Kur’an Meali ve Tefsiri
سُورَةُ النَّجْمِ مَكِّيَّةٌ آيَاتُهَا ٦٢

Necm Sûresi Açıklamalı Meali

Okunan yer · Ayet 1

Ayette göster
Dinle
Arapça
Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Tarihsel Arka-Plan · Konu

Adı: İlk kelimesi sureye ad olarak verilmiştir. Fakat “Necm” kelimesinin, surenin muhtevasıyla doğrudan bir ilgisi yoktur.

Nüzul Zamanı: Hz. Abdullah b. Mes’ud’dan rivayet olunduğuna göre, “Necm Suresi kendisinde secde ayeti bulunduğu halde nazil olan ilk suredir.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesaî). Bu hadisin Esved b. Yezid, Ebu İshak ve Zuhir b. Muaviye’nin İbn Mes’ud’dan rivayet ettikleri bölümünden anlaşıldığına göre “Necm Suresi, Hz. Peygamber’in (s.a) Kureyş’ten bir topluluk karşısında okuduğu ilk suredir.” (İbn Merduye’nin rivayeti, surenin Harem-i Şerif’de okunduğunu göstermektedir.) Bu topluluk içinde, kafirler de mü’minler de bulunuyordu. Surenin sonunda Hz. Peygamber (s.a) secde ettiğinde, İslâm düşmanı Kureyşliler ve ileri gelenleri Müslümanlarla secde ettiler. İbn Mes’ud, “Ben orada secde etmeyen bir tek kafir olarak Umeyye b. Halef’i gördüm. O da secde etmediği gibi yerden bir avuç toprak almış ve alnına sürmüş, bu bana yeter”, dedi. demiştir. “İbn Mes’ud bu sözüne ayrıca “Ben bu kafirlerin küfür hali üzerindeyken öldüğünü gördüm” diye ilavede bulunmuştur.

Bu olayın bir diğer şahidi de, o döneme kadar hâlâ İslâm’ı kabul etmemiş olan Muttalib b. Veda’dır. O bu olayla ilgili olarak şunları söylemektedir. “Rasûlullah (s.a), Necm Suresi’nin sonunda secde ettiğinde ben secde etmedim. Şimdi bu sure ne zaman okunsa, muhakkak surette secde eder ve o zaman secde etmemekle işlediğim hatayı telafi etmeye çalışırım.” (Nesaî, Müsned-i Ahmed)

“Risaletin 5. yılında Şevval ayında küçük bir topluluk Habeşistan’a hicret etmişti. Aynı senenin Ramazan ayında Hz. Peygamber’in (s.a) Necm Suresi’ni tilaveti esnasında kafirlerle Müslümanların birlikte secdeye gitmeleri hadisesi vuku buldu. Bu hadise, Habeşistan’daki muhacirlere “Mekke’de kafirler İslâm’a girdi şeklinde ulaşınca, onlardan bazıları bu haberi duyar duymaz Şevval ayında Mekke’ye geri döndüler. Fakat Mekke’de Müslümanlara yapılan zulüm devam etmekteydi. Bu olaydan sonra Müslümanlar, birincisinden daha çok sayıda olmak üzere, ikinci kez Habeşistan’a hicret ettiler.” (ibn Sa’d).

Yukarıdaki rivayetlerden bu surenin Risalet’in 5. yılında nazil olduğu kesinlik kazanmaktadır.

Tarihsel Arka-Plan: Nüzul zamanı ile ilgili verilen ayrıntılardan bu surenin nazil olduğu dönemde, Mekke’de nasıl bir havanın estiği açıkça anlaşılmaktadır. O döneme kadar Hz. Peygamber (s.a), 5 sene boyunca sürekli tanıdık kişilerin evlerinde, özel ve herkese açık olmayan toplantılarda İslâm’ı tebliğ ediyor ve Kur’an’ı okuyordu. Bu döneme kadar O genel bir topluluğa hitap edememişti. Çünkü kafirler ona hep şiddet ile karşılık vermişlerdi. Onlar Hz. Peygamber’in (s.a) şahsiyetinin, hitabetinin ve Kur’an’ın ne kadar etkileyici olduğunu bildikleri için, onu dinlemek istemedikleri gibi başkalarına da mani oluyorlardı. Ayrıca bir yandan “Muhammed yoldan çıkmış, başkalarını da yoldan çıkarıyor” diye iftira atarken, diğer yandan da, Hz. Peygamber’in (s.a) gittiği her yerde “sapıkça” diye niteledikleri mesajının duyulmaması için gürültü çıkarıyorlardı. Yani iddialarının yalan olduğunu kendileri de bildiği için, başka kimselerin mesajı işitmesine fırsat dahi vermiyorlardı.

İşte böyle bir ortamda Rasûlullah (s.a) birgün Harem-i Şerif’te Kureyş’den bir topluluğun karşısında, tebliğ etmek üzere ayağa kalkmış ve vahyolunan bu sureyi okumuştur. Ancak okunan sure, çevredekileri o kadar çok etkilemiştir ki, Kureyşliler adeta büyülenmiş gibi sessizce sureyi dinlemişler ve her zaman yaptıklarının aksine gürültü çıkarmayı unutmuşlardır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) surenin sonunda secde ayetini okuduğunda hemen secdeye gidince, kafirler de onunla birlikte secdeye gitmişler, fakat bu davranışlarının hemen akabinde, bir zaaf içine düştüklerini farketmişlerdir. Hatta bunun üzerine bazı kimseler onların ileri gelenlerini “Sizler hem bu Kur’an’ı dinlemekten başkalarını menediyorsunuz hem de bu sözleri kendiniz dinlediğiniz yetmiyormuş gibi bir de secdeye gidiyorsunuz,” diye eleştirmeye başlamışlardır.

Onlar da kendilerini şu şekilde savunmuşlardır “Biz Muhammed’in, “Lat, Uzza ve üçüncüleri olan Menat yüce bir makama sahip ilahlardır ve onların şefaat etmeleri umulur” diye söylediğini zannettiğimizden O’nun dinimizi kabul ettiğini düşündük.” Oysa ayetlerin siyak ve sibakına bakıldığında, onların “yanlış anladık” şeklindeki iddialarının saçma olduğu açıkça görülür. Daha ayrıntılı bilgi için bkz. Hacc an: 96-101

Konu: Bu surede Mekkeli müşrikler, Kur’an ve Hz. Peygamber (s.a) karşısında takındıkları tavır dolayısıyla uyarılmışlardır.

Sure şöyle bir girişle başlamaktadır: “Sizlerin iddia ettiği gibi, ne Hz. Peygamber (s.a.) yolunu kaybetmiş ve azmıştır ne de tebliğ etiği mesaj kendisinin uydurduğu bir sözdür. Tam aksine onun tebliğ ettiği mesaj, kendisine Allah tarafından vahyolunmaktadır. O mesaj kendi zan ve hevasının ürünü değil, hakikatın ta kendisidir. Çünkü O bizzat müşahadelerine dayanan hakikatleri sizlere aktarmaktadır. O kendisine vahiy getiren meleği kendi gözleriyle görmüş ve alemlerin Rabbi olan Allah’ın büyük işaretlerini bizzat müşahade etmiştir. O’nun sizlere aktardıkları kendi düşünceleri değil, bizzat müşahede ettiği hakikatlerdir. Ancak tüm bunlara karşılık sizler O’na, tıpkı gördüğü şeyleri anlatan birine, kendi görmemesine rağmen karşı çıkan, inatçı kör bir adam gibi tavır alıyorsunuz.

Bundan sonra sırasıyla şu üç konu üzerinde durulmuştur:

1) İnandığınız din zanna dayanmaktadır. İlahlıkla hiçbir ilgileri olmamasına rağmen, Lat, Uzza ve Menat gibi putlara tapıyorsunuz. Melekleri Allah’ın kızları olarak nitelediğiniz halde, kendiniz kız çocuklarınızı yüz karası ve utanç vesilesi olarak kabul ediyorsunuz. Onların sizleri Allah’ın azabından kurtaracağını mı sanıyorsunuz? Oysa tüm melekler bir araya gelseler, Allah’ın bir emrini bile değiştiremezler. Bu inançlarınızın ilmi ve akli hiçbir delil ve mesnedi yoktur. Bunlar sadece sizlerin akide haline getirdiğiniz vehim ve arzularınızdır. Fakat bu büyük bir sapıklıktır. Çünkü “din” zan değil, hakikattır, dolayısıyla zanna değil ilme (vahye) dayanmalıdır. İşte Hz. Muhammed (s.a) sizlere ilme (vahye) dayanan bir din getirmiştir, ama sizler ondan yüz çeviriyorsunuz. Öyle ki, size doğru bir bilgi getiren kimseyi sapıklıkla suçluyorsunuz. Ancak böyle davranmanızın asıl nedeni, dünyanın peşinden koşup ahiret hayatına inanmıyor olmanızdır. Ayrıca Hakka da talib değilsiniz. Çünkü bu sapık inançlarınızın, nasıl bir sonla karşılaşmanıza sebep olacağını düşünme zahmetine bile katlanmıyorsunuz.

2) Allah bu kainatın yegane sahibidir. Doğru yol üzerinde olanlar, ancak Allah’ın gösterdiği yolu izleyenlerdir. Bu yolun dışına çıkanlar ise sapıklardan başkası değildir. Allah, kimin doğru yolu, kimin sapık yolu izlediğini çok iyi bilir.

Bu yüzden salih amel işleyenler mükafatlandırılırken, kötülük yapanlar da cezalandırılacaklardır. Bu karar ise, sizlerin zannına göre değil, Allah’ın ilmine göre verilecektir. Çünkü kimin takva sahibi olduğunu, kimin olmadığını en iyi bilen O’dur. Binaenaleyh, sizler büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahları Allah affedecektir.

3) Asırlar önce Hz. İbrahim’in ve Hz. Musa’nın sahifelerinde beyan olunan dinin temel prensipleri, şimdi tekrar beyan olunmaktadır. Yani, Hz. Muhammed’in (s.a) getirdiği din yeni bir din olmayıp, Allah’ın her dönemde gönderdiği dinin ta kendisidir. O’nun şimdi tebliğ ettiği bu dini, daha önceki Peygamberler de tebliğ etmiştir. Ayrıca daha önce gelen sahifelerde, Ad, Semud, Nuh ve Lut kavimlerinin başlarına gelen felakete neden olarak tıpkı şimdi Kureyşlilerin isyan ettiği gibi, onlarında isyan etmiş olmaları gösterilmektedir.

Bu açıklamalardan sonra, kıyamet saatinin yakın olduğu ve onu önlemeye kimsenin gücünün yetmeyeceği bildirilmektedir. “Tıpkı daha önceki peygamberlerin kendi kavimlerini uyardıkları gibi, Hz. Muhammed (s.a) ve Kur’an da sizi kıyametin geleceğini haber vererek uyarmaktadır.”

“Şimdi siz bu sözden (Kur’an’dan) dolayı mı hayretler içinde kalıyorsunuz? Ve gülüyorsunuz da, ağlamıyorsunuz ve başkaldırıyorsunuz? Haydi Allah’a secde edin, O’na itaat ve kulluk edin!”

İşte bu ayetleri işitince en mütekebbir kafirler dahi, Rasûlüllah (s.a) ile birlikte secdeye kapandılar.

Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

Ayet 1–4

4 ayet

Necm 1

Necm 2

Necm 3

Necm 4

وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ ۝١ مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ ۝٢ وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ ۝٣ اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ ۝٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

1Vennecmi iẕâ hevâ.

Okunuş

2Mâ ḍalle ṣâḥibüküm vemâ gavâ.

Okunuş

3Vemâ yenṭiḳu ʿani-lhevâ.

Okunuş

4İn hüve illâ vaḥyüy yûḥâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

1Peyderpey nazil olan İlahi vahye andolsun ki.

Türkçe Meal

2Arkadaşınız ne sapmıştır, ne yolunu şaşırmış.

Türkçe Meal

3Zira o, arzu ve heveslerine göre konuşmuyor.

Türkçe Meal

4Bu Kuran kendisine indirilen vahiyden ibarettir.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

1Doğan, batan Kayıp giden, Battığı zaman, İnsanlığı ilâhî nurlarla aydınlatmak üzere yücelerden inmekte olan, yol ve yön gösteren yıldızlara ve doğru yolu göstermesiyle her biri birer yıldız gibi nazil olan Kur’an ayetlerinin her bir bölümüne andolsun ki, Allah tarafından parça parça indirilen mesajın, gözler önüne serdiğine bir bak.

Açıklamalı meal

2Ey Kureyşliler! Ey müşrikler, çocukluğundan beri yakından tanıdığınız ve ahlâkî meziyetlerini çok iyi bildiğiniz Arkadaşınız Muhammed, hayatının hiçbir döneminde haktan sapmadı ve yine hayatının hiçbir döneminde, asla bâtıla inanmadı, şeytani dürtülerle aldanıp aldatılmadı da. Başına buyruk hareket etmedi, hak yoldan uzaklaşmadı, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih etmedi, bâtıla inanmadı, insanlara karşı hiçbir zaman haince bir düşünce taşımadı. Siz onun sözlerinde değişiklikler var zannediyorsunuz. Hayır! Elçimiz ayetlerim hakkında asla değişik bir şey söylemez. O’nun söyledikleri sizin işinize gelmiyor o kadar. Değilse elçimiz Muhammed’in size okudukları O’na vahyettiğimiz Kur’an’dan ibarettir.

Açıklamalı meal

3O Peygamber Rabb’inin mesajını aktarırken kesinlikle kendi tutkusundan keyfine göre kafasından ve nefsi kuruntularından hevasından da konuşmuyor. Muhammed’in Allah adına yapmakta olduğu davetin sözlerini bir düşünün bakalım. O sözler kendini bilmez birinin ya da bir şairin sözlerine hiç benziyor mu? Size tebliğ ettiği Kur’ân ve açıklamaları, sünneti, arzu ve meyillerine göre, Muhammed’in, aklıyla, mantığıyla düzenlediği sözler-bilgiler değildir. O size gönderdiğimiz gerçekleri okuyor. Gönderdiğimiz vahiyler dışında kafasına göre ayetler uydurabileceğine nasıl inanırsınız? Andolsun ki sizler düşünmeyen bir topluluksunuz. Muhammed size şu anda Allah’ın bana gönderdiklerini okuyorum diyorsa mutlaka doğrudur. Zaten o kendi konuşmaları için Allah’ın sözleri demez. Siz O’nun kendi sözleriyle O’na gönderdiğimiz sözleri karıştırıyorsunuz. Zannediyorsunuz ki kendi sözlerine güç katmak için bunlar Allah’ın sözleridir diyor. Hayır! Asla o böyle bir şey yapamaz. O kendi sözleri için asla böyle bir şey diyemez. Elbette O’nun kendi sözleri de vardır. Ama görevlendirdiğimiz hiçbir Nebi, hiçbir Resul kendi sözleri için bunlar Allah’ın sözleridir demez, diyemez. Onun için elçimiz size bunlar Allah’ın sözleridir diyorsa mutlaka doğrudur.

Açıklamalı meal

4Onun size konuştukları, dudaklarından dökülen bu muhteşem ifadeler, kendine Allah tarafından indirilen vahiyden başka bir şey değildir. O, sizi kendi uydurduğu sözlere değil, Allah’ın âyetleri ile yaratılışınızın sebebi olan gerçeğe davet etmektedir. İlahi hakikatler ve öğretilerdir ki, tebliğ edip size ulaştırmıştır. İyi bilin ki O’nun size okudukları Rabbinizin size tebliğ etmesi için gönderdiği vahiyden başkası değildir. Hiçbir resule gönderdiğimiz ayetlerden başka bir şeyi ayet olarak söylemesi emredilmemiştir. Eğer böyle bir şey yapmış olsaydı suç işlemiş olurdu. Bizde onu cezalandırırdık. Resullere gönderdiğimiz bilgilerden başka şeyler söylemesi yakışmaz. O dikkatlidir. Kendi sözüyle vahyettiğimiz sözleri birbirinden ayırır. İkisini asla karıştırmaz. Siz de karıştırmayın ki doğru yolu bulasınız.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

2Kalem 2

İlgili ayetler

3Yunus 15Yunus 16Neml 6

Ayet 5–6

2 ayet

Necm 5

Necm 6

عَلَّمَهُ شَد۪يدُ الْقُوٰىۙ ۝٥ ذُو مِرَّةٍۜ فَاسْتَوٰىۙ ۝٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

5Allemehû şedîdü-lḳuvâ.

Okunuş

6Ẕû mirrah. festevâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

5Bu vahyi ona Allah katındaki konumu çok güçlü olan öğretti.

Türkçe Meal

6Üstün niteliklere sahip. Derken o, olanca haşmetiyle kendini gösterdi.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

5Kaynağından şüphe ettiğiniz bu vahyi ona üstün özellikleri olan ve üstün meziyetlerle donatılan, yüksek akıl ve anlayışa ve emirlerini icra etme gücüne sahip ve Allah’ın üstün özelliklerle donatıp güçlendirip görevlendirdiği melek Cibril öğretti. Vahiylerimiz Muhammed’e hiçbir gücün zarar veremeyeceği şekilde güçlendirilmiş koruma altına alınmış görevlimizle iletildi. O vahiylerdeki bütün gerçekleri ona öğretti.

Açıklamalı meal

6O Cebrail çarpıcı bir güzelliğe, Üstün akıl ve zekâya sahiptir ve güçlü bir varlıktır. Eşsiz güzelliğe sahip Görkemi her yanı kapladı. Arkadaşınıza doğru yaklaştı. O an Peygambere vahyetmek için Hira-Nur Dağı’na geldiğinde kendini tüm ihtişamıyla, gerçek şekli ve hüviyeti ile Muhammed’e görünmüştü.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

5Tekvîr 19Tekvîr 28

İlgili ayetler

6Nahl 102Meâric 4

Ayet 7–12

6 ayet

Necm 7

Necm 8

Necm 9

Necm 10

Necm 11

Necm 12

وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰىۜ ۝٧ ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّٰىۙ ۝٨ فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ ۝٩ فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِه۪ مَٓا اَوْحٰىۜ ۝١٠ مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَاٰى ۝١١ اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى ۝١٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

7Vehüve bilʾüfüḳi-lʾaʿlâ.

Okunuş

8Ŝümme denâ fetedellâ.

Okunuş

9Fekâne ḳâbe ḳavseyni ev ednâ.

Okunuş

10Feevḥâ ilâ ʿabdihî mâ evḥâ.

Okunuş

11Mâ keẕebe-lfüâdü mâ raâ.

Okunuş

12Efetümârûnehû ʿalâ mâ yerâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

7Bu sırada o, ufkun en yüksek noktasında idi.

Türkçe Meal

8Sonra ona doğru yaklaşıp indi.

Türkçe Meal

9Öyle ki aralarındaki mesafe üst üste gerilen iki yay mesafesi kadar hatta bundan daha yakın idi.

Türkçe Meal

10İşte o anda kuluna vahyettiğini böylece iletmiş oldu.

Türkçe Meal

11Gözün gördüğünü kalp yalanlamadı.

Türkçe Meal

12Şimdi siz onun gördüğü şey hususunda şüphe edip tartışıyor musunuz?

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

7O, esnada Cebrail ufkun en yüksek noktasındaydı. En yüksek tepedeydi ve vahyi iletmek için gelirken önce uzaktan göründü. Orada kendini bütün ihtişamı ile gösterdi. Maneviyat boyutunun en yüce irtibat makamındaydı.

Açıklamalı meal

8Sonra mağaradaki Resulüllah’a yaklaştı ve yukarıdan aşağıya kayıp yaklaşarak sarktı. Nezaketle peygamberlik görevine başlamasını talep etti, ufkun tepelerinden aşağıya doğru tıpkı yıldızın kayması gibi indi.

Açıklamalı meal

9Böylece Muhammed ile aradaki mesafe iki yay boyu oldu hatta daha fazla yaklaştı ve vahyi iletti. Aralarında iletişim ‘bilgi teması’ başladı.

Açıklamalı meal

10Derken Allah’ın kuluna vahyedilmesini uygun gördüğü Kur’an ayetlerini, Allah’ı ilâh tanıyan, saygılı kulu Muhammed’e iletti. Elçimize neyi vahyettiysek, O da kulumuza onu vahyetti! Arkadaşınız dikkatle dinledi. Söylediklerinin hepsi hafızasına yazıldı. Seçtiğimiz elçileri vahyedilenleri unutmasınlar diye kuvvetlendiririz. Arkadaşınızın hafızası da güçlendirildi. Böylece hiçbir şeyi unutmadan size açıklar. Emirlerimizden hiçbir şeyi eksik bırakmaz.

Açıklamalı meal

11Bu görülen bir hayal veya rüya değildi. Bütün bunlar olurken Muhammed’in çıplak gözle gördüğünü gönlü aklı, kalbi, mantığı, yalanlamadı, vicdanı da doğrulamıştı. Peygamber, görüp yaşadıklarının gerçek olup hayal olmadığına aklen ve kalben iman etti. Bütün bu yaşananlar şeytani kuruntular ve hayali kurgular olamazdı. Açık ve net olarak gördüğü bu görkemli varlığın, Allah’tan vahiy getiren Cebrail olduğu konusunda en ufak bir şüpheye kapılmadı. Arkadaşınız olayın gerçeğini olduğu gibi yaşadı

Açıklamalı meal

12Ey müşrikler Şimdi siz hâlâ içinizdeki en güvenilir insan olan Peygamberin gördüğü şey hakkında, yani Hz. Cebrail’le görüştüğünden ve bilgi alışverişinden şüphe edip kendisiyle tartışıyor musunuz? Sizler yıllardır içinizde yaşayan dürüstlüğü ve ahlakı ile emin lakaplı arkadaşınızın bu konuda söylediklerinin gerçekliğinden şüphe mi ediyorsunuz? “Böyle bir şey olmamıştır” diyerek, resûlümüzü yalanlayacak mısınız? kuşku mu duyuyorsunuz? Siz orada değildiniz. Görmediğiniz bilmediğiniz şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? O size ne gördüyse onu anlatıyor. O’na ne vahyedildiyse onu söylüyor. Siz neyin kuşkusunu taşıyorsunuz? Size söylediği vahiylerden kuşku duymanızın herhangi bir delili yok. Sadece işinize gelmiyor. Eğer işinize gelen bir şey olsaydı hemen tasdik ederdiniz. Hem arkadaşınızın ne yaşadığını bilmezsiniz hem söyledikleri hakkında kuşku duyarsınız hem de delilsiz mesnetsiz ileri geri konuşursunuz.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

7İsrâ 1

İlgili ayetler

8Kadir 1Kadir 5

İlgili ayetler

10Cin 28

İlgili ayetler

11Tekvîr 19Tekvîr 28

İlgili ayetler

12Mü’min 4

Ayet 13–18

6 ayet

Necm 13

Necm 14

Necm 15

Necm 16

Necm 17

Necm 18

وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ ۝١٣ عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى ۝١٤ عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَاْوٰىۜ ۝١٥ اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ ۝١٦ مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى ۝١٧ لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرٰى ۝١٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

13Veleḳad raâhü nezleten uḫrâ.

Okunuş

14İnde sidrati-lmüntehâ.

Okunuş

15İndehâ cennetü-lmeʾvâ.

Okunuş

16İẕ yagşe-ssidrate mâ yagşâ.

Okunuş

17Mâ zâga-lbeṣaru vemâ ṭagâ.

Okunuş

18Leḳad raâ min âyâti rabbihi-lkübrâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

13Andolsun ki onu başka bir inişinde daha görmüştü.

Türkçe Meal

14En uçtaki sedir ağacının yanında.

Türkçe Meal

15Onun yanındaki dinlenme bahçesinde.

Türkçe Meal

16O zaman sedir ağacını bütün heybetiyle öyle bir bürümüştü ki.

Türkçe Meal

17Gözü hiçbir tarafa kaymadı ve sapmadı.

Türkçe Meal

18Böylece Rabbinin en büyük ayetlerinden birini görmüş oldu.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

13. Siz tartışırken Peygamber ondan defalarca vahiy aldı. Andolsun ki, o Peygamber Cebrail’i bir başka inişte daha yani Mirâc gecesinde aslî suretiyle bir kez dahagörmüştü.

Açıklamalı meal

14O zaman Peygamber, şehrin uzağında bulunan Sidretu’l-Munteha’nın, yani Uzakta ki yüksek bir yerdeki ağacın yakınındaydı. En son noktada, Maddî varlığın sona erdiği ve bambaşka bir âlemin kapılarının açıldığı sınır noktasında, bütün Meleklerin ve Nebilerin son ulaşım sınırında, yedinci göğün büyüklüğü, güzelliği, kokusu ölçüsüz Sidre ağacının bulunduğu, akıl ölçülerinin, çirkinliğin bittiği, nihaî sınırın yanında görmüştü.

Açıklamalı meal

15Şehitlerin, Hesap Gününe kadar kaldığı Vaat edilen cennetlerden biri olan Me’va cenneti hemen onun yani Sidretu’l-Muntehâ’nın yanındadır. Cennetü’l-Me’vâ; muttakilerin, mücahitlerin ve şehitlerin son durağıdır.

Açıklamalı meal

16O zaman Sidre’yi kaplayan kaplıyordu ki, muhteşem güzellik her yeri sarmıştı. Allah’ın nuru ve melekler kaplamıştı. O zaman da elçi melek Sidre’yi kaplamış ve apaçık bir biçimde Peygamber’e, Allah’ın büyük bir mucizesi olarak asıl şekli ve kimliği ile görünmüştü. O zaman sedir ağacını bütün heybetiyle öyle bir bürümüştü ki. İlâhi nurlarla aydınlanan bu yer, kelimelerin ifade etmekten âciz kaldığı muhteşem güzelliklere sahne oluyordu., bütün yükseklikleri, bütün ufku kaplamıştı.

Açıklamalı meal

17Dikkat edin! O peygamberin Gözü gördüğü, bu muhteşem manzara karşısında, Melekler âlemini görürken, aklı ve gözü sorumluluğunun ötesine, kendisine gösterilen hayret verici şeyleri görmekten başka bir tarafa doğru kaymadı şaşmadı ve daha fazlasını talep ederek bakması emredilen şeylerin dışına taşıp sınırı aşmadı da. O zaman da arkadaşınızın gözü şaşmamış ve azmamıştı. O zaman da size vahyettiklerimizi bildirmişti. O zaman bu şekilde tepki göstererek itiraz etmemiştiniz. Niçin?

Açıklamalı meal

18Andolsun ki o Peygamber, Rabbinin varlığına, birliğine işaret eden en büyük ayetlerinden kudretinin delillerinin en büyüklerinden bir kısmını gördü ve hayrete ve kapılmıştı. Bu olay görülen bir rüya ya da bir hayal değil, gerçeğin ta kendisi idi. Peki ya siz ey müşrikler! Allah’ın yanı sıra hükmüne boyun eğip tapındığınız o düzmece ilâhların Hesap Günü size şefaatçi olacaklarını söylerken hangi temele, hangi delile dayanıyorsunuz? Onun gördüğünü sizin bilmeniz mümkün değildir. Çünkü orada değildiniz. Şimdi görmediğiniz bilmediğiniz bir şeyi mi inkâr ediyorsunuz?

İlgili ayetler

İlgili ayetler

17Cin 28

İlgili ayetler

18İsrâ 85Şûrâ 52

Ayet 19–20

2 ayet

Necm 19

Necm 20

اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰىۙ ۝١٩ وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى ۝٢٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

19Eferaeytümü-llâte velʿuzzâ.

Okunuş

20Vemenâte-ŝŝâliŝete-lʾuḫrâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

19Şimdi siz Lat ve Uzza’yı hiç düşündünüz mü?

Türkçe Meal

20Diğer bir üçüncüsü olan Menat’ı?

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

19Ey inkarcılar! Vahyin kaynağı hakkında verilen bu bilgilerden sonra bir muhasebe yaptınız mı? gerçek bir ilah olduğunu kanıtlayan en ufak bir delili Gördünüz mü, Allah’ı bırakıp sözde ilâh olduğunu iddia ettiğiniz, taptığınız, dişi putlarınız olan Lât’ı ve Uzza’yı? Lât ve Uzza’ya neden taptığınızı hiç düşündünüz mü? Bunlar ne işe yaramaktaydı? bunların herhangi bir güçleri var mı? herhangi bir şey yaratmışlar mı? O halde Rabbinize nasıl oluyor da ortak koşabiliyorsunuz?

Açıklamalı meal

20Ve üçüncü put olan Menât’ı ve neden bunlara taptığınızı? Allah, Peygamberi ile sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkaracak, âhirette ise cennetine koyacağı bir hayat nizamını yaşamaya çağırırken, size ne oluyor da Allah’la birlikte Lat, Menat ve Uzza diye isimlendirip, “Bunlar Allah’ın kızları meleklerdir” diyerek uydurduğunuz sahte ilahlarınızdan şefaat bekliyorsunuz? Bunların ne kudretleri var? Onlar size ne getirebildi? Yıllarca karşılarına geçip yalvardınız. Onlarla konuştunuz. Onların taştan tahtadan yapılmış şekilleri karşısında sus pus oldunuz. Hiç aklınız çalışmıyor mu? Hiç muhakemeniz yok mu? Doğdunuz, büyüdünüz bu yaşlara geldiniz. Kendinizi bildiniz bileli onlar Kâbe’de duruyor. Sizler onlara tapıyorsunuz? Bugüne kadar taptıklarınızın hangi gücüne şahit oldunuz? Onların olağanüstü bir halini gördünüz mü? Bugüne kadar onlar size ne söyleyebildi? Bu sorulara karşı söyleyecek bir sözünüz var mı? Güya onları dinliyoruz diye kendinizi kandırıyorsunuz. Hayır! Sizler onları dinlemiyorsunuz! Çünkü onların hiçbir şey söylemediğini biliyorsunuz. Bugüne kadar sizin için hiçbir şey yapmadıklarını da biliyorsunuz. Ama yine de onlara tapıyorsunuz. Onları dinliyor numarası çekiyorsunuz. Üstelik onlardan hiçbir şey işitmediğini bildiğiniz halde! Andolsun ki hayır! Sizler asla onları dinlemiyorsunuz. Sadece kendi isteklerinizi arzularınızı onlar adına söyleyerek kendinizi insanları kandırıyorsunuz. Böyle yaparak insanlara haksızlık yapıyorsunuz. Size karşı çıkanları tanrılaştırdıklarınızla korkutuyorsunuz. Onların bir hiç olduğunu biliyorsunuz. Buna rağmen insanları putlarınızla korkutuyorsunuz. Onları istismar ederek, insanları kandırarak, hâkimiyetinizi sürdürmek işinize geliyor. Kendi arzularını kendi heveslerinizi kendi hırslarınızı insanlar üzerine egemen kılmak işinize geliyor. O nedenle gerçekler size okununca hemen karşı çıkıyorsunuz. Çünkü ayetlerimizle anlatılan gerçekler yalanlarınızı saçmalıklarınızı ortaya çıkarıyor. Sizler, saçmalık ve yalanlar ile kurduğunuz düzenden çıkar sağladığınız için, düzeniniz (dininiz) yıkılsın istemiyorsunuz. Onun için arkadaşınız Muhammed size gerçekleri getirince, hemen inkâr ediyorsunuz. Söylenenleri karıştırmaya, bulandırmaya, söylenenler hakkında şüphe uyandırmaya çalışıyorsunuz. Sizin bu tavrınız yalancılıktır, düzenbazlıktır. Allah’a karşı tuzak kurmaktır. Davranışlarınız inanmaktan çok inkâra yakındır.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

19Zümer 3

İlgili ayetler

20Meryem 81

Ayet 21–23

3 ayet

Necm 21

Necm 22

Necm 23

اَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى ۝٢١ تِلْكَ اِذًا قِسْمَةٌ ض۪يزٰى ۝٢٢ اِنْ هِيَ اِلَّٓا اَسْمَٓاءٌ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُۚ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدٰىۜ ۝٢٣

Mushaf

Okunuş

Okunuş

21Elekümü-ẕẕekeru velehü-lʾünŝâ.

Okunuş

22Tilke iẕen ḳismetün ḍîzâ.

Okunuş

23İn hiye illâ esmâün semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ enzele-llâhü bihâ min sülṭân. iy yettebiʿûne ille-żżanne vemâ tehve-lʾenfüs. veleḳad câehüm mir rabbihimü-lhüdâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

21Erkekler sizin de, dişiler Allah’ın öyle mi?

Türkçe Meal

22Bu ne haksız ve insafsız bir taksim böyle!

Türkçe Meal

23Onlar, sizin ve atalarınızın uydurduğu isimlerden başka bir şey değildir. Allah, onlarla ilgili hiçbir bilgi ve belge indirmemiştir. Rabblerinden kendilerine doğru yol rehberi olan Kuran gelmesine rağmen onlar hala mesnetsiz iddia ve heveslerinin peşinden gidiyorlar.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

21Ey müşrikler! Demek gurur duyduğunuz Erkek evlat sizin de varlığından utanç duyarak diri diri toprağa gömdüğünüz dişi çocuklarınız hâşâ O’nun mu? Kızlar O’na ait derken, yalnızca erkekleri mi çocuklarınız kabul ediyorsunuz? Kız çocuklarını Allah’a, erkek çocuklarını da kendinize yakıştırmanız ve Allah’ı çocuk sahibi olarak algılayıp kabullenmeniz, O’nu gereği gibi ve yeterince kavramadığınızın apaçık delilidir. Saçmalıklarınızı o kadar ileriye götürüyorsunuz ki, yaptıklarınızı hiçbir akıl onaylamaz. Demek erkekler size kadınlar Allah’a öyle mi? Bu ne saçmalıktır? Sizler oğulları güç ve kuvvet bulmak için kendinize ayırıyor, kızları zayıf güçsüz gördüğünüz için Allah’a kurban ediyorsunuz, öyle mi? Güya bunu da Allah’ı mutlu etmek için yapıyorsunuz öyle mi?

Açıklamalı meal

22Öyleyse bu insafsızca saygısızca ve haksız bir paylaştırma. Oysa bunu söylemekle sadece Allah’a iftira etmekle kalmıyor, aynı zamanda küçümsediğiniz bir şeyi, yani kız çocuk sahibi olmayı O’na yakıştırarak büyük bir saygısızlık yapıyorsunuz! Andolsun ki Rabbiniz sizden asla böyle bir şey istemez. Bilin ki hakkınızda adaletle hükmedilecek! Sizin yaptığınız gibi size insafsızlık edilmeyecek!

Açıklamalı meal

23Taptıklarınız da, paylaşım diye yaptıklarınız da size ait kuruntular Halbuki Bu putlar ve uydurma kurallar, sizin ve atalarınızın kafanıza göre koyduğu atalarınızı uydurduğu adlardan koyduğu boş isimlerden, şirkin ve küfrün sembollerinden başka bir şey değildir. Allah, kulluk ve itâate lâyık olduklarına dair haklarında hiçbir belge geçerli delil, indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerin arzuladıklarına kuruntularının, hoşlarına giden şeytânî dürtülerin peşine gidiyorlar ve onlara uymaktadırlar. Atalarınızın müşrik olarak yaşamakta direnmeleri ve uydurdukları nizamlarını ayakta tutabilmek için ortaya çıkardıkları düzmece ilahlar, şirkin ve küfrün sembollerinden başka bir şey değildir. İşte bu yüzden bir tek Allah’a kulluk etmekten kaçınıyor, kendilerine hiçbir ahlâkî sorumluluk yüklemeyen âciz tanrılar icat ederek onlara tapmayı tercih ediyorlar. Oysa andolsun ki onlara Rablerinden hidayet, doğru olan hayat nizamı, yol gösterici bir Peygamber gelmiştir. Hâlâ gaflet ve dalâletten uyanıp gerçeği anlamayacaklar mıydı? Artık hiç kimse, gerçeği bilmeme bahanesiyle kendisini kurtaramayacak, hiç kimse Kur’an’a göre hayatını düzenlemeden dünya ve âhirette kurtuluşa eremeyecektir. Sizin taptığınız putlar, sizlerin ve babalarınızın uydurduklarıdır. Allah onlarla ilgili hiçbir delil göndermemiştir. Üstelik putlarınızın da hiçbir bilgisi hiçbir gücü yoktur. Sizler onlar hakkında sadece zanda bulunarak yorum yapıyorsunuz. Temelsiz delilsiz yorumlarınızın hiçbir değeri yoktur. Sizler içi boş gereksiz gerçek dışı bir zanna uyuyorsunuz. Unutmayın ki zannınız gerçek değildir. Zanlarınız sizin uydurduklarınızdır. Hâlbuki Rabbiniz doğruyu yanlışı ayırt edecek delillerle yolunu göstermiştir. Ayetlerimiz sizlerin kurtuluşu için gönderilmiştir. Sizler bunu bildiğiniz halde niçin ayetlerimizi bilerek inkâr ediyorsunuz? Niçin gerçeği bilerek gizliyorsunuz?

İlgili ayetler

İlgili ayetler

21Nahl 57Nahl 58

İlgili ayetler

22Sâffât 149Sâffât 155

İlgili ayetler

23A’raf 33

Ayet 24–25

2 ayet

Necm 24

Necm 25

اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰىۘ ۝٢٤ فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُو۫لٰى۟ ۝٢٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

24Em lilʾinsâni mâ temennâ.

Okunuş

25Felillâhi-lʾâḫiratü velʾûlâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

24Yoksa gerçek insanın arzu ve isteğine mi bağlı?

Türkçe Meal

25Dünya da Allah’ındır ahiret de.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

24Puta tapmada bu ısrar niye? Yoksa insan kendi ürettiği bu sözde ilahlarla her dilediğini her umduğu ille de elde etme hakkına sahip olduğunu mu sanır? Yoksa o putlardan ve bazı meleklerden şefaat mi umuyorlar? Kâinatta ne varsa hepsini yaratan ve sahibi olan Allah’ın, yarattıklarının yönetimini insanın keyfine, isteğine bırakacağını mı sandınız, her arzu ettiğini elde edebilecek güç ve yetkinin kendisine verildiğini mi sanıyor? Yoksa inkârınızın başka bir nedeni mi var? Her ideali gerçeğe dönüşecek, her gönlünden geçirdiği doğru kabul edilecek, öyle mi? Hayır! Putların kendilerine şefaat edeceklerini umanlar büyük bir sapkınlık içerisindedirler.

Açıklamalı meal

25Son da ilk de yani ahiret de dünya da Allah’ındır. Her yerde ve her zaman O’nun sözü geçer. Dünya ve âhiretin nizamını kurma yetkisi yalnızca Allah’a aittir. Mutlak hükümranlık O’nundur. Ey müşrikler! İyi bilin ki, Allah, o taptığınız sahte ilâhlar, putlara şefaat etme yetkisi vermemiştir. Putların kendilerine şefaat edeceklerini umanlar büyük bir sapkınlık içerisindedirler. Şunu unutmayın ki dünya ve ahiret hayatı Allah’a aittir. İki hayatın temel yasalarını Allah belirler. Sizler kendi kafanıza göre dünya hayatını biçimlendiriyorsunuz. Bu da yetmiyormuş gibi ahiret hayatı hakkında da ileri geri konuşuyorsunuz. Ahiret hayatını biçimlendirmeye, kendi arzularınıza, kendi keyiflerinize göre oluşturmaya çalışıyorsunuz. Buna hakkınız olmadığı gibi, güç ve imkânınız da yok! Bunu iyi bilin! Aklınızdan hiç çıkarmayın! Bilmediğiniz şeyler hakkında da atıp tutmayın! Dünya da Allah’ındır, âhiret de! Her işin başında ve sonunda, hüküm yalnızca O’nundur! Çünkü O’nun sonsuz ilim ve kudreti her şeyi çepeçevre kuşatmıştır! Öyleyse, yalnızca O’na kulluk etmeli, sadece O’nun yardım ve himayesine sığınmalısınız! O’ndan başka hiçbir varlıktan şefaat dilenmemelisiniz! Unutmayın ki:

İlgili ayetler

İlgili ayetler

25İbrahim 2

Ayet 26–28

3 ayet

Necm 26

Necm 27

Necm 28

وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمٰوَاتِ لَا تُغْن۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـًٔا اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَاْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْضٰى ۝٢٦ اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثٰى ۝٢٧ وَمَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّۚ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔاۚ ۝٢٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

26Vekem mim melekin fi-ssemâvâti lâ tugnî şefâʿatühüm şeyʾen illâ mim baʿdi ey yeʾẕene-llâhü limey yeşâü veyerḍâ.

Okunuş

27İnne-lleẕîne lâ yüʾminûne bilʾâḫirati leyüsemmûne-lmelâikete tesmiyete-lʾünŝâ.

Okunuş

28Vemâ lehüm bihî min ʿilm. iy yettebiʿûne ille-żżanne. veinne-żżanne lâ yugnî mine-lḥaḳḳi şeyʾâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

26Göklerde nice melekler vardır ki, Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseler için izin vermedikçe, onların şefaati hiçbir işe fayda vermez.

Türkçe Meal

27Doğrusu ahirete inanmayanlar bir de tutmuşlar, melekleri dişi varlıklar olarak isimlendiriyorlar.

Türkçe Meal

28Hâlbuki onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar ancak hayal mahsulü zannı bilgilerin peşinden gidiyorlar. Oysa zannı rivayetler ve kuruntular hakikat adına hiçbir şey ifade etmez.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

26Siz melekleri ilah ediniyorsunuz; Göklerde sayısı çok olsa da nice melekler vardır ki, Allah dilediği ve razı olduğu kimse için izin vermeden şefaatleri aracılıkta hiçbir faydaları olamaz, bir yarar sağlamaz. Onların şefaatleri, ancak Allah izin verdikten sonra, Allah’ın sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, hoşnut olduğu akıllı ve sorumlu kimseler için fayda sağlar. Taptığınız putlarınız için bunlar Allah katında bize şefaat edecekler, hesap günü lehimize şahitlik edip bizi cezadan kurtaracaklar diyorsunuz. Tutturmuş; Melekler de bize şefaat edip cezadan kurtaracak diyorsunuz. İyi bilin ki göklerdeki meleklerden, putlarınızdan, insanlardan veya sevdiğiniz kişilerden şefaatçiler olsa da hiçbir işe yaramaz. Meğerki Allah sizin lehinize şefaat edeceklere izin versin! Allah izin vermeden sizin uydurduğunuz şefaatçiler lehinize şahitlik ederek şefaat edemez. Eğer onların lehinize şefaat edeceğine inanıyorsanız; haydi deliliniz varsa söyleyin! Rabbiniz hangi melek, hangi put, hangi insanlar için şefaat izni vermiştir? Haydi! Gösterin delilinizi! Sizin kendi kendinize şunlarda şefaat hakkı var demeniz zandan ibarettir. Unutmayın ki her şey Rabbinizin iznine bağlıdır. Rabbinizin izni olmadan hiç kimse şefaat ederek lehinize şahitlik edemez. Şefaat edecekler diye inandıklarınız için Rabbiniz hiçbir delil göndermemiştir. Delil gönderildiğini iddia ediyorsanız gösterin! Unutmayın! Ahiretteki hesap günü hiç kimse bir suçlunun arkasında durmak istemez. Çünkü dünyada Allah’a karşı asi olanların cehenneme doldurulacağı, suçluların bir daha çıkmamak üzere cehenneme hapsedileceği bilgisi; o gün orada, din gününde herkesin benliğini çepeçevre kuşatacak, herkes ama herkes kendi hesabının derdine düşecektir. Öyle ki; Allah’ın rızasına, cehennemden kurtulmaya vesile olacağını düşündüğü, en küçük bir iyiliği, hayrı, bir başkası ister, elimden alır düşüncesi ile en yakınlarından bile köşe bucak kaçacaktır. O gün bencilliğin sözlükteki karşılığı yeniden yazılacak, yeniden anlamını bulacak, bencillik herkesin karakteri olacaktır. Allah katındaki makamı ve derecesi ne kadar yüksek olursa olsun, hiç kimse günahkârların kurtuluşu için aracılık edemeyecek, cezayı hak etmiş bir suçluyu azaptan kurtaramayacaktır! Hal böyleyken:

Açıklamalı meal

27Gerçekten Müşriklerden ahirete inanmayanlar melekleri dişi adlarıyla adlandırıyorlar. Allah, göklerde olan meleklerin dünyada ve âhirette insanlara şefaatçi olmalarına izin vermemişken, bir kısmınız kalkmış Allah’ın kızları olarak kabul ettiğiniz meleklerden şefaat bekliyorsunuz. Melekler, Allah’ın kızlarıdır diyorlar. Gerçekten meleklerin adlarını biliyorlar mı? Meleklerin dişi olduğunu nereden biliyorlar? Andolsun yaptıkları şey yalan ve iftiradır. Meleklerin cinsiyetinden ne olduğundan, nasıl olduğundan onların haberleri bile yok. Tutturmuşlar; melekler dişi miydi erkek miydi diye tartışıyorlar. Sonra büyük bir yalanla ve iftirayla meleklere dişi diyorlar.

Açıklamalı meal

28Onların bu hususta geçerli ve gerçekçi değer ifade eden bir bilgileri yoktur. Sadece asılsız bir zanna uyuyorlar. Zan ise gerçekten Hakk’tan yana bir şey kazandırmaz. Böyleleri Allah’ı yeterince tanımayan ve gerçek hiçbir bilgiye sahip olmayan, zannın peşine düşen inatçı cahillerdir. Gerçek şu ki zan, asla gerçek gibi olamaz, onun yerini tutamaz Zan, hakkı, hakikati, kesin bilgiyi ifade bakımından bir değer taşımaz, hiçbir zaman gerçeğin, hak olan ilmin yerini tutmaz, hakikatte ulaşmak için hiçbir zaman yeterli olmaz. İyi bilin ki temelsiz delilsiz yorumlarınız hiçbir zaman gerçek değildir. İnsanlar gerçeklere uymadıkları müddetçe hep yanlıştadır. Bilin ki temelsiz delilsiz yorumlara uymak insanı gerçeklerden uzaklaştırır.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

26Enbiyâ 28

İlgili ayetler

27Zuhruf 19Zuhruf 20

İlgili ayetler

28Yunus 36

Ayet 29

1 ayet

Necm 29

فَاَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّٰى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ ۝٢٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

29Feaʿriḍ ʿam men tevellâ ʿan ẕikrinâ velem yürid ille-lḥayâte-ddünyâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

29Şu halde sen, bizim uyarımız Kuran’a sırt çeviren ve dünya hayatındaki hazlardan başka bir derdi olmayan kimseleri ciddiye alma.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

29O hâlde, ey hak yolunun yolcusu! Ey Peygamber! Sen cehaletin diz boyu olduğu bu zeminde bizim zikrimizden öğüt ve kitabımızdan bize şükürden uzak duran, yüz çeviren ve zevk ve sefasından başka bir şeye değer vermeyen bu cahillerden dünya hayatından başka bir şey istemeyenden, yaratılış sebebine uygun yaşamaya davet edilmesine rağmen sırtını dönenlerden ve âhiret hayatına inanmayanlardan sen de yüz çevir, o kimselere aldırış etme, arana mesafe koy onların tepkilerine ve saldırılarına aldırma ve uzaklaşıp ayrıl. Onları hidayete erdireceğim diye uğraşma. Bunun yerine, mesajına kulak veren insanlara yönelik tebliğine devam et. Paranın, makamın, şöhretin, gücün kölesi olan kimselerle kısır tartışmalara girerek vaktini ve enerjini boş yere harcama! Onlar kendi yalanlarıyla oyalansınlar. Elbet onlara verdiğimiz zaman dolacak! Zaman dolunca yaptıklarından dolayı onlara sorulacak! Sen onları dinleme! Onları dinlersen seni yolumuzdan alıkoyarlar. Gereksiz şeylerle seni oyalarlar. Onlar dünya hayatından başka bir şey istemiyorlar. Dünya hayatında yaptıklarından sorulacaklarını bilmiyorlar. Sen onlar gibi olma! Dünya hayatının sonunda hesap vereceksin!

İlgili ayetler

Ayet 30

1 ayet

Necm 30

ذٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدٰى ۝٣٠

Mushaf

Okunuş

Okunuş

30Ẕâlike mebleguhüm mine-lʿilm. inne rabbeke hüve aʿlemü bimen ḍalle ʿan sebîlihî vehüve aʿlemü bimeni-htedâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

30Onların bilgisi ve ufku işte bu geçici dünya ile sınırlıdır. Hiç şüphen olmasın ki senin Rabbin kendi yolundan kimin saptığını ve kimin de doğru yolda olduğunu en iyi bilendir.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

30Zanla bir yere varılmaz. İşte onların ilimden erişebilecekleri son sınır ve seviye budur. Bu safsatalar ve kuruntulardır. Bu seviyede bir bilgiden yola çıkarak, “Biz doğru yoldayız, siz yanlış yoldasınız” demelerinin hiçbir kıymeti yok. Şüphesiz Rabbin, her konuda olduğu gibi bu konuda da yolundan sapanı da doğru yola gireni de hidayeti bulanı da doğru yolda yürüyeni de çok daha iyi bilir. Bu tür kimselerin ilimleri ancak kendilerini dünya zevkleri ile ilgilendirecek seviyededir. Rabbin, işte O, yolundan İslam’dan uzaklaşanları, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih ederek başlarına buyruk yaşayanları iyi bilir. Böyleleri Allah’ın kendilerini bir amaca yöneltmek için yarattığını anlamak ve buna uymak yerine kendi istedikleri gibi yaşamak peşindeler. Hidayet rehberiyle gösterilen, öğretilen hak yolu, İslâm’a girmeyi hür iradeleriyle tercih edenleri, İslâm’da sebat edenleri de iyi bilir. Şüphesiz Allah, kimin neye ve kime göre yaşadığını, yaşamak istediğini bilmektedir. İnsanlar sınırlı akıllarıyla, sınırlı bilgileriyle, gerçeklere ulaşamazlar. Bilmiyorlar mı? Biz insanı dünyaya gönderirken ona bazı sınırlar koyduk. İnsanlar koyduğumuz sınırları aşamaz. Akıllarının, zekâlarının, beş duyularının sınırları var. Onlar yarattığımız sınırlar içinde algılar. Kendi algılamalarıyla, kendi akıllarıyla, dünyadaki bilgileri aşamazlar. Dünya hayatının sonunu bilemezler. Zannederler ki bilmedikleri bir nedenle dünyaya geliyorlar. Dünyada yaşayacaklar sonra ölecekler! Öldükleri zaman her şey bitecek! Ondan sonra hiçbir şey yok! Onların bilgisi doğumları ile ölümleri arasında sınırlıdır. Böyle diyenler Rabbinin gönderdiklerine inanmaz. Sadece dünyada kazanmak için yaşarlar. Hâlbuki görmüyor mu? Hangi ölen kişi dünyadan bir şey götürebiliyor? Bazılarının yaptıkları gibi mezarlarına kazandığı malları paraları koyarak gömülmeleri fark etmez. Her şey zaman içinde çürüyüp toprak olur. Toprağa paralarıyla birlikte gömülenler çürür gider. Çürümeyen sadece topraktan çıkardıkları altın gümüş gibi madenlerdir. Onları da sonradan birileri define diye bulur. Hal böyleyken onlar niçin böyle düşünüyorlar? Niçin böyle yapıyorlar? Bilmiyorlar mı? Rabbin bütün gerçekleri, kimin neye ve kime göre yaşadığını, yaşamak istediğini bilir. Rabbinin bilmediği gerçek yoktur. Hesap günü gelince insana dünyada yaptıklarından sorulur. Rabbin kimin gerçek kimin yalan üzerinde olduğunu çok iyi bilir. Sakın onlara aldırma! Sana bildirilen vahiyle yaşamını kur! Yolunu vahiyle bildirilen gerçeklere göre seç! Sakın onlara aldanıp şaşma! Dolayısıyla, herkese hak ettiği karşılığı mutlaka verecektir.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

30Yunus 61

Ayet 31

1 ayet

Necm 31

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۙ لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُ۫ا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا بِالْحُسْنٰىۚ ۝٣١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

31Velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍi liyecziye-lleẕîne esâü bimâ ʿamilû veyecziye-lleẕîne aḥsenû bilḥusnâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

31Zira göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah kötülük işleyenleri yaptıklarının tam karşılığı ile cezalandıracak, iyi ve güzel iş yapanları ise yaptıklarının en güzeli ile ödüllendirecektir.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

31Göklerde ve yerde olanlar tüm varlıklar ve imkânlar Allah’ın tasarrufundadır; İmtihan dünyasının kurallarını koyan O’dur. Rabbiniz, kısa bir süreliğine vekâleten size emanet ettiği nimetlerini, kullanış biçiminizden hesaba çekecektir. Öyle ki, kötülükte bulunanları, kötü icraat yapan idarecileri, bilinçli olarak kötülük edenleri, işlerini kötü yapanları, emanetlerin asıl sahibinin Allah olduğunu düşünmeyip, kendi malı gibi kullananları yaptıkları dolayısıyla O cezalandırır, iyilik yapanları güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir. İyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idarecileri, askerî erkânı, inananları da devlet nimetiyle, daha güzeliyle, en güzelini ölçü alarak O mükâfatlandırabilir. İnsana yeryüzünde bir hayat verilmiştir. İnsana yaratılışında özgür bir irade, iyiye veya kötüye meyledebilme yetisi ve kabiliyeti verilmiştir. İnsan; yaratılışından itibaren içinde var olan bu kabiliyeti ile ister iyilik yapar ister kötülük! Bu konuda insana seçme hakkı verilmiştir. İnsan dünya hayatında seçimleriyle denenmektedir. Hangisini yapacak? İyilik mi, kötülük mü? Rabbiniz, kısa bir süreliğine vekâleten size emanet ettiği nimetlerini, kullanış biçiminizden hesaba çekecek. Emanetlerin asıl sahibinin Allah olduğunu düşünmeyip, kendi malı gibi kullananların ihanetlerini cezasız bırakmayacak. Allah’ın bildirdiği amaca ve şekle uygun kullananları ise ödüllendirecektir. Allah insanı uyarır. İyilik yapanlar mükâfatlandırılacak, kötülük yapanlar cezalandırılacak! İnkâr edenlerin zannettikleri gibi hiçbir şey boşuna değildir. İşte bu sonsuz nimetleri kazanacak olan müminlerin özellikleri:

İlgili ayetler

İlgili ayetler

31En’am 160Mü’min 40

Ayet 32

1 ayet

Necm 32

اَلَّذ۪ينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٓائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَۜ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِۜ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْۚ فَلَا تُزَكُّٓوا اَنْفُسَكُمْۜ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى۟ ۝٣٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

32Elleẕîne yectenibûne kebâira-lʾiŝmi velfevâḥişe ille-llemem. inne rabbeke vâsiʿu-lmagfirah. hüve aʿlemü biküm iẕ enşeeküm mine-lʾarḍi veiẕ entüm ecinnetün fî büṭûni ümmehâtiküm. felâ tüzekkû enfüseküm. hüve aʿlemü bimeni-tteḳâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

32Bunlar ki ufak tefek kusurlar dışında büyük günahlardan ve yüz kızartıcı davranışlardan uzak dururlar. Bilesin ki senin Rabbin sınırsız bir bağış sahibidir. Zira O, sizi ilkin topraktan yarattığında da ve annelerinizin karnında henüz birer cenin iken de ne olduğunuzu çok iyi biliyordu, öyleyse kendinizi temize çıkarmayın. Şüphesiz ki O, kendi emir ve yasaklarına karşı kimin en duyarlı olduğunu en iyi bilendir.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

32Günahların en büyüğü Allah’ın davetinden yüz çevirip O’na şirk koşmak, başkalarını da buna teşvik etmektir. Ki onlar İhsan sahibi, devamlı aktif samimi mü’minler, vahyi kendilerine rehber yapan, hayat yolunda küçük kusurlar işledikleri bazı şahsi hatalar dışında günahların büyüklerinden mesela, zina ve livata gibi meşru olmayan şehvet fiillerden, gayri meşru ilişkilerden, zinadan, hayasızlıktan, cimrilikten, haddi aşmaktan ve ahlâksızlıktan ve çirkin işlerden kaçınırlar. Çünkü müminler, Kur’an ve sünnette açıkça yasaklanan büyük günahlardan uzak durdukları takdirde, işledikleri küçük günahlar pişmanlık, tövbe ve istiğfar ile affedilecektir. Allah günahlarından tövbe ederek sorumluluklarını yerine getirenlere karşı merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır. Şüphesiz bu kimseler şunu çok iyi bilsinler; ufak veya büyük günah, fark etmez, Rabbin tövbe ve istiğfarla kapısını çalan kullarına karşı bağışlaması, mağfireti geniş olandır. O sizi ihtiyaçlarınızı ve davranışlarınızı daha iyi bilendir; topraktan yarattığında ve siz daha annelerinizin karınlarında ceninler iken de sizin ne kadar âciz ve zayıf olduğunuzu, sizin günah işlemeyen birer melek olmadığınızı çok iyi bilir. Artık kendinizi birbirinize överek temize çıkarmayın. Hiç günahsız, kusursuz ve tertemiz olduğunuzu iddia ederek övünmeyin! Kendinizi kusursuz olarak görüp, göstermeyin günahlardan sakınıp Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu da aklınızdan çıkarmayın. Kimin küfür ve kötülükten sakındığını kendisine sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan, sağlıklarının bozulmasından, hastalıklardan korunanları, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan, takva esaslarını, takvaya dayalı düzeni benimseyen mü’minleri ve Allah’tan korkarak davrananı, kimin dürüst ve erdemlice bir hayat sürerek kötülüklerden sakındığını O daha iyi bilir, O en iyi bilendir. Sonuç olarak O, hatasız bir kul istemiyor, O hatada ısrar etmeyen kul istiyor. Konuyu daha da açma adına, hatada ısrar edenlere bir örnek üzerinden bakalım.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

32Şûrâ 37

Ayet 33–35

3 ayet

Necm 33

Necm 34

Necm 35

اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي تَوَلّٰىۙ ۝٣٣ وَاَعْطٰى قَل۪يلًا وَاَكْدٰى ۝٣٤ اَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرٰى ۝٣٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

33Eferaeyte-lleẕî tevellâ.

Okunuş

34Veaʿṭâ ḳalîlev veekdâ.

Okunuş

35Eʿindehû ʿilmü-lgaybi fehüve yerâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

33Bakar mısın şu yüz çeviren kimseye?

Türkçe Meal

34Malından azıcık verip sonra cimrilik edene.

Türkçe Meal

35Yoksa ilahi bilgiye sahip de geleceği o mu görüyor?

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

33O Sağdan-soldan duyduklarına inanan, vahyin gerçeklerinden Hakk’tan ve hayırdan imandan, Bizi hatırlamaktan yüz çevireni gördün mü? Dini amaçlarını ve Hakk davasını terk edeni, dünya hayatından başka şeye değer vermeyeni, halkı istediği istikamette yönlendiren güçlüyü? Gerçeklere arkasına dönen adamı gördün mü? Bizim kendilerine bunca nimetleri bahşetmemize rağmen, yaratılışlarının sebebinden yüz çeviren nankörler, kısacık dünya hayatından başka şeye değer vermedikleri gibi, kendilerini şirkten, küfürden arındırmak için de hiç çaba sarf etmez.

Açıklamalı meal

34Verdiğimiz nimet ve servetten malından zengin olduğu halde fakir fukaraya yoksullara az miktar verdi ve gerisini cimrilik ederek sımsıkı elinde tuttu. Düşünsene; bu adam, bütün davranışlarından sorumlu olduğunu ve ilâhî adâletin tecelli edeceği Yargı Gününde bunların hesabını vereceğini nasıl inkâr edebilir? Mallarından Allah’ın razı olacağı harcamayı yapmazlar. Böyleleri âhirette bunun bedelini ödemeyip azaptan kurtulabileceklerini mi sanıyorlar? Gerçek şu ki onların bu konuda hiçbir bilgi ve delilleri yoktur. İhtiyacı olana azıcık bir şey verdi. Hâlbuki Rabbin ona bol nimetler vermişti. Elinde bulundurduğu bol nimetlerinin çoğunu kendine ayırdı. İhtiyacı olana azıcık verdi. Sonra büyük bir şımarıklıkla geri döndü. Kibrinden ve azametinden sanki yerler yarılacaktı. Sanki yeryüzünün tek hâkimi oydu. Böyleleri insanlara yardım ederken bütün bencilliğiyle, şatafatıyla, kendini beğenerek sadece gösteriş için yardım ediyor. Sadece çıkar karşılığında insanlara veriyordu. Sen bunları iyice gördün mü?35. Bir de bilgiçlik taslayıp saçma sapan şeyler söylemektedir. Gayb ilmi gizli hikmet ve haberleri sadece onun, o cimrinin yanında da geleceğe ait bilgileri sadece o mu görüyor? Bu yüzden mi kendisini bekleyen azaptan yana hiçbir endişe taşımıyor? Ahiretteki cezasını, kendi yerine başkalarının çektiğini mi görüyor? Gizemlerin bilgisine mi sahiptir ki geleceği görüyor? O inkârcı insan kendinden öyle emindi ki; sanki geleceğine ait bütün gerçekleri biliyordu. O öyle mi zannediyor? Andolsun ki biz istersek onun bütün varlığını elinden alarak, onu gerisin geriye çevirir, ihtiyaçlı hale duçar ederiz. Burun kıvırıp, yan gözle baktıktan sonra; cebindeki bozuk paraların sesinden kurtulmak için, bozuk paraları önüne attığı dilenciden daha fazla muhtaç hale sokarız. Onu kibre, şımarıklığa iten, her türlü varlığı elinden alır, onu çırılçıplak dünyada bırakırız. Onu kendisi gibi davranan insanlarla karşı karşıya bırakırız. Başına gelenin ne olduğunu nasıl olduğunu bile anlayamaz.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

33Hac 72

İlgili ayetler

34Kaf 12Kaf 14

İlgili ayetler

35Neml 65

Ayet 36–41

6 ayet

Necm 36

Necm 37

Necm 38

Necm 39

Necm 40

Necm 41

اَمْ لَمْ يُنَبَّاْ بِمَا ف۪ي صُحُفِ مُوسٰىۙ ۝٣٦ وَاِبْرٰه۪يمَ الَّذ۪ي وَفّٰىۙ ۝٣٧ اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۙ ۝٣٨ وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ ۝٣٩ وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰىۖ ۝٤٠ ثُمَّ يُجْزٰيهُ الْجَزَٓاءَ الْاَوْفٰىۙ ۝٤١

Mushaf

Okunuş

Okunuş

36Em lem yünebbeʾ bimâ fî ṣuḥufi mûsâ.

Okunuş

37Veibrâhime-lleẕî veffâ.

Okunuş

38Ellâ teziru vâziratüv vizra uḫrâ.

Okunuş

39Veel leyse lilʾinsâni illâ mâ seʿâ.

Okunuş

40Veenne saʿyehû sevfe yürâ.

Okunuş

41Ŝümme yüczâhü-lcezâe-lʾevfâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

36Yoksa bildirilmedi mi ona Musa’nın sahifelerinde olan?

Türkçe Meal

37Ve vefalı İbrahim’e vahyedilmiş bilgiler?

Türkçe Meal

38Hiç bir günahkârın bir başkasının günahını çekemeyeceği.

Türkçe Meal

39Ve insanın sadece kendi emek ve gayretinin karşılığını alacağı.

Türkçe Meal

40Günü gelince de emeğinin karşılığını mutlaka göreceği.

Türkçe Meal

41Sonra da karşılığı kendisine eksiksiz olarak ödeneceği.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

36Yoksa Musa’nın sahifelerinde olan İlahi emir ve yasaklar, hikmet dolu öğütler ona haber verilmedi mi? Hesap ve ceza konusunda uyarılmadı mı? O insanlığın geçmişinden habersiz mi? Geçmişte nice zengin, nice şımarık insanlar vardı. Biz onları yok ettik. Dünyadaki bütün varlıklarını elinden aldık. Onlar güya İbrahim’e inandıklarını söylüyorlar. Kendilerine sorsan, biz İbrahim’i severiz, sayarız derler. Onlara Musa’nın sayfalarında yazılı olan İbrahim’in haberi gelmedi mi?

Açıklamalı meal

37Ve çok vefakâr, ahdine vefa gösteren, Sözünü tam olarak yerine getiren İbrahim’in sahifelerinde olan şu gerçekler haber verilmedi mi, İsrailoğullarına gelmedi mi ki bu münafıklar böylesine hıyanete yönelmektedir? Hâlbuki Biz Musa’ya ve İbrahim’e gönderdiğimiz sahifelerde de (vahiylerle) insanları yaratılışlarının sebebi olan Allah merkezli bir hayat yaşamaya davet etmiş ve bundan yüz çevirenleri âhirette başlarına geleceklerle uyarmıştık.

Açıklamalı meal

38Bu vahiylerden haberi olanlar şu evrensel ilkeleri bilirler: Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez ve yüklenmeyecektir. Herkes kendi yaptıklarından mesuldür. Hiç kimse başkasının işlediği suçtan dolayı cezalandırılmaz. Onlar nasıl mantık kuruyorlar? Onların aklı hiç çalışmıyor mu? Böyle bir sözü nasıl söyleyebilirler? Bunu Allah yasaklamıştır. Bu haram ben bunu yapmam diyene; “Boş ver yap! Eğer suçsa ve cezası varsa suçu benim üstüme olsun! Günahının cezasını ben çekeyim!” derler. Onlar bu kadar aptal mı? Kimin suçunu nasıl üstleniyorlar? Onlara bu yetkiyi kim verdi? Onlar kimi kandırıyor? Onlara haydi şu adam suç işledi, cezası ölüm, ölüm cezasını kabul et! O’nun yerine sen öl deseler kabul edecekler mi? Onlar demeyecekler mi suçu kim işlediyse O’nu öldürün? Andolsun! Onlar şımarıklıkla densizlikle ne dediklerini bilmiyorlar. Onlar kendilerini bir şey zannedip, Allah’a karşı meydan okuyorlar. Onların bu meydan okuyuşu Allah’ı hiç etkilemez. Rabbin onların cezasını elbette en şiddetli şekilde verecektir. Unutmasınlar ki, onların teşvikiyle aklını kullanmayıp suç işleyenler de cezalandırılacaklardır. Allah’a karşı suç işlemeye teşvik edilenin şöyle söylemesi gerekmez miydi? “Sen hangi hakla, hangi yetkiyle, benim suçumu üstleneceksin? Andolsun ki Allah’tan böyle bir bilgi gelmemiştir.” Rabbin iyi bilmektedir ki suça teşvik edende, teşvik edilende, zaten kendi iç dünyalarında suç işlemeye hazırdır. Onlar sadece suç işlemek için bir bahane, bir payanda arıyorlardır. O nedenle başkalarının teşvikiyle suç işleyenler af edilmezler. Ta ki pişman olup bir daha yapmayacaklarına tövbe ederek söz versinler.

Açıklamalı meal

39Ve insan için kendi emeğinden, çalışmasından çabasından başka bir şey yoktur, sadece kendi çabasının karşılığını görecektir. Başkasının vaatlerine güvenmesin Herkes ancak hak ettiğine ve sebep olduğu kötülüklere erişecektir. İnsana gereken çalışıp emek vermek, maddi ve manevi kazanımlarını böyle elde etmektir. Her insan yaptığının karşılığını alacaktır. Suç işleyenler suçlarının cezasını çekecekler. Başkalarının suçlarını üstlenemeyeceklerdir. Başkalarını suça teşvik ayrıca bir suçtur. Onlar hem işledikleri suçun hem de başkalarını suça teşvik etmenin cezasını çekeceklerdir. Onların yaptıkları hiçbir şekilde karşılıksız kalmayacak. Hiç kimse de yapmadığı şeyle cezalandırılmayacaktır.

Açıklamalı meal

40Şüphesiz herkesin kendi çabası Çalışmasının, gayretinin, emeğinin hâlis niyetlerinin karşılığı da yakında yani âhirette görülecek ve değerlendirilecektir. Yaptıklarının hesabı mutlaka hesap gününde görülecektir. İnsan hesap günü için “Daha çok zaman var!” diyebilir. Zaman yaklaştığında “İnsanlardan helallik alır, Allah’a tövbe ederim!” diyebilir. Andolsun ki Rabbin için zaman farklı bir şeydir. İnsan için uzun kabul edilen zamanlar Rabbin için çok kısadır. Unutmasınlar! Onları çok yakında huzurumuza getireceğiz.

Açıklamalı meal

41Sonra onun bütün yaptıklarının karşılığı en uygun ceza ve mükâfatı kendisine eksiksiz verilecektir. Her insan Allah’ın daveti karşısında takındığı tavrın, sarf ettiği emeğin karşılığını zamanı gelince eksiksiz olarak görecektir. Rabbin hesabını görürken hiçbir şeyi eksik bırakmaz. Rabbin insanlar gibi unutkan değildir. Rabbin insanların bilmediği bir şekilde bütün olayları olduğu gibi kayıt altında tutar. Günü gelince açıklar. Suçlular cezasını çeker

İlgili ayetler

İlgili ayetler

37Bakara 130Nahl 123

İlgili ayetler

39Âl-i İmran 195

İlgili ayetler

40Kehf 49

İlgili ayetler

41İnfitâr 5

Ayet 42–48

7 ayet

Necm 42

Necm 43

Necm 44

Necm 45

Necm 46

Necm 47

Necm 48

وَاَنَّ اِلٰى رَبِّكَ الْمُنْتَهٰىۙ ۝٤٢ وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰىۙ ۝٤٣ وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَاۙ ۝٤٤ وَاَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ ۝٤٥ مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰىۖ ۝٤٦ وَاَنَّ عَلَيْهِ النَّشْاَةَ الْاُخْرٰىۙ ۝٤٧ وَاَنَّهُ هُوَ اَغْنٰى وَاَقْنٰىۙ ۝٤٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

42Veenne ilâ rabbike-lmüntehâ.

Okunuş

43Veennehû hüve aḍḥake veebkâ.

Okunuş

44Veennehû hüve emâte veaḥyâ.

Okunuş

45Veennehû ḫaleḳa-zzevceyni-ẕẕekera velʾünŝâ.

Okunuş

46Min nuṭfetin iẕâ tümnâ.

Okunuş

47Veenne ʿaleyhi-nneşʾete-lʾuḫrâ.

Okunuş

48Veennehû hüve agnâ veaḳnâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

42Ve son varışın da Rabbine olacağı.

Türkçe Meal

43Zira güldürecek olan da O’dur, ağlatacak olan da!

Türkçe Meal

44Öldürecek olan da O’dur, diriltecek olan da!

Türkçe Meal

45Sizleri erkek ve dişi çiftler olarak yaratan da O’dur.

Türkçe Meal

46Ana rahmine atılan bir damla sudan.

Türkçe Meal

47Yeniden diriltmek de O’na aittir.

Türkçe Meal

48Az veren de O’dur çok veren de...

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

42Elbette Herkes için son varış Rabbinedir. Ergin akılla düşünmek insanı Rabbine götürür, her şey nihai olarak Rabbine varır, nihaî hesap Rabbinin huzurunda görülür. Dünya hayatı bir gün son bulacak ve tüm insanlar, hesap vermek üzere O’nun huzuruna çıkarılacaktır. İnsanlar bunların olmayacağını düşünebilir. Kendilerine göre düşünceler üreterek sözler söyleyebilir. İnsanların söylediklerinin çoğu yalandır. Hesap günü insanların yalanları yok olur. O gün sadece ve sadece; bizzat kendilerinin şahit olduğu, Rabbinin de eğilip bükülmesin, bozulmasın diye kayıt altına aldığı gerçekler kalır. Hesap günü insanlar huzura çıkarlar. Hiçbir şeyin unutulmadığını görürler. İnsanlar süslü sözleriyle ahiret hesabını yok saymışlardı. Hâlbuki hesap günü hesabımız apaçık bir şekilde karşılarındadır. Hesabı gördüklerinde ne yapacaklarını şaşırırlar.

Açıklamalı meal

43Müşriklerin aksine, Rabbin huzuruna çıkma şuurunda olan her mü’min bilir ki Doğrusu huzuruna varılıp hesap verilecek olan, hesap sonunda Cennet ehlini lütfuyla güldüren de cehennem ehlini, müstahak oldukları için, azaba uğratıp ağlatan da Allah’tır. Ey resulüm! Onlara söyle! Hesap günü insanları mükâfatlarıyla güldürecek olan da şiddetli cezasıyla ağlatacak olan da Rabbindir. Onlar dünyadayken kendilerini haklı çıkaracak hâkimler bulabilirler. Kendileri gibi düşünen şımarık, densiz insanların hükümlerinde adalet arayabilirler. Onların adalet saydıkları zulümden başka bir şey değildir. Andolsun ki Rabbinin hükmü varken, tersine hüküm vermek zulümdür. Onlar bunu her zaman yaparlar. Onlar Rabbinin hükümlerini hiçe sayarlar. Hatta Rabbinin hükümlerini küçük, değersiz, basit görerek alay ederler. Yalanlara dayanan hükümlerini üstün tutarlar. Bilsinler ki onlar; dünyada yalanlarıyla hükmetseler de kendilerini her türlü cezadan kurtarsalar da, hesap günü asla kurtulamayacaklardır.

Açıklamalı meal

44Ve Herkesi ve her şeyi, takdir ettiği ecel vaktiniz gelince sizi öldüren de O’dur ve âhiret hayatı için sizi tekrar dirilten de. Hesap günü suçlu çıkanlar ölümlerini isteyecekler. Ölüp de cezadan kurtulmak isteyecekler. Çünkü onlara verilecek ceza yüreklerine oturur. Korkularından bir an önce ölsek de kurtulsak diyecekler. O gün ölümü kurtuluş olarak görecekler. Bilsinler ki; öldürecek olan da diriltecek olan da Rabbindir. Andolsun suçluların cezadan kurtuluşları yoktur. Onlar cezalarını mutlaka çekecektir. Onlar cezalarını çekerken ölerek kurtulamayacaklardır. Takdir edilen ceza mutlaka gerçekleşecektir.

Açıklamalı meal

45Nebat, hayvan ve insan cinsinden Erkek ve dişi iki çifti x ve y kromozomlarını O yarattı.

Açıklamalı meal

46Rahme atıldığı zaman Bir damla sudan, meniden spermden, bebeği çeşitli evrelerde şekillendirip yaratan O’dur. Onlar basit gördükleri bir spermden yaratılmıştır. Elbette insanları bir damla spermden erkekli dişili yaratıp, nimetlerle donatıp, sonra öldürecek ve diriltecek olan da O’dur. Sperm dişiye atılarak dünyaya geliyorlar. Böylece dünyadaki yaşamları başlıyor. Yaratmak Rabbinin işidir. Onları dünyaya getirmek Rabbinin işidir. İnsanın topraktan yaratılışı, spermlerle anne karınlarına atılıp dünyaya gelişleri Rabbinin yasasıdır. İnkâr edenlerin yaratmakla hiçbir ilgisi yoktur. İnkâr edenlerin taptığı ilahların da yaratmakla hiçbir ilgisi yoktur.

Açıklamalı meal

47Nasıl rahimde gerçekleşen ilk diriltme O’na aitse, Tekrar yaratma diriltme da O’na aittir. Onları, ebedî âleme geçerken ruhları, iradeleri, organları, güçleri ve kabiliyetleriyle, yeni özelliklerle yaratmak ve (öldükten sonra) tekrar diriltmek O’na aittir. Onlar ölüp kurtulacaklarını mı sanıyorlar? Onları nasıl yarattıysak öldükten sonra yeniden diriltiriz. Buna Rabbinin gücü yeter. Düşünmüyorlar mı? Yaratmaya gücü yetenin diriltmeye gücü yetmez mi? Onlar kendilerini kandırmasınlar. Unutmayın! Yaratmak da diriltmek de Rabbine aittir.

Açıklamalı meal

48Doğrusu, sizleri muhtaç olmaktan kurtaran Zengin eden sağlık, akıl, ahlâk ve iman gibi zenginlikler bahşeden ve servet verip memnun eden tüm canlıların ihtiyaçlarını karşılayan, dilediğine dilediği kadar verip nasıl kullanılacağını bildiren. O’dur. Dilediği zaman onu geri alan da O’dur. Rabbin dünyada yaşayan insanlara türlü nimetler vermiştir. Akıl, zekâ, muhakeme, Rabbinin verdiği nimetlerdendir. İnsanlar bunları kullanarak varlıkların bir kısmını kendi becerileriyle hayatlarının değişik safhalarında kullanırlar. Sanmasınlar ki onlar kendileri zengin olmuştur. İyi bilsinler ki Rabbin onları sınavdan geçirmektedir. Bakalım zenginliklerini nasıl kullanacaklar? İyilik ve hayır yaparak mı kullanacaklar? Yoksa cimrileşerek her şeyi kendilerinin mi sayacaklar? Dünyada neye sahip olurlarsa olsunlar, sahip oldukları şeylerin hepsi Rabbine aittir. Onlar kendi yasalarıyla yeryüzünü aralarında paylaşırlar. Paylaştıkları bağlar, bahçeler, topraklar Rabbine aittir. Ağaçlar meyveler Rabbine aittir. Denizler Rabbine aittir. Ülkeler Rabbine aittir. Faydalandıkları tüm hayvanlar Rabbine aittir. Onları kullanırlar. Keserek yerler. Yaptıkları evler, saraylar, hanlar, hamamlar, diktikleri devasa binalar Rabbine aittir. Onlar bunların sahibi biziz sanıyorlar. Hayır! Andolsun ki istesek hepsini ellerinden alırız. Ağaçlar kurur, bahçeler yok olur, topraklar kayar, evlerini, binalarını, saraylarını başlarına geçiririz. Verdiklerimizi yok etmek istersek kim engel olabilir? Onlar bugün bir zenginlik içinde yaşıyorlarsa Rabbin onlara bilmedikleri bir nedenle izin vermiştir. Dilediğimiz zaman verdiğimiz izni kaldırırız. İzni kaldırdığımız zaman hiçbir şey yapamazlar. İnsanlardan bazıları Rabbine meydan okur. Derki; bütün bunlar benim. Bunları benim elimden hiçbir güç alamaz. Bazıları da içlerinden şöyle geçirir; “Ya Rabbi niçin onlara verip bize vermedin?” Biz bütün insanları her konumunda sınava çekeriz. Rabbinin katında bazılarının mal ve mülklere sahip olup, zengin olmaları, bazılarının yokluk içinde sefil olarak dünya yaşamını sürdürmeleri hesabımızı değiştirmez. Her insan hangi konumda bulunuyorsa o konumdaki davranışlarıyla hesaba çekilir. Çünkü konumları ne olursa olsun, her insana ne yapması gerektiği emredilmiştir. Varlık verilenler toplumla paylaşmaktan sorumludur. İnsanlar tarafından yoksul bırakılanlar Allah’ın verdiği nimetlere sahip çıkmalıdır. Hiç kimse benim kaderim bu diye köleliğe razı olamaz. Her insan dünyasını yaşarken verdiğimiz emirler doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Üzerlerine düşen görevleri yapmayanlar yaptıklarıyla karşımıza gelir. Biz onların hesabını hakkıyla görürüz. Unutmayın ki bütün zenginlik Rabbine aittir. Zenginliğinden bir kısmını denemek için insana verendir. Bunun nedenlerini anlamayanlar kaybeder. Nedenini anlayıp gereğini yapanlar kazanır.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

42Kaf 19Kaf 35

İlgili ayetler

43Şuarâ 78Şuarâ 82

İlgili ayetler

44Mü’minûn 80

İlgili ayetler

45Kıyamet 37Kıyamet 39

İlgili ayetler

46Leyl 3

İlgili ayetler

47A’raf 57Rum 19

İlgili ayetler

48Fecr 15Fecr 16

Ayet 49

1 ayet

Necm 49

وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰىۙ ۝٤٩

Mushaf

Okunuş

Okunuş

49Veennehû hüve rabbü-şşiʿrâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

49Onların kutsadığı Şi’ra yıldızının Rabbi de O’dur.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

49Yarattığı kâinatın nizamını kurup yasalarını koyan Rabbiniz, size de bölüm bölüm göndermekte olduğu Kur’an ile mükemmel bir hayat nizamı önermektedir. Gerçek şu ki, Cahiliye döneminde bir kısım müşriklerin uğur getirdiğini zannederek taptıkları bir yıldız olan, Şira yıldızının, şiirle hikmet ve hakikate tercümanlık yapanların Rabbi O’dur. Onlar Şira yıldızına tapıyorlar. Bilmedikleri, tanımadıkları, gidip görmedikleri, sadece geceleri gökyüzünde gördükleri yıldıza tapıyorlar. Andolsun ki onların Şira yıldızına tapma nedenlerinin delili yoktur. Üstelik şira yıldızı onlara bana tapın da dememiştir. Onlara dünyada yaşayacakları bir yol da göstermemiştir. Düşünmüyorlar mı? Şira yıldızını kim yaratmıştır? O yıldızın sahibi kimdir? Andolsun ki Şira yıldızını da Rabbin yaratmıştır. Şira yıldızının sahibi de Rabbindir

İlgili ayetler

İlgili ayetler

49Hicr 16Furkan 61

Ayet 50–54

5 ayet

Necm 50

Necm 51

Necm 52

Necm 53

Necm 54

وَاَنَّهُٓ اَهْلَكَ عَادًاۨ الْاُو۫لٰىۙ ۝٥٠ وَثَمُودَا۬ فَمَٓا اَبْقٰىۙ ۝٥١ وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰىۜ ۝٥٢ وَالْمُؤْتَفِكَةَ اَهْوٰىۙ ۝٥٣ فَغَشّٰيهَا مَا غَشّٰىۚ ۝٥٤

Mushaf

Okunuş

Okunuş

50Veennehû ehleke ʿâden-lʾûlâ.

Okunuş

51Veŝemûde femâ ebḳâ.

Okunuş

52Veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû hüm ażleme veaṭgâ.

Okunuş

53Velmüʾtefikete ehvâ.

Okunuş

54Fegaşşâhâ mâ gaşşâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

50Önceki Ad kavmini helak eden de O’dur.

Türkçe Meal

51Semûd kavmini helak edip arkada kimseyi bırakmayan da.

Türkçe Meal

52Onlardan önce de Nuh’un kavmini. Çünkü onlar, zalim ve azgınlıkta ileri gitmişlerdi.

Türkçe Meal

53Altı üstüne gelmiş Lut kavmini de helak eden O’dur.

Türkçe Meal

54Onları ne yaman bir azap kuşatmıştı.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

50Doğrusu önceki Ad kavmini yaptıkları yüzünden O helâk etti. Onlar yeryüzünü dolaşıp görüyorlar. Ad’ın yaşadığı yerlerden geçiyorlar. Bugün oralar harabe halinde hiç kimse yaşamıyor. Hiç sormuyorlar mı? Oraları kim yok etti? Andolsun ki Ad kavmini biz yok ettik. Onların yıkıntılarını görüp ders alsınlar diye ortada bıraktık. Dilesek onların görebileceği hiçbir şey bırakmazdık. Ne varsa hepsini yok ederdik. Ne biliyorsunuz? Belki de yeryüzünde görmediğiniz bilmediğiniz yok edilmiş kavimler vardır.

Açıklamalı meal

51Semud toplumunu da. Böylece o zulmeden halklardan, onlardan kimseyi ısrarla hakkı inkâr etmeleri ve günahlara dalmaları sebebiyle, onlardan geriye cezasız hiçbir şey bırakmadı. Onların bildiği, yıkıntılarını gördükleri Semud kavmini de biz yok ettik.

Açıklamalı meal

52Daha önce Nuh kavmini de korkunç bir tufanla helak etmişti. Çünkü onlar, yaratılış gayelerine daha aykırı yaşayan daha zalim ve daha azgındılar, çok ileri gitmişlerdi. Baskı zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu ve Allah’ın yolundaki faaliyetleri engelleyen, zulüm, azgınlık ve eşkıyalıkta ileri giden Nuh kavmi, gönderdiğimiz elçiyi yalanladılar. Azgın şımarık bir topluluk oldular.

Açıklamalı meal

53Lut kavminin altı üstüne getirilen şehirlerini yani Sodom ve Gomore’yi de O yere çarptı, yerin dibine batırdı. Onlar orada büyük şehir kurmuş, sağlam binalar yapmışlardı. Emrimizle nasıl yok edildiğini harabelerinden görüyorsunuz.

Açıklamalı meal

54Böylece azap yağmuru altında o toplumu her yandan kuşatan felaket öyle bir kuşattı ki, yaşanan felaketler; mazlumlar için de zalimler için de nimet oldu. Mazlumlar için bir nimettir, çünkü onların kurtuluşuna vesile oldu. Farklı zaman ve mekânlarda yaşayan ve bu âyetlerden ders alan zalimler için de bir nimettir, çünkü onların da kendilerini bekleyen kötü sondan kurtulmasına vesile oldu. Allah, yaratıp sayısız nimetlerle donatmasına rağmen nankörlük ederek azgınlaşıp davetine başkaldıran Âd, Semûd, Nûh ve Lût kavimlerini de azaba uğratıp helak etti, tıpkı onlardan öncekiler gibi. Bu uğursuz şehirlerin üstünü neler kapladı, neler! Onları üzerlerine yağan felâketlere gömdü! Yok ettiğimiz toplulukların üzerlerine acılar çöktü. Onların yaşadıkları acıları tahmin edemezsiniz. Güvendikleri, kendilerini şımartan her şeyi ellerinden alıverdik. Onlar sanki hiç yaşamamış bir masal oluverdiler.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

50Hac 42Hac 46

İlgili ayetler

51Hac 42Hac 46

İlgili ayetler

52Hûd 25Hûd 49

İlgili ayetler

53Neml 54Neml 58

İlgili ayetler

54Nahl 112

Ayet 55

1 ayet

Necm 55

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكَ تَتَمَارٰى ۝٥٥

Mushaf

Okunuş

Okunuş

55Febieyyi âlâi rabbike tetemârâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

55Şu halde, Rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsunuz?

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

55Ey gafil ve nankör insan! Öyleyse Rabbinin hangi nimetlerinden inkâr ederek, adâletinden şüphe ediyorsun? Gerçek bu iken ve bunca nimetlerle donatılmışken Bu İlahi ikram ve ihsanlara nasıl nankörlük yaparsın? Hiç kuşkun olmasın, zahirde ceza gibi görünen şeyler bile ders alınırsa, nimet olabilir. Bütün bunları bilmiyor musunuz? Onların bilgilerinden haberiniz yok mu? Rabbiniz, sizden önce yaşamış kavimlerden verdiği nimetleri nasıl aldı ve onları nasıl yok ettiyse; size verdiği nimetleri de alıp, sizi verdikleri nimetlerle birlikte yok edemez mi? Gerçekten; size verilen her şeyi Rabbinizin geri alamayacağını mı zannediyorsunuz? Andolsun ki bütün nimetler Rabbinizin katındadır. Rabbiniz size verdiği nimetleri istediği an geri alabilir. Sizin bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yok! Aklınıza mı güveniyorsunuz? Aklınızı elbette geri alabilir. Gözünüze, kulağınıza, dilinize, ellerinize, ayaklarınıza mı güveniyorsunuz? Elbette geri alabilir. Eşinize, çocuklarınıza, büyüklerinize mi güveniyorsunuz? O mutlak güç sahibidir elbette geri alabilir. Malınıza, mülkünüze, paranıza mı güveniyorsunuz? Yeryüzünün, her şeyin mirasçısı Allah’tır. Allah her şeyin sahibidir. Her şeyin sahibi olan elbette geri alabilir. Bakın! Rabbinizin size verdiği nimetler ne kadar gerçek. Her gün elinizde tuttuğunuz, faydalandığınız, bizim diye övündüğünüz hangi nimetin gerçekliğini inkâr edebiliyorsunuz? Ayetlerimizde açıklananlar da aynı şekilde gerçektir. Niçin düşünmüyorsunuz?

İlgili ayetler

İlgili ayetler

55Yunus 94Hadîd 14

Ayet 56

1 ayet

Necm 56

هٰذَا نَذ۪يرٌ مِنَ النُّذُرِ الْاُو۫لٰى ۝٥٦

Mushaf

Okunuş

Okunuş

56Hâẕâ neẕîrum mine-nnüẕüri-lʾûlâ.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

56İşte bu da önceki uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

56İşte Size bildirilmekte olan Bu, Kur’an ve Elçi, Allah’ın azabından haber veren ve korkutan önceki uyarıcılardan peygamberlerden, sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan, bir uyarıcıdır, önceki peygamberlere bildirilenler gibi bir uyarıdır. Andolsun ki size gönderdiğimiz vahiyler elinizde tuttuğunuz nimetler kadar gerçektir. Size gönderdiğimiz vahiyler de sizin için nimettir. Ayetler size doğru adil ve güzel yolu gösterir. Üstelik ayetlerimiz size uyarıdır. Tıpkı önceki uyarılarımız gibi! Çünkü;

İlgili ayetler

İlgili ayetler

56Yâsîn 3Şûrâ 13

Ayet 57–58

2 ayet

Necm 57

Necm 58

اَزِفَتِ الْاٰزِفَةُۚ ۝٥٧ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ كَاشِفَةٌ ۝٥٨

Mushaf

Okunuş

Okunuş

57Ezifeti-lʾâzifeh.

Okunuş

58Leyse lehâ min dûni-llâhi kâşifeh.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

57Kıyamet günü günden güne yaklaşıyor.

Türkçe Meal

58Fakat onun ne zaman geleceğini Allah’tan başka kimse bilemez.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

57Her insan kendi sonuna doğru yaklaşmaktayken, Artık Kaçınılmaz olarak yaklaşan ve kesin zamanını yalnızca Allah’ın bildiği kıyamet iyice yaklaştı. Öyle ki, şu anda aldığınız nefesin son nefesiniz olup olmadığını bilemezsiniz. Kulumuz Muhammed’e yaklaşan iyice yaklaşmıştı. Onu emin bir şekilde gördü. Siz onun üzerinde mi hala tartışıyorsunuz? Neyi gördüğünü mü soruşturuyorsunuz? O gördüğünü apaçık şekilde gördü. Siz inkâr etseniz de etmeseniz de gördü! Siz tartışsanız ne olacak tartışmasanız ne olacak? Siz kabul etseniz ne olacak kabul etmeseniz ne olacak? O’nun gördüğünü değiştirebilecek misiniz?

Açıklamalı meal

58Onu, müjdelenen ve beklenen büyük değişim ve dönüşümü Allah’tan başka ortaya çıkaracak hiçbir güç yoktur. Onun vaktini Allah’tan başka açıklayacak yoktur, başka kimse bilemez. Rabbin tartıştığınız konulardaki bütün gerçekleri vakti gelince açığa çıkaracaktır. Hiç merak etmeyin! Üzerinde tartıştığınız her şey gün yüzüne çıkacaktır. Bu bilinmezlik üzerinden verilen mesajlardan biri şudur: “Ey insan! Her ânın son ânın olabilir.

İlgili ayetler

İlgili ayetler

58Zuhruf 66

Ayet 59–62

4 ayet

Necm 59

Necm 60

Necm 61

Necm 62

اَفَمِنْ هٰذَا الْحَد۪يثِ تَعْجَبُونَۙ ۝٥٩ وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَۙ ۝٦٠ وَاَنْتُمْ سَامِدُونَ ۝٦١ فَاسْجُدُوا لِلّٰهِ وَاعْبُدُوا ۝٦٢

Mushaf

Okunuş

Okunuş

59Efemin hâẕe-lḥadîŝi taʿcebûn.

Okunuş

60Vetaḍḥakûne velâ tebkûn.

Okunuş

61Veentüm sâmidûn.

Okunuş

62Fescüdû lillâhi vaʿbüdû.

Türkçe Meal

Türkçe Meal

59Şimdi siz bu hadisi/Kuran’ı tuhaf mı buluyorsunuz?

Türkçe Meal

60Ağlanacak halinize gülüyorsunuz!

Türkçe Meal

61Kalkmış bir de alay ediyorsunuz!

Türkçe Meal

62Artık, Allah’a secde edin/O’na boyun eğin ve kulluğunuzu yerine getirin.

Açıklamalı meal

Açıklamalı meal

59Ey Mekkeliler, Ey hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan gafiller! Şimdi siz kendi tuhaf hâlinize değil de bu Kur’an’a ve onun âyetlerini size tebliğ eden peygamberin anlattıklarına mı hayret ediyorsunuz ve şaşıyorsunuz? Şimdi siz gönderdiğimiz ayetlere mi hayret ediyorsunuz, tuhaf buluyorsunuz? Niçin? İşinize gelmedi mi? Veya sizlerden birine gönderilmediği için karşı mı çıkıyorsunuz? Aranızda fakir ve yetim gördüğünüz birine geldiği için mi hayretler içindesiniz? Hayır! Andolsun ki gelen ayetler sizleri övseydi. Yaptığınız kötülükleri hoş görseydi hemen kabul ederdiniz. Herkesten fazla sahip çıkardınız. Gelen ayetler sizin yalanlarınızı açıkladığı için hayretler içindesiniz. Çünkü gönderdiğimiz ayetler sizin dahi sır olarak sakladığınız şeyleri açığa vuruyor. İşlediklerinizin asıl nedenlerini, kalplerinizde yatanları açığa çıkarıyor. Sizler asıl bu nedenle hayretler içindesiniz. Saklayacak bir şeyiniz kalmadığı, bütün gizledikleriniz açıklandığı için hayretler içindesiniz. İçinizden nasıl oluyor da kalplerimizdekiler okunuyor diyorsunuz. Birbirinizle gizlice konuştuğunuz gerçekler açıklanıyor. Sizler gerçekleriniz açıklandıkça ne yapacağınızı bilmeyerek şaşırıyorsunuz. Niçin doğru düşünerek kendinizi düzeltmek yerine, inkâr edip suçlamalara yönleniyorsunuz?

Açıklamalı meal

60Akıbetinize ve ahirete hazırlanmak yerine, gafletle ve dalga geçerek hâlâ, eskilerin masalları, diyerek alaya alıyorsunuz. Bunca uyarıdan sonra, bu halinize Gülüyorsunuz da sonunuzu ve sorumluluklarınızı düşünüp felâketinize, başınıza gelecek olan azaba ağlamıyorsunuz. Uyarılmakta olduğunuz son ile karşılaşmadan önce, size yapılan davetin önemini kavrayıp başınıza geleceklere üzüleceğiniz yerde, önemsemeyip, gülüp, eğlenmeye devam ediyorsunuz. Ağlanacak halinize gülüyorsunuz. Ayetlerimizle açıklananları gırgıra alarak, alay ederek, etkinliğini, etkisini azaltmak, yok etmek istiyorsunuz. Düşünüp öğüt alacağınıza alay etmeyi seçiyorsunuz. Şımarık haddini bilmez tavırlarınızla üste çıkmaya çalışıyorsunuz. Ciddiye alacağınıza eğlenceye vermek istiyorsunuz. Zannediyorsunuz ki; böyle davranınca hakkınızda açıklanan gerçekler ortadan kalkacak. İnsanlar tarafından duyulmayacak. Telaşınızla o kadar saçma sapan şeyler söylüyorsunuz ki, ağlanacak haliniz var. Gerçeği kavrasaydınız güleceğinize ağlardınız. Bilinçsiz bir şekilde gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz

Açıklamalı meal

61Ve: “Gaflet içinde eğleniyorsunuz.” Şımarıklığınızı artırarak Rabbinize başkaldırıyorsunuz. Lüzumsuz, bilgisiz cahilce konuşmalarınızla Rabbinizi yalancı çıkarmaya çalışıyorsunuz. Güvenilir emin olan elçimize iftira atıyorsunuz. Arkadaşınız Muhammed’i, şeytanın habercisi olmakla suçluyorsunuz. Nasıl bu kadar sapıtabiliyorsunuz? Nasıl bu kadar azabiliyorsunuz? Elbette yaptığınızın karşılığını bulacaksınız. Boş şeylerle eğleniyorsunuz. Dik başlısınız.

Açıklamalı meal

62Yeter artık haydi kendinize gelin ve Hemen Haydi fırsat varken gafletten uyanıp Allah’a secde edin ve yalnızca O’na kulluk edin. Hiç olmazsa bundan sonra aklınızı kullanıp secde ederek Allah’ın davetine yönelin. O’nu ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak O’na teslim olun, saygıyla O’na kulluk ve ibadet edin, Allah’ın hükümlerine boyun eğin. Gafletle geçen her ânınız son anınız olabilir! Bırakın şımarıklığı! Bırakın azgınlığı! Lüzumsuz boş sözlerden uzaklaşın! Rabbiniz Allah yeryüzünün ve gökyüzünün sahibidir. Her şeyin hâkimidir. Bütün gerçekler O’na aittir. Yaratılan bütün varlıkların sahibidir. Üstün ve yüce olarak görülmesi, bilinmesi gereken Allah’tır. Haydi! Allah’ın ilkelerini, Allah’ın yasalarını üstün tutarak Allah’ı yüceltin! Her şeyde Allah’ın sözünü üstün tutun! Başka varlıkları üstün tutmayın! Yalnız Allah’ın emirlerini yerine getirerek Allah’a kulluk yapın! Başka varlıkların yalan yanlış emirlerini yerine getirerek onlara kulluk etmeyin! Haydi söyleyin! Allah’ın sözleri her sözden üstündür. Allah’ın yasaları her yasadan üstündür. Allah’ın emirleri her emirden üstündür. Allah’ın hükümleri her hükümden üstündür. Allah’ın yolu her yoldan üstündür. Bunlara kesin bir şekilde inanarak, hayatınızda uygulayarak Allah’ı yüceltin! Allah’ın huzurunda hâkimiyetini bütün benliğinizle kabul edin! Allah’tan başkalarının önünde eğilmeyeceğinizi, secdelere kapanmayacağını gösterin!

İlgili ayetler

İlgili ayetler

59Sâd 1Sâd 10

İlgili ayetler

60Tevbe 82

İlgili ayetler

61En’am 70Hadîd 16

İlgili ayetler

62Secde 15Zâriyât 56

Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.

Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.

Nüzul sırasına göre bu sûreden önce İhlâs, sonra Abese indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla