Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Sure, adını birinci ayette geçen “el-Kamer” kelimesinden almıştır.
Nüzul Zamanı: Surede geçen “Şakku’l-Kamer” (ayın yarılması) olayından dolayı, surenin nüzul zamanı tespit edilebilmektedir. Muhaddisler ve müfessirler, bu hadisenin (ayın yarılması) hicretten 5 yıl önce Mina’da vuku bulduğu konusunda müttefiktirler.
Konu: Bu surede, Rasûlullah’ın (s.a) davetine karşı inatçı bir tavır takınmalarından dolayı kafirler ikaz edilmektedirler. Ayın yarılması mucizesi, Hz. Peygamber’in (s.a) haber verdiği kıyametin gerçekliğine ve yakın oluşuna apaçık bir işarettir. Ay gibi büyük bir küre onların gözü önünde yarılmış ve iki parçaya ayrılmıştır. Öyle ki bir parça dağın bir tarafında diğer bir parça dağın öbür tarafında görülmüş ve sonra tekrar bir araya gelerek birleşmiştir. Bu olay kainatın ezeli ve ebedi olmadığının açık bir delilidir. Kainatın bir sonu vardır ve bu nizam her an alt-üst olabilir, olacaktır da. Büyük yıldız ve gezegenler birbirleriyle çarpışabilirler ve infilak edebilirler. Dolayısıyla bu olayların manzarasının tıpkı Kur’an’da çizildiği gibi vuku bulması mümkündür. Hatta bu anlatılanlar, kıyametin başlangıcıdır ve onun gelişi uzak değildir. Zaten o sürekli yaklaşmaktadır. İşte Hz. Peygamber (s.a), ayın yarılması olayını bu nedenden dolayı, halka göstermiş ve “şahit olunuz” demiştir. Ancak kafirler ona inanmadıkları gibi, ayrıca inkarları üzerinde direnmişlerdir. Üstelik bu mucizeyi bir sihir olarak nitelemişlerdir. Surede, aynı şekilde inaçtı bir tavır sergileyen kafirler uyarılmaktadır.
Girişte, kafirlerin nasihat ve tebliği anlamadıkları, tarihten ders almadıkları ve apaçık ayetleri gördükten sonra bile, inanmadıkları beyan edilmektedir. Onlar kıyamet günü, kabirlerinden çıkıp mahşer meydanında, Allah’ın huzurunda koşarak gidecekleri zaman inanırlar.
Daha sonra, kafirlere, Nuh kavmi, Ad kavmi, Semud, Lut ve Firavun’un kavminin tarihçesi beyan edilmekte ve bu kavimlerin peygamberlerini yalanladıkları için azaba çarptırılarak ne feci bir sonla karşılaştıkları açıklanmaktadır. Bu kavimlerin isimleri tek tek belirtilerek
“Kur’an’ın bir öğüt ve azabdan kurtuluşun bir yolu olduğu ve geçmiş kavimlerin akibetinden ders alarak doğru yola giren bir kavmin, önceki kavimlere gelen azabtan kurtulacağı”
bildirilmektedir. Şimdi bu kadar kolay bir yoldan ve öğütten yüz çevirmek, dolayısıyla azabın gelmesi için ısrar etmek, akılsızlığın ta kendisi değil midir?
Geçmiş toplumların ibret verici tarihlerine değinildikten sonra kafirlere hitap edilerek şöyle denilmiştir. “Önceki toplumlar da sizler gibi inatçılık yapmışlar ve azaba uğramışlardı. Şimdi sizler de aynı yolu takip ederseniz aynı sonuçla karşılaşırsınız. Çünkü sizler, herhalde bu kuraldan istisna edilerek, azaptan kurtulacak değilsiniz. Şayet kabilenizin gücüne güveniyorsanız, güvendiğiniz bu gücü zelil edecek ve sizlere diz çöktürecek o vakit pek uzak değildir. Bilin ki kıyamet günü ahiretteki durumunuz çok daha kötü olacaktır.”
Surenin sonunda, Allah’ın kıyamet için büyük bir hazırlık dönemine ihtiyaç duymadığı ve O’nun bir emrinin kafi geleceği bildirilmektedir. Fakat bu kainatın nizamı ve insanoğlunun kaderi tayin edilmiştir. Dolayısıyla herşey bir takdire bağlanmış, Kıyametin vakti tayin edilmiştir ve tayin olunan vakit vuku bulacaktır. Buna göre kıyamet, herkesin istediği zamanda gelecek değildir. Şayet sizler onun meydana geleceğine inanmıyorsanız dilediğiniz gibi davranın ve fakat bilin ki, her hareketiniz kaydedilmektedir ve sonunda bu davranışlarınızdan hesap vereceksiniz.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–5
5 ayetKamer 1
Kamer 2
Kamer 3
Kamer 4
Kamer 5
اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ ١ وَاِنْ يَرَوْا اٰيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ ٢ وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ وَكُلُّ اَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ ٣ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنَ الْاَنْبَٓاءِ مَا ف۪يهِ مُزْدَجَرٌۙ ٤ حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُۙ ٥
Mushaf
Okunuş
1İḳterabeti-ssâʿatü venşeḳḳa-lḳamer.
2Veiy yerav âyetey yüʿriḍû veyeḳûlû siḥrum müstemirr.
3Vekeẕẕebû vettebeʿû ehvâehüm veküllü emrim müsteḳirr.
4Veleḳad câehüm mine-lʾembâi mâ fîhi müzdecer.
5Ḥikmetüm bâligatün femâ tugni-nnüẕür.
Türkçe Meal
1O saat bu dünyanın sonu gelip ay yarılıp/bütün gerçekler ortaya çıktığında.
2Ne var ki onlar bir ayet/mucize görseler bile yine kabul etmezler ve “Bu süre gelen bir sihirdir,” derler.
3Onlar arzu ve heveslerine uydukları için kendilerine gelmiş hakikat karşısında yalana sarıldılar ama her işin gerçeği sonunda ortaya çıkar.
4Andolsun ki onlara, kendilerini küfür ve isyandan alıkoyacak nice mühim haberler.
5Son derece hikmetli öğütler ve uyarılarla dolu Kuran geldi ama gel gör ki bunca uyarının hiçbir faydası olmadı.
Açıklamalı meal
1Kâinatın ölümünü haber veren, tüm evrenin korkunç bir sarsıntıyla yok edileceği kıyamet saati geldiğinde, ay yarılıp parçalanacak.
2Ey Peygamber! Allah’ın izni ile ne zaman bir mucize göstersen de bir ayet görseler de inatla inkârcılar iman etmekten yüz çevirir. Fakat gözleri ile şahit oldukları mucizeyi inkâr edemedikleri için de buna başka bir isim verip bu devam eden etkileyici bir büyüdür, göz boyamadır derler.
3İşte Mekkeli kâfirler de senin peygamberliğini, Allah adına yaptığın daveti ve Kıyamet Günü’nün geleceğini bile bile yalanladılar. Ama bu işi yaparken sağlam bir bilgiye dayanmak yerine kendi arzularına uydular, heva ve heveslerine göre yaşamak istediler. Çünkü ilâhî adâleti kabul etmek onlara ahlâkî yükümlülükler getiriyor, bu da hiç hoşlarına gitmiyordu. Bu yüzden de Kur’an’ın davetini kabule yanaşmıyor, yalan sayıyorlar. Oysa bu halleri, sonsuza dek böyle sürüp gitmeyecek, yakında gerçeği görecekler. Ne yaparlarsa yapsınlar, Allah’ın vaat ettiği her işin, gerçekleşeceği belirli bir zaman vardır Allah’ın kararına kimse engel olamaz. Sonunda gerçeği görüp anlayacaklar.
4Andolsun ki, Allah’ın takdir ettiği süreç devam ederken, ahirette mazeretleri olmasın diye kendilerini sapıklıktan, şirkten, aklını kullanan her insanı inkâr bataklığına saplanmaktan alıkoyacak nice haberler nice ayetler onlara geldi. Kendilerinden önce peygamber ve kitaplarla yapılan uyarılardan yüz çevirenlerin başlarına gelenleri de duymuş, ibretlik kıssalarını da dinlemişlerdi.
5Bu haberler üstün bir öğüttür hikmettir. Şimdi ise onları kula kulluktan kurtaracak, şerefli, onurlu, erdemli bir hayata kavuşturacak ilahi bir kitap geldi. Okunan ayetler insanlığın yaşamına dair açıklamalar yapar. İnsanlara gerçeklerden haber verir. Ancak buna rağmen uyarılar öğütler zalimlere hainlere ve iman etmemeye karar vermiş olanlara yarar sağlamıyor.
Ayet 6
1 ayetKamer 6
فَتَوَلَّ عَنْهُمْۢ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ اِلٰى شَيْءٍ نُكُرٍۙ ٦
Mushaf
Okunuş
6Fetevelle ʿanhüm. yevme yedʿu-ddâʿi ilâ şeyʾin nükür.
Türkçe Meal
6Artık sen de onlardan yüz çevir. Gün gelecek o çağırıcı, onları hiç hoşlanmayacakları bir şeye çağıracak.
Açıklamalı meal
6Ey Resûlüm! Gördün, uyarılar fayda vermiyor. Ayetlerimizden yüz çeviriyorlar. Madem bütün delillere rağmen inkârda diretiyorlar. O halde şimdilik onlardan sen de uzak durup yüz çevir. İnkâr ve cehalet karanlıklarında bocalayıp dursunlar ve ilgilenmeyip onları kendi hallerine bırak. Zamanı gelince inanmadıkları ve hiç hoşlanmadıkları Kıyamet Günü hesap vermeye çağırılacaklar. İnsanlara İsrafil denilen o çağırıcı meleğin mahşer günü herkesi şaşkınlıkta bırakan görülmemiş bir şeye çağıracağı hesap günü hakkında bilgi ver.
Ayet 7–8
2 ayetKamer 7
Kamer 8
خُشَّعًا اَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ كَاَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌۙ ٧ مُهْطِع۪ينَ اِلَى الدَّاعِۜ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ ٨
Mushaf
Okunuş
7Ḫuşşeʿan ebṣâruhüm yaḫrucûne mine-lʾecdâŝi keennehüm cerâdüm münteşir.
8Mühtiʿîne ile-ddâʿ. yeḳûlü-lkâfirûne hâẕâ yevmün ʿasir.
Türkçe Meal
7O gün herkes korkudan gözleri yerinden fırlamış olarak kabirlerinden çıkacak ve çekirge sürüsü gibi etrafa dağılacaklar.
8Yine o gün çağırıcıya doğru panik içinde koşacaklar ve kâfirler; “Bu ne felaket bir gün böyle!" diyecekler.
Açıklamalı meal
7İşte O gün yaşadıkları şaşkınlık korku ve dehşet nedeniyle, gözleri yuvalarından fırlamışçasına donuk ve düşkün bakışları baygın perişan ve zillet içinde, sanki fırtınanın etkisiyle sağa sola yayılan çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.
8Kâfirler Çağırıcıya yani kendilerini mahşere çağıran meleğe doğru geç kalmış bir teslimiyetin belirtisi olarak boyunlarını uzatıp sürüler hâlinde koşarak giderken, bir yandan da inkâr edenler: "Bu çok zor bir gündür" derler ve pişmanlık içinde sızlanıp dövünürler.
Ayet 9–10
2 ayetKamer 9
Kamer 10
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ ٩ فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ ١٠
Mushaf
Okunuş
9Keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥin fekeẕẕebû ʿabdenâ veḳâlû mecnûnüv vezdücira.
10Fedeʿâ rabbehû ennî maglûbün fenteṣir.
Türkçe Meal
9Evet onlardan önce de Nuh kavmi de yalana sarılmış ve kulumuz Nuh’u yalancılıkla suçlayıp; "O delinin biri" diyerek onun mesajını her yönden engellemişlerdi.
10Nuh da; "Rabbim ben yenik düştüm sen bana yardım et!" diye Rabbine yalvardı.
Açıklamalı meal
9Vaktiyle Onlardan önce Muhammed’e söylediklerinin benzerlerini söyleyerek Nuh kavmi de peygamberlerini inkâr etti ve davetini engellemeye çalıştı. Onlar da kulumuz Nûh’u yalanladılar ve: " O bir delidir" dediler. O Nuh Peygamberde büyük baskı ve eziyetlerle karşılaşıp zorla tebliğden alıkonuldu. Onu tehdit ederek "Ey Nuh eğer halkı kışkırtmaya bir son vermezsen bil ki sen muhakkak taşlananlardan olursun" dediler.
10Bunun üzerine çaresiz kalan Nûh da: " Ya Rabbi! Gücüm tükendi, çaresiz kaldım, ben yoruldum elimden gelen her şeyi yaptım ama maalesef yenik düştüm. Bu müşrik ve kâfirlere karşı bana yardım et!" diye Rabbine dua etti.
Ayet 11–12
2 ayetKamer 11
Kamer 12
فَفَتَحْنَٓا اَبْوَابَ السَّمَٓاءِ بِمَٓاءٍ مُنْهَمِرٍۘ ١١ وَفَجَّرْنَا الْاَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَٓاءُ عَلٰٓى اَمْرٍ قَدْ قُدِرَۚ ١٢
Mushaf
Okunuş
11Fefetaḥnâ ebvâbe-ssemâi bimâim münhemir.
12Vefeccerne-lʾarḍa ʿuyûnen felteḳe-lmâü ʿalâ emrin ḳad ḳudir.
Türkçe Meal
11Bunun üzerine biz de göğün kapılarını açtık ve bardaktan boşanırcasına yağmur yağdırdık.
12Yerden de sular fışkırttık. Nihayet sular takdir olunan işi gerçekleştirmek üzere birleşip tufana dönüştü.
Açıklamalı meal
11Bunun üzerine Biz de Nuh’un duasını kabul ettik ve kâfirlerin üzerine bardaktan boşanırcasına dökülen bir suyla yağmur yağdırdık, göğün kapılarını sonuna kadar açtık.
12Yerden de kaynaklar halinde sular fışkırttık. Böylece bir tufan oluşturduk ve sular kendileri için belirlenen bir görevi yerine getirmek üzere Nuh kavminin helaki için birleşti. Allah’ın ilahlığından yüz çevirenleri hak ettikleri azaba uğratıp, suda boğarak helak ettik. Onlar bunu beklemiyordu. Kaçacak yerleri yoktu. Gökyüzünden yeryüzüne sular boşalıyordu. Artık onlar için yeryüzü diye bir şey yoktu. Evleri, sarayları, bağları, bahçeleri, tarlaları, işleri, yaşadıkları yerler sular altında kalmıştı.
Ayet 13–14
2 ayetKamer 13
Kamer 14
وَحَمَلْنَاهُ عَلٰى ذَاتِ اَلْوَاحٍ وَدُسُرٍۙ ١٣ تَجْر۪ي بِاَعْيُنِنَاۚ جَزَٓاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ ١٤
Mushaf
Okunuş
13Veḥamelnâhü ʿalâ ẕâti elvâḥiv vedüsür.
14Tecrî biaʿyüninâ. cezâel limen kâne küfira.
Türkçe Meal
13Biz Nuh’u birbirine kenetli tahta levhalardan yapılmış gemiye bindirdik.
14Gemi de bizim gözetimimiz altında yüzdü durdu. Bu, kendisine nankörlük edilen Nuh’a verilmiş bir ödüldü.
Açıklamalı meal
13Bizde Nuh’u ve onunla birlikte iman edenleri, tahtadan yapılmış ve çivilerle çakılmış bir gemi ile taşıdık ve kurtardık.
14Kendisine karşı nankörlük edilen, Kavmi tarafından yalanlanıp inkâr edilen hakaretlere maruz kalan kulumuz Nuh’a, bizden bir mükafat, müşrik kavmi için de dünyada hak ettikleri ceza olmak üzere dev dalgalar arasında çalkalanan gemi, bilgimiz dahilinde gözetimimiz ve denetimimiz altında yüzüp yol alıyordu. Nûh ve diğer müminleri kurtarıp selâmete erdirdik. Onlar gerçeklerimizi inkâr etmişler. Ayetlerimizin okunmasını yasaklamışlardı. İnkârcıların korkulu bakışları önünde elçimizle birlikte inananları kurtardık. Nuh’un ve inananların kurtuluşuna şahit oluyorlardı. Böyle bir şey ummamışlar, başlarına geleceği düşünmemişlerdi. Korku içinde ne yapacaklarını bilemiyorlar, kaskatı kesilmiş öylesine seyrediyorlardı. Kurtulmak için ellerini bile kıpırdatamadılar. Ayakları hareket edemedi. Donup kaldılar. İnkârları yüzünden onlara böyle bir güçsüzlük, böyle bir şaşkınlık verdik. Çünkü yeryüzündeki cezalarının vakti gelmişti. Artık onların yapacağı bir şey yoktu. Andolsun ki ceza vaktimiz gelince inkârcıların yapacakları hiçbir şey yoktur. Onlara yeryüzünde yeteri kadar süre verildi. Yaptıklarıyla kalacaklarını zannediyorlar. Görmüyorlar mı? Hiçbir şey cezasız kalmıyor. Bu bizim temel yasamızdır. Ey Resulüm! Sana karşı inkârcılar da yaptıklarıyla kalacaklarını zannetmesinler. Elbet yaptıklarının karşılığını bulacaklardır.
Ayet 15
1 ayetKamer 15
وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَٓا اٰيَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ١٥
Mushaf
Okunuş
15Veleḳat teraknâhâ âyeten fehel mim müddekir.
Türkçe Meal
15Andolsun ki biz o gemiyi tufanın bir nişanesi olarak bıraktık. Hani var mı düşünüp ibret alan?
Açıklamalı meal
15Andolsun ki, o gemiyi ve Nûh kavminin başına gelen Nuh tufanını, kıyâmete kadar gelecek bütün insanlar için, gemiye binen müminlerin kurtuluşunu ve kâfirlerin helâk edilişini, o geminin yapılışını ve geminin kalıntılarını açık bir belge, tarihi bir ibret olarak bıraktık. Fakat buna rağmen hâlâ öğüt alacak yok mu? İnkâr edip isyan ettiğinizde, onların başına gelenlerin sizin de başınıza gelmeyeceğinden emin misiniz?
Ayet 16
1 ayetKamer 16
فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ١٦
Mushaf
Okunuş
16Fekeyfe kâne ʿaẕâbî venüẕür.
Türkçe Meal
16Nasılmış benim azabım ve uyarılarım gördünüz mü?
Açıklamalı meal
16Bakın benim azabım ve uyarılarım, Allah’ın davetine karşı nankörlük edip, başkaldıranların ve peygamberine zulmedenleri, uyarıları hiçe sayan zalimleri cezalandırmam ve onların sonları nasılmış? Yaşayarak gördüler bir düşünün.
Ayet 17
1 ayetKamer 17
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ١٧
Mushaf
Okunuş
17Veleḳad yesserne-lḳurʾâne liẕẕikri fehel mim müddekir.
Türkçe Meal
17Andolsun ki biz bu Kuran’ı öğüt ve ibret alınsın diye kolaylaştırdık. Hani var mı anlayıp öğüt ve ibret alan?
Açıklamalı meal
17Andolsun ki, Kur’an’ı düşünüp iyice anlayıp öğüt alınması, ve insanı yaratmaktaki amacımız ve bu amaca uygun hayat tarzı apaçık anlaşılıp ders çıkarılması için ibretli kıssalar eşliğindeve halkın anlayacağı bir dili kullanarak kolaylaştırdık. Fakat var mı öğüt alan? Hikmetli öğütlerle, ibret verici kıssalarla cennetin yolunu gösteren bu kitabı okumak, anlamak, pratik hayata uygulamak ve böylece dünyada ve ahirette kurtuluşa ulaşmak isteyen yok mu?
Ayet 18–21
4 ayetKamer 18
Kamer 19
Kamer 20
Kamer 21
كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ١٨ اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا صَرْصَرًا ف۪ي يَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِرٍّۙ ١٩ تَنْزِعُ النَّاسَۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِرٍ ٢٠ فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ٢١
Mushaf
Okunuş
18Keẕẕebet ʿâdün fekeyfe kâne ʿaẕâbî venüẕür.
19İnnâ erselnâ ʿaleyhim rîḥan ṣarṣaran fî yevmi naḥsim müstemirr.
20Tenziʿu-nnâse keennehüm aʿcâzü naḫlim münḳaʿir.
21Fekeyfe kâne ʿaẕâbî venüẕür.
Türkçe Meal
18Ad kavmi de elçilerini yalancılıkla suçlamışlardı. Ama bakın nasılmış benim azabım ve uyarılarım?
19Biz de onların üzerine kapkara bir günde şiddetli ve sürekli bir kasırga gönderdik.
20İnsanları kökünden sökülmüş hurma kütükleri gibi savurup atıyordu.
21Nasılmış benim azabım ve uyarılarım gördünüz mü?
Açıklamalı meal
18Bakın güç ve zenginliğiyle dillere destan olan Ad kavmi de kendilerine gelen Hûd peygamberi ve onun Allah adına yaptığı davete uyarılara kulak tıkayıp yalanladı. İşte bakın benim azabım ve uyarılarım karşısında ders almayanların sonu nasılmış görmek isteyenler bir de Âd kavminin sonuna baksınlar? Azabı hak ettiler ve Allah’ın azabının nasıl olduğunu onlar da gördüler.
19Biz Hûd peygamberin gönderildiği Âd kavminin üzerine, ummadıkları bir zamanda felaketi sürekli olan uğursuz ve kapkara bir günde çok gürültülü bir fırtına, dondurucu bir kasırga gönderdik. Öyle ki rüzgârlar onların tamamı yok oluncaya kadar sürdü. Bu onlar için büyük bir uğursuzluktu. Kurtulmak için hiçbir yol bulamadılar.
20Öyle dehşetli bir kasırga ki, insanları yerlerinden söküp savuruyordu. Sanki onlar köklerinden sökülmüş sağa-sola savrulmuş hurma kütükleri gibi görünüyorlardı. İnsanları havaya savuruyor, başlarını bedenlerinden ayırıyordu. Bedenleri, yere yıkılmış hurma kökleri gibi başsız kalıyordu. Bu sebeple de onlar, köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi görünüyorlardı.
21Bakın benim azabım uyarılarım ve uyarılarımı hiçe sayan zalimleri cezalandırmam nasılmış? Bir düşünün, bir görün bakalım. İşte Allah’ın uyarılarını dikkate almayıp, peygamberlerini yalanlayanların akıbetleri böyle hüsran oldu.
İlgili ayetler
Ayet 22
1 ayetKamer 22
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ۟ ٢٢
Mushaf
Okunuş
22Veleḳad yesserne-lḳurʾâne liẕẕikri fehel mim müddekir.
Türkçe Meal
22Andolsun ki biz bu Kuran’ı öğüt ve ibret alınsın diye kolaylaştırdık. Hani var mı anlayıp öğüt ve ibret alan?
Açıklamalı meal
22Doğrusu Biz bu Kur’an’ı öğüt almanız ayetlerimizle sorunlarınızı çözmeniz ve dersler çıkarmanız için ibretli kıssalar eşliğinde, anlaşılır kılıp kolaylaştırdık. Yok mu aranızda düşünüp doğru yola yönelerek, öğüt alan?
İlgili ayetler
22En’am 97
Ayet 23–25
3 ayetKamer 23
Kamer 24
Kamer 25
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ ٢٣ فَقَالُٓوا اَبَشَرًا مِنَّا وَاحِدًا نَتَّبِعُهُٓۙ اِنَّٓا اِذًا لَف۪ي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ ٢٤ ءَاُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ اَشِرٌ ٢٥
Mushaf
Okunuş
23Keẕẕebet ŝemûdü binnüẕür.
24Feḳâlû ebeşeram minnâ vâḥiden nettebiʿuhû innâ iẕel lefî ḍalâliv vesüʿur.
25Eülḳiye-ẕẕikru ʿaleyhi mim beyninâ bel hüve keẕẕâbün eşir.
Türkçe Meal
23Semûd kavmi de elçilerini yalancılıkla suçlamış ve uyarılarıma kulak asmamıştı.
24Bizden herhangi bir farkı olmayan bu beşere mi uyacağız. İşte biz asıl o zaman sapıtmış ve delilik etmiş oluruz, dediler.
25Hem bu vahiy içimizden bula bula bunu mu bulmuş. Hayır, aslında o küstah bir yalancı.
Açıklamalı meal
23Semud kavmi de peygamberleri Salih’in Allah merkezli nizam ve ahlaka davetini reddetti. Hesap ve cezayı hatırlatan ayetleri ve yapılan uyarıları dikkate almadı ve kendilerine gönderilen Sâlih peygamberi yalanladı.
24Dediler ki: " Ne yani bizden hiçbir farkı olmayan birinin söylediklerine ve bizden olan bir insana mı uyacağız? Bunca yıllık nizam ve ahlakımızdan vaz mı geçeceğiz? Şayet ona uyarsak biz kesin bir sapıklık ve büyük bir çılgınlık içinde kalmış ve yanlış yapmış oluruz diyerek Hz. Salih peygambere karşı çıkmışlardı.
25İlâhî mesaj bunca zengin ve asil insan dururken, aramızdan ona mı geldi? Aramızda ondan başka peygamberlik verilecek kimse yok mu da ona verildi? Hayır, o Sâlih “Bana vahiy geldi” derken doğru söylemiyor. Çünkü o kendini beğenmiş peygamberlik iddiasında olan şımarığın yalancının biridir. Bu iddiası doğru ise bize bir mucize gösterip ispat etsin” diyecek kadar küstahlaşmışlardı.
Ayet 26–28
3 ayetKamer 26
Kamer 27
Kamer 28
سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ ٢٦ اِنَّا مُرْسِلُوا النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْۘ ٢٧ وَنَبِّئْهُمْ اَنَّ الْمَٓاءَ قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْۚ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ ٢٨
Mushaf
Okunuş
26Seyaʿlemûne gadem meni-lkeẕẕâbü-lʾeşir.
27İnnâ mürsilü-nnâḳati fitnetel lehüm ferteḳibhüm vaṣṭabir.
28Venebbiʾhüm enne-lmâe ḳismetüm beynehüm. küllü şirbim muḥteḍar.
Türkçe Meal
26Küstah yalancı kimmiş yakında anlayacaklar!
27Biz de onları sınamak için şu dişi deveyi gönderiyoruz: -Sen onların ne yapacağını gözet ve sabret!
28Onlara şunu haber ver: -Su sizinle deve arasında taksim edilmiştir, sudan herkes sırası gelince yararlanacaktır.
Açıklamalı meal
26Bu ağır hakaretler üzerine Allah da peygamberi Salih’e: Seni küçümseyerek inkâr edenlere aldırma. Yarın onlara azap geldiğinde, kıyamet günü o yalancının, şımarığın kim olduğunu bileceklerdir.
27Ey Sâlih! Şüphesiz onları Allah’ın emirlerine itaat ve haklara riayet konusunda imtihan etmek ve gerçek niyetlerini ortaya çıkarmak için o mucizevi özelliği olan ve sahibinin Allah olduğu dişi deveyi gönderen Biziz. Bu sahipsiz deveye karşı tavırları, kaba kuvvete baş vurarak zayıf ve çaresiz insanları ezme huyundan vazgeçip geçmediklerini ortaya koyan bir ölçü olacaktır. Salih’e demiştik ki: "Artık sen, onların akıbetlerinin nereye varacağını gözetle ve eziyetlerine biraz daha sabret!"
28"Ve sen onlara bildir ki, ancak yeten o su, bir gün deve için, bir gün de kendileri için olmak üzere aralarında Allah’ın emri olarak kesin bir şekilde paylaştırılmıştır. İçme sırası gelen o suyun başında hazır bulunsun." Herkes kendi zamanında suyu kullansın denilmişti.
Ayet 29
1 ayetKamer 29
فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ ٢٩
Mushaf
Okunuş
29Fenâdev ṣâḥibehüm feteʿâṭâ feʿaḳara.
Türkçe Meal
29Onlar adamlarını çağırdılar. Çetenin elebaşı eline bıçağı alıp deveyi vahşice kesti.
Açıklamalı meal
29Derken, bu haber başlarındaki yöneticilerine ulaşınca servet ve iktidar sahibi olan ve su kaynaklarının kullanımı noktasında kendilerini tek yetkili gören dokuz kişilik çetenin liderlerini rahatsız etti. Dönek hainler bir müddet nöbetleşe bu emre uyduktan sonra, dişi deveyi kesmesi için içlerindeki en azgın arkadaşlarını çağırdılar. O da hiç aldırmadan kılıcına sarıldı sınanmak üzere gönderilmiş olan ve Allah’a itaatin simgesi olan o deveyi suyu sadece biz kullanalım diye acımasızca kesti. Böylece develeri yok edip su haklarını çoğalttılar. Su kullanma çizelgesini yırtıp attılar, böylece hepsi felaketi hak etmişlerdi.
İlgili ayetler
29İsrâ 59
Ayet 30–31
2 ayetKamer 30
Kamer 31
فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ٣٠ اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَش۪يمِ الْمُحْتَظِرِ ٣١
Mushaf
Okunuş
30Fekeyfe kâne ʿaẕâbî venüẕür.
31İnnâ erselnâ ʿaleyhim ṣayḥatev vâḥideten fekânû keheşîmi-lmuḥteżir.
Türkçe Meal
30Nasılmış benim azabım ve uyarılarım gördüler!
31Biz onlara korkunç gürültülü bir depremi musallat ettik sonunda hepsi hayvan ağılındaki otlar gibi ezilip gitti.
Açıklamalı meal
30Bakın azgınlık yapıp haddi aşanlara karşı benim azabım uyarılarım ve uyarıları hiçe sayan zalimleri cezalandırmam nasılmış görsünler? Gördüler ve inkârdan döndüler mi?
31Şüphesiz Biz, onların üzerine kahredici korkunç bir patlamayla şehrin altını üstüne getiren bir ses, bir tek çığlık göndermiştik de onlar, ağıldaki hayvanlara verilen kuru ot yahut çitlerde kullanılan kuru ağaç ve dikenden ayakaltında kalan kırıntıları, un ufak olmuş odun talaşı gibi oluvermişlerdi. Gönderdiğimiz ses içlerinden yükselen eyvah sesleriydi. Yaptıkları hatayı sonradan fark ettiler. Onlar suyu hedefleyerek develeri kesmişlerdi. Hâlbuki yaşamları sadece suya dayanmıyordu. İnsanların yaşaması için bitkiler, sebzeler, hayvanlar gerekiyordu. Develerinden süt sağıyor, etlerinden besleniyor, uzak yerlere yüklerini taşıyorlardı. Develerini kesince sütsüz, etsiz kaldılar. Uzak yerlere gidemediler. Tek başına su onların yaşamına yetmedi. Onlar yarattığımız doğanın dengesini unuttular. Suya hedeflenerek yaşamın yasasını unuttular. Devlerini keserek yaşamlarının temelinden birini kesip attılar. Onlara delil olarak deveyi niçin işaret ettiğimizi anlamadılar. Zannettiler ki sadece su ile yaşayacaklar. Hayır! Andolsun ki onların yaşamaları için türlü nimetler verdik. Her nimeti birbirine bağladık. Kim nimetler arasındaki dengeyi bozarsa doğayı yok eder. Doğayı yok eden toplumlar yok olur. Onlar da doğal yasamız gereği yok oldular. Hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler haline geldiler. Şimdi üzerlerine basıyorsunuz.
Ayet 32
1 ayetKamer 32
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ٣٢
Mushaf
Okunuş
32Veleḳad yesserne-lḳurʾâne liẕẕikri fehel mim müddekir.
Türkçe Meal
32Andolsun ki biz bu Kuran’ı öğüt ve ibret alınsın diye kolaylaştırdık. Hani var mı anlayıp öğüt ve ibret alan?
Açıklamalı meal
32Doğrusu Biz bu misallerle Kur’an’ı anlayıp öğüt almanız ve her türlü sorunlarınıza çare üretmek için ibretli kıssalar eşliğinde kolaylaştırdık. Ve anlayacağınız dili kullanarak kolayca akılda tutulur kıldık. Fakat öğüt alan var mı? Kur’an’dan size okunan ayetlerimiz size sizi anlatır. Size hayatınızın gerçeklerini anlatır. Öğüt alıp yasalarımıza uymazsanız yok olursunuz.
İlgili ayetler
Ayet 33–35
3 ayetKamer 33
Kamer 34
Kamer 35
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ ٣٣ اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ نَجَّيْنَاهُمْ بِسَحَرٍۙ ٣٤ نِعْمَةً مِنْ عِنْدِنَاۜ كَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ شَكَرَ ٣٥
Mushaf
Okunuş
33Keẕẕebet ḳavmü lûṭim binnüẕür.
34İnnâ erselnâ ʿaleyhim ḥâṣiben illâ âle lûṭ. necceynâhüm biseḥar.
35Niʿmetem min ʿindinâ. keẕâlike neczî men şekera.
Türkçe Meal
33Lut’un kavmi de elçilerini yalancılıkla suçlayıp uyarılara kulak asmamıştı.
34Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Fakat Lut’un ailesini de bir seher vakti kurtarmıştık.
35Katımızdan bir nimet olarak. Şükredenleri biz işte böyle ödüllendiririz.
Açıklamalı meal
33Lut kavmi de yapılan bütün uyarıları ve kendilerine gönderilen Lût peygamberin davetini yalanladı ve kulak asmayıp göz ardı etti. Lût kavmi de sapkınlıkta zirve yapmıştı. Evleri basıp, erkek misafirlere tecavüz edecek kadar haddi aşanlar ve bunlara da seyirci kalanlar vardı.
34Biz de bir seher vakti üzerlerine taşlar yağan belalı bir fırtına bir kasırga göndererek onları yerle bir ettik. Hepsi helâk olurken, hanımı hariç olmak üzere Sadece Lut ailesini ve daveti kabul eden az sayıda mü’mini kurtardık. Yalanlayanları bir bela fırtınası ile seher vaktinde yerle bir ettik. [Bugünkü terörist İsrail’in işgal ettiği topraklarda yaşayan, gemicilik ve inşaatlarda kullanılan asfalt, (kara sakız ve katran) madeni ile zengin olup şımaran ve Böylece eşcinsellik sapkınlığına bulaşan Lut kavmi, volkan patlamasıyla oluşan lav parçalarının başlarına yağdırılması, korkunç bir depremle yurtlarının alt üst olması ve şiddetli kasırgalarla savrulmaları sonucu yerin dibine batırılmışlardı.]
35Tarafımızdan bir nimet olarak Lut ailesini ve daveti kabul edenleri şehirden çıkararak kurtarmıştık. İşte şükredeni böyle mükafatlandırırız.
Ayet 36
1 ayetKamer 36
وَلَقَدْ اَنْذَرَهُمْ بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ ٣٦
Mushaf
Okunuş
36Veleḳad enẕerahüm baṭşetenâ fetemârav binnüẕür.
Türkçe Meal
36Lut, bizim şiddetli bir şekilde cezalandıracağımız hususunda onları uyarmıştı. Ama onlar, uyarıları şüphe ile karşıladılar ve dikkate almadılar.
Açıklamalı meal
36O kavmi helâk etmeden önce, yaşanan olaylara bir bakın: Andolsun ki azabımız gelmeden önce Lut, elinden geleni sonuna kadar yaptı. Onları defalarca, bizim şiddetli azabımıza ve kahrımıza karşı yaratılış sebepleri olan ilâhî nizam ve ahlak ile yaşamaya davet edip uyarmıştı. Allah’ın azabından ancak bu şekilde korunabileceklerini bildirmişti. Ama onlar uyarıları ve Peygamberin sözlerini ciddiye almayarak kuşkuyla karşılayıp yalanladılar ve direttiler.
İlgili ayetler
Ayet 37–39
3 ayetKamer 37
Kamer 38
Kamer 39
وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَنْ ضَيْفِه۪ فَطَمَسْنَٓا اَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ٣٧ وَلَقَدْ صَبَّحَهُمْ بُكْرَةً عَذَابٌ مُسْتَقِرٌّۚ ٣٨ فَذُوقُوا عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ٣٩
Mushaf
Okunuş
37Veleḳad râvedûhü ʿan ḍayfihî feṭamesnâ aʿyünehüm feẕûḳû ʿaẕâbî venüẕür.
38Veleḳad ṣabbeḥahüm bükraten ʿaẕâbüm müsteḳirr.
39Feẕûḳû ʿaẕâbî venüẕür.
Türkçe Meal
37Üstelik onlar, Lut’un misafirleriyle ilişkiye girmek için ona baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini kör ettik/idrak ve bilinçlerini kapattık. Madem öyle tadın bakalım benim azabım ve uyarılarım neymiş!
38Bir gün sabah erkenden önlenemez bir azap tepelerine çöküverdi.
39– Tadın bakalım benim azabımı ve tehdidim nasılmış!
Açıklamalı meal
37Bir gün yakışıklı birer delikanlı suretinde görünen azap meleklerini Lût’a misafir olarak gönderdik. Andolsun ki Peygamberleri olan Lût’un uyarı ve davetini dikkate almayan bu azgınlar onun konuklarına musallat olup tecavüze kalkıştılar. Fuhuş yapmak ve sapık cinsel arzularını tatmin etmek için Lût’tan misafirleri kendilerine teslim etmesini istediler. Biz de bu gözü dönmüş, sınır tanımazların gözlerini silme kör ettik. "Şimdi uyarılardan ders almadınız. Artık tadın azabımı ve uyarılarımı dedik."
38Andolsun ki, bir sabah erkenden bu aklını kullanmaz kavmi, Lût Gölü civarında etkileri kalıcı bir azapla yakaladık ve helak ettik. Böylece uyarı ve davetin öneminin ne olduğunu gördüler.
39İşte öncekine göre çok ağır olan ve başlarına taşlar yağdıran kasırga musibetiyle bir kere daha onlara tadın azabımı ve uyarılarımı dinlememenin cezasını şimdi görün bakalım. [Lut kavminden eşcinselliğe bulaşan 38 kişiydi. Ama 80 bin kişi, neme lazım deyip bu rezalete ve buna izin veren sisteme karşı çıkmadıklarından hepsi helâk edildi.]
İlgili ayetler
Ayet 40
1 ayetKamer 40
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ۟ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40Veleḳad yesserne-lḳurʾâne liẕẕikri fehel mim müddekir.
Türkçe Meal
40Andolsun ki biz bu Kuran’ı öğüt ve ibret olsun diye kolaylaştırdık. Hani var mı anlayıp öğüt ve ibret alan?
Açıklamalı meal
40Andolsun ki, Biz bu ibretlik kıssalarla Kur’an’ı anlayıp öğüt alınması ve akılda tutulup iyice anlaşılması için halkın anlayacağı dili kullanarak kolaylaştırdık. Öyleyse ibret almak isteyenler bunları düşünsün. Fakat öğüt alan var mı?
İlgili ayetler
Ayet 41–42
2 ayetKamer 41
Kamer 42
وَلَقَدْ جَٓاءَ اٰلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُۚ ٤١ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كُلِّهَا فَاَخَذْنَاهُمْ اَخْذَ عَز۪يزٍ مُقْتَدِرٍ ٤٢
Mushaf
Okunuş
41Veleḳad câe âle firʿavne-nnüẕür.
42Keẕẕebû biâyâtinâ küllihâ feeḫaẕnâhüm aḫẕe ʿazîzim muḳtedir.
Türkçe Meal
41Vaktiyle Firavun hanedanına da uyarıcılar gelmişti.
42Fakat onlar tüm ayetlerimizi/mucizelerimizi yalanladılar. Biz de onları gücümüz ve kudretimize yakışır bir şekilde cezalandırdık.
Açıklamalı meal
41Andolsun ki, Firavun ve halkına da Peygamberleri tarafından merkezinde Allah olan bir hayatı yaşamaya davet eden uyarılar gelmişti.
42Onlar da iktidarlarına güçlü ordularına güvenerek, peygamberlerinin Allah adına yaptığı çağrıyı ve Mûsâ Peygamber eliyle gösterilen ayetlerimizi ve mucizelerimizi kabul etmeyip yalanladılar. Biz de onları her şeye gücü yeten mutlak otorite sahibi Allah’ın yüceliğine güç ve kudretine lâyık bir şekilde yakaladık ve hak ettikleri cezaya çarptırdık. İnsanı bir amaç için yaratan ve bunca nimetle donatan Allah’ın, yaratma amacına başkaldırıp karşı çıkmanın ne demek olduğunu onlar da gördüler. Andolsun ki karşımızda hiçbir iktidar, hiçbir güç duramaz. Kim ayetlerimizi iktidarlarına ve güçlerine güvenerek inkâr ederse, onları şiddetli bir şekilde cezalandırırız. İnkârcıların iktidarı ve gücü bize ulaşamaz.
Ayet 43–45
3 ayetKamer 43
Kamer 44
Kamer 45
اَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِنْ اُو۬لٰٓئِكُمْ اَمْ لَكُمْ بَرَٓاءَةٌ فِي الزُّبُرِۚ ٤٣ اَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَم۪يعٌ مُنْتَصِرٌ ٤٤ سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ ٤٥
Mushaf
Okunuş
43Eküffâruküm ḫayrum min ülâiküm em leküm berâetün fi-zzübür.
44Em yeḳûlûne naḥnü cemîʿum münteṣir.
45Seyühzemü-lcemʿu veyüvellûne-ddübüra.
Türkçe Meal
43Şimdi sizin bu kâfirleriniz, onlardan daha mı değerli? Yoksa silinmez sahifelerde size dokunulmayacağına dair bir beraat mı var?
44Yoksa onlar: “Biz, birbirine kenetlenmiş örgütlü ve sağlam bir gücüz, bizi kimse yenemez” mi diyorlar?
45Bil ki bu topluluk yakında hezimete uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar.
Açıklamalı meal
43Ey gerçeğe davetten yüz çevirenler! Şimdi bir düşünüp bu âyetlere muhatap olan müşriklere sorun bakalım. Sizin devrinizdeki kâfirleriniz yöneticileriniz ve süper güçleriniz o geçmişte helâk edilen inkârcılardan, daha mı güçlü ve daha mı hayırlıdırlar? Onlar cezalarını çekerken, siz kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz? Siz Allah’ın yanında bu kıssaları anlatılanlardan daha mı değerlisiniz. Yine sorun bakalım; “Neden bu kadar rahat davranıyorsunuz? Yoksa geçmiş kitaplarda sizin için kurtulacağınıza ve başıboş bırakılacağınıza dair bir teminat mı var? Sizin dokunulmazlığınızı bildiren bir belgeniz mi var?
44Yoksa "Biz Firavun gibi değiliz. Biz çağının süper gücü olan, diğer kavimlerle güçlerini birleştirip her konuda yardımlaşan ve yenilmez bir topluluğuz" mu diyorlar? Allah’a karşı tek vücut olmuş çok güçlü kimseleriz, bize hiçbir şey olmaz, kimsenin gücü yetmez diye mi düşünüyorsunuz?
45Ne derlerse desinler yakında haddini aşan o kibirli topluluk Bedir Savaşı’nda Allah yolunda çarpışan mücahitlerin karşısında bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar. Siz de önceki bütün müşrik ve kâfirler gibi Allah’ın azabından kaçacak yer bulamayacaksınız.
İlgili ayetler
Ayet 46–48
3 ayetKamer 46
Kamer 47
Kamer 48
بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهٰى وَاَمَرُّ ٤٦ اِنَّ الْمُجْرِم۪ينَ ف۪ي ضَلَالٍ وَسُعُرٍۢ ٤٧ يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلٰى وُجُوهِهِمْۜ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ ٤٨
Mushaf
Okunuş
46Beli-ssâʿatü mevʿidühüm vessâʿatü edhâ veemerr.
47İnne-lmücrimîne fî ḍalâliv vesüʿur.
48Yevme yüsḥabûne fi-nnâri ʿalâ vucûhihim. ẕûḳû messe seḳara.
Türkçe Meal
46Fakat onların asıl cezalandırılacakları gün o saat bu dünyanın sonunun geldiği gündür. O saat ne dehşetli ve ne korkunçtur! Bir bilseler.
47Şüphesiz suçlular sapkınlığa ve helake mahkûm olmuşlardır.
48O gün yüzükoyun cehenneme sürülecekler ve kendilerine “Şimdi tadın bakalım yakıp kavuran cehennemin ateşinin dokunuşunu” denilecek.
Açıklamalı meal
46Gerçek şu ki, onlara vaat edilen asıl azap kıyamet vaktidir. Kıyamet azabı ise dünyadaki bütün azapların toplamından daha korkunç bir felakettir ve daha acıdır. O Gün onlar için korkunç ve dehşetli bir gün olacak. O gün gökyüzünde seyrettikleri ayı paramparça yaracağız. Onlar yarılmanın şiddetinden neye uğrayacaklarını bilemeyecekler.
47Şüphesiz her asırdaki günahkâr olan suçlular tam bir sapıklık şaşkınlık ve çılgınlık içindedirler. Çünkü kendi elleriyle kendilerini ateşe atıyorlar:
48Allah’ın koyduğu kanunları tanımayıp, kendileri kanunlar koyanlar O gün Allah’a başkaldırmış olmanın karşılığını ateşe yüz üstü sürüklenerek görecekler. " Haydi dünyada taptıklarınızın ve yaptıklarınızın bir sonucu olarak alevli Cehennemin dokunuşunu tadın denilecektir."
Ayet 49–50
2 ayetKamer 49
Kamer 50
اِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ ٤٩ وَمَٓا اَمْرُنَٓا اِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ ٥٠
Mushaf
Okunuş
49İnnâ külle şeyʾin ḫalaḳnâhü biḳader.
50Vemâ emrunâ illâ vâḥidetün kelemḥim bilbeṣar.
Türkçe Meal
49Şüphesiz biz her şeyi bir kader/ölçü ve düzen dâhilinde yarattık.
50Bizim yaratma emrimiz göz açıp kapamak gibi anlıktır.
Açıklamalı meal
49Doğrusu biz bu evrende her şeyi hassas bir ölçüyle, bir amaç için ve o amacın gerçekleşebileceği şartları ile birlikte kurallarını belirleyip, nizamlarını kurarak, bir düzene, bir yasaya göre yarattık. İndirdiğimiz ayetlerle, gönderdiğimiz peygamberlerle insan hayatı için razı olduğumuz ölçüleri ortaya koyduk. Kim yasamıza karşı çıkarsa karşılığını bulur. Onlar yasalarımızı çiğnediler. Böyle yaparak kurtulacaklarını mı sanıyorlar? Andolsun ki yasalarımızı çiğneyen her insanı, her toplumu mutlaka cezalandıracağız. Kim kendi yasalarını bizim yasalarımızdan üstün görüyorsa onu cehenneme atarız.
50Bütün bunlar; sonsuz kudret ve hikmetlerimizi göstermek ve nimetlerimizi tattırmak içindir. Bizim bu ölçülere uymayanlara verilecek ceza için buyruğumuz sadece bir tek sözden bir emirden ibarettir. Bir göz kırpmak gibidir. Olmasını istediğimizde ona sadece ol deriz ve o da göz açıp kapayıncaya kadar oluverir. Dediklerimizi yapmak çok basittir. Vereceğimiz tek bir emre bakar. Cezalandırmak için emrimiz gelince onlar anında yok olur. Makamları, mevkileri, şanları, şöhretleri, orduları, malları, mülkleri, adamları hiçbir şekilde yardım edemez. Akıl edip gerçeklerimizi anlasınlar diye insanlara süre veriyoruz. Yoksa onlar verdiğimiz süreye güvenerek cezadan kurtulduklarını mı sanıyorlar? Ne kadar az düşünüyorlar ve az akıl ediyorlar?
Ayet 51
1 ayetKamer 51
وَلَقَدْ اَهْلَكْنَٓا اَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ٥١
Mushaf
Okunuş
51Veleḳad ehleknâ eşyâʿaküm fehel mim müddekir.
Türkçe Meal
51Andolsun ki biz sizin benzeriniz nice toplulukları helak ettik. Hani var mı düşünüp ibret alan?
Açıklamalı meal
51Ey hayatı Allah merkezli yaşamaya davet ettiğimiz halde bundan yüz çevirenler ve bu ölçüleri yok sayarak yaşayanlar. Andolsun sizden önce, Nûh, Âd, Semûd, Lût kavimleri ve Firavun ailesi gibi sizin benzerlerinizi, nice güçlü ve zalim kavimleri, bu tutumları yüzünden bir tek emirle helak ettik. Fakat size bildirilmişken bu uyarılara kulak tıkayıp, onların başlarına gelenlerden dersler çıkarmayacak mısınız? Onların hepsi de güçlerine güvenerek yasalarımıza karşı çıkıyorlardı. Düşünüp de insanlık tarihinden ibret alan ve yol yakınken dönmeyi düşünen yok mu? Bu size bildirilmişken hâlâ uyarılara kulak tıkayıp, onların başlarına gelenlerden dersler çıkarmayacak mısınız?
İlgili ayetler
Ayet 52–53
2 ayetKamer 52
Kamer 53
وَكُلُّ شَيْءٍ فَعَلُوهُ فِي الزُّبُرِ ٥٢ وَكُلُّ صَغ۪يرٍ وَكَب۪يرٍ مُسْتَطَرٌ ٥٣
Mushaf
Okunuş
52Veküllü şeyʾin feʿalûhü fi-zzübür.
53Veküllü ṣagîriv vekebîrim müsteṭar.
Türkçe Meal
52Onların yaptıkları her şey korunaklı sayfalarda kayıt altına alınmıştır.
53Büyük olsun küçük olsun her şey satırlara yazılmıştır.
Açıklamalı meal
52Onların da sizin de dünya hayatınızda bütün fiilleriniz, işlediğiniz her şey küçük, büyük ne varsa hepsi amel defterlerinizde yazılıdır. Görevli meleklerin ilahi kameralarla çektikleri özel videolarda hepsi vardır. Hiçbir şey geçmişte kaybolup gitmez. Gün gelir hesabı sorulur.
53Öyle ki küçük, büyük ne varsa hepsi satır satır o deftere yazılmıştır ve âhirette karşınıza çıkarılacaktır. Yoksa şöyle mi zannediyorlar? Hesap günü aleyhimizdeki delilleri saklar yok ederiz. Araya şefaatçiler sokar lehimize karar aldırırız! Hayır! Asla! Huzurumuzdaki mahkemede böyle şeyler olmayacaktır. O gün neyi hak ediyorsanız onunla cezalandırılacaksınız. O gün yasalarımızla dalga geçenler, bu çağda Allah’ın yasaları geçmez, bizim çağdaş modern yasalarımız var diyerek meydan okuyanlar en şiddetli şekilde cezalandırılacaklardır. Yoksa siz Allah’ın yasalarını kendi yasalarınız gibi yazboz yasası mı zannettiniz?
Ayet 54–55
2 ayetKamer 54
Kamer 55
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍۙ ٥٤ ف۪ي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَل۪يكٍ مُقْتَدِرٍ ٥٥
Mushaf
Okunuş
54İnne-lmütteḳîne fî cennâtiv veneher.
55Fî maḳʿadi ṣidḳin ʿinde melîkim muḳtedir.
Türkçe Meal
54Allah’a karşı gelmekten sakınan muttakiler ise cennetlerde ve ırmakların kenarlarında olacaklar.
55Sonsuz kudret ve hükümranlık sahibi Allah’ın katında en değerli ve en şerefli konuklar olarak ağırlanacaklar.
Açıklamalı meal
54Şüphesiz Allah’ın razı olmadığı her şeyden sakınıp imtihanı kazanan takva sahipleri ve Allah’ın davetine iman ederek sorumluluklarını yerine getirmek için gayret edenlerin yeri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. Onlar sonsuz mutluluğa ulaşmışlardır.
55Çok güçlü, geniş mülk sahibi Allah’ın huzurunda en yüce makam olan doğruluk makamındadırlar. Allah’ın rızasını kazanma gibi en büyük ödülü almanın mutluluğunu yaşayacaklar. İnananlar her şeye hâkim, her şeye muktedir, güçlü bir hükümdar olan Rabbinizin katında doğruluk meclisindedirler. Onur ve mutluluk koltuklarında oturacaklardır.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Târık, sonra Sâd indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla