden “Bunlar tanıdık kimseler değil” diye geçirmişti.
26Derken usulca ailesinin yanına gidip bir süre sonra kızarmış bir dana eti getirdi.
27Misafirlerine ikram ederek: -Buyurmaz mısınız? Dedi.
28Onlardan işkillendi ve içine bir korku düştü. -Misafirler: -Korkma! Dediler. Ardından ona vahiy ve kitap bilgisine sahip bir evlat sahibi olacağını müjdelediler.
29Bu sözleri duyan eşi misafirlere yönelmiş ve elini yüzüne vurarak:- Ben kısır ve yaşlanmış hanım halimle mi?
30Misafirler: -Evet, aynen öyle. Çünkü Rabbin böyle takdir buyurdu, şüphesiz O, her şeyi yerli yerince yapan ve her şeyi bilendir, dediler.
31İbrahim: Ey elçiler buraya gelişinizin asıl sebebi nedir? Dedi.
32Elçiler:
– Aslında biz günahkâr bir topluma gönderildik, dediler.
33– Onların üzerine pişmiş çamurdan taşlar yağdıracağız.
34– Bu taşların haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbinin katında belirlenmiştir.
Açıklamalı meal
24Ey Peygamber! Şirki terk etmedikleri takdirde ilahi azap karşılaşacakları uyarısında bulunduğunda alaycı bir tavır takınan müşriklere ibret olmak üzere: İbrahim ve ona gelen şerefli misafirlerin kıssasını da anlat. Lût kavmi, kendilerine gönderdiğimiz peygambere iman etmemek ve yaptıkları ahlaksızlıkları terk etmemekte ısrar edince onlara ilahi azabı uygulayacak olan elçilerimizi göndermiştik.
25Vaktiyle elçilerimiz Lut’a varmadan önce İbrahim’e uğramışlardı. İnsan suretinde gelmiş melekler İbrâhim’in yanına gelmişler ve selam vermişlerdi. İbrahim de selamlarını alıp buyur ettikten sonra kendi kendine: " Bunlar yabancı. Tanıdık kimseler değil acaba ne için geldiler diye içinden geçirdi.
26Misafire çok önem veren İbrâhîm, hemen hanımının yanına gidip kızartılmış semiz bir dana etini güzelce hazırlattı ve ikram etmek üzere misafirlerin önüne getirdi.
27Onu misafirlerine ikram etti. Beklediklerini görünce: Buyurun yemez misiniz?" dedi.
28Misafirlerinin yemeğe el sürmediklerini görünce onlardan dolayı şüphelenip içine bir korku düştü. Acaba bunlar bana düşmanlık etmeye geldiler de onun için mi ikramımı kabul etmiyorlar diye düşünmüştü. Bunun üzerine misafirleri İbrahim’e: "Korkma. Biz Allah’ın elçileri olan melekleriz, o yüzden yemiyoruz dediler. İkramı almadılar ama Allah’ın bir ikramı olarak ona ileride adı İshak olacak olan ve peygamberliğe mazhar kılınacak alim ve ahlak timsali bir erkek evlat müjdesi verdiler.
29Bunu işiten İbrahim’in karısı heyecanla çığlık atarak misafirlere döndü ve şaşkınlığından elini yüzüne vurarak: " Ne yani, ben kısır ve de üstelik bir yaşlı kadınım. Bundan sonra nasıl olur da çocuk sahibi olurum dedi.
30Misafir melekler ise ona: Şaşırma. Evet aynen öyle. Çünkü Rabbin böyle takdir buyurdu. Şüphesiz O, dilediğini yapmaya güç yetiren hikmet sahibidir. O her şeyin en doğru olanını bilendir" dediler.
31Sonra İbrahim de onlara: Ey elçiler! sizin gelişinizin asıl sebebini öğrenebilir miyim Gelişinizin sebebi bize bu müjdeyi vermek mi, yoksa başka sebepleri de var mı?” dedi.
32Elçi melekler İbrahim’e dediler ki: "Biz iman etmekten yüz çevirip haddini aşmış günahkâr bir kavim olan Lût halkını helak etmek için de gönderildik.
33Onların üzerlerine pişmiş çamurdan taşlar yağdıracağız.
34Bu taşların Allah’a başkaldırıp haddi aşan o toplumdan kime isabet edeceği de Rabbinin katında özel olarak seçilip belirlenmiştir dediler.
İlgili ayetler
Ayet 35–37
3 ayetZâriyât 35
Zâriyât 36
Zâriyât 37
فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ ف۪يهَا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ٣٥ فَمَا وَجَدْنَا ف۪يهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۚ ٣٦ وَتَرَكْنَا ف۪يهَٓا اٰيَةً لِلَّذ۪ينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۜ ٣٧
Mushaf
Okunuş
35Feaḫracnâ men kâne fîhâ mine-lmüʾminîn.
36Femâ vecednâ fîhâ gayra beytim mine-lmüslimîn.
37Veteraknâ fîhâ âyetel lilleẕîne yeḫâfûne-lʿaẕâbe-lʾelîm.
Türkçe Meal
35Azap gelmeden önce müminleri biz oradan çıkardık.
36Zaten bir hane halkı dışında orada Müslüman bulamadık.
37Acıklı azaptan korkacaklar için orada bir işaret bıraktık.
Açıklamalı meal
35İşte Azaptan önce orada Lût ile birlikte iman etmiş olan mü’minleri çıkardık.
36Gerçi orada bir hane halkından başka Allah’ın davetine iman etmiş müslüman kimse yoktu. Nihayet onları dünyada hak ettikleri azap ile cezalandırdık ve âhirette ise onları çok daha şiddetli bir azap beklemektedir.
37Bütün müşrik, kâfir, azgın ve zalimleri bekleyen akıbetin bilinmesi adına şiddetli bir azaptan korkanlara ders ve delil olması için harap olmuş şehirlerin kalıntılarını bir ibret mesajı olarak bıraktık. İşte onların bu halleri Mekkeli müşrikler için ibrettir. Bundan ibret alacak olanlar Allah’ın azabından korkup sakınanlardır.
Ayet 38–40
3 ayetZâriyât 38
Zâriyât 39
Zâriyât 40
وَف۪ي مُوسٰٓى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلٰى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ٣٨ فَتَوَلّٰى بِرُكْنِه۪ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ٣٩ فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُل۪يمٌۜ ٤٠
Mushaf
Okunuş
38Vefî mûsâ iẕ erselnâhü ilâ firʿavne bisülṭânim mübîn.
39Fetevellâ biruknihî veḳâle sâḥirun ev mecnûn.
40Feeḫaẕnâhü vecünûdehû fenebeẕnâhüm fi-lyemmi vehüve mülîm.
Türkçe Meal
38Musa’nın kıssasında da alınacak ibret vardır. Şöyle ki; biz onu apaçık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.
39Firavun bütün erkânı ile birlikte yüz çevirmiş ve bu bir sihirbaz veya deli demişti.
40Biz de onu ve ordularını kıskıvrak yakalayıp denize atmıştık. O da kendini kınaya kınaya boğulup gitti.
Açıklamalı meal
38Musa'nın kıssasında da alınacak ibretlik dersler vardır. Ey Resûlüm! Seni Mekke’ye gönderdiğimiz gibi bir vakit onu da peygamberliğinin apaçık mucize ve delilleri ile Firavun’a göndermiştik.
39Ama Firavun Musa’nın Allah adına yaptığı davetine karşı çıkıp, adamlarıyla birlikte doğru yoldan yüz çevirip Mûsâ’ya karşı koymuş ve: "Bu adam sihirbazdır hatta delinin biridir" diyerek küstahça böbürlenip daveti reddetmişti. Yaşanan birçok şeyin ardından, Mûsâ Mısır’dan ayrılınca, Firavun ve ordusu onları takip etmiş. Firavun Kızıldeniz sahillerinde tam “onların işini bitirdim” derken
40Bunun üzerine biz de Firavun’u orduları ile birlikte kıskıvrak yakalayıp denize attık ve boğarak helak ettik. Ki o denizde boğulmak üzereyken Allah adına yapılan davete uymamış olmanın pişmanlığı ile son nefesinde tövbe ederek yaptıklarından dolayı kendi kendini suçlamaktaydı. Firavun vaktiyle iman etmediği için kendini suçlaya suçlaya boğulup gitti.
İlgili ayetler
Ayet 41–42
2 ayetZâriyât 41
Zâriyât 42
وَف۪ي عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّ۪يحَ الْعَق۪يمَۚ ٤١ مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّم۪يمِۜ ٤٢
Mushaf
Okunuş
41Vefî ʿâdin iẕ erselnâ ʿaleyhimü-rrîḥa-lʿaḳîm.
42Mâ teẕeru min şeyʾin etet ʿaleyhi illâ ceʿalethü kelramîm.
Türkçe Meal
41Ad kavminin akıbeti de ibretliktir. Biz onların üzerine kasıp kavuran bir fırtına göndermiştik.
42Geçtiği yerde hiçbir şey bırakmıyor dokunduğu her şeyi un ufak ediyordu.
Açıklamalı meal
41Ad kavminin başına gelenlerde de sizin için ibret alınacak dersler vardır. Hani kendilerine gönderdiğimiz Hud peygambere karşı benzer tavır takınmışlardı. Peygamberlerini dinlemeyip inkârda ısrar edince onların üzerlerine kökleri kasıp kavuran ve soylarını kurutan korkunç bir azap kasırgası göndermiştik.
42Öyle bir kasırga ki ateş topu gibiydi. Üzerinden geçtiği yerde taş üstünde taş bırakmıyor dokunduğu her şeyi kül gibi eritip savuruyordu ve hiçbir canlı da bırakmadı.
İlgili ayetler
Ayet 43–46
4 ayetZâriyât 43
Zâriyât 44
Zâriyât 45
Zâriyât 46
وَف۪ي ثَمُودَ اِذْ ق۪يلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّٰى ح۪ينٍ ٤٣ فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ ٤٤ فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِر۪ينَۙ ٤٥ وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ۟ ٤٦
Mushaf
Okunuş
43Vefî ŝemûde iẕ ḳîle lehüm temetteʿû ḥattâ ḥîn.
44Feʿatev ʿan emri rabbihim feeḫaẕethümu-ṣṣâʿiḳatü vehüm yenżurûn.
45Feme-steṭâʿû min ḳiyâmiv vemâ kânû münteṣirîn.
46Veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû ḳavmen fâsiḳîn.
Türkçe Meal
43Semud’un akıbeti de ibretliktir. Onlara:
– Bir kaç gün daha sefa sürün bakalım denilmişti.
44Fakat onlar da Rabblerinin emrine karşı gelmişler Sonunda akıbetlerini bekleyip dururlarken korkunç gürültülü, bir yıldırım çarpmıştı.
45İşte o zaman ne bu belaya karşı koyabildiler ne de kaçıp kurtulabildiler.
46Daha önce geçmiş olan Nuh kavminde de ibret vardır. Çünkü onlar yoldan çıkmış fasık bir topluluktu.
Açıklamalı meal
43Semûd kavminin akıbeti de ibretliktir. Hani Salih peygamber tarafından, Sâlih’in devesini öldürdükten sonra " Kısa bir süre zevk ve sefanızı sürün” diye başlarına gelecek olanlarla uyarılmış ve doğruya yönelmeleri için kendilerine belli bir süre tanınmıştı.
44Ancak onlar da faydalandıkları nimetler için şükretmek yerine en başından itibaren nankörlük ettiler ve peygamberlerinin Allah adına yaptığı davete küstahça karşı çıkıp, Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden onlara üç gün süre verildi ve bu sürenin sonunda hiç beklemedikleri bir anda yıkıp yok eden uğultulu bir deprem ve gürültülü bir yıldırım onları çarpıverdi.
45Azâbımız karşısında oldukları yere yıkılıverdiler. Ne kaçıp kurtulabildiler ne de karşı koyabildiler. Bu azapla karşılaşınca ayağa kalkacak güçleri kalmamış yardım edenleri de olmamıştı.
46Bundan önce de iman etmeyi reddeden Nuh kavmini suda boğularak hak ettikleri azapla cezalandırılmıştı. Çünkü onlar Allah’a itaat etmeyen yoldan çıkmış bir kavimdi. İnsanların, Nûh kavminin başına gelenlerden de çıkaracağı dersler vardır.
Ayet 47–49
3 ayetZâriyât 47
Zâriyât 48
Zâriyât 49
وَالسَّمَٓاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ ٤٧ وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ ٤٨ وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ٤٩
Mushaf
Okunuş
47Vessemâe beneynâhâ bieydiv veinnâ lemûsiʿûn.
48Velʾarḍa feraşnâhâ feniʿme-lmâhidûn.
49Vemin külli şeyʾin ḫalaḳnâ zevceyni leʿalleküm teẕekkerûn.
Türkçe Meal
47Gökyüzünü kudretimizle sapasağlam bir şekilde biz bina ettik ve onu sürekli olarak genişletmekteyiz. Evet, biz sonsuz bir kudret ve güç sahibiyiz.
48Biz yeryüzünü de yaşam alanı haline getirdik.
49Öte yandan biz her şeyi çiftler halinde yarattık, belki bütün bunları düşünüp ibret alırsınız.
Açıklamalı meal
47Gökyüzünü de yaratıcı kudretimizle beşik gibi biz inşa ettik ve sürekli olarak onu biz genişletmekteyiz. Onlardan daha üstününü ve daha büyüğünü kurmaya da gücümüz yeter. Bizim onun, nizamını nasıl oluşturup hangi yasalara bağlayıp yönettiğimizi bir düşünün. Gökyüzünü yasalarımızla dengede tutuyoruz.
48Yeryüzünü de tüm güzellikleriyle dört mevsim yayıp döşeyerek yaşam alanı haline getiren Biziz. İhtiyaçlarınıza uygun olacak şekilde ne güzel düzenleme yapıyoruz! Allah, kudretiyle bütün evreni mükemmel bir şekilde yaratmış, yağan yağmurlarla gökyüzünü bir rızık kapısı yapmış, yeryüzünü yaşamınız için en uygun şekilde düzenlemiştir
49Yaratılış prensibi gereği orada her şeyi iki farklı cinsiyetli ve karşıt kutuplu çiftler halinde çeşit çeşit yarattık. Bütün bunlar aklını kullananlar için, Allah’ın kurduğu nizamların mükemmel işleyişini gösteren apaçık delillerdir. Umulur ki bunları düşünüp tekliğin sadece Allah’a ait olduğunu anlar ve öğüt alırsınız.
Ayet 50–54
5 ayetZâriyât 50
Zâriyât 51
Zâriyât 52
Zâriyât 53
Zâriyât 54
فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ ٥٠ وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ٥١ كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ٥٢ اَتَوَاصَوْا بِه۪ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ٥٣ فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَٓا اَنْتَ بِمَلُومٍۘ ٥٤
Mushaf
Okunuş
50Fefirrû ile-llâh. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.
51Velâ tecʿalû meʿa-llâhi ilâhen âḫar. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.
52Keẕâlike mâ ete-lleẕîne min ḳablihim mir rasûlin illâ ḳâlû sâḥirun ev mecnûn.
53Etevâṣav bih. bel hüm ḳavmün ṭâgûn.
54Fetevelle ʿanhüm femâ ente bimelûm.
Türkçe Meal
50– Öyleyse Allah’a koşun ve O’na sığının, çünkü ben, O’nun tarafından size gönderilmiş apaçık uyarıcıyım.
51– Sakın Allah ile beraber başka hiç kimseye ilahlık yakıştırmayın. Gerçekten ben, O’nun tarafından size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım!
52İşte, böyle. Onlardan öncekiler de, kendilerine gelen her elçiye mutlaka ya "sihirbaz" ya da "deli" dediler.
53Sanırsın ki bunu birbirlerine tavsiye ettiler? Hayır, aslında onlar, Allah’a başkaldırmış azgın bir toplum idiler.
54– Artık onlardan yüz çevir, böyle yaptığın için kınanacak değilsin.
Açıklamalı meal
50Ey Peygamber! O halde sen de insanlara de ki: Artık isyandan vazgeçip Allah’ın sizi davet ettiği sınırlar içinde yaşamaya koşun. Huzur ve mutluluğunuz için bütün sahte ilâhları reddedin ve her türlü şirkten O’na sığının. Çünkü ben, O’nun tarafından sizi ilâhî nîmetlerle müjdelemek ve açıkça uyarmak için gönderilmiş bir peygamberim. Eğer Allah’ın yasalarına uymaz, aykırı davranırsanız, başınıza gelecekleri haber veriyorum
51Sakın O’ndan başkasına teslim olup da Allah’la beraber başka bir takım sahte ilahlar edinmeyin. Yalnızca Allah’a kulluk edin ve O’ndan başka hiçbir varlığa kayıtsız şartsız boyun eğmeyin. Allah’ın yasaları varken başka insanların yasalarına uyarak onlara tapmayın. Sadece Allah’ın yasalarına uyarak yaşayın ki, hesap günü cezalandırılmayın. Bir kez daha söylüyorum ki gerçekten ben, sadece O’na kulluk edilmesi gerektiğini sizlere tebliğ etmek için, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.
52Ey Peygamber ve onun izinden yürüyen mümin! İnkârcıların yalan ve iftiralarla İslâm’a saldırmaları seni üzmesin. Küfrün değişmez karakteri işte böyledir. Geçmişteki peygamber-toplum ilişkileri hep böyle cereyan etmişti. Zaten onlardan önceki kafirler de kendilerini üstün görmüş, elçilerimizi inkâr etmişlerdi. Kendilerine gelen her peygamber hakkında: " Muhakkak ki o ya insanların gözünü boyayan bir sihirbaz ya da delidir" demişlerdi. Bak sonları ne oldu? Rabbinizin katında üstün olan inkâr edenler değildir. Onlar kısa bir dünya hayatı için ebedi ahiret hayatını kaybediyorlar.
53Onlar sanki aralarında söz birliği etmişçesine bunu söylemeyi nesilden nesile birbirlerine vasiyet etmiş gibi hep aynı şeyi söyleyip duruyorlar. Aslında böyle bir vasiyet yok ama onların hepsi azgınlıkta haddi aşan bir topluluk oldukları için, böyle söylüyorlar. Bilsinler ki, onların hep birlikte hareket etmeleri ve elçimize karşı çoğunluk oluşturmaları, hiçbir şeyi değiştirmez.
54Ey Peygamber Artık sen hakîkati bütün delilleriyle ortaya koyduğun hâlde yanlış düşüncelerinde ısrar eden bu gibi insanlardan yüz çevir. Sen onların tercihleri konusunda suçlanacak da değilsin, iman etmeyişlerinden sorumlu da değilsin.
İlgili ayetler
Ayet 55
1 ayetZâriyât 55
وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ ٥٥
Mushaf
Okunuş
55Veẕekkir feinne-ẕẕikrâ tenfeʿu-lmüʾminîn.
Türkçe Meal
55– Ama sen yine de öğüt vermeye devam et! Zira öğüt; müminlere fayda verir.
Açıklamalı meal
55Bununla beraber sen davetine uymak isteyen insanları ümitsizliğe kapılmadan Kur’an ile uyararak tebliğ görevine ve öğüt vermeye devam et. Çünkü yaratılış sebebini düşünüp ona uygun yaşamayı arzu edenler, öğüt ve uyarıya kulak verip gerçeğe ulaşırlar. Zira öğüt ancak ona ihtiyacı olan mü’minlere fayda verecektir.
Ayet 56–57
2 ayetZâriyât 56
Zâriyât 57
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ ٥٦ مَٓا اُر۪يدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ يُطْعِمُونِ ٥٧
Mushaf
Okunuş
56Vemâ ḫalaḳtü-lcinne velʾinse illâ liyaʿbüdûn.
57Mâ ürîdü minhüm mir rizḳiv vemâ ürîdü ey yuṭʿimûn.
Türkçe Meal
56Ben cinleri ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.
57Ben onlardan ne bir rızık istiyorum, ne de beni doyurmalarını.
Açıklamalı meal
56Ve iyi bilin ki, Ben cinleri, melekleri ve insanları yalnızca Beni Rab ve ilah edinsinler, davet ettiğim nizam sınırları içinde yaşasınlar, böylece de sadece bana itaat ve ibadet ederek kulluk etsinler diye yarattım.
57Ben diğer sözde ilahların kendilerine tapanlardan istediği gibi onlardan ne bir rızık istiyorum ne de beni doyurmalarını. O’nun bir şeyi ısrarla istemesi, ona olan ihtiyacından değildir.
Ayet 58
1 ayetZâriyât 58
اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ ٥٨
Mushaf
Okunuş
58İnne-llâhe hüve-rrazzâḳu ẕü-lḳuvveti-lmetîn.
Türkçe Meal
58Kaldı ki bütün rızıkları veren erişilmez güç ve kudret sahibi olan Allah’tır.
Açıklamalı meal
58Hiç şüphesiz yarattıklarının hepsinin rızkı veren, elbette erişilmez güç ve aynı zamanda kudret sahibi olan Allah’tır ve O’nun gücü her şeye yeter. Şu hâlde nasıl olur da başka varlıklardan medet umar ve onları bana ortak koşarsınız?
Ayet 59–60
2 ayetZâriyât 59
Zâriyât 60
فَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ ٥٩ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ ٦٠
Mushaf
Okunuş
59Feinne lilleẕîne żalemû ẕenûbem miŝle ẕenûbi aṣḥâbihim felâ yestaʿcilûn.
60Feveylül lilleẕîne keferû miy yevmihimü-lleẕî yûʿadûn.
Türkçe Meal
59Hiç şüphen olmasın ki Allah’a başkaldıran zalimlerin de geçmişteki yoldaşlarının suçlarına benzer suçları vardır. Öyleyse acele etmelerine gerek yok.
60Kendilerine vaat edilen gün geldiğinde, gerçekleri örtbas eden kâfirlerin vay haline!
Açıklamalı meal
59Muhakkak ki, Allah’a başkaldıran zalimlerin de geçmişteki yoldaşlarının suçlarına benzer suçları vardır. Allah’ın belirlediği sınırları tanımayıp kendileri sınırlar koymaya kalkarak nefislerine zulmedenler de önceki arkadaşları gibi zamanı gelince azaptan paylarına düşeni mutlaka alacaktır. O hâlde “Bizi tehdit edip durduğunuz azap bir an önce gelsin de görelim!" diye azabın başlarına bir an önce gelmesi için acele etmesinler. Tevhit bu kadar açıkça ortada iken yine de şirk koşan zalimler, tıpkı geçmişte benzer şeyleri yapanların karşılaştığı azaplara hazır olsunlar. Uygun zaman mutlaka gelecektir.
60Bunun dışında bir de onlar için ahiret azabı vardır ki! Kendilerine vaadedilen o dehşetli gün geldiğinde defalarca uyarıldıkları halde umursamayıp o azaba maruz kalan müşriklerin ve gerçekleri örtbas eden kâfirlerin vay haline!
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Ahkaf, sonra Gâşiye indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla